(ANKARA) – Ankara Tren Garı’nda 10 Ekim 2015’te IŞİD’in canlı bombalarıyla 104 kişinin katledilmesine ilişkin davanın 25’inci duruşması Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. Duruşmada katılanlar katliamda sorumlu tüm kamu görevlilerinin de yargılanması talebinde bulundu. Katliamda yaşamını yitiren Uygar Coşgun’un annesi Nuray Coşgun “Biz 9 yıldır yaşıyor muyuz? Yaşamıyoruz. Biz adalet istiyoruz, adaletten başka bir şey istemiyoruz. Ama gerçek adalet istiyoruz, artık gerçek adalet gelsin” derken Korkmaz Tedik’in annesi ise “Bizim ciğerimiz yanıyor. Her biri bir fidandı, geleceğin mühendisleri doktorlardı, hakim olacaklardı, savcı olacaklardı. 9 yıldır tek talebimiz adalet. Bir tek kamu görevlisi yargılanmadı” diye konuştu.
Duruşmada cübbelerini çıkartarak artık savunma yapmayacaklarını ifade eden avukatların ardından duruşmada yakınlarını kaybedenlerin yakınları ve yararlılar olan katılanların dinlenilmesine geçildi. İlk sözü alan 10 Ekim yaralılarından ve 10 Ekim Derneği Eşsözcüsü İshak Kocabıyık, “Bizi insan olduğumuz için katlettiler. 1 yıldır teknik takipte olan bu IŞİD’liler tek başına mı hareket ettiler. Dönemin İçişleri Bakanından Emniyet Müdürüne, Cumhurbaşkanına kadar herkes bildiği ne varsa söylemeli” dedi.
“O gün beni de mezara gömdüler”
Katliamda hayatını kaybeden avukat Uygar Coşgun’un annesi Nuray Coşgun, “Benim bir tane torunum var. İki buçuk yaşında babasız kaldı. Mezarına gidip ‘benim babamın evi’ diyor. Benim torunum ömür boyunca babasını göremeyecek. Beni ancak buradak aileler anlayabilir. Biz 9 yıldır yaşıyor muyuz? Yaşamıyoruz. Biz adalet istiyoruz, adaletten başka bir şey istemiyoruz. Ama gerçek adalet istiyoruz” diye konuştu.
Katliamda hayatını kaybeden üniversite öğrencisi Güney Doğan’ın annesi Derman Doğan, “Benim her şeyimdi. Benim yavrum karıncayı incitmezdi. Ankara’ya barış için geldi, omzunda silah, bıçak yoktu. Bu ülkede insanların barış içinde yaşamasını istedi benim evladım. 23 yaşındaydı benim evladım. O gün beni de mezara gömdüler. Ben oğlumu mezun edemedim, evlendiremedim, torun göremedim. 9 yıldır aynı acıyı yaşıyorum. Sayın savcım siz de babasınız, sizin de babanız var. Benim oğlumun günahı neydi? Güney’in kanı yerde kalmasın, sadece adalet istiyorum” İfadelerini kullandı.
IŞİD üyesi sanık duruşmaya devam etmek istemedi
Katılanlar konuştuğu sırada sanıklardan IŞİD üyesi Hacı Ali Durmaz, duruşmaya devam etmek istemediğini bildirdi. Hakim ise bu talebini reddederek, “dinlesin” dedi. Korkmaz Tedik’in annesi Zöhre Tedik, “Ne askerler, ne polisler, ne de insanlar ölsün diye barış talebiyle geldik. Bu terör örgütünü siz insanlık suçu işlemediler diye yargılamıyorsunuz. Israrla siz bu davayı bitirmek istiyorsunuz. 19 firari var, yerlerini bilmelerine rağmen onları yargılamaktan, tutuklamaktan imtina ediyor. Peki biz çocuklarımızı, evlatlarımızı kaybeden aileler ne olduk? Benim oğlum üstüne gaz atılarak nefesi kesilerek gitti. Sağ kalanlar da ölsünler denildi. Bizim ciğerimiz yanıyor. Her biri bir fidandı, geleceğin mühendisleri doktorlardı, hakim olacaklardı, savcı olacaklardı. 9 yıldır tek talebimiz adalet. Bir tek kamu görevlisi yargılanmadı. Benim çocuğum da kamu görevlisi olabilirdi. Bir gün sıra sizin de çocuklarınıza gelecek bu katilleri yargılamazsanız. Biz katiller yargılanan kadar bunun hesabını soracağız, hesabını da verecekler” şeklinde konuştu.
“Bizler başımızı yastığa koyup uyuyamıyoruz”
Katliamda hayatını kaybeden Başak Sidar Çelik’in annesi Hatice Çelik, “Göz göre göre yapılan bir katliam var ve biz bu katliamda sevdiklerimizi, canlarımızı kaybettik. Adaletin sağlanması için elinizden geleni yapmasını bekliyoruz. Bizler başımızı yastığa koyup uyuyamıyoruz. Hala ilk günkü acıyı yaşıyoruz. Sizden talebimiz içimize bir su serpmeniz. Bu katliamda sorumlu olan kamu görevlilerinin buraya getirilmesini istiyorum” talebinde bulundu.
“9 yıldır ailelerin adalet talebi görülmedi”
Katılanlardan Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Arslan, şunları söyledi:
“Bu ülkede büyük adalet sarayları yapılıyor ama içinde adalet yok. Bugün 9 yıldır adalet arayan ailelere görülen reva burada bir mikrofon olmaması. 9 yıldır ailelerin adalet talebi görülmemiştir. Ben yoldaşlarımı yitirdim. Bu sistem, bu düzen, bu ceberrut iktidar onları aramızdan aldılar. Bu katliamı yapanlar ellerini kollarını sallaya sallaya Suriye’den Türkiye’ye, Türkiye’den Suriye’ye geldiler. Onlara her türlü maddi ve lojistik destek sağlandı. Burada sadece o bombayı patlatanlar mı o gün iktidarda olanların hepsi açık bir şekilde bu katliamdan, insanlık suçundan sorumludur. Cumhurbaşkanı, Başbakanı, bakanı, emniyet müdür hepsi sorumludur. Onlar sanık sandalyesine oturmadan adaletin yerine gelmesi mümkün değildir. Eğer bu ülkede katliamlar olmadan yaşamak istiyorsak tüm katliamların sorumlularının yargılanması gerekir. Bugüne kadar mahkemenizden gerçek anlamda adalet çıkmadı, umuyoruz ki bundan sonra gerçek anlamda adalet olsun. Bu dava biz bitmedi demeden bitmeyecek.”
“İnsanlığa karşı bir suç olarak kabul etmezseniz tarihin çöplüğünde yerinizi almaya karar vermiş olacaksınız”
HDP Eş Genel Başkanı Cahit Kırkazak, “Barışa ve demokrasiye karşı yapılan bir saldırıydı. 10 Ekim, IŞİD için Kobani’nin intikamıydı. Evet bu katliamda katiller IŞİD’lilerdi ama yalnızlar mı ona bakmak gerek. IŞİD bu katliamı tek başına yapmadı. Siz ya gece rahat uyuyacaksınız verdiğini kararla ya da koltuklarınızı koruyacaksınız” dedi. Halkevleri Genel Başkanı Nebiye Merttürk, “Siz bugün burada alacağınız kararla insanlığa karşı bir suç olarak bunu kabul etmezseniz tarihin çöplüğünde yerinizi almaya karar vermiş olacaksınız. Bizlerse bu mücadeleyi değil on yıl değil yüzlerce yıl geçse de mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz ve katillerden hesabını soracağız.” ifadelerini kullandı.
“Adalete olan inancın yeniden yeşertilmesini istiyoruz”
KESK adına konuşan Eş Genel Başkan Ayfer Koçak, 27 KESK üyesini katliamda kaybettiklerini belirterek söze başladı ve “10 Ekim’e giderken Şengal’de kadınların saçlarını taşlara bağlayarak uçuruma atladıkları bir dönemden bahsediyoruz. IŞİD üyelerinin köyleri basıp silahsız insanları katlettikleri bir dönemden bahsediyoruz. Savaşa karşı barış sesini yükselteceğimiz bir eylemde katledildik. Eğer orada bir mitingin güvenliği alınmadıysa alınmak istenmediğindendir. Bu ülkede artık kimse adalete güvenmiyor. Umutların tükenmiş olduğu bir yerden size sesleniyoruz, biz adalete olan inancın yeniden yeşertilmesini istiyoruz” ifadelerine yer verdi.
“Bu siyasi bir dava”
Katılanlardan CHP Milletvekili Osman Sarıbal, “Yargı üzerinde iktidarını sürdürmeye çalışanların olduğu dönemdeyiz. Biz Maraş Katliamı’nın, Madımak’ın hesabını sorsaydık 10 Ekim olmayacaktı. Mahkemelerin ağır suçluları beraat ile ödüllendirdiği ve günün sorunda da yeni katliamlara yol açmanın açık bir kararlılığını sürdürdüğünü görüyoruz. Uzunca bir süredir bir çete düzeni ve organize bir kötülükle karşı karşıyayız. Bu bir siyasi dava. Aynı zamanda hukuki bir dava ama bunun hukuki olup olmaması sizi ilgilendiriyor. Siz siyasi erkin baskısından kurtulabilirseniz bu ülkede bir şey olacak. 10 Ekim’de hayatını kaybettiklerimizin cenazesine katılanları takip eden polisler katliam günü neredeydi? Bir cesaret, bu yanlış gidişe bir dur, bu suça ortak olmayın” dedi.
“10 Ekim mitinginde farklı bir kurgu yürütülmüş olduğunu fark ediyoruz”
TMMOB adına konuşan Dersim Gül, “Ankara Valiliği bize eylem için izin verdi ancak saatini ve güzargahını farklı yazdığını fark ettik. Biz bu konuyu bildirdik. Güvenlik Şube’nin Valilik tarafından belirtilen saat aralığından haberdar olmadıklarını belirttiler yapılan toplantıda. Geriye dönüp baktığımızda 10 Ekim mitinginde farklı bir kurgu yürütülmüş olduğunu fark ediyoruz. Saatlerin düzenlendiğini, kamu görevlilerinin böylece sorumluluklarından kurtulacağına yönelik ayarlama yapılmış. Toplantı, Güvenlik Şube kayıtlarında yer alıyor. Bizim nazarımızda insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak tarihe geçen bu katliam hukuk nezdinde de kayıtlara geçer. Kamu görevlilerinin ve ilgili sorumluların nereye uzanıyorsa yargılanmasını diliyoruz” şeklinde konuştu.
Özgür Hukukçular Derneği (ÖHD) adına konuşan Nuray Özdoğan da “Bu davada sorumlular hesabını verene kadar mücadele edeceğiz, kanları yerde kalmayacak” dedi. Duruşmaya saat 14.30’a kadar ara verildi.
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bugün 10 Ekim Barış Derneği Dayanışma Yemeğine katıldı. Özel’e burada; CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol, Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner, Ankara Milletvekili Aliye Timisi Ersever, İstanbul Milletvekili Ali Gökçek ve Malatya Milletvekili Veli Ağbaba eşlik etti.
Geceye ayrıca; DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Arslan, DEM Parti Hakkari Milletvekili Vezir Parlak, EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan ve TMMOB Başkanı Emin Koramaz da katıldı.
Program, 10 Ekim Derneği Eş Genel Başkanları İshak Oruç ve Mehtap Sakinci’nin konuşmalarıyla açıldı. Ardından DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, TBB Başkanı Sağkan ve EMEP Genel Başkanı Aslan konuştu. Programın son konuşmacısı ise CHP Lideri Özel oldu.
Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
“Yakın tarihimizin en korkunç günlerinden birini dokuz yıl önce yaşadık. 10 Ekim 2015 günü Ankara Garı önünde DİSK’in, KESK’in, TBB’nin, TMMOB’un hepimize, bütün Türkiye’ye yaptığı ve emek, barış ve demokrasi mitingi için oradaydık. Aslında bir sürecin en son ve en kanlı halkalarından bir tanesini tamamlıyordu birileri orada. 7 Haziran seçimlerine iki gün kala Diyarbakır’da patlayan ve dört kişinin hayatını kaybetmesiyle başlayan süreç, 20 Temmuz’da Suruç’ta oraya oyuncak götüren, oraya sevgi götüren 33 gencimizin hayatını kaybetmesiyle ivmelenmiş, yaz boyunca sürekli birtakım karanlık eylemlerle Türkiye kana bulanmış, ülkeyi yönetenler failleri tarif ederken ‘kokteyl terör örgütleri’ diye tarifler yaparak bu kanlı sürecin kendileri dışındaki herkesin o süreçte olduğunu tarif etmiş ama bir yandan da anketlerle sonuçlarını ölçmüşlerdi.
“Barış isteyenler şarkılarla, halaylarla, otobüslerden çekip paylaştıkları fotoğraflarla birlikte Ankara’ya doğru geldiler”
Ve 10 Ekim günü, 10’uncu ayın 10’unda, sabah 10.10’da buluşmak üzere Türkiye’nin 81 ilinden otobüsler, yüzlerce ilçesinden minibüsler yola çıktı. Barış isteyenler bütün gece yollardan, sonra her birimizin hatıralarına büyük acılar ve en yüreğimizi dağlayacak kareler bırakarak şarkılarla, halaylarla, otobüslerden çekip paylaştıkları fotoğraflarla birlikte Ankara’ya doğru geldiler. Bir tuhaflık vardı. Normalde örneğin Manisa’nın Saruhanlı ilçesinin Azimli Köyü’nden KESK bileşenlerine üye üç canımızı kaybettik. Taziyesinde şunu duydum: Dediler ki ‘Normalde böyle bir eyleme giderken Turgutlu’da durdururlar, Salihli’de durdururlar, Uşak’ta bekletirler, Afyon’da çıldırtırlar, Ankara girişinde bekletirler ama araba hiç durmadı.’ Malatya’dan dinlediklerimiz de Hatay’dan dinlediklerimiz de hep aynı şeyi anlattı. O gece her zamankinin aksine hiçbir aracı durdurmadılar. ve bir aracın önüne bir eskort vermedikleri kalmış sonradan gördüğümüz kadarıyla. Daha önce Adıyaman İslam Çay Ocağı’ndaki ekip -ki bir tanesi daha önce Suruç Katliamı’nın faillerinden bir tanesiydi- bizim yazdığımız, Sayın Veli Ağbaba’nın yazdığı IŞİD raporunda adı geçen kişi Yunus Emre Alagöz, bir önceki Abdurrahman Alagöz Suruç canlı bombasının kardeşi elini kolunu sallaya sallaya biri de hala daha kimliği bilinmeyen bir Suriyeli bombacıyla birlikte gelmiş, bütün yolu aşmış, bütün aramalardan geçmiş ve adeta hepimize meydan okurcasına 10.10’u hedeflemiş, 10.04’te kendilerini patlatmışlardı.
“Bazı acıları hatırlatmamak unutmaya mal oluyorsa hatırlatmak lazım”
Sonra işte bizim tanıştığımız süreç başladı. Üç gün boyunca hep birlikte ömrümüzün o en feci günlerini yaşadığımız adli tıp sürecini yaşadık. O günü hatırlatmak istemem ama unutmak da istemem. Bazı acıları hatırlatmamak unutmaya mal oluyorsa hatırlatmak lazım. Bu salonun öyle bir derdi yok ama bu konuşmaları canlı yayınlardan izleyenlerin, sosyal medyalardan takip edenlerin buna ihtiyacı var. Soma duruşmasının ilk günü 10 bin kişiydik. Her aileden bir kişi alınarak salona sığabildik. ‘Unutursak yüreğimiz kurusun’du. Son günü salonda 135 kişiydik. Öyle olunca cesaret geliyor birilerine. Sen faciayı gördüğünde, bilendiğinde değil; o bilenmiş halin sona doğru geldiğinde, köreldiğinde onlar adaleti katledecek cesareti bulabiliyorlar. O yüzden unutmamak ve yaşananları hatırlamak; o günkü kararlılığı, o günkü duyguyu taşımaya devam etmek gerekiyor.
“Biz birbirimize acılarımızla bağlıyız”
Yarın da öyle günlerden bir tanesi. Tabii 10 Ekim Barış Derneği örnek bir organizasyon. Bu salonun dayanışması, bu salonun bilinci örnek bir bilinç. Bunun tüm alanlara taşınması lazım. Derneğin Eş Başkanlarının kıymetli açılış konuşmalarını, altlarına imza atarak takip ettim. Bundan sonra buradaki birlikteliğin hiç kimseden çekinmeden -ki niye çekinelim? Biz birbirimize evet, göbeğimizden bağlıyız ve acılarımızla bağlıyız. Birbirlerine değerleri, anıları, yaşanmışlıkları, hele hele acıları üzerinden bağlı olanların gücünü; birbirleriyle suçları üzerinden bağlı olanlar asla aşamazlar. Yeter ki biz niçin bir arada olduğumuzu, bizi bir arada tutanın ne olduğunu ve hedefimizi şaşırmayalım. O günün sürecini baştan sona anlatabiliriz. İsim isim, gün gün, tarih tarih bildiğimiz, takip ettiğimiz süreçler…
” Kenan İpek’i, o günkü İstihbarat Daire Başkanını, Devlet Denetleme Kurulu’nun raporuna hiçbir zaman erişilemediğini, Erman Ekinci’nin kim olduğunu hiç unutmamak lazım”
Kenan İpek’i mesela hatırlatabiliriz. ‘İstifa edecek misin’ sorusuna pişkin pişkin güldüğünü, sonra Yargıtay’a ödüllendirildiğinin, orada Soma Davası’nın ‘Kardeşim olası kastı bu davada kullanmayacaksan nerede kullanacaksın’ diye bozan heyetinin yerine, yukarıdan o beş-sıfırlık kararı bozsun diye atanan üç kişiden biri olduğunu ve üçe-iki kendi dairesinin kararını bozup suçluları kişi başı beşer gün yattıktan sonra serbest bırakan o temyiz kararına imza attığını mesela unutmamak, takip etmek lazım bunları. Mesela bugünkü Ankara İl Emniyet Müdürünün o günün İstihbarat Daire Başkanı olduğunu ve kendisine gelen IŞİD istihbaratlarını değerlendirmeyen kişi olduğunu ama kendisinin bugün Ankara İl Emniyet Müdürlüğü’nde değerlendirildiğini unutmamak lazım, görmek lazım, takip etmek lazım. Recep Tayyip Erdoğan’ın Devlet Denetleme Kurulu’nu görevlendirdiğini, kimsenin kanını yerde bırakmayacağını söz verdiğini ama o kurulun raporunun hiçbir zaman erişilemediğini hatırlamak lazım. ve katliamdaki 19 sanıktan dokuzuna ağırlaştırılmış müebbet, dokuz sanığa terör örgütü üyeliğinden birtakım cezalar verdiler. Ama mesela Erman Ekinci denen ismin aldığı cezanın nasıl olduysa bozulup beraat ettiğini ve bu Erman Ekinci’nin kim olduğunu hiç unutmamak, sonuna kadar takip etmek lazım.
“Gün gelecek katiller ve katilleri koruyanlar teker teker hesap verecekler. O günü yaşayacağımıza ant olsun”
Biz yarın, diğer partilerin kıymetli milletvekilleriyle birlikte kuvvetli bir heyetle orada olacağız. Karar Tahir Elçi Davası’ndaki gibi, Soma Davası’ndaki gibi cezasızlığı özendiren bir yere yeltenirlerse tam karşılarında duracağız. ya da daha önceki çok sayıda siyasi davadaki gibi taraflarını yine suçludan yana kurarlarsa tarihin önünde onları gözlerinin içine bakmak üzere orada olacağız. Ama herkes şundan emin olsun ki Soma Davası’ndan sonra Akhisar’da adliyenin önünde dediğim üç kelimeyi burada da tekrar edelim: Gün gelecek bu katiller ve bu katilleri koruyanlar, canımızı yakanlar ve yaktıranlar teker teker hesap verecekler. O günü yaşayacağımıza ant olsun, ant olsun, ant olsun.”
]]>
10 Ekim davasında Mülkiye müfettişlerinin kamu görevlilerinin saldırıyı önlemek konusunda ihmallerinin olup olmadığına dair soruşturma başlatılmasını istenmiş ancak Ankara Valiliği soruşturmaya izin vermemişti. Konuyu istinafa taşıyan Murat Yılmaz’ın başvurusu “kesin” olarak reddedildi.
Öte yandan 10 Ekim’de yakınlarını kaybeden pek çok isim de olayda ihmali olduğunu ileri sürdükleri Ankara İl Emniyet Müdürlüğü görevlileri, Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkililerini, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlilerini, Emniyet Genel Müdürlüğü mensuplarını, Kara Kuvvetleri Komutanlığının sınır güvenliğinden ve sorumlu yetkilileri, Jandarma Genel Komutanlığı yetkilileri ile İl Sağlık Müdürlüğü Görevlileri hakkındaki şiküyetlerini içeren dilekçeyi Cumhuriyet Başsavcılığına sunmuştu. Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı iddialara ilişkin olarak öncesinde verilen işleme konulmama ve işlemden kaldırma kararlarına dayanarak mükerrer nitelikte olduğunu değerlendirdiği dilekçenin işleme konulmamasına karar vermişti.
Bunun üzerine aralarında DİSK ve DİSK adına eski Genel Başkan Kani Beko, Genel İş Başkanı Remzi Çalışkan ve 10 Ekim Barış Derneği Başkanı Mehtap Sakinci’nin yer aldığı 9 başvurucu AYM’ye bireysel başvuruda bulundu. AYM, 10 Ekim Gar Katliamı’nda kamu görevlilerinin sorumluluğu olduğuna yönelik yapılan 9 bireysel başvuruyu birleştirerek karara bağladı. AYM, kamu görevlilerinin soruşturulmaması nedeniyle yapılan başvuruları “kabul edilemez” buldu.
“Anayasa mahkemesi kararı açıkça dayanaktan yoksundur”
10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu, AYM’nin kararına “açıkça dayanaktan yoksundur” başlıklı yazılı açıklama yaparak, tepki gösterdi. 10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu’nun açıklaması şöyle:
“Anayasa Mahkemesi de devletin katliamdaki sorumluluğunu ortaya koyan delilleri inkar edenler ittifakına katıldı. 16 Mayıs 2024 tarihinde gerekçeli kararını açıklayan Anayasa Mahkemesi, 2016 yılında Mülkiye Müfettişlerinin raporuna rağmen kamu görevlileri hakkında soruşturmaya izin vermeyen valiliği, soruşturma açmayan Ankara savcılığını haklı buldu.
Anayasa Mahkemesi 9 grup altında incelediği başvuruda; yakınını kaybeden ya da yaralanan bir grup başvurucunun, sunulmuş bütün raporlara rağmen katliamda zarar gördüklerinin anlaşılamadığına, bir grup için hiç verilmemiş bir karara itiraz etmedikleri iç hukuk yollarının tüketilmediğine, Bir grup için olmayan bir hukuk yoluna başvurmadıkları için iç hukuk yollarının tüketilmediğine, doğrudan hedef alınan bir grup için hedef olup olmadıklarının kesin olmadığına, hayatını kaybedenlerin ölümlerinde sağlık hizmetinin gecikmesi ya da alana gaz sıkan polislerin sorumluluğunun olup olmadığının tam olarak anlaşılamadığı için ‘açıkça dayanaktan yoksun’ olduğuna gibi hukuka, mantığa ve vicdana sığmayacak bir karar verdi.
“Katilleri de koruyanları da unutturmayacağız”
Başvurudan 8 yıl sonra verilen, usulü olduğu iddia edilen ve açıkça gerçeğe aykırı gerekçelerle ‘kabul edilemez’ bulunan bu kararla başvurucuların mağdur olduğu inkar edildi, idari ve adli yargıdaki bütün aşamalar çarpıtıldı ve sonuç olarak 10 Ekim Ankara Katliamı, öncesi ve sonrası aklandı.
İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişlerinin, ‘katliamda sorumlulukları olduğu için haklarında ceza soruşturması başlatılmalı’ dediği Ankara Emniyet amirlerinin sorumluluklarının tartışılmasından kaçıldı. Katliamın istihbarını gizleyen, yeterli güvenlik önlemini almayan, insanları bile bile ölüme gönderen o amirler, bugün İçişleri Bakanlarının çete kavgalarında bir bir düşerken Anayasa Mahkemesi’nin bu ‘suya sabuna dokunmayan’ kararını biz ‘açıkça dayanaktan yoksun’ ve ‘kabul edilemez’ buluyoruz.
Hukuk mücadelemiz hakkın sahibi halkın nezdinde; Anayasa Mahkemesi’nin ‘mağdur olduklarının belirsiz olduğu’ nitelemesi yaptığı müvekkillerimizin gayretiyle sürüyor, sürecek. Devletin güç savaşlarından bize düşen kırıntılarla değil, tırnaklarımızla kazıyarak elde ettiğimiz gerçeklerle bütün sorumluları mahküm edeceğiz. Bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Katilleri de koruyanları da unutturmayacağız.”
]]>