Alman – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Mon, 22 Jul 2024 22:21:04 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş: Türk lirasına güven artmıyor https://www.haber60.com.tr/btp-genel-baskani-huseyin-bas-turk-lirasina-guven-artmiyor/ https://www.haber60.com.tr/btp-genel-baskani-huseyin-bas-turk-lirasina-guven-artmiyor/#respond Mon, 22 Jul 2024 22:21:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=41427 (ANKARA)- Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Türkiye Futbol Federasyonu’nda (TFF) başkanlık seçimi ve ekonomi üzerine değerlendirmeler yaptı. Baş, Bakan Mehmet Şimşek’in “Türk lirasına güven artıyor” sözlerini eleştirerek, “Türk lirasına güven artsaydı yüzde 50 faiz vermek zorunda kalmazdın” dedi.

Hüseyin Baş, kişisel Youtube kanalında TFF başkanlık seçimine ve ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Baş, şunları söyledi:

“Türkiye Futbol Federasyonu seçimi ile ilgili dikkat edilecek bence en önemli husus şu; ‘AK Parti kaybetti, Erdoğan kaybetti’ gibi gibi şeyler var. Öyle bir şey yok. Sayın Hacıosmanoğlu Trabzonspor Başkanlığı yapmış bir kişi. Trabzonspor Başkanı olacağı dönemde de aynı böyle bir siyasi ortam vardı, iktidarın adayı diye o dönem Muharrem Usta aday oldu ve delegeler de tepki olsun diye, iktidara tepki olsun diye Usta’ya oy vermeyip gidip Hacıosmanoğlu’nu seçti. Hacıosmanoğlu ertesi gün soluğu Tayyip Erdoğan’ın mitinginde aldı, kendisine forma hediye etti falan… Yani şuna katılmıyorum, Erdoğan kaybetti, Erdoğan karşıtlığı kazandı… Hayır, Erdoğan öyle bir güce ulaştı ki bu, muhalefetin bugüne kadar hiçbir işlev ortaya koyamaması kaynaklı bir durum. Erdoğan hem kendi adayını çıkarıyor hem kendi muhalefetini çıkarıyor. Bütün seçenekler Erdoğan’ın seçeneği. Cumhurbaşkanlığı seçiminde buna benzer bir durum oldu. Dolayısıyla ülkede Erdoğan böyle bir güce ulaşmış vaziyette ve bu ülkemiz için bir felaket.

“Erdoğan’ın onayı olmadan aday bile olamazsın”

Futbol dediğin zaman belki de ülkenin 50 milyon insanının yakından ilgilendiği bir sahadan bahsediyoruz ve iki tane aday var çünkü aday olabilmeniz için belli bir sayıda imza toplamanız lazım, belli referansları gösterebilmen lazım. Bu imza sayılarına, bu referanslara ulaşmanız için de sadece ve sadece Tayyip Erdoğan’ın onayını alabilmiş olmanız lazım. Bu Türkiye Futbol Federasyonu’nda da böyle, Voleybol Federasyonu’nda da böyle, Boks Federasyonu’nda da böyle… Aklınıza hangisi geliyorsa hepsinde aynı sistem var, aday olmanız için dahi Erdoğan’ın onayı gerek.

Servet Yardımcı neden adaylıktan el çektirildi?

Dolayısıyla Erdoğan seçilecek adamı da ortaya koyuyor, aman bu seçilmezse diye yerine seçilebilecek adamı da oraya koyuyor. Nitekim Servet Yardımcı aday oldu ve adaylıktan el çektirildi. Ne oldu, niye çektirildi, nasıl çektirildi hiç kimse bilmiyor. Ortada bir giz var, bir gizem var. Dolayısıyla bu Türkiye’nin aslında seçeneksiz bırakılmasının ve Erdoğan iradesinin Türkiye’de karabulut gibi üzerimize çöktü bir dönemden geçiyoruz zaten 20 yıllık iktidarın 15 yılını hemen hemen böyle yaşadık, hala yaşıyoruz.

“Bu Erdoğan’ın gücü değil arkasındaki küresel, emperyalist iradenin gücü”

Bu Erdoğan’ın başarısı, Erdoğan’ın uyanıklığı, iradesi, siyasi zekası kesinlikle değil. Bu, Erdoğan’ın arkasındaki iradenin, gücünden kaynaklanıyor. Kim bu irade? İşte o küresel emperyalist siyasi irade bunu anlamamız lazım. Türkiye’de iktidarı da, muhalefeti de, sporu da, milli eğitimini de, vakıflarını da, bilmem nesini de, birçok derneğini de eline almış istediği gibi yönetebilen bir küresel sermayenin, bir küresel iradenin olduğunun bir başka ispatı da Futbol Federasyonu seçimleri olmuştur. Bu seçim her şeye rağmen futbolumuz adına inşallah hayırlı olur. Önceki yönetimin mi başa gelmesi, bu yönetimin mi gelmesi desen ben önceki yönetime mesafeliydim. İnşallah Sayın Hacıosmanoğlu Türk futboluna fayda sağlar ama ‘Bu seçimde Erdoğan kaybetti’ demek saflık olur.

Mehmet Şimşek’e ‘Türk lirasına güven artıyor’ cevabı

Türk lirasına güven artıyormuş. Maliye Bakanı’nın söylediği ifade doğru bir ifade değil. Maliye Bakanı’nın aslında, ‘Yabancı için Türk lirasından fayda ve verim artıyor’ demesi lazım. Türk lirasına güven artsaydı yüzde 50 faiz vermek zorunda kalmazdı. Güven artsa sen yüzde 5 faiz verirsin hatta eksi faiz verirsin millet parasını yine buraya getirir, güven budur. İsviçre eksi faiz veriyor kasası dolu, Japonya eksi faiz veriyor kasası dolu, Amerika vakti zamanında sıfır faiz verdi, Almanya sıfır faiz verdi kasaları dolup taşıyordu, güven budur. Yüzde 50 faiz verip 3 – 5 kuruş para buldum diye kimse sevinmez. Güven artıyormuş, yüzde 50 faiz ile güven mi olur?

“Fethiye Almanların, Kaş İngilizlerin, Uzungöl Arapların”

Şimşek, ‘Türk milletinin emeğini, iş gücünü bedavaya sömüren irade çok mutlu’ desin ben buna fitim, bu cümle tamam ama kalkıp da bana ‘Türk lirasına güven artıyor’ demeyeceksin. Ekonomiyi biz şuradan bile ölçebiliriz, mesela Antalya Kaş’a git, her yer İngiliz. Kaş İngilizlerin olmuş. Trabzon Uzungöl’e git, her yer Arap. Uzungöl Arapların olmuş. Fethiye’ye git, her yer Alman. Fethiye Almanların olmuş. Gittiğin yerlerde Türk yok. Biz Türk milleti olarak, Türk vatandaşları olarak buralara gidemiyoruz, bizim insanımız gidemiyor. Bu aradaki uçurumun sebebi ne, böyle bir şey olabilir mi? Kendi insanının, kendi ülkesinde tatil yapamadığı bir vasatta yaşıyoruz.

“Türkiye’ye Alman vatandaşı kimlikle giriyor, Türk vatandaşı kimlikle giremiyor”

Bir gurbetçi aile düşünün. 2001 yılından sonra doğan gurbetçi ailelerin çocukları direkt Alman vatandaşlığı alabildi. 2002 yılında doğmuş 22 yaşında bir Türk genci, Alman vatandaşı olsun, babası da 50 yaşında Almanya’da oturumla yaşayan bir gurbetçi olsun. Evlatta Alman pasaportu var, babada Türk pasaportu var ve ikisi birlikte Türkiye’ye geliyor. Bunlar ülkeye giriş yaparken, pasaport kontrolünde oğlu Alman kimliğini veriyor Türkiye’ye giriyor ama baba Türk kimliğini verdiği zaman ‘Hayır pasaport ver’ deniyor. Baba, ‘Ben Türküm, burası vatanım’ diyor ama ‘Olmaz, pasaportla gireceksin’ cevabını alıyor. Adamın oğlu Alman kimliğiyle Türkiye’ye giriyor. Alman pasaportu olan Türk çocuğun babası kendi ülkesine Türk kimliğiyle giremiyor, pasaportla giriyor. Kimliğe, pasaporta ihtiyaç duymayıp ülkeye giren milyonları konuşmuyorum bile. O işin başka bir boyutu.

“Dünyada kendi milletine bu kadar zulmeden başka bir ülke yok”

Kendi milletine bu kadar zulmeden dünyada başka bir ülke yok ama bu kadar zulüm görüp de kendi idarecisine bu kadar boyun eğen de başka ülke de bence yok. Dolayısıyla bizim buna artık bir tepki vermemiz lazım. Bu iş çok saçma yerlere gidiyor, çok mantıksız yerlere gidiyor. Ülkesinden kovulan, ‘Giderseniz gidin’ denilen hiçbir şekilde hiçbir işe yaramadığı sürekli olarak yüzüne vurulmaya çalışılan bir millete dönüştük. Biz millet olarak bunu kabul edemeyiz.

“Siyasi iradenin beceriksizliklerinin bedelini ödemek istemiyoruz”

Siyasi iradenin beceriksizliklerinin bedelini ödemek istemiyoruz. Ekonomik tablonun sonucu da budur, bunların beceriksizliği… İşte faizi yüzde 50, yüzde 500 yapsan ekonomi mi düzelecek? Faiz yükselince ekonomisi düzeliyorsa yüzde 90 yap, faiz düşünce ekonomi düzeliyorsa yüzde sıfır yap. Demek ki senin faizi yükseltmenle, alçaltmanla bu ülkenin ekonomisi düzelmeyecek. Vergi artışı yapıyorsun, vergi artışı yapınca ekonomi düzeliyorsa sen vergileri iki kat daha artır. Asgari ücret artınca zarar ediyorsa bu devlet o zaman asgari ücreti düşür 10 bin liraya, emekli maaşını artıramıyorsan düşür 5 bin lira yap, kurtaracak mı bizi? Sen beceriksizsin, sen iş bilmezsin, senin yöntemlerin hiçbir işe yaramıyor. Bunu kabul edip görevden el çekmeleri lazım başka çaresi yok bu işin. Ekonominin geldiği özet budur. Son cümle; Türk lirasına olan güven artmıyor, güven artsaydı dediğim gibi yüzde 50 faiz vermek zorunda kalmazdın.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/btp-genel-baskani-huseyin-bas-turk-lirasina-guven-artmiyor/feed/ 0
Ursula von der Leyen, Avrupa Birliği Komisyonu Başkanlığına yeniden seçildi https://www.haber60.com.tr/ursula-von-der-leyen-avrupa-birligi-komisyonu-baskanligina-yeniden-secildi/ https://www.haber60.com.tr/ursula-von-der-leyen-avrupa-birligi-komisyonu-baskanligina-yeniden-secildi/#respond Thu, 18 Jul 2024 22:54:14 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=40608 Ursula von der Leyen, Avrupa Parlamentosu’nda (AP) yapılan oylamada yeniden beş yıllığına Avrupa Birliği Komisyonu Başkanlığına seçildi.

Von der Leyen AP üyelerinin Strasbourg’da yaptığı oylamada 401 AP üyesinin desteğini aldı.

Avrupa Halk Hartisi’nden (EEP) Von der leyen AB Komisyonu Başkanlığına ilk olarak 2019’da seçilmişti.

Von der leyen beş yıl daha görev yapacak.

Von der leyen gizli oylamadan önce yaptığı konuşmada, askeri harcamaları artırarak Avrupa savunmasına önem vereceğini ve iklim hedeflerine bağlı kalacağını vurguladı.

Von der leyen ayrıca “Avrupalı yaşam biçimini yok edecek demogoglar ve aşırılıkçılara” karşı uyarıda bulundu ve AP’deki “tüm demokratik güçlerle” işbirliği sözü verdi.

Von der Leyen “Son beş yıl bunu tek başımıza yapabileceğimizi gösteriyor. Bunu tekrar yapalım” dedi.

AB Komisyonu’nun 13. Başkanı olan Alman siyasetçi Ursula von der Leyen, 1 Aralık 2019 tarihinde bu göreve başlayana kadar, Avrupa kamuoyunda çok fazla tanınan bir isim değildi.

Evlenmeden önceki soyadı Albrecht olan Ursula Gertrud von der Leyen, 1958 yılında Brüksel’de doğdu.

Avrupa Topluluğu’nda memur olan babası Ernst Albrecht’in, Alman Hristiyan Birliği Partisi’nde (CDU) siyasete atılması üzerine, 13 yaşındayken ailesiyle birlikte Almanya’ya döndü.

Ülkesinde ekonomi eğitimine başlayan Ursula Albrecht, babasının siyasi konumu nedeniyle Almanya Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun (RAF) kendisini kaçırmayı planladığı haberleri üzerine Londra’ya taşındı.

Sıkı güvenlik önlemleri altında Rose Ladson takma adıyla Londra’da bir yıl ekonomi eğitimi alan Ursula Albrecht, 1980 yılında Almanya’ya dönerek tıp eğitimi aldı.

Ursula Albrecht, 1986 yılında kendisi gibi hekim olan Heiko Echter von der Leyen ile evlenerek, eşinin soyadını aldı.

Hannover Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1987 yılında mezun olan Ursula von der Leyen, kadın hastalıkları konusunda uzmanlaştı.

2015 yılında Von der Leyen’in 1991’de verdiği doktora tezinin intihal içerdiği iddia edildi. Yapılan inceleme sonucu tez sayfalarının yüzde 43’ünün intihal içerdiği ve 23 vakada, iddiaları doğrulamayan alıntılar kullanıldığı öne sürüldü.

Hannover Üniversitesi, 2016 yılında “tezin intihal içermesine rağmen aldatma niyetinin kanıtlanamadığı” sonucuna varıldığını açıkladı.

Bir süre tıp fakültesinde ders veren von der Leyen 1990 yılında babasının partisi CDU’ya katıldı. 2003 seçimlerinde Aşağı Saksonya Eyalet Parlamentosu milletvekili olan von der Leyen, 2005 yılına kadar yerel hükümette sosyal işler, kadın, aile ve sağlıktan sorumlu bakanlık görevinde bulundu.

Almanya’daki 2005 seçimleri öncesi dönemin muhalefet lideri Angela Merkel tarafından, “gölge kabineye” seçilen von der Leyen, Merkel’in Başbakan olmasının ardından, Federal Aile İşleri ve Gençlik Bakanı oldu.

Fotoğraf altı yazısı,Von der Leyen 2005’te Merkel hükümetinde Aile Bakanı olarak görev almıştı.

İlk kadın Savunma Bakanı

Bir sonraki seçimlerden sonra Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı olarak atanan von der Leyen, 2009-2013 yılları arasında bu görevde kaldı.

Merkel kabinesinde en uzun süre görev alan von der Leyen, 2013 yılında Almanya’nın ilk kadın Savunma Bakanı oldu.

Merkel sonrası Almanya’nın yeni lideri gözüyle bakılan Von der Leyen, Savunma Bakanlığı’nın harici danışmanlık firmalarına sözleşmelere aykırı olarak kaynak aktardığı iddiaları üzerine itibar kaybına uğradı.

Yapılan soruşturmalarda görevi sırasında danışmanlık şirketleriyle yapılan sözleşmelerde usulsüzlük saptandı.

Soruşturma sırasında von der Leyen’in iki telefonuna el kondu ancak telefonlardaki verilerin soruşturma komisyonuna gönderilmeden silindiği belirlendi.

Muhalefet partileri, delillerin kasıtlı olarak yok edildiğini savunarak von der Leyen aleyhine suç duyurusunda bulundu.

İç politikada sıkıntılı günler geçiren von der Leyen, 2 Temmuz 2019’da AB Komisyonu Başkanlığı için önerildi.

Hakkındaki iddialar nedeniyle Alman parlamenterlerden istediği desteği bulamayan von der Leyen Avrupa Parlamentosu’nda 327’ye karşı 383 oyla AB Komisyonu Başkanı seçilmişti.

]]>
https://www.haber60.com.tr/ursula-von-der-leyen-avrupa-birligi-komisyonu-baskanligina-yeniden-secildi/feed/ 0
Almanya’nın en büyük tur operatörlerinden FTI iflas başvurusunda bulundu https://www.haber60.com.tr/almanyanin-en-buyuk-tur-operatorlerinden-fti-iflas-basvurusunda-bulundu/ https://www.haber60.com.tr/almanyanin-en-buyuk-tur-operatorlerinden-fti-iflas-basvurusunda-bulundu/#respond Tue, 04 Jun 2024 01:42:38 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=34751 Almanya’nın en büyük tur operatörlerinden FTI, yaptığı bir açıklama ile iflas başvurusunda bulunduğunu duyurdu.
Şirketin tepe yönetimi ile Alman otoriteleri, şirketin borçlarının bir kısmının silinmesi ile ilgili tüm hafta sonu görüşmüş ancak görüşmelerden bir sonuç çıkmamıştı. En büyük operasyonlarını Türkiye ve Mısır’la yapan FTI’ın iflasının ülkeye etkisini değerlendiren turizmciler firmanın yerinin kolay dolmayacağına vurgu yaparak, şirketin ayakta kalması için sektör temsilcilerinin organize hareket etmesi gerektiğini dile getirdi.

FTI tarafından yapılan açıklamada, FTI Touristik GmbH bünyesinde olmayan Sonnenklar TV, Alman Seyahat acente zinciri TVG haricindeki tüm şirketler için 3 Haziran itibariyle Münih Yerel Mahkemesine iflas başvurusunda bulunulduğu belirtildi.

TÜRKİYE’DE BİRÇOK OTELE TURİST GÖNDERİYORDU

Türkiye’de birçok otele turist gönderen ve işbirliklerinin yapıldığı FTI şirketinin uzun zamandır ciddi bir mali krizde olduğuna değinen Hamit Kuk, “Almanya’nın en büyük ilk 4 operatöründen bir tanesi, daha önceki süreçlerde ciddi bir mali krizde olduğunu biliyorduk. Dolayısıyla bu açıdan üzgünüz, çünkü FTI Türkiye spesiyalisti bir tür operatörü. Almanya’nın en büyük dördüncü tur operatörü, Türkiye ve Mısır’a ağırlıklı yolcu gönderen bir tur operatörüydü. Bu açıdan Türk turizmcisi olarak üzgünüm, tabii bu iş nedeniyle uzun vadede başka sorunlar da ortaya çıkacak. Çünkü buradaki Antalya’daki veya Ege bölgesindeki otellere olan borçlar diğer tedarik şirketlerine olan borçları var. Sadece bu borçlar sorun değil, bu borçların yanında Türkiye spesiyalisti olması vesilesi bir boşluk da ortaya çıkacak. Bugüne kadar ki tecrübelerimiz de hep şunu gördük, yurt dışında Türkiye’ye yolcu gönderen tur operatörleri iflas ettiği zaman o firmaların boşlukları hemen doldurulamıyor, en az beş yıl on yıl uğraşılıyor. Dolayısıyla FTI’ın iflas etmiş olmasının iki türlü zararı var, bir buradaki tedarikçi firmalarına olan borçları, iki bu firma Türkiye’ye yaklaşık 1 milyonun üzerinde yolcu gönderen bir firma. 1 milyon yolcuyu bir şekilde tekrar önümüzdeki yıllarda başka firmalar üzerinden Türkiye’ye getirmek kolay olmayacak” dedi.

“KAYYUM ATANMASI İHTİMALİNİ OLUMLU BİR YAKLAŞIM OLARAK GÖREBİLİRİZ”

Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Saatçioğlu, geçtiğimiz Mart ayında katıldıkları turizm fuarı ITB Berlin’de FTI’ın yaşadığı krizin gündeme geldiğini dile getirdi. FTI’ın Türkiye açısından çok önemli bir tur operatörü olduğuna işaret eden Saatçioğlu, sakin bir şekilde konuyu ele almanın doğru bir yaklaşım şekli olacağını ifade etti.

Saatçioğlu, “Uzun zamandan beri FTI ile ilgili sıkıntılar konuşuluyordu, en son ITB Fuarı’nda da ana konulardan biri FTI finansal durumunun belirsizliği olmuştu. Türkiye açısından çok önemli bir tur operatörü olan FTI ve Meeting Point konusunda turizmcilerin aklıselim ve sakın panik yapmadan konuyu ele alması çok önemli. Otellere borcu ne kadar olursa olsun, rasyonel bir şekilde konuyu ele alması gerekmektedir. Biz otelciler olarak FTI’ın ve Meeting Point’in ayakta kalması için sektör temsilcileri ile organize olarak hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Hali hazırda FTI üzerinden yapılmış 1 milyon rezervasyon tüm dünyada yapılmış. Birçok turist mağdur olmadan, şu an otellerimizde bulunan ve gelecek olan FTI ve Meetıng Point misafirleri konusunda paniğe kapılmadan, akıllıca hareket etmemiz çok önemlidir. Bundan sonra gelecek rezervasyonlarda ne şekilde işlem yapacağımızı Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ve AKTOB’un belirlemesi önemli. Hatırlarsanız daha önce de Thomas Cook da yaşadığımız olumsuz süreçte yasadıklarımızdan ders almalıyız. Şu an FTI’ı satın alan Carters grubunun konuya nasıl yaklaşacağını, Alman hükümetinin resmi olarak nasıl bir yol izleyeceğini de bilmiyoruz. FTI şirketine kayyum atanması ihtimalini olumlu bir yaklaşım olarak görebiliriz”.

]]>
https://www.haber60.com.tr/almanyanin-en-buyuk-tur-operatorlerinden-fti-iflas-basvurusunda-bulundu/feed/ 0
Alman turistler yıllardır aradıkları şifayı Antalya’nın doğasında buldular https://www.haber60.com.tr/alman-turistler-yillardir-aradiklari-sifayi-antalyanin-dogasinda-buldular/ https://www.haber60.com.tr/alman-turistler-yillardir-aradiklari-sifayi-antalyanin-dogasinda-buldular/#respond Sat, 01 Jun 2024 21:49:19 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=34347 Alman turisteler yıllardır aradıkları şifayı Antalya’da buldular. Mide, diyabet, sedef ve KOAH hastası olan Alman turistler Antalya’nın Akseki ilçesinde bulunan defne yaprağı, kekik, ada çayı, yaban mersini ve yaban zeytini yaprağından şifa buldular. Alman turistler bu bitkilerden yeniden almak için özel olarak Almanya’dan Antalya’ya gelerek Akseki turuna katılıp bu bitkileri temin ettiler.

Side- Manavgat bölgesinde faaliyet gösteren turizm acentesi satış pazarlama sorumlusu Faruk Boztaş, Türkiye’ye gelen turistleri alternatif turizm kapsamında Akseki-İbradı-Ürünlü-Belenalan köylerine gelip, buradaki tarihi doğal güzellikleri ve Altınbeşik Mağarasını gösterdiklerini söyledi.

Yıllardır bu bölgedeki yapmış oldukları çalışmalar neticesinde insanların yaban bitkilerini gösterme fırsatını da bulduklarını söyleyen Boztaş, “Geçen yıl bu bölgeye misafirlerimizi getirdiğimizde bazı misafirlerimizin mersin yaprağı, ada çayı, kekik, defne bitkilerini götürdüklerini tespit ettik. Daha sonradan bize bunlarla ilgili geri dönüşüm yazıları yazdılar. Bizde elimizdeki kaynaklara göre insanlara burada hangi bitkinin ne işe yaradığını tarif etmeye çalıştık. Bu kaynaklar tamamen Türkiye’de çalışılmış olan ve üniversitelerden gelen kaynaklar. Özellikle insanlara bu doğru bilgiyi insanlara doğru vermek açısından bu kitapları getirttirdik” dedi.

“Defne yaprağı KOAH hastalığına iyi geldi”

Geçen yıl Almanya’dan Türkiye’ye gelen ve Akseki turuna katılan hanımefendi eşinin KOAH hastası olduğunu, Akseki’nin Belenalan köyünden aldığı mersin yaprağı çayını kullandığını ve kendilerine defalarca mail atarak kendilerine bu yapraktan göndermelerini istediklerini anlatan Boztaş, “Bunu biz maalesef gönderemedik. Fakat kendisi yeniden Türkiye’ye geldi ve tekrardan bize ulaştı. Aslında onların amaçlarının aynı tura katılmak değil, Belenalan köyüne gelip bu bitkileri almak için geldiklerini söylediler. Kendilerinin Almanya’da birçok baharatçılarda aradıklarını ve Akseki’deki özelliklerde olmadığını söylediler. Kendisinin de aynı zamanda diyabet hastası olduğunu ve bunun içinde defne yaprağını belirli bir beslenme programını uygulayarak defne yaprağını takviye olarak kullandığını ve ilaçları tamamen bıraktığını söyledi. Kendisi artık herhangi bir ilaç kullanmadığını, adaçayı, kekik çayını da soğuk algınlığı, mide ve bağırsak rahatsızlıklarında kullandıklarını, bunların ilaçlardan daha iyi geldiğini söylediler. Biz bu bilgileri kendilerinden alıp daha sonrasında diğer misafirlerimize de ulaştırmaya çalışıyoruz. Bu bitkilerin gerçekten faydasını kendi üzerimizde de görüyoruz. Kendimizde kullanıyoruz. Doğru zamanda, doğru yerde, doğru saatte kullanıldığı zaman bu bitkiler tamamen şifa kaynağı olarak görülüyor” diye konuştu.

“Akseki bölgesinde bulunan bitkiler şifa kaynağı”

Rakım olarak Akseki bölgesinde bulunan bitkilerin daha şifalı olduğuna dikkat çeken Boztaş, “Biz sonuçta bitki uzmanı değiliz. Bu konuda Türkiye’de çok değerli hocalarımızdan bilgi alışverişinde bulunduk. Kendileri bize bunlarla ilgili kitaplar gönderdiler. O kitaplardan yola çıkarak gelen misafirlerimize taşımaya çalıştık ve bununla ilgili çok olumlu şeyler var. Özellikle Akseki bölgesinde bulunan bitkilerin yapılan araştırma sonucunda sadece bu bölgede toplanan bazı bitkilerin faydasının olduğunu tespit ettik. Kıyı şeridinde toplanan bir defneyaprağı ile Akseki’de topladığımız bir defneyaprağının aynı olmadığını gördük. Dolayısı ile buranın hem hava, hem iklim, hem de toprağındaki zengin mineralleri bu bitkileri tamamen beslediğini inanıyoruz. Bundan dolayı ülkemizde bulunan bitkileri aslında doğru kullanılıp insanlara doğru aktarılmasını ve bunun artık ileride bir ihracat için bire bir sebep olmasını öngörüyoruz. Bu şekilde olursa hem turizme deniz ve kum değil aynı zamanda sağlık turizmine de bir şekilde çevirebileceğimize inanıyoruz. Bu bölgede yaklaşık 4 yıldır bu şekilde çalışmamız var. Artık bu bölgenin insanların meyvesini topladığını görüyoruz. Bu bölgede bulunan insanlar, burada yaşayan insanlar, Yörüklerimiz bu işi benimsediler. Eskiden yanından geçtikleri bitkilere şimdi altın gözüyle bakıyorlar. Umarım ülkemiz açısından da faydalı bir gelişme olur” şeklinde konuştu.

“Yeniden bitki almaya geldim”

Almanya’da yaşayan ve yaşlılar evinde hemşire olan Mandy Freısleben, “Geçen sene bu turu yapmıştım. Bu bitkileri alıp Almanya’ya götürmüştüm. Bu bitkilerin aynısını Almanya’da çok aradım fakat kesinlikle bulamadım. Bitkilerden güzel beklentilerim oldu. Tekrardan bu yıl Almanya’dan gelerek aynı tura katıldım. Tek amacım ise aynı yerden bu bitkileri satın almak oldu. Kendim Adaçayı, defneyaprağı, mersin yaprağını çeşitli hastalıklar için kullandım. Bundan şifa buldum. Bunun için bu tura katılarak Akseki’den bu bitkileri bulup yeniden yerinde aldığım için mutluyum. Zeytin yaprağı çayını mide ve bağırsak sağlığı ve aynı zamanda zayıflamak için kullandık. Mersin yaprağını da KOAH hastalığı için kullandık. Defneyaprağını da kendimde diyabet olduğu için kullandım” diye konuştu.

“46 yıldır hekimin yanında asistanlık yapıyorum”

Almanya’dan gelen Lısa Wanıng (64) ise, “Eniştem geçen yıl burada tura katılmıştı. Bu turda bana hediye olarak mersin yaprağı getirdi. Kendimde yaklaşık 25 yıldır polen alerjisi vardı. Mersin yaprağı çayını içtikten sonra daha sonradan bende bulunan bu kronik rahatsızlığı tesadüfen tedavi ettiğini gördüm. Yılda birkaç defa Türkiye’ye geliyorum. Her sene gelmeye devam edeceğim. Özellikle bu çay için Akseki bölgesine geleceğim. Kendim 46 yıldır hekimin yanında asistanlık yapıyorum. Antialerjik haplar kullanıyordum. Onları kullanınca kendimi yorgun hissediyordum. Şu anda da normalde yazın ilkbahar döneminde Almanya’da polen alerjisinden dolayı dışarı çıkamıyordum. Bu çayı kullandıktan sonra böyle bir sorunum kalmadı. Oldukça mutluyum” dedi.

“12 yıldır sedef hastasıydım, yüzde 95 şifa buldum”

Alman Ralf Eckhardt (68) “Geçen sene acente vasıtası ile tura katıldım. Bana bazı şifalı bitkiler bildirildi. En sonunda mersin yaprağının şifasını duydum. Kendim yıllardır sedef hastalığı ile mücadele ettim. Almanya’da birçok noktaya gittim. Herhangi bir şifa bulma şansım olmadı. Yaklaşık 12 yıldır bu hastalığı çekiyorum. Bu mersin yaprağını 3 hafta düzenli şekilde kullandım. Hastalığımın yüzde 95’ini iyileştirdi. Genç ya da yaşlı olması önemli değil. Bu hastalık herkesi bir şekilde bulabiliyormuş. Kendimde bu konuda şifa aramaya başladım. Sonunda buraya gelerek bu bitki ile tanıştım. Sonrasında 3 hafta düzenli kullandım. Tekrar bu bitkiyi aynı yerden aynı noktadan almak için buraya geldim. Hastalığıma arada bir sadece vücudumun bazı yerlerini nemlendirmesi için krem kullanıyorum. Karın bölgemden daha önce aynı hastalıktan tedavi oldum ve normal tıp tedavisi ile iyi oldu. Fakat sırt bölgesinde bugüne kadar herhangi bir şifa bulamamıştım. Bu bitkiden ise şifa buldum. Yeniden Türkiye’ye gelerek tura katıldım ve bu bitkiyi aldım” diye konuştu. – ANTALYA

]]>
https://www.haber60.com.tr/alman-turistler-yillardir-aradiklari-sifayi-antalyanin-dogasinda-buldular/feed/ 0
Almanya, Çin yapımı elektrikli araçlara yönelik gümrük vergilerine endişeli https://www.haber60.com.tr/almanya-cin-yapimi-elektrikli-araclara-yonelik-gumruk-vergilerine-endiseli/ https://www.haber60.com.tr/almanya-cin-yapimi-elektrikli-araclara-yonelik-gumruk-vergilerine-endiseli/#respond Fri, 31 May 2024 23:57:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=34259 Üst düzey Alman yetkililer bu hamlenin geri tepebileceği, Avrupa’nın en büyük ekonomisine ve otomobil üreticilerine zarar verebileceği ve amaçlandığı gibi AB sanayisini korumak yerine adil uluslararası ticareti baltalayabileceği yönündeki endişelerini dile getirdi.

BERLİN, 31 Mayıs (Xinhua) — Almanya’da bazı bakanlar, Avrupa Birliği’nin (AB) sözde “sübvansiyon karşıtı soruşturmasının” sonuçlarını yakında açıklayacak olması nedeniyle Çin yapımı elektrikli araçlara yönelik olası gümrük vergilerine dair endişelerini dile getirdi.

Yerel basında Çarşamba günü çıkan haberlere göre, üst düzey Alman yetkililer bu hamlenin geri tepebileceği, Avrupa’nın en büyük ekonomisine ve otomobil üreticilerine zarar verebileceği ve amaçlandığı gibi AB sanayisini korumak yerine adil uluslararası ticareti baltalayabileceği yönündeki endişelerini dile getirdi.

ABD bu ayın başlarında, elektrikli araçlar da dahil olmak üzere Çin’den ithal edilen çeşitli ürünlere yönelik yeni gümrük vergileri açıklamış ve mevcut gümrük vergilerine ek olarak vergileri yüzde 100’e çıkarmıştı. Avrupa Komisyonu da 2023’ün Ekim ayında Çin’den elektrikli araç ithalatına yönelik sübvansiyon karşıtı bir soruşturma başlatmıştı.

Almanya’nın Federal Ulaştırma ve Dijital Altyapı Bakanı Volker Wissing, Euractiv haber sitesine verdiği söyleşide, Avrupa’daki endüstriyi korumak için Çin yapımı elektrikli araçlara gümrük vergisi getirmenin uluslararası rekabeti teşvik etmek açısından “yanlış bir yaklaşım” olacağını söyledi.

Wissing, Alman otomobil üreticilerini daha iyi ve daha uygun fiyatlı ürünler üretmeye teşvik eden şeyin küresel rekabet olduğunu ve Alman araç endüstrisinin rekabette ayakta kalacağından emin olduğunu belirtti.

Avrupa’nın soruşturmasını eleştirerek bunun sadece şüpheye dayandığını söyleyen Wissing, AB’nin yaklaşımının yanlış olduğunu savundu. Yetkili, doğru yaklaşımın ise “rekabeti engellemeye çalışmak yerine her zaman adil rekabet yaratmak olması gerektiğini” ifade etti.

“Bazı insanların rekabetin devlet tarafından kısıtlanması çağrısında bulunması beni şaşırtıyor” diyen bakan, bu hamlenin piyasa ekonomisinden sapma anlamına geldiğini söyledi.

Almanya Ekonomi Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Robert Habeck ise Çin’e karşı uygulanacak sert gümrük vergilerinin AB’nin çıkarlarına zarar verebileceği uyarısında bulundu. Habeck, Çarşamba günü Rheinische Post gazetesine yaptığı açıklamada, dünya ticaretinde korumacılık yerine adil, açık ve eşit bir rekabet ortamı yaratma çağrısında bulundu.

Çin’in uzun süredir AB için önemli bir ticaret ortağı olduğunu hatırlatan Habeck, AB’nin Çin yapımı elektrikli araçlara yönelik gümrük vergilerini değerlendirirken “orta ve uzun vadeli düşünmesi gerektiğini” belirtti.

Alman haber ajansı DPA, ülkenin Maliye Bakanı Christian Lindner’in olası gümrük vergilerinin ölçülü şekilde değerlendirilmesi gerektiğine dair sözlerine ve serbest ve adil dünya ticaretinin zayıflatılmaması gerektiği noktasında ısrar ettiğine yer verdi.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz da daha önce Çin yapımı elektrikli araçlara Avrupa tarafından getirilecek gümrük vergilerine karşı uyarıda bulunmuştu. Scholz, iki hafta önce Stockholm’de düzenlenen bir basın toplantısında, AB’nin Çin’e ağır vergiler uygulayan ABD’yi takip etmesini destekleyip desteklemediği sorulduğunda, olası vergiler konusundaki çekincelerini dile getirmişti.

Batı ile Çin arasındaki ticaretin önemini vurgulayan Scholz, Çin’den elektrikli otomobil ithalatının yüzde 50’sinin Çin’de üretim yapan Batılı markalardan geldiğine dikkat çekti.

Scholz, “Her iki taraftan da etkileşim var. Avrupalı ve hatta bazı Kuzey Amerikalı üreticiler Çin pazarında başarılı oldu. Bunu göz önünde bulundurmamız gerekiyor” diye konuştu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/almanya-cin-yapimi-elektrikli-araclara-yonelik-gumruk-vergilerine-endiseli/feed/ 0
Almanya, Türkiye ile organik ürünlerde ticaretini geliştirmek istiyor https://www.haber60.com.tr/almanya-turkiye-ile-organik-urunlerde-ticaretini-gelistirmek-istiyor/ https://www.haber60.com.tr/almanya-turkiye-ile-organik-urunlerde-ticaretini-gelistirmek-istiyor/#respond Fri, 31 May 2024 22:45:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=34212 Yüz yılı aşkın bir süredir devam eden Türk Alman ticari ilişkilerinin güçlendirilmesi ve yeni işbirliği fırsatlarının oluşturulması amacıyla Almanya Federal Cumhuriyeti’nin Ankara Büyükelçiliği ve Ege İhracatçı Birlikleri ortaklığında Gıda Konulu Alman-Türk Ekonomi Günü etkinliği düzenlendi.

Avrupa’da Türk gıdalarına büyük talep olduğunu dikkat çeken Almanya Federal Cumhuriyeti İzmir Başkonsolosu Ralf Schröer, “Türkiye tarım üretiminde güçlü bir Pazar. Özellikle, meyve ve sebzede. 2024 yılında sebzede yüzde 5.6, meyvede yüzde 3.4 büyüme bekleniyor. Organik ürünler AB pazarı için çok önemli. Türkiye ile ihracatımızda un, fındık, ayçiçek yağı öne çıkıyor. Ancak Ege Bölgesinde üretilen gıda ürünlerine yönelmek istiyoruz. AB’nin en büyük alıcısı Almanya, Türkiye ile organik ürünlerde ticareti geliştirmeye ilgi duyuyor. Sadece gıda üretimi değil, gıda işleme, lojistik alanlarında da tedarik zincirinin tüm aşamalarında işbirliğimizi geliştirmek istiyoruz. Türk gıda pazarı yeni fırsatlar sağlıyor. Glütensiz gıdalar ve şekersiz ürünlere Almanya’dan büyük talep var. Türkiye glütensiz gıdalar ve şekersiz ürünlerde önemli bir pazar. Almanya’da yeni bir uygulama başlatıldı. 250 metrekareden büyük olan işletmelere menülerinde glutensiz gıda sunma zorunluluğu getirildi. Bu Türkiye için bir fırsat olabilir.” dedi.

Türkiye ile Almanya arasındaki dış ticaret hacmi 50 milyar dolar seviyesinde

Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, “Birliğimiz 12 farklı sektör ve 7 bin 500’ün üzerinde üyemizle 215 ülke ve bölgeye ihracat gerçekleştiren dinamik ve her geçen gün gelişen büyüyen bir birliktir. Türkiye, 2023 yılında yüzde 2,8 artışla 35 milyar dolarlık tarım ürünleri ihraç ederken, Ege İhracatçı Birlikleri yüzde 8,8 artışla 7,3 milyar dolarlık ihracatla Türkiye’nin tarım ürünleri ihracatının yüzde 20’sini tek başına gerçekleştirerek Türkiye şampiyonu oldu. Dünyanın tarım ambarı Ege Bölgesi olarak 2023 yılında da liderliğimizi koruduk. 2024 yılında da bu olumlu eğilim devam ediyor. Önümüzdeki süreçte yüksek teknoloji yatırımlar ve sürdürülebilirlik vizyonuyla Türkiye’de 10 milyar dolarlık tarım ihracatına ulaşacağımızı öngörüyoruz. Türkiye, 2023 yılında 255 milyar 800 milyon dolarlık ihracata imza atarken, Avrupa’nın ekonomik motoru Almanya’ya 21 milyar 79 milyon dolarlık ihracat yaptık.” dedi.

Başkan Eskinazi, “Türkiye, 2023 yılında Almanya’dan 28,6 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi. Türkiye ile Almanya arasındaki dış ticaret hacmi 50 milyar dolar seviyesinde. Almanya’da gıda kalemlerinde ülkenin kendine yetme oranlarına baktığımızda; Almanya’da ihtiyaç duyulan meyvenin sadece %13’ü, balık/deniz ürünlerinin %27’si, bitkisel yağların %28’i, sebzelerin %38’i Almanya’da üretilirken, şekerin %153’ü, patatesin %148’i, peynirin %126’sı Almanya’da üretiliyor. Almanya’ya yıllık 2 milyar dolarlık gıda ihracatımız var. Bu rakamın gerçek potansiyelimizi yansıttığını düşünmüyorum. İki ülke arasındaki potansiyelin daha fazla olduğunu biliyor ve adımlarımızı bu çerçevede atıyoruz. Almanya’nın Nürnberg şehrinde düzenlenen BioFach Fuarı’na çeyrek asırdır Türkiye Milli Katılım Organizasyonu gerçekleştiriyoruz.” Diye konuştu.

Jak Eskinazi, “Almanya’ya 2023 yılında gıda ihracatımızda yaş meyve sebze sektöründe yüzde 43,2’lik, zeytin ve zeytinyağı sektöründe yüzde 24’lük, hububat bakliyat yağlı tohumlar ve mamullerinde yüzde 21’lik, su ürünleri ve hayvancılık mamullerinde yüzde 17’lik, kuru meyve ve mamullerinde yüzde 9’luk, meyve sebze mamullerinde yüzde 8’lik, fındık ve mamulleri yüzde 2’lik artış sağladık. 2024’ün ilk dört ayında ise Türkiye’nin Almanya ile ticaretinde gerileme yaşandı. Almanya’ya yüzde 5 azalışla 6 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Gıda ihracatımız yüzde 10 artışla 748 milyon dolar oldu. Özellikle İzmir sektörel çeşitliliğin ve zenginliğin zirvede olduğu bir şehir. Kuru meyve, mamul, zeytin-zeytinyağı, su ürünleri, baharat, tütün, odundışı orman ürünlerinde, organik üretimde dünyada güçlü bir oyuncuyuz.” dedi.

İzmir’de kurulan Ulusal Tohum Gen Bankası dünyadaki ilk gen bankalarından biri

Başkan Eskinazi, “Türkiye’nin en önemli tohum bankası Ulusal Tohum Gen Bankası Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü bünyesinde 1964 yılında tarım kenti ve ihracat kenti İzmir’de kurulmuştur. Bu gen bankası dünyadaki ilk gen bankalarından biri olma niteliğini de taşıyor. Ulusal Tohum Gen Bankasında 3 bin 339 türe ait 55 binden fazla tohum örneği günümüz ve gelecekteki bitkisel araştırmaların kullanımına hazır bir şekilde kaybolmadan saklanmaktadır. Tarımda lider bir bölge olan İzmir’e her geçen sene Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na hizmet eden yeni yatırımlar yapılıyor. Paydaşı olduğumuz Avrupa ve Türkiye’nin en büyük modern sera ve tarımsal sanayi kümelenmesi Dikili Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, aynı zamanda Bayındır’da kurulan Tarıma Dayalı İhtisas Çiçekçilik Organize Sanayi Bölgesi önemli bir potansiyeli ortaya çıkaracak.” Diye konuştu.

Avrupa Birliği’nin en çok ithalat yaptığı ülkeler arasında 7’inci sıradayız

Eskinazi, ” Bergama’da kurulan Tarıma Dayalı İhtisas Süt Organize Sanayi Bölgesi, tohum fide tıbbi aromatik bitkilerle ilgili Kınık’ta kurulan Bitkisel Üretim Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi bütün dünyada gıdayla ilgili endişelerin arttığı bu dönemde, ülkemiz için büyük bir avantajımız. Türkiye’nin organik ürün ihracatının yüzde 75’i Ege Bölgesi’nden gerçekleştiriliyor. Yıllık 3 milyon tona yakın organik ürün ithal eden Avrupa Birliği’nin en çok ithalat yaptığı ülkeler arasında 7’inci sıradayız, hedefimiz bu listede ilk üçe girmek. Türk organik sektörü Avrupa Yeşil Mutabakatı hedeflerine uyum sağlamış bir sektör. Türkiye’nin organik sektöründe yaklaşık 35 yıllık bir deneyimi var. Bu yüzden Türk organik ihracatçıları olarak, Avrupa’nın bir numaralı tedarikçisi olmaya talibiz.” dedi.

Biz organik tarıma Alman disipliniyle başladık

Ege İhracatçı Birlikleri Organik Ürünler ve Sürdürülebilirlik Koordinatörü ve Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Mehmet Ali Işık, “Organik tarım ihracatımızı her geçen gün artırıyoruz. En önemli konu gıda güvenliğinin sağlandığı ticaret zincirinin oluşturulmasıdır. Biz organik tarıma Alman disipliniyle başladık. Alman kontrol firmalarının disipliniyle başladık. Bizim Almanya ile işbirliğimizin başarılı olmasının temeli buradan geliyor. Almanya Tarım Bakanı Cem Özdemir, pandemi sonrasında Almanya ve Avrupa Birliği organik üretimi yüzde 30 artırma kararı aldığını net bir şekilde dünya kamuoyuna iletti. Bu karar ülkenin dinamiklerinin kökten değişmesidir. Bizim de önceliğimiz topraklarımızı koruyarak, sağlıklı gıda üretiminde sürdürülebilirliği sağlamak olacak.” dedi.

Avrupa’nın ve dünyanın sağlıklı ürün tedarikçisi olmaktan gurur duyuyoruz

Başkan Işık, “Organik tarım; sürdürülebilirliğin tarladan rafa kadar izlenebilirliğin ve gıda güvenliğinin sağlandığı tarım şeklidir. Ülkemizde bütün paydaşlarımızla çok önemli çalışmalar yürütüyoruz. Avrupa’nın ve dünyanın sağlıklı ürün tedarikçisi olmaktan gurur duyuyoruz. Bunu uluslararası sertifikalarla devam ettireceğiz. Sürdürülebilirlikte koordinatör birliğiz. Organik tarımın başlangıcı Ege Bölgesi ve İzmir’dir. Ege Bölgesi organiğin merkezidir. Türkiye’nin kapsamlı bir organik altyapısı var. Çiftçilere eğitimler veriyoruz. Kooperatifçilik için denetleme mekanizmaları oluşturulmalı. AB’de bağımsız yüzlerce danışmanlık firmaları var. Bizde bunu firmalar üstlenmiş durumda. Bunun organize edilmesi gerek. Kuru meyveler Dünya Sağlık Örgütü tarafından sağlıklı ürünler kategorisine alındı. EİB olarak biz Türkiye’de tarımın dinamiğiyiz, merkeziyiz. Organik tarım bizim için büyük bir adanmışlık, 35 yıllık geçmişimiz var.” diye konuştu.

Yeni sistemde Organik Tarım Bilgi Sistemi üzerinden kontrol raporları girildikten sonra dijital sertifikalar basılacak

Türkiye Tarım ve Orman Bakanlığı, Ekolojik Tarım Dairesi Başkanı Dr. Başak Egesel, “Türkiye’nin yurtdışında ilk ticaret odası Almanya’da kurulmuş. Almanya ile bağlarımız çok kuvvetli. Organik ürünler her geçen yıl daha önemseniyor. Ticaretimizde Almanya ilk sırada yer alıyor. Son dönemde dünyada gıda, iklim krizi, su, enerji konuları çok kıymetli hale geldi. Türkiye’de üretim planlaması yapıyoruz. Profesyonel şekilde tarımı yönetiyoruz. Organik tarım bizim için öncelikli. Avrupa Yeşil Mutabakatı sürecinde ülkemizin ciddi tedbirleri var. Tarım ve Orman Bakanlığımızın hedefi; planlı üretim, üretimin sürdürülebilirliği, verimlilikle birlikte kalitenin artırılması, diğer ülkelerin isteklerini göz önünde bulundurarak ülkemizdeki gıda arz güvenliğini sağlamak, boş tarım arazilerinin değerlendirilmesi, atık yönetimi. Yeni bir destekleme modeli geliştirdik. Kalkınma planları ve stratejik planlarımızın hepsi Avrupa Yeşil Mutabakatı süreci dikkate alınarak gerçekleştiriliyor. Organik tarımı kanun çerçevesinde yürütüyoruz. Bakanlığımızın uhdesinde, denetimler yapıyoruz. Yetkiyi verirken akreditasyon şartı var. Yüzde yüz kontrol zorunluluğu var. Yeni sistemde Organik Tarım Bilgi Sistemi üzerinden kontrol raporları girildikten sonra dijital sertifikalar basılacak ve tarım cebimde app uygulamasına sertifikalar gelecek. Karekodlarla ürünler yurtdışında nerede satılabiliyorsa görülecek ve izlenebilirlik tesis edilecek. Organik tarım üreticilerine hibe desteği sağlıyoruz. Almanya ile ticaretimizde ihracatta söz sahibi olduğumuz ürünler; kurutulmuş meyveler, fındık, üzüm, incir öne çıkıyor, diğer öne çıkan ürünler ise meyve suyu, buğday, soya hariç yağlı tohumlar.” dedi.

Gümrük Birliğinin güncellenmesi gerekiyor

Türk-Alman Ticaret ve Sanayi Odası (TD-IHK) Genel Sekreteri Okan Özoğlu, “Almanya ve Türkiye’nin ticaretini artırması için Gümrük Birliğinin güncellenmesi gerekiyor. Lojistikteki sorunlar aşılmalı. Özellikle gümrüklerde bekleme süreleri ürünlerin raf ömrünü etkiliyor. Kimyasal kalıntılara dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri. Sahada kontrol kontrollü tarıma yönelinmesi için kooperatifleşme çok önemli. İtalya’daki toptancılar kooperatifleşerek, tarladan başlayan soğuk zincirde kontrollü olarak dünyaya ürünlerini satıyorlar. Türkiye olarak kooperatifleşmede daha güçlü bir altyapı oluşturmalıyız.” diye konuştu.

Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası AHK İzmir Temsilcisi Deniz Eriten, Türkiye Almanya arasında karşılıklı ticaretin artırılması için networking çalışmaları yaptıklarını, sektörlerin öncülerini bir araya getirdiklerini söyledi. – İZMİR

]]>
https://www.haber60.com.tr/almanya-turkiye-ile-organik-urunlerde-ticaretini-gelistirmek-istiyor/feed/ 0
UEFA Şampiyonlar Ligi 2023-2024 Sezonu Finali: Borussia Dortmund vs Real Madrid https://www.haber60.com.tr/uefa-sampiyonlar-ligi-2023-2024-sezonu-finali-borussia-dortmund-vs-real-madrid/ https://www.haber60.com.tr/uefa-sampiyonlar-ligi-2023-2024-sezonu-finali-borussia-dortmund-vs-real-madrid/#respond Fri, 31 May 2024 07:39:32 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=34089 UEFA Şampiyonlar Ligi 2023-2024 sezonu finalinde Alman temsilcisi Borussia Dortmund ile İspanyol ekibi Real Madrid, yarın Avrupa’nın en büyüğü olmak için kozlarını paylaşacak.

Avrupa futbolunun kulüp düzeyindeki en önemli organizasyonu UEFA Şampiyonlar Ligi’nde 69. sezonun final heyecanı yarın yaşanacak. Alman ekibi Borussia Dortmund ile İspanyol temsilcisi Real Madrid, İngiltere’nin başkenti Londra’daki Wembley Stadı’nın ev sahipliğini yapacağı final müsabakasında karşı karşıya gelecek. TSİ 22.00’da başlayacak mücadeleyi Sloven hakem Slavko Vincic yönetecek. Vincic’in yardımcılıklarını Tomaz Klancnik ile Andraz Kovacic yapacak. Karşılaşmanın dördüncü hakemi Fransa Futbol Federasyonu’ndan François Letexier olacak. Dev finalde VAR’da Nejc Kajtazovic, AVAR’da da Rade Obrenovic görev alacak.

Yarın oynanacak maç ile iki ekip UEFA Şampiyonlar Ligi’nde 15. kez rakip olacak. İki takım arasında daha önce Devler Ligi’nde oynanan müsabakalarda Real Madrid 6, Borussia Dortmund da 3 kez galip gelen taraf oldu. Oynanan 5 karşılaşma ise beraberlikle sonuçlandı.

Dortmund, zorlu gruptan lider çıktı

Borussia Dortmund, bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde Paris Saint-Germain, Milan ve Newcastle United’ın yer aldığı F Grubu’nu 11 puanla lider tamamladı. Son 16 turunda PSV Eindhoven’ı (1-1, 2-0) eleyen Alman ekibi, çeyrek finalin ilk maçında 2-1 yenildiği Atletico Madrid’i rövanşta 4-2’lik skorla saf dışı bıraktı. Yarı finalde güçlü rakibi Paris Saint-Germain’i her iki maçta da 1-0’lık skorlarla mağlup eden sarı-siyahlılar, finalde mücadele etmeye hak kazandı. Bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde 17 gol kaydeden Dortmund, filelerinde 9 gole engel olamadı.

Real Madrid, Devler Ligi’nde bu sezon yenilmedi

Napoli, Braga ve Union Berlin ile birlikte C Grubu’nda mücadele eden Real Madrid, grupta oynadığı tüm maçları kazanarak bir üst tura çıktı. Son 16 turunda Leipzig’i 1-0 ve 1-1’lik sonuçlarla eleyen İspanyollar, çeyrek finalde son şampiyon Manchester City’i (3-3, 1-1) penaltılar sonucunda saf dışı bırakmayı başardı. Yarı finalde Bayern Münih ile karşılaşan Madrid, ilk maçta 2-2 berabere kaldığı rakibini rövanş müsabakasında 2-1’lik skorla yenerek final biletini aldı. Eflatun-beyazlılar, bu sezon Devler Ligi’nde 26 gol kaydederken, kalesinde 15 gol gördü.

Borussia Dortmund, 11 yıl sonra yine Wembley’de finalde

Kulüp tarihinde bir kez UEFA Şampiyonlar Ligi kupasını kazanan Borussia Dortmund, 11 yıl aradan sonra Devler Ligi’nin finalinde ter dökecek. Alman ekibi, son olarak 2013 yılında Wembley Stadı’nda oynanan final müsabakasında Bayern Münih’e 2-1 yenilmiş ve kupaya veda etmişti. Real Madrid ise 2 yıl aradan sonra finalde mücadele edecek. Eflatun-beyazlılar, son olarak 2022 yılında Liverpool ile final oynamış ve rakibini 1-0 yenerek kupayı kaldırmıştı.

Şampiyonlar Ligi kupası ilk kez bir Türk’ün ellerinde yükselecek

Borussia Dortmund ile Real Madrid arasında oynanacak final maçı Türk futbolu için de önemli bir detay barındırıyor. Wembley’deki finalde Şampiyonlar Ligi Kupası ilk kez bir Türk futbolcunun ellerinde yükselecek. Kupayı Real Madrid’in kazanması durumunda Arda Güler, Borussia Dortmund’un kazanması halinde de Salih Özcan, UEFA Şampiyonlar Ligi kupasını kazanan ilk Türk oyuncu olacak. Daha önce Devler Ligi finalinde Bayer Leverkusen formasıyla Yıldıray Baştürk, Bayern Münih formasıyla Hamit Altıntop, Borussia Dortmund formasıyla Nuri Şahin ve Inter formasıyla Hakan Çalhanoğlu mücadele etmiş ancak kupayı kazanamamıştı.

Öte yandan Türk asıllı Alman futbolculardan Mehmet Scholl 2001’de, Emre Can 2013’te Bayern Münih formasıyla, İlkay Gündoğan ise geçen sezon Manchester City ile Şampiyonlar Ligi’nde mutlu sona ulaşmayı başarmıştı.

Marco Reus, Dortmund’a kupayla veda etmek istiyor

12 sezondur Borussia Dortmund forması giyen ve sezon sonunda takımdan ayrılacağını açıklayan Marco Reus, Alman ekibindeki kariyerini kupayla noktalamak istiyor. Alman futbolcu, takımının Real Madrid karşısında galip gelmesi durumunda kariyerindeki ilk Şampiyonlar Ligi kupasını alacak. 35 yaşındaki tecrübeli futbolcu, daha önce 2013 yılında Bayern Münih ile oynanan Şampiyonlar Ligi finalinde de sahada yer almış ancak kupaya uzanamamıştı.

Dortmund formasıyla 12 sezonda 428 maça çıkan Reus, 170 gol, 131 asist kaydederken, 2 Almanya Kupası, 3 de Almanya Süper Kupası kazandı.

Devler Ligi kupasını en çok Real Madrid kazandı

UEFA Şampiyonlar Ligi’nde 17 defa final oynayan Real Madrid, 14 kez kupa sevinci yaşayarak Devler Ligi’nin en başarılı takımı oldu. İspanya temsilcisi, 1956, 1957, 1958, 1959, 1960, 1966, 1998, 2000, 2002, 2014, 2016, 2017, 2018 ve 2022 yıllarında Avrupa’nın bir numaralı kupasını müzesine götürdü. Madrid ekibi, 1962, 1964 ve 1981 yıllarında oynadığı final maçlarında ise sahadan yenilgiyle ayrılarak kupaya uzanamadı.

İspanyol takımlarının başarısı dikkat çekiyor

Daha önce Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası olarak düzenlenen, 1992-1993 sezonunda ise UEFA Şampiyonlar Ligi adını alan turnuvayı İspanyol ekipleri 19 kez kazandı. Organizasyonda İngilizler 15, İtalyanlar 12, Almanlar 8, Hollandalılar 6, Portekizliler 4, Fransız, Rumen, İskoç ve Sırplar da birer defa mutlu sona ulaştı. Avrupa’nın kulüpler bazında en büyük kupasında bugüne kadar 41 farklı takım final maçına çıktı, 22 kulüp ise kupayı müzesine götürme başarısını gösterdi.

Almanlar ile İspanyollar 5. kez rakip

Alman takımları ile İspanyol takımları Şampiyonlar Ligi finallerinde bugüne kadar 4 kez karşılaştı. İki ülke takımları arasında Devler Ligi’nde ilk oynanan maçta 1960 yılında Real Madrid, Eintracht Frankfurt’a üstünlük kurarken, 1974 senesinde Bayern Münih, Atletico Madrid’i yenerek kupaya uzanmıştı. Yakın dönemde ise 2001 yılında Bayern Münih Valencia’yı geçerken, bir sonraki sene de Real Madrid, Bayer Leverkusen’i mağlup ederek kupayı kazanmıştı.

Carlo Ancelotti’nin 6. finali olacak

UEFA Şampiyonlar Ligi kupasını 4 kez kazanarak bu alanda en başarılı isim olan Real Madrid Teknik Direktörü Carlo Ancelotti, 6. kez finalde takımının başında olacak. İlk kez 2003 yılında Milan’ı çalıştırırken bu kupayı kazanan 64 yaşındaki teknik adam, 2005 yılında yine Milan’ın başındayken Liverpool’a karşı İstanbul’da oynadığı final maçını kaybetmişti. Bu müsabaka Ancelotti’nin Devler Ligi’nde kaybettiği ilk ve tek final oldu. Deneyimli çalıştırıcı, Milan ile 2007 yılında, Real Madrid ile de 2014 ve 2022 senelerinde final oynadı ve kupayı müzesine götürdü.

Wembley Stadı, 11 yıl aradan sonra Devler Ligi finaline ev sahipliği yapacak

İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan Wembley Stadı’nda, 11 yıl sonra bir Şampiyonlar Ligi finali oynanacak. Wembley Stadı, en son Alman ekipleri Borussia Dortmund ile Bayern Münih arasında oynanan 2012-2013 sezonu UEFA Şampiyonlar Ligi finaline ev sahipliği yapmıştı. Bayern Münih, 25 Mayıs 2013 tarihindeki müsabakayı Mario Mandzukic ve Arjen Robben’in kaydettiği gollerle 2-1 kazanmış ve kupayı müzesine götürmüştü. – İSTANBUL

]]>
https://www.haber60.com.tr/uefa-sampiyonlar-ligi-2023-2024-sezonu-finali-borussia-dortmund-vs-real-madrid/feed/ 0
Solingen’de ırkçı saldırıda hayatını kaybedenler anıldı https://www.haber60.com.tr/solingende-irkci-saldirida-hayatini-kaybedenler-anildi/ https://www.haber60.com.tr/solingende-irkci-saldirida-hayatini-kaybedenler-anildi/#respond Thu, 30 May 2024 23:24:39 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=33823 Almanya’nın Solingen kentinde, 29 Mayıs 1993’te ırkçılar tarafından kundaklanan ve 5 Türk’ün hayatını kaybettiği evin önünde anma töreni yapıldı.

Törene, Untere Werner Caddesi üzerindeki evlerinde 31 yıl önce yaşanan faciada 5 aile ferdini yitiren baba Durmuş Genç’in yanı sıra yaşamını yitirenlerin yakınları, milletvekilleri ve yetkililer katıldı.

Solingen Belediyesi ve Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nin (DİTİB) organize ettiği törende, Kur’an-ı Kerim okundu, dualar edildi.

Türkiye’nin Düsseldorf Başkonsolosu Ali İhsan İzbul, ırkçı saldırıda yaşamını yitirenlerin isimlerini okuyarak başladığı konuşmasında aile fertlerini yitiren ve bir buçuk yıl önce vefat eden Mevlüde Genç’i rahmetle andı.

Başkonsolos İzbul, “Solingen faciasinın sonrasında da, Almanya’da Nasyonel Sosyalist (NSU) yeraltı terör örgütünün cinayetleri, sonrasında ise Hanau ve Halle’deki gibi çeşitli ırkçı saldırılar yaşandı. Son dönemde özellikle camilerimize yönelik çeşitli eylem ve tehditler de artmış durumda.” dedi.

İzbul, şöyle devam etti:

“2024 yılının Mart ve Nisan aylarında Solingen’de ve Düsseldorf’ta üst üste yaşanan, henüz soruşturmaları devam eden kundaklama eylemleri de ister istemez insanlarımızda büyük endişeye sebep oluyor ve 31 yıl önce bulunduğumuz bölgede yaşanan ırkçı felaketi hatırlatıyor. Söz konusu kundaklamaların hemen tüm yönleriyle aydınlatılması, hayatta kalanların çeşitli mağduriyetlerinin giderilmesi ve tespit edilebilecek faillerin hukuk kapsamında en ağır cezalara çarptırılmaları beklentimizi Alman makamlarına her vesileyle iletiyoruz.”

Irkçılıkla mücadelenin sadece Türk ve Müslüman toplumu yada göçmen kökenliler için değil, Alman toplumunun tamamı için büyük önem arz ettiğini ifade eden İzbul, “Zira son dönemde Avrupa’da ve Almanya’da ivme kazanan ırkçı, yabancı düşmanı ve İslam düşmanı akımlar esasen Alman halkının tamamının güvenliğini, huzurunu, esenliğini ve ortak geleceğini tehdit ediyor. Önü alınamayan ırkçılığı ve yabancı düşmanlığını yaratan siyasi ve sosyal iklimin köklü bir biçimde değişmesi topyekün ve sürekli bir çaba gösterilmesini zorunlu kılıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

İzbul, şöyle devam etti:

“Irkçılık, yabancı düşmanlığı, İslam karşıtlığı ve ayrımcılıkla mücadele noktasında tüm STK’lara ve vatandaşlarımıza görev düşüyor. Bu bağlamda, çocuklarımızın eğitim gördükleri okullardan ve yerel idarelerden başlayarak hayatın her alanını etkileyen siyasi, idari süreçlerde aktif rol alınması, mümkün olduğunca çok sayıda Türk olsun Alman olsun STK’ya üye olunması, çalışmalarına iştirak edilmesi önem taşıyor. Karşılaşılan yabancı düşmanı olayların ve ayrımcılığın mutlaka gerek yerel makamlara gerek Başkonsolosluğumuza raporlanması ve şikayet konusu yapılmasının da ihmal edilmemesi gerekiyor.”

Solingen Belediye Başkanı Tim Kurzbach ise Solingen’de 31 yıl önce çok büyük bir suç işlendiğini, bu vahim olayın acısını ve üzüntüsünü çok derinden hissettiklerini söyledi.

Solingen faciası

Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya eyaletindeki Solingen kentinde 29 Mayıs 1993’te Genç ailesinin Untere Werner Caddesi’ndeki evleri kundaklanmış, saldırıda Gürsün İnce (28), Hatice Genç (19), Gülüstan Öztürk (12), Hülya (9) ve Saime Genç (5) hayatını kaybetmişti.

Yakalanan failler Markus Gartmann, Felix Köhnen, Christian Reher ve Christian Buchholz, hapis cezalarını çektikten sonra tahliye edildi. Kimlikleri değiştirilerek gizli tutulan saldırganlar, yaşamlarını Almanya’da sürdürüyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/solingende-irkci-saldirida-hayatini-kaybedenler-anildi/feed/ 0
Almanya’dan Türkiye’ye Taşınan Kadın, Pendik Halk Eğitimi Merkezi’nde Kendine Yeni Bir Aile Buldu https://www.haber60.com.tr/almanyadan-turkiyeye-tasinan-kadin-pendik-halk-egitimi-merkezinde-kendine-yeni-bir-aile-buldu/ https://www.haber60.com.tr/almanyadan-turkiyeye-tasinan-kadin-pendik-halk-egitimi-merkezinde-kendine-yeni-bir-aile-buldu/#respond Fri, 10 May 2024 21:10:22 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=31122 Almanya’dan yıllar önce Türkiye’ye taşınan Alman vatandaşı Ute Sevim, ‘Burası ailem gibi’ dediği Pendik Halk Eğitimi Merkezi’nde kursiyer olarak vaktini değerlendiriyor. Yaklaşık 10 yıldır Halk Eğitimi Merkezi’ne gelen Sevim, birbirinden farklı el emeği ürünler üretiyor. Öte yandan Pendik Halk Eğitimi Merkezi’nde kursiyerler birbirinden farklı alanlarda eğitim görüp aile ekonomilerine katkı sağlayabiliyor.

Almanya’da bir Türk ile evlendikten sonra 1998 yılında ailesiyle beraber Türkiye’ye taşınan 66 yaşındaki Ute Sevim, eşinin vefatından sonra temelli olarak Türkiye’de kalmaya karar verdi. Sevim, yaklaşık 10 yıldır kursiyer olarak gittiği Pendik Halk Eğitimi Merkezi’nde kendine adeta yeni bir aile ortamı buldu. Tespih, boncuk, süs eşyası, toka gibi ürünlerin işlemesini yapan ve farklı kurslarda eğitim gören Sevim, Halk Eğitimi Merkezi’ne gitmenin, sosyal hayatını iyileştirdiğini ifade ediyor. Geçtiğimiz haftalarda bir süreliğine Almanya’ya giden Ute Sevim, evi olarak gördüğü Türkiye’ye ve Halk Eğitimi Merkezi’ne duyduğu özlem nedeniyle Almanya’da fazla kalamadığını ve işini bitirir bitirmez Almanya’dan Türkiye’ye döndüğünü belirtti.

Öte yandan Pendik Halk Eğitimi Merkezi’nde her yıl yaklaşık 70 bin kursiyer, farklı alanlarda mesleki ve genel kurslarda eğitim görüyor. Dikiş nakış, oya, çanta üretimi, el örmesi, terzilik, çiçek yetiştiriciliği, çini işlemeciliği gibi birbirinden farklı kurslarda eğitim gören vatandaşlar, edindikleri bilgiler ile üretim yaparak aile ekonomilerine de katkı sağlayabiliyor. Ayrıca Pendik Halk Eğitimi Merkezi’nde kursiyerlerin ürettikleri el emeği ürünler, Pendik Belediyesi tarafından Halk Eğitimi Merkezi’nde tahsis edilen mağazalarda satılıyor.

Ute Sevim, “1998’de Türkiye’ye geldik. Çocukları okuttuk. Eşim hastaydı, haftanın 4 günü diyalize gidiyordu. Daha sonra eşim vefat etti. Ben de kendimi halk eğitim merkezinde buldum. Yıllardır buraya geliyorum. Ben burada kendimi mutlu hissediyorum daha iyi hissediyorum. Ben Pendik’te Halk Eğitim’e gelmeye başladıktan sonra benim daha güzel bir hayatım, daha güzel bir sosyal hayatım oldu, daha mutlu oldum, psikolojim daha iyi oldu. Bir haftalığına Almanya’ya gittim bir hafta Almanya’da zor durdum. Pazar günü akşamüstü gittikten sonra Pazartesi’yi zor bekledim. Pazartesi günü sabah erkenden geldim. Sanki bir aileye geldim gibi beni çok mutlu ediyor. Haftanın altı günü buraya geliyorum. Sabah saat 9’dan 5’e kadar duruyoruz burada. 6 dükkan var 6 dükkanda hepimiz birbirimizi tanıyoruz. Buraya gelen ürünlerin satışı da güzel. Takı ahşap boyama gibi şeylerle kendimizi meşgul ediyoruz, terapi gibi oluyor. Bize bu imkanı sağlayan herkese çok teşekkür ediyoruz” dedi.

Pendik Halk Eğitimi Merkezi’nde görevli Şenel Yıldız, “Pendik Halk Eğitimi Merkezi’nde 70 bin adet kursiyerimiz bulunmakta. Geçen yılın verilerine göre yaklaşık 3 bin 500 çeşitli kurslarımız açıldı. Bunlar genelde sosyal kültürel sportif kurslar, meslek edindirme kursları. Önceliğimiz insanların sosyal çevreye uyumunu sağlamak, düzgün psikolojide olmalarını sağlamak, birbirleriyle iletişim içinde olmalarını sağlamak ve hobi edinmelerini sağlamak. Bunun yanında edinmiş oldukları hobilerde profesyonelleşerek meslek haline getirebilmeleri, ekonomilerini düzeltebilecek sermayeyi sağlayabilmeleri asıl amacımız. Bunun için kursiyerlerimizi üretmeye yönlendiriyoruz. Öğretmenlerimizle beraber eksik oldukları noktalarda yardımlarda bulunuyoruz. Devlet kurumları ile ortaklaşa açmış olduğumuz kurslarımız var. Kursiyerlerimiz genelde burada aile gibi hissediyorlar, evlerine gelmiş gibi hissediyorlar. Öğretmenlerin ve kursiyer arkadaşların aralarında olan diyalogları bizim üretimimizi de çok etkili ve faydalı oluyor. Hem aile ekonomisine hem ülke ekonomisine katkıda bulunmalarını sağlamak amacımız” dedi. – İSTANBUL

]]>
https://www.haber60.com.tr/almanyadan-turkiyeye-tasinan-kadin-pendik-halk-egitimi-merkezinde-kendine-yeni-bir-aile-buldu/feed/ 0
Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Başbakanı Türk İş İnsanlarını Övdü https://www.haber60.com.tr/almanyanin-kuzey-ren-vestfalya-eyaleti-basbakani-turk-is-insanlarini-ovdu/ https://www.haber60.com.tr/almanyanin-kuzey-ren-vestfalya-eyaleti-basbakani-turk-is-insanlarini-ovdu/#respond Sat, 04 May 2024 22:06:30 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=30393 Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Başbakanı Hendrik Wüst, eyaletinde Türk kökenli iş insanların başarısını överek “Ortak hikayenizi yazmaya devam edin. Bu sorumlu olduğunuz bütün insanların, Almanya’nın, Kuzey Ren-Vestfalya’nın ve Türkiye’nin yararınadır.” dedi.

Wüst, Düsseldorf’ta düzenlenen 8. Türk-Alman Ekonomi Günü’nde konuştu.

Türkiye ile Kuzey Ren-Vestfalya eyaleti arasındaki ilişkilerin çok güçlü olduğunu belirten Wüst, 1960’larda Türkiye’den insanların Almanya’ya gelerek “aile geleceği” için fedakarlık yaptıklarını söyledi.

Wüst, “Kendi ailesi için çalışmak. Fırsatları değerlendirmek ve elinden gelen her şeyi yapmak. Alman motivasyonu da budur. 1950’lerde annem babam da böyle yaptı. Bu motivasyon da bizi birbirimize bağlıyor.” diye konuştu.

Bugün Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinde 1 milyon Türk kökenli kişinin yaşadığını anlatan Wüst, “Bunların 500 bini Almanya vatandaşı. Almanya’yı sizler ileriye taşıyorsunuz. Sizlere bunun için teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.

Wüst, Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinin hükümeti olarak “eğitime” öncelik verdiklerini vurgulayarak eyalet bütçesinin yüze 40’ını buna harcadıklarını bildirdi.

Hendrik Wüst, “Bu, mükemmel değil. Okul sistemimizde sorunlarımız var. Almanca bilmeyen çocuklar var. Bu yüzden eğitime öncelik tanıyoruz. Bu çocuklara fırsatlar sunmamız gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Yapay zeka ve yenilebilir enerjide önemli fırsatlar sunulduğunu anlatan Wüst, ABD’li teknoloji şirketi Microsoft’un Kuzey Ren-Vestfalya’da yatırım yaptığını ve eyaletin Almanya’da yabancı yatırımcıların en gözde eyaleti olduğunu belirtti.

Wüst, Almanya’nın refahının uluslararası ticarete dayandığını belirterek “Türkiye bizim dış ticaretimizde ilk beşte yer alıyor. Avrupa Türk İşadamları ve Sanayicileri Derneği (ATİAD) Türk ve Alman iş insanlarının bir araya gelmesini sağlayarak büyük bir rol üstleniyor. Beraber ticaret yaptığımız zaman Kuzey Ren-Vestfalya ve Türkiye kazanıyor. Bu ortak hikayesini yazmaya devam edin. Bu, sorumlu olduğunuz bütün insanların, Almanya’nın, Kuzey Ren-Vestfalya’nın ve Türkiye’nin yararınadır.”

“AB ile Gümrük Birliği anlaşmasının güncellenmesine ilişkin Türk yetkililerle görüşüyoruz”

Almanya Maliye Bakanı Christian Lindner de 8. Türk-Alman Ekonomi Günü’ne gönderdiği video mesajında, Almanya Cumhurbaşkanı Frank- Walter Steinmeier’in 22-24 Nisan tarihlerinde Türkiye ziyaretinde kendisine eşlik ettiğini belirterek Türkiye’de harika misafirperverlikle karşılandıklarını ve gezinin tadını çıkardıklarını ifade etti.

Ziyarette Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile konuşma fırsatı bulduğunu anlatan Lindner, Şimşek’e Türkiye’nin enflasyon zorluklarını aşmak ve ekonomik büyümeyi sağlamak için uygulamaya koyduğu programda ve yapısal reformlarda başarılar diledi.

Lindner, Almanya’da Türk kökenli insanların yazdığı çok başarılı hikayeler olduğunu vurgulayarak “Bu başarılarda aklımıza ilk BioNTech geliyor. İnsanların Kovid-19 yenmesinde önemli bir iş çıkardı. BioNTech, Türkiye’den gelen insanların sadece akademide değil, iş dünyasında başarılı olmasında bir gösterge oldu.” dedi.

Almanya’da yabancı yatırımcı sayısının art arda 6 yıldır düşüşte olduğunu hatırlatan Lindner, bunun da bazı şeyleri değiştirilmesinin gerektiğine işaret olduğunu söyledi.

Lindner, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki Gümrük Birliği anlaşmasının güncellenmesine ilişkin Türk yetkililerle görüştüklerini belirterek Türk vatandaşlarının vize almalarına yönelik de daha hızlı hareket etmek istediklerinin altını çizdi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/almanyanin-kuzey-ren-vestfalya-eyaleti-basbakani-turk-is-insanlarini-ovdu/feed/ 0
Almanya’da Filistin Destekçileri Polis Baskısıyla Karşı Karşıya https://www.haber60.com.tr/almanyada-filistin-destekcileri-polis-baskisiyla-karsi-karsiya/ https://www.haber60.com.tr/almanyada-filistin-destekcileri-polis-baskisiyla-karsi-karsiya/#respond Thu, 25 Apr 2024 22:00:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=29312 Almanya’da Filistin destekçisi aktivistler, polisin ifade özgürlüğünü kısıtlamaya kadar varan aşırı baskısından şikayet ediyor.

İsrail’in Gazze’ye saldırmasının ardından Almanya’da Filistin destekçilerine yönelik çeşitli yasaklar uygulanmaya başlandı.

Başkent Berlin’de Filistinli çocukların daha önce kullandıkları Filistin poşusu ve Filistin bayraklarının bulunduğu çıkartmalarla okula gitmelerine izin verilmedi, Filistin’in desteklendiği gösterilerde birçok sloganı kullanmak yasaklandı.

Polis, pek çok eylemde göstericilere sert müdahale etti, gösterilere katılan birçok aktivist gözaltına alındı ve evlerinde aramalar yapıldı.

Berlin’de nisan ortasında düzenlenen Filistin Kongresi polis müdahalesiyle sona erdirilerek yasaklandı. Kongreye konuşmacı olarak davet edilen Filistin kökenli İngiliz doktor Ghassam Ebu Sitte ve eski Yunanistan Maliye Bakanı Yannis Varoufakis’e ülkeye girme yasağı getirildi. Varoufakis, Almanya’nın kendisine siyasi faaliyet yasağı da getirdiğini duyurdu. Organizatörlerin avukatı Nadija Samour, kongrenin yasaklanmasıyla demokratik haklarının engellendiğini belirterek, bundan Alman hükümetini sorumlu tuttu.

Öte yandan, “Soykırım-Almanya yine katılıyor” ve “Silah sağlamayı durdurun” yazılı pankartlar açarak Gazze’deki katliamı duyurmak için Federal Meclisin karşısındaki çimenlikte kamp kuran aktivistler de çeşitli yaptırımlara maruz kalıyor.

Sürekli gözetim altında tutulan ve zaman zaman emniyet görevlilerinin sert müdahalesiyle karşılaşan aktivistlerin bir eyleminde polis, İrlandalı gruba kendi dillerinde şarkı söylemelerini yasakladı. Ayrıca kampta İbranice ve saat 18.00’e kadar Arapça konuşmanın yasak olduğu bildirildi.

Kampta kalan ve soyadını vermek istemeyen David ve emniyet görevlilerince evi aranan aktivist Yasemin Acar, polisin uyguladığı baskılara ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

“AB dilini yasakladılar”

Yahudi olduğunu ifade eden David, “Almanların soykırımdan ders çıkarma anlayışında boşluklar bulunduğunu ve bu nedenle Alman devletinin Gazze’deki soykırıma destek verdiğini” söyledi.

David, “Alman polisi, daha başlamadan tartışmaları engelliyor, herkes tarafından kullanılan ifadeleri yasaklıyor, insanların gösterilere katılmasını imkansız hale getiriyor, sadece devletin ağır baskısına maruz kalmayı göze alabilenler geliyor.” dedi.

Kampta İbranice ve Arapça konuşulmasına yasak getirildiğini ifade eden David, “Bu dillerde dua etmemize veya törenler düzenlememize izin verilmediğini söylediler. Bunu hukuki gözlemciye ve birkaç tanığa söylediler. Bu kamptaki Yahudiler olarak, geçmişte Krakow ve Varşova gettolarında söylenmiş Yahudi halk şarkılarını bile burada söylememiz yasak.” diye konuştu.

“Biz Yahudilere antisemitizm suçlaması yapılması mantıklı değil”

Kampta 19 Nisan’da İrlandalı grubun kendi dillerinde şarkı söylemelerine de izin verilmediğine dikkati çeken David, kendi dillerinde şarkılar seslendirmek için toplanmak istediklerini ancak polisin mikrofonu kullanamayacaklarını ve kampta kalamayacaklarını ifade ettiklerini aktardı.

Bunun üzerine grubun diğer alana giderek ses sistemi olmadan, aralarında kendi dillerinde şarkılar söylemek istediklerini belirten David, “Ancak polis onları çevreledi, müdahale edip küçük gruplara ayırdı. Tercümanları olmadığı için bu grubun kendi dillerinde şarkı söylemesini yasakladılar, bir Avrupa Birliği (AB) ülkesinin dilini yasakladılar. Açık alanda bir çadırda oturdular ancak polis üç saat boyunca onları gözetim altında tutmaya devam etti.” ifadelerini kullandı.

Almanya’da Yahudilerin de antisemitizmle suçlandığına işaret eden David, şunları dile getirdi:

“Antisemitizm suçlamaları kesinlikle saçmalık. Evet, Almanya’da ve dünyanın büyük bir kısmında antisemitizm gerçek bir sorun ancak ciddi bir konu siyasi amaçlarla sulandırılıyor. Almanya, soykırımdan dolayı kendisini suçlu hissediyor ve birisine vurmak istediklerinde hemen antisemitizm suçlaması yöneltiliyor. Tıpkı (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu’nun yaptığı gibi. Her şeyden önce biz Yahudi’yiz, bize antisemitizm suçlaması hiç mantıklı değil. Yahudi olmayanlara yöneltildiğinde bile bu suçlama anlamsız hale geldi artık.”

David, Yahudi olarak soykırıma karşı durduğunu belirterek, “Gazze’de yaşananlar, Alman hükümetinin son 130 yılda finanse ettiği soykırımların üçüncüsü. İlk soykırımda sorumlu tutulmadılar, ikincisinde kısmen sorumlu tutuldular ama görünen o ki okul çocuklarına yalnızca Yahudilerin etkilendiğini öğretiyorlar.” şeklinde konuştu.

“Kapıyı kırarak eve girdiler”

Filistin destekçisi gösterilerde gözaltına alınan ve polis tarafından evi aranan Yasemin Acar da Filistin için yollara çıktıkları gerekçesiyle baskı gördüklerini söyledi.

Acar, gözaltına alındığını, hapse atıldığını, polisin kendisine şiddet uyguladığını ve evine girdiğini ifade ederek, “Sabah saat 06.00’da kapıma dikildiler. Kapımı kırdılar, sonra yatak odama girdiler. Kapıyı ayaklarıyla vurup açtılar, sonra silahla ‘Uyanın uyanın!’ diye bağırıp durdular. Beni öyle uyandırdılar yani korku içinde uyandım. 8 kişi girdi odama.” diye konuştu.

Polisin eve geldiği sırada bir arkadaşının evinin de basıldığını anlatan Acar, daha önce sosyal medyadaki paylaşımlarından dolayı başka aktivistlerin evlerinin de arandığı bilgisini paylaştı.

“Bu demokrasi kimin için? Sadece Almanlar için mi?”

Acar, bunların Filistin için insanları korkutmak ve onların sokaklara dökülmesini engellemek amacıyla yapıldığını söyledi.

Alman’a benzemediğin ifade eden Acar, şunları kaydetti:

“Gittiğim her yerde ya da 4-5 kişi beraber bir yere gittiğimizde ‘Nereden geliyorsunuz, nereye gidiyorsunuz? Filistin için mi buradasınız?’ diye polis sorular soruyor. Sonra protestolarda Filistin bayrağı bile yasaklandı, Arapça konuşmak yasaklandı. Bunlar yanlış. Bunlar, Almanya’nın bize gösterdiği demokrasi. Demokrasiye karşı (bunlar). Kendimize soruyoruz: ‘Bu demokrasi kimin için? Sadece Almanlar için, Batı ülkelerindeki insanlar için mi, Batı ülkeleri için mi bu demokrasi?’ Bence Almanya’nın daima Filistin’e karşı, yabancılara karşı bir sorunu var ve biz bunu her zaman biliyorduk. Elbette Filistin ile birlikte herkes görmeye başladı.”

Almanya’ya gelen Ukraynalılar için büyük yardımlarda bulunduğunu ve siyasetçilerin kendisini görüşmeye çağırdığını, bunun gazetelerde yer aldığını anlatan Acar, “Ancak tabii Müslüman ülkesi olduğu zaman, hele Filistin olduğu zaman aynı özgürlüğü tanımadılar. Kimseye, ne bana ne de başkalarına.” şeklinde konuştu.

“Demokrasiyi savaş açabilmek için kullanıyorlar”

Her zaman burada baskı altında olduklarını ifade eden Acar, “Yani Batı ülkelerinde özgürlük diye bir şey yok. Batı ülkeleri, sadece bunu bir gösteriş olarak kullanıyor. Afganistan hakkında konuşuyorlar, Irak, Türkiye. ‘Bu ülkelerde demokrasi yok.’ diyorlar. ‘Demokrasiyi bu ülkelere götüreceğiz.’ diye savaş açıyorlar. Kendileri demokrasi içinde yaşamıyor, özgürlük içinde yaşamıyor. Bence demokrasiyi sadece başka ülkelerde savaş açabilmek için kullanıyorlar ve biz bunu şimdi görüyoruz. Uyandık.” görüşünü paylaştı.

Bu baskıların kendisini yıldırmayacağını vurgulayan Acar, “Filistin’e özgürlük gelmeden önce biz bu yoldan ayrılmayacağız. Fark etmez, istedikleri kadar gelsinler, evlerimizi bassınlar, istedikleri kadar hapse atsınlar, istedikleri kadar tutuklasınlar, biz bu yolda devam edeceğiz çünkü Filistin’deki işgal bir katliam, insanlığa karşı.” değerlendirmesinde bulundu.

İnsan hakları ve Filistin için yollarda olduğunu dile getiren Acar, “Ben doğru tarafı savunduğumu, hak yolunda yürüdüğümü bildiğim için korkmuyorum. Benim korkum ancak Allah’tan. Başka korkum yoktur.” diye konuştu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/almanyada-filistin-destekcileri-polis-baskisiyla-karsi-karsiya/feed/ 0
İmamoğlu ve Steinmeier Sirkeci Tren Garı’nda buluştu https://www.haber60.com.tr/imamoglu-ve-steinmeier-sirkeci-tren-garinda-bulustu/ https://www.haber60.com.tr/imamoglu-ve-steinmeier-sirkeci-tren-garinda-bulustu/#respond Mon, 22 Apr 2024 23:09:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=28829 Haber: OKTAY YILDIRIM – Kamera: UMUT EMRE GÖKBULUT, (İSTANBUL) – CHP TBMM Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 63 yıl önce Almanya’ya iş gücü göçünün başladığı nokta olan Sirkeci Tren Garı’nda, Almanya Federal Cumhurbaşkanı Dr. Frank- Walter Steinmeier’i karşıladı. Cumhurbaşkanı Steinmeier ve İmamoğlu, İstanbul Valisi Davut Gül ile birlikte, “Demiryolu Müzesi”ni ziyaret etti. Müzeyi ünlü tarihçi İlber Ortaylı’nın anlatımıyla gezen heyet, “Almanya’ya Türk İşçilerin Göçü” temalı sergi ile Türk kadın işçiler ve onların müziklerini konu alan “Gurbette Hasret” sergisini de ziyaret etti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) TBMM Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 63 yıl önce Almanya’ya iş gücü göçünün başladığı nokta olan Sirkeci Tren Garı’nda, Almanya Federal Cumhurbaşkanı Dr. Frank-Walter Steinmeier’i karşıladı. Cumhurbaşkanı Steinmeier ve İmamoğlu, karşılama sonrasında basın mensuplarına ziyaret anısına poz verdi. Cumhurbaşkanı Steinmeier, Almanya Federal Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Johannes Regenbrecht ile birlikte, İmamoğlu liderliğindeki İBB heyetiyle, tarihi Orient Express Lokantasında, basına kapalı bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantının ardından Cumhurbaşkanı Steinmeier ve İmamoğlu, kendilerine dahil olan İstanbul Valisi Davut Gül ile birlikte, “Demiryolu Müzesi”ni ziyaret etti. Müzeyi ünlü tarihçi İlber Ortaylı’nın anlatımıyla gezen heyet, “Almanya’ya Türk İşçilerin Göçü” temalı sergi ile Türk kadın işçiler ve onların müziklerini konu alan “Gurbette Hasret” sergisini de ziyaret ederek, Almanya’ya göçün görsel hafızasını gözlemledi.

Ziyaret sonrası Cumhurbaşkanı Steinmeier, bir konuşma yaptı. Steinmeier, konuşmasına Dinçer Güçyeter’in “Bizim Almanya Masalımız” adlı kitabından yaptığı alıntıyla başladı. Steinmeier şunları söyledi:

“DÜNYA NE KADAR DA KÜÇÜK”

“Peronda duruyorum: Anlaşılmaz sesler kulaklarımın içine girerek orada yer ediyorlar. Titreyen bacaklarımın arasındaki ahşap bavulun içinde dünyalar, dünyalar var… Dünya ne kadar da küçük” Dinçer Güçyeter “Bizim Almanya Masalımız” adlı kitabında işte bu şekilde annesi Fatma’nın yeni ve yabancı bir dünyada biraz da kaybolmuş bir genç kız olarak hayal edebilirsiniz. Bu tren istasyonunda genç Fatma’nın ki gibi pek çok hikaye başladı. Hikayeleri merak ve korku hakkındaydı. Yüz binlerce Türk, 1960’lı yıllarda misafir işçi olarak Almanya’ya gitmek üzere buradan yola çıktı: İstanbul’dan aktarmasız olarak doğrudan Münih’e. Dünya ne kadar da küçük.

“ÜLKEMİZİ BİZİMLE BİRLİKTE İNŞA ETTİLER”

Sirkeci tren garı bilinmeyene doğru yola çıkışın simgesidir. Bilinmeyene doğru yapılan bu yolculuğun sonunda onları vatan hasreti, mahrumiyet ve zorluklar bekliyordu. ve o kadar çok yeni şey vardı ki: Yeni bir dil, yeni komşular ve iş arkadaşları, yeni bir kültür. Şöyle de diyebiliriz: Umut ve başarısızlık arasında yeni bir hayat. Bugün ülkemizde toplumumuzu birlikte şekillendiren yaklaşık üç milyon Türkiye kökenli insan yaşıyor. Ülkemizi bizimle birlikte inşa ettiler, ülkemizi güçlü kıldılar ve toplumumuzun kalbinde yer alıyorlar. Türkiye’yi ziyaretimde bana eşlik eden konuklardan bazıları bunun bir örneğidir. Ekonomi ve siyaset, sanat ve edebiyat, film ve gastronomi dünyasından etkileyici şahsiyetler. Birçoğu Sirkeci tren garını kendi ailelerinin hikayelerinden tanıyor. Bu tren istasyonu iki ülke arasındaki yakın bağları temsil ediyor. Alman mimar August Jachmund tarafından tasarlanan gar, Doğu ile Batı’yı bir birine bağlayan Orient Express’in son durağıydı. Ancak şunu unutmayayım: Türk – Alman göç tarihi sadece tek yönlü ilerlemedi. Yoksulluk ve işsizlik 19. yüzyılda Almanya’daki zanaatkarları Anadoluya sürükledi. Boğaziçi Almanları burada açık kollarla karşılandı. Bugün dördüncü ve beşinci nesiller olarak Türkiye’de yaşıyorlar. ve tarihimizin en karanlık döneminde birçok Alman sanatçı ve entelektüel Türkiye’ye sığındı.

“ONLAR BİZİ BİZ YAPAN ŞEYLERİN PARÇASI”

Bir yanda Almanlar 1930’larda yeni başkent Ankara’nın tasarlanmasına ve inşa edilmesine destek olurken, diğer yandan 1960’lardan itibaren genç Alman Cumhuriyeti’nin ekonomisinin kurulmasına yardım eden ve şimdi dört kuşaktır refahımıza önemli bir katkıda bulunanlar Türkiye’den gelen misafir işçilerdi. Almanya’da bir ay sonra Federal Cumhuriyetimizin 75. doğum gününü kutladığımızda, bunu Türk-Alman göçmenleri ile milyonlarca hikayesinin tarihimizin bir parçası olduğu bilinciyle kutlayacağız. Onlar göçmen geçmişi olan insanlar değil, Almanya göç geçmişi olan bir ülke. Bu nedenlerden ötürü Fedaral Anayası’nın yıldönümünden önce Türkiye’yi bir kez daha ziyaret etmek benim için önemliydi. Çünkü burada gördüğümüz ve duyduğumuz hikayeler hem Türk tarihinin bir parçası hem de Alman tarihinin bir parçasıdır. Onlar bizi biz yapan şeylerin parçası.

“BU ZİYARETE ÇOK ÖNEM VERİYORUM”

Değerli Hanımefendiler ve Beyfendiler, Bugün mesafeler arasında ve hatta bazı farklılıkları aşarak köprü kuran bu özel ve yoğun ilişkilerdir. Bu ilişkilerin ne kadar önemli olduğu özellikle kriz zamanlarında görülüyor. Türkiye’nin Güneydoğusunda meydana gelen yıkıcı depremin ardından özellikle Almanya’da büyük bir dayanışma yaşandı. Almanya, en büyük ikili katkıyı yaparak, insani yardım için yardım malzemeleri ve para sağladı. Özel şahıslar da hemen yardım sağladı ve bağış yaptı. Yarın Gaziantep’in harap olmuş bölgesini ziyaret ederek deprem mağdurları ve yardım çalışanlarıyla bir araya geleceğiz. Bu ziyarete çok önem veriyorum. Henüz buraya geleli çok olmadı ama şimdiden şunu söyleyebilirim. Buraya Alman olarak gelen herkes açık kollarla karşılanıyor. Bunun sebebi yalnızca Türk konukseverliği değil. Esasen günlük hayatın her yerinde hissedebileceğiniz yakın insani bağlardan kaynaklanıyor. Burada hemen herkesin Almanya’da bir amcası, bir kuzeni ya da uzaktan bir akrabası var. Herkesin Almanya hakkında anlatacak bir hikayesi var. Eminim hepiniz Almanya adlı harika filmi izlemişsinizdir. Her yıl bu güzel ülkeye beş milyon Alman turist, bu bağların ne kadar yakın olduğunu gösteriyor. ve dünyada ki en büyük Alman topluluklarından biri olan Türkiye’deki 50 bin kadar Alman da burada iz bırakıyor.

“SİRKECİ TREN GARINDAN BAŞLAMAMIZ TESADÜF DEĞİL”

Bu nedenle, ziyaretimize Sirkeci tren garından başlamamız bir tesadüf değil. Belki buraya artık turistler ulaşmıyor. Buradan Avrupa’ya bir tren gitmiyor. Ancak bu tren istasyonu, birlikte paylaştığımız onlarca yıllık bağlarımızın, insandan insana olan bağlarımızın taştan sembolüdür.  Şu anki konu da bu: Burada olduğumuz için hepinize teşekkür ederim, sizinle sohbet etmekten mutluluk duyuyorum”

]]>
https://www.haber60.com.tr/imamoglu-ve-steinmeier-sirkeci-tren-garinda-bulustu/feed/ 0
Almanya’da 2023 yılında işlenen suç sayısı yüzde 5.5 arttı https://www.haber60.com.tr/almanyada-2023-yilinda-islenen-suc-sayisi-yuzde-5-5-artti/ https://www.haber60.com.tr/almanyada-2023-yilinda-islenen-suc-sayisi-yuzde-5-5-artti/#respond Tue, 09 Apr 2024 22:57:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=26800 Almanya’da 2023 yılında işlenen suç sayısı bir önceki yıla göre yüzde 5.5 oranında arttı, 5 milyon 940 bin 667 milyon olarak kayıtlara geçti.

Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, 2023 yılı Kriminal Suç İstatistiği Raporu’na yönelik basın toplantısı düzenledi. Başkent Berlin’deki basın toplantısına Brandenburg İçişleri Bakanı Michael Stübgen ve Federal Kriminal Polis Teşkilatı (BKA) Başkanı Holger Münch de katıldı.

Şiddet suçları yüzde 8.6 arttı

İçişleri Bakanı Nancy Faeser, Almanya’da 2023 yılında 5 milyon 940 bin 667 suç kaydedildiğini, bu sayının bir önceki yıla göre yüzde 5.5 artış gösterdiğini ifade etti. Şiddet suçlarında artış olduğunu belirten Faeser, gençlerin karıştığı suç oranlarının ve ülkede yaşayan yabancılardan kaynaklanan suç oranlarının arttığını, bunların da açıkça dile getirilmesi gerektiğini söyledi. Özellikle şiddet içeren suçlardaki artışın kabul edilemez olduğunu vurgulayan Faeser, şiddet suçlarının yüzde 8.6 artışla 214 bin 99’a çıktığını açıkladı. Faeser, bu sayının son 15 yılın en yüksek seviyesi olarak kayıtlara geçtiğini belirtti.

“Suç işleyen yabancılar, çok daha hızlı bir şekilde ülkeden gönderilecek”

Bakan Faeser, artan göçün Almanya’da işlenen suç oranlarını artırdığını, ülkede yaşayan yabancılardan kaynaklanan suçlarda yüzde 14.5 oranında artış olduğunu vurguladı. Faeser, “Artık sıfır tolerans göstereceğiz. Bundan sonra yabancı faillerin Almanya’yı daha önce olduğundan çok daha hızlı bir şekilde terk etmeleri gerekecek. Kurallara uymazsanız ayrılmak zorundasınız” dedi. Faeser sıfır toleransın, polis müdahalesi, hızlı yargılama ve somut cezaları içerdiğini belirtti.

Uyuşturucu bağlantılı suçlarda yüzde 30 artış

Faeser, 2023 yılında kokain ve crack kokain bağlantılı suçlarda neredeyse yüzde 30 oranında artış yaşandığının altını çizdi. Faeser, “Uyuşturucuyla mücadele önemli ölçüde yoğunlaştırıldı. Buna rağmen Güney Amerika’dan gelen gerçek bir kokain seli var. Milyar dolarlık uyuşturucu ticareti, Belçika ve Hollanda’da gördüğümüz gibi bir şiddet sarmalına yol açıyor. Almanya’da kesinlikle böyle bir şiddet sarmalını istemiyorum” ifadelerini kullandı.

Faeser ayrıca geçtiğimiz yıl görev başında 106 binden fazla polisin saldırıya uğradığını, bunun 2022 yılına göre yüzde 10’luk bir artış anlamına geldiğini vurguladı.

“Suç işleyenlerin yüzde 41’den fazlası Alman vatandaşı değil”

Brandenburg İçişleri Bakanı Michael Stübgen ise yaptığı konuşmada, 2023 yılında suç işleyenlerin yüzde 41’inden fazlasının Alman vatandaşı olmadığının altını çizdi. Bu durumun açık ve tarafsız bir şekilde tartışılması gerektiği çağrısında bulunan Stüben, “Yabancıların karıştığı suç oranlarını göz ardı etmek, yabancılara yönelik genel şüphe kadar yanlış ve zararlıdır. Ancak ortalamanın üzerinde sayıda yabancının suçlu olduğu doğru. Suç işlemeniz durumunda Almanya’da koruma ve yardım alma hakkınız olamaz. Ülkeyi terk etmesi gereken suçluların sınır dışı edilmesine yönelik çabalar artırılmalı. Politikacılar, Almanya’da geleceğin sadece düzen ve hukuka bağlı kalmakla olabileceğine dair net sinyaller vermeli” ifadelerini kullandı.

“Artan göç, suç oranını da artırdı”

İçişleri Bakanı Faeser, “Göç Almanya’yı daha mı az güvenli hale getirdi?” sorusuna, “Artan göç daha fazla suça yol açtı. Tüm bu önlemleri bu yüzden alıyoruz” şeklinde cevap verdi. Michael Stübgen de yüksek göç oranının uyumdaki başarıyı azalttığını söyledi.

Ukraynalı mültecilerin suç oranlarını nasıl etkilediği sorulan Bakan Faeser, “Suç işleyen Ukraynalıların oranı ortalamanın altında. Bunda çoğunun kadın ve çocuk olmasının da etkisi var. Zaten şu anda insanları Ukrayna’ya sınır dışı etmek mümkün değil. Çünkü orada savaş devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Gençler arasında suç eğilimi artıyor

Açıklanan verilere göre 2023’te gençler arasındaki suç işleme oranları da radikal artış gösterdi. 2019 yılına kıyasla 14 yaş altı çocukların karıştığı suçlar yüzde 43 artışla 104 bine yükseldi. 14 yaş üstünde ise suç oranı yüzde 17 artışla 177 bine yükseldi. Her iki grupta da suç oranları Alman olmayan gençler arasında daha hızlı arttı. Yabancı kökenli gençler arasındaki suç işleme oranı 2022 yılına göre yüzde 30 artarken, bu sayısı Alman gençler arasında yüzde 3’te kaldı.

Gürcistan’dan gelen sığınmacıların arasında suç oranının özellikle yüksek olduğu, bunun arkasında da organize suç örgütlerinin bulunduğu belirtildi. Mağrip ülkelerinden ( Cezayir, Fas, Tunus ve Batı Sahra) gelenler arasında suç oranlarının yüksek olduğu, ancak Afganistan ve Suriye’den Almanya’ya gelenler arasındaki suç istatistiklerinin dikkate değer olmadığı vurgulandı.

Öte yandan, 2022’de işlenen suç sayısı 5.63 milyon olarak kayıtlara geçmişti. – BERLİN

]]>
https://www.haber60.com.tr/almanyada-2023-yilinda-islenen-suc-sayisi-yuzde-5-5-artti/feed/ 0
Solingen’de Yangında Hayatını Kaybeden Türk Kökenli Bulgaristan Vatandaşları İçin Cenaze Töreni Düzenlendi https://www.haber60.com.tr/solingende-yanginda-hayatini-kaybeden-turk-kokenli-bulgaristan-vatandaslari-icin-cenaze-toreni-duzenlendi/ https://www.haber60.com.tr/solingende-yanginda-hayatini-kaybeden-turk-kokenli-bulgaristan-vatandaslari-icin-cenaze-toreni-duzenlendi/#respond Wed, 03 Apr 2024 00:33:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=25826 Almanya’nın Solingen kentinde kundaklama sonucu çıkan yangında hayatını kaybeden Türk kökenli Bulgaristan vatandaşı aynı aileden ikisi bebek 4 kişi için Solingen’de cenaze namazı kılındı.

Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Cenaze Nakli Yardımlaşma Fonu aracılığıyla yarın İstanbul’a gidecek olan cenazeler, daha sonra Bulgaristan’a götürülüp toprağa verilecek.

DİTİB Solingen Merkez Camisi’nde düzenlenen cenaze törenine, Türkiye’nin Düsseldorf Başkonsolosu Ali İhsan İzbul’un yanı sıra, yangında yaşamını yitirenlerin yakınları ile çevre sakinleri katıldı.

Türk kökenli Bulgaristan vatandaşı aynı aileden ikisi bebek 4 kişinin cenaze törenine katılanlar hüzünlü anlar yaşadı.

“Davayı federal savcılık üstlensin” çağrısı

Öte yandan, Almanya’da yaşayan avukat Adnan Menderes Erdal, kundaklamaya ilişkin soruşturmayı Alman Federal Başsavcılığının üstlenmesi gerektiği çağrısında bulundu.

Erdal, gazetecilere yaptığı açıklamada, şunları söyledi:

“Yakılan evde oturanların tamamı yabancı. Alman, Bulgar ve Türkiye Cumhuriyeti resmi makamlarının, milletvekillerinin yangın sürecine ilişkin girişimleri var. Uluslararası ve toplumun tüm kesimlerinde bir ilgi söz konusu. Bu nedenle yangın yerel olma niteliğini yitirdiği gibi tüm Almanya ve Alman devleti için artık bir anlam arz ediyor. Benim diğer davalardan edindiğim tecrübelere göre, Solingen’de Bulgaristanlı 4 soydaşımızın yaşamını yitirdiği kundaklamanın soruşturmasını Karlsruhe Alman Federal Başsavcılığının üstlenmesi gerekiyor.”

Solingen ve çevresindeki, benzin istasyonlarının kamera kayıtlarının değerlendirilmesi gerektiğini anlatan Erdal, “Bu aşamada aileler avukatlara yetki vererek, avukatlar aracılığıyla soruşturma sürecine müdahil olabilir. Müdahil avukatların derhal şahitler ile konuşmaları gerekiyor. Ailelere tavsiyem, olay gecesi çevredeki gözlemlerini polise anlatmaları.” diye konuştu.

Avukat Erdal, yetkili Wuppertal Savcısı’nın ilk gün kundaklamada ırkçı neden olmadığını açıkladığına işaret ederek, “Ancak bir gün sonra ise ‘soruşturmayı tüm yönleri ile sürdürüyoruz’ şeklinde düzeltme yaptı. Savcı böylesi bir değerlendirmeyi tahkikat süreci bitmeden yapmamalıydı. Bu bir usul hatası.” değerlendirmesinde bulundu.

Olay

Almanya’nın Solingen kentinin Höhscheid semtindeki 4 katlı binada çıkan yangında aynı aileden ikisi bebek olmak üzere Türk asıllı Bulgaristan vatandaşı 4 kişi hayatını kaybetmiş, ikisi ağır 9 kişi de yaralanmıştı.

Wuppertal Savcılığınca yapılan açıklamada, incelemenin ardından hazırlanan ön raporda, yangının kundaklama sonucu çıktığı belirtilmişti.

Bilirkişi raporuna göre, 24 Mart’ı 25 Mart’a bağlayan gece meydana gelen yangının, eski binanın merdiven boşluğunda başladığı ve “baca etkisi”yle 5 dakika içinde çatıya sıçradığı ifade edilmişti.

Ahşap merdiven boşluğunda bazı kalıntıların bulunduğu, bu kanıtlara göre yangının kasten kundaklama sonucu çıkarıldığı sonucuna varıldığı kaydedilmişti.

Wuppertal Savcısı Heribert Kaune-Gebhardt, yaptığı açıklamada, ellerinde olayla ilgili “yabancı düşmanlığı saiki olduğunu gösteren” bir kanıt bulunmadığını belirtmişti.

Solingen faciası

Almanya’nın Solingen kentinde 29 Mayıs 1993’te Genç ailesinin Untere Werner Caddesi’ndeki evleri kundaklanmış, saldırıda Gürsün İnce (28), Hatice Genç (19), Gülüstan Öztürk (12), Hülya (9) ve Saime Genç (5) hayatını kaybetmişti.

Yakalanan failler Markus Gartmann, Felix Köhnen, Christian Reher ve Christian Buchholz, hapis cezalarını çektikten sonra tahliye edilmişti.

Kimlikleri gizli tutulan saldırganlar, yaşamlarını Almanya’da sürdürüyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/solingende-yanginda-hayatini-kaybeden-turk-kokenli-bulgaristan-vatandaslari-icin-cenaze-toreni-duzenlendi/feed/ 0
Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliği Türk toplumu için iftar programı düzenledi https://www.haber60.com.tr/turkiyenin-berlin-buyukelciligi-turk-toplumu-icin-iftar-programi-duzenledi/ https://www.haber60.com.tr/turkiyenin-berlin-buyukelciligi-turk-toplumu-icin-iftar-programi-duzenledi/#respond Fri, 15 Mar 2024 03:33:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=19156 Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliği, Almanya’daki Türk toplumu temsilcileri için iftar programı düzenledi.

Berlin Büyükelçiliğindeki iftara Alman Dışişleri Bakanlığı Federal Meclis üyesi Serap Güler, Almanya İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Mahmut Özdemir ve Federal Meclis Türkiye-Almanya Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Max Lucks, milletvekilleri Nils Schmidt ve Thomas Bareiss ile Almanya Süryani Cemaati Metropolitanı Julius Hanna Aydın ve çeşitli sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı.

Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Şen, burada yaptığı konuşmada, 60 yıldan uzun süredir Almanya’nın ekonomik kalkınmasına ve çok kültürlülüğüne katkıda bulunan Türklerin, bugün Almanya’da ekonomiden sanata, spordan bilime, akademiden siyasete kadar akla gelebilecek her alanda büyük katma değer sağlar hale geldiğini söyledi.

Kalplerin ve düşüncelerin, yoğun saldırı altındaki Gazze’deki Filistinlilerle beraber olduğunu belirten Şen, “Şu anda dahi yüz binlercesi gıda, temiz su, sağlık hizmetleri gibi temel ihtiyaçlarını, güvenli bir ortamda karşılayabilmekten çok uzaklar. Bu acıların bir an önce son bulması, hiç değilse kutsal ramazan ayı vesilesiyle Gazze’de ateşkes sağlanması ümidimizi koruyor, bölgede barışın hakim olması için çabalarımızı sürdürüyoruz.” diye konuştu.

Şen, Türkiye’nin bölgesinde ve ötesinde bir istikrar adası, kaynağı ve sağlayıcısı olduğunu vurgulayarak “Filistin’de, İsrail’de, Ukrayna’da, Myanmar’da, Afganistan’da, dünyanın neresinde olursa olsun, hangi dinden, inançtan, mezhepten olursa olsun, sivillerin, çocukların hedef alınmasına, öldürülmesine, eziyet görmesine, aç, susuz bırakılmasına tarihinde ve bugün, her zaman karşı çıkmıştır, kuvvetle karşı çıkmaya da devam edecektir.” dedi.

Almanya’daki ırkçı saldırıları hatırlatan Şen, şöyle devam etti:

“Sadece Türk ve Müslüman oldukları için Almanya’daki insanlarımızın, evlerinin, iş yerlerinin, camilerinin günümüzde dahi saldırılara uğruyor olması, Almanya’da ırkçılıkla mücadelenin her boyutuyla, kararlılıkla yürütülmesi gerektiğini göstermektedir.”

Büyükelçi Şen, son 50 yılda Almanya’da yaklaşık 75 civarında Türk vatandaşının aşırı sağcı, ırkçı ve İslam düşmanlığından kaynaklanan saldırılarda hayatını kaybettiğine dikkati çekerek bu konuda duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Alman güvenlik ve kolluk makamlarına da çağrıda bulunan Şen, “Bu saldırıların her yönleriyle açıklığa kavuşturulması ve bütün suçluların, azmettiricilerin ve destekçilerinin adalet önünde hesap vermelerini kendi içlerindeki hata ve eksiklikleri gidermelerini de kuvvetle talep ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

Nefret, ırkçılık ve ayrımcılığın her türüyle; antisemitizm, anti İslamizm, İslamofobi ve Müslüman düşmanlığıyla tüm imkanlar kullanılarak topyekun mücadele edilmesinin haklı bir beklenti olduğunu dile getiren Şen, “Bu konuda Alman makamlarıyla işbirliğine değer veriyor, olumlu çabalarını destekliyor ve ilave adımların da atılmasını bekliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin temsilcileri olan bizlerin Almanya’da bu konuda ciddi çalışma yapan her kurum ve kesimle her türlü işbirliğine açık olduğumuzu buradan bir kez daha vurgulamak istiyorum.” dedi.

Şen, İslam’ın ve Müslümanların Almanya’nın ve Almanya toplumunun değerli bir parçası olduğu sözünü bu ülkedeki bütün demokratik liderlerden, kurumlardan ve siyasi partilerden tekrar tekrar duymak istediklerini belirtti.

Almanya’daki Türk toplumunu ilgilendiren bir diğer konunun da çifte vatandaşlık meselesi olduğunu hatırlatan Şen, şu değerlendirmede bulundu:

“Alman vatandaşlık yasasının reformu yönünde Federal Meclis ve Federal Konsey’de onaylanan yeni yasanın yürürlüğe girmesi bekleniyor. Yeni yasanın, insanlarımıza çifte vatandaşlık dahil birtakım yeni hak ve imkanlar sunması öngörülüyor. Federal Hükümetin bu yöndeki çabalarını takdir ediyor, yeni yasanın oluşturulup yürürlüğe girmesinde emeği geçenlere huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Almanya’daki insanımızın ikamet hakları ve vatandaşlık durumlarıyla ilgili herhangi bir baskı ve strese kapılmadan, bugüne kadar hak ettikleri bütün haklardan faydalanmaları temel önceliğimiz olmaya devam edecektir.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/turkiyenin-berlin-buyukelciligi-turk-toplumu-icin-iftar-programi-duzenledi/feed/ 0
Rusya, Alman askeri yetkililerin Ukrayna’ya Taurus füzeleri verilmesini ele aldığı toplantı kaydını yayınladı https://www.haber60.com.tr/rusya-alman-askeri-yetkililerin-ukraynaya-taurus-fuzeleri-verilmesini-ele-aldigi-toplanti-kaydini-yayinladi/ https://www.haber60.com.tr/rusya-alman-askeri-yetkililerin-ukraynaya-taurus-fuzeleri-verilmesini-ele-aldigi-toplanti-kaydini-yayinladi/#respond Mon, 04 Mar 2024 07:24:05 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=15112 Alman askeri yetkililerin, Taurus füzelerinin Ukrayna’ya verilmesini ele aldıkları toplantının ses kaydının Ruslar tarafından basına sızdırılmasının yankıları sürüyor.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, “son derece ciddi bir mesele” olarak nitelendirdiği dinleme skandalının “büyük bir dikkatle, derinlemesine ve hızlı bir şekilde soruşturulacağını” duyurdu.

Peki Rusya’nın sızdırdığı kayıt gerçek mi? İddia edildiği gibi gerçekten de Alman yetkililer Kırım köprüsüne saldırı planlarını mı konuştular? Kremlin’in hamlesinin gerisinde ne yatıyor olabilir? Gelişmeler Alman siyasetinde ve basınında nasıl yankılandı?

Merak edilen soruların yanıtlarını derledik.

Toplantı kaydı nasıl sızdı?

Alman Hava Kuvvetleri Komutanı Ingo Gerhartz ile üst düzey üç askerin videokonferans görüşmelerinin ses kaydı, ilk olarak 1 Mart’ta Russia Today Genel Yayın Yönetmeni Margarita Simonyan tarafından sosyal medyada paylaşıldı.

Alman medyasına göre, basına 38 dakikalık bölümü sızdırılan bu görüşme 19 Şubat’ta yapıldı. Almanya Savunma Bakanlığı, böyle bir videokonferansın yapıldığını doğruladı, kaydın bir dinleme faaliyeti sonucunda elde edildiğini tahmin ettiklerini kaydetti.

“Değerlendirmemize göre hava kuvvetleri mensuplarının yaptığı bir görüşme dinlendi” açıklamasını yapan bakanlık bununla birlikte sosyal medyada dolaşan kayıt ve deşifre edilmiş versiyonunun içeriği ve doğruluğu konusunda yorum yapmadı.

Toplantıda neler konuşuluyor?

Videokonferans, Ukrayna’nın talep ettiği Taurus adlı uzun menzilli füzeler konusunda Alman Savunma Bakanı Pistorious’a verilecek brifing öncesinde düzenleniyor. Hava Kuvvetleri Komutanı Ingo Gerhartz ve üç üst düzey hava kuvvetleri mensubu, Pistorious’a yapılacak sunumu gözden geçiriyor.

Alman hükümetinin, Taurus’ları gönderme yönünde siyasi bir karar alması durumunda Alman askerlerinin bir görev üstlenmek zorunda kalıp kalmayacağı, Almanya’nın savaşa müdahil bir ülke konumuna gelmeden bu desteği sağlayıp sağlayamayacağı teorik olarak tartışılıyor.

Görüşmede, “Taurus’lar tabii ki tek başına savaşın seyrini değiştirmeyecek” görüşünü dile getiren Gerhartz, İngiliz ve Fransızların Ukrayna’ya verdiği SCALP ve Storm-Shadow füzelerinin bitmek üzere olduğu, bu nedenle Almanya’dan artık Taurus’ları göndermesini istemelerinin olası olduğunu kaydediyor. Siyasi karar alınması halinde ilk aşamada 50 adet bir sonraki aşamada bir 50 adet daha uzun menzilli füze verilebileceğini söylüyor.

Bir diğer üst düzey asker, sivil kayıplara yol açmamak için Ukraynalı askerlere Taurus’lar konusunda verilmesi gerekecek eğitimin büyük önem taşıdığını vurguluyor. Bu eğitimin ne kadar süreceğini, Ukrayna’ya Taurus füzelerinin ne zaman sevk edilebileceğini ele alıyorlar.

Ukrayna ordusunun Almanya’nın teknik desteği olmadan bu füzeleri kullanıp kullanamayacağı, misyon planlama ve hedef belirleme aşamalarının Alman ordusunun uydu görüntüleri, veri paylaşımı olmaksızın gerçekleşip gerçekleşemeyeceği farklı senaryolar üzerinden tartışılıyor. Almanya’nın doğrudan müdahil olmaması için nasıl bir yol izlenebileceği, İngiltere ya da Amerikalıların bu teknik desteği üstlenip üstlenmeyeceği konuşuluyor.

Kırım Köprüsü’ne saldırı mı planlanıyordu?

Videokonferans kaydı, Rusların gündeme taşıdıkları, “Alman askerler Kırım Köprüsü’ne saldırı planlıyor” iddiasını doğrulamıyor.

Hava kuvvetleri mensupları, Almanya’nın Taurus füzelerini Ukrayna’ya vermesi durumunda, bunların hangi amaçla kullanılabileceğini konuşuyor. Ancak bu görüşme, doğrudan saldırı planlarının yapıldığı bir toplantı değil, olası senaryoların, alternatiflerin genel olarak tartışıldığı bir görüşme.

Ukrayna’nın Taurus seyir füzelerini, Rusya’nın mühimmat depoları ile Kırım Köprüsü’nü hedef almak için kullanmak isteyebileceği değerlendirmesini aktaran Alman komutanlar, bu füzelerin teknik olarak köprüyü imha edip edemeyeceğini tartışıyor.

Askerler, Ukrayna ordusunun Kırım Köprüsü’nü vurabilmek için uydu görüntüsüne, istihbarat, teknik desteğe, bazı verilere ihtiyacı olabileceğine, hedef sapması olmaması için bunun önem taşıdığına dikkat çekiyorlar.

Ukrayna’nın bu verileri ne şekilde tedarik edebileceğini konuşan askerler, yine teorik olarak üç farklı senaryodan söz ediyor.

Almanya’nın vurulacak hedeflere dair gerekli uydu görüntülerini Büchel’deki askeri üsten “güvenli hatlar” oluşturarak doğrudan Ukrayna’ya iletebileceği, bunun uygun görülmemesi halinde kara yoluyla Polonya’ya götürülecek verilerin buradan Ukrayna’ya gönderilebileceği konuşuluyor.

Ancak Alman hükümetinin, ülkeyi savaşa taraf hale getirebilecek adımlar atmaması konusundaki hassasiyetine işaret eden komutanlar, bir başka alternatifin, Ukrayna’nın uydu görüntüler konusunda, ABD ve İngiltere gibi diğer müttefiklerden destek alması olabileceğini dile getiriyorlar.

Yayınlanan kayıt müttefikleri kızdırabilir mi?

Dinleme kaydının skandala yol açan bir diğer yönü de Alman ordusunun üst düzey mensuplarının müttefikleri açısından hassas bazı bilgileri konuşuyor olmaları.

Örneğin Alman komutanlar İngiltere’nin Ukrayna’ya verdiği füzelerin kullanımına teknik destek için, bu ülkede askeri personel bulundurduğu ve İngilizlerin Taurus’un kullanımı için de Ukrayna ordusuna gerekli teknik desteği vermeyi Almanlara teklif ettiklerinden söz ediyorlar.

Ayrıca Alman askerleri, Taurus misyonlarının belirlenmesinde ve hedeflerin vurulmasında uydu görüntülerinin önem taşıdığını konuştukları esnada, Ukrayna’da “sivil kıyafetle gezen Amerikalı aksanlı kişiler bulunduğuna” işaret ederek, onların da uydu görüntülerine sahip olduklarından yola çıktıklarını kaydediyorlar.

Alman siyasetinde nasıl yankılandı?

Skandal, Rusların aslında Alman ordusu Bundeswehr’de çok daha fazla görüşmeyi dinlemiş olabileceği şüphelerine yol açtı. Milletvekilleri, bunun münferit bir olay mı, yoksa ciddi güvenlik zaafiyeti mi olduğu konusunda kapsamlı soruşturma istiyor. Hatta Federal Meclis’te bir soruşturma komisyonu kurulması talep ediliyor.

Ana muhalefetteki Hristiyan Demokratların (CDU) savunma ve dış politika uzmanı Roderich Kiesewetter, Rusya’nın Almanya’ya karşı yürüttüğü “hibrit saldırı sonucu elde ettiği” ses kaydının Rusya Devlet Başkanı Putin’in elini güçlendirdiği görüşünde.

Kiesewetter sosyal medya paylaşımında, Rusya’nın bu ses kaydını sızdırarak, müttefik ülkelerin Almanya’ya güvenini zayıflatmayı, Avrupa’yı parçalamayı amaçladığını, Alman kamuoyunu manipüle ettiğini söyledi.

“Buna izin vermemeliyiz” diyen CDU’lu siyasetçi, Scholz’un artık Taurus’ların Ukrayna’ya verilmesine yeşil ışık yakması gerektiğini savundu.

İktidar ortaklarından Hür Demokrat Partisi’nin (FDP) milletvekili Marie-Agnes Strack-Zimmermann ise yaptığı açıklamada “Casuslukla ilgili saflığımıza artık son vermek zorundayız” dedi.

Yeşiller Partili Agnieszka Brugger Spiegel dergisine yaptığı açıklamada Rusya’nın dezenformasyon yoluyla Alman toplumuna nüfuz etmeye çalıştığını, önümüzdeki aylarda sabotaj girişimlerinin olabileceği uyarısında bulunarak, “Siyasette, medyada ve toplumda buna çok daha iyi hazırlanmamız gerekiyor. Toplum olarak daha dirençli, daha sağlam ve daha dayanıklı olmamız gerekiyor” diye konuştu.

Başbakan Scholz Taurus füzelerinin gönderilmesine neden karşı?

Ukrayna hükümeti, Rusya’nın saldırılarına karşı koyabilmek ve askeri etkinliğini artırabilmek amacıyla Taurus füzelerine ivedilikle ihtiyacı olduğunu vurguluyor. Bu füzelerin, cephenin ilerisindeki Rus mühimmat depolarını, kritik yapıları vurabilecek olması, savaşın gidişatını etkileyebilecek bir adım olarak görülüyor.

Bu konuda aylardır girişimlerde bulunan Ukrayna hükümeti, bugüne kadar Almanya Başbakanı Olaf Scholz’dan olumlu bir yanıt alabilmiş değil. Scholz, muhalefetten ve kendi koalisyon ortaklarından gelen eleştirilere rağmen bu konuda geri adım atmıyor.

Başbakan Scholz geçen hafta yaptığı açıklamada, Taurus’ların Ukrayna’ya verilmesi durumunda, Almanya’nın da savaşa dahil olabileceği konusunda endişesini dile getirerek, “Alman askerlerinin herhangi aşamada ve herhangi bir yerde, bu sistemin ulaşabileceği hedeflerle hiçbir ilişkisi olmamalıdır” demişti.

Scholz bu kararını, şu sözlerle açıklamıştı: “Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın Rusya ile NATO arasında bir savaşa dönüşmesini engellememiz gerek. Ukrayna topraklarında hiçbir Alman askerinin bulunmayacağı çok açıktır. Benim savunduğum da budur: Ülkemizin ve ülkemizin askeri unsurlarının bu savaşa katılması söz konusu olmayacaktır. Bu, hükümetin ve Şansölye olarak benim vatandaşlara karşı bir sorumluluğumuzdur.”

Alman basını: ‘Müttefikler Almanya’dan şüphe duyacaklar’

Rusya tarafından sızdırılan dinleme kaydı Alman basınında “Dinleme skandalı” ve “Hükümet için büyük utanç” gibi başlıklarla yer aldı. Haberler konusunda, herhangi bir erişim kısıtlaması söz konusu olmazken, basın organlarının görüşmenin içeriğini ayrıntılı olarak okurlarına aktarmaları da dikkat çekti.

Die Zeit gazetesi “Almanya için yüz kızartıcı, hava kuvvetleri için bir felaket” başlıklı haber-yorumunda yaşanan dinleme skandalını “tam bir fiyasko” olarak nitelendiriyor.

Bunun Almanya için NATO’da olumsuz sonuçlar doğurabileceği, müttefik ülkelerin bundan sonra Almanya ile bilgi paylaşırken Rusların dinlemediğinden emin olmak isteyebileceklerine dikkat çekiliyor.

Der Tagesspiegel gazetesi ise “Hava Kuvvetleri Komutanı Gerhartz’ın görevde kalmaya devam edip etmeyeceği belirsizliğini koruyor” bilgisini veriyor.

Frankfurter Allgemeinen Zeitung gazetesindeki yazıda, “Moskova, Scholz’un Ukrayna’ya Taurus vermeme kararına sadık kalmasını sağlıyor. Müttefikler bir kez daha Almanya’dan şüphe duyacaklardır” ifadeleri yer alıyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/rusya-alman-askeri-yetkililerin-ukraynaya-taurus-fuzeleri-verilmesini-ele-aldigi-toplanti-kaydini-yayinladi/feed/ 0
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, Fransa ve AB’ye tepki gösterdi https://www.haber60.com.tr/azerbaycan-cumhurbaskani-aliyev-fransa-ve-abye-tepki-gosterdi/ https://www.haber60.com.tr/azerbaycan-cumhurbaskani-aliyev-fransa-ve-abye-tepki-gosterdi/#respond Fri, 01 Mar 2024 00:15:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=13414 Azerbaycan aleyhi tutum sergileyen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Marcon ve Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell’e tepki gösteren Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, “Azerbaycan kendi topraklarını ve egemenliğini sağlamak için diğer ülkelerin attığı adımlardan farklı adımlar atmıyor” dedi.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, Alman Doğu İş Dünyası Birliği İcra Direktörü Michael Harms başkanlığındaki heyeti kabul etti. Aliyev, 17 Şubat’ta Almanya’nın Münih kentinde Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un ev sahipliğinde Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’la yaptığı görüşmeyi hatırlatarak, Almanya’nın Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki barış sürecine katkı sağladığını vurguladı.

“Almanya, Fransa’nın aksine, barış sürecinde tarafsız kalıyor”

Almanya’nın önerisi üzerine Azerbaycan ve Ermenistan dışişleri bakanları arasında başkent Berlin’de bir toplantı yapılmasını desteklediğini belirten Aliyev, “Almanya, ateşi körükleyen ve Ermenistan’a öldürücü silahlar sağlayan Fransa’nın aksine, barış sürecinde tarafsız kalıyor. Uluslararası hukuk normları bizden yanadır. Ülkemizin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü sağladığımız için asılsız ve taraflı suçlamalarla karşı karşıya kaldık. Azerbaycan kendi topraklarını ve egemenliğini sağlamak için diğer ülkelerin attığı adımlardan farklı adımlar atmıyor” dedi.

“Bu açıklamaları ülkemize yönelik üstü kapalı tehditler olarak değerlendiriyoruz”

AB de dahil olmak üzere bir dizi uluslararası kuruluşlarda çifte standartlığın sıradan bir hale geldiğini belirten Aliyev, “Bu konuda Joseph Borrell’in doğru olmayan açıklamaları bizi hayal kırıklığına uğrattı. Öncelikle kendisinin bu açıklamaları hiçbir gerçeği yansıtmamakta ve uluslararası hukuk normlarına aykırıdır. İkinci olarak Azerbaycan tarafı bu açıklamaları ülkemize yönelik üstü kapalı tehditler olarak değerlendiriyor. Borrell, Azerbaycan’ın Ermenistan’a saldırması durumunda bunun acı sonuçlarla karşılaşacağını söyledi. Öncelikle Borrell, Azerbaycan’ın Ermenistan’a saldırmayı planladığı bilgisini nereden aldı? Bizim böyle bir planımız yok. Bunlar Bay Macron’un imaları. Bütün bunlar, Azerbaycan’ın Ermenistan’a saldırmaya hazırlandığı iddiasıyla bağlantılı olarak ülkemizi kötülemeye dayanan Fransa’nın Azerbaycan aleyhi politikasının bir parçasıdır” dedi.

Azerbaycan-Ermenistan sınırında Eylül 2023’te yaşanan son ciddi gerilimin ardından bu aya kadar sınırdaki durumun sakin olduğunu vurgulayan Aliyev, “Ancak şubat ayında bir Ermeni keskin nişancının bir Azerbaycan askerini ağır yaralaması üzerine, buna zamanında ve doğru bir şekilde karşılık vermek zorunda kaldık. Cevabımız birkaç dakika sürdü ve Ermenistan’ın Azerbaycanlıları öldürme girişiminin cezasız kalmayacağını anlaması yeterliydi ve dediğim gibi geçen yılın eylül ayından bu yana bu olay dışında sınırda sükunet hakimdi. Yani Sayın Borrell ve Sayın Macron bu bilgiyi gerçeklikten değil, hayallerinden alıyorlar” dedi.

“Macron, Borrell ve onlar gibiler tarafından suçlanıyoruz”

Azerbaycan’ın Karabağ’ı Ermenistan işgalden kurtarmasının ardından bazı AB’li politikacılar tarafından saldırıya uğradıklarını belirten Aliyev, “Toprak bütünlüğümüzü ve egemenliğimizi sağladıktan ve Karabağ’da bölücülüğün yuvasını yok ettikten sonra saldırılara maruz kaldık. Macron, Borrell ve onlar gibiler tarafından suçlanıyoruz. Ukrayna’yı ele alalım. Ukrayna da toprak bütünlüğünü yeniden sağlamak istiyor. Almanya ve diğer ülkeler Ukrayna’ya silah gönderiyor. Hepiniz Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü sağlaması gerektiğini beyan ediyorsunuz. Peki bizim toprak bütünlüğümüz? Bu konu Ukrayna sorunundan daha mı az önemli?” ifadelerini kullandı.

“Avrupa Konseyi’nden tamamen çekilme konusunu ciddi olarak ele alabiliriz”

Almanya Başbakanı Scholz’un açıklamaları ve eylemlerinde tarafsızlık gösterdiğini belirten Aliyev, “Liderliğini yaptığı partinin üyesi, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde Hristiyan olmayan 2 ülkeden biri olan Azerbaycan’ı dışlamak istiyor ve bunu gösterişli ve bilinçli bir şekilde yapıyor. Bildiğiniz gibi bu kurumun oturumlarına katılmama kararı aldık. Çünkü eğer duruşumuzu ifade etme hakkımız yoksa neden orada olalım? Bir yıl içinde heyetimizin hakları iade edilmezse Avrupa Konseyi’nden tamamen çekilme konusunu ciddi olarak ele alabiliriz” dedi.

“Rusya’nın yeni gerçekleri kabul ettiğini düşünüyorum”

Fransa, ABD ve Rusya’nın eş başkanlığındaki AGİT Minsk Grubu’nun 30 yıl boyunca Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sorunun çözümü için hiçbir adım atmadığını söyleyen Aliyev, “Topraklarımızı kurtarmaya başladığımızda bu 3 ülke bize baskı yapmaya başladı. Her biri bizi yolumuzdan döndürmek için farklı araçlar kullandı. Topraklarımızı kurtarmamızı istemediler. Geçen yıl Eylül’de bölücülüğe son verdiğimizde yine yanlış yaptılar. Bazıları hala yanlış yapıyor. ABD ve Fransa’dan bahsediyorum. Rusya’nın artık olup biteni çok iyi anladığını ve yeni gerçekleri kabul ettiğini düşünüyorum. ABD ve Fransa da aynısını yapmalı. Aksi takdirde durum planladıkları gibi olmayacaktır. Bu ülkeler, ekonomisiyle, ordusuyla, geniş uluslararası ilişkileriyle Güney Kafkasya’nın lider ülkesi olan Azerbaycan ile çalışmalıdır” ifadelerini kullandı. – BAKÜ

]]>
https://www.haber60.com.tr/azerbaycan-cumhurbaskani-aliyev-fransa-ve-abye-tepki-gosterdi/feed/ 0
Hanau’da ırkçı saldırıda hayatını kaybedenler için anma etkinliği düzenlendi https://www.haber60.com.tr/hanauda-irkci-saldirida-hayatini-kaybedenler-icin-anma-etkinligi-duzenlendi/ https://www.haber60.com.tr/hanauda-irkci-saldirida-hayatini-kaybedenler-icin-anma-etkinligi-duzenlendi/#respond Thu, 22 Feb 2024 02:15:03 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=10735 Almanya’nın Hanau kentinde 19 Şubat 2020’de ırkçı terörist Tobias Rathjen tarafından şehir merkezindeki iki kafeye düzenlenen saldırı sonucu 4’ü Türk 9 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan ırkçı saldırıda hayatını kaybedenler için Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) tarafından anma etkinliği düzenlendi.

YTB Genel Merkezi’nde düzenlenen anma etkinliğine, YTB Başkanı Abdullah Eren, AK Parti Osmaniye Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Derya Yanık, Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği Elçi Müsteşarı Henning Simon, AK Parti Dış İlişkiler Başkanı Zafer Sırakaya, ırkçı saldırıda yaşamını yitirenlerin yakınları ile çok sayıda davetli katıldı.

YTB Başkanı Eren, burada yaptığı konuşmada, 19 Şubat 2020’deki saldırının ardından 4 yıl geçtiğini ve bu menfur eylemi kınadığını ifade ederek, terör kurbanlarının yakınlarına başsağlığı diledi.

“2023’te 350’nin üzerinde vatandaşımıza saldırı düzenlendiğini görüyoruz”

Batı ülkelerinde Türklere, Müslümanlara ve azınlık gruplara yönelen saldırıların 1980’li yıllardan bu yana artan bir ivmeyle devam ettiğini hatırlatan Eren, “Irkçılık, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, İslamofobi ve göçmen karşıtlığı bilhassa Avrupa’da alan kazanmaya devam ediyor.” dedi.

Eren, Federal Alman Hükümeti’nin Ocak 2023’te açıkladığı rapora göre, ülkede her yıl yaklaşık 22 bin aşırı sağcı saldırı gerçekleştiğini ve her 24 dakikada bir “aşırı sağcı suç” işlendiğini söyledi.

“Başkanlığımızca hazırlanan Yurt Dışındaki Türk Varlığını Hedef Alan Saldırılar Raporuna göre, yurt dışındaki vatandaşlarımıza 2018’de 174, 2019’da 253, 2020’de 389, 2021’de 316, 2022’de 274 ve 2023’te 350’nin üzerinde saldırı düzenlendiğini görüyoruz.” diyen Eren, bu artan saldırılarda aşırı sağın gizliden gizliye büyüyen ırkçı teşkilatlanmalarının önemli bir payı bulunduğunu aktardı.

Eren, Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı güncel problemlerin kaynağı olarak göçmenleri ve azınlık grupları işaret eden art niyetli anlayışın, maalesef ısrarla varlığını sürdürmeye devam ettiğini vurguladı.

Son dönemde Müslümanların, yaşadıkları ülkelerde adeta potansiyel tehdit unsuru olarak algılanmaya başladığına dikkati çeken Eren, bu durumun bir an evvel son bulmasını temenni ettiklerini aktardı.

Eren, şöyle devam etti:

“Birbirini anlayan, farklılıklara saygı gösteren, çeşitliliğin zenginlik olduğunu idrak eden, ayrıştırmayı ve ötekileştirmeyi reddeden bir Avrupa görmeyi hepimiz istiyoruz. Bu noktada dikkatle altını çizmek isterim ki, bu karamsar tabloyu elbette ki Avrupa toplumunun tamamına da teşmil etmiyoruz. Barış içinde bir arada yaşama kültürünü savunan ve buna her şartta sahip çıkan Avrupalıların çoğunlukta olduğunu biliyor ve onlara teşekkür ediyoruz.

Almanya’ya 60 yılı aşkındır her alanda önemli değerler katan, Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin başat aktörü olan Türk Diasporasının da her zaman yanında olduk ve olacağız.”

Irkçı saldırı sonucu 29 yaşında hayatını kaybeden Sedat Gürbüz’ün annesi Emiş Gürbüz, olayın yaşandığı günden bu güne kadar geçen 4 yılda her günü tek tek saydığını söyledi.

Gürbüz, saldırının Almanya için kapkara bir leke olduğunu, “Bu ırkçılık neden 40 yıldır devam ediyor? Neden durmuyor? Neden biz anne babalar, evlatlarımızı, kardeşlerimizi bu şekilde kaybediyoruz? Artık yeter, dursun. Kimse ağlamasın. Anne baba, evladını bu şekilde kaybetmesin.” diye konuştu.

AK Parti Osmaniye Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Yanık, İslam’ın masum bir insanın öldürülmesini bütün bir insanlığın ölümü olarak gördüğünü hatırlatarak, kötülüğün ve iyiliğin bulaşıcı olduğunu, kötülükle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

Yanık, 5-6 milyona yakın Türk vatandaşının Avrupa’da bulunduğunu belirterek, 2022’de Almanya’ya bir ziyaret gerçekleştirdiğini ve orada Türk vatandaşlarıyla bir araya gelip, oradaki vatandaşların problemlerine ilişkin çözüm üretmek üzere görüşmeler yaptığını söyledi.

Almanya’da yaşayan Türk toplumunun ülkeye ekonomik, sosyal ve kültürel katkıda bulunduğunu vurgulayan Yanık, “Türk toplumuna yönelik böylesi ırkçı saldırının hala devam ediyor olması; bizim açımızdan, Türk vatandaşları açısından, Türkiye açısından bir sorun ama Almanya açısından daha büyük sorun.” diye konuştu.

Hanau saldırısında olay yerine giden ilk gazetecilerden İsmail Erel ise olay anına ilişkin hatıralarını paylaştı.

Erel, 30 dakika içerisinde olay yerine ulaştığını belirterek, “Olayla ilgili çok fazla dezenformasyon vardı. Olayın Rus çete tarafından işlendiğine, PKK’nın terör saldırısı olduğuna dair bilgi kirliliği vardı. Polis ilk andan itibaren düzgün bilgi verseydi bu dezenformasyon oluşmazdı. Polis çok ketum davrandı.” dedi.

“Hanau, her türlü radikalizm ve ırkçılığa karşı birlikte hareket edilmesi gerektiğini hatırlatmakta”

Simon, Ankara’daki Alman Büyükelçiliği Müsteşarı olarak Hanau’daki korkunç saldırının dördüncü yılı nedeniyle büyük üzüntü duyduğunu aktararak, “Bugün, derin bir şekilde hafızlarımıza kazındı ve bizlere o günü birlikte anmamız ve ortak hareket etmemiz gerektiğini hatırlatıyor.” ifadelerini kullandı.

Hanau’daki saldırının münferit bir olay olmadığını, nefret suçlarındaki endişe verici gelişmelerin bir parçası olduğunu vurgulayan Simon, failin içine nefret ve ötekileştirme duygularının işlendiğini vurguladı.

Simon, “Hanau’da hayatını kaybedenler her türlü radikalizm ve ırkçılığa karşı birlikte hareket edilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Kökeni veya dini ne olursa olsun tüm insanların barış ve güvenlik içinde yaşayabileceği açık ve kapsayıcı bir toplum için mücadele etmemiz büyük önem taşımaktadır.” dedi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/hanauda-irkci-saldirida-hayatini-kaybedenler-icin-anma-etkinligi-duzenlendi/feed/ 0
Almanya’da meclisin çifte vatandaşlık kararı ülkede yaşayanlar tarafından olumlu karşılandı https://www.haber60.com.tr/almanyada-meclisin-cifte-vatandaslik-karari-ulkede-yasayanlar-tarafindan-olumlu-karsilandi/ https://www.haber60.com.tr/almanyada-meclisin-cifte-vatandaslik-karari-ulkede-yasayanlar-tarafindan-olumlu-karsilandi/#respond Tue, 23 Jan 2024 08:57:13 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=4647 Almanya’da çifte vatandaşlığı mümkün kılacak yasa tasarısının Federal Meclis’te kabul edilmesi, başta Türkler olmak üzere ülkede yaşayanlar tarafından olumlu karşılandı.

Köln’de yaşayanlar, AA muhabirine, Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Partinin (FDP) oluşturduğu koalisyon hükümetince hazırlanan “Vatandaşlık Yasasının Modernizasyonu” başlıklı tasarının kabul edilmesini sevinçle karşıladıklarını ifade ettiler.

Kentte esnaflık yapan Hidayet Yiğit, 2005 yılında Alman vatandaşlığına geçtiği için mecburen Türk vatandaşlığından çıkmak zorunda kaldığını ve bu kararla tekrar Türk vatandaşlığına dönüp çifte vatandaş olabileceği için mutlu olduğunu söyledi.

Şu anki mevcut hükümetin en isabetli kararının çifte vatandaşlık yasasını meclisten geçirmek olduğunu belirten Yiğit, “Bu, buradaki yabancılar, özellikle Türkler için büyük bir şans. Belki ülkede 2 milyona yakın Alman vatandaşlığına geçmek isteyen Türk vatandaşı var. Yasa yürürlüğe girdikten sonra insanımız buna büyük ilgi gösterecektir. Çünkü hem buradaki haklarını hem Türkiye’deki haklarını korumak için çifte vatandaşlığın çok önemli olduğunu düşünüyorum.” dedi.

Türkiye’den Almanya’ya göç eden ilk kuşak arasında yer alan Şefik Karagüzel, yaklaşık 30 yıldır çifte vatandaşlık hakkının Türklere de verilmesi için mücadele ettiklerini aktararak, karardan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Karagüzel, “Biz bulunduğumuz ülkeyi, yani burayı, Almanya’yı ikinci ülkemiz olarak kabul ediyoruz. Vatandaşlığın olsun ya da olmasın bu memleketin başına gelecek herhangi bir sıkıntıda sanki buranın vatandaşı gibi burayı korumaya, kollamaya ve kalkındırmaya çalışırız. Bunun için hayırlı olmasını diliyorum. İnşallah yakında bu millet uyanır ya da buradaki idareciler uyanır ve vize konusundaki olan bu sıkıntıyı da ortadan kaldırır.” değerlendirmesinde bulundu.

Emekli Osman Nortoğlu da, yeni kanunun iyi bir şey olduğunu ancak kendileri için artık geç kalındığını belirterek, “Çünkü yaşımız gelmiş, oraya gidip geleceğiz, uğraşacağız. Zamanında iki devlet, arasında anlaşsaydı daha iyi olacaktı. Gençlere tavsiye ederim, hiç durmadan koşsunlar.” şeklinde konuştu.

Emekli Necdet Ergül ise, “Hangi ülkenin vatandaşı olursan ol, kapıda kendi ismin yazıyor. O yüzden bu vatandaşlığa geçme işi bana hiç akılcı gelmiyor. Herkes kendi bilir tabii. Benim çocuklarım mesela ben pasaportumu teslim etmem diyor, ben neden Alman olayım ki ben Türküm diyor. Herkes bir olmaz.” ifadelerini kullandı.

Almanlar da olumlu karşılıyor

Köln’de yaşayan Alman vatandaşı Katrin Kinderdick, partnerinin Türk olduğunu ve bu kararın yasalaşmasından sonra çifte vatandaşlık alabilecek olmasından dolayı memnun olduğunu belirtti.

Kinderdick, “Bence bu iyi bir şey, çünkü belli bir esneklik sağlıyor,; göçmen geçmişi olan insanlar, köklerinin olduğu ülkede daha uzun süre kalabilirler, aynı zamanda yaşadıkları ülkede de kalabilirler. Mesela şu an Avrupa Birliği ülkesi pasaportuyla Almanya’ya ulaşım şansı var. Bunun iyi bir şey olduğunu düşünüyorum.” dedi.

Haithem isimli Alman vatandaşı, “Çifte vatandaşlıkla ilgili bir sorunum yok, bu iyi bir şey. Eğer insanların bir şekilde iki pasaportu varsa ve kendinizi iki ülkeye bağlı hissediyorsanız, bu kişiye bir şekilde katkıda bulunuyorsa neden bir pasaporttan vazgeçesiniz ki?” diye konuştu.

Alman vatandaşı olan Pia ise “Çifte vatandaşlığın aslında iyi olduğunu düşünüyorum. Bence bu, bundan yararlanabilecek insanlar için iyi bir fırsat.” yorumunu paylaştı.

“Vatandaşlık Yasasının Modernizasyonu Yasası”

Kamuoyunda “çifte vatandaşlık yasası” olarak bilinen “Vatandaşlık Yasasının Modernizasyonu Yasası”yla Alman vatandaşlığına geçmek için istenen yasal ikamet süresi, 8 yıldan 5 yıla indirildi.

Alman vatandaşlığına geçmek isteyen kişinin ülkedeki yaşam şartlarına uyum sağlama konusunda okul veya mesleki başarısının bulunması, gönüllü çalışmalar yapması veya dil öğrenmek için özel çaba sarf etmesi gibi durumlarda bu süre 3 yıla düşürüldü.

Çifte vatandaşlık imkanı tanındığı için daha önce yürürlükte olan ve gençleri 23 yaşına kadar ebeveynlerinin vatandaşlığı veya Alman vatandaşlığı arasında seçim yapmaya zorlayan “opsiyon modeli” tamamen kaldırılmış oldu.

Almanya’da doğan çocuklar, Alman vatandaşı olmasalar da ebeveynlerinden birinin en az 5 yıl yasal olarak ülkede ikamet etmesi halinde Alman vatandaşlığı alabilecek.

Alman vatandaşlığına geçiş için ayrıca kişinin kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin geçimini, sosyal yardım almadan sağlaması gerekiyor. Misafir işçi jenerasyonu yani 1960’larda Almanya’ya gelen Türk işçiler ile son 2 yılda 20 ay tam gün çalışan yabancılar ve tam gün çalışan kişilerin yabancı eşleri bundan muaf tutulacak.

Misafir işçi jenerasyonu için Alman vatandaşlığına geçişteki yazılı sınav zorunluluğu da kaldırılacak.

Yasa, Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in onayı sonrası resmi gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girecek.

]]>
https://www.haber60.com.tr/almanyada-meclisin-cifte-vatandaslik-karari-ulkede-yasayanlar-tarafindan-olumlu-karsilandi/feed/ 0
Almanya’nın UAD kararı: “Soykırım karnesine” yeni bir kara leke https://www.haber60.com.tr/almanyanin-uad-karari-soykirim-karnesine-yeni-bir-kara-leke/ https://www.haber60.com.tr/almanyanin-uad-karari-soykirim-karnesine-yeni-bir-kara-leke/#respond Mon, 22 Jan 2024 08:33:12 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=4500 Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal İnat, geçmişte birçok soykırım suçu işleyen Almanya’nın UAD davasına İsrail lehine müdahil olmasını AA Analiz için kaleme aldı.

***

İmparatorluk döneminde sömürgesi olan Namibya’da Herero ve Nama soykırımını ve Hitler döneminde Yahudi soykırımını yapan Almanya, on yıllardır her fırsatta dile getirdiği “bir daha asla” (nie wieder) sloganlarına rağmen Gazze soykırımı konusunda da mağdurun karşısında ve failden yana tavır almayı tercih etti. Doğrusu bu şaşırtıcı bir tavır değil zira Alman hükümet yetkililerinin İsrail katliamlarının başladığı günden beri yaptıkları açıklamalar Berlin’in İsrail tarafından gerçekleştirilen soykırıma destek verdiğini zaten gösteriyordu. Almanya’nın bu desteğinin sadece sözlü açıklamalardan ibaret olmadığı, İsrail’in ihtiyaç duyduğu ekonomik ve askeri desteğin de esirgenmediği Alman Federal Hükümeti resmi internet sayfalarında yapılan açıklamalardan biliniyor.[1]

Yani mevcut Alman hükümeti İsrail’in soykırım suçuna ortak olmak için elinden gelen her şeyi büyük bir gayretle yapmaya çalışıyor. Bunu yaparken tam olarak neyi amaçladığı sorusunun cevabı da merak ediliyor. Bu şekilde kendi soykırım suçlarının hafifleyeceğini düşünmeleri ihtimali çok gerçekçi olmasa gerek. Berlin’in tavrını, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli siyonist imparatorluğunun Almanya üzerindeki etkisinin gücüyle açıklamak daha gerçekçi olacaktır.

Almanya UAD’de açılan davada neden müdahil oldu?

Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesinin 9’uncu maddesine dayanarak Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail’in Gazze’de işlediği suçların soykırım suçu olduğu gerekçesiyle açtığı davaya, Almanya’nın İsrail lehine müdahil olma kararını da bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Uluslararası Adalet Divanı Statüsünün 63/2’nci maddesine dayanarak İsrail lehine davaya müdahil olmak isteyen Almanya’nın Hükümet Sözcüsü Steffen Hebestreit, Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından yapılan başvuruyu ve ileri sürülen iddiaları “her türlü dayanaktan yoksun” olarak nitelendirerek Berlin’in İsrail’in yanında tavır takınmasını “Alman tarihi ve İsrail’e karşı özel sorumluluğu” ile gerekçelendirdi.[2] Alman hükümet sözcüsü ülkesinin soykırım yanlısı bu tutumunu İsrail’e karşı sorumlulukla açıklamaya çalışsa da uluslararası ilişkiler bilimi bize, dış politikanın tarihsel sorumluluklar üzerinden değil de mevcut güç mücadelesine dair çıkar hesapları üzerinden yürüdüğünü söylüyor. Yani, Almanya tarihte Yahudilere karşı işlediği soykırım suçunu affettirmek için İsrail’in Gazze halkına karşı yürüttüğü soykırımı desteklemiyor. Bilakis Berlin, mevcut küresel güç mücadelesinde kendisini İsrail ve ABD merkezli siyonist imparatorluğun yanında konumlandırmak zorunda hissettiği için bu soykırıma destek veriyor. Bu desteği verirken Alman siyasetçilerin vicdanen rahatsızlık duyup duymadıklarının ise reel politik açısından pek bir önemi yok. Ancak Alman dış politikasının şekillenmesinde etkili olan siyasetçilerin ne kadarının bu ülkedeki siyonist lobiye mensup olduklarının ya da ne düzeyde bu lobinin güçlü etkisine maruz kaldıklarının araştırılması, soykırım geçmişi oldukça sorunlu Berlin’in Gazze soykırımına neden destek verdiğinin anlaşılması açısından anlamlı bir çaba olacaktır.

Almanya geçmişte benzer davalarda nasıl bir tutum sergilemişti?

Almanya’nın İsrail’in Gazze soykırımına destek veren politikasının açıklanmasında, insani ya da hukuksal normların değil de uluslararası güç mücadelesinin belirleyici olduğunu bu ülkenin Uluslararası Adalet Divanı’ndaki benzer başka iki davada gösterdiği tavır üzerinden örneklendirebiliriz. 5 Eylül 2022’de Almanya Ukrayna’nın Rusya’ya karşı Uluslararası Adalet Divanı’na yaptığı soykırım suçu ile ilgili başvuruya Ukrayna lehine müdahil olmak için başvuruda bulunmuştu. Ukrayna, Moskova’nın Ukrayna tarafından Rus azınlığa karşı soykırım suçu işlendiğine dair iddialarının araştırılmasını istemişti zira Rusya bu iddialara dayanarak Ukrayna’ya saldırmıştı. Almanya da Ukrayna’nın söz konusu suçu işlemediğine dair tezlerini desteklemek üzere davaya müdahil olma başvurusunda bulunmuştu. Berlin’in bu girişimini Rusya’ya karşı ekonomik, askeri, diplomatik ve hukuksal alanda ABD önderliğinde yürütülen güç mücadelesinin bir parçası olarak değerlendirmek gerekir. İnsan haklarının korunması ya da soykırım suçunun önlenmesi bu meselede Berlin’in öncelikleri arasında değildi.

Almanya, Gambiya tarafından 2019 yılında Myanmar hükümetine karşı Rohingya Müslümanlarına yönelik soykırım gerçekleştirildiğine dair açılan davada da UAD’e müdahil olma başvurusunda bulunmuştu. 15 Kasım 2023 tarihinde Almanya hükümeti, Kanada, Fransa, İngiltere, Danimarka ve Hollanda ile birlikte bir ortak bildiri yayınlayarak UAD Statüsünün 63/2’nci maddesine dayanarak Gambiya lehine bu davaya dahil olduklarını açıkladı. Alman Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, davaya müdahil olma gerekçesi; “Almanya, olası soykırımın önlenmesini, soruşturulmasını, soykırımla mücadeleye katkıda bulunmayı ve devletlerin soykırım eylemlerinden dolayı hesaba çekildiklerine dair örnek oluşturmayı özel bir yükümlülük olarak görüyor. Soykırım dünyanın neresinde olursa olsun hepimizi etkiliyor.” şeklinde ifade edildi.[3]

Almanya’nın bu müdahil olma talebi, Berlin’in soykırım meselesi söz konusu olduğunda izlediği dış politika çizgisinin ne olduğuna dair soru işaretlerini artırıyor. Eğer UAD’deki Rohingya Davasında Almanya’nın öncelikli amacı gerçekten insan haklarının korunması ve soykırım suçunu işleyenlerin cezalandırılması ise Güney Afrika Cumhuriyeti’nin açtığı Gazze soykırımı davasında neden İsrail’in yanında yer alındığı merak konusu.

Almanya’dan mağduriyete çifte standart

Bu soruya cevap vermeyi kolaylaştıracağı düşüncesiyle yine Almanya’nın soykırım söz konusu olduğunda izlediği politikanın çelişkisine işaret eden bir başka örnek verelim: 20. yüzyılda işlediği soykırımın kurbanı Yahudilere ve İsrail’e milyarlarca dolar tazminat ödeyen Almanya, aynı yüzyılda işlediği bir başka soykırım karşılığında Herero ve Nama halklarına tazminat ödemeye neden yanaşmıyor? Alman Adalet Bakanı Heiko Maas Mayıs 2021’de sömürge döneminde Namibya’da Herero ve Nama halklarına karşı Alman İmparatorluğu tarafından gerçekleştirilen katliamların soykırım olduğunu kabul etti. Ancak Namibya’dan gelen ısrarlı taleplere rağmen Berlin bugüne kadar tazminat ödemeyi reddetti.

Bu durumda Almanya’nın soykırım konusundaki ikiyüzlü politikasını şu şekilde özetleyebiliriz: Eğer söz konusu olan İsrail ise Almanya hem İsrail’e soykırım tazminatı öder hem de bu ülkenin yaptığı soykırımı sürdürebilmesi ve sonunda cezasız kalması için her türlü desteği verir. Fakat soykırıma uğrayan Namibya halkı ise onların tazminat almaya hakları yoktur. Filistin halkına gelecek olursak, Almanya bu soykırımın devam etmesi için elinden geleni yapar.

Berlin’in bu tavrı Almanya’nın İsrail ve ABD merkezli siyonist imparatorluğun ne derece etkisi altında olduğunu açıkça gösteriyor. Geriye cevabı tam olarak verilmemiş bir soru kalıyor: Aslında şimdiye kadar incelediğimiz bütün örneklerde soykırım meselesi söz konusu olduğunda insan haklarının korunmasına dair norm ve ilkeleri önemsemeyen bir politika izleyen, kendi çıkarlarını ve etkisi altında olduğu İsrail ve ABD’nin çıkarlarını önceleyen Almanya, Rohingya Davası’nda nasıl oldu da doğru tarafta yer aldı? Bu sorunun cevabı için yeni sorular sorulması gerekir. Soykırım meselesinde ya fail olarak ya failin işbirlikçisi rolüne soyunarak ya da tazminat ödeme konusunda ilkesiz bir tavır takınarak hep yanlış yerde duran Almanya bir sefer de olsa doğru yerde durarak vicdanını temizlemeye çalışmış olabilir mi? ya da devletlerin dış politikalarında vicdani tavır aramak beyhude bir beklentidir deyip Almanya’nın bazen insan haklarından yanaymış gibi tavırlarını da yine bir çıkar gösterisi olarak mı yorumlamak gerekir?

Bu sorulara nasıl cevap verilirse verilsin, Almanya’nın İsrail tarafından Gazze halkına karşı gerçekleştiren soykırıma destek vererek ve bu soykırımın önlenmesi için UAD’de görülen davaya karşı çıkarak kendi “soykırım karnesine” kara bir leke daha sürdüğüne şüphe yoktur.

[1] https://www.bundesregierung.de/breg-de/aktuelles/unterstuetzung-israel-2228198

[2] “Bundesregierung stellt sich in Völkermord-Verfahren an Seite Israels”, Stuttgarter Zeitung, 12 Ocak 2024.

[3] “Erklärung anlässlich des Beitritts Deutschlands zum Völkermord-Verfahren vor dem IGH gegen Myanmar”, Auswärtiges Amt, 17 Kasım 2023

[Prof. Dr. Kemal İnat, Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

]]>
https://www.haber60.com.tr/almanyanin-uad-karari-soykirim-karnesine-yeni-bir-kara-leke/feed/ 0