İNGİLTERE’deki müzayede evinde satışa sunulan ve Aydın’ın Milet Antik Kenti’nden kaçırıldığı ispat edilerek, Türkiye’ye iade edilen milattan önce 6’ncı yüzyıla ait ‘kore torsosu’, yakın zamanda Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenecek.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kaçakçılıkla Mücadele Dairesi uzmanları, İngiltere’nin Londra şehrinde faaliyet gösteren Christie’s Müzayede Evi’nin 8 Aralık 2021 tarihli ‘Antiquities’ isimli müzayedesinde yayımlanan kataloğunda 65 lot numarası ile satışa sunulan mermer ‘kore torsosu’nun Anadolu kökenli olabileceğinden şüphelendi. Türkiye’nin girişimleriyle eserin satışı askıya alındı ve yasa dışı yollarla Türkiye’den çıkarıldığına ilişkin delil niteliğinde bilgi ve belgelere ulaşıldı. Bu doğrultuda eserin kökenini belirleyecek arşiv belgeleri İngiliz makamlarına sunuldu. Konuya ilişkin Didim Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı ve eserin iadesi için talep gönderildi. Talep kapsamında eser Türkiye’ye iade edildi. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne getirilen eser için sergileme çalışmaları tamamlandı. Eser, yakın zamanda müzede ziyarete açılacak.
‘HEPİMİZ İÇİN GURURLU BİR ANDI’
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanı Zeynep Boz, ‘kore’nin Yunan mitolojisinde Persephone’nin adı ve bakire anlamına geldiğini söyleyerek, eserin Türkiye’ye kazandırılma sürecini anlattı. Boz, eserin 2021 yılında satışa sunulduğunda kaçakçılıkla bilinen bir koleksiyoncunun ismini fark ettiklerini ve konunun üzerine gittiklerini söyledi. Boz, “Bu durum bize doğrudan bir kanaat oluşturdu. Daha sonra arşiv belgeleri, isimlerin şaibeli olması ve bunun Anadolu kökenli olduğunu ispatlayan bilimsel verilere ulaşabilmemiz sayesinde Didim Cumhuriyet Başsavcılığımızca da başlatılan bir soruşturma yoluyla adli iş birliği yapabilmiş olmanın avantajıyla, Dışişleri Bakanlığımız Londra Büyükelçiliği ile bağlantılar gerçekleştirdi. Eseri ülkemize getirdik. Hepimiz için gururlu bir andı. Çünkü burada hem bu eserimizin iadesini alırken, hem de İngiliz meslektaşlarımız veya İngiliz yetkililer tarafından ülkemizin kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadele alanında ne kadar etkin olduğumuzu duymak, onların bakış açısıyla da bunu bir kere daha teyit etmek bizleri çok mutlu eden bir başka yanı oldu” dedi.
Zeynep Boz, eserin önemine de dikkat çekerek, “Milattan önce 6’ncı yüzyıla tarihlenen bu tür kadın yontularına ‘kore’, bunların erkek versiyonuna da ‘kouros’ deniyor. Bunların önemi plastik sanat ürünlerinin ilk örneği olması. Plastik sanat ise üç boyutlu şekilde ürettiğimiz heykel ürünleri aslında plastik sanat olarak geçer. Bunların çok özel örnekleri bunlar. Özelikle Didim tarafında yoğunlukla gördüğümüz eserler. Her şeyden önce yerinden edilmiş, ülkesinin bağrından koparılmış bir kültür varlığıdır bu. Bunu kaçakçılıkla ilişkideki, kriminolojik verilerini ortaya koymak suretiyle iade almak çok önemli. Biliyorsunuz yıllar geçtikçe birtakım arkeolojik objeler eskidikçe nadiriyetlerinin arttığını düşünmek mümkün. Günümüzde daha az korunarak gelmelerini beklemek mümkün. Bu parçanın kondisyonunun da iyi olması aynı zamanda bizim için önemli” dedi.
‘SERGİ ÇALIŞMALARINI TAMAMLADIK’
Eserin müzeye gelmesiyle koleksiyonun zenginleştiğini belirten Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü Yusuf Kıraç da “Bu eserler bilimsel makalelerle bilim camiasına açıklamalarda bulunuyor. Son yıllarda insanlarımızın müzelere daha çok yurt dışına kaçırılmış eserleri görmeye geldikleri, daha çok sahiplendiklerini görüyor, sevinçle karşılaşıyoruz ve anlatıyoruz. Müzeye gelen eserler bilimsel olarak raporlanır ve bu raporlama yapılırken hangi teşhirde hangi bölümde sergileneceğine karar verilir. Bu eser Helenistik döneme ait bir eser. Diğer eserlerle ilgili sıralaması yapılır ve o envanter numarasını alır. Daha sonra artık bu eser ömür boyu o isimle kalır. Şimdi biz o çalışmaları tamamladık. Biz de artık bir gün bekliyoruz. Yakın bir zamanda teşhire konulur ve ziyaretçilerin beğenisine sunulur” dedi.
]]>Türkiye ve Yunanistan arasında 1923’te imzalanan nüfus mübadelesi anlaşması her ne kadar “bir asırlık önceki mesele” gibi dursa da bıraktığı miras açısından nesilden nesile aktarılan derin kültürel etkileri bulunuyor.
Başta Karaman olmak üzere, Anadolu’dan gelen Ortodoksların bir kısmı Yunanca bile bilmiyordu ve anadilleri Türkçeydi.
Mübadiller, sevinçlerini, kederlerini, aşklarını Türkçe şarkılarla dile getiriyor, evlerinde Anadolu mutfağından yemekler yapıyorlardı.
Birçoğu baba mesleğini de Anadolu’dan getirip nesilden nesile aktardı. Bu “kültür göçü” sırasında, Anadolu’ya ait birçok gelenek, alışkanlık, lezzet ve hatta Türkçe kelimeler de Yunanistan’a taşındı. Türkçeden Yunancaya yüzlerce kelime geçti.
Mübadil bir ailenin torunu olarak dünyaya gelen Paraskevas Sariboyas, böyle bir ailenin mensubu olmasının hayatına kattıklarını AA muhabirine anlattı.
Sariboyas, Adana’dan yüzyıl önce göçen mübadil bir ailenin torunu olduğunu ve dede mesleğini sürdürdüğünü söyledi.
Ailesinden devraldığı işletmeyi büyüten Sariboyas, erkek kardeşiyle pastırma, sucuk, kavurma gibi Anadolu lezzetleri üreten büyük bir fabrikaya sahip olduğunu ve ülkenin dört bir yanına, dededen aldığı tariflerle yaptığı Anadolu lezzetlerini taşıdığını belirtti.
Babadan oğula, nesilden nesile aktarılan pastırmacılık
Sariboyas, Adana’nın, eski adı Ayas olan, Yumurtalık ilçesinden mübadele ile Yunanistan’ın Drama iline yerleşen dedelerini şu sözlerle anlattı:
“Kökleri aslında Kapadokya’dan. Karamanlı Rumlarındanlar. Kayseri, Gölcük’te yaşıyorlardı. Burada pastırmacılık yapıyorlardı.”
Dedelerinin zaman içerisinde Kayseri’den Adana’ya göçtüğünü belirten Sariboyas, “Taşındılar çünkü İpek Yolu oradan geçiyordu. Suriye’den gelen hayvanları alıyorlardı. O zamanlar develeri alıyorlardı. Hayvan alıp satıyor, ticaret yapıyorlardı.” diye konuştu.
Sariboyas, hayvan ticareti yapan, develerin etinden pastırma yapan dedelerinin, devenin değerli olan derisinin de ticaretini yaptığını aktardı.
Dedelerinin Anadolu’da yaşadığı göç ve yaptıkları ticaret bugün Sariboyas’ın fabrikasındaki ürünlerine de yansımıştı.
Fabrikadaki ürün çeşitleri arasında dana ve kuzu etinden yapılmış pastırmalar kadar, deve etinden yapılmış pastırmalar da bulunuyor.
Sucuk ürünlerinde ise çok acılı Adana barut, Gölcük, Karamanlı gibi isimlerle anılan birbirinden farklı Anadolu lezzetleri yer alıyor.
Sariboyas, dededen devraldığı mesleği için “Bize bunu öğrettiler, ekmeğimizi bundan çıkarıyoruz. Bununla yaşıyoruz. Mecburen bunu yapıyoruz. Bu işi seviyoruz da çünkü artık içimize işlemiş. Bu bizim için artık alışkanlık.” ifadelerini kullandı.
Evde Türkçe konuşuyorlardı
Büyüdüğü evi, ailesini, çocukluğundan hatırında kalanları da aktaran Sariboyas, dedesi ve büyükannesinin evde Türkçe konuştuklarını, Türkçe şarkılar söylediklerini paylaştı.
Sariboyas, “Hani ya da benim 50 dirhem pastırmam” diye sözleri olan ve büyüklerinin söylediği “Konyalım” türküsü için “Onların şarkısıydı. Güne bu şarkıyla başlar günü bu şarkıyla bitirirlerdi.” diye konuştu.
Kendisi de çocukluk yıllarında evde duyduğu Türkçeyi biraz bildiğini belirten Sariboyas gülümseyerek, “Ne oluyor? pastırmam, kör” gibi bildiği birkaç Türkçe kelimeyi sıraladı.
Sariboyas, büyükannesinin torunlarını “yavrum” diyerek sevdiğini ifade ederken, çocukluğuna döndü ve yüzünde mutlu bir gülümseme belirdi.
Dedesi ve büyükannesinin, sevinç, kızgınlık, üzüntü gibi yoğun duygusal anlarında kendilerini Türkçe ifade ettiğini kaydeden Sariboyas, “Bizi azarladıklarında Türkçe konuşurlardı. Bize güzel söz söylemek istediklerinde de Türkçe söylerlerdi.” dedi.
Sofrada Anadolu yemekleri bulgur pilavı, çılbır vardı
Kayseri kökenli Sariboyas, evde pastırma, sucuk ve kavurma dışında da birçok Anadolu lezzetinin sofralarının ayrılmaz birer parçası olduğunu kaydederek şöyle konuştu:
“Çok mantı yaparlardı. Bulgur pilavı da çok yaparlardı. Her gün bulgur olurdu. Pirinç yerine bulgur vardı. Yoğurtlu bulgur pilavı olurdu. Yufka yaparlardı. Çılbır yaparlardı. Yayla çorbası, erik köftesi, paçanga böreği yaparlardı.”
Bu yemeklerin nesilden nesile aktarılarak, hala sofralarının birer parçası olduğunu vurgulayan Sariboyas, “Kız kardeşim hala bu yemekleri yapıyor. Annem vefat etti ama kardeşim bu yemekleri yapmaya devam ediyor. Bunların hepsini hala yapıyoruz.” diye konuştu.
Sariboyas, nesilden nesile aktarılan Anadolu mutfağına ait tariflerin isimlerini yüzyıl önce dedesi ve büyükannesinin öğrettiği gibi Türkçe söyledi.
Anadolu alışkanlıkları
Anadolu’dan gelen mübadillerin, o dönem Yunanistan’daki Rumlardan farklı alışkanlıkları olduğuna dikkati çeken Sariboyas, çocukları kara sinek ve sivrisinekten korumak için, çocukların ciltlerine çemen ve sarımsak suyu sürüldüğünü belirtti.
Sariboyas, “Pastırmaya da bu yüzden çemen koyarlardı. Pastırmayı asarlardı ve kara sinek yaklaşmazdı. Güneşte olmasına rağmen sinek yaklaşmazdı, bir kilometre uzağa kaçardı.” dedi.
“Yoğurtsuz yemek yiyemeyiz, boğazımızdan geçmez”
Çocukluğunda evde yapılan komposto ve hoşafları hatırlayarak özlemle “ah” çeken Sariboyas, şöyle konuştu:
“Yazın beyaz kalın bir bez olurdu. (Büyükannem) onu dışarı sererdi. Elmaları, armutları, erikleri dilimlerdi. Onları beze sererdi ve güneşte kuruturdu. Sonra karanlık bir odada muhafaza ederdi. Kışın bir avuç çıkarıp bir tencereye koyarlardı. Suyla kaynatırlardı. Ne güzel hoşaf olurdu o!””
Sariboyas, Yunanistan’da yoğurdun Türkiye’deki gibi yemekle birlikte yenmediğine işaret ederek, kendi ailesinde ise durumun farklı olduğunu şu sözlerle ifade etti:
“Biz de yoğurtsuz yemek yenmez. Yiyemezsin, boğazından aşağı geçmez. Temel besinimizdir. Sade de yersin. Çok cacık yaparlardı. Bol bol sarımsak koyarlardı. Nane, salatalık ve dereotuyla yaparlardı.”
Bugün özel hayatında Anadolu kültüründen çok sayıda unsur bulunduran Sariboyas, ticaret hayatında da Türkiye ile işbirliğini sürdürüyor.
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü öncülüğünde Hitit ve Ankara Üniversiteleri işbirliğiyle düzenlenen Türkiye’de yerli ve yabancı bilim insanlarınca gerçekleştirilen Hitit Dönemi, kazı, araştırma ve filolojik çalışmaların sunulacağı, bilim dünyasına duyurulacağı “Hititlerin İzinde: Yeni Bilgiler ve Perspektifler” konulu sempozyum başladı.
Hitit İmparatorluğu’nun kültürel zenginliğini korumak ve yaşatmak, geçmiş ve bugün arasında bağ kurarak Hititlerin politikası, ekonomisi, sanatı ve dini inançları hakkında daha fazla bilgi edinmek ve gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla düzenlenen sempozyuma 100’den fazla bilim insanı, uzman ve yönetici katılırken programda Hititler ve Hititlere yönelik bilimsel çalışmalar ve sonuçlarına ilişkin 29 bildiri sunulacak.
Sempozyumun açılış programına katılan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, Anadolu tarihinin temel taşlarından biri Hitit İmparatorluğunun, yazılı belgelere dayalı bir devlet yapısına sahip olması, insanlığa tarihin erken dönemlerinden kalma önemli bir bilgi kaynağına sahip olma ve Anadolu’nun eski çağ tarihini anlama imkanı sunduğunu söyledi.
Hitit İmparatorluğu’nun sadece Anadolu ve Mezopatamya coğrafyası için değil tüm dünya için örnek alınan, araştırılması gereken bir uygarlık olduğuna dikkat çeken Yazgı, bu uygarlığın bir marka değeri oluşturulması noktasında büyük bir çaba içerisinde olduklarını açıkladı.
Hititler’in, Anadolu’da tarımın gelişmesine ve şehirleşmenin yayılmasına önemli katkılarda bulunduğunu anlatan Yazgı, şunları kaydetti; “Bu ekonomik ve kültürel canlılığın artırılmasına, yaşam standardının artırılmasına yönelik önemli kararlar almışlardır. Hitit imparatorluğunun bu kültürün dünya çapında tanıtılması bizim için önemli önceliklerimizden bir tanesi. Anadolu’nun tarihi ve kültürel kimliğini anlamak için kilit bir öneme sahip olan Hititlerin kültürel mirası, günümüzde Anadolu’nun ve dünya tarihinin bir parçası olarak yaşamaya devam etmektedir, bu da geçmişin günümüze olan etkisini ve önemini vurgularken bilimsel araştırmalarla bunu ortaya koydu. Günümüz dünyasında insanlığın karşısına çıkan başlıca sorunlara binlerce yıl önce duyarlılık gösteren ve çözümler bulan Hititlerin adalet anlayışı, kadın hakları konusundaki ileri görüşlü tutumları, Çok kültürlü yapısı ve hoşgörü anlayışı, çevreyi koruma ve sürdürülebilirlik konusundaki duyarlılıklarının daha adil, barışçıl ve sürdürülebilir bir dünya için bizlere ilham kaynağı olması gerektiğini düşünüyorum”
Anadolu da ilk kazıların başladığı bu Çorum’da günümüzde de çok önemli kazı çalışmaları sürdürüldüğünü ve bu çalışmaların bilim camiası tarafından merakla takip edildiğini kaydeden Bakan Yardımcısı Yazgı, “2023 yılında yaklaşık 25 tane yüzey araştırması, kazı çalışması ve arkeolojik çalışmaları Çorum’da gerçekleştirdik. Bu sayının artırılması için ciddi bir çaba içerisindeyiz. Başta, Hitit merkezinde yer alan Boğazköy, Alacahöyük, Ortaköy-Şapinuva ve diğer Hitit kentlerinde sürdürülen uzun soluklu ve geleneksel arkeolojik kazı çalışmaları ile ortaya çıkarılan kültürel miras, toplumun bütün fertlerine ortak geçmişlerini anlatan, aralarındaki bağı güçlendiren önemli bir değer olarak karşımıza çıkmaktadır. Bakanlık olarak, geçmişten devraldığımız mirasa sahip çıkmak ve emanet bilinciyle gelecek nesillere aktarmak için kararlılıkla çalışırken, bu değerleri oluşturan çok kültürlü zengin geçmişin ve tarihsel kimliğin anlaşılmasında ve tanıtılmasında bütün dinamiklerin birlikte hareket etmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu doğrultuda, Türk arkeoloji çalışmalarında yeni bir dönemin temsilcisi olarak ortaya çıkan, Arkeoloji ve ilgili bilim alanlarında dünyanın çeşitli bölgelerinde arkeolojik araştırmalar yapmayı, kültürel mirası korumayı ve bu alanda bilimsel çalışmaları teşvik etmeyi amaçlayan Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Vakfını kurduk. Bu Vakfa bağlı olarak hizmet verecek olan Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsünün, önümüzdeki yıllarda gerek ülkemizde gerekse dünya çapında önemli bilimsel çalışmalara imza atacağına ve kültürel mirasın araştırılması, korunması ve tanıtılması noktasında değerli katkılar sağlayacağına gönülden inanıyorum.
Artık arkeoloji Türkiye’de farklı bir bakış açısıyla ele alındığını anlatan Yazgın, “Hitit Medeniyetinin günümüze kadar süre gelen kültürel zenginliği ülkemiz için bir marka değeri taşımaktadır. Bu zenginliği korumak ve yaşatmak, geçmiş ve bugün arasında bağ kurarak gelecek kuşaklara aktarmak, hepimizin görevidir. Bu çerçevede, “Geleceğe Miras” projesi ile arkeolojik kazı çalışmalarımızın hem bütçelerini hem de lojistiklerini tarihinde görülmemiş bir oranda artırarak ekiplerimizin tüm ihtiyaçlarını karşılayacağız. Artık arkeoloji Türkiye’de farklı bir bakış açısıyla ele alınıyor. Bütçelerimizi, imkanlarımızı, arkeolojik çalışmaları artırma noktasında çok ciddi motivasyon sağlamış durumdayız. Bu dönemi Türk arkeolojisinin altın çağı olarak tanımlıyoruz. Hedefimiz, son 60 yılda Türkiye’de arkeolojiyle ilgili yapılanları 4 yılda içinde yapmak. Bu dönem Türk arkeolojisinin altın çağı olacaktır. Bu konuda hocalarımıza, kazı başkanlarımıza güveniyoruz. Onlarla birlikte bu amacı gerçekleştireceğiz. Gelece miras projesi çerçevesinde arkeolojik kazılarla birlikte çıkan bulguların, yapıların restorasyonuyla turizme katılmasıyla birlikte büyük bir sinerji oluşturuyor. Kültür turizminin başkenti olacağına inandığımız Çorum içinde bu çok önemli” ifadelerini kullandı.
Yazgın, Anadolu’nun Kaya Anıtları ve Yazıtları Projesi çerçevesinde ülkemizde bulunan Hitit anıtlarının da olduğu kaya anıtları ve kitabelerinin kataloglaması, 3D taraması ve kayıt altına alınarak belgelenmesine yönelik olarak çalışmaların tamamlanmasının planlandığını belirtti.
Cumhuriyet tarihinde Atatürk’ün talimatlarıyla ve Türk Tarih Kurumu desteğiyle başlayan ilk kazılardan olan Alacahöyük kazılarının önemine dikkat çeken Yazgı, Alacahöyük’ün gerçek anlamda da Anadolu ve Hitit uygarlığının tanınmasında bir marka değeri olduğunu, marka değerinin tanıtılması noktasında yoğun bir çaba içerisinde olduklarını sözlerine ekledi.
Açılış programına Vali Zülkif Dağlı, Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın, Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Öztürk, İl Jandarma Komutanı Kd. Alb. Naim Çetinkaya, Emniyet Müdürü Arif Pehlivan katıldı. – ÇORUM
]]>Erzurum Mart 2024
TOBB verilerine göre Erzurum’da ay içinde 25 şirket, 2 kooperatif ve 7 gerçek kişi ticari işletmesi kurulumu gerçekleşti. Dönemde 4 şirket, 1 kooperatif tasfiye işlemi gördü, 6 kooperatif ve 10 gerçek kişi ticari işletmesi ise faaliyetine son verdi.
Erzurum Mart 2023
Erzurum’da 2023 Mart ayında 28 şirket, 3 kooperatif, 7 gerçek kişi ticari işletmesi kurulumu gerçekleşmiş, dönemde 4 şirket, 3 kooperatif tasfiye işlemi görmüştü. 2023 Mart ayı kaydında 17 şirket ve 12 gerçek kişi ticari işletmesi ise kapanmıştı.
Kudaka Bölgesi
Erzurum, Erzincan ve Bayburt illerini kapsayan KUDAKA İstatistik Bölgesinde ay içinde 35 şirket, 2 kooperatif ve 8 gerçek kişi ticari işletmesi faaliyete geçti. Mart ayı düzeyinde 8 şirket ve 1 kooperatif tasfiye işlemi gördü, 2 şirket, 6 kooperatif ve 12 gerçek kişi ticari işletmesi ekonomi dünyasından çekildi.
Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi
Ağrı, Kars, Ardahan, Iğdır, Erzurum, Erzincan ve Bayburt illerini kapsayan Kuzeydoğu Anadolu İstatistik Bölgesinde Mart ayında 56 şirket, 3 kooperatif ve 28 gerçek kişi ticari işletmesi kurulumu kaydedildi. Mart ayı düzeyinde 15 şirket ve 1 kooperatif tasfiye işlemi gördü, 6 şirket, 6 kooperatif ve 23 gerçek kişi ticari işletmesi kapandı.
Doğu Anadolu Bölgesi
14 ilin yer aldığı Doğu Anadolu Bölgesinde Mart ayında 195 şirket, 11 kooperatif ve 71 gerçek kişi ticari işletmesi kurulumu kaydedildi. Mart ayı düzeyinde 28 şirket ve 2 kooperatif tasfiye işlemi gördü, 25 şirket, 11 kooperatif ve 47gerçek kişi ticari işletmesi faaliyetini sonlandırdı.
Erzurum’un Kurulan Şirket Sayısı Payı
DOSİAD’ın TOBB verileri kaydında yaptığı hesaplamalara göre, Erzurum’un aylık düzeyde kurulan şirket sayısı KUDAKA İstatistik Bölgesi illeri toplamında yüzde 71,4, Kuzeydoğu Anadolu istatistik Bölgesi illeri toplamında yüzde 44,64, Doğu Anadolu Bölgesi illeri toplamında ise yüzde 12,82’lik dilim oluşturdu.
Bölge İlleri Kurulan Şirket Sayısı Dağılımı
Erzurum Mart ayı düzeyinde Bölgede kurulan şirket sayısı bakımından 3’üncü sırada yer buldu. Bir aylık ölçütte Ağrı’da 11, Bingöl’de 7, Bitlis’te 9, Elazığ’da 24, Erzincan’da 9, Erzurum’da 25, Hakkari’de 6, Kars’ta 4, Malatya’da 39, Muş’ta 12, Van’da 40, Iğdır’da 6, Tunceli’de 3 şirket kuruldu. Ardahan’da kurulum kaydedilmedi.
Erzurum 31’inci Sırada
Türkiye’de Mart ayında en fazla sayıda şirket kurulumunun kaydedildiği iller; Adana, İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Bursa, Mersin, Konya, Kocaeli, Gaziantep, Muğla, Diyarbakır, Hatay, Kayseri, Denizli, Manisa, Tekirdağ, Ş.Urfa, Sakarya, Balıkesir, K.Maraş, Samsun, Aydın, Eskişehir, Çanakkale, Van, Malatya, Mardin, Nevşehir, Afyonkarahisar, Trabzon, Ordu, Aksaray, Batman, Düzce, Adıyaman, Edirne, Yalova, Şırnak, Erzurum olarak açıklandı. – ERZURUM
]]>Türkiye’nin Roma Büyükelçiliği Kültür ve Tanıtma Müşavirliği’nde düzenlenen konferansta, Çorum’un Boğazkale ilçesindeki Hattuşa Ören Yeri’ndeki kazı çalışmalarında uzmanların yaptığı son keşifler ele alındı.
Kazılarda görev alan Türk, Alman ve İtalyan uzmanlar, özellikle de Hattuşa’da 80 metre uzunluğundaki Yerkapı Tüneli’nde Ağustos 2022’de bulunan kırmızı renkteki hiyerogliflerin özellikleri ve onlara yönelik çalışmaları hakkında ilgililere bilgi verdi.
Kültür ve Tanıtma Müşaviri Rıza Haluk Söner’in ev sahipliğindeki konferansa, Hattuşa Kazı Başkanı Alman Arkeoloji Enstitüsünden Prof. Dr. Andreas Schachner, Uluslararası Akdeniz ve Doğu Çalışmaları Derneği (ISMEO) Başkanı Adriano Rossi, Torino Üniversitesinden Prof. Stefano de Martino, İstanbul Üniversitesinden Doç. Dr. Metin Alparslan, Napoli Üniversitesinden Prof. Massimiliano Marazzi, Napoli 2. Federico Üniversitesinden Prof. Leopoldo Repola ve İtalya Dışişleri Bakanlığı Kültür Dairesinden Federico Di Giovanni katıldı.
Schachner, burada yaptığı konuşmada, Yerkapı Tüneli’ndeki hiyerogliflerin keşfinin kazılarda çalışan Mardin Artuklu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Genç sayesinde olduğunu söyledi. Schachner, Genç’in kendisine gelerek bir şeyler bulduğunu söylediğini, çektiği fotoğrafları inceleyince bu kırmızı renkteki hiyerogliflerin farklı bir şeye işaret ettiğini anladıklarını kaydetti.
Konferansı, İtalyan kültür ve arkeoloji camiasından çok sayıda kişi takip etti.
“250 kadar bu tarz hiyeroglif bulunması apayrı bir dünya açtı bize”
Konferansın ardından AA muhabirine konuşan Prof. Dr. Schachner, 2020-2023 yıllarında Boğazköy’deki kazılarda bulunan Anadolu hiyeroglifleriyle ilgili keşfi tanıtmaya çalıştıklarını söyledi.
Bunun, Türkiye, Almanya, İtalya’nın ortak bir çalışma ürünü olduğunu belirten Schachner, “Hiyerogliflerin boyalı olması, bize Hitit dünyasında yeni bir sayfa açıyor. Çünkü bu boyalı hiyeroglifleri aslında şimdiye kadar görmüyorduk. Küçük bir alanda bir şeyler vardı ama 250 kadar bu tarz hiyeroglif bulunması apayrı bir dünya açtı bize.” ifadelerini kullandı.
Schachner, bu keşifle Hititler’de yazının kullanımında farklı yönler olduğunu da gördüklerini dile getirerek, şunları kaydetti:
“Şimdiye kadar daha çok Hitit çivi yazılı metinlerden çalışıyorduk ama görüyoruz ki kamuya açık alanlarda da bir yazı sistemi mevcut. O da özgün bir Anadolu yazı sistemidir. Biz Anadolu Hiyeroglifi diyoruz buna. Böylece bu iki sistemin paralel yürüdüğünü görüyoruz. Bu da Hitit dünyasını anlamamızı sağlayan çok büyük bir yenilik.”
Schachner, Hattuşa’daki çalışmalarının sürdüğünü belirterek, “Biz hemen hemen yazıtlarda ne yazıldığını anladık. Şimdi biraz daha teferruatlı şehir için ne anlama geldiğini araştıracağız, bunu öğrenmeye çalışacağız. Onun tabii sistematik şekilde yayınlanması çalışması da var. Ama başka yönleriyle Hattuşa’da kazılar her sene devam ediyor. Sürekli yeni keşif olma ihtimali de var.” diye konuştu.
“Sandığımızdan çok daha fazla sayıda insan, bu yazıya en azından kısmen hakimdi”
İstanbul Üniversitesinden Doç. Dr. Metin Alparslan da boya ile Anadolu hiyerogliflerini taşa uygulama örneklerinin çok fazla olmadığına dikkati çekerek, “Şimdiye kadar Sivas civarında bir örneğimiz vardı çok küçük alanda. Şimdi bu örnek, bize gösteriyor ki taşlara daha fazla dikkat etmemiz lazım. Büyük bir ihtimalle şu anda açıkta olan duvarların taşlarının üzerinde de belki öyle işaretler zamanında vardı. Ama onlar günümüze kadar kalmadı. Biz bundan sonraki kazılarda buna özellikle dikkat edeceğiz ve ona göre çalışmalarımızı yürüteceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Bulunan 200-250 civarındaki Anadolu hiyeroglifinin kendilerine halka yönelik bu tür yazıtların büyük ihtimalle çok daha fazla olduğunu gösterdiğini aktaran Alparslan, şöyle devam etti:
“Belki bugün açıkta olan birçok duvarın üstünde böyle işaretler vardı. Onlar günümüze kadar kalmadı. Ama belli ki sandığımızdan çok daha fazla sayıda insan, bu yazıya en azından kısmen hakimdi. Yani bu işaretler okunmak için yapılmış işaretlerdir. Dolayısıyla halkın da kısmen okuyabiliyor olması lazım. Bu bizim için önemli. Bunu genellikle kamuya açık alanlarda görüyoruz Anadolu hiyerogliflerini. Ama çok kısıtlı sayıda insanın bunu okuyabileceğini düşünüyorduk. Bu düşünceden sanırım artık vazgeçmemiz lazım. Okuyabilen sayısı ya da kısmen ismini, bazı işaretleri, kralların isimlerini okuyabilen insan sayısı çok daha fazlaydı.”
Kazılara katılan İtalyan Profesör Marazzi de Yerkapı’da bulunan hiyerogliflerin çok şeyi değiştireceğini ifade ederek, “Katı bilimsel bakış açısına göre pek çok şey değişir. Hititler, sadece bazı formlarda değil, aynı zamanda hiyerogliflerle de yazmışlardır. Ancak bildiğimiz kadarıyla hiyeroglifi hiçbir zaman boyamamışlardı. Artık Hititlerin çizdiğini ve kendilerine has kaligrafileri olduğunu da biliyoruz.” ifadelerini kullandı.
]]>Avrasya Tüneli-TEM Anadolu Otoyolu Bağlantı Yolu’nun açılışı Ulaştırma Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Yalçın Eyigün tarafından gerçekleştirildi.
Eyigün, burada yaptığı açıklamada, bağlantı yolunun 4 ana istikametin kesişim noktasında bulunduğunu belirterek, TEM bağlantı yolundan 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne gidilen ana arterin 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden Anadolu Yakası’na gelinirken E5 ve D100 Karayolu’na inilen yol ya da Anadolu Otoyolu’na gidilen yolların ortasında bulunduğunu söyledi.
Eyigün, bağlantı yolunun sürücülere sağlayacağı kolaylıklar hakkında bilgi vererek şöyle devam etti:
“TEM’den gelen sürücülerimiz 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne gidiyorken, Çamlıca yokuşunda sabahları özellikle çok ciddi bir yoğunlukla karşılaşırlar. Bu projemizin amacı tam bu yoğunluğun başladığı noktada bir alt geçit tünelimiz var, U dönüşü tüneli diyoruz. Bu U dönüşüyle Anadolu yakasına tekrar dönmek amacıyla sürücülerimiz seyir yaparlardı veya Kartal istikametinden köprüye giderken geriye dönüp Ünalan Mahallesi’ne girmek için kullanırlardı. Bizim burada yaptığımız şey ise bu tünelin devamında 600 metrelik bir ilave yol ekledik. Böylece sabah trafiğinde özellikle köprü yerine Avrasya Tüneli’ne geçmek isteyen sürücülerimizin tam da sıkışıklıkla karşılaştıkları noktada bu seçeneği sunuyoruz kendilerine. Avrasya Tünelimize baktığımızda şu an 15-20 bin sayıda aracın daha bize yönelmesini öngörüyoruz.”
Anadolu Yakası için de Kartal, Pendik, Tuzla istikametinden gelip Kadıköy, Fenerbahçe, Bağdat Caddesi ve Göztepe’ye inmek isteyenlerin de D100 ve E5’i hiç kullanmadan bu bağlantı yoluyla Kadıköy’e inme şansları olduğunu aktaran Eyigün, “Kendisi küçük 600 metrelik bir iş, tünelle beraber 900 metre ama fonksiyonu itibarıyla baktığımızda neredeyse her yöndeki sürücülere fayda sağlayacak bir proje.” dedi.
“Yeni tünel yapmış olmak kadar kapasiteyi yükseltici bir iş yapıyoruz”
Yalçın Eyigün, Avrasya Tüneli’nin günlük rakamları hakkında bilgi vererek, öngörülenden daha hızlı şekilde 10 yılı bulmadan 6,5 yılda garanti sayısına ulaştıklarını kaydetti.
Eyigün, şu an günlük 73-74 bin ortalamasında olduklarını dile getirerek, “Amacımız ise 15-20 bin daha artırarak, özellikle sabah trafiğinde, Anadolu-Avrupa geçişlerinde araçlarımızdan 15-20 binini daha zaman içinde Avrasya’ya almak suretiyle hem Avrasya’nın zaten yakaladığımız, geçtiğimiz garanti eşiğini daha da artırmak hem de 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nü bir nebze olsun, yüzde 15-20 ölçüsünde, rahatlatmak ve aynı zamanında gün içinde E5 trafiğinin tamamını Anadolu Yakası’nda Kadıköy’e geçişler gidişler açısından da ferahlatmak.” diye konuştu.
Avrasya Tüneli’nde yaptıkları hesaplamaların öngördükleri gibi çıktığını kaydeden Eyigün, biraz sabredildiğinde geçişlerdeki araç sayısının garantinin ötesinde 20-30 bin bandının üstüne çıkabileceklerini vurguladı.
Eyigün, bağlantı yoluna giden tünelin Avrasya’nın kamu menfaati, kamu finansmanı, kamu maliyesi açısından da faydasını biraz daha artıracak iyi bir proje olduğunun altını çizdi.
Avrasya Tüneli ile beraber Marmaray’a da değinen Eyigün, her iki projenin de insanlara kazandırdığı zamanın gerçek hayatta karşılığının ölçülemez olduğunu söyleyerek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Siz bir saatte geçebileceğiniz bir yola Avrasya’yla 4 dakikada geçiyorsunuz karşıya ya da Marmaray’la birkaç dakika içinde Üsküdar’dan Sirkeci’de oluyorsunuz. Bunun karşılığı yok ama maddi anlamda da bizim hesaplarımıza göre her ikisi çoktan amorti ettiler. Kamuya artı değer oluşturdular ve buradaki küçük projemiz fiziksel olarak küçük ama değer olarak çok ciddi bir fayda oluşturacak. İstanbul’a yeni bir fayda anlamında adeta Avrasya Tüneli’nin dörtte biri kadar, beşte biri kadar belki bir yeni tünel yapmış kadar kapasiteyi yükseltici bir iş yapıyoruz.”
]]>Özhaseki, Aksaray Belediyesi tarafından kentteki bir otelde düzenlenen Aksaray İstişare Toplantısı’nda iş insanları ve kanaat önderleriyle bir araya geldi.
Burada konuşan Özhaseki, Anadolu topraklarının en büyük dezavantajının depremsellik olduğunu söyledi.
Yerin altının çok hareketli olduğunu belirten Özhaseki, şöyle konuştu:
“Hareketli fay sayısı 500’ün üzerinde. Belirli bölgelerden yüzyıllar boyunca faylar kırıldı ve enerji dışarıya vuruldu. Ülkemizde, Kuzey Anadolu Fay, Doğu Anadolu ve Ege Bölgesi gibi çok tehlikeli ve riskli faylar bulunuyor. Her an 6-7 şiddetinde veya daha yüksek şiddette deprem üretecek bölgeler var. O yüzden ne yapıyorsak, bu depremsellik gerçekliğini bilerek hareket etmek durumundayız. Eğer bunu yapmaz da cami yaparken bile emekli ağabeylerin yaptırdığı, mühendisliğe ve bilim adamlarının söylediği şeylere dayanmadan yaparsak emin olun sevabı olmaz. Yarın bir gün yıkılır altında insanlar kalır. Evimizi yaptırırken ‘Allah büyüktür’ diyerek işin altından kalkamayız. Allah büyük evet, isterse her yerde korur. Ama bir de işin gerçeği var. Bizim hepimizin deprem gerçekliğini bilerek hareket etmemiz lazım.”
“‘Gözünü yum, bir kat daha at, ne var ki’ demeyeceğiz”
Bakan Özhaseki, son yüzyılda bu ülkenin denizlerinde ve karasında 6 ve üzeri büyüklüğünde meydana gelen deprem sayısının 231 olduğunu kaydetti.
Bu rakamın sadece yıkıcı deprem sayısı olduğuna dikkati çeken Özhaseki, “Bu depremlerde 130 bin insanımızı kaybetmişiz. Binlerce binalar yıkılmış. Son Kahramanmaraş merkezli depremde bile 850 bin bağımsız birim yıkıldı. Maddi hasar 104 milyar dolar. Biz bunları bilerek hareket edeceğiz. Kaçak yapıp belediyeyle kavga etmeyeceğiz. ‘Gözünü yum, bir kat daha at, ne var ki’ demeyeceğiz. Kendimiz için bunu demeyeceğiz. Ülkeye de çok büyük zararı oluyor. Bu ülkenin de böyle bir gerçekliği var. Bunu bilerek hareket ediyoruz.” diye konuştu.
Özhaseki, bu ülkede fitne odaklarının da bir türlü bitmediğini bildirdi. Bir taraftan ülkeyi bölmek için ırkçı bir mücadele, din tarafından FETÖ ve örgütlerin hiç bitmediğini anlatan Özhaseki, “Bunları destekleyen ülkeler aynı ülkeler. Başta okyanus ötesindeki ülke, Avrupa Birliğinde dost gibi görünen medeniyetimize karşı olan ülkelerin hepsi bunlara destek veriyor. Dost gibi gözüküyorlar ama hepsi destek veriyor. Suriye ve Irak topraklarında PKK’yı eğitenler kimler acaba. Onlar silah ve teknoloji desteği verenler kimler arkadaşlar, bunlar işte. Onlarla da büyük bir mücadeleyi sürdürmeye devam ediyoruz.” ifadesini kullandı.
“Şehir hastaneleri tüm vatandaşlarımızın emrinde”
Özhaseki, vatandaşların desteğiyle AK Parti’nin 22 yıldır iktidarda olduğuna işaret etti. Ülkenin, bu 22 yıllık dönemde akla gelen her alanda diğer tüm dönemlerde yapılan hizmetlerden birkaç kat hizmet yapıldığını vurgulayan Özhaseki, şunları kaydetti:
“Enerji, sağlık, ulaşım ve her alanda yüzlerce iş yapıldı. Şimdi saymaya başlasam saatlerce sürer. O kadar çok iş yapıldı. Bizler zamanında hastanelerde kuyruklarda beklemiş insanlarız. Saatlerce ilaç yazdırmak için beklediğimizi hatırlarım. Çok şükür şimdi öyle bir şey yok. Şehir hastaneleri tüm vatandaşlarımızın emrinde. Allah’a hamdolsun.”
“Karşıdaki ittifak tarumar oldu, birbirlerini satıyorlar”
Özhaseki, Cumhurbaşkanı seçimlerinde vatandaşların Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a çok büyük bir destek verdiğini söyledi. MHP ile çıkılan yerli ve milli Cumhur İttifakı ile zafere ulaştıklarını aktaran Özhaseki, şöyle devam etti:
“Karşıdaki ittifak tarumar oldu, birbirlerini satıyorlar. Haklarında denilenleri duyduğumuzda hayretler içerisinde kalıyoruz. Bu kadar muhalifin bir araya geldiği ortamdan bir medeniyetin doğmayacağını biliyorduk. Sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan düşmanlığından bir araya gelmişlerdi. Yıkım ekibi gibi. Dünya görüşleri, sosyal olaylara bakış açıları ve askeri alandaki düşünceleri birbirlerine benzemiyordu. Çok şükür o günler geride kaldı. Şimdi yeni bir seçime gidiyoruz. Allah sonumuzu hayretsin. Geziyoruz, düşündüklerimizi söylüyoruz. İnşallah sonu da hayır olacak.”
]]>Türkiye ve dünya gündemini etkileyen, önemli uluslararası medya organlarında sıkça kullanılan ve 5 kategoride oylamaya sunulan 147 fotoğrafı inceleyen Yavuz, AA Sakarya Bölge Müdürü Yücel Velioğlu’ndan bilgi aldı.
Yavuz, “Deprem: Umut” kategorisinde Evrim Aydın’ın “Aralıksız çalışma”, “Gazze-Kanıt” kategorisinde Shadi Al Tabatibi’in “Yıkım” ile Mostafa Alkharouf’ın “Kanıt” fotoğraflarını oyladı.
“Çevre-Yaşam” kategorisinde Tahsin Ceylan’ın “Deniz anaları” fotoğrafını seçen Yavuz, “Haber”de Muhammed Enes Yıldırım’ın “Boğazda bir dev”, “Spor”da Dursun Aydemir’in “Dünyanın sultanları” adlı karelerini tercih etti.
Yavuz, AA muhabirine, Gazze’de insanlık tarihinin çok az rastladığı büyük bir vahşete tanık olunduğunu söyleyerek, “Fotoğraflardan anlaşıldığı üzere tamamen bir halkı yok etmeye, neslini tüketmeye yönelik bir soykırım girişimi olarak yasaklanmış mühimmatların kullanıldığı, beyaz fosforun kullanıldığı açık bir şekilde görülüyor.” dedi.
Anadolu Ajansını çekilen fotoğraflar dolayısıyla tebrik eden Yavuz, “Özellikle bu fotoğrafların ileride açılacak uluslararası mahkemelerde delil niteliğinde olma özelliği de olacağı için kutluyorum. Bir kez daha bu vahşetin bir an önce durmasını, insanlığın, barışın kazanmasını temenni ediyorum. Bunun için de devletimiz elinden gelen gayreti sarf ediyor. Orada hayatını kaybeden tüm kardeşlerimize rahmet diliyorum. İnanıyorum ki mazlumlar kazanacak.” diye konuştu.
Yavuz, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerine değinerek, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diledi.
Depremin ilk gününden itibaren bölgede çalışmalara destek verdiklerini vurgulayan Yavuz, devletin ve şehrin tüm imkanlarını bölgeye taşıdıklarını, vatandaşların acılarını paylaştıklarını, oradaki sorunları çözmek için yoğun gayret sarf ettiklerini anlattı.
Yavuz, devletin büyüklüğünün, milletin yardım seferberliği ve dayanışma ruhunun bir kez daha görüldüğünü dile getirerek, “Acılarımızı sarmayı, tekrar ayağa kalkmayı bildik. Kısa zamanda kalıcı konutları da teslim ederek, orada hayatı normalleştirerek yolumuza devam edeceğiz. Hayatını kaybeden kardeşlerimizi geri getirmek mümkün değil. Bu yüzden depreme dayanıklı binalar yapmayı ihmal etmemeliyiz.” ifadelerini kullandı.
“Anadolu Ajansı önemli bir kamu hizmeti görevini de icra ediyor”
Fotoğrafları seçmekte zorlandığını belirten Yavuz, “Anadolu Ajansı hem ulusal hem de uluslararası anlamda kendisini ispat etmiş ve önemli bir kamu hizmeti görevini de icra ediyor nitelikli personeliyle.” dedi.
Yavuz, “Filenin Sultanları”nı başarılarından dolayı tebrik ederek, şöyle devam etti:
“Diğer taraftan TCG Anadolu ve savunma sanayisi alanında yapmış olduğumuz büyük bir değişim ve devrim var. İHA, SİHA’larda dünyadaki öncülüğümüz, diğer taraftan da TCG Anadolu ile yavaş yavaş uçak gemisi serüvenimiz de başlamış oluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ve tam bağımsızlığını savunabilecek bir savunma sanayisine doğru gittiğimizi görüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, Türkiye buraya özel bir önem atfediyor. O yüzden başarılarla büyük bir kıvanç duyuyoruz, seviniyoruz. Özellikle fotoğrafları bu alanda seçmek istedik.”
Çevre hassasiyetlerinin çok yüksek olduğunu, İzmit Körfezi’nde dip çamuru temizliği çalışmasının devam ettiğini kaydeden Yavuz, deniz anaları fotoğrafını seçerek çevreye olan duyarlığa dikkati çekmek istediğini anlattı.
Denizlerin kirletilmemesi gerektiğini vurgulayan Yavuz, “Temizlemeden önce kirletmemeyi tercih etmeliyiz. Nasıl Haliç’i temizlediysek Körfez’i de temizleyeceğiz. Masmavi Körfez’i inşallah İzmitlilere, Kocaelilere armağan etmiş olacağız.” dedi.
]]>