DENİZLİ’nin Güney ilçesinde sepetli motosikletin dere yatağına düştüğü kazada eşi Oktay Burkay’ı (39) kaybeden, kendisi de yaralanıp hastaneye kaldırılan Emine Burkay’ın (37) beyin ölümü gerçekleşti. Kendisi de böbrek hastası olan ve organ nakli bekleyen Emine Burkay’ın vasiyeti üzerine karaciğeri İzmir’de bir hastaya nakledildi.
Kaza, 13 Temmuz’da Yeni Mahalle’de meydana geldi. Denizli’den Güney yönüne giderken Oktay Burkay’ın kontrolünü yitirdiği plakasız sepetli motosiklet, 3 metre yükseklikteki dere yatağına uçtu. Kazada, Güney Belediyesi’nde işçi olarak çalışan Oktay Burkay hayatını kaybetti, yaralanan eşi Emine Burkay ise Denizli Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.
Yoğun bakım servisinde tedavi gören Emine Burkay’ın beyin ölümü gerçekleşti. Vasiyeti üzerine ailesi Burkay’ın organlarını bağışladı. İzmir’den gelen ekip tarafından Burkay’dan alınan karaciğer İzmir’de bir hastaya nakledildi.
İKİSİ DE BÖBREK NAKLİYLE HAYATA TUTUNMUŞ
Emine Burkay’ın böbrek hastası olduğu, 2009 yılında babasından alınıp, kendisine nakledilen böbrekle sağlığına kavuştuğu ancak 6 ay önce tekrar eden hastalığı nedeniyle yeniden diyaliz tedavisi görmeye başladığı bildirildi. Eşi Oktay Burkay’ın da böbrek hastası olduğu ve 13 yıl önce babası Hasan Burkay’ın böbreği bağışlaması ile tekrar yaşama tutunduğu belirtildi.
‘AİLESİ VASİYETİ YERİNE GETİRİP BİR HASTAYA UMUT OLDU’
Denizli İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Berna Öztürk, Emine Burkay’ın ailesine baş sağlığı dileyerek organ bağışında bulundukları için teşekkür etti. Uzm. Dr. Öztürk, “5 yıldan fazla diyalize girmiş ve 2009 yılında babasının böbreği ile sağlığına kavuşmuş olan Emine Burkay’ın hikayesi, organ bağışının önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Burkay’ın böbreği ret verince ne yazık ki 6 aydır yine diyaliz süreci başlamış olup kendisi de organ nakli beklerken üzücü bir kaza sonucu hayatını kaybetmiştir. Organ nakli bekleyen hasta olarak yaşamında bu zorlu süreçleri çokça yaşamış olan Burkay, sağlığında organ bağışçısı olmuş ve ailesine de bu konuda vasiyet etmiştir. Emine Burkay’ın ailesi acılarını bir kenara bırakarak, vasiyeti yerine getirdiler, organ bağışında bulundular ve bir hastaya umut oldular. Onlara bu konuda duyarlılıklarından dolayı teşekkürlerimi iletiyor ve baş sağlığı diliyorum” dedi.
‘ORGAN BEKLEDİKLERİ İÇİN BAĞIŞ KONUSUNDA FARKINDALIĞI YÜKSEK BİR AİLE’
Uzm. Dr. Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Emine Burkay’ın aynı kazada vefat eden eşi de diyaliz hastası olup, böbrek nakliyle sağlığına kavuşmuş. Diliyoruz ki kimse sağlığını kaybetmesin, organ bağışı beklemek zorunda kalmasın ama Türkiye’de ne yazık ki yaklaşık 33 bin hasta organ beklemektedir. Burkay ailesi, kendileri de uzun yıllar diyaliz süreci ve organ nakli bekledikleri için organ bağışı konusunda farkındalığı yüksek bir aileydi. Organ bağışının önemini; müdürlük olarak yürüttüğümüz ‘Her Bağış Yeni Bir Hayat Projesi’ kapsamında sağlık ekiplerimizin gayreti ile her alanda anlatmaya çalışıyoruz. Elbette, bu süreci yaşayanlar bu konuda çok daha duyarlı olabiliyorlar. Ama bizim amacımız, organ bağışında farkındalık düzeyini arttırmak ve bağış sayılarını çoğaltabilmek. Çünkü her bağış, organ nakli bekleyen hastalar için bir umut olmakta ve sağlıklarına kavuşabilmelerini sağlamaktadır. Vatandaşlarımızı da bu konuda duyarlı olmaya ve organ bağışında bulunmaya davet ediyoruz.”
]]>24 yaşındaki Muhammed Bhar, Down sendromlu ve otizmliydi. 70 yaşındaki annesi Nabila BBC’ye onu anlatırken, “Yemek yemeyi, içmeyi, üstünü değiştirmeyi bilmezdi. Ben onun bezini değiştirirdim. Ona yemek yedirirdim. Kendi işini göremiyordu” diyor.
Ailesi her zaman yanındaydı. Küçükken dışarıda zorbalığa maruz kaldığında, dövüldüğünde, eve gelip onlara sığınabiliyordu.
Savaş başladığında bomba sesleri ve patlamalar onu paniğe sürüklediğinde, işlerin yoluna gireceğini söyleyen birisi hep vardı.
Kilosu nedeniyle hareket etmekte zorlandığı için gün içerisinde hep aynı koltukta oturmak istiyordu. Ailesi, ihtiyaçlarını gidermesine yardım ediyordu.
27 Haziran’da savaş, Bhar ailesinin mahallesini bir kez daha kuşattı. Gazze şehrinin doğusundaki Şucaiyye mahallesindeki herkes, İsrail askerleri tarafından evlerini terk etmeye zorlandı.
Bhar ailesi için oradan oraya taşınmakta çok zordu. Nabila, 15 kez yer değiştirdiklerini anlatıyor: “Nereye gitsek, orayı bombaladılar.”
Çatışmalar çevrelerindeki sokaklarda yoğunlaşınca evin farklı odalarında gizlenmek zorunda kalıyorlardı. En şiddetli çatışma anlarında banyoda gizleniyorlardı.
Nabila, “Yedi gün kuşatma altında kaldık. Tanklar ve askerler evin çevresindeydi. Muhammed ise koltukta oturuyordu, başka yerde durmayı sevmezdi” diyor.
Çevreden gelen patlama ve çatışma sesleri Muhammed’i korkutuyordu, Nabila onun sık sık paniklediğini anlatıyor. Bomba seslerini duyduğunda, sanki birisi ona vurmaya çalışıyormuş gibi kendisini korumaya çalışıyordu. Ailesi ise onu yatıştırmaya çalışıyordu ancak annesi, Muhammed’in olan biteni anlamakta çok zorlandığını söylüyor.
Evde neler yaşandı?
3 Temmuz’da, ailenin anlattığına göre İsrail askerleri evlerini bastı.
Nabila onlarca askerin ve bir askeri köpeğin geldiğini anlatıyor.
Bu köpeklerin, Hamas savaşçılarını, bubi tuzaklarını ve patlayıcılarını tespit etmek için kullanıldığı ileri sürülüyor.
Nabila ilk olarak, askerlerin her şeyi kırıp döktüğünü duydu, ardından askerler ve köpek odaya girdi.
“Onlara söyledim, ‘O engelli, ona dokunmayın, o engelli. Köpeği uzak tutun’ dedim” diyor.
Ardından Nabila, köpeğin Muhammed’e saldırdığını gördü.
Şöyle anlatıyor:
“Köpek ona saldırdı, önce göğsünden sonra elinden ısırdı. Muhammed konuşmadı, sadece ‘Hayır, hayır, hayır’ dedi. Köpek kolunu ısırdı ve kan aktı. Ona ulaşmaya çalıştım ama yapamadım. Kimse ona ulaşamadı. O, köpeğin başına dokunup ‘Yeter, yeter’ diyordu. Kan aktıkça köpek daha çok saldırdı.”
Bu noktada, askerler Muhammed’i başka bir odaya götürdü ve köpekten uzaklaştırdı. Yaralandığı yerlere müdahale etmeye çalıştılar.
Her zaman ailesinin yardımına muhtaç olan Muhammed şimdi askerlerin elindeydi.
Nabila, “Onu başka odaya götürdüler, kapıyı da kitlediler. Ona ne olduğunu görmek istedik. Muhammed’i görmek istedik. Silahlarını bize doğrulttular. Bizi başka odaya aldılar” diyor.
Askeri doktorun onu tedavi etmek için geleceğini söylediler. Bir süre sonra doktor geldi ve Muhammed’in yattığı odaya girdi.
Muhammed’in yeğeni, 11 yaşındaki Janna, ailesinin askerlere yalvardığını anlatıyor. Askerler ise onun “iyi olduğunu” söylemekle yetindi.
Birkaç saat sonra aile, silah zoruyla evden çıkarıldı. Muhammed’i askerlerle bırakıp çıkmak zorunda kaldılar. Yalvarış ve çığlıklar işe yaramadı. Muhammed’in iki kardeşi gözaltına alındı ve hala serbest bırakılmadılar.
Bir hafta sonra, kardeşi Jibreel, eve geri döndü ve şoke edici manzarayla karşılaştı. Çektiği görüntüleri de BBC kameramanı ile paylaştı.
Muhammed’in cansız bedeni yerdeydi. Çevresinde kan vardı. Görüntülere göre koluna, kanı durdurmak için sadece turnike yapılmıştı.
Jibreel, “Kanamayı durdurmaya çalıştılar. Sonra dikiş atmadan ve başka bir şey yapmadan onu bıraktılar. Yalnızca bu ilk yardım müdahalesini yapmışlar. Gördüğünüz gibi burada ölüme terk edilmiş. Onun evden götürüldüğünü düşünüyorduk. Kanlar içinde yalnız şekilde bırakılmış. Ordu onu bırakıp gitmiş” diyor.
Muhammed’in ölümünün tam olarak hangi yaralanmayla gerçekleştiğini ve bu sürede ona ne olduğunu belirlemek güç.
Ailesi onun cesedini bulduktan kısa bir süre sonra evlerin arasındaki bir boşluğa defnetti. Çünkü cesetlerin morga ya da mezarlığa götürülmesi çok tehlikeliydi. Otopsi ve ölüm belgesi elde etmek ise mevcut şartlarda imkansız.
Aile, soruşturma istiyor. Ancak devam eden çatışmalar ve ölü sayısının çok yüksek olması, bunun yakın zamanda yapılabileceğinin ihtimal dahilinde olmadığını düşündürüyor.
BBC’nin konuyla ilgili İsrail ordusuna yönelttiği sorulara, ” İnceleme yapılacağı” yanıtı verildi.
Nabila, ölen çocuğunun son anlarını her an hatırlıyor:
“Köpeğin onu parçalaması gözümün önünden gitmiyor, kolundan akan kan, her zaman gözümün önünde, bir an bile gitmiyor. Onu koruyamadık, askerlerden de köpekten de…”
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Halk Sağlığı Dairesi Başkanlığı’na bağlı Doğal Yaşam Parkı’nda, yeni doğumların heyecanı yaşanıyor. Zebradan lemura, Güney Afrika antilobundan ceylan ve alageyiklere kadar parktaki bir çok tür 2024’ün ilk yarısında peş peşe gelen 61 yeni yavru ile birlikte ailesini genişletti.
“Bu güzellikler ciddi bir emeğin ürünü”
15 senedir Doğal Yaşam Parkı’nın sakinleri arasında yer alan dost canlısı bir papağan türü olarak bilinen kakaduların ilk kez yavruları oldu. Konuşma yeteneğine sahip ender türler arasında bulunan ve sesleri taklit etme yeteneğine sahip olan kakaduların, ziyaretçiler tarafından büyük ilgi gördüğünü belirten Veteriner Sağlık Teknikeri Emin Onbaş, “Kakadu ailesinden yavru alabilmek için özel bir çalışma yaptık. Kendilerini güvende hissetmeleri için özel bir alan oluşturduk. Böylelikle yavru almayı başardık. Şu an baksın içerisinde 3 yumurta daha var. Onlardan da yavru almayı umut ediyoruz. Tüm bu güzellikler ciddi bir emeğin ürünü. Bu emeklerin karşılığını aldığımız ve Doğal Yaşam Parkı’na bir kakadu daha kazandırdığımız için mutluyuz” dedi.
Lemur ve zebra ailesi de büyüdü
İzmir Doğal Yaşam Parkı’nın gözdeleri halka kuyruklu lemur ailesine de yeni bireyler katıldı. Nisan ayı başından bu yana lemur ailesine 3 erkek, 1 dişi lemur daha eklendi.
Parkta görevli Veteriner Hekim Gözde Budak Taşçı, ortalama 18 yıl ömrü bulunan halka kuyruklu lemurların sayısının yeni doğumlarla birlikte 23’e ulaştığını belirtti. Taşçı, “Lemurlar, doğal yaşamına uygun bir ortamda bulundukları için mutlu ve huzurlu. Bundan dolayı da rahatlıkla üreyebiliyorlar” diye konuştu. Yine su aygırları, deve kuşları, zürafa ve zebranın birlikte yaşadığı Afrika Savanı’nda bu yıl iki doğum olduğunu anlatan Taşçı, “Nisan ve Haziran’da iki erkek zebra doğdu. İlk geldiğinde 5 olan zebralar şimdi 14 kişilik bir aileye ulaştı. Mutlu bir aile” diye konuştu.
Sosyal ve neşeli bir canlı
Deve kuşlarından sonra en uzun kuş türü olarak bilinen emu da Mart ayının son günlerinde dünyaya bir erkek yavru getirdi. Veteriner Sağlık Teknikeri Bengisu Ziyan, “Şu an 5 emu var. Deve kuşundan sonra en uzun kuş. Boyu 2 metreye kadar uzuyor. 48 ile 65 gün arasında yumurtadan çıkıyor. Bizimle çok iyi anlaşıyorlar. Sosyal ve çok neşeli hayvanlar. Peşimizden ayrılmıyorlar” dedi.
“Ailemizin genişlemesi bizi mutlu ediyor”
Doğal Yaşam Parkı ailesinin her geçen gün büyüdüğünü ifade eden Veteriner Sağlık Teknikeri Emin Onbaş, “Bunda kaliteli bakımın, güzel ilginin de payı büyük. Yavrulama dönemi bu yıl çok iyi geçiyor. İlk doğumu Ocak ayının sonunda aldık. Güney Afrika Antilobu bir erkek yavru verdi. Nisan ayında ceylanlar doğum yaptı. 25 dişi, 14 erkek olmak üzere 39 yavru aldık. İyi bir şekilde gelişip, büyüyorlar. Ceylandan sonra yaban keçilerinde doğum başladı. 3 dişi 2 erkek de yaban keçilerinden aldık. Genel durumları çok iyi. Alageyikler de çok güzel yavru sahibi oldu. 8 yavrumuz dünyaya geldi” dedi. Böyle sağlıklı çocukların dünyaya gelmesi ve büyümesinin kendilerini çok mutlu ettiğini anlatan Onbaş, “İzmir Doğal Yaşam Parkı deneyimli kadrolara sahip. Hepimiz elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz. Her doğan yavruya özel ilgi gösteriyoruz. Bakımlarını aksatmıyoruz. Yavruların gelişip büyüdüğünü görmek bizi çok mutlu ediyor. Doğal Yaşam Parkı ailemiz genişliyor” diye konuştu. – İZMİR
]]>Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya maktulün annesi Zeynep, babası Veysel ve kardeşi Enes Kırgöz ile tutuklu sanık Önder Lafçı ve taraf avukatları katıldı.
Mahkeme başkanı, Hilal Sultan Kırgöz’ün ölümüne ilişkin adli tıp kurumundan istedikleri raporun mahkemeye ulaştığını belirterek, raporun taraflarla paylaşıldığını söyledi.
Kırgöz ailesinin avukatı Yalçın Arcak, raporda Hilal Sultan Kırgöz’ün vurulmasının ardından 48 gün sonra yaşamını yitirmesine rağmen ölümüyle saldırı arasında illiyet bağı kurulduğuna dikkati çekerek, rapordaki bazı eksik unsurların giderilmesi için bir üst kurula müzekkere yazılmasını talep etti.
Mahkeme başkanı, sanık Lafçı’nın olay günü Kırgöz’ü kurtarmaya çalışan mahalle sakini Beyti Ç’ye de silah doğrultup, tetiğe bastığını ancak silahın patlamamasıyla Beyti Ç’nin kurtulduğunu, bu konuda sanık Lafçı hakkında “kasten öldürmeye teşebbüs” suçlamasıyla açılan davanın bu dava dosyası ile birleştirildiğini kaydetti.
Mahkeme, sanık Lafçı’nın tutukluluk halinin devamına, Beyti Ç’nin ifade vermek üzere bir sonraki duruşmaya çağrılmasına karar vererek, duruşmayı erteledi.
Duruşma sonrası gerginlik
Duruşma sırasında sanık ailesi ile Kırgöz ailesi arasında zaman zaman yaşanan tartışma, duruşma sonrası adliye dışında da devam etti.
Adliye önünde sanık ailesinin üzerine yürümek isteyen Kırgöz’ün ailesi ile ailenin avukatı, polis tarafından engellendi.
Anne Zeynep Kırgöz, gazetecilere, herkesin bayramda sevdikleriyle buluşacağını, kendisinin ise mezara gideceğini söyledi.
Kızını toprağa verdiğini ifade eden Kırgöz, “O cani açık görüşte sevdikleriyle buluşup kucaklaşacak. Ben mezara gideceğim. Adalet yerini bulsun istiyorum. Ben cehennemi yaşadım. Onların bedelini istiyorum. Adalet varsa o adaletten ben de istiyorum.” dedi.
-Olay
Üniversite öğrencisi Hilal Sultan Kırgöz, 6 Eylül 2022’de, kendisine “saplantı derecesinde takıntılı” olduğu belirtilen sürücü kursu eğitmeni Önder Lafçı tarafından hafif ticari araca bindirilerek kaçırılmaya çalışılmış, direnen genç kız, şüpheli tarafından darbedilerek başına silah dayanmıştı.
Mahalle sakinlerinin saldırgana müdahale etmesi sonucu arbede çıkmış, şüpheli kaçmaya çalışan genç kızı bir süre kovalamış, sonra sırtından tabancayla yaralamıştı.
Hastaneye kaldırılan genç kız, evinde tedavisine devam edilmek üzere 26 Eylül’de taburcu edilmişti. Saldırıda omuriliği zarar gören ve belden aşağısı tutmayan genç kızın sırtındaki kurşun Şehzadeler ilçesindeki bir özel hastanede yapılan ameliyatla çıkarılmıştı.
Kurşun çıkarıldıktan sonra 24 Ekim’de fenalaşan Kırgöz, kaldırıldığı hastanede müdahaleye rağmen kurtarılamamıştı.
Olayın ardından yoldan geçen bir kamyonetin kasasına binerek kaçan şüpheli, 1 gün sonra polis ekiplerince İzmir’in Buca ilçesinde saklandığı bağ evinde yakalanmıştı.
Hakkında genç kıza yönelik “ısrarlı takip”, “tehdit” ve “kasten öldürme” suçlarından 3 ayrı iddianame hazırlanan sanık Önder Lafçı, “ısrarlı takip” suçundan yargılandığı davada 2 yıl 6 ay, “tehdit” suçundan yargılandığı davada ise 3 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
Olay günü Lafçı’nın genç kızı kurtarmaya çalışan mahalle sakini Beyti Ç’ye silah doğrultup tetiğe basmasına ilişkin, Lafçı hakkında “kasten öldürmeye teşebbüs” suçlamasıyla da dava açılmıştı.
]]>Manisa’nın Şehzadeler ilçesinde 6 Eylül 2022 tarihinde meydana gelen olayda Manisa’daki bir sürücü kursunda eğitmenlik yapan Önder Lafçı (45), daha önce direksiyon eğitimi verdiği Hilal Sultan Kırgöz’ün (21) evinin önüne gelerek Kırgöz’ün evden çıktığı sırada kaçırmaya çalıştı. Direnerek Lafçı’nın elinden kaçan Kırgöz, Lafçı tarafından tabancayla vurularak ağır yaralandı. Merkezefendi Devlet Hastanesine kaldırılan Hilal Sultan Kırgöz, buradaki ilk müdahalenin ardından da Manisa Celal Bayar Üniversite Hastanesine sevk edildi. Kırgöz, burada bir hafta yoğun bakımda tedavi gördükten sonra taburcu edildi. Kırgöz’ün sırtındaki kurşun ise Şehzadeler ilçesindeki bir özel hastanede yapılan ameliyatla çıkartıldı. İkinci kez taburcu edildikten sonra evde fenalaşan Kırgöz’un tedavisine Merkezefendi Devlet Hastanesinde devam edildi. Kırgöz, olaydan 48 gün sonra 23 Ekim’de yaşamını yitirdi.
Öte yandan, direksiyon eğitmeni Önder Lafçı’nın olayın ardından İzmir’in Buca ilçesindeki saklandığı evde yakalanırken kendisine yardım eden arkadaşları Muhammed Ç. ile Cumali C. de gözaltına alındı. Lafçı ve Muhammet Ç. tutuklanırken Cumali C. tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Davada bilirkişi raporu mahkemeye ulaştı
Önder Lafçı tarafından vurulan Hilal Sultan Kırgöz’ün 48 gün sonra yaşamını yitirmesi olayıyla ilgili mahkeme tarafından adli tıp kurumundan istenen bilirkişi raporu mahkemeye ulaştı. Raporda Hilal Sultan Kırgöz’ün vurulmasının üzerinden 48 gün sonra yaşamını yitirmesine rağmen ölümüyle saldırı arasında illiyet bağı kurulduğu belirtildi. Mahkeme raporun bir üst kurula gönderilerek teyit edilmesini istedi.
Öte yandan Hilal Sultan Kırgöz’ü vuran Önder Lafçı’nın, Kırgöz’ü kurtarmaya çalışan Beyti Ç. isimli mahalle sakinine de silah doğrultarak tetiğe bastığı ancak silahın patlamamasıyla Beyti Ç.’nin olaydan yara almadan kurtulduğu belirtilirken Beyti Ç.’yi öldürmeye teşebbüs suçundan da Önder Lafçı’ya ayrı bir dava açıldı. Açılan dava Hilal Sultan Kırgöz davasıyla birleştirilirken mahkeme Beyti Ç.’yi ifade vermek üzere bir sonraki duruşmaya çağırdı.
Dava 7 Mayıs 2024 tarihine ertelendi.
Adliye önünde gerginlik
Duruşma sırasında sanık ailesi ile Kırgöz ailesi arasında tartışma yaşandı. Davanın ertelenmesi sonrası Kırgöz’ün ailesiyle sanık ailesi arasında mahkeme salonunda başlayan gerginlik dışarı taştı. Adliye önünde sanık ailesinin üzerine yürümek isteyen Kırgöz’ün ailesi polis ekipleri tarafından güçlükle sakinleştirildi. Polis ekiplerinin elinden bir anlığına kurtulan Kırgöz’ün avukatı Yalçın Arcak ise sanık yakınlarıyla tartışarak üzerine yürümeye çalıştı. Polis ekipleri avukat Arcak’ı güçlükle sakinleştirdi.
“Herkes sevdiklerine gidecek ben mezara gideceğim”
Davanın ardından gözyaşlarına hakim olamayan anne Zeynep Kırgöz, “Herkes bayramda sevdikleriyle buluşacak, ben mezara gideceğim. Herkes sevdikleriyle dışarda dolaşıyor. Ama benim bayramım yok. Ben kızımı toprağa verdim. Bir bez parçasının içinde toprağa koydum. O cani açık görüşte sevdikleriyle buluşup kucaklaşacak. Ben mezara gideceğim. Adalet yerini bulsun istiyorum. Ben cehennemi yaşadım. Onların bedelini istiyorum. Adalet varsa o adaletten ben de istiyorum” dedi. – MANİSA
]]>KAHRAMANMARAŞ merkezli 6 Şubat’taki deprem felaketinde Osmaniye’de annesi, babası ve kız kardeşinin de olduğu 13 yakınını kaybeden Mahmut Can Yağlıcı (25), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) vatani görevini sürdürürken terhisine 25 gün kala acı haberi aldı. En son ailesini Kayseri’deki acemi birliğinde yemin töreninde gören Yağlıcı, “Askere gitmeden öncesinde dahi hep böyle içim sıkıntılar vardı. Gitmek istemiyordum. Onlara bir şey olacak, sanki ben onları bir daha göremeyeceğim hissi vardı. Korktuğum başıma geldi” dedi.
KKTC’de, Gazimağusa’da askerlik görevini yapan ve en son ailesini Kayseri’deki acemi birliğinde yemin töreninde gören Mahmut Can Yağlıcı, terhisine 25 gün kala 6 Şubat depreminde yakınlarını kaybetmenin acısını yaşadı. Esenevler Mahallesi İstasyon Caddesi üzerindeki Bilge Sitesi’nde oturan annesi Münevver (50), babası Bülent (60) ve kız kardeşi Kıymet Tanem Yağlıcı’nın (11) da olduğu 13 yakını, enkaz altında kalarak yaşamlarını yitirdi.
‘BİNA YERİNDE YOK’
Yağlıcı, askerden izinli olarak Bilge Sitesi’ndeki ailesine ulaşmak için çalışmalara katıldığını belirterek, “Haberi aldığımda herkesi telefonla aradım ulaşamadım. Saat 04.30 civarlarında arkadaşımı arayarak ‘Annemi, babamı görüyor musun?’ diye sordum. Bana ‘Ne sizinkiler var, ne bizimkiler, bina yerinde yok’ dedi. Ben orada beynimden vurulmuşa döndüm. Sonrasında ömrümden ömür gitti. Askere gitmeden öncesinde dahi hep böyle içim sıkıntılar vardı. Gitmek istemiyordum. Onlara bir şey olacak, sanki ben onları bir daha göremeyeceğim hissi vardı. Korktuğum başıma geldi. Hemen Osmaniye’ye geldim. AFAD görevlilerine evin oturumunu bildirdim. Ailemi oturma odasında buldular. Babam, annem ve kız kardeşimin üzerine yatmış sarılmış, düşen bütün beton bloklarını tonlarca yükü rahmetli babam sırtlamıştı. Ben bir kez daha anladım ki babam ölürken dahi babalığını yapmış. Bildiğim kadarıyla ailemden soyadımı taşıyan bir tek ben kaldım” dedi.
‘HAYAT MÜCADELEM BAŞLAMIŞ OLDU’
Osmaniye Devlet Hastanesi’nde çalışan ve artık anneannesiyle yaşayan Yağlıcı, sözlerini şöyle tamamladı:
“Üçüncü günün sonunda biz ailemizi çıkardık. Defin işlemlerini gerçekleştirdik. Bundan sonra benim hayatta tek başına çaresizce savaşmam, çırpınma dönemimdi. Artık bunları söyleyebilirim. Hayat mücadelem başlamış oldu. Büyük bir acıydı, yaşanması gerekiyormuş. Bütün ailen varken bir anda her şeyim yok oldu. Şimdi öyle bir çaresizlik, öyle bir acı var ki bunu anlatsam da kimse anlayamaz ki ben de anlatamıyorum, tarifi yok çünkü bunun, bir anda bir boşluğa düşmek, bir anda evini, işini, aileni, her şeyini kaybetmek. Dünyaya annemden doğmuş gibi tekrardan rabbimin beni bırakması, bu da benim bir imtihanım. İnsanın ailesi olmadan ailesinin sıcaklığı olmadan aldığı nefes boğazında düğümleniyor. Bu süreçten sonrasında Osmaniye Valimiz Erdinç Yılmaz hiçbir zaman ellerini üzerimden eksik etmedi. Her daim yanımda oldular. Eşi, çalışma arkadaşlarıyla sürekli her daim kol kanat gerdiler, aradılar sordular. Beni makamlarına davet ettiler. Kendileri her daim ziyarette bulundular. Bunlardan dolayı hepsine teşekkür ederim.”
]]>