Ziyaret kapsamında; Anbar, Al-Turath, Samarra, Tikrit, Al-Nahrain, Kuzey Teknik, Al-Hadba’a, El-Kitab, Salahaddin ve Kerkük Üniversitelerinin yöneticileriyle bir araya gelen Rektör Çomaklı, toplam 10 anlaşma ile yurda döndü.
Ziyaret sırasında imzalanan iş birliği protokolleri ile öğrenci değişim programları kapsamında Iraklı öğrencilerin Atatürk Üniversitesinde eğitim görmeleri, aynı zamanda Atatürk Üniversitesi öğrencilerinin de Irak’taki üniversitelerde eğitim ve araştırma faaliyetlerine katılmaları sağlanacak. Bu protokoller, iki ülke arasında akademik ve kültürel bağları güçlendirecek ve öğrencilere uluslararası deneyimler kazandıracak.
Rektör Çomaklı, üniversite yöneticilerinin yanında; Türkiye Cumhuriyeti Bağdat Büyükelçisi Anıl Bora İnan, Irak Etnik ve Dini Oluşumlardan Sorumlu Bakan ve Irak Türkmen Cephesi (ITC) Yürütme Kurulu Üyesi Aydın Maruf, Irak Türkmen Cephesi (ITC) 1. Başkan Yardımcısı Heytem Haşim Muhtaroğlu ile Başkan Yardımcısı Hişam Bayraktar, Irak Türkmenleri Akademisyenler Birliği Başkanı Dr. Murat Saib ile Türkmeneli Öğrenci ve Gençler Birliği Başkanı Murat İmadeddin Türkmen ile bir araya geldi.
Üniversite ziyaretleri kapsamında bir araya geldiği üniversite yöneticileriyle yaptığı görüşmelerde ortak akademik projeler, öğrenci ve öğretim üyesi değişim programları, ortak seminer ve konferansların düzenlenmesi gibi konularda iş birliği protokolleri imzaladıklarını belirterek: “Irak’ın köklü eğitim kurumlarıyla iş birliği yapmak hem üniversitemiz hem de iki ülke akademisi için büyük bir kazanım olacaktır” dedi.
Rektör Çomaklı: “Yapılan Anlaşmalar, Ortak Araştırma İmkanlarına Katkı Sağlayacak”
Bağdat’taki temasların ardından Prof. Dr. Çomaklı ve beraberindeki heyet, Kerkük ve Erbil şehirlerine de ziyaretler gerçekleştirdi. Kerkük Üniversitesi ve Selahaddin Üniversitesi ile yapılan görüşmelerde, özellikle mühendislik, tıp ve sosyal bilimler alanlarında ortak projeler geliştirilmesi konusunda mutabakata varıldı. Rektör Çomaklı, “Irak’ın her bölgesinde bulunan üniversitelerle iş birliği yapmak, akademik zenginliği ve çeşitliliği artıracaktır. Bu tür ziyaretler, bilgi paylaşımı ve ortak araştırma imkanlarını artırarak bilim dünyasına önemli katkılar sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.
Rektör Çomaklı, üniversite yöneticileriyle yaptığı görüşmelerde iki ülke arasında eğitim alanında iş birliğinin artırılması ve karşılıklı akademik desteklerin sağlanması konuları üzerinde durdu.
Rektör Çomaklı, ziyaretin ardından yaptığı değerlendirmede, “Irak’a gerçekleştirdiğimiz bu akademik ziyaret, iki ülkenin bilimsel ve kültürel bağlarını güçlendirmek adına önemli bir adımdır. İmzalanan iş birliği protokolleri ile öğrencilerimiz ve akademisyenlerimiz için yeni ufuklar açılacak, ortak projeler ve araştırmalar ile bilim dünyasına katkılarımız artarak devam edecektir. Bu ziyaretin, iki ülke arasında akademik ilişkilerin daha da derinleşmesine vesile olacağını düşünüyorum” dedi.
Atatürk Üniversitesinin uluslararasılaşma vizyonu doğrultusunda gerçekleştirilen bu ziyaretin üniversitenin dünya çapında tanınırlığını artırırken, aynı zamanda uluslararası akademik iş birliklerinin de önünü açtığını belirten Rektör Çomaklı, bu kapsamda kendilerini misafir eden ve yakın ilgi gösteren tüm Irak heyetine teşekkür ederek yapılan iş birliklerinin hayırlara vesile olması temennisinde bulundu.
Irak’ta eğitim veren üniversite yetkilileri ise 67 yıllık tarihi geçmişi, kültürel mirası ve akademik birikimi ile dünya üniversiteleri arasında önemli bir konumda bulunan Atatürk Üniversitesi ile iş birliği protokolleri imzalamanın kendileri açısından oldukça değerli olduğuna vurgu yaparak bu ziyaretin, ülkeler arası akademik ilişkileri daha da ileriye taşıyacağına inandıklarını belirtti. – ERZURUM
]]>Kongrede “PKK terör örgütünün eleman temin yöntemleri, medya stratejisi, terör eylemi yöntemleri, diğer ülkelerin PKK politikası, PKK’da kadın olmak” gibi farklı konuların yanı sıra PKK ile mücadele çerçevesinde “Geleneksel ve modern yaklaşımlar, istihbaratın rolü, radikalleşmeden dönüş, terör örgütünün ideolojisiyle mücadele, dijital dünyada mücadele, mücadelede kamu diplomasisi” gibi farklı konular akademik olarak tartışılacak. Hitit Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sami Kiraz, güvenlik ve terörizm çalışmaları alanında çalışan araştırmacıları bir araya getirmek suretiyle geleneksel ve güncel meselelerin tartışıldığı, alana yön verecek yeni bakış açılarının irdelendiği bir platform olma amacı taşıyan kongrenin bu yılki temasının “Türkiye’nin PKK Terörizmiyle Mücadelesi 1984-2024” olduğunu belirtti. Doç. Dr. Kiraz, “Kongremizin temel amacı PKK terör örgütüne odaklanarak Türkiye’deki terörizm olgusunu ve Türkiye’nin terörizmle mücadelesini akademik olarak incelemektir. Kongre çerçevesinde akademisyenler, araştırmacılar, düşünce kuruluşu çalışanları, sivil toplum örgütü üyeleri ve kamu kuruluşu mensuplarını bir araya getirmek; Türkiye’de terörizm ve terörizmle mücadele konularında farkındalık oluşturmak ve konuyla ilgilenenlerin görüşlerini paylaşabilmelerini sağlamak ve Türkiye’nin terörizmle mücadelesi konusunda ortak akılla çözüm üretilebilmesine katkıda bulunmak hedeflenmektedir” dedi.
“PKK, başka örgütlere ve başka devletlere taşeronluk yapan bir hale büründü”
Terörizm ve Radikalleşme ile Mücadele Derneği Başkanı Erol Başaran Bural ise, PKK terör örgütünün 15 Ağustos 1984 tarihinde Siirt’in Eruh, Hakkari’nin Şemdinli ilçelerinde ilk planlı, eş zamanlı ve kapsamlı terör eylemini düzenlediğini ifade etti. İlk saldırıdan itibaren geçen 40 yıllık süre içerisinde PKK terör örgütünün her açıdan kendisini dönüştürdüğüne dikkat çeken Bural, Türkiye, Irak, Suriye ve İran’ın yanı sıra Avrupa ve Orta Doğu’da yapılandığını, bir yandan uyuşturucu ticaretinin önde gelen parçası haline gelirken, diğer yandan başka örgütlere ve başka devletlere taşeronluk yapan bir hale büründüğünün altını çizdi. Terör örgütü PKK’nın defalarca yöntem, taktik ve strateji değiştirdiğine işaret eden Bural, “Hatta ilk ortaya çıktığı dönemdeki ideolojik eğilimlerini bir kenara bırakarak günümüzde çok daha farklı söylemlere yöneldi. Bununla birlikte Türkiye de PKK ile mücadelede büyük bir değişim ve dönüşüm geçirdi. Terörizmle mücadelenin dinamik doğası sürekli öğrenmeyi ve uyum sağlamayı gerektirdiğinden, devletin bu mücadeleye katkı sağlayan kurumları da değişen şartlara uyum sağladı. Ancak mücadelenin en önemli parçalarından birisi olan bilimsel alanda, yani akademik açıdan mücadele diğer mücadele boyutlarına göre biraz geride kaldı. Doğrudan PKK terör örgütünü odak noktasına alan oldukça az sayıda doktora tezinin bulunması bu durumu ispatlar nitelikte. Tam da bu nedenle PKK ile mücadelenin 40’ıncı yılında bu kongreyi düzenlemeyi ve akademik alana katkı sağlamayı düşündük. Kongremizin temel amacını da PKK terör örgütüne odaklanarak Türkiye’deki terörizm olgusunu ve Türkiye’nin terörizmle mücadelesini akademik olarak incelemek şeklinde belirledik” dedi.
Çorum’un barış kenti olduğunu ifade eden Çorum Valisi Zülkif Dağlı ise dünyanın ilk uluslararası barış anlaşmasının bu toraklarda imzalandığını hatırlattı. Gazze ve dünyanın birçok bölgesinde barışa nasıl ulaşılır diye çaba gösterilen bir dönemde olduğumuzu ifade eden Vali Dağlı, Gazze’de 40 bine yakın insanın hayatını kaybettiğine dikkat çekti. Artık terörün kavram değiştirdiğini anlatan Vali Dağlı, “Öğrencilik yıllarımızda bizim için en önemli konulardan birisi Türk dış politikası endeksi içerisinde Kıbrıs konusuydu. 1950’den 1990’lı yıllara kadar Kıbrıs’ı konuştuk. Dünya da Soğuk Savaş ve etrafında şekillenen iki kutuplu dünyaydı. 1990’lı yıllardan itibaren bunun da kaybolduğunu, çok kutuplu, çok bölgesel anlayışa doğru konunun evrildiğini görüyoruz. Terörizm 1984’lü yıllardan itibaren ülkemizin gündeminde. Biz o günleri göz önüne getiriyoruz. Nerden nereye geldiğimizi de karşılaştırma imkanı buluyoruz. Bu anlamda ne kadar ileri adım attığımızı görmüş oluyoruz. Terörizm vekalet savaşları yoluyla arttı. Ülkemizin etrafında da arttı. Bu manada PKK’yı ve terörizmi konuşmak son derece önemli” şeklinde konuştu.
Açılış programına İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Naim Çetinkaya, İl Emniyet Müdürü Arif Pehlivan, Hitit Üniversitesi Rektör Yardımcısı Eşref Savaş Başcı da katıldı. – ÇORUM
]]>Bilal Erdoğan, Haliç Üniversite Konferans Salonu’nda düzenlenen İlim Yayma Vakfı 53’üncü Olağan Genel Kurulu’nda, medeniyetin eşsiz birikimini geleceğe taşıma ve insanlığa ışık olma yolculuklarının, 1951 yılında İlim Yayma Cemiyetiyle başladığını belirtti.
1973 yılında ise İlim Yayma Vakfının kurulmasıyla yeni bir merhaleye ulaşıldığını hatırlatan Erdoğan, on yıllar önce iman dolu yüreklerin ikra emrine kendini vakfetmesiyle medeniyetin her köşesine ilim tohumları düştüğünü, bu tohumların insana, doğaya ve kainata duyulan okuma aşkıyla filizlendiğini kaydetti.
İlim Yayma Vakfının, ilim yolunda yorulmadan gayret gösteren, zorlukları inançlarıyla aşan güzide insanların eseri olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Vakıf, senedimizde ifade edilen ‘memleket dahilinde ve haricinde ilmin yayılmasını teşvik etme’ ülküsüne adanma hikayesidir. Yarım asrı aşan tarihimizde memleketimize nice değerler kazandırdık, nice fidanlar yetiştirdik. Yurtlarımız, burslarımız, yayınlarımız ve akademik desteklerimizle, ilmin bu toprakların dört bir yanında var olmasını sağladık.” dedi.
Erdoğan, kurulduğu günden bugüne Anadolu’dan İstanbul’a gelen lisans öğrencilerine yurt hizmeti sağlayan vakfın, zamanla akademik ihtiyaçlar doğrultusunda, tüm STK’lere örnek olacak şekilde, sadece lisansüstü öğrencilerine yönelik bir misafirhane kurduğuna da dikkati çekti.
Bu misafirhaneyi yıkarak Vefa semtinin tarihi yapısına uygun, genel merkezin de içinde bulunduğu 200 kapasiteli yurdu öğrencilerin hizmetine sunduklarını aktaran Erdoğan, yurt hizmetlerine, 2 yıl önce devraldıkları İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Kız ve Erkek Yurtlarına ek olarak, Süleymaniye’de Fevha İş Hanı’nın yerine 111 kişi kapasiteli erkek öğrenci yurdunu inşa ederek devam ettiklerini dile getirdi.
Vefa Lisans Yurdu’nu yeniden inşa çalışmalarının devam ettiği, Nuri Paşa Konağı’nı da semte yeniden kazandırdıkları ve vakıf genel merkez binasının yanındaki araziye 50’inci yıl anısına yapılacak kütüphane inşa sürecine başladıkları bilgilerini paylaşan Erdoğan, Türkiye deprem bölgeleri başta olmak üzere farklı illerde kütüphaneye ihtiyaç duyan 50 okula, Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğiyle 50’inci yıl kütüphanelerinin yapım çalışmalarına başladıklarını da kaydetti.
Akademik ilerlemeye 4 milyon liralık katkı
Erdoğan, araştırma bursları ve yurtdışı destekleriyle, akademik çalışma yürütenlere katkı sunmaya devam ettiklerini belirterek, şunları söyledi:
“Tüm burs kalemlerimizi göz önüne aldığımızda 2023 yılında 5500 öğrenciye burs tahsisi gerçekleştirdik. Yine vakfımız bu dönem, araştırmacıların akademik imkanlardan faydalanabilmesi adına yurt içi ve dışı proje bazlı olarak, araştırmanın özgün değerine göre 4 milyon lira tahsis ederek ülkemizin akademik alanda ilerlemesine katkı sunmayı sürdürüyor.”
Sayılı vakıf üniversiteleri arasında yer alan İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesinin 10 bin 400 öğrencisiyle eğitim-öğretim hayatına devam ettiğini anlatan Erdoğan, üniversiteye tam burslu olarak kaydolan başarılı öğrencilerin burs bedellerinin bağışçıları tarafından karşılanmasına yönelik bir çalışma yaptıklarını, kurucu ve bağışçıların müzen olana kadar en az bir öğrencinin eğitim giderlerini üstlenmesini amaçladıklarını ifade etti.
Tüm yurtların yanı sıra, İstanbul Teknik ve İstanbul üniversitelerinin birer yemekhanesinde öğrencilere ramazan ayı boyunca bağışçılar yoluyla iftar verecekleri duyurusu da yapan Erdoğan, İlim Yayma Ödülleri ile kıymetli akademisyenlerin marifetlerini görünür kıldıklarını, gençleri ilim yolunda olmaya teşvik ettiklerini, ödül vermelerinin azimle kazandıkları başarının nişanesi olduğunu ve her adımlarında hizmetlerine devam ettiklerini dile getirdi.
“Artık insanlık İsrail Naziliği ile yüzleşiyor”
İlmi yeryüzüne hakim kılmak için çabalayan bir ümmetin neferleri olduklarını belirten Erdoğan, Filistin’de katliam yapan İsrail ile ilgili şu ifadeleri kullandı:
“Biz, ilmi her daim insanlığa hizmet etmek ve insanı yaşatmak için öğrenir ve öğretiriz. Bugün soykırımcı İsrail’in yaptığı gibi yıkmak, yok etmek ve tüketmek için değil. 5 aydır insanlık olarak tarifsiz acılara tanık oluyoruz, insanlığın inşa ettiği değerlerin Filistin’de yerle yeksan edildiğini görüyoruz. Soykırımcı İsrail, sadece Gazze’yi değil kendi tarihini ve doğacak olan çocuklarının geleceğini de yok ediyor. Artık insanlık İsrail Naziliği ile yüzleşiyor. Dünyanın ürettiği bütün savaş teknolojisini masum insanları ve küçücük çocukları öldürmek için kullanıyor. Halbuki her daim ifade ettiğimiz gibi; ilim oldurmak içindir, öldürmek için değil.”
İlim Yayma Vakfının, tarihinden aldığı birikimle çok daha büyük başarıların sahibi olacağını söyleyen Erdoğan, vakfın insanlığa değer katacağını, cihana adalet ve hoşgörü öğretecek nice güzel insanın yetişmesine vesile olacağını da sözlerine ekledi.
]]>Zeytinburnu’nda bir oteldeki çalıştayda, “Aksa Tufanı Sonrasında Medya, Kavramlar, Propoganda ve Boykot Çalışmaları” başlığı altında düzenlenen oturumun boykotların konuşulduğu bölümünde, araştırmacı Dr. Yusuf el-Cemel, “Filistin ile Uluslararası Dayanışma ve Boykot”, akademisyen ve BDS (Filistinliler için Boykot, Tecrit ve Yaptırım) gönüllüsü Dr. Emine Canlı da “Bilmeyenler ve Yeni Başlayanlar İçin Akademik Boykot Kılavuzu” başlıklı sunum yaptı.
“Boykotlar, şahısların, insanların, halkların gücünü ortaya koymakta”
Araştırmacı Cemel, ilk olarak İrlanda’da İngiltere’nin çıkarlarına hizmet eden bir tüccara karşı uygulandıktan sonra boykot kelimesinin ortaya çıktığını ve dünyaya yayıldığını söyledi.
İsrail’i destekleyen veya yardım eden şirketlere yönelik boykotlar sırasında adı en çok geçen firmalar olan “McDonald’s ve Starbucks’un 12-14 milyar dolar civarında zarara uğradığını” belirten Cemel, “Bu, ekonomik gücü yansıtmakta. Boykotlar, şahısların, insanların, halkların gücünü ortaya koymaktadır.” ifadesini kullandı.
Cemel, boykot hareketinin hedefinin öncelikle Batı Şeria ve Gazze’deki askeri işgalin bitmesi, Batı Şeria’daki yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin işgal ettikleri alanları terk etmesi ve Filistinlilere tarihi Filistin topraklarına haklarının iade edilmesi olduğunu dile getirdi.
ABD menşeli olup da İsrail’e hizmet eden şirketlerin de boykot edildiğini belirten Cemel, yaptırım konusunun da artık gündeme gelmeye başladığını söyledi.
Cemel, yatırımların geri çekilmesi konusunda da ABD ve Avrupa’da bir hareketlilik olduğuna işaret ederek, “Bunlar İsrail’e yansımakta, boykot hareketliliği İsrail’in çöküşüne hizmet etmekte.” diye konuştu.
“Boykot da bir stratejidir”
Akademisyen ve BDS gönüllüsü Canlı da BDS’nin, Filistinli grupların 2004 yılından beri oluşturduğu ve uluslararası etkide bulunan bir boykot çağrısı hareketi olduğunu ifade etti. Canlı, bu hareketin başladıktan bir sonraki sene ulusal komite haline geldiğini anlattı.
Kültürel ve akademik boykotta örnek alınan ülkenin Güney Afrika olduğunu dile getiren Canlı, bunun sebebinin ise ülkenin “apartheid rejim” tecrübesi ve tıpkı orada olduğu gibi bölgenin yerli halkı olan Filistinlilerin İsrail tarafından ikinci sınıf insan muamelesi görmesi olduğuna dikkati çekti.
Canlı, akademik ve kültürel boykotun gerekliliğini vurgularken, “İsrail’in akademik ortamlarda ve kültürel etkinliklerdeki mevcut baskın karakteri ve tüm sermayesiyle birlikte buralarda vücut bulması, aslında insanlara bir pozitif İsrail deneyimi yaşatıyor. Yani İsrail tüm saldırılarını, tüm soykırım faaliyetlerini örtmenin pozitif bir tarafını sunmaya çalışıyor.” diye konuştu.
İsrail kurumları tarafından yapılan ve desteklenen akademik etkinliklere katılmaktan geri durulması, İsrail üniversiteleri ve araştırma enstitüleri gibi kurumlarla işbirliği yapılmaması, uluslararası öğrenciler için İsrail’de yurt dışı eğitim programları düzenlenmemesi, İsrail akademik kurumları resmi temsilcilerine fahri doktorluk ya da ödül verilmemesi gerektiğini belirten Canlı, Avrupa devletlerinin ortak programlara destek vererek Filistinlileri İsraillilerle birlikte akademik çalışma yapmaya zorladığını söyledi.
Canlı, “Başıboş ve dağınık hareketlerden ziyade bir hedef belirleyerek ona yönelmek en makul boykot taktiklerinden biridir. Çünkü boykot da bir stratejidir. Stratejilerde, tüm savaş araçlarında araç hedefi ortadan kaldırana kadar kullanılır, sonrasında terk edilir. Dolayısıyla boykotta da amaç, akademik ve kültürel boykotta bir hedef gözeterek bunu yapmak.” ifadesini kullandı.
Gazeteci Selim Akduman’ın yönettiği oturumda, araştırmacı yazar Dr. Ömer Munassır ve gazeteci yazar Bilali Yıldırım da söz aldı.
]]>