Altan ÇİMEN/ İBB iştiraki Şehir Hatları tarafından üretilen Deniz Dolmuşlar, düzenlenen törenle suya indirildi. Törende konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Bütün toplu taşıma çalışmalarını sürdürüyor olacağız. Bizi metrolarda, yeni nesil metrobüslerde, deniz ulaşımında yaptığımız yatırımlarda, bisiklet konusunda attığımız adımları da göreceksiniz. Birçok konuda İstanbul’un yenilikçi, vizyoner, çevreci en düşük emisyona sahip, sürdürülebilir araç takviyeleriyle İstanbul’un toplu taşımasında çok başka bir döneme yürüyüşümüzü takip edeceksiniz” dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki Şehir Hatları, Deniz Taksilerin ardından Deniz Dolmuşu hizmetini hayata geçirdi. Haliç Tersanesi’nde düzenlenen törene İmamoğlu’nun yanı sıra CHP Genel Başkan Yardımcısı Volkan Demir, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş ve Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney de katıldı. 2024 Mart ayında 7 adetlik dolmuş üretimine başlayan Şehir Hatları, üretimini tamamladığı 3 adet deniz dolmuşunu törenle denize indirdi. 3 adet deniz dolmuşunun üretimi tamamlanırken, 4’üncünün inşa çalışmalarında ise son aşamaya gelindi. Eylül ayında üretimlerinin bitmesi planlanan deniz dolmuşlarının, İstinye-Küçüksu ve Beykoz- Sarıyer hatlarında sefer yapması planlanıyor. Deniz Dolmuşların ilk seferlerini 15 Temmuz 2024’de İstinye-Küçüksu arasında yapılacağı öğrenilirken ücretlendirme ise Şehir Hatları normal yolcu tarifesi ile aynı olacak. 33 yolcu kapasiteli yeni deniz dolmuşlar ile az yolcu sayısı ile seferlerin yapıldığı vapur hatlarının yerine daha az yakıt tüketimi ile hizmet verilerek tasarruf yapılması hedefleniyor.
“ALTINI ÜSTÜNE GETİRMEK ANLAMINA GELMİYOR”
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İstanbul’un taşı toprağı altın. Şu toprağı altın deyince, toprağını taşını altını üstüne getirmek anlamına gelmiyor elbette. Altını üstüne getirip alt üst olmuş bir İstanbul asla değil. Taşı toprağı altın deyince toprağını da makul işlemek, İstanbul’un her noktasına göz bebeğiniz gibi bakmak ve İstanbul’un her değerini, her özel anını, mekanını kıymetiyle birlikte buluşturabilmek çok büyük bir hassasiyet” şeklinde konuştu.
“600 YILA YAKIN YAŞI OLAN BU TERSANE KAPANACAKTI”
Tarihi Haliç Tersanesi’ni devraldıkları ilk günden itibaren özel adımlarla el aldıklarını kaydeden İmamoğlu, “Haliç Tersanesi, bir vakıfla yapılan sözleşmeyle bir bilim müzesi veya ona dönük bir eğitim alanı diye tariflenmişti ve tasarlanmıştı. 600 yıla yakın yaşı olan bu tersane kapanacaktı. Burada üretim olmayacaktı ve başka türlü bir yoruma yelken açacaktı. O yorumun içeriğine girmeyeceğim. Şimdi bazen bu tür alanlarda alacağınız karar, atacağınız adım tarihin yüzyıllar boyu biriktirdiklerini çöpe atmak gibi bir duruma sebep olabilirdi. O bakımdan çok özenli davrandık. Çok özel bir çalışma yürüttük. Buranın dünyada sadece İstanbul’da var olan böyle bir nimetin yaşaması ve yaşatılmasının çok önemli bir konu olduğunu ve bu yaşarken, yaşatılırken şunu da bu sahanın aynı zamanda rehabilitasyonunun aynı zamanda halkla bütünleşmesinin, aynı zamanda İstanbul’a yine çok özel mesajlar vermeyi içeren bir kapsayıcılıkla neler yapabiliriz diye ele aldık” ifadelerini kullandı.
“ESAS KIYMETİ ZAMAN GEÇTİKÇE ANLAŞILACAK”
Tarihi tersanenin yeniden fonksiyon kazanarak üretir hale geldiğini belirten İmamoğlu, “İçinde kültür, sanat, eğitim, buluşmalar yapılıyor. 600 yıllık tersanenin imalatı devam ediyor ve bu imalatı insanlarımız seyrediyor, izliyor. Göreceksiniz burası sadece İstanbulluların değil, bütün dünyanın bu yönüyle ilgisini çekecek muhteşem bir sahaya dönüşüyor olacak. Burada denize, tersaneye, denizciye buradaki ustaya, çırağa gösterdiğimiz alakanın ne kadar değerli olduğunu; sadece buraya emek vermiş ustasının, çırağının gözünün içine baktığında bile hissedebiliyorum. Ama esas kıymeti zaman geçtikçe anlaşılacak” şeklinde konuştu.
“İSTANBUL’UN GELECEĞİ İÇİN ÇOK ÖNEMLİ ADIMLAR”
İmamoğlu, “Bir nevi İstanbul’umuzun silüeti olan vapurlarımızın yaşaması yaşatılması restore edilmesi ama aynı zamanda da özellikle Deniz Dolmuş ve Deniz Taksi gibi yeni araçların da burada yapılıyor olması, deniz ulaşımının sürdürülebilir stratejilerinin geliştirilmesi bizim için çok önem taşıyordu ve bu adımları attık. Çevre dostu, hızlı, konforlu alternatif bir deniz ulaşımının toplu ulaşımdaki payını arttırmaya yönelik projeler ve hizmetler İstanbul’un geleceği için çok önemli adımlar. Hat sayımızı arttırırken hem de mevcut hatlardaki sefer sayılarımızı da arttırdık, arttırmaya devam edeceğiz. İstanbul’un trafik sorunu çözülmesinde denizin daha etkin rol alması için çalışmalarımız sürüyor” dedi.
“DÜŞÜK YOĞUNLUKLU HATLAR DA HİZMETE BAŞLAYACAK”
Ekrem İmamoğlu, “Deniz Dolmuşlar da bu açıdan önemli bir adım. Yolcu yoğunluğu düşük seferlerde yüksek kapasiteli gemiler yerine ki onların oralara gitmesi ve çok düşük oranda yolcu taşımasının verimlilik açısından olsun, kaynak israfı açısından olsun, bizim için büyük bir kayıp olduğunu görerek arkadaşlarımız çevre dostu ve düşük emisyonlu Deniz Dolmuşlarını geliştirdiler ve bugün hepimizin gözünün önüne getirdiler. Filo optimizasyonu yapabileceğimiz ve işletme maliyetimizin de düşeceği bir yolculuk tarifi bu. Yıllık yaklaşık 120 milyon lira tasarruftan bahsediyor arkadaşlarımız. İnşallah yaptığımız yatırımı kısa sürede geri dönüşümünü sağlayacak bir modele erişecek. Yani bir yandan yüksek kapasiteli araçların gitmesinin sakıncalı olduğumuz olduğunu gördüğümüz noktalarda onların kaldırılması ama öte yandan da vatandaşlarımızın buradan niçin seferleri kaldırdınız demeyecekleri ama aynı zamanda tasarruflu bir modelin hizmetine sunulacak bir şekli İstanbulluların hizmetine sunuyoruz” diye konuştu.
“ÇOK BAŞKA BİR DÖNEME YÜRÜYÜŞÜMÜZÜ TAKİP EDECEKSİNİZ”
İmamoğlu, “Bizi metrolarda da göreceksiniz, yeni nesil metrobüslerde de göreceksiniz. Bizi deniz ulaşımında yaptığımız yatırımlarda da göreceksiniz. Bisiklet konusunda attığımız adımları da göreceksiniz. Birçok konuda İstanbul’un yenilikçi, vizyoner, çevreci en düşük emisyona sahip, sürdürülebilir araç takviyeleriyle İstanbul’un toplu taşımasında çok başka bir döneme yürüyüşümüzü takip edeceksiniz. Bütün bu çalışmaların tamamı entegre bir ulaşım çalışması için yapılıyor. Özellikle burada Haliç’teyiz. Haliç boyunca karşıda tramvay var… Tramvayla bu yakayı özellikle Beyoğlu sahiline dönüp Haliç kıyılarında kültür sanat mekanlarını birbirine bağlayacağımız Hop On-Hop Off planlarımız da bu çalışmalarımızın dahilinde… Yani oradan bir nevi mekik dokuyarak böyle zikzak çizerek yolcuları, turistleri her iki yakada bulunan turistik alanlara taşıyarak insanların, İstanbul’u ziyaret eden misafirlerimizin çok daha büyük keyif almalarını sağlıyor olacağız. Yine Ortaköy Beylerbeyi- Çengelköy arasında da ring hattı aynı zamanda raylı sistemde hatlarımız açıldığında da entegre çalışacak şekilde hedefliyoruz. Boğazda indirdiğimiz ve indireceğimiz her türlü hatlarımızı deniz hatlarıyla buluşturduğumuzda deniz hatlarının verimliliği bir kat daha artacağını biliyoruz. Bu attığımız adımların İstanbul’umuza hayırlı uğurlu olmasını diliyoruz” diye konuştu.
]]>
Erdoğan, açıklamalarında şunları kaydetti;
Bildiğiniz üzere Türkiye-İspanya 8. Hükümetlerarası Zirve Toplantısı vesilesiyle 12-14 Haziran’da Madrid’deydik. İlk gün İspanya Kralı 6. Felipe ile bir araya geldim ve kendisiyle baş başa bir akşam yemeği, Mehmet Şimşek kardeşimiz de yanımızda olması suretiyle yedik. Ertesi gün İspanya Hükümet Başkanı Sayın Pedro Sanchez’le birlikte başkanlığını yaptığımız “Hükümetlerarası Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey Toplantısı”nda bakanlarımızın da iştirakiyle ilişkilerimizi tüm yönleriyle gözden geçirdik. Münasebetlerimizi tanımlayan kapsamlı ortaklık temelinde iş birliğimizi derinleştirme yönünde önemli kararlar aldık. Her iki ülkeden iş adamlarının katıldığı iş forumunun açılışını Sayın Sanchez’le beraber yaptık.
Türkiye ve İtalya’dan yaklaşık 400 iş adamının katıldığı bir buluşma oldu. Zirve sonunda açıkladığımız ortak bildiriyle yeni ticaret hacmi hedefimizi 20 milyar dolardan 25 milyar avroya çıkardık. Muhtelif alanlarda imzaladığımız 12 anlaşmayla ilişkilerimizin ahdi zeminini güçlendirdik. Bu arada TCG Anadolu, İspanya’yla savunma sanayi iş birliğimizin sembolüydü. Şimdi yaptığımız görüşmelerle birlikte artık bunun bir üst segmentine geçme kararı aldık ve bunun da adımını attık. Zaten proje çalışmalarını Savunma Sanayii Başkanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri adına Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız şu anda yürütüyor. İspanya, Avrupa Birliği içerisinde Türkiye’nin Avrupa ve Birlik açısından taşıdığı stratejik öneme vakıf ülkeler arasında. Hükümet başkanı Sayın Sanchez’e tam üyelik sürecimize dair beklentilerimizi ilettik.

“AP SEÇİMLERİ KAYGILARIMIZI HAKLI ÇIKARDI”
Kıymetli dostum Sanchez’le bölgesel konuları da ele aldık. Gazze’de yaşanan katliam gündemimizin ilk sırasındaydı. İspanya’nın Filistin’i tanıma kararıyla ilgili olarak duyduğumuz memnuniyeti yine kendisiyle paylaştım. Sayın Sanchez’in tüm baskılara rağmen Filistin’in halklı mücadelesine verdiği destek her türlü takdire şayandır. İsrail-Filistin ihtilafının çözümünde inşallah bundan sonra da İspanya ile dayanışma içinde hareket edeceğiz. Avrupa Parlamentosu seçimleri, ırkçı ve faşist yapılarla ilgili bizim kaygılarımızı haklı çıkardı. Avrupa’daki Müslümanları ve göçmenleri maalesef daha zor günler bekliyor. Medeniyetler İttifakı girişimini hayata geçiren iki ülke olarak, İslam ve yabancı düşmanı akımlara dair ortak endişelerimizi dile getirdik. Zaten 20’nci yıla giriyoruz ve Medeniyetler İttifakı’nda 20’nci yılla ilgili de müşterek bir hazırlık yapacağız. Gelecek yıl 20’nci yıl dönümüne erişeceğimiz Medeniyetler İttifakı çerçevesinde diyalog ve karşılıklı anlayışa vurgu yapan faaliyetler düzenleme imkanlarını da gözden geçireceğiz. 8. Hükümetlerarası Zirve Toplantımızın ve Madrid’deki istişarelerimizin İspanya ile ilişkilerimizin güçlenmesine önemli katkılar yapacağına inanıyorum.
Madrid ziyaretimizin ardından İtalya Başbakanı Sayın Giorgia Meloni’nin davetine icabetle İtalya’ya geçtik. Burada G20 dönem başkanı İtalya’nın ev sahipliğinde düzenlenen Liderler Zirvesi’ne iştirak ettik. Görüşlerimizi zirve marjında gerçekleştirilen Afrika ve Akdeniz ile Yapay Zeka ve Enerji Konulu Yüksek Düzeyli Oturum’da mevkidaşlarımızla paylaştık. Bölgemizin karşı karşıya kaldığı çok boyutlu tehdit ve meydan okumalar hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Gazze özelinde mevcut uluslararası sistemin ve kurumların asli görevlerini yerine getirme noktasında sınıfta kaldıklarını bir kez daha açıkça ifade ettim. İnsanlığın mazlumların sesine kulak veren çok daha adil bir dünyada yaşamasının mümkün olduğuna işaret ettim. Zirve marjında bazı G7 ve davetli ülke liderleriyle ikili görüşmeler de gerçekleştirdim. Zirve hitabında Gazze’de acil kalıcı ateşkes ilan edilmesi ve insani yardımların kesintisiz akışının sağlanması için bir kez daha çağrıda bulundum.
“DAHA ÇOK ÜLKE İSRAİL’E CESURCA “DUR” DEMELİ”
İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan katliamları karşısında İspanya ile duygularımızın çekincelerimizin ve itirazlarımızın ortak olduğunu görmek sevindirici. Özelikle Filistin’in devlet olarak tanınması konusunda İspanya, zifiri karanlıkta insanlık gemisine yol gösteren bir deniz feneri olduğunu kanıtladı. Gerek insanlığın vicdanını harekete geçirici çağrıları gerekse cesur ve kararlı uygulamaları bunu perçinledi. Ancak insanlık gemisinin yoluna kazasız belasız devam edebilmesi için yeni deniz fenerlerine ihtiyaç var. Filistin meselesinde İspanya’yla aynı istikamete bakışımız şu bakımdan önem arz ediyor. İspanya malum bir Avrupa Birliği üyesi, Avrupa Birliği üyesi olmanın yanında aynı zamanda da NATO’da beraber olduğumuz bir ülke.
İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan tavrı karşısında Filistin’in haklı direnişine yüreğini koyması ve hemen ardından da Avrupa ülkelerinden bazı çözülmelerin başlaması açısından da çok büyük önem arz ediyor. Özellikle Filistin’in devlet olarak tanınması konusunda İspanya’nın tavrının İsrail’e öyle ya da böyle destek olan devletler arasından çözülmeleri beraberinde getireceği inancındayım. Nitekim Sanchez’le yaptığımız ayaküstü görüşmelerde de “bunun devamı gelecek” yaklaşımları oldu. İnsanlığın karşı karşıya olduğu Filistin sınavından geçmek için daha çok ülkenin bence İsrail’e cesurca “dur” demesi ve barışın yanında yer alması gerekir. Ama İspanya gibi ülkeler bu adımı atınca, inşallah barışın yanında yer alacak ülkelerin sayısı da artacaktır. Biz de İspanya da diğer dostlarımız da insanlığa barışı vadetmeye ve bunun için çabalarımızı artırmaya devam etmeliyiz.
(BMGK’nın ateşkes kararı) Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bugüne kadar attığı adımlara dikkat ederseniz Amerika Birleşik Devletleri her zaman kesişim noktası olmuştur. Burada da büyük ihtimalle yine öyle olacak. Aslında bizim “dünya beşten büyüktür” tezimizin işaret ettiği nokta da burası. Çünkü İsrail aleyhinde alınması gereken kararlar söz konusu olduğunda Amerika, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni bloke ediyor. Şu anda alınan ateşkes kararında da benim endişem yine bir şekilde Konsey’i bloke edeceği şeklinde. Fakat öyle de olsa, böyle de olsa, bizim için en önemli adım Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden öte, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan çıkan kararlardır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan çıkan olumlu kararlarda 150’ye yakın ülke ne yaptı? Bizim düşündüğümüz gibi düşündüler ve Filistin’in yanında yer aldılar. Bunları daha ileri taşımamız lazım. Bunu başardığımız takdirde bu yaklaşım zaman içerisinde inşallah Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni de belli bir noktaya çekecektir. Aslında mevcut durum Birleşmiş Milletler için de bir fırsattır.
BM yapılanması başta İsrail olmak üzere bazı hukuk tanımaz ülkelerin yerle yeksan ettiği itibarını yeniden kazanmak istiyorsa, bu fırsatı çok iyi değerlendirmesi gerekir. İsrail’in durdurulması sadece Gazze’de huzuru sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda BM sistemine, uluslararası hukuka, insan haklarına karşı gerçekleştirilen İsrail saldırılarını da bastıracak. Bu sorumluluk öncelikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyelerinin omuzlarındadır. Birleşmiş Milletler’in sonunun Milletler Cemiyeti gibi olmasını istemiyorsak, bunu sağlamak mecburiyetindeyiz. Her zaman söylediğimiz gibi, bölgede nihai barışın yolu iki devletli çözümden geçer. Bu formül beraberinde kalıcı çözümü getirir. Güvenlik Konseyi üyelerinin Filistin’i devlet olarak tanıması bölgede iklimi değiştirebilir.
“ABD DE İSRAİL’İN ARTAN ŞIMARIKLIĞINDAN RAHATSIZ”
(ABD’nin üç aşamalı ateşkes planı) Kabataslak baktığımız zaman bu açıklamadan memnuniyet duyuyoruz. Ama bu BMGK’nın beş daimi üyesini Filistin’in yanına çekmeye yetmiyor. Buraya özellikle bakmamız lazım. Ben, inanıyorum ki, Amerika Birleşik Devletleri de İsrail’in artan şımarıklığından rahatsız. Bu rahatsızlığı Amerikan yönetimi açık açık dile getirmese de Amerikan üniversitelerinden, sokaklarından, öğrencilerinden, rektörlerden yükselen sesler, burada artık belli bir dönüşümün başladığını gösteriyor. Bu da İsrail’i ciddi manada rahatsız ediyor. Artık şundan herkes emin ki bu kervan böyle yürümez. İnşallah Amerika’da yaklaşan son seçimlerle birlikte hava çok daha farklı gelişebilir. Biden’in bu açıklamasından sonra bizim yaptığımız açıklamalar var. Dünyada birçok ülkenin bu konuda yaptığı açıklamalar var. İnşallah isabetli adımları hep beraber atarız ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden bu konuyla ilgili çıkacak kararlar bundan böyle çok daha farklı istikamette gelişir. Sayın Biden’dan bu planın bir seçim yatırımı değil, gerçekten ve samimi olarak Filistin’deki katliamları sonlandırmak için atılmış bir adım olduğunu ispat etmesi doğal olarak beklenir. Güvenlik Konseyi kararı bir adımdır, ancak yeterli değildir. Kağıt üstündeki bir çok kararın İsrail tarafından nasıl yok sayıldığını hepimiz biliyoruz. Sayın Biden da artık bir samimiyet testinden geçmektedir.
“BURNUMUZUN DİBİNDE BİR TERÖRİSTAN KURDURMAYIZ”
( PKK’nın Suriye’de sözde yerel seçim planı) Ortada seçim falan yok, öncelikle bunu belirtelim. Ortada terör örgütünü meşrulaştırma ve bölgede bir teröristan kurmak için tertiplenmiş bir oyun var. Biz oyun bozma konusunda ne kadar mahir olduğumuzu bundan önceki süreçlerde net bir şekilde gösterdik. Tabii burada Suriye yönetimi de kesinlikle onlara bu noktada rahat adım atma veya hareket etme müsaadesini vermeyecektir, vermez. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan Moskova’daydı. Moskova’da Sayın Putin’le bu konuları etraflıca görüştüler. Rusya Dışişleri Bakanı Sayın Lavrov’la görüşmeleri oldu. Suriye’de PKK terör örgütünün ve diğerlerinin rahat hareket etme imkanı inşallah olmayacaktır. Böyle bir durum olduğu anda zaten biz de ilgili birimlerimizi gerekli şekilde seferber ederiz. Burnumuzun dibinde bir teröristan kurdurmayız. Bunun için gereken ne ise yapmaktan da asla ve asla imtina etmeyiz.
(Eurofighter savaş uçağı temini) Bu konuyu Sayın Sanchez’le görüştük. İspanya’nın biliyorsunuz eğitim uçakları önemli. Bu eğitim uçaklarından bize verebilme şansları veya kabiliyetleri var. Ama Almanya’yla temas noktasında bu konuda bize yardımcı olma durumunu kendilerine söyledim. Eurofighter’la ilgili böyle bir görüşme yapabileceğini ifade etti. Ama hepsinden öte bizim için şu anda Eurofighter önemli. Bu konuda Almanya’da artık yumuşadı. İlgili bakanlarımız muhataplarıyla gerekli görüşmeleri yapıyorlar, yapacaklar. Bizim temel yaklaşımımız bellidir: ihtiyaçlarımızı öncelikle NATO müttefiklerimizden karşılamak isteriz. Fakat sürecin sonunda olumsuz bir sonuç elde edilirse alternatifsiz de değiliz. KAAN’ımız artık kanatlandı. İlerleyen dönemlerde seri üretimin başlaması ve envantere giriş sürecinin tamamlanması sonrası bu konuda sıkıntımız da kalmayacak. Bir dönem benzer süreci insansız hava araçlarında da yaşamıştık. O zaman da müttefiklerimizden bunları alamamıştık. Sonra ne oldu, insansız hava araçlarımızı en yüksek kalitede ürettik. Şimdi birçok ülke bunları alabilmek için Türkiye’nin kapısını çalar hale geldi.
“AVRUPA’DA YÜKSELEN IRKÇILIĞIN BİR TEHLİKE OLDUĞUNU MUHATTAPLARIMIZA ANLATTIK”
Şu anda özellikle bizim Avrupa Birliği üyesi ülkelerle atacağımız adımlarda ibre bizden yana dersem abartmış olmam. Bu konuyla ilgili olarak da şu anda Avrupa Birliği’nden Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılan partilerin çoğu Türkiye’nin ne denli haklı olduğunu kabul ediyor. Mesela onlardan biri İspanya Başbakanı Sanchez. Türkiye’nin duruşunu takdirle karşıladığını bizlere ifade etti. Almanya Başbakanı Olaf Scholz da bu noktada olumlu duruş sergiliyor. O da Türkiye’ye bakışı lehte olanlardan. Biz işimize bakacağız. Bu süreçte Türkiye’nin gerek Almanya’da gerek İngiltere’de gerek Fransa’da yakaladığı şanslar var. Biz bu şanslarımızı da güçlü durarak denemeye devam edeceğiz. Bizler uzun zamandan beri, yaklaşan tehlikeyi işaret ediyorduk. Özellikle Avrupa’da yükselen ırkçılığın bir tehlike olduğunu, buna imkan verilmemesi gerektiğini muhataplarımıza anlattık.
Sokaklarını, meydanlarını insanların kutsallarına hakarete, yabancı karşıtlığına açan, onların sırtlarını işlerine geldiği için sıvazlayan ülkeler, şimdi görmezden geldikleri gerçekle yüzleşti. Sık sık söylediğimiz bumerang etkisi işte tam olarak budur. Avrupa’nın “zararın neresinden dönersek kardır” anlayışıyla hareket etmesi ve gerçekçi tedbirleri hayata geçirmesi elzemdir. Yoksa bu ateş herkesi yakacak boyuta ulaşır. Terör konusunda da benzer bir tehlike söz konusudur. Testi kırılmadan Avrupa’ya çağrımızı tekrarlıyorum. Gelin terörün her türlüsü ile ayrım gözetmeksizin mücadele edelim. Gelin terör belasını birlikte gündemimizden nihai biçimde çıkartalım.
“CUMHUR İTTİFAKI DURUŞUMUZDAN TAVİZ VERMEYECEĞİZ”
Sayın Devlet Bey’in yapmış olduğu açıklama bir devlet adamı yaklaşımıyla, sakin, herhangi bir tartışmaya fırsat vermeden yapılmıştır. Konuyu bu şekilde kapatmış olması, bence gayet isabetlidir. Bizler Cumhur İttifakı olarak asla duruşumuzdan taviz vermeyeceğiz. Parti sözcümüz Ömer Çelik Bey zaten gereken açıklamaları detaylıca yaptı. Bu açıklamalarda da dikkat ederseniz tahrik ve dalaşma yoktur. Sadece net bir duruş vardır. Cumhur İttifakı’nın bir tarafı olarak partimizin duruşunu belirtmesi bakımından Ömer Bey’in açıklaması isabetli olmuştur. Diğer taraftan CHP’den yapılan bazı açıklamalar oldu. Biz iade-i ziyareti yapmak suretiyle siyasete bir yumuşama, bir kibarlık getirelim dedik. Ama bu kibarlıktan anlamayanlar İstanbul’da basın toplantısı yaptılar ve orada belli ki birilerinin etkisi altında kaldılar. Demek ki bazı yerlerden onay aldılar.
Bunlar tabii doğru şeyler değil, güzel şeyler değil. Sürece katkı sağlayan şeyler değil. Yani bu, yumuşama değildir. Siyasete yeni bir başlangıç getirme değildir. Bizim iade-i ziyaretimizi demek ki hazmedemediler. Eğer bu iade-i ziyaretimizi CHP’nin başındaki arkadaş hazmedebilseydi, bu tür bir açıklamayı yapmaya gerek duymazdı. Böyle bir açıklama karşısında ben Cumhurbaşkanı olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin başkanı olarak, buna cevap vermeyi dahi yanlış bulurum. Ama onlar ne yaparsa yapsın. Biz Cumhur İttifakı olarak aynı duruşumuzu, aynı dayanışmamızı devam ettireceğiz. Şunu da söyleyeyim, Cumhur İttifakı bir altılı masa değildir. Altılı masanın içinde yer alanlar, bildiklerini okusunlar.
“MİLLETİN İHTİYAÇLARINA TAM HİZMET EDEN İDEAL ANAYASA BU MİLLETE SİYASETİN BORCU”
Türkiye bu yeni dönemde yeni anayasayı gündemine almak suretiyle bir adım atabilir. Bizim bu ziyaretleri yapmamızın altında yatan gerçek de “her ne kadar ters görünse de CHP ile de böyle bir anayasa yapma başlığı altında buluşabilir miyiz?” arayışıydı. Teklifimizi yaptık. Onlardan “niye olmasın” noktasına gelen bir yaklaşım gördüm. Fakat iki gün sonra ortaya maalesef arzu etmediğimiz bir yaklaşım çıkınca bu durum da bizi üzmedi değil. Türkiye’nin artık darbe anayasası ayıbından kurtulması gerekiyor. Bu, siyaset kurumunun ve Meclisin millete karşı asli görevidir. Hiçbir siyasi parti bu yükümlülükten kaçamaz. Gerek Meclis Başkanımız Numan Kurtulmuş’un girişimleri, gerek bizim temaslarımız, artık yeni anayasa için adım atmanın zamanının geldiğini ortaya koymuştur. Mevcut anayasada birtakım değişiklikler yapılmış olması, darbe ruhunun anayasamızdan silindiği anlamına gelmiyor. Kaldı ki 1982 yılından bu yana dünya değişti, Türkiye gelişti ve yeni ihtiyaçlar ortaya çıktı. Milletin ihtiyaçlarına tam hizmet eden ideal anayasa bu millete siyasetin borcudur.
“ENFLASYONU SON ÇEYREKTE ÇOK DAHA OLUMLU BİR KONUMA TAŞIMIŞ OLACAĞIZ”
(Enflasyon hedefi) Yılın son çeyreğini bekleyeceğiz. Yılın son çeyreğinde inşallah bunlar tam manasıyla görünecek. Şu anda işi sıkı tutuyoruz. Ama bütün mesele yine geliyor, faiz olayına dayanıyor. İnşallah faizde atacağımız adımlarla enflasyonu son çeyrekte çok daha olumlu bir konuma taşımış olacağız. Nitekim ekonomide dengelenmeye yönelik politikalar meyvelerini veriyor. Cari işlemler açığı önemli ölçüde azaldı. Mayıs itibarıyla yıllık ihracatımız 260 milyar doları aştı. İthalatımızdaki düşüş aynı şekilde sürüyor. Merkez Bankası rezervlerimiz 146,2 milyar dolarla tarihimizin en yüksek seviyesine çıktı. Rezervlerdeki artış devam edecek. Hayat pahalılığını tetikleyen sebeplerden olan fahiş fiyat artışları ve fırsatçılıkla mücadelemizden de taviz vermiyoruz. Milletin aşına ve ekmeğine kan doğrayanlara göz açtırmayacağız. Bu kritik süreci bir taraftan mali disiplini koruyup, kamuda tasarrufu teşvik ederek, diğer taraftan denetimleri artırarak hassasiyetle yürüteceğiz.
Ayrıntılar geliyor…
]]>(İZMİR)- CHP İzmir İl Başkanlığı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla kutlama programı düzenledi. İl Başkanı Şenol Aslanoğlu, partisinin 31 Mart seçimlerinde başarısına dikkat çekerek “Bu ülkede bir tek gencimizin umudunu yitirmesine, geleceğinden endişe etmesine tahammülümüz yok. Son 22 yılda gençlerimize fikirleri, okulları, ideolojileri üzerinden yapılan baskıların hepsine son vereceğiz. Ekonomik krizler nedeniyle AKP tarafından yaşatılan tüm mağduriyetlerine merhem olacağız. Elbette bunca yıldır liyakatsizce kurulmuş eş dost akraba düzenini yıkmak bir anda olacak iş değil. Adım adım yıkacağız haramilerin saltanatını. Bu yolda en büyük adımlardan birini yine gençlerimizin desteği ile 31 Mart’ta attık” dedi.
CHP İzmir Başkanlığı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle Konak ilçesi Cumhuriyet Meydanı’nda kutlama programı düzenledi. Tören, CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu, İl Kadın Kolları Başkanı Nurdan Şenkal Uçar ve İl Gençlik Kolları Başkan Yardımcısı Ayça Gülenç tarafından Atatürk Anıtı’na çelenk konulmasıyla başladı. Çelenk sunumunun ardından saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunduğu törende konuşan Şenol Aslanoğlu, İzmirlilere ve gençlere seslenerek “‘Ya Bağımsızlık ya Ölüm’ diyerek yola çıkanların emanetidir 19 Mayıs. 19 Mayıs isteseydi saraylarda zengin bir yaşam sürebilecekken, onurlu bir yaşamı seçen, gerçek bir liderin emanetidir ve bugün sadece 19 Mayıs değildir, değerli dostlarım. Bugün 23 Nisan, bugün 30 Ağustos, Bugün 9 Eylül, Bugün 29 Ekim’dir aynı zamanda. Samsun’a ayak basarken atılan o ilk adım öyle bir adımdır ki, o adımdan sonra memleketin makus talihi değişmiş, dünya tarihi yeniden yazılmaya başlanmıştır. 19 Mayıs Türk gençliğinin işgale, karanlığa, saltanata ve saraylara başkaldırdığı gündür. O başkaldırı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde önce kurtuluş, ardından kuruluş ve en son bağımsızlığa dönüşerek, güçlü bir Cumhuriyet olmuştur. Ulu Önderimiz, kurtuluş mücadelesindeki esas gücün gençler olduğunu biliyordu. Cumhuriyet’i kurarken köhnemiş düşüncelerle, dogmalarla savaşacak fikirlerin memleketin gençlerinde olduğu biliyordu” dedi.
“31 MART’TA ÇOK ÖNEMLİ BİR SINAVI BAŞARIYLA GEÇTİK”
31 Mart seçimlerinde partisinin başarısına değinerek sözlerini sürdüren Aslanoğlu, “101 yıldır ayakta duran Cumhuriyet, o yüzden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür gençlere emanet. Gençlerimiz elbette emanet aldıkları Cumhuriyet’i yükseltecek ve koruyacak. Peki bizim sorumluluklarımız? Bizlerin de gençlerimize karşı sorumlukları var. Çok çalışıp, onlara özgür ve demokratik bir Türkiye oluşturmalıyız. Gururla söylüyorum ki, bu mücadele de geçtiğimiz 31 Mart’ta çok önemli bir sınavı başarıyla geçtik. Atatürk’ün kurucusu olduğu Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk’ün Cumhuriyet’i emanet ettiği gençleri ile el ele olduğunu göstermiştir 31 Mart’ta. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in öncülüğünde, Türkiye’nin dört bir köşesinde belediye başkanlıkları ve meclis üyelikleri gençlerimize emanet edildi. İşte bu, cumhuriyeti kuran ve ayakta tutan anlayışın ta kendisidir. Gençliğe sahip çıkmak, konuşmakla olmaz, uygulama ile olur. Onlara güvenmek, onlara yönetimleri vermektir sahip çıkmak. Kazandığımız 28 ilçe belediyesinin nerede ise yarısı, 11 ilçe belediyemiz 40 yaş altı genç yol arkadaşlarımız tarafından çoğu CHP Gençlik Kolları’ndan gelen kardeşlerimiz tarafından yönetiliyor” diye konuştu.
ASLANOĞLU’NDAN CHP İZMİR ÖRGÜTÜNE ÇAĞRI
“Türkiye Cumhuriyeti güçlü temeller üzerine kurulmuştur. Atasına sarsılmaz inançlarla bağlı olan genç belediye başkanlarımızın belediyelerde yapacağı başarılı her hizmet ile o güçlü temellerin üzerine yeni sağlam tuğlalar öreceğiz” diyerek sözlerini sürdüren Aslanoğlu, şunları kaydetti: “Sevgili İzmirliler; Bu ülkede bir tek gencimizin umudunu yitirmesine, geleceğinden endişe etmesine tahammülümüz yok. Son 22 yılda gençlerimize fikirleri, okulları, ideolojileri üzerinden yapılan baskıların hepsine son vereceğiz. Ekonomik krizler nedeniyle AKP tarafından yaşatılan tüm mağduriyetlerine merhem olacağız. Elbette bunca yıldır liyakatsizce kurulmuş eş dost akraba düzenini yıkmak bir anda olacak iş değil. Adım adım yıkacağız haramilerin saltanatını. Bu yolda en büyük adımlardan birini yine gençlerimizin desteği ile 31 Mart’ta attık. Kırmızıya bürünen Ege haritasını, Marmara’yı, Akdeniz’i ve artık algıların kırıldığı Karadeniz’i, İç Anadolu’yu, Güneydoğu’yu gördüğünüzde, sıradaki hedefimiz için sizlerde benim gibi, daha fazla heyecanlanmıyor musunuz? Cumhuriyet’in gençlerinin, Cumhuriyet’in kadınlarının ve Cumhuriyet’in aydınlarının yöneteceği iktidardır o hedef. O hedef, ikinci yüzyılında eksiği olmayan tam bağımsız Türkiye ve demokrasi ile taçlanmış Cumhuriyettir. O demokratik cumhuriyetin iktidar partisi olmaktır tek hedefimiz. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi örgütleri, belediye başkanları olarak, her zamankinden daha çok çalışmalı ve hizmet etmeliyiz. Daha çok vatandaşımıza ulaşmalı ve aramıza katmalıyız.
“TÜRKİYE İTTİFAKININ BİR KEZ DAHA KAZANACAĞINA ADIM GİBİ İNANIYORUM”
Atamızın gösterdiği hedeflere ulaşmak, halkın iktidarını kurmak; gençlerimizin özlediği düzeni kurmak, emeklilerimizi ezilen kesim olmaktan kurtarmak, atanamayan öğretmenlerimizi öğrencilerine kavuşturmak, israfa, saray düzenine son vermek boynumuzun borcu. Seçimler ne zaman yapılacak emin değilim, zamanını bilmiyorum. Ama şuna emin olun ki, ne zaman yapılırsa yapılsın, bu köhnemiş AKP iktidarının gideceğini ve halkın iktidarının kurulacağını biliyorum. 31 Mart’ta Türkiye’nin birinci partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi nezdinde Türkiye ittifakının bir kez daha kazanacağına adım gibi inanıyorum. Bugün burada bu hedefe inanan sizlerle birlikte, Atamın huzurunda olmaktan duyduğum gururu paylaşırken, bize bu Cumhuriyet’i armağan ve emanet eden Ulu Önderimiz başta olmak üzere, tüm şehitlerimizi minnet ve rahmetle anıyorum. Tüm İzmirlilerin ve Türkiye’nin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramını kutluyorum. Bayramımız kutlu olsun.”
YILDIR’DAN EĞİTİM VURGUSU
İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Zafer Levent Yıldır da “Sadece 19 Mayıs değil kutladığımız biliyorsunuz. Yirmi 23 Nisan’ı kutluyoruz. 30 Ağustos’u kutluyoruz ki benim doğum günüm 30 Ağustos. O yüzden adımda zafer var başta. Sonra 29 Ekim’i kutluyoruz. Bunların hepsi aslında karizmatik bir liderimizin yüz sene önce öngördüğü, sunmaya çalıştığı, anlatmaya çalıştığı bir dünya görüşünü anlatıyor. Bizler o dünya görüşünü anlatıyor. Bizler o dünya görüşünü sahiplenen insanlarız. Sadece sahiplenmekle kalmayan, aynı zamanda bunları çevresinde var olan tüm insanlara anlatmaya çalışan, bunları yaygınlaştırmaya çalışan ve insanlarımızın önünü açmaya çalışan insanlarız. Onun için bir aradayız. Onun için bundan sonra da birlikte ve beraber olacağız. Aslında bütün bunların sonucunda beklediğimiz de bu ülkede iktidar olmak ve iktidarla birlikte bu yaygınlaştırmayı, benimsetmeyi, anlatmayı günlük yaşamımızın bir parçası haline getirmek. Bundan sonraki süreçte de bulunduğumuz görevlerde elimizden gelen her şeyi yapacağız. Ama ben bir sürü şey saymak yerine günümüzde en çok önemi olan, hepimiz için çok önemli olan bir noktaya özellikle temas etmek, aklınızda kalmasını sağlamak istiyorum. Bugün eğer bir siyasi mesaj vereceksek en önemli mesaj; eğitim sistemimize sahip çıkmaktır. Bu eğitim sistemiyle ilgili yapılan bütün manipülatif hareketlere karşı olabildiğince ses çıkarmaktır. Sözlerimi bununla bitirmek istiyorum. Özellikle eğitim, eğitim ve eğitim diyorum. Hepinizin bayramını kutluyor, saygılar diliyorum” diye konuştu.
GÜLENÇ: “YARINLAR ÇOK DAHA GÜZEL OLACAK”
CHP İzmir İl Gençlik Kolları Başkan Yardımcısı Ayça Gülenç de “19 Mayıs yalnızca bir milletin bağımsızlık mücadelesinin başlangıcı değil, aynı zamanda bir halkın kaderini değiştiren büyük bir devrimin de simgesidir. Atatürk bugünü gençliğe armağan ederek bizlere büyük bir sorumluluk yüklemiştir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin gençleri olarak bu emanetin devralmanın bilinciyle burada bulunuyoruz. AK Parti iktidarı döneminde geldiğimiz noktada gençlerin daha iyi bir yaşam umuduyla ülkeyi terk etmek istedikleri, en temel ihtiyaç dahi karşılayamadıkları bir ülke olduk. Bizler tüm gücümüzle gençlerin umudunu yitirmediği, emeklerinin karşılığını alabildiği, hayallerini gerçekleştirebilecekleri güvenli bir yaşam için mücadele edeceğiz. Bugün ülkemizde, demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün ayaklar altına alındığını, basın özgürlüğünün kısıtlandığını, eğitim sisteminin çökertildiğini görüyoruz. Bu karanlık tabloya karşı gençler olarak daha fazla sesimizi yükseltmeli, daha fazla mücadele etmeliyiz. Bizler gençliğin gücüyle bu karanlığa aydınlatacak, Türkiye’yi yeniden Atatürk’ün çizdiği çağdaş uygarlık yoluna sokacağız. Bu meydanda bir kez daha cumhuriyet değerlerine, demokrasiye, özgürlüğe ve adalete olan bağlılığımızı haykırıyoruz. Bizler bu ülkenin gençleri olarak daha adil, daha özgür, daha demokratik Türkiye için mücadele etmeye devam edeceğiz. Atatürk’ün izinde, cumhuriyetin aydınlık yolunda kararlılıkla yürüyeceğiz. Bu vatanın gençleri olarak yüzyıl sonra dahi özgürlük ve demokrasi mücadelesinden asla taviz vermeyeceğimize söz veriyoruz. Yarınlar çok daha güzel olacak” ifadelerini kullandı.
]]>Haniye’nin Türkiye ziyaretinin 20 Nisan günü gerçekleşmesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile İstanbul’da bir araya gelmesi bekleniyor.
Haniye ile yapılacak görüşmelerde, ateşkes için atılacak adımların yanı sıra Hamas ile Fetih grupları arasında uzlaşmanın sağlanması konusu da yer alacak. Türkiye son dönemde Katar ile birlikte her iki konuda yeni önerilerle sürecin ilerletilmesi için çaba gösteriyor.
Erdoğan, 17 Nisan’da AKP Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, İsrail saldırıları sonucunda çocuklarını ve torunlarını yitiren Haniye ile telefonda görüştüğünü ve hafta sonu kendisiyle bir araya geleceğini açıklamıştı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı konuşmada Hamas’ı Kuvayı Milliye’ye benzetmiş, Haniye için de “ Filistin davasının lideri” ifadesini kullanmıştı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 19 Nisan günü gazetecilerin Haniye ziyaretinin gündemine ilişkin sorularını yanıtsız bıraktı ve “Gündemi biz Sayın Haniye ile kendi aramızda tutalım ve ona göre adımlarımızı atalım” dedi.
Hamas siyasi liderinin ziyareti, son günlerde dikkatlerin Gazze’de yaşananlardan uzaklaşıp İran-İsrail gerilimine odaklandığı bir dönemde gerçekleşmesi açısından önemli.
Türkiye, bölgenin iki önemli ve rakip ülkesi arasında yaşanan askeri gerilimin hem yeni bir bölgesel savaşı tetiklemesi hem de Gazze bunalımını gölgelemesi sonucunu yarattığı için kaygılı.
Dışişleri Bakanlığı, İsrail-İran gerilimi ile ilgili olarak 19 Nisan’da yaptığı yazılı açıklamada, bu kaygısını, “Tüm tarafları, daha büyük bir çatışmaya yol açabilecek adımlardan kaçınmaya davet ediyoruz. Uluslararası toplumun önceliği, Gazze’deki katliamın durdurulması ve Filistin devletinin kurularak bölgemizde kalıcı barışın sağlanması olmalıdır” ifadeleri ile kamuoyunun dikkatine getirdi.
Türkiye, bu nedenle diplomatik çabalarının odağına ateşkes ve iki devletli çözüm perspektifine yeniden dönülmesini yerleştirdi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın’ın CIA Direktörü William Burns ile geçen hafta yaptığı yoğun temasların gündeminde de ateşkes görüşmelerinin önündeki tıkanıklığın aşılması için hangi adımların atılması gerektiği konuları yer aldı.
Bu temaslarda, ateşkes, rehinelerin ve Filistinli tutukluların serbest bırakılması gibi konularda hangi adımların atılabileceği, İsrail ve Hamas tarafının orta noktada nasıl buluşturulabileceği gibi konular değerlendirildi.
Hamas’tan beklentiler neler?
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 17 Nisan’da Katar’a yaptığı ziyaret sırasında Katarlı yetkililer ve Haniye ile yaptığı görüşmelerde de aynı konu ele alındı.
Fidan, Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Tani ile yaptığı basın toplantısında, iki devletli çözüm fikrine sıcak bakan birçok Batılı ülke olduğunu ancak bunların Hamas’la ilgili kaygıları nedeniyle adım atamadıklarını kaydetti.
Fidan, Haniye ile yapılan görüşmelerde Hamas’a ilişkin olumsuz algıların giderilmesi için neler yapılması gerektiğini ele aldıklarını kaydederken “Ben daha önce de Batılı muhataplarımla yaptığım görüşmelerde de söyledim. Yıllardır Hamas’la yaptığımız siyasi görüşmelerde kendilerinin 1967 sınırları içerisinde kurulacak olan bir Filistin devletini kabul ettiklerini ve Filistin devletinin kurulmasını müteakip Hamas’ın ayrıca silahlı kanadının olmasına gerek kalmayacağını, kendilerinin bir siyasi parti olarak hayatlarına devam edeceklerini bana ilettiler” ifadelerini kullandı.
İstanbul’da yapılacak görüşmelerde de bu yöndeki adımların nasıl daha güçlendirilebileceği ve Hamas’ın hangi mesajları vermesi gerekeceği gibi konuların ele alınması öngörülüyor.
Ankara, ateşkes konusunda Hamas’ın esneklik gösterdiğini ancak İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun süreci durdurma niyetinde olmadığını düşünüyor.
Filistin uzlaşı hükümeti kurulabilecek mi?
Ateşkesin sağlanması durumunda sorunun kalıcı bir şekilde çözümü için masaya getirilen önerilerden biri iki devletli çözüm kapsamında 1967 sınırlarına dayalı başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulması.
Türkiye bunun sağlanması için en önemli adımlardan biri olarak yıllardır süren Hamas-Fetih grupları arasındaki anlaşmazlığın sonlanması ve tarafların geçici bir uzlaşı hükümeti kurarak uluslararası toplumun önüne çıkmalarını görüyor.
Böyle bir gelişmenin İsrail’in uluslararası platformda elinin zayıflamasına yol açacağı yapılan değerlendirmeler arasında.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu konuda her iki tarafla yoğun müzakere gerçekleştiren liderlerden biri olarak öne çıkıyor.
Erdoğan, geçen sene Temmuz ayında iki tarafın lideriyle Ankara’da görüşmüş ve bir an önce uzlaşıya varmaları telkininde bulunmuştu.
İstanbul’da Cumartesi günü yapılacak görüşmelerde gündeme gelmesi beklenen konuların başında bu da yer alıyor.
İnsani yardımlar da gündemde
İstanbul görüşmelerinde Gazze’ye dönük insani yardımların artırılması ve daha etkin ve hızlı ulaştırılmasına ilişkin konular da ele alınacak.
Türkiye, bunalımın başladığı Ekim ayından bu yana Gazze’ye 45.000 insan yardım gönderdiğini ve böylece bu alanda birinci sırada yer aldığını kaydediyor.
Haniye’nin İstanbul’da olduğu gün Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükri’nin de Türkiye’de olması özellikle ateşkes ve insani yardımlar gibi konularda kilit pozisyonda olan Mısır’la görüş alışverişi açısından dikkat çekici bir gelişme.
Şükri’nin İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüşmesi ve ardından iki bakanın basın toplantısı gerçekleştirmeleri bekleniyor.
]]>Denizli Büyükşehir Belediyesi bir kısmı lüks olan ihtiyaç fazlası 45 adet kiralık aracını 15 Temmuz Delikliçınar Şehitler Meydanı’nda sergiledi. Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu ve Genel Sekreter Bülent Bozbaş, vatandaşların karşısına çıkarak yapılan israfı gözler önüne serdi. Başkan Çavuşoğlu burada yaptığı açıklamada, 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri öncesinde kamuoyuna, Denizli’de gerçek tasarrufun yapıldığı, derman bir belediyecilikle, insanların artık şatafatın içinde olmadığı, halka hizmet için yola çıkan bir belediyecilik yapacakları sözünü verdiklerini hatırlattı. Başkan Çavuşoğlu, “Göreve geldiğimizden bu yana da bunun altyapısını, temellerini kurmak üzere bir çalışma yürütüyoruz. İstiyoruz ki, Denizli’de halkın ihtiyaçları, beklentileri doğrultusunda bir belediyecilik yapalım, belediye çalışmaları anlamında artık şatafatın dışında insanların ihtiyaçlarını çözebilelim, diye yola çıktık. Göreve geldiğimizden bu yana da tasarruf tedbirleri uyguluyoruz. Özellikle 11 küsur katrilyon lira borcumuzun olduğu yerde biz istiyoruz ki artık bu belediye tasarruf etmeli” dedi.
“Adım adım tasarruf eylem planları uyguluyoruz”
Bu anlamda Genel Sekreter Bozbaş’ın bir çalışma yürüttüğünü ifade eden Başkan Çavuşoğlu, şöyle konuştu: “İlk etapta 380 kiralık aracımızdan 45 aracımızı geri gönderiyoruz. Şunu biliyoruz ki bu araçlar olmasa da belediyecilik hizmetlerini verebiliriz. Bu araçlar olmadığı zaman da çalışmalarımızı yürütebiliriz. Ama evinde süt içmeyen bir çocuğumuz varsa, gelecekle ilgili kaygı duyan bir ailemiz varsa görevimizi yapmamış olacağımızı söylemiştik. Bu kaygıdan kaynaklı da özellikle borç yükünü azaltabilmek açısından adım adım Denizli’de tasarruf eylem planları uyguluyoruz. Bu 45 aracımızın içerisinde gördüğünüz gibi her marka var. Bu araçlardan elde edeceğimiz aylık tasarruf miktarı 1 milyon 214 bin 962 TL’dir. Bu sadece araç tasarrufu, bunun yanında, bu araçların tüketeceği yakıtlardan edeceğimiz tasarruf, personel anlamında yapmadığımız maliyetleri de hesapladığımızda kat ve kat bu rakamın üstüne çıkan bir tasarrufun birinci adımını başlattık. Denizli Büyükşehir Belediyesi artık şatafatın olmadığı, gereksiz harcamanın yapılmadığı bir belediye olacak. Bu anlamda sözlerimizin arkasındayız.”
“Sözlerimizin arkasındayız”
Bugüne kadar belediye bütçesinden farklı gerekçelerle milyonlarca liralık ödemelerin yapıldığını tespit ettiklerini anlatan Başkan Çavuşoğlu, “Denizli halkının her bir kuruşunu kim iç ettiyse, kim cebine kattıysa biz bunu kamuoyu ile paylaşacağız. Denizli halkından bir şey istiyorum. Bizim birçok projemiz vardı. Bu projelerimizi yaşama geçireceğimizden kimsenin şüphesi olmasın. Ama almış olduğumuz borç yükü, götürmeye çalıştığımız süreç göz önüne alındığında Denizli halkından birazcık sabır istiyorum, çok değil birazcık. Söylediğimiz her sözü yaşama geçireceğiz. Halkımız sabır noktasında birazcık anlayış gösterirse şaha kalkmış, huzuru ve mutluluğu içinde barındıran bir Denizli’yi beraber inşa edeceğiz. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum” dedi. Başkan Çavuşoğlu konuşmasını vatandaşların yoğun alkışlarıyla tamamladı. – DENİZLİ
]]>Marmaris ilçesindeki bir otelde düzenlenen “Marmaris Turizm Sektörü ve Sivil Toplum Kuruluşları Buluşması” programında konuşan Ersoy, son zamanlarda dünyanın çok büyük küresel ve bölgesel sorunlarla karşı karşıya kaldığını, son 6 yıldır bilinçli attıkları adımlarla devlet ve sektör el ele verip sektörü krizlerden en az etkilenen, kriz sonrası da en hızlı geriye dönen ve büyümeye devam eden bir konuma getirdiklerini söyledi.
Ersoy, 2023 yılının her şeye rağmen rekorlarla dolu bir yıl olduğunu, 2024’ün de turizm açısından yeni rekorları kucaklayacakları bir yıl olacağını kaydetti.
Türkiye’nin 2028 vizyonu çerçevesinde çizdiği hedeflere adım adım ilerlerken her sene bir önceki seneden daha iyi rakamları, hedefleri tutturarak yoluna devam ettiğini anlatan Ersoy, Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) ile en yoğun ve en etkili tanıtım yapan ülke olduklarını ifade etti.
Ersoy, gereken altyapı ve üstyapıları tanıtım ve diğer stratejileri oluşturarak sektör, devlet ve bakanlık el ele verip kentin istenilen noktaya ulaşmasını sağlamak olduğunu dile getirdi.
Yıllardır Marmaris’e geldiğini, ilçenin sorunlarını gördüğünü belirten Ersoy, “Özellikle turizm ilçelerimizin çok büyük sorunları var. Çok büyük sorunlarımız var ama çözülemeyecek hiçbir sorunumuz yok. Yeter ki ehil ellerde doğru programlarla yol haritamızı oluşturalım, emin adımlarla işimize sahip çıkalım. Adım adım ilerleyerek sorularınızın hepsini çözeriz. Marmaris’in çözülemeyecek hiçbir sorun yok.” diye konuştu.
Bakanlık olarak turizmin gelişiminden sorumlu olduklarını anlatan Ersoy, turizmin sadece bakanlığın desteğiyle, koordinasyonuyla gerçekleşecek bir sektörel faaliyet olmadığını kaydetti.
Turizmin merkezi yönetimle yerel yönetimin koordineli bir şekilde işbirliği yaparak yönetilmesi gerektiğini vurgulayan Ersoy, şöyle konuştu:
“Bölge koordinasyonunu yerel yönetimler sağlıyor. Bakanlık olarak bütün büyükşehir belediyelerinden turizm master planlarını talep ediyoruz. Uzun vadeli bir turizm gelişimi planlıyorsak, öncelikle yapılması gereken turizm mastır planı. Turizm planları Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yapılmaz. Turizm master planları Büyükşehir Belediyeleri, valilikler, ilgili kurumların destek vermesi gereken çalışmalardır. Bölgenin yerel potansiyelini yerel yönetimler bilir. Sınırsız potansiyelimiz var, sınırlı kaynağımız var. Belli plan çerçevesinde bunları hayata geçirmemiz lazım. Bakanlık, belediye, bütün devlet kurumları ne yapması gerektiğini bu planda mutabık olarak bilecekler ve üzerlerine düşenleri gerçekleştirecekler.”
31 Mart’ın çok önemli olduğunu belirten Ersoy, 31 Mart’ta verilecek kararla 5 yıl boyunca bu sorumlulukların hangi ehil ellere teslim edeceğinin belirleneceğini vurguladı.
5 yıl boyunca 10 yıllık işi nasıl yapacaklarına karar vereceklerini belirten Ersoy, “Kaybettiğimiz zamanı nasıl kazanacağız, nasıl ileri gideceğimize hep birlikte karar vereceğiz. Sabah Aydın Ayaydın ile, şimdi de Serkan Yazıcı ile bir toplantıya katıldım. Gözlerindeki ışıltıyı, hırsı, azmi gördüm. Beni de motive ediyorlar, eksik olmasınlar. Detaylara çok hakim olmuşlar, kimden ne isteyeceklerini biliyorlar. Bizi nasıl zorlayacaklarını da biliyorlar. Biz zorlanmaya hazırız. Marmaris ne kadar iyi olursa o kadar arkadan gelecek turizm kentlerine örnek olur.” dedi.
“60 yıllık işi gelecek 4 yıla sığdıracağız”
Sektör açısından nitelikli turizme geçiş yapacakları bir program hazırladıklarını ifade eden Ersoy, şöyle devam etti:
“Nitelikli turistin önemli unsurlarından biri de nitelikli personel. Nitelikli personel sadece eğitimle olmuyor. Milli Eğitim Bakanlığımızla çok çalışmalar yaptık ama esas personeli yetiştirdikten sonra korumanız gerekiyor. Korumak içinde mümkünse 12 ay istihdam etmeniz gerekiyor. O yüzden sektörün 12 aya yayılması lazım. En azından sezonluktan çıkıp biraz daha genişlemesi lazım.”
“Gece müzeciliği projesini başlattık”
Bakan Ersoy, gece müzeciliği projesini başlattıklarına işaret ederek, şehir merkezlerinde, şehir merkezine yakın olan bölgelerdeki müzeleri aydınlatma sistemleri ile donattıklarını söyledi.
Özellikle bu konuda turizm bölgelerindeki alanlara sıcak baktıklarını anlatan Ersoy, böylelikle turistlerin müzeleri gece de ziyaret edebilmelerine imkan sağlayacaklarını dile getirdi.
TGA’nın kültür turlarının tanıtımına başladığını belirten Ersoy, “Kültür varlıklarımızı ön plana çıkaran yeni film hazırlıyoruz. Amacımız klasik pazarların dışında Amerika ve Asya kıtasından, kültür turu turistini ülkemize getirmek. Son bir iki yıldır buradaki artış alanları gözlemliyoruz. Çalışmalarımız hızlı bir şekilde karşılık veriyor ve her yıl ortalama yüzde 50 ile yüzde 100 arasında bu noktalardan gelen ziyaretçiler artıyor.” dedi.
12 aylık turizm açısından hava trafiğinin önemli olduğunu vurgulayan Ersoy, Antalya’nın başardığı gibi Muğla’da da golf noktaları tespit ettiklerini, bu noktaların da önümüzdeki yıllarda hızlı bir şekilde hayata geçeceğini söyledi.
12 aylık hava trafiğinde kesin sonuç veren durumun golf noktaları olduğuna işaret eden Ersoy, “Golf noktalarını hayata geçirdiğiniz zaman hava trafiğini de otomatikman başlatmış oluyorsunuz. Hem 12 personelin aylık istihdamını sağlıyorsunuz hem de otellerin kış boyunca belli bir kısmının en azından belli bir doluluk oranıyla ayakta kalmasını sağlıyorsunuz. Hava trafiği açık olduğu zaman zaten 12 ay boyunca devam ettiği için bunu kültürel faaliyetlerle desteklediğinizde belli bir potansiyel kendinden oluşmuş oluyor. Antalya’da her gün ortalama 15 bin civarı yabancı turist iniyor. Zaman içinde az da olsa Dalaman Havalimanı’nda aynı yolcuları görebiliriz. Doğru adımları doğru zamanda atmamız lazım. Doğru adımları atanlar yol aldı. Dünyanın her yerinde bu böyle.” diye konuştu.
“100 milyar dolar hedefimize varmak için adımlarımızı doğru bir şekilde atıyoruz”
Son 5-6 yılda çok büyük krizlerle karşı karşıya kaldıklarını dile getiren Ersoy, sektör temsilcileri ile el ele omuz omuza verip her türlü olumsuz propagandaya rağmen, tünelin ucundaki ışığa inanarak gayretle çalıştıklarını ve sonunda çok mutlu olduklarını ifade etti.
Dünyada en hızlı yükselen turizm ülkelerinden birinin Türkiye olduğunu belirten Ersoy, “İnşallah bundan sonra da 100 milyar dolar hedefimize varmak için adımlarımızı doğru bir şekilde atıyoruz. Bu ekibin içinde Marmaris’te olacak inşallah. Bunların hepsine 31 Mart günü karar vereceğiz. Hep beraber ulaşacağız hedefimize. Bugüne kadar vermiş olduğunuz destekten dolayı hepinize teşekkür ediyorum.” diye konuştu.
Programda, AK Parti Muğla Milletvekili Kadem Mete, Cumhur İttifakı Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adayı Aydın Ayaydın, Cumhur İttifakı Marmaris Belediye Başkan adayı Serkan Yazıcı da birer konuşma yaptı.
Toplantıya, Muğla Valisi İdris Akbıyık, Marmaris Kaymakamı Nurullah Kaya, AK Parti İl Başkanı Gültekin Akça, MHP İl Başkanı Oğuz Akarfırat, turizm sektörü ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri de katıldı.
]]>Dışişleri Bakan Yardımcısı Yıldız, sunumunda şunları kaydetti:
“Kurala dayalı uluslararası sistem bir yıkım aşamasında. Bunun nedeni de Filistin halkına uygulanan adaletsizlik. Şu anda UAD önünde bir davayı değerlendiriyor. Bu dava İsrail’e karşı açılmış bir dava. 1948 soykırımın önlenmesi ve cezalandırılması çerçevesindeki ihlal iddialarıyla ilgili bir dosya. Bu ihlallerin mevcut durumunu Filistin haklarının haklarının nasıl ihlal edildiğinin net görüşü ve Doğu Kudüs dahil Filistin topraklarının işgal altında olduğunun önemli bir kanıtı.
Türkiye bu konudaki mahkemenin almış olduğu ihtiyati tedbirlerin kararının tam olarak uygulanmasını istiyor. Güvenlik konseyi bu konudaki sorumluluklarını yerine getirerek bu kritik aşamada bunun uygulanmasını sağlar.
Mahkemenin mevcut dosya hakkındaki danışma anlamı taşıyan kararı şunu ortaya koymuştur; İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarında yapmış oldukları davranışlar bütün Filistin’de olumsuz sonuçlara neten olmaktadır. Filistinliler kendi toprakları üzerinde haklarından mahrumdur. Adalet, eşitlik, insan onuru ve çok uzun zamandan beri hak ettikleri bağımsızlığı istemektedirler.
Türkiye Cumhuriyeti, güçlü bir şekilde bölge ile ilişkileri olan bir ülkedir. Sadece Araplar ile değil Yahudiler ile de. Avrupa’da yüzyıllar öncesinde zulme uğramış Yahudiler de Türkiye’ye sığınmış ve burada kendilerine güven bulmuşlardır. 2. Dünya Savaşı da dahil olmak üzere biz hiçbir zaman bu insanlara kimliklerinden dolayı ayrımcılık yapmadık. Türkiye, İsrail’in şu anda işgal altındaki Filistin topraklarının statüsünü değiştirme yönündeki çalışmalarını görmezden gelemez. Şu anda İsrail’in Filistin halkına yönelttiği saldırılarına da kayıtsız kalamaz.
Yazılı beyanımızda belli konularla ilgili olarak biz zaten görüşlerimizi belirttik. Orada söylemiş olduğumuz her şey daha önce de olduğu gibi 7 Ekim’den bu yana meydana gelen durum ile de ilişkilidir. Tabiki İsrail-Filistin çatışmasının kök sebebine bakmadan bölgede bir barış ve istikrar sağlamak mümkün olmayacaktır. İsrail-Filistin çatışması 2023 yılının 7 Ekim’inde başlamadı. Bu çatışma belli bir Filistinli fraksiyon veya grupla alakalı değildir. Bu çatışma bir önceki yüzyıla kadar uzanmaktadır. Ancak barışın önündeki gerçek engel çok barizdir. İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalinin daha da derinleşmesi Doğu Kudüs de dahil olmak üzere. Ve iki devletli çözümün uygulanmaması, İsrail-Filistin’in yan yana yana yaşaması çözümünün hayata geçirilmemesidir.
Şu anda Filistinliler İsrail’in boğucu işgali altında çok zor koşullarda yaşamaktadır. On yıllardır devam eden İsrail işgali Filistin halkının kendi temel insan haklarından mahrum olmasına neden olmanın yanında İsrail’in merhametine bağımlı hale getirilmiştir Filistinlileri. Filistinlilerin yaşam alanlarına el konulmuş, geçim kaynaklarına el konulmuştur. 21. Yüzyılda hala bu uygulamalar devam etmektedir. Bazen bu uygulamalar orta çağa ve daha kötüsüne benzemektedir. Filistinliler kendi haklarını ve kendi onurlarını istemektedirler. İsrail’in devam eden işgali ve İsrail’in devam eden ve bilerek uzatılan işgali ve bunun yanında bütün insiyatifleri başarısızlığa uğratan politikaları maalesef Filistinlilerin ülkelerinden edilmeleri ve arafta kalmalarına neden olmuştur ve birçok nesil umutsuz ve yapacak bir şeyi bulunmadan ortada kalmıştır. İsrail’in son dönemdeki yapmış olduğu eylemler Doğu Kudüs dahil olmak üzere İsrail’in işgali altındaki Filistin topraklarının statüsünü değiştirmeyi amaçlamaktadır. Koşulsuz olarak kabul edilemezdir ve Birleşmiş Millerler kararlarına da aykırıdır.
Türkiye yazılı bir beyanını 6 Şubat 2023 tarihi itibarıyla zaten sunmuştur mahkemenin ilgili kararına cevaben. Mahkemenin ortaya koymuş olduğu sorular esasında çok daha geniştir. Ama Türkiye’nin yazılı beyanı kutsal toprakların statüsü ve Kudüs’ün statüsü ile sınırlı kalmış buraya odaklanmıştır. Bu beyan herhangi bir konudaki mevcut hukuki durumu da etkilememektedir. Mahkemeden bir görüş sormuştur Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, dolayısıyla bizim bu noktada sadece kutsal toprakların statüsüne olan odaklanmamız diğer kısımları etkilemeyecektir.
Uluslararası camiaya çatışmanın temel kök sebeplerini ortaya koymak, anlatmak istiyorum. Bu da Filistinliler arasında ve uluslararası camia içerisinde bunun daha iyi anlaşılmasını istiyoruz. Maalesef BMGK birincil sorumluluğu, uluslararası barış ve istikrarın sağlanması ve idame ettirilmesidir. BMGK bu görevde başarısız olmuştur. BM’nin üyelerinin çok büyük bir kısmı kahir ekseriyeti şu anda Gazze’de meydana gelmekte olan konuları kınasa da ve bölgeye insani yardımın gönderilmesini istese de maalesef şu ana kadar BMGK bu noktada böyle bir adım atma konusunda başarısız olmuştur. Bu konudaki çabalar da sonuçsuz kalmıştır.
Aynı minvalde işgal altındaki topraklardaki durum da çok sayıda karar alınmasına rağmen BMGK tarafından ve BM Genel Kurulu tarafından hiçbir zaman için iyileşmemiştir. İsrail, hukuk dışı tek taraflı eylemlerine devam etmiş ve BM kararlarını hiçe saymıştır. İki devletli vizyonu tehlikeye atmıştır. Hukuk dışı yerleşim çalışmaları genişleyerek devam etmiş ve şu anda da işgal altındaki Filistin’in Doğu Kudüs’te dahil olmak üzere artık topraklarında kalıcı barışın gelmesi konusuna da çok büyük balta vurmaktadır. Bu yerleşimler konusunda İsrail bölgede işgal altında tuttuğu toprakların nüfus yapısını değiştirmektedir. Filistinlilerin evlerini yıkmaktadır ve diğer taraftan da İsrail güvenlik kuvvetlerinin koruması altında yeni yerleşimciler Yahudi yerleşimciler için inşaatlar da devam etmektedir.
İsrail-Filistin çatışmasının en önemli unsurlarından bir tanesi de kutsal mekanların statüsünün belirlenmesi ve korunmasıdır. Doğu Kudüs’te El Aksa Camii ve Harem-i Şerif ki bunlar tüm dünyadaki Müslümanlar için kutsal yerlerdir. Kutsallıkları mutlaka bütün zamanlarda geçmişten bugüne hep korunmuştur ve korunmak durumundadır. Kudüs’teki Harem-i Şerif de dahil olmak üzere Osmanlı döneminde buraların korunmasına başlanmış ve bugüne kadar hep korunmuştur bu bölgelerin kutsallığı. 2023 yılının nisan ayında El Aksa Camii’ne İsrail güvenlik kuvvetleri saldırıda bulunmuş ve Ramazan ayı içerisinde yüzlerce Müslümanı ibadet esnasında tutuklamıştır. İsrail güvenlik kuvvetleri Harem-i Şerif’e girmekte olan Yahudiler için yer açmıştır ve orada Müslümanlar ibadet ederken böyle bir uygulama gerçekleştirmiştir. Çok iyi bilinen bu gelişmelerin ışığında İsrail netice itibarıyla daha fazla toprağı kontrol altına almıştır ve BMGK’nin 181 sayılı kararını da ihlal etmiştir. Ortaya bir yeşil hat çıkmıştır.
1967 yılında haziran ayında bildiğiniz gibi İsrail, Gazze Şeridi’ne, Batı Şeria’ya ve Doğu Kudüs’e bir harekat başlatmıştır. O günden bu güne BMGK ve BM Genel Kurulu defalarca karar almıştır ve bu bölgedeki askeri çalışmaların uluslararası hukuka aykırı olduğunu teyit etmiştir. İdari ve hukuki anlamda birçok karar almıştır. İsrail’in atmış olduğu adımların Kudüs’ün işgali konusundaki adımların bu bölgede kamulaştırmalar, topraklara ve yaşanan yerlere el koymaları bunların hepsinin geçersiz olduğu konusunda kararlar alınmıştır BM tarafından.
Bunun da ötesinde BMGK Kudüs şehrinin statüsünün değiştirilmesi yönünde atılan bütün adımları kınamıştır. BMGK’da 1967 yılının 4 Temmuz’unda almış olduğu bir kararla birlikte İsrail’in Kudüs şehrinin statüsünü değiştirme yönündeki attığı adımların geçersiz kılınması için bir karar almıştır. Ancak bu noktada İsrail zaten bu adımları atmıştır ve durumu değiştirmek üzere herhangi bir geri adım atmamıştır. BMGK yine 1968 yılının 16 Temmuz’unda almış olduğu kararla bunu da teyit etmiştir. 1980 yılında haziran ayında İsrail parlamentosu bir temel kanun çıkarmıştır. Bu kanun uyarınca da Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan etmiştir. Birleşmiş Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğunu ortaya koymuştur. Bu da İsrail’in Kudüs şehrinin statüsü ile ilgili değiştirme adımı olarak açık bir şekilde karşımızda durmaktadır.
BM Güvenlik Kurulu 1980 yılında 478 sayılı kararı ile birlikte İsrail’in atmış olduğu bu adımların uluslararası hukukun ihlali olduğuna karar vermiştir. Bu bağlamda bütün hukuki ve idari anlamda İsrail’i işgalci güç olarak atmış olduğu bu adımların Kudüs şehrinin statüsünün değiştirilmesine yönelik olduğunu ve bu noktada bir ihlal olduğunu ortaya koymuştur. Bu adımların mutlaka geriye dönük olarak değiştirilmesi gerektiğini bildirmiştir. BMGK aynı zamanda en ağır şekilde İsrail’in Kudüs’ün başkent olarak ilan edilen kanunu da kınamıştır. Bunun da ötesinde BMGK İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan edilişini tanımamıştır ve İsrail’in bu yapmış olduğu adımında yine bir başka kararla birlikte Kudüs şehrinin statüsünün değiştirilmesine yönelik bir adım olduğunun altını çizmiştir. Aynı zamanda yine bundan sonraki dönemde alınan kararlarda da Kudüs şehrinin statüsü ile ilgili bir değişikliğe sebep olabilecek her türlü eylemin önüne geçilmesinin gerekliliği belirtilmiştir.
Yine aynı zamanda sonraki dönemde BMGK’nin almış olduğu kararlar doğrultusunda tüm tarafların adım atması gerektiğini belirtmiştir. Bunların içerisinde şunlar var; 1967 sınırlarının ötesinde yapılacak her türlü sınır değişikliğinin tanınmaması, taraflar tarafından kendi yaptıkları müzakereler ile kabul edilmediği sürece Kudüs ile ilgili bir düzenlemenin yapılmaması ve İsrail’in işgal ettiği topraklar üzerinde egemenliğinin İsrail devleti toprağı olarak tanınmaması. İsrail toprakları ve 1967’den bu yana işgal ettiği topraklar ayrımı burada yapılmaktadır. Birçok ülke maalesef BMGK’nin ortaya koymuş olduğu bu prensiplerden caymıştır. İsrail’in tek taraflı olarak atmış olduğu işgal altındaki Filistin topraklarında atmış olduğu adımlara uluslararası camianın da yaklaşımı bellidir.”
Ayrıntılar geliyor…
]]>CHP Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem, İliç’te maden ocağında yaşanan toprak kaymasına ilişkin, “İliç’te karşılaştığımız felaket sonucunda tarımsal üretim, yaban hayatı, balıklar, insanlar ve tüm canlılar için yıkıcı sonuçlar doğacağı açıktır. Siyanür ve sülfürik asit nedeniyle Fırat havzasında sulanan geniş bir tarım alanının zarar göreceği hesaplanmalıdır. Şu anda en önemli adım, toprak, su ve hava ortamlarında olası toksik madde kirliliğini hızla tespit etmek için bir kontrol-izleme faaliyeti başlatmaktır. Ayrıca, bölgede üretilen gıda ürünlerinin bu kirlilikten ne kadar etkilendiği belirlenmelidir. Siyanür, direkt olarak suya karışmasa bile toprağa karıştıktan sonra yeraltı sularına ulaşabilir. Yeraltı suları kendi döngüsü gereği denizlere, nehir ve göllere ulaşır ve içme suyunu etkiler. Toprağa karışan bu madde, içinde yaşayan canlıları öldürür ve toprağın verimini kaybetmesine neden olur. Bu durum, bir süre sonra siyanürle kirlenmiş topraklarda herhangi bir ürünün yetişmemesine ve dolayısıyla bir gıda krizine yol açar” dedi.
CHP Tarım ve Orman Bakanlığından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem, 13 Şubat 2024 tarihinde Erzincan ilinin İliç ilçesinde Anagold Madencilik tarafından işletilen madende yaşanan toprak kayması sonucunda, bölgedeki tarım, hayvancılık ve yaban hayatında meydana gelebilecek olumsuzluklara ilişkin yazılı açıklama yaptı. Adem’in açıklaması şöyle:
“SİYANÜR, DİREKT SUYA KARIŞMASA BİLE TOPRAĞA KARIŞTIKTAN SONRA YERALTI SULARINA ULAŞABİLİR. BU DURUM BU TOPRAKLARDA HERHANGİ BİR ÜRÜNÜN YETİŞMEMESİNE VE GIDA KRİZİNE YOL AÇAR”
“İliç’te karşılaştığımız felaket sonucunda tarımsal üretim, yaban hayatı, balıklar, insanlar ve tüm canlılar için yıkıcı sonuçlar doğacağı açıktır. Siyanür ve sülfürik asit nedeniyle Fırat havzasında sulanan geniş bir tarım alanının zarar göreceği hesaplanmalıdır. Şu anda en önemli adım, toprak, su ve hava ortamlarında olası toksik madde kirliliğini hızla tespit etmek için bir kontrol-izleme faaliyeti başlatmaktır. Ayrıca, bölgede üretilen gıda ürünlerinin bu kirlilikten ne kadar etkilendiği belirlenmelidir. Bu tür bir izleme ve kontrol faaliyeti, çevresel etkilerin hızla belirlenmesine ve gerekli önlemlerin alınmasına olanak sağlayacaktır. Siyanür, direkt olarak suya karışmasa bile toprağa karıştıktan sonra yeraltı sularına ulaşabilir. Yeraltı suları kendi döngüsü gereği denizlere, nehir ve göllere ulaşır ve içme suyunu etkiler. Toprağa karışan bu madde, içinde yaşayan canlıları öldürür ve toprağın verimini kaybetmesine neden olur. Bu durum, bir süre sonra siyanürle kirlenmiş topraklarda herhangi bir ürünün yetişmemesine ve dolayısıyla bir gıda krizine yol açar.
“ALTIN MADENLERİNİN HİÇ FAALİYETE GEÇMEMESİ GEREKİYORDU ANCAK BU SAĞLANAMADI”
Altın madenlerinin hiç faaliyete geçmemesi gerekiyordu ancak maalesef bunun sağlanamadığı görüldü. Şimdi yapılması gereken en önemli adım, toprak, su ve hava ortamlarında olası toksik madde kirliliğini hızla tespit etmek için bir kontrol-izleme faaliyeti başlatmaktır. Ayrıca, bölgede üretilen gıda ürünlerinin bu kirlilikten etkilenip etkilenmediği belirlenmelidir. Bu, çevreyi ve insan sağlığını korumak adına acil bir adım olarak görülmelidir. Bu tür denetim ve izleme faaliyetleri aslında Çevre Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı gibi ilgili kamu kurumlarının görevidir. Ancak, mevcut siyasi durumda bu kurumların görevlerini yerine getirmesini beklemenin pek de anlamlı olmadığı açıktır. Bu nedenle CHP olarak çevresel etkileri kontrol altına almak ve halk sağlığını korumak için kamu kurumlarını harekete geçmeye zorlamak ve acil önlemler alınması için gereken adımları atmak konusunda takipçi olacağız.”
]]>
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’ye dönüş yolunda uçakta gazetecilerin sorularına verdiği yanıtlar şekilde;
SORU: Mısır’da Refah bölgesindeki sivillerin durumunu konuştuğunuzu söylediniz. İsrail’in oraya saldırı planı var. Çin’den Birleşik Krallık’a kadar, AB ve ABD’ye kadar uyarılar geliyor ama İsrail dinlemiyor. Acaba ikili görüşmenizde bu konu ele alındı mı? Bunun haricinde Gazze’ye ulaştırılabilen yardımlar da çok kısıtlı. Yardımlar konusunda nasıl bir adım atılacak?
İnsani yardımların Gazze’ye ulaştırılması ile ilgili bazı olumlu gelişmeler söz konusu. Bu gelişmeleri özellikle Mısır Cumhurbaşkanı Sayın Abdulfettah es-Sisi ile de görüştük. İsrail’i bu konuda sıkıştırmaya devam edeceklerini söylediler. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan da gerekli görüşmelerini sürdürüyor. Bizler de ağırlıklı olarak gerek Sayın Sisi’yle gerek Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’le görüşmeler yapacağız. Amerika Birleşik Devletleri yetkilileri de bu konuda İsrail’e baskı yapmaya devam edeceklerini söylüyorlar. Gazze’ye ulaşan yardım tırı sayısı 200-250’ye kadar çıktı ancak bu yetersiz. Su sayının 500-600 tır düzeyine çıkacağı söyleniyor. Bu rakama ulaşabilirsek ihtiyaçlar noktasında ancak çözümden söz edebiliriz. Diğer taraftan İsrail’in Refah bölgesine saldırıları her zamanki vicdansızlıkları. Konuyu sayın Sisi ile de görüştük. “Oradaki insanların güvenliğinden taviz vermemiz mümkün değil” ifadesini kullandık. Düşünün, sivillere “şu bölgeye gidin orası güvenli” deyip oraya bomba yağdırmanın insani değerlerle, savaş hukukuyla, uluslararası hukuk ve insan hakları ile bağdaşır bir yönü var mı? İnsanlık, bu çığlığı bir an önce duymak zorundadır. Bu soykırıma sessiz kalmanın vebali de hesabı da çok büyük. Tarih, o insanların göz göre göre katledilmesine göz yumanları yargılayacaktır. Bu soykırıma imza atanlar ise zaten şimdiden tarih önünde suçlu ilan edilmiştir.
SORU: Gazze’de ateşkes ve kalıcı barış için Türkiye’nin ortaya koyduğu yaklaşım ve perspektifi Birleşmiş Milletler başta olmak üzere çok sayıda kurum, kuruluş ve ülke biliyor. Küresel çapta Türkiye politikasının nasıl yankılandığını sormak istiyorum.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İsrail’in yalnızlığını gerek bizim, gerek dostlarımızın, gerekse dünyanın çeşitli yerlerindeki halkların tepkileri sağladı. Fakat gelinen aşamada akan kan durmuş değil. Hala İsrail’in vahşi saldırıları devam ediyor. Bizim bu saldırıların başladığı günlerde kurmaya başladığımız ve sürekli tekrarladığımız cümleleri, özellikle Batılı bazı ülkelerin yetkilileri yeni yeni dillendirme noktasına geldiler. Barış çağrıları ne yazık ki Amerika Birleşik Devletleri’nin olumsuz yaklaşımları sebebiyle sonuçsuz kalıyor. Amerika bazı üst düzey yetkililerini güya bu işi çözmek üzere bölgeye gönderdiğini söylüyor ama netice alınamıyor. Durum her ne kadar böyle olsa da biz yine ateşkesi ve barışı sağlamak için çalışmaya devam ediyoruz. Çünkü başka çıkış yolumuz yok. Batı’dan da birileri bizimle irtibat kurduğu zaman onlara da bu konuları özellikle ifade ediyoruz. Onlara da “bazı girişimlerde bulunalım, belki oralardan bazı neticeler alırız” diyoruz. Sürecin başında İsrail’in yanında yer almış bazı ülkelerin şimdi nasıl bir nedamet içerisinde olduklarını da görüyoruz. Biz kalıcı barış için gayretlerimizi sürdürüyoruz. Çözümün 1967 sınırları temelinde, bağımsız, egemen, coğrafi bütünlüğe haiz ve başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletinin kurulması olduğu gerçeğini, dünya artık görmezden gelemez. Türkiye sadece Filistinli kardeşlerini değil, insan haklarını, barışı, uluslararası hukuku da müdafaa etmektedir. Türkiye, bu konudaki samimiyetini en net biçimde ortaya koymuştur. Artık küresel sistemin yeni katliamların önünü açan bu çarpık yapısı değiştirilmeli ve etkin denetim mekanizmaları kurulmalıdır.
SİSİ TÜRKİYE’YE GELİYOR
SORU: Mısır ziyaretinizde Devlet Başkanı Sisi ile görüşmeniz dünyada ilgiyle takip edildi. Artık Türkiye-Mısır ilişkilerinde yeni bir dönem başladı diyebilir miyiz?
Türkiye ve Mısır bölgenin iki önemli ülkesidir. 12 yıldan bu yana irtibatlarımız kesilmişti. Dünya Kupasında Sayın Katar Emiri Şeyh Temim’in devreye girmesiyle orada bir araya geldik ve normalleşme sürecini başlatmış olduk. Mısır’a bu ziyaretimiz Sayın Sisi’nin çok ısrarlı davetiyle gerçekleşti. Ben de kendilerine Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey Toplantımızın gerçekleştirilmesini, bu adımın atılmasını teklif ettim. Kendileri de bunu kabul ettiler. Dışişleri Bakanlarımız irtibatlarını devam ettirecekler. Büyük ihtimalle Sayın Sisi Nisan veya Mayıs’ta Ankara’ya gelerek iade-i ziyareti gerçekleştirmiş olacak. Mısır ile hem kültürel hem tarihsel anlamda birlikteliğimiz, köklü bağlarımız bulunuyor. Biz Mısır ile sadece aynı tarihi değil, aynı denizi de paylaşıyoruz ve o denizin küresel denklemdeki önemi her geçen gün daha da artıyor. Diğer yandan dış politika, karşılıklı çıkar eksenli inşa edilir ve o zeminde yönetilir. Dolayısıyla iki ülkenin birlikte ve aynı istikamette senkronize adımları kuşkusuz çıkarınadır. Bizler de, Mısır tarafı da bu gerçekliğin farkında ve yeni dönem bu sağlam zemin üzerine bina ediliyor. Önümüzde çok kritik sınamalar var ve gelecekte dünyayı hangi öngörülemeyen zorlu süreçler bekliyor bilmiyoruz. Bu nedenle bugünden hem bölgemizde hem dünyada barışı ve huzuru korumak için bir arada olmak zorundayız. Önümüzde iki ülkeyi de kalkındıracak iş birliği alanları mevcuttur ve sırası geldikçe adımlar atılacaktır.
TERÖRLE MÜCADELE OPERASYON
SORU: Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani ile görüştüğünüzü ifade ettiniz. Biz de merak ediyoruz çünkü Ankara bir süredir Süleymaniye’yi PKK/YPG terör örgütü konusunda uyarıyor. Fakat hem Süleymaniye hem Bafel Talabani terör örgütüne desteğini sürdürüyor. Süleymaniye’nin bu tutumuna Türkiye nasıl karşılık verecek? Son dönemde Sayın Hakan Fidan, Sayın İbrahim Kalın ve Sayın Yaşar Güler’in peş peşe ziyaretleri oldu. Bu ziyaretlerin perde arkasını merak ediyoruz. Barzani ile görüşmeniz çerçevesinde Irak’la birlikte terör örgütüyle ortak bir mücadele söz konusu olacak mı?
Türkiye dosta dosttur. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanımız Yaşar Güler, MİT Başkanımız İbrahim Kalın arka arkaya seri bir şekilde Irak’a ziyaret gerçekleştirdiler. Bu ziyaretler Irak’taki bu olumsuz gelişmelerin oluşturduğu havayı yumuşattı ve Türkiye-Irak arasında gerek merkezi yönetim gerekse Kuzey Irak’la ilgili adımların atılması noktasında güzel gelişmeler oldu. Dürüstlük ve mertlikten taviz vermedikten sonra, özellikle sınırlarımızın dibinde bir teröristan kurulmasına müsaade edilmedikten sonra, biz bu bölgede her türlü adımı komşularımızla beraber atarız. Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğü noktasında bizim göstereceğimiz saygıyı kimse göstermez. Süleymaniye’nin bu olumsuz yaklaşımı ile ilgili defalarca uyarılar yaptık. “Burada yeni yeni, farklı bazı oluşumlar görüyoruz, bunlara fırsat vermeyin, yoksa yalnız kalırsınız.” dedik. Zira Süleymaniye her an her zaman elimizin üzerinde olduğu, soydaşlarımızın bulunduğu bir yer. Erbil yönetimiyle terörle mücadele konusunda yakaladığımız ivme olumlu bir istikamette ilerliyor. Fakat Süleymaniye, yani KYB yönetimi defalarca uyarmamıza rağmen terör örgütü PKK/YPG/PYD’ye kol kanat germeye maalesef devam ediyor. Şimdi yaptığımız görüşmede biz bu konuyu da gündeme getirdik ve uyarımızı yaptık. Kimse bizden farklı bir duruş beklemesin, gereken tepkiyi veririz. Bu meseleyi es geçemeyiz. Elimizden gelen adımları atıyoruz, atacağız. Birçok konuya tahammülümüz olabilir ancak konu bekamız ve milli güvenliğimiz ise müsamaha kapılarını sonuna kadar kapatır, gereği neyse yaparız. Amaç bize düşmanlık beslemek ise ona da verecek tepkimiz, alacağımız tedbirler vardır, daha sıkı adımlar atmaktan da çekinmeyiz.
SORU: Bu ziyarette Kalkınma Yolu projesiyle ilgili somut yani “Şu takvimle ilerleyelim” diye bir sonuç çıktı mı?
Kalkınma Yolu Projesi BAE yönetimiyle Irak’ın ve bizim de içinde yer aldığımız dev bir proje. Bu projede Kuzey Irak’ın hassasiyeti var. Bizim hassasiyetimiz var. Onun için de adımlarımızı atıyoruz. Biz Abu Dabi yönetimiyle bir araya geldiğimizde konu başlıklarından bir tanesi mutlaka bu oluyor. İnşallah bunu da en ideal şekilde yoluna koyacağız. Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed Al Nahyan bizim bir önceki görüşmemizde “60 gün gibi bir süre belirleyelim ve bütün arkadaşlarımız, ilgili birimlerimiz planlama çalışmalarından öteye geçip, projelendirme çalışmalarına başlasınlar” teklifini yaptı. Bizim de şu anda Ulaştırma Bakanımız Abdulkadir Uraloğlu muhataplarıyla görüşmelerini devam ettiriyor. İnşallah bu çalışmalar projeden, plandan uygulamaya geçecek ve bu konunun baş aktörleri Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Irak olacak. Bu şekilde çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Bu yol, bölgemizin yeni bir İpekyolu haline gelecek ve bölgesel barışa da hizmet edecektir. Basra Körfezi’nin ve çeperindeki ülkelerin Türkiye üzerinden Avrupa pazarına erişimini sağlayacak bu yol, tam anlamıyla bir kazan kazan projesidir.
SORU: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin iki yıl aradan sonra ilk defa Batılı bir gazeteciye röportaj verdi. Röportajda Türkiye’nin arabuluculuğunda Ukrayna ile yaşananları anlatırken “tam anlaşmaya varıyorduk İngiltere Başbakanı Boris Johnson girdi devreye Ukrayna’yı yanlış yönlendirdi ve barış olmadı” dedi. Türkiye’deki barış görüşmelerinin önemini ne kadar kritik olduğunu anlattı. Bu konuda Türkiye’den beklentiler ve bir girişim var mı?
Sayın Putin’in bu açıklamalarında açık söylemem gerekirse samimiyet var. İstanbul süreci diye değerlendireceğimiz bu görüşmelerde bizler, her türlü samimi adımları attık. Bu konuda ilgili bakan arkadaşlarım Rusya tarafıyla görüşmelerini yaptılar. Biz sonuç odaklı çalıştık ancak barış bir şekilde tesis edilemedi. Fakat biz, buradan netice alamadık diye bırakıp gidemeyiz. Barış arayışının peşini bırakmayacağız. Barışın sağlanması için elimizden ne geliyorsa bunu yapmaya devam edeceğiz. İngiltere’nin eski Başbakanı Boris Johnson barış çabalarından elini çekmeden önce beraber çalışmalar yaptık, çabalarımıza devam ettik, olmadı. Geçenlerde İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron ziyaretimize geldi, onunla da bu meseleleri ele aldık. Sayın Putin’in bu süreç içerisinde bizimle birebir görüş alışverişi olur veya Rusya’nın ilgili bakanları burada ayrıca devreye girerlerse onlarla da bu süreci takip eder, netice almaya çalışırız. Şu ana kadar Ukrayna-Rusya savaşında barışa hizmet eden somut sonuçları biz sağladık. Esir takasından tahıl koridoruna kadar birçok önemli gelişme yaşandı. Hatta tarafları Türkiye’de birden fazla kez buluşturduk. Bunu yine yapabilir ve dış etkilerden arındırılmış, çözüm odaklı bir süreç yönetimi ile barışın kapısını aralayabiliriz. Hem Sayın Putin, hem Sayın Zelenski ile görüşmelerimizde bu arayışlarımızı sürdürüyoruz. Biz en başından itibaren adil barışın savaştan daha iyi olduğunu savunuyor ve bütün adımlarımızı bu anlayışla atmaya gayret ediyoruz. Yeter ki barışı isteyelim, oraya ulaşan bir yolu muhakkak buluruz.

F-16 TEDARİK SÜRECİ
SORU: Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesinin ardından ABD’nin F-16 tedarik sürecinde adım atmasıyla birlikte Türkiye-ABD ilişkilerinde uzun bir süreden sonra olumlu hava yakalandığı yorumları yapılıyor. Gerçekten de Ankara-Washington arasında olumlu bir atmosferden söz edebilir miyiz? Eğer öyleyse bu olumlu havanın FETÖ, PKK/YPG, S-400, F-35 gibi ihtilaflı meselelere de pozitif bir yansıması olur mu?
ABD ile aramızda bu son attığımız adımlar neticesinde olumlu bazı gelişmelerden söz edebiliriz. Şu anda Kongre’deki hava olumlu. Aynı şekilde Senato’dan da olumlu sesler geliyor. ABD ile benzer düşündüğümüz ya da üzerinde uzlaştığımız konuların sayısı artıyor diyebiliriz. Şu anda olumsuz bir gidiş yok, tam aksine olumlu bir gelişme var. Bu konuyla ilgili olarak ilgili bakanlar da bizdeki muhataplarına olumlu gelişmelerin olduğunu söylüyorlar. Gerek Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a, gerek MİT Başkanı İbrahim Kalın’a, gerek Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanımız Akif Çağatay Kılıç’a bu konularda bu bilgileri veriyorlar. “Biz elimizden geleni yapıyoruz. Sayın Biden’ın ıslak imzalı mektubunu burada gördünüz” diyorlar. Biz de “Bizim de ıslak imzalı onay belgesini gördünüz. Hepsinden öte parlamentomuzdan çıkan kararı duydunuz ve bize de teşekkür üstüne teşekkürler ettiniz. Biz bundan sonrasını sizden bekliyoruz” dedik ve yola devam ediyoruz. Aynı şekilde İsveç Başbakanı’nın bizi arayarak bu konudaki teşekkürü, attığımız adımın olumlu istikamette gittiğinin işaretidir.
DEPREM KONUTLARI
SORU: 6 Şubat depremlerinin üzerinden 1 yıl geçti. Siz de yıl dönümünde bir kez daha deprem bölgesindeydiniz. Orada vatandaşlarla bir araya geldiniz, biten konutların teslimatını yaptınız. Bir yıl sonunda yaraların sarılması, konutların, şehirlerin yeniden inşa ve ihyası anlamında gelinen noktayı değerlendirebilir misiniz? Bir de orada vatandaşlarla sohbetinizde devletin bu süre zarfında yaptıklarıyla ilgili size ifade ettikleri neler oldu?
Deprem bölgesinde yaptığımız ziyaretlerde vatandaşlarımız bize iktidarımızın onları dışarıda bırakmadığını, sözünde durduğunu ifade ettiler. Biz bölgede yapımı devam eden konutları tamamlamaya çalışıyoruz. İnşaatlar bitip konutlar tamamlandıkça da sahiplerine teslim ediyoruz. Sözümüzü tutarak benzeri görülmemiş bir inşaat seferberliğini başlattığımızı ortaya koyduk. Bunu aslında muhalefet de çok iyi biliyor. Hatay’da geçen gün muhalefetin belediye başkanlarını, genel başkanlarını halk orada yuhaladı. Meydana bile sokmadı. “Biz size inanmıyoruz. Siz bizi aldattınız. Şimdi utanmadan yine karşımıza çıkıyorsunuz.” dediler. Bölgede konutları, köy evlerini, ahırları peyderpey yapmaya devam ediyoruz. İnşallah bitirdikçe de bunları vatandaşlarımıza teslim ediyoruz. Konutlar altyapısıyla, üst yapısıyla güven veriyor. Depremzede kardeşlerimizi en kısa sürede güvenli, huzurlu ve dayanıklı yuvalarına kavuşturmak için gece-gündüz koşturuyoruz. Sadece ziyaret ettiğimiz beş ilimizde kuralarını çekerek hak sahiplerine teslim ettiğimiz konuk ve köy evi sayısı 31 binin üzerindedir. İnşallah iki ay içinde deprem bölgesi genelinde 75 bin konutun teslimini gerçekleştireceğiz. Takip eden dönemde de her ay 15-20 bin civarında konut ve köy evini hak sahipleriyle buluşturacağız. Böylece temel atmanın üzerinden bir sene geçmeden inşaatları bitirme sözümüzü önemli ölçüde yerine getirmiş olacağız. Yılsonuna kadar hedefimiz, 200 bin evi vatandaşlarımıza teslim etmektir. Ardından bu sayıyı süratle 390 bine ulaştıracağız. Yola devam ediyoruz. Hedefimiz, halkımıza hizmetlerimizi daha etkin bir biçimde ulaştırabilmek için yerel yönetimlerde halkımızın desteğiyle çok ciddi bir başarı kazanmak. Buralarda da çalışmalarımızı en güzel şekilde sürdürüyoruz.
TOPRAK ALTINDAKİ 9 İŞÇİ ARANIYOR
SORU: Erzincan’da meydana gelen madendeki göçükle alakalı daha ilk andan itibaren çok yoğun çalışmalar başlatıldı. Hala devam ediyor. Adli soruşturmaları da devam ediyor. Tüm bunlara genel olarak bir değerlendirmeniz olur mu?
Burada da maalesef böylesine büyük boyutta bir heyelan yaşandı. 600 civarında madencinin çalıştığı bu yerde 9 vatandaşımız maalesef şu anda toprak altında. Arama kurtarma çalışmaları devam ediyor. İlk andan itibaren valimiz bölgedeydi. İçişleri Bakanımız Ali Yerlikaya bizzat AFAD’la birlikte olaya müdahil oldu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar bizimle beraberdi. Yurda dönmesinin olay yerine geçmesinin faydalı olacağını düşündük ve onu da hızlıca bölgeye gönderdik. Bugün itibarıyla İçişleri ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız olayları yakından takip ediyorlar, çalışmaların koordinesini üstlenmiş durumdalar. Bu heyelanın teknik incelemeleri, soruşturmaları başladı. Soruşturmaların neticesine göre adımlar mutlaka atılacaktır. Bu aşamada önceliğimiz madencilerimize ulaşabilmek.
“MÜLTECİ MESELESİNDEN EKMEK ÇIKMAZ”
SORU: Her seçim döneminde olduğu gibi seçimlere yaklaşırken belirli odaklar toplumsal huzuru bozma adına saldırıya geçti. Adeta aynı anda tuşlara basıldı. Farklı yapıdaki terör örgütleri saldırılar gerçekleştiriyor. Bu konuda tespitleriniz nelerdir?
Bunlar her dönem, her seçim öncesi maalesef yaşadığımız olaylar. Öyle veya böyle ne yaparlarsa yapsınlar, her şey olacağına varacak. Şurada seçimlere iki ay bile yok. Artık geri sayım başladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de partisinin grup toplantısında çok açık, net bazı hususları ortaya koydu. Aynı kanaatleri ben de paylaşıyorum. Muhalefet özellikle mülteci meselesini gündeme getiriyor. Bunların hiçbirinden onlara ekmek çıkmaz, boşuna uğraşıyorlar. 31 Mart kesinlikle bazılarının siyaset sahnesinden tamamen silindiğini göreceğimiz gün olacaktır. Nasıl ki 28 Mayıs’ta bazıları silindiyse, bazıları şu anda yarım yamalak ayakta durmaya çalışıyorsa bunların neticesi de benzer olacak. Bu bakımdan biz teşkilatlarımızla yoğun bir şekilde gerek büyükşehirlerde gerek illerde, ilçelerde Cumhur İttifakı olarak çalışmalarımızı yapıyoruz. Şimdi de meclis üyeleriyle ilgili çalışmaları arkadaşlarımız Ankara’da genel başkan vekillerimiz ile birlikte yürütüyorlar. İnşallah biz de kendilerine katılacağız. Malum benim Samsun mitingim var. Samsun bizim için çok çok önemli. Ondan sonra Giresun, Ordu mitinglerimizi yapacağız. Böylece Karadeniz’i şöyle bir toparlayalım istiyoruz.
DANIŞTAY’A GÖREV İADESİ TEPKİSİ
SORU: FETÖ’yle irtibatlı olduğu gerekçesiyle 450 hakim ve savcı ihraç edilmişti. Danıştay 5. Dairesi bu 450 hakim ve savcıyı göreve iade etti. Bu skandala HSK’nın bir itirazı vardı. Danıştay bu itirazı değerlendirmeye almadı. Bu skandal kamuoyunda da çok ciddi tepki gördü. Bu konuda düşüncelerinizi ve tavrınızı merak ediyoruz.
FETÖ denen bu şer şebekesinin, terör yapılanmasının belini kırdık. FETÖ bataklığını kuruttuk ancak sinekleri temizleme işimiz daha devam ediyor. Biz FETÖ’nün iç yüzünü anlatmaya, onlarla her alanda mücadele etmeye devam edeceğiz. Mücadelemiz bitmiş değil. Son kukla da Türkiye’ye zarar veremez hale getirilene kadar devam edeceğiz. Yüzlerindeki değişik maskeleri yırtıp atıyoruz ve bunlar böylece meydana çıkıyor. Her kılığa giren bu iradesiz şarlatanların ensesinde olacağız. Fakat Danıştay’ın aldığı bu karara da sessiz kalmamız mümkün değil. Nasıl ki Anayasa Mahkemesi’nin aldığı bazı garip kararlarda Cumhur İttifakı olarak tepkisiz kalmıyorsak, bunda da sessiz kalamayız. Ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin almış olduğu bu kararları hazmedemiyorum. Danıştay zaman zaman yapıyor, bu tür kararlarla bizi rahatsız ediyor ama Anayasa Mahkemesi’nin sık sık bu tür kararları alması bizi ciddi manada rahatsız ediyor. Mesela Anayasa Mahkemesi bir de BTK’yla ilgili bir karar almış. Hani bunun neresinden gireceksin? Nasıl böyle bir karar alınır? Biz de bu işin üzerine üzerine giriyoruz, gideceğiz. Danıştay’da da bu işin yine aynı şekilde takipçisi olacağız.
]]>