ADNAN Oktar organize suç örgütünün güncel yapılanmasına yönelik davada Adnan Oktar, Meltem Daban ve Ferhunde Eda Babuna’nın da aralarında bulunduğu 20 sanığın yargılanmasına devam edildi. Mahkemede tanık olarak dinlenen Fatih Kılıç, “Adnan Oktar tüm sanıkların savunmalarını avukatları aracılığıyla bize yaptırdı. İfade verenlerin hiçbiri kendi hür iradesiyle ifade vermedi. Tek tek Adnan Oktar notlar ve talimatlar gönderdi. Cinsel suçlarda herkes disiplinli bir şekilde reddedecek dendi” şeklinde konuştu. Mahkeme heyeti bu dosyadan Adnan Oktar dışında tutuklu bulunan tüm sanıkların tahliyesine karar verdi.
İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya Adnan Oktar ve diğer tutuklu sanıklar bulundukları cezaevinden Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı. Bazı tutuksuz sanıklar ve avukatlar duruşma salonunda hazır bulundu.
“ADNAN OKTAR’IN EN BÜYÜK KORKUSU YALNIZ KALMAKTIR”
Örgütün hukuk imamı olan ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan tanık Fatih Kılıç ifadesinde örgütün çok tehlikeli belirterek, “Bu örgüt insanın tüm hücrelerine zerk ediyor. Adnan Oktar operasyon sürecine gelene kadar zıvanadan çıkmıştı. Adnan Oktar’ın hep operasyon korkusu vardı, tedbirler alıyordu. Sıradan insan görüntüsü vermek için arada bir dışarı çıkar ve silahlı bir koruma ordusuyla AVM’lere giderdi. O dönemler çok ciddi korkular yaşıyordu. Kendine hep suç yandaşları arıyordu. O son yıllarda, herkesi suça bulaştırmaya çalışıyordu. Yarın bir gün operasyon olursa suçlarına ortak arıyordu. Megolaman, aşağılık kompleksi olan biriydi. Sürekli övülmeyi isterdi. Adnan Oktar’ın en büyük korkusu yalnız kalmaktır. Adnan Oktar hiçbir kitabını kendi yazmadı, hiçbir makalesini kendi yazmadı, ekibi yazdı ama kendisi yazmış gibi yaptı. Helal yoldan para kazanmayı bilmez, 10 lira para kazanmayı bilmez. Hep başkaları üzerinden geçinir. Sadece çok iyi konuşmayı bilir” dedi.
“NE İSTEDİYSE NE DEDİYSE DIŞARIDA YAPILDI”
Kılıç ifadesinin devamında, “Kendime de çok kızıyorum, fark edebildim olanları. Birçok aileye akla hayale gelmeyecek çirkeflikler yaptık, birçok sürü dava açtık. Bütün dertleri mağdurları ve etkin pişmanları manipüle etmek şu anda. Adnan Oktar cezaevine girince ilk yaptığı şey avukatları görevlendirmek oldu. Herkesten kendisini ve örgütü aklayan yazılı beyanlar alınmasını istedi. Bazı kişiler bunu yapmak istemediler, riskli olacağını ve Adnan Oktar’ın kendilerini dosyaya bağlamaya çalıştığını anladılar. Ne yaptı ne etti, bütün beyanları aldı. Tabii bu beyanlar kesmedi onu, cezaevindeki herkesin kendisine mektup yazmasını istedi ve aldı. Bütün bu işi organize eden avukatlar. İçerideki insanları etkin pişman olmamaları için kontrol altında tutmaya çalışıyordu. Sonra herkes birbirine mektup yazmaya başladı. 2 yıl önce etkin pişman oldum. hukuk imamı olarak aranıyordum, kaçıyordum. Kandilli’deki karargah evini alın Edirne veya Silivri cezaevine koyun, sadece adres değişti. Adnan Oktar’ın konforu değişmedi. Cezaevinde örgütü istediği gibi yönetti. Adnan Oktar ne istediyse ne dediyse dışarda da yapıldı. İnsanları içeride manipülasyonla, telkinle tutuyorlardı” diye konuştu.
“HİÇBİRİ KENDİ HÜR İRADESİYLE İFADE VERMEDİ”
Davalarda sanıkların savunmalarının avukatlara hazırlattırıldığını anlatan Kılıç, “Adnan Oktar tüm sanıkların savunmalarını avukatları aracılığıyla bize yaptırdı. İfade verenlerin hiçbiri kendi hür iradesiyle ifade vermedi. Tek tek Adnan Oktar notlar ve talimatlar gönderdi. Cinsel suçlarda herkes disiplinli bir şekilde reddedecek dendi. Adnan Oktar cinsel içerikli konuşmalar hakkında ‘Şaka dersiniz’ dedi. Sonra avukatlarla konuşuldu ve ‘Şaka’ dedikleri zaman görüntülerin gerçek olduğu ortaya çıkacaktı. Herkes cinsel suçlamaları disiplinli bir şekilde reddetti” şeklinde konuştu.
ADNAN OKTAR DIŞINDAKİ TÜM TUTUKLU SANIKLAR TAHLİYE EDİLDİ
Mahkeme heyeti, Adnan Oktar dışında tutuklu bulunan Meltem Daban, Ferhunde Eda Babuna, Elvan Şahin, Aslı Efeoğlu, Mine Kalça’nın yurtdışına çıkış yasağı konularak, adli kontrol şartıyla tahliye edilmesine karar verdi. Heyet, eksikliklerin giderilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
İDDİANAMEDEN
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan İddianamede, Adnan Oktar, Meltem Daban ve Ferhunde Eda Babuna’nın “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” suçundan ayrı ayrı 5 yıldan 12’şer yıla, “Örgütün veya amacının propagandasını yapma” suçundan ise ayrı ayrı 10 yıl 6 aydan 31 yıl 6 aya kadar hapis cezasıyla cezalandırılması istendi. Ayrıca iddianamede Adnan Oktar, Meltem Daban ve Ferhunde Eda Babuna’nın örgüt üyelerinin örgüt faaliyetleri için işlediği bütün suçlardan sorumlu tutularak cezalandırılmaları talep edildi. İddianamede diğer 17 şüpheli hakkında ise “Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma”, “Örgüte yardım” ve “Örgütün veya amacının propagandasını yapma” suçlarından farklı oranlarda hapis cezaları isteniyor.
]]>
(İSTANBUL) – Adnan Oktar’ın suç örgütünün elebaşı olarak aralarında bulunduğu 4’ü tutuklu, 42’si firari 72 sanıklı yeni davanın ilk duruşması, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Bir sanığın tahliye edildiği dava, 15- 16- 17 Ekim 2024 tarihine ertelendi.
Adnan Oktar’ın suç örgütünün elebaşı olarak aralarında bulunduğu 4’ü tutuklu, 42’si firari 72 sanıklı yeni davanın ilk duruşması yapıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, 21 kişi “mağdur” 9 banka ise “suçtan zarar gören” sıfatıyla yer almıştı. İddianamede örgüte kandırılarak zorla sokulan kadınlara “turnike” adı verdikleri sistematik cinsel saldırıdan, örgüte para kazandırma yöntemlerine kadar birçok örgütsel faaliyete yer verilmişti.
Tutuklu sanık Ali Sağdun Engin, savunmasında şunları söyledi:
“Ben evrim teorisiyle eğitim aldım 12-13 yaşından itibaren. Araştıran biriydim. Ben bu arkadaşlarla tanıştığımda bana çok güzel açıklamalar yaptılar. Kuran’dan cevaplar verdiler. Ben de artık Allah rızası için yaşamaya başladım. Biz hayatımızda hep suça karşı olduk. Biz bir sivil toplum kuruluşuyuz. Gönüllülük var. Amerika’daki Müslüman öğrenci kulüplerine gittik, İslamın barış dini olduğunu anlattık, senatörlere anlattık, bulduğumuz herkese anlattık. Cat Stevens ile tanıştık, yeni adı Yusuf İslam, kendisine telkinde bulunduk, İslama gelmesi için. Kendisini davet ettik, Adnan Oktar ile tanıştı. Adnan Oktar ona dedi ki ‘Allah sana büyük yetenek vermiş’. Mesela Acun Ilıcalı’nın ağabeyi ile Asya’da beraber gezdik, sonra o ayrıldı. Biz hükümetten resmi izinler alarak konferanslar düzenleyebiliyorduk. Ben hiçbir zaman maddi kazanç elde etmedik. Adnan Bey’in de en takdir ettiğim yanı bu. Ben deistlerle, ateistlerle mücadele etmek için ömrümü verdim. Acun Ilıcalı ile Asya’da beraber gezdik. Sonra o ayrıldı. Ben ilk namaz kılmaya başladığımda bu heyecanımı gidip aileme anlattım. Ateistlerle ciddi mücadele etmek için ömrümü verdim.
” İsrail’in Türkiye’ye özür mektubu bizim vesilemizle oldu”
Adnan Bey hahamları çağırıp Tevrat’ı açar gösterirdi sizin dininizde savaşlarda fidye ödemek helaldir özür dilemek helaldir dedi. Mavi Marmara olayında İsrail bizim vesilemizle Türkiye’ye özür mektubu yazdı ve fidye ödedi, fidyenin miktarını dahi Adnan Bey belirledi.”
“Orkun Şimşek’e ev kiraladığım için ailemle gözaltına alındım”
Tutuklu sanık Paşa Durmuş ise mahkemedeki savunmasında kendisinin emlakçı olduğunu, Orkun Şimşek’e sadece ev kiraladığını belirterek şöyle konuştu:
“Ana dosyayla bağlantılıymış gibi gösterildiğini düşünüyorum iddia makamı tarafından. Daha önceden tanıdığım Orkun Şimşek’in yakalanmasının olduğunu bilmiyordum. Kendisine kiraladığım dairede yakalandığı için ben de ailemle birlikte gözaltına alındım. Medyatik bir dava olduğu için hala tutukluyum. Baz çakışmaları yaptığım emlakçılık işinden dolayıdır. Orkun Şimşek’le 2017’de dijital baskı işi yaptığım dönemden tanışıyorduk. Adnan Bey’i ben yayınlarından kitaplarından tanıyorum. Bana çok faydası oldu. Namaza başlamamı sağladı. Adnan Bey’i bir kere gördüm.”
“Hiçbir kadınla cinsel ilişkim olmadı”
Tutuklu sanık Orkun Şimşek ise mahkemedeki savunmasında taciz ve tecavüz iddialarını reddetti. İfade veren mağdurların polisin önlerine ya hapis ya da bu ifadeyi vermeleri şeklinde seçenek sunduğunu ileri süren Şimşek, şunları söyledi:
“Müştekiler emniyete çağrıldıklarında cinsel saldırı suçundan ifade vermeye zorlanıyorlar. Cebir şiddet ve cinsel saldırıya uğradıklarını beyan ediyorlar. Hiçbir kadınla ilgili bir cinsel ilişki olmadı. Böyle bir eylem gerçekleştirmedim. Ben 12-13 senemi yurt dışında geçirdim. Bulunduğum ülkelerde hem ticaret yaptım hem de tv programlarına çıktım. Gitmek isteyenlerin gidememesi vs karalamadan ibaret. Adnan Oktar’ın sayımızı çok arttıralım gibi bir uygulaması, teşviki yoktu. Gelen insanlar geliyorlar bir süre duruyordu. İş yapıyorlardı. Diledikleri zaman gidiyorlardı. Şirketimi abimle araba alım satım yapmak için kurduk. Kuruluş amacı budur şirketle ilgili hiçbir usulsüz durum yoktur. Ne Adnan Oktar’la ne grupla alakası yoktur. Şirkete örgüt şirketi denerek el konuldu. İtibarım zedelendi. Kar eden bir şirketken şu an 30 milyonun üzerinde borçlandım. Dubai’de şirket kurduğum yazıyor kurmadım. Dubai’de çalıştım.”
1 sanık tahliye edildi
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, tutuklu sanık Paşa Durmuş’un tahliyesine, firari sanıkların yakalamalarına ve diğer sanıklar hakkında tutuklulukların devamına hükmederek duruşmayı 15-16-17 Ekim 2024 tarihine erteledi.
]]>
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosunca, Adnan Oktar’ın da aralarında bulunduğu 4’ü tutuklu, 42’si firari 72 sanık hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.
Oktar’ın bir numaralı sanık olduğu 1017 sayfalık iddianamede, 72 kişi “şüpheli”, 21 kişi “mağdur”, 9 banka ise “suçtan zarar gören” sıfatıyla yer aldı.
Örgütün kuruluş amacı ve faaliyetleri anlatılan iddianamede, haklarında dava açılan sanıkların eylemleri detaylı olarak ele alındı.
İddianamede tutuklu sanık Ali Sadun Engin’in örgüt içinde “Sado” lakabını kullandığı, özellikle ABD ve İsrail ile örgüt arasında köprü vazifesi gördüğü, örgüt elebaşı Adnan Oktar’ın talimatıyla İsrail’de düzenlenen ve örgüt tarafından organize edilen konferanslarda konuşmacı olarak yer aldığı belirtildi.
Sanığın yurt dışından gelen bürokrat ve yabancı siyasetçilerin rehberliğini üstlendiği, ayrıca Oktar’ın A9 TV’deki yayınlarında konuşulacak konuları belirleyip, kanalın para transferini organize ettiği kaydedildi.
Örgütün Yehuda Glick ile görüşmesini anlattı
İddianamede, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen Altuğ Revnak Eti’nin, sanık Engin’in İsrail’in eski Likud Partisi Milletvekili radikal haham Yehuda Glick ile bağlantılarını anlatması dikkati çekti.
Eti, ifadesinde, tutuklu sanık Ali Sadun Engin ile örgütsel konferans verdiklerini, bu konferansta “tapınakçılar”dan olan Timothy Hogan başkanlığındaki 9 kişilik ekiple tanıştıklarını söyledi.
Ekibin sanık Sinem Tezyapar tarafından Türkiye’ye getirtildiğini ve yol parası dahil tüm masraflarını örgütün karşıladığını anlatan Eti, “Ali Sadun Engin ve ben bu misafirlere İstanbul’da tarihi mekanları gezdirdik. Gelen Mason ekip, tapınakçıların kuruluş yeri olan Küçük Ayasofya’da bize tapınakçılık hikayesini anlattı.” ifadelerini kullandı.
Sanık Engin’in, Adnan Oktar ve mason ekiple birebir yaptığı görüşmelere katıldığını, İsrail ve dünyada dini anlamda en güçlü haham organizasyonu olan Sanhedrin Meclisi ile Oktar’ın talimatı üzerine “Bacılar Grubu” aracılığıyla bağlantıya geçtiklerini aktaran Eti, yine masrafları örgütçe karşılanan ve aralarında Ben Abrahamsın ile Yesheyahu Hollander’in de bulunduğu 8 kişilik ekibe İstanbul’da tarihi ve kendileri için kutsal olan yerleri gezdirdiklerini kaydetti.
BM toplantısına katıldılar
Oktar’ın bu ekiple toplantılar yaptığı ve sonrasındaki süreçte sanık Engin’in davetli olarak örgütten birkaç kişiyle İsrail’e gittiği bilgisini veren Eti, ifadesine şöyle devam etti:
“Orada önce Sanhedrin ekibi aracılığıyla siyasette söz sahibi olan Likud Partisi Milletvekili Yehuda Glick ile tanıştırdılar. Yehuda Glick de siyasiler ile tanıştırdı. Sanhedrin ekibi ise dindar olan Shas Partisine yakındı. Likud Partisi İsrail’de o dönem ana muhalefet partisiydi. Shas Partisi ise her zaman yüzde 10 oy oranına sahip dindar bir partiydi.”
Eti, Sanhedrin ekibinin daha sonra örgüt elemanlarını ABD’deki Ortodoks Yahudiler ile bağlantıya geçirdiğini ve bu sayede kendisinin ve Engin’in New York’taki Birleşmiş Milletler Merkezi’nde toplantılara katılma imkanı bulduğunu belirtti.
Örgütün sözde Ankara sorumlusu olduğu bildirilen sanık Ayfer Gökmenli’nin bazı milletvekilleri, siyasiler ve yazarlarla Adnan Oktar’ın vekili olarak görüşmelere katılıp lobi faaliyetleri yürüttüğü bilgisi de iddianamede yer aldı.
İddianamede, sanığın ayrıca şahsi evini örgüt evi olarak kullandırdığı ve eşinin ölümünden sonra mal varlığını örgüte devrederek örgütü fonlamayı amaçladığı tespitinde bulunuldu.
Örgütten ayrılan kişi “şüpheli” oldu
İddianamede, örgütten 2017’de ayrılan ancak soruşturmaya konu olaylarla ilgili dönemde örgütte yer aldığı gerekçesiyle soruşturulan Ceylan Özgül’e de “şüpheli” olarak yer verildi.
Aynı örgütten ayrılan Ümit Kurucu ile evli olan Özgül’ün, soruşturma safhasında pişmanlığını dile getirip kendi iradesiyle teslim olması, örgüt içindeki kişiler ve örgüt yapılanmasıyla ilgili bilgiler vermesi, verdiği bilgilerin örgütteki konum ve faaliyetlerine uygun nitelikte faydalı bilgiler olması nedeniyle, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalandırılması talep edildi.
İddianamede, firari sanıklardan Emre Çalıkoğlu’nun ailesiyle yaşadığı için evinde kasa bulundurduğu, örgüte ait paraların bir kısmını bu kasada tuttuğu, maddi durumunun iyi olmasından dolayı örgütte güven sağladığı anlatıldı.
Örgüt yöneticisi Adnan Oktar tarafından örgüte gelen paraları saklamakla görevlendirilen Çalıkoğlu’nun örgütte “İmam Kardeşler” olarak adlandırılan grupta yer aldığı kaydedilen iddianamede, sanığın, Oktar’ın talimatı doğrultusunda, askerlik yapmak istemeyen örgüt üyelerinin durumlarıyla alakalı çözüm bulunması konusuyla ilgilendiği aktarıldı.
AİHM’den kazandığı tazminatı örgüte aktardı
İddianamede sanığın, Oktar’ın da aralarında bulunduğu bir grup örgüt üyesinin 1999’da gözaltına alındıklarında işkence gördükleri iddialarıyla ilgili dönemin emniyet görevlileri hakkında açılan dava kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) şikayette bulunduğu ve kazandığı tazminatı “infak” adı altında örgüte aktardığı kaydedildi.
Tutuklu sanıklardan Erol Şimşek’in, kendisine yüklü miktarda miras kalan örgüt üyelerinin mal varlıklarının örgüte aktarılması noktasında faaliyet gösterdiği belirtilen iddianamede, sanığın özellikle Kazakistan’da olmak üzere yurt dışında örgüte finans sağlayan şirketler kurup, örgüt içi para transferini yönettiği ifade edildi.
İddianamede “Adliye İmamı” olarak anılan sanıklardan Fatih Kılıç’ın, örgütün hukuki işlerini takip eden ve ana dosyada yargılanan Gülcan Karakaş’a ait avukatlık bürosunda faaliyet gösterdiği, ayrıca örgütle ilgili dosyalarda görevli yargı ve emniyet mensuplarını araştırmakla görevli olduğu, sanığın verdiği bilgiler itibarıyla etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanması gerektiği bildirildi.
Askere gitmek istemeyenler Rusya ve Cezayir’deki şirketlere gönderildi
Firari sanıklardan Harun Özyaşar’ın örgüt adına Rusya’da faaliyet gösterdiği kaydedilen iddianamede, örgüt içerisinde vakti gelmesine rağmen askere gitmek istemeyen kişilerin Rusya’ya gönderildiğinde sanığın şirketinde çalıştıklarına işaret edildi.
Firari sanık Tufan Gürlek’in ise örgüt içerisinde “Yasin” olarak bilindiği ve “evrim” konferanslarında konuşmacı olarak bulunduğu iddianamede yer aldı.
İddianamede, sanığın örgüt adına Cezayir’de faaliyet gösterdiği, vakti gelen ancak askere gitmek istemeyen örgüt üyelerinin Cezayir’e gönderildiklerinde bu sanığın şirketinde çalıştıkları belirtildi.
Sanığın örgüte yönelik gerçekleştirilen operasyon tarihinden itibaren firari konumda olduğu ve Cezayir’de güncel faaliyetlerine devam ettiğinin değerlendirildiği kaydedildi.
İddianamede, firari sanık Hasan Basri Güner’in, örgüt üyelerine farklı basın yayın organlarında görev aldırarak, örgütten ayrılan ya da örgüte karşı olan kişilere karşı karalama faaliyetleri gerçekleştiren grup imamı olduğu bildirildi.
Örgütün 1990’da giriştiği yapılanmada ilk imamlarından biri olan sanığın, örgüt faaliyetinden tutuklu kişilerin itirafçı olmalarını engelleme, dışarıdaki örgüt sempatizanlarının motivasyonunu koruma ve örgütün çözülmesini önleme çalışmaları yaptığı kaydedilen iddianamede, sanığın bir adreste örgüt ideolojisini aktarmak amacıyla dersler verdiği anlatıldı.
İddianamede, Oktar ile özel diyalog kuran sanığın örgüte finans sağlaması için Oktar tarafından Çin’e gönderildiği, örgütsel talimat kapsamında kıyılan imam nikahlarını organize ettiği ve örgüte ait “Tedbir Evi”nin liderliğini yaptığı bilgisi verildi.
Firari sanıklardan Hüseyin Cenk Yavaş’ın, Oktar’a düzenlenen ilk operasyon sonrası gazeteciler, politikacılar, yazarlar, bürokratlar, vakıf ve derneklerle görüşen ve kamuoyu oluşturmaya çalışan ekipte yer aldığı ve örgüt adına Dubai’de faaliyet gösterdiği iddianamede yer aldı.
İddianamede, örgüt üyelerinden Oktar Babuna tarafından kanser hastalığı sebebiyle başlatılan ve sonraki dönemde amacı dışında kullanıldığı tespit edilen kan kampanyasında yurt dışına çıkarıldığı tespit edilen kanların sanığın refakatinde götürüldüğü belirtildi.
Firari sanık İbrahim Özçelik’in örgüt adına lobi faaliyetleri kapsamında tarikat ve cemaatlerle görüşmeler yaptığı bilgisine yer verilen iddianamede, sanığın örgütte “Çelikçi İbrahim” olarak anıldığı aktarıldı.
İddianamede, sanığın, devlet tarafından el konulmasına karar verilen Maye Grup Çelik Sanayi Şirketi’nin dolandırıcılık suçu kapsamında kalan eylemlerine katıldığı anlatıldı.
Sahte taşıma evrakıyla ülkeye sokulan çelik boruların gümrükten çıkarılarak sanığa ait depoya götürüldüğü ve buradan piyasaya sürülerek düşük bedelle satılıp elde edilen kaynağın örgüte aktarıldığına dikkat çekildi.
İddianamede, elebaşı Adnan Oktar’ın, A9 TV’nin RTÜK’e bağlı olmadan yayın yapılabilmesinin sağlanması amacıyla “Reji İsmail” olarak anılan firari sanık İsmail Gülsunar’a talimat verdiği, sanığın çözüm olarak Kosova’da kanal açma fikrini sunduğu, bunun için Kosova’ya gönderildiği fakat daha sonra kanal açma fikrinden vazgeçildiği belirtildi.
Firari sanık Muhammet Cihat Gündoğdu ile ilgili bölümde, bir kişinin sanık hakkında “Örgütün şu andaki sosyal medya üzerinden yürüttüğü karalama faaliyetlerinin başında firari yönetici İbrahim Seral Köprülü ve Cihat Gündoğdu bulunmaktadır. Bu kişilere Mehmet Akın yardım etmektedir.” şeklinde ifade verdiği kaydedildi.
İddianamede, Adnan Oktar’ın özellikle Suriye Mason Locasıyla yaptığı görüşmelere diğer örgüt üyeleriyle birlikte sanığın katılım sağladığı, Mason locasına mensup kişileri Türkiye’de ağırlama görevini üstlendiği ifade edildi.
Firari sanık Mustafa Üstün’ün örgüt yöneticisi ve üyelerinin tutuklanması sonrası özellikle duruşma günlerinde örgüt üyelerinin duruşmaya katılabilmeleri için araç temin ettiği, yiyecek, içecek, kıyafet gibi ihtiyaçların taşınmasında rol aldığı, sosyal medya üzerinden de örgütü övücü paylaşımlarda bulunduğu iddianamede yer aldı.
Miras örgüte aktarılsın diye sahte evlilik
İddianamede, firari konumda bulunan Neşe Tuncer’e babasının ölümünden sonra yüklü miktarda miras kaldığı, bu mirasın örgüt içine aktarımını sağlamak amacıyla örgüt yöneticisi İbrahim Tuncer ile sahte evlilik yaptığı tespitinde bulunuldu.
Sanığın bu şekilde örgütü finanse ettiği, 30 yıla yakın süredir örgüt elebaşı Adnan Oktar’ın yanında bulunduğu ve günlük şahsi işlerini de yaptığı belirtildi.
İddianamede, firari sanık Oben Karatepe’nin örgüt içerisindeki para transferinde etkin rol aldığı ve her ay düzenli olarak, örgüt adına kurulan ve örgütün finans kaynağını oluşturan şirketler aracılığıyla örgüte para aktardığı, Adnan Oktar’ın emriyle İstanbul’da “yaratılış” konulu “Yaşamın ve Evrenin Gerçek Kökeni” isimli üç konferans düzenlediği bildirildi.
Yurt dışındaki paraları, şirketler üzerinden Türkiye’ye aktardı
İddianamede, sanık Orkun Şimşek’in kendisine yüklü miktarda miras kalan örgüt üyelerinin mal varlıklarının örgüte aktarılması noktasında faaliyet gösterdiği, özellikle Dubai’de olmak üzere yurt dışında örgüte finans sağlayan şirketler kurup örgüt içi para transferini yönettiği ve Kazakistan’daki şirketlerden elde edilen geliri Dubai’deki şirketi aracılığıyla Türkiye’ye aktardığı bilgisine yer verildi.
Sanık Şimşek’in “turnike” sistemine girecek kadınları tespit ettiği değerlendirmesine yer verilen iddianamede, kadınların kimlerle görüşeceklerine karar verdiği, özellikle örgüt yöneticisi Adnan Oktar ile tanıştırdığı, dönem dönem kadınların kaldığı evlerden sorumlu olduğu, örgüt içi deşifrenin önlenmesi amacıyla özellikle turnike sistemine giren kadınlara örgütsel yemin ettirdiği belirtildi.
İddianamede, firari sanık Tahsin Akkaş’ın “Aslan” kod adını kullandığı, kendisine ait silahları bulunduğu, örgüt içerisindeki diğer üyelerle arasında silah devri yaptığı kaydedildi.
Akkaş’ın yurt dışı işlerden sorumlu “imam” olduğu değerlendirilen iddianamede, ayrıca Oktar’ın kişisel ihtiyaçlarını karşıladığı, yurt dışından A9 TV’ye gelen mankenlerden sorumlu grupta yer aldığı, Kazakistan, Suudi Arabistan ve Rusya’da örgüte finans sağlamak amacıyla bulunduğu belirtildi.
İddianamede, sanığın her ne kadar firari olsa da avukatlar vasıtasıyla örgütten ve yargılama safahatından bilgi aldığı ve güncel olarak eylemlerine devam ettiği aktarıldı.
Sanık Tuğba Yılmaz’ın reklam ajansı görünümündeki şirket vasıtasıyla örgüte uygun olduğunu düşündüğü kadınlarla iletişim kurduğu ve belli bir dönem güvenlerini kazanınca örgüt üyesi erkeklerle buluşmalarını sağladığı anlatıldı.
Sanığın, örgütün siyasilerle olan görüşmelerinde ve siyasi lobi kapsamındaki faaliyetlerinde yer aldığına işaret edilen iddianamede, bulunduğu “Kız Kardeşler” grubunun finans sorumlusu olduğu, örgüt evlerinde örgüte üye kadınların kaldığı, örgüt tarafından ihtiyaçlarının karşılandığı ve örgüt içerisinde “Türkan” lakabını kullandığı ifade edildi.
İddianamede, sanık Yılmaz’ın örgütteki kadınlar dışarı çıkacağı zaman örgütsel teamül gereği “şahit” adı altında onlara eşlik ettiği ve örgütün ana çatı dosyasında ismi geçen şüphelilerle operasyon anına dek, olağan akışa uymayan çok sayıda görüşme trafiği olduğu belirtildi.
Firari durumdaki Uğur Örmen’le ilgili değerlendirmelere yer verilen iddianamede, sanığın “yabancı kızlar imamı” olarak görev yaptığı, örgüte ait evlerde kalan kadınlarla ilgilendiği ve bu evlerin ihtiyacını giderdiği bildirildi.
İddianamede Örmen’in örgütsel saikle ve Oktar’ın talimatıyla Aylin Örmen ile örgüt içi evlilik yaptığı, evli çiftlerin konutunda örgütsel toplantıların daha rahat yapıldığı, olası polis baskınında evdeki kişilerin misafir olarak lanse edildiği kaydedildi.
Sanığın konsolosluklarla lobi faaliyeti yürüttüğü belirtilen iddianamede, Oktar’ın kitabını konsolosluklara hediye ettiği ve bir dönem örgütün karargahı olarak kullanılan villanın kira sözleşmesinin üzerine yapıldığı, dolayısıyla şüphelinin örgüt içerisinde güven veren örgüt üyelerinden olduğu anlatıldı.
Ceza istemi
İddianamede, Adnan Oktar, Ulviye Didem Ürer, Tarkan Yavaş ve Alev Babuna’nın aralarında bulunduğu 13 sanığın, diğer 59 sanığın eylemlerini örgüt kapsamında gerçekleştirmesi ve yöneticilerin bu suçlardan ayrı ayrı sorumlu olması gerektiğinden çok sayıda kişiye karşı birden fazla kez “nitelikli cinsel saldırı”, “çocuğun cinsel istismarı”, “cinsel taciz”, “basit cinsel saldırı”, “nitelikli dolandırıcılık” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklamak”tan 1938 yıl 5’er aydan 2 bin 758 yıl 6’şar aya kadar hapisle cezalandırılması istendi.
59 sanığın “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak”tan 2,5 yıldan 6’şar yıla kadar hapisle cezalandırılması istenen iddianamede, ayrıca bu sanıklardan 27’sinin “nitelikli cinsel saldırı”, 8’inin ise “cinsel taciz” suçundan değişen oranlarda hapisle cezalandırılması talep edildi.
İddianamede, sanıklardan İbrahim Özçelik’in ayrıca “nitelikli dolandırıcılık” ile “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” suçlarından da 12 yıldan 34 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istendi.
Bazı sanıklar hakkında “kaçakçılık” ile “evrakta sahtecilik” suçlarından ayrı bir soruşturma başlatıldığı, bu soruşturmanın devam ettiği kaydedildi.
İddianamede, örgüte yönelik operasyonda ele geçirilen paraların, oluşturulan fon kapsamında ilgili yöneticiler tarafından örgüt amaçları ve ihtiyaçları doğrultusunda örgüt yöneticileri ve üyelerine paylaştırılmak üzere kullanıldığı ve şüphelilerin firari oldukları dönemde herhangi bir iş yapmadığı, gelir getirici herhangi bir faaliyetleri bulunmadığı belirtilerek, 261 bin 991 lira ile 310 avro ve 10 bin 465 doların müsadere altında tutulması istendi.
Firari sanıklar hakkında yakalama kararı çıkarıldığı, bu karardan itibaren kanun gereği infaz için 5 yıl beklendiği aktarılan iddianamede, sanıklar yakalanmadığından haklarında dava açıldığı belirtildi.
İddianame, gönderildiği İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi. Sanıklar ileriki günlerde hakim karşısına çıkacak.
]]>