Eminönü’nde Mimar Sinan’ın en önemli eserlerinden Rüstem Paşa Camii’nin çevresindeki dükkanlara ait tabela, tente ve masaların yarattığı görüntü kirliliği dikkat çekiyor. 1561 yılında yapılan eserin çevresindeki kebapçı, balıkçı ve börekçiye ait tente ve eşyaların yapının görünümünü kısıtladığı görüldü. Birçok giriş kapısı ve iki farklı hanı bünyesinde barındıran yapının çevresinde, LED tabela ve restoranlara ait yapıların tarihi dokuya uyumsuzluğu vatandaşların da tepkisine sebep oldu. Yapının, Eminönü’nün en işlek caddelerinden Ragıp Gümüşpala Caddesi’ne yakın bir konumda bulunan girişinin ise bir kebap dükkanının sandalye, tabela ve tentesiyle kapatıldığı, abdesthane kısmının da bu dükkan sınırları içerisinde kaldığı görüldü. Kebapçıya ait bacanın ise sıvayla kaplanarak camiye entegre edilmesi göze çarptı.
“CAMİ ÇEVRESİ MOTOSİKLETLİLERİN PARK ALANI”
Arkeolog Ömer Faruk Yavaşçay, eserin önemiyle birlikte barındırdığı sokağa ve cami içindeki ‘Kabe’ tasvirli çini panoya dikkat çekti. Yavaşçay, 463 yıllık yapı çevresinde 16. yüzyıldan kalma hiç bozulmamış bir sokak bulunduğunu ve çini panonun korumasız bir durumda kaldığını belirterek, alanda düzenlemelerin yapılması gerektiğini ifade etti. Yavaşçay, eser çevresinde oluşan sokakta motosikletlilerin park alanının yer aldığını belirterek turistik anlamda değer kaybı yaşandığını da aktardı.
“ÇOK ÖNEMLİ BİR KİŞİLİK”
Dizi ve sanat eserlerine konu olan Rüstem Paşa’nın Osmanlı tarihindeki yerine değinen Arkeolog Ömer Faruk Yavaşçay, “Rüstem Paşa aslında bir devşirmedir, Hırvat asıllıdır. Kendisi Osmanlı’ya geldikten sonra saraya alınıyor ve Enderun’da eğitimlere başlıyor. Yıllar içinde Osmanlı’nın çeşitli kademelerinde yükseliyor. En son ise sadrazamlık makamına kadar yükseliyor. Kendisi hem sadrazamdır, ayrıca Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi olan Hürrem Sultan’dan doğma Mihrimah Sultan’ın da eşidir. Bu yönden de çok önemli bir kişilik. Yıllarca hatta, Kanuni Sultan Süleyman döneminde en uzun sadrazamlık makamında kalan kişidir kendisi. Ölümünden sonra ise şu anda arkamızda görmüş olduğumuz, Rüstem Paşa Camii yaptırılmıştır. Kendisi zamanında yapmak istemiştir ama ömrü yetmemiştir. Eşi Mihrimah Sultan tarafından bu yapı yapılmıştır. Kendisinin mezarı da bugün Şehzade Camii bahçesindedir” dedi.
“GÖRÜNTÜSÜNE ZARAR VERİYOR”
Yavaşçay, “Bugün etrafı maalesef yoğun bir ticaret merkezinin ortasında kaldığı için reklam panoları, bazı kebapçıların olsun, esnafın tabelalarıyla dolu. Ayrıca bunların tenteleri var, masalar konmuş. Bu tarihi caminin görüntüsüne maalesef çok büyük zararlar veriyor. Burayla ilgili belediye tarafından bir çalışma yapılması ve etrafın o tarihi yapıya uyumlu bir şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Bu tabelalar tarihi cami ile uygun bir şekilde tasarlanabilir” şeklinde konuştu.
“LED EKRANLAR DA VAR”
Yavaşçay, “Tarihi yapıyla ilgili bugün antikacılarda bir sürü yapılar, malzemeler var. Onlar kullanılabilir. Günümüzdeki kullanılan malzemeler maalesef tarihi yapıyla uygunsuz malzemeler. Maalesef LED ekranlar da var. Onların burada bulunmaması gerekiyor” diye konuştu.
“DENİZ TARAFINDAN GÖRÜLECEK BİR ŞEKİL ALMIŞ”
Yavaşçay, “Onların kaldırılıp yerine estetik, ahşap tabelalar kullanılabilir yapıyla ilgili. Yapının mimarisi Osmanlı İmparatorluğu’nun en önemli mimarı olan Mimar Sinan’a ait. Kendisi burası için özel bir proje tasarlamıştır. Çünkü yapı çevresindeki bulunan tesislerden dolayı biraz alçakta kalacaktı. Kendisi bir kat aşağıya dükkanlar yapmıştır. Onun üstünde cami inşa etmiştir. Böylelikle cami deniz tarafından görülecek bir şekil de almıştır” dedi.
“YARISINA YAKINI ÇİNİLERLE DOLU”
Yavaşçay, “Onun dışında caminin içinden bazı özelliklerinden bahsedeyim. Caminin yarısına yakını çinilerle doludur. Özellikle İznik çinileri kullanılmıştır burada. Ayrıca İznik çini fabrikaları yetmediği için Kütahya’da da bazı atölyeler açılmıştır. O atölyelerden de çiniler gelmiştir. Ayrıca caminin hemen iç kapısının yan tarafında, sağ tarafında çok özel bir çini var. Bu, Kabe tasvirli bir çini. Mekke’de Kabe’nin bir tasviri yapılmış. Bu çini şu anda maalesef açık bir durumda” ifadelerini kullandı.
“KABE TASVİRLİ ÇİNİ ÇALINMAYA MÜSAİT”
Yavaşçay, “Cami yapıldıktan 100 sene sonra buraya konuyor. Bunun en önemli özelliği tam orta kısmında Kabe tasvirinin olması. Ayrıca, Mescid-i Haram dediğimiz özel alanın tamamen resmedilmiş olması. Döneme ait çok güzel bir örnek bu. Zaman içinde maalesef yıpranma oluyor. Çünkü gelen geçen herkes bu esere elini sürüyor, elini vuruyor. Bu eserin üzerinde görmüş olduğunuz bir çatlak var. Silinmeler var, bu eserin kırılmaz bir camla koruma altına alınması lazım. Ayrıca günümüzde bir çok Kabe tasvirli çini pano Avrupa’ya kaçırılmış. Bu pano yüzyıllarca burada korunmuş. Açık bir alanda, yani bunu fark eden birileri, yani kötü niyetli insanlar bunu alıp Avrupa’nın önemli müzelerine satabilir” dedi.
“BİRÇOK MOTOSİKLETLİ PARK EDİYOR”
Yavaşçay, “Camiye gelir getirsin diye, Küçük Çukur Han ve Büyük Çukur Han yaptırılıyor. Bu hanların birleşmesiyle ortada bir boşluk oluşuyor. Bu sokağın günümüzdeki ismi Mahkeme Sokak. Burası bu şekilde bir sokak formuna bürünüyor. Günümüzde yoğun bir motosiklet trafiğine sahip. Buraya birçok motosikletli park ediyor. Bunun olmaması lazım, burası tarihi bir sokak. Görüntüyü bozuyor, bunların da olmaması gerekiyor” diye konuştu.
“ÇİRKİN BİR GÖRÜNTÜ”
Caminin önünden geçen bir çevre sakini, “Kesinlikle çirkin bir görüntü. Tabelaların tek tip olması lazım. Biri küçük, biri büyük, biri Latince biri İngilizce. Bu tabelaların tek tip olması en güzeli olur” dedi.
]]>
Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şubesi, Çankaya’daki bir ikamet ile iş yerine düzenledikleri operasyonda 223 adet tarihi eser olduğu değerlendirilen eşya, obje, devlet nişanı, madalyon ve sikke ele geçirdi. Osmanlı, Avrupa ve Amerika kültürünü yansıtan ve 19. yüzyıla ait olan eserler arasında, Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz’in, Trabzon Valisi Galip Bey’e Avusturya Konsolosluğu görevi değişikliği sonrasında yolladığı ferman da yer aldı. Operasyonla ilgili şüpheli belirlenen bir kişinin yakalanmasına yönelik çalışmaların ise sürdüğü aktarıldı.
Toplam 223 eser ele geçirildi
Değer tespitleri Etnografya Müze Müdürlüğü tarafından yapılacak eserlerin tamamı ise şu şekilde:
“3 adet barut hazneli kırma toplu 1850’li yıllara ait olduğu değerlendirilen Amerikan yapımı silah, 60 adet 1850’li yıllara tarihlenen muhtelif anahtar, 38 adet Osmanlı saray mutfağında kullanılan gümüş el yapımı kaşık, bir adet Osmanlı gümüş sunum tepsisi, bir adet Osmanlı Devleti 19. yüzyılda tarihlenen ve üzerinde savaşçı ikonu bulunan gümüş barutluk, 2 adet Osmanlı Devleti döneminde törenlerde kadınların kullandıkları gümüş muhteviyatlı gelin kemeri, 5 adet mine işçilikli kahve fincanı ve tabak seti, 8 adet 1852-1922 yıllarına tarihlenen üst düzey Mecidiye başarı nişanı, 6 adet İngiliz ve Fransız kültürünü yansıtan gümüş sigara tabakası, 4 adet çeşitli ebatlarda gümüş tas, 11 adet Osmanlı kadınlarının kullandığı gümüş bilezik, 1 adet Osmanlı Dönemi sürmedan, 2 adet Osmanlı terzi yüzüğü, bir adet kutu içerisinde zarf açacağı ve mührü, 3 adet Fransız kültürü krem kutusu, Osmanlı kültürüne ait olduğu değerlendirilen üzeri taşlı gümüş broş, bir çift küpe, bir adet gümüş küpe, bir adet üzeri akik taşlı yüzük bir adet mushaf kabı, 6 adet mücevher kabı ve 2 adet mühür, bir adet üzerinde Osmanlı amblemi bulunan metal obje, 1 adet Osmanlı Dönemi çini işlemeli kalemlik, Osmanlı saray mutfağında kullanıldığı değerlendirilen 6 adet şekerlik, 14 adet gümüş şerbetlik, 1 adet küçük ebatta gümüş sunum tepsisi, bir adet gümüş Osmanlı su kabı, bir adet Osmanlı kültürüne ait asma kilit, bir adet Osmanlı Dönemi hat zanaatını icra eden sanatçıların kullandığı kalemlik, 2 adet Osmanlı Dönemi sikke ile 1914 tarihli 1. Dünya Savaşı dönemine ait 1 adet 4’lü ittifak madalyonu, Osmanlı Dönemi’ne ait bir adet bileklik, bir adet ince bileklik zincir, bir adet gümüş haç işaretli kolye zinciri, bir adet pişmiş topraktan imal edilen su matarası, bir adet cam üzeri çini işçilikli ibrik, 9 adet Osmanlı Dönemi kültürünü yansıtan gümüş köstekli saat, bir adet gümüş kasa ve kaplumbağa kabuğu kaplı 3 kapaktan oluşan ‘Edward Prior’ saat, bir adet gümüş köstekli saat zinciri ve 18 adet muhtelif Osmanlı Dönemi’ne ait objeler.” – ANKARA
]]>İlçede yaşayan, bir süre önce Mimarlar Odası Konya Şubesi tarafından meslekte 50’inci yılını doldurmasından dolayı teşekkür plaketi verilen mimar Sabit Kasapoğlu’nun evinin bir odası aile fertleri ile çok az kişinin bildiği birçok ilginç ve sıra dışı koleksiyonları barındırıyor. Çocuklarına ve aile fertlerine ait ne varsa küçük yaşlarından itibaren hatıra olarak biriktiren ve saklayan Kasapoğlu’nun koleksiyonları arasında en ilginçleri olan evlatlarına ait “Çocuklarımdan bir parça” diyerek biriktirdiği diş çıkarttığı dönemden kalan dişler ile diş filmleri de yer alıyor.
“Çocuklarımla ilgili ne varsa biriktirdim”
Sabit Kasapoğlu, 4 çocuğunun olduğunu ve çocuklarının çıkardığı dişleri de sakladığını ifade etti. Hepsini ayrı kutularda sakladığını ifade eden Kasapoğlu, çocuklarının göbek bağlarını da sakladığını söyledi. Kasapoğlu, geçmişte oğlunun uzattığı saçları da sakladığını belirtirken, ayrıca, annesinin evlenmeden önceki kızlık dönemine ait saçlarını da muhafaza ettiğini ifade etti. Kasapoğlu, uzun yıllar önce bir yakınının boğazına kaçan ve yaptığı müdahale sonrası çıkardığı balık kılçığını bile atmayıp o günlerden hatıra olarak sakladığını kaydetti. Koleksiyonunda pul, eski para, çocuklarına ait ne varsa her türlü eşya ve malzeme, oyuncaklar, kıyafetler, eski eşyalar, aile fertlerine ait saçlar, eski nüfus cüzdanları, eski kap kacaklar, devrin aydınlatmalarının da yer aldığını anlatan Kasapoğlu, odasına sığmayan evin depo ve ardiye bölümlerinde de farklı birçok malzemeyi bulundurduğunu belirtti. Kasapoğlu, “Çocuklarımla ilgili neler varsa biriktirdim. İlk giydikleri ayakkabılar, dişleri, bana ait değeri olan her şey, kullandığım aletler, pense, tornavida. Bana lazım olabilecek her şeyim var biriktirdiklerim arasında. Günümüzde de ihtiyaç olursa yeri geldi mi bunları hala kullanıyorum. Günümüzde kullanmadığım şeyler ise kazma ve balta diyebilirim” dedi.
“Sakladıklarımızın hepsi de bizim için çok değerli”
İlginç ve sıra dışı koleksiyon hikayesi hakkında bilgiler veren Kasapoğlu, uzun yıllardan beri kendisine göre değer verdiği her şeyi atmayıp biriktirdiğini aktardı. Çocuklarının 4 veya 5 yaşlarında dişlerinin çıkmasının ardından bu hevesin kendisinde başladığını anlatan Kasapoğlu, bu koleksiyonların muhafazası için de evinin bir odasını özel olarak ayırdığını kaydetti. Koleksiyonuyla ilgili olarak, “Bende yok yok” diyen Sabit Kasapoğlu, “En değerli şeylerimin iyi kötü hepsi burada. Aşağıda depolar, ardiyeler var. Oralarda da var, buraya sığmayan. Beyşehir’in 6 veya 7 tane sokak çeşmesi vardı eskiden, benim çocukluğumda. Bir tanesi bende muhafaza oluyor. Biraz kırığı döküğü var ama saklıyorum. Neden saklıyorum? Bu konuya gelince; benim için bunlara paha biçilmez. Başkaları için ne ifade eder, takdir onların. Kimseyi zorlayamam, burada kitaplar var, oyuncaklar var, halı üzerine yapılan bir Atatürk’ümüz var, ilk Atatürk, bir bende değil birçok yerde de vardır muhakkak ama bende de var. Bu malzemeler içinde tarihlerini tam bilemediğim burada saat, takvim, yuvarlak bakır kaplar var. Devrin aydınlatma aletleri, sefer tasları, çay semaveri var, yok yok diyebiliriz. Eski telefonlar var. Bizim evde kıymet verdiğimiz hiçbir şey atılmaz, saklıyoruz, sadece çöpleri atıyoruz. Sakladıklarımızın hepsi de bizim için çok değerli şeyler” şeklinde konuştu.
Kasapoğlu, koleksiyon olarak biriktirip sakladığı malzemelerinin yer aldığı odanın herkesin görebileceği bir alan olmadığını ama evine misafir olarak gelenlerden arzu edenler olursa kendilerine gösterdiğini de vurgulayarak, “Meraklıları az çok bilirim gelenlerden, onlara az çok gösteririm. Arzu edene gösteririm ama arzu eden çok fazla değil. Benden sonraki neslime bir hatıra olsun diye bunları biriktiriyor ve saklıyorum. Ayrıca, çocuklarımın yanı sıra eşime ait özel hatıralarım da var bu odada” diye konuştu. – KONYA
]]>Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, AKP Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Turgut Altınok’un mal beyanı açıklamasıyla ilgili “En son ‘Mallar bana ait değil hepsi Allah’a ait’ dedi, geçti. Bütün dünya Allah’a ait, hüküm veren o. Ama ben her yerde şunu söyledim; Ben beş yıldır belediye başkanlığı yapıyorum. Hakkımda yüzlerce şikayet edildi. Hep böyle iftiralar, tweetler üzerine müfettiş geldi. Bugüne kadar o kadar inceleme yapıldı ve sonuçlandı ki daha bir tane personelim benim savcılığa gitmedi. Dolayısıyla böyle bir örnekten yola çıkarak hepiniz mal beyanınızı açıklayın dedim. Hala yok. Açıklayıncaya kadar devam edeceğim. Halk parasını kullandırdığı insanların bu parayı ne yaptığını görmeli” dedi.
ABB Başkanı ve CHP ABB Başkan Adayı Mansur Yavaş, bugün Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar ile birlikte Batıkent Emekli Etkinlikleri Merkezi ve Emekli Lokali’nin açılışını yaptı. Burada konuşan Yavaş şunları söyledi:
“RAKİBİM DE TELEVİZYONA ÇIKMIŞ ‘TULUMTAŞ KÖYÜ’NDE KANALİZASYON HALA YOK’ DİYOR. MUHTAR DA HEMEN KENDİSİNİ YALANLADI. SİZ 25 YIL ANKARA’YI YÖNETTİNİZ. BU KANALİZASYON KAPALIYDI DA BİRİSİ Mİ AÇTI?”
“Her yıl gittiğim yerde söylüyorum; şehir girişindeki çıkışındaki kapıların o estetikten yoksun kapıların kime ne faydası var, hangi insana faydası var hangi Ankaralı’ya faydası var? Bugünkü maliyeti 350-400 milyon lira. Bunun yerine yıllardır suyu çok pahalı satıp Ankara’nın 232 köyünde, mahallesinde, kanalizasyon açıktan akarken yüzlerce köyde su yokken paraları buraya aktarmak hangi anlayıştır? Şimdi sayın rakibim de televizyona çıkmış ‘Ankara’nın merkezinde Tulumtaş köyünde kanalizasyon hala yok’ diyor. Muhtar da hemen kendisini yalanladı büyükşehir yaptı diye. Siz 25 yıl Ankara’yı yönettiniz. Bu kanalizasyon kapalıydı da birisi mi açtı? Buralarda su vardı da birisi mi kesti? Yıllardır ne işlerle uğraştınız? Ancak göz boyayan işlerle uğraştınız. Yerin altındaki yapılan yatırım görünmezliği, insanların sağlığını hiçe saydınız. İnsanların en hayati ihtiyaçlarını hep görmezlikten geldiniz. İşte aramızdaki fark, aramızdaki belediyecilik anlayışı budur.
“EMEKLİLERİMİZ İÇİN DE BİR MÜJDEMİZ VAR; ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE İNŞALLAH ‘EMEKLİ MECLİSİ’Nİ KURACAĞIZ”
Her gittiğimiz yerde yapılan tesislere yaptığımız masrafı da açıklıyoruz. Bugün bu açılışını yapacağımız tesis 8 milyon lira maliyette gerçekleştirildi. Dünkü Yapracık’taki Aile Yaşam Merkezimiz de 55 milyon liraya mal edilmiştir. Önümüzdeki dönemde buraları kullanacak emeklilerimiz için de bir müjdemiz var. Önümüzdeki dönemde inşallah ‘Emekli Meclisi’ kuracağız. Yani emekli vatandaşlarımızın belediyelerinden beklentilerini tam olarak ölçüp onlara daha iyi hizmet etmek için ‘Emekli Meclisi’ni kuruyoruz ve bu meclisin içerisine belediyemizden beklentilerini bildirecek şekilde komisyon üyeleri ve meclis başkanı seçilecek. Aynen kent konseyinde olduğu gibi onları bir şekilde karar alıp bize gönderecekler. İnşallah biz de belediye meclisinden onların talep doğrultusunda kararlarımızı alacağız. Bu ister fiziki mekanlar olabilir ya da emeklilerimizin günlük hayatını kolaylaştırıcı bizim göremediğimiz ne tür talepler olursa onlar hakkında karar vermek olacaktır.
“SAYIN TUGUT ALTINOK SİZ HÜKÜMETE MENSUP BELEDİYE BAŞKANISINIZ. BU VERDİĞİNİZ VAAT SAYIN CUMHURBAŞKANI’NIN BUGÜN AKŞAM YAYINLAYACAĞI BİR KARARNAMEYE BAĞLI. NİYE 1 NİSAN DİYORSUNUZ? ELİNİZDEN TUTAN MI VAR?”
Bugün yine cep telefonlarınıza mesaj geldi. Otobüsler emeklilere bedava olacak diye. Bir sürü saydırıyorlar. Şimdi her şeyden önce bu otobüslerdeki ücretsiz binme işine kararı Cumhurbaşkanlığı veriyor. Yani daha önceden bir kanunla bunu iktidar olduktan sonra getirdiler. Dolayısıyla belediyenin bir yetkisi yok. Belediye meclisinin de bir yetkisi yok. Sayın Turgut Altınok siz hükümete mensup bir belediye başkanısınız. Bu verdiğiniz vaat Sayın Cumhurbaşkanı’nın bugün akşam yayınlayacağı bir kararnameye bağlı. Niye 1 Nisan diyorsunuz? Elinizden tutan mı var vaatlerinizi? Yapıp geçsenize neyi bekliyorsunuz? Artık kaybedeceklerini anlayınca ne yapacaklarını şaşırdılar. Bol keseden vaatler aynen devam ediyor.
Şimdi İstanbul’daki adaylar için bir şey demiyorum yetkisi yok ama sizin vadettiğiniz şeylerden birçoğunu şu anda Keçiören Belediyesi’nde niye uygulamıyorsunuz? Türkiye’de aramızdaki belediyecilik anlayışının nereden kaynaklandığını söyleyeyim. Dün mesela Altındağ’da belediye işçileri grev yaptılar. Hani ikide bir büyükşehir batık diyorlar. Halbuki kredisi en yüksek belediyenin biz olduğunu açıkladık. Aslında burada bizde olmayan belediyelerin hepsi batık haberiniz olsun ilçe belediyelerinin. En güzel örneği ne oldu? Dün Altındağ Belediyesi işçilerin ödeneklerini ödeyememiş. Onlar da gittiler Altındağ Belediyesi’nin önünde başladılar gösteri yapmaya. Diğerlerinde de aynı. Onları inşallah yeni belediye başkanlarımız seçildikten sonra halka gösterip teşhir edecekler. ve ne oldu biliyor musunuz? Şimdi o işçiler Altındağ Belediyesi’nin işçisi diye ben seyretmedim. Haber gönderdim kendilerine. Akşam iftar yemeği, çay, kahve ve sahurda da aynı şekilde yemek göndermek suretiyle nerede darda olan insan varsa büyükşehirde emeğin yanında. Benim için fark etmiyor. Herhangi birisi benden talepte bulunsun yetiyor.
“‘MAL BANA AİT DEĞİL HEPSİ ALLAH’A AİT’ DEDİ GEÇTİ. BÜTÜN DÜNYA ALLAH’A AİT, HÜKÜM VEREN O AMA HER YERDE HEPİNİZ MAL BEYANINIZI AÇIKLAYIN DEDİM. HALA YOK. AÇIKLAYINCAYA KADAR DEVAM EDECEĞİM”
Bütün Türkiye’de bütün belediye başkanlarının başı dik gezsin istiyoruz. Bunun yolu nedir? Şeffaflıktır, açık ihalelerdir, hesap vermektir, ortak akılla kenti yönetmektir. Dolayısıyla biz dedik bir öncü olalım büyükşehir belediye başkanı olarak. Mal beyanımız 2019’da göreve başlarken neymiş şimdi ne olmuş ortaya serdik. ve bütün büyükşehir belediye başkanı adaylarına dedik ki siz de çıkarın. Çünkü sizler de uzun süredir kamu görevi yapıyorsunuz. Ses yok. En son ‘Mallar bana ait değil hepsi Allah’a ait’ dedi, geçti. Bütün dünya Allah’a ait, hüküm veren o. Ama ben her yerde şunu söyledim; Ben beş yıldır belediye başkanlığı yapıyorum. Hakkımda yüzlerce şikayet edildi. Hep böyle iftiralar, tweetler üzerine müfettiş geldi. Bizim şikayetlerimiz hala bekliyor İçişleri Bakanlığı’nda. Ama neredeyse müfettişleri oturtacak yer bulamaz hale geldik. Bugüne kadar o kadar inceleme yapıldı ve sonuçlandı ki daha bir tane personelim benim savcılığa gitmedi. Dolayısıyla böyle bir örnekten yola çıkarak hepiniz mal beyanınızı açıklayın dedim. Hala yok. Açıklayıncaya kadar devam edeceğim. Halk parasını kullandırdığı insanların bu parayı ne yaptığını görmeli. Bizimkini web sayfasından görüyor. Onların parasıyla zenginleşip zenginleşmediğini görmeli. Ben beş yıldır hiçbir yere fotoğrafımı asmadım. Beş yıldır bir tane minibüs bir şoför bir korumayla gezdim. Ne çakarlı araç ne konvoy. O konvoyları sizin paranızla yapıyorlar. ve bunun da hesabını vermiyorlar. İşte bunun hesabını öbür dünyaya bırakmak yok. Hepimizin inancı var mübarek gün. O hesabı sandıkta siz soracaksınız.”
]]>
Ataman, AA muhabirleri ve foto muhabirlerinin yurt içi ve dışında 2023 yılı boyunca çektiği, 5 kategoride oylamaya sunulan 147 fotoğrafı inceleyerek, “Haber”, “Çevre-Yaşam”, “Spor” ile bu yıla özel eklenen ” Deprem: Umut” ve ” Gazze: Kanıt” kategorilerinde seçim yaptı.
İlk oyunu, Eren Bozkurt’un objektifine yansıyan, Artistik Jimnastik Dünya Challenge Kupası’ndan “Olimpik burgu” isimli kareden yana kullanan Ataman, fotoğrafın durumu çok estetik olarak yansıttığını aktardı.
Öte yandan, Ataman, FIBA 2023 Avrupa Şampiyonası çeyrek finalinde Sırbistan ve Belçika Milli Takımları’nın Slovenya’nın başkenti Ljubljana’daki karşılaşmanın yer aldığı, Ales Beno’ya ait “Elle müdahale” isimli fotoğrafı seçerek, “Basketbol hocası olduğum için o fotoğrafı beğendim.” dedi.
UEFA Şampiyonlar Ligi’nde İskoçya temsilcisi Celtic ile İspanya ekibi Atletico Madrid arasındaki maçta Celtic taraftarının, İsrail’in abluka altındaki Gazze’ye saldırıları nedeniyle Filistin bayrağı açtığı, David Alvaro’ya ait “Gazze’ye destek” isimli kareyi oylayan Ataman, seçimi şu sözlerle açıkladı:
“Celtic maçındaki görüntüyü beğendim, atmosferi beğendim. Bütün bir stadyumun barış için bayrak açmasını beğendim.”
Ataman, Galatasaray geçmişine de atıfta bulunarak, Galatasaray’ın 2022-2023 sezonu şampiyonluk sevincini yansıtan ve Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk’un omuzlardayken Evrim Aydın’a ait “Taraftarın gözbebeği” isimli kareyi de “spor” kategorisinde seçtiklerine eklerken, “Okan Hoca’nın şampiyonluk fotoğrafı çok güzel. Bir Galatasaraylı olarak o fotoğrafı görünce mutlu oldum, onu hemen beğendiğimi söyleyebilirim.” diye konuştu.
Milli Kadın Voleybol Takımı’nın 2023 CEV Avrupa Şampiyonası’nın finalinde Sırbistan’ı 3-2 yenerek tarihinde ilk kez şampiyon olduğu anların sevincini yansıtan ve Dursun Aydemir’a ait “Dünyanın Sultanları” isimli kare için de oy kullanan Ataman, bu fotoğrafın gurur verici olduğunu vurguladı.
Ataman’ın İstanbul ve Cumhuriyet sevgisi seçimlere yansıdı
İstanbul’a olan sevgisini sık sık dile getiren Ataman, “Haber” kategorisinde, Cumhuriyet’in 100. yılında Türk donanmasının İstanbul Boğazı’ndan 100 gemi ile gerçekleştirdiği geçidi yansıtan Muhammed Enes Yıldırım’a ait “Boğazda bir dev” isimli kareyi seçti.
Ataman, “Fotoğraf hem İstanbul’un güzelliğini hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü gösteriyor. Bende bu duyguyu uyandırıyor.” dedi.
Haber kategorisinde Ataman’ın seçtiği diğer fotoğraf ise, Cumhuriyet’in 100. yıl dönümü dolayısıyla İstanbul Boğazı’nda düzenlenen havai fişek, ışık ve dron gösterilerini yansıtan, Aytuğ Can Sencar’a ait “Türkiye yüzyılı” isimli kare oldu.
Ataman, bu kare için “Cumhuriyet ve 100. yıl benim için çok önemli. İstanbul da benim için dünyanın en güzel şehri. Çok güzel bir fotoğraf olarak görüyorum onu.” diye konuştu.
“Çevre ve yaşam” kategorisinde, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve Cumhuriyet’in ilanının 100. yıl dönümünde Anıtkabir’e akın eden vatandaşların görüldüğü Emin Sansar’a ait, “Ata’nın huzurunda” karesini seçen Ataman, “Binlerce insanın 29 Ekim’de ve 100. yılda Ata’mızı anması benim için çok önemli.” dedi.
İstanbul’da Mevlit Kandili dolayısıyla Sultanahmet Camisi’nde düzenlenen programın havadan İstanbul manzarasıyla birlikte görüldüğü Ali Atmaca’ya ait “Sen aydınlatırsın geceyi” isimli kareyi de seçtiklerine ekleyen Ataman şöyle konuştu:
“Fotoğraf müthiş. İstanbul’un akşam güzelliğini, hem Sultanahmet, hem arkada İstanbul ve Boğaziçi Köprüsü’nü gösteriyor. İstanbul’un büyüleyici atmosferini aktarıyor.”
“Yıkım” ve “Depremin Umudu” da seçilenler arasında yer aldı
Ataman, “Gazze: Kanıt” kategorisinde, savaşın boyutlarını ve bir şehrin yok edilişini geniş açıdan gözler önüne seren İsrail’in başlattığı yoğun bombardıman sonucu Gazze Şeridi’nde moloz yığınına dönüşen çok sayıdaki binanın yer aldığı, Shadi Al Tabatibi’ye ait “Yıkım” isimli fotoğrafı seçti.
“Deprem: Umut” kategorisinde geçen yıl 6 Şubat depremlerinde yıkılan binanın enkazından 29 saat sonra sağ çıkarılan 6 aylık bebek Ayşe Vera Yılmaz’ın yer aldığı Aytuğ Can Sencar’a ait “Depremin umudu” isimli fotoğrafı seçen Ataman, “Çok büyük bir acı sonucu kenetlenen bir kurtarma ekibinin tüm Türkiye’nin kenetlenmesi ve kurtarma ekiplerinin yaptığı büyük mücadele sonucu kurtarılan bir bebeğimizin fotoğrafı. Büyük acının tesellisi diyeceğim buna.” diye konuştu.???????
]]>Antalya’nın en önemli sembollerinden Helenistik döneme tarihlenen burçlar üzerinde yer alan, kule kısmı Bizans döneminde yapılan ve 1900’lü yılların başında 2’nci Abdülhamid döneminde Saat Kulesi olarak inşa edilen yapıda restorasyon çalışmalarında sona gelindi. Yapının orta bölümündeki bir blok üzerinde Roma Döneminde işlendiği tahmin edilen Yunanca TÜ harfleri bulundu. Bu blokun Kaleiçi bölgesindeki bir kamuya ait binadan getirip Saat Kulesi’nin inşasında kullanıldığı belirlendi. Blok olduğu gibi yerinde korunurken, Saat Kulesi’nin açılışına engel olmayacağı bildirildi.
“Başka yerden getirilmiş”
Akdeniz Üniversitesi Eski Çağ Diller ve Kültür Bölümü Yunan Dili Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Nuray Gökalp Özdil, Saat Kulesi’nde Roma İmparatorluğu Döneminde devşirme olarak kullanılan bazı mimari bloklar varlıklarını bildiklerini hatırlattı.
Restorasyon çalışmaları sırasında Saat Kulesi’nin orta bölümünde ve tam köşede yeni bir blokun gün yüzüne çıkarıldığını söyleyen Özdil, “Bloğun ebatları, üzerinde kazınmış harflerin yükseklikleri daha ziyade bunun devşirme olarak, Kesik Minare çevresindeki bir yapılaşmadan, buraya getirildiğini düşünüyoruz. Her bir harf yüksekliği 16 santimetre, bu büyük harfler yapının bize kamu binası olduğunu belirtiyor. Ama Yunanca’da iki harf yanyana geldiğinde TÜ şeklinde okunur. Blokun sağı ve solunda kırıklar var. İki büyük harf olması bir binanın binanın karşıdan daha iyi görülmesini sağlayan kamuya ait bina olarak değerlendiriyoruz” dedi.
“Kamu binasına ait”
Harflerin karakterinin muntazam işlendiğinin altını çizen Özdil, “Bu özenli işleyiş kamu binası olduğunu gösteriyor. İsa’dan sonra 2. Yüzyıl Roma İmparatorluğu dönemine ait bir blok. Kamu binalarına yazılan bu harflerin başka kentlerde de görebiliyoruz. Perge’de büyük harflerin bulunduğu kamu yapılarını görebiliyoruz” diye konuştu.
“Harcın altından çıktı”
Antalya Valiliği Kültür Varlıkları Birim Yetkilisi Koruma ve Restorasyon Uzmanı Cemil Karabayram, 2020 yılından bu yana Saat Kulesi’nde çalışmaların devam ettiğini belirterek, yapının Roma’dan, Selçukluya, oradan Osmanlıya ve günümüze kadar geldiğini ifade etti.
Saat Kulesi’nde bir yıl önce çift başlı kartal figürünün bulunduğunu hatırlatan Karabayram, “Bir taraftan çalışmalarımız devam ederken yeni bir süreçte de önümüze hemen üst katmanda Roma dönemine ait olduğunu düşündüğümüz 2 harf bulundu. Roma Dönemi yazıt tiplerinden bir örnek. Bunun Kaleiçi’nde bir mimari yapıya ait olabileceği düşüncesi ifade edildi. Bu yazılı blok önümüze bir çimentolu harcın altından çıktı. Çok itinalı bir şekilde söküldü ve kaldırıldı. En önemli konulardan biri burada. Mevcut şu anki bloğun yerinde korunması olayıydı. Çünkü bu bir dönem eki. Bunun nereye ait olduğunu bilmiyorsunuz ve bilmediğiniz bir malzemenin geldiği yeri bilmediğiniz bir yeri tekrar götürebilme imkan yoktur, yerinde korunacak” dedi.
Bu bulgunun çıkmasının Saat Kulesi’nin açılışına engel bir durum teşkil etmediğini dile getiren Karabayram, “Saat Kulesi’nde son rötuşlar yapılıyor, 10-15 Şubat tarihi arasında açılışı yapılacak” açıklamasında bulundu. – ANTALYA
]]>NATO Müttefik Hava Komutanlığı’nın birçok tatbikata davet ettiği Türk Hava Kuvvetleri’ne (THK) ait savaş uçağı, İHA ve diğer uçakları havada fotoğraflayan Cem Doğut, hava fotoğrafçılığını anlattı.
Profesyonel olarak 2011 yılında THK’nin 100’üncü kuruluş yıl dönümünün kutlandığı hava gösterilerinde havacılık fotoğrafçılığına adım atan Cem Doğut, birçok savaş uçağı, İHA ve diğer uçakları havada fotoğrafladığını söyledi. THK’nin 100’üncü yıl etkinliğiyle havacılık fotoğrafçılarına bakışının değiştiğini belirten Doğut, “Etkinliğe katılan çok sayıda yerli ve yabancı havacılık fotoğrafçısı olması nedeniyle başta Anadolu Kartalı tatbikatlarında havacılık fotoğrafçıları günü (Spotter Day) yapılmaya başlandı. Yaptığımız iş aslında gönüllü olarak hava kuvvetlerinin tanıtımını yapmak olduğu için bu her iki taraf için karlı bir ilişki” dedi.
HAVADA MUHTEŞEM LAR
Doğut’un fotoğrafları arasında uçuş esnasında Panter Filoya ait F-4E/2020 Phantom II uçağı, Alanya üzerinde Erken İkaz ve Komuta Kontrol uçağı olan E-7T, Anadolu Kartalı Tatbikatı’nda gece uçuşu için hazırlanan F-16D uçağı, Antalya Havalimanı üzerinde KC-135R tanker uçağı, TUSAŞ tarafından geliştirilen eğitim uçağı HÜRKUŞ, Özgür Projesi kapsamında milli imkanlarla modernize edilen ilk F-16C Block 30 uçağı, Polonya’da Türk bayrağını dalgalandıran 161’inci filoya ait F-16C, Baltık Hava Polisliği görevinde Hel Yarımadası’nda devriye uçuşundaki Savaşan Şahin, NATO görevinde uçan F-16’lar gibi çok sayıda THK’ye ait uçağın fotoğrafı bulunuyor. Çekimlerde gün batımında Van Gölü üzerinde Bayraktar TB-2, Erciyes Dağını selamlayan A400M uçağı, Deniz Kuvvetleri’ne ait P-72 Deniz Karakol Uçağı fotoğrafları da bunlar arasında yer alıyor.
TÜRK HAVA KUVVETLERİ’NE KİTAP HAZIRLADI
O dönemde THK envanterindeki Phantom uçaklarını anlatacak bir kitap hazırlamak için başvuruda bulunduğunu belirten Cem Doğut, “2014 yılında THK’nin izni ve desteğiyle ‘Türk Hava Kuvvetleri’nde F/RF-4E Phantom II’ adlı bir kitap hazırlamaya başladım. Bu kitap, Ocak 2023’te yayımlandı. Bu süreçte THK’ye ait KC-135R tanker uçağından, envanterimizde bulunan diğer savaş uçaklarını havadan havaya fotoğraflama şansım oldu. Böylece askeri uçaklarda uçma şansına erişen az sayıdaki fotoğrafçıdan biri oldum” diye konuştu.
THK ile ilgili başka bir kitabın hazırlıklarına devam ettiğini de söyleyen Doğut, “Kitap için çalışmalarım devam ederken tatbikatları ve halka açık hava gösterilerini takip etmeye başladım. Buralarda çektiğim fotoğraflar ile makaleler hazırlamaya başladım. 2019 yılından itibaren Defence Turkey’de yazar ve havacılık fotoğrafçısı olarak çalışmaya başladım. Ayrıca uluslararası havacılık dergilerinde de makalelerim yayımlandı” dedi.
UÇUŞ ESNASINDA ÇEKİMİ
Havacılık fotoğrafçılığının tanınırlığını artırmak ve gelişimine destek olmak için uzun yıllardır uğraş verdiğini kaydeden Doğut, “2018 ve 2019 yıllarında EurasiaAirshow ve Teknofest etkinliklerinde ‘Havacılık Fotoğrafçıları Koordinatörü’ olarak çalıştım. EurasiaAirshow’da Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen ve birden fazla havacılık fotoğrafçısının katılımıyla sivil bir uçaktan havadan havaya fotoğraf çekimlerinde yer aldım. Dünyada sıkça yapılan havadan havaya fotoğraf çekimlerinin Türkiye’de de yapılabileceğini göstermiş olduk. Bu çekimde Türk Hava Kurumu’na ait bir uçakta uçarken Airshow’a katılan Türk Hava Kuvvetleri, Çek ve Polonya Hava Kuvvetleri’ne ait savaş uçaklarını uçuş esnasında fotoğrafladık” diye konuştu.
NATO, DAVET ETTİ
Sonrasında yurt dışındaki etkinlikleri takip edip, buralarda da fotoğraf çekmeye, makaleler yazmaya devam ettiğini belirten Doğut, şunları anlattı:
“Bu etkinliklerden en önemlisi 2021 yılında Türk Hava Kuvvetleri’nin Polonya’da katıldığı Baltık Hava Polisliği görevi için NATO Müttefik Hava Komutanlığı tarafından düzenlenen PHOTEX oldu. Polonya Hava Kuvvetleri’ne ait C295M kargo uçağının rampasından Türk Hava Kuvvetleri’nin 161’inci filosuna ait 2 adet F-16C Savaşan Şahin uçağını havadan havaya fotoğraflama şansım oldu. Bu uçuşta çektiğim fotoğraflar dünyadaki çeşitli havacılık dergilerinde yayımlandı. Gene bu çekim ile ilk kez bir Türk havacılık fotoğrafçısı, yurt dışında düzenlenen havadan havaya çekime katılmış oldu. NATO Müttefik Hava Komutanlığı, daha sonra beni farklı hava kuvvetleri ile düzenlediği çekimlere davet etti. Bu sayede Türk havacılık fotoğrafçılarının da uluslararası standartlarda fotoğraflar çekebileceğini göstermiş olmaktan çok mutluyum. Umarım ilerleyen dönemde benzer havadan havaya çekimleri diğer arkadaşlarımızla ve Türk Hava Kuvvetleri ile yurt içinde de yapabiliriz.”
]]>Sosyal medya fenomeni Kıvanç Talu ve eşi Beril Talu’nun yaklaşık 150 milyon liralık vurgun yapıp yurtdışına kaçtıkları iddia edilmişti. Türkiye’ye geldikten sonra gözaltına alınan Kıvanç ve Beril Talu çifti, Anadolu Adliyesi’ne getirildi. Savcılık ifadelerinin ardından Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilen Talu çifti, “Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında dolandırıcılık” suçundan tutuklandı.
‘BİZİ ÇOCUĞUMUZ ÜZERİNDEN TEHDİT ETMEYE BAŞLADILAR”
Kıvanç ve Beril Talu çiftinin hakimlikte verdiği ifadeler ortaya çıktı.Kimlik tespiti sırasında aylık kazancının 60 bin lira olduğunu söyleyen Beril Talu ifadesinde, “Şirketten ayrıldıktan sonra eşimle birlikte kendimize ait ‘ Var böyle tipler’ organizasyon ve nakliye hizmetleri limited şirketinde faaliyet göstermeye başladık. Yaklaşık 60 adet proje aldık, proje oluşturduk. Bunlardan 5-6 tanesini gerçekleştirdik. 10-15 tanesi türlü sebeplerden dolayı iptal oldu ya da ertelendi. Biz faaliyetlerimize devam ederken istifaya zorlandığım şirkete dair alacaklılar ve projelerini yürüttüğüm kişiler tarafından ödeme yapmam istendi. Biz de bir kısmını kendime ait araç, babama ait bir araç ve tekne satmak suretiyle ödemeye çalıştık ancak faaliyetlerimiz aksadığı için çevremizden borç almak zorunda kaldık. Zamanla borç aldığımız kişiler bize tehditvari konuşmaya başladılar. Kendilerini tahsilatçı olarak tanıtan kimi kişiler, bizi çocuğumuz üzerinden tehdit etmeye başladılar. Ben ve eşim bu kişilerle konuşmayı denedik ancak hayatımızla ve çocuğumuzla tehdit edildiğimiz için konuşmanın bir faydasının olmayacağını gördük” dedi.
“BORÇ ALDIĞIMIZ KİŞİLER YÜZDE 100’ÜN ÜZERİNDE FAİZ TALEP ETTİ”
Beril Talu ifadesinin devamında, “Bundan ötürü can güvenliğimizden dolayı 15 Ekim’de Gürcistan’a gittik. Gittiğimizin ertesi günü sosyal medya ve kimi haber sitelerinde eski arkadaşım olan bir muhabirin şahsımızı zan altında bırakacak ve tarafımızla ilgili dolandırıcı algısı oluşturacak kimi haberler yaptığını gördük. Eşim Gürcistan’dayken dahi şirket faaliyetlerini sürdürmeye çalışmaktaydı ancak haberler çok farklı yönlere gidince bizden alacaklı olan herkes suç duyurularında bulunmaya ve asparagas twitler atmaya başladılar. Bunların artık sonu gelmiyordu. Bizim eşimle birlikte hiçbir şekilde bu kişileri dolandırmak veya borçlarımızı ödememek gibi niyetimiz yoktu ancak borç aldığımız kişiler yüzde 100’ün üzerinde dahi faizler talep etmeye başladılar. Dosyada bulunan suç duyurularından da bunu zaten görebilirsiniz. Borçlarımız tahmin edemeyeceğimiz şekilde çok büyüyünce ödeyemez duruma düştük” ifadelerini kullandı.
“BORCU BORÇLA KAPATMAKTAYDIM”
Kimlik tespitinde aylık kazancının 40 bin lira olduğunu söyleyen Kıvanç Talu ise ifadesinde, “Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumdan dolayı bazı projeler iptal edildi. Bu noktada ben kalan projeleri sürdürmek için sermayeye ihtiyaç duydum. Bundan dolayı eşimin yakın çevresinden borç talep ettik. Aldığımız bu borçlarla hem önceki borçları hem de mevcut projelere dair nakit ihtiyacı karşıladık. Bir zaman sonra alacaklılar beni ve eşimi tehdit eder duruma geldiler. Biz bu borcu ödemek zorundaydık zira hepimiz aynı piyasada çalışıyorduk. Ödemememiz halinde piyasada iş yapamaz duruma gelirdik. Bunun sebebi şirkete ait borçlardı. Son dönemlerde bir sarmala girmiştim. Öyle ki kendi kullandığım ancak eşimin babası adına olan Porsche marka bir araç ve şirkete ait bir araç ve tekneyi satmak zorunda kaldım. Hatta pek çok kredi çektim; borcu borçla kapatmaktaydım. Bu zamana kadar bir mal varlığına sahip olmamamın sebebi kazanmış olduğum parayı düzgün şekilde değerlendiremediğim içindir” dedi.
“ANAPARA BORCUNU ÖDEDİĞİMİZ AMA FAİZİNİ ÖDEYEMEDİĞİMİZ DURUMLAR DAHİ OLDU”
Kıvanç Talu ifadesinin devamında, “Eşim çevresinden sürekli borç istediği için alacaklılar çok yüksek oranlarda faiz talep etmeye başladılar. Hatta anapara borcunu ödediğimiz ama faizini ödeyemediğimiz durumlar dahi oldu çünkü faizler çok yüksek değerlerdeydi. Zaten tarafım hakkında suç duyurusunda bulunan kişilerin dilekçelerinde bu husus açıktır. Yurtdışına çıkma iradem kesinlikle insanları dolandırma veya paralarını kaçırma kapsamında değil, eşim ve çocuğumun can güvenliğini sağlamak amacıylaydı. Zira eski bir muhabir balon bir haber yapmış, bunu duyan tüm alacaklılarımız dolandırıldığını düşünmüş, bize karşı suç duyuruları ve tehditlerde bulunmuşlardır” dedi.
]]>150 MİLYON liralık vurgun yaptıkları iddia edilen ve tutuklanarak cezaevine gönderilen sosyal medya fenomeni Kıvanç Talu ve eşi Beril Talu’nun hakimlik ifadesi ortaya çıktı. Kıvanç Talu hakimlikteki ifadesinde, “Son dönemlerde bir sarmala girmiştim. Öyle ki kendi kullandığım ancak eşimin babası adına olan Porsche marka bir araç ve şirkete ait bir araç ve tekneyi satmak zorunda kaldım. Hatta pek çok kredi çektim. Borcu borçla kapatmaktaydım” dedi.
Sosyal medya fenomeni Kıvanç Talu ve eşi Beril Talu’nun yaklaşık 150 milyon liralık vurgun yapıp yurtdışına kaçtıkları iddia edilmişti. Türkiye’ye geldikten sonra gözaltına alınan Kıvanç ve Beril Talu çifti, Anadolu Adliyesi’ne getirildi. Savcılık ifadelerinin ardından Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilen Talu çifti, “Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında dolandırıcılık” suçundan tutuklandı.
“BİZİ ÇOCUĞUMUZ ÜZERİNDEN TEHDİT ETMEYE BAŞLADILAR”
Kıvanç ve Beril Talu çiftinin hakimlikte verdiği ifadeler ortaya çıktı.Kimlik tespiti sırasında aylık kazancının 60 bin lira olduğunu söyleyen Beril Talu ifadesinde, “Şirketten ayrıldıktan sonra eşimle birlikte kendimize ait ‘ Var böyle tipler’ organizasyon ve nakliye hizmetleri limited şirketinde faaliyet göstermeye başladık. Yaklaşık 60 adet proje aldık, proje oluşturduk. Bunlardan 5-6 tanesini gerçekleştirdik. 10-15 tanesi türlü sebeplerden dolayı iptal oldu ya da ertelendi. Biz faaliyetlerimize devam ederken istifaya zorlandığım şirkete dair alacaklılar ve projelerini yürüttüğüm kişiler tarafından ödeme yapmam istendi. Biz de bir kısmını kendime ait araç, babama ait bir araç ve tekne satmak suretiyle ödemeye çalıştık ancak faaliyetlerimiz aksadığı için çevremizden borç almak zorunda kaldık. Zamanla borç aldığımız kişiler bize tehditvari konuşmaya başladılar. Kendilerini tahsilatçı olarak tanıtan kimi kişiler, bizi çocuğumuz üzerinden tehdit etmeye başladılar. Ben ve eşim bu kişilerle konuşmayı denedik ancak hayatımızla ve çocuğumuzla tehdit edildiğimiz için konuşmanın bir faydasının olmayacağını gördük” dedi.
“BORÇ ALDIĞIMIZ KİŞİLER YÜZDE 100’ÜN ÜZERİNDE FAİZ TALEP ETTİ”
Beril Talu ifadesinin devamında, “Bundan ötürü can güvenliğimizden dolayı 15 Ekim’de Gürcistan’a gittik. Gittiğimizin ertesi günü sosyal medya ve kimi haber sitelerinde eski arkadaşım olan bir muhabirin şahsımızı zan altında bırakacak ve tarafımızla ilgili dolandırıcı algısı oluşturacak kimi haberler yaptığını gördük. Eşim Gürcistan’dayken dahi şirket faaliyetlerini sürdürmeye çalışmaktaydı ancak haberler çok farklı yönlere gidince bizden alacaklı olan herkes suç duyurularında bulunmaya ve asparagas twitler atmaya başladılar. Bunların artık sonu gelmiyordu. Bizim eşimle birlikte hiçbir şekilde bu kişileri dolandırmak veya borçlarımızı ödememek gibi niyetimiz yoktu ancak borç aldığımız kişiler yüzde 100’ün üzerinde dahi faizler talep etmeye başladılar. Dosyada bulunan suç duyurularından da bunu zaten görebilirsiniz. Borçlarımız tahmin edemeyeceğimiz şekilde çok büyüyünce ödeyemez duruma düştük” ifadelerini kullandı.
“BORCU BORÇLA KAPATMAKTAYDIM”
Kimlik tespitinde aylık kazancının 40 bin lira olduğunu söyleyen Kıvanç Talu ise ifadesinde, “Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumdan dolayı bazı projeler iptal edildi. Bu noktada ben kalan projeleri sürdürmek için sermayeye ihtiyaç duydum. Bundan dolayı eşimin yakın çevresinden borç talep ettik. Aldığımız bu borçlarla hem önceki borçları hem de mevcut projelere dair nakit ihtiyacı karşıladık. Bir zaman sonra alacaklılar beni ve eşimi tehdit eder duruma geldiler. Biz bu borcu ödemek zorundaydık zira hepimiz aynı piyasada çalışıyorduk. Ödemememiz halinde piyasada iş yapamaz duruma gelirdik. Bunun sebebi şirkete ait borçlardı. Son dönemlerde bir sarmala girmiştim. Öyle ki kendi kullandığım ancak eşimin babası adına olan Porsche marka bir araç ve şirkete ait bir araç ve tekneyi satmak zorunda kaldım. Hatta pek çok kredi çektim; borcu borçla kapatmaktaydım. Bu zamana kadar bir mal varlığına sahip olmamamın sebebi kazanmış olduğum parayı düzgün şekilde değerlendiremediğim içindir” dedi.
“ANAPARA BORCUNU ÖDEDİĞİMİZ AMA FAİZİNİ ÖDEYEMEDİĞİMİZ DURUMLAR DAHİ OLDU”
Kıvanç Talu ifadesinin devamında, “Eşim çevresinden sürekli borç istediği için alacaklılar çok yüksek oranlarda faiz talep etmeye başladılar. Hatta anapara borcunu ödediğimiz ama faizini ödeyemediğimiz durumlar dahi oldu çünkü faizler çok yüksek değerlerdeydi. Zaten tarafım hakkında suç duyurusunda bulunan kişilerin dilekçelerinde bu husus açıktır. Yurtdışına çıkma iradem kesinlikle insanları dolandırma veya paralarını kaçırma kapsamında değil, eşim ve çocuğumun can güvenliğini sağlamak amacıylaydı. Zira eski bir muhabir balon bir haber yapmış, bunu duyan tüm alacaklılarımız dolandırıldığını düşünmüş, bize karşı suç duyuruları ve tehditlerde bulunmuşlardır” dedi.
]]>