TBMM Genel Kurulu’nda genel görüşme önergesinin ön görüşmeleri sırasında AKP Grup Başkanvekili ve SivasMilletvekili Abdullah Güler şöyle konuştu:
“Arkadaşlar cahiller hakaret eder, bağırır çağırır. Ben kimseye hakaret etmiyorum, ben değerlendirme yapıyorum. Az önce dediler ya, ‘Anayasa Mahkemesi ‘yok hükmünde’ tespit diye bir karar vermiş’ dediler. Allah allah dedik, bir bakalım gerçekten öyle mi olmuş? Şerafettin Can Atalay ve diğer avukatlarının dilekçe talep konusunu okuyorum, lütfen dikkatlice dinleyin. ‘TBMM Genel Kurulu’nun 30 Ocak 2024 tarihli, 54’ncü birleşiminde Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi kararının okunması suretiyle Hatay Milletvekili Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesinin ‘yok hükmünde’ olduğunun tespitine, Anayasa Mahkemesi’nin başlangıç kısmıyla ilgili iptaline ve yürürlüğünün durdurulması talep edilmiştir.’ Tamam, talebi değerlendirdi AYM. Ne demiş, ‘Talebi değerlendirdim, milletvekilinin Şerafettin Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşmesinin ‘yok hükmünde’ olduğunun tespitine ve Anayasa’nın 85’nci maddesi uyarınca iptaline karar verilmesi talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına’, nerede tespit? ‘Senin talebini değerlendirmiyorum, geçmişte verdiğim kararları tekrar ediyorum’ diyor. Ne tespitinden bahsediyorsun? Bağırın arkadaşlar, bağırın. Peki, Anayasa Mahkemesi şu anki gündemle ilgili olarak da kendi kararında ne diyor, ‘TBMM Genel Kurulu’nun 2024 tarihli 54’ncü birleşiminde Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi karar yazısının Başkanlıkça okunmasının Genel Kurula bildirmesi işlemi ile ilgili oluşan fiile durum hakkında Anayasa Mahkemesi’nin karar vermesi mümkün değildir’ diyor.
Ya şunu açıkça söyleyin, gevelemeyin, AYM Türkiye’de yüksek yargı organı değildir, temyiz merciidir deyin. AYM süper temyiz merciidir.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TBMM Genel Kurulu’ndaki olağanüstü toplantıda, ön görüşmelerin tamamlanmasının ardından genel görüşme yapılıp yapılmayacağına ilişkin oylamaya geçildi.
Genel Kurul’da yapılan elektrorik oylama sonucunda genel görüşme açılması oyçokluğuyla reddedildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(ANKARA) – Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Can Atalay kararını görüşmek için toplanan TBMM Genel Kurulu’nda genel görüşme önergesinin ön görüşmeleri partilerin grup konuşmaları ile devam etti. CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, AYM Kararı ile 2014 yılında tahliye edilerek MHP Milletvekilliği yapılan Engin Alan örneği verdi. Günaydın, “O gün Devlet Bahçeli konuşmasında şunu söylüyor; ‘iyi ki Anayasa Mahkemesi vardır, iyi ki vicdanını satmayan hakimler görev başındadır. Başbakan Erdoğan henüz tahliyeleri sindirebilmiş değildir’. Şimdi soruyorum Sayın Bahçeli; o Anayasa Mahkemesi ile bu Anayasa Mahkemesi arasında ne fark var? Hangi anayasal düzlem değişti? Sadece isimler değişti bir de sizin iktidara yakınlığınız değişti” dedi.
TBMM Genel Kurulu’nda genel görüşme önergesinin öngörüşmelerinde CHP Grubu adına Grup Başkavekili Gökhan Günaydın konuştu. Günaydın konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Bugün hiç uygun olmayan şiddet görüntüleri ile karşı karşıya kaldık. Eğer bu durumu bir yada birkaç milletvekilinin tavrına bağlarsak çok büyük eksiklik yapmış oluruz. İki şeye bağlamamız lazım. Birincisi; 22 yıldır süren AKP iktidarının ülkeyi getirdiği anti demokratik düzen ve onun yansımaları, iki; bu Meclis’in 15 ay önce seçilmiş bir milletvekilinin hala Meclis’e gelemiyor olması. 600 milletvekilinden birisi seçildiği halde 15 aydır bu Meclis’te değil. Geçmişte Anayasa Mahkemesi’ni bu kararlarından dolayı alkışlayanlar şimdi ‘Anayasa Mahkemesi kapatılmalıdır’ diyor. Şu an yaşadığımız bir demokrasi krizidir.
“Erdoğan’ın memurunu gerekirse Erdoğan’ı yargılamak üzere atadınız”
Bir; AYM sizin deyiminizle ‘milli ve yerli olma sıfatını kaybetmiş’ bir yüksek yargı organı mıdır? Terör örgütlerinin savunucusu noktasına düşmüş müdür? AYM’ye tanınan bireysel başvuru hakkı sonrası verilen hak ihlali kararlarının doğuracağı sonuçlar nedir? İki; AYM’nin Meclis kararlarını denetleme yetkisi var mıdır yok mudur? Üç; erkler ayrılığı ilkesi yasamaya, yürütme, yargıya nasıl yansıyor ve Gazi Meclis bunun altında kaldı mı kalmadı mı? Darbeci anayasa diye her gün itham ettiğiniz bu anayasayı 2010’da ve 2017’de iki kere siz değiştirdiniz. Soruyorum; bu anayasa hala demokratik olmayan hükümler içeriyorsa bunca anayasa değişikliği yapmış bir iktidar olarak herhangi bir utanç duyuyor musunuz?
Anayasa Mahkemesi 15 üyededen oluşuyor. Bunların 12’sini cumhurbaşkanı, 3’ünü de Meclis seçiyor. An itibarıyla görev yapan 15 AYM üyesini kim seçmiş? Recep Tayyip Erdoğan seçip atamış. İki tanesini Abdullah Gül seçip atamış, 3’ünü de Meclis çoğunluğuyla siz seçmişsiniz. Abdullah Gül’ü kendinizden sayıp saymamanız sizin sorununuz. Siz bu kavganın hangi kararında yer alıyorsunuz buna karar verin. Siz AYM’ye en son yediği yemeğin faturasını saklayan Cumhurbaşkanı İdari İşler Başkanını atadınız. Yani Erdoğan’ın memurunu gerekirse Erdoğan’ı yargılamak üzere atadınız.
“Bu iki milletvekili geldi burada milletvekilliklerini yapmaya devam ettiler”
Acaba aynı hukuk düzeni içerisinde bu Meclis’te görev yapan başka milletvekili arkadaşlarımızın başına benzer konular geldi mi? Arkadaşlarımızın ikisi burada; Enis Berberoğlu, Ömer Faruk Gergerlioğlu. Engin Alan ise şimdi burada yok. Bu üç arkadaşımızın üçü de hapishane gördüler. Dosyalarında farklılıklar var ama şimdi benzerlikleri söyleyeceğim. AYM mahkumiyet kararı verdi sonra Yargıtay bu mahkumiyet kararını onadı. Mustafa Şentop ilk derece mahkemesi ve Yargıtay kararı onaması sonrasında bunları burada okuttu.Sonra bu iki arkadaşımızın avukatları AYM’ye başvurdular, hak ihlali kararı aldılar. Bu karar ilk derece mahkemesine döndü. İlk derece mahkemesi durdurdu, dosyayı Adalet Bakanlığına gönderdi. Adalet Bakanlığı Meclis’e gönderdi. ve mahkumiyet kararını okutan Mustafa Şentop bu kez de Anayasa Mahkemesi’nin kararı doğrultusunda ilk derece mahkemesinin yargılamayı durdurma, tahliye etme kararını Meclis’te ikinci kez okuttu. ve bu iki milletvekili geldi burada milletvekilliklerini yapmaya devam ettiler.
Engin Alan 2010 yılında Balyoz davasından tutuklandı. 2011’de MHP’den İstanbulMilletvekili adayı gösterildi ve seçildi. 2012 yılında 18 yıl ilk derece mahkemesinden ceza aldı. 2013 tarihinde Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu kararı onadı. Bunun üzerine sanık avukatları 2013’te AYM’ye gittiler. Balyoz tutuklularının tamamı için adil yargılama hakkının ihlali gerekçesiyle yeniden yargılanmayı talep ettiler. Bunun üzerine AYM 2014 tarihinde hak ihlali kararı verdi ve ondan bir gün sonra tahliye etti. Yargılamayı durdurdu. Arada 6 gün var. Engin Alan Meclis’e geldi ve yeminini etti. O gün Devlet Bahçeli konuşmasında şunu söylüyor; ‘iyi ki Anayasa Mahkemesi vardır, iyi ki vicadanını satmayan hakimler görev başındadır. Başbakan Erdoğan henüz tahliyeleri sindirebilmiş değildir’. Şimdi soruyorum sayın Bahçeli; o Anayasa Mahkemesi ile bu Anayasa Mahkemesi arasında ne fark var? Hangi anayasal düzlem değişti? Sadece isimler değişti bir de sizin iktidara yakınlığınız değişti.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber: DUYGU NİL ÖZER/ Kamera: AZİZ METİN TURAN
(ANKARA) – CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, Instagram’a erişim engeli getirilmesiyle ilgili, ” Türkiye’yi böylesine keyfi ve kişisel düşünceleriyle yöneten, hiçbir kurala bağlı olmaksızın yöneten bir anlayış var. Bu anlayış Türkiye’yi basın özgürlüğünde, haberleşme özgürlüğünde üçüncü lige düşürüyor. Bu şekilde internetin kapatılabildiği, girişlerin yasaklandığı 3- 4 ülke var yeryüzünde diktatörlükle yönetilen. Maalesef Türkiye’yi o konuma taşıdılar” dedi. Emir, Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay ile ilgili kararına ilişkin de “15 Ağustos’ta Meclis toplanacak ve biz orada da Can Atalay’ın o güne kadar görevine başlayacağı tahliye işleminin yapılmasını bekliyoruz” diye konuştu.
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Anayasa Mahkemesinin Can Atalay kararının bir an önce hukuka uygun bir şekilde uygulanması gerektiğini belirten Emir, Hamas lideri İsmail Haniye’nin ölümünün ardından Türkiye’de yas ilan edilmesinin de keyfi bir karar olduğunu, İdlib’de 36 şehit verildiğinde ya da Çorlu tren kazasında böyle bir yas ilan edilmediğini vurguladı.
“Basın ve haberleşme özgürlüğü yerlerde sürünmeye devam ediyor”
Instagram’a Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından erişim engeli getirilmesini değerlendiren Murat Emir, şunları söyledi:
“Instagram, dünyada milyarlarca insanın kullandığı son derece yaygın, önemli bir platform. Ticaret yapılıyor, bilgilendirme yapılıyor, haberleşme aracı olarak kullanılıyor. Dolayısıyla çok önemli bir alan. Bunu bir kişi, kendi paylaşımı yayınlanmadı diye kapatıyor. O kişi kim; Fahrettin Altun. Bu, Türkiye’nin geldiği yeri gösteriyor. Türkiye’yi böylesine keyfi ve kişisel düşünceleriyle yöneten, hiçbir kurala bağlı olmaksızın yöneten bir anlayış var. Bu anlayış Türkiye’yi basın özgürlüğünde, haberleşme özgürlüğünde üçüncü lige düşürüyor. Bu şekilde internetin kapatılabildiği, girişlerin yasaklandığı 3-4 ülke var yeryüzünde diktatörlükle yönetilen. Maalesef Türkiye’yi o konuma taşıdılar. İstemedikleri hiçbir şey duyulsun, bilinsin istemiyorlar. Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanlığı kararnamesini iptal ediyor, biz götürdük. Kararnamede olan şu; BTK’nın bu şekliyle özellikle dezenformasyona karşı mücadele edeceğim diye kapatma yetkisinin ölçüsüz olacağı kararı var. Tam da aynı güne denk geliyor, onu bile AYM’nin sitesine giriyorsunuz bulamıyorsunuz. Çok giriş varmış gecikme oluyormuş… Buna kim inanır? Burada bir anlayış var; duymasınlar, görmesinler, bilmesinler, haberleşemesinler. Maalesef Türkiye’de basın ve haberleşme özgürlüğü her geçen gün yerlerde sürünmeye devam ediyor.”
“Bu hukuksuzluğa bir an evvel son verilmek zorundadır”
Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Can Atalay kararıyla ilgili ise Murat Emir şu ifadeleri kullandı:
“Can Atalay kararı bizim Anayasa Mahkemesi’ne götürdüğümüz bir karar. Daha önce açıklanmıştı ama gerekçeli kararın açıklanması çok uzun sürdü. Özet olarak Anayasa Mahkemesi Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşmediğini çünkü milletvekilliğinin düşürülmesine yönelik tezkerenin okunmasının Anayasa’ya aykırı olduğunu söylüyor. Daha önce iki kez Can Atalay’ın hapiste tutulmasının da Anayasa’ya aykırı olduğunu söylediği gibi. Can Atalay fiilen cezaevinde tutuluyor dolayısıyla gelip yemin edemiyor ama kendisi milletvekilidir. Ama bu hukuksuzluğa bir an evvel son verilmek zorundadır. Burada mahkemelere görev düşüyor, Yargıtay’a görev düşüyor çünkü herkes yasama, yürütme, yargıya Anayasa Mahkemesi ile bağlıdır. Hepimiz Anayasa’ya uymak zorundayız. Anayasaya uymak üzere yemin ettik. Dolayısıyla bizim beklentimiz, olması gereken, Anayasa’ya saygılı bir ülkede, bir hukuk devletinde Can Atalay’ın biran evvel serbest bırakılması, gelip yeminini etmesi ve milletvekilliği görevini yapmasıdır. 15 Ağustos’ta Meclis toplanacak ve biz orada da Can Atalay’ın o güne kadar görevine başlayacağı tahliye işleminin yapılmasını bekliyoruz. İlgililerin Anayasa Mahkemesi kararına uyması şarttır.”
“Türkiye’de milli yasın neye göre yapıldığı hakkında bilgi yok”
Hamas lideri İsmail Haniye’nin ölümünün ardından Türkiye’de yas ilan edilmesinin keyfilik olduğunu ifade eden Emir, açıklamalarını şöyle tamamladı:
“Türkiye’de milli yasın neye göre yapıldığı, hangi ölçütlere göre ilan edildiğine dönük hiçbir bilgi yok. Tamamen Cumhurbaşkanının kendi duyguları kendi bilgisi kendi algılarıyla karar verdiği bir şey. Son derece keyfi bir durum. Çorlu tren kazasında 25 vatandaşımızı yitirdik, 300’ün üzerinde yaralı vardı. ‘Milli yas ilan edildin’ dedik, ila etmediler. Gara’da 13 askerimiz şehit edildiğinde milli yas ilan etmediler. İdlib’de 36 askerimiz şehit olduğunda milli yas ilan etmediler. Şimdi Haniye öldürüldüğünde milli yas ilan ediyorlar. Daha önce Suudi Arabistan kralı öldüğünde milli yas ilan etmişlerdi. Tamamen keyfi davranıyorlar. Bunun mutlaka bir kurala göre, ölçüte göre olması gerekiyor. Türkiye böylesine bir keyfilikle daha fazla yoluna devam edemez.”
]]>
BÜYÜK Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, ” Hakkari Belediyesi’ne yönelik polis operasyonunda, DEM Partili Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın gözaltına alınması ve belediyeye kayyum atanmasını destekliyor; karara tepki gösteren terör örgütünün partisi dışındaki tüm siyasi parti temsilcilerini de kınıyorum” dedi.
BBP lideri Mustafa Destici, genel merkez binasında haftalık basın toplantısında gündemi değerlendirdi. Destici açıklamasında, “Dün, Zonguldak’ta, Türkiye Taşkömürü Kurumu Karadon Müessese Müdürlüğü Gelik İşletmesi’ne ait maden ocağında meydana gelen göçükte iki maden işçimiz göçük altında kaldı. Tevfik Soy adlı işçimiz hayatını kaybetti, Harun Karan’ı arama çalışmaları devam ediyor. Hayatını kaybeden işçimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve çalışma arkadaşlarına sabır ve başsağlığı diliyorum. Maalesef bu kömür ve diğer maden ocaklarında bu iş kazaları ya da işçi kazaları ile ilgili en fazlasını yaşayan Avrupa ülkesi konumunda olduğumuzu biliyoruz. Gelişmiş ülkelerle kıyaslama yaptığınızda hala bizde maden kazalarının ve bu kazalardaki ölümlerin çok yüksek olduğunu hatta kat ve kat yüksek olduğunu görüyoruz. Birileri bu işi hala çözememişse demek ki bizim ülkemizde bu anlamda bir problem var. Maden kazalarıyla ilgili hiçbir mazereti kabul etmiyorum. Kadere elbette şeksiz şüphesiz iman ediyoruz. Ancak maden kazalarının ‘kader’ kelimesiyle izah edildiği dönem çok uzun yıllar önce geride kaldı. Özellikle devlete, kamuya ait maden işletmelerinde yaşanan benzer hadiseler hepimizi üzüntüyle beraber umutsuzluğa da sevk ediyor. Acilen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde bir çalışma grubu kurulmalı, kamuya ve özel sektöre ait tüm işletmelerde iş güvenliğiyle ilgili kontroller artırılmalı, eksiği bulunan maden ocaklarının faaliyetlerine devam etmesine hiçbir şekilde izin verilmemelidir” diye konuştu.
‘TERÖR ÖRGÜTÜNDEN TALİMAT ALAN KİMSE KAMUDA GÖREV ALAMAZ’
Hakkari Belediyesi’ne yönelik polis operasyonunda, DEM Partili Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın gözaltına alınması ve belediyeye kayyum atanmasını desteklediğini kaydeden Destici, “Karara tepki gösteren, terör örgütünün partisi dışındaki tüm siyasi parti temsilcilerini kınıyorum. Şiddetle, hele terörle iltisaklı bir örgütlenmenin ‘demokrasiyle’, ‘siyasetle’ ya da ‘siyasi parti’ tanımıyla birlikte anılması mümkün olamaz. Yöneticileri, adayları, politikaları ve söylemleri bir terör örgütü tarafından belirlenen bir topluluk meşru sayılamaz. Bir terör örgütünden talimat alan hiç kimse kamu görevi yapamaz. Bu gerçekleri, demokrasinin ve hukukun en temel kuralları bildikleri halde, konuyu hala istismar eden siyasileri kınıyorum. Terör örgütünün uzantılarının konuyla ilgili hiçbir söylem ve fiilini ise ciddiye almıyorum. Çünkü onların, Türkiye’de ya da dünyanın herhangi bir yerinde, ‘siyasi parti’ niteliği taşıyamayacağını, terör örgütlerinden talimat alanların herhangi bir söz ya da fiilinin, demokrasi ve hukuk zemininde herhangi bir anlamı ve değeri olmadığını, bir kez daha tekrar ediyorum. Bu çok açık hukuki konuyu bugüne dek sürüncemede bırakan ve görevini yerine getirmeyen Anayasa Mahkemesinin ayrıca terör örgütünün uzantılarıyla ilgili kararını, bir an önce vermesini bekliyoruz” dedi.
‘ANAYASA MAHKEMESİ’NİN YAPISININ DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKİYOR’
Destici, sözlerini şöyle sürdürdü; “Dün Anayasa Mahkemesi, yürütmenin bazı idari tasarruflarıyla ilgili iptal ve anayasaya aykırılık kararlarını açıkladı. Anayasalar, temel hak ve hürriyetleri, devletin esas ve niteliklerini açıklayan, kısa, açık, toplumsal sözleşmeler olmalıdır. Anayasalarda, rutin uygulamalarla ilgili detaylar yer almamalı, Anayasa Mahkemesi kendisini yürütmenin yerine koymamalıdır. Söz konusu idari kararlarla ilgili görev yapması gereken yargı kurumunun Anayasa Mahkemesi olmaması, idari konuların alt derece mahkemeler tarafından görüşülüp karara bağlanması gerektiğini; bu tip çarpıklıkların mevcut anayasadan kaynaklandığını; acilen anayasa ile birlikte Anayasa Mahkemesi’nin de yapısının değiştirilmesi gerektiğini; tekraren Anayasa Mahkemesinin, başta terör örgütünün siyasi uzantılarının yıkıcı faaliyetleri olmak üzere, asli görevlerini bir an önce yerine getirmesi gerektiğini düşünüyorum.”
]]>Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP lideri Özgür Özel, Anayasa Mahkemesi’nin 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ilişkin verdiği iptal kararına ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel, şöyle konuştu:
“Elimde dün akşam yayınlanan bir Anayasa Mahkemesi kararı var. Anayasa Mahkemesi kararları, yargılamaları bugünlerde herkesin dilinde. Anayasa herkesin dilinde. Ben de yemin ederken Anayasa’ya göre ediyorum. Sayın Erdoğan da öyle. Anayasa Mahkemesi Başkanı da ona göre yemin ediyor, yetki kullanıyor. Yargıtay Başkanı da öyle. Burası hukuk devletiyse Anayasa’ya uyacağız. Mecliste uyulmazsa görev bize ait. Grup başkan vekillerimiz, ilgili uzmanlarımızla çalışırlar. Anayasa’ya aykırı kanun ya da kanun hükmünde kararname ya da Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi varsa görev 120 milletvekilini birlikte imza attırabilen CHP’nindir.
Bu rejim 16 Nisan referandumunda rejime kasteden bir Anayasa değişikliğinin OHAL şartlarında oya sunulmasıyla başladı. İlk yapılacak seçimden önce yetki kanunu çıkarıldı. Yetki kanunu seçime kadar kullanılmadı. Seçimden kabine atanana kadar önceki yetki kanununa dayanarak yasal boşlukla ve kanun sınırlarını aşarak kanun hükmünde kararnameyle 703 sayılı KHK ile devlet baştan aşağıya dizayn edildi. ‘Durun, yapmayın’ dedik. ‘Anayasa’ya aykırı’ dedik. Dediler ki; ‘aykırıysa Anayasa Mahkemesi’ne gidin’. 60 gün içinde iğneden ipliğe inceledik. Tuğla gibi bir başvuru yaptık. Bizim 60 günde inceleyip iddia ettiğimiz aykırılıkları Anayasa Mahkemesi 6 yıl inceledi.
O sırada Cumhurbaşkanlığı kabinesi atandı. Bakanlar atandı. Rektörler atandı. Genel müdürler atandı. Üstüne bir seçim daha yaşandı. Yeni işler yapıldı.AYM kararı belediyelerin Cumhurbaşkanı kararıyla kurulmasından Adalet Bakan yardımcısının HSK’da doğal üye olmasına, rektörlerin Cumhurbaşkanı tarafından atanmasından, TRT’ye bedelsiz taşınmazların devredilmesine, TRT’nin özel şirket kurmasına, kamu ihale kanunundan istisna tutulmasına, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın atanması gibi düzenlemelerin tamamını iptal etti. TSK’nın rütbeleri, idari yargı hakimleri, adalet müfettişleri, valilerin, yardımcılarının atanması, Sayıştay Başsavcısı’nın atanması, Din İşleri Yüksek Kurulu, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen tüm personel, huzur hakkı ödemeleri, ek gösterge, uyuşmazlık mahkemeleri, Yargıtayın yapısı, siyasi parti gruplarına ilişkin düzenlemeler, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın mühiplerinin bedelsiz olarak yandaş gençlik, kulüp ve vakıflarına devri, TRT’ye bedelsiz arsa tahsili, BTK’nın yapısı, Kamu İhale Kurumu’nun üyelerinin atanması, bakan müşavirlerinin atanması, HDK’nın yapısına dayanak teşkil eden tüm düzenlemeler, diplomasi akademisinden elektrik üretim anonim şirketine ne kadar kurum varsa, 112 acil çağrı merkezinin asılsız kullanılmasına ilişkin kanun hükmünde kararname dahil ekonomik sosyal konseyin yapısının değişitilmesi dahil RTÜK Genel müdürünün maaşının belirlenmesi, RTÜK’ün şirket kurması, alımlarının kamu ihale kanunundan dışarı çıkarılmasına kadar devlette yaptıkları her şeyi iptal etti.
“Temeli kumdandır, devleti sakatlamışlardır”
Bir yılda zaman verdi. CHP, iki ayda çalışacak. Dört dörtlük yazacak. Günü gelince yetiştirecek. Altı yılda bakacaksın. Üstüne de bir yıl sonra yürürlüğe girmek üzere bunları iptal edeceksin. Dün akşam itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kolonları kesiktir, kirişleri kırıktır. Temeli kumdandır, devleti sakatlamışlardır. Bu devletin bu hale getirilmesinde AK Parti ile MHP’nin Anayasa tanımazlığı sebeptir. Bunu söylemeye devam edeceğiz.
Tayyip Bey, Sayın Erdoğan, soruyorum; yaptığınız her şeyi Anayasa Mahkemesi iptal eti. ‘CHP haklı’ diyor, ‘hukuk varsa yapamazsın’ diyor. O kanunla bu işler olmaz diyor. ve CHP’ye Anayasa Mahkemesi’ne çok gidiyor diye eleştirenler, 270 sayfa iptal var. Memleketin nasıl bir hukuksuzlukla yönetildiğini gözler önüne serilmiştir.”
(SÜRECEK)
]]>10 Ekim davasında Mülkiye müfettişlerinin kamu görevlilerinin saldırıyı önlemek konusunda ihmallerinin olup olmadığına dair soruşturma başlatılmasını istenmiş ancak Ankara Valiliği soruşturmaya izin vermemişti. Konuyu istinafa taşıyan Murat Yılmaz’ın başvurusu “kesin” olarak reddedildi.
Öte yandan 10 Ekim’de yakınlarını kaybeden pek çok isim de olayda ihmali olduğunu ileri sürdükleri Ankara İl Emniyet Müdürlüğü görevlileri, Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkililerini, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlilerini, Emniyet Genel Müdürlüğü mensuplarını, Kara Kuvvetleri Komutanlığının sınır güvenliğinden ve sorumlu yetkilileri, Jandarma Genel Komutanlığı yetkilileri ile İl Sağlık Müdürlüğü Görevlileri hakkındaki şiküyetlerini içeren dilekçeyi Cumhuriyet Başsavcılığına sunmuştu. Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı iddialara ilişkin olarak öncesinde verilen işleme konulmama ve işlemden kaldırma kararlarına dayanarak mükerrer nitelikte olduğunu değerlendirdiği dilekçenin işleme konulmamasına karar vermişti.
Bunun üzerine aralarında DİSK ve DİSK adına eski Genel Başkan Kani Beko, Genel İş Başkanı Remzi Çalışkan ve 10 Ekim Barış Derneği Başkanı Mehtap Sakinci’nin yer aldığı 9 başvurucu AYM’ye bireysel başvuruda bulundu. AYM, 10 Ekim Gar Katliamı’nda kamu görevlilerinin sorumluluğu olduğuna yönelik yapılan 9 bireysel başvuruyu birleştirerek karara bağladı. AYM, kamu görevlilerinin soruşturulmaması nedeniyle yapılan başvuruları “kabul edilemez” buldu.
“Anayasa mahkemesi kararı açıkça dayanaktan yoksundur”
10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu, AYM’nin kararına “açıkça dayanaktan yoksundur” başlıklı yazılı açıklama yaparak, tepki gösterdi. 10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu’nun açıklaması şöyle:
“Anayasa Mahkemesi de devletin katliamdaki sorumluluğunu ortaya koyan delilleri inkar edenler ittifakına katıldı. 16 Mayıs 2024 tarihinde gerekçeli kararını açıklayan Anayasa Mahkemesi, 2016 yılında Mülkiye Müfettişlerinin raporuna rağmen kamu görevlileri hakkında soruşturmaya izin vermeyen valiliği, soruşturma açmayan Ankara savcılığını haklı buldu.
Anayasa Mahkemesi 9 grup altında incelediği başvuruda; yakınını kaybeden ya da yaralanan bir grup başvurucunun, sunulmuş bütün raporlara rağmen katliamda zarar gördüklerinin anlaşılamadığına, bir grup için hiç verilmemiş bir karara itiraz etmedikleri iç hukuk yollarının tüketilmediğine, Bir grup için olmayan bir hukuk yoluna başvurmadıkları için iç hukuk yollarının tüketilmediğine, doğrudan hedef alınan bir grup için hedef olup olmadıklarının kesin olmadığına, hayatını kaybedenlerin ölümlerinde sağlık hizmetinin gecikmesi ya da alana gaz sıkan polislerin sorumluluğunun olup olmadığının tam olarak anlaşılamadığı için ‘açıkça dayanaktan yoksun’ olduğuna gibi hukuka, mantığa ve vicdana sığmayacak bir karar verdi.
“Katilleri de koruyanları da unutturmayacağız”
Başvurudan 8 yıl sonra verilen, usulü olduğu iddia edilen ve açıkça gerçeğe aykırı gerekçelerle ‘kabul edilemez’ bulunan bu kararla başvurucuların mağdur olduğu inkar edildi, idari ve adli yargıdaki bütün aşamalar çarpıtıldı ve sonuç olarak 10 Ekim Ankara Katliamı, öncesi ve sonrası aklandı.
İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişlerinin, ‘katliamda sorumlulukları olduğu için haklarında ceza soruşturması başlatılmalı’ dediği Ankara Emniyet amirlerinin sorumluluklarının tartışılmasından kaçıldı. Katliamın istihbarını gizleyen, yeterli güvenlik önlemini almayan, insanları bile bile ölüme gönderen o amirler, bugün İçişleri Bakanlarının çete kavgalarında bir bir düşerken Anayasa Mahkemesi’nin bu ‘suya sabuna dokunmayan’ kararını biz ‘açıkça dayanaktan yoksun’ ve ‘kabul edilemez’ buluyoruz.
Hukuk mücadelemiz hakkın sahibi halkın nezdinde; Anayasa Mahkemesi’nin ‘mağdur olduklarının belirsiz olduğu’ nitelemesi yaptığı müvekkillerimizin gayretiyle sürüyor, sürecek. Devletin güç savaşlarından bize düşen kırıntılarla değil, tırnaklarımızla kazıyarak elde ettiğimiz gerçeklerle bütün sorumluları mahküm edeceğiz. Bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Katilleri de koruyanları da unutturmayacağız.”
]]>Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, CHP’nin iptal talebiyle açılan dava ile Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından sendika üyesi memurlara ödenen ‘toplu sözleşme ikramiyesinin’ iptal edilmesi üzerine basın açıklamasında bulundu. Yalçın, toplu sözleşme ekramiyesini düzenleyen mevzuatın 2022 yılında kanun koyucu tarafından değiştirildiğini, yapılan değişiklikle sendikal örgütlenmenin güçlendirilmesi hedeflenerek, kamu görevlilerinin en az yüzde 2’sini üye kaydeden sendikaların üyelerine miktarı toplu sözleşmeyle belirlenecek tutarda ‘toplu sözleşme ikramiyesi’ ödenmesi hükmü getirildiğini hatırlattı. Kanunda yapılan değişiklik sonucunda 7’inci Dönem Toplu Sözleşme’de toplu sözleşme ikramiyesinin aylık 538 lira olarak ödenmesini yetkili konfederasyon olarak sağladıklarını söyleyen Yalçın, “Aynı kanuni düzenlemede kamu görevlisi sayısının yüzde 2’sini üye kaydedemeyen sendikaların üyelerine ise 3 ayda bir 570 lira tutarında toplu sözleşme desteği ödenmesi hüküm altına alınmıştı. Kamu görevlileri hakem kurulu kararıyla değişikliğe gidilerek, bu kişilere toplu sözleşme desteğinin aylık 190 lira ödenmesi kararlaştırılmıştı” bilgilerini aktardı.
“2 milyondan fazla memurun kazancı CHP eli ve AYM kararıyla ceplerinden çekildi”
Yalçın, CHP’nin ilgili mevzuat hükmünün tamamının iptaline yönelik başvurusu ile Anayasa Mahkemesi tarafından ‘toplu sözleşme ikramiyesi’ne ilişkin fıkranın iptal edildiğini belirterek, yapılan iptal ile toplu sözleşmede kararlaştırılan ilave ödemenin tartışmaya açıldığını ve farklı yorumlar yapılmasına sebebiyet veren bir garabete neden olduğunu ifade etti. Yalçın, AYM’nin kararının sendika üyesi bütün kamu görevlilerinin ‘aylık sadece 190 liralık toplu sözleşme desteği alacağına’ ilişkin yanlış yorumlara neden olduğunu dile getirerek “Bu yorumun anlamı 2 milyon 150 binden fazla memurun CHP eli ve Anayasa Mahkemesi kararıyla kazanımlarının yok edilmesi, paralarına el konulması ve aylık 345 liranın ceplerinden çekilmesidir” ifadelerini kullandı.
“Ana muhalefet partisi, oluşturduğu hak kayıpları ve mağduriyetler ile tahammül sınırlarını aşmıştır”
Yalçın, geçmiş dönemlerde de CHP tarafından yapılan başvurularla memurlara ödenecek sendika ödeneği, din görevlilerine ilişkin İLİTAM uygulaması ve sağlık çalışanlarına yönelik ön lisans programlarından mezun olanlara lisans tamamlama eğitimi gibi düzenlemelerin de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini sözlerine ekledi. CHP’nin yapmış olduğu iptal başvurularının hak kayıplarına neden olduğunu söyleyen Yalçın, “Neye, nasıl iptal davası açacağını bile bilmeyen, ana muhalefet partisi sıfatıyla sahip olduğu yetkiyi etrafı kırıp dökerek zarar vermekte kullanan sorumsuz muhalefetin oluşturduğu hak kayıpları ve mağduriyetler tahammül sınırlarını aşmıştır” dedi.
“Can alıcı sorun Anayasa Mahkemesi’nin memur sendikacılığına bakış açısıdır”
Yalçın, Anayasa Mahkemesi’nin CHP’nin başvurusuyla yanlış bir karar aldığını söyleyerek, “Memurun toplu sözleşme ikramiyesinden mahrum bırakılması çabası yanında bir diğer can alıcı sorun, Anayasa Mahkemesi’nin memura, memur sendikalarına ve memur sendikacılığına bakış açısıdır. Mahkeme, üyelik aidatını, sendika ile üyesi arasındaki bağın bir unsuru olarak değil, üyeye yüklenmiş ‘mali külfet’ olarak görmekte, düğmeyi en baştan yanlış iliklemektedir. Bu hatalı ve çarpık anlayış, ‘kamu görevlilerinin gelirlerinden üyelik ödentisi kesilmesinin sendika hakkının kullanılması bakımından caydırıcı nitelikte olduğu’ tespitinde de kendini göstermektedir” ifadelerine yer verdi.
“Sendikal örgütlenmeyi ödüllendiren düzenleme, CHP’nin başvurusu ve AYM’nin kararıyla ortadan kaldırıldı”
Ayrıca Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararın evrensel normlara, çalışma ilişkilerine ve sendikacılığa karşı ne kadar yabancı kalındığının ispatı olduğunu iddia eden Yalçın, “Toplu pazarlık masasında emekçinin direncini ve pazarlık gücünü artıran, birlik olmaktan kaynaklanan etkiyi kuvvetlendiren ve sendikalaşma oranını yükseltici bir etki oluşturan, aynı zamanda örgütlenmeyi ödüllendiren bir düzenleme, CHP’nin başvurusu ve Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla ortadan kaldırılmış, kamu görevlileri nezdinde olumsuz tartışmalara neden olmuştur. Verilen kararın dikkate değer tek yönü, Anayasa Mahkemesi’nin kamu görevlisine, kamu görevlileri sendikacılığına ve genel olarak sendikacılığa bakış açısındaki bu çarpıklığı, ön yargıları, hatalı varsayımları ortaya koymasıdır” şeklinde konuştu.
“Bakanlık yetkililerinden toplu sözleşme hükümlerinin uygulanmaya devam edileceğine yönelik açıklama bekliyoruz”
Yalçın, toplu sözleşmelerin ‘özerkliği’ çerçevesinde 7’nci Dönem Toplu Sözleşme hükümlerinin halen yürürlükte olduğunun altını çizerek, “CHP’nin basiretsizliği, Anayasa Mahkemesi’nin mesnetsiz ve yanlış kararı nedeniyle memurların mağduriyetine sebep olacak hatalı yorumlara kapı aralanmamalıdır diyoruz. Başta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı olmak üzere hükümet yetkililerinden kamu görevlileri arasında an be an artan olumsuz tartışmalara son verecek, halen yürürlükte olan toplu sözleşme hükümlerinin uygulanmaya devam edileceğine yönelik açıklamayı bir an evvel yapmasını bekliyoruz” dedi.
“Örgütlü gücün ve yetkinin hukukunu koruyan köklü değişiklikler bir an önce hayata geçirilmeli”
Memurların haklarının ve kazançlarının korunması için gerekli adımların atılması gerektiğini vurgulayan Yalçın, “TBMM ve siyasi irade, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikacılığı Kanunu’nda günün şartlarına, evrensel ilkelere, örgütlenme özgürlüğüne dair eksiklikleri görmeli, sendikal mücadelenin, örgütlü gücün ve yetkinin hukukunu koruyan köklü değişiklikleri hiç zaman kaybı olmadan bir an önce hayata geçirmelidir” açıklamasında bulundu. – ANKARA
]]>AK Parti Grup Başkanvekili Zengin, teklifin ilk imza sahipleri AK Parti İstanbul Milletvekili Şengül Karslı ve AK Parti Karabük Milletvekili Cem Şahin ile Meclis’te gazetecilere açıklamalarda bulundu.
Kanun teklifinin “8. Yargı Paketi” olarak değerlendirilebileceğini ve 43 maddeden oluştuğunu açıklayan Zengin, amaçlarının yargı hizmetlerinin daha etkin olarak sağlanması olduğunu söyledi.
Yargılamaya dair başvuru sürelerinde karmaşık bir yapılanma olduğunu ve kişilerin haklarıyla alakalı bu süreleri takip etmesinde zorluklar yaşadığını anlatan Zengin, “Bu sebeple, bundan sonraki düzenlemelerimizi ‘hafta’ ve ‘ay’ olarak ifade etmiş olacağız.” dedi.
Bu düzenlemelerin tamamını eşitleyerek “2 hafta” olarak belirlediklerini dile getiren Zengin, sürelerin tebliğle birlikte ve standart olarak 2 haftalık uygulamayla devam edeceğini, bu uygulamanın 1 Haziran’dan itibaren yürürlükte olacağını bildirdi.
AK Parti Grup Başkanvekili Zengin, “Ceza yaptırımlarının etkinliğini artırmak amacıyla adli para cezalarında alt ve üst sınırları yeniden belirliyoruz. Buna göre bir günlük adli para cezasının alt sınırını 20 TL’den 100 TL’ye, üst sınırı ise 100 TL’den 500 TL’ye çıkarılmış olacak. Ayrıca ön ödeme miktarı hesaplanırken de bir gün karşılığı olarak 30 TL’den 100 TL’ye çıkmış olacak. 1 Haziran 2024 tarihinden itibaren işlenecek olan suçlar için bunlar hayata geçmiş olacak.” bilgisini verdi.
Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerine ilişkin önemli bir düzenlemeyi hayata geçirdiklerini söyleyen Zengin, konutu terk etmemek, bağımlılıklardan arınmak amacıyla hastanelerde tedavi altında bulundurmak için adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturulmaya yer olmadığına ya da beraatına karar verilenlerle ilgili olarak kendilerinin tazminat talep etme imkanı getirileceğini belirtti.
“Tazminat Komisyonuna yeni görevler vererek yeni bir tanımlamaya, yeni bir hüviyete kavuşturmuş oluyoruz.” diyen Zengin, Anayasa Mahkemesine uzun yargılamalarla ilgili olarak devam eden birçok bireysel başvuru olduğunu, buraya dair bir ara müessese olarak Adalet Bakanlığı’ndaki Tazminat Komisyonuna farklı görevler yükleneceğini dile getirdi.
Zengin, ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla yapılan manevi tazminat taleplerine ilişkin başvuruların bundan sonra Anayasa Mahkemesi yerine Tazminat Komisyonuna yapılacağını açıkladı.
Ceza Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde bazı koruma tedbirleri nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerinin ağır ceza mahkemeleri yerine, Komisyon tarafından karara bağlanacağını dile getiren Zengin, “Bireysel başvurulardaki yığılmalar artık olmayacak ve 5 heyet halinde Adalet Bakanlığı bünyesinde çalışacak olan Tazminat Komisyonundaki hakimler bu dosyaları hızlıca eritmiş olacaklar. Hem mevcut olan Anayasa Mahkemesi’ndeki (AYM) dosyaları alarak sonuçlandıracaklar hem de yeni başvurular buraya yapılmış olacak. Bunlarla ilgili yine bireysel başvuru hakkını kullanmak mümkün olacak.” dedi.
Anayasa Mahkemesi’nin verdiği iptal kararları doğrultusunda yapılan düzenlemeler
Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararları doğrultusunda bazı düzenlemeler yaptıklarını anlatan Zengin, özgürlüğü bağlayıcı cezalar sebebiyle kısıtlanma kurumu değiştirilerek, ceza infaz kurumunda bulunma halinin doğrudan doğruya kısıtlama nedeni olmaktan çıkarıldığını söyledi. Zengin, ceza yaptırımı uygulanan kişiye otomatik olarak vasi atanması usulünden vazgeçildiğini söyledi.
Zengin, hekim ön raporu üzerine sağlık kuruluşuna yerleştirilen kişinin bu yerleştirme kararına karşı başvurabileceği bir itiraz mekanizması oluşturulduğunu anlatarak, “Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerini dikkate almak suretiyle örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiilini, müstakil bir suç olarak tanımlıyoruz, cezasını belirlemiş oluyoruz.” bilgisini verdi.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı da istinaf yoluna başvurulabilmesine imkan tanıdıklarını dile getiren Zengin, müsadere kararı verilmişse, müsadere kararını infaz ettiklerini söyledi. Zengin, buna dair uygulamaların da 1 Haziran’dan itibaren verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları için uygulanacağını dile getirdi.
Kişisel verilerin işlenme şartlarıyla ilgili düzenleme
Kişisel verilerin korunmasıyla alakalı kanunda bir düzenleme yaptıklarını anlatan Zengin, özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları ile kişisel verilerin yurt dışına aktarılması usulünde değişiklik yaparak bu düzenlemeyi Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü ile uyumlu hale getirdiklerini söyledi.
Özlem Zengin, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) kayyım olarak atanmasına imkan veren kanuni düzenlemenin süresini uzattıklarını belirtti.
Zengin, “Telifimizdeki maddelerden biri de emeklilerin Ramazan ve Kurban bayramlarında alacakları ödemelerle alakalı. Yüzde 50 oranında bir artış yaparak emeklilerimize verdiğimiz bayram ikramiyesini 2 bin TL’den 3 bin TL’ye çıkarmış oluyoruz.” diye konuştu.
Tazminat Komisyonunda görev yapacaklar hakimlerden oluşuyor
Tazminat Komisyonuna ilişkin bir soruya Zengin, “Anayasa Mahkemesinin iptal kararını okuyacak olursanız, Anayasa Mahkemesi, bu konularda birincil başvuru mercii olmak istemediğini söylüyor ve diyor ki ‘Bir ara kurum ihdas etmeniz gerekiyor.’ ya idari ya da adli başka bir kurum oluşturmamız gerektiğini bize tavsiye ediyor. Böyle bakıldığı zaman aslında bu tekrar bir yargılama değil.” yanıtını verdi.
Yapılmak istenen şeyin bu yargılamanın uzun sürmesiyle alakalı olarak sürecin gözden geçirilmesi olduğunu kaydeden Zengin, Komisyonda görev yapacakların da hakimlerden oluştuğunu açıkladı.
Zengin, bu kararlarla ilgili olarak tekrar Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru hakkını kullanabileceğini söyleyerek, Anayasa Mahkemesinden gelenlerle ilgili olarak 9 aylık bir süre içerisinde bu kararlar hızlıca toparlanacağını belirtti.
Tazminat Komisyonuna gelenin, makul sürede yargılanma hakkıyla alakalı bireysel başvurular olduğunu dile getiren Zengin, Komisyona AYM’den gelen başvurular için 9 ve 16 aylık iki süre belirlendiğini, yeni başvurular için bir düzenleme olmadığını söyledi.
Zengin, sorulması üzerine Anayasa Mahkemesinin görevlerinin yeniden düzenlenmesiyle ilgili bir düzenleme olmadığını bildirerek, “Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinde, son yaşanan olaylardan gördüğümüz genel anlamda bir fikir ayrılığı, çatışma var. Bize düşen şey TBMM olarak bu çatışmayı ortadan kaldırmak. Bunların bizim çalışmamız gerektiğini düşünüyoruz.” dedi.
Teklifte bununla alakalı bir düzenleme olmadığını, Nisan ayında gelmesi beklenen teklifin içerisinde de olmayacağını dile getiren Zengin, daha sonra TBMM’nin bir sorumluluk alarak bunu yapabileceğini ya da yeni anayasada bu görev tanımlarını daha sarih bir hale getirilebileceğini söyledi.
]]>