Ailem – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Fri, 31 May 2024 22:21:12 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Akdeniz Üniversitesi’nden İsrail’e kınama; işini kaybeden bilim insanlarına çağrı https://www.haber60.com.tr/akdeniz-universitesinden-israile-kinama-isini-kaybeden-bilim-insanlarina-cagri/ https://www.haber60.com.tr/akdeniz-universitesinden-israile-kinama-isini-kaybeden-bilim-insanlarina-cagri/#respond Fri, 31 May 2024 22:21:12 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=34195 AKDENİZ Üniversitesi Senatosu, Filistin’e yönelik saldırılar nedeniyle İsrail’i kınama kararı aldı. Senato toplantısı sonrası senato üyeleri ile akademisyenler, Türk ve Filistin bayrakları taşıyarak yürüyüş gerçekleştirdi. Kınama kararını okuyan Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, ” Gazze’deki katliamlara karşı ses çıkardıkları için işini kaybeden ya da bağlı bulundukları kurumlardan atılma tehdidi yaşayan bilim insanlarına ve öğrencilere çağrıda bulunmak istiyoruz. Üniversitemizin kapıları, vicdanlı bir yüreğe sahip cesur bilim insanlarına ve öğrencilere sonuna kadar açıktır” dedi.

Akdeniz Üniversitesi Senatosu, İsrail’in Gazze’de yaptığı katliamı kınamak için bir araya geldi. Senato toplantısı öncesinde Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, üniversitede eğitim gören Filistinli öğrencileri makamında ağırladı. Görüşmenin ardından senato, Prof. Dr. Özlenen Özkan başkanlığında toplandı. Toplantıda Filistin’e yönelik saldırılar nedeniyle İsrail’i kınayan bir karar alındı. Kararın ardından rektörlük önünde toplanan senato üyeleri, Antalya Filistin Genç İnisiyatifi’nin Filistin’e Destek Çadırı’nı ziyaret için yürüyüşe başladı. Yürüyüşe katılan senato üyeleri ile akademisyenler, ellerinde Türk ve Filistin bayrakları ile ‘Özgür Filistin, Özgür Gazze’ yazılı dövizler taşıdı. Yürüyüşe katılan Filistinli öğrenciler arasında, İsrail’in saldırısı sonucu ailesi ile hayatını kaybeden eski Gazze İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muhammed Id Şubeyr’in yeğeni Ahmet Shabir de yer aldı. Yürüyüşün ardından ‘Filistin halkının yanındayız, Nehirden denize özgür Filistin’ yazılı pankartın arkasında toplanan senato üyeleri adına Prof. Dr. Özkan, açıklama yaptı. Prof. Dr. Özkan, Akdeniz Üniversitesi Senatosu olarak 7 Ekim’den bu yana İsrail’in Filistin’de gerçekleştirdiği soykırıma dikkat çekmek için bir araya geldiklerini söyledi.

‘BİR VAHŞETE TANIKLIK EDİYORUZ’

Prof. Dr. Özkan, “Uluslararası Adalet Divanı’nın Refah’taki askeri operasyonların durdurulması kararına rağmen İsrail, uluslararası hukuka ve insan haklarına aykırı katliamlarına devam etmektedir. Hastanelerin, eğitim kurumlarının, çaresiz insanların sığındığı ve üstelik İsrail’in güvenli bölge ilan ettiği çadır kentlerin, Birleşmiş Milletler Yardım Kuruluşu çalışanlarının, masum bebeklerin ve çaresiz annelerin acımasızca bombalandığı bir vahşete tanıklık ediyoruz” dedi.

‘SOYKIRIMA DÖNÜŞEN BU VAHŞETİ ŞİDDETLE KINIYORUZ’

Prof. Dr. Özkan, “Gazze’de her 10 dakikada 1 bebek katlediliyor. Bizim bu sessiz yürüyüşü yaptığımız sırada bile ailelerinin göz bebeği, geleceğiyle ilgili hayaller kurduğu bir minik yürek daha bu dünyadan ayrıldı. İki evladı olan bir anne olarak bu durum benim yüreğimi parçalıyor. Akdeniz Üniversitesi Senatosu olarak soykırıma dönüşen bu vahşeti şiddetle kınıyor ve Filistin halkının yanında olduğumuzu açıkça ifade etmek istiyoruz. İsrail, uluslararası anlaşmaları ve hukuk kurallarını hiçe sayarak yürüttüğü bu eylemlerine derhal son vermelidir” diye konuştu.

‘ÜNİVERSİTELER SESSİZ KALMAMALI’

Filistin’de acilen ateşkes sağlanması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Özkan, “Bilimin merkezi üniversitelerin böylesine önemli bir konuda sessiz kalmaması ve barış yanlısı gençlerin dünyanın geleceğine sahip çıkmadaki kararlı duruşları dünyaya ilham veriyor, bizlere ümit aşılıyor. Ancak özgürlük heykelleri dikenlerin, özgürlüğe tahammüllerinin olmadığını gördüğümüz bir dönem yaşıyoruz. Tarih boyunca mazlumların ve masumların yanında durmuş bir milletin evlatları olarak Gazze’deki katliamlara karşı ses çıkardıkları için işini kaybeden ya da bağlı bulundukları kurumlardan atılma tehdidi yaşayan bilim insanlarına ve öğrencilere çağrıda bulunmak istiyoruz. Üniversitemizin kapıları, vicdanlı bir yüreğe sahip cesur bilim insanlarına ve öğrencilere sonuna kadar açıktır” dedi.

‘TÜM YOLLAR VE KAPILAR KAPALI’

Ailesinin 5 aydır çadırda yaşadığını belirten hazırlık sınıfı öğrencisi Ahmet Shabir ise “Savaş başlamadan 1 gün önce üniversite için Antalya’ya geldim. Bütün ailemi Gazze’de bıraktım. Savaş başladıktan sonra 6 veya 7 kere ailemle iletişim kurabildim. Telefon ve internet olmadığı için onlarla irtibat kuramıyorum. Ailem baskı yapıldığı için evden çıktı. Sonra ev bombalandı, bunu sonradan öğrendim. Aralıktan bu yana ailem çadırda yaşıyor. Bu sürede çok az iletişim kurabildim. Onlara yardım etmek istiyoruz ama tüm yol ve kapılar kapalı. Elimizden geldiğince yardım etmeye çalışıyoruz ama ulaşamıyoruz. Üniversitede bir erkek kardeşim okuyordu. Üniversite bombalandığı için şu an kimse okumuyor. Başka bir üniversiteye başvuru yaptı ama kapı kapalı olduğu için Gazze’den çıkamadı. Bu savaşta ailemden yaklaşık 40 kişi kaybettim” dedi.

ANNESİ SALDIRIDA YARALANDI

Savaş başlamadan 1 gün önce Antalya’ya geldiğini söyleyen Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde okuyan Filistinli öğrenci Ansam Shaqura, “Ailem Gazze’nin ortasında yaşıyor. Zorunlu olarak kuzeye geçtiler. Şu an Rafah’ta yaşıyorlar. Annem savaşta yaralandı ve Mısır’a gitti, orada tedavi ediliyor. Yürümesini yüzde 70 kaybetti. Kardeşim de hasta oldu. O da tedavi ediliyor. Hayat orada şu an çok zor. Hayatta kalmak için suya ihtiyaç var. Mecburen kirli suyu içiyorlar. İleride ne olacak, bilmiyoruz. Herkes bize dua etsin. Umarım bizi unutmazsınız” diye konuştu. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okuyan Filistinli öğrenci Malek Anati de ailesinin Kudüs’te olduğunu, o yüzden daha şanslı olduklarını söyledi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/akdeniz-universitesinden-israile-kinama-isini-kaybeden-bilim-insanlarina-cagri/feed/ 0
ANTALYA Akdeniz Üniversitesi’nden İsrail’e kınama; işini kaybeden bilim insanlarına çağrı https://www.haber60.com.tr/antalya-akdeniz-universitesinden-israile-kinama-isini-kaybeden-bilim-insanlarina-cagri/ https://www.haber60.com.tr/antalya-akdeniz-universitesinden-israile-kinama-isini-kaybeden-bilim-insanlarina-cagri/#respond Fri, 31 May 2024 22:09:31 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=34186

AKDENİZ Üniversitesi Senatosu, Filistin’e yönelik saldırılar nedeniyle İsrail’i kınama kararı aldı. Senato toplantısı sonrası senato üyeleri ile akademisyenler, Türk ve Filistin bayrakları taşıyarak yürüyüş gerçekleştirdi. Kınama kararını okuyan Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, ” Gazze’deki katliamlara karşı ses çıkardıkları için işini kaybeden ya da bağlı bulundukları kurumlardan atılma tehdidi yaşayan bilim insanlarına ve öğrencilere çağrıda bulunmak istiyoruz. Üniversitemizin kapıları, vicdanlı bir yüreğe sahip cesur bilim insanlarına ve öğrencilere sonuna kadar açıktır” dedi.

Akdeniz Üniversitesi Senatosu, İsrail’in Gazze’de yaptığı katliamı kınamak için bir araya geldi. Senato toplantısı öncesinde Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, üniversitede eğitim gören Filistinli öğrencileri makamında ağırladı. Görüşmenin ardından senato, Prof. Dr. Özlenen Özkan başkanlığında toplandı. Toplantıda Filistin’e yönelik saldırılar nedeniyle İsrail’i kınayan bir karar alındı. Kararın ardından rektörlük önünde toplanan senato üyeleri, Antalya Filistin Genç İnisiyatifi’nin Filistin’e Destek Çadırı’nı ziyaret için yürüyüşe başladı. Yürüyüşe katılan senato üyeleri ile akademisyenler, ellerinde Türk ve Filistin bayrakları ile ‘Özgür Filistin, Özgür Gazze’ yazılı dövizler taşıdı. Yürüyüşe katılan Filistinli öğrenciler arasında, İsrail’in saldırısı sonucu ailesi ile hayatını kaybeden eski Gazze İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muhammed Id Şubeyr’in yeğeni Ahmet Shabir de yer aldı. Yürüyüşün ardından ‘Filistin halkının yanındayız, Nehirden denize özgür Filistin’ yazılı pankartın arkasında toplanan senato üyeleri adına Prof. Dr. Özkan, açıklama yaptı. Prof. Dr. Özkan, Akdeniz Üniversitesi Senatosu olarak 7 Ekim’den bu yana İsrail’in Filistin’de gerçekleştirdiği soykırıma dikkat çekmek için bir araya geldiklerini söyledi.

‘BİR VAHŞETE TANIKLIK EDİYORUZ’

Prof. Dr. Özkan, “Uluslararası Adalet Divanı’nın Refah’taki askeri operasyonların durdurulması kararına rağmen İsrail, uluslararası hukuka ve insan haklarına aykırı katliamlarına devam etmektedir. Hastanelerin, eğitim kurumlarının, çaresiz insanların sığındığı ve üstelik İsrail’in güvenli bölge ilan ettiği çadır kentlerin, Birleşmiş Milletler Yardım Kuruluşu çalışanlarının, masum bebeklerin ve çaresiz annelerin acımasızca bombalandığı bir vahşete tanıklık ediyoruz” dedi.

‘SOYKIRIMA DÖNÜŞEN BU VAHŞETİ ŞİDDETLE KINIYORUZ’

Prof. Dr. Özkan, “Gazze’de her 10 dakikada 1 bebek katlediliyor. Bizim bu sessiz yürüyüşü yaptığımız sırada bile ailelerinin göz bebeği, geleceğiyle ilgili hayaller kurduğu bir minik yürek daha bu dünyadan ayrıldı. İki evladı olan bir anne olarak bu durum benim yüreğimi parçalıyor. Akdeniz Üniversitesi Senatosu olarak soykırıma dönüşen bu vahşeti şiddetle kınıyor ve Filistin halkının yanında olduğumuzu açıkça ifade etmek istiyoruz. İsrail, uluslararası anlaşmaları ve hukuk kurallarını hiçe sayarak yürüttüğü bu eylemlerine derhal son vermelidir” diye konuştu.

‘ÜNİVERSİTELER SESSİZ KALMAMALI’

Filistin’de acilen ateşkes sağlanması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Özkan, “Bilimin merkezi üniversitelerin böylesine önemli bir konuda sessiz kalmaması ve barış yanlısı gençlerin dünyanın geleceğine sahip çıkmadaki kararlı duruşları dünyaya ilham veriyor, bizlere ümit aşılıyor. Ancak özgürlük heykelleri dikenlerin, özgürlüğe tahammüllerinin olmadığını gördüğümüz bir dönem yaşıyoruz. Tarih boyunca mazlumların ve masumların yanında durmuş bir milletin evlatları olarak Gazze’deki katliamlara karşı ses çıkardıkları için işini kaybeden ya da bağlı bulundukları kurumlardan atılma tehdidi yaşayan bilim insanlarına ve öğrencilere çağrıda bulunmak istiyoruz. Üniversitemizin kapıları, vicdanlı bir yüreğe sahip cesur bilim insanlarına ve öğrencilere sonuna kadar açıktır” dedi.

‘TÜM YOLLAR VE KAPILAR KAPALI’

Ailesinin 5 aydır çadırda yaşadığını belirten hazırlık sınıfı öğrencisi Ahmet Shabir ise “Savaş başlamadan 1 gün önce üniversite için Antalya’ya geldim. Bütün ailemi Gazze’de bıraktım. Savaş başladıktan sonra 6 veya 7 kere ailemle iletişim kurabildim. Telefon ve internet olmadığı için onlarla irtibat kuramıyorum. Ailem baskı yapıldığı için evden çıktı. Sonra ev bombalandı, bunu sonradan öğrendim. Aralıktan bu yana ailem çadırda yaşıyor. Bu sürede çok az iletişim kurabildim. Onlara yardım etmek istiyoruz ama tüm yol ve kapılar kapalı. Elimizden geldiğince yardım etmeye çalışıyoruz ama ulaşamıyoruz. Üniversitede bir erkek kardeşim okuyordu. Üniversite bombalandığı için şu an kimse okumuyor. Başka bir üniversiteye başvuru yaptı ama kapı kapalı olduğu için Gazze’den çıkamadı. Bu savaşta ailemden yaklaşık 40 kişi kaybettim” dedi.

ANNESİ SALDIRIDA YARALANDI

Savaş başlamadan 1 gün önce Antalya’ya geldiğini söyleyen Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde okuyan Filistinli öğrenci Ansam Shaqura, “Ailem Gazze’nin ortasında yaşıyor. Zorunlu olarak kuzeye geçtiler. Şu an Rafah’ta yaşıyorlar. Annem savaşta yaralandı ve Mısır’a gitti, orada tedavi ediliyor. Yürümesini yüzde 70 kaybetti. Kardeşim de hasta oldu. O da tedavi ediliyor. Hayat orada şu an çok zor. Hayatta kalmak için suya ihtiyaç var. Mecburen kirli suyu içiyorlar. İleride ne olacak, bilmiyoruz. Herkes bize dua etsin. Umarım bizi unutmazsınız” diye konuştu. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okuyan Filistinli öğrenci Malek Anati de ailesinin Kudüs’te olduğunu, o yüzden daha şanslı olduklarını söyledi.

Haber: Semih ERSÖZLER-Kamera: Mehmet KILIÇASLAN/ANTALYA,

]]>
https://www.haber60.com.tr/antalya-akdeniz-universitesinden-israile-kinama-isini-kaybeden-bilim-insanlarina-cagri/feed/ 0
BBC Arapça Muhabiri: Gazze savaşının haberlerini yaparken ailemi güvende tutma mücadelem https://www.haber60.com.tr/bbc-arapca-muhabiri-gazze-savasinin-haberlerini-yaparken-ailemi-guvende-tutma-mucadelem/ https://www.haber60.com.tr/bbc-arapca-muhabiri-gazze-savasinin-haberlerini-yaparken-ailemi-guvende-tutma-mucadelem/#respond Mon, 29 Apr 2024 02:39:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=29723 Adnan El Bursh yaklaşık üç ay boyunca Gazze savaşının haberlerini yaptığı sırada, çadırda yaşıyor, günde bir öğün yemek yiyor, eşi ve beş çocuğunu güvende tutmak için uğraşıyordu. BBC Arapça muhabiri, kendi sınırlarını zorlayan bir savaşı haberleştirirken karşılaştığı üzücü anları aktarıyor.

UYARI: Bu haber, bazı okuyucularımızın rahatsız edici bulabileceği açıklamalar ve görseller içeriyor.

Geçtiğimiz altı ayın en kötü anlarından biri hepimizin sokakta uyuduğu geceydi. Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta şiddetli soğuktan birbirine sokulmuş eşimin ve çocuklarımın yüzlerine baktığımda çaresiz hissettim.

19 yaşındaki ikizlerim Zakia ve Batul, 14 yaşındaki kızım Yumna, sekiz yaşındaki oğlum Mohamed ve beş yaşındaki en küçük kızım Razan, anneleri Zaynab ile birlikte kaldırımda yatıyorlardı.

Filistin Kızılayı Derneği’nin genel merkezinin önünde dinlenmeye çalışırken top atışlarının sesleri gece boyunca yankılandı ve tepemizde İnsansız Hava Araçları (İHA) vızıldadı.

Kiralayacak bir daire bulmayı başarmıştık ama ev sahibi o gün önceden arayıp İsrail ordusunun binanın bombalanacağı konusunda kendisini uyardığını söylemişti. Ben o sırada çalışıyordum ama ailem çantalarını alıp kaçtı.

Filistin Kızılayı genel merkezinde buluştuk, halihazırda yerinden edilmiş insanlarla doluydu.

Erkek kardeşimle birlikte bütün gece karton kutuların üzerinde oturup ne yapmamız gerektiğini konuştuk.

Birkaç gün önce, 13 Ekim’de, İsrail ordusu Gazze’nin kuzeyindeki herkese güvenlik için güneye gitmelerini söyledikten sonra, Cibaliye kasabasındaki evlerimizden, sahip olduklarımızın çoğunu geride bırakıp kaçmıştık.

Taşınmamız söylenen bölgede bombalanmaktan yeni kurtulmuştuk. Aileme hiçbir koruma sağlayamadığım için kızgın, küçük düşürülmüş ve berbat hissediyordum.

Sonunda ailem Gazze’nin merkezindeki Nuseyrat’ta bir daireye taşındı, ben BBC ekibiyle birlikte Han Yunus’taki Nasır Hastanesindeki bir çadırda kaldım. Onları birkaç günde bir ziyaret ediyordum.

İnternet ve telefon sinyalleri yer yer kesildiği için iletişim kurmakta zorlanıyorduk. Bir keresinde ailemden dört ya da beş gün boyunca haber alamadım.

Han Yunus’ta -yaklaşık yedi kişilik- BBC ekibi olarak günde bir öğün yemek yiyorduk. Bazen yemek olduğunda bile yemiyorduk çünkü tuvalet için gidecek yer yok denecek kadar azdı.

Bu süreçte arkadaşım Al Jazeera televizyonunun Gazze büro şefi Wael Dahdouh korkunç bir kayıp yaşadı.

Ailesinin kaldığı ev İsrail’in hava saldırısında vuruldu. Eşi, ergenlik çağındaki oğlu, yedi yaşındaki kızı ve bir yaşındaki torunu öldürüldü.

İsrail ordusu sivil kayıplarını azaltmak için “makul önlemler” aldığını söylüyor ve bu vakada “bölgedeki Hamas terörist altyapısını hedef aldığını” açıklamıştı.

20 yıldır tanıdığım arkadaşımın Gazze’nin merkezinde çocuklarının kefenlerine sarıldığı görüntüleri izledim. Onun yanında olabilmeyi diledim.

Onun haberi, başka arkadaşların, akrabaların ve komşuların ölüm haberleriyle birlikte geldi. Kalbim acıyordu. Savaşta yaklaşık 200 kişiyi kaybetmiştim.

O gün haberi sunarken canlı yayında ağladım. Gece yanaklarımdan yaşlar süzülerek uyandım. Wael’in görüntüsü aklımdan çıkmıyordu.

15 yıldır Gazze’deki çatışmaları takip ediyorum ama bu savaş, onu tetikleyen benzeri görülmemiş saldırıdan kayıpların boyutuna kadar ayrı bir yere sahip.

7 Ekim günü saat 06.15’te büyük patlamalar ve çocuklarımın çığlıklarıyla uyandım. Çatıya çıktım ve Gazze’den İsrail’e atılan roketleri gördüm.

Hamas’ın – yaklaşık 1.200 kişinin öldüğü ve 250 kişinin rehin alındığı saldırıda – İsrail sınırını aştığını anladığımızda İsrail’in tepkisinin daha önce gördüğümüz hiçbir şeye benzemeyeceğini biliyorduk.

Hamas yönetimindeki Sağlık Bakanlığına göre şu anda Gazze’de 34 binden fazla insan öldürüldü. Yaralanma ve ölüm riski devam ediyor.

Savaşın başlamasından iki gün sonra yiyecek stoklamak için aceleyle Cibaliye’deki pazarımıza gittim. Aynı amaçla gelen çok sayıda kişiyle kalabalıktı.

Ancak ben ayrıldıktan 10 dakika sonra bölge yoğun bir şekilde bombalandı. Birkaç dakika önce alışveriş yaptığım büyük pazar da dahil olmak üzere bütün bir yer yok edildi.

Mağaza sahiplerinin yüzlerini tanıyordum. Çoğu ölenler arasındaydı.

Uluslararası Af Örgütü, en az 69 kişinin öldüğü saldırının savaş suçu olarak incelenmesi gerektiğini açıkladı.

İsrail ordusu BBC’nin bu olayla ilgili sorusuna yanıt vermedi.

İsrail ordusu savaş boyunca, operasyonlarının sivillerin yaşadığı bölgelerde faaliyet gösterdiğini iddia ettiği Hamas’ı hedef aldığını açıkladı.

Ayrıca “askeri hedeflere yönelik saldırıların uluslararası hukukun ilgili hükümlerine tabi olduğu” da belirtiliyor.

Savaştan önce Cibaliye güzel ve sakin bir kasabaydı. Orada doğdum; ailemle birlikte sevgi ve gelecekle ilgili planlarla dolu, sade ve mutlu bir hayat yaşıyordum.

Kasabanın doğusunda kendi ellerimle zeytin, limon ve portakal ağaçları diktiğim bir çiftliğim vardı. Huzurluydu, işten sonra orada çay içmeyi severdim.

Evlerimizi ve BBC’nin Gazze Şehrindeki ofisini geride bırakarak Gazze’nin kuzeyinden Han Yunus’a doğru kaçmaya karar verdiğimiz gün, hayatımda bir dönüm noktasıydı.

Ailem ve ben, bir arabaya 10’dan fazla kişi sığdırılmış halde, yaya ya da eşya yüklü araçların içindeki on binlerce insanla birlikte tek bir yol boyunca, güneye doğru zorlukla ilerledik.

Yolculuk, yolun her iki tarafındaki yakın bölgelere hava saldırılarıyla kesintiye uğradı. Ailemin ve kalabalığın yüzlerinde kafa karışıklığı, keder ve belirsizlik vardı.

Çocuklar bana, “Nereye gidiyoruz? Yarın dönecek miyiz?” diye sorup duruyordu.

Gerçekten çocukluğumun, ebeveynlerimin ve nişan günümüzde eşimle çekilmiş fotoğrafların olduğu albümümüzü yanıma almış olsaydım. Babam Arapça öğretmeniydi, keşke o öldükten sonra sakladığım bazı kitaplarını da alsaydım.

Daha sonra bir komşumdan evimin tamamen yıkıldığını, çiftliğimin yandığını öğrendim.

Güneye doğru korkunç ve gerçeküstü yolculuktan ve Kızılay genel merkezinin dışarısındaki gecemizden sonra, birkaç hafta boyunca Han Yunus’tan çalışmaya devam ettim. Ailem hâlâ Nuseyrat’taydı ve onlardan ayrı kalmak duygusal açıdan beni çok etkiledi.

Ardından Aralık ayı başlarında İsrail, Gazzeliler’e Han Yunus’un bazı bölgelerini terk etmelerini ve Refah dahil daha güneydeki diğer bölgelere gitmelerini söylemeye başladı.

İsrail ordusu beni ve ailemi birbirimize bağlayan kuzeye giden ana yolu da kapattı. Onlara nasıl ulaşacağımı ya da ulaşırsam nereye gitmemiz gerektiğini bilmiyordum. Refah zaten yüz binlerce insanla aşırı kalabalık haldeydi ve kalacak yer neredeyse yoktu.

Günlerce karmaşık duygularla boğuştum. İsrail güçlerinin ana yollara doğru ilerlediği; güneyi orta ve kuzey bölgelerden ayırmayı amaçladığı yönünde haberler yayıldı. Benim ya da ailemin öldürülmemizden ve birbirimizi bir daha göremeyeceğimizden çok korkuyordum.

İlk defa kendimi kaybettiğimi hissettim. Hangi gün olduğunu bile bilmiyordum. İşi bırakıp ailemin yanına dönmeyi düşündüm. Ölürsek birlikte ölürdük.

Sonunda 11 Aralık’ta bir meslektaşımla birlikte arka yoldan Nuseyrat’a doğru yola çıktık. Oraya vardığımda en küçük çocuklarım bana sarılmak için koştular, Razan boynuma uzandı ve sımsıkı tutundu.

Aileyi Refah’a taşımayı başardık. BBC ekibi de oraya taşınmış ve haber yapmaya devam etmişti. Bazı korkunç anlar yaşadık.

Aralık ayı sonlarında İsrail ordusunun Gazze’deki yetkililere yaklaşık 80 cesedi teslim ettiği haberini ben aktarıyordum. Ordu, aralarında rehine olup olmadığının kontrol edilebilmesi için cesetleri Gazze’den İsrail’e götürdüğünü açıkladı.

Büyük bir kamyon Refah bölgesindeki mezarlığa girdi. Konteyner açıldığında çok yoğun bir koku yayıldı. Önlüklü ve maskeli adamlar, mavi plastiğe sarılı kalıntıları, bir kepçenin kumlu zeminde kazdığı toplu mezara yerleştirdi.

Daha önce hiç böyle bir sahne görmemiştim. Ne kadar korkunç olduğunu anlatmak zor.

Ocak ayında, Refah’taki bir hastaneye getirilen birkaç cesetle ilgili haberi aktarıyordum; bunlar arasında Wael Al-Dahdouh’un en büyük oğlu Hamza da vardı, Al Jazeera için çalışan bir gazeteciydi.

Wael’e bunu kim söyleyecekti? Halihazırda karşılaştığı trajedilerden sonra imkansız görünüyordu. Meslektaşlarımdan birinin Wael’in bir yakınını arayıp haberi ilettiğini bile duymak istemedim.

Hamza ve meslektaşı serbest kameraman Mustafa Thuraya, bölgedeki başka bir saldırının haberini yaptıktan sonra İsrail’in arabalarına düzenlediği hava saldırısında öldürüldü.

İsrail ordusu bu kişilerin “Gazze merkezli terör örgütlerinin üyesi olduklarını” iddia ediyor. Aileler ve Al Jazeera iddiaları asılsız olduğu gerekçesiyle reddediyor.

İsrail ordusu ikilinin insansız hava araçları kullanarak “ordu birliklerine yakın bir tehdit oluşturduğunu” söyledi, ancak Washington Post gazetesinin araştırmasında “ikisinin de o gün gazetecilik dışında başka bir faaliyette bulunduğuna dair hiçbir işaret bulunamadı”.

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütüne göre 7 Ekim’den bu yana Gazze’de 100’den fazla gazeteci öldürüldü; bunların büyük çoğunluğunun Filistinli olduğu biliniyor.

İsrail ordusu, “gazetecileri asla kasten hedef almadığını ve almayacağını” söylüyor.

Ordu, “Gazeteciler de dahil olmak üzere sivillere zararı azaltmak için operasyonel olarak mümkün olan tüm önlemleri aldığını” ancak “aktif bir savaş bölgesinde kalmanın doğası gereği riskler taşıdığını” belirtiyor.

Sonunda BBC ekibinin ailelerinin Gazze’den ayrılma izni aldığı haberi geldi. Dört hafta sonra biz de nihayet Mısırlı yetkililerin kolaylaştırıcılığıyla Refah sınır kapısından ayrıldık.

Bunları Katar’da yazıyorum. Ama ben burada temiz bir otelde yemek yerken, Cibaliye’de yemek için ot söküp hayvan yemi öğüttüklerini biliyorum. Yemek yemek bana zor geliyor; zehir yemek gibi.

Gelecek bulanık. Gazze benim hayatım. Bir gün geri dönmek isterim ama şimdilik bu imkansız görünüyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/bbc-arapca-muhabiri-gazze-savasinin-haberlerini-yaparken-ailemi-guvende-tutma-mucadelem/feed/ 0