BALIKESİR’in Erdek ilçesindeki Kyzikos Antik Kenti’nde, 2024 yılı kazı çalışmaları başladı. Kaymakam Abdullah Atakan Atasoy, “Kyzikos’taki Hadrianus Tapınağı’nı bir an önce gün yüzüne çıkarmalıyız. Kyzikos, sadece Hadrianus Tapınağı’ndan ibaret değil. Bölgede ayrıca nekropol, yani mezarlık da var. Bu mezarlık Genç Bizans döneminde yapılmış, Bizans döneminde yeniden düzenlenmiş. Bu mezarlığı da ortaya çıkaracağız. Daha sonra üzerini camla kapatıp, açık hava müzesi durumuna getireceğiz. Bölgede ayrıca bir amfitiyatro, bir de tiyatro var. Amfitiyatro, antik açıdan Türkiye’nin ilk 3 eseri arasında yer alıyor. Ayrıca tiyatroyu da açığa çıkarıp, hemen restorasyon çalışmalarını başlatmak istiyoru” dedi.
Erdek ilçesi Düzler mevkisindeki Kyzikos Antik Kenti’nde, 2 bin 500 yıllık tarihi gün yüzüne çıkarmak için gerçekleştirilen kazı çalışmaları törenle başladı. 2024 yılı kazısının fiilen başlaması nedeniyle Bandırma Ticaret Odası’nın ev sahipliğinde, Kyzikos Kazı Evi önünde düzenlenen törene ilçe kaymakamı Abdullah Atakan Atasoy, belediye başkanı Burhan Karışık, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Feyzullah Temurtaş, oda ve dernek başkanlarıyla siyasi parti temsilcileri katıldı. Kyzikos kazı ekibi başkanı, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ahmet Tercanlıoğlu’nun açılış konuşmasının ardından Kyzikos’un tarihçesi hakkında bilgi veren Erdek Belediye Başkanı Burhan Karışık, “Kyzikos, sadece Erdek için değil, Balıkesir ve çevre ilçeleri için de tarihi bir mirası barındırıyor. Kyzikos’un hak ettiği değeri bulması için elimizden gelen çabayı göstereceğiz. Belediye olarak antik kentin altyapısını ve yollarını yapacağız” dedi.
Kaymakam Abdullah Atakan Atasoy ise konuşmasında, kurumlar arasında iş birliği bulunmamasına ve koordinasyon eksikliğine dikkat çekerek, “Bugün, Kyzikos kazı çalışmaları ilk kez bir törenle başlıyor. Göreve başladığımda Erdek’in bir turizm master planı da olmadığını gördüm. Güney Marmara Kalkınma Ajansı’nın (GMKA) da katkılarıyla 15 Ağustos-30 Ağustos 2024 tarihleri arasında, Erdek’in Turizm Kalkınma Planı’nı hazırlayıp bitireceğiz. Erdek’in her yeri ayrı bir zenginlik ve hazine. İlçenin her unsurunda turizm var. Bunları değerlendireceğiz. Hazırlanacak bu master planı, Erdek turizmi için yol haritası olacak” ifadelerini kullandı.
GELECEĞE MİRAS PROJESİ
Kyzikos kazılarını, geleceğe miras projesi olarak gördüğünü belirten Atasoy, şunları söyledi:
“Kültür ve Turizm Bakanlığımız da kültür mirasımızın bir an önce gün ışığına çıkarılması için kazılara artık daha fazla ödenek ayırıyor. Buna Kyzikos kazıları da dahil. Bu kapsamda Kyzikos’taki Hadrianus Tapınağı’nı bir an önce gün yüzüne çıkarmalıyız. Kyzikos, sadece Hadrianus Tapınağı’ndan ibaret değil. Bölgede ayrıca nekropol, yani mezarlık da var. Bu mezarlık Genç Bizans döneminde yapılmış, Bizans döneminde yeniden düzenlenmiş. Bu mezarlığı da ortaya çıkaracağız. Daha sonra üzerini camla kapatıp, açık hava müzesi durumuna getireceğiz. Bölgede ayrıca bir amfitiyatro, bir de tiyatro var. Amfitiyatro, antik açıdan Türkiye’nin ilk 3 eseri arasında yer alıyor. Ayrıca tiyatroyu da açığa çıkarıp, hemen restorasyon çalışmalarını başlatmak istiyoruz. Bu tiyatro, 100 metre derinlikte olup, Helenistik dönemde yapılmış, ayrıca Roma döneminde de kullanılmış. Tiyatro, 15 bin seyirci kapasitesinde bulunuyor.”
‘LİMANLARI ORTAYA ÇIKARMAK İÇİN DALIŞLAR YAPILACAK’
Kyzikos Antik Kenti’nde, 1’i iç liman olmak üzere 3 liman olduğuna işaret eden Atasoy, “Antik yazar ve tarihçiler, Kyzikos’ta 200’den fazla geminin barındığı limanlar bulunduğunu belirtiyor. Bu limanları ortaya çıkarmak için bölgede 2’şer aylık periyotlarla dalışlar yapılacak. Kısacası Kyzikos’u sadece Hadrianus Tapınağı olarak görmemek gerekir. Çünkü o dönemlerde Kyzikos’un Erdek’ten 60 kat daha büyük olup, nüfusunun da Erdek’ten 60 kat fazla olduğu biliniyor” diye konuştu.
‘BÖLGEMİZDEKİ TARİHE KADIN ELİ DE DEĞECEK’
Nekropol kazı çalışmalarına, bölgede yaşayan 8 kadının da katılacağını söyleyen Atasoy, “Şimdilik 8 kadınla başlayıp, daha sonra bu sayıyı 12’ye çıkaracağız. Bu kadınlara asgari ücretin üzerinde ücret verilecek. Böylece iş imkanına kavuşacaklar. Yani bölgemizdeki tarihe kadın eli de değecek. Hadrianus Tapınağı ile tiyatro arasındaki 1,5 kilometrelik bölgeyi de antik gezi yolu olarak düzenleyeceğiz. Böylece vatandaşlar bölgenin tarihine gezerek ulaşacak. Kyzikos’ta önümüzdeki yıldan itibaren artık önemli eserlerin ortaya çıkacağını söyleyebilirim” dedi.
]]>Babası Abu El Vafa dört gündür kayıp olan çocuğu Muhammed’in cesedini Yukarı Mısır’da bulunan Asyıt şehrindeki bir tarım arazisinda buldu.
Polis cinayetle ilgili çocuğun akrabası olan üç erkek kardeşi gözaltına aldı.
Savcılığın paylaştığı açıklamaya göre, şüphelilerden ikisi, yasa dışı bir kazıda antik Mısır hazinelerine ulaşmak isteyen bir maden arayıcısına çocuğun ellerini satmak için cinayeti işlediklerini söylediler.
‘Yalnız başına oturup ağlıyorum’
BBC Arapça Servisi’ne konuşan Abu El Vafa, “Oğlum Muhammed’le tüm anılarımı hatırlıyorum. Ne zaman yalnız kalsam ağlıyorum ve bu duruma dayanamıyorum. Her gün işten dönmemi beklerdi” diye anlatıyor.
Baba El Vafa, oğlu Muhammed’e kötü bir şey olabileceğini düşünmediğini çünkü “köydeki herkesin onu çok iyi tanıdığını” söylüyor.
El Vafa, “Polis soruşturması sonrası, oğlumun kendi kuzenleri tarafından, onunla oyun oynayan, hatta kaybolduğunda benimle beraber onu arayan akrabalarım tarafından öldürüldüğünü öğrendiğimde beynimden vurulmuşa döndüm” diyor.
Sosyal medyada öfke
Cinayet Mısır’da sosyal medyada da büyük bir infial yarattı.
Birçok kişi caydırıcı olması için suçluların ağır şekilde cezalandırılması çağrısında bulundu.
Bazıları ise ebeveynleri, çocuklarının kimlerle vakit geçirdiğini takip ederek onları daha iyi korumaları yönünde uyardı.
Benzer suç vakaları
Mısır’da geçtiğimiz yıllarda başka benzer suçlar da işlendi.
Eylül 2021’de resmi gazetelerde, Yukarı Mısır’daki bir köyde genç bir adamın öldürüldüğü ve uzuvlarının kesildiğine ilişkin haberler yer aldı.
Yerel basındaki haberlere göre, genç adamın amcası, yengesi ve kuzenleri cinayeti işlediklerini itiraf ederek, gencin cansız bedenini, antik mezarlardan birinin açılması için bir ruha kurban ettiklerini söyledi.
2023’te de Gize’de bir kıza babasının gözü önünde tecavüz edildi ve suçlu adam Gize Suç Mahkemesi’ne sevk edildi. Şüpheli adam, evinin altındaki bir antik mezarı açmak için bir cin tarafından verilen emre itaat ettiğini öne sürdü.
Kızın babası tutuklandı ve hapishanede öldü. Şüpheli de bundan aylar sonra, hapis cezası verilmesinden birkaç gün önce öldü.
Sahte şeyhler ve hırs
Mısır’da antik hazineleri bulmak isteyenler tarafından insan hayatlarının feda edilmesi yaygın bir suç.
Mezarların, büyüleri bozmak için orada olan “şeyhlerin” önünde açılması gerektiğine dair bir inanış var.
Şeyh olduğunu iddia eden bu insanlar, antik mezarın koruyucusu olan ruhu çağırdıklarını öne sürüyorlar. Bunun karşılığında yüklü miktarda para ve kan feda edilmesini istiyorlar. Çoğu zaman bu bir hayvanın kanı oluyor ancak bazı “şeyhler” insan kanının, hatta “çocuk” kanının gerektiğini iddia ediyor.
‘Mısır uygarlıklarında bir karşılığı yok’
Antik Mısır uygarlıkları üzerine çalışan Kahire Üniversitesi’nden arkeoloji profesörü Dr. Ahmed Badran, bu suçların daha çok Yukarı Mısır’da, tarihi eser bularak hızlı yoldan zengin olmayı hayal edenler tarafından işlendiğini söylüyor.
Badran, “dolandırıcı şeyhler” adını verdiği bu kişilerin, evlerinin altında hazine ya da mezar olduğuna ikna ettiği bazı insanlara, muhafız ruh ya da “cinin” ancak insan kanı karşılığında mezarın kapısını açacağını söylediğini belirtiyor.
“Antik Mısırlılar hırsızlardan korumak için içinde hazine olan mezarları saklarlardı, ancak bu mezarları korumak için cin ya da ruhlardan yararlandıkları doğru değil” diyen Badran, tüm bilimsel ve arkeolojik kazıların “kan dökülmeden ve kurban verilmeden” gerçekleştirildiğini vurguluyor.
Badran, halk arasında farkındalığın yükseltilmesi, daha katı cezalar getirilmesi ve sahte şeyhlerle mücadele edilmesi; medyanın da bu konuyu öne çıkarması çağrısında bulunuyor.
Yasalar ne diyor?
Mısır’da tarihi yapıt ve eserler yasalarla korunuyor.
Anayasa’nın 49. maddesinde, “devletin antik eserleri koruma ve muhafaza etme, bunların alanlarını gözetme, bakım ve onarımını yapma, el konulanları geri alma, kazılarını düzenleme ve denetleme” sorumluluğu olduğu belirtiliyor.
Mısır Ceza Kanunu’nun 42. maddesiyse; “Devlet mülkiyetinde olan herhangi bir eseri çalan, saklayan veya bu tür eserlerin kaçırılmasına yardım eden kişilere” 5-7 yıl arası hapis cezası, 3 bin ila 50 bin sterlin para cezası verileceğini öngörüyor.
Bazı hukukçular, yasa dışı arkeolojik kazılarla ilgili suçlar için özellikle cinayet vakalarında cezanın artık yeterli olmadığını düşünüyor.
Öte yandan Mısır yargısı bazı vakalarda Ceza Kanunu’nun diğer maddelerini uygulayarak daha ağır cezalar da vermişti.
]]>ESMA TURAN
(MUĞLA)- Muğla’nın Bodrum ilçesi Cennet Koyu’nda Cengiz İnşaat’ın otel projesine tepkiler sürerken; bu kez de Hattat Bodrum Turizm ve Ticaret Anonim Şirketi tarafından aynı bölgede Turizm Konaklama Tesisi projesi için ÇED süreci başlatıldı. CHP Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Remzi Kazmaz, “Bu projeler Ankara’dan adrese teslim projeler. Yerel yönetimlerin eli kolu bağlanarak merkezden yapılan projeler ile Bodrum’un antik kent özelliği tamamen kaybolup, tamamen kentleşme sürecini hızlı bir şekilde antik özellik kaybolacak. Ama asıl önemli olan halkın katılım süreci burada işlemiyor” dedi.
Bodrum’un Gölköy Mahallesi’ndeki Cennet Koyu’nda bulunan Gökburun Yarımadası’nda Cengiz Holding’in tepki çeken turistik tesisi için ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verilmesinin ardından ardından yine Cennet Koyu’nda Hattat Holding’in de “Turizm Konaklama Tesisi” projesi için ÇED süreci başlatıldı.
PROJE, ARKEOLOJİK VE DOĞAL SİT ALANINDA
Hattat Holding’in “Turizm Konaklama Tesisi” projesinin ÇED dosyasında yer alan bilgilerine göre; Göl Mahallesi, Gökburun Mevkii, 107 ada, 45 ve 46 parsellerde toplam 56 bin 549,73 metrekare üzerine kurulması planlanıyor. İlgili parsel 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi’nde kalıyor. Söz konusu proje alanı parseli, imar planlarına göre turizm tesis alanı. Proje alanı 3. Derece Arkeolojik Sit ve 2. Derece Doğal Sit alanında kalıyor. Orman Kanunu uyarınca orman alanı sayılan yerler, proje alanı yakın çevresinde bulunuyor. Proje bedeli ise 720 milyon 621 bin 904 TL olarak görünüyor.
“ANKARA’DAN ADRESE TESLİM PROJELER”
Konuya ilişkin yazılı açıklama yapan CHP Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Avukat Remzi Kazmaz, Cennet Koyu’nda bu tür projelere onay verilmesinin kentin antik yapısının bozulmasına neden olduğunu belirtti. Kazmaz’ın açıklaması şöyle:
“Cengiz’den sonra Hattat da bu projelere eklendi. Bu projeler Ankara’dan adrese teslim projeler. Yerel yönetimlerin eli kolu bağlanarak merkezden yapılan projeler ile Bodrum’un antik kent özelliği tamamen kaybolup, tamamen kentleşme sürecini hızlı bir şekilde antik özellik kaybolacak ama asıl önemli olan halkın katılım süreci burada işlemiyor. Antik bir kentte ‘ÇED gerekli değildir’ kararlarının verilmesi için Bakanlık düzeyinde yapılması gerekirken, valilik düzeyinde ÇED gerekli değildir kararı veriliyor. Dünyaca ünlü bir koy ve antik kentte arkeolojik sit alanları ile beraber ÇED gerekli değildir kararının verilmesi baştan sona yasa dışıdır. En azından buraya bir arkeoloğun gelmesi, bilirkişilerin inceleme yapması gerekirken incelemeye tabi tutulmaksızın verilen bu raporlar ile beraber bu tarihi kentin bu tür dev projelere teslim edilmesi hukuka da vicdana da aykırıdır.
“RANTA DAYALI PROJELERE DE DAVA AÇACAĞIZ”
Bodrum’u korumak için yıllarca mücadele veren çevrecileri yerel yönetimleri hiçe sayarak böyle bir yağma politikayı merkezi yönetimin desteklemesi eleştirilecek bir durum. Biz yıllardır eleştiriyoruz, dava açıyoruz. Kazanılan davalarda bile uygulama noktasında Akbelen örneğinde olduğu gibi yerine getirilmiyor. Keyfi, ranta dayalı politikalar ile beraber bugüne kadar ÇED gerekli değildir raporu verilmesi verilenler hakkında biz geçmişte nasıl dava açtıysak yine sorumsuz şekilde sorunlu projelere karşı yasal tatbikatın başlatılacağını umuyorum. Cengiz İnşaat ile ilgili davamız devam ediyor. Diğer ranta dayalı projelere de dava açacağız.”
]]>Xinjiang’in tarihine yönelik türüne az rastlanır bir bakış açısı sunan gizemli Loulan, antik Çin’in batı ve orta bölgeleri arasındaki yakın ilişkilerin yanı sıra Çin medeniyetinin ortak kültürel kimliğine yönelik ipuçları veriyor.
İlgili çalışmaların daha fazla dikkat çekmesi ve derinleşmesiyle antik Loulan’ın kültürel ve tarihi değeri daha fazla ortaya çıkarılıp daha iyi anlaşılacak.
URUMQİ, 14 Nisan (Xinhua) — Dünyadaki en büyük tarihi gizemler arasında tüm dünyadaki arkeolog ve tarihçilerin gözlerini Çin’in kuzeybatısındaki hiçliğin ortasına çevirmelerine yol açan bir yer varsa orası efsanevi Loulan kentidir.
Günümüzde üç aşağı beş yukarı Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nin bulunduğu coğrafyada kurulan ve antik Çin’in batı bölgelerindeki birçok vaha devletinden biri olan Loulan, tarihteki önemini kaybetmeden ve kentleri sonsuz kuma gömülüp bulunamayacak hale gelmeden önce Han Hanedanlığı (M.Ö. 202-M.S. 220) dönemi civarında yüzlerce yıllık ihtişama tanıklık etti.
Kroraina diye de bilinen Loulan, İsveçli kaşif Sven Hedin, Taklamakan Çölü’nde kazara bu kentin yerini keşfedip tüm dünyada Loulan çalışmaları çılgınlığını başlatıncaya kadar, 20. yüzyılın başlarına dek karanlığa gömülü kaldı.
Xinjiang’ın tarihine yönelik türüne az rastlanır bir bakış açısı sunan gizemli Loulan, günümüzde binlerce yıllık harabelerden elde edilen daha fazla bulgu sayesinde, antik Çin’in batı ve orta bölgeleri arasındaki yakın ilişkilerin yanı sıra Çin medeniyetinin ortak kültürel kimliğine yönelik de ipuçları veriyor.
ENGİN ÇÖLDE ANTİK HARABELER
Loulan Harabeleri, şu an artık tamamen kurumuş olan Lop Nur gölünün yakınlarında Taklamakan Çölü’nün doğu ucuna dağılmış bir dizi arkeolojik sahadan oluşuyor. Bu harabelerin arasında en değerli olanı kuşkusuz antik Loulan kenti.
Doğu’nun Pompeii’si olarak anılan ve muhtemelen Loulan Krallığı’nın başkenti olan Loulan kenti, antik İpek Yolu’nun güney ve kuzey güzergahlarının kesişme noktasında yer alıyor.
Eskiden serpilip büyüyen bir kent olan Loulan artık Xinjiang’ın Ruoqiang ilçesinin kuzeydoğusunda sayısız kumul arasına gizlenmiş bir harabeler yığınından ibaret.
Yukarıdan bakıldığında büyük yerleşim yeri temel olarak yaklaşık 108.000 metrekarelik alanı kaplayan bir kare şeklinde. Kuzeydoğuda kentin en uzun yapısı olan yaklaşık 10,4 metre yükseklikteki harap durumdaki Budist stupası bulunuyor.
Ondan çok da uzak olmayan bir mesafede “üç odalı ev” yer alıyor. Hükümet dairesi olduğu düşünülen bu yapının kalıntılarında, ahşap yazmalar ve kağıt belgeler içeren bir gizli hazine bulundu.
ÇİN MEDENİYETİNİN AYRILMAZ PARÇASI
120 yılı aşkın bir süre önce keşfedilen Loulan o zamandan bu yana, ilgili kazı ve araştırmaların Xinjiang’ın tarihine daha fazla ışık tutmasıyla Çin’in hem içindeki hem de dışındaki kaşif, arkeolog ve tarihçileri büyüledi.
Loulan, İpek Yolu üzerindeki önemli konumu sayesinde, Doğu ile Batı arasında ekonomik ve kültürel alışverişlerin yapıldığı canlı bir merkez haline gelmişti. Burada yapılan kazılarda en yakın deniz kıyısından binlerce kilometre uzakta deniz kabukları ve mercanlardan yapılan egzotik süsler bulundu.
Burada keşfedilen zarif sırmalı ipek kumaşlar, antik Çin’in orta ve batı bölgeleri arasındaki yakın kültürel ve duygusal bağı ortaya koyuyor. Bu kumaşların çoğu, geleneksel Çince karakterlerle iyi niyet dilekleri ya da ejderha ve kaplan gibi uğur getirdiğine inanılan karakter desenleriyle işlenmiş.
ESKİ EFSANELER YENİDEN YARATILIYOR
Bu muazzam kültürel sembolü koruma amacıyla hem ulusal hem de yerel seviyelerdeki yetkili ve topluluklar birçok çalışma yürütüyor.
Erişilmesi güç bir yerde bulunan Loulan’ın tanıtımını daha iyi yapabilmek için Ruoqiang ilçesinde dünyadaki tek Loulan temalı müze olan Loulan Müzesi inşa edildi ve 2011’de resmen açıldı.
Antik Loulan tarzı yapının girişinde ziyaretçileri, 1980’de bulunan 3.800 yıllık bir mumya olan Loulan Güzeli’nin rölyefi karşılıyor.
Loulan Müzesi’nin küratörü Feng Jing, günümüzde müzenin koleksiyonunda mumyalar, ahşap eşyalar, bronz nesneler, çömlekler, nakış ve belgeler gibi 5.717 adet kültürel kalıntı bulunduğunu ve bu eserlerin altısının, birinci sınıf kültürel kalıntı olarak sınıflandırıldığını söyledi.
Çin Renmin Üniversitesi’nde profesör olan ve uzun süredir Loulan konusunda araştırmalar yürüten Meng Xianshi, “Loulan Harabeleri, Doğu’daki büyük ülkeyi anlamak için dünyaya önemli bir pencere açıyor” ifadelerini kullandı.
Meng, ilgili çalışmaların daha fazla dikkat çekmesi ve derinleşmesiyle antik Loulan’ın kültürel ve tarihi değerinin daha fazla ortaya çıkarılıp daha iyi anlaşılacağını sözlerine ekledi.
]]>ÇANAKKALE – Çanakkale’nin Kuzey Ege Denizi’nde her yıl 50 bine yakın yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği turizm merkezi Bozcaada ilçesinde antik kentin nekropolis alanında 2023 yılı sonunda yapılan kazı çalışmaları sırasında çok sayıda çocuk mezarı tespit edildi. Kazılar sırasında erken yaşta ölen çocukların hem küp mezar hem amfora mezar hem de taş örme mezarlarda ölü hediyeleriyle birlikte gömüldüğü belirlendi.
Tenedos antik kenti kazıları Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü destekleriyle Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turan Takaoğlu başkanlığında 12 kişilik bir ekiple yürütüldü. Kazı çalışmaları 2023 yılı sezonunda ilk önce Bozcaada Kalesi’nde, ardından da antik kentin Nekropolis alanında gerçekleştirildi. Nekropolis’te yapılan kazılarda özellikle çocuk gömülerine ilişkin yeni verilere ulaştı.
Kazısı yapılan çocuk mezarları arasında özellikle M.Ö. 6. yüzyıla ait bir pithos ya da küp mezar içine sonradan M.Ö. 4. Yüzyılda ikinci bir küp mezar yerleştirildiği örnek oldukça dikkat çekiciyor. Sonradan yapılan küp mezarın içine ölü hediyesi olarak altı adet pişmiş toprak heykelcik ve bir adet at ayağı biçimli bronz iğne yerleştirildiği belirlendi. Genel itibarıyla antik Yunan festivaller tanrısı Dionysos kültüyle ilişkilendirilebilecek bu heykelciklerden ikisi doğu kıyafetleri içinde Frig başlığı takmış iki adet dansçıyı, birisi telli müzik aleti lir çalan kadını, geriye kalan üçü de ayakta duran kadınları betimleniyor. Dansçı ve müzisyen betimli heykelciklerinin bir mezara yerleştirilmesi dönemin inanç özelliklerini yansıtır bir şekilde dans etme yoluyla kendinden geçerek tanrıya ulaşmanın ve bütünleşmenin arkeolojik bir göstergesi olarak görülüyor. Kazı buluntuları, Tenedos Kazısı ekibi üyesi Dr. Çilem Yavşan tarafından restorasyon ve konservasyon işlemlerine tabi tutuldu. Kazı sezonu ardından buluntular Troya Müzesi Müdürlüğüne teslim edildi.
Tenedos kazıların Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü desteğiyle gerçekleştirildiğini ifade eden Kazı Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Can Yıldırım, “2023 yılı içerisinde kazı çalışmalarımız Bozcaada Kalesi ve Antik Nekropolis Alanında yapıldığını belirterek, “Özellikle Nekropolis alanında gerçekleştirilen çalışmalarda daha önce arkeolojik literatür de pek bilinmeyen ve çocukların gömme alanı olarak sınırlanmış bir alan tespit edildi. Bu alanda tespit edilen mezarlardan Pithos mezar olarak tanımladığımız yapı pithos içinde pithos özelliği göstererek daha önce arkeolojik veriler de pek bilinmeyen bir verinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Buradaki genel gömme geleceği M.Ö. 6’ncı yüzyılda ilk gömme işleminin yapıldığı daha sonra da yaklaşık 200 yıllık bir zaman süreci sonrasında da yani M.Ö. 4’üncü yüzyılda yani Geç Klasik Dönemde ikinci bir gömme işleminin yapıldığını göstermektedir. İkinci gömme de tespit edilen ve 6 adet eserle temsil edilen mezar yansıtmış olduğu pişmiş toprak heykelcikler ve de bronzdan bir iğne ile dikkat çekmektedir. 2023 yılı içerisindeki kazı çalışmalarında elde edilen buluntular, Çanakkale’de Troya Müzesi Müdürlüğüne teslim edilmiştir” dedi.
2023 yılı içerisinde Tenedos Antik mezarlık alanın da gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda elde edilen pitos mezarı içinde pitos şeklinde tasarlanmış olan gömme geleneğinde pişmiş toprak heykelcikler ve de bronzdan bir iğne bulunduğunu da kaydeden Kazı Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Can Yıldırım, “Eserlerin genel özelliklerine baktığımız zaman giyiniş tarzları, tanrıça motifleri bu dönem içerisinde hakim olan inanç ve tanrıya ulaşmayla ilgili genç yaşta gömülmüş olan çocuklara duyulan saygının belirtisidir. Bu eserleri tarih açısından da değerlendirdiğimiz zaman eserlerin stilistik ve analojik özelikleri bu eserlerin yaklaşık olarak 2 bin 700 yıllık zaman süreci öncesinde imal edilip, genç yaşta ölen bir çocuğun mezarına konulduğunu göstermektedir. Eserlerden ilk gördüğümüz dansçı oklasma formu olarak adlandırılan eserlerden iki tanesi dikkat çekmektedir. Eserlerin üzerinde bulunan giysi tipleri, doğu daha çok firik kültürüyle ilgili ve de Dionysos yanı sıra Kybele kültüyle ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Bu özellikte, özellikle Tenedos Nekropolisinde M.Ö. 4’üncü yüzyılda bu dini ideolojinin hakim olduğunu bizlere net olarak göstermektedir. Eserlerin yansıtmış oldukları tipolojik özellikler Tenedos Nekropolisinin Geç Klasik Dönem erasında mevcut olan kültürel özelliklerini anlamada bizlere kayda değer veriler sunmaktadır” diye konuştu.
]]>ANTALYA’daki Trebenna Antik Kenti’nde dedektörle arama yapan define avcılarının mezarları kazdığı, antik yapılara zarar verdiği ortaya çıktı. Antalya Valiliği Kültür Varlıkları Birim Sorumlusu Cemil Karabayram, “Çerez gibi satıyorlar bu cihazları. Bunların ruhsata tabi olması lazım. Arkeolojiye sıkılmış bir kurşun bu” dedi.
Konyaaltı ilçesi sınırlarında bulunan ve tarihi M.S. 2’nci yüzyıla kadar uzanan Trebenna Antik Kenti, kaçak kazı yapan defineciler tarafından talan ediliyor. Kent merkezine yakın olmasına karşın, çok az bilinen antik kente gelen define avcıları, beraberinde getirdikleri dedektörlerle değerli metal arıyor. Antik kentin kapısı başta olmak üzere ayakta duran yapıların birçoğuna zarar veren bu kişiler, mezar başlarının bulunduğu alandaki 3 antik mezarı da kazdı. Bir mezarı 2 metre kadar kazan definecilerin altın ya da benzeri değerli metal bulup bulmadıkları bilinmiyor.
‘CİHAZ BİLİNENİN AKSİNE İŞE YARAMIYOR’
Bazı kişilerin antik kentlerde define aradığını, bunu da dedektörlerle yaptığını anlatan Antalya Valiliği Kültür Varlıkları Birim Sorumlusu Cemil Karabayram, cihazın bilinenin aksine işe yaramadığını söyledi. Bir pazarlama stratejisi olarak altına farklı tonda, gümüşe farklı tonda ses çıkarıp uyardığı yönündeki bilgilerin doğru olmadığını anlatan Karabayram, ” Likya’nın dağları, Pamfilya’nın dağları, hatta Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu’da birçok yeri tahrip ediyorlar. Bunu da dedektörle yapıyorlar. Aslında bu cihaz bir yalan, kabus” dedi.
‘SABAHA KARŞI VE GECE KAZIYORLAR’
Avrupa’da bu türden cihazların ruhsatsız satışının yasak olduğunu belirten Cemil Karabayram, “Bu dedektör satışlarının kısıtlanması lazım. Arkeolojik alanlar bir kabusa mahkum edildi. Devlet elinden geldiğince her yeri koruyor ama sabaha karşı ve gece kazıyorlar. Çerez gibi satıyorlar bu cihazı. Ruhsata tabi olması lazım. Arkeolojiye sıkılmış bir kurşun bu. İnternette her yerde var bu cihaz. Kişi silah ruhsatı aldığı gibi dedektör için de ruhsat alsın. Arkeolojiye sıkılan bu kurşunları temizlemek bizim görevimiz” diye konuştu.
‘TENEKE PARÇASINA DAHİ ÖTEN BİR CİHAZ’
Jeofizik Mühendisi İlyas Toklu da dedektörün çalışma mantığını anlattı. Bu türden cihazları satanların para kazandığını, alanların ise kazanç elde edemediğini söyleyen Toklu, “Altın, gümüş, bakır ayrımı yapabilecek kapasitede bir cihaz değildir. Altında farklı, gümüşte farklı, bakırda farklı sinyaller veriyor, diye pazarlanıyor. Böyle bir cihaz da yok zaten. Değerli metallerin elektrik geçirgenlik özelliği virgülden sonraki rakamlarla ifade edilecek kadar küçük farklılık gösterir” dedi.
Dedektörlerin aslında mayın tespiti için geliştirildiğini anlatan Toklu, “Yerin 30-50 santimetre altındaki mayını tespit etmek için geliştirilmiş cihazlar. Öyle metrelerce derindeki altını falan bulamaz. Kaz babam kaz, sonra kendini üzüyor. Ufak bir teneke parçasına bile öten bir cihaz. 30 santimetreye kadar hassasiyeti olan cihazlar” diye konuştu.
Diğer yandan internette dedektör satışı da açık şekilde yapılıyor. Üstelik herhangi bir belge de istenmiyor. 15 bin liradan başlayıp 200 bin liraya kadar fiyatlarla dikkati çeken dedektörlerin bazıları ise ‘Altın ve define avcıları için geliştirilen dedektör’ yazılarak pazarlanıyor.
]]>Ayvacık ilçe merkezinin 17 kilometre güneyindeki Behramkale köyünde yer alan Assos Antik Kenti, tarih boyunca Lidya, Pers, Pergamon¸ Roma egemenlikleri altında varlığını sürdürdükten sonra Orta Çağ’da terk edildi.
Aktif olduğu dönemlerde bölgesindeki tek büyük limana sahip olduğu için geçen gemiler sayesinde zengin olan kent, Amerikan Arkeoloji Enstitüsünün 1880-1883 yıllarında yaptığı kazılar sırasında Amerikalı genç mimar Francis Henry Bacon tarafından keşfedildi.
Felsefe tarihi bakımından da önemli olan, Aziz Pavlus tarafından ziyaret edilmesi nedeniyle Hristiyanlar tarafından kutsal kabul edilen kentte, Antik Çağ insanının günlük yaşamının bilinmeyenlerine yönelik araştırmalar devam ediyor.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurettin Arslan başkanlığındaki kazı heyeti, gün ışığına çıkardıkları eşyalarla Türkiye’nin en çok ziyaret edilen antik kentlerinden Assos’ta yaşamış insanların yemekleri nasıl pişirdikleri ve servis ettikleri, hangi hayvanları tükettikleri, hangi araç ve gereçleri kullandıkları gibi soruların yanıtlarını arıyor.
“Bothros” adı verilen çöplükte yapılan kazılarda, günlük eşyalara ait yüzlerce parçanın yanı sıra ham madde olarak nitelendirilen bazı malzemeler de ilk kez gün yüzüne çıkarılıyor.
Konservatörler, her biri yapbozu andıran eşyalara ait parçaları uzun uğraşlar sonunda bir araya getirerek antik yaşama ait malzemeleri bugüne ulaştırıyor.
“Her türlü çöpün atıldığı bir alan”
Prof. Dr. Nurettin Arslan, AA muhabirine, Assos Antik Kenti’ndeki çöplüğün “agora” olarak bilinen meydanın doğu kenarındaki Roma dönemine ait bir çeşme yapısının kenarındaki boşlukta yer aldığını söyledi.
Assos’ta yapılar inşa edilirken genelde kayalık bir bölge olduğu için ana kayanın kesilmesi gerektiğini belirten Arslan, “Roma dönemindeki çeşme yapılırken de ana kaya kesilmiş. Arada neme karşı önlem almak için yaklaşık yarım metre civarında boşluk bırakılmış. İki bu boşluklar çeşme faaliyetteyken hiçbir şekilde çöp atılmıyor fakat çeşme işlevini kaybettikten sonra bu boşluklar ya da alanlar, mekanlar, çevrede yaşayan insanların evlerinde açığa çıkan her türlü çöpün atıldığı bir alana dönüşüyor.” dedi.
Arslan, bu çöp alanlarının antik dönemde “bothros” olarak adlandırıldığı bilgisini verdi.
Assos’taki çeşmenin yanında bulunan boşluğun 2. yüzyıldan 6. yüzyıla kadar ev atıklarının atıldığı bir alan olarak kullanıldığını dile getiren Arslan, şöyle devam etti:
“Burada ele geçen her türlü parçanın dikkatli toplanması, istatistiğinin yapılması, gruplara ayrılıp tekrar birleşip birleşmediğine bakılması gerekiyor. Bu uzun soluklu çok zor bir iş. Biz burada bunu denemek istedik. Çünkü bizim amacımız sadece alanları, mekanları ortaya çıkarmak değil. Bu kentteki insanların evlerinde yemekleri nasıl pişirdikleri, nasıl servis yaptıkları, hangi tür hayvanları yedikleri ya da hangi aydınlatma araç ve gereçleri kullandıkları gibi soruların cevaplarını aramamız gerekiyor. Bu soruların cevapları da doğal olarak antik çöplükte yer almakta.”
Balık kemiklerinden üretilmiş aletler bulundu
Arslan, çöplükten çıkarılan eserler arasında Roma döneminde “sigillata” denilen kırmızı astarlı kapların, Afrika’da “terra sigillata” olarak bilinen ve üzerlerinde askılar, haçlar olan seramiklerin çoğunlukta olduğunu aktararak, domuz ve büyükbaş olmak üzere o dönem tüketilen hayvanlara ait kemiklere de ulaştıklarını belirtti.
Prof. Dr. Arslan, “İnsanların yazı yazmak için kullandıkları ya da merhemleri karıştırmak için ihtiyaç duydukları küçük kaşıklar, kalemler ele geçti. Bu her yerde bulunan bir bulgu ancak Assos’taki bu bulguyu önemli kılan, ‘stylus’ dediğimiz kalemler ya da küçük kaşıkların, balıkların sırtlarındaki yüzgeç kemiklerinden yapıldığını öğrendik. Bu bizim için önemli. Bugüne kadar bu tür aletlerin üretildiğini biliyoruz fakat bunlara ait ham maddeyi bulma şansımız yoktu ama bu çöplükte balık kemiklerinden üretilmiş olan aletlerin yanında henüz işlenmemiş olan ham maddeleri bir arada gördük. O yüzden hem arkeoloji hem de üretim teknikleri açısından oldukça önemli.” diye konuştu.
]]>