
5.4 MİLYON HASTALIĞINI BİLMİYOR
Ben de uzmanlar ile bir araya geldim. HIV Enfeksiyonu Derneği Başkanı Prof. Dr. Fehmi Tabak, HIV’de yaşanan artışı rakamlarla gözler önüne serdi. Prof. Dr. Tabak, “Bu, 1980’de yani geçen yüzyılda başlayan pandeminin devamıdır. HIV dünyada ilk 1980 yılında görüldü. Üzerinden 44 yıl geçti. Ama bu bir pandemi ve devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2023 yılı verilerine göre dünyada 88 milyon kişi bu hastalığa enfekte oldu.42 milyon kişi kaybedildi.HIV ile yaşayanların sayısı 40 milyon. Bunun 38.6 milyonu 15 yaş üzeri yetişkin, 1.4 milyonu çocuk.Yüzde 53’ü kadın.Yüzde 86’sı hastalığının farkında ama 5.4 milyon kişi hastalığını bilmiyor” dedi.

TÜM DÜNYADA ARTIŞTA
Yeni tanı alanların sayısının 1.3 milyon olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tabak, şöyle dedi: “Ölenlerin sayısı 630 bin. Dakikada 1 kişi HIV nedeniyle hayatını kaybediyor. 2010-2023 yıllarını karşılaştırdığımızda tüm dünyada Afrika, Amerika, Asya’da yeni tanılar yüzde 39 azalmışken, Güney Amerika, Kuzey Afrika, Orta Doğu, Orta Asya, Doğu Avrupa’da yüzde 116’lara varan artışlar dikkat çekiyor.Yine aynı yıllarda tüm dünyada ölümler yüzde 50 azalmışken, Doğu Avrupa ve Orta Asya’da yüzde 34 artmıştır. Eşcinsel bireylerde heteroseksüellere göre 25 kat daha fazla. Damar yoluyla ilaç kullanıcılarında ise 35 kat daha fazla.”

ÜLKEMİZDE 5 YILDIR YÜKSELİŞTE
Ülkemizdeki HIV vakalarını da değerlendiren Prof. Dr. Tabak,”Ülkemizde maalesef yeni tanılar artmaktadır. 1985’ten Kasım 2024’e kadar 45 bin 825 olgu tanı almıştır. Bunun yüzde 18.5’i kadın, yüzde 81’5’i erkektir. Sık görülen yaş grubu ise 25-29’dur. Bugüne kadar bildirilen olguların yüzde 55’i son 5 yılda, yüzde 85’i son 10 yılda tanı almıştır” dedi.
9 ÇOCUĞA HIV TANISI KONDU
Bu yıl 9 çocuğa HIV tanısı konulduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tabak, “0 yaş grubunda 1, 1-14 yaş grubunda 3, 5-9 yaş grubunda 2, 10-14 yaş grubunda 3 çocuğumuza tanı koyulmuştur.Yani 14 yaş altı 9 çocuk tanı almıştır. Olguların yüzde 15’i yabancıdır. Bulaşma yolları yüzde 60 bilinmemektedir. Anneden bebeğe bulaş yüzde 0.2 bulunmuştur” dedi.
YÜZDE 50’Sİ HIV OLDUĞUNU BİLMİYOR
HIV/ AIDS Korunma ve Eğitim Derneği & Güneydoğu Nöroloji İnfeksiyon Derneği Üyesi Prof. Dr. Yeşim Taşova da “Ülkemizdeki olguların yüzde 50’sini bilmiyoruz. Bu kişiler kendilerinin de farkında değil ve her yere bulaştırıyorlar. Ve bunların önemli bir kısmı kadın. Kadın demek de çocuk demektir. Bu da çocuklarına bulaştırıyorlar anlamına gelir” dedi.
UYUŞTURUCU ARTIŞIN NEDENİ
15 yaş grubunda HIV’de artış olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Taşova, “Bu özellikle uyuşturucuyla da bağlantılı hale geliyor. Peki sadece uyuşturucu mudur? Son dönem hep böyle, özellikle çocuklarda HIV vakaları gelmeye başladı. Dünyaya ve Türkiye’ye baktığımızda ergenler dediğimiz 15-19 yaş grubu ile 20-24 yaş grubu çok önemli bu anlamda. Bu grubun hem uyuşturucu hem cinsel olarak tam eğitilmemiş olması dikkat çekiyor. Sağlıklı üreme, sağlıklı cinsel yaşantı hakkında bilgilendirilmeleri gerekiyor. Bizim ülkemizdeki en eksik noktalardan biri maaleef bu” dedi.
2030’DA YILDA 100 BİN VAKA GÖRÜLEBİLİR!
TÜRK Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği HIV Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr. Asuman İnan ise şunları söyledi: “Rakamlardan da anlaşıldığı üzere bir HIV pandemisi ile karşı karşıyayız. 80 milyon kişi enfekte olmuş. Halen de dünyada her yıl 1.5 milyon kişi yeniden enfekte oluyor. 630 bin kişi tüm çabalara rağmen ölüyorsa ‘Sessiz pandemi’ olarak adlandırılıyor ama bence bir ‘Sesli pandemi’nin içerisindeyiz. Türkiye’deki en önemli sorunumuz tedaviye ulaşım değil. Tedavi herkese devlet tarafından veriliyor. Türkiye’de sorunumuz yüzde 50’ye tanı konulmamış olması. 2030’lu yıllarda yılda 100 bin vaka görülebilir.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Los Angeles’ta yaşayan Filinta, nisan ayında, New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) toplantısında ‘sürdürülebilirlik ve moda’ konusunda konuşma yapmış ve büyük ilgi görmüştü. Hatta BM, toplantı sonrası bu konuda bir kitap hazırlamaya karar vermiş, kitabın ana temasını oluşturan bölümü de Filinta’nın yazmasını istemişti.
BM’nin, önümüzdeki ay yapacağı, sürdürülebilirlik toplantısına da yine Aslı Filinta’yı konuşmacı olarak davet ettiğini öğrendim. Nisan ayındaki konuşmasındaki gibi sürdürülebilirlik konusunda BM temsilcilerine aydınlatma yaşatacağına şüphem yok. Bu arada o toplantıda bir de bir dijital projesini sunacakmış. Anlayacağınız Aslı Filinta göğsümüzü kabartmaya devam edecek…

Ünlü yazar turneye Filinta ile çıkıyor!
Aslı Filinta asıl işini de ihmal etmiyor. Dünyaca ünlü birçok yıldızı giydiren Filinta, EstHer Perel’in de radarına girmiş. Dünya çapında tanınan başarılı bir psikoterapist, yazar ve konuşmacı olan Perel, dünya turnelerinde Aslı Filinta’dan giyiniyormuş.
Bodrum’datorun keyfi!
Dünyaca ünlü mimari tasarımcımız Zeynep Fadıllıoğlu ile yeme-içme ve eğlence sektörünün duayeni Metin Fadıllıoğlu, Bodrum’da torunlarıyla tatil yapıyor. 2010 yılında Şarık Tara’nın torunu Mehmet Tara ile evlenen ve dörder yıl arayla üç çocuk sahibi olan kızları Selin Tara sayesinde torun mutluluğu yaşayan Fadıllıoğlu çifti, tatilde de torunlarından ayrılmıyor.

Önceki günü torunları Sinan, Zeynep Defne ve Aylin ile Bodrum sokaklarında gezmeye çıkan Fadıllıoğlu çifti, orada görevli arkadaşım Ersin Al’ın objektifine takılmış. Zeynep Hanım ve Metin Bey o kadar mutlu ki, yüzlerinden okunuyor. Nasıl mutlu olmasınlar, torunları kocaman olmuş, hatta Sinan boylarını geçmiş…
Ex eşiyleyenidenevleniyor
Evliliklerinde bir yılı doldurmadan tek celsede boşanan Petek Ertüre ile Serdar Oal cephesinden herkesi şaşırtacak sürpriz bir haberim var: Yine evleniyorlar! Evet, yanlış okumadınız…

2020’de başlayan aşklarını, Ağustos 2022’de resmiyete döken ve daha altı ay dolmadan 16 Ocak’ta boşanan çift, ikinci kez nikah masasına oturmaya hazırlanıyor. Önceki gün konuştuğum Petek Hanım, eski eşinin, 50 kişinin ortasında elinde 5 karatlık yüzükle yeniden evlenme teklif ettiğini söyledi. Umarım bu seferki mutlulukları daim olur. Bu arada ex’ten next olur mu, olmaz mı yaşayıp göreceğiz!!!
Evlat hasretiikiye katlanacak
Demet Şener, geçen yıl oğlu Ömer Kutluay Real Madrid’e transfer olunca, Madrid’i komşu kapısı yapmıştı. Önceki gün karşılaştığım Demet Hanım’dan öğrendim ki, bu yıl Madrid’in yanına Londra da eklenecekmiş!

Çünkü kızı İrem de bu yıl Londra’da üniversiteye başlayacakmış. Bu arada Demet Hanım, oğluyla kızını, salı günü Paris’e tatile götüreceğini söyledi. Sonra da 25 Ağustos’ta Ömer Madrid’e, eylülde de İrem Londra’ya gidecekmiş. Çocuk hasreti ikiye katlanacak olan Demet Hanım, İstanbul- Madrid-Londra arasında mekik dokuyacak artık.
Bodrum’davale ücreti deuçtu!
Her yıl olduğu gibi bu yaz da Bodrum ve Çeşme’den gelen fahiş fiyat haberleri tavan yapmış durumda! Ancak bir arkadaşımın geçenlerde Yalıkavak’taki ünlü marinada verdiği vale ücretini duyunca ağzım açık kaldı; tam 800 lira! İstanbul’daki beş yıldızlı otellerde dahi böyle bir vale ücreti yok.

Önceki akşam gittiğim Tophane’deki kruvaziyer limanındaki beş yıldızlı otelin valesine bu fiyatın yarısını ödedim. Aynı zamanda bir AVM ve yeme-içme mekanı olarak da hizmet veren marinada bu kadar fahiş vale ücreti olur mu? Bunun ekonomiyle falan ilgisi olamaz! Demek ki, marina tok satıcı, “buraya gelmeyin” diyorlar! Başka bir açıklaması olamaz…
Sandaletzarafetinibozmuş
Giyinme işini iyi bilen isimlerden biri olan güzel oyuncu Müjde Uzman, cesur giyim tarzı ve her daim şık görünümüyle adından söz ettirmeyi başarıyor. Güzel oyuncu, geçenlerde katıldığı bir davette, bu yazın favorilerinden olan leopar desenli saten bir elbise giymişti.

Saç ve makyaj doğallığı da çok hoştu doğrusu. Ancak Müjde Uzman sandalet seçiminde hata yapmış. Kalın bantlı gladyatör tarzı sandaleti, elbisesinin zarifliğine hiç yakışmamış. Müjde Uzman, keşke ince bantlı bir sandalet tercih etseydi de dört dörtlük bir şıklık sergileyebilseydi.
TREND RADARI
Bu yazın en kurtarıcı ve popüler parçalarının başında keten pantolonlar geliyor. Tiril tiril duruşlarıyla hem sokakta hem de plajda en çok karşımıza çıkanlardan… Ayrıca bikinilerle de çok şık bir kombin yapmak mümkün.

Hasırlar, çantalardan sonra ayakkabılara geçiş yaptı. Bu yaz hasır materyallerini, sandaletlerde, terliklerde, hatta loafer’larda bile gördük. Hasır, yaz havasını stillere başarıyla taşıyor.

Transparan kumaşlar, bu sezon elbiselerde fazlasıyla kullanıldı. Hem plajda hem de sonrasındaki etkinliklerde tercih edilen transparan elbiseler, şortlarla da hoş duruyor.

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD Başkanı Biden, dün akşam Oval Ofis’ten Amerikalılara seslendi. Konuşmasında siyasi söylemlerde gerilimi düşürme çağrısında bulunan Biden, şunları kaydetti:
“Dün Donald Trump’ın Pensilvanya’daki mitinginde meydana gelen silahlı saldırı hepimizi bir adım geri atmaya, nerede olduğumuzu ve bundan sonra nasıl ilerleyeceğimizi değerlendirmeye çağırıyor. Neyse ki eski Başkan Trump ciddi bir şekilde yaralanmadı. Dün gece kendisiyle konuştum. Durumu iyi olduğu için minnettarım. Jill ve ben, O ve ailesi için dua ediyoruz. Ayrıca öldürülen kurbanın ailesine de en derin taziyelerimizi sunuyoruz. Corey bir koca, bir baba, gönüllü bir itfaiyeci, ailesini o kurşunlardan koruyan bir kahramandı.
Bugün erken saatlerde devam eden bir soruşturmadan bahsetmiştim. Saldırganın amacını henüz bilmiyoruz. Görüşlerini ya da bağlantılarını bilmiyoruz. Yardım ya da destek alıp almadığını ya da başka biriyle iletişim kurup kurmadığını bilmiyoruz. Ben konuşurken kolluk kuvvetleri uzmanları bunları araştırıyor.
“Şiddetin normalleşmesine izin veremeyiz”
Şu an bildiklerimizden bahsetmek istiyorum: Eski bir Başkan vuruldu. Bir Amerikan vatandaşı, sadece kendi seçtiği adayı destekleme özgürlüğünü kullanırken öldürüldü. Amerika’da bu yola giremeyiz, girmemeliyiz. Tarihimiz boyunca bu yoldan daha önce de geçtik. İster vurulan her iki partiden Kongre üyeleri olsun, ister 6 Ocak’ta Kongre binasına saldıran vahşi bir kalabalık olsun, ister eski Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin eşine yapılan vahşi bir saldırı olsun, ister seçim görevlilerine yönelik gözdağı olsun, ister görevdeki bir valiye yönelik kaçırma planı olsun, isterse de Donald Trump’a yönelik bir suikast girişimi olsun, şiddet hiçbir zaman çözüm olmamıştır. Amerika’da bu tür şiddete ya da herhangi bir şiddete asla yer yoktur. Bu şiddetin normalleşmesine izin veremeyiz. Biliyorsunuz, bu ülkedeki siyasi söylem çok hararetlendi. Bunu yatıştırmanın zamanı geldi. ve bunu yapmak hepimizin sorumluluğudur.
“Siyaset bir ölüm alanı olmamalıdır”
Güçlü anlaşmazlıklarımız var. Bu seçimin riskleri son derece yüksek. Pek çok kez dile getirdim, bu seçimde yapacağımız tercih Amerika’nın ve dünyanın geleceğini on yıllar boyunca şekillendirecek. Buna tüm kalbimle inanıyorum. Milyonlarca Amerikalı dostumun da buna inandığını biliyorum. Bazıları ise ülkemizin gitmesi gereken yön konusunda farklı görüşlere sahip. Amerikan demokrasisinde anlaşmazlık kaçınılmazdır. Bu insan doğasının bir parçasıdır. Ancak siyaset asla gerçek bir savaş alanı ve bir ölüm alanı olmamalıdır. Siyasetin barışçıl tartışmaların yapıldığı, adaletin arandığı, Bağımsızlık Bildirgesi ve Anayasamızın rehberliğinde kararların alındığı bir arena olması gerektiğine inanıyorum. Bizler aşırılık ve öfkenin değil, nezaket ve zarafetin hakim olduğu bir Amerika’yı savunuyoruz.
Cumhuriyetçi Parti’nin kongresi yarın başlayacak. Benim sicilimi eleştireceklerinden ve bu ülke için kendi vizyonlarını sunacaklarından hiç şüphem yok. Ben de bu hafta seyahatlere çıkarak icraatlarımı ve vizyonumuzu anlatacağım. Demokrasimiz için güçlü bir şekilde konuşmaya, Anayasamızı ve hukukun üstünlüğünü savunmaya, sokaklarımızda şiddete yer vermemeye devam edeceğim. Demokrasi böyle işlemelidir.
“Amerika’yı değiştirme gücü halkın elinde olmalıdır”
Tartışabiliriz ve aynı fikirde olmayabiliriz. Adayların karakterlerini, sorunlarını, gündemlerini, Amerika vizyonlarını karşılaştırır ve kıyaslarız. Ancak Amerika’da farklılıklarımızı sandıkta çözeriz. Bilirsiniz, biz bu işi böyle, sandıkta yaparız, kurşunla değil. Amerika’yı değiştirme gücü her zaman halkın elinde olmalıdır, bir suikastçının elinde değil.
Unutmayalım ki, Amerika’da, birlik şu anda en zor hedef olsa da, bizim için hiçbir şey bir arada durmaktan daha önemli değildir. Bunu başarabiliriz. Biliyorsunuz, kurucularımız en başından beri tutkunun gücünü anladılar ve böylece akıl ve dengenin kaba kuvvete üstün gelmesine fırsat veren bir demokrasi yarattılar. Olması gereken Amerika şudur: Tartışmaların iyi niyetle yapıldığı bir Amerikan demokrasisi, hukukun üstünlüğüne saygı duyulan bir Amerikan demokrasisi, haysiyet ve adil rekabet sadece tuhaf kavramlar değil, yaşayan gerçekler olduğu bir Amerikan demokrasisi.”
]]>
ABD Başkanı Biden, eski ABD Başkanı ve Başkan adayı Donald Trump’a yönelik suikast girişimine ilişkin Beyaz Saray’da basın toplantısı düzenledi. Biden açıklamasında şunları kaydetti:
“Jill ve ben O ve ailesi için dua ediyoruz”
“Dün gece Donald Trump ile konuştum. Durumu iyi olduğu ve iyileştiği için gerçekten memnunum. Kısa ve iyi bir sohbet gerçekleştirdik. Jill ve ben O ve ailesi için dua ediyoruz. Ayrıca öldürülen kurbanın ailesine de en derin taziyelerimizi iletiyoruz. O, ailesini koruyan bir babaydı.
Ayrıca yaralananların tamamen iyileşmesi için dua ediyor ve Gizli Servis ajanlarına ve diğer kolluk kuvvetlerine ve ulusumuz için hayatlarını riske atan bireylere teşekkürlerimizi iletiyoruz.
Dün gece de söylediğim gibi, Amerika’da bu tür bir şiddete ya da herhangi bir şiddete yer yoktur. Suikast girişimi, ulus olarak savunduğumuz her şeye aykırıdır. Biz ulus olarak böyle değiliz, Amerika böyle değil ve bunun olmasına izin veremeyiz. Birlik, ulaşılması zor bir hedeftir ancak şu anda hiçbir şey birlikten daha önemli değildir.
“Saldırganın saikleri hakkında varsayımlarda bulunmayın”
Başkan Yardımcısı Harris ve ben az önce Beyaz Saray Durum Odası’nda, FBI Direktörü, İç Güvenlik Bakanı, Başsavcı, Gizli Servis Direktörü, İç Güvenlik Danışmanım ve Ulusal Güvenlik Danışmanımın da aralarında bulunduğu Güvenlik Ekibim tarafından bilgilendirildik. Henüz ilk aşamalarında olan bu soruşturmayı FBI yürütüyor. Saldırganın motivasyonuna dair herhangi bir bilgiye sahip değiliz, yalnızca kim olduğunu biliyoruz. Herkese çağrıda bulunuyorum, lütfen saldırganın saikleri ya da bağlantıları hakkında varsayımlarda bulunmayın. Bırakın FBI ve ortak kurumları işlerini yapsın. Bu soruşturmanın eksiksiz ve hızlı bir şekilde yürütülmesi talimatını verdim ve müfettişler bunu yapmak için ihtiyaç duydukları her türlü kaynağa sahip olacaklar.
“Gizli Servis’e Trump’ın güvenliğinin devamı için gerekli her türlü tedbiri sağlaması talimatını verdim”
Bu soruşturma devam ederken yapacaklarımız şunlardır. İlk olarak, sayın Trump eski bir başkan ve Cumhuriyetçi Parti’nin adayı olarak zaten yüksek bir güvenlik seviyesine sahip. Gizli Servis’e, güvenliğinin devamını sağlamak için gerekli her türlü kaynak ve koruyucu tedbiri sağlaması talimatını verdim. İkinci olarak, Gizli Servis Başkanı’na yarın başlaması planlanan Cumhuriyetçi Ulusal Kongre için tüm güvenlik önlemlerini gözden geçirmesi talimatını verdim. Üçüncü olarak da dünkü mitingde tam olarak ne olduğunu değerlendirmek üzere bağımsız bir ulusal güvenlik incelemesi yapılması talimatını verdim. Bu bağımsız incelemenin sonuçlarını da Amerikan halkı ile paylaşacağız. ve son olarak, bu akşam Oval Ofis’te bu konu hakkında daha uzun konuşacağım. Tek bir ulus olarak birleşmeliyiz. Tek bir ulus olarak birleşmeli, kim olduğumuzu göstermeliyiz.”
]]>ETSO, Atatürk Üniversitesi (AÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF), TOBB İl Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), TOBB İl Genç Girişimciler Kurulu ve ATA Teknokent işbirliğiyle düzenlenen seminer programı, ETSO Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi.
Programa, AÜ İİBF Dekanı Prof. Dr. Vedat Kaya, TOBB İl GGK Başkanı İsmail Suci, TOBB İl KGK Başkanı Kübra Alioğulları, genç ve kadın girişimciler ile İİBF öğrencileri katıldı. Programda, ETSO Ticaret Sicili Müdürü Hakan İnanlı, “6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu ve Ticaret Sicili Uygulamaları”, Atatürk Üniversitesi Finans Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Ensar Ağırman da, “Amerika’da Yatırım ve İş Kurma; EB-5 Vizesi ve Green Card” konulu bir seminer verdi.
Seminerde, Amerika Birleşik Devletleri’nin dünyanın en büyük ekonomisine sahip olduğunu ve çok çeşitli sektörlerde yatırım fırsatları sunduğunu ifade eden Doç Dr. Ağırman, ABD’de teknoloji, sağlık, finans, enerji, perakende ve daha birçok sektörde geniş iş imkanları bulunduğunu söyledi. ABD’nin, yüksek Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) ve güçlü tüketici harcamaları ile dikkat çektiğini kaydeden Doç. Dr. Ağırman, bunun da yatırımcılar için büyük bir pazar anlamına geldiğini, ürün ve hizmetler için geniş bir müşteri tabanına erişim imkanı sağladığını vurguladı.
ABD’deki inovasyon ve teknoloji merkezlerinin olduğu bölgelerdeki şirketlerle işbirliği yapılarak veya yatırım yapmak suretiyle teknolojik avantajlardan faydalanılabileceğini kaydeden Doç. Dr. Ensar Ağırman, uluslararası ticaret fırsatlarıyla ilgili olarak da şunları söyledi; “Amerika, dünyanın dört bir yanına ihracat yapma imkanı sunar. Stratejik konumu ve uluslararası ticaret anlaşmaları sayesinde, global pazarlara erişim kolaydır. Ayrıca, güvenli yatırım ortamı yabancı yatırımcılar için çeşitli teşvikler ve korumalar bulunmaktadır. Amerika, doğrudan yabancı yatırım çekmek için çeşitli programlar ve vergisel teşvikler de sunar”
Konuşmasında EB-5 Vizesi’yle ilgili de bilgi veren Ağırman şöyle devam etti; “EB-5 Vizesi, Amerika Birleşik Devletleri’nde yatırım yaparak daimi oturma izni (GreenCard) elde etmeyi amaçlayan yabancı yatırımcılara yönelik bir göçmenlik programıdır. 1990 yılında ABD Kongresi tarafından oluşturulan bu program, ekonomik büyümeyi teşvik etmek, yeni iş fırsatları oluşturmak ve yabancı sermayeyi ülkeye çekmek amacıyla tasarlanmış. EB-5 programı kapsamında, yatırımcıların ABD’de belirli bir miktarda yatırım yapmaları ve bu yatırımla belirli sayıda tam zamanlı iş imkanı oluşturmaları gerekiyor. Yatırımcılar, doğrudan bir ticari işletmeye yatırım yapmayı veya EB-5 Bölgesel Merkezleri aracılığıyla dolaylı yatırım yapmayı seçebilirler.”
EB-5 Vizesi’nin başvuru şartlarıyla ilgili de bilgi veren Doç. Dr. Ağırman, seminer sonunda katılımcıların sorularını cevaplandırdı.
Seminerin ardından AÜ İİBF Dekanı Prof. Dr. Vedat Kaya ve AÜ Finans Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Ensar Ağırman, TOBB İl GGK Başkanı İsmail Suci ve TOBB İl KGK Başkanı Kübra Alioğulları ile birlikte ETSO Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Saim Özakalın’ı ziyaret ederek, kurum ve kurullar arasında imzalanan işbirliği protokolleri kapsamında yürütülen çalışmalarla ilgili istişarelerde bulundular. – ERZURUM
]]>Bakan Bayraktar, “39. Amerikan-Türk Konferansı”na katılmak ve çeşitli temaslarda bulunmak üzere geldiği Washington’da AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Enerji ve tabii kaynakların Türkiye ile ABD arasındaki ekonomik ilişkileri çok daha ileri götürebilecek bir alan olduğunu dile getiren Bayraktar, birçok konuda ortak hedeflerden bahsedilebileceğini söyledi.
Bayraktar, iki ülke arasında enerji alanındaki ilişkileri biraz daha kurumsal düzleme getirebilmek için Amerikan hükümeti ile Enerji ve İklim Diyaloğu platformunu geliştirdiklerini ifade etti.
Bunun uzun zamandır üzerinde çalıştıkları bir yapı olduğunu ve ilk toplantısını ABD Enerji Bakanı Jennifer Granholm ile gerçekleştirdiklerini belirten Bayraktar, “Bu platform sadece hükümetlerin, bakanlıkların birbiriyle olan ilişkilerini düzenlemekle kalmayacak daha sonra Türkiye’den ve Amerika’dan şirketlerin de katılımıyla çok daha geniş kapsamlı ve sonuç odaklı bir platform haline getireceğiz.” dedi.
Bayraktar, söz konusu diyalog kapsamındaki toplantıların, ABD ve Türkiye’de dönüşümlü bir şekilde yapılmasının planlandığını, Türkiye ve dünyada enerji alanındaki gelişmelerin konuşulabileceği, somut projelerin geliştirilebileceği bir platform olacağını söyledi.
“SMR’ler Türkiye’nin uzun dönemde enerji planlarında önemli bir yere sahip”
SMR’lerin de Türkiye’nin uzun dönem enerji planlarında önemli bir yere sahip olduğuna işaret eden Bayraktar, Türkiye’nin enerji arz güvenliği, temiz enerjiye erişim ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu 2053’e kadar karbon nötr ekonomi olma hedefi için mutlaka nükleer enerjiye ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Bayraktar, 20 bin megavatlık nükleer kurulu güce sahip olmayı hedeflediklerini, bunun 4 bin 800 megavatı için Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) inşaatının devam ettiğini ve bunu bir an önce devreye almak istediklerini dile getirdi.
ABD Enerji Bakanı Granholm ile görüşmelerindeki önemli konulardan birinin de küçük modüler reaktörler olduğunu belirten Bayraktar, şöyle devam etti:
“Türkiye’nin daha fazla konvansiyonel büyük ölçekli santrallere ihtiyacı var. Bir taraftan da küçük modüler reaktörler konusu çok ciddi anlamda gelişen, dünyanın önüne nükleer sanayide önemli bir alternatif olarak çıkmış durumda. Bununla alakalı özellikle Amerika’daki şirketleri Türkiye’de yatırım yapmaya, işbirliği yapmaya ve bu teknolojiyi birlikte geliştirmeye davet ediyoruz.”
BOTAŞ ile ExxonMobil arasındaki anlaşma
Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ (BOTAŞ) ve ExxonMobil arasında sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretine ilişkin imzalanan işbirliği anlaşmasına da değinen Bayraktar, Türkiye’de doğal gazın evlerde, sanayide ve elektrik üretiminde kullanılan çok önemli bir yakıt olduğunu ve uzun bir süre daha böyle olmaya devam edeceğini söyledi.
Bayraktar, doğal gazda çok kapsamlı bir strateji yürüttüklerini, bunun en önemli adımlarından birinin Türkiye’nin kendi gazını araması ve gaz üretimini artırması olduğunu, bu anlamda Karadeniz’de Sakarya Gaz Sahası’ndaki keşfin çok büyük önem taşıdığını dile getirdi.
Türkiye’nin uluslararası boru hatları, yer altı depolama ve gazlaştırma projeleriyle de tedarik portföyünü çeşitlendirmeye çalıştığını belirten Bayraktar, “Bu anlamda Türkiye, son 8 yılda, Milli Enerji ve Maden Politikası ile başlayan süreçte gazlaştırma kapasitesini 5 katına çıkardı. Bugün Türkiye kullandığı, ihtiyaç duyduğu yıllık gazın yarısını çok rahatlıkla sıvılaştırılmış bir şekilde alabilecek, dolayısıyla böyle bir altyapıya sahibiz.” diye konuştu.
Bayraktar, LNG’de ABD’nin ihracat kapasitesini artıracağını gördüklerini ve bu altyapıyı hazırladıklarını belirterek şunları kaydetti:
“BOTAŞ ile ExxonMobil arasında imzalanan anlaşmanın şöyle bir özelliği var; biz zaten son birkaç yıldır Amerikan LNG’sini Türkiye’de almaya başlamıştık, Amerika önemli tedarikçilerimizden biri haline gelmişti ama şimdi konuştuğumuz konu ve proje aslında uzun dönemli bir anlaşma. Bugüne kadar hep spot bazlı çalışmamız olmuştu, bunu uzun dönemli 10-15 yıllık bir anlaşmaya dönüştürmek bu anlamda farklı oldu. Bu işbirliğinin iki ülke ve şirkete de katkı sağlayacağını, bizim çeşitlendirme anlamında doğal gaz piyasamız için önemli olduğunu düşünüyorum.”
]]>Bu olayda söz konusu ülkenin ABD olduğuna işaret eden Altınbaş Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Ceza Hukuku Uzmanı Prof. Dr. Hasan Sınar, iade kararı verilen kişilerin, karara itiraz hakkı bulunduğunun altını çizdi. Kural olarak iade sürecinin mahkümiyet kararına bağlı olduğunu belirten Sınar, “Ancak bu somut olaydaki gibi bir tutuklama kararı varsa ona ilişkin olarak da talepte bulunulabilir. Bunun için öncelikle ilgili yargı makamları tarafından Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla ilgili ülkeye iade talebini iletmeleri gerekir” dedi.
“Avrupa kıtasındaki Avrupa Konseyi Suçları İadesi Sözleşmesi’ne de tarafız”
Sınar, iade kararı verilen kişilerin karara itiraz hakkı bulunduğunun altını çizdi. Uluslararası Ceza Hukukundaki temel prensibe göre ülke vatandaşları iade edilmez. Ancak bu kuralın istisnaları da olduğunu kaydeden Hasan Sınar, “Bizim anayasamıza göre bir Türk vatandaşı, yabancı bir ülke talep ettiği zaman iade edilmez. Ancak Uluslararası Ceza Divanına taraf olmaktan doğan yükümlülüklerimiz saklıdır. Aynı şekilde Amerika’da da kural olarak kendi vatandaşını iade etmez. Ancak talep eden ülke ile mütekabiliyet esasına yani karşılıklılık esasına bağlı bir ikili antlaşma var ise o zaman işler değişebilir. Nitekim Türkiye ile Amerika arasında böyle bir antlaşma var. Aynı zamanda Avrupa kıtasındaki Avrupa Konseyi Suçları İadesi Sözleşmesi’ne de tarafız. Dolayısıyla biz bu iade müessesini işletebiliriz. Oraya kaçan kişi Amerikan vatandaşı olsa dahi aradaki mütekabiliyet karşılıklılık prensibi uyarınca Türkiye’ye iadesi mümkün olabilir” açıklamasını yaptı.
“Adalet Bakanlığı’nın bu kadar hızlı aksiyon aldığı başka vaka bilmiyorum”
Adalet Bakanlığı’nın bu kadar hızlı aksiyon aldığı başka vaka bilmediğini söyleyen Hasan Sınar’a göre bunda kamuoyu ve sosyal medya baskısı etkili oldu. Bununla prosesin kendisinin uzun ve yorucu bir süreç olması nedeniyle her an için bu insanların Amerika’dan kaçma ihtimaline de dikkati çekti.
“Türkiye’nin eli kuvvetli diplomatik imkanlar seferber edilmeli”
Bu davanın ABD tarafında nasıl bir yankı bulacağının izlenmesi gerektiğini ifade eden Hasan Sınar sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aslında Türkiye’nin eli kuvvetli. İsnat edilen suç, Amerikan hukukunda bizden daha ağır cezalandıran bir suç. Türkiye’de bir insana bu şekilde çarpıp kaçtığınız zaman hapiste yatma süreniz çok azdır. Belki infaz sistemi nedeniyle cezaevinde kalmazsınız bile. Ama Amerika’da çok ağır cezalar alırsınız bu fiil nedeniyle. Yani suçun niteliğine göre sürecin hızlanması, diplomatik imkanların seferber edilmesine bağlı. Eğer Amerika üzerinde bir baskı grubu oluşturulursa ve derhal bu konuda bir karar alınması için çaba sarf edilirse iade mümkün olabilir.”
Amerika’da da yargısal bir sürecin işleyeceğini anlatan Sınar, “Netice itibariyle bu kişiler şu an özgürce sokakta dolaşıyor. Bu kişinin yakalanması için bir yakalama emri çıkacak. Aynı zamanda yurt dışına çıkış yasağının da mutlaka çıkması lazım” değerlendirmesini yaptı. – İSTANBUL
]]>Dışişleri Sözcüsü Keçeli: İsveç ve F-16 konuları Türkiye-ABD ilişkileri için yeni bir fırsat
DIŞİŞLERİ Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, “İsveç’in NATO’ya üyeliği ve F-16 sürecinin tamamlanmış olması, iki müttefik ülkenin karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkarlar temelinde birbirlerini daha iyi anlaması için yeni bir fırsat penceresi sunması gerektiğini düşünüyoruz. Biz Amerika’nın, PKK’nın Suriye’deki uzantılarıyla olan ilişkisini tamamen sonlandırmasını istiyoruz. Diğer konu da FETÖ ile ilgili beklentilerimizi ciddiye alıp bu konuda bir adım atması. Biz meseleye müttefiklik ruhu bakımından yaklaşıyoruz” dedi.
Dışişleri Bakan Sözcüsü Keçeli, basın mensuplarıyla bir araya geldi. Keçeli, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın göreve geldiği günden bu yana yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüğünü belirtti. Keçeli, Bakan Fidan’ın Arnavutluk-Bulgaristan ve Romanya temaslarının pozitif geçtiğini ve kapsayıcı olduğunu belirterek; hem siyasi partilerle hem kanaat önderleriyle görüşüldüğünü ve somut sonuçların da orta ve uzun vadede alınacağını söyledi. Keçeli, Bakan Fidan’ın Libya ziyareti hakkında ise Libya’nın toprak bütünlüğü ve istikrarının, Libya’daki iç çatışmalar başladığı günden bu yana Türkiye tarafından izlenen istikrarlı bir politika olduğunu söyledi.
FİDAN, MÜNİH GÜVENLİK KONFERANSINA KATILACAK
Bakan Fidan’ın Malta ziyaretinde Türkiye’nin Bingazi Konsolosluğu’nun yakın zamanda açılacağını duyurduğunu anımsatan Keçeli, henüz resmi bir tarih olmadığını; ancak kısa bir zaman içinde Bingazi’de Türkiye Başkonsolosluğu’nun faaliyete geçeceğini bildirdi. Keçeli, yarın Ankara’da Bakan Fidan’ın Macaristan Dışişleri ve Ticaret Bakanı Peter Szijjarto ile Gürcistan Dışişleri Bakanı Ilia Darchiashvili ile ayrı ayrı ortak basın toplantıları gerçekleştireceğini hatırlattı.
Sonrasında Fidan’ın Münih Güvenlik Konferansı’na katılacağını bildiren Keçeli, Münih Güvenlik Konferansı’nın dünyada çok sayıda karar alıcının katıldığı siyaset ve güvenlik konularının yoğunca konuşulduğu bir platform olduğunu belirterek, burada Fidan’ın yaklaşık 20 ikili görüşme yapacağını ve İsrail-Hamas çatışmaları sebebiyle Gazze’de yaşanan insani trajediye ilişkin mesajlar vereceğini söyledi.
Fidan’ın 2024 G20 Brezilya Zirvesi’ne katılacağını da belirten Keçeli, bu yılki toplantının ana temasının adil bir dünya ve sürdürülebilir bir gezegen inşa etmek olduğunu söyledi. Öte yandan zirvedeki 2 gündem maddesini açıklayan Keçeli maddelerin; ‘Küresel Yönetişim Reformu’ ve ‘Uluslararası gerilimlerde G-20’nin rolü’ olduğunu bildirdi.
ADF’DE GAZZE İÇİN YÜKSEK DÜZEYLİ PANEL
Keçeli, geçen yıl Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremleri nedeniyle yapılamayan Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF) bu sene 1-3 Mart tarihlerinde gerçekleşeceğini belirterek, “Ana tema, krizler döneminde diplomasiyi öne çıkarmak. Ana tema altında yapay zekadan, ara buluculuğa, bölgesel meselelerden, gıda krizine çok sayıda toplantı yapılacak. Şu aşamada 40 panel düzenlenmesi öngörülüyor. Gazze için yüksek düzeyli özel bir panel olacak. Katılımın geçtiğimiz bir önceki ADF’nin bile ötesine geçtiğini görüyoruz. 1’nci AFD’ye 10 devlet başkanı, 43 bakan ve 2 bin katılımcı vardı. 2022’de 17 devlet başkanı, 80 bakan ve 3 bin 300 katılımcı vardı. Bugün itibarıyla 3’ncü ADF’ye 21 devlet ve hükümet başkanı katılımını teyit ettiler, 59’u dışişleri bakanı olmak üzere 80’den fazla bakan Antalya’da olacak ve toplam 4 bin katılımcı olmasını bekliyoruz. Bu rakamların artmasını bekliyoruz. Zamanı gelince kimler olduğunu sizlerle paylaşacağız” dedi.
‘GAZZE’YE 34 BİN TON İNSANİ YARDIM SÖZ KONUSU’
Keçeli, Türkiye’nin Gazze konusunda öteden beri; ateşkes ilan edilmesi, insani yardımların Gazze’ye bir an önce ulaşması, Filistinlilerin yerlerinden edilmelerine yönelik politikaların son bulması ve gerilimin bölgesel çatışmaya dönüşmesinin engellenmesini istediğini söyledi. Keçeli, “İki devletli çözümle Filistin-İsrail sorununa kalıcı çözüm istiyoruz. Bu konuda uluslararası parametreler bellidir, diplomasinin unuttuğumuz metotlarıyla bu soruna çözüm bulunmasını istiyoruz. Tanık olduğumuz şeyler sözlerle ifade edilemez hale geldi. Büyük bir ihtimal İsrail uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuk bakımından işlenmesi mümkün olan bütün suçları bu işin sonunda işlemiş olacak. Gazze’ye bizim 34 bin ton insani yardım söz konusu oldu. Bunlardan yaklaşık 7 bin 400 ton ve 32 ambulans deniz ve hava yoluyla Mısır’a ulaştırıldı. Bu yardımın çok büyük oranda Gazzelilere ulaştığını gördük. Bu konuda Mısır hükumetine teşekkür etmek istiyoruz” dedi.
1359 KİŞİ TAHLİYE EDİLDİ
Keçeli ayrıca AFAD ve Türk Kızılay koordinesinde her hafta Gazze’ye 127 bin ton içme suyunun Mısır Kızılay’ı ile ortaklaşa bir şekilde sevk edildiğini açıkladı. Keçeli, Gazze’de sahra hastanesi kurulması konusunu da yakından takip ettiklerini vurgulayarak, “Dışişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı yetkililerinden oluşan küçük bir heyet Gazze’de saha araştırması yaptılar. Tabii sahra hastanesi kurulabilmesi için belirli bir ekipman da gerekiyor. Bu konudaki çalışmalarımızda son aşamaya gelmek üzereyiz” dedi.
Bugüne kadar 1359 Türk ve KKTC vatandaşını ve yakınını Gazze’den tahliye ettiklerini belirten Keçeli, şu anda tahliye işlemleri takip edilen 1097 kişi olduğunu, bu listelerin düzenli olarak güncellendiğini kaydetti. Keçeli, Refah Kapısı’ndaki gelişmelerden de fazlasıyla rahatsız olduklarını belirterek, “Refah’ta yaşananları artık İsrail’in Gazze halkına uyguladığı zulmün kategorik olarak ‘yerinden edinme’ noktasına geldiğini gösteriyor. Bu da uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuk açısından bir suç teşkil ediyor. Bir an önce bunun durması lazım” dedi.
‘F-16 DOSYASINI MSB’YE DEVRETTİK’
Keçeli, Türkiye’nin ABD’den F-16 alımına ilişkin süreci de değerlendirerek, “Kongre onay süreci Türkiye saatiyle Pazar sabah 08.00’de sona erdi ve biz o noktada son derece mutlu bir şekilde bu dosyayı Milli Savunma Bakanlığı’na devrettik. Bundan sonraki süreçte bu konudaki teknik süreci onlardan daha sağlıklı bir şekilde öğrenebilirsiniz” dedi.
Türk-Amerikan ilişkilerini de değerlendiren Keçeli, “Bazı yorumcular Türk-Amerikan ilişkilerinde normalleşmeden bahsetti. Aslında normalleşme ifadesi biraz fazla güçlü oluyor. İlişkilerimizin seviyesinde, Amerika ile olan diyaloğumuzun derinliğinde hiçbir zaman azalma olmadı. Öte yandan İsveç’in NATO’ya üyeliği ve F-16 sürecinin tamamlanmış olması, iki ülkenin iki müttefik ülkenin karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkarlar temelinde birbirlerini daha iyi anlaması için yeni bir fırsat penceresi sunması gerektiğini düşünüyoruz. Bizim Amerika’dan beklentimiz çok açık. Biz Amerika’nın PKK’nın Suriye’deki uzantılarıyla olan ilişkisini tamamen sonlandırmasını istiyoruz. Tabii bir diğer konu da Amerika’nın FETÖ ile ilgili beklentilerimizi ciddiye alıp bu konuda bir adım atması. Biz bu meseleye müttefiklik ruhu bakımından yaklaşıyoruz” diye konuştu.
Keçeli, Türkiye’nin Amerika’dan beklentilerinin çok açık olduğunu ve bu konuları Amerikalılarla konuşmaya devam edeceklerini, Amerika ile ilişkilerin daha da güçlendirilebileceğini belirtti. Keçeli, ayrıca Bakan Fidan’ın göreve geldiğinden bu yana ABD Dışişleri Bakanı Blinken ile 8 kez yüz yüze görüştüklerini ve en az da 10 telefon görüşmesi yaptıklarını açıkladı.
‘PUTİN’İN ÜLKEMİZE ZİYARETİ HER ZAMAN GÜNDEMDE’
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye’ye ertelenen ziyareti hakkındaki soruyu yanıtlayan Keçeli, “Erteleme kelimesi kullanılıyor; ama hiçbir zaman resmi olarak bir ziyaret tarihi açıklanmamıştı. Bu yüzden bir bakımdan ‘erteleme’ kelimesi doğru değil. Sayın Putin’in ülkemize ziyareti her zaman gündemde, bugün de gündemde. Ne zaman Cumhurbaşkanımızın takvimine alınırsa, nerede yapılacaksa o toplantı o gün Cumhurbaşkanlığımız tarafından açıklanacaktır” dedi.
Keçeli, Ukrayna’nın, Karadeniz Tahıl Girişimi’ne alternatif olarak Romanya ve Bulgaristan karasularından geçen yeni bir çalışma başlattığını belirterek “Biz bu çalışmayı destekliyoruz. Diğer taraftan gerek ihraç edilen tahılın miktarı gerekse de Karadeniz’in genel güvenliğine yansımaları bakımından biz Karadeniz’de tahıl girişiminin canlandırılması gerektiğini düşünüyoruz ve bunun için de çaba gösteriyoruz” ifadelerini kullandı.
‘KARADENİZ’İN GÜVENLİĞİ BİZİM İÇİN ÖNEMLİ’
Ayrıca Rusya-Ukrayna sorununun çözüme kavuşması noktasında Türkiye’nin masada olan bir teklifi olduğunu anımsatan Keçeli, “Taraflar kendilerini ne zaman müzakere etmeye hazır hissederlerse biz bunu kolaylaştırmaya hazırız; ancak bunun için esas olan tarafların kendi iradeleridir. Dışarıdan bir barış girişimi, bir arabuluculuk girişimi empoze edilemez. Karadeniz’in güvenliği bizim için çok önemli. Bu yüzden Montrö Anlaşması’na sahip çıkıyoruz. Sayın Bakanımız, Bulgaristan’da ve Romanya’da yaptığı açıklamalarda da bu konuya değindi. Biz Karadeniz’de Ukrayna’daki savaşın başlamasının hemen ardından Montrö’yü uygulamaya koyduk, ilgili maddesini harekete geçirdik” dedi.
Keçeli, Schengen Bölgesi için Türk vatandaşlarına vize serbestisine yönelik soruyu ise “Biz vize serbestisinde yüzde 92 oranında aslında süreci tamamlamış durumdayız. Yerine getirilmemiş 6 kriter var; ancak aynı diğer konularda da olduğu gibi AB’nin ciddi bir siyasi irade ortaya koyması gerekiyor. Biz bu konuyu, ikili ve çok tarafı platformlarda sürekli dikkate getiriyoruz” dedi.
]]>DIŞİŞLERİ Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, “İsveç’in NATO’ya üyeliği ve F-16 sürecinin tamamlanmış olması, iki müttefik ülkenin karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkarlar temelinde birbirlerini daha iyi anlaması için yeni bir fırsat penceresi sunması gerektiğini düşünüyoruz. Biz Amerika’nın, PKK’nın Suriye’deki uzantılarıyla olan ilişkisini tamamen sonlandırmasını istiyoruz. Diğer konu da FETÖ ile ilgili beklentilerimizi ciddiye alıp bu konuda bir adım atması. Biz meseleye müttefiklik ruhu bakımından yaklaşıyoruz” dedi.
Dışişleri Bakan Sözcüsü Keçeli, basın mensuplarıyla bir araya geldi. Keçeli, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın göreve geldiği günden bu yana yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüğünü belirtti. Keçeli, Bakan Fidan’ın Arnavutluk-Bulgaristan ve Romanya temaslarının pozitif geçtiğini ve kapsayıcı olduğunu belirterek; hem siyasi partilerle hem kanaat önderleriyle görüşüldüğünü ve somut sonuçların da orta ve uzun vadede alınacağını söyledi. Keçeli, Bakan Fidan’ın Libya ziyareti hakkında ise Libya’nın toprak bütünlüğü ve istikrarının, Libya’daki iç çatışmalar başladığı günden bu yana Türkiye tarafından izlenen istikrarlı bir politika olduğunu söyledi.
FİDAN, MÜNİH GÜVENLİK KONFERANSINA KATILACAK
Bakan Fidan’ın Malta ziyaretinde Türkiye’nin Bingazi Konsolosluğu’nun yakın zamanda açılacağını duyurduğunu anımsatan Keçeli, henüz resmi bir tarih olmadığını; ancak kısa bir zaman içinde Bingazi’de Türkiye Başkonsolosluğu’nun faaliyete geçeceğini bildirdi. Keçeli, yarın Ankara’da Bakan Fidan’ın Macaristan Dışişleri ve Ticaret Bakanı Peter Szijjarto ile Gürcistan Dışişleri Bakanı Ilia Darchiashvili ile ayrı ayrı ortak basın toplantıları gerçekleştireceğini hatırlattı.
Sonrasında Fidan’ın Münih Güvenlik Konferansı’na katılacağını bildiren Keçeli, Münih Güvenlik Konferansı’nın dünyada çok sayıda karar alıcının katıldığı siyaset ve güvenlik konularının yoğunca konuşulduğu bir platform olduğunu belirterek, burada Fidan’ın yaklaşık 20 ikili görüşme yapacağını ve İsrail-Hamas çatışmaları sebebiyle Gazze’de yaşanan insani trajediye ilişkin mesajlar vereceğini söyledi.
Fidan’ın 2024 G20 Brezilya Zirvesi’ne katılacağını da belirten Keçeli, bu yılki toplantının ana temasının adil bir dünya ve sürdürülebilir bir gezegen inşa etmek olduğunu söyledi. Öte yandan zirvedeki 2 gündem maddesini açıklayan Keçeli maddelerin; ‘Küresel Yönetişim Reformu’ ve ‘Uluslararası gerilimlerde G-20’nin rolü’ olduğunu bildirdi.
ADF’DE GAZZE İÇİN YÜKSEK DÜZEYLİ PANEL
Keçeli, geçen yıl Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremleri nedeniyle yapılamayan Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF) bu sene 1-3 Mart tarihlerinde gerçekleşeceğini belirterek, “Ana tema, krizler döneminde diplomasiyi öne çıkarmak. Ana tema altında yapay zekadan, ara buluculuğa, bölgesel meselelerden, gıda krizine çok sayıda toplantı yapılacak. Şu aşamada 40 panel düzenlenmesi öngörülüyor. Gazze için yüksek düzeyli özel bir panel olacak. Katılımın geçtiğimiz bir önceki ADF’nin bile ötesine geçtiğini görüyoruz. 1’nci AFD’ye 10 devlet başkanı, 43 bakan ve 2 bin katılımcı vardı. 2022’de 17 devlet başkanı, 80 bakan ve 3 bin 300 katılımcı vardı. Bugün itibarıyla 3’ncü ADF’ye 21 devlet ve hükümet başkanı katılımını teyit ettiler, 59’u dışişleri bakanı olmak üzere 80’den fazla bakan Antalya’da olacak ve toplam 4 bin katılımcı olmasını bekliyoruz. Bu rakamların artmasını bekliyoruz. Zamanı gelince kimler olduğunu sizlerle paylaşacağız” dedi.
‘GAZZE’YE 34 BİN TON İNSANİ YARDIM SÖZ KONUSU’
Keçeli, Türkiye’nin Gazze konusunda öteden beri; ateşkes ilan edilmesi, insani yardımların Gazze’ye bir an önce ulaşması, Filistinlilerin yerlerinden edilmelerine yönelik politikaların son bulması ve gerilimin bölgesel çatışmaya dönüşmesinin engellenmesini istediğini söyledi. Keçeli, “İki devletli çözümle Filistin-İsrail sorununa kalıcı çözüm istiyoruz. Bu konuda uluslararası parametreler bellidir, diplomasinin unuttuğumuz metotlarıyla bu soruna çözüm bulunmasını istiyoruz. Tanık olduğumuz şeyler sözlerle ifade edilemez hale geldi. Büyük bir ihtimal İsrail uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuk bakımından işlenmesi mümkün olan bütün suçları bu işin sonunda işlemiş olacak. Gazze’ye bizim 34 bin ton insani yardım söz konusu oldu. Bunlardan yaklaşık 7 bin 400 ton ve 32 ambulans deniz ve hava yoluyla Mısır’a ulaştırıldı. Bu yardımın çok büyük oranda Gazzelilere ulaştığını gördük. Bu konuda Mısır hükumetine teşekkür etmek istiyoruz” dedi.
1359 KİŞİ TAHLİYE EDİLDİ
Keçeli ayrıca AFAD ve Türk Kızılay koordinesinde her hafta Gazze’ye 127 bin ton içme suyunun Mısır Kızılay’ı ile ortaklaşa bir şekilde sevk edildiğini açıkladı. Keçeli, Gazze’de sahra hastanesi kurulması konusunu da yakından takip ettiklerini vurgulayarak, “Dışişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı yetkililerinden oluşan küçük bir heyet Gazze’de saha araştırması yaptılar. Tabii sahra hastanesi kurulabilmesi için belirli bir ekipman da gerekiyor. Bu konudaki çalışmalarımızda son aşamaya gelmek üzereyiz” dedi.
Bugüne kadar 1359 Türk ve KKTC vatandaşını ve yakınını Gazze’den tahliye ettiklerini belirten Keçeli, şu anda tahliye işlemleri takip edilen 1097 kişi olduğunu, bu listelerin düzenli olarak güncellendiğini kaydetti. Keçeli, Refah Kapısı’ndaki gelişmelerden de fazlasıyla rahatsız olduklarını belirterek, “Refah’ta yaşananları artık İsrail’in Gazze halkına uyguladığı zulmün kategorik olarak ‘yerinden edinme’ noktasına geldiğini gösteriyor. Bu da uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuk açısından bir suç teşkil ediyor. Bir an önce bunun durması lazım” dedi.
‘F-16 DOSYASINI MSB’YE DEVRETTİK’
Keçeli, Türkiye’nin ABD’den F-16 alımına ilişkin süreci de değerlendirerek, “Kongre onay süreci Türkiye saatiyle Pazar sabah 08.00’de sona erdi ve biz o noktada son derece mutlu bir şekilde bu dosyayı Milli Savunma Bakanlığı’na devrettik. Bundan sonraki süreçte bu konudaki teknik süreci onlardan daha sağlıklı bir şekilde öğrenebilirsiniz” dedi.
Türk-Amerikan ilişkilerini de değerlendiren Keçeli, “Bazı yorumcular Türk-Amerikan ilişkilerinde normalleşmeden bahsetti. Aslında normalleşme ifadesi biraz fazla güçlü oluyor. İlişkilerimizin seviyesinde, Amerika ile olan diyaloğumuzun derinliğinde hiçbir zaman azalma olmadı. Öte yandan İsveç’in NATO’ya üyeliği ve F-16 sürecinin tamamlanmış olması, iki ülkenin iki müttefik ülkenin karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkarlar temelinde birbirlerini daha iyi anlaması için yeni bir fırsat penceresi sunması gerektiğini düşünüyoruz. Bizim Amerika’dan beklentimiz çok açık. Biz Amerika’nın PKK’nın Suriye’deki uzantılarıyla olan ilişkisini tamamen sonlandırmasını istiyoruz. Tabii bir diğer konu da Amerika’nın FETÖ ile ilgili beklentilerimizi ciddiye alıp bu konuda bir adım atması. Biz bu meseleye müttefiklik ruhu bakımından yaklaşıyoruz” diye konuştu.
Keçeli, Türkiye’nin Amerika’dan beklentilerinin çok açık olduğunu ve bu konuları Amerikalılarla konuşmaya devam edeceklerini, Amerika ile ilişkilerin daha da güçlendirilebileceğini belirtti. Keçeli, ayrıca Bakan Fidan’ın göreve geldiğinden bu yana ABD Dışişleri Bakanı Blinken ile 8 kez yüz yüze görüştüklerini ve en az da 10 telefon görüşmesi yaptıklarını açıkladı.
‘PUTİN’İN ÜLKEMİZE ZİYARETİ HER ZAMAN GÜNDEMDE’
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye’ye ertelenen ziyareti hakkındaki soruyu yanıtlayan Keçeli, “Erteleme kelimesi kullanılıyor; ama hiçbir zaman resmi olarak bir ziyaret tarihi açıklanmamıştı. Bu yüzden bir bakımdan ‘erteleme’ kelimesi doğru değil. Sayın Putin’in ülkemize ziyareti her zaman gündemde, bugün de gündemde. Ne zaman Cumhurbaşkanımızın takvimine alınırsa, nerede yapılacaksa o toplantı o gün Cumhurbaşkanlığımız tarafından açıklanacaktır” dedi.
Keçeli, Ukrayna’nın, Karadeniz Tahıl Girişimi’ne alternatif olarak Romanya ve Bulgaristan karasularından geçen yeni bir çalışma başlattığını belirterek “Biz bu çalışmayı destekliyoruz. Diğer taraftan gerek ihraç edilen tahılın miktarı gerekse de Karadeniz’in genel güvenliğine yansımaları bakımından biz Karadeniz’de tahıl girişiminin canlandırılması gerektiğini düşünüyoruz ve bunun için de çaba gösteriyoruz” ifadelerini kullandı.
‘KARADENİZ’İN GÜVENLİĞİ BİZİM İÇİN ÖNEMLİ’
Ayrıca Rusya-Ukrayna sorununun çözüme kavuşması noktasında Türkiye’nin masada olan bir teklifi olduğunu anımsatan Keçeli, “Taraflar kendilerini ne zaman müzakere etmeye hazır hissederlerse biz bunu kolaylaştırmaya hazırız; ancak bunun için esas olan tarafların kendi iradeleridir. Dışarıdan bir barış girişimi, bir arabuluculuk girişimi empoze edilemez. Karadeniz’in güvenliği bizim için çok önemli. Bu yüzden Montrö Anlaşması’na sahip çıkıyoruz. Sayın Bakanımız, Bulgaristan’da ve Romanya’da yaptığı açıklamalarda da bu konuya değindi. Biz Karadeniz’de Ukrayna’daki savaşın başlamasının hemen ardından Montrö’yü uygulamaya koyduk, ilgili maddesini harekete geçirdik” dedi.
Keçeli, Schengen Bölgesi için Türk vatandaşlarına vize serbestisine yönelik soruyu ise “Biz vize serbestisinde yüzde 92 oranında aslında süreci tamamlamış durumdayız. Yerine getirilmemiş 6 kriter var; ancak aynı diğer konularda da olduğu gibi AB’nin ciddi bir siyasi irade ortaya koyması gerekiyor. Biz bu konuyu, ikili ve çok tarafı platformlarda sürekli dikkate getiriyoruz” dedi.
]]>Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Keçeli, bakanlık binasında basın mensupları ile bir araya gelerek, soruları cevapladı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın göreve gelmesi ile yoğun bir diplomasi trafiği gerçekleştirdiğini aktaran Keçeli, Bakan Fidan’ın son dönemde gerçekleştirdiği resmi ziyaretlere değindi. Bakan Fidan’ın Libya ziyaretinde gerçekleştirilen temaslarda Libya’nın toprak bütünlüğü ve istikrarının Türkiye için öncelik olduğunun altının çizildiğini belirten Keçeli, Malta’da Türkiye’nin Bingazi Konsolosluğu’nun yakın zamanda açılacağının duyurulduğunu ve kısa bir zaman içinde Bingazi’de Türkiye Başkonsolosluğu’nun faaliyete geçeceğini aktardı. Bakan Fidan’ın Münih Güvenlik Konferansı’na katılacağını da duyuran Keçeli, Münih Güvenlik Konferansı’nın siyaset ve güvenlik konularının yoğun bir şekilde konuşulduğu platform olduğunu dile getirerek, burada Fidan’ın yaklaşık 20 ikili görüşme gerçekleştirmesinin beklendiğini söyledi. Münih Güvenlik Konferansı’nın ardından Bakan Fidan’ın 2024 G20 Brezilya Zirvesi’ne katılacağını açıklayan Keçeli, bu yıl düzenlenecek toplantının ana temasının “Adil bir dünya ve sürdürülebilir bir gezegen inşa etmek” olduğunu söyledi.
Antalya Diplomasi Forumu’nun geçen yıl Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremleri sebebiyle yapılamadığını hatırlatan Keçeli, 1-3 Mart tarihlerinde Antalya’da gerçekleşecek forum hakkında bilgi verdi. Bu yılki toplantıya 21 devlet ve hükümet başkanı ile 80’den fazla bakanın katılmasının beklendiğini belirten Keçeli, “Ana tema, kriz döneminde diplomasiyi öne çıkarmak. Ana tema altında yapay zekadan arabuluculuğa, bölgesel meselelerden gıda krizine çok sayıda toplantı yapılacak. Şu aşamada 40 panel düzenlenmesi öngörülüyor. Gazze için yüksek düzeyli özel bir panel olacak. Katılımın geçtiğimiz bir önceki ADF’nin bile ötesinde olduğunu görüyoruz. Birinci AFD’de 10 devlet başkanı, 43 bakan ve 2 bin katılımcı vardı. 2022’de 17 devlet başkanı, 80 bakan ve 3 bin 300 katılımcı vardı. Bugün itibarıyla üçüncü ADF’de 21 devlet ve hükümet başkanı, 59’u dışişleri bakanı olmak üzere 80’den fazla bakan Antalya’da olacak ve toplam 4 bin katılımcı olmasını bekliyoruz. Bu rakamların artmasını bekliyoruz. Zamanı gelince kimler olduğunu sizlerle paylaşacağız” ifadelerini kullandı.
“Türkiye Gazze’ye 34 bin ton insani yardım yaptı”
Gazze’de yaşanan insani duruma değinen Keçeli, hedefin insani yardımların Gazze’ye bir an önce ulaşması, Filistinlilerin yerlerinden edilmelerine yönelik politikaların son bulması ve gerilimin bölgesel çatışmaya dönüşmesinin engellenmesi olduğunu aktardı. Keçeli, şu ifadelere yer verdi:
“İki devletli çözümle Filistin-İsrail sorununa kalıcı çözüm istiyoruz. Bu konuda uluslararası parametreler bellidir. Diplomasinin unuttuğumuz metotlarıyla bu soruna çözüm bulunmasını istiyoruz. Tanık olduğumuz şeyler sözlerle ifade edilemez hale geldi. Büyük bir ihtimal İsrail, uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuk bakımından işlenmesi mümkün olan bütün suçları bu işin sonunda işlemiş olacak. Gazze’ye bizim yaptığımız insani yardımlar ve vatandaşlarımızın tahliyesi konusunda 34 bin ton insani yardım söz konusu. Bunlardan yaklaşık 7 bin 400 ton ve 32 ambulans deniz ve hava yoluyla Mısır’a ulaştırıldı. Oradan El-Ariş sınır kapısına nakledildi, oradan da Gazze’ye sevk edildi. Bu yardımın çok büyük oranda Gazzelilere ulaştığını gördük. Bu konuda Mısır Hükümeti’ne yapıcı tutumlarından dolayı teşekkür etmek istiyoruz. Gazze’ye yaptığımız yardımların bir kısmı Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı üzerinden yaptığımız yardım. Biz her yıl un ihtiyacının yüzde 15’ini temin ediyoruz, hibe ediyoruz” dedi.
Keçeli ayrıca, AFAD ve Türk Kızılay koordinesinde her hafta Gazze’ye 127 bin ton içme suyunun Mısır Kızılay’ı ile ortaklaşa sevk edildiğini açıkladı.
“Sahra hastanesi çalışmalarında sona gelmek üzereyiz”
Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen Gazze’den hasta tahliyeleri hakkında da konuşan Keçeli, “Sağlık Bakanlığımız, Gazzeli hastaları ve onların refakatçilerini Mısır üzerinden Türkiye’ye getiriyor. Bu sabah itibarıyla 380 yaralı ve 344 refakatçi ülkemize geldi. Sağlık Bakanlığımızın bugün yeni bir hasta tahliyesi daha planladığını biliyoruz. Bu çerçevede bizim yakından takip ettiğimiz bir diğer konu da Gazze’de bir sahra hastanesinin kurulması. Bundan birkaç hafta önce Dışişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı yetkililerinden oluşan küçük bir heyet Gazze’ye girdi. Orada kısa bir süre kaldılar, saha araştırması yaptılar. Tabii sahra hastanesinin kurulabilmesi için belirli bir ekipman da gerekiyor. Bu konudaki çalışmalarımızda son aşamaya gelmek üzereyiz” diye konuştu.
“Tahliye işlemlerini takip ettiğimiz bin 97 kişi var”
Dışişleri Bakanlığı olarak doğrudan takip edilen bir diğer konunun da vatandaşların tahliyesi olduğuna değinen Keçeli, “Bugüne kadar biz bin 359 Türk ve KKTC vatandaşını ve yakınını Gazze’den tahliye ettik. Bu kimseler önce El-Ariş Sınır Kapısı’na geliyorlar. Oradan karayoluyla Kahire’ye gidiyorlar ve Kahire’den hava yoluyla ülkemize getiriyoruz. Tabii savaş şartlarında bulunan insanlara ulaşmak, onların kendi imkanlarıyla sınıra gelmeleri çok kolay değil. Ancak bu konuda da elimizden geleni yapıyoruz. Şu anda tahliye işlemlerini takip ettiğimiz bin 97 kişi var. Bu listeler düzenli olarak güncelleniyor. Biz yerel makamlarla koordineli bir halde bu kimselerin önce Mısır’a, oradan da Türkiye’ye gelmesi için çalışıyoruz. Ümit ediyoruz ki en kısa sürede ve güvenli bir biçimde bu kişileri Gazze’den çıkartabileceğiz” ifadelerini kullandı.
“Amerika’dan beklentilerimiz çok açık”
Açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Keçeli, Amerika ile F-16 süreciyle ilgili kongrenin tamamlanması ve bundan sonraki sürecin nasıl işleyeceğine yönelik soru üzerine, “Kongrede onay süreci Türkiye saatiyle pazar sabah 8’de sona erdi ve biz o noktada son derece mutlu bir şekilde bu dosyayı Milli Savunma Bakanlığına devrettik. Bundan sonraki süreçte bu konudaki teknik süreci onlardan daha sağlıklı bir şekilde öğrenebilirsiniz” dedi.
Türk-Amerikan ilişkilerini de değerlendiren Keçeli, “Bazı yorumcular Türk-Amerikan ilişkilerinde normalleşmeden bahsetti. Aslında normalleşme ifadesi biraz fazla güçlü oluyor. İlişkilerimizin seviyesinde Amerika ile olan diyaloğumuzun derinliğinde hiçbir zaman azalma olmadı. Öte yandan İsveç’in NATO’ya üyeliği ve F-16 süresinin tamamlanmış olması, iki ülkenin, iki müttefik ülkenin karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkarlar temelinde birbirlerini daha iyi anlaması için yeni bir fırsat penceresi sunması gerektiğini düşünüyoruz. Bizim Amerika’dan beklentimiz çok açık. Biz Amerika’nın PKK’nın Suriye’deki uzantılarıyla ilişkisini tamamen sonlandırmasını istiyoruz. Tabii bir diğer konu da Amerika’nın FETÖ ile ilgili beklentilerimizi ciddiye alıp, bu konuda bir adım atması. Biz bu meseleye müttefiklik ruhu bakımından yaklaşıyoruz” diye konuştu.
Keçeli, Türkiye’nin Amerika’dan beklentilerinin çok açık olduğunu ve bu konuları Amerikalılarla konuşmaya devam edeceklerini, Amerika ile ilişkilerin daha da güçlendirilebileceğini belirtti. Keçeli, ayrıca Bakan Fidan’ın göreve geldiğinden bu yana Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Blinken ile 8 kez yüz yüze görüştüklerini ve en az da 10 telefon görüşmesi yaptıklarını söyledi.
“Refah’taki gelişmelerden de fazlasıyla rahatsızız”
Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail’in operasyonlarını durdurması yönünde aldığı ihtiyati tedbir kararını doğru bulduklarını dile getiren Keçeli, “İsrail aleyhinde alınmış artık onlarca karar var. Bunlar insanoğlunun kurduğu her türlü uluslararası platformda alınıyor. Ancak bunlar sahadaki durumu ne yazık ki değiştirmiyor. Refah’taki gelişmelerden de fazlasıyla rahatsızız. Refah’ta yaşananları artık İsrail’in Gazze halkına uyguladığı zulmün kategorik olarak yerinden edinme noktasına geldiğini gösteriyor. Bu da başta dediğim gibi uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuk açısından bir suç teşkil ediyor. Bir an önce bunun durması lazım” dedi.
“Karadeniz’de tahıl anlaşmasının canlandırılması gerektiğini düşünüyoruz”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye’ye ertelenen ziyareti hakkındaki soru üzerine Keçeli, hiçbir zaman resmi olarak bir ziyaret tarihi açıklanmadığını hatırlatarak, şöyle devam etti:
“Erteleme kelimesi doğru değil. Putin’in ülkemize ziyareti her zaman gündemde, bugün de gündemde. Ne zaman Cumhurbaşkanımızın takvimine alınırsa, nerede yapılacaksa o toplantı o gün Cumhurbaşkanlığımız tarafından açıklanacaktır. Tahıl koridoru girişiminin 3 tane önemli sonucu vardı. Birincisi hızla artmakta olan gıda fiyatlarını aşağıya çekilmesini sağladı. İkincisi çok büyük ihtimalle Ukrayna’daki depolarda çürümek üzere olan tahılları yeniden tüketime soktu. Üçüncüsü de Karadeniz’de belli bir istikrar ve güven ortamının oluşturulmasını sağladı. Ancak Rusya kendisine verilen bazı sözlerin tutulmadığı gerekçesiyle bu tahıl anlaşmasını daha fazla uzatmadı. En önemli ortaya sürdükleri gerekçe de Rusya’nın Swift sistemine tekrar dahil edilmemesiydi. Bizim bu konudaki görüşmelerimiz BM ile devam ediyor. Ukrayna, Karadeniz Tahıl Girişimi’ne alternatif olarak Romanya ve Bulgaristan karasularından geçen yeni bir çalışma başlatıyor. Biz bu çalışmayı destekliyoruz. Diğer taraftan gerek ihraç edilen tahılın miktarı gerekse de Karadeniz’in genel güvenliğine yansımaları bakımından biz Karadeniz’de tahıl girişiminin canlandırılması gerektiğini düşünüyoruz ve bunun için de çaba gösteriyoruz.”
“Montrö Anlaşması’na kıskançlıkla sahip çıkıyoruz”
Ayrıca Rusya-Ukrayna sorununun çözüme kavuşması noktasında Türkiye’nin masada olan bir teklifi olduğunu hatırlatan Keçeli, “Taraflar kendilerini ne zaman müzakere etmeye hazır hissederlerse biz bunu kolaylaştırmaya hazırız ancak bunun için esas olan tarafların kendi iradeleridir. Dışarıdan bir barış girişimi, bir arabuluculuk girişimi empoze edilemez. Karadeniz’in güvenliği bizim için çok önemli. Bu yüzden Montrö Anlaşması’na kıskançlıkla sahip çıkıyoruz. Sayın Bakanımız Bulgaristan’da ve Romanya’da yaptığı açıklamalarda da bu konuya değindi. Biz Karadeniz’de Ukrayna’daki savaşın başlamasının hemen ardından Montrö’yü uygulamaya koyduk, ilgili maddesini harekete geçirdik” diye konuştu.
“AB’nin ciddi bir siyasi irade ortaya koyması gerekiyor”
Keçeli, Schengen Bölgesi için Türk vatandaşlarına vize serbestisi ile ilgili yöneltilen soruya, “Biz vize serbestisinde yüzde 92 oranında aslında süreci tamamladık. Yerine getirilmemiş 6 kriter var ancak diğer konularda da olduğu gibi AB’nin ciddi bir siyasi irade ortaya koyması gerekiyor. Biz bu konuyu ikili ve çok taraflı platformlarda sürekli dikkate getiriyoruz. Hiçbir ülkenin vizeyi bir şantaj kartı olarak kullanmaya, vatandaşlarımızın hayatlarını da sıkıntıya sokma hakkı yoktur” dedi. – ANKARA
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, öğle saatlerinde Üsküdar Kısıklı’da bulunan konutundan çıkarak, cuma namazı için Hz. Ali Camii’ne geçti. Burada cuma namazını kılan Erdoğan, cami çıkışı gazetecilerin sorularını yanıtladı. Cuma namazı sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, İstanbul Valisi Davut Gül, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum ve AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe de eşlik etti.
PAZAR GÜNÜ KALAN İLLERİN AÇIKLAMASINI YAPACAĞIZ
Yerel seçim çalışmalarıyla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Geçtiğimiz Pazar İstanbul merkezli olarak bazı büyükşehirlerle illerin açıklamalarını yaptık. Bu hafta da büyük ihtimalle Pazar günü Ankara merkezli olarak büyükşehirler ve kalan illerin açıklamasını yapacağız. Şu anda ön açıklamaları arkadaşlarımız yapıyor ve pazara yetiştirmeye gayret ediyoruz. Pazar günü inşallah Ankara merkezli olarak büyük ihtimalle ATO Kongre salonunda bu toplantımızı yapıp yine büyükşehirlerle kalan illerimizin açıklamasını, yapacağız. Bugün, yine il merkezimizde İstanbulumuz ve çevre illerle ilgili bir çalışmayı bugün, yarın devam ettireceğiz dedi.
Erdoğan, 15 Ocak’ta yapılması planlanan kalan illerin aday tanıtımlarının Pazar günü yapılacağını duyurdu. Seçim çalışmaları kapsamında ilk olarak hangi ili ziyaret edeceğiyle ilgili Erdoğan, henüz planlamadıklarını söyledi.
CUMHUR İTTİFAKI KARŞI YAKADA OLANLARA HÜSRANI YAŞATACAKTIR
Ankara’da gerçekleşen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yle görüşmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Cumhur İttifakı olarak başından itibaren gayet samimi bir havada Cumhur İttifakı olarak neler yapabiliriz, arkadaşlarımız çalışmaları sürdürüyor, arkadaşlarımızın yaptığı çalışmalarda geldikleri nokta nedir, bunların değerlendirmesini yapıyoruz. Yine Devlet Bey’le bu minval üzerinden çalışmamızı yaptık. Malum Manisa ve Mersin’de büyükşehir olarak Milliyetçi Hareket Partisi çalışmalarını sürdürüyor onlar da bu çalışmalarda gayet güçlü bir şekilde gerek büyükşehir adayı noktasında, gerek ilçeler üzerindeki çalışmalarını birlikte arkadaşlarımızla yürütüyorlar. Diğer büyükşehirlerde de bizimle aynı kararlılıkta çalışmaları yürütüyoruz. Çok çok emin adımlarla inanıyoruz ki bu seçimlerde Cumhur İttifakı karşı yakada olanlara beklemediği bir hüsranı yaşatacaktır. Bu konuda teşkilatlarımız çok çok güçlü el ele vererek çalışmalarını sürdürüyor olacak dedi
ORANTILI BİR EYLEM SÖZ KONUSU DEĞİL, HEPSİ ORANTISIZ GÜÇ KULLANIMIDIR
İngiltere ve Amerika’nın Yemen’e yönelik başlattığı saldırıyla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Orantılı bir eylem söz konusu değil. Bu yapılanların hepsi de orantısız güç kullanımıdır. Bu orantısız güç kullanımını şu anda Amerika aynı şekilde İsrail Filistin’de de yapmakta. İran, bütün bunların karşısında kendini nasıl korur ona bakmakta. İngiltere zaten Amerika’yla beraber bu süreç içerisinde adımını atmıştır, atmaya devam ediyor. Şu anda Kızıldeniz’i bunlar adeta kan gölüne çevirme hevesindeler ve Yemen Husilerle şu anda bütün güçlerini kullanmak suretiyle, bölgede ister Amerika olsun ister İngiltere olsun onlara karşı gereken cevabı verdiğini ve vereceğini söylüyor. Bu konuda en ufak bir rehavete yer olmadığını da ifade ediyorlar. Şu anda çok değişik kanallardan değişik haberler alıyoruz. Husilerin gerek Amerika’ya karşı gerek İngiltere’ye karşı çok başarılı savunmalar yaptığını, başarılı cevaplar verdiğini farklı kanallardan alıyoruz dedi.
BİR DEFA, NETANYAHU’NUN ARTIK KAÇACAK DELİĞİ YOK
İsrail’e açılan soykırım davasıyla ilgili Erdoğan, ‘Şu an itibariyle savunmalarını yapmaya başladılar. Bizim vermiş olduğumuz bütün belgeler ciddi manada Lahey’de iş görüyor ve bu belgeleri artırarak vermeye devam edeceğiz. İnanıyorum ki şu anda bizim teslim ettiğimiz o belgeler ağırlıklı olarak görsel belgeler de söz konusu ve bu belgelerle İsrail orada mahkum olacaktır. Bunu bekliyoruz. Çünkü Lahey Adalet Divanı’nın adaletine de inanıyoruz. Bugün itibariyle İsrail kendini savunuyor. Savunurken de tabi savunmadan falan bahsediyor, nasıl bir savunmaysa. İsrail burada savunma değil taarruzla bir defa açık hava hapishanesi durumunda olan Filistin’e karşı ayın 7’sinden itibaren bölgeyi kan gölüne çevirdi. 22-23 bin orada sadece Filistinliye öldürdüler, şehit ettiler. Biz de alabildiğimiz kadarını çocuklardan, kadınlardan yaşlılardan alıp şu anda hastanelerimizde tedavi ettiriyoruz. Önümüzde bunların hepsini görüyoruz. İsrail kimi aldatacak ya Bir defa, Netanyahu’nun artık kaçacak deliği yok, savunacak hiçbir imkanı yok. Ben Cumhurbaşkanı Herzog’u bu noktada çok daha samimi bir havada görüyordum. Son zamanlarda o da Netanyahu’ya özendi, çok farklı açıklamalar yapmaya başladı. Tayyip Erdoğan’a sözlü saldırılarla ellerine bir şey geçmez. Çünkü Tayyip Erdoğan’ı sözlü saldırıyla bitiremezler, çünkü biz hakikatin peşindeyiz. Hakkın yanındayız, mazlumların yanındayız ama onlar zalimliklerinin gereğini yapıyorlar. Sonucun da ben iyi olacağına inanıyorum. Hiçbir zaman mazlumlar kaybetmedi, hep zalimler kaybetti diye konuştu.
]]>