(MARDİN) – DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları, Diyarbakır ve Mardin arasında çıkan yangın bölgesinde yaptığı açıklamada, bölgenin afet bölgesi ilan edilmesi çağrısında bulunarak, “Bugün burada acil olarak yapılması gerekenler başlığı altında sayacağımız şeyler var. Buranın acilen afet bölgesi ilan edilmesi ve afet bölgesinin gerektirdiği şekilde burada halkımızın yaşadığı mağduriyetin giderilmesi birinci hedef olarak belirlenmelidir. Evet canlarımız gitti, yiten canlarımızın ailelerinin acılarını gücümüz yettiğince paylaşmaya çalışıyoruz” dedi.
DEM Partisi Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, beraberindeki Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Ayşe Serra Bucak Küçük, Mardin Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Ahmet Türk, DEM Parti milletvekilleri ve çok sayıda belediye başkanıyla birlikte önceki gün Diyarbakır ve Mardin arasında çıkan yangın bölgesinde incelemede bulunarak, hayatını kaybedenlerin ailelerine taziye ziyaretinde bulundu.
Mardin’in Mazıdağı ilçesine bağlı kırsal Yücebağ Mahallesi’ndeki taziye ziyaretinin ardından açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanları, bölgenin afet bölgesi ilan edilmesi çağrısında bulundu.
İlk olarak söz alan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yangının çıkış nedeni bir an önce araştırılması gerektiğini ifade ederek, “Yaşamını yitiren arkadaşlarımızın, canlarımızın ailelerine başsağlığı diliyorum. Başımız sağ olsun, Kürt halkının başı sağ olsun. Büyük bir acı ve felakettir. Çok ciddi iddialar var. Bu iddiaların kesinlikle araştırılması gerekiyor. Bölgede araştırma yapan, çalışma yürüten STK’ların ve ilgili kurumların da bu konuda hazırlamış oldukları raporlar var. Yangının DEDAŞ’ın direk tellerinin yere düşmesiyle başladığını belirtiyorlar. Görgü tanıkları da var. Bunun iyice araştırılması gerekiyor. Çünkü 14 canımızı yitirdik, hala ağır yaralı olan arkadaşlarımız, canlarımız hastanede var. Umarım sayı artmaz. Sabotaj mı dersiniz, DEDAŞ’ın direkleri mi dersiniz, bunların ivedilikle araştırılması gerekiyor. Haraç almasını bilen, elektriği kapatan ama 40-50 yıldır onarmayan, halkımızın tüm uyarılarına rağmen hala bu bölgede odun direkler kullanan DEDAŞ bu cinayetin sorumlularındandır. Bunun araştırılması gerekiyor” dedi.
‘Halkımızın yaralarını hep birlikte sarmaya çalışacağız’
Olayın takipçisi olacaklarını aktaran Bakırhan, “Bu meselenin de Türkiye kamuoyu tarafından iyi izlenmesi gerekiyor. Biz bu meselenin kesinlikle peşini bırakmayacağız. Halkımızın acısının yanında olacağız. Birlikte dayanışacağız, birlikte paylaşacağız. Halkımızın yaralarını hep birlikte sarmaya çalışacağız. Tekrar başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Acınızı paylaştığımızı belirtmek istiyorum” diye konuştu.
‘Bölge afet bölgesi ilan edilmeli ve halkımızın mağduriyeti acilen giderilmelidir’
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ise, dayanışma çağrısında bulundu. “Bugün burada acil olarak yapılması gerekenler başlığı altında sayacağımız şeyler var” diyerek sözlerine başlayan Hatimoğulları, şunları söyledi:
“Buranın acilen afet bölgesi ilan edilmesi ve afet bölgesinin gerektirdiği şekilde burada halkımızın yaşadığı mağduriyetin giderilmesi birinci hedef olarak belirlenmelidir. Evet canlarımız gitti, yiten canlarımızın ailelerinin acılarını gücümüz yettiğince paylaşmaya çalışıyoruz. Toplumsal dayanışmayla, kenetlenerek, bizleri doğal afetlerde ölüme terk eden sisteme karşı daha çok dayanışarak ancak bu acıları hafifletebiliriz. Bugün DEDAŞ bunun birinci sorumlularındandır. Kentlerimizdeki kent koruma oluşumlarının, ekoloji platformlarının yaptığı çalışmalar ve kesin olmayan raporlar 55 bin dekarlık alanın yandığını ve bunun 22-23 bin dekarlık alanının da ekili arazi olduğunu gösteriyor. Aynı raporlara ve yine görgü tanıklıklarının tanıklıklarına göre, yangın valiliğin ya da resmi temsilcilerin dediği gibi anız yakmadan değil elektrik tellerindeki arızalardan kaynaklanmıştır. Bu iddialar önemlidir, görgü tanıklıklarının tanıklıkları önemlidir. Yargı, görgü tanıklarını dinlemek zorundadır. Yerel ve ekoloji platformlarının hazırladığı ve daha sonra kesin olarak sunacağı raporlar bilirkişi olarak kabul edilmelidir. Bunlar önemlidir ve yargı bunu dikkate almalıdır. Yargıda gerçekten hakka, hukuka, adalete ve görgü tanıklarının gerçek tanıklıklarına göre verilecek ceza ile ailelerin ve halkımızın yüreği bir nebzede olsa soğutulur. Bugün Türkiye’nin en çok gündemde olan elektrik şirketi DEDAŞ’tır. Parlamentodaki kayıtlara baktığımızda, en fazla soru ve araştırma önergesi DEDAŞ hakkında verilmiştir. Çünkü DEDAŞ zaman zaman elektrikleri keserek halkımıza zarar vermiştir. Elektrik tellerinin tam 37 yıldır bu bölgede bakımları yapılmamıştır. Arkamızda bulunan şu incecik tahta direkler üzerine çekilmiş elektrik hatlarının bakımsızlığından bu yangınların yaşandığı aşikardır. Burada ikinci en acil talep, bu yangın silsilelerini durmak için en acil talep DEDAŞ’ın acilen bölgedeki bütün elektrik şebekesini bakım ve onarımdan geçirmesidir. Çağımıza uygun teknolojik altyapıya göre yeniden yapılandırılmalıdır. DEDAŞ bu görevi yapmadığı sürece de bundan sonra çıkacak herhangi bir yangından sonra çiftçilerimizin ve emekçilerimizin yaşayacağı zararın birinci dereceden sorumlusu olacaktır.”
‘Bu alanın meslek odaları ve bilirkişileri buraya gelmeli, raporlarını tutmalı’
DEM Parti olarak hem hukuki süreçte hem de toplumsal dayanışma bağlamında bölge halkının yanında olacaklarını ifade eden Hatimoğulları, “Belediyelerimiz zaten büyük bir görev sorumluluğuyla ve insanları yaşama bağlama aşkıyla çalışmalarını yürüttüler. Bizler de hem Ankara’da hem bölgede, hem merkezi siyasette hem de yerellerde yerel yönetimlerimizin bütün çabalarıyla değerli halklarımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Acılar paylaşarak azalır. Büyük bir toplumsal dayanışmayla, yaşanan bu büyük felaketi ve acıyı hep birlikte daha da küçültmemiz mümkün. Toplumsal dayanışma ağlarımız en güçlü şekilde bölgeye gelip incelemelerini yapmalıdır. Türkiye’nin her yerinden ekoloji hareketleri, bu alanın meslek odaları ve bilirkişileri buraya gelmeli, raporlarını tutmalı, bu dayanışmayı acılı halkımızla birlikte paylaşmalıdır. Hepinize çok teşekkür ediyorum. Bir kez daha başımız sağ olsun” şeklinde konuştu.
]]>
MUĞLA Ortaca Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne başvuran Yılmaz Yıldırım (24), kendisiyle ilgilenilmediği ve soğuk algınlığı şikayetiyle gitmesine rağmen kas gevşetici iğne yazıldığı iddiasıyla çıkan tartışmada darbedildiğini ileri sürüp, doktor Y.B. ile acil serviste görevli kadın doktor G.N. hakkında şikayette bulundu. Doktorlar da Yılmaz’dan şikayetçi oldu. Olay hastanenin güvenlik kamerasına yansırken, görüntülerde Doktor. Y.B.’nin yumruk attığı Yılmaz’ın yere düştüğü, meslektaşı G.N.’nin ise yerdeyken tekmelediği görüldü.
Olay, 15 Mayıs saat 21.00 sıralarında Muğla’daki Ortaca Devlet Hastanesi’nde meydana geldi. Yılmaz Yıldırım ile muayene için geldiği acil serviste görevli doktor Y.B. arasında kendisiyle ilgilenilmediği ve soğuk algınlığı şikayetiyle gitmesine rağmen kas gevşetici iğne yazdığı iddiasıyla tartışma çıktı. Tartışma kısa sürede kavgaya dönüştü. Yıldırım, olay sonrası doktor Y.B. ile acil serviste görevli kadın doktor G.N.’nin kendisini darbettiği gerekçesiyle darp raporu alıp, polise ‘kasten yaralama’ suçundan şikayetçi oldu. Darp raporu alan iki doktor da Yılmaz hakkında şikayette bulundu. Olaya ilişkin Ortaca Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma, Sağlık Müdürlüğü ise inceleme başlattı. Olay anı ise hastanenin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde doktor Y.B.’ın yumruk attığı Yılmaz’ın yere düştüğü, doktor G.N.’nin ise yerdeyken tekmelediği anlar yer aldı.
‘TEHDİT VE HAKARET İÇERİKLİ HİÇBİR SÖYLEMİM OLMADI’
Soğuk algınlığı şikayetiyle gittiği acil serviste muayene için sıra alıp, beklemeye başladığını belirten Yıldırım, “Sıra numaram yanmasına rağmen benden önce 4-5 hastayı içeri aldılar. Görevlilere rastgele mi yoksa sıra numarasıyla mı hasta aldıklarını sordum. İsmimi sorduktan sonra içeriye aldılar. Doktor Y.B., ‘Hanımefendiye artistlik mi yaptın?’ diye sordu. ‘Yanlış mı anlaşıldım?’ diye sordum. İğne yazıp, dinlenmemi söyledi. Umursamadığını anladım. Hemşeriye ne iğnesi yazdığını sordum. Kas gevşetici, ağrı kesici olduğunu öğrenince hemşireye şikayetimin soğuk algınlığı olduğunu söyledim. Doktora yönlendirdi. Doktora durumu anlattım. ‘Sen bana işimi mi öğreteceksin? A’dan Z’ye ilacın maddelerini sayayım mı? Zaten işin acil değil, bir de burada seninle uğraşıyoruz’ dedi. ‘Devletin hastanesi, acil olup olmadığı sana mı kaldı? Beni hemşire yönlendirdi, artistlik yapmana gerek yok’ deyince kafa atmak istedi, kendimi geri çektim, attığı kafa değmedi. Bunun üzerine yumruk atmaya başladı. Birden fazla yumruk başıma ve yüzüme isabet etti. Yere düştüm. Yerde tekmelendim. Tekmeler sırtıma, başıma, kulağıma isabet etti. Kendimi korumak için kafamı iki elimle kapattım ve ‘İmdat’ diye bağırdım. Görevli hemşireler gelerek beni doktorun elinden kurtarıp alçı odasına götürdü. Odaya gelen hastane polisi beni sakinleştirdi ve dışarı çıkarttı. Olay anına ait görüntüleri izlediğimde yerde tekme atanın doktor G.N. olduğunu gördüm. Bu olayda kesinlikle doktoru darbetmedim, tehdit ve hakaret içerikli hiçbir söylemim olmadı” dedi.
‘GÖREVLİ ARKADAŞLAR ARAYA GİREREK BİZİ AYIRDI’
Doktor Y.B. ise polisteki ifadesinde, hastanın doktor G.N. ile tartıştığını gördüğünü belirtip, “Doktor G.N., önceliği olan hastaları aldığımızı söyledi. Şahsın o esnada kapının önünde küfrettiğini duydum. Duymazlıktan gelip yoğunluk olduğu ve işi aksatmamak için hasta muayene etmeye devam ettik. Kapı önünde mırıldanmaya devam edince sorun çıkmaması için sırası gelmemesine rağmen muayene etmek için odaya çağırdık. Ne rahatsızlığı olduğunu sordum. Burnunun aktığını, halsizliğinin olduğunu söyleyince soğuk algınlığı geçirdiğine hükmedip iğne tedavisi için enjeksiyon odasına gönderip, sonrasında gelip reçete almasını söyledim. Bir müddet sonra tekrar geldi ve ‘Burnum akıyor, siz bana kalçamdan iğne yapıyorsunuz. Ne faydası olacak’ dedi. İğnenin içindeki etken maddelerinin bir kısmını açıklayıp geri kalanı da söylemeden iyi geleceğini istirahat etmesi gerektiğini söyledim. Küfredip yumruk atacak şekilde kendini geri çekince aramızda arbede yaşandı. Birbirimize sarıldık ve o kargaşa sırasında vurup vurmadığımı hatırlamıyorum. Yüzümün sol göz altına ve sol kaşımın olduğu yere vurdu. İki kolumda da sıyrıklar oluşturdu. Yüzümde sabit iz kalabilecek yaraya sebebiyet verdi. Görevli arkadaşlar araya girerek bizi ayırdı, kesinlikle darbetmedim” ifadelerini kullandı.
‘ARBEDEYİ AYIRMAK İSTEDİĞİM SIRADA YERE DÜŞTÜM
Doktor G.N. ise polisteki ifadesindeki doktor Y.B.’nin hastaya vurmadığını söyleyerek, “Yılmaz Yıldırım, doktor beyin yüzünün sol göz altına ve sol kaşının olduğu yere vurdu. Görevli arkadaşlar araya girerek bizi ayırdı. Arbedeyi ayırmak istediğim sırada yere düştüm. Kesinlikle şahsın iddia ettiği gibi kendisini darbetmedim” dedi.
]]>“BİR TEK ANKARA SESSİZ VE ISSIZDI”
Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu, X hesabından İran-İsrail arasındaki gerilime ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı; “Uyan Ankara uyan! Dün bölgemiz için de dünya için de uzun bir geceydi. Bütün başkentler ayakta iken ve açıklamalarla tutumlarını ortaya koyarken bir tek Ankara sessiz ve ıssızdı. Gece boyu ne bir açıklama ne de bir kriz toplantısı yapıldı.
“ABD ZİYARETİ ÖNCESİ…”
Şu ana kadar da bir açıklama gelmedi. Bunun izahı mümkün değil. Ama devlet tecrübesi bana iki ihtimal olduğunu düşündürüyor. İlki, yetkili kurumların açıklama hazırlamış ama Cumhurbaşkanı’ndan onay alamamış olması. İkincisi, Sayın Cumhurbaşkanı’nın yaklaşan ABD ziyareti öncesi Washington’daki çevreleri rahatsız edecek bir açıklamadan kaçınmış olması.
“PASİF BİR YAKLAŞIM ÜLKEMİZİN İTİBARINI YOK EDER”
Birinci gerekçe Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin devlet kurumlarını etkisiz kılarak devlet reflekslerini dumura uğratmış olmasının vahim bir sonucudur. İkinci gerekçe geçerli ise durum daha da vahimdir. Türkiye bölgesel konulardaki tutumunu ne kadar güçlü olursa olsun başka bir küresel güce endeksleyemez. Önce kendi tutumunu belirler. Daha sonra da bölgesel ve küresel aktörler nezdinde bu çerçevede aktif girişimde bulunur. Edilgen ve pasif bir yaklaşım ülkemizin itibarını da etki gücünü de yok eder.”
ATILMASI GEREKEN ADIMLARI 15 MADDEDE SIRALAMIŞTI
Davutoğlu, konuyla ilgili bir başka paylaşımında da İsrail’in Şam’daki İran Büyükelçiliğine yaptığı saldırı ve İran’ın İHAlarla yaptığı misilleme ile bölgede tırmanan gerilim konusunda atılması gereken acil adımları 15 maddede sıralamıştı. Davutoğlu şu ifadeleri kullanmıştı; “İsrail’in Şam’daki İran Büyükelçiliğine yaptığı saldırı ve bu gece İran’ın İHAlarla yaptığı misilleme ile bölgede tırmanan gerilim konusunda atılması gereken acil adımlar:
Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, kampüs içerisinde yapımı devam eden çalışmaların geldiği son durumu tespit etmek amacıyla Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oktay Özkan, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cemal Alper Kemaloğlu, Tıp Fakültesi Hastaneleri Başhekimi Prof. Dr. İbrahim Halil Kafadar, Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanlığı personelleri ile birlikte; Üniversitemiz Tıp Fakültesi Hastaneleri’ndeki çamaşırhane tesisini, Mehmet Kemal Dedeman Hematoloji – Onkoloji Hastanesi’ni, acil binasını ve Erciyes Teknopark Geliştirme Bölgesi 2’yi ziyaret ederek, inşaat ve tadilat çalışmalarını yerinde inceledi.
En iyisi için Kampüs içerisindeki çalışmaları büyük bir titizlikle takip eden Rektör Prof. Dr. Fatih Altun, çağın getirdiği yenilik ve gerekliliklere uygun şekilde yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı.
Hizmet etmenin üniversitelerin görevleri arasında yer aldığını vurgulayan Rektör Prof. Dr. Fatih Altun, “Üniversitemizde devam eden bakım, onarım ve inşaat süreçlerimiz var. Onları yerinde takip etmek ve eksiklerin giderilerek bir an önce tamamlanmasını sağlamak amacıyla incelemelerde bulunuyoruz. Üniversitemizde hayırlara vesile olacak, güzel hizmetler verecek birimlerimizi kısa süre içerisinde hayata geçirmiş olacağız” dedi.
TGB 2 İnşaatının Yüzde 30’u Tamam!
Teknopark Geliştirme Bölgesi 2’nin 1. etabı olarak ihale sürecinin tamamlandığına işaret eden Rektör Prof. Dr. Fatih Altun, inşaatın şu anda yüzde 30’unun tamamlandığını ifade etti.
Teknopark Geliştirme Bölgesi 1’de 300’e yakın firma bulunduğunu belirten Prof. Dr. Fatih Altun, alanın artık yetersiz kaldığına ve ilave ofis alanlarının bulunamadığına dikkati çekerek, bu nedenle burada özellikle hangar olarak projelendirmeler ve villa olarak ofislerin yapılmasının söz konusu olduğunu söyledi, “Biz bu projeleri bir an önce toparlamak ve hizmete sunmak için gayret içerisindeyiz” dedi.
Hematoloji – Onkoloji Hastanesi’nin Yenileme Çalışmalarında Sona Gelindi
Yenileme çalışmalarında sona yaklaşılan Hematoloji – Onkoloji Hastanesi’nin bayramdan sonra açılması planlanıyor.
20 yılı aşkın süredir hizmet veren Mehmet Kemal Dedeman Hematoloji – Onkoloji Hastanesi’nin yenilenmesinin söz konusu olduğunu belirten Prof. Dr. Fatih Altun, yenilenme sürecinin yüzde 90’ların üzerinde olduğunun ve büyük ihtimalle bayramdan sonra hizmete açılacağının müjdesini vererek, hastanenin yenileme çalışmalarını üstlenen Turkuaz Seramik ailesine ve Hayırsever İş İnsanı Abidin Özkaya’ya teşekkür etti.
Tıp Fakültesi Acil Servis Ek Binası’nın Yapımı Tamamlanıyor
Tıp Fakültesi Acil Servis Ek Binasını da gezerek, çalışmaları yerinde inceleyen Prof. Dr. Altun, “Kayseri’nin hastane hizmeti noktasında ciddi bir şekilde acil servise ihtiyacı vardı. Şu anda acil ek binamızın inşaat süreci tamamlandı. Son olarak giriş kısmının düzenlemesi yapılıyor. Gerçekten modern imkanlara sahip güzel bir acil oluşturuldu. Acil servisimizin de kısa süre içerisinde hizmete açılması planlanıyor” şeklinde konuştu.
Hastane Poliklinik Bölgesi’nde Yenileme Çalışmaları Sürüyor
Hastane Poliklinik Bölgesi’nde de incelemelerde bulunan Prof. Dr. Altun, yapım sürecinde desteğini esirgemeyen ve kendilerini hiçbir zaman yalnız bırakmayan hayırseverlere ve Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç’a teşekkür ederek, “Bu bölgede hem sağlık turizmini kapsayan hem de kendi hastalarımızın hizmet alabileceği bir yenilenme alanımız söz konusu. Yenilenme süreçleri ve yeni hastane projesi oluşturulması safhasına kadar hizmet kalitesinin aksamaması için çalışmalarımız bu şekilde devam ediyor” ifadelerini kullandı.
Kampüste Yeni Kavşak Çalışması
Son olarak Erciyes İlköğretim Okulu’nun çevresinde yapılması planlanan kavşakta incelemede bulunan Rektör Altun, burada oluşan trafiği rahatlatmak amacıyla çalışmaların sürdüğünü de sözlerine ekledi. – KAYSERİ
]]>Kamacı, AA muhabirine, Diyarbakır’dan Gazze’ye nasıl gönüllü geldiğine ve Gazze’deki çalışmalarına ilişkin açıklamada bulundu.
Gazze’ye Ürdün Rahma Derneği ve Avrupa Filistinli Hekimler Derneğinin organizasyonuyla, 25 kişilik ekiple Mısır’daki Refah Sınır Kapısı’ndan ulaştıklarını belirten Kamacı, buraya kendisini getiren şeyin hem inancı hem de insani ve vicdani sorumluluğu olduğunu söyledi.
Kamacı, Gazze Avrupa Hastanesi’nde çalıştıklarını, Gazze’deki hastanelerin çoğunun yıkık durumda olduğunu dile getirerek, “Ameliyat yapılabilen iki-üç hastane var. Burada şartlar çok kötü, ameliyathane salonları kısıtlı, acil hastalar çok fazla. Her gün acile onlarca yaralı getiriliyor. Bunlardan en acil, hayati riski en yüksek olanlara müdahale edilebiliyor. Acil olmayan ameliyatlar, hem ameliyat salonunun olmaması hem de tıbbi malzeme stoklarının sınırlı olması nedeniyle acil hastalara saklanmak üzere bekletiliyor, sadece acil ameliyatlar yapılabiliyor.” ifadelerini kullandı.
“Kimsenin dilinden ‘elhamdülillah’ lafı düşmüyor”
Kamacı, çocukların gıda, hijyen, sağlık, açlık-susuzluk, evsizlik ve güvenlik problemleri yaşadıklarına dikkati çekerek, Gazzelilerin gıda yardımından çok savaşın durdurulmasını talep ettiklerini anlattı.
“Dünyanın görebileceği en büyük sıkıntılar şu an burada, Gazze’de ama kimsenin dilinden ‘elhamdülillah’ lafı düşmüyor. Bu, çok ilginç. Çocuklar ve büyükler artık bu travmayı normalleştirmişler. Bir yandan bombalar yağarken, sesleri kulaklarımızı tırmalarken tepki bile vermiyorlar. 6 ay boyunca her gün insan bomba sesi duyarsa artık ona tepkisizleşir. Bomba sesi geliyor ama insanlar normal hayatına, yapacağı işe devam ediyor. Burada travma artık kabullenilmiş bir şey.” ifadelerini kullanan Kamacı, Gazze’deki hastanelerin çoğunun saldırılardan dolayı kullanılamaz halde olduğunu söyledi.
Kamacı, burada bulunmanın televizyonda izlemekten farklı olduğunu kaydederek, “Sağlıkçıyız, alışkınız bu işlere ama ona rağmen hakikaten insanın yüreğinin kaldırmayacağı manzaralar var.” dedi.
Yanlarında getirdikleri tıbbi malzemelerle günü kurtarabildiklerini söyleyen Kamacı, tıbbi malzeme ihtiyacının olduğunu vurguladı.
Hastanenin iç koridorlarının ve çevresinin tamamen evsiz insanlarla dolu olduğunu anlatan Kamacı, koridorlarda yerlere atılmış minderlerin bulunduğunu, insanların bir kilimin üzerinde burayı ev haline getirdiklerini söyledi.
Hastanede elektrik ihtiyacının jeneratörlerle sağlandığını, hastane dışında hiçbir yerde elektriğin olmadığını belirten Kamacı, temiz suya erişim probleminin bulunduğunu ve salgın hastalıkların görüldüğünü dile getirdi.
Kamacı, şöyle devam etti:
“Buradan Türkiye’deki ve dünyadaki meslektaşlarıma bir çağrıda bulunmak istiyorum: Özellikle sağlıkçı olarak burada ciddi sağlıkçı, uzman hekim ve tıbbi malzemeye ihtiyaç var. Gelebilme imkanı olanlar, özellikle travma cerrahisi konusunda uzman hekimler, buraya gelip hizmet etmeye, gelemeyenler tıbbi malzeme toplayıp göndermeye çalışsınlar.”
“En çok acile gelen ve kayıp verdiğimiz maalesef çocuklar”
Gazze’ye gitmek isteyen çok sayıda Türk hekimin bulunduğunu belirten çocuk cerrahisi uzmanı Kamacı, “Buraya gelmeye gönüllü, şu anda hazır yüzlerce hekim mevcut. Hazırda bekliyor. Listeleri hazır. ‘Yeter ki bize yolları açsınlar.’ diyen yüzlerce bekleyen hekim arkadaşımız var.” ifadelerini kullandı.
Kamacı, Birleşmiş Milletlerin kalıcı ateşkes için daha aktif çalışması, İsrail’e baskı yaparak savaşı durdurmaya yönelik adımların atılması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Onlar (İsrail), bir tane bombayla yüz kişiyi yaralıyorlar. Biz, yüz kişi toplanıp 10-15 beş hastayı ancak tedavi edebiliyoruz, ameliyat edebiliyoruz. Birçoğu da enkaz altında kalıp ölüyor maalesef. O yüzden eğer bir çözüm isteniyorsa savaşın durdurulması lazım.
Burada sadece insanlar değil aynı zamanda insanlık öldürülüyor. En fazla çocuklar öldürülüyor. Savaşın en fazla ancak yetim sayısının belki en az olduğu yer Gazze olabilir çünkü çocuklar yetim kalamıyor, ölüyorlar. En çok acile gelen ve kayıp verdiğimiz maalesef çocuklar.”
]]>Antalya’nın Kepez ilçesinde yaşayan Ömer Hancı (41) doğum gününde bir anda başlayan ve artan göğüs ve mide ağrısı ile Kepez Devlet Hastanesi acil servisine başvurdu. Doktorlar tarafından yapılan Elektrokardiyografi (EKG) sonucunda kalp krizi geçirdiği tanısı konuldu. Hancı’ya acil serviste görevli doktorlar tarafından kısa sürede müdahale edilerek anjiyo yapıldı. Anjiyonun ardından yoğum bakım servisine alınan Hancı’nın yarım kalan doğum günü sevincini doktorlar ve hemşireler tamamladı. Hastane personeli Hancı’ya gözlerini açtığı anda doğum günü pastası getirerek doğum gününü kutladı.
“İkinci hayatımı yaşıyorum”
Yaşadıklarını anlatan Ömer Hancı, “Göğüs ağrısı şikayeti ile acil servise başvurdum. Daha sonra bana kalp krizi geçirdiğimi söylediler. Hemen acil bir şekilde anjiyo yapıldı. Çok başarılı bir operasyon oldu. Buradaki doktorların ve hemşirelerin ilgisi sayesinde ikinci hayatımı yaşıyorum. Doğum günü pastasıyla beni çok mutlu ettiler. Hastalara çok büyük değer veriyorlar, acil durumlarda hemen müdahale ediyorlar. Doktorlar bizim her anımızda yanımızda yer alıyor. Stresli bir hayatım vardı, günlük 4 paket sigara içmeye başlamıştım. Ardından da sıkıntılar yaşamaya başladım. Burada sigarayı hiç aramadım, bundan sonra da içmeyi düşünmüyorum. Sigara hayatımın hiçbir alanında yokken birden kendimi bağımlı yaptım” dedi.
“97 hasta kabul ederek 43 tanesine stent ve balon işlemi gerçekleştirildi”
Kepez Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı Dr. Ufuk Ceylan, “13 Mart günü önemli bir eksiğimiz olan anjiyo bölümümüzü hizmete açtık. Şuana kadar 97 hasta kabul ederek 43 tanesine stent ve balon işlemi gerçekleştirildi. 6 tane hastamıza by-pas hizmeti verdik. Hastalarımıza tüm ekibimizle birlikte en iyi sağlık hizmetini vermek için çalışmalarımıza devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.
“Aslında biz ona 42 yaşını en güzel hediyeyi vermiş olduk”
Kepez Devlet Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Doktor Gamze Yeter Aslan, “Hastamız bize acil servise göğüs ağrısıyla başvurmuş. Fakat üç gün öncesinde mide ağrısıyla karışan ağrıları varmış. Kendisi mide sorunu olduğunu düşünerek soda içerek, mide koruyucu alıyor. Fakat ağrıları devam etmesi üzerine acil servise başvuruyor. EKG’sini gördüğümüzde hemen kalp krizi tanısını koyarak acil anjiyo laboratuvarına aldık. Damarlara balon ve stent uygulayarak her iki damarını da açtık” dedi.
Ömer Hancı’nın rahatsızlanmasında aile diyabet öyküsünün de bir etken olduğunu belirten Aslan, “En önemli stresi ve hayatı varmış. Günde 4 paket sigara tükettiğini söyledi. Bu da muhtemelen damarlarının bu hale gelmesine neden oldu. Yarım kalan doğum gününde 41 yaşındaydı. Anjiyo laboratuvarında 42 yaşına girdiğini söyledi. Aslında biz ona 42 yaşını en güzel hediyeyi vermiş olduk. Yeni damarlar ve yeni hayat vaatleri gibi, bunan sonra sağlık yaşayacağının sözünü verdi. 42’inci yaşını pasta keserek kutlamak istedik” dedi. – ANTALYA
]]>Olaylara acil müdahale edebilmek için 7 gün 24 saat esasıyla görev yürüten 112 Acil Çağrı Merkezi çalışanlarını en çok asılsız ihbarlar ve gereksiz aramalar yoruyor.
Merkezi arayanlar arasında “Görücü geldi ne diyeyim?”, “Eşim küstü, telefonumu açmıyor”, “Oğlumun kaydını başka okula aldırmak istiyorum”, “Siirt-Kurtalan arası kaç kilometre?” gibi ifadeler kullananlar da bulunuyor.
Mardin 112 Acil Çağrı Merkezi Müdürü Hülya Karaboğa, AA muhabirine, emniyet, sağlık, jandarma, itfaiye, orman, AFAD ve sahil güvenlik birimlerine ait acil çağrıların karşılandığı merkezde, ilgili kurumlar arasında koordinasyonun sağlandığı ve acil durum ekiplerinin en kısa sürede olay mahallinde olmasını sağlamaya çalıştıklarını söyledi.
“2023’te aldığımız çağrı sayısı yaklaşık 980 bin. Günlük yaklaşık 3 bin çağrı alıyoruz.” diyen Karaboğa, bunlardan yüzde 60’ının asılsız ihbar ve gereksiz çağrılardan oluştuğunu belirtti.
Merkezde Almanca, İngilizce, Rusça ve Arapça dil bilen tercümanlar tarafından da turistler için hizmet sunulduğunu anlatan Karaboğa, hem merkezi tanıtmak hem de asılsız çağrıların azalması için özellikle okullarda, kırsal mahallelerde eğitimler verdiklerini, bu sayede asılsız çağrı oranını azalttıklarını söyledi.
Karaboğa, 2023’te 112 Acil Çağrı Merkezini çok kez asılsız yere arayanlara Kabahatler Kanununa göre toplamda 78 bin 641 lira para cezasının uygulandığını belirtti.
Merkezde görevli personelden Tuğba Aslan, vatandaşların bazen acil durumlar dışında da kendilerini aradığını belirterek, “Bir vatandaş ‘Görücü gelmiş, ne diyeyim? diye soruyor. Başka bir vatandaşımız eşiyle tartışıyor, bizi arıyor, ‘Eşime ulaşamıyorum, telefonumu açmıyor. Ona ulaşabilir misiniz?’ diyor. Bu tür çağrılar alabiliyoruz. Biz burada sadece acil durumlar için varız.” dedi.
Çağrı Aslan da gereksiz çağrıların önüne geçmekte herkese görev düştüğünü belirtti.
Fatma Öztürk de asılsız çağrıların kendilerini zorladığını, acil yardım bekleyenleri zor duruma düşürdüğünü ifade etti.
Siirt
Siirt’te 2023’te 364 binden fazla çağrıya cevap veren, 70 personelin görev yaptığı 112 Acil Çağrı Merkezi, “Siirt-Kurtalan arası kaç kilometre?”, “Saat kaç?” ve “Kontörüm kalmadı”, “Anneme ulaşabilir misiniz?” gibi gereksiz çağrılarla da meşgul edildi.
Siirt 112 Acil Çağrı Merkezi Sami Bozkurt, hayat kurtarmak için zamanla yarışan merkezin tek bir numara üzerinden hizmet verdiğini söyledi.
Bozkurt, “Halkımızın hizmetindeyiz ama gereksiz çağrılarla meşgul edilmek istemiyoruz çünkü bu tip aramalar, çok acil ihtiyacı olan birinin çağrısını geç yanıtlamamıza neden olabilir. Halkımızdan ricamız bizi gereksiz meşgul etmesinler ki ihtiyacı olanlara ulaşalım, yardımcı olabilelim.” dedi.
112 Acil Çağrı Merkezini tanıtmaya ve önemini anlatmaya yönelik çalışmalar gerçekleştirdiklerini anlatan Bozkurt, okulları ziyaretlerinin yanı sıra sosyal medya ve tanıtım filmleriyle de vatandaşlara ulaşmaya çalıştıklarını söyledi.
Çağrı merkezinde görevli Esra Çeçen, gece gelen bir çağrıda yaşadığı endişeye ilişkin şunları söyledi:
“Arayan kişi evimizin adresini verdi. ‘Hastanın neyi var?’ diye sordum. Kalp krizi şüphesi olduğunu söyledi. Çağrıyı sağlık ekiplerine yönlendirdim. İlgili birimden hastanın ağabeyim olduğunu öğrenerek durumu hakkında bilgi aldım.”
Selahattin Arca da gelen her çağrıyı hassasiyetle karşıladıklarını kaydetti.
Arca, “Kurtalan ilçesinden arayan bir kişi, ‘Siirt-Kurtalan arası kaç kilometre?’ diye sormuştu. Herkesten hassasiyet bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Şırnak
Şırnak 112 Acil Çağrı Merkezi Müdürü Erhan Tatar, hizmet kalitesini yükseltmek amacıyla personel ve vatandaşların görüşmelerinin kayıt altına alındığını, müdürlüğün kalite koordinasyon biriminde bu görüşmelerin denetlendiğini söyledi.
Kurumu çocuklara tanıtmak ve 112 Acil Çağrı Merkezinin acil durumlarda aranması gerektiği yönünde bilinç oluşturmak için İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile yapılan protokol kapsamında okullarda düzenli olarak tanıtım ve farkındalık eğitimleri düzenlendiğini ifade eden Tatar, bu kapsamda 156 okulda 48 bin öğrenciye eğitimleri verildiğini belirtti.
Tatar, “Bu yıl birime gelen 592 bin çağrıdan 498 bini asılsız çağrılar. Yani her 100 kişiden 84’ü 112’yi gereksiz yere meşgul ederek verilen hizmetlerin aksamasına neden olmuştur. 2023’te müdürlüğümüzü gereksiz aramalarla meşgul eden 10 kişiye toplam 12 bin 500 lira para cezası uygulandı.” dedi.
Tatar, “2021 ve 2022’de asılsız çağrımız yüzde 87 iken bu yıl ise yüzde 84 olmuş, son 6 ayı baz aldığımızda yüzde 81’e düşmüştür.” ifadesini kullandı.
Çağrı merkezinde görevli Hicran Engin, asılsız çağrıların daha çok çocuklardan geldiğini anlatarak, “Bazen aşk acısı çektiğini söyleyen arıyor bazen de kedisinin kayıp olduğunu ifade edenler.” diye konuştu.
Mesut Seylan ise gereksiz çağrılar nedeniyle gerçekten yardıma ihtiyaç duyan insanların mağdur edildiğini belirtti.???????
]]>İZMİR 112 Acil Çağrı Merkezi’ne 2023 yılında toplam 5 milyon 640 bin ihbar yapıldı. Gelen ihbarlardan 2 milyon 300 binin asılsız çıktığını belirten İzmir 112 Acil Çağrı Merkezi Müdürü Dr. Murat Ummak, “İhbarlardan 2 milyon 30 bini doğru çıktı. Ayrıca 1 milyonun üzerinde ‘Alo 112’ diyen personelimize cevap verilmeden kapatılan çağrı oldu. Yani gelen çağrıların yüzde 41’i asılsız çıktı” dedi.
İçişleri Bakanlığı, Türkiye’de farklı acil yardım çağrıları için kullanılan 110 itfaiye, 156 jandarma, 155 polis, 112 sağlık, 177 orman, 178 sahil güvenlik, 122 AFAD numaralarını ‘112 Acil Çağrı Merkezi’ altında topladı. Çalışmayla tüm ekiplerin en kısa sürede olay yerine ulaşması amaçlandı. İzmir 112 Acil Çağrı Merkezi Müdürü Dr. Murat Ummak, kurumun çalışmaları hakkında açıklama yapıp, kentin yıl boyunca aldığı çağrı rakamlarını paylaştı. İzmir 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bu yıl 5 milyon 640 bin ihbar geldiğini belirten Dr. Ummak, “Bunun 2 milyon 30 bini asıllı çağrıydı. 2 milyon 300 bin ise asılsız çağrımız var. Ayrıca 1 milyonun üstünde ise, bize gelen çağrıya ‘Alo 112’ diyen personelimize cevap verilmeden kapatılan asılsız çağrılar bulunuyor. Yüzde 36 asıllı, yüzde 41 asılsız ve anonsta kapanan yüzde 23 oranında çağrı var” ifadelerini kullandı.
‘ASILSIZ ÇAĞRI ORANI DÜŞÜYOR’
Gün geçtikçe asılsız çağrı oranlarının düştüğünü vurgulayan Dr. Ummak, “İzmirliler bu konuda farkındalığı yüksek insanlar. Ayrıca biz farkındalığı arttırmak için okullarla iş birliği içinde çalışmalar yapıyoruz. Vatandaşımız daha da bilinçleniyor. Niçin araması gerektiğini öğreniyorlar. 2019 yılında yüzde 75 olan çağrı oranı bugün yüzde 64 civarında seyrediyor. İzmir nüfusuna göre yüzde 10’luk düşüş, asılsız çağrıdaki ciddi düşüşü ortaya koyuyor. Bu konuda duyarlı vatandaşlara teşekkür ediyorum. Ayrıca olaylara müdahale hızımız yaklaşık 96 saniye. 96 saniyede vatandaşımızın acil durumunu ekibimizi müdahale amaçlı yola çıkartıyoruz. Bu çok iyi bir rakam” diye konuştu.
‘ÇAĞRI VE KONUM BİLGİSİ DÜŞÜYOR’
112 çağrı merkezlerinin projelerinden bahseden Dr. Ummak, “İlk olarak ‘Engelsiz 112’ projemiz var. Vatandaşlarımız akıllı telefonlarına, ilgili uygulamayı indirip, kaydoluyorlar. Sonra acil durumda tek tuşla, 112 Çağrı Merkezi’ne ulaşabiliyorlar. Onların konumlarını görebiliyoruz. İlgili ekipleri yönlendirip, müdahale edebiliyoruz. Ayrıca araç içi acil çağrı ‘e-call’ sistemi var. Örneğin dağda mahsur kalma durumlarında araçtaki ‘e-call’ duşuna basınca, 112’ye mesaj geliyor. Yine konumlar belirlenip, hızlı müdahale sağlanıyor. Bu yeni sistemler oldukça yarar sağladı. Örneğin otoyolda bir kaza olduğunda, kazayı gören vatandaşlar dışında araçtan direkt olarak çağrı ve konum bilgisi düşüyor. Böylelikle vakaya daha hızlı müdahalemize fayda sağlıyor. Bunun yanında AFAD’ın acil durum uygulaması, bize entegre. Tek tuşla afetzedenin yine yeri belirlenip müdahale ediliyor. Son olarak İngilizce, Almanca, Rusça ve Arapça olarak 7 gün 24 saat hizmette veriyoruz” ifadelerini kullandı.
Vatandaşlara çağrıda da bulunan Dr. Ummak, “112 Çağrı Merkezi’nin meşgul edildiği her dakika, durumu acil olan vatandaşlarımızın hayatından çalınan zamandır” dedi.
‘EN ÇOK PİN VE PUK KODUNU SORUYORLAR’
İzmir 112 Acil Çağrı Merkezi personeli Duygu Aşıkkaya ise “112 Çağrı Merkezi faaliyete geçtiğinden beri burada görevliyim. Genelde telefonlarının PİN veya PUK kodunu sormak için arıyorlar. Bunu bilebilmemiz mümkün değil. Telefonları çekmeyen insanların aklına ilk olarak 112 Çağrı Merkezi geliyor. Hayvanları için ambulans isteyenler de arıyor. Belediyelerin bu konuda veterinerlik hizmeti var. Yönlendiriyoruz. Çocuklar ankesörlü telefonlardan dalga geçmek için arıyor. İtfaiye ve ambulans istediklerini söyleyip, kapatıyorlar. Yemek siparişi vermek isteyenler oluyor. Böyle enteresan çağrılar geliyor. Lütfen gereksiz aramayalım. 112 bizim hayata tutunan elimiz. Ne kadar az gereksiz arama, o kadar iyi” diye konuştu.
]]>