CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bugün TBMM’de partisinin grup toplantısında konuştu. Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
“Hayat pahalılığı diye bir şey var. Bugün yine, ‘Temmuz ayında mevsimsel sebeplerle enflasyon yine çıktı ama dezenflasyon yakında.’ Her ay aynı hikaye. O yüzden en kötüsü geride kaldı değil, en kötü günlerdeyiz. Ben, ‘En kötü günlerdeyiz’ deyince MHP’nin Sayın Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ‘Tarihin en ağır ekonomik krizi demek, deli saçmasıdır’ demiş. Sadece şunu diyeceğim: MHP’ye, AK Parti’ye oy verenler, Cumhur İttifakı’na oy vermiş olanlar; eğer tarihin en ağır şartlarını yaşamıyorsanız, bakkalda markette, manavda, kasapta, pazarda, alışveriş yaparken keyfiniz yerindeyse Devlet Bey’e hak verin, Cumhur İttifakı’na oy verin. Ama kasabın önünden geçerken zorlanıyorsanız, bu AK Parti’nin geldiği günden bugüne her ay beş çeyrek altın kaybediyorsanız ve Devlet Bey’in dediklerini mutfağınızda, cüzdanınızda görmüyorsanız o zaman sizin yerinize sözde milliyetçilerin yeri değil; bu milletin derdiyle dertlenen Türkiye İttifakı’nın içidir. Buyurun, sizi bekliyoruz.
“Kendine ait bir fikri olmayan, tek fikri AK Parti’nin fikrini desteklemek olan bir grupla karşı karşıyayız”
Tabii çok hakaretler var içinde. Ama konuşmanın devamını okuyunca cevap vermekten vazgeçtim. Konuşmasında, çok sevdiğini söylediği köpeklerden bahsediyor. MHP’lilerin nasıl hayvansever olduğundan bahsediyor. Artık herkesin köpeklere karşı ne yaptığını, MHP milletvekillerine bakınca göreceğini söylüyor. Ben bakıyorum komisyonda. AK Parti söylüyor, MHP oyluyor. Öyle bir haldeler ki AK Parti ‘ötanazi, katliam’ diyor, onu savunuyorlar. ‘Geri çektim’ diyor, onu da savunuyorlar. Kendine ait bir fikri olmayan, tek fikri AK Parti’nin fikrini desteklemek olan bir grupla karşı karşıyayız. Çok sevdiğini söylediği köpeklere, komisyonda ne yaptıklarını görünce benim için sevgi dolu hiçbir cümle okumadım, çok memnunum. Ben MHP’lilerin sevdiği gibi olmaktan ve başlarına bunlar gelmektense onların sevmediği, ağır sözler söylediği biri olmayı tercih ederim.
“Devlet Bey, siz bir vicdanınızla hesaplaşın”
Devlet Bey’e bir tek şey söylemek isterim; ikisi, hani bütün örgütün yaka silktiği ikisi yazıyor, çiziyor, saldırıyor. Ben, MHP’yi o ikisini, o ikisinden başka savunanının olmamasından, herkesin yaka silktiği o ikisininin partideki pozisyonundan da sizin zorluklarınızın da farkındayım. Ben nereye gitsem, kimle konuşsam sorunun ne olduğunu, nereden kaynaklandığını biliyorlar. Şimdi o ikisi, 154 kişilik bir isim listesi yapmış. Mahkemeye yollamış, geri atmış mahkeme. Şimdi bizimle hesaplaşacakmış. Onlara demiyorum ama gerçekten bunların yazdığı yazıyı alıp okudunuz ya Sayın Bahçeli, bir hesaplaşma olacaksa -154’ümüzle istedikleri gibi hesaplaşsınlar- siz bir vicdanınızla hesaplaşın.
“Gün gelecek vicdanı rahat olmayanlar, o ikisinden hesap soracak, göreceksiniz”
Sizin onayınızla, atamanızla Ülkü Ocakları Genel Başkanı olmuş, Ankara’nın ortasında vurulmuş, vurulduğu andan itibaren MHP’nin içindeki o ikisinin yaydığı haberle bir kişi tweet atmamış. Bir kişi cenazesine gitmemiş. Bir kişi taziye vermemiş. Bir kişi adını anmamış. O ikisinden biri, azmettiriciyle mesajlaşmış durmuş. Mahkemede görüyoruz. Mesajın içeriğini günü gelince bütün Türkiye öğrenecek ama onun bilenlerin, görenlerin resmi kanaldan onu bir şekilde iddianameye sokması lazım. Ona direniyorlar. Ondan sonra tutuyorlar, Sinan Ateş’in yerde bıraktıkları naaşına sahip çıkan 154 kişiyi fişliyorlar, hedef gösteriyorlar, ‘hesaplaşacağız’ diyorlar. Bizim vicdanımız, gönlümüz rahat. Eğer yastığa başını koyup da ‘Vicdanım rahat. Ben bu ikisi yüzünden bu partinin lekelenmesinden şikayetçi değilim. Öyle bir endişem yok’ diyen varsa rahat uyusun ama gün gelecek vicdanı rahat olmayanlar, o ikisinden hesap soracak, göreceksiniz.
“TÜİK’E bu hilebazlığı yaptıranlar, bunun hesabını er ya da geç verecekler”
Devlet Bey, ‘Hayat pahalılığı yok, yoksulluğu söylemek ihanettir’ diyedursun. Açıkladığı enflasyon oranlarıyla, işçinin emeklinin maaşını belirleyen TÜİK’in geçen hafta açıkladığı rakamlardan sonra Genel Başkan Yardımcımız Gamze Taşcıer, TÜİK hakkında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 257’nci maddesi uyarınca suç duyurusunda bulundu. TÜİK yöneticilerinin görevi kötüye kullandığı, bilgileri eksik ve yanıltıcı şekilde sundukları ve kamuoyunu doğru bilgilendirmemekle birlikte verilecek maaş zamlarına olumsuz yönde etki ettikleri için suç duyurusunda bulunduk. Büyükşehirlerde kira 20 bin liraya dayanmışken kirayı 5 bin 800 lira sayan TÜİK, yıllık enflasyonu da yüzde 71 olarak açıklamış. TÜİK’in işi binadan çıkıp sokaktaki enflasyonu ölçmek ya ya biz de binaya girip binadaki enflasyonu ölçtük. TÜİK’in yemekhanesinde bir yıl önce dört çeşit sıcak yemek 35 liraya satılıyor, bugün aynı yemek 170 lira. TÜİK’in yemekhane enflasyonu yüzde 385. TÜİK’in sokaktaki enflasyonun yüzde 71. Şimdi TÜİK çalışanlarına şunu söylemek lazım; her gün yemeğinizi alırken geçen seneki yemek fiyatıyla bunu, bir sonraki zamdan sonra da sizin maaşınıza yapılan zammı karşılaştırın. TÜİK, kendi vicdanını kendi damarlarından ölçsün. Hiçbirisinin suçu, günahı yok. Ama bu kuruma, bu hilebazlığı yaptıranlar, bu kuruma bu yanlışı yaptıranlar, bunun hesabını er ya da geç verecekler.
“Adamlarda dağ da yok kar da yok. Mehmet Şimşek’in en iyi bildiği Londra’dan bildiriyoruz”
Mehmet Şimşek Londra’dan geldi. Londra’da asgari ücret bin 978 pound. Yani Türk parasıyla 85 bin lira. Sorsan, ‘Orada hayat pahalı, maaş da çok.’ Öyle söylüyor Mehmet Bey. Bakın, İstanbul-Londra market araştırması. Araştırmayı yapan kurum, İstanbul Planlama Ajansı (İPA). Londra’da aynı sepet 2 bin 972 TL’ye, İngiltere’deki asgari ücretin yüzde üçüne alınıyor. Türkiye’de aynı sepet 3 bin 297 liraya, asgari ücretin yüzde 19’una alınıyor. Diyor ya ‘Allah dağına göre kar veriyor.’ Adamlarda dağ da yok kar da yok. Mehmet Şimşek’in en iyi bildiği Londra’dan bildiriyoruz. Bundan sonra ekonomi yönetimi ağzını açıp ne söylerse, TÜİK mi, TÜİK’in yemekhanesindeyiz; Londra mı, Londra’nın marketindeyiz. Bunların Türkiye’ye ne yaptığını gösterene kadar sonuna kadar bunlarla mücadele edeceğiz.
“17 bin liraya zam yapılmamasını, ‘Milli menfaatler böyle gerektiriyor’ gibi anlatmaya çalışanlara herkes şunu söylesin; Benim hakkım 80 bin lira asgari ücret”
Türkiye işçi sınıfının, sosyal demokrat partinin esas sorunu budur. Bununla mücadele etmek lazım. Teknoloji artıyor, bilimsel yöntemler bulunuyor, kimyasal indikatörler gelişiyor, işçinin becerisi gelişiyor; verimlilik artıyor. 100’den 450’ye çıkan verimliliğin 350’sini patron cebe indiriyor, bizim evladımız aynı maaşa kanaat getiriyor. Bunu değiştireceğiz. CHP milletvekilleri, iktidarda bunu değiştireceksiniz, bunu değiştirmeye geliyoruz. Eğer Türkiye hükümetleri, işçilere verimlilik artışını maaşlara yansıtsaydı Fransa hükümetleri gibi, bugün asgari ücret 17 bin lira değil, 75-80 bin lira olacaktı. Bugün, 17 bin liraya zam yapılmamasını, ‘Milli menfaatler böyle gerektiriyor’ gibi anlatmaya çalışanlara herkes şunu söylesin: Benim hakkım 80 bin lira asgari ücret. Bu hakkı İngiliz alıyorsa, Fransız alıyorsa, Alman alıyorsa biz de söke söke alacağız evelallah. Londra’daki asgari ücret 296 kilo kıyma alıyormuş, Türkiye’deki asgari ücret 40 lira kıyma alıyor.
“AYM üyelerine söylüyorum: Yürütmeyi durdurma yetkinizi kullanın”
AKP, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını hiçe saymaya devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde, torba teklifte komisyonda bir madde ilave ettiler. Madde, toplu sözleşme ikramiyesinden yararlanmak için yüzde 2’lik sendikal baraj getirmişlerdi. AYM de dedi ki ‘Toplu sözleşme ikramiyesinin örgütlenme düzeyiyle ilişkilendirilmesi ve farklılaştırılması eşitlik ilkesine ve örgütlenme özgürlüğüne aykırıdır.’ Yani büyük sendikada örgütlüysen 800 lira alacaksın. Yüzde ikinin altında sendikaya gidersen 300 liraya düşecek. Şimdi gelmişler, yüzde 2’yi yüzde 1 yapmışlar. ya kötü bir şey söylemek istemiyorum da insanda biraz akıl, fikir, vicdan olur. Buna karşı elbette bunun tekliften çıkarılması için mücadele edeceğiz. Velev ki bunu geçirdiler. AYM üyelerine bir kez daha söylüyorum; siz bir karar veriyorsunuz, bunlar burada ‘uymam’ diyorlar. Ama işlerine geldiğinde bizi kalkan yapanlar, mevcudiyetini size borçlu olanlar sizin kararlarınıza uymuyor. Bir tek şey yapacaksınız, dört yıldır kullanmadığınız bir şey var. Yürütmeyi durdurma. Bakın, bizim başvurularımızda kullanmıyorsunuz. Kendi kararlarınızı korumada, mahkemenin onurunu korumada kullanın. Sizin bir kararınızın arkasından dolanıp, değiştirip önünüze getirince yürütmeyi durdurma kararınızı kullanın. 10 gün içinde durdurun. Vurun enselerine AYM’nin hukuk tokadını. Bakın bakalım, bir daha yapabiliyorlar mı. Bu yetkiyi kullanmadan olmaz.
“Vergi teklifi EYT’lilerin çalışmasının önünde yeni bir engel çıkaracak”
Vergi teklifi var Meclis’te ancak Meclis’te vatandaşın vergi yükünü azaltacak bir madde yok. Teklif, vergi vermeyenden vergi almak üzerine değil; vergi veren garibanı daha çok yolmak üzerine kurulmuş. O yüzden de vergide adalet getirmiyor. Hatta bu teklifi getirenlerin ne işler çevirdiğini, vergiyle nasıl bir ilgisi olduğunu Grup Başkanvekilimiz yarın çok somut kanıtlarıyla gündeme getirecek. Vergi kanunu, EYT’den emekli olanlara yüzde 5 prim istisnasını kaldırıyor. Hani kafaya takmıştı ya Sayın Erdoğan, ‘Emekli olursa çift dikiş olur. Hem emekli maaşı alır hem çalışır’ diyordu. Şimdi onlara verilen yüzde 5’lik istisnayı kaldırarak onların çalıştırılmasının önünde yeni bir engel çıkaracak. Bir yandan bakanlara, bakan yardımcılarına, görevlendirdikleri çeşitli kademelerdeki kamu görevlilerine iki maaş, üç maaş, dört maaş verecekler; bir yandan çalıştırmayın diye önüne engel çıkarmaya çalışıyorlar. Bu yaptıkları işin sonucunda, yılda 13 milyar gelir elde edeceklermiş. Diğer taraftan yüzde 25 olan Kurumlar Vergisi’ni, yap-işlet-devret’le kamu özel işbirliği projesi yapanlar için yüzde 30’a çıkarıyorlar. Onlardan alacağı para 557 milyon. Bakın, beşli çeteden bir alıyor, EYT’liden 26. Ama öbür taraftan bu 44 şirketin 37’si zaten matrah beyan etmemiş. Peki bu vergi ödemeyen, şimdi de ‘557 milyon vergi alacağım’ dediklerinden geçen sene ne kadar vergi affetmiş? 660 milyar. Bu hükümetin bir göz boyama operasyonudur. İş dünyasını zora sokacak enflasyon muhasebesi yıllık olarak uygulanması ve matrah etkisi kaldırılması gerekirken şirketleri batağa sürükleyecek bir haldedir. Mutlaka düzenlenmesi gerekmektedir.
“Vergide adaletle ilgili bir kanun teklifi hazırladık”
Biz, vergide adaletle ilgili bir kanun teklifi hazırladık. Tasarı; gelir vergisi tarife dilimlerinin 5’er puan düşürülmesini, gelir vergisi tarife dilimlerindeki sınırları düşürmelerini öneriyoruz. Asgari ücret vergi istisnasının matrahtan indirim yoluyla yapılmasını öneriyoruz. Brüt ücreti 100 bin lira olan, beyaz yakalı, bugün İstanbul’da bir plazada çalışan, emeği sömürülen bir kişinin maaşının başına gelen, SSK primi, gelir vergisi, damga vergisi uygulanıyor. Gelir vergisi oranı ocak ayında yüzde 15. Kendisine ödenecek maaş, 81 bin liraya düşüyor. Bir sonraki ay, direkt vergi dilimi değişmiş, aldığı para 72 bine düştü. Bir sonraki ay, vergi dilimi yüzde 27’ye çıktı, aldığım para 73 bin liraya düştü. Eylül gelince 65 bin liraya düştü. Aralık ayında 63 bin liraya düştü. O yüzden dilimlerin beşer puan indirilmesini, ilk barajın hazirana, ikinci barajın eylüle kadar idare etmesini, ocak ayından ilan edip mart ayında kışa dönmesine itiraz eden bir kanun teklifi.
“Emeğin vergi yoluyla çalınmasına hep beraber itiraz edeceğiz”
Bütün maaşlıları, bugün Meclis’te grup önerileri bitip gündeme geçilmeden önce, İç Tüzük 37’ye göre, CHP Milletvekilimiz Umut Akdoğan’ın bütün partimiz adına verdiği bu teklifin oylamasına bakmaya davet ediyorum. Burada ‘evet’ oyu verenler, maaşların kuşa çevrilmesine rıza gösterenler olacak. Bizim kanun teklifimizi destekleyenler, maaşların vergi cambazlığı yoluyla erimesine engel olacaklar. Burada sadece bu kanun teklifinin gündeme alınıp, oylanıp kabul edilmesiyle vergide adalette sona gelinmez mücadelede ama önemli bir nefes alınır. Bu konuda CHP grubu, tam kadro Meclis’te olacak. Hep beraber emekçinin yanında olacağız. Emeğin vergi yoluyla çalınmasına hep beraber itiraz edeceğiz.
“Biz milleti yük görmeyiz. Küfeyi taşıyamayanlar, çıkarın. Biz taşıyacağız”
Biz en düşük emekli maaşının bir asgari ücret olmasını söyledik. Tayyip Bey buna dertlenmiş. Demiş ki ‘Bunların sırtında küfe yok.’ Ben küfeyi istiyorum. CHP olarak küfeyi istiyoruz. Millet sana küfeyi verdi. Küfenin içine emekliyi, asgari ücret koyuyorsun, taşıyamıyor, ağır geliyor. Tarım, çay, fındık, üzüm, narenciye, buğday üreticisi beyefendiye ağır geliyor. ‘Milletin efendisi’ denilen çiftçiyi taşıyamıyor, ağır geliyor. Ama ’47 tane şirketin vergi borcunu silelim’ deyince küfeyi taşıyor. Beyefendiye beşli çeteler, yandaş müteahhitler, holdingler ağır gelmiyor; 10 bin lirayla geçinene ‘Asgari ücret ver’ diyorum, ‘Taşıyamam, ağır geldi’ diyor. Bırak, ben taşıyacağım, ver küfeyi. On bin liralık en düşük emekli maaşını 12 bin 500 yapmış. ‘Çok ağır geldi.’ Emekliyi taşıyamayanlar, asgari ücretliyi küfesine çok görenler iktidar kulisindeler. O yükü taşıyacak olanlar, emeklinin derdinin sırtlanılmasını onurlu vazife bilenler, bugün 17 bin liradan utanıp onu 85 bin lira yapacak olanlar sizlersiniz. Bu yükü taşımaya hazır mısınız? Gidin ve onlara gösterin; hangi yük ağırdır, o yük kime hafif gelir. Biz milleti yük görmeyiz. Küfeyi taşıyamayanlar, çıkarın. Taşıyacak bu aslanlar. Biz taşıyacağız.”
(SON)
]]>Manisa’nın Şehzadeler ilçesinde 6 Eylül 2022 tarihinde meydana gelen olayda Manisa’daki bir sürücü kursunda eğitmenlik yapan Önder Lafçı (45), daha önce direksiyon eğitimi verdiği Hilal Sultan Kırgöz’ün (21) evinin önüne gelerek Kırgöz’ün evden çıktığı sırada kaçırmaya çalıştı. Direnerek Lafçı’nın elinden kaçan Kırgöz, Lafçı tarafından tabancayla vurularak ağır yaralandı. Merkezefendi Devlet Hastanesine kaldırılan Hilal Sultan Kırgöz, buradaki ilk müdahalenin ardından da Manisa Celal Bayar Üniversite Hastanesine sevk edildi. Kırgöz, burada bir hafta yoğun bakımda tedavi gördükten sonra taburcu edildi. Kırgöz’ün sırtındaki kurşun ise Şehzadeler ilçesindeki bir özel hastanede yapılan ameliyatla çıkartıldı. İkinci kez taburcu edildikten sonra evde fenalaşan Kırgöz’un tedavisine Merkezefendi Devlet Hastanesinde devam edildi. Kırgöz, olaydan 48 gün sonra 23 Ekim’de hayatını kaybetti.
Katil zanlısına ağırlaştırılmış müebbet istendi
Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada savcılık makamı tarafından sanık Önder Lafçı’nın kadına karşı kasten öldürme, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma ve ruhsatsız silah taşıma suçlarını işlediğini iddia ederek, sanığın ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırmasını talep edildi. Mahkeme başkanı da savcının mütaalasına karşı taraflara süre vererek, duruşmayı 31 Mayıs’a erteledi.
Duruşmanın ardından Kırgöz ailesinin avukatı Yalçın Arcak yaptığı açıklamada, “Yaklaşık 2 yıldır bir hak arama mücadelesi bir adalet mücadelesi veriyoruz. ve sonunda bu uzun meşakkatli adalet arama mücadelesi sonunda bugün savcılık tarafından mütalaa verildi. Sanık Önder Lafçı için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Buruğuz ama bir yandan da mutluyuz. Çünkü Hilal için adaletin bir nebze de olsa adalet bulunacağını artık düşünmekteyiz. Başka Hilaller de ölmesin diye mücadele veriyoruz. Mücadele vermeye devam edeceğiz” dedi.
Gözyaşlarına hakim olamayan anne Zeynep Kırgöz, “Anneler ağlamasın diyorum, Hilaller ölmesin, kara toprağa girmesin istiyorum. Sanğın iyi bir ceza almasını istiyorum. Çünkü bayramda herkese sevdiğine gittiğinde ben de kızımın mezarına gittiğimde ‘Hilal korkma kızım başardık’ demek istiyorum. Kızım ilk vurulduğunda bana ‘Başaramadık anne’ demişti. Ben de mezara gittiğimde ‘Annem başardık, bize çok yardım ettiler, başardık’ demek istiyorum” diye konuştu.
Aileye destek vermek adına duruşmaya katılan Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay, “Bugün biz de ailemizin hak ve hukuk arayışına omuz vermek için buradayız. 2 yıldır hak ve hukuk adalet arayışları sürüyor. Biz de her daim bu hak hukuk adalet arayışında yanında olduğumuzu ve destek olacağımızı belirtiyoruz. Maalesef kadın cinayetleri politik. Umuyoruz ki İstanbul sözleşmesi en kısa sürede tekrar geri döner ve bu caniler gerekli cezaları alır. Bu kadar rahatça devletin de göz ardı etmediği şekilde kadınları öldüremezler. Tek isteğimiz adaletin tecelli etmesi. Bize düşen ne varsa her daim ailemizin de tüm kadınların da yanındayız” ifadelerini kullandı. – MANİSA
]]>“KİME PARMAK SALLIYORSUN?”
AK Parti İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi Başkanlık Divanı’na gidip elini sallayarak Önder’e tepki gösterdi. Önder de “Elini sallama, bana kime parmak sallıyorsun, otur yerine” dedi ve Genel Kurul’a ara verdi. Aranın ardından Önder, bugün karar duruşması yapılan Kobani Davası’nda yargılandığını anımsatarak “38 kez ağırlaştırılmış müebbet affedersiniz boru değil.” dedi.
Önder, CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş gündem dışı konuşurken, birer dakikalık konuşmalar için sıra alma işlemi sırasında fazla gürültü çıkardıkları gerekçesiyle AK Partili milletvekillerini uyardı. Önder, Gezmiş’in süresini durdurarak AK Partililere hitaben “Kürsüde hatip var hatibe biraz saygı, siz çıktığınızda da aynı saygıyı siz istiyorsunuz. Listeyi iptal ettim, söz almak isteyenler yeniden girsin alsın” dedi.AK Partililerin ‘keyfi davrandığı’ itirazları üzerine Önder, “Keyfi yapıyorum evet bu kadar olmaz” dedi.
“BURANIN BİR İLKOKUL SINIFINDAN FARKI OLMASI GEREKİR”
Gezmiş’in konuşmasının ardından Önder, milletvekillerinin söz hakkını kullanması konusunda tavrının tartışmaya açık olamayacağını belirterek “Buranın bir ilkokul sınıfından da farkı olması gerekir. Ceza değil bu. Benim için aslolan hatibin konuşma şeyini gözetmektir” diye konuştu.
Başkanlık kürsüsünün önünde olan AK Parti İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi, “Sizin yaptığınız keyfiyet oldu. Kafama göre iptal ederim diye bir şey olmaz” demesi üzerine Önder, “Benim yaptığımın ne olduğunu bırakın ben takdir ederim” diye yanıt verdi. Ardından Çelebi’nin ısrar etmesi ve elini sallayarak konuşması üzerine Önder, ” Elini sallama bana kime parmak sallıyorsun, otur yerine” tepkisini gösterdi. Çelebi de “Bağırma bana, haddini bil” diye Önder’e bağırdı.
Ardından Önder, birleşime ara verdi. Aranın bitmesinden sonra yaşananlara ilişkin açıklama yapan Önder, İçtüzük kaynaklı görev ve sorumluluğunun konuşma zemininin kaybolmamasını sağlamak olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
“AFFEDERSİNİZ BORU DEĞİL”
“Bir arkadaşımız parmak salladı. Açılışta hiç bahsetmeden girdim. Şu anda 38 kez ağırlaştırılmış müebbet istemiyle yargılanıyorum. Hakkımızdaki ferman yarım saat, bir saat içinde açıklanmış olacak. 38 kez ağırlaştırılmış müebbet affedersiniz boru değil. Bugünkü ortamda buradan adalet çıkar çıkmaz diyecek bir tane vekil varsa ikincisi de ben olayım. Buna rağmen geliyoruz bu işi uhuletle suhuletle yürütmeye çalışıyoruz. Bu sayın milletvekilinin bilmesi gereken ş ki Ben parmak sallanacak bir insan değilim. 38 kez bu parmak değil gürz olarak başımda sallanırken gelip burada görev ve sorumluluğumu yerine getirmeye çalışıyorum. Bana sökmez ama bütün arkadaşlarımızın hukukunu gözetmek benim tüm kişisel görüşlerimden daha önde gelir.
“İÇ TÜZÜĞÜN BANA YÜKLEDİĞİ O SAYGISIZLIKLA İLGİLİ BİR ŞEY YAPMAYACAĞIM”
Bir beyne pıhtı attı benim Genel Kurulu yönetirken gittik pankreansta tümör çıktı, aort anevrizması yaşadık. Ağır da bir tedavi görüyorum. Ona rağmen ben bu kadar tahammüllü, saygılı ve zerafetle yürütmeye çalışırken bu hoyratlık kabul edebileceğim bir şey değil. İncindiğim bir şey, bu 2. bir dakikada giremeyen bütün arkadaşlar beni demokrasi dışı davranmakla itham ettiler, muhalefetten de vekiller geldi. Bundan sonra 20 kişi, başka hiçbir arkadaşıma söz vermeyeceğim. Muhalefetten gelip burada çemkirmeselerdi diyecektim ki yine ben eski tutumumu devam edeyim. İçtüzükse nasıl uygulanır hepsini göreceğiz. İçtüzüğün bana yüklediği o saygısızlıkla ilgili hiçbir şey yapmayacağım onu bile ifade özgürlüğü kapsamında değerlendiriyorum. Hiçbir saygısızlık prensiplerimi çiğnetemez.”
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İsrail’in ağır saldırısı altındaki Filistin’in Batı Şeria bölgesindeki Ramallah kentinin Belediye Başkanı Issa Raja Kassis’i, Emirgan’daki Beyaz Köşk’te ağırladı. Filistinli heyetin ziyaretinde İmamoğlu’na, İBB Genel Sekreter Yardımcıları Pelin Alpkökin ve Mahir Polat ile İBB Dış İlişkiler Dairesi Başkanı Barbaros Büyüksağnak eşlik etti. Kassis’i ağırlamaktan mutluluk duyduğunu belirten İmamoğlu şunları söyledi:
““FİLİSTİN’İ ‘ÖZGÜRLÜĞÜN SEMBOLÜ’ DUYGUSUYLA TAKİP EDİYORUZ”
Sizinle en son, Mega Şehirler Zirvesi’nde bir arada olmuştuk. Çok ilginç bir şekilde, biraz da o ağırlama esnasında saldırının başlama anını yaşamıştık. Bölge çok ağır zamanlar geçiriyor. Biz, çok büyük ve derin üzüntüyle takip ediyoruz süreci. Filistin, dünyadaki bütün insanların, tabii bizim için de özellikle Türk halkı için her zaman öyle olmuştur; ama bu dönemde de yine özgürlüğün sembolü şeklinde bir duyguyla takip ediyoruz süreci. Tabii bir yandan atak ve saldırılar devam ediyor. Bunun acısı büyük. Ama bir yandan da 2 milyon civarında insan, yurtlarından ayrılmak zorunda kalan insanların ihtiyaçları da hepimizin içini acıtıyor. Tüm uluslararası platformlarda, Filistin halkının haklı mücadelesinin yanında olduğumuzu belirtmek isterim. Yaşanan vahşetin bir an önce durmasını ve kanın akmamasını, savaşın sona erdirilmesini, artık ne yazık ki katliama dönen bu saldırının sona ermesi gerektiğini, her yerde, sesimizin son noktasına kadar haykırarak dile getiriyoruz.
“BURADA YAŞAYAN FİLİSTİNLİ ÖĞRENCİLERE KATKI SUNDUK, GAZZE’YE ULAŞTIRILMAK ÜZERE YARDIM TIRLARIMIZI GÖNDERDİK”
İstanbul özelinde de aynı duyarlılığı sürdürüyoruz. Burada yaşayan Filistinli öğrencilere katkı sunduk ve ihtiyaçlarını takip ediyoruz. Gazze’ye ulaştırılmak üzere yardım tırlarımızı gönderdik. Bu ve buna benzer aksiyonlarla, ihtiyacı olan her hususta, Filistin halkına da yardıma hazır olacağız. Bu tür ortamlarda, özellikle yerel yönetimler olarak süreci çok hassas irdelemeli ve birbirimize her yönüyle de destek olmalıyız. Ben, ilk tanıştığımız andan beri, bu konudaki hem olgun tutumunuzdan hem aynı zamanda şehrin ihtiyaçlarıyla beraber hem bölgeye hemşehrimize hem ülkemize olan güçlü bakışınızdan dolayı da sizi tebrik ederim.
İBB, RAMALLAH’TAKİ OSMANLI ADLİYESİ’NİN YENİDEN YAPIMINA KATKI SUNACAK
Ramallah Filistin’in en önemli şehirlerinden bir tanesi. Bugün, yönetici arkadaşlarımı da dış ilişkilerdeki sorumlu arkadaşlarımla birlikte çağırdım. Oradaki Osmanlı Adliyesi’yle ilgili olan alakanızı biliyorum. Oraya vereceğimiz destekle ilgili süreci konuşmak da istediğinizi biliyorum. Ben, oradaki süreçte, -ki dün de bu konuda bir kısım görüşme yaptığınızdan da haberdarım- o projede olmak istiyoruz ve mutlaka süreci destekliyoruz. İnşallah birlikte çok güzel bir eseri şehrinize kazandırırız. Hem şehrinizde hem ülkenin genelinde, bir an önce insanların yaşam ve mücadeleleri noktasında, bütün hizmetlerden iyi faydalanması gerekiyor. Bu yönde sizin atacağınız her örnek çalışmada da İstanbul’un yanınızda olduğunu bilin. ve öyle de imkanlar sunma gayreti içerisinde olacağız. Şehrinizdeki dayanışmaya katkı sunmaya, atık yönetimi ve çevreyle ilgili atacağınız adımlarda sizi her türlü desteği sunmaya hazırız. Bu yönüyle gerçekleştireceğimiz şehre dönük iyileştirici bütün projelere de destek olma konusunda kararlıyız. Şahsım ve tüm İstanbullular adına, Filistinlilerin yanında olduğumuzu belirtmek istiyorum. Kalacağınız süreç içerisinde arkadaşlarımla yapacağınız toplantılardan çıkacak sonuçları hızlıca değerlendirip, mutlaka size hızlıca dönüş yapacağımızı da bilmenizi isterim. Bu adımlarla Ramallah için çok güzel hizmetler sunacağınıza da son derece eminim.
KASSİS’DEN İMAMOĞLU’NA: “SİZİNLE OLAN İLİŞKİMİZDEN DOLAYI ÇOK MEMNUNUZ”
Ülkesinde ve yönettiği şehirde yaşadıkları zorluklardan örnekler veren Ramallah Belediye Başkanı Kassis de,”Hem kişisel anlamda hem de resmi anlamda sizinle olan ilişkimizden dolayı çok memnunuz. Bildiğiniz üzere ülkemizde deki durum çok acı. Bütün gözler Gazze’de. Ama Batı Şeria’da durum, gün geçtikçe çok daha ciddileşiyor. Böyle bir durumda, insanların üzerindeki gerginliği almak ve yerel hizmetleri sürdürmek, yerel yönetimler için çok zorlu bir durum. Biz de sizin gibi genç bir toplumuz. Dün, BM Genel Kurulu çok önemli bir karar aldı ve tabii ki Türkiye bizim yanımızda yer aldı. Bu topraklarda, insanlarımızın varlığını sürdürmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Bu topraklarda var olmak için direniyoruz. Biz, ülkemiz için ölmek istemiyoruz, ülkemiz için yaşamak istiyoruz. Yerel yönetimler açısından bu çok zorlu bir durum” sözleriyle duygularını dile getirdi.
]]>UĞUR İSTANBULLU
(ARTVİN)- Enerji Çalışanları Sendikası Genel Başkanı Hulusi Bıyıklı, “Ağır çalışma koşullarında çalışan işçi sayısını artırarak, ağır iş yükünden çalışanlarımızı kurtarmak istiyoruz. Çok yoğun çalışan arkadaşlarımız kendilerine vakit ayıramıyorlar, yeterince dinlenemedikleri için de verimli çalışamıyorlar. Bölgemizde coğrafi koşullar ağır olduğu gibi bunun üzerine günlük 14 saatlik bir çalışma eklenirse çalışanlarımız bedenen ve ruhen yorgun düşüyorlar” dedi.
Enerji alanında çalışan işçilerin ağır ve tehlikeli iş koşullarında çalıştığı, taleplerinin ise karşılanmadığı gerekçesiyle 4 Nisan’da kurulan Enerji Çalışanları Sendikası Genel Başkanı Hulusi Bıyıklı ve kurucu üye Muzaffer Kurtuluş Artvin’e geldi.
“İŞ KOLUMUZDA ÇALIŞMA KOŞULLARI ZOR”
Enerji Çalışanları Sendikası Genel Başkanı Hulusi Bıyıklı, kuruluş süreçlerini tamamladıklarını belirterek, öncelikli olarak enerji iş kolunda çalışmalarını yoğunlaştırdıklarını söyledi. Bıyıklı, “Özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi’nde elektrik alt yapılarında ciddi ve acil çözülmesi gereken sorunlarımız var. Çalışanlarımız, yoğun iş yükleri nedeniyle ciddi sorunlar yaşamaktalar. Bütün bu nedenlerden dolayı tüm enerjimizi elektrik alt yapısındaki çalışan arkadaşlarımızın çalıştığı iş kollarında yürütüyoruz. Daha sonraki dönemlerde de doğal gaz ve diğer iş kollarımızda da çalışmalarımızı yürüteceğiz. Bütün bu zorlukları aşmak, çalışma koşullarımızı iyileştirmek için çaba harcıyoruz ve bütün bunları konuşmak için de Artvin’e geldik. Sendikal örgütlenme çalışmalarımızda şu an Artvin’de yürütüyoruz” dedi.
“ÇALIŞANLARIMIZI AĞIR İŞ YÜKÜNDEN KURTARACAĞIZ”
Bıyıklı şunları söyledi:
“Enerji Çalışanları Sendikası olarak hedefimiz çalışan tüm arkadaşlarımızın yaşam koşullarını düzeltmek ve aynı zamanda aile bütünlüklerini sağlamak. Ağır çalışma koşullarında çalışan işçi sayısını artırarak, ağır iş yükünden çalışanlarımızı kurtarmak istiyoruz. Çok yoğun çalışan arkadaşlarımız kendilerine vakit ayıramıyorlar, yeterince dinlenemedikleri için de verimli çalışamıyorlar. Bölgemizde coğrafi koşullar ağır olduğu gibi bunun üzerine günlük 14 saatlik bir çalışma eklenirse çalışanlarımız bedenen ve ruhen yorgun düşüyorlar. Çalışma alanlarımızda personel yetersiz ve bütün bu sorunları şirketimizle konuşarak çözmek için elimizden gelen tüm çabayı göstereceğiz.”
“İŞ KOLUMUZDAKİ MEVCUT SENDİKALAR TALEPLERİMİZİ KARŞILAYAMADILAR”
Enerji Çalışanları Sendikası kurucu üyesi Muzaffer Kurtuluş ise şöyle konuştu:
“Enerji işçisiyim ve Rize’de çalışıyorum. Maalesef iş kolumuzdaki mevcut sendikalar bizim taleplerimizi karşılayamadılar ve bizler enerji iş kolu çalışanları olarak yönetimi de işçiden oluşan bir sendika kurduk. Sendikamızın tüzüğünde en önemli maddesi, yönetimin işçilerden oluşacağı ve genel kurulda sadece yüzde 10’luk barajla delegelerin seçilebileceği gibi bir adil bir yapı oluşturmaktı ve bunu da bizim başardığımızı düşünüyorum. Genelde yönetimi işçiden oluşan sendikamızda aidat kesintilerimizden diğer sendikalarda olduğu gibi arsa, otel gibi yatırımlarla işimiz olmayacak. Sendikaya kesilen aidat işçinin lehine ne gerekirse onun için harcanacak.
“ÖLÜMLE BURUN BURUNA ÇALIŞTIĞIMIZ HALDE ASGARİ ÜCRET ALIYORUZ”
Bölgemizde, Çoruh bölgesi, Marmara bölgesi ve Aras bölgesinde yıl sonunda sözleşmeler bitiyor ve biz ülke geneli barajını aşacağız. Biz kendi bölgemizde bu sayıya ulaştık ve Marmara bölgesinde yüzde 55’e ulaştık ve bahsettiğim üç bölgede de yetkiyi alıp söz sahibi olmak istiyoruz. Eğer üç bölgede de söz sahibi olursak sözleşme masasında elimiz güçlenir. Sözleşmede en önemli önceliğimiz şu olacak; her bölgeden gelen işçi arkadaşlarımızın da masaya oturduğu ve hiç bir şeyin gizli kalmadığı açık ve şeffaf bir sözleşme yaparak, daha yaşanabilir çalışma koşullarında özellikle maddi koşullarımızın iyileştirildiği bir sözleşme yapmak için çalışacağız. Sosyal yardımlar yetersiz, ücret politikası yanlış çok ağır, tehlikeli ve ölümle burun buruna çalıştığımız halde asgari ücret bandında maaşlar alıyoruz. Tüm işçi arkadaşlarımızın temsilcileriyle sözleşme masasına oturacağız ve işçilerimizin taleplerini alana kadar mücadele edeceğiz. İşçimizin bizzat kendi kurduğu sendikaya tüm işçilerimizi üye olmaya davet ediyorum.”
]]>
(İSTANBUL) İstanbul Taksim İstiklal Caddesi’nde 13 Kasım 2022 tarihinde 6 kişinin ölümü, 99 kişinin yaralanmasına yol açan bombalı saldırıya ilişkin davada bombalı paketi caddeye bırakan Ahlam Albashir, “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, “kasten öldürme” suçundan 6 kez ağırlaştırılmış müebbet, “kasten öldürmeye teşebbüs’ten 99 kez 18 yıl hapis, “tehlikeli madde bulundurmak” suçundan da 12 yıl olmak üzere toplam bin 794 yıl, kendisine yardım edenlerse bin 35 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
13 Kasım 2022 tarihinde meydana gelen, 6 kişinin öldüğü 99 kişinin yaralandığı bombalı saldırıya ilişkin 36 kişinin yargılandığı davanın karar duruşması İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Duruşmaya Ahlam Albashir ve 4 sanık getirildi, bazı sanıklar Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yöntemiyle duruşmaya bağlandı. Bazı sanıkların üzerlerine atılı suçun vasfının değişme ihtimaline karşın ek savunmaları alındı.
Sanıklardan Fatma Berkel ek savunmasında, “Bilmiyorum hiç görmedim. Ne silah gördüm ne başka bir şey. Ben onların neden bizim yanımıza geldiklerini bilmiyordum. O dönem hamileydim, psikolojik olarak iyi değildim. Ben ona sadece siz buraya neden geldiniz dedim. Buraya yaşamaya geldiklerini tutanamazlarsa gideceklerini söyledi. Dışarda küçük bir kızım var. Nerede olduğunu bilmiyorum. Beraatımı talep ediyorum” dedi.
Diğer sanık Ahmet Carkes ek savunmasında şunları söyledi:
“Bu olayla bir alakam yoktur, Esenler’den almaya gittiğimde hayatımda ilk defa görüyordum. Amacım onu bi yerden bir yere götürmekti, çünkü korsan taksicilik yapıyorum. Onunla ilgim yok. Sadece Türkiyeye yeni geldiğini Avrupa’ya gideceğini biliyordum. Diğer insanların da hiçbirini tanımıyorum. Vatandaşlık almak için 2 ayım kalmıştı. Terör örgütüyle bağlantım olsaydı vermezlerdi. Bana yöneltilen suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum.”
“BAŞKANLA BAŞBAŞA KONUŞMAK İSTİYORUM”
Ahlam Albashir ise karar öncesi son sözleri sorulduğunda, “Kendimi savunmayacağım. Bana vereceğiniz herhangi bir hükmü cezayı kabul ediyorum. Ahmet Carkes’in hiçbir şeyden haberi yoktur. Ahmet telefonu kırdığında hiçbir şeyden haberi yoktu. Amad Haj Hasan’nın evinde 3 gün kaldım. Ferhat ve Fatma’yı da sadece evde gördüm. Bu insanların hiçbirinin alakası yok. Sayın başkanla baş başa konuşmak istiyorum”
AHLAM ALBASHİR’E BİN 794 YIL HAPİS CEZASI
Kararını açıklayan mahkeme heyeti, Ahlam Albashir hakkında, “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, “kasten öldürme” suçundan 6 kez ağırlaştırılmış müebbet, “kasten öldürmeye teşebbüs’ten 99 kez 18 yıl hapis, “tehlikeli madde bulundurmak” suçundan 12 yıl hapis ve 22 bin TL para cezası verdi.
İKİ SANIĞA BİN 35 YIL HAPİS
Mahkeme Fatma Berkel ve Ferhat Habeş hakkında, “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya yardım”, “tasarlayarak bombalama süretiyle kasten öldürmeye yardım”, “tasarlayarak çocuğa karşı kasten öldürmeye yardım”, “tasarlayarak bomba suretiyle kasten öldürmeye teşebbüse yardım suçundan” ve “silah sağlama” suçlarından toplamda bin 35 yıl hapisle cezalandırılmalarına karar verdi.
“GÖÇMEN KAÇAKÇILLIĞI”NDAN CEZA
Bakar Carkes, Hadir Carkes, Hatica El Kurdi ve Salih Carkes hakkında mahkeme, “suçluyu kayırma” suçundan 4’er yıl, Hüseyin Güneş, Mahmud Elabid, Mahmut El Yusuf, Süleyman Güder, Tareq Alkhatib, “göçmen kaçakçılığı” suçundan 6 yıl hapis cezası ve 30 bin TL para cezasına, Hazni Gölge hakkında “göçmen kaçakçılığı” suçundan 9 yıl ve 60 bin TL para cezası verdi.
2 SANIĞA AYRI AYRI 17 YIL HAPİS
Sanıklar Ammar Jarkas ile Ahmet Carkes, ‘göçmen kaçakçılığı’, ‘suçluyu kayırma’, ‘suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme’ suçlarından toplamda 17 yıl hapis ve 60 bin TL adli para cezasına çarptırıldı. Mahkeme, her iki sanığın da diğer suçlamalardan beraatına karar verdi. Mahkeme diğer 12 sanık hakkında ise beraatlarına hükmetti.
4 SANIK TAHLİYE OLDU, 10 SANIĞIN DOSYASI AYRILDI
Heyet, tutuklu bulunan sanıklardan Hüseyin Güneş, Ahmad Alhaj Mwas, Amad Haj Hasan ve Hasan Ali’nin tahliyesine, haklarında yakalama kararı bulunan sanıkalar Sabri Ok, Hülya Oran, Ferhat Abdi Şahin, Layika Gültekin, Bilal Elhacmaos, Velid Halid, Cemil Bayık, Fehman Hüseyin, Saliha Bişkin ve Khalil Manja Hussein’in dosyalarının ayrılmasına karar verdi.
Ağır hapse çarptırılan sanıklardan Fatme Berkel kararın açıklanmasının ardından bayıldı. Ayılmasının ardından Ahlam Albashir’i göstererek, “Bunun için mi hapis yatacağım” diye sordu.
]]>Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesince, Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki salonda görülen duruşmaya tutuklu sanıklardan bazıları, bulundukları cezaevlerinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katılırken diğer sanıklar ve taraf avukatları salonda hazır bulundu.
Sanıkların son sözlerinin dinlenilmesinin ardından ara karar açıklayan mahkeme, dava dosyasının hükmün hazırlanıp açıklanması için incelenmeye alınmasına hükmetti.
Sanıkların tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme, hükmü açıklamak üzere davayı 17 Nisan 2024 Çarşamba günü saat 10.00’a erteledi.
Davanın geçmişi
İddianameye göre, Suriye’deki iç savaş nedeniyle terör örgütü DEAŞ’ın Kobani’ye (Ayn el-Arap) saldırması üzerine Ekim 2014’te HDP yönetimi ile terör örgütü PKK elebaşları, sokağa çıkma çağrısında bulundu.
Bunun üzerine aralarında İstanbul, Ankara, Bursa ve Diyarbakır’ın da olduğu 35 il ve 96 ilçede yasa dışı gösteriler başlatıldı, kolluk güçlerinin yanı sıra siviller de hedef alındı.
Olaylarda 37 kişi hayatını kaybetti, 761 kişi yaralandı, 197 okul yakıldı, 269 kamu binası tahrip edildi, 1731 ev ve iş yeri yağmalandı, 1230 araç kullanılamaz hale getirildi.
Olayların azmettiricisi olmakla suçlanan eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile PKK’nın sözde üst düzey yöneticilerinin de aralarında olduğu 108 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis ve süreli hapis cezaları istendi.
Mahkemede, 14 Nisan 2023’de savcılığın esasa ilişkin mütalaası açıklandı.
Buna göre, sanıklar Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ Şenoğlu, Ahmet Türk, Bircan Yorulmaz, Ali Ürküt, Alp Altınörs, Altan Tan, Ayhan Bilgen, Ayla Akat Ata, Aysel Tuğluk, Ayşe Yağcı, Bülent Barmaksız, Cihan Erdal, Nazmi Gür, Dilek Yağlı, Emine Ayna, Sırrı Süreyya Önder, Gülser Yıldırım, Gültan Kışanak, Günay Kubilay, İsmail Şengül, Zeki Çelik, Pervin Oduncu, Sebahat Tuncel, Zeynep Karaman, İbrahim Binici, Can Memiş, Gülfer Akkaya, Berfin Özgü Köse, Emine Beyza Üstün, Meryem Adıbelli, Sibel Akdeniz, Mesut Bağcık, Nezir Çakan ve Aynur Aşan’ın “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” suçundan birer kez ağırlaştırılmış müebbet hapsi istendi.
Ayrıca sanıklar Demirtaş, Şenoğlu, Türk, Yorulmaz, Ürküt, Altınörs, Tan, Bilgen, Ata, Tuğluk, Yağcı, Barmaksız, Erdal Gür, Yağlı, Ayna, Önder, Yıldırım, Kışanak, Kubilay, Şengül, Çelik, Oduncu, Tuncel ve Karaman’ın, aralarında Yasin Börü’nün de bulunduğu 6 kişinin öldürülmesine ilişkin “nitelikli insan öldürme” suçundan 6’şar kez daha ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırılması talep edildi.
Aynı suçtan sanık Nezir Çakan ve Sibel Akdeniz’in 4’er kez, Meryem Adıbelli’nin ise 1 kez daha ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilmesi istendi.
Bununla birlikte söz konusu sanıklar hakkında, mala zarar verme, hürriyeti tahdit, öldürmeye teşebbüs, kasten yaralama ve hırsızlık suçlarından ise farklı oranlardan süreli hapis cezası talep edildi.
Aralarında terör örgütü elebaşlarının da bulunduğu 72 sanığın ise dosyasının ayrılması talebinde bulunuldu.
]]>Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesince, Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki salonda görülen duruşmaya tutuklu sanıklardan bazıları, bulundukları cezaevlerinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katılırken diğer sanıklar ve taraf avukatları salonda hazır bulundu.
Mahkeme başkanı davanın sona geldiğini belirterek sanıkların son sözlerinin alınacağını açıkladı.
Sanıklar Ali Ürküt, Alp Altınörs, Aynur Aşan, Ayşe Yağcı, Ayla Akat Ata, Bircan Yorulmaz, Dilek Yağlı, Figen Yüksekdağ Şenoğlu, Günay Kubilay, İsmail Şengül, Meryem Adıbelli, Nazmi Gür, Pervin Oduncu, Sebahat Tuncel, Emine Beyza Üstün, Can Memiş ve Zeynep Karaman davanın siyasi olduğunu, haksız şekilde cezaevinde bulunduklarını savunarak beraat talebinde bulundu.
Öte yandan Kanada’da bulunan davanın firari sanıklardan Cihan Erdal da avukatı aracılığıyla son sözüne ilişkin beyanlarını yazılı olarak dosyaya gönderdi.
Duruşmanın yarınki celsesinde tüm sanıkların son sözlerini tamamlaması bekleniyor.
Davanın geçmişi
İddianameye göre, Suriye’deki iç savaş nedeniyle terör örgütü DEAŞ’ın Kobani’ye (Ayn el-Arap) saldırması üzerine Ekim 2014’te HDP yönetimi ile terör örgütü PKK elebaşları, sokağa çıkma çağrısında bulundu.
Bunun üzerine aralarında İstanbul, Ankara, Bursa ve Diyarbakır’ın da olduğu 35 il ve 96 ilçede yasa dışı gösteriler başlatıldı, kolluk güçlerinin yanı sıra siviller de hedef alındı.
Olaylarda 37 kişi hayatını kaybetti, 761 kişi yaralandı, 197 okul yakıldı, 269 kamu binası tahrip edildi, 1731 ev ve iş yeri yağmalandı, 1230 araç kullanılamaz hale getirildi.
Olayların azmettiricisi olmakla suçlanan eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile PKK’nın sözde üst düzey yöneticilerinin de aralarında olduğu 108 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis ve süreli hapis cezaları istendi.
Mahkemede, 14 Nisan 2023’de savcılığın esasa ilişkin mütalaası açıklandı.
Buna göre, sanıklar Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ Şenoğlu, Ahmet Türk, Bircan Yorulmaz, Ali Ürküt, Alp Altınörs, Altan Tan, Ayhan Bilgen, Ayla Akat Ata, Aysel Tuğluk, Ayşe Yağcı, Bircan Yorulmaz, Bülent Barmaksız, Cihan Erdal, Nazmi Gür, Dilek Yağlı, Emine Ayna, Sırrı Süreyya Önder, Gülser Yıldırım, Gültan Kışanak, Günay Kubilay, İsmail Şengül, Zeki Çelik, Pervin Oduncu, Sebahat Tuncel, Zeynep Karaman, İbrahim Binici, Can Memiş, Gülfer Akkaya, Berfin Özgü Köse, Emine Beyza Üstün, Meryem Adıbelli, Sibel Akdeniz, Mesut Bağcık, Nezir Çakan ve Aynur Aşan’ın “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” suçundan birer kez ağırlaştırılmış müebbet hapsi istendi.
Ayrıca sanıklar Demirtaş, Şenoğlu, Türk, Yorulmaz, Ürküt, Altınörs, Tan, Bilgen, Ata, Tuğluk, Yağcı, Yorulmaz, Barmaksız, Erdal Gür, Yağlı, Ayna, Önder, Yıldırım, Kışanak, Kubilay, Şengül, Çelik, Oduncu, Tuncel ve Karaman’ın, aralarında Yasin Börü’nün de bulunduğu 6 kişinin öldürülmesine ilişkin “nitelikli insan öldürme” suçundan 6’şar kez daha ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırılması talep edildi.
Aynı suçtan sanık Nezir Çakan ve Sibel Akdeniz’in 4’er kez, Meryem Adıbelli’nin ise 1 kez daha ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilmesi istendi.
Bununla birlikte söz konusu sanıklar hakkında, mala zarar verme, hürriyeti tahdit, öldürmeye teşebbüs, kasten yaralama ve hırsızlık, suçlarından ise farklı oranlardan süreli hapis cezası talep edildi.
Aralarında terör örgütü elebaşlarının da bulunduğu 72 sanığın ise dosyasının ayrılması talep edildi.
]]>19 Kasım 2022 tarihinde meydana gelen olayda, Karasu’nun Kurudere Mahallesi’ndeki evinden aracıyla ayrılan ve bir daha kendisinden haber alınamayan evli ve üç çocuk babası Erdal Sakız, ailesinin ihbarı üzerine aranmaya başlanmıştı. Karasu İlçe Jandarma Komutanlığı ekiplerince her yerde aranan Erdal Sakız, Kurudere Mahallesi ile Hendek ilçe sınırı arasındaki Çamdağı ormanlık alanda aracının içinde başından tüfekle vurulmuş halde bulundu. Hususa ilişkin başlatılan incelemede Sakız’ın arkadaşı E.K., eşi L.K. ve oğlu S.K. gözaltına alınıp çıkarıldığı mahkemece tutuklanmıştı. Hususa ilişkin açılan davada Cumhuriyet Savcısı mütalaasında sanık E.K. ve eşi L.K. hakkında ‘Tasarlayarak kasten öldürme’ suçundun ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını, suça sürüklenen çocuk S.K. hakkında ise beraat isteminde bulunmuştu.
4. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın bugünkü duruşmasında tutuklu ve tutuksuz sanıklar, müştekiler ve taraf avukatları hazır bulundu. Gelen belgelerin zapta geçirilmesinin ardından başlayan duruşmada sanıklar, esas hakkındaki son savunmalarını yaptı.
“Olay suç örgütleri tarafından işlenmiş, benim ailemin üzerine atılmaktadır”
Tutuksuz yargılanan suça sürüklenen çocuk S.K., “Mütalaayı kabul etmiyorum. Duruşmadaki beyanlarım doğrudur. Benim maktul ile sorunum yoktur. Maktulün hasımları eşi, oğlu ve sevgilisidir. İddia edilen olayda, ben evde değildim, bir şey görmedim. Maktulü öldürenler dışarıda gezmektedir. Olay suç örgütleri tarafından işlenmiş, benim ailemin üzerine atılmaktadır. Beraatımı talep ediyorum” dedi.
“Tehditlerinden dolayı işlemediğimiz bir suçu kabul ettim”
Tutuklu sanık L.K., “Gözaltında kaldığımız 3 gün süre içinde biz derdimizi anlatmaya çalıştık. Bir avukat geldi ve bize vermemiz gereken ifadeleri söyledi. İfadeleri söylemezsek kocam, oğlum ve benim ağırlaştırılmış müebbet alacağımızı bebeğimin ise yetiştirme yurduna verileceğini söyledi. Ben de çocuklarımın başına gelecek olan olaylardan korktuğum için ve Y.D. ile E.S.’nin tehditlerinden dolayı işlemediğimiz bir suçu kabul ettim” dedi.
“Cesedi Hendek ilçesine bırakılmasının sebebi kolluk kuvvetini yanıltmak içindir”
Tutuklu sanık E.K., “Gözaltında imzaladığım ifadeler eşim, çocuğum ve benim ayrı ayrı baskı altında alınmıştır. Ben bunu kabul etmiyorum. Ben detaylı bir ifademin alınarak soruşturmanın başlatılmasını talep ediyorum. Maktulü ben ve ailem öldürmedi, husumetlileri E.S., E.D. ve N.’dir. Erdal Sakız ile kardeş gibi yaşadık. Fındık olayıyla alakalı bir husumet yaşamadık. Delillerin avukatlarıyla beraber karartılıp suçu üzerimize attılar ve mahkemeyi yanıltıyorlar. Cesedi Hendek ilçesine bırakılmasının sebebi kolluk kuvvetini yanıltmak içindir. Karasu’ya bırakılsaydı kolluk kuvveti ilk olarak husumetlilerini gözaltına alacaktı. Kolluk kuvvetini yanıltmak için Hendek ilçesinde ormanlık alana bırakmışlardır. Planlanarak olmuştur Erdal Sakız’ı öldürmedim aksine sahip çıktık. Tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum” diye konuştu.
Mahkeme heyeti ise tutuksuz yargılanan S.K.’nın beraatına, sanık E.K. ile eşi L.K.’nin ‘Tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasına karar verdi. – SAKARYA
]]>