BTÜ’de dünyada ilk olan hızlı ve düşük maliyetli “lif kompozisyon analiz metodu” geliştirildi. Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescillenen buluş, ABD tarafından da tescillenerek tamamı BTÜ’ye ait olan ilk uluslararası patent oldu. Yüksek lisans tezi çerçevesinde geliştirilen analiz yöntemi sayesinde, iplik ve kumaş formundaki tekstil malzemelerinin içeriği daha hızlı ve düşük maliyetle belirlenebilecek. Yünlü, pamuklu ve viskonlu polyester kumaşların lif oranlarının ölçümlenebildiği test, var olan diğer analizlere göre çevreci, maliyeti düşük ve çok daha hızlı. Diğer test yöntemleri 2 gün içinde kumaşın lif kompozisyonunu belirlerken, BTÜ patentli yeni buluş yarım saat içinde sonuç veriyor. Diğer testlere göre yarı yarıya maliyeti düşük olan yeni buluş aynı zamanda çevreye hiçbir kimyasal atık bırakmıyor. BTÜ öğrencilerinden Seher Cihan Usul’un yüksek lisans tezinden yola çıkılarak, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Polimer Malzeme Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kenan Yıldırım tarafından geliştirilen analiz metodunun,tekrarlanabilirliğide yüksek
Hızlı, maliyeti düşük ve çevreci
Tekstil malzemelerinin lif karışım oranlarının günümüzde kimyasal ayırma metodu bazında TS EN ISO 1833 standardına göre yapıldığını anlatan Prof. Dr. Kenan Yıldırım, “Bu metot, hem kimyasal çözücü kullanılması ve su tüketimin fazla olması nedeniyle çevre kirliliği oluşturan, hem yavaş, hem de maliyeti yüksek bir metottur. Buluşumuz, ülkemizin Avrupa Birliği başta olmak üzere, üçüncü ülkelere ihracatında rekabetçiliğinin korunması ve güçlendirilmesi için elzem bir konu olan yeşil mutabakata uygun test ve analiz metodudur. Burada kompozisyon analizi 2 gün sürerken, analiz sürecinde kullanılan hipoklorit ve sülfürik asit gibi çözücülerin kullanımı doğaya zarar veriyor. Yaklaşık 3 litre suyun kullanıldığı bu analizde, yüksek oranda elektrik enerjisi tüketiliyor analizin sonuç tekrarlanabilirliği ise yeni geliştirilen metottan daha düşük” dedi.
Sonuçların güvenirliliği yüksek bir metot
BTÜ’nün geliştirdiği uluslararası patentli metot sayesinde, DSC cihazıyla kolay, hızlı ve düşük maliyetli lif kompozisyon analizinin yapıldığını vurgulayan Prof. Dr. Yıldırım, “DSC cihazında analiz edilen tekstil malzemesinin kompozisyon oranın hesaplanmasına yönelikyeni bir bilgisayar programı da yazılarak hesaplamanın bilgisayar ile yapılması sağlandı. Analiz, iplik ve kumaş formundaki polyester karışımlı tüm tekstil malzemelerine uygulanabilir. Analiz sadece yarım saat sürüyor ve metot validasyonu yapılmıştır” diye konuştu.
Gümrüklerdeki yoğunluk azalacak
Bu testin gümrük müdürlükleri ve valilikler tarafından çok sıkça kullanıldığını anlatan Kenan Yıldırım, “Valilikler, piyasadaki tekstil ürünlerinin etiket doğruluğunun denetimi amacıyla bu testi kullanıyor. Yine gümrüğe gelen her tekstil ürünün kumaş türü tespit edilerek ona göre vergilendirme uygulanıyor. Mevcut test, 2 gün sonunda sonuç verebildiği için gümrüklerde ciddi yoğunluk oluşuyor. Ancak bizim geliştirdiğimiz test metodu yarım saat içinde sonuç vereceği için ithalat süreci kısalacak, firmaların mal temini kolaylaşacak ve ucuzlayacak. Yine mevcut analizin, sonuç tekraralanabilirliğinin düşük olması nedeniyle taraflar arasında ihtilafa neden oluyordu. Bizim buluşumuz bu sorunu da ortadan kaldırıyor” ifadelerini kullandı.
Tekstil üreticileri bu testi yaptırmak zorunda
Tekstil üreticilerinin, etiket bilgisi için tüm kumaşlara kompozisyon analizi yaptırmak zorunda olduğunu kaydeden Prof. Dr. Kenan Yıldırım, “Geliştirilen ve patentlenen bu metot dünyada ilk devlet organlarının denetim süreçlerinde etiketteki bilgilerin doğruluğunun belirlenmesi analizlerinde, Milli Savunma Bakanlığı, Emniyet Müdürlüğü, Türk Hava Kurumu, Kredi ve Yurtlar Kurumu gibi devlet kurumları ile büyük ölçekli özel kuruluşların alım satım sürecinde ürünün şartnameye uygunluğunun belirlenmesinde lif kompozisyonu parametrelerinin belirlenmesinde de kullanılabilmektedir” dedi. – BURSA
]]>Aynı zamanda kampanyanın başladığı ve uygulama yüklemelerinin yapıldığı ilk günden itibaren müşteri yaşam boyu değeri ve müşteri kayıp olasılığı hakkında ürün yöneticilerine hızlı bir şekilde bilgilendirme yapıyor.
Mobil uygulama pazarlama sektöründe çok önemli bir ölçüt olan LTV, bir kullanıcının uygulama ile olan tüm ilişkisi boyunca getirmesi beklenen geliri temsil ediyor. AppMetrica’nın LTV analizi, yapay zeka kullanımıyla en yüksek LTV oranına sahip potansiyel kullanıcıları bularak bu kavramı bir üst seviyeye taşıyor.
LTV analizi, çeşitli kategorilerdeki onbinlerce uygulamanın anonimleştirilmiş verileri kullanılarak Yandex Makine Öğrenmesi (Machine Learning) teknolojisi üzerine kuruldu. Bu özellik, kullanıcı edinmeden sorumlu yöneticilerin en yüksek getiriyi sağlayacak olanlara odaklanarak stratejilerini optimize etmelerine olanak tanıyor.
LTV analizleri, her kullanıcıyı uygulamaya katıldıktan sonraki 24 saat içinde değerlendiriyor ve bunu takip eden 28 gün için bir LTV analizi oluşturuyor. Bu analize dayanarak,yöneticiler sadece birkaç tıklamayla en iyi LTV kullanıcıları için kampanyaları optimize edilebilir.
Yüksek performanslı reklam kampanyaları
LTV ve müşteri kayıp analizi ile;
Reklam kampanyasının ilk gününde hangi reklam kanallarının artırılacağı veya kapatılacağı görülebilir,
Doğru bir LTV analizi ile mobil uygulama ile yüksek değere sahip kitleye ulaşılabilir,
Gelir ve yatırım geri dönüşünü artırmak için yüksek performanslı reklam kampanyaları optimize edilebilir,
ROAS en üst seviyeye çıkarılabilir ve hangi kanallara daha fazla yatırım yapılması gerektiği anlaşılabilir,
Kullanıcılar, LTV ve kayıp olasılıklarına göre analiz edip karşılaştırılabilir,
Yüksek oranda kayıp olasılığı olan kullanıcı segmenti tanımlanarak, bu kullanıcıların kaybedilmesinin önüne geçilir.

Geleneksel metrikler olan “harcanan zaman” ve “etkileşim” gibi klasik optimizasyon önerilerinin aksine, yeni yapay zeka tabanlı analiz modeli, reklam kampanyaları için en yüksek kaliteye sahip potansiyel müşterileri bulmak için her kullanıcının potansiyel LTV’si hakkında geniş miktarda veri toplar ve analiz eder. Ayrıca, LTV analizleri kullanıcıları çeşitli LTV gruplarına (en iyi %5, en iyi %20, en iyi %50 ve en alt %50 gibi) ayırmanıza ve bunları karşılaştırmanıza olanak tanıyor.

Nasıl çalışır?
Mobil uygulama pazarlama sektöründe müşteri kaybı yaygın bir sorundur. Uzun vadeli başarı için uygulamayı bırakma olasılığı yüksek kullanıcıları belirlemek ve onları elde tutmak için proaktif önlemler almak çok önemlidir. AppMetrica’nın Kullanıcı Kayıp Analizleri, uygulama sahiplerine ve pazarlama ekiplerine, uygulamayı yükledikleri anda zamanla uygulamayı bırakma olasılığı en yüksek olan yeni kullanıcıları belirleme imkanı sunuyor.
Yapay zeka modeli, 3 haftalık süre boyunca tüm aktif kullanıcıları analiz ediyor ve aktiviteleri günlük olarak puanlıyor. Model, özel metriklere ihtiyaç duymasa da kurulumdan sonraki 3 hafta içinde pasif olma olasılığı daha yüksek olan kullanıcıları doğru bir şekilde tahmin ediyor. Oluşturulan rapor, tüm kullanıcıları dönüşüm olasılığına göre >%95, %75-%95, %50-%75 ve
]]>Aydın Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Fevzi Çondur, son günlerde e-ticaret üzerinde hakiki zeytinyağı iddiasıyla satılan ve fiyatı piyasanın çok altında olan zeytinyağlarının, tağşiş zeytinyağı olduğu ve anlamanın en kolay yolunun fiyatı olduğuna dikkat çekerek, tüketicileri dikkatli olmaya davet etti. Tağşiş zeytinyağının ilk bakışta hakiki zeytinyağından ayırt edilemediğini ancak laboratuvar analizi ile tespit edilebileceğini ifade eden Çondur, zeytinyağının başka yağlar ile karıştırılmasının da Türk Gıda Kodeksi’ne göre yasak olduğunu belirtti. Bu çerçevede borsa bünyesinde hizmet veren Aydın Ticaret Borsası Özel Gıda Kontrol Laboratuvarı’nda gıda analizleri aralıksız devam ediyor. “Zeytinyağı dedektifleri” olarak bilinen laboratuvardaki gıda mühendisleri ise her gün onlarca analiz gerçekleştiriyor. Üretici ve tüccarların vatandaşlara sundukları hakiki zeytinyağları ise laboratuvarda analiz edilerek tescilleniyor. Bu çerçevede çalışmalarına hız kesmeyen Aydın Ticaret Borsası Özel Gıda Kontrol Laboratuvarı, 2023 yılı içerisinde 4 bin 180 zeytinyağı analizi gerçekleştirdi.
“Muhakkak bir hile varsa açığa çıkarıyoruz”
Laboratuvar analizlerinde zeytinyağının karışım olup olmadığını kesin bir şekilde ortaya çıkarabildiklerini ifade eden Aydın Ticaret Borsası Özel Gıda Kontrol Laboratuvarı Gıda Mühendisi Mustafa Sönmez ise, “Bizler Aydın Ticaret Borsası Özel Gıda Kontrol Laboratuvarı olarak zeytinyağının burada bütün hikayesini açıklayabiliyoruz. Zeytinyağının başına gelen işlemlerden asitliğine kadar, analizleri olmak üzere kalite kriterlerinin yanı sıra tağşişe yönelik analizleri de gerçekleştirebiliyoruz. Özellikle sterol analizimizde bu kaçmıyor. Muhakkak bir hile varsa onu bulup açığa çıkartabiliyoruz” dedi.
“Ucuz yağ gerçek zeytinyağı değildir”
Fiziksel olarak ayırt edilemeyen hileli yağların en kolay fiyatıyla ayırt edilebileceğini vurgulayan Aydın Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Fevzi Çondur ise, “Kontrolü yapılamayan e-ticaret sitelerinde şu anda bu fiyatların çok altında fiyatlarla ambalajlı zeytinyağı satışı yapılmakta. Taş baskı, soğuk sıkım, erken hasat isimleri altında ama kilosu 250 liranın altında alınan her yağdan tüketicilerimizin şüphe duyması gerekiyor. Çünkü bunların toptan fiyatı, ton bazındaki, tanker bazındaki fiyatları 250 TL. Perakendede 300 TL ve üzerinde satılan bu yağlar kesinlikle, stok fazlası adı altında veya geçmiş yıl mahsulü adı altında 80-100 liralara pazarlanamaz. Bu yağlar karışıktır. Bunlar tağşişli yağlardır. Bu yüzden tüketicilerimize çok büyük görevler düşüyor. Ucuza yağ aldıklarını zannederek hileli taklit yağ alıyorlar. Böyle fiziksel olarak bunları ayırt etmek mümkün değil. Bu laboratuvar ortamında analizle ayırt edilebilen bir durum. En kolay ayırt edilecek şey aslında fiyatı. En kolay fiyatla ayırt edebilirsiniz. Marka ve fiyatla. Bu çok basit. Ucuz yağ gerçek zeytinyağı değildir” dedi. – AYDIN
]]>Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Çağrı Çırak, maden ocağı sahasında gazetecilere yaptığı açıklamada, üniversitenin öğretim üyeleri olarak, maden sahasında meydana gelen toprak kaymasının çevresel etkileri ile alakalı değerlendirme ve raporlaştırma yapmak için bölgede bulunduklarını söyledi.
Bütün maden sahasını gezdiklerini anlatan Çırak, şunları kaydetti:
“Bu zamana kadar Devlet Su İşleri, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile İl Afet Acil Durum Müdürlüğü ekiplerinin yaptıkları çalışmaları yerinde gördük. Ekiplerin yanı sıra maden sahasında yapılan tüm kimyasal analizleri ve burada elde edilen tüm ölçümleri de değerlendirdik. Bununla alakalı bazı değerlendirmeleri hocalarımla birlikte sizinle paylaşmak istedik. Biz hislerimizle değil, ölçtüklerimizle açıkça konuşabiliriz. Şu an elimizdeki deneysel veriler, örnek alınan noktaların hiçbirinde siyanüre rastlanmadığını gösteriyor. Bunun dışında bir şey varmış gibi düşünmemiz anlamsız. Bilimsel ölçümler, barajda herhangi bir siyanür miktarını ölçemedi. Diğer kısımlarda da olması gerektiği miktarın çok çok altında veriler var.”
“Tüm analizler sürekli olarak takip ediliyor”
EBYÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü Hidroloji Uzmanı Doç. Dr. Yıldırım Dalkılıç ise sahadan alınan numunelerle tüm analizlerin yapıldığını ifade etti.
Bölgede iki gözlem kuyusunun açıldığını belirten Dalkılıç, “Burada su ve toprak kalitesi ölçümleri yapılıyor. ‘Olası bir risk var mıdır, birtakım değerlerde ani yükselişler söz konusu mudur, bunlar risk oluşturmakta mıdır?’ bunlarla ilgili tüm analizler sürekli olarak takip ediliyor.” dedi.
Sabırlı Deresi’nin suyunun liç alanına temas etmemesi için gerekli tüm önlemlerin alındığını vurgulayan Dalkılıç, “Heyelan önüne kaya dolgu seddi yapılmış. Bu set heyelanın dereye doğru ilerlememesi için alınan tedbirlerden bir tanesi. Asıl planlanan ise liç bölgesinden hemen önce suyu çevirerek, derenin akış yönünü değiştirerek, heyelan bölgesiyle temas etmeden direkt olarak Karasu’ya ulaşmasını sağlamak. Planlaması DSİ tarafından yapılmış, şu an çalışmalar devam ediyor.” diye konuştu.
EBYÜ Temel Bilimler Araştırma Uygulama Merkezi Müdürü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kemal Volkan Özdokur da üniversitelerden heyetlerin belirlediği, öngördüğü bölgeler dahilinde 17 noktadan yer altı ve yer üstü sularından numuneler toplandığını aktardı.
“Yer altı ve yer üstü toprak örnekleri de inceleniyor”
Ayrıca hali hazırda madenin kullandığı havadaki hidrojen siyanür miktarını ölçen sistemlerden de veri akışının sürekli takip edildiğini söyleyen Özdokur, “Yer altı ve yer üstü toprak örneklerinden yapılan hidrojen siyanür, siyanür analizi, toplam siyanür, serbest siyanür, her biri hem burada yapılmakta hem de bakanlığımızın referans laboratuvarında bu analiz sonucu doğrulanmakta. Ayrıca özel iki laboratuvar tarafından da test edilerek kayda alınmaktadır.” ifadelerini kullandı.
Özdokur, baraj suyuna siyanür karışıp karışmadığıyla ilgili bir soruya şu yanıtı verdi:
“Biz bilim insanları verilerle konuşmakla mükellefiz. Elimizde o bölgelerden alınmış su örnekleri var. Bu örneklerin siyanür sonuçları belli. Barajda siyanür, cihazın ölçebileceği düzeyde bile değil. Şu anki standart ölçüm metodumuzla barajdaki seviyeyi ölçemiyoruz bile. 14 Şubat’tan bugüne kadar Avrupa Çevre Koruma Ajansının belirlediği maksimum limite yaklaşan sızıntı, kirlilik tespit etmemiş bulunuyoruz. Elde ettiğimiz sonuçlar herhangi bir sızıntının varlığını bize göstermemektedir. Bağıştaş Barajı’ndaki örnekleme kuyularından alınan örnekler de siyanür cihazının ölçebileceği seviyenin altında görülmektedir. Herhangi bir siyanür kalıntısı ölçülmemiştir. Şu ana kadar elde ettiğimiz veriler bölgede siyanürle ilgili kalıntının olmadığını göstermektedir.”
]]>Konya’nın Çumra ilçesinde yer alan, Neolitik dönemde yaklaşık 8 bin kişinin bir arada yaşadığı Çatalhöyük’te, üstten girilen, birbirlerine bitişik kerpiç evlerin bulunduğu “Mekan 66” olarak adlandırılan alanda fırın yapısı keşfedildi.
Büyük ölçüde tahrip olan fırının çevresinde, buğday, arpa, bezelye tohumlarıyla yiyecek olabileceği değerlendirilen avuç içi büyüklüğünde bir buluntuya rastlandı.
Necmettin Erbakan Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezinde (BİTAM) yapılan analizlerde, süngerimsi kalıntının, milattan önce 6600’e tarihlendirilen mayalanmış ekmek olduğu belirlendi.
Analiz çalışmaları titizlikle yürütüldü
Kazı Heyeti Başkanı ve Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Umut Türkcan, AA muhabirine, “arkeoloji” denilince akla yapılar, anıtlar, buluntuların geldiğini söyledi.
Bugün modern arkeolojinin, gıdanın da arkeolojisine çalıştığına işaret eden Türkcan, “Gıda arkeolojisinin başlangıç noktasının yine Anadolu olduğunu söylememiz gerekiyor. Çatalhöyük burada çok önemli duraklardan biri. 2021’de keşfettiğimiz bir bulgu. Türk kazılarında artık çok hassas belgeleme ve detaylı çalışmalarla beraber bu tür organik kalıntıları tespit edebildiğimizi gösterdik.” dedi.
Çatalhöyük Neolitik Kenti’nin bu alanda önemli yeri olduğunu belirten Türkcan, şunları kaydetti:
“Fırının köşesinde küçük ve yuvarlak süngerimsi buluntunun, dikkatli bir belgelemeyle ekmek olduğu anlaşıldı. Yapının üzerinin ince bir kille kaplı olması, hem ahşap hem de ekmek, bu organik kalıntıların tümünün günümüze kadar saklanmasına olanak sağladı. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezinde (MAM) yapılan radyo karbon testleri, numunemizin milattan önce yaklaşık 6 bin 600’e kadar gidebileceğini gösterdi.”
Dünyanın en eski ekmeği
Türkcan, mayalanmış ekmeğin ilk örneklerine Mısır’da rastlandığını anlatarak, şu ifadeleri kullandı:
“Çatalhöyük’teki bu buluntunun dünyanın en eski ekmeği olduğunu söyleyebiliriz. Bu organik kalıntının, gözlem, analizler ve tarihlendirmesini de göz önüne alarak yaklaşık 8 bin 600 senelik bir ekmek olduğunu söyleyebiliyoruz. Somun ekmeğin küçültülmüş hali. Ortasına parmak basılmış, fırına girmemiş ama mayalanmış, içindeki nişastalarla beraber günümüze gelmiş. Bugüne kadar böyle bir örnek yok. Çatalhöyük zaten birçok ilklerin merkeziydi. Daha kazıldığı yıllarda dünyanın ilk dokumaları Çatalhöyük’teydi. Ahşap eserler yine Çatalhöyük’teydi. Duvar boyaları, resimler buna eklendi. Konya ve Türkiye bu anlamda çok şanslı.”
Bulguların analiz çalışmalarının önemine işaret eden Türkcan, “Necmettin Erbakan Üniversitesinin laboratuvarlarında tam teşekküllü bütün analizleri yapabilmek büyük bir şans. İlk defa Türkiye’deki laboratuvarlarda ortaya konulduğu için önemliydi.” diye konuştu.
Tahıl kalıntıları heyecanlandırdı
“Çatalhöyük Mekan 66 Neolitik Dönem Ekmek Buluntusu Analizleri ve Değerlendirmesi”ne katkı veren akademisyenlerden Gaziantep Üniversitesi öğretim görevlisi Salih Kavak da arkeobotanik alanında bugüne kadar en heyecan verici çalışmanın içinde olduğunu dile getirdi.
Laboratuvarda bitkisel kalıntıları incelerken kendisine organik buluntu haberinin verildiğini anlatan Kavak, “Getirdiklerinde çok şaşırdım. Çünkü bu formda, ‘Hamur, ekmek, organik bir kalıntı olabilir mi?’ diye düşündüm. Çıplak gözle bir morfolojik teşhis, daha sonra hemen mikroskop altında içeriğine baktım. En heyecanlandıran şey, tahıl kalıntılarının olması. Arpa, buğday ve bezelye gibi bitkilere ait öğütülmüş, kırılmış parçaların olması, zaten ilk başta hemen düşündüğümüz şey, ‘Bu acaba ekmek mi? ihtimalini güçlendirdi.” ifadelerini kullandı.
Kavak, daha sonra buluntuya ilişkin kimyasal ve fiziksel analizlerin yapılması gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:
“Öne sürdüğümüz hipotezimizi doğrulamak için bu analizler gerekliydi. Prof. Dr. Oğuz Doğan hocamız, analiz için BİTAM’a yönlendirdi. Orada yapılan analizde özellikle SEM görüntülerinde, detaylı baktığımızda numunenin içinde hava boşlukları çok belirgindi. Bitkilere ait tohum ve doku parçaları, yaprak kalıntıları olması… Daha da detayına inildiğinde nişasta taneleri artık şüphelerimizi ortadan kaldırıyordu. Yapılan diğer analizlerinde de kimyasal içeriklerine baktığımızda, hem bitkilerde bulunan kimyasal maddelerin olması hem de mayalanma göstergeleri var. Bu buluntunun suyla unun karıştırılıp bir süre bekletildiğini, mayalandığını, pişmediğini yapılan analizler gösterdi. Fırının yanında hazırlanmış ama pişirilememiş ya da pişirilememiş, o formda olduğunu görmüş olduk. Heyecan verici bir buluştu. Şu ana kadar bulunan ekmek benzeri bu formda hiçbir buluntu yok. Şu an bilinen en eski ekmek diyoruz. Türkiye ve dünya için heyecanlandıran bir buluş.”
BİTAM Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Yasin Ramazan Eker ise merkezde arkeolojik buluntuların da analizlerini yaptıklarını dile getirerek, şunları kaydetti:
“BİTAM’da ileri teknoloji, analiz, karakterizasyon cihazlarımız bulunduğundan, bu numuneleri analiz edip, özellikle kimyasal, fiziksel yapılarını belirledikten sonra tanımlayabildik. Artık daha önceki yıllarda yurt dışına yollanan bu numuneler Türkiye’de kalıyor. Bunları karakterize edebiliyoruz. Hem malzeme alanında yorumlayabiliyoruz hem de bulguların arkeolojik açıdan ne anlam ifade ettiğini veyahut ne zenginlikler kazandığını yorumlayabiliyoruz. Dolayısıyla hem arkeoloji alanında hem karakterizasyon alanında Türkiye’de yetkin insanlar var. Konya’da Necmettin Erbakan Üniversitesi BİTAM merkez laboratuvarında bunları yapabiliyoruz. Ekmeğin en önemli özelliğinden biri, ısıttığımız zaman kütlesi devamlı kayboluyor. Bu da şu demektir, bu numune o sıcaklığı daha önce görmemiş. Görmediği için de ekmek şeklinde olan bu numunenin pişirilmemiş olduğunu anlıyoruz. Hocalarımız gözenekli, süngerimsi yapıdan dolayı anlıyor. Dolayısıyla bizim ve onların bilgileriyle birlikte bu noktaya geldik. Daha isabetli teşhis etmemizi sağlıyor. Numunenin ekmek şüphesi vardı, bu şüpheleri doğruladık.”
Necmettin Erbakan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Doğan da BİTAM’da arkeolojik numunelerin kimyasal ve fiziksel yapılarının tanımlanabildiğini söyledi.
]]>