İmamoğlu, Adalar’da toplu taşıma için tahsis edilen elektrikli minibüslere yönelik tepkilerle ilgili dün gazetecilerin soruları üzerine bir açıklama yapmış, daha estetik bir aracın belirlenmesi için Ar-Ge çalışmalarının devam ettiğini belirtmişti. İmamoğlu, daha sonra da bir videolu mesaj yayınlayarak Adalar’da yaşayan vatandaşlara seslendi. Yasaların yolcu taşımacılığında yolcu güvenliği için M tipi aracı zorunlu kıldığını belirten İmamoğlu, şunları söyledi:
“Adalar korkunç bir akülü araç istilasına da maruz kaldı”
“Kıymetli Adalı hemşehrilerim, sevgili komşularım. Adaların yani Prens Adalarının bizim için ne kadar değerli olduğunu, geçtiğimiz beş yılda Adalar’a yaptığımız hizmetle gösterdiğimize inanıyorum. Bir Adalı ilçesini ne kadar seviyorsa emin olun biz de Adalar için aynı duyguları ve hassasiyeti paylaşıyoruz. Hiç bir zaman hiç bir koşulda hemşehrilerimle karşı karşıya gelmek istemem. Bir çok konuyu sizinle tartışır, sizinle konuşur ve paylaşırız. Burada da aslında karşı karşıya değiliz. Yasaların bize ancak bunu kullanabilirsin dediği araçları temin etme çabasının sonucundayız şu anda. Sizlerin Adalar’da üç yıldır olduğu gibi faaliyete devam etmesini istediğiniz diğer araçlarımız için ne yazık ki Karayolları Trafik Kanunu’na göre farklı sebeplerden dolayı ruhsatlandırma şansı yok. Yasa yolcu taşımacılığında yolcu güvenliği için M tipi denen aracı zorunlu kılıyor. Güvenlik sebepleri var, başka sebepler de var. Şu anda Adalar’da kullandığımız araçlar L tipi araçlar. Bu zamana kadar özel izinle çalışan araçlarımızın izin süresi de 30 Nisan 2024 itibariyle bitti. Mevcut L tipi Adabüslerin günübirlikçi vatandaşlarımızın talebini karşılayamadığından dolayı Adalar korkunç bir akülü araç istilasına da maruz kaldı. Akülü araçların izinsiz bir şekilde yolcu taşıması ve bunun bir sektör haline gelmesi, bu sürecin getirmiş olduğu diğer sorunlardan da birisidir. Bu bağlamda çözüm bulmalıyız.
“Daha cazip ve estetik araçların sahada olması mümkün olabilir”
Kuşkusuz Adalar’da biz de toplu taşımada ada ruhuna daha çok yakışan ve daha çok yansıtan araçlar olmasını isteriz. Bu konuda da çalışmaya devam ediyoruz. Süreci sürekli yenilenir bir biçimde takip ediyoruz ulusal ve uluslararası düzeyde. Daha cazip ve estetik araçların sahada olması mümkün olabilir. Şu anda yürürlükte olan mevzuat sadece bu tip araçları zorunlu kılıyor. Mevzuat ile ilgili İBB olarak bizim herhangi bir yaptırım uhdemiz bulunmuyor. Bu kapsamda bu süreç umarım iyi işleyecektir ve sonucunda Karayolları’nın yolcu taşımacılığı ile ilgili mevzuatında Adalar gibi özellikle yerler için de esnek farklı model araçların ruhsatlandırılmasına izin veren değişiklikler yapılır, biz de Adalarlı hemşehrilerimizle hatta birlikte tasarlayacağımız işbirliği halinde olabileceğimiz bir aracı sağlarız.
“Süreç takibimizdedir, sesinizi duyuyoruz”
Sizlerle işbirliği içinde olmaya devam edeceğiz. İstihramımız şu lütfen süreci teknik analiz ile algılamanızı ve bizim Adalar’da toplu taşıma konusunda hizmet verme mecburiyetimizin olduğunu ve bunu da şuanda bu araçlarla sağlama mecburiyetinde olduğumuzu bilmenizi istiyorum. Tepkileri de en sağlıklı şekilde dinlediğimi bilin. Onları da alıyorum ve bu konuda çalışmalarımız devam ediyor. Ama bir yandan özellikle yaş almış vatandaşlarımızın ve hafta sonu çok yoğun bir biçimde turistlerin ya da misafirlerin geldiği Adalar’da cenaze, hastane, mezarlık birçok yere giderken bu araçlara ihtiyaç duyulduğunu bilmenizi istiyorum. Süreç takibimizdedir sesinizi duyuyoruz, çözüm arayışımız devam etmektedir ama bugünün çözümüne de saygı duymanızı diliyorum”
]]>
Halit Özen, AA muhabirine, İstanbul’da olası bir depremde ulaşım alanında alınacak önlemler ve yapılması gerekenlere ilişkin değerlendirmede bulundu.
Deprem durumunda ulaşım hareketliliğinin, güvenlik amaçlı, tahliyeden kaynaklı acil yardım-kurtarma amaçlı ve son aşamada da hasarın tespiti-onarımı amaçlı altyapı hizmetlerinin verilmesine ilişkin yolculuklar şeklinde olduğunu anlatan Özen, bu yolculukların iyi yönetilebilmesi, depremin sosyal ve fiziksel etkisinin azaltılması amacıyla hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.
Yolların tıkanmaması için çözüm, toplu taşıma araçlarının kullanımı
Özen, deprem öncesi, deprem anı ve sonrası göz önüne alınarak trafik yönetim çalışmalarının 3 aşamada gerçekleştirilmesinin önemli olduğuna değinerek, şöyle konuştu:
“Deprem meydana geldiği andan itibaren deprem bölgesinde artık afet kanunları geçerli olacağından öncelikle afet kanunlarına ilişkin kişilerin bilgilendirilmesi lazım. Kişisel yolculuklarda yolların tıkanmaması için toplu taşıma araçlarının kullanılması gerekiyor. Bu kapsamda kamuya hizmet eden, mesela taksi sürücüleri, toplu taşıma sürücüleri, raylı sistemi kullananlar ve altyapı hizmetlerinde çalışan araçların sürücülerinin tamamına, deprem anında nasıl hareket etmeleri gerektiğine yönelik eğitimler verilmeli.”
Depremden sonra, 3 ila 7 gün boyunca tahmin edilmesi zor ve karmaşık bir trafik durumunun ortaya çıktığına dikkati çeken Özen, “Arama-kurtarma ve acil durum araçlarıyla, emniyeti sağlamakla görevli ekiplerin görev yerlerine erişimini hızlı bir şekilde gerçekleştirmek için trafik yönetiminin planlanması gerekmektedir. Bunu yaparken de ambulansların ilk çıkış noktasından afet alanına gidiş, afet alanından hastaneye gidiş ve aynı şekilde itfaiye araçları için bu güzergahların açık tutulmasına yönelik faaliyetlerin yapılması büyük önem arz ediyor.” dedi.
Ulaşım hareketliliğine ilişkin süreci, “iyileşme” ve “düzelme durumu” olarak tanımlayan ve bu süreçte artık insanların konutlarının etrafından uzaklaşarak daha güvenli alanlara gitmeye başlayacaklarını da aktaran Özen, toplanma alanlarının belirlenmesinden sonra da buralara ulaşımın nasıl gerçekleştirileceği ve bu noktadan tahliyelerin nasıl yapılacağının iyi incelenmesi gerektiğini dile getirdi.
Sahil yolu “Tsunami etkisiyle kullanılamayabilir”
Halit Özen, “Olası bir depremde İstanbul’da doğu-batı istikametinde, sahil yolu, D-100 karayolu, TEM Otoyolu ve Kuzey Marmara Otoyolu’ndan oluşan 4 koridordan en az ikisinin açık tutulması gerekiyor.” dedi.
Otoritelerce koridorların açık tutulmasını sağlayacak tedbirler üzerine çalışıldığını kaydeden Özen, en dikkat edilmesi gereken yolun sahil yolu olduğuna dikkati çekerek, “Çünkü denize çok yakın. Tsunami etkisinin ortaya çıkmasından dolayı deprem anında kullanılamayabileceği dikkate alınarak tasarımlarının yapılması önem arz ediyor.” diye konuştu.
Deprem anında, raylı sistem araçları gibi deniz yolu taşıtlarından da hizmet alamama durumunun söz konusu olabileceğine dikkati çeken Özen “Depremde en azından iki veya üç günlük bir süreç boyunca biz denizi kullanamayacağız. Bu süreçte denizi kullanmayacağımızı bilerek kendimizi buna göre tasarlamamız, ulaşım sistemini buna göre kullanmamız, yardımları da buna göre düzenlememiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
]]>Tepebaşı ilçesine Bahçelievler Mahallesi İstanbul Sokak üzerinde park halindeki araçlar geçtiğimiz günlerde, gece saatlerinde kimliği belirsiz bir şahıs veya şahıslarca çizildi. Sokaktaki bazı güvenlik kameralarına yansıyan olayda, kadraja giren kimliği belirsiz şahıs elindeki cisim ile araçları çizdiği görülüyor. Şahısın yürüyüşünden madde kullandığı ya da alkollü olduğu tahmin edildi. Sokak üzerinde 6 aracı çizen şahıs, her bir araca yaklaşık 60 bin liralık maddi hasar verdi. Durumdan mustarip olan vatandaşların arasında, aracı ikinci kez çizilenler de olduğu öğrenildi. Araçlarını bahse konu sokağa park etmekten korkan vatandaşlar durumu polis ekiplerine bildirdiklerini söylerken, konu hakkında çözüm bekliyor.
“60 bin lira değer kaybı oluşacak”
Aracı çizilen ve sokak üzerinde ikamet eden Halil İbrahim Naz konuyla ilgili, “Bir sabah vakti komşum beni aradı, aracında çizik var dedi. Hemen evden çıktım aracıma baktım, arabamın sağ tarafını çizmişler. Mahallemizdeki birçok aracı da çizdiklerini fark ettik. Bütün sokak boyunca olan güvenlik kameralarını inceledik, görüntüler çok net olmadığı için görüntüleri polise verdik. Cumartesi günü şikayetimizi oluşturduk, sonuçları bekliyoruz. Aracımızda çok büyük bir maddi hasar meydana geldi. Güvenlik kameralarında arabaları çizen kişi sarhoş veya madde kullanmış gibi gözüküyor. Sokağın başından gelerek, sokak boyunca arabaları çizip, tekmeliyor. Arkadaşımın söylediğine göre bu olay birkaç aydır böyle devam ediyor. Aracımın çizilen tarafı boyanacak olursa 50 bin 60 bin lira değer kaybı oluşacak. Zarar veren kişiyi bulunduğu zaman herhangi bir ceza alacak mı, zararımızı karşılayabilecek mi onu da bilmiyoruz? Muhtemelen psikolojik sorunları var; eşine de kızmış olabilir, bir madde etkisinde de olabilir ama bunlar başkalarının aracına zarar verecek bir sebep değildir. Bizim tespit ettiğimiz 5 araç var. Bu olayı kendi sosyal medya hesaplarımda paylaştım bana 3-4 kişiden geri dönüt aldım. Belki aracı çizilip de pek umursamayan onlarca kişi var. Muhtemelen kış ayı olduğu için de insanlar araçlarını yıkamayacak ve çiziği göremeyecekler, görseler bile muhtemelen başka bir yerde arabayı çizmişimdir diye düşünecekler” dedi.
“1 ay içerisinde mahallemizde 5 tane aracı çizdiler”
Aracı ikinci kez çizilen Osman Demirci ise aynı durumu yaşamaktan bezdiğini dile getirirken şöyle devam etti;
“Bir firmada yetkili olarak çalışıyorum, sabah saat 05.45 civarında bizim aracı çizdiklerini gördüm. Bu olayı 1 ay önce de yaşamıştım. 1 ay içerisinde mahallemizde 5 tane aracı çizdiler. Bir madde bağımlısı tarafından bu olayın devam ettiğini düşünüyorum. Sabahları 5-6 gibi gelip mahalledeki önüne gelen araçları çizip gidiyor. Önce sağ taraftaki benim aracımı çiziyor, sonra benim aracın karşısındaki 2 aracı daha çiziyor. Bekçilerin biraz daha mahallede gezerken bu olaylara önem vermesini istiyorum. Sabahları 5-6 saatleri arasında mahallemizde güvenlik açığı olduğunu düşünüyorum. Zarar vereni ben görsem de evimden çıkıp madde bağımlısı birisine nasıl bir müdahalede bulunabilirim onu da bilmiyorum, müdahale etmem açıkça zor. Araçları anahtarla çizmiş, 1 ay önceki olayda ise tornavida benzeri bir delici alet kullandığını düşünüyorum. En son çizdiği araçları anahtarla çizdiği görülüyor. Sabahları aracıma geldiğim zaman çizilmiş mi diye kontrol ediyorum, aracımı arka sokaklara park etmeye çalışıyorum. Bu mahalleye araç park etmekten korkuyorum.” – ESKİŞEHİR
]]>