Burdur’da, 31 Mart seçimlerinden sonra Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in öncülüğünde 21 belediye başkanı ile birlikte, belediyeler arasındaki dayanışmayı artırmanın yanı sıra tecrübe paylaşımlarında bulunmak amacı ile düzenlenen bir toplantı gerçekleştirildi. Saat 10.00’da Burdur Cumhuriyet Halk Partisi il binasında başlayan toplantı, Genel Başkan Özel’in konuşmalarıyla devam etti.
Genel Başkan olduktan sonra ilk defa Burdur Cumhuriyet Halk Partisi il binasının balkonunda konuştuğunu ifade eden Özel, “Ben Genel Başkan olarak ilk defa buradayım, yerel seçimlerden sonra da ilk kez buradayım. 31 Mart seçimlerinde Çavdır ve Bucak Belediyelerini kazandık. Bu bizler için çok keyifli bir durum; birisini 1984’ten beridir, diğerini ise 1977’den beridir ilk kez alıyoruz. Birini 47, diğerini 40 yıldır ilk defa kazanıyoruz. Bizler çok mutluyuz. Ayrıcı bugün Burdur 21 belediye başkanını ağırlıyor. Bundan sonra birlikte oturup konuşacağız, çalışacağız. Bu 21 arkadaşımın ceplerinde birer anahtar var, bu anahtar belediyenin kapısının ya da kasasının anahtarı değil. Bu anahtarlar yapılacak ilk seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nin anahtarlarıdır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarını bu arkadaşlar getirecek” ifadelerini kullandı.
“Burdur’da içme suyu sıkıntısı var”
Uzun zamandır Burdur’da çözülemeyen içme suyu sıkıntıları hakkında konuşan Özel, “Burdur’da içme suyu sorunu var. Su ile ilgili Burdur’da önemli bir çalışma yapılıyor. Hem sulama suyunda doğru bir birlikteliğe ihtiyaç var. Maalesef insanlar bir başına bırakılmış, binlerce metre su kuyusundan su çekiyorlar, hem o su yer altı sularını tüketiyor, Burdur Gölü açısından sıkıntı oluşturuyor, hem de çok pahalıya sulama yapıyorlar. Mutlaka sulama birliğinin kurulması lazım. Bunun için Ali Orkun Ercengiz ve Milletvekilimiz İzzet Akbulut birer siyasetçi değil, toplum önderi olarak öne düştüler, bu işi çözecekler. Çözülmesi için gayret gösteriyorlar” dedi.
“Burdur Gölü Burdur halkını akciğer hastalığına sürüklüyor”
Burdur Gölü’nün kuruduğunu ve Burdur halkını hastalığa götürdüğünü dile getiren Özel, “Burdur Gölü her geldiğimde biraz daha çekilmiş görüyorum. Yüzde 45’e gerilemiş, yüzey alanında yüzde 55, suyunda yüzde 45 kayıp var. Hesaplara göre 2050 yılına kadar göl çekilmeye devam edecek ve bir avuç bir şey kalacak orada. İçim yanıyor, gölün kenarındaki evler toprağa bakıyor şu anda. O çekilen yerden kalkan toz topraklar yüzünden Burdur akciğer hastalığına düşmüş durumda. O yüzden bu işlerin hepsine çare bulmak lazım. Bunlara çare bulmanın yolu rantın değil halkın iktidarını kurmaktır” ifadelerini kullandı.
Toplantıya CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere, Afyon Belediye Başkanı Burcu Köksal, Amasya Belediye Başkanı Turgay Sevindi, Ardahan Belediye Başkanı Faruk Demir, Artvin Belediye Başkanı Bilgehan Erdem, Bartın Belediye Başkanı Muhammet Rıza Yalçınkaya, Bilecik Belediye Başkanı Melek Mızrak Subaşı, Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek, Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın, Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse, Kastamonu Belediye Başkanı Hasan Baltacı, Kırıkkale Belediye Başkanı Ahmet Önal, Kırşehir Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu, Kilis Belediye Başkanı Hakan Bilecen, Kütahya Belediye Başkanı Eyüp Kahveci, Sinop Belediye Başkanı Metin Gürbüz, Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım, Yalova Belediye Başkanı Mehmet Gürel, Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem katıldı. Toplantıda Dr. Murat Bolat ve Doç. Dr. Cemalettin Ayvazoğlu da bulundu. – BURDUR
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bugün çay üreticisinin sorunlarına dikkat çekmek üzere düzenlenen Çay Mitingi için Rize’ye geldi. Özel, mitingin ardından partisinin il başkanlığı ve 31 Mart yerel seçimlerinde kazandığı ilçe belediyelerine teşekkür ziyareti yaptı. İlk olarak Pazar Belediyesini ziyaret eden Özel, ardından Ardeşen Belediyesi’ni ziyaret etti. Özel’in Rize’deki son durağı ise Fındıklı Belediyesi oldu. Burada Özel’e; CHP Rize İl Başkanı Saltuk Deniz, genel başkan yardımcıları ve milletvekilleri eşlik etti.
Ercüment Şahin Çervatoğlu: “
Özel’i makamında ağırlayan Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu, şunları söyledi:
“Çay; sermaye için servet, tüketici için keyif, bizim için emek, ekmek ve gelecek demek. Bu sorunu bizimle paylaşıp kamuoyuna ve çayın geleceği için attığınız adımların hepsi bizim için bir onur. Bu onuru taşımaktan da biz de onur duyuyoruz ve tekrar ilçemize hoş geldiniz. Genç bir ekiple yürüyoruz biz. Fındıklı’da gelecek dönemde genç bir kadın arkadaşımızı belediye başkanı yapmak istiyoruz.”
Özgür Özel: “
Özel ise şöyle konuştu:
“Rize’den doğuya doğru geldikçe uğradığımız her ilçenin belediyesinin Cumhuriyet Halk Partili olduğunu görmenin mutluluğuyla ilerledik. Pazar’dan, Ardeşen’den sonra Rize’de 2019 yılında sizin tarafınızdan kazanılan Fındıklı Belediyesi’ne yeniden gelmek ve oylarınızı her seçimde arttırdığınızı, ayrıca Cumhuriyet Halk Partisi’nin oylarına da sizin Fındıklı’daki hizmetlerinizin yansıdığını görmek büyük bir mutluluk. Fındıklı, tabi Cumhuriyet Halk Partisi’nin en hızla toparlanabildiği, gücünü gösterebildiği; sol, sosyal demokrat değerlere bağlılığı yüksek insanların da bulunduğu ama sizin hizmetlerinizle birlikte, partimiz dışındaki insanların da bu yaklaşımınızı takdir ettikleri bir süreç yaşanıyor. Sosyal demokrat belediyeciliğin, halkçı belediyeciliğin, çağdaş belediyeciliğin en iyi örneklerini içinde bulunulan kısıtlı imkanlara rağmen vermeye çalıştığınızı çok yakından takip ediyoruz.
“Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, SODEM yapısı altında örgütlendiler”
Bundan sonra da tabi geçmişe göre biraz daha avantajlı süreçler olacak. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler SODEM yapısı altında örgütlendiler ve belediye hizmetlerinin eş güdümü, belediye personelinin, meclis üyelerinin, başkanların hem sürecin başında hem süreç ilerledikçe eğitimleri, denetimleri ve birbirleriyle dayanışmalarını örgütleyecek yepyeni bir model var. Fındıklı gibi dezavantajlı durumda olan ilçeler, Ardeşen gibi, Pazar gibi mutlaka burada önceliklendirilmek durumunda. Ayın 5’inde Türkiye Belediyeler Birliği yönetimi seçilecek. Orada da Cumhuriyet Halk Partisi çoğunlukta daha önceden duyurduk, konuştuk. Çoğunluğumuza dayanıp, tamamını almayacağız yönetimin. Oransal olarak dağıtacağız. Kaynaklarda da temsil ettiğimiz nüfus ve hizmeti yaptığımız yerdeki toplamda ne kadar artı değer üretiliyorsa onun üzerinden bir paylaşım söz konusu olacak. Kimseyi dışlamayacağız ama sizin gibi kültür, sanat, turizm noktasında çok desteklenmesi gereken sosyal projeler konusunda çok desteklenmesi gereken belediyelerin projeleri mutlaka önceliklendirilecek. Avrupa Birliği’nden, diğer fonlardan projelerin bulunması için tüm destekleri Cumhuriyet Halk Partisi ve kurmuş yapılar sağlamaya çalışacak.
“Şeffaf, halkçı belediyecilik Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarının kapısını açacak”
Belediye başkanlarımızın ceplerinde birer anahtar var. Bu anahtarlar her zamankinden farklı olarak belediyenin veya o kentin altın anahtarı ya da belediyenin kapısının anahtarı, kasasının anahtarı değil. Bu sefer başka bir anahtar var. O anahtar gelecekteki Cumhuriyet Halk Partisi iktidarının anahtarı. İyi belediyecilik, dürüst belediyecilik, şeffaf belediyecilik, halkçı belediyecilik Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarının kapısını açacak. O anahtarı belediye başkanlarımızın en iyi şekilde iktidarımıza giden kapıyı açmak için kullanacaklarına inanıyoruz. Ercüment Başkan’ın geçmiş pratikleri, belediyecilik pratiği, siyasi pratikleri zaten bu noktada bize en ufak bir endişe yaratmıyor aksine büyük bir ümit ve güvenle kendisine bakıyoruz. Ekibinin genç bir ekip olması ve hedefinin bir sonraki dönem belediye başkanlığını bir kadın belediye başkanına, genç bir kadın belediye başkanına bırakmak olması da partinin ortak vizyonuyla, hedefleriyle ve partinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yüz yıl önce ortaya koymuş olduğu, bize vasiyet ettiği yaklaşımıyla son derece uyumludur.”
]]>
ANKARA – Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, “Dört yıl görevlerini yapıp da gönülleri kazandıkları ve işte Cumhuriyet’in partisi, işte onun partisinin Türkiye’yi yönetme vakti dedirtecek ve ellerindeki anahtar önümüzdeki dönem CHP iktidarının anahtarıdır” dedi.
Atatürkçü Düşünce Derneği’nin 17. Olağan Genel Kurulu toplandı. Prof. Dr. Muammer Aksoy Yerleşkesi’nde gerçekleştirilen Olağan Genel Kurula Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel katıldı. Özel, CHP’nin 31 Mart yerel seçimlerinden birinci parti çıktığını söyleyerek, “409’u Türkiye’nin yedi bölgesinde halkçılığı esas alarak nepotizmden, akraba kayırmacılığından eş dost kayırmacılığını uzak durarak, bir lidere bir cemaate değil, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna sadakat duyan, liyakatli belediye başkanlarımızın emekleriyle hiç kimsenin şüphesi olmasın ki bu parti Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk seçimlerini de kazanacak ve Atatürk’ün partisini iktidara taşıyacaktır” diye konuştu.
“Başkanların cebindeki anahtar CHP iktidarının anahtarıdır”
“İllerinizde ilçelerinizde başkanlarımıza sahip çıkın, başkanlarımıza destek olun, yardımcı olun, kusurlarını kulağına söyleyin, iyi yaptıkları işlerin görünür kılınmasını sağlayın” diyen Özel, şunları kaydetti:
“Çünkü onlar bu kez birer yerel yönetici olmaktan öte bir görevle vazifeliler. Her birinin cebinde bir anahtar var. 409 anahtar var onların ceplerinde. Başkanlarımın cebindeki anahtar illerinin altın anahtarı değildir. Belediyenin kapısının altın anahtarı değildir. Başkanlarımın cebindeki anahtar belediyenin kapısının ve kasasının anahtarı değildir. Dört yıl görevlerini yapıp da gönülleri kazandıkları ve işte Cumhuriyet’in partisi, işte onun partisinin Türkiye’yi yönetme vakti dedirtecek ve ellerindeki anahtar önümüzdeki dönem CHP iktidarının anahtarıdır. Yapacakları hizmetlerle, gösterecekleri gayretlerle ve bu toplumda oluşturacakları memnuniyetle gelecekte bu ülkeyi dürüst, namuslu, çalışkan, liyakatli kadroların yönetmesine yol açacaklar. Türkiye’nin geleceğine yön vereceklerdir.”
“Tayfun Kahraman hepimizin yerine yatıyor”
Gezi tutuklularından Tayfun Kahraman hakkında konuşan Özel, ” İstanbul’da bir kreşe gidiyorum. O kreşte mezuniyet var. O çocuğun babası, o çocuğu o kreşe hiç bırakamadı. Hiç alamadı. O çocuğun babası benim yerime bir şey yapıyor. Ben de bugün onun yerine kızının mecburiyetini izlemeye gidiyorum. O çocuğun babası Tayfun Kahraman hepimiz yerine hepimiz yerine yatıyor. Yani çatışma değil uzlaşının tarafı olmuş, ortaya çıkan son gün görüntülerinde hiçbir sorumluluğu olmayan beş kişiden bir tanesi, birisi Osman Kavala’dır, birisi sevgili Can Atalay’dır, birisi Mine Özer’dendir, bir diğeri Çiğdem Mater’dir bir diğeri de ne kaydına gidebildiği evladının ne de baba mezuniyetime gelebilecek misin deyip camın arkasından hazırladığı dans gösterisini babasına gösteren Vera’nın babası Tayfun Kahraman’dır” ifadelerini kullandı.
CHP lideri Özgür Özel’in yanı sıra genel kurula İnönü Vakfı Başkanı İsmet İnönü’nün kızı Özden Toker, emekli Orgeneral Hurşit Tolon ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da katıldı.
]]>Atatürkçü Düşünce Derneği’nin 17. Olağan Genel Kurulu toplandı. Prof. Dr. Muammer Aksoy Yerleşkesi’nde gerçekleştirilen Olağan Genel Kurula CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve İnönü Vakfı Başkanı İsmet İnönü’nün kızı Özden Toker ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da katıldı.
CHP lideri Özgür Özel, Genel Kurul’da yaptığı konuşmada; Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kuruluşundan itibaren büyük emeklerle yoluna devam ettiğini vurguladı.
Özel şöyle konuştu:
“Başta Kurucu Genel Başkanımız Muammer Aksoy olmak üzere buraya bugünlere gelinirken sadece emek verilmedi katkı sunulmadı. Can verildi, canlar verildi ama derneği kuruluş amacından ve Cumhuriyetin kuruluş ilkelerinden asla taviz verilmedi. Atatürkçü Düşünce Derneği çağırırsa onun önünde bir engel olmaz. Çünkü Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Başkanı Cumhuriyet’in yüzüncü yılının son seçimini hepimiz çok istediğimiz ve bu ülke çok hak ettiği halde kaybettiğinde, hepimiz yıkılmışken, hep birlikte bir çare ararken, biz buna nasıl bir çare buluruz, bu yere düşen omuzları öne eğilen başları nasıl kaldırırız, moralleri nasıl yükseltir, mücadele azmini yeniden nasıl kazanır, hem partiyi hem de bütün Atatürkçüleri, Cumhuriyetçileri nasıl ayağa kaldırırız’ deyince ve buna ilişkin irademizi ortaya koyarken ilk geldiğimiz bina bu binadır. İlk kurumsal ziyaretimiz Atatürkçü Düşünce Derneği’nedir. O derneğin kıymetli başkanı bizi dinlemiştir. Gözümüzün içine bakmıştır. Elimizi tutmuştur. ‘Ölene kadar arkanızdayım’ demiştir.”
CHP. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk seçimlerini kazanarak Atatürk’ün partisini iktidar yapacaktır”
Özel CHP’nin 31 Mart yerel seçimlerinden birinci parti çıktığını da hatırlatarak, “409’u Türkiye’nin yedi bölgesinde halkçılığı esas alarak nepotizmden, akraba kayırmacılığından eş dost kayırmacılığını uzak durarak, bir lidere bir cemaate değil, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna sadakat duyan, liyakatli belediye başkanlarımızın emekleriyle hiç kimsenin şüphesi olmasın ki bu parti Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk seçimlerini de kazanacak ve Atatürk’ün partisini iktidara taşıyacaktır” dedi.
“Başkanların cebindeki anahtar CHP iktidarının anahtarıdır”
“Bunun için illerinizde ilçelerinizde başkanlarımıza sahip çıkın, başkanlarımıza destek olun, yardımcı olun, kusurlarını kulağına söyleyin, iyi yaptıkları işlerin görünür kılınmasını sağlayın” diyen Özel, şunları söyledi:
“Çünkü onlar bu kez birer yerel yönetici olmaktan öte bir görevle vazifeliler. Her birinin cebinde bir anahtar var. 409 anahtar var onların ceplerinde. Başkanlarımın cebindeki anahtar illerinin altın anahtarı değildir. Belediyenin kapısının altın anahtarı değildir. Başkanlarımın cebindeki anahtar belediyenin kapısının ve kasasının anahtarı değildir. Dört yıl görevlerini yapıp da gönülleri kazandıkları ve işte Cumhuriyet’in partisi, işte onun partisinin Türkiye’yi yönetme vakti dedirtecek ve ellerindeki anahtar önümüzdeki dönem CHP iktidarının anahtarıdır. Yapacakları hizmetlerle, gösterecekleri gayretlerle ve bu toplumda yaratacakları memnuniyetle gelecekte bu ülkeyi dürüst, namuslu, çalışkan, liyakatli kadroların yönetmesine yol açacaklar. Türkiye’nin geleceğine yön vereceklerdir” diye konuştu.
AKP iktidarı sürecinde kamu kaynaklarının Ensar Vakfı, TÜRGEV ve TÜGVA’lara aktarıldığını belirten Özel, tüm CHP’li yöneticilerin Atatürkçü Düşünce Derneği’ne sahip çıkmakta tereddüt etmeyeceğini belirterek konuşmasında şunları dile getirdi:
“CHP’li hiçbir yönetici ADD’ye sahip çıkmakta tereddüt etmeyecektir”
“Buradan bir kez daha söylüyorum. Atatürkçü Düşünce Derneği’nin bütün üyelerine başkanlarımız, Türkiye’nin dört bir yerindeki Atatürkçü Düşünce Dernekleri de başkanlarımıza emanettir. Bu bina sevgili Mansur Yavaş’ın gayretleri, iradesiyle bu hizmeti yapmak için tahsis edildi. Bu çok önemli bir yaklaşımdır. Bütün belediye başkanlarımız, Atatürkçü, laik, çağdaş herkese sahip çıkmak, Atatürkçülüğü savunan, anlatan, Atatürkçüleri örgütleyen sizlere hizmet etmek durumundadır. İlçenizde, ilinizde, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin nasıl bir ihtiyacı varsa, başvuracağınız ilk yer en yakındaki CHP’li belediyemizdir. Hepsi emirlerinizdedir. Çünkü bu derneğe sahip çıkmak, birilerinin sahip çıktığı gibi TÜRGEV, TÜGVA, Okçuluk Vakıflarına yani muktedirlerin mahdumlarının iktidar alanlarına, Ensar gibi bir takım yapılara herkes dört elle sarılırken, kamu kaynaklarını aktarırken, kentlerin en önemli binalarını, varlıklarını uzun süreli anlaşmalarla bu vakıflara devrederken hiçbir CHP’li yerel yönetici, belediye başkanı, belediye meclis üyesi Atatürk’ün derneğine sahip çıkmakta tereddüt etmeyecektir. Bundan sonraki süreçte bize dair herhangi bir eksiklik olursa ilk başvuru 947 ilçemizdeki ilçe başkanlarımız, ikinci telefon Hüsnü Bozkurt üzerinden Genel Başkan’adır.
“Bütün demokratları ADD’nin üyesi kabul ediyoruz”
Bundan sonraki süreçte artık Mansur Yavaş’ın ortaya koyduğu iradeyi tüm belediye başkanlarımız koyacak. Çağdaş, laik, Atatürkçü yapıya sahip olan kim varsa, kimseyi ayırmadan, kimseyi ötekileştirmeden, Türkiye İttifakı diyoruz ya Türkiye İttifakı milli takım gol atınca ayağa kalkan herkestir. Türkiye İttifakı dünyanın öbür ucundaki filenin sultanları ile gurur duyan, yürekleri onlar için atan herkestir. Ayağa kalkıp milli takımla kim İstiklal Marşı söylüyorsa Türkiye İttifakı onu da kapsamaktadır. Atatürkçü Düşünce Derneği, sol ve sosyalistlerin derneği değildir. Aynı Türkiye ittifakı gibi bütün demokratlara, bu ülkenin kuruluş ilkelerine sahip çıkan bütün demokratlara, muhafazakar demokratlara, milliyetçi demokratlara, Kürt demokratlara, sosyal demokratlara. Ülkenin birliği ve bütünlüğüne sahip çıkan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet’in kurucu kadroları ile sorunu olmayan bütün demokratlara kucak açıyoruz. Bütün demokratları Atatürkçü Düşünce Derneği’nin üyesi kabul ediyoruz. O yüzden bu dernek hepimizin derneğidir. Bu dernek kurucusu Muammer Aksoy’un derneğidir. Bu derneğin esas kurucusu Cumhuriyet’i kim kurduysa, CHP’yi kim kurduysa odur. Bu derneğin de kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.”
“Tayfun Kahraman hepimizin yerine yatıyor”
Gezi Parkı’nda Taksim Dayanışması’nın sözcüsü olan ve 25 Nisan 2022 tarihinde 18 yıl hapis cezasına çarptırılan Tayfun Kahraman’ın ve Gezi tutuklularına değinen Özel, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
” İstanbul’da bir kreşe gidiyorum. O kreşte mezuniyet var. O çocuğun babası, o çocuğu o kreşe hiç bırakamadı. Hiç alamadı. O çocuğun babası benim yerime bir şey yapıyor. Ben de bugün onun yerine kızının mecburiyetini izlemeye gidiyorum. O çocuğun babası Tayfun Kahraman hepimiz yerine hepimiz yerine yatıyor. Yani çatışma değil uzlaşının tarafı olmuş, ortaya çıkan son gün görüntülerinde hiçbir sorumluluğu olmayan beş kişiden bir tanesi, birisi Osman Kavala’dır, birisi sevgili Can Atalay’dır, birisi Mine Özer’dendir, bir diğeri Çiğdem Mater’dir bir diğeri de ne kaydına gidebildiği evladının ne de baba mezuniyetime gelebilecek misin deyip camın arkasından hazırladığı dans gösterisini babasına gösteren Vera’nın babası Tayfun Kahraman’dır.”
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Sosyal Demokrasi Derneği’nin düzenlediği “21. Yüzyılda Yeni Sosyal Demokrat Belediyecilik” paneline konuşmacı olarak katıldı. Açılış konuşmasını yapan Sosyal Demokrasi Derneği Başkanı Sami Doğan, şunları söyledi:
“Sözlerime başlarken bugün gezinin 11. yılı. Gezi direnişinde hayatını kaybedenleri saygıyla ve rahmetle anarken Gezi tutuklularına da dayanışma duygularımızı gönderiyorum ve bir an önce özgürlüklerine kavuşmalarını diliyorum.
Hepiniz için çok yakından bildiği gibi 31 Mart 2024 günü yapılan yerel seçim yineler sonucunda halkımız CHP’yi birinci parti yaparak CHP’ye ve sosyal demokratlara önemli bir şans tanımış, bunun yanında önemli bir görev de yüklemiştir. CHP’nin, CHP’li belediyelerin bu şahsı iyi değerlendirerek önümüzdeki dört yılda doğru belediyecilik yaparak, halkımızın güvenini daha da pekiştirerek genel iktidara tüm kadrolarıyla hazır olmamızı sağlaması gerekir. Sosyal demokrat belediyecilik anlayışı kentlerde yalnızca fiziksel değişimler yapmak için çalışmaz. Aynı zamanda kent sahiplerinin yani halkın sosyal, kültürel ve düşünsel gelişiminde değişiminde de sorumluluk üstlenir. Çünkü sosyal demokrat belediyecilik anlayışının çıkış noktası insandır. Bu nedenle sosyal demokrat belediyelerin yaşam mekanlarını hızla iyileştirmek ve örnek hale getirmek bir yaşam kültürü oluşturmak düşüncesiyle çalışmalarını sürdüreceklerine de inancımız tamdır.”
CHP Genel başkanı Özgür Özel yaptığı konuşmada, şunları söyledi:
“Dün akşam Sayın Nedim Saban’ın bir tiyatro oyununa gittik hep beraber. Orada da Belediye Başkanımız da vardı. Selin Hocanın müsaadesiyle iki tane anekdot anlatayım. Selin hoca ‘Siiyasette anekdotların yeri’ diye tezin sahibi. Şunu ifade edeyim; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e sorarlar ‘ne zaman yatıyorsun’ diye geç yatarım der. Dertlerim, memeleketimin meseleleri çoktur, arkadaşlarla otutur tartışırız. Onları yolcu ederim, okurum, yazarım, gün ışırken yatarım. Bilirim ki İsmet uyanmıştır.’ CHP’nin genel başkanları gözlerini yumduklarında emin olmak isterler birisinin memlekete sahip çıktığına. Biz Çankaya’da gözümüzü yumduğumuzda bir şeyi bilmemiz lazım. Genel merkezimize, TBMM’ye, Çankaya Köşkü’ne ve Anıtkabir’e sahip çıkan birilerinin gözü açıktır. İşte biz o yüzden Ankara’da Çankaya’da 30 yaşında bir sosyal demokratı Gazi Mustafa Kemal’in emanetine dört gözü açık bir şekilde sahip çıksın diye görevlendirdik. Hüseyin Can adına ben bütün CHP’ne üye olabileceği ilk gün üye olmuş ve o günden bugüne gençlik kollarında sahip çıkan herkese teşekkür etmek istiyorum.
Partimiz şüphesiz işgale karşı, beka sorununa karşı teslim olmayan, halı sermeyen onlarla birlikte İstanbul’da kendi mevcudiyetini korumayı ve sürdürmeyi hedeflemek yerine canını ortaya koyan ve bir İngiliz zırhlısına binip ayrılmak yerine Bandırma vapuruna inip kurtuluşu ve kuruluşu örgütlemek için Anadolu’ya geçen bir kahramanın kurduğu bir partidir. CHP ülkenin işgal altında olduğu sırada bile kendi bildiğini yapmak yerine önce kurultaylar toplayan bir anlayışın yani önce rıza üreten, ortak akla inanan, tartışan ve tartışmadan sonra ortaya çıkan fikri takip eden ve tatbik eden bir anlayışın kurduğu bir partidir. Bu partinin şüphesiz en büyük zaferi Kurtuluş Savaşı’dır. ve ardından en büyük eseri Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıdır. Ama bu hareket bununla yetinmemiştir. Ardından iktidar tek başına elindeyken hatta birinci Cumhurbaşkanı, ikinci Cumhurbaşkanı her birisi birer milli mücadele kahramanıyken, ordunun sadakati tamken, milletin sadakati, milletin hürmeti hayranlık boyutlarının üzerindeyken tek başlarına yönetmek yerine ortak akla başvuran, yetmez bir iki kere deneyen sonra 1946’da resmen mecliste muhalefetin vücut bulmasını sağlayan 1950’de 14 Mayıs günü seçimleri kaybedince ‘herhalde bunlara hükümeti bırakmayı düşünmüyorsunuz’ dediklerinde daha seçim sonuçlarının ilanına o günkü şartlarda 10 gün varken yaverini Demokrat Parti’ye yollayan ve ‘İsmet Paşa görevi teslime hazırdır’ diyerek ‘bu benim en büyük mağlubiyetim ama Türkiye demokrasinin en büyük kazancı’ demiş çok partili rejime ülkeyi geçirmeyi demokrasi adına bir zafer saymış, kendi yenilgisinden memlekete bir demokrasi zaferi üretmiş bir anlayışın partisidir. CHP bu yürüyüşü orada da bırakmadı. Bu topraklara sosyal devlet anlayışını getirdi. Bu topraklara sosyal güvenceyi getirdi. Emeklilik hakkını getirdi. Örgütlenme hakkını, sendikal hakları, sosyal demokrat belediyecilik anlayışını getirdi. ve CHP dünyadaki siyasi akrabalarıyla ilişki halinde sol bir perspektifle yeni çağı, teknolojiyi, yeni gelişmeleri, yorumlamayı sürdürdü sürdürmeye devam ediyor. Bugün Sosyal Demokrasi Derneği’nin varlığı kadar kendilerinin ilişki içinde oldukları feshin ve dünyadaki sosyal demokrat partilerle dayanışma içinde olan tüm yapıların önemini biliyoruz.
“Kilitleri açmak için üç anahtar kullandık”
CHP 1980’de yani birileri Türkiye demokrasinin üzerinden bütün örgütlü yapıların üzerinden, sendikaların üzerinden tanklarıyla geçerken CHP’de payına düşeni o darbe döneminden aldı. Ondan sonra elbette toparlandı. Elbette yeni yapılarla, gün geldiğinde mevcut yapılarıyla, önde el konulmuş binalarını geri alma mücadelesi vererek ortadan kaldırılmış kadrolarından geriye kalanlarla kol kola girip, yeniden ayağa kalktı. Ama bir gerçek vardı. 1980’den beri siyaset kalesinin başarı kapısı CHP tarafından istisnai tekil durumlar dışında topyekun ya da hiç değilse bir başına ve açık bir şekilde o kapı açılamıyordu Geçen sene mayıs ayında hepimiz çok umutluyduk. Sonra da hep beraber çok üzüldük. Biz üzüldük ama bize oy verenler, bize güvenenler, Cumhuriyeti yüzüncü yılında yapılan ilk seçimin yüzüncü yılda ülkeyi yönetecek yönetimin yüzüncü yılın sonunda yapılan seçimin ve ikinci yüzyılın ilk iktidarının, birinci yüzyılın iktidarını kuranlar tarafından yapılmasını isteyenler bizlerden çok daha fazla üzüldüler. Öyle bir üzüntüydü ki, öyle bir büyük duygusal kopuş yaşadılar ki dünyadaki bütün otoriter liderlerin en sevdiği ortam oluşmuştu. Muhalifler küsmüştü, muhalifler birbirleriyle bile konuşmak istemiyorlar, televizyon izlemek istemiyorlar ve kesinlikle sandığa gitmek istemiyorlardı. O günlerde umutsuzluğa, bu üzüntünün pekişmesine ya da bu üzüntüye duyarsız kalıp da hiçbir şey yokmuş gibi davranıp esas bu üzüntünün kalıcılaşmasına, o kopuşun yerleşmesine izin vermemek gerekiyordu. Onun için CHP’de yeni bir süreç, bir öz eleştiri, bir tartışma ve bir öneri dönemi yaşadık. Biz bunun adına değişim dedik. Değişimin yüzyılı, yüz yılın değişimi diye ifade ettiğimiz ve 100. yıla CHP’nin her yönüyle değişerek, tartışarak ve kimseyi dışlamadan, vefasızlık etmeden ama bizden bekleneni yaparak, öz eleştiri yaparak ilerlemesi gerektiğini tartıştık ve hayata geçirdik. 5 Kasım günü sokaktaki duygu üyemize, üyemizin duygusu delegemize ve en sonunda partimizin yönetimine yansıdı. O duygu şuydu; doğru olanlara devam ettin. Köklerinizden kopmayın. Hedefinizden şaşmayın. Ama bundan sonra yeni bir siyasetin, yeni bir siyasi düzlemin takipçisi olun, içinde olun. Ben de size bakacağım ve yeniden bir karar vereceğim. İşte o siyaset kalesinin başarı kapısı için üç koca kilidi karşımızda bulduğumuzda birbirimize sorduk. Nasıl açarız bu kilitleri diye. Sonra da dedik ki; mutlaka buralarda bir yerdedir anahtarları. Bu ülkenin kurucusu bu partinin kurucusu çok kilit kırdı. Çok duvar yıktı, çok zafer kazandı. Mutlaka anahtarı buralara bir yerlere koymuştur. O anahtarlardan ilki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkeyi kime emanet ettiğine bakarken bulundu. Önce dedim ki; bize mi emanet etti acaba? ve diyebilirdi ki Cumhuriyeti biz kurduk. Onu yüceltecek ve yükseltecek sizlersiniz. Görev genel başkanlarda değildi. Görevi belki de askerlere verirdi öyle ya ordu komutanı, genelkurmay başkanı, başkomutan, genel kurmay başkanlarına ya da orduya bu görevi vermemişti. Bu görevi sadece ve sadece aslında baktığınızda neyine güveneceklerini bilemediğiniz gencecik insanlara güvenmişti, gençlere güvenmişti. Biz de öyle yaptık. Birinci kilidi gençler açtı.
İkinci kilit için Avrupa’daki şimdi o havalı civalı zengin ülkelerden 40 yıl önce seçme seçilme hakkını kime verdiyse biz onları siyasete katalım dedik ve ikinci kilidi kadınlar açtık. Üçüncü kilit 200 yıl boyunca matmanın gelmesini direnenlerden ders alan 30 yıl boyunca donanmayı Haliç’te çürütenlerden ders alan, 30 yıl boyunca açılmış parlamentoyu kapalı tutanların bu memlekete ne yaptığından ders alan birisi hurafe, dogma yerine bilime sarılmıştı. Biz de öyle yaptık. Üçüncü kilidi bilimsel yöntemler, çağdaş yaklaşımlar, ilerici tutumlar açtı. ve CHP geçmişin üç buçuk katı kadın aday göstererek ve fazlasını seçtirerek geçmişin yedi katı genç aday göstererek ve fazlasını seçtirerek bugün Türkiye’nin dört bir yanında, bizim açımızdan yarı yarıya olmadığında hiçbir zaman yeterlidir demeyeceğimiz ama bir siyasi parti açısından çok önemli bir sıçrama olarak kabul edilecek kadar gençlerle, kadınlarla, belediyelerde görev üstlendi. ve bu sürecin sonunda işte bugün o arkadaşlar birazdan burada oturacaklar ve hem yeni dönem siyaseti hem de bundan sonra CHP’nin önümüzdeki süreçte bu ülkeyi yönetmek için neler yapacağını tartışacaklar.
“Türkiye’de seçmenin ferasetiyle iktidar dengelenmiştir”
Çok pratik bir şey söyleyeceğim; Oya Hanımın çantasında, Hüseyin Can’ın cebinde, Nilüfer Hanım’ın elinde bir anahtar var. Şundan emin olsunlar ki onların şahsında Türkiye’deki 409 belediye başkanıma söylüyorum; bu anahtar kentlerinin, şehirlerinin, ilçelerinin altın anahtarı değildir. Bu anahtar belediyelerinin kapısının ya da kasasının anahtarı da değildir. O anahtar eğer bugün tartışıp, üzerinde konuşup yarın gittiklerinde tatbik edecekleri şeyleri doğru yaparlarsa Cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk genel seçiminde partiyi iktidar yapmanın anahtarıdır. O anahtara o gözle baksınlar. Tabii sosyal belediyeciliği üstatlardan ve konunun uzmanlarından dinleyeceksiniz ama basit bir tanım yapmak gerekirse; kamu hizmetlerini toplumun tüm kesimlerine ayrımsız ulaştırmak, dezavantajlı grupları görmek, onlar lehine politikalar geliştirmek ve örneğin yoksulluğu yönetilecek bir süreç değil, yok edilecek bir gerçeklik ve yok etmeyi bir hedef olarak görmektir sosyal belediyecilik. Sosyal devlet ise bu hedefe somut katkılar sağlayan, somut projelere sonuna destek veren, destek olması gereken bir anlayışı temsil eder. İktidar anayasaya göre ikiye ayrılır. Birisi merkezi yönetim, diğeri mahalli idareler, yerel yönetimler.
Bugün Türkiye’de seçmenin ferasetiyle iktidar dengelenmiştir. Maalesef kanlı bir darbe girişimini araçsallaştırıp ilan edilen, birkaç ay sürecek diye söylenip yıllarca sürdürülen olağanüstü hal şartlarında rejime kasteden bir anayasa değişikliği yapıldı. Bu anayasa değişikliğinin ardından yine OHAL şartlarında bir seçim yapıldı. O seçimin devamında bir baskın seçimle daha doğrusu OHAL şartlarında yapılan bir baskın seçimle bugün tek adam rejimi olarak söylediğimiz, yasama, yürütme, yargı erklerinin neredeyse tek elde toplandığı, Meclisin yasama yetkisinin bir kısmına el konulduğu, yargının atamalarından kararlarına bir siyasi iktidarın egemen olduğu bir süreçte 2019 yılında bir fırsat ele geçti. 2023’e o umutla gittik. Ama 2023’te burada detaylarını tartışmanın artık geride kaldığı, kollektif bir başarısızlıkla hiçbirimizin masum olmadığı bir süreçle o büyük umudu kaybettik ve biraz önce tarif ettiğim duygular hakim oldu. Şimdi bir kez daha halkın öngörüsü, milletin feraseti bu orantısız gücü yerelden ve neredeyse o güce denk bir biçimde dengeledi. Şimdi şöyle bir gerçekle karşı karşıyayız; nüfusun yüzde 65’in, ekonominin yüzde 80’ine, toplanan verginin yüzde 86’sına karşılık gelen bir coğrafyada sosyal demokratlar, Anayasa’dan gelen yetkileriyle yereli yönetecekler. Genel iktidar bu projelere, bu somut politikalara katkı sağlayacak mı yoksa köstek mi olacak? Herkesin endişelendiği gibi ve geçmiş pratiğine uygun olarak onu hep birlikte takip edeceğiz. Milletimizle takip edeceğiz.
“Belediyeciliği Aytekin Kotil’lerden, Nurettin Sözen’lerden öğrendik”
Türkiye’de yerel yönetimler tarafından ilk kez ortaya konulan kentsel dönüşüm, toplu konut, metro, metrobüs, hafif raylı sistem, biyolojik arıtma gibi projeler geçmişte sosyal demokrat belediyelere aittir. Biz belediyeciliği ya da bizim başkanlarımız belediyeciliği İstanbul’da ilk tercihli yol uygulamasını hayatta geçiren Aytekin Kotil’lerden, İstanbul’da 1992 yılında ilk doğal gaz projesini hayata geçiren Nurettin Sözen’lerden, ilk Halk Ekmek Fabrikası’nı kuran Ahmet İsvan’lardan, bir yerel yönetim efsanesi Ankara’da ilk metronun temelini atmış olan Murat Karayalçın’lardan, metrolardan tramvaylara, üretim merkezlerinden, öğrenci yurtlarına, kooperatiflerden kreşlere, Türkiye’yi sosyal belediyecilik anlayışıyla tanıştıran Vedat Dalokay’lardan, Yüksel Çakbur’lardan, Celal Altınay’lardan, Ali Dinçer’lerden, Yılmaz Büyükerşen’lerden öğrendik. Cumhuriyerin ikinci yüzyılında Türkiye bu projeleri sürdüren, yenilerini üreten hayata geçiren, birbirleriyle dayanışan, görev boyunca öğrenen ve iyiyi birbirine öğreten, paylaşan sosyal demok belediyecilik anlayışını bundan sonraki beş yıl boyunca izleyecek, takip edecek.
“Kibir ve ihtiras tasfiye edilecek”
Bundan sonraki süreçte CHP’nin belediye başkanları göreve devam edip etmeyeceklerini ne genel başkandan ne MYK’dan ne Parti Meclisi’nden ne bir başka yerden büyükşehirler ve büyük ilçe belediyeler için her üç ay, iller ve ilçeler için altı ay, beldeler için yılda bir kez ellerine ulaştırılacak, vatandaş memnuniyetinin niceliksel ve niteliksel olarak ölçüldüğü objektif kriterlerle sahada takip ettirdikleri, kendi karnelerinden takip edecekler. Grafiği yukarıya doğru gidenler seçildiği günden ileride olanlar ve partisini paçasından aşağı değil partisinin elinden partiyi yukarı doğru çekenler, yönetirken şeffaf, adil olanlar ve bu yaptıkları kamuoyu tarafından teveccühle karşılananlar şüphesiz görevlerine devam edecekler. Bundan sonra CHP bu topraklara bilimi getiren, aydınlanmayı getiren, aydınlanma ateşinin meşalesini yakan ve uzun süre evinde taşıyanların partisi, ikinci yüzyılın bu kritik döneminde bu önemli anayasal yerel yönetim görevini, bu kritik bu tarihi ve bu tarihe yön verecek, o gelecekteki iktidarın anahtarını elinde tutanların sorumluluğunu çok yakından ve hepimiz, hepiniz adına takip edeceğiz. Bu süreç eninde sonunda başarıya ulaşmak zorundadır. Başarının önündeki her türlü engeli, kişisel kibir, ihtiras, kurumsal çatışmalar ve her türlü bahane başarının önünde engeldir. ve bu partinin başarıya kilitlenmiş yönetim iradesi tarafından tasfiye edilecektir.”
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Gençlerimizi internet mecralarındaki birtakım platformların sanal dünyalarına hapsederek sahip oldukları büyük medeniyet birikiminden mahrum bırakmak isteyenlere aradıkları fırsatı vermeyeceğiz. Son dönemde iyice hız kazanan, çocuklarımızı inancından, kültüründen, ailesinden, benliğinden hatta cinsiyetinden kopartarak küresel sapkın akımların esiri yapma çabalarını mutlaka boşa çıkaracağız” dedi.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Ankara Ulus’ta Sebilürreşad Kültür ve Sanat Merkezi’nin açılışına katıldı. Erdoğan, özetle şöyle konuştu:
“Bugün İstiklal Marşımızın kabulünün 103’üncü yıl dönümü. ‘Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak’ diye başlayan, ‘Arkadaş, yurdumu alçaklara uğratma sakın’ diye devam eden, ‘Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal’ diye biten İstiklal Marşımızın ifade ettiği mananın dünyada bir başka örneği yoktur. Milletimizin yüreğinden sökülüp gelen güçlü bir özgürlük iradesinin yazıya dökülmüş hali olan İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy’u rahmetle ve şükranla yad ediyorum.
Ankaramızın eski değerlerini bünyesinde barındıran Ulus’taki bu tarihi bina Sebilürreşad Kültür ve Sanat Merkezi’ne dönüştürülerek ülkemize kazandırılmıştır. Uzun yıllar kendi haline terk edilen bu binayı müze, sergi salonu ve diğer birimleriyle yeniden kültür-sanat hayatımıza kazandıran tüm Sebilürreşad ekibine teşekkür ediyorum.
Tarihe iz bırakmak demek dişinizle, tırnağınızla, yüreğinizle, zihninizle vereceğiniz bir büyük mücadeleyi göze almak demektir. Hiçbir aksiyona girmeden sadece oturduğu yerden yapılanları eleştirerek tarihe mal olmuş kimse göremezsiniz. Geride ister fikri ister fiili ister maddi eser bırakmamış olanların yerinde yeller eseceğini söyleyen gönül sultanlarının bizatihi kendi mirasları bu hakikatin en somut örneğidir.
Medeniyet yolculuğumuzun işaret taşlarını yaşatma konusunda daha hassas olmamız gerektiği anlaşılıyor. Ülkemizin dört bir yanında gençlerimiz tarafından yürütülen kültür-sanat çalışmalarını, teknoloji faaliyetlerini, fikri-felsefi sohbet denemelerini gördükçe geleceğimize olan güvenim artıyor. Akif’in hayali olan Asım’ın neslini yaşatmak için hep birlikte daha çok çalışmalı, daha iyi mücadele etmeliyiz. Gençlerimizi internet mecralarındaki birtakım platformların sanal dünyalarına hapsederek sahip oldukları büyük medeniyet birikiminden mahrum bırakmak isteyenlere aradıkları fırsatı vermeyeceğiz. Son dönemde iyice hız kazanan, çocuklarımızı inancından, kültüründen, ailesinden, benliğinden hatta cinsiyetinden kopartarak küresel sapkın akımların esiri yapma çabalarını mutlaka boşa çıkaracağız.
“KAYBETTİĞİMİZİ SANDIĞIMIZ ANAHTAR YERLİ YERİNDE DURUYOR”
Millet olarak biz de kaybettiğimiz anahtarı son iki asırdır aydınlanma sandığımız bir yerde arıyoruz. Halbuki kaybettiğimizi sandığımız anahtar yerli yerinde duruyor. Sadece topraklarımıza değil, kavramlarımıza da musallat olan emperyalistlerin ayakları altında ezdiklerini sandıkları paspasın altındaki anahtarı oradan alıp kapıyı açmak bize kalmıştır. Bizi, anahtarımızı yanlış yerde aramaya sevk edenlerin cenderesinden kendimizi kurtarabileceğimiz gün inşallah aradığımızı bulacağız.
İsrail’in Gazze’de uyguladığı zulmü bile insan hakları, demokrasi, özgürlük, güvenlik ve diğer tüm parıltılı kavramlarla meşrulaştırmak için kullananlar bunlar değil mi? Kendi güvenlikleri ve refahları için dünyanın geri kalanını yoksulluğa, kargaşaya, çatışmaya sürükleyen, kan ve ateşe boğan bunlar değil mi? Herkesi yuttuğu halde doymayıp ‘Daha yok mu’ diyen cehennemin aradıkları da bunlar olsa gerektir.
“TÜRKİYE, UZUNCA BİR SÜRE CEHL-İ MÜREKKEP ZULMÜNE MARUZ KALMIŞTIR”
Türkiye, uzunca bir süre aydın despotizmi altında cehli mürekkep zulmüne maruz kalmıştır. Milletin imanına, ameline, kutsalına düşmanlığı, aydınlık kılıfı altında topluma dayatanların borusu hamdolsun artık eskisi kadar rahat ötmüyor. Bize binlerce yıl öncesinden işaret gönderen kadim atalardan Selçuklu’ya ve Osmanlı’ya kadar bu topraklardaki bize ait tüm izleri yok sayıp kendilerine başka kökler arayanların safsataları artık müşteri bulmuyor.”
]]>
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ulus’taki Sebilürreşad Kültür ve Sanat Merkezi’nin açılışına katıldı.
Erdoğan, ülkenin dört bir yanında gençler tarafından yürütülen kültür-sanat çalışmalarını, teknoloji faaliyetlerini, fikri-felsefi sohbet denemelerini gördükçe geleceğe olan güveninin arttığını söyledi.
Mehmet Akif’in hayali olan Asım’ın neslini yaşatmak için hep birlikte daha çok çalışılması, daha iyi mücadele edilmesi gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gençlerimizi internet mecralarındaki birtakım platformların sanal dünyalarına hapsederek, sahip oldukları büyük medeniyet birikiminden mahrum bırakmak isteyenlere aradıkları fırsatı vermeyeceğiz. Son dönemde iyice hız kazanan çocuklarımızı inancından, kültüründen, ailesinden, benliğinden hatta cinsiyetinden kopartarak küresel sapkın akımların esiri yapma çabalarını mutlaka boşa çıkaracağız.” diye konuştu.
Mehmet Akif’in ömrünü adadığı, çıkardığı yayınlara ismini verdiği, ilhamını aldığı dostdoğru yolun önünü açarak, mücadelelerine devam edeceklerini vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yine Akif’in diliyle ifade edecek olursak ‘Allah’a dayan sa’ye sarıl, hikmete ram ol. Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.’ Gerek Sırat-ı Mustakim’in, gerek Sebilürreşad’ın içinde yazılara, tartışmalara, değerlendirmelere bakıldığında sanki bir asır bu ülkede hiçbir şey değişmemiş hissine kapılabiliyorsunuz. Bu bir yönüyle fikri devamlılığın emaresi olmakla birlikte, bir yönüyle de ülke ve millet olarak hala bazı kör düğümleri çözemediğimizin, aşamadığımızın işaretidir. Üstelik bu kördüğüm sadece teorik düzlem değil, hayat biçimlerimizde de geçerlidir.”
“Kaybettiğimizi sandığımız anahtar yerli yerinde duruyor”
Konuşmasında Nasreddin Hoca’nın “kayıp anahtar” fıkrasını anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
“Evet millet olarak biz de kaybettiğimiz anahtarı son iki asırdır aydınlanma sandığımız bir yerde arıyoruz. Halbuki kaybettiğimizi sandığımız anahtar yerli yerinde duruyor. Sadece topraklarımızda değil, kavramlarımıza da musallat olan emperyalistlerin ayakları altında ezdiklerini sandıkları paspasın altındaki anahtarı, oradan alıp kapıyı açmak bize kalmıştır. Bizi anahtarımızı yanlış yerde aramaya sevk edenlerin cenderesinden kendimizi kurtarabileceğimiz gün aradığımızı bulacağız. Sebilürreşad’ın bir asrı aşkın vakittir yapmaya çalıştığı şey ‘hiç karanlık ile aydınlık bir olur mu’ buyuran yüce kitabımızın kavramlarının içini doldurmaktır.
Konfüçyüs’e önemli bir devlet görevine getirilmesi halinde ilk ne yapacağı sorulduğunda, ‘önce her şeye adını bildirirdim’ dediği rivayet edilir. Biliyorsunuz Batı sömürgeciliğine, katliamlarına, hırsızlıklarına, haksızlıklarına kılıf uydurmakta çok mahirdir. Öyle ki siyasi, ekonomik, askeri, teknolojik tahakkümüne zemin hazırlamak için her birimizin dünyasını kendi kavramlarıyla inşa etmenin yollarını da bulmuştur. İsrail’in Gazze’de uyguladığı zulmü bile insan hakları, demokrasi, özgürlük, güvenlik ve diğer tüm parıltılı kavramlarla meşrulaştırmak için kullananlar bunlar değil mi? Kendi güvenlikleri ve refahları için dünyanın geri kalanını yoksulluğa, kargaşaya, çatışmaya sürükleyen, kan ve ateşe boğan bunlar değil mi? Her şeyi yuttuğu halde doymayıp, ‘daha yok mu?’ diyen cehennemin aradıkları da bunlar olsa gerektir. Öyleyse bize düşen vazife tıpkı bir asır önce Sırat-ı Mustakim ve Sebilürreşad’ın yapılmaya çalışıldığı gibi kendi medeniyetimizin peşinden gitmek, kendi kavramlarımızı inşa etmektir. Bu cendereden ancak o şekilde çıkabiliriz.”
-“Artık hiç kimse bu ülkede karanlığı ‘aydınlık’ diye pazarlayamayacak”
Erdoğan, Peyami Safa’nın 60 yıl önce söylediği, “Bu çağ, umumiyetle küçük solukların ve sabırsızlığın çağıdır. Koşmayı yürümeye tercih eden genç okuduğundan fazla yazmayı, düşündüğünden fazla hüküm vermeyi, aradığından fazla bulmayı tercih eder.” ifadeyi anımsatarak, şunları kaydetti:
“Evet, bilmediğinin farkındaki cehli basit, tevazu ile öğrenmeye açık olabilir. Bilmediğini bilmeyen cehli mürekkebe hiçbir şey öğretemezsiniz. Türkiye uzunca bir süre aydın despotizmi altında işte böyle bir cehli mürekkep zulmüne maruz kalmıştır. Milletin imanına, ameline, kutsalına düşmanlığı, aydınlık kılıfı altında topluma dayatanların borusu hamdolsun artık eskisi kadar rahat ötmüyor. Bize binlerce yıl öncesinden işaret gönderen kadim atalardan Selçuklu’ya ve Osmanlı’ya kadar bu topraklardaki bize ait tüm izleri yok sayıp, kendilerine başka kökler arayanların safsataları artık müşteri bulmuyor. Zamane sihirbazlarının çabaları da hakikatlerin görülmesine engel olamıyor. Perde çekemiyor. Bizim son 30 yılda belediyelerde, geçtiğimiz 21 yılda hükümette hayata geçirdiğimiz programların, inşa ettiğimiz eserlerin, yaptığımız hizmetlerin en büyük kazanımı işte budur. Artık hiç kimse bu ülkede karanlığı ‘aydınlık’ diye pazarlayamayacak, bu millete cehaleti ‘erdem’ diye dayatamayacak. Artık hiç kimse bu ülkeye, bu millete kaybettiğini yanlış yerde aratamayacak. Ataların ‘yitik kaybedildiği yerde aranır’ sözüne kulak vererek, yönümüzü kendi köklerimize döndük.”
“Bu kutlu bayrağı dünyanın burcuna dikeceğiz”
Erdoğan, Mehmet Akif’in en büyük özelliğinin ümidi asla kaybetmemesi, sebatı, azmi, kararlılığı elden bırakmaması olduğunu ifade etti.
Bu milletin ve bu toprakların sesi olan Orhan Gencebay’ın, “Düşe kalka varacağım yanıp sönen ümidime, gayret et deli gönlüm derman gelsin dizlerime.” dizelerini anımsatarak, “Gerçekten de düşe kalka yürüttüğümüz bu mücadelede ümidi asla elden bırakmayacağız. Gerekirse dizlerimizdeki son dermanı da kullanarak, bu kutlu bayrağı dünyanın burcuna dikeceğiz.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, en büyük mirasın bu mücadele ruhu, medeniyet şuuru ve arayış bilinci olduğuna inandığını ifade etti.
Katılımcılar
Törene, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer İleri, İstiklal şairi Mehmet Akif Ersoy’un torunu Selma Ersoy Argon, bazı AK Parti milletvekilleri ile Cumhur İttifakı Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı ve Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok da katıldı.
Konuşmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a 17 Şubat 1921’de İstiklal Marşı’nın yayımlandığı ilk Sebilürreşad nüshası hediye edildi.
(Bitti)
]]>