SMA hastalığı nedeniyle yaşamlarını tekerlekli sandalyede sürdüren 35 yaşındaki Fulya ve 32 yaşındaki Emre Vural kardeşlerin annesi Nihal Vural, Kovid-19’a yakalanan eşini 3 sene önce kaybetti.
Çiftin çocuklarını rahat gezdirebilmek amacıyla özel olarak dizayn ettirdikleri, içinde portatif rampa bulunan panelvan, Vural’ın eşinin ölümünün ardından bir sene evlerinin önünde durdu.
Nihal Vural, çocuklarını gezdirebilmek için geçen yıl ehliyet almaya karar verdi.
Girdiği sınavı kazanarak ehliyetini alan Vural, boccia sporuyla ilgilenen çocuklarını hafta içi antrenman yapmaları amacıyla Atakum Engelsiz Yaşam Merkezi ile gitmek istedikleri başka yerlere aracıyla götürme imkanına kavuştu.
Nihal Vural, AA muhabirine, eşini kaybettikten sonra bir yıl sosyal hayatlarının durduğunu, bunun üzerine harekete geçtiğini söyledi.
Daha önce hiç araç kullanmadığını belirten Vural, “Kontağı çevirmeyi bile bilmiyordum. Bir yıl önce ehliyet kursuna yazıldım, ehliyetimi aldım. Şimdi arabamı kullanıyorum. Çocuklarımı istedikleri yere getirebilmek, hayatımıza kaldığımız yerden devam etmek için çaba gösteriyorum. Onların sosyal hayatlarını sürdürmek için mücadele veriyorum.” dedi.
Vural, eskiden araç kullanma fobisi bulunduğunu ancak bunu yenerek ehliyetini aldığını vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Çocuklarım için yapmalıydım. Oğlum fanatik Trabzonsporlu, maçlara babasıyla gidiyordu. Ben bunu devam ettirmeliydim. Elimden ameliyat oldum, ehliyet derslerine ameliyatlıyken gittim. Evde çocuklarım bana çok yardımcı oldu. Televizyondan soruları açıyorlardı, benimle beraber çalışıyorlardı. Yani sınava girseler, bir seferde alacaklardı ehliyeti, o derece olmuştu. İki çocuğum da hastalandı. Direksiyon sınavında çocuklarımı hastaneye bıraktım ve sınavı geçtim. Defalarca çocuklarımı maça getirdim. İstedikleri her yere getiriyorum ve hayata güzel bakmaya çalışıyoruz.”
İnsanın isterse her şeyi başarabileceğine işaret eden Vural, “51 yaşında ehliyetimi aldım, çocuklarımı özgürlüğüne kavuşturmak için. Ehliyetimi aldıktan sonra hemen yollara düştük. Önce babanın kabristanına gittik. Onu ziyaret ettikten sonra Trabzon’a gittik. Oğlumun çok dostları var orada. Onları ziyaret ettikten sonra Of’a geçtik. Oradan tekrar Samsun’a döndük.” diye konuştu.
“Annem yol arkadaşımız, sporda asistanımız, dışarıda kankamız, evde annemiz”
Emre Vural ise engelliler için araç sahibi olmanın çok önemli olduğunu dile getirerek, “Çünkü özgürlüğünüz bir o kadar artıyor. Babam koronavirüs döneminde vefat ettikten sonra, evet bir aracımız vardı ama kullanabilecek biri yoktu. Bu sebeple annem 50 yaşından sonra ehliyet almaya karar verdi. Kaldı ki 50 yaşından önce ne araba sürmüşlüğü ne de kontak çevirmişliği var. Keza ciddi araba fobisi de vardı ama biz üçümüz bu zorlu yola çıktık.” ifadelerini kullandı.
Annesine ders çalıştırdıklarını anlatan Vural, şunları söyledi:
“Her zorlu yolun sonunda mutluluk ve güzellik var. Bizlere de Allah onu nasip etti. Hayatımız bundan sonra çok çok daha özgürleşti. Antrenmana, gezmeye, memleketimiz Trabzon’a veya birçok yere rahatlıkla gidebiliyoruz. Annem hem yol arkadaşımız, sporda asistanımız, dışarıda kankamız, evde annemiz.”
]]>“ANNEMİ, BABAM DÖVMEZSE AMCALARIM VE DEDEM DÖVERDİ”
Sevgisiz büyüyen babası tarafından şiddete maruz kaldıklarını söyleyen oyuncu şunları anlattı: “Babam alkolikti ve karısını döverdi. Annemin gözünün morluğunun biri biter diğeri başlardı. Babam dövmezse amcalarım ve dedem döverdi. Bütün gelinlere böyleydi. Dedem, babamı doldurup annemi dövdürür sonra ‘Oh Ayla Hanım bu sefer de seni dövdürdüm ya’ derdi. Benim babama hiçbir zaman kırgınlığım olmadı. Bir gün babam, amcamın gömleğini yıkamadığı için anneme bir tekme attı çenesi kaydı. Ev sahibimiz gelin annemin çenesini yerine oturttu.”
“5 YAŞINDAYKEN BABAM BİZİ BIÇAKLA KOVALADI”
“Babam ‘Sizin diliniz çok uzadı ben onu kesmez miyim?’ diyerek ben 5 yaşındayken bizi bıçakla kovaladı. Biz kaçarken babam tam bizi tutacakken köpek ona saldırınca biz anneannemin evine girerek kurtulduk. Sonra babam cam, çerçeve her yeri indirdi ve polisler geldi. Sonra biz birkaç gün sonra eve geri dönmek zorunda kaldık. Biz kız çocuğu okutulmazdı. 14-15 yaşında evlendirilir evden gönderilirdi. Babam sevgisiz büyütülmüş biri alkol aldığında başka almadığında bambaşka biriydi. Ben hep babamın tarafından bakarak onu anlamaya çalıştım.”

“OKUTULMADIĞIM İÇİN 12 YAŞINDA 13 GÜN AÇLIK GREVİ YAPTIM”
“12 yaşındayken açlık grevi yaptım ve ölmek üzereydim. Annem, babamın ayaklarına kapanmıştı. Benim boyum uzadı diye okuldan almışlardı, babam kitaplarımı yırtar ben de sabah onları birleştirir okumaya devam ederdim. Öğretmenlerim sayesinde ortaokulu bitirdim. Liseye geçtiğimde okutmadılar ve görücüler gelmeye başladı. 13 gün boyunca hiçbir şey yiyip içmedim. Ölmek üzereyken annemler beni hastaneye kaldırdı, ben doktora lütfen beni öldürme deyince o da şaşırdı. Çünkü ben yaşarken ölüyordum.
Doktor benim yaşadıklarımı duyunca yardım etmek istedi. Beni kucağına alarak babama teslim ederken ‘Alın bunu gömün yaşamaz’ dedi. Babam beni aldı ama annem feryat ediyordu. Ben babamın kalbinin titremesini duydum. Babam, ailesine karşı gelemediği için bana böyle davranıyordu. Babam eve geldiğimizde okumamı kabul etti ama ‘Benim yüzümü öne eğerseniz ikinizin de kafasını tıraş eder tımarhaneye atarım’ dedi.”
“7 YAŞINDAYKEN TACİZE UĞRADIM”
Tacize uğradın mı?” sorusu üzerine sözlerine devam eden Bilginel, “Küçük yaşta gördüğümüz şeyleri sevgi zannettiğimiz için ne yaşadığımızı bilmiyoruz. Bizim bir bakkalımız vardı Mehmet Amca tek başınaydı ben de yanına gittim. 7-8 yaşlarımdaydım. Bana ‘İstediğin şeyleri tezgahta al’ dedi ben de arkamı dönmüştüm. Arkamdan geçerken cinsel organını bana sürterek geçti. Ben onu hissettiğimde çok korktum ve toparlanıp kaçtım. Korktuğum için anneme söyleyemedim çünkü babam duysa adamı öldürüp katil olurdu. Daha sonra o dükkana hiç yalnız girmedim, kendimce böyle bir çözüm bulmuştum.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Sincan’ı ziyaret ettiği esnada 7. sınıf öğrencisiyle aralarında dikkat çeken diyalog yaşandı. Babacan’a dert yanan 7. Sınıf öğrencisi, “Bu dönemde geçim baya zor. Et, ekmek derken her şey uçmuş. Annemler küçüklükten beri bizden yardım istiyor. Arabamız ve evimiz olduğu için devlet bize yardım vermiyor. Biz duvarları, arabayı mı yiyeceğiz? Ne yiyeceğiz acaba? Ben bu yaşımda böyle bir iktidar yüzünden çalışmak zorunda mıyım? Sadece bu parti yüzünden benim hayatım mahvolmak zorunda mı” dedi.
Ali Babacan, 28 Şubat’ın yıl dönümü dolayısıyla Ankara’nın Sincan ilçesini ziyaret etti. Babacan, Sincan ziyareti esnasında 7. sınıf öğrencisiyle ekonomik sıkıntılara ilişkin konuştu. Öğrenci Babacan’a, şunları söyledi:
“BİZ DUVARLARI, ARABAYI MI YİYECEĞİZ? NE YİYECEĞİZ ACABA”
“Başkanım biz dört kardeşiz. Bu dönemde geçim baya zor. Et, ekmek derken her şey uçmuş. Benim istediğim, annemler küçüklükten beri bize yardım istiyor. Arabamız ve evimiz olduğu için devlet bize yardım vermiyor. Biz duvarları, arabayı mı yiyeceğiz? Ne yiyeceğiz acaba?”
Babacan, öğrenciye “Devletten yardım istiyorsunuz ama alamıyorsunuz öyle mi?” diye sordu. Öğrenci, Babacan’a “Benim babam da annem de çalışıyor, yetmiyor. Annem yıllarca yardım istiyor. Sürekli bizi ‘Yardım yapacağız’ diye yiyorlar” diye yanıt verdi.
Öğrenci, Babacan’a şunları anlattı:
“BU ÜLKEDE CİDDEN İYİ BİR EKONOMİ YOKTUR”
“Babam poşet satıyor, annem fabrikada çalışıyor. Hiçbir şey yetmiyor. ‘Onu, bunu yapacağız’ diyorlar ama önemli olan onu, bunu yapmak değil. Ben şu an gezemiyorsam, eğlenemiyorsam, ekmeğimi alamıyorsam, şu an ben bunu düşünüyorsam bu ülkede cidden iyi bir ekonomi yoktur. Benim istediğim düzgün başkanlık, düzgün bir ekonomi. Ben burada satış yapıyorum. Onun atadığı adamlar gelip beni kovuyorlar. Cezai işlem uyguluyor. Yetmiyor ki ben bunun satışına gidiyorum. Evde oturmak, ders çalışmak da var. Devletin adamından kendim korkuyorum. Devletin adamıyla konuşabilmek yerine devletin adamından korkuyorum, bana bir şey yapmasın diye. İstediğim adil, iyi bir başkanlık. 4 kardeşiz. Bir ablam var. Üniversite sınavına hazırlanıyor. Biz 7. sınıfız. Biz üçüzüz.”
Babacan ise öğrenciye şöyle yanıüt verdi: “Biz ülkemiz rahat etsin, sizin gibi gençlerimiz mutlu olsun diye çalışıyoruz. Şu anda Türkiye’nin en önemli sorunu, ülkemiz maalesef kötü yönetiliyor. Bu büyük ve güzel ülke, varlık içerisinde yokluk yaşıyor. Onun için çalışıyoruz. Ülkede bir değişiklik olsun, iktidar değişsin, başka bir gelecek olsun diye çalışıyoruz.”
Öğrenci, Babacan ile konuşmasına şöyle devam etti:
“BİZ YORULDUK”
“Biz yorulduk. Yıllarca annem, babam geçim savaşından… Okul sonrasında bileklik satıyoruz. Ben okuldan çıkınca acaba zabıta, sivil polis bir şeyi olacak mı, böyle bir olay yaşayacak mıyım diye düşünmek zorunda mıyım ben? Ben bu yaşımda böyle bir iktidar yüzünden çalışmak zorunda mıyım? Sadece bu parti yüzünden benim hayatım mahvolmak zorunda mı?”
Ali Babacan, öğrencinin bu sözlerine, “Ne desen haklısın. Arzu ettiğin daha rahat bir hayat için haklısın. Sen şu anda dersine odaklanmak gereken, yaşının gereğini yaşaman gereken bir çağdasın. Biz de zaten sizin gibi gençlerimiz için çalışıyoruz” diye yanıt verdi.
]]>Yüksek kar getirisi bulunan güvenilir bir fon olduğunu ve Fatih Terim gibi isimlerin de bu fona dahil olduğunu söyleyerek aralarında tanınmış futbolcular Arda Turan, Fernando Muslera, Emre Belözoğlu ve Selçuk İnan’ın da bulunduğu 21 kişiyi yaklaşık 25 milyon dolar ile 7 milyon 384 bin lira dolandırdığı iddia edilen Şube Müdürü Seçil Erzan’ın el konulan telefonuna ilişkin yeni bir bilirkişi raporu hazırlandı.
İnternette ‘Türkiye’ye suçlu iadesi olmayan ülkeler 2023’ araması yapmış
Seçil Erzan’dan ele geçirilen telefonda yer alan 117 bin 334 mesaj, fotoğraflar, videolar, notlar, ses kayıtlarının incelendiği 200 sayfalık bilirkişi raporunda, Erzan’ın internet üzerinden yaptığı aramalar da yer aldı. Erzan’ın 15 Mart 2023 ile 7 Nisan 2023 tarihleri arasında “Hangi ilaç öldürür”, “Türkiye’ye suçlu iadesi olmayan ülkeler 2023”, “İsviçre suçlu iadesi”, “Suçlu iade etmeyen ülkeler”, “İntihar çeşitleri”, “Fare zehri insanı kaç saatte öldürür”, “Nasıl intihar edilir”, “Kendini asma”, “Bad cat fare zehri insana zarar verir mi”, “Bilekleri kesmek” gibi aramalar yaptığı kaydedildi.
Hazırlanan raporda, telefon içerisinde yer alan dava ile alakalı olabileceği değerlendirilen bazı fotoğrafların silindiği, ayrıca silinen fotoğrafların ise geri getirildiği aktarıldı. Fotoğraflar incelemesinde, ajanda üzerinde “Atilla”, “Ali”, “Nur”, “Nazlı”, “Hoca”, “F. T.”, “Umut”, “Tanın”, “Merve”, “Hüseyin”, “Moci”, “Nuray”, “Enişte”, “Teyze”, “Deras”, “Süleyman”, “Erkan” gibi ibareler ve bu ibarelerin yanında da alınan-verilen paraların, bazen tarih ve notların yazdığı ifade edildi. Ayrıca Arda Turan, Ayhan Akman, Nazlı Can, Merve Özer Yılmaz ile yapılan mesajlaşmaların ekran görüntülerinin de telefonda yer aldığı aktarıldı.
“İyi kötü herkes bir şeyler kazandı, olanlar benim hayatıma oldu”
Raporda Seçil Erzan’ın ‘Nuri Bey’ diye kaydettiği kişiyle mesajlaşmalarına şu şekilde yer verildi:
“Seçil Erzan: Nuri anneme hiç kıyamıyorum ben, canım yavrum diye melek gibi gözümün içine bakıyor. Bozcaada’ya 300 bin dolar borç var çarşamba günü ödeyip orayı üzerine al, o pisliklere kalmasın anneme orda bakarsınız.
Nuri Bey: Kim o pislikler?
Seçil Erzan: Merve ile Tanın. Annemin vekaletini de elimden aldı, bana o vekaleti kötü bir şey için değil annemin normal işleri için almıştım. Annem elimi bırakmıyor hiç yavrum gel sarıl bana diyor gözümün içine bakıyor dayanamıyorum. Azıcık öpeyim diyor, konuşmaya çalışıyor. Kokluyor beni, dayanamıyorum ben, ben kötü bir şey yapmadım Nuri. İyi kötü herkes bir şeyler kazandı. Olanlar benim hayatıma oldu, ne bir yuvam oldu ne de bir ailem kaldı. Merve herkese ‘babası yaşadığı ilişkinin rezilliklerden kaçtı adaya, annesi ilişkisi yüzünden beyin kanaması geçirdi’ diyormuş. Şunların eline annemi sakın bırakma.
Nuri Bey: Her şeyi yüzüne, gözüne bulaştırdın, tek sorumlu sensin. Durduramadık seni.
Seçil Erzan: Bir damla canım kaldı savaşıyorum, didiniyorum ama beni bu bitiriyor, beni takip ettiriyor, her şeyimi kaydediyor, telefonlarımı, kocası ayrı o ayrı.
Nuri Bey: Seçil her şey düzelir yanlış bir şey yapma. Yapılan ne varsa cezasını çekersin, anneni düşün. Biraz üzüleceksin ama düzelmeyen bir şey yok hayatta, bu da geçecek inşallah, bırakma kendini.
Seçil Erzan: Çarem yok Nuri, herkes beni bir kaşık suda boğar. Çok ağır ve adice bir şey oldu, kendimi de mahvettim herkesi perişan ettim. İnsanlar benim yüzümden birikimlerini kaybetti, hayatlarını bitirdim. Kendimden nefret ediyorum, ölmek tek çarem.”
Öte yandan davanın sonraki duruşması 8 Mart’ta İstanbul 41.Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edecek. – İSTANBUL
]]>Bursa’nın Osmangazi ilçesi Sırameşeler Mahallesi Çatal Sokak’ta 24 Ocak 2023 tarihinde meydana gelen olayda, gece kulübünde solist olarak çalışan Nurcan İnan (41) evine gitmek için mekandan ayrıldı. Arkadaşı olduğu iddia edilen İzzet Akdeniz (47), İnan’ın yolunu evinin önünde kesti. Bir süre sokakta konuşan ikili arasında tartışma çıktı. Nurcan İnan’ın kızı Yağmur (19) da seslerin ardından evden dışarı çıktı. Bu sırada İzzet Akdeniz, belinden çıkardığı tabanca ile Nurcan İnan’a ateş etti. Başından vurulan talihsiz kadın kanlar içinde yere yığıldı. “Nurcan, öldüreceğim seni” diyerek bölgeden ayrılan Akdeniz’in 16 AV 585 plakalı otomobille kaçtığı tespit edildi. O anlar kameralar tarafından kaydedilirken, Çekirge Devlet Hastanesi’ne kaldırılan kadın hayatını kaybetti.
Tutuklanan İzzet Akdeniz hakkında Bursa 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talebiyle dava açıldı. Akdeniz, yargılama sürecinde yaptığı savunmasında ise Nurcan İnan’ın sevgilisi olduğunu ve aynı evde yaşadıklarını söyledi. Akdeniz, “O gün Nurcan bana akşam iş yemeği olduğunu söyleyip, ‘Beni gece al’ dedi. Gece çalıştığı mekana gittiğimde Nurcan ve kızı Yağmur bir erkekle birlikte alkol alıp eğleniyorlardı. Onları beklerken, yanıma gelen garson dışarı çıkmamı istedi. Ben de ayrıldım. Bir süre sonra iş yerinden çıkan Nurcan ve Yağmur, taksiyle eve gideceklerini söylediler. Öyle de yaptılar. Nurcan, çok alkol almıştı. Onun için çok endişelendim. Ben de otomobilimle kendilerini takip ettim. Evlerinin önünde tartışınca Nurcan ve Yağmur bana hakaretler yağdırdı. Tabancamı çıkarıp onları korkutmak için yere ateş ettim. Ardından Nurcan’a sarılarak onu sakinleştirmeye çalıştım. Nasıl oldu bilmiyorum bir anda patlayan silahımla onu istemeyerek vurmuştum. Yağmur, ‘Annemi vurdun’ diyerek bana bağırınca olayın farkına vardım. Ardından arabaya binerek uzaklaştım. 5 dakika sonra yeniden Nurcan’ın yanına döndüm ve ona ‘Seni çok seviyorum ölme’ diyerek yalvardım. Sonra da polise teslim oldum. Rahmetlinin ailesinden çok özür dilerim. Başsağlığı diliyorum. Pişmanım” diye kendini savundu.
Annesinin öldürüldüğü cinayetin etkisinden kurtulamadığını ifade eden Yağmur M. ise, “Olay günü annem beni telefonla arayıp, ‘Kızım bu akşam iş yemeğimiz var. Gel birlikte oluruz’ dedi. Onu kıramadım. İş yerine gittik. Birlikte yemek yiyip eğlendik. Çıkışta bizi rahatsız etmeye başlayan İzzet Akdeniz ile karşılaştık. Bizi otomobiliyle evine bırakmak istedi. Kabul etmeyip taksiye bindik. Bu sırada telefonla aradığı anneme hakaret etti. Evin önüne geldiğimizde bizi burada elindeki tabancayla bekliyordu. Yaşanacakları anladığım için annemin önüne geçip, silahı bırakması için kendisine yalvardım. Buna rağmen, ‘Şakam yok’ diye bağırıp yere ateş etti. Ardından annemin kafasına sıkıp öldürdü. O anı hiç unutmadım, unutmayacağım da. Olayın etkisindeyim” diye konuştu.
Kararını açıklayan mahkeme heyeti, suçunu sabit gördüğü Akdeniz’e ‘kadına karşı kasten öldürmek’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Sanığın pişmanlık duygularını söylemesi sebebiyle takdiri indirim uygulayan heyet, cezayı müebbet hapse çevirdi. Mahkeme ayrıca Akdeniz’e ‘ruhsatsız silah taşımak’ ve ‘tehdit’ suçlarından toplam 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezası verdi. – BURSA
]]>İZMİR’de yüzde 100 bursla okuyan üniversite öğrencisi Mehmet Ali Ağca (19) ve Rüya Aktım (19), geçen yıl ara tatil nedeniyle gittikleri memleketleri Hatay’da depreme yakalandı. Deprem korkusunu yaşayan ve evlerini kaybeden üniversiteli iki genç, İzmir’de birbirlerine destek olup acılarını hafifletmeye çalışıyor. Onların tek isteği tüm anılarına ev sahipliği yapan Hatay’a dönüp tekrar orada yaşamlarını sürdürebilmek.
Hatay’da tanışan ve arkadaşlıklarına devam eden Mehmet Ali Ağca ile Rüya Aktım, 2022 yılı Eylül ayında üniversiteyi burslu kazanıp, İzmir’e yerleşti. İzmir Ekonomi Üniversitesi İşletme Bölümü öğrencisi Mehmet Ali Ağca ve Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü öğrencisi Rüya Aktım, 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli, 11 ili etkileyen yıkıcı depremin ardından birbirlerine kenetlendi. O karanlık geceyi anlatan Mehmet Ali Ağca, depremden daha bir gün önce yürüdüğü sokakların dakikalar içinde yerle bir olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Sömestr tatilinde ailemin yanına gittim ve bir gün sonra depreme yakalandım. Depremden birkaç saat önce eve gelmiştim. Arkadaşlarımı özlemiş ve onlarla buluşmuştum. Sallantıyla uyandım. Hatay’da son aylarda zaten sık sık sallantılar oluyordu. Küçümseyip birazdan geçer, diye düşündüm. Ardından cam kırılması sesleri ve çığlıklar duydum. Üzerime gardırop devrildi. Yorganı üzerime çekip beklemeye başladım. Deprem durdu. Yanıma baktım duvarda çatlak vardı ve bina düz değildi. İlk katı yıkıldığı için biz çapraz şekilde duruyorduk. Annem ve kız kardeşimin yanına gittim. Şok içinde bana bakıyorlardı. Sıkıştığı için kapılar açılmıyordu. Ev yamuktu ama ben hala oturduğumuz ikinci kattan aşağı inebileceğimizi düşündüm. Sonra tekrar deprem başladı. Koltukların arasına girdik. ‘Dur artık’, diye bağırmaya başladım. Sonra balkonun camını kırdım ve balkondan dışarı atladık.”
‘YÜRÜDÜKÇE BÜTÜN BİNALARIN YERLE BİR OLDUĞUNU GÖRDÜK’
Depremin ardından karşılaştıklarının bir kıyamet senaryosunu andırdığını, o anlarda gerçeklik duygusunu kaybettiğini söyleyerek, “Dört sokağın tam ortasındaydık ve binalar devrildiği için yollar kapalıydı. Herkes bağırıyor ve birbirinden yardım bekliyordu. Sağanak yağmur yağıyordu. Atleti ve eşofmanıyla terlik bile giymeden kendini dışarıya atan bir kadın, yardım istiyordu. Binadan az önce çıktığımız için eve tekrar girmemiz mümkün değildi. Ama 15 dakika sonra eve girip annemin tansiyon ilaçlarını aldığımı hatırlıyorum. Kimleri kaybettik, kimler yaşıyor bilmiyorduk. Akrabalarımızdan, arkadaşlarımızdan haber alamıyorduk. Telefon çekmiyordu. Etrafta kanlar içinde bağıran insanlar vardı. Delirmiş ve aklını yitirmiş gibilerdi. Kimse bir şey yapamıyordu. Kaos ortamı vardı. Amcamla iletişim kurduk ve onların çiftlik evine gitmeye karar verdik. Annemlerle birlikte yürümeye başladık. İkinci annem sayılabilecek Fidan ablamın evinin önünden geçtik. Annem hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Çünkü yürüdükçe bütün binaların yerle bir olduğunu gördük. Daha bir gün önce arkadaşlarımla oturduğum kafenin önünden geçerken hepsinin toz bulutunun içinde kaldığını fark ettim. Enkazın altından yardım bekleyenler vardı. Üç katın arasında kalmış vücudunun yarısı enkaz altında, yarısı dışarda bir adamı kurtarmaya çalıştık. Bundan sonra ne olacak bilmiyordum. Evimiz yok, belki akrabalarımız yok henüz kimseden haber alamamıştık” dedi.
‘TÜM ARKADAŞLARIM HER TARAFA DAĞILDI’
Depremin dördüncü gününe kadar Hatay’da kaldığını daha sonra İzmir’e geldiğini anlatan Mehmet Ali Ağca, hayırseverlerin desteğiyle ailesinin de bir eve yerleştiğini belirtip, “Ben stajyer olarak çalışmaya başladım. Bir yandan çalışıp bir yandan okuluma devam ettim. Hazırlıkta okuyordum. Annem de bir süre iş aradı. Annem ve kız kardeşim buradaki hayata adapte olmaya çalıştı. Depresif bir dönem geçirdiler. İki hafta önce Hatay’daydım. Tek isteğim en kısa sürede Hatay’ın eski haline gelmesidir. Şu an Hatay’da anılarımı geçirdiğim sokak, cadde ya da doğum günümü kutladığım kafe bile kalmadı. Tüm arkadaşlarım her tarafa dağıldı. Ama hepimiz tekrar oraya dönmek ve Hatay’ın ayağa kalkmasını istiyoruz. Hayallerimden biri okulumu tamamladıktan sonra turizm sektörüne yönelip Hatay’da bir otel inşa etmek. En kısa sürede ailem de oraya yerleşmek istiyor” diye konuştu.
‘MOLOZLAR ÜZERİMİZE DÖKÜLÜYORDU’
Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü öğrencisi Rüya Aktım ise tatil için gittiği Antakya’da birçok plan yaparken yıkıcı bir depremle karşı karşıya kaldığını belirterek, “Mehmet Ali ile ‘Şuraya gideriz, şurada döner yeriz’ diye planlarımız vardı. O gece yatarken annem kapıyı açık bırakmamı istemişti. Seni çok özledim, gelip bakarım, dedi. Ama alışkanlığım yüzünden o gece kapattım kapıyı. 3’üncü kattaki evimizde sallantıyı hissedince geçer diye düşünmüştüm. İzmir’de de depremlere alışıktım. Soğukkanlıydım kalkıp annemlere bakmak istedim. Kapı zor açıldı. Eşikte beklemeye başladık. Apartmanımız eski olduğu için yıkılacağını düşündük. Aşağı inerken sarsıntılar devam etti. İnerken molozlar üzerimize dökülüyordu. Merdivenden kayarak inmeye başladık. 6 katlı apartmandan hepimiz aynı anda inmeye çalışıyorduk. İndiğimizde babam yoktu. Bacaklarım titriyordu herkese ‘baba’ diye sarılıyordum. Çok karanlık dolu yağıyor ve çok korkuyordum” diye konuştu.
‘KENDİMİ HİÇBİR YERE AİT HİSSETMİYORUM’
Bu yıl da ara tatilde Hatay’a gittiğini ancak doğup büyüdüğü yerlerin tanınmayacak halde olduğunu anlatan Aktım, şöyle devam etti:
“Kendimi hiçbir yere ait hissetmiyorum. Ama oraya gittiğimde mutluyum. Akrabalarımızın bir kısmı hala orada yaşıyor ama artık bu çok zor. Mehmet Ali ile tercih sürecinde puanımıza uygun olduğu için bu okulu seçmiştik. Birlikte buraya geldik. Deprem sürecinde birbirimize çok destek olduk. Okulumuz bir dönem hibrit olmuştu. Ben gelip onların öğrenci evinde kaldım. Ailem Denizli’ye taşınmıştı depremden sonra, şimdi hep beraber İzmir’deyiz.”
]]>BAYBURT – Bayburt’un Üzengili köyünde 31 yıl önce yaşanan çığ felaketinde hayatını kaybedenlerin anısına anma programı düzenlendi. Programda hayatını kaybeden 59 vatandaş dualarla yad edildi.
Üzengili Köyü Derneği tarafından düzenlenen anma programında, 18 Ocak 1993 yılında meydana gelen felakette hayatını kaybedenler mezarları başında anılarak, dualar edildi.
Yapılan duaların ardından konuşma yapan Bayburt Valisi Mustafa Eldivan, “31 yıl önce bugün, 59 vatandaşımız çığdan dolayı vefat etmişti. Hem onların sene-i devriyesinde onları anmak, hem dua etmek, hem de köydeki vatandaşlarımızla bir arada olmak için il protokolümüzle birlikte Üzengili köyündeyiz. 59 vatandaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum” dedi.
Böylesi doğal afetlerin yaşanmaması için alınabilecek önlemler için gayretle çalıştıklarını ifade eden Vali Eldivan, şunları kaydetti: “Ülkemiz coğrafyası gereği doğal afetlerle zaman zaman karşılaşıldığı durumlar meydana geliyor. Bu çığ felaketi de çok öngörülen bir durum değil. Yamaç ve patika olduğu zaman yağışın durumuna göre bu risk mevcut. Bundan sonra bu tür felaketlerin olmaması için, en azından insan gücüyle neler yapılabilir, onları değerlendiriyoruz. Bundan sonra köyümüzün yaz güzelliğinin, kışın da yaşanmasını temenni ediyorum.”
“Çığda anamı bulmak için seferber oldum”
31 yıl önce çığ felaketini yaşayan 48 yaşındaki İrfan Karaaslan, o anları duygulanarak anlattı. O zamanlar 17 yaşında olan Karaaslan, annesi Hatice Karaaslan’ı kurtarabilmek için seferber olduğunu ifade ederek, “93 yılında meydana gelen çığ felaketini birebir yaşamış biri olarak anlatmak istiyorum. Tarih 18 Ocak 1993, saat 07.48’di. Evde annemle ikimiz vardık, evimiz iki bölümdü bir bölümünde annem, diğerinde de ben vardım. Bir uyandım evin köşelerinin birbirine vurduğunu gördüm, çatının uçtuğunu gördüm. O telaşla uyanıp yan odada bulunan annemin yanına geçmek istediğimde kapının, duvarın olmadığını gördüm. Sadece benim uyuduğum oda kalmıştı, evin diğer bölümü komple gitmişti. Bir şekilde kendimi dışarı atabildim, gördüğüm manzara korkunçtu, köyün tamamen dümdüz olduğunu gördüm. 100 metre aşağıda caminin olduğu alanda Mustafa Çakır abimizi çıkarıyorlardı, 90 haneli köyde ancak onu görebildim. O telaş ile anamın derdine düştüm. Üzerimde elbise yok, pantolon yok, çorap yok hiçbir şey yalınayak anamı aramaya çalıştım, bulamadım. Herkes kendi telaşında, herkes ağlıyordu. Ağlama sesleri, inleme seslerinden başka bir şey duymuyordum” dedi.
“Yollar kapanmış, kar 3-4 metreyi bulmuştu”
Kar kütleleriyle kapanan yolların güçlükle açıldığını, o yolları aşarak köye gelen kurtarma ekiplerinin çalışmalarıyla annesinin hayata tutunduğunu kaydeden Karaaslan, “Yollar kapalı, kar 3-4 metreyi bulmuş kimse gelemiyor. Herkes kendi haliyle uğraşıyordu, ben annemi bulamamıştım. Annem odanın kapısının arasında sıkışmış, tahta kapının arkasında yaşam mücadelesi veriyormuş. Saat 16.00 sularında kurtarma ekipleri gelebildi, devletimizin her türlü kolluğu, birimi geldi. Evimizin olduğu yerden annemin sesini duyan ekipler annemi saplandığı yerden çıkardı, kurtardı. Şu an annem 82 yaşında, hayatına devam ediyor” ifadelerini kullandı.
“29 akrabamızı kaybettik”
59 vatandaşın hayatını kaybettiği felakette, 29 akrabasını yitiren Karaaslan, hayatını kaybedenlere rahmet dileyerek, “Akrabalarımızdan 29 kayıp verdik. Allah rahmet eylesin. Kendi çekirdek ailemizden kaybımız olmadı ama 29 yakınımız, akrabamız, 59 vatandaşımız, köylümüz hayatını yitirdi. Biz köy olarak bir bütünüz, bir aileyiz, hepsi bizim canımız, hepsi bizim ciğerimizdi. Bunun için hepsine ayrı ayrı üzüldük” şeklinde konuştu.
Programa, Bayburt Valisi Mustafa Eldivan, Belediye Başkanı Hükmü Pekmezci, AFAD İl Müdürü Adil Arslan, Kültür ve Turizm İl Müdürü Bekir Kurtoğlu, İl Genel Meclisi Başkanı Bülent Yardımcı, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Hayrettin Koçyiğit, Üzengili Köy Muhtarı İhsan Aktürk ve vatandaşlar katıldı.
]]>Üzengili Köyü Derneği tarafından düzenlenen anma programında, 18 Ocak 1993 yılında meydana gelen felakette hayatını kaybedenler mezarları başında anılarak, dualar edildi.
Yapılan duaların ardından konuşma yapan Bayburt Valisi Mustafa Eldivan, “31 yıl önce bugün, 59 vatandaşımız çığdan dolayı vefat etmişti. Hem onların sene-i devriyesinde onları anmak, hem dua etmek, hem de köydeki vatandaşlarımızla bir arada olmak için il protokolümüzle birlikte Üzengili köyündeyiz. 59 vatandaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum” dedi.
Böylesi doğal afetlerin yaşanmaması için alınabilecek önlemler için gayretle çalıştıklarını ifade eden Vali Eldivan, şunları kaydetti: “Ülkemiz coğrafyası gereği doğal afetlerle zaman zaman karşılaşıldığı durumlar meydana geliyor. Bu çığ felaketi de çok öngörülen bir durum değil. Yamaç ve patika olduğu zaman yağışın durumuna göre bu risk mevcut. Bundan sonra bu tür felaketlerin olmaması için, en azından insan gücüyle neler yapılabilir, onları değerlendiriyoruz. Bundan sonra köyümüzün yaz güzelliğinin, kışın da yaşanmasını temenni ediyorum.”
“Çığda anamı bulmak için seferber oldum”
31 yıl önce çığ felaketini yaşayan 48 yaşındaki İrfan Karaaslan, o anları duygulanarak anlattı. O zamanlar 17 yaşında olan Karaaslan, annesi Hatice Karaaslan’ı kurtarabilmek için seferber olduğunu ifade ederek, “93 yılında meydana gelen çığ felaketini birebir yaşamış biri olarak anlatmak istiyorum. Tarih 18 Ocak 1993, saat 07.48’di. Evde annemle ikimiz vardık, evimiz iki bölümdü bir bölümünde annem, diğerinde de ben vardım. Bir uyandım evin köşelerinin birbirine vurduğunu gördüm, çatının uçtuğunu gördüm. O telaşla uyanıp yan odada bulunan annemin yanına geçmek istediğimde kapının, duvarın olmadığını gördüm. Sadece benim uyuduğum oda kalmıştı, evin diğer bölümü komple gitmişti. Bir şekilde kendimi dışarı atabildim, gördüğüm manzara korkunçtu, köyün tamamen dümdüz olduğunu gördüm. 100 metre aşağıda caminin olduğu alanda Mustafa Çakır abimizi çıkarıyorlardı, 90 haneli köyde ancak onu görebildim. O telaş ile anamın derdine düştüm. Üzerimde elbise yok, pantolon yok, çorap yok hiçbir şey yalınayak anamı aramaya çalıştım, bulamadım. Herkes kendi telaşında, herkes ağlıyordu. Ağlama sesleri, inleme seslerinden başka bir şey duymuyordum” dedi.
“Yollar kapanmış, kar 3-4 metreyi bulmuştu”
Kar kütleleriyle kapanan yolların güçlükle açıldığını, o yolları aşarak köye gelen kurtarma ekiplerinin çalışmalarıyla annesinin hayata tutunduğunu kaydeden Karaaslan, “Yollar kapalı, kar 3-4 metreyi bulmuş kimse gelemiyor. Herkes kendi haliyle uğraşıyordu, ben annemi bulamamıştım. Annem odanın kapısının arasında sıkışmış, tahta kapının arkasında yaşam mücadelesi veriyormuş. Saat 16.00 sularında kurtarma ekipleri gelebildi, devletimizin her türlü kolluğu, birimi geldi. Evimizin olduğu yerden annemin sesini duyan ekipler annemi saplandığı yerden çıkardı, kurtardı. Şu an annem 82 yaşında, hayatına devam ediyor” ifadelerini kullandı.
“29 akrabamızı kaybettik”
59 vatandaşın hayatını kaybettiği felakette, 29 akrabasını yitiren Karaaslan, hayatını kaybedenlere rahmet dileyerek, “Akrabalarımızdan 29 kayıp verdik. Allah rahmet eylesin. Kendi çekirdek ailemizden kaybımız olmadı ama 29 yakınımız, akrabamız, 59 vatandaşımız, köylümüz hayatını yitirdi. Biz köy olarak bir bütünüz, bir aileyiz, hepsi bizim canımız, hepsi bizim ciğerimizdi. Bunun için hepsine ayrı ayrı üzüldük” şeklinde konuştu.
Programa, Bayburt Valisi Mustafa Eldivan, Belediye Başkanı Hükmü Pekmezci, AFAD İl Müdürü Adil Arslan, Kültür ve Turizm İl Müdürü Bekir Kurtoğlu, İl Genel Meclisi Başkanı Bülent Yardımcı, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Hayrettin Koçyiğit, Üzengili Köy Muhtarı İhsan Aktürk ve vatandaşlar katıldı. – BAYBURT
]]>