Geçirdiği beyin kanaması nedeniyle 10 yıldır komada olan ve önceki gün hayatını kaybeden Kenan Işık (76) için öğle namazının ardından Ahmet Hamdi Akseki Camisi’nde cenaze namazı kılındı.
Işık’ın cenaze namazını Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş kıldırdı. Kenan Işık’ın 10 yıldır komada olduğunu hatırlatan Erbaş, “Cenabıhak, yaşamış olduğu bu süreçte çektiği sıkıntıları seyyiatının hasenata tebdiline vesile eylesin. Biz kendisini tanıyoruz, çok iyi bir insan, çoluğunu çocuğunu en güzel şekilde yetiştirmeye çalışan bir kardeşimizdi. Örnek sanatçıydı.” dedi.
En büyük sanatçının Cenabıallah olduğunu ve yarattığı kulları üzerinde Esma-ül Hüsnası’nı yansıttığını belirten Erbaş, “Kenan Işık kardeşimiz, bilgisiyle, birikimiyle, duruşuyla, ahlakıyla örnek bir sanatçımızdı. Tanıyanlar onun için her zaman hüsnü şahadette bulunmuştur.” diye konuştu.
Cemaatten Kenan Işık için helallik isteyen Erbaş, dua etti.
Işık’ın fotoğrafını, hiç göremediği torunu taşıdı
Sanatçının eşi Beril Işık, oğlu Ahmet ve Mehmet Işık’ın taziyeleri kabul ettiği cenaze törenine, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, eski TBMM Başkanı Bülent Arınç ile eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın yanı sıra bazı milletvekilleri de katıldı.
Eski Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin ve kültür ve sanat dünyasından çok sayıda ismin hazır bulunduğu törene, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, eski İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Tan Sağtürk çelenk gönderdi.
Sanatçının 8 yaşındaki torunu Doruk Işık, dedesinin fotoğrafını tören boyunca taşıdı.
Cenaze törenin ardından Işık’ın cenazesi, Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi.
“Bütün Türkiye’nin ağabeyiydi”
Kenan Işık’ın kardeşi Cengiz Işık, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, ağabeyinin tüm Türkiye’nin ağabeyi olduğunu belirterek, “İnsanlığa ışık tutan bir rol modeldi. Başımız sağ olsun. Ankara’da defnedilmesi ailenin isteğiydi. Annemin yanına defnedeceğiz.” dedi.
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı ise Kenan Işık’ın sadece bir oyuncu değil, yönetmen ve yazar olduğunu, ekran önünde çok iyi işlere imza attığına işaret ederek, “Çok insanın kalbine dokundu, acımız çok büyük.” dedi.
Devlet Tiyatroları oyuncusu Eray Eserol da “Yönettiği ve oynadığı oyunlardaki oyuncularla iletişimi çok güçlüydü. Değerli bir sanatçıyı, büyük üstadı, yazarı, oyuncuyu kaybettik. Ülkemizin başı sağ olsun.” ifadelerini kullandı.
Kenan Işık
1 Ekim 1947’de Malatya’da dünyaya gelen Kenan Işık, ortaöğrenimini devam ettirdiği yıllarda okul tiyatrosunda oyunculuğa başladı. Işık, lise eğitimi için gittiği Ankara’da Meydan Sahnesi’ne girdi.
Üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünde sürdüren Işık, öğrencilik yıllarında tiyatrodan kopmadı ve 1973’te Devlet Tiyatrosu sanatçısı oldu.
Tiyatro oyunculuğunun yanı sıra Şehir Tiyatroları genel sanat yönetmenliği ve senaristlik de yapan usta isim, çeşitli dizilerde de rol aldı.
Bir dönem gazetecilik de yapan Kenan Işık, “Kim Milyoner Olmak İster” isimli yarışma programıyla seyircilerin beğenisini kazandı. Işık, 10 yıl önce fenalaşıp dengesini kaybetmiş, başını yere çarparak beyin kanaması geçirmişti.
]]>İstanbul’da özel bir hastanede 76 yaşında hayatını kaybeden Kenan Işık’ın cenazesi sabah saatlerinde ailesine teslim edildi. Ardından hastaneden alınan Kenan Işık’ın cenazesi ilk tören için Atatürk Kültür Merkezine (AKM) getirildi. Araçtan indirilen Kenan Işık’ın Türk bayrağına sarılı tabutu yakınları tarafından sahneye taşındı. Törene Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kenan Işık’ın eşi Beril Işık, çocukları Ahmet ve Mehmet Işık, kardeşi Mehmet Cengiz Işık, torunu Doruk Işık, Burcu Akar, tarihçi İlber Ortaylı, sanatçı Zafer Algöz ile yakınları katıldı.
“Onun sanat alanında gösterdiği önderlik ve genç sanatçılara sunduğu destekler asla unutulmayacaktır”
Törende bir konuşma yapan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, “Ayrılması sadece aile ve yakınları için değil, sanat camiamız ve tüm Türkiye için büyük bir kayıptır. Kenan Işık sadece sahnede sergilediği eserlerle değil aynı zamanda yönetmenlik ve televizyon programcılığı alanlarında eşsiz katkılarıyla da hepimizin kalbinde çok özel bir yer bulmuştur. Onun sanata olan doğal aşkı her zaman ilham kaynağı olmuştur. Merhum Kenan Işık eserleri kadar kişiliğiyle de yediden yetmişe tüm halkımızın sevgisini kazanmış bir isim oldu. Geçirdiği kaza sonrasında tüm Türkiye onun için derin bir üzüntü duydu. Bugün onun ardından yaşadığımız bu acısını hep birlikte paylaşıyoruz. Bakanlığımıza da bir süre müşavir olarak görev almış olan Sayın Işık yönetmen olarak da pek çok ödüle layık görülmüş bir isim. Onun kültürümüze kattığı değerler, sanat alanında gösterdiği önderlik ve genç sanatçılara sunduğu destekler asla unutulmayacaktır. Sayın Işık’ın hayatı boyunca sergilediği sanatçı duruşu, çalışkanlığı ve azmi bizler için daima bir yol gösterici olacaktır” dedi.
“Bugün çok büyük bir kayıp vesilesi ile bir aradayız”
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı, “Bugün çok büyük bir kayıp vesilesi ile bir aradayız. Kıymetli bir tiyatro sanatçısını aynı zamanda televizyon dünyasının çok önemli bir üyesini emekli sanatçımız sayın Kenan Işık’ı kaybetmenin verdiği derin üzüntü ile burada toplanmış bulunuyoruz. Uzun zamandır hafızalara kazınmış olan duayen sanatçıyı oyuncuyu yazar ve yönetmen olan Türk tiyatrosunun en seçkin kişileri arasına giren Kenan Işık, tiyatro sahnelerinde ve ekranlardaki başarısıyla kalplerimizde yer ediyor. O, sanatını icra ederken sadece yeteneğiyle değil, aynı zamanda insanlığını ve samimiyetini de seyirciye geçirebilen ender isimlerden biridir. Yüzlerce makaleye, kitaba ve tiyatro demecine imza atan Kenan Işık, 1996 yılında İstanbul Şehir Tiyatrolarında Muhsin Ertuğrul’un mirası olan koltuğa oturarak, genel sanat yönetmenliğini üstlenmiştir. Onun yolu bizler için büyük bir kayıp. Ancak biliyoruz ki Sevilen bir hayatıyla sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda kültürümüzün taşıyıcısı, yönlendiricisi ilham kaynaklarından biri olmuştur. Bu nedenle Kenan Işık’ın bıraktığı eserler ve hatıralar onun adını ve mirasını yaşatmaya devam edecektir. Her ölüm bir kayıptır, büyük bir acıdır” dedi.
“Ülke bir rol modelini kaybetti”
Gözyaşlarını tutamayan Kenan Işık’ın kardeşi Mehmet Cengiz Işık, “O bir rol modeldi. Bugün hangi sanatçı izleyicisine bu kadar saygılı, bu kadar dürüst, bu kadar içten, bu kadar sevecen kim var. Kimse yok. Ülke bir rol modelini kaybetti. Sadece biz ailesinin değil onu seven herkesin başı sağ olsun” diye konuştu.
“Oğlum sağlıklı halini göremedi”
Gözyaşlarıyla usta sanatçıyı anlatan Kenan Işık’ın gelini Burcu Akar, “Keşke bu 10 yılda da ayakta olsaydı üretmeye devam etseydi. Çok üzgünüz. Biz hiç ümidimizi kaybetmedik. Hep ümit ettik ama olmadı. Oğlum sağlıklı halini göremedi. Hep yattığı halini biliyor” ifadelerini kullandı.
“Bizim oyuncu olmamızda birinci sebep Kenan Işık’tır”
Oyuncu olmasında büyük katkılarının olduğunu ifade eden ünlü oyuncu Zafer Algöz, “Ben Kenan abiyle 1976’da tanıştım. Bizim oyuncu olmamızda birinci sebep Kenan Işık’tır. Onun bize güvenmesi, onurlandırması, güvenmesiyle oyuncu olduk. Sonrasında Kenan Işık yıllarca Devlet Tiyatrolarında oyuncu olarak çalıştı. Şehir tiyatrolarında genel sanat yönetmenliği yaptı” dedi.
Ünlü sanatçı için düzenlenen törene yakınları ve sevenleri katılırken, sanat dünyasından birkaç isim dışında gelenin az olması ve salonda büyük boşluklar oluşması dikkat çekti. Törenin ardından Işık’ın tabutu alkışlarla salondan alındı. Kenan Işık, 31 Temmuz Çarşamba günü Ankara Ahmet Hamdi Akseki Cami’nde öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecek. – İSTANBUL
]]>Oyuncu Ali Düşenkalkar’ın sunuculuğunu yaptığı tören, Işık için saygı duruşuyla başladı.
Törende bir konuşma yapan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, sanat camiası adına çok acı bir gün yaşandığını, Türk tiyatrosunun ve televizyon dünyasının duayen isimlerinden Kenan Işık’ı son yolculuğuna uğurlamak üzere bir araya gelindiğini söyledi.
Kenan Işık’ın vefatının sadece ailesi ve yakınları için değil sanat camiası ve tüm Türkiye için büyük bir kayıp olduğunu dile getiren Ersoy, “Kenan Işık sadece sahnede sergilediği eserlerle değil aynı zamanda yönetmenlik, yazarlık ve televizyon programcılığı alanlarında eşsiz katkılarıyla da hepimizin kalbinde çok özel bir yer edinmiştir. Onun sanata olan aşkı her zaman ilham kaynağı olmuştur.” dedi.
Eserleri kadar kişiliğiyle de yediden yetmişe tüm halkın sevgisini kazanmış bir isim olan Işık’ın geçirdiği kaza sonrasında tüm Türkiye’nin onun için derin bir üzüntü duyduğunu aktaran Ersoy, şu ifadeleri kaydetti:
“Bugün onun ardından yaşadığımız bu büyük kaybın acısını hep birlikte paylaşıyoruz. Bakanlığımızda da bir süre müşavir olarak görev almış olan Işık, yönetmen olarak da pek çok ödüle layık görülmüş bir isimdi. Onun kültürümüze kattığı değerler, sanat alanında gösterdiği önderlik ve genç sanatçılara sunduğu destekler asla unutulmayacaktır. Kenan Işık’ın hayatı boyunca sergilediği sanatçı duruşu, çalışkanlığı ve azmi bizler için daima bir yol gösterici olacaktır. Onun bıraktığı miras sanat camiamız için bir hazine niteliğindedir ve bu mirası yaşatmak, onun anısına gösterebileceğimiz en önemli vefadır.”
“Toplumun her kesimi tarafından sevilen biriydi”
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ise Işık’ın toplumun her kesimi tarafından sevilen ve saygı gören biri olduğuna dikkati çekerek, “Gerek sahnede gerekse kamera arkasında birbirinden başarılı bir çok çalışmayla insanların sevgisini kazanmıştı. Oyunculuğun yanı sıra yönetmenliği, yazarlığı, sanat çalışmalarıyla birlikte bir sunucu olarak sanat camiasında yer almıştı.” diye konuştu.
Işık’ın sanatçılığının yanı sıra beyefendiliğinin de akıllardan çıkmayacağına vurgu yapan İmamoğlu, “Onun bir başka yönü de gazeteciliğiydi, ama çok özel bir taraftarı da bu şehre hizmet etmiş olması ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarının Genel Sanat Yönetmenliği’ni üstlenerek güzel kentimize hizmetler sunmasıydı. On yıl önce yaşamış olduğu beyin kanaması ve devamındaki süreçte kendisinden iyi bir haber alma dileğinde bulunduk. Eminim milyonlarca insanımızın duası da onunla olmuştur ama ne yazık ki aramızdan ayrıldığı haberini hep beraber aldık. Bugüne kadar hayatımıza kattığı birçok güzellik için kendisine yürekten teşekkür ediyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
“Tiyatro sahnesinde, ekranlardaki başarısıyla özel bir yer edindi”
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı da Kenan Işık’ın kıymetli bir tiyatro sanatçısı ve televizyon dünyasının önemli bir ismi olduğunu belirterek, “Uzun yıllardır hafızalarımıza kazınmış olan duayen sanatçı, oyuncu, yazar ve yönetmen olarak Türk tiyatrosunun en seçkin isimleri arasına giren Kenan Işık, tiyatro sahnesinde ekranlardaki başarısıyla kalplerimize özel bir yer edindi.” dedi.
Işık’ın sanatını sadece yeteneğiyle değil aynı zamanda insanlığı ve samimiyetiyle de icra ettiğinin altını çizen Karadağlı, şunları söyledi:
“Yüzlerce makaleye, kitaba ve tiyatro metnine imza atan Kenan Işık, 1996 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Muhsin Ertuğrul’un mirası olan koltuğa oturarak Genel Sanat Yönetmenliği’ni de üstlenmiştir. Onun yokluğu bizler için büyük bir kayıp. Ancak biliyoruz ki mesleğine adanmış hayatıyla sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda kültürümüzün taşıyıcısı, yönlendiricisi ve ilham kaynaklarından biri olmuştur. Bu nedenle Kenan Işık’ın bıraktığı eserler ve hatıralar onun adını ve mirasını yaşatmaya devam edecek. Her ölüm bir kayıptır. Büyük bir acıdır. Bazı vefatlarda acı, hüzün, ıstırap onurla birlikte gelir ve acıyı hissederken yüreğinizde duyduğunuz geniş sızıyla gönlünüzdeki büyük gururu birleştirirsiniz. Kenan Işık’ın hayatı ve başarıları, özellikle tiyatro camiamız için büyük gururdur. Onun hatırasını yaşatmak da bizlere nasip olacak.”
“Ülkenin bütün insanları için babalık görevini üstlendi”
Usta sanatçının ailesi adına konuşan oğlu Mehmet Işık, “Babam, ömrü boyunca her şeyden çok, iyi, adaletli ve merhametliydi. Memleketinin insanını çok iyi tanımış, bir o kadar da sevmişti. Sanatını da hep memleketi ve insanı için icra etti. Sanatı vasıtası ile dünyayı olduğundan daha iyi bir yer olarak bırakmak için çalıştı. Kime sorarsanız sorun, bence bunu da başardı. Sadece bana değil, ülkenin bütün insanları için babalık görevini üstlendi.” sözleriyle babasını anlattı.
Mehmet Işık, babasının Anadolu ve Türk kültürünü sanatının merkezine koyduğunu belirterek, “Sahnelediği oyunlarda, Moliere olsun Sophocles olsun Shakespeare olsun, hepsini Anadolu’nun ruhu ile harmanlayarak insanımıza yol gösterdi. Sanatının ve kişiliğinin zenginliği, samimiyeti ve sahiciliğiyle bütün memleketimizin gönlü oldu. Hayatının en büyük tutkusu olan sanatı ile hem ailesine bakma fırsatı buldu hem de ülkesinin insanına fayda sağladı. Şu an bu sahneden kendisine minnetimi sunarken eminim hepiniz aynı minnet duygusu içerisindesinizdir. Babamın ruhu huzur içindedir. Nur içinde yatsın.” ifadelerini paylaştı.
Usta oyuncunun naaşı, helallik duasının ardından sevenlerinin omzunda taşındı.
Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, oyuncu Zafer Algöz ve tiyatrocu Ahmet Yenilmez’in yanı sıra kültür ve sanat dünyasından çok sayıda isim, törende bulundu.
Kenan Işık’ın cenazesi, yarın Ankara Ahmet Hamdi Akseki Cami’nde öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecek.
Kenan Işık kimdir?
Tam ismiyle Yusuf Kenan Işık, 1 Ekim 1947’de Malatya’da dünyaya geldi. Ortaöğrenimini devam ettirdiği yıllarda okul tiyatrosunda oyunculuğa başlayan Işık, lise eğitimi için gittiği Ankara’da Meydan Sahnesi’ne girdi.
Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde okumaya başlayan Işık, öğrencilik yıllarında tiyatrodan hiç kopmadı ve 1972’de Devlet Tiyatrosu sanatçısı oldu.
Tiyatro oyunculuğunun yanı sıra Şehir Tiyatroları genel sanat yönetmenliği ve senaristlik de yapan usta isim, çeşitli dizilerde de rol aldı.
Bir dönem gazetecilik de yapan Kenan Işık, “Kim Milyoner Olmak İster” isimli yarışma programıyla seyircilerin beğenisini kazandı. Işık, 10 yıl önce fenalaşıp dengesini kaybederek kafasını yere çarpması sonucu beyin kanaması geçirmişti.
]]>ABD’li sinema yıldızı Marilyn Monroe’ya benzerliğiyle bilinen ve ‘Mardinli Monroe’ olarak tanınan Melek Karahan, yeni ameliyat ettirdiği köpeğini dövdüğünü iddia ettiği bazı kişilerle yaşadığı tartışma sonrası sosyal medya hesabından paylaştığı videoda, “Kızıltepe, Urfa, Viranşehir, Ceylanpınar, sizden nefret ediyorum. Bu insanlar benim iş yerimin önünden de geçmesinler” dedi. Karahan, gelen tepkiler üzerine bir video daha paylaşarak, “Ben her zaman söylüyorum; hayvan sevmeyen insanları sevmiyorum. Hayvan sevmeyen doğayı sevemez, çok bencil olur. Çok tehlikeli insanlardır. O yüzden o insanlardan uzak durun. Eğer bir hayvana, kadına şiddet uyguluyorsa çok tehlikelidir. Zaten paylaşımlar yapılıyor, karalama kampanyaları yapılıyor. Hiç umurunda değilsiniz tamam mı? Kızıltepe, Viranşehir, Ceylanpınar, Urfa; istemiyorum, gelmeyin. Benim iş yerime gelmeyin, fotoğraf çekmek için. Bana bir faydanız yok” dedi.
‘MARDİN HALKI ADINA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUK’
Paylaşımların ardından Mardin Barosu avukatlarından Gurbet Bilbay, ‘Hakaret’ ve ‘Bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını rencide etme’ suçundan Melek Karahan hakkında suç duyurusunda bulundu. Mardin halkı adına suç duyurusunda bulunduğunu söyleyen avukat Bilbay, “Halkımızdan da destek bekliyoruz. Zaten bununla ilgili imza kampanyası da başlattık. Kendisinin Mardin halkını sevmediğini biliyoruz. Her defasında bize sövmeleri, hakaretleri hiçbir şekilde bitmiyor ve bununla alakalı gerekenin yapılmasını istiyoruz” diye konuştu.
‘KIZGINLIKLA SÖYLEDİM, ÖZÜR DİLİYORUM’
Söz konusu videoları Kızıltepeli birileriyle yaşadığı tartışma sonrası paylaştığını belirten Melek Karahan, il ve ilçe isimleri sayarak genelleme yaptığı için üzgün olduğunu, bu yerleşim yerlerindeki hayvanseverlerden özür dilediğini belirtti. Karahan, şunları söyledi:
“İş çıkışı evime giderken yeni ameliyat yaptırdığım sokak köpeğine Kızıltepe’den birinin taş attığını görünce ‘Neden atıyorsunuz?’ diye sordum. O da ‘Kendimi korumak amaçlı atıyorum’ dedi. Dedim ki, ‘Ne yaptı bu köpek size?’ Orada bir tartışmamız başladı. Kızım darbedildi. Oradan biraz yukarı doğru video çekerek gittim. Dedim ki, ‘Kızıltepe, Viranşehir, Ceylanpınar, Urfa gibi bölgeleri hayvan sevmedikleri için sevmiyorum’ dedim. ‘Benim iş yerime gelmesinler’ dedim. Tabii daha sonra bu videoyu alarak bazı yerel haber siteleri insanları kışkırtarak üzerime tehditler, hakaretler gibi, üzerimden bir propaganda yapmaya başladılar. Bununla alakalı savcılığa suç duyurusunda bulundum. Ben kendilerine ne hakaret ettim ne de küfrettim. ‘Benim iş yerime gelmeyin’ dedim. Bunu genellediğim için üzgünüm. Oralardaki güzel insanlar bana dediler ki, ‘Melek Hanım, biz ne yaşadığınızı biliyoruz.’ Ben her gün saldırıya uğruyorum. Sabah evden çıktığımda, ‘Acaba bugün başıma ne gelecek, beni, kedimi ve köpeğimi kim dövecek?’ diye düşünüp bu psikoloji ile yaşıyorum. Benim çocuğumun da psikolojisi bozuldu.”
]]>“LAVANTA YAĞI”NIN CEZASI AĞIR OLDU
Kendi evindeki temizlik videoları ile gündeme gelen sosyal medya fenomeni Cem Özkök, son dönemde farklı farklı mekanları temizleyerek bu görüntüleri sosyal medya hesabından paylaşıyor ve milyonlar tarafından izleniyordu.
Videolarında kullandığı lavanta yağı için kendi adına bir marka çıkaran ve bu markanın tanıtımını da kendi sosyal medya hesabından yapan Cem Özkök’e Ticaret Bakanlığı’ndan ağır bir ceza geldi. Başına gelen olayı sosyal medya hesabından duyuran Cem Özkök, Ticaret Bakanlığı’na yönelik mesajında, ”Şimdi sorarım bu hak mı? Helal mi gerçekten” şeklinde tepki gösterdi.
“HERKES SAHTEKARLIKLARI VE VERGİ KAÇIRANLARI BİLİYOR”
Özkök’ün 50 bin TL’lik para cezasına tepki olarak yaptığı paylaşımdaki, “Herkes her şeyi biliyor ortalıkta olanları, sahtekarlıkları, vergi kaçıranları o bu. Bir kez ağzımı açıp tek bir söz etmedim. Bunca bunlar yaşanırken, ne hesaplar varken, para için 7/24 sahte reklam yapanlar varken Türkiye’de bu derece faydalı işler yapan, kazandığı parayı hayır işlerine yatıran, ihtiyacı olanlara yardım eden, doğru ve helal yaşayan, gençlere ve her yaşa örnek olan, Allah korkusu olup helal para kazanan ve paşa paşa bir fabrikanın ödediği kadar bu devlete vergi ödeyen birine gerçekten büyük ayıp yapıldı.” ifadeleri dikkat çekti.
Özkök’ün yaptığı paylaşımın tamamı şu şekilde;
“Ticaret Bakanlığı’na;
Az önce 500 bin TL bir ceza ödedim. Üstelik kendi markam olan Ceef’in lavanta yağını anlatırken yalnızca bir storysine reklam yazmadım diye. (Yüzlerce story attım #reklam diye belirterek ve Türkiye biliyor kendi markam olduğunu). Dediler ki ‘gizli reklam bu’, dedim ki ‘kendi markam, buyrun bu da levham şirket bilgilerim vergilerim vs vs’ dediler ki, ‘reklam yazsaydın’ bir #500 bin TL. Şimdi sorarım bu hak mı? Helal mi gerçekten? Mesela gerçekten bir gizli reklam olur ya da beyana aykırı bir durum söz konusu olur. Göz göre göre paylaşırım, eyvallah. Haklılar der aslanlar gibi öderim. Ama bu duruma hakkımı helal etmiyorum. Neden mi? Herkes her şeyi biliyor ortalıkta olanları, sahtekarlıkları, vergi kaçıranları o bu. Bir kez ağzımı açıp tek bir söz etmedim. Bunca bunlar yaşanırken, ne hesaplar varken, para için 7/24 sahte reklam yapanlar varken Türkiye’de bu derece faydalı işler yapan, içerikler üreten, çevresel tüm kamu alanlarının temizliği başta olmak üzere, yardım projelerine başlayan, kazandığı parayı hayır işlerine yatıran, ihtiyacı olanlara yardım eden, toplumu bilinçlendiren, doğru ve helal yaşayan, gençlere ve her yaşa örnek olan, Allah korkusu olup helal para kazanan ve paşa paşa bir fabrikanın ödediği kadar bu devlete vergi ödeyen birine gerçekten büyük ayıp yapıldı. Vardır elbet bunun da bir hayrı. Allah başka yerden helal şekilde verir. O ayrı mesele! Ama bu derece verici birinin kendi markasına ceza kesemezsin! Olmaz! Belki o parayla ben bir yardım yapacaktım? Yeni ihtiyacı olan birini buldum, onun evini tadilat yaptıracaktım? Neden çöpe attım ben bu parayı haksız yere? Şimdi sorarım; hakka girmek değil mi? Avukatım bu haksızlığa karşı dava açtı, süreci takip ediyor. Herkes kalbinin ekmeğini yer…”
]]>“ARAÇ ÇALIŞILIR HALE GETİRİLECEK AMA TRAFİĞE ÇIKMAYACAK”
25 yıldır trafiğe çıkmayarak Türkiye’ye getirilmeyi bekleyen ancak yurt dışına çıkarılabilmesi için 30 yaşını doldurması gereken araç, sponsor lojistik firması tarafından konteynerle deniz yoluyla Türkiye’ye doğru yola çıkarıldı.
Barışseverlerin hatıralarında kırmızı rengiyle yer eden aracın konteynere yüklenmesinin hemen öncesinde, süreçte emeği geçenler, değerlendirmelerde bulundu. Batıkan Manço, Belçika ve Türk makamlarının işbirliğinde yürütülen 6-7 aylık sürecin sonuna gelinmesinden duyduğu memnuniyeti ifade ederek, “Ben buradan gönderiyorum, ağabeyim (Doğukan Manço) orada karşılayacak” dedi. Manço, “Aracın varmasından sonra bir süreç daha var. Mekanik kısmında ağabeyim devreye giriyor. Rötuşları olacak. Aracın sağlığı için çalışır hale gelecek ama trafiğe çıkmayacak. Barış Manço Müzesi’nde sergilenecek.” diye konuştu.
“BU ARACI KÜÇÜKKEN BELÇİKA’DA KULLANDIK”
“Araç, olması gereken yere gidiyor. Tüm Barışseverler için yerine getirmek istediğimiz bir görevdi. Barış Manço’nun yaşamına dair ipuçları o müzede sergileniyor. Dolayısıyla aracın yeri, Barış Manço Müzesi.” değerlendirmesini yapan Manço, aracın kendisi için ifade ettiklerini “Bu araç bana Belçika’daki yaşamımızı ifade ediyor. Ağabeyim ve ben burada doğduk. Okula burada başladık. Bizim buradaki aracımızdı.” sözleriyle özetledi.
“İKİ OĞUL BİR BABA OLARAK BU ARAÇLA İTALYA’DAN BELÇİKA’YA GİTTİK”
Manço, aracın ailesinin Türkiye tatillerinde kendilerine eşlik ettiğini dile getirerek, unutamadığı bir anısını şöyle paylaştı:
“Bir defasında dönüş yolunda, babam ve ağabeyim İzmir’den yola çıkarak aracı İtalya’ya getirmişlerdi. Onların yolcuğunu hep kıskanmışımdır. Biz İtalya’da buluştuk. Orada tatil yaptık. Yolun gerisini Belçika’ya karadan gittik. Bu araçtaki en uzun yolculuğum o. Muazzam bir tatildi. En güzel anılarımın arasındadır. Uzun bir yolda bir baba ve iki oğlu yolculuktaydık.”
Manço, bu araçla annesinin ağabeyi ile kendisini okula götürüp getirdiğini, kısa mesafe birçok gezi yaptıklarını anlattı.
Babasının koleksiyonculuğunu da anımsatan Manço, bu araç örneğindeki gibi sadece klasik değil spor modellere de ilgisi olduğunu belirtti. “Aslında bildiğim kadarıyla bu aracı babam, annem için almış. Ancak babamın Japon kültürüne olduğu kadar, Japon teknolojisine de merakı vardı. Tesadüfen alınmış bir araç değil.” diye konuşan Manço gülümseyerek, “Arabadan anlıyordu kendisi” ifadesini kullandı.
BRÜKSEL BAŞKONSOLOSU: BARIŞ MANÇO TÜRKİYE VE BELÇİKA’YI BİRLEŞTİRMEYE DEVAM EDİYOR
Aracın uğurlanması için orada bulunan Brüksel Başkonsolosu Umut Deniz de “Bugün bizim için çok büyük bir gün. Rahmetli Barış Manço’nun yıllar önce Belçika’da kullandığı arabasını Türkiye’ye gönderecek bir girişimin başlangıcındayız. Barış Manço bizim için Türkiye-Belçika arasında kurduğu köprülerle yıllar önce gönüllerde yer etmiş bir insan. Hepimiz onun şarkılarıyla büyüdük ama sanatçı kimliğinin bu iki ülke arasında güzel işlere imza atarak daha da pekiştirdiğini düşünüyorum” diye konuştu.
Bu senenin Türkiye-Belçika İşgücü Anlaşması’nın 60. yıl dönümü olduğuna değinen Deniz, “Barış Manço’nun böyle bir yılda bu sembolleri kuvvetlendirerek etkinliklerin merkezinde yer alması bizi ayrıca mutlu ediyor. Kısa süre önce Liege’de Manço’nun anısına yapılan duvar resminin açılışı yapıldı. Barış Manço, Türkiye ve Belçika’yı birleştirmeye devam ediyor. Bu güçlü sembolü hep beraber yaşatmaya devam edeceğiz.” dedi.
“GURUR VERİCİ BİR DURUM”
Sponsor firma Barsan Global Lojistik Benelüx Direktörü Mehmet Can Günaydın da böyle bir projenin parçası olmaktan duyduğu mutluluğu ifade etti. Günaydın, “Liege’de eski bir depoda sel nedeniyle kötü bir haldeydi. Oradan aracı Batıkan ve Doğukan beylerin yönlendirmesiyle teslim aldık. Temizlik işlerinden sonra depomuzda muhafaza etmeye çalıştık. Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığının desteğiyle evrak işlemleri tamamlandı. Bizim için gurur verici bir durum.” diye konuştu.
Barış Manço’nun ağabeyinin eşi Ebru Alkan Manço da aynı firmada proje yönetmesi vesilesiyle aracın transferiyle ilgili sürece ön ayak olduğunu belirterek, “Arabanın Türkiye’ye gitmesi en büyük hayallerimizdendi.” dedi. Transfer işlemlerinin fikrinin ortaya çıkması üzerine kısa sürede halledildiğini anlatan Alkan Manço, sürecin kendilerini çok duygulandırdığını kaydetti.
“KIZLARIM SENİN UMRUNDA BİLE DEĞİL, SENİN DERDİN TAMAMEN BENİM”
Damla Ersubaşı’nın kızlarını arkadaşına bırakarak Kıbrıs’a gitmesine sinirlenen Mustafa Can Keser, Instagram hesabından yaptığı paylaşımda “Senin derdin hiçbir zaman kızlarımız olmadı. Umurunda bile değiller. Ben varken kızlarımı kimseye bırakamazsın onlar benim namusum. Beni vurabileceğin yek yer kızlarım olduğu için onların üzerinden ilerliyorsun. Senin derdin çocuk falan değil tamamen benim. Ama benim tek derdim kızlarım güvenilir, sağlıklı ortamda olması. Kıbrıs’ta sana iyi tatiller” ifadelerini kullandı.

“BENİM KIZLARIM SAHİPSİZ GİBİ KİMSENİN YANINDA KALAMAZ”
Mustafa Can Keser, kendisinin silahlı koruma ile gezmesini gerekçe göstererek kızlarının güvenliğinden şüphe ettiğini belirten Ersubaşı’na cevap vererek “Ben iş adamıyım, silahlı korumam kadar normal bir durum yok ve yasal. Başım belada değil bana babalık tavsiyesi verene kadar önce annelik yapmalısın” dedi. Kızlarını, Ersubaşı’nın bıraktığı arkadaşının yanından alan Keser “Kızlarımı gidip aldım şimdi benimleler. Aldığım yer annelerinden daha güvenilir ama kızlarım sahipsiz gibi kimsenin yanında kalamaz” diyerek tepki gösterdi.
“UCUZ VAROŞ SENİ”
Eski eşine ağır ithamlarla yüklenen Keser, paylaşımlarına şu ifadelerle devam etti: “Süper mükemmel anne, kızların burada sen neredesin? Üzülüyorum sana, ağa da benim paşa da benim itirazı olan gelsin. Annelik şovunu yaparken milletin evinden kızlarımı topluyorum ama dur sen süper annesin, felaket bir şeysin sen ya. Seni görenler kendine anne diyemez. Ucuz varoş seni bir benimle olmadan önce haberlerine bak bir de benden sonrasına… Instagram annesi seni, 15 saniyelik story annesi seni. Sen bu çocuklara adam gibi düzgün baksan neden senden almak isteyeyim? Derim ki anneleri aslan gibi bakıyor, yanında olurum. Ama sen stroy de yaptığın anneliğe inanıyorsun çünkü hastasın. Sana gelen yorumlara kapılıp gidiyorsun. 2 çocuğa da 2 bakıcı tuttum yine yapamadın. Sen bu kızlara annelik yapsan neden davası açıp almaya çalışayım?”

DAMLA ERSUBAŞI’YA ESKORT GÖNDERMESİ
“Ah canım benim nafaka davası mı açtın, ben her zaman her yerde ödemediğimi söylüyorum ki zaten. Çevren ve sen de biliyorsun ki kat kat fazlasını yapıyorum. Günlük paralı oyun istekleri nafakanın 3-4 katı. Bak iftira atmıyorum sana pe… kadar ismini söylüyorum. Bu arada eskort sevmek ne zaman suç oldu? Ya da sevmek ne zaman kötü oldu? Herkes hata yapar senin de hata yaptığını düşündüm ve zamanında çok sevdiğim için nikahıma aldım. Sen aileni, eskort çevrene değiştin. Benim bu dünyada kimseden korkmadığım bilinir. Bu arada ailemin parasını da gönder. Dolandırarak aldığın ya da 2-3 katını verelim kızlarımı bana ver.”

DAMLA ERSUBAŞI’NDAN ZEHİR ZEMBEREK CEVAP: CİBİLİYETSİZ, KAYPAK
Eski eşinin paylaşımlarına ağır sözlerle cevap veren Damla Ersubaşı ise şu ifadeleri kullandı: “Senin gibi kaypak maalesef iki kızımın babası oldu. Kızlarımın hatırına susayım dedim ama sen hala kendince bir güç savaşında olduğun için yalandan yere bile olsa kızlarımın annesi demediğin için park babası ben de susmayacağım. Sen kimsin benim kızlarıma namus bekçiliği yapacaksın? Sen kim olabilirsin kendi adamlığına bak önce. Haddini bil kendi namusuna dahil olan kah… yap bekçiliğini. En başta da 100 dolara muhtaç ettiğin çocuğuna yağ. Utan be cibiliyetsiz. Reklam peşinde koşan terbiyesiz. Senin derdin benimle. Sen adam olsaydın 9 yaşına yaklaşmış çocuğuna babalık yapardın. Sakın beni konuşturma. Yok DNA yok şu yalanlarını da bırak. Ama sen öyle bir cibiliyetsiz kaypaksın ki beni bile konuşturmak zorunda bırakıyorsun. Beni zorlama. Seninle evlendiğim gün kendini kanıtlamaya çalışıp reklamlarını yaptırdın ama bugünü, sana getirdiklerine bak. Kusura bakma birtanem benim sayemde kendini iş adamı dedirtmeye çalıştın yine benim kızlarımın ahıyla yok olacaksın. Destur çekeceksin benim kızlarımın adını ağzına alırken.”

“KİMİN NAMUSUNA BULAŞTIN DA KORUMAYLA GEZİYORSUN”
“Çocuklarımın üzerinden prim kasma. Benim çocuklarım orada babaların onların güzel fotoğraflarını çekiyor düşüncesiyle poz verirken ka… laflarına masum iki kız evladını bulaştırma. Kendi çemberinde oyna. Sürekli fotoğraf, video… Ne kadar cahil ne kadar boş beyinlisin. Ulan benim kızım elinde Ipad senin annesine attığı iftirayı, onları kullandığın fotoğraf ve videoyu görmek zorunda mı ya yeter şam babası. Park babası! Neden koruma ile geziyorsun kimsen korkuyorsun yine kimin namusuna bulaştın bir söyle bakalım. Benim çocuklarımdan uzak dur ahlaksız.”

YAŞADIKLARINI HABERLER.COM STÜDYOSUNDA ANLATMIŞTI
Şubat ayında Haberler.com Haber Bahane programına konuk olan Damla Ersubaşı, biten evliliğinden bahsederken “Evlendiğimizde ben 3 aylık hamileydim. Eski eşim öfkesini yenemiyordu, sorunlarımızı aşamıyorduk. Konuşup düzeltemediğimiz şeyler oldu. Beni aldattı ve yakaladım. İhaneti kendisi de kabul etmişti. Kendi gece kulübünde yaptığı için görüntüler vardı. 9 aylık hamileyken aldatıldığımı öğrendiğimde yıkılmıştım. Doğuma girerken hep ne yapacağımı düşündüm. Eski eşimden ilk kızım doğduktan sonra şiddet de gördüm. Şiddet, aldatılmaktan çok daha kötü bir his. Bana şiddet uyguladığında ben ne yaptım diye düşündüm. Çok zordu… Çocuklarımın babası olduğu için eski eşimin yaptıklarını affetmiştim. Benim yanlışlarım ve hatalarım oldu ama hiçbir zaman çocuklarıma ve eşime zarar verecek bir şey yapmadım” demişti.


“2 YILDA 2 KERE ÖLÜMDEN DÖNDÜM”
Hayatta başına gelen her şeyi saygıyla karşıladığını söyleyen usta isim “2,5 yıldır başıma bir sürü sağlık sorunu geldi. Ben hiçbir zaman bu neden benim başıma geldi demem. Ben olay olduktan sonra hep elimi kaldırır bu hediye için teşekkür ederim. Bana bunu neden yaşadığımın ayrıntılarını gösterecek işaretler yolla lütfen derim. Allah’a öyle dua ederim. Kabule geçmek büyük özgürlüktür. 20 yıldır böyleyim. Olan her şey hayırlıdır. 2 yılda 2 kere ölümden döndüm. Hayat çok neşeli bir yer, yaşamak ve hayatta olmak bana çok mucizevi ve tatlı geliyor. Başımıza gelen her şey de bunu hatırlamak için bir işarettir. Ben hayata bağrımı açtım ne gelirse de kabulüm. Bildiğimiz tek mutlak gerçek bir gün öleceğimiz. Benim annem, annesine bakarken hastalandı. O yüzden kimsenin bana bakmasını istemiyorum. Bunu çevreme de söyledim. Bunun için kenarda ayırdığım bir bütçe var onu kullanarak beni profesyonel ellere emanet etmelerini istedim” dedi.

“EŞİM PIHTI ATMASI SONUCU KONUŞMA BECERESİNİ YİTİRDİ”
Oyuncu eşi Alper Kut ile peş peşe beyne pıhtı atması sonucu zor günler geçirdiklerinden bahseden Yakut, sözlerine şöyle devam etti: “2,5 sene önce eşimin konuşma merkezinin olduğu kısma pıhtı attı, bu haberi de Camdaki Kız setinde aldım. Eşimin sabah beni işe uğurlarken uykulu bir hali vardı. O da hiç konuşmadan bana el salladı. Ben de sete çok telefon götüren biri değilimdir. Reji koordinasyonundan bir arkadaşım tuhaf bir suratla yanıma geldi. O dönem eşimin annesi çok hastaydı ona bir şey olduğunu düşündüm. Sonra arkadaş yanıma gelerek ‘Menajerinizi aramanız gerekiyor’ dedi. Telefonu elime aldığımda 80’e yakın arama vardı ve bir tek Alper aramamıştı. Ben direkt kocam mı öldü diye sordum. İçime bir ateş düştü. Alper o esnada ablasıyla görüntülü konuşuyor ve ablası konuşamadığını anlamış. Eşimin yanına gittiğimde hiç konuşamıyordu. Herkesi tanıyor, aklı başında ama konuşamıyor ve yazamıyordu. Onun için ve benim için çok ağır bir sınavdı.”

“CAMDAKİ KIZ’DA OYNARKEN PIHTI ATTI, SAĞ TARAFIM HİSSİZLEŞTİ”
Ondan 6 ay sonra da benim beynime pıhtı attı. Camdaki Kız çekimlerinde çok şeyler oldu. Alper’in rahatsızlığında çekime devam ettim ama kendi rahatsızlığımda 2 bölüm dizide olamadım. Benim sağ elim ve bacağım uyuşuktu. Ben örgü örmeye ve çalışmaya devam ettim. Elimin ve bacağımın uyuşuk olduğunu biliyorum ama onun üzerine gitmek zorundaydım. Ben kocama baktım o da bana baktı. Kirli Sepeti’nde oynarken bacağımı kırdığımda evde bana prenses gibi baktı, hala da öyle.”

SERENGİL: SENİ ÜZENİ ÜZERİM, SENİN NE İŞİN VAR O ORTAMDA
Tolga Karataş, Bülent Ersoy’un iddialarının ardından Instagram hesabından bir açıklama yaparak yasal yollara başvuracağını duyurdu. Uzun zamandır Karataş ile çalışan Seren Serengil ise paylaşıma “Ben sana gitme dedim. Ne işin var senin oralarda. O programı bana teklif ettiler ameliyat olacağım dedim, reddettim. Sana da gitme dedim senin temizliğini iyi kalbini ben bilirim. Seni kim üzüyorsa onu üzerim. Kaç yıldır seninle çalışıyorum bir gün dejenere bir hareketini görmedim ama sana gitme dedim dinlemedin. Ne işin var senin o ortamda” ifadelerini kullandı.

“BANA BAK SEREN, SEN NE ZAMAN BÜYÜDÜN DE KENDİNDEN EMİN ŞEKİLDE KONUŞUYORSUN?”
Serengil’in sözlerine sinirlenen Bülent Ersoy ise Instagram hesabından zehir zemberek bir paylaşım yaparak şu sözlerle karşılık verdi: “Bana bak Seren Serengil, ‘Seni üzeni ben de üzerim’ diye bir yorumda bulunmuşsun. Sen ne zaman büyüdün de senden çok büyükleri üzecek duruma geldin? Bir de kendinden çok emin bir şekilde ‘Gerçekleri benden duyun’ diyorsun. Sen neyi gördün, neyi duydun, neyi biliyorsun da herkes senden öğrenecek bu gerçekleri? Bir de bu yaptığın yetmezmiş gibi bu söylenenler iftira diye konunun içeriğindeki şahsa sahip çıkıp beni de yalancı çıkartmaya çalışıyorsun. Zira ben hiçbir konuda emin olmadan iyi ya da kötü yorum yapmam, suçlamada da bulunmam. Vebal almam kul hakkına da girmem.”
“ŞUNU KAFANIN HER YERİNE YAZ BEN KISKANMAM, KISKANILIRIM”
“Bak kızım ben hayatımda hiç yalan söylemedim hiç kimseye de iftira atmadım. Senin o ağızların bana sökmez haa diyorsan ki ‘Bu rezilliğe ben de çanak tutup onaylıyorum’ o zaman başka. O da senin kendi hür iraden ve tercihin olur. O şahsın Selin Ciğerci ile beraber Ebru Gündeş hanımefendiyi dinlemeye gitmesi beni ne enterese eder kaldı ki sevgili Ebru’nun konser verdiği tarih bundan en az iki hafta önce idi yine ayrıca ben koskoca kadın oturup da sevgili Ebru’yu ya da sevgili Sibel’i ya da genç çocuklarımı kıskanacak konumda birisi miyim? Hepiniz evlerinizde oturuyorken çalışan en kafa isimler dükkan açamıyorken hepinizin ablası olan 73 yaşındaki ben okuduğum gazinoyu kapıların dışına kadar müşterilerle her zaman her yerde olduğu gibi yine zınga zıng dolduran ve müşteri izdihamı yaşatan yine ben. Oturup da bu bahsettiğim çocuklarımı mı kıskanacağım ha? Şunu kafanın her yerine yaz bir kere ben kıskanmam, kıskanılırım.”

“YAŞINDAN BÜYÜK LAFLAR ETME, ELİMDEKİ DELİLLERLE SEN DE ÇOK UTANIRSIN”
“Bu 50 sene boyunca hep de böyle oldu çünkü ben her devrin kadınıyım. Ayrıca mevsimler değişir ama benim popülatirem hiçbir zaman değişmez ve değişmeyecek de inşallah. Onun için böyle yaşından büyük çok bilmiş laflar etme çünkü zamanı geldiği vakit elimdeki var olan delillerle sen de çok utanırsın ve çok utanacaksın da tüm kamuoyu önünde. Kendi dişine göre kişileri bul ve onlara muhalefet edip primini yap. Ben sana 100 numara büyük gelirim çocuğum. Hadi şimdi kime sahip çıkıyorsan çık beni de nasıl üzebiliyorsan üz bakalım da bir görelim üzülmek nasıl oluyormuş. Hodri meydan.”


“HUKUKİ HAKLARIMI SONUNA KADAR ARAYACAĞIM”
Bülent Ersoy’un ortaya attığı iddiaları kesin bir dille yalanlayan Tolga Karataş, Instagram hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Bugün hakkımda ortaya atılan ve tamamen asılsız olan iddialarla ilgili kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla bu açıklamayı yapma gereği doğmuştur. Bülent Ersoy tarafından hakaretlerle ve cinsel şiddet içeren bir üslupla cinsel yönelimimi hedef alarak konakladığım yerde farklı insanlarla birliktelik yaşadığım şeklinde ithamlar dile getirilmiştir. Mesai saatleri dışındaki hayatımın bana ait olduğu vurgusu ile diğer bütün iddiaları kesinlikle reddediyor ve açıklamada yer alan tüm hakaretlere ilişkin hukuki haklarımı sonuna kadar savunacağımı kamuoyuna duyurmak istiyorum.”
“KİŞİLİK HAKLARIMA ZARAR VERİYOR”
“Bu tür ağır ve dayanıksız ithamlar, kişilik haklarıma ciddi şekilde zarar vermekte olup bu şahsın basına yapmış olduğu açıklamalar nedeniyle var olan hakaretlere ilişkin olarak savcılığa suç duyurusunda bulunacağımı ve ayrıca manevi tazminat haklarımı kullanacağımı belirtmek isterim. Ayrıca bu şahsın iftiralarının arka planında yatan gerçeklerin de kamuoyunca bilinmesi gerektiğine inanıyorum. Bahsi geçen kişinin yapımdan ayrılma isteği için bu durumu bahane ederek şahsıma yönelik iftiralar atmayı seçmiş olması son derece üzücüdür. Bu tür mesnetsiz suçlamalarla profesyonel ve kişisel itibarımı zedelemeye çalışmak, kabul edilemez ve hukuki olarak karşılıksız kalmayacaktır.”

BÜLENT ERSOY, TOLGAHAN KARATAŞ’IN ÖZEL HAYATINI İFŞA ETTİ
Instagram hesabından yazılı bir açıklama yaparak hem Dünya Güzellerim’den ayrıldığını duyuran hem de Tolgahan Karataş’ın özel hayatını ifşa eden Bülent Ersoy, şu ifadeleri kullandı: “Her zaman şeffaf olmayı yeğleyen bir kişi olarak bu kez yine aynı şeffaflıkla sizleri bir konu hakkında bilgilendirmek istediğim için bu duyuru yazımı kaleme aldım efendim. Dünya Güzellerim Tatilde programında makyörüm olarak çalışan Tolgahan Karataş’ın sokaktan bulup getirdiği bazı erkeklerle uygunsuz davranış biçimleri içerisinde olduğunu duydum.”

“YÖNETİM KADROSUNDAN BİRİ DE 3 KİŞİ OLARAK BU DURUMA EŞLİK ETTİ”
“Bu iş ortamı ve iş etiğine uygun olmayacak davranış biçimlerinden oradaki bazı ekip personelinin de bilgisi olduğunu öğrendim. Hatta ve hatta uygunsuz davranış biçimleri sergilenen ortamda 3. kişi olarak yönetim kadrosundan bir kişinin daha bu durumlara eşlik ettiğini biliyorum ama şu anda ismini telaffuz etmek istemiyorum.”
“GECE YARISI VİLLADAN KOVDURDUM”
“Hal böyle olduğu içim makyör Tolgahan Karataş beyefendi ile olan iş akdimi tek taraflı olarak feshettim zira bunlar benim hayat felsefem gereği, yaşam tarzıma, bulunduğum mevkiye, kişiliğime ve starıma ters düşen davranış biçimleridir. Ve bu davranış biçimleriyle karşı karşıya bırakıldığım için kendisini gece yarısı villadan kovdum ve kovdurdum. Makyör beyefendi de kendisini savunmak adına ‘Ben homoseksüelim ve bazı ihtiyaçlarım var. Bunları karşılamak için de kimseden izin almam, kimseye de hesap vermem’ gibi bir açıklama yaptı.”

“GİDER PARANIZI VERİR OTELDE KENDİNİZİ DUVARDAN DUVARA VURDURURSUNUZ”
“İçerisinde bulunduğu durumun rezaleti yetmiyormuş gibi olmayan şahsiyeti bu savunmaları ile iyice dibe vurdu. Ben de kendisine sizin hangi cinsiyete sahip olduğunuz ya da canınızın neler çekip çekmediği, kendisini nasıl tatmin edip etmeyeceğiniz ya da tatmin ettireceğiniz tarzlar beni enterese etmez. Beni enterese eden sadece sizi çok basit bir ruha ve kalitesiz bir kişiliğe sahip olup bu villaya dışarıdan, sokaktan adam bulup çekimleri yapılmış olduğunu villanın içerisine sokup iş etiğine uygun olmayan bu basit davranışları sergilemiş olmanız. Çünkü herkes her şeyi yapabilir ama bu burada efkar-ı umumiyenin huzurunda bu işler olmaz beyefendi. Dışarıya gider paranızı verir otel odanızı tutar orada bu seviyesiz davranış biçimlerinizi kendinizi duvardan duvara vurdurup yaşarsınız diyerek kendisini gecenin bir yarısı o cünüp haliyle kapının önüne koydurdum.”
“11. BÖLÜMLE KENDİ FİNALİMİ VERDİM”
“Ayrıca buradaki bazı kişilerin yönetim noksanlıkları gereği ve başıboş davranış biçimleri sebebiyle daha fazla bu mahallevari avam ortamda kalamayacağımı Bloom Medya patronu sayın Uygar Ataş beyefendiye de ilettirip 11. bölümde kendi finalimi verdim ve programdan ayrıldım. Şimdi de evime dönüyorum.”



“TOLGAHAN SOKAKTAN BULDUĞU ERKEKLERLE UYGUNSUZ DAVRANIŞLAR İÇİNDEYDİ”
Instagram hesabından yazılı bir açıklama yaparak Tolgahan Karataş’ın özel hayatını ifşa eden Bülent Ersoy, şu ifadeleri kullandı: “Her zaman şeffaf olmayı yeğleyen bir kişi olarak bu kez yine aynı şeffaflıkla sizleri bir konu hakkında bilgilendirmek istediğim için bu duyuru yazımı kaleme aldım efendim. Dünya Güzellerim Tatilde programında makyörüm olarak çalışan Tolgahan Karataş’ın sokaktan bulup getirdiği bazı erkeklerle uygunsuz davranış biçimleri içerisinde olduğunu duydum.”
YÖNETİM KADROSUNDAN BİRİ DE 3 KİŞİ OLARAK BU DURUMA EŞLİK ETTİ”
“Bu iş ortamı ve iş etiğine uygun olmayacak davranış biçimlerinden oradaki bazı ekip personelinin de bilgisi olduğunu öğrendim. Hatta ve hatta uygunsuz davranış biçimleri sergilenen ortamda 3. kişi olarak yönetim kadrosundan bir kişinin daha bu durumlara eşlik ettiğini biliyorum ama şu anda ismini telaffuz etmek istemiyorum.”
“GECE YARISI VİLLADAN KOVDURDUM”
“Hal böyle olduğu içim makyör Tolgahan Karataş beyefendi ile olan iş akdimi tek taraflı olarak feshettim zira bunlar benim hayat felsefem gereği, yaşam tarzıma, bulunduğum mevkiye, kişiliğime ve starıma ters düşen davranış biçimleridir. Ve bu davranış biçimleriyle karşı karşıya bırakıldığım için kendisini gece yarısı villadan kovdum ve kovdurdum. Makyör beyefendi de kendisini savunmak adına ‘Ben homoseksüelim ve bazı ihtiyaçlarım var. Bunları karşılamak için de kimseden izin almam, kimseye de hesap vermem’ gibi bir açıklama yaptı.”
“GİDER PARANIZI VERİR OTELDE KENDİNİZİ DUVARDAN DUVARA VURDURURSUNUZ”
“İçerisinde bulunduğu durumun rezaleti yetmiyormuş gibi olmayan şahsiyeti bu savunmaları ile iyice dibe vurdu. Ben de kendisine sizin hangi cinsiyete sahip olduğunuz ya da canınızın neler çekip çekmediği, kendisini nasıl tatmin edip etmeyeceğiniz ya da tatmin ettireceğiniz tarzlar beni enterese etmez. Beni enterese eden sadece sizi çok basit bir ruha ve kalitesiz bir kişiliğe sahip olup bu villaya dışarıdan, sokaktan adam bulup çekimleri yapılmış olduğunu villanın içerisine sokup iş etiğine uygun olmayan bu basit davranışları sergilemiş olmanız. Çünkü herkes her şeyi yapabilir ama bu burada efkar-ı umumiyenin huzurunda bu işler olmaz beyefendi. Dışarıya gider paranızı verir otel odanızı tutar orada bu seviyesiz davranış biçimlerinizi kendinizi duvardan duvara vurdurup yaşarsınız diyerek kendisini gecenin bir yarısı o cünüp haliyle kapının önüne koydurdum.”
11. BÖLÜMLE KENDİ FİNALİMİ VERDİM”
“Ayrıca buradaki bazı kişilerin yönetim noksanlıkları gereği ve başıboş davranış biçimleri sebebiyle daha fazla bu mahallevari avam ortamda kalamayacağımı Bloom Medya patronu sayın Uygar Ataş beyefendiye de ilettirip 11. bölümde kendi finalimi verdim ve programdan ayrıldım. Şimdi de evime dönüyorum.”
]]>Meksika’nın Survivor’u olarak bilinen La İsla isimli yarışma programının Yunanistan etabından sonra başlanan Türkiye’de çekimleri devam ediyor. Eylül ayına kadar 3 ay boyunca sürecek projenin 6. ve 7. bölüm çekimleri Bartın ile Zonguldak’ta gerçekleştiriliyor. Bartın’da yapılan çekimlerin son gününde Bartın Valisi Nurtaç Arslan, İl Kültür ve Turizm Müdürü Özlem Koçak ile birlikte çekim ekibini ziyaret etti. Proje kapsamında Meksika’dan ve Türkiye’nin farklı illerinden gelen çalışanları ile sohbet eden Vali Arslan, yarışmaların yapıldığı parkuru da gezerek gördü.
Nurtaç Arslan’a yarışma hakkında bilgi veren Yönetmen Arif Çabuk, Bartın ve Zonguldak’tan sonra ise çekimlerin Çanakkale’de devam edeceğini söyledi. Vali Arslan’ın, “Çanakkale’nin merkezinde mi konaklayacaksınız?” sorusu üzerine Çabuk, “Geyikli tarafına geçeceğiz” dedi. Çabuk’un cevabı üzerine ise Vali Arslan, ünlü komedyen Ata Demirer’in ismini hatırlamaya çalıştı. Gazetecilerin verdiği kopya ile ünlü komedyenin ismi hatırlayan Vali Arslan, “Evet Ata Demirer’in yaşadığı yer” cevabını verdi. Vali Arslan ve Yönetmen Çabuk arasında kısa bir Ata Demirer sohbeti gerçekleştirildi.
Vali Arslan, yaptığı açıklamada, “Meksika yayınlanacak La İsla programının çekimleri ilimizde gerçekleştiriliyor. Yaklaşık 1 haftadır, 200 kişiyi aşkın ekipler arkadaşlarımız çekimlerini yapıyorlar. Bu çekimlerin Bartın’da yapılması bizim için çok anlamlı. hem ilimizde hem de yurt dışında, bölgemizi ve ülkemize tanıtacaktır. Hem ülke hem de bölge turizmine katkı sunacağı kanaatindeyim” dedi.
Bartın’a hayran kaldılar
Yönetmen Arif Çubuk ise, Bartın’ı çok beğendiklerini ve burada çalışmaktan mutlu olduklarını ifade etti. Muhteşem doğasının yanı sıra yöre halkının kendilerine yoğun ilgi gösterdiğini vurgulayan Çabuk, kentteki güvenlik güçlerinden, yerel yönetici, kamu görevlilerine kadar herkesin kendilerine çok yardımcı olduğunu ifade etti. Vali Arslan ve Müdür Koçak’a da teşekkür eden Çabuk “Her konuda çok yardımcı oldunuz, çok teşekkür ederim. Ayrıca bu kültürü Meksika’da göstermek bizleri de çok mutlu ediyoruz” şeklinde konuştu.
3 bölümü Yunanistan’da, 4 bölümü Türkiye’de çekildi
Toplamda 13 bölüm halinde gerçekleşecek olan ve 3 ay çekimi süren La İsla isimli yarışma programın şua ana kadar 3 bölümü Yunanistan’da, 4 bölümü Türkiye’de olmak üzere 7 bölümün çekimleri tamamlandı. İstanbul, Bolu ve Bartın ve Zonguldak’ta çekimi yapılan yarışmanın kalan 10 bölümü ise Çanakkale, Bursa, İzmir, Antalya gibi illerde devam etmesi planlanıyor.
Bartın ve Zonguldak için yeni bir yarışma müjdesi
Acun Medya tarafından hazırlanacak olan ve survivor tarzından farklı bir yarışma programının yayınlanması için farklı ülkelerdeki televizyon kanalları ile görüştüğü öğrenildi. Yunanistan’daki bir televizyon kanalı ile anlaşmanın yakın olduğu öğrenilen yarışma programı için çekimlerin yine Türkiye’de yapılması planlanıyor. Program için Türkiye’de öncelikle tercih edilecek bölgenin ise Zonguldak ve Bartın illeri olduğu belirtildi. Yarışmanın Genel Yönetmeni Arif Çabuk, yaklaşık 1 ay boyunca çekimleri sürecek yarışma programı için Zonguldak ve Bartın arasında yer belirleme çalışmaları yürütüldüğünü kaydetti. Keşif ekibinin Bartın ve Zonguldak arasında yarışma parkurunun kurulabileceği en güzel alanı aradığını anlatan Çabuk, “Şu an bir araştırmadayız. Bartın ve Zonguldak arasında bakıyoruz. Proje netleşince bakacağız. Bu proje ise Yunanistan’a çekilecek gibi duruyor. Biz sadece Meksika’ya değil, toplamda 11-12 ülkeye proje yapıyoruz. Tekrardan Türkiye’yi tanıtmak ve ilerletmek amacıyla projelerimize devam ediyoruz” dedi.
Yeni projenin Bartın’da çekilmesi için girişimde bulunduklarını vurgulayan Vali Arslan ise, “Projenin Bartın’da gerçekleşmesi için istişare halindeyiz. Kendileri Bartın’ımızı gerçekten çok beğendiler. İnşallah yeni projede de birlikte olacağız” diye konuştu. – BARTIN
]]>“3 SUÇU İŞLEMEDİKLERİ AÇIKÇA ORTADA”
Açıklamada “İlk olarak, Vergi Usul Kanunu’na Muhalefet Suçu’ndan dosya tefrik edilmiş ve tüm şüpheliler hakkında tahliye kararı verilmiştir. Bahse konu soruşturma dosyası halen derdesttir. Sayın savcılık makamı tarafından Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu, Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama Suçu (Kara Para) ve Yasa Dışı Bahis Suçu (7258 Sayılı Kanuna Muhalefet) olmak üzere üç ayrı suçtan sanıkların cezalandırılması istemiyle iddianame tanzim edilmiştir ve gelinen aşamada 4 Eylül 2024 tarihinde İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dosyanın ilk duruşması yapılacaktır. İddianame içeriği ve dosyadaki somut deliller, müvekkillerin halihazırda tutuklu olduğu bu üç suçun işlenmediğini açıkça ortaya koymasına rağmen, kamuoyuna bilinçli olarak yanlış bilgiler servis edilmiştir.” ifadeleri yer aldı.
“KAMUOYUNDA BELİRTİLENLER GERÇEĞİ YANSITMIYOR”
Müvekkillerin bahse konu suçları işleyip işlemedikleri hususunun detaylıca araştırıldığını ve 11.06.2024 tarihinde Masak tarafından 657 sayfalık Nihai Aklama Ön Raporu sunulduğu ifade edildi. Bahse konu raporun; 609. sayfasında; örgütsel faaliyetlere ilişkin bir delile ulaşılamadığı. 613. sayfasında; gelirlerin meşru yollardan elde edildiği, Yine aynı sayfada, kamuoyunda belirtilenin aksine, aslında kara para aklandığı yönündeki iddiaları mevcut imkanlar ve ulaşılan veriler doğrultusunda gerçeği yansıtmadığının tespit edildiği vurgulandı.
“NİHAİ RAPOR DEĞİL, MASAK 1’NCİ RAPORU SERVİS EDİLDİ”
Açıklamanın devamında ise “Görüldüğü üzere, Nihai Aklama Ön Raporu’nda müvekkillerin halihazırda tutuklu olduğu diğer üç suçun oluşmadığı açıkça belirtilmiştir. Ancak üzücüdür ki kamuoyuna bu açık tespitlerin yer aldığı Nihai Rapor değil, savcılık makamının üstünlük tanıdığı MASAK 1. Rapor servis edilmiştir. Bu raporda aklama suçuna İlişkin eylemler olabileceği belirtilmiş ve 2. Raporda ise bu tarz eylemlerin olup olmadığına dair araştırma yapılmasının uygun olacağı belirtilmiştir. Ve nihayetinde yapılan araştırmalar sonucunda Nihai Aklama Raporu tanzim edilmiş ve bu raporda örgütsel faaliyetin olmadığı, gelirlerin meşru yollardan elde edildiği ve kara para aklandığına dair iddiaların gerçeği yansıtmadığı tespit edilmiştir.” dendi.
“LİNÇ KAMPANYASININ SON BULMASINI TALEP EDİYORUZ”
Müvekkilleri hakkında yürütülen linç kampanyasının son bulmasını isteyen avukatlar, son olarak “Vurun abalıya anlayışı ile lekelenmeme hakkının pervasızca ihlal edildiği, gerek soruşturma yöntemiyle ve gerekse de toplanan delilleri ile ileride hukuk fakültelerinde pratik ders olarak anlatılacak bu dosyada, suçu işlemediği sabit olan müvekkillerimiz için yürütülen bu linç kampanyasının artık son bulmasını talep ediyoruz. Dosyanın avukatları olarak, suçun işlenmediğine dair raporlara rağmen yalnızca soyut ve asılsız tanık beyanları ile halihazırda tutuklu kalmaya devam eden müvekkillerimizin, aylardır süren haksız tutukluluğun derhal son bulması için elimizden gelen tüm gayreti göstermeye devam edeceğimizi bildiriyor, yargılama sürecine herkesin saygılı davranmasını temenni ediyoruz.” ifadelerine yer verdi.
]]>“DİLAN POLAT BENİM ECE RONAY’LA GÖRÜŞTÜĞÜMÜ GÖRÜNCE LİNÇ EDİCİ PAYLAŞIMLAR YAPTI”
Engin ve Dilan Polat çiftinin de aralarında bulunduğu 28 şüpheli kara para aklama iddiasıyla yargılanıyor. Polat’larla ilgili hazırlanan iddianamede başka bir soruşturma kapsamında cezaevinde bulunan sosyal medya fenomeni Erkan Şahin’in tanık olarak verdiği ifade de yer aldı. Polat çiftiyle bir dönem iş birliği yaptığı ancak sonra araların açıldığını söyleyen Şahin, yaptığı intikam planını da şöyle anlattı:”Fenomenim ve sosyal medya tanıtım ajansım var. Engin-Dilan Polat çiftini ve yanlarındaki Mıstık’ı da Seyhan Soylu’nun çalışanı Ahmet Selim Yazıcı vasıtasıyla tanıdım. 16 Mart 2021 tarihinde buluştuk ve 2022 yılının şubat ayına kadar iş birliği yaptık. Kazancın yüzde 40’ı benim yüzde 60’ı da onların olacaktı ama bütün parayı bana verdiler. Dolayısıyla onlara karşı sempatim artmıştı. Ben şubat ayında Ece Ronay ile buluşup video çektiğim için benim hesabımı kapattırdılar. Durumu Dilan Polat öğrenince de benim hakkımda linç edici ve saldırgan paylaşımlar yapmaya başladı.”
“BENİ SOSYAL MEDYADA BİTİRİP BARINDIRMAYACAKLARINI SÖYLEDİLER”
“Ece Ronay o dönem güzellik merkezleri açmak istediği için onlarla arasında ilçeler ve semtlerden dolayı bir anlaşmazlık vardı. Olayların ardından Mıstık ile görüştüğümde bana açık açık ya sadece onlarla çalışmam gerektiğini ya da beni sosyal medyada bitirip, barındırmayacaklarını söyledi. Hiçbir suçun yokken bu saldırıya uğradığım için sinirlendim. Zira ben sadece sosyal medya fenomeni olarak para kazanıp geçimimi sağlıyordum.”
“POLATLARIN BİLGİSAYARLARINA UZAKTAN BAĞLANIP İÇERİKLERİNE BAKTIM”
Bu kızgınlıkla onların cep telefonlarına ve bilgisayarlarına uzaktan erişim sağlayıp, içeriklerini görmek istedim. Biz buna bilişim dünyasında, ‘rat atma’ deriz. Bir kişinin telefon ya da bilgisayarına rat atıldığında o kişinin telefonunda ki bütün veriler görülebilir. Bu bir uzaktan erişim türüdür. Kişi telefonuna rat atıldığının farkında bile değildir. Yani bir çeşit hack yöntemidir. Ben de yıllardır bilişim işleriyle uğraşmış biri olarak kızgınlıkla 2022 yılının Ekim ayında Engin Polat’ın telefonuna, 2023 yılının Şubat ayı gibi ise Dilan Polat ve Engin Polat’ın telefonlarına, 2023 yılının Ağustos ayında ise Mıstık isimli şahsın telefonuna rat attım. Sonraki süreçte erişim sağladığım bu dijital materyallerde işime yarayabileceğini düşündüğüm bilgileri toplamak istedim.
“ENGİN POLAT’IN YASA DIŞI BAHİSLE ALAKALI KONUŞMALARINI GÖRDÜM”
“Engin Polat’ın telefonu takip ettiğim dönem içerisinde, ICQ üzerinden yaptığı yazışma içeriklerinden yasa dışı bahis ile alakalı konuşmalar yaptıklarını gördüm. Ancak konuştuğu kişilerin kim olduğunu üzerinden zaman geçmesi sebebiyle hatırlamıyorum. Hatırladığım kadarını burada size anlatmaktayım. Örneğin Engin Polat yaptığı yazışmalarda, bir yasa dışı bahis sitesinin yasa dışı bahis oranları ile alakalı konuşmalar yapıyordu. Casino olarak bilinen bir sistemden söz ediyordu. Bu site ve sistem kapsamında oynanacak bahislerde kendi payına kalacak tutarlardan, günlük kazançlardan ve cirodan söz ediyordu.”
“ENGİN BAHİS SİTESİNE 10 MİLYON TL SERMAYE KOYDU”
“Ben bu yazışmaları gözümle gördüm. Yine bir bahis sitesi kapsamında kazanılacak paralardan söz ediliyordu. Hatta bu ikinci bahsettiğim siteye Engin’in koyduğu bir sermaye ve anapara gibi bir büyük tutardan söz ediliyordu. Hatta bu anaparanın tutarının 10 milyon TL’lerle ifade edilebilecek kadar yüksek olduğunu hatırlıyorum ancak tam rakamı hatırlamıyorum. Yine Engin, bu konuşmalarında bu bahis işlerine Veysel isimli soy adını tam olarak hatırlamadığım bir büyüğünün yönlendirmesiyle girdiğinden söz ediyordu.
“ANA PARANIN YÜZDE 40’INI KRİPTO PARA OLARAK ALIYORDU”
Yine konuşmalardan anladığım kadarıyla, Engin Polat bu kurulan sitelere koyduğu anaparasının yüzde 40’ı kadarını kar payı olarak günlük şekilde kripto para olarak geri alıyordu. Benim konuşmalarda gözlemlediğim sistem bu şekildeydi. Ben bu sitelerin ne amaçlı olduğunu araştırmaya başladım ve sitelere erişim sağlamak istediğimde, bu sitelerin her gün engellendiklerini gördüm. Ancak bu engellemede kolay şekilde bertaraf edilebilmişti, zira bugün siteye erişim engeli aldığında yarın yeni site üstünden tekrar faaliyete başlıyordu. Dolayısıyla gördüğüm kadarıyla bu yasadışı bahis sisteminin önüne geçilebilmiş değildi. Hatta işi o kadar ileriye taşımışlardı ki ben bu dönemde Dilan Polat’ın sosyal medya hesaplarından bu yapının Instagram çekilişi şeklinde reklamını yapmıştı. Yani kendi takipçilerine o hesabı takip edenler arasından bir çekiliş yaparak ödüllendireceğini belirtmişti ve bu sitenin takipçi sayısını artırmıştı.
“KENAN ÖZKAN, İLAYDA TOPAL VE NEZ DEMİR’İN DE KRİPTO PARA TRANSFERİ VARDI”
Ben yine bu sitelerin menşeini araştırdığımda, bu sitelerin Gürcistan Batum menşeili olduklarını, dijital iz sürerek tespit ettim. Soruşturma kapsamında istenirse siber birimler bunu kolaylıkla tespit edebilecektir. Yine Engin Polat’ın telefonuna uzaktan erişim sağladığım dönemde konuşma içeriklerinde, Kenan Özkan, İlayda Topal, Tolunay Topal ve Nez Demir’in kripto para transferinde yer aldıklarına dair gözlemlerim oldu.
“ENGİN, KENAN’A KASA GELİRİ OLARAK KRİPTO PARA GÖNDERİYORDU, EKRAN GÖRÜNTÜLERİNİ KAYDETTİM”
Zira örneğin; Kenan Özkan ile Engin Polat arasındaki bir görüşmede, kripto para aktarımı için kullanılan cüzdan numarası paylaşımlarına rastladım.Bir kripto para türünün transferine ilişkin bir konuşmaydı. Bu konuşmada Engin, Kenan’a kasa gelirin olarak bu kripto para gönderimini yapmış oluyordu. Yine Engin’in Nez Demir ile yaptığını düşündüğüm bir konuşmada, Nez’in sosyal medya paylaşımlarından yukarıda bahsettiğim sitelerin reklamlarını yapacağını ve bu kapsamda payını alacağını gözlemledim. Yine Engin’in Tolunay ile yaptığı bir konuşmada, kasa sohbetinin geçtiğini ve aralarında bir kripto cüzdan numarası paylaşımı olduğunu gördüm. Ben tüm bunları ekran görüntüsü alarak kaydettim.
“ENGİN, ÜÇÜNCÜ ŞAHISLARIN KART BİLGİLERİNİ DEPOLUYORDU”
“Yine ben Engin’in üçüncü şahıslarla yaptığı konuşmalarda mail order yöntemiyle para kazandığını, Engin’in telefonunda bir çok üçüncü şahsın adına kayıtlı olan kredi kartı 16 haneli numaralarını cvv kodlarını ve son kullanma tarihlerini depoladığını görmüş oldum.”
“DİLAN VE ENGİN’İN YASA DIŞI BAHİSLERLE İLGİLİ VERİLERİ DEPOLADIM, KIZGINLIKLA YAPTIM”
“Benim o dönem itibariyle daha da gözlemlediğim ve Engin Polat, Dilan Polat çiftinin yasa dışı bahis ile bağlantısını ortaya koyabileceğini düşündüğüm verileri uzaktan erişerek kendimde depoladım. Sonrasında bu verileri bir usb içerisine koydum. Ben bir bilişim uzmanı ve fenomen olarak bana çok ağır derecede saldırıda bulundukları için bu şahısların dijital materyallerine uzaktan erişim sağlayarak kızgınlıkla böyle bir şey yaptım. Esasında bunun teknik ve hukuken doğru olmadığını biliyorum ancak bu elde ettiğim verileri adli makamlarla paylaşmanın da en doğru şey olacağına karar verdim.
“ELDE ETTİĞİM VERİLERİ CİMER’E ŞİKAYET ETTİM”
Hatta şunu da söyleyeyim; ben o dönem itibariyle elde ettiğim bu verileri, Cimer’den şikayet ederek, Usom’dan başvuru yaparak ve devlet kurumlarına mail atarak birçok yol ile devlet makamlarına ilettim. Ancak görüyorum ki bugüne kadar işleme koyulmamış. Bu sebeple soruşturmadan haberdar olunca soruşturmaya katkı sağlamak için sizlerle bunu paylaşmak istedim. Resmi kurumlar olduğu için benim bu şahısların bahisle ilişkisini ortaya koymaya çalıştığım başvurularımın sizin soruşturmanızın bile öncesinde olduğu resmi şekilde teyit edilebilir.”
Benim yukarıda bahsettiğim usul ile uzaktan erişim sağlayarak Dilan Polat ve Engin Polat’ın dijital materyallerinden elde ettiğim tüm veriler cezaevine girmeden önce ikamet ettiğim ve şuan halen annemin yaşadığı adreste bulunan usb içerisindedir. Benim bu tarz eşyaları bulundurduğum bir kutum var, onun içerisindedir. Bu kutu da benim odamda bilgisayar masamın bulunduğu alandadır. Bu usb içerisinde bahsettiğim konuşmalar şifresiz şekilde yer almaktadır. Dosya dosya klasör yapmıştım. Dijital materyallere nasıl eriştiğimi gösteren kısım ise şifrelidir. Ben bu usb’yi soruşturma makamları temin edemezse, ben avukatım aracılığıyla da Cumhuriyet Başsavcılığınıza gönderebilirim. Benim bilgim ve görgüm bundan ibarettir.”
]]>3 AYRI SUÇLAMA
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından Dilan ve Engin Polat’ın da aralarında olduğu 28 şüpheli hakkında kara para akladıkları iddiasıyla iddianame düzenlenmişti. Savcılık Polat çiftinin ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurma yönetme’, ‘suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama’ ve ‘7258 Sayılı Futbol Ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis Ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a muhalefet’ suçlarından cezalandırılmasını istemişti.
TUTUKLULUKLARI DEVAM EDECEK
Gazeteci Emrullah Erdinç, Polat ailesinin 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki ilk duruşmasının 4 Eylül’de yapılacağını duyurdu. Duruşmayla ilgili X hesabından bilgi veren Erdinç “İddianamenin kabul edilmesinden sonra 2. Asliye ceza mahkemesi Polat ailesinin ilk duruşmasının adli tatilin hemen sonrasında, 4 Eylül’de yapılmasına karar verdi. Ayrıca aylık tutukluluk değerlendirmesi de bugün nöbetçi sulh ceza yerine ilk kez yargılamanın yapılacağı 2. Asliye Ceza mahkemesinde görüldü. Hakim, Dilan Polat dahil tüm tutukluların tutukluluk haline devam kararı verdi. 9 Ağustos tarihinde de aylık tutukluluk değerlendirmesi yapacağını açıkladı. Avukatlar bu karara itiraz edeceklerini belirttiler.
2017 YILINDAN İTİBAREN YASA DIŞI YOLLARLA PARA KAZANILDI
İddianamede, şüpheli Engin Polat’ın 2017 yılında dosya içerisindeki tespitlere göre yasal olmayan bir yoldan KKTC ülkesine gidip uluslararası yasa dışı bahis organizatörleri Derkan Başer ve Veysel Şahin ile kurduğu irtibat sonrası bu şahısların ekibine dahil olduğu, bir süre KKTC’de fiilen bu şahısların yasa dışı bahis organizasyonlarından müdür ve benzeri sıfatlarla çalıştığı, aradan geçen süreçte hızlı bir yükseliş gösterdiği ve kendini kabul ettirdiği, jasminbet isimli yasa dışı bahis sitesinin tamamen kendisine bırakıldığı, şüpheli Engin Polat’ın 2017 yılından itibaren yasa dışı yollardan kazanılacak para sayesinde zenginleşmeyi amaçlayan bir yapıyı kurmaya başladığı, Engin Polat’ın nihai hedefinin yasa dışı bahis organizasyonlarından kazanılan paraların kripto varlıklara çevrilmesini takiben kendine düşen payı alındıktan sonra yurt dışında bulunan Derkan Başer’e aktardığı kaydedildi.
AMAÇLARINI PERDELEMEK İÇİN GÜZELİK MERKEZİ AÇTILAR
Hazırlanan iddianamede, yasal olmayan bir kaynak olarak bahis parasının kripto paralara çevrilerek sistem içerisinde tespiti ve kontrolü olmaksızın kripto cüzdanlar içerisinde aklanıp nakledilmesi, gerektiğinde şirketler arasında nakit yatırıp çekilmek suretiyle gezdirilmesi şeklinde kurulan perdeleme sistemi gereği bir bahis oyuncusunun yasa dışı bahis sitesinde eylemde bulunmak için yatırdığı paranın casus yazılımlar eliyle mail order sistemi vasıtasıyla şirketlere aktarıldığı ve takiben örgüt üyeleri tarafından gerçekleştirilen çok sayıda nakit çekme-yatırma şeklindeki işlemlerle ve sahte faturalar ile para gönderimlerinin yapılmasıyla takibin imkansız kılınmasına gayret gösterildiği, bu nedenlerle soruşturma konusu şahıs ve şirketlerin profesyonel bir taktik ve organizasyon ile nihai amaçlarını perdelemek için güzellik ve kozmetik sektöründe faaliyet gösteren onlarca şirketi kurdukları kaydedildi.
KARA PARAYI LÜKS ARAÇLARLA AKLAMAYI HEDEFLEDİLER
İddianamede, bir kısım yüksek tutarlı paranın da gerçek durumun ortaya çıkmaması amacıyla kripto cüzdanlar eliyle muhafaza edilip ilgilisine aktarıldığı ya da ihtiyaç halinde lüks yaşam içerisinde kullanıldığı, en sonunda Milda isimli şirkette aklamaya çalıştıkları, bu çerçevede miyonlar seviyesindeki paraları söz konusu şirketlerden nakit çektikleri, şirketler arasında gezdirdikleri ve Milda isimli şirkete nakit yatırarak bu şirket üzerinden alınacak taşınmaz ve lüks araçlar eliyle aklamayı hedefledikleri, haksız kazançların onlarca kez el değiştirip sanki gerçek bir ticari faaliyet varmış gibi gezdirildikten sonra kripto varlıklara çevirip kayıtsız hale getirilmesi eyleminin icra edildiği, suç örgütünün her bir aşamada özel olarak kendisine tanımlanan görevi icra eden üyesi aracılığıyla hareket ettiği ve eylemlerin yıllara yayılmış bir süreç içerisinde devamlılık arz eden bir yapı dahilinde suç işleme kararlılığıyla sürdürüldüğü kaydedildi.
KARA PARAYI SİSTEM İÇERİSİNE SOKMAK İÇİN ÖRGÜT KURDULAR
İddianamede, Engin Polat’ın örgüt yöneticisi, Dilan Polat, Sıla Doğu, Alper Kürşat Polat, Sezgin Polat, Mustafa Özalp ve Ahmet Gün’ün örgüt üyesi, Can Doğu’nun da aralarında bulunduğu 20 kişinin üye olarak yer aldığı suç örgütünün, büyük bir organizasyon halinde yasa dışı yollardan uhdeye geçirilecek “kara” parayı yasal sistem içerisine sokmak ve eritmek ile kripto cüzdanlar içerisinde saklayıp lüks yaşam dahilinde harcayıp kullanmak üzere kurulmuş olduğu ifade edildi.
40 YIL HAPİSLERİ İSTENDİ
Hazırlanan iddianamede, Engin Polat, Dilan Polat, Sıla Doğu, Sezgin Polat, Alper Kürşat Polat, Mustafa Özalp ve Ahmet Gün hakkında ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurma yönetme’, ‘suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama’ ve ‘7258 Sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a muhalefet’ suçlarından 40 yıla kadar hapsi istendi.
SERBEST BIRAKILAN ANNEANNE DE ÖRGÜT ÜYESİ ÇIKTI
Dilan Polat’ın kardeşi Can Doğu ve Engin Polat’ın soruşturma çerçevesinde serbest bırakılan 74 yaşındaki anneannesinin de bulunduğu 18 şüpheli hakkında “Suç İşlemek Amacıyla Kurulan Örgüte Üye Olma, “Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a muhalefet” ve “Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama” suçlarından 36 yıla kadar hapis cezası istendi.
]]>2017 YILINDAN İTİBAREN YASA DIŞI YOLLARLA PARA KAZANILDI
İddianamede, şüpheli Engin Polat’ın 2017 yılında dosya içerisindeki tespitlere göre yasal olmayan bir yoldan KKTC ülkesine gidip uluslararası yasa dışı bahis organizatörleri Derkan Başer ve Veysel Şahin ile kurduğu irtibat sonrası bu şahısların ekibine dahil olduğu, bir süre KKTC’de fiilen bu şahısların yasa dışı bahis organizasyonlarından müdür ve benzeri sıfatlarla çalıştığı, aradan geçen süreçte hızlı bir yükseliş gösterdiği ve kendini kabul ettirdiği, jasminbet isimli yasa dışı bahis sitesinin tamamen kendisine bırakıldığı, şüpheli Engin Polat’ın 2017 yılından itibaren yasa dışı yollardan kazanılacak para sayesinde zenginleşmeyi amaçlayan bir yapıyı kurmaya başladığı, Engin Polat’ın nihai hedefinin yasa dışı bahis organizasyonlarından kazanılan paraların kripto varlıklara çevrilmesini takiben kendine düşen payı alındıktan sonra yurt dışında bulunan Derkan Başer’e aktardığı kaydedildi.
AMAÇLARINI PERDELEMEK İÇİN GÜZELİK MERKEZİ AÇTILAR
Hazırlanan iddianamede, yasal olmayan bir kaynak olarak bahis parasının kripto paralara çevrilerek sistem içerisinde tespiti ve kontrolü olmaksızın kripto cüzdanlar içerisinde aklanıp nakledilmesi, gerektiğinde şirketler arasında nakit yatırıp çekilmek suretiyle gezdirilmesi şeklinde kurulan perdeleme sistemi gereği bir bahis oyuncusunun yasa dışı bahis sitesinde eylemde bulunmak için yatırdığı paranın casus yazılımlar eliyle mail order sistemi vasıtasıyla şirketlere aktarıldığı ve takiben örgüt üyeleri tarafından gerçekleştirilen çok sayıda nakit çekme-yatırma şeklindeki işlemlerle ve sahte faturalar ile para gönderimlerinin yapılmasıyla takibin imkansız kılınmasına gayret gösterildiği, bu nedenlerle soruşturma konusu şahıs ve şirketlerin profesyonel bir taktik ve organizasyon ile nihai amaçlarını perdelemek için güzellik ve kozmetik sektöründe faaliyet gösteren onlarca şirketi kurdukları kaydedildi.
KARA PARAYI LÜKS ARAÇLARLA AKLAMAYI HEDEFLEDİLER
İddianamede, bir kısım yüksek tutarlı paranın da gerçek durumun ortaya çıkmaması amacıyla kripto cüzdanlar eliyle muhafaza edilip ilgilisine aktarıldığı ya da ihtiyaç halinde lüks yaşam içerisinde kullanıldığı, en sonunda Milda isimli şirkette aklamaya çalıştıkları, bu çerçevede miyonlar seviyesindeki paraları söz konusu şirketlerden nakit çektikleri, şirketler arasında gezdirdikleri ve Milda isimli şirkete nakit yatırarak bu şirket üzerinden alınacak taşınmaz ve lüks araçlar eliyle aklamayı hedefledikleri, haksız kazançların onlarca kez el değiştirip sanki gerçek bir ticari faaliyet varmış gibi gezdirildikten sonra kripto varlıklara çevirip kayıtsız hale getirilmesi eyleminin icra edildiği, suç örgütünün her bir aşamada özel olarak kendisine tanımlanan görevi icra eden üyesi aracılığıyla hareket ettiği ve eylemlerin yıllara yayılmış bir süreç içerisinde devamlılık arz eden bir yapı dahilinde suç işleme kararlılığıyla sürdürüldüğü kaydedildi.
KARA PARAYI SİSTEM İÇERİSİNE SOKMAK İÇİN ÖRGÜT KURDULAR
İddianamede, Engin Polat’ın örgüt yöneticisi, Dilan Polat, Sıla Doğu, Alper Kürşat Polat, Sezgin Polat, Mustafa Özalp ve Ahmet Gün’ün örgüt üyesi, Can Doğu’nun da aralarında bulunduğu 20 kişinin üye olarak yer aldığı suç örgütünün, büyük bir organizasyon halinde yasa dışı yollardan uhdeye geçirilecek “kara” parayı yasal sistem içerisine sokmak ve eritmek ile kripto cüzdanlar içerisinde saklayıp lüks yaşam dahilinde harcayıp kullanmak üzere kurulmuş olduğu ifade edildi.
40 YIL HAPİSLERİ İSTENDİ
Hazırlanan iddianamede, Engin Polat, Dilan Polat, Sıla Doğu, Sezgin Polat, Alper Kürşat Polat, Mustafa Özalp ve Ahmet Gün hakkında ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurma yönetme’, ‘suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama’ ve ‘7258 Sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a muhalefet’ suçlarından 40 yıla kadar hapsi istendi.
SERBEST BIRAKILAN ANNEANNE DE ÖRGÜT ÜYESİ ÇIKTI
Dilan Polat’ın kardeşi Can Doğu ve Engin Polat’ın soruşturma çerçevesinde serbest bırakılan 74 yaşındaki anneannesinin de bulunduğu 18 şüpheli hakkında “Suç İşlemek Amacıyla Kurulan Örgüte Üye Olma, “Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a muhalefet” ve “Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama” suçlarından 36 yıla kadar hapis cezası istendi.
]]>DAVA AĞIR CEZADA GÖRÜLMEYECEK
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca, Dilan Polat, eşi Engin Polat, kardeşleri Can ve Sıla Doğu’nun da aralarında bulunduğu 16 şüpheli hakkında yürütülen soruşturma sonucu hazırlanan iddianameyi değerlendiren Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, davanın ağır ceza mahkemesine açılması gerektiğini bildirerek dosyayı iade etmesine Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz etti. Başsavcılığın itiraz kararında, görevli mahkemenin temel cezaya göre belirlenebilir olduğu, artırım maddesinin mahkemenin görevini belirlemede esas olmadığı vurgulandı.

POLAT OPERASYONUNDA NE OLMUŞTU?
İstanbul merkezli 6 ilde 1 Kasım 2023’te ve devamında düzenlenen operasyonlarda, Dilan Polat ve eşi Engin Polat’ın da aralarında bulunduğu 24 şüpheli gözaltına alınmıştı. Soruşturma kapsamında daha önce şirketlerinde yapılan aramalarda dijital materyal ve defterlere el konulan Polat çiftinin de yer aldığı şüphelilerle ilgili Mali Suçları Araştırma Kurulunca (MASAK) ön inceleme raporu hazırlanmış, raporda tasfiye halindeki 3 firmadan aile bireylerine ait şirketlere sözde ticaret karşılığında sahte fatura kesilmesi yöntemiyle 200 milyon lira para girişi olduğu belirlenmişti.

Paranın yine aile bireylerine ait şirketler arasında transfer edildiği, son aşamada ise Engin Polat’ın sahibi olduğu Milda Gayrimenkul isimli firmada toplanarak gayrimenkul ve çok sayıda araç alındığının tespitinin ardından İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, şüphelilerin kimliklerini belirlemiş, İstanbul merkezli Ankara, Yalova, Ordu, Kırklareli ve Manisa’da 43 adrese eş zamanlı operasyon düzenlemişti.
ŞİRKETLERE KAYYUM ATANMIŞTI
Soruşturma kapsamında çalışmalarını sürdüren ekipler, Dilan ve Engin Polat’a ait bir medikal şirketin Ankara’da başka bir firmaya isim hakkını verdiğini, bu firmanın hesabındaki 1 milyon 800 bin liranın da ortakların kişisel hesaplarına aktarılmaya çalışıldığını tespit etmişti. Dilan Polat, Engin Polat ve Sıla Doğu’nun da aralarında bulunduğu şüphelilerden 16’sı tutuklanmıştı. Hakimlik, 27 şirkete kayyum atanmasına hükmetmişti.

DİLAN POLAT’IN KARDEŞLERİ TAHLİYE EDİLDİ
Sulh Ceza Hakimliği, 14 Haziran’daki aylık tutukluluk incelemesinde, Dilan Polat’ın kardeşleri Can ve Sinem Sıla Doğu ile Can Polat, Gökay Bekar, Halit Polat, Harun Abak, Metin Yılmaz, Mustafa Özalp, Nilgün Yılmaz, Uğurcan Ayyıldız ve Zekai Tepe’nin adli kontrol hükümleri uygulanarak tahliye edilmesine hükmetmiş, diğer 5 şüphelinin tutukluluk halinin devamına karar vermişti.

4 AYRI SUÇ
Cumhuriyet savcılığının soruşturmayı tamamlamasının ardından hazırlanan iddianamede şüphelilerin “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama”, “yasa dışı bahis”, “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak” ve “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak” suçlarından cezalandırılmaları istenmişti. İddianamede, soruşturma kapsamına alınan 31 şirketin ve bu şirketlerin sahip olduğu taşınmaz, araç ve benzeri tüm malvarlığının müsadere edilip mülkiyetin kamuya geçirilmesi de talep edilmişti. Başsavcılık tarafından onaylanan iddianame, Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmişti.
İddianameyi inceleyen Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi, şüpheliler hakkında istenen cezalardaki artırım maddeleri dikkate alındığında, yargılamayı yapma konusunda yetkili mahkemenin Ağır Ceza Mahkemesi olduğunu belirterek dosyayı savcılığa iade etmişti.
]]>
Fotoğraf: AAYUNAN ADALARINA SADECE DENİZ, KUM VE EĞLENCE İÇİN GİTMİYORLAR
Ayvalık’tan da Yunan adalarına geçişlerin olduğunu belirten Başkan Ali Uçar, geçen yıl 105 bin kişinin bu şekilde Midilli’ye gittiğini kaydetti. Geçtiğimiz Ramazan ve Kurban Bayramı tatili dönemlerinde de 20 binden fazla kişinin Midilli’ye geçtiğini dile getiren Ali Uçar, şöyle konuştu:
“Yunan adalarına geçişin çok farklı nedenleri var bizden genelde Midilli’ye geçişler oluyor. İstanbul’a yakınlığı nedeniyle ve Schengen vizesini çalıştırmak ve yurtdışına çıkış gözükmesi için bu tür girişimlerde bulunanlar var ve uzun süreli konaklayan yok. Bizim amacımız da oraya gidenlerden Ayvalık’a gelmelerini sağlamak ve bu yolla karşıdan buraya transferler gerçekleştirmek. Geçtiğimiz yıl, Midilli dönüşünde, buraya 35 bin kişi gelmiş. Zaman içinde böyle durumlar parlar. Euro 35 TL’den 45 TL’ye çıkarsa ve yurtdışı harcı 150 liradan 1500 lira olursa bu iş durur. Geçen yıl telefon almaya ve kaydettirmeye gidenler vardı ve feribotların yüzde 70-80’i cep telefonu kaydettirmek için gitti. Oraya gidenlerin hepsinin deniz, kum ve eğlence için gittiğini düşünmeyin. Genelde Yunan Konsolosluğundan vize almak ve bunu çalıştırmak için gidenler de oluyor.”
Ayvalık TSO Başkanı Ali UçarORADA ALKOL UYGUN ÇÜNKÜ VERGİLER BİZDEKİ GİBİ DEĞİL
“Orada alkol uygun ve dönüşte free shop alışveriş için gidenler oluyor. Bir kısım rakamları uygun bulduğu için gidiyor ve bu segment farklı bir segment” diyen Uçar, şöyle devam etti: “Kapıda 80 euro vize alıyorsunuz, çıkıyorsunuz ve liman vergisi ödüyorsunuz. Bunun çok da bir avantajı yok. Orada alkol tabi ucuz ve bizdeki gibi vergi yok. Adam yazıyor 20’lik uzoyu 5 euroya içtim diyor ve bizdeki vergi zaten 10 eurodan fazla. Bizde maliyetler de yüksek ve baktığınız zaman işletmelerin personel, işletme ve kira maliyetleri de katlandı.”
Fotoğraf: AATÜRKİYE’DEKİ HİZMET KALİTESİ YUNAN ADALARINA GÖRE DAHA İYİ
Türkiye’deki otel ve restoranlardaki hizmetin Yunan adalarına nazaran daha kaliteli olduğunu belirten Ali Uçar, “Yunan Adaları’nda genelde aile işletmeleri var, baba kasada, anne mutfakta ve çocuk serviste. Bizdeki gibi orada kaliteli bir hizmet yok. Bizdeki fiyatlar oraya göre bölge bölge yüksek kalıyor. Bizdeki Cunda Adası’nda biz fiyat tarifesi veriyoruz ve hizmet kalitesi yüksek olan işletmelerle başka restoranlardaki fiyatlar farklı oluyor.Bizdeki restorana gittiğinizde adam rakı içtiğinde bardağını ve sürekli küllüğünü değiştiriyor. Orada ise ekmeği ve çatalı sepetle veriyorlar ve tabağı bırakıp kalkana kadar kimse uğramıyor.”
Begüm ÖnerOYUNCU BEGÜM ÖNER: SAMOS’TA FİYATLAR YARI YARIYA DAHA UCUZ
Oyuncu Begüm Öner, önceki gün sosyal medyada bir açıklama yapmıştı. Yunan adalarının Türkiye’ye göre daha ucuz olduğunu belirten Öner, şöyle söyledi:
“Bodrum’da fiyatlar korkunç seviyede gerçekten. Bodrum’dan sonra Samos’a gittik ve fiyatlar yarı yarıyaydı. Karides, kalamar ve ahtapot yeseniz Türkiye’de 5 bin TL’den aşağı çıkamazsınız, Samos’ta bin 500 liraya çıkarsınız. Şezlong ücreti ödemezsiniz ve beach ücreti yok. Bunlar üzücü ve çünkü herkesin tatil yapmaya ihtiyacı var.”
]]>“KONSER ALANI GEZİLDİĞİNDE CİDDİ EKSİKLİKLER TESPİT EDİLDİ”
Merve Özbey’in avukatları, sahnede sorunları gördükleri yerlerin videolarını yayınlayarak yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Müvekkilimiz Merve Özbey hakkında akşamdan bu yana kamuoyunu meşgul eden asılsız iddialar ve hakaretamiz konuşmalar nedeniyle işbu açıklamanın yapılması zarureti hasıl olmuştur. Şöyle ki, müvekkil ekibi ile beraber, 06/07/2024 tarihinde Çanakkale Karabiga Belediye’sine ait sahnede, Alp Ajans Organizasyon Firması ile yapılan anlaşma gereğince açık hava konserine çıkmak üzere sabah saatlerinde konser alanına gelmiştir. Söz konusu konser başlamadan önce her konser öncesi olduğu gibi, Organizasyon firmasına gönderilmiş olan Teknik Şartnameye uyulup uyulmadığı konusunda müvekkilimizin teknik ekibi tarafından inceleme yapılmış, konser alanı gezilmiş ve konser sırasında çok ciddi kazalara neden olabilecek bir takım teknik eksiklikler tespit edilmiştir.”
“ELİMİZDE DELİLLER VAR”
“Tüm ayrıntıları, fotoğraf ve video kaydı ile delillendirildiği üzere sahneyi ayakta tutan sütunlardan bir kısmının ahşaptan yapılmış, bir kısmının kırılmış olduğundan koli bandı ile yapıştırılmış, bir kısmının da, sütunlar birbirini ayakta tutabilsin diye yine koli bandı ile birbirlerine tutuşturulmuş vaziyette olduğu, elektrik kablolarının hiçbir güvenlik önlemi alınmaksızın gelişigüzel sahneden aşağı sarkıtılmış olduğu gibi sair aykırılıklara ilişkin görsellerden sadece birkaç tanesi ekte siz vatandaşlarımızın bilgisine sunulmaktadır.”
Sahneden bir kare“FACİALARIN ÖNLENMESİ İÇİN SAHNEYE ÇIKMADI”
“Müvekkilimiz tarafından söz konusu hususların giderilmesi ve muhtemel kaza ve faciaların önlenmesi adına gerek konser alanı yetkilileri gerekse de Organizasyon Firması ile iletişime geçilmiş, konserin sorunsuz şekilde geçirilebilmesi ve vatandaşlarımızın da herhangi bir sıkıntıyla karşılaşmaması adına konserden önce taahhüt edildiği hale getirilmesi, aksi takdirde toplum ve çalışanlarının sağlığını korumak maksadı ile sahneye çıkamayacağı belirtilmiştir.”
“KONSERE GELEN TÜM VATANDAŞLARIN GÜVENLİĞİ GÖZETİLDİ”
“Zira; müvekkilimiz yıllardır müzik sektöründe yer almakta olup sayısız konser organizasyonunda yer almış ve söz konusu organizasyon da dahil olmak üzere her organizasyondan önce organizasyon firmaları ile yapılan anlaşmalarda sahne ekibinin güvenliği yanı sıra konser alanına gelen tüm vatandaşların güvenliği gözetilerek Teknik Şartnameler organizasyon firmalarına iletilmiştir. İşbu duyuruya konu olan olayda da Teknik Şartnamede yer alan hususlar çok açık iken organizasyon firması ve ilgili idare ciddi ihlallerde bulunmuştur.”
“Bu minvalde son ana kadar var olan güvenlik açıklarının giderilerek, sorunsuz bir konser organizasyonu gerçekleşmesi adına yetkili kişilerle iletişime geçen müvekkilimiz, bu çabalarının karşılığını göremediğinden yaşanması muhtemel tüm tehlikelerin önüne geçmek ve kendisi dahil tüm ekibinin ve kendisini izlemeye gelen sevenlerinin can sağlığını gözetmek zorunda olduğundan konser alanından üzülerek ayrılmak zorunda kalmıştır ki bu kendisinin de ilk konsere çıkamayışıdır.”

“HAKARET VE KARALAMALAR İÇİN HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATACAĞIZ”
“Tüm bu çabaya rağmen, dün akşamdan bu yana, bu noktaya kendi ayıp ve kusurları ile gelindiğini çok iyi bildiği halde suç bastırmaya çalışan, müvekkilin vücut bütünlüğüne ve sanatçı kimliğine varana kadar hakaret etmekten ve sözünü esirgemekten çekinmeyen, Organizasyon Firması görevlileri ve sair üçüncü kişilerin hesapları ekibimizce tek tek takip edilmekte, müvekkilimiz hakkındaki hakaret ve karalama niteliğindeki tüm beyanlar, açıklamalar ve paylaşımlar kapsamında; müvekkilin tüm yasal haklarının hukuki zeminde sonuna kadar savunulacağını, müvekkilimiz hakkında Türk Ceza Kanununa ve sair mevzuata aykırı şekilde sözler sarf eden tüm kişiler hakkında cezai ve mesleki kariyerine böyle hakaretamiz cümleler ve iftiralar ile zarar verilmesi konusunda da hukuki sürecin başlatılacağını siz değerli Kamuoyuna saygılarımızla bildiririz.”
BELEDİYE BAŞKANI: MERVE ÖZBEY’İN YAŞATTIĞI AYIP NEDENİYLE ÖZÜR DİLERİZ
Özbey’in sahneye çıkmamasına sitem eden Elbi, “Merve Özbey konseri, şarkıcının 27 Kişilik Darbuka Ritim Grubunun sahne aldığı sahnede ‘güvenlik’ gerekçesini öne sürerek sahneye çıkmaması ve şehrimizi terk etmesi nedeniyle iptal olmuştur. Sahnede görev alan kişiler ve halkımızın güvenliğini güvenlik güçlerimiz sağlamaktadır. Karabiga gibi huzurun ve güvenin timsali şehrimizde şarkıcı Merve Özbey’in böyle bir karar almasını akıl tutulması olarak görüyor, konser alanını erken saatlerden itibaren dolduran ve saatlerce bekleyen, başta Karabigalı hemşehrilerimiz olmak üzere uzak yakın birçok yerden şehrimize misafir olan halkımıza yapılmış haksızlık olarak görüyoruz. Yaşattıkları ayıp nedeniyle halkımızdan özür diliyor, 7’den 77’ye alanı dolduran vatandaşlarımızın vicdanına bırakıyoruz” ifadelerine yer vermişti.


“GÜVENLİK GEREKÇESİYLE SAHNEYE ÇIKMAYIP ŞEHRİ TERK ETTİ”
Instagram hesabından yaptığı paylaşımında konsere gelen vatandaşların mağdur olduğunu söyleyen Elbi, Merve Özbey’i hedef alarak şunları söyledi: “Karabiga Belediyesi olarak 40. Karabiga Priapos Deniz Festivali etkinlikleri kapsamında düzenleyeceğimiz Merve Özbey konseri, şarkıcının 27 Kişilik Darbuka Ritim Grubunun sahne aldığı sahnede ‘güvenlik’ gerekçesini öne sürerek sahneye çıkmaması ve şehrimizi terk etmesi nedeniyle iptal olmuştur. Konserlerde sahne kurulumu organizasyon firması tarafından sağlanmaktadır. Şarkıcı sosyal medya hesabından yaptığı ilk duyuruda Belediyemizi suçlamış ancak hatasının farkına vararak paylaşımını silip organizatör firmayı hedef göstermiştir. Sahnede görev alan kişiler ve halkımızın güvenliğini güvenlik güçlerimiz sağlamaktadır.”
Ahmet Elbi“BÖYLE BİR KARAR ALMASI AKIL TUTULMASI, HALKIMIZA HAKSIZLIK”
“Karabiga gibi huzurun ve güvenin timsali şehrimizde şarkıcı Merve Özbey’in böyle bir karar almasını akıl tutulması olarak görüyor, konser alanını erken saatlerden itibaren dolduran ve saatlerce bekleyen, başta Karabigalı hemşehrilerimiz olmak üzere uzak yakın birçok yerden şehrimize misafir olan halkımıza yapılmış haksızlık olarak görüyoruz. Yaşattıkları ayıp nedeniyle halkımızdan özür diliyor, 7’den 77’ye alanı dolduran vatandaşlarımızın vicdanına bırakıyoruz.”

MERVE ÖZBEY CEPHESİNDEN AÇIKLAMA: CİDDİ KAZALARA NEDEN OLABİLECEK EKSİKLİKLER VARDI
Elbi’nin açıklamalarının ardından avukat aracılığıyla cevap veren Merve Özbey, sahnenin tahta parçalarla kurulduğunu ve çoğu demirin de bantlanarak ayakta tutulduğunu ileri sürdü. Sahnedeki hasarlı bölgeleri videolarını paylaşarak konuyla ilgili açıklama yapan avukatlık bürosu ise şu ifadeleri kullandı:
“Müvekkilimiz Merve Özbey hakkında akşamdan bu yana kamuoyunu meşgul eden asılsız iddialar ve hakaretamiz konuşmalar nedeniyle işbu açıklamanın yapılması zarureti hasıl olmuştur. Şöyle ki, Müvekkil ekibi ile beraber, 06/07/2024 tarihinde Çanakkale Karabiga Belediye’sine ait sahnede, Alp Ajans Organizasyon Firması ile yapılan anlaşma gereğince açık hava konserine çıkmak üzere sabah saatlerinde konser alanına gelmiştir. Söz konusu konser başlamadan önce her konser öncesi olduğu gibi, Organizasyon firmasına gönderilmiş olan Teknik Şartnameye uyulup uyulmadığı konusunda müvekkilimizin teknik ekibi tarafından inceleme yapılmış, konser alanı gezilmiş ve konser sırasında çok ciddi kazalara neden olabilecek bir takım teknik eksiklikler tespit edilmiştir.”

“KIRILMIŞ SÜTUNLAR KOLİ BANDIYLA YAPIŞTIRILMIŞ”
“Tüm ayrıntıları, fotoğraf ve video kaydı ile delillendirildiği üzere sahneyi ayakta tutan sütunlardan bir kısmının ahşaptan yapılmış, bir kısmının kırılmış olduğundan koli bandı ile yapıştırılmış, bir kısmının da, sütunlar birbirini ayakta tutabilsin diye yine koli bandı ile birbirlerine tutuşturulmuş vaziyette olduğu, elektrik kablolarının hiçbir güvenlik önlemi alınmaksızın gelişigüzel sahneden aşağı sarkıtılmış olduğu gibi sair aykırılıklara ilişkin görsellerden sadece birkaç tanesi ekte siz vatandaşlarımızın bilgisine sunulmaktadır.”

“SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN SAHNEYE ÇIKMADI”
“Müvekkilimiz tarafından söz konusu hususların giderilmesi ve muhtemel kaza ve faciaların önlenmesi adına gerek konser alanı yetkilileri gerekse de Organizasyon Firması ile iletişime geçilmiş, konserin sorunsuz şekilde geçirilebilmesi ve vatandaşlarımızın da herhangi bir sıkıntıyla karşılaşmaması adına konserden önce taahhüt edildiği hale getirilmesi, aksi takdirde toplum ve çalışanlarının sağlığını korumak maksadı ile sahneye çıkamayacağı belirtilmiştir.
Zira; müvekkilimiz yıllardır müzik sektöründe yer almakta olup sayısız konser organizasyonunda yer almış ve söz konusu organizasyon da dahil olmak üzere her organizasyondan önce organizasyon firmaları ile yapılan anlaşmalarda sahne ekibinin güvenliği yanı sıra konser alanına gelen tüm vatandaşların güvenliği gözetilerek Teknik Şartnameler organizasyon firmalarına iletilmiştir. İşbu duyuruya konu olan olayda da Teknik Şartnamede yer alan hususlar çok açık iken organizasyon firması ve ilgili idare ciddi ihlallerde bulunmuştur.”
“BU MERVE ÖZBEY’İN İLK KONSERE ÇIKMAYIŞIDIR”
Bu minvalde son ana kadar var olan güvenlik açıklarının giderilerek, sorunsuz bir konser organizasyonu gerçekleşmesi adına yetkili kişilerle iletişime geçen müvekkilimiz, bu çabalarının karşılığını göremediğinden yaşanması muhtemel tüm tehlikelerin önüne geçmek ve kendisi dahil tüm ekibinin ve kendisini izlemeye gelen sevenlerinin can sağlığını gözetmek zorunda olduğundan konser alanından üzülerek ayrılmak zorunda kalmıştır ki bu kendisinin de ilk konsere çıkamayışıdır.”

“HAKARET VE KARALAMALAR İÇİN HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATACAĞIZ”
“Tüm bu çabaya rağmen, dün akşamdan bu yana, bu noktaya kendi ayıp ve kusurları ile gelindiğini çok iyi bildiği halde suç bastırmaya çalışan, müvekkilin vücut bütünlüğüne ve sanatçı kimliğine varana kadar hakaret etmekten ve sözünü esirgemekten çekinmeyen, Organizasyon Firması görevlileri ve sair üçüncü kişilerin hesapları ekibimizce tek tek takip edilmekte, müvekkilimiz hakkındaki hakaret ve karalama niteliğindeki tüm beyanlar, açıklamalar ve paylaşımlar kapsamında; müvekkilin tüm yasal haklarının hukuki zeminde sonuna kadar savunulacağını, müvekkilimiz hakkında Türk Ceza Kanununa ve sair mevzuata aykırı şekilde sözler sarf eden tüm kişiler hakkında cezai ve mesleki kariyerine böyle hakaretamiz cümleler ve iftiralar ile zarar verilmesi konusunda da hukuki sürecin başlatılacağını siz değerli Kamuoyuna saygılarımızla bildiririz.”

Marmaris’e 11 kilometre mesafedeki İçmeler Mahallesi plajında düzenlenen İngiltere’den gelin damadın aileleri ve arkadaşlarının katılımı ile düzenlenen nikah merasiminde 5 yıllık arkadaşlıklarını evlilik ile taçlandıran genç çift, birlikte çıktıkları ilk tatil olduğu için burada evlenmeyi tercih ettiklerini belirttiler. Babasının kolunda nikah masasına gelen gelini gören damat mutluluk gözyaşlarını tutamazken gelin Kate’in şen kahkahaları, arkadaşları ve ailelerini de mutlu etti.
En yakın arkadaşlarının nikahlarına şahitlik ettiği, 5 yaşından bu yana Marmaris’e tatile gelen 20 yaşındaki gelin Katey Smith-Jackson ve 5 yıldır arkadaşlık yaptığı 23 yaşındaki damat Jake Jackson,”birbirimizi çok seviyoruz, ilk defa birlikte tatile çıktık ve bu anı bu şekilde kutlamak istedik. Bizim için çok güzeldi, çok sevdiğimiz Marmaris’te deniz kenarında hayalini kurduğumuz gibi bir düğün oldu” şeklinde konuştular.
“Bizim adımlarımı takip ediyor olmalarından mutluyuz”
Geçen yıl Nisan ayında İçmeler’de 24 yıllık birliktelik ve 3 çocuktan sonra resmen nikahlanan Mary Louise Ashley ve James Mark Smith çifti de kızlarının mutlu gününde yanlarında olmaktan mutluluk duyduklarını ifade etti. Anne Mary Louise Ashley, “Kızımın düğününe katılmak gerçekten çok heyecan verici, kızımı bu yeni macerası için kutluyor ve mutluluklar diliyorum. Ayrıca bizim adımlarımı takip etmeleri de ayrıca bizi mutlu etti” şeklinde konuştu.
İçmeler Plajı’nda denizinin üzerindeki iskelede kıyılan nikahı Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü adına Mahmut Mengili kıydı. Mengili nikah cüzdanının uluslararası olduğunu ve ülkelerinde gittikleri nüfus idaresinde kayıtlarını yaptırabileceklerini belirtti. Nikahın ardından yıllardır geldikleri İçmeler’de ki apart otelde düzenlenen düğün seremonisinde eğlencelerine devam eden aileler, sevdikleri ile birlikte olmaktan mutluluk duyduklarını ifade ettiler.
” Türkiye’de nikah daha ekonomik”
Katey ve Jake’in nikahlarını organize eden ve neredeyse 20 yıldır ailenin tatil yaptığı otelin işletmecisi Nevcihan Eren, “Evlenen çiftimizden, gelin hanım beş yaşından beri otelimizde konaklıyor geçen sene annesi babası burada evlenmeyi tercih etmişti aynı zamanda da tatillerini yapıyorlar. Bu sene de kızını evlendiriyoruz. Bizim için çok duygusal çünkü beş yaşındaki halini burada yüzmeyi öğrendiği halini hatırlayınca insan biraz duygusallaşıyor açıkçası çok mutluyuz” dedi.
İngilizlerin Türkiye’de evlenmeye çok rağbet ettiklerini ifade eden Eren, “İngiltere’deki düğün fiyatları Türkiye’deki fiyatların yarısından daha az. Burada hem tatillerini hem de onlar için önemli olan evliliklerini gerçekleştiriyorlar. Marmaris’te bu konuda çok fazlada rağbet var. Biz de misafirlerimizin isteğini gerçekleştiriyoruz, hem de onların mutlu günlerine ortak oluyoruz” ifadelerini kullandı. – MUĞLA
]]>AYYILDIZ: BOŞANMAK İSTEMEDİM, HER ŞEY 5 AY İÇİNDE OLDU
Boşandıktan sonra sessizliğini koruyan Sinem Ayyıldız, dün Nokta Gazetesi’ne yaptığı açıklamada “Boşamayı ben istemedim, çabaladım ama üslubu çok kırıcı ve netti. Her şey 5 ay içinde oldu ve her şey yeterince çirkin” dedi.
ONUR ATİLLA’DAN CEVAP: DAHA FAZLA ÇİRKİNLEŞMEDEN KONUŞAYIM
Instagram hesabından yaptığı ilk paylaşımda çocuklarını tatile götürdüğünü söyleyen Atilla “İyiliğimi isteyen herkes susmamı istedi. Daha iyi olmadı. Daha fazla çirkinleşmeden ben bir konuşayım. Yoldayım, çocukları tatile götürüyorum. Akşama ben konuşayım bir” ifadelerini kullandı.
“İTHAMLARI DEVAM EDERSE MAHKEME HUZURUNDA HAKKIMI ARAYACAĞIM”
Oyuncu akşam yaptığı yazılı açıklamada ise eski eşini hedef alarak yeni aşkı Nez’e de sahip çıktı. Bu süreçte yaşananları anlatan oyuncu, şu ifadeleri kullandı: “Sinem Ayyıldız, hayatımdaki en değerli iki varlığımın, çocuklarımın annesidir. Kendisi hakkında burada konuşmam. Bana yöneltilen suçlamalara karşılık vermem. Zaman geçtikçe daha sağduyulu olacağına inanmak istiyorum. Asılsız ithamlar devam ettiği takdirde mahkemeler huzurunda, adalete güvenerek hakkımı arayacağım, umarım gerekmez.”
“OCAK AYINDA EVDEN AYRILDIM VE ANLAŞMALI OLARAK BOŞANDIK”
“Ocak ayında evden ayrıldım ve 6 ay içinde boşandık. Anlaşmalı olarak boşandık. Karşı taraf istemese anlaşmalı boşanılabilir mi? Hayır. Birlikte imza attık ve boşandık. Sebebi, sebepleri bizim mahremimizdir. Ben eski eşimin ailesine de sorumluyum, çocuklarıma da. Benim için hiç ama hiç kolay olmadı çocuklarımdan ayrılmak. Zayıfladım diye yuvamı yıkacak karakterde olmadığımı biliyorum. Ne mutlu ki ben kendimi biliyorum, vicdanım çok rahat.”
“ZAMANINDA AKBİLİMİ DOLDURAN EŞİME EN İYİ ŞARTLARI SAĞLAYARAK AYRILDIM”
“Mahremimizi bu mecralarda meze etmem. Biz eski eşimle yıprandık, yorulduk, birbirimizi mutsuz etmeye başladık, tartışma ve kavga ortamında çocuklarımızı büyütmek istemedik. Boşanmamak için tek taraflı çabalandıysa da henüz evliyken şartları güzelleştirmek için de ben çok çabaladım. Olmadı… Daha iyi bir baba olabilmek için kendi hayatımı kurmam gerekti. İlk adımı ben attım, evden ayrıldım ve boşandık. Zamanında akbilimi dolduran eski eşime en iyi şartları sağlayarak ayrıldım. Şükür kimseye muhtaç değiller, olmayacaklar.”
“BİZ BİRBİRİMİZE SIĞINDIK, NEZ’İN EVLİLİĞİMİN BİTMESİYLE ALAKASI YOK”
“Nez benim sevgilimdir. Biz çok kısa zaman önce bir ilişkiye başladık. Çok mutlu ve heyecanlıyız. Bu zor süreç bizim umarım ilk ve son sınavımız olur. Birbirimize tutunduk ve sığındık. Nez’in evliliğimin bitmesiyle hiçbir ilgisi yoktur. Evlilik bitirecek yapıda bir insanı hayatıma katamam zaten. Tekrarlıyorum benim çocuklarım var, ailem var, iş arkadaşlarım ve sorumluluklarım var, eski eşime bir saygım var. Hayatın cilvesi işte biz birbirimize böyle bir zamanda denk geldik. Boşanacağımı dahi davaya on gün kala öğrenen bir insandan söz ediyorum.
“NEZ’İN LİNÇ EDİLMESİNE İZİN VERMEM”
Yirmi beş yılda namusuyla kariyerini inşa etmiş bir kadının, asla böyle konularla gündeme gelmeyen bir sanatçının, meslektaşımın, sevdiğim insanın, sevgili Nez’in linç edilmesine izin vermem. Ortada bir ihanet yok. Bunun aksini ispat edebilecek en ufak bir delil ya da tanık bulunamayacağı gibi, bizim tanışmamızın 28 Mayıs’ta olduğunu ve ilişkimizin ben boşandıktan sonra başladığını ispatlayabileceğimiz pek çok delil vardır.”
“NEZ’LE BEN MASUMUZ, BELKİ ESKİ EŞİM DE İLİŞKİ KURMUŞTUR”
“Velhasıl, Nez ve ben masumuz. Öte yandan herkes istediği hayatı yaşayabilir. Yeni ilişkiler kurabilir, belki de kurmuştur… Biz tanınmış insanlar olduğumuz ve mutluluğumuzu başka insanlardan önce kendimiz paylaştığımız için günah keçisi ilan edildik. Eski eşime de mutluluklar diliyorum. Canı gönülden diliyorum. Bazen de medyatik olmamak iyidir dedirtti bu son günler bana. Yaşayan yaşıyor, ama biz mutlu olmak isteyince? Bakın neler oluyor… Çok üzücü. Artık benim tarafımdan bu konuyla ilgili bir açıklama gelmeyecek. Çocuklarım için susuyorum. Sevginin kazanması dileğimle.”
]]>“HER ZAMAN DÜRÜST OLDUM, YAPTIĞIM HER ŞEYİ SEYİRCİYLE PAYLAŞTIM”
Süper Baba, Yasak Elma ve Gülbeyaz dizilerinin de aralarında yer aldığı birçok yapımda da rol alan, Hey Gidi Karadeniz, Ander Sevdaluk ve Ben Seni Sevdiğimi adlı eserlere yaptığı yorumlarıyla akıllarda yer edinen sanatçı, konser öncesi basın mensuplarıyla bir araya gelerek, kariyerindeki 30 yılın nasıl geçtiğini ve duygularını paylaştı. Şevval Sam, son 30 yılı şarkılarla gözden geçirmeyi istediğini belirterek, “30 yılı geçirirken anlamadım ama dönüp baktığım zaman, hakkını vermek için müzikle, sanatla elimden geleni yaptığımı, mesleğimle her zaman dürüst bir ilişki kurduğumu ve izleyiciye, dinleyiciye de dürüst davrandığımı, yaptığımla söylediğimin çelişmemesi için emek verdiğimi görüyorum. Bana verilmiş bu hediyeye layık olmak için elimden geleni yaptım. Kendimi geliştirmek, bir şeyler öğrenebilmek için çalıştım. Her zaman dürüst oldum ve yaptığım her şeyi izleyiciyle, dinleyiciyle paylaştım. Bu hem beni iyileştirdi hem de geliştirdi ve büyüttü” dedi.
“BU ZAMANA KADAR HAYALİNİ KURUP ULAŞAMADIĞIM BİR ŞEY OLMADI”
Hayatta her zaman keşkelerin olduğunu dile getiren Sam, “Bütün hayatım keşkeleri minimumda tutabilmek amacıyla icabında hata yapmaktan korkmayarak, icabında risk alarak geçti. Yaptığım hatalar da dahil olmak üzere her şeye iyi ki diyorum. Keşkeler olmasın diye çok çalışıyorum. Çalışıyorum çünkü hem işimi çok seviyorum hem de hayal kuruyorum. Şu zamana kadar hayalini kurup da ulaşamadığım, yapmak isteyip yapamadığım hiçbir şey olmadı çok şükür.” ifadelerini kullandı.
“SIFIRLANMA YAŞAYARAK YENİDEN BİR HİKAYE YAZACAĞIM”
Sam, gelecek yıl uzun süreli bir durma hali yaşayabileceğini aktararak, şunları kaydetti: “Planladığım şeyler var ama tabii ‘Kul plan yapar, Mevla’m gülermiş’ diye bir laf var. Biraz kaynağıma dönmeye ve beslenmeye ihtiyaç duyuyorum. İşime kafa patlatmadığım zaman yeni fikirler aklıma gelmiyor. Vakit olmadığında kendimi gözden geçiremiyorum. Biraz duracağım ve hikayemi gözden geçireceğim. Bugün 30. yıl, bu konserle belki de bir sıfırlanma yaşayacağım ve yeniden başlayıp bir hikaye yazacağım. Bakalım önümüzdeki 130 yılın hikayesi nasıl olacak.”
SEYİRCİLERE KENDİSİNİN YAZDIĞI KARTPOSTAL VE MENDİL DAĞITTI
Konserde dinleyicilere hediye edilen kartpostal ve mendillerde yazan manileri kendisinin kaleme aldığını vurgulayan sanatçı, “30 yıl içerisinde çok farklı şarkılar söyledim. Ben hayatı şarkılarla ve yaptığım işlerle keşfettim. Aslında bu bir teşekkür konseri ve bunu hep birlikte paylaşacağız.” ifadelerini kullandı.
ANNESİYLE DÜET YAPTI
Şevval Sam’a 30. yıl konserinde annesi Leman Sam ve oğlu Taro Emir Tekin ile dostları ve sevenleri eşlik etti. Ünlü sanatçı müziğe başlama hikayesine değinerek “Süper Baba ile başlayan hikaye, aslında kurguladığım bir şey değildi. Ama bir paketle geliyorsunuz ve içinizde öyle bir enerji oluyor ki ona mani olamıyorsunuz. Kimse benden beste istemedi ama ben 1998’de iki şarkı yaptım ve ikisini de Türkiye’nin en iyi seslerinden biri söyledi. Bendeki şansa bakın ki o en iyi ses benim annem Leman Sam” dedi.
Sam, konuşmasının ardından “Anneciğim izin verirsen seninle hava atabilir miyim?” diyerek Leman Sam’ı sahneye davet etti ve ikili “Gül Güzeli” parçasını seslendirdi.



Arı Zehri Uzmanı Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı: Arıyla Doğal Botoks Nasıl Olur?
Dr. Samancı, bu anlamlı günde yaptığı konuşmasında, girişimcilik yolculuğundan ve yeni inovasyonlarından bahsetti; “11 yıl önce Türkiye’de propolis üretimini başlatarak arı ürünleri sektörüne yeni ürünler kazandırdık. Şu anda Anadolu Propolisi başta olmak üzere, arı sütü, ham bal ve arı zehrinin üretimini gerçekleştiriyoruz. Takviye edici gıda sınıfındaki ürünlerimize ek olarak geliştirdiğimiz inovatif cilt bakım ürünlerimizin, tamamen doğal ve etkileri klinik çalışmalarla ispatlanmış olduğundan pazarda fark yarattığını gözlemledik. Tüm cilt bakım formüllerimizde, patentli yöntemimizle saflaştırarak patentli bir formül haline getirdiğimiz Anadolu Propolisi’ni kullanıyoruz. Hem doğada bilinen en güçlü antioksidan kaynağı hem de doğal bir koruyucu görevi görerek ürünlerin ilave koruyucu madde içermeden raf ömrünü korumamızı sağlıyor. Arı sütü ise içerdiği doğal proteinler, vitaminler ve 10-HDA ile royalaktin bileşenleri ile cilde nem ve kolajen desteği sağlıyor. Ham bal, yoğun bir nem desteği ve pürüzsüz bir yumuşaklık kazandırırken arı zehri doğal botoks etkisiyle pek çok cilt bakım problemine şifa oluyor. Cilt bakım ürünlerimizde kullandığımız arı ürünlerini Sözleşmeli Arıcılık Modeli ile kovandan sofraya prensibi ile tüm Türkiye genelinde 5.000 Sözleşmeli arıcımızla, 550.000 kovandan üretiyoruz.
İnovatif cilt bakım kategorimizde organik non-nano mineral çinko filtre içeren güneş kremlerimiz ve güneş sonrası losyonu, arı zehirli yaşlanma ve kırışıklık karşıtı set, el-ayak-vücut kremlerimiz, S.O.S yoğun bakım kremimiz, doğal roll-onlar, ham ballı dudak koruyucular, arı zehirli selülit karşıtı sıkılaştırıcı jel, arı zehirli masaj kremi, C vitaminli aydınlatıcı serum, arı zehirli sivilce ve yağlanma karşıtı serum gibi tamamen doğal ürünlerimiz bulunuyor. Cilt bakım ürünlerimizde, arı ürünlerinin yanında doğal bitkisel yağlar, değerli vitaminler, aloe vera, hyaluronik asit, mineral çinko C Vitamini, B5 vitamini ve E vitamini gibi çok değerli cilt bakım bileşenlerini de kullanıyoruz.”
Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı; “Düzce Üniversitesi Biyoloji Anabilim Dalı’nda gerçekleştirdiğim doktora tez çalışmamın bir ürünü olan arı zehirli yaşlanma ve kırışıklık karşıtı krem ve serum formülleri, ülkemizde olduğu kadar Dünya’da da bir ilk… Altı yıllık bir ürün geliştirme süreci ileve Üniversite Sanayi iş birliği ile geliştirdiğimiz bu formüller, cildi ipeksi pürüzsüz hale getiriyor, nemlendirmeye katkıda bulunuyor, cildi aydınlatıyor ve besliyor, cilt tonunu eşitliyor ve kırışıklıkların görünürlüğünü azaltıyor, tüm bu etkiler dermatolojik ve klinik testlerle kanıtlandı. Gönüllü kullanıcılar tarafından %95’in üzerinde başarılı olarak doğrulanan arı zehri içeren cilt bakım formülleri, ciltte adeta doğal bir botoks etkisi yaratıyor. Cildin derinliklerine nüfuz ederek minimal hasarlar oluşturan arı zehri, uygulandığı bölgede kolajen ve elastin liflerinin sentezini destekliyor, kan akışını hızlandırıyor, kasları uyarıyor, böylelikle doğal bir yaşlanma ve kırışıklık karşıtı etki gösteriyor. Kısacası, gençliğin ve güzelliğin sırrı arı ürünlerinde!”

Arı Zehri Birçok Derde Şifa!
Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı; “Son yıllarda doğal ve fonksiyonel ürünlere olan ilginin artmasıyla birlikte, arı zehrinin cilt sağlığına sunduğu faydalarla dikkat çekiyor. Arı zehri cilt bakımında; yaşlanma karşıtı, sivilce ve akne karşıtı, selülit karşıtı etkilerinden sedef, egzama ve atopik dermatit gibi cilt hastalıklarına, saç dökülmesinden doğal ağrı karşıtı etkilerine kadar geniş bir yelpazede olumlu etkilere sahip.. Literatürde pek çok faydası bilinen bu ürünü, ülkemizde üretmek ve etkili ürünlere dönüştürmek mümkün…”
Arı Zehri Hangi Cilt Problemlerine İyi Geliyor?
Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı; “Arı zehri ile geliştirdiğimiz selülit karşıtı jelin, 4 hafta düzenli kullanımda selülit ve çatlak görünümünde azalma, pürüzsüz bir cilt görünümü, daha sıkı bir cilt görünümü sağladığını gözlemledik. Yine arı zehri ile geliştirdiğimiz diğer bir formül ise, arı zehirli masaj kremi. Bu formülde, literatürde doğal ağrı karşıtı ve kas gevşetici etkileri bilinen arı zehrini, 11 değerli bitkisel yağ ve Anadolu Propolisi ile bir araya getirdik. Arı zehrinden yararlandığımız bir diğer formül ise sivilce ve yağlanma karşıtı serum.. Arı zehrinin cildin sebum dengesini korumaya, akne oluşumunu önlemeye, kızarıklığı azaltmaya yardımcı olduğu biliniyor.. Böylesine etkili ve doğal bir ürün olan arı zehrini, sivilceve lekelere karşı doğal bir çözüm sunan serum formülasyonu olarak geliştirdik.”

Doğa Rutkay Kamal ile Doğadan Gelen BEE’O APIBEAUTY ve BEE’O APICARE Güzelliği
Davete katılan ünlü oyuncu Doğa Rutkay Kamal BEE’O Propolis Kurucusu ve Genel Müdürü Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı’ya eşlik ederken BEE’O APIBEAUTY ve BEE’O APICARE ürünleri için gerçekleştirilen bu davette oldukça keyifli anlara imza attı. Kuru ve atopik bir cildi olduğuna vurgu yapan Rutkay, BEE’O ürünlerinin hem doğal içeriğiyle hem de yoğun nem verici özellikleriyle tam da kendi cildine uygun olduğunu vurgulayarak markanın takviye edici gıda ürünlerinden sonra doğal cilt bakım ürünleriyle tanışmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi..
Başarının sırrı, hem %100 doğal hem de etkili ürünler üretmekte! Güneşten korunmanın en doğal formülü de arı ürünlerinden geçiyor…
Tamamen doğal içerikli güneş kremlerini tercih etmenin hem cildimiz hem de denizlerimiz için önemine vurgu yapan Dr. Samancı; “Güneş kremlerimize ayrıca değinmek istiyorum çünkü tamamen doğal içeriklerle formülize edildi… Patentli Anadolu Propolisi (A.P.E)® ve Non-Nano Mineral Çinko, shea yağı, jojoba yağı, B5 Vitamini, E Vitamini, Aloe Vera, Zeytinyağı gibi besleyici bileşenleri de içeriyor. UVA/UVB ışınlarına karşı 50 SPF ++/PA++++ koruma sağlayan doğal güneş kremlerimiz, 80 dakika suya dayanıklı, ciltte beyazlık bırakmıyor, üstelik deniz dostu..Yaz boyunca yanınızdan ayırmayacağınız bu ürünlerin dermatolojik testleri yapılmış olup her biri hem sizin hem de sevdiklerinizin hassas cildine özel.. “dedi.
Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı; “BEE’O’nun başarısının sırrı hem arılarda hem de bilimde… Biz arıların ürettiği bu mucizevi ürünleri hem herkesin kolayca kullanacağı formlara dönüştürdük, hem de bunu yaparken ürünün tamamen doğal, katkısız ve etkili olmasını sağladık. İşte asıl sır ve başarı buradan geliyor. Ürünlerimizi kullananlar hızlıca etkilerini görmeye başlarken, etraflarına da tavsiye ediyorlar. Markamız böyle ağızdan ağıza yayılarak çok hızlı büyüyor. Ayrıca Ar-Ge merkezimizde, üniversitelerle beraber yürüttüğümüz klinik ve bilimsel çalışmalarla da bu olumlu etkileri bilimsel olarak ispatladık.Hali hazırda literatüre girmiş, 30’u aşkın bilimsel çalışmamız bulunmakta. Hem ürün portföyümüzü hem de bilimsel ve inovatif çalışmalarımızı geliştirmeye devam edeceğiz.” dedi.

“PARMAKLARIM OLMADIĞI İÇİN HEP SAKLANDIM”
3 yaşındayken elini traktör motorunun pervanesine kaptıran yarışmacı “Ben bu yüzden hep saklandım, artık özgür olmak istiyorum. Herkesin başına gelebilecek olayı sanki ben lanetlenmişim gibi düşünmek istemiyorum. Küçük şehirde yaşarken herkes biliyordu ama büyük şehre gelip bir de evlenince herkesten saklamaya çalıştım” dedi.

YALÇINKAYA: 5 YAŞINDA OYUN OYNARKEN 3 PARMAĞIMI KAYBETTİM
Yarışmacının kesilen elini sürekli sakladığını fark eden Mehmet Yalçınkaya “Ben sizlere ilham oluyorsa ve bunun için geri adım atıyorsan yanlış yapıyorsun. Ben bugüne kadar bu konuya hiç değinmedim. Sendeki saklanma olayını kırabilmek için ben de hikayemi anlatabilirim. Ben de 5 yaşındayken yaşadım bu olayı. Hikayelerimiz benzer… Ben de arkadaşlarımla oynarken 3 tane parmağımı kaybettim. Seni anlıyorum. Kolay olmuyor” ifadelerini kullandı.

“İŞ GÖRÜŞMESİNE VE ASKERLİK ŞUBESİNE GİTTİĞİMDE ELİMİ GİZLEMİŞTİM”
Parmakları olmadığı için sektörde zorlandığını söyleyen Yalçınkaya, sözlerine şöyle devam etti: “İş görüşmesine gittiğinizde saklarınız çünkü kimse sizi işe almayacakmış gibi gelir. Daha sonra işe aldıktan sonra da acaba bu işi yapabilecekler mi diye yanınıza başka insanlar gönderirler. Çok yakın akrabalarımızdan bir tanesi bana kız verilmeyeceğini düşünüyordu. Ben çoğu işyerine alındım ve kariyer yaptım. Şimdi de gördüğün gibi burada jüriyim. Kolay bir yol değil ve maalesef bakış açıları her zaman fiziğedir. Askerlik şubesine gittiğimde elimi saklamıştım beni askere alsınlar diye. Şehre gelip askerleri gördüğümde onlara elimi sakladığımı söylemiştim. Onlar da gidip doğruyu söylememi istediler. Bu bir lanet değil, bir kaza.
“HIRS YAPARAK DAHA FAZLA ÇALIŞTIM”
“Kapının önünde 2 arkadaş oynarken geçirdiğim bir kaza. Çoğu insan buna ‘Bir kıyma makinasında oldu’ diyor. Hayatımızda yaşadığımız kazalar bizi daha çok tutunmaya sevk ediyor. Bazı insanlar eli yok, kolu yok, vücudunun yarısı olmayanlar var. 11 yaşında çıraklıkla başladığım hikayemde kimse benim aşçı olacağıma inanmadı. Bu bana her zaman hırs ve tutunma verdi. Herkesten fazla çalıştım.”

“ÇOCUKLARIM BENİM ELİMİ DÖVME YAPTIRDI”
Benim iki tane çocuğumun dövmeleri beni elimdir. Senin bu halini sevenler de olacaktır. Çocuklar dövmeyi yaptırdıktan sonra acaba etkilenir miyim diye bana 1 sene sonra gösterdiler. Mesela Danilo ve Somer her zaman eti beni zorlamamak için kendileri keser. Bunu da çaktırmazlar. Türkiye’nin en büyük televizyon kanallarından biri bana önyargılı davranmadan buraya jüri yaptı. Bu iki arkadaşım benim elimle ilgili hiçbir şey konuşmadı, sormadılar. Sen de her şeyi bırakarak hayata dimdik sarılmaya devam ediyorsun. Ben buradayım. Ben de bu vesileyle biraz ilham oldum herhalde.”
Arkadaşı Mehmet Yalçınkaya’nın geçirdiği kazayı öğrenen Somer Sivrioğlu ise duygusal anlar yaşadı.

OTELE YANLARINA GELMEK İÇİN MESAJ ATTI
Olay, geçtiğimiz 9 Haziran 03.00 sıralarında Beşiktaş Etiler’deki ünlü bir otelde meydana geldi. Kapalı Çarşı’da kuyumculuk yapan 27 yaşındaki Muhammet Emin K., kuzeni olan 41 yaşındaki iş adamı Yücel İ. ve kız arkadaşlarıyla birlikte saat 02.00 sıralarında otele geldi. Grup burada eğlendiği sırada sosyal medya hesabında eski sevgilisi Yücel İ.’nin paylaşımını gören 31 yaşındaki güzellik merkezi sahibi Hande Hazal S., Yücel İ.’ye yanlarına gelmek istediğini söyledi.

ESKİ KIZ ARKADAŞI GELİNCE KUZENİNE KARŞILATTI
Yücel İ. ilk başta bu telifi reddetti ancak kadının ısrarları üzerine kabul etmek zorunda kaldı. Bunun üzerine Yücel İ., kız arkadaşlarıyla eğlendiği için kuzeni Muhammet Emin K.’ya, kadını lobide karşılayıp vakit geçirmesini söyledi.
Yaklaşık 1 saat sonra otele gelen kadını karşılayan Muhammet Emin K., birlikte asansöre binerek çıktıkları barda eğlendikten yaklaşık 2 saat sonra odaya geçti. Çift ardından içeride alkol ve uyuşturucu almaya başladı. Yaklaşık 5 saat sonra kendinden geçen kadın, epilepsi nöbeti nedeniyle baygınlık geçirdi.

DİLİ BOĞAZINA KAÇMASIN DİYE MÜDAHALE ETMİŞ
Panik yapan Muhammet Emin K. kadının dilini, boğazına kaçmasın diye onun ağzına elini sokup çıkarttı. Resepsiyonu da arayan K., kız arkadaşının baygınlık geçirdiğini ve sağlık ekiplerine ihbarda bulunmalarını söyledi. Bir süre sonra kapıya gelen sağlık ekipleri, otel görevlilerinin de yardımıyla odanın kapısını açarak içeriye girdi. Kadına ilk müdahaleyi odada yapan sağlık ekipleri, onu tekerlekli sandalye yardımıyla ambulansa götürüp hastaneye kaldırdı. Genç kadının durumunun iyi olduğu öğrenildi. Kendine gelen Hande Hazal S., savcılığa giderek darp ve tecavüz iddiasıyla Muhammet Emin K.’dan şikayetçi oldu.

GENÇ KADIN TECAVÜZ ETMEYE ÇALIŞTIĞINI SÖYLEDİ
Hande S. ise Muhammet K.’nın, uyuşturucu maddenin etkisiyle davranışlarının değiştiğini ve kendisinin üzerine gelerek saldırdığını ve üzerindeki bornozu çıkarmaya çalışarak tecavüz etmeye çalıştığını söyledi. Daha sonra ise yaşadığı stres ve korku nedeniyle epilepsi nöbeti geçirdiğini ifade eden Hande S., bir süre sonra bayıldığını ve kendisine geldiğinde yanında otel güvenliği ve hemşireyi gördüğünü belirtti.

“KIYAFETLERİNİ KENDİSİ ÇIKARDI, TECAVÜZ YOK”
Şikayet üzerine harekete geçen Beşiktaş polisi, iddiaların odağında olan Muhammet Emin K.’yı gözaltına aldı. Emniyette ifadesi alınan K., Hande Hazal S.’yi darp etmediğini, tecavüz etmeye kalkmadığını, kadının kıyafetlerini kendisinin çıkartıp bornoz giydiğini, birlikte alkol alıp uyuşturucu kullandıklarını ve tecavüze kalkışmadığını söyledi.
“UYUŞTURUCUDAN NÖBET GEÇİRDİ, İFTİRA ATIYOR”
İfadesinin devamında, alkol ve uyuşturucunun etkisiyle kadının epilepsi nöbeti geçirdiğini, kendinden geçince panik yaptığını, boğazına kaçmasın diye elini ağzına sokup dilini çıkarttığını ve resepsiyona haber verdiğini, kadının kendisine iftira attığını ve suçlamaları kabul etmediğini söyledi.
KIYAFETLERİYLE GELİP BORNOZLA ÇIKARILDI
İfadeler sonrası olayla çalışma yapan Beşiktaş polisi, otelin kameralarını incelemeye aldı. Yapılan çalışmada, saat 03.00 sıralarında Hande Hazal S. ile Muhammet Emin K.’nın buluşup asansöre bindiklerini, saat 05.00 sıralarında ise otel odasına girdiklerini, saat 10.00 sıralarında sağlık ekipleri ve otel görevlilerinin geldiğini, otel odasına kıyafetleriyle giren kadının sağlık ekipleri tarafından götürülürken üstünde bornoz olduğunu tespit etti.
ADLİ KONTROL ŞARTIYLA SERBEST BIRAKILDI
Emniyette işlemleri tamamlanan Muhammet Emin K., “Cinsel taciz”, “Kasten yaralama” ve “Uyuşturucu madde kullanmak” suçlarından adliyeye sevk edildi. Mahkemeye çıkartılan K., adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Öte yandan yaşananlar ise güvenlik kameralarına yansıdı.
]]>POLAT AİLESİ HAKİM KARŞISINA ÇIKTI
Bahçeşehir 1. Kısım Doğa Parkı’nda bulunan sosyal medya fenomeni Banu Parlak’a ait güzellik merkezi 1 Ekim 2023 günü saat 02.00 ve 04.30 sıralarında motosikletli şüphelilerce kurşunlanmıştı. Olaya ilişkin hazırlanan iddianame kapsamında Dilan ve Engin Polat çiftinin de ‘azmettirme’ suçundan cezalandırılması istenen davanın görülmesine Küçükçekmece Adliyesi’nde devam edildi. Küçükçekmece Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, Dilan Polat, Engin Polat ve Sezgin Polat hazır bulundu.

DİLAN POLAT “SUÇUM YOK” DİYEREK KENDİSİNİ YERE ATTI
Duruşma başlamak üzereyken Banu Parlak ve Dilan Polat gözyaşlarına hakim olamayarak ağlamaya başladı. Dilan Polat yere düşüp “Allah’ım hiçbir suçum yok, Allah’ım ne olur kurtar” diyerek ağladı. Fenalık geçiren Dilan Polat duruşma salonundan dışarı çıkarıldı. Banu Parlak da “Dilan buradayım bak” diyerek ağladı.
DAVAYA DİLEKÇE SUNAN GÜLTEN ALAN: KURŞUNLATMA TALİMATINI BEN VERDİM
Devam eden duruşmada hakim, dosyanın İstanbul Adliyesi’ndeki örgüt dosyası ile birleştirme talebinin reddedilerek mahkemesine geri döndüğünü söyledi. Mahkemeye sunduğu dilekçesi okunan Banu Parlak, Dilan, Engin ve Sezgin Polat yönünden katılma talebinden vazgeçtiğini ancak diğer sanıklar yönünden katılma talebinde bulunduğunu belirtti. Öte yandan dilekçe sunan Gültekin Alan isimli bir kişi ise, “Barış Boyun İstanbul ve Avrupa’da terörle mücadele görev yapan birisidir. Daltonlar ve Barış Boyun benim komutamdadır. Banu Parlak’ın iş yerinin kurşunlanması talimatını ben verdim” ifadelerini kullandı. Söz verilen Engin ve Sezgin Polat ise dilekçeyi sunan kişiyi tanımadıklarını ve dilekçe hakkında bilgileri olmadığını söyledi.

İDDİANAMEDEN
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, sanık Dilan Polat’ın sosyal medya hesabından yayınladığı bir videodaki konuşmasında Banu Parlak’a tehdit mesajı gönderdiği açıklanmıştı. İddianamede bu mesajdan kısa bir süre sonra Dilan ve Engin Polat’ın aldığı ortak karar ile sanık Engin Polat’ın müştekinin iş yerine silahlı saldırı düzenlenmesi için Gürcistan’daki bağlantıları vasıtasıyla kamuoyunda “Daltonlar” çetesi olarak bilinen silahlı organize suç örgütünün firari yöneticilerinden Berat Can ve Batın Can Gökdemir’le iletişim kurduğu aktarılmıştı. Gökdemir kardeşlerin de İstanbul’da özel olarak kiralanan hücre evinde eyleme hazır vaziyette bekleyen sanıklar Batuhan İnci, Yunus Emre Yıldız, Nizamettin Bilgili, Onur Abiç ve İsmail Emre Arifoğlu’na talimat verdiği iddianamede belirtilmişti. İddianamede, iş yerinin kurşunlandığı ve bu nedenle dış cephesinde bulunan 5 camın 4’ünün değiştiği, saldırı sebebiyle toplam zararın 45 bin lira olduğu kaydedilmişti. Olayın ardından şikayetçi olan Banu Parlak, kendisini öldürtmek isteyen Polat ailesinden şikayetçi olmuştu. Dilan Polat ise ifadesinde tehdit içerikli görüntüdeki konuşmaları Parlak için söylemediğini, kendisine sözlü saldırıda bulunanlara genel olarak çektiğini savunmuştu.
8 YILA KADAR HAPİS TALEBİ
Sanık Engin Polat ise saldırıyı sosyal medyadan duyduğunu, saldırıdan 2 gün önce Banu Parlak’ın sosyal medyadan açıklama yapıp kendilerini suçladığını savunarak, bunu kimin yaptığını bilmediğini anlatmıştı. İddianamede, Polat çiftinin “birden fazla kişiyle birlikte silahla tehdit suçunu azmettirme” ve “mala zarar vermeye azmettirme” suçlarından toplamda ayrı ayrı 2 yıl 4 aydan 8 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edilmişti.
Haklarında Barış Boyun, Berat Can ile Batin Can Gökdemir için ise, “silahlı suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “birden fazla kişiyle birlikte silahla tehdit”, “mala zarar verme” ve “ruhsatsız silah taşıma” suçlarından ayrı ayrı toplamda 8 yıl 4 aydan 23 yıla kadar hapis cezası istenmişti. İddianamede, diğer sanıklar Batuhan İnci, İsmail Emre Arifoğlu, Nizamettin Bilgili, Onur Abiç, Yunus Emre Yıldız ve Sezgin Polat’ın farklı suçlardan 2 yıl 4 aydan 23 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilmişti.
BANU PARLAK ŞİKAYETİNİ GERİ ÇEKMİŞTİ
Geçtiğimiz haftalarda Polat çifti ile hakim karşısında bir araya gelen Banu Parlak, davadan günler sonra şikayetini geri çekmişti. Parlak açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı: “Yaşamış olduğum korkunç olay sonrasında eski arkadaşım Dilan Polat ve ailesi aynı dönemde zorlu süreçlerden geçmemiz sebebiyle görüşme sağlayamamıştık yakın süreçte aile ortamında bir araya geldik ve yaşadığımız zorlukları birbirimize anlattık Nilda’nın bana ‘Banu abla annem senin kurşunlandığın gün çok ağladı’ demesi üzerine dosya benim için kapanmıştır.
]]>Instagram hesabından uzun yazılı bir açıklama yapan Oktay Kaynarca “Eli sopalı ağzı salyalı, değnekçi yargısız infazcılar Biliyorum okumak sizin işiniz değil, siz size işaret edilene bilginiz olmadan fikriniz varmış gibi saldırmayı seçersiniz. Ama belki olur a merak edersiniz tavsiye ederim okuyun. Milliyetçiliğin sadece kendi bildiği olduğunu savunanlara ithafen; bunu da anlamazsanız yapımcılığını yaptığım Ben Bu Cihana Sığmazam dizisinin ilk bölümünü seyredin derim” dedi.
Oyuncu 5 sayfalık açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Ben bölge milliyetçiliği sevmem, ülke milliyetçiliği severim. Şuralıyım buralıyım, ordan adam çıkmaz buradan adam çıkmaz klişelerinden hoşlanmam. Her yerden adam çıkar, dolayısıyla ben Türkiyeliyim” cümlemi eğip büküp elinde değnekle saldıracak insan bekleyen değnekçilere cevaben: “Sözüm ona değnekçilik yaparak beklediğiniz yerlerin nöbetini sizler iki kitap okumamış tatlı su milliyetçilerinin dolmuşlarına binmeden çok önce tutuyorduk hala da tutuyoruz. Neymiş Türkiyeliyim demişim bu da ayrılıkçılıkmış bölücülükmüş hatta ashımı inkar etmekmiş. Bak bak bak! Evet Türkiyeli bir Türküm ve Türk olmaktan her daim gurur duydum ve dünyanın başka hiçbir yerinde yaşayamayacağını düşünürüm. Evet Türkiyeliyim, evet Türküm.”
“Bana göre Türkiyeliyim demek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım demektir. Evet, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Evet, Türkiyeliyim. Evet, Türküm. Benim de severek takip ettiğim sayın İlber Ortaylı hocanın Türkiyeli kavramından yola çıkan tatlısu milliyetçileri ne deseydim? Asyalıyım mı deseydim? Avrupalıyım mı deseydim? Evet, bayrağımın dalgalandığı her karış toprak parçası benim için kutsaldır ve o toprakların toplamına Türkiye denir. Evet, ben Türkiyeliyim. Türküm. Tam bağımsız, laik Türkiye milliyetçisiyim ve ülkemin çıkarları benim için her şeyden önce gelir. Evet, Türkiyeliyim. Türküm. Asıl Türkiyeliyim kadar anlaşılması net bir kavramı oraya buraya eğip büküp içi boşaltılmış söylemlerle insanları ötekileştirmek, başkalaştırmak, hatta hain ilan etmek ancak içi boş insanların yaptıklarıdır.”
“Maalesef bir partinin Genel Başkan Yardımcısı ise bir kısım değnekçilerin yalandan galeyanına gelip hakkımda söylemediğini bırakmamış. Kaldı ki kimlik açılımında da o partinin kurucusu olduğu yazılı. Demokrasinin gereği olan siyasi partilerin yöneticileri hatta kurucuları gelecekte devlet yöneticileri olabilirler ama o vasıflara sahip olmaları gerekir, yani peşin hükümlü olmayan araştıran soran tartışan saldırmadan önce anlamayı kavga yerine barışı seçen insanlardan bahsediyorum. Şimdi bakın başkan yardımcısı “Kimsenin tanımadığı vasat biri iken dizi ile gelen şöhret ve paranın konuşturduğu bu zat Türkiyeli modasına uymuş konuşuyor” cümlelerine cevaben: “Keşke ağzından salyalar akıtarak haklı haksız ayırt etmeden linç edilecek insan arayan bu güruhun peşine takılıp popüler bir faydanın peşine düşmek yerine beni biraz araştırsaydın ve nerede nasıl durduğumu biraz sorup soruştursaydın.”
Herkes siyasi ve kişisel çıkarlar yüzünden ülkede olanlara yokmuş gibi davranırken, biz sesimizi olabildiğince yükselttik ve bunun bedelini de ödedik. Ama biz hep var olduk ve olmaya devam edeceğiz. Biz ülkemizin büyük bir özgürlükler ülkesi olduğuna inanarak büyüdük ve öyle de öleceğiz. Ülke toprakları üzerindeki her dilin, her şivenin, her mezhebin ve her ırkın bu ülkenin zenginliği olduğuna inanarak büyüdük ve öyle de öleceğiz. Üst kimliğimiz Türk, ülkenin resmi dili Türkçe ve bayrağımız da Türk bayrağıdır. Bu arada, beni tanımanın önemi, nasıl tanındığımızdır ve Allah’a şükür ki 18 yaşından beri tanınma pozisyonumdan memnunum. Siz yokken biz vardık ve siz yokken yine var olacağız. Yaşasın tam bağımsız, laik ve demokratik Türk cumhuriyeti diyen herkes Türkiyelidir ve ben Türkiyeli bir Türk olmaktan gurur duyuyorum…”
]]>2 YIL BOYUNCA GİZLİ SORUŞTURMA YÜRÜTÜLDÜ
Alınan bilgiye göre, Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı, kendilerine yüzlerce kişiden gelen şikayetler üzerine harekete geçti. Onbinlerce mağdurun olduğu öğrenilen olayla ilgili, İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü ekipleri, Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde 2 yıl boyunca gizli soruşturma yürüttü. Polis elde ettiği deliller neticesinde “Çıkar Amaçlı Suç Örgütü Kurma, Nitelikli Dolandırıcılık, Rüşvet, Vergi Usul Kanuna Muhalefet” suçlarını işleyen örgütü çökertmek için harekete geçti.

YAKINLARINA PARAVAN ŞİRKET KURDURMUŞLAR
Mağdurların hukuki yoldan kendilerine sıkıntı oluşturmaması için 21 farklı şirket kurduran suç örgütü lideri Orhan Karaderili, operasyonda İstanbul Suadiye’deki ultra lüks villasında yakalandı. Karaderili’nin paravan şirketleri ise yakın arkadaşları, abisi, eniştesi, kayınçosu gibi kişilere kurdurduğu öğrenildi. Bu paravan şirketlerle Yalova’nın Termal, Kütahya’nın Emet, Aydın’ın- Kuşadası ve Muğla’nın Bodrum ilçelerinde hisseli tapuları usulsüz bir şekilde bölerek tatil yapma vaadiyle vatandaşları dolandırdıkları tespit edildi.
BİR DEVRE MÜLKÜ 100′ BÖLMÜŞLER
Firma bir devre mülkü önce 100 hisseye böldüğü, bu böldüğü yüz hisseden birini kendine sakladığı öğrenildi. Kendine sakladığı hisseyi de 100 bölen firma yine aynı şekilde 99 hisseyi sattığı ve yüzde 1 hisseyi kendine bıraktığı öğrenildi. Firmanı bu şekilde defalarca usulsüz şekilde onbinlerce kişiye satış yaptığı öğrenildi.

ÜNLÜ OYUNCU PAZARLAMA DİREKTÖRÜ ÇIKTI
Mağdurları internet, telefon, SMS gibi yollarla “bedava tatil kazandınız” diyerek Termal ilçesindeki Terma City Otel’de ağırlayan suç örgütünün pazarlama direktörünün ise ünlü oyuncu Yusuf Atala olduğu ve “line manager” olarak adlandırıldığı öğrenildi. Orhan Kardereli’nin eniştesi olduğu öğrenilen Atala’nın örgütte kilit isimler arasında yer aldığı bildirildi.
HAFTADA 4,5 MİLYON DOLANDIRIYORLARDI
8-10 milyar lira civarında usulsüz mal varlığı edindikleri değerlendirilen suç örgütünün vatandaşları haftada ortalama 4,5 milyon lira dolandırdığı tahmin ediliyor. Zanlıların satışların yapıldığı salonlara sahte alıcı ailelerin yerleştirdiği ve mağdurlara da psikolojik baskı yaptığı öğrenildi. Satış masalarında ise mağdurların yaşam, görüş ve giyim tarzlarına uygun personeller belirlenerek ikna edildiği ileri sürüldü. Şüphelilerin ailelere “ap”, tanıtım uzmanlarına rap ve sözleşme hazırlayanlara da “admin” kodları kullandıkları öğrenildi.
ŞİKAYET SİTELERİNDEN YORUMLARI PARAYLA SİLDİRMİŞLER
Öte yandan şikayet sitelerinde çok sayıda haklarında olumsuz şikayetler yapılan firmanın bunları ilgili sitelerin sahiplerine ulaşılarak sildirdiği öğrenildi. Şikayetleri silen sitelere de para ödemeleri yapıldığı bildirildi.
Yusuf AtalaYAPRAK DÖKÜMÜ OYUNCUSU DA TUTUKLANDI
Operasyonda aralarında firmaların üst düzey yöneticilerinin de olduğu toplam 29 kişi gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerin tamamlanan zanlılar adliye sevk edildi. 29 zanlında 11’i tutuklanarak cezaevine gönderildi. 16 zanlı adli kontrolle serbest bırakılırken 2 şüpheli ise ifadelerinin ardından serbest kaldı.
Hakim karşısına çıkan zanlılardan suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarından Orhan Karadereli, Yusuf Atala’nın yanı sıra Ç.K, D.K, K.K, K.O, M.C. ile suç örgütüne üye olma suçundan da M.G.K., M.Ç, N.T.B. ve A.S tutuklandı. Tutuklulara Kocaeli Kandıra Cezaevi’ne gönderildi.
]]>SORULARI YANITSIZ BIRAKTI
Gazete Magazin’de yer alan habere göre, bir yakınıyla birlikte cezaevinden çıkarak araca doğru giden Doğu, basın mensuplarının sorularını yanıtsız bırakarak sadece teşekkür etti. Kilo aldığı gözlemlenen ve oldukça yorgun gözüken Doğu, araca binerek uzaklaştı.
Öte yandan cezaevinden çıktıktan sonra Dilan Polat’ın tutukluluğunun devam ettiğini öğrenen Sıla Doğu, sinir krizi geçirmişti.

DOĞU KARDEŞLER TAHLİYE EDİLDİ
Dilan ve Engin Polat çifti ile, aralarında Polatların kardeşi Sıla ve Can Doğu’nun da olduğu şahıslar hakkında dün aylık tutukluluk değerlendirmesi yapıldı. 4. Sulh Ceza Hakimliği, Dilan Polat, Engin Polat, Sezgin Polat, Ahmet Gün ve Alper Kürşat Polat’ın tutukluluğuna devam kararı verdi. Öte yandan aralarında Dilan Polat’ın kardeşi Sıla Doğu ve Can Doğu’nun da bulunduğu tutukluların ise tutuksuz yargılanmasına hükümetti. Yaşanan gelişme üzerine Sıla Doğu’nun avukatı Sibel Bozkulak, sosyal medya hesabı Instagram’dan yaptığı paylaşımda, “Müvekkilim Sinem Sıla Doğu hakkında tahliye kararı verilmiştir.” ifadelerini kullandı.

POLAT OPERASYONUNDA NE OLMUŞTU?
İstanbul merkezli 6 ilde 1 Kasım’da ve devamında düzenlenen operasyonlarda, Dilan Polat ve eşi Engin Polat’ın da aralarında bulunduğu 24 şüpheli gözaltına alınmıştı. Soruşturma kapsamında daha önce şirketlerinde yapılan aramalarda dijital materyal ve defterlere el konulan Polat çiftinin de yer aldığı şüphelilerle ilgili MASAK ön inceleme raporu hazırlanmış, raporda tasfiye halindeki 3 firmadan aile bireylerine ait şirketlere sözde ticaret karşılığında sahte fatura kesilmesi yöntemiyle 200 milyon lira para girişi olduğu belirlenmişti.

ŞİRKETLERE KAYYUM ATANMIŞTI
Paranın yine aile bireylerine ait şirketler arasında transfer edildiği, son aşamada ise Engin Polat’ın sahibi olduğu Milda Gayrimenkul isimli firmada toplanarak gayrimenkul ve çok sayıda araç alındığının tespitinin ardından İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, şüphelilerin kimliklerini belirlemiş, İstanbul merkezli Ankara, Yalova, Ordu, Kırklareli ve Manisa’da 43 adrese eş zamanlı operasyon düzenlemişti. Soruşturma kapsamında çalışmalarını sürdüren ekipler, Dilan ve Engin Polat’a ait bir medikal şirketin Ankara’da başka bir firmaya isim hakkını verdiğini, bu firmanın hesabındaki 1 milyon 800 bin liranın da ortakların kişisel hesaplarına aktarılmaya çalışıldığını tespit etmişti. Dilan Polat, Engin Polat ve Sıla Doğu’nun da aralarında bulunduğu şüphelilerden 16’sı tutuklanmıştı. Hakimlik, 27 şirkete kayyum atanmasına hükmetmişti.

FENOMENLER İÇİN DE SORUŞTURMA AÇILMIŞTI
Soruşturma kapsamında, Dilan Polat’ın 2019’da “şampiyonlar ligi” adıyla sosyal medya hesabından paylaştığı fotoğrafta yer alan bazı kişiler kimlikleri tespit edilip soruşturmaya dahil edilmiş, savcılık, sosyal medya fenomeni olan bu kişiler hakkında yurt dışına çıkış yasağı getirilmesini talep etmişti. Anadolu 2. Sulh Ceza Hakimliği, sosyal medya fenomenleri Eylül Öztürk Özkan, Feyzanur Başar, İleyda Topal, İlke Ela Göz, Kadir Yiğit, Mervenur Korkut, Muhammet Oğuz Başar, Murat Yiğit, Nurgül Yiğit, Tolunay Topal, Tuğba Demirhan, Yavuz Selim Korkut, Habip Özsefil, Huri Özsefil ve Özge Duman’a yurt dışına çıkış yasağı getirmişti.


“HER YERE AYNI ANDA YALANLAR SERVİS EDİLMİŞ”
X hesabından yaptığı açıklamada hakkındaki tüm iddiaları yalanlayan Hasan Can Kaya, “Arkadaşlar bahse konu haberler gerçek dışı iddialardan ibaret olup ahlaksızca iftira atanlara yönelik tüm yasal haklarımı kullanacağımın bilinmesini isterim. Arkadaşlar itibar suikasti var. Her yere aynı anda aynı yalanlar servis edilmiş. Sabahtan beri okuduğum mide bulandırıcı Emniyet, savcılık, gözaltı, madde verme, alıkoyma vb iftiraları atanlardan hukuk önünde hesap soracağım. Büyük şaşkınlık ve üzüntü içerisindeyim.”

NE OLDU?
Olay, geçtiğimiz hafta Salı günü saat 04.00 sıralarında Beşiktaş Levent’te meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, ünlü komedyen Hasan Can Kaya, İstanbul’daki özel bir üniversitenin mezuniyet partisine katıldı. Kaya, burada eğlendiği esnada yine partiye katılan 23 yaşındaki Nazlıcan A. ile tanıştı. Bir süre sohbet eden ikili, partinin bitiminde Kaya’nın Levent’teki evine gitti. İçeride sohbet etmeye başlayan ikili bu esnada iddiaya göre alkol aldı. Sohbet devam ederken gecenin ilerleyen saatlerin Nazlıcan A. iddiaya göre, Hasan Can Kaya’nın kendisiyle yakınlaşmasından rahatsız oldu. Bunun üzerine genç kız evden çıkmak istedi ancak iddiaya göre Kaya, çıkmasına izin vermedi. Kaya’ya tepki gösteren genç kız cep telefonundaki mesajlaşma uygulaması üzerinden arkadaşına canlı konum attı. Daha sonra da “Bana madde verdiler, nerede olduğumu bilmiyorum. Evden çıkmama izin vermiyor” dedi.

GENÇ KADIN, POLİS EŞLİĞİNDE EVDEN ÇIKARILDI
Mesajları gören arkadaşı polis ekiplerine ihbarda bulundu. Canlı konumdan genç kızın yerini tespit eden Beşiktaş polisi, gece saatlerinde adrese geldi. Genç kızın içeride olduğu belirlenmesi üzerine polis ekipleri, Nazlıcan A.’yı içeriden çıkarttı. Genç kızın şikayetçi olduğunu söylemesi üzerine Hasan Can Kaya da emniyete götürüldü.
“BENİMLE YAKINLAŞMAK İSTEDİ”
Emniyette ifadesi alınan genç kız, özel bir üniversitenin mezuniyet partisinde Hasan Can Kaya ile tanıştığını, daha sonra birlikte evine gittiklerini, burada bir süre alkol alıp sohbet ettiklerini, sohbet esnasında Kaya’nın kendisiyle yakınlaşmak istediğini, kendisinin ise reddedince evden çıkmak istediğini söyledi. Kaya’nın kendisinin evden çıkmasına izin vermediğini anlatan genç kız, bunun üzerine arkadaşına canlı konum ve mesaj atarak polise ihbarda bulunmasını istediğini söyledi. Ancak Nazlıcan A. emniyette, kendisini alıkoyan Kaya’dan şikayetçi olmadığını belirtti.

GENÇ KADIN ŞİKAYETÇİ OLMADI, HASAN CAN SERBEST KALDI
Bunun üzerine polis ekipleri genç kıza, olay yasal hakları hakkında bilgi vererek yaşanan olayı ve genç kızın ifadesine savcılığa aktardı. Savcılık ise tutanak tutulması sonrasında emniyette bulunan Hasan Can Kaya’nın serbest bırakılmasını talimatını verdi. Emniyette ifadesi alınan Kaya ise suçlamaları reddederek iddia edilenlerin yaşanmadığını ve Nazlıcan A. evde bulunduğu esnada evde başka kadınların da olduğunu iddia etti. Tutanak tutulması sonrasında Hasan Can Kaya serbest bırakıldı.
]]>Sosyal medya fenomeni Oğuzhan Uğur’un, sahibi olduğu ‘BaBala TV’ isimli hesabından 6 Şubat 2023’de meydana gelen 2 büyük depremin ertesi günü Kahramanmaraş Kumçatı köyünde barajın patladığı ve Hatay Antakya Yarseli Barajı’nın çatladığı yönünde paylaşımlarda bulunulmuş, paylaşımların deprem bölgesindeki vatandaşlar arasında korku ile paniğe sebep olarak arama kurtarma çalışmalarında aksamalara neden olduğu gerekçesiyle soruşturma başlatılmıştı.
Konuya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede 8 kişi ‘müşteki’ sıfatıyla; Oğuzhan Uğur, Kaan Kayacan ve Ercan Özdemir ise ‘şüpheli’ sıfatıyla yer aldı.
İddialar nedeniyle deprem bölgesinde arama kurtarma faaliyetlerinin aksadığı paylaşımları yapıldı
Hazırlanan iddianamede, 6 Şubat 2023’de meydana gelen 2 büyük deprem sonrasında ‘BaBaLa TV’ adlı sosyal medya hesabından 7 Şubat günü ‘Acil – Kahramanmaraş Türkoğlu Nurdağı’nda Kumçatı köyünde baraj patlamış ve su basıyormuş, sadece yetkililer için iletişim’ ve ‘Hatay Antakya Yarseli barajı çatlamış Allah aşkına buraya ekip yollansın çok yağmur yağıyor’ şeklinde paylaşımların yapıldığı, paylaşımlar sonrası konuyla ilgili medyada böyle bir durumun yaşanmadığına ilişkin haberlerin yapıldığı ve söz konusu iddialar nedeniyle deprem bölgesinde arama kurtarma faaliyetlerinin aksadığına ve halk arasında korku ile paniğe yol açtığına ilişkin paylaşımların yapıldığı anlatıldı.
”Bir infiale sebep olma amacına sahip olmadık”
Şüpheli Oğuzhan Uğur’un ifadesine yer verilen iddianamede, şüpheli Uğur’un söz konusu hesaptan paylaşımları kendi ekibinin yaptığını belirttiği ve ”Deprem sonrası BaBaLa TV’de çalışan ekibimizin yanına gönüllü kişiler geldiler. Gönüllü kişilere çalışmaları için yer sağladık. Tweet atma bölümünün koordinasyonunda belirli bir kişi yoktu. Biz ekiple çalışmadan önce teyidi alınmayan hiçbir paylaşımı Twitter’dan paylaşmamaları konusunda uyardık. Telefon görüşmesi yapma yetkisine sahip 30-35 kişilik ekip, almış oldukları haberleri tweet atmakla yetkili olan yaklaşık 15 kişilik ekibimize aktarıyorlardı. Paylaşımların ardından böyle bir infial bilgisi bize geldikten sonra yaptığımız kontrollerden sonra yapılan paylaşımların ses kaydı ve teyidine ulaşıldı. Bu şahıs, telefon konuşma ekibinde bulunan şüpheli Ercan Özdemir’dir. Özdemir, Kültür Bakanlığı’nda çalıştığını söyleyen bir kadınla görüşüyor, kadının Bakanlıkta çalıştığına ilişkin bilgiler edinilmiş, bu teyitten sonra Yarseli Barajı’na ilişkin tweet atılmış. Hatırladığım kadarıyla tweeti atan şüpheli Özdemir’dir. Nurdağı’na ilişkin tweeti kim attı bilmiyorum. Atılan tweetler 7 Şubat tarihinde olmasına rağmen halkın galeyana getirilmesi ve kaçış görüntülerinin 11 Şubat tarihine ait olması bizim bir infiale sebep olma amacına sahip olmadığımızın göstergesidir. Hesaptan yapılan 3 paylaşımı ben yapmadım. Günlerce uykusuz kalan ve yardım etme amacı taşıyan ekip var. Bölge için milyonlarca lira para toplanmasına destek olduk. Tek amacımız depremde mağdur olan bölge halkına yardım etmek” dediği kaydedildi.
”Oğuzhan Uğur ifadesinde benim tweet attığımı söylemiş ise de bu doğru değildir”
Şüphelilerden Ercan Özdemir’in ifadesinde ise, ”Ben bayanla telefonda görüştükten sonra bana ilettiği bilgileri teyit ekibine ilettim. Bundan sonraki aşamada teyit ekibi ve tweet atan ekibin ne yaptığını bilmiyorum ancak ben kesinlikle tweet atmadım. Oğuzhan Uğur ifadesinde benim tweet attığımı söylemiş ise de bu doğru değildir çünkü benim tweet atma yetkim yoktur. Suçlamaları kabul etmiyorum” ifadelerine yer verildi.
Kamu barışını bozmaya elverişli şekilde paylaşımlar yapıldığı belirtildi
Hazırlanan iddianamede, BaBaLa TV adlı sosyal medya hesabından kamu barışını bozmaya elverişli şekilde, gerçeğe aykırı olarak paylaşımların yapıldığı, sosyal medya hesabının kullanıcısının Oğuzhan Uğur olduğu, şüpheli Uğur’un ifadesinden bir süre sonra avukatı aracılığıyla sunduğu dilekçesinde tweetlerin şüpheli Kaan Kayacan tarafından paylaşıldığını belirttiği, şüpheli Kayacan’ın ise bu hususu hatırlamadığını söylediği kaydedildi.
4’er yıl 6’şar aya kadar hapis talebi
İddianamede şüpheliler Oğuzhan Uğur, Kaan Kayacan ve Ercan Özdemir’in ayrı ayrı ‘basın ve yayın yoluyla halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçundan 1 yıl 6 aydan 4 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Şüphelilerin yargılanmasına önümüzdeki günlerde İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlanacak.
]]>“BELİME DOKUNUP ELİMİ TUTUYORDU”
Para kazanmak için işe girdiğini söyleyen Güngör, “İftiralara maruz kaldığım için video çekerek yaşadıklarımı anlattım. Hem açıktan okuyup hem de işe girdim. İstismardan önce bakışlar ve sözler başladı. İşe girdiğimde adam bana ‘sende başka bir şey var, beni kendine çekiyorsun’ dedi. Onu durduracak bir gücüm yoktu. Belime dokunuyordu, elimi tutuyordu. Beni her tek gördüğünde yanıma geliyordu. Ben de korktuğum ve utandığım için bir şey diyemiyordum. Beni sürekli tehdit ediyordu. ‘Sana daha kötü şeyler yaparım, daha ileri giderim. Ailene zarar veririm’ diye tehdit ettiği için işten çıkamadım. Bu hareketlerini sadece bana yapıyordu. Şikayetime rağmen serbest bırakıldı. Ben tutuklanmasını istiyorum” dedi.
“ARABADA GİDERKEN BENİ ÜSTÜNE ÇEKİP ÖPMEYE BAŞLADI”
İstismarın yaşandığı günü anlatan genç kız, “Ben işe dolmuşla gidip geliyordum ama o gün hava yağmurlu olduğu için beni kendisi bıraktı. Karanlık bir yola girdik ve yolu uzattı. Yan koltukta otururken beni bir anda üstüne aldı ve dudağımdan öpmeye başladı. Kendimi geri çektim ve beni eve bıraktı. Bunları benim doğum günümde yaptı. Yaşananlardan sonra canıma kıymayı düşündüm. Ben 17 yaşındayım o ise 33 yaşında. Evli ve 2 çocuğu var. Eşi yanında çalışmasına rağmen bunları yaptı” ifadelerini kullandı.
KUAFÖR SAHİBİ YAYINA BAĞLANDI: TEMİZ BİR AİLE BABASIYIM, İSTİSMAR ETMEDİM
İddiaların ardından kuaför yayına bağlanırken genç kız, annesi ve ağabeyi stüdyoyu terk etti. Yayına bağlanan kuaför ise kendisini şu sözlerle savundu: “Ben 21 yıldır kuaförlük yapıyorum. Daha önce böyle bir şey yaşamadım. Beni burada herkes tanır, saygın bir esnafımdır. Temiz bir aile babasıyım. Bahsi geçen şahsa cinsel istismarda bulunmadım. Taciz ve zorbalık söz konusu dahi olamaz. 3 Kasım 2023’ten beri tacize uğradığını iddia ediyor. Mayıs ayına kadar yanımda çalışmaya devam etti, benim onun ailesini tehdit ettiğimi söylüyor. Kesinlikle böyle bir şey yapmadım. Benim bir ses kaydım olduğu söyleniyor ama o kayıtta kurgu var.”
“ARAÇLA SEYİR HALİNDEYKEN BİR ANDA KUCAĞIMA GELDİ”
Bu kız 3 Kasım’dan bu yana yakınlaşması oldu. Kendisi yakınlaşmaya çalışıyordu ve ben onu seni işten çıkartırım diyerek uyardım. O da ağlayarak özür diledi. Bana yalvardığı günleri hatırlıyorum. Ben ve eşim de üzüldüğümüz için çalışmasına devam ettirdik. Çocuk olduğu için eşime söylemedim. Mutlu bir şekilde bizimle çalıştığı görüntüler de elimizde. Hiçbir elemanımızı tek başıma evine bırakmam. 3 Kasım günü geç saatlere kadar çalıştık. Kendisini eve bırakırken anlattığının tam tersi şekilde o benim üstüme geldi. Arabada bana öyle şeyler yapınca aracı kenara çekip kendisini uyardım. Sonra o benden özür diledi. Ben giderken yolu da uzatmadım. Keşke kamera kayıtları çıksa. Bana ilgisi vardı. Ben kendisine defalarca kez işten izin verdim ama kendisi kullanmak istemedi. Bir gün dükkanda çalışanlarıma herkes çıkabilir deyip tuvalete gittim. Çıktığımda sadece o dükkandaydı. Bir anda gelip sarılmaya ve cinsel anlamda bir şeyler yapmaya çalıştı. Ben de uzaklaştırınca ‘ben yaptıklarımdan dolayı vicdanen rahat değilim, sen de bana yaklaştın. Eşine anlatacağım’ dedi. Ben sonra onu eve bırakırken araçta ses kaydı almış.”
]]>Bir süredir kanser tedavisi gören ve 25 Mayıs’ta entübe edilen Aşk-ı Memnu dizisinde Şayeste karakterine hayat veren oyuncu Fatma Karanfil 72 yaşında hayatını kaybetmişti. Usta oyuncu için Barbaros Hayrettin Paşa Cami’nde cenaze töreni düzenlendi. Taziyeleri, Karanfil’in yeğenleri Aslı Karanfil, Elif Karanfil ile eş ve çocukları kabul etti. Törene, aile üyelerinin yanı sıra Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürü Birol Güven, oyuncu Hülya Koçyiğit, oyuncu Pınar Altuğ ve sevenleri katıldı. 1968 yılında Ses dergisinin yarışmasında 3. olmasının ardından kariyerine başlayan ve başta Keloğlan, Mavi Boncuk gibi Yeşilçam filmlerinde, Aşk-ı Memnu ve Çocuklar Duymasın gibi önemli dizilerde rol alan Fatma Karanfil’in cenazesi, öğle namazına müteakip kılınan cenaze namazının ardından Feriköy Mezarlığı’nda toprağa verildi.
“KANSERİN 1.5 AYDA TAMAMEN YAYILDIĞINI ÖĞRENDİK”
Taziyeleri kabul eden yeğeni Elif Karanfil, “Kanser hastalığı vardı, o nüksetmiş ancak hiçbir belirti vermemişti. Son 1.5 ayda kanserin tamamen yayıldığını öğrendik. Bugün de buradayız maalesef. 1.5 aylık bir süreçte, önce tetkikler sonra hastane, yoğun bakım, entübe edildiğini hepiniz biliyordunuz zaten. 10 gün içerisinde de maalesef kaybettik” diye konuştu.
“PIRLANTA GİBİ BİR İNSANDI”
Çocuklar Duymasın dizisinde birlikte rol aldığı Fatma Karanfil’i son yolculuğunda yalnız bırakmayan Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı, “Çok üzgünüz, bu değerlerimizi tek tek kaybediyoruz. Bir de yakın tanıdığım biriydi Fatma abla. Birlikte uzun süre çalıştık. ‘Çocuklar Duymasın’da birlikte çalıştık. Dominant teyzenin annesini oynuyordu ve çok gülüyorduk. Yani pırlanta gibi bir insandı. Çok profesyonel, çok neşeli, hayat dolu, örnek bir oyuncuydu” dedi.
“ABLA KARDEŞ İLİŞKİMİZ VARDI”
Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürü Birol Güven ise, “Çok üzgünüz. Tabii bizim yolumu 2002 yılında kesişmişti. Biliyorsunuz, ‘Çocuklar Duymasın’ da çok önemli rollerimizden birini çok da güzel oynadı. Daha sonra da bizim aslında temasımız hiç kesilmedi. Bir abla kardeş ilişkimiz de vardı. Gerçekten çok seviyorduk birbirimizi ama maalesef ben hastalık sürecinden haberdar olduğumda entübe olmuştu, kendisiyle görüşemedim. Zaten çok kısa sürede de kaybettik. Mekanı cennet olsun, çok üzgünüz” dedi.
“BEN KONUŞTUM; O GÖZLERİYLE BANA SELAM VERDİ”
Yeşilçam’ın önemli oyuncularından Hülya Koçyiğit, “Bugün Türk sinemasının pırıl pırıl yıldızlarından birini daha ebediyete yolcu ediyoruz. Arkasında pırıltılar bırakarak bir yıldızımız daha kaydı. O kadar güzel bir insandı. O kadar güzel anılar bıraktı ki bizimle, ruhu şad olsun. Allah rahmet eylesin. Tüm sevenlerine, geride bıraktıklarına sabır diliyorum. Biz onu çok sevdik. Ben onu ne yazık ki entübe edilmiş haliyle ziyaret ettim hastanede. Orada vedalaştık, ben konuştum, o gözleriyle bana selam verdi. ‘Allahaısmarladık’ dedi. Nur içinde yatsın, hepimizin başı sağolsun” diye konuştu.
“SON GÖREVİMİZİ YAPMAK İÇİN BURADAYIZ”
‘Çocuklar Duymasın’ dizisinde birlikte rol aldığı oyuncu Pınar Altuğ ise, “Hepimizin çok kıymetlisiydi. Kayıplar her zaman çok can yakıyor. Fatma abla benim için çok ayrı yeri olan biriydi. Çünkü ben 17 yaşındaydım Fatma ablayı tanıdığımda, hatta daha da küçüktüm. Annemle aynı iş yerinde çalışıyorlardı. Sonra ben ilk mankenlik yapmaya başladığımda onun çalıştığı tekstil şirketinde prova mankeni olarak görev yaptım. Dolayısıyla çok küçüktüm tanıştığımızda. Seneler sonra çocuklar duymasında Zeyno’ya bir anne düşünüldüğünde de Birol’a demiştim ki ‘Bak annesi kadar benzeyen biri var, ben tanıyorum’ O zaman Fatma ablanın kapısını çalmıştık. Senelerce de beraber çalışma imkanımız oldu. Bugün burada olmak tabii ki çok üzücü. Görüşmemiştim bir süredir. Hasta olduğu haberini aldıktan sonra da zaten böyle bir imkan olmadı. Maalesef, hayat koşturmacasında galiba bazen bazı şeyleri atlıyoruz, uzaklaşıyoruz. Hepimiz ayrı çalışıyoruz, hepimiz ayrı koşturuyoruz. Son görevimizi yapmak için buradayız” dedi.
]]>“EŞLERİNİ DÖVMÜŞ, AKIL HASTANESİNDE YATMIŞ”
Canlı yayında Selahattin Yalnız’ın dayısından aldığı bilgilerle vukuatlarını sıralayan Müge Anlı, “İlk eşiyle 6 ay evli kalmış. Eşini darbederek kalçasından bıçaklamış. Çocukları olmadığı için hemen boşanmışlar. Sonra Selahattin’i Avustralya’da akıl hastanesine yatırmışlar. Orada 10 gün yatmış. İkinci evliliğini Kıbrıslı biriyle yapmış. Bununla 15-20 sene evli kalmış ve 4 kızları olmuş. Daha sonra kadın istediği boşanmışlar ve çocukların velayeti Selahattin’e verilmiş. Evliliği içinde karşı komşusunun kızını istismar etmiş. Kız hamile kalmış ve bebeği doğurduktan sonra hastaneden direkt yurda göndermişler. 3. evliliğini de Avustralya’da yapmış. Ondan da 2 kızı 1 oğlu var. Avustralya’daki eşini de darbettiği için cezaevine girmiş. O esnada eş velayetleri almış ve Selahattin’i sınır dışı etmişler” dedi.

“KOMŞUSUNUN KIZINI HAMİLE BIRAKTI”
Canlı yayına bağlanan Selahattin Yalnız’ın dayısı Necati Bey ise canlı yayında anlattıkları tüyleri diken diken etti. Yalnız’ın yıllar içinde yaptıklarından bahseden Necati Bey, şunları söyledi. İlk evliliğini teyzesinin kızıyla yaptı. Yeğenim evlendikten sonra pişman oldu. Evlilikleri 6 ay sürdü. Sonra Kıbrıslı bir kızla tanıştı onu istemeye gittik. Ben o kıza her şeyi anlattım ama beni dinlemedi. Bu evliliğinden 4 tane kızı oldu. Ben ikinci eşiyle konuştum bana her şeyi anlattı. İlk çocuğunu 3 ila 5 yaşları arasında istismar etmiş. İkinci kızı 4 yaşındayken istismara uğramış. Diğer kızı 6 yaştan 11 yaşa kadar istismara uğradığını söylüyor. 3 evliliğini Avustralya’da yapmıştı. O evliliğinden 2 kız 1 oğlu var. O kızlarının biri de istismar edilmiş. Bütün çocuklar bunu annelerine anlatmış. Bende 4 sayfalık ifadeler var bunları göndereceğim. İkinci evliliği esnasında karşı komşularının kızını istismar etmiş. İstismarda kız hamile kalıyor ve doğum yaptıktan sonra bebeği bir doktora evlatlık vermişler. Ben bu olayları yeni öğrendim. Ben bilmediğim için o zamanlar onun yanında oldum. Avustralya’da olaydan sonra report edildi. Bunu beyni 15-16 yaşlarında. Süper bir yalancı. 9 çocuğu istismar ettiğini biliyorum.”
MUHTARIN ŞÜPHELENMESİYLE GERÇEKLER ORTAYA ÇIKTI
Ortaca’nın Ekşiliyurt Mahallesi’nde yaşayan Selahattin Yalnız geçtiğimiz hafta mahalle muhtarı Meral Uysal’ı arayarak, yanında yaşayan 2 kızın kaçtığını söyledi. Muhtar Meral Uysal, Selahattin Yalnız ile yaptığı görüşmede, Yalnız’ın kendisine, “Bu kızlar bana uyku ilacı içirdiler, öldürmeye çalıştılar, bana her türlü iftirayı attılar” deyince olaydan şüphelenen muhtar Meral Uysal, konuyu Müge Anlı ile Tatlı Sert programına iletti. Konunun gündeme gelmesiyle Selahattin Bey de çıkarak üvey kızlarının bulunmasını istedi.

MÜGE ANLI ÖFKEDEN DELİYE DÖNMÜŞTÜ
Kısa sürede bulunarak Müge Anlı’nın programına çıkan kızlar, üvey babanın kendilerini yıllardır istismar ettiğini hatta “Dördünüz de benim karımsınız” dediğini söyledi. Elinde istismar görüntülerinin olduğunu söyleyen Müge Anlı ise Sen utanmadan benim stüdyoma nasıl geldin ahlaksız. Terbiyesiz adam. Senin bu kızlara yaptıkların videosu elimde. Ahlaksız… Sen bu kızları istismar edip nasıl gelip bir de ararsın?” diyerek ateş püskürdü. Canlı yayında gözaltına alınan Selahattin Bey tutuklanarak cezaevine gönderildi.
]]>Hababam Sınıfı’nın ilk 3 filminde rol alan Dilaver Gül’ün hayatı, ailesiyle birlikte yaşadığı Malatya’da yakalandıkları Kahramanmaraş merkezli olarak 6 Şubat 2023’te gerçekleşen depremler sonucu alt üst oldu. Depremlerde evi ağır hasar alan Dilaver Gül, ailesiyle birlikte Eskişehir’e yerleşti.
Yaklaşık 50 yıl önce çekilen Hababam Sınıfı filminin ilk 3 serisinde rol alan arkadaşlarını yaklaşık 15 yıl önce ilk kez Malatya’da bir araya getiren Dilaver Gül, Eskişehir’deki düzenini kurduktan sonra ilk iş olarak rol arkadaşlarını davet etti. Hababam Sınıfı’nın Dilaver’ine geçmiş olsun ziyaretinde bulunmak isteyen Hababam Sınıfı ekibi ise hep birlikte yaşadıkları illerden ayrılarak Eskişehir’e geldi.
“50 yıl geçmesine rağmen hala insanlar bizi bağırlarına basıyorlar”
Hababam Sınıfı ekibinin uzun yıllardır her fırsatta bir araya geldiğini fakat pandemi döneminde ayrı kaldıklarını belirten Dilaver Gül, vatandaşlardan da çok güzel tepkiler aldıklarını belirtti. Önümüzdeki yıl 50’nci yıllarını kutlayacaklarını belirten Hababam Sınıfı’nın Dilaver’i, “Bir vefa örneği daha göstererek beni Eskişehir’de ziyaret etmeyi amaçladılar. Uzun zamandır bir araya gelemiyoruz. Pandemi ve deprem araya girince yaklaşık 3 senedir hiçbir etkinliğe gidemedik, katılamadık ve bir araya gelemedik. Hem bir araya gelmek hem de sohbet etmek ve bu maksatla beni ziyaret etmek amaçlarıyla geldiler. Ben kendilerine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Görüyorsunuz, onlar yine hababamlıklarını yaşıyorlar. Seneye 50’nci yılımızı kutlayacağız. Bunun da müjdesini vereyim, biz 50’nci yılımızı inşallah Eskişehir’de kutlayacağız. 10 arkadaşım ziyarete geldi. Farklı farklı şehirlerde oturuyorlar. Uzak da olsa biz yakınlaştırdık, geldiler. Sağ olsunlar. O filmde rol alan Kalem Şakir’imiz, Kikirik’imiz, Postal Rıza’mız, hepsi buradalar. O karakterlere can veren arkadaşlarımızla toplu olarak gezdiğimizde 50 yıl geçmesine rağmen hala insanlar bizi bağırlarına basıyorlar, sevgi gösteriyorlar” dedi.
“Biz asker arkadaşından çok daha üstünüz, çok daha iyiyiz”
Hababam Sınıfı’nda ‘Kalem Şakir’ rolünü oynayan Bülent İğdiroğlu, aralarındaki arkadaşlık bağının asker arkadaşlığından dahi daha üstün olduğunu belirterek, “Bizim dostluğumuz. Düzenli görüşmelerimizi pandemiden önce daha çok yapıyorduk. Bütün üniversitelerin ve belediyelerin daveti üzerine hiçbir ücret almaksızın gidip orada insanlarla ve öğrencilerle sohbet ediyoruz. Bize gösterilen saygı ve sevginin karşılığını verebilmek için bu tür etkinliklere katılıyoruz. Tabii bizim arkadaşlığımız çok farklı. Hani asker arkadaşı derler ya? Biz asker arkadaşından çok daha üstünüz, çok daha iyiyiz. Hababam arkadaşlığı çok başka. Eskişehir’e bayıldık. Dilaver kardeşimiz buraya gelmemize vesile oldu. O da Malatya’da depremden kaçtı, buraya yerleşti. Eskişehir her şeyden önce çok güzel bir şehir olmuş. İnsan yapısı olarak da çok güzel olmuş ve en büyük dikkatimi çeken de tramvayda güvenlik yok. Yani herkes haddini biliyor, kartını basıp geçiyor. Oradan bedava da geçebilir. Bu bir kültürdür, ahlaktır. Eskişehir’de bunu gördüğüm için de inanılmaz mutluyum” ifadelerini kullandı.
“İyi günde de kötü günde de biz hep her zaman her daim bir aradayız”
Filmde ‘Postal Rıza’ rolüyle tanınan Ercan Gezmiş ise her koşulda birbirlerine destek olduklarını ifade ederken “50 yıldır hiç ayrılmadık. Yani bir pandemi süreci yaşadık ama bu süreçte bir araya gelmesek bile kendi aramızda günün her saati her dakika irtibat kuruyorduk. Yine de pandemi de ara ara birlikte olduğumuz zamanlar olmuştur. Belki tüm kadro olmasa bile yarım yarım birlikte olmuşuzdur. Biz ayrılamayız. Çünkü neden? Mesela burada bugün Eskişehir’de olduğu gibi biz 50 yıldır artık arkadaşın, dostun ötesi bir kardeş olduk. Hababamın bir sloganı vardır ya, birimiz hepimiz hepimiz birimiz için. İyi günde de kötü günde de biz hep her zaman her daim bir aradayız. Bugün dilaver için buradayız. Yarın kimsenin başına bir felaket gelmesin, hep iyi günlerde birlikte olalım” diye konuştu.
“Hababam Sınıfı kardeşliği adına bir vefa borcumuzun olduğunu da düşündük”
Hababam Sınıfı’nda ‘Kikirik’ rolüyle hafızalara kazanan Gazanfer Şener, ekibin yaş olarak en büyüğü olan Dilaver Gül’e karşı vefa borçlarının olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Dilaver, yaş olarak bizim sınıfın en büyüğü. Galiba ikinci de benim. Kendisi çok ciddi bir deprem gerçeği yaşadı. Hababam Sınıfı olarak biz zaten hiç kopmadık. Dolayısıyla Hababam Sınıfı kardeşliği adına bir vefa borcumuzun olduğunu da düşündük. Uzun zamandır da pandemi gibi sebeplerden bir araya gelemiyorduk. Hem Dilaver abimizi görelim hem geçmiş olsun diyelim hem de biraz da biz birbirimizi görelim dedik. Çünkü farklı yerlerde yaşıyoruz. Mesela ben İzmir’den geldim. Bir arkadaşımız Kayseri’den, diğeri Avşa’dan geldi. Yani farklı bölgelerdeyiz. Dilaver abi yine bizi buluşturdu. İlk buluşturan da yine o olmuştu. 15 sene önce Hababam Sınıfı’nı bir araya getirip, 3’üncü Malatya film Festivali’nde bizi bir araya getirip güzel bir başlangıç yaptı. Çok da iyi oldu, sağ olsun var olsun.” – ESKİŞEHİR
]]>Cengiz ÇOBAN-İsa ALMAÇAYIR/İSTANBUL, İSTANBUL’da 72 yaşında hayatını kaybeden tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Ahmet Uğurlu, Üsküdar Şakirin Camii’nde düzenlenen cenaze töreniyle son yolculuğuna uğurlandı. Ahmet Uğurlu’nun cenazesi Anadoluhisarı Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Bir süredir kanser tedavisi gören tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Ahmet Uğurlu, dün hayatını kaybetti. Uğurlu’nun cenazesi Üsküdar’daki Şakirin Cami’ne getirildi. Cenazede taziyeleri kardeşi Mustafa Uğurlu, oğlu Orhan Uğurlu ve eski eşi Necef Uğurlu kabul etti. Cenazeye, Ahmet Uğurlu’ya birçok ödül kazandıran ‘Tabutta Rövaşata’ filminin yönetmeni Derviş Zaim, eski eşi Necef Uğurlu, tiyatro oyuncusu Yasemin Yalçın, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı, oyuncular Melih Çardak, Sumru Yavrucuk, Halil Ergün, Gani Rüzgar Şavata, Zafer Alagöz, gazeteci Barış Yarkadaş, Gürsel Tekin, İlhan Kesici ve sevenleriyle ailenin yakınları katıldı. Tabutta Rövaşata’nın Mahsun’u, Behzat Ç.’nin Aziz Başkomiseri ve Eşref Saati, Yol Ayrımı adlı yapımlardaki rolleriyle hafızalara kazınan çok sayıda başarılı yapımda rol alan Ahmet Uğurlu’nun cenazesi Üsküdar Şakirin Camii’nde Cuma namazına müteakip kılınan cenaze namazının ardından Anadoluhisarı Mezarlığı’nda toprağa verildi.
“ÇOK ÖZEL BİR İNSANDI”
Taziyeleri Ahmet Uğurlu’nun kardeşi Mustafa Uğurlu ile eski eşi Necef Uğurlu ve oğlu Orhan Uğurlu kabul etti. Kardeşi oyuncu Mustafa Uğurlu uzun süre ağabeyinin tabutunun başından ayrılmadı.
Cenazeye katılan oyuncu Yasemin Yalçın “Çok zor birşey.Benim ilklerimdi. Ben konservatuarda 1.sınıf öğrencisiyken o da Devlet Tiyatrosunda oyuncuydu.Sonra birlikte iş yaptık. ilk kamera gördüğüm zamanlarda onunla işler yaptım.İlkimdir, çok özel bir insandı.Yeri yurdu cennet olsun” diye konuştu.
“BİR USTAMIZ DAHA GİTTİ”
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı ise, “Çok üzgünüz.Ahmet Uğurlu Türk tiyatrosunun, televizyonların sinemanın çok önemli oyuncularından biriydi. Çok özel bir insandı. Bir ustamız daha gitti çok üzgünüz. Mustafa Uğurlu son derece değerli bir oyuncu. Benim de çok iyi tanıdığım bir insan. Ahmet abiyle çok fazla çalışma imkanım olmadı ama yaptığı şeyleri zaten yıllardır biliyoruz. Ayrı bir jenerasyondu onlar, inanılmaz iyi bir oyuncuydu. Çok üzgünüm” dedi.
“İNCİNSE DE İNCİTMEZDİ; BÖYLE BİR ADAMDI”
Eski eşi Necef Uğurlu “İncinse de incitmeyen bir adamdı. Ben kimsenin onun hakkında kötü birşey söylediğini duymadım. 40 yıllık bir evlilik bizimki.Fena halde bir tutku. Konservatuar arkadaşları, meslektaşları, baş tacıydı. Çok dikkat ederdi; incinse de incitmezdi. Bütün dünya kucakladı onu; ama o Türkiye’den vazgeçemedi. Çok mücadele etti. Şan şeref getirdi.Onunla gurur duyuyoruz. Mekanı cennet olsun” dedi
“ÇOK KIYMETLİ BİRİYDİ”
Oyuncu Zafer Algöz ise, “Şahane tiyatro oyunlarında oynamış biri. Sinema filmlerinde, dizilerde hem ülke içinde hem ülke dışında çok önemli ödüllere sahip olmuş ve onun dışında da son derece mütevazı bir insandı. Bizim çocukluğumuz, gençliğimiz hep Bursa’da geçti. Bizim Çobanbey Mahallesi çok bereketli mahalleydi. Oradan çok kıymetli gazeteciler, müzisyenler, sanatçılar yetişti. İlk yetişen sanatçı Ahmet abiydi.. Ahmet abinin peşinden kardeşi Mustafa tiyatroyla ilgilenmeye başladı. Mustafa’nın peşinden Hakan Güler’i, Hakan Güler’in peşinden ben. Böylece bize önderlik yaptı Ahmet abi. Sadece bu mesleği seçerek değil, onun dışında konservatuvar, sınav parçalarımızı çalışırken ya da oynadığımız oyunların genel provalarına gelip, hatalarımızı, eksiklerimizi söyleyen, abilik yapan çok kıymetli biriydi. Allah rahmet eylesin. Hepimizin başı sağolsun” diye konuştu
AHMET UĞURLU KİMDİR?
2 Ağustos 1952’de Konya’da dünyaya gelen Ahmet Uğurlu, babasının memur olmasından dolayı Bursa’ya taşındı. Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden mezun olan Ahmet Uğurlu, çok sayıda, tiyatro, film ve dizide rol aldı. Usta oyuncu ‘Tabutta Rövaşata’ filmindeki rolüyle 1996 ve 1997 yıllarında en iyi erkek oyuncu seçildi. Uğurlu, Tabutta Rövaşata’nın dışında Eşref Saati, Behzat Ç., Yol Ayrımı adlı yapımlar ve çok sayıda tiyatro oyununda rol aldı.
]]>
Altın Portakal ödüllü Ali Adnan Özgür’ün yönettiği, Ali Adnan Özgür ve Sarp Bozkurt’un senaryosunu kaleme aldığı post-apokaliptik ögeler taşıyan macera ve komedi filmi “Dünya Varmış”ın başrollerini Engin Altan Düzyatan, Bozkurt, Melisa Şenolsun paylaşıyor.
Oyuncu, çekimleri devam eden filmin Bodrum’daki setinde AA muhabirine, post apokaliptik ve komedi sevenleri sinema salonlarına çekmeyi bekleyen filme dair şunları söyledi:
“Keyifle kabul ettiğim bir proje oldu. ‘Dünya Varmış’, değişik tarzda bir film. Post apokaliptik başlayıp macera filmine doğru yönelip ama bir yandan içinde ciddi komedi unsurları da barındıran bir tür. Şimdiye kadar oynadığım rollerden farklı. İçinde olmak istememin sebebi de bu aslında. Çünkü beni tanıyanlar biliyordur, birbirinden farklı rolleri oynamayı ve bunları deneyimlemeyi seviyorum. Yeni şeyler öğreniyorum ve bu öğrendiklerimin yanıma kar kaldığını düşünüyorum. O yüzden burada yeni bir şey deniyorum. Çok da keyifli gidiyor şimdilik.”
Düzyatan, güzel bir senaryo olduğunu ve sette güzel ekiple çalıştıklarını vurgulayarak, “Çok güzel bir yerde çalışıyoruz her şeyden önce. İstanbul’un keşmekeşinden uzakta, böyle bir sahil kasabasında çalıştığımız için çok keyifli her şey. Umarım seyirciler de benim kadar beğenir senaryoyu.” değerlendirmesinde bulundu.
Yapımda, yaşanan bir salgın sonrası bir yerde toplanan insanların ve bunun üzerine gelişen olayların aktarıldığını söyleyen oyuncu, filmdeki rolüne dair şunları kaydetti:
“Ben bir taksi şoförünü oynuyorum aslında. O tür taksi şoförleriyle çok karşılaşırız, o kadar çok insanla konuşuyor olmaktan ve hani o yaşanmışlıktan, değişik bir bilgi birikimine sahip taksi şoförleri vardır. Hiçbir şeyden haberi yokken, tamamen tesadüf, bu ortamın içinde buluyor kendini. Aslında doğal liderlik yeteneğinden dolayı diyelim, içeride liderlik göstermeye başlıyor ve insanları etkileyip, onları aslında etkisi altına almaya başlıyor ve hikaye bir şekilde evrilip devam ediyor.”
“Konfor alanımdan çıkmayı seviyorum”
Rolüne hazırlanma sürecine de değinen sanatçı, “Taksiye çıkmadım bu role hazırlanırken. Aslında bir dramaturjik çalışma yaptım diyebilirim. Karakterin duygusal anlamda başladığı ve bitirdiği yerdeki o kesintisiz çizgiye baktım ve bunun üzerine de aslında karakteri inşa etmeye çalışıyorum bir şekilde. Son zamanlarda çalıştığım rollere göre daha az fiziksel gerekliliği vardı rolün. Daha fazla beynimle çalıştığım bir rol oldu diyebilirim.” diye konuştu.
Düzyatan, oynadığı her yapımda farklı bir karakteri canlandırmak istediğinin altını çizerek, şöyle dedi:
“Ben biraz konfor alanımdan çıkmayı seviyorum yani ‘Konfor alanımda kalıp da aynı tarz işleri oynayayım ve hani nasıl olsa buralarda iyiyim, iyi olduğum yerden çıkmayayım ki bir eleştiriyle karşı karşıya kalmayayım’ durumunda değilim. Sürekli konfor alanımı bozmaya ve yeni bir şeyler denemeye çalışıyorum. Genelde arka arkaya aynı tarz iki iş yapmamaya dikkat ediyorum. Bunun da aslında farklı bir tür olması, seçmemin önemli nedenlerinden bir tanesiydi. Beni zorlaması, biraz farklı olması gerekiyor aslında yapacağım karakterin. Yeni bir şey öğrenmem gerekiyor bundan.”
Dünya çapında gördüğü ilgi ve sevgiye ilişkin de Düzyatan şunları söyledi:
“Her şeyden önce şükrediyorsunuz halinize. Sonuçta yaptığınız işin kitleler tarafından beğenilmesi çok kıymetli, çok değerli bir şey. Böyle bir beklentiyle çıkmamıştım yola açıkçası. Dert anlatmak ve gerçekten sanat yapmaktı derdim. İşte o yüzden tiyatro, oyunculuk okudum, bitirdim. Sonrasında hayat bir şekilde bu tarafa doğru evrildi. Televizyonda, sinemada oynadım. Bunlar da dünyada tanınmışlığı beraberinde getirdi. Buna minnettarım bir şekilde. Her şeyde olduğu gibi bunun da artı tarafları olduğu gibi, eksi tarafları da var. Yani dünyanın hiçbir yerinde rahat, gerçekten özgür olamıyorsunuz. Bir şekilde her zaman sizi gözetleyen bir göz var. Herkes bunu ister miydi ya da her gittiğiniz yerde sizi birileri tanısın ister miydiniz? Bunlar tartışılır. Tabii ki güzel tarafı, evet var. Yaptığınız işte demek bir başarı göstermişsiniz ki insanlar sizi seviyor ve tanıyor ama bir yandan da özgürce ailenizle sadece vakit geçirmek için bir yere gidiyorsunuz ve asla rahat olamıyorsunuz. Bu da işin diğer tarafı. O yüzden her şey dışarıdan göründüğü kadar güllük gülistanlık değil ama elbette ki bir yandan da şükretmek gerekiyor her şeye.”
“Anadolu topraklarında çok fazla hikaye var”
Engin Altan Düzyatan, Türk dizilerinin dünyada gördüğü ilgiye ilişkin de şöyle dedi:
” Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra, dünyada en fazla dizi ihraç eden ülke konumundayız ve burada aslında bir söz sahibiyiz diyebiliriz dünyada. Birçok ülkede gerçekten Türk oyuncuları ve Türk dizileri tanınır durumda özellikle. Böyle de devam edecektir bir süre daha. Tabii ki hikayelerimiz değişebilir, çeşitlenebilir. Anadolu topraklarında yaşıyoruz. Burada çok fazla hikaye var ve bu hikayeleri anlatabilir, dönüştürebiliriz ama bu noktada hak da vermek lazım yapımcılara. Tutan şeyin devamından gitmek, aynı şeyleri yapmak ve bir şekilde kendilerini garanti altına almak istiyorlar.”
Teknik ve aktörlük olarak dünyadan bir eksiklerinin olmadığının altını çizen oyuncu, “O yüzden de bu başarıları elde ediyoruz televizyonda. Dijitalin Türkiye’ye girmesiyle aslında işler biraz değişti. Çok daha fazla iş üretilmeye başlanıyor. Dijital de bize farklı bir bakış açısı sunuyor aslında. Biraz daha hikayeleri renklendirebilme avantajı sağlıyor bize. Şu anda dijitaller ana akım gibi devam etseler de konu olarak daha farklı hikayeleri anlatmak gibi bir yol seçerlerse o zaman daha farklı hikayeleri de izleyebilecek konuma geliriz.” ifadelerini kullandı.
Düzyatan, daha fazla tiyatro oyunu oynamak istediğini de söyleyerek, ancak televizyon dizilerinin çok vaktini aldığını ve tiyatroya zaman ayıramadığını belirtti. Düzyatan, yakında bir oyunda sahneye çıkmak isteğini de sözlerine ekledi.
]]>“İSTİSMAR EDİLDİĞİMİ SÖYLEDİĞİM İLK İFADEM DOĞRU DEĞİL”
Doktor Mehmet Ender Saraç hakkında, Beşiktaş’ta 2017-2021 yılları arasında 13 yaşındaki oğlu M.S.’ye cinsel istismar uyguladığı iddiasıyla açılan davanın görülmesine devam edildi. İstanbul 34.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada tutuksuz sanık Ender Saraç ile müşteki Benan Saraç hazır bulundu. Müşteki çocuk M.S. (14) ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlanırken taraf avukatları da katıldı. Duruşmada Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı pedagogu eşliğinde beyanda bulunan müşteki çocuk M.S, ilk verdiği ifadenin doğru olmadığını söyleyerek “İkinci olarak verdiğim cinsel istismar olayının gerçek olmadığını belirttiğim ifadem doğrudur. İlk olarak o şekilde ifade vermemin sebebi annemle babamın evlerinin ayrılmasıydı” dedi.
“BABAM BENİ BASKI ALTINA ALIYORDU, UTANMASI İÇİN BÖYLE BİR ŞEY YAPTIM”
Beyanlarında babasının kendisine sürekli pis kokuyorsun dediğini belirten M.S., “Sürekli yediğime içtiğime karışıyordu. Kontrol altında tutmaya çalışıyordu beni. Anneme barışması için sürekli baskı yapıyordu. Evin etrafına sopalar saklamıştım, korkuyordum. En son böyle bir yola başvurdum. İlk olarak istismar olayını anneme söyledim, bana inanmadı. En son inanmaktan başka çaresi kalmadı. Raporlu olduğum halde okula gitmiştim, annemin haberi yoktu. Bunu yapmamda ki amacım olayı rehber öğretmenime anlattıktan sonra babamın oraya gelip utanması ve beni bir daha baskı altına alamayacak düşüncesiydi” ifadelerini kullandı.

“BABAM BENİ İSTİSMAR ETMEDİ AMA ANNEME FİZİKSEL OLARAK SALDIRDI”
Diğer ifadesini farklı vermesinin sebebinin babasının sürekli annesi Benan Saraç’ı suçlamış olması olduğunu söyleyerek, “Allah korkum vardı. Beni baskıladığı için böyle bir yola başvurmuştum. Babam beni istismar etmedi. Babamı en son 2 yıl önce gördüm. Babam anneme fiziksel olarak saldırmıştı. ‘Kariyerim sarsıldı’ siniri ile annemi öldüreceğini düşündüğümden gerçeği anneme söyledim Mahkemeden babam için ömür boyu uzaklaştırma talep ediyorum” şeklinde konuştu.
“OĞLUM EZBERLETİLMİŞ BİR İFADE VERMİŞTİ, MASUM OLDUĞUMA EMİNİM”
Çocuğun verdiği ilk ifadenin ezberletildiği söyleyerek savunma yapan Ender Saraç “Gerçek olan sonradan verdiği beyanıdır. Ben oğlumu 8 aydır görmüyorum. Sesi değişmiş ve çok özledim. Bir şeyler ezberleterek ifade vermesini sağlamam bu yüzden mümkün değil. Masum olduğuma yüzde yüz eminim. Beraatımı talep ediyorum” dedi.
DURUŞMA ERTELENDİ
Ara kararını açıklayan mahkeme, duruşmaya SEGBİS aracılığı ile bağlanan müşteki çocuk M.S.’nin beyanlarının incelenmesi için çözümünün beklenmesine hükmederek duruşmayı erteledi.
İDDİANAMEDEN
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, mağdur M.S.’nin 5 Aralık 2023’de öğrenim gördüğü okul idaresinin tutmuş olduğu tutanakların polise bildirilmesiyle soruşturmaya başlandığı aktarıldı.
Hazırlanan iddianamede, mağdur M.S.’nin şeref ve namusunu ilgilendiren bir konuda şüpheli Mehmet Ender Saraç’a iftira atmasını gerektirir ciddi bir neden bulunmaması, aralarında daha önceden husumet olmaması, mağdurun olayı okuldaki öğretmenlerine anlatmış olması, annenin sonradan olaya dahil olması ve öğretmenlerine açılan çocuğun ifadelerinin yönlendirme etkisinde olduğu ya da kurgudan ibaret olduğu ihtimalinin olmaması, bu gerekçeyle ise mağdurun ilk verdiği ifadenin samimi ve gerçeği yansıtır mahiyette olduğuna kanaat getirildiği kaydedildi.
Hazırlanan iddianamede şüpheli Mehmet Ender Saraç’ın ‘çocuğun cinsel istismarı’ suçundan 12 yıldan 22 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
]]>İkinciliği Rug Reverie adlı tasarımıyla Buse Ünal kazanırken, üçüncülüğü adlı Rezven (Dünya Hayatı Sonsuzdur) tasarımıyla Mustafa Sıtkı Asmaoğlu elde etti. Finale kalan ilk 10 tasarımcı, Özlem Erkan mentörlüğünde İzmir Olgunlaşma Enstitüsü ile hazırladıkları koleksiyonları Serkan Duman ve Gökhan Duman koreografisiyle sergiledi. Bu arada, 100 bin TL birincilik ödülü, 75.000 TL ikincilik ödülü ve 50.000 TL üçüncülük ödülü kazanan tasarımıcılara törenle teslim edildi.
Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Sosyal Organizasyonlar ve Yarışma Komitesi Başkanı Tuğba Hazar, “EİB Moda Tasarım Yarışmamız, İhracatçı Birlikleri olarak yapmış olduğumuz en önemli organizasyonlardan bir tanesi. Çok büyük bir ekip beraber bu yarışmayı gerçekleştiriyoruz. 2004 yılından beri yarışmamızı yapıyoruz. Yaklaşık 20 tasarımcımıza Ticaret Bakanlığımızın desteğiyle yurtdışı eğitim fırsatı sağladık. İlk defa 230 dosya aldık. Bizim için ilk 10 finalistimizin hepsi birinci, hepsini yürekten kutluyorum. Her sene tasarımcılarımız kendilerini katlayarak yeniliyor ve ülkemize yeni vizyonlar kazandırıyorlar. Yarışmamızın kıyafetlerini diken İzmir Olgunlaşma Enstitüsüne, Yarışmamızın Mentörü Özlem Erkan’a, Ege İhracatçı Birlikleri sekreteryasına, Yarışma Komitemize, yarışmamızı destekleyen Türkiye İhracatçılar Meclisimize ve Ticaret Bakanlığımıza, Jüri Üyelerimize teşekkürlerimi sunuyorum.” dedi.
Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Burak Sertbaş, “Hazır giyim ve tekstil sektörlerinde 2023 yılında 28 milyar 811 milyon dolarlık bir ihracat gerçekleştirdik. İhracat tutarımızın yanında bugün Türkiye’nin en katma değerli ihracat yapan sektörleri arasında yer alıyoruz. Kilogram başına ihracat birim fiyatımız Türkiye ortalamasının oldukça üzerinde. Amacımız ortalama ihraç fiyatımızı daha yüksek seviyelere çekmek. Ülkemiz tasarımda her sene daha ileriye gidiyor. Bu başarıya ulaşmamızdaki en önemli etken, aynı zamanda bizi rakiplerimizden de ayrıştıran tasarım gücümüz. Tasarım yarışmaları genç tasarımcıların teşvik edildiği, farklı perspektiflerin bir araya getirildiği, yeni fikirlerin ortaya çıkarıldığı platformlar. Yarışmalar her yıl genç yeteneklerin üretime kazandırılmasında büyük rol oynuyor.” dedi.
Başkan Sertbaş, “Burada yarışmamıza katılan genç tasarımcılarımıza da seslenmek istiyorum. Tasarım, sadece estetik bir değer oluşturmanın ötesinde, kültürel mirasımızı ve yenilikçi düşüncelerimizi dünyaya tanıtmanın en etkili yollarından biridir. Yarışmamıza katılan bugünün genç tasarımcıları olarak, gelecekte bu misyonu üstlenecek ve ülkemizin global arenada daha güçlü bir şekilde temsil edeceksiniz. Bu yarışma, gelişim, beceri ve vizyonunuzu ortaya koymanız için bir platform sunmak amacıyla düzenlendi. Burada sergilenen her bir eser, sadece bir tasarım ürünü değil, aynı zamanda birer başarı hikayesidir. Hepinizi bu olağanüstü çabalarınız ve yeteneklerinizden ötürü kutluyorum. Bu yıl da yarışmamıza gençlerimizden yoğun ilgi vardı, 230 başvuru aldık. Bu dosyalar arasından finale kalan iddialı 10 finalistimiz tasarladıkları koleksiyonlarla yarışmamızın temasına uygun, çok başarılı, izlemesi keyifli koleksiyonlar hazırladılar. Tüm finalistlerimizi tekrar kutluyorum.” diye konuştu. – İZMİR
]]>Karakolda biten olayla 16 yaşındaki kız, devlet korumasına alındı. Akkaya, Çocuk Esirgeme Kurumu’nda bir gece kalan kızının son durumunu anlattı.
“BENİ PİRANALARIN ÖNÜNE ATIP DEDESİNE GİDECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORDU”
Dün akşam X hesabından kızıyla ilgili paylaşım yapan Deniz Akkaya şu ifadeleri kullandı: “Kızım dün geceden beri devletin güvenli ve sıcak kollarında.
Pek tabi ki ilk doğduğu günden itibaren, belki de hayatında hiç şahit olmadığı bir şeye şahit oldu. Anne ve babasız kalmak anne ve babasız olmak. Bir çocuk yurdunda geçirilen tüm gün.
Bugün yapılan son görüşmede pişman ve suçlamasını çekmek istiyor kızım. Geriye kalan ise tam bir gün hallaç pamuğuna çevrilen bir anne. Beni piranaların önüne atıp dedesinin sıcak kucağına döneceğini hayal ederken, hayatın gerçekleri ile karşılaşmanın verdiği şok ve pişmanlık.
Çok üzgünüm dostlar. Yine olan bana oldu yine olan annelere oldu. Sonsuz güven ve destekle cesurca kendi özellerin de evlerinde yaşadıklarını benimle paylaşan herkese çok teşekkür ederim. Benim aslında gerçekte kocaman bir ailem varmış, onlarda sizlersiniz.”
“KIZIM BANA SALDIRIP BALKONA KİLİTLEDİ”
Eski manken Deniz Akkaya, X hesabından yaptığı paylaşımda 16 yaşındaki kızıyla yaşadığı olayı anlattı. Kızının kendisine şiddet uyguladığını belirten Akkaya, “1997 senesinde başlayan kariyerin ve çok mutlu bir hayatın akabinde son derece yanlış bir baba seçimi ile hamile kaldım ve hayatım resmen kabusa döndü. Bir ruh hastası ile verdiğim velayet savaşı bir ömür sürdü. Az önce 16 senedir resmen tek başıma baktığım kızımın benden ısrarla sakladığı telefonunu ele geçirdim.
Benden habersiz yurtdışı planları ve fazlasını bulmam neticesinde telefona el koydum. Fiziken bana saldırması yetmediği gibi beni 1,5 saat balkona kilitledi. Komşuların ve güvenliğin ricaları karşılıksız kalınca 3 kez 112’yi aramam neticesinde kurtarıldım.”
“Polislere de karşı çıkan sonrasında birde hızını alamayıp bana itibar suikastı yapan bu ruh haline, ergenliğin arkasına saklanmasına izin vermeyeceğim. Biz nerede hata yaptık biliyor musunuz?
Kontrolsüzce severek. Anne olmak bu değil ve olmamalı. Allah tüm annelere sabır versin. Bazı gerizekalılar benim hayatımı yaşamazken boş yapıyor!
Beni saatlerce balkona kilitleyen kızım, polisleri aramaya cesaret edemez derken aramam neticesinde gelen ekiplere çıkardığı zorluk yetmedi bir de ‘beni dövdü’ diyerek itibar suikastına geçti. Ben bu hayatı, birileri üstünde tepinsin diye inşa etmedim. Bilip bilmeden bu hayatı yorum yapmayın!”
“KENDİ RIZAMLA YOLLADIM”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan görevlendirilen ekibin gerekli inceleme ve değerlendirmeleri yapmasının ardından, 16 yaşındaki kız çocuğunun koruma altına alındığı ve gerekli psikolojik desteğin verilmeye başlandı.
Haberin yayılmasının ardından X hesabından video yayınlayarak açıklama yapan Deniz Akkaya “Polisi aramak zorunda kaldım, 1 saat 45 dakika balkonda mücadele verdim. Salak salak yorumlar yapmayın. Kendi rızamla ben gönderdim çocuk esirgemeye. Burnu sürtsün diye. Kendinize gelin” diyerek tepki gösterdi.
DENİZ AKKAYA’DAN YENİ AÇIKLAMA
Deniz Akkaya, gündem olan açıklamalarına devam etti. “Geldik ikinci raund’a… Ben konuyu sakince kapatmaya çalıştıkça, en yakınımızdakiler ellerine geçirdikleri veya geçirdiklerini sandıkları bir konu ile kişisel husumetlerinin hesabına oturma peşindeler.
Bu olayın benim hayatımda bir kırılma noktası olduğunu düşünüyorum” diyen manken, peş peşe videolar yayınladı.
“Merak edenler için bilgi vereyim. Kızımın babasının bu konuyu duymama ihtimali yok. Bu konuyu haber verdik. İletişimi avukatlar kurdu. Babasından ‘Deniz Akkaya bunları hep yapıyor, para için’ cevabı geldi.
Konunun parayla bir ilgisi yok. Gidip Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan kızını alsaydı. Kızını alsa ve vakit geçirse o bile ona iyi gelirdi. Ama gelmedi. Daha sonra Avukat bir hanımefendi, benden habersiz bir şekilde benim babama gitmiş.
Sonra da benim avukatıma ulaşarak; kızımın pişman olduğu ve tek isteğinin dedesinin yanında kalmak olduğu bilgisini vermiş. Ben de bunu kabul edemeyeceğimi söyledim.”
“BABAM, BENİ HAPSE ATTIRACAĞINI SÖYLEDİ”
“Ben bugün bu konuyu sakince aramızda kapatıp, adı ergenlik olan bu sorunu çözmek için profesyonellerle konuşmaya niyet etmiştim. Fakat barodan kızıma atanan ve babama giden avukat, babamı bana dava açmak için ikna etmiş.
Benim avukatıma, babamın benim kızımın velayetini alması için vekalet vereceğini söylemiş. Bu bilginin sabah gazetecilere bildirileceğini bildiğim için bu yayını açtım. Aklı selim aile bireylerimiz, kuzenim babamı arayarak benim ve kızımın çok zarar gördüğünü söyledi ve babamı defalarca uyardı.
Kuzenim, ‘Deniz ile kızı sorunlarını çözerler, siz ne yapmaya çalışıyorsunuz dedikçe babam, ‘Deniz’i hapse attıracağım’ dedi.”
Aslında ben bu hikayeyi daha sonra anlatacaktım. Anlattıklarımla babamın ölümüne sebep olmak istemiyorum demiştim. Ki babam ölümsüzlüğün sırrını bulmuş gibi yaşayan bir adamdır. Benim annemle babam hiç ayrılmadı.
Ama bir aşk hikayesi değildi. Annemin erken ölüşünde de bu hikaye başrol oynuyor. Babam eski bir bürokrat. Müthiş egolu, narsistik kişilik bozukluğunun son boyutunda biri. Bu tip insanlar kimseyi beğenmez, herkesi aşağılar.
Babam günde 20 saat televizyon seyredip dışarı çıkmıyor, kimseyi beğenmiyor. ve hayatta en beğenmediği kişi hep bendim. Bana bir gün böyle ateş edeceğini hiç düşünmedim.
Çocuğumun onun yanına gitmemesi gerektiğini çok iyi biliyor. Sen torununa zarar vermek için böyle bir hamle yaptıysan, ben kendimi korumak zorundayım.
“TEYZEM, KIZIMA ŞİDDET UYGULADI”
“İşin bir de teyzem boyutu var. Annem öldüğünden beri, teyzem babamla birlikte yaşıyor. Teyzem daha önce de bizimle yaşıyordu, genelde bize dayak atarak büyüttü.
Teyzemin nörolojik sorunları olduğunu düşünüyorum. Hastalık hastasıdır, her gün hastaneye gider. Geceleri çığlıklar atarak uyanırdı. Teyzem, iki defa kızımı boğmaya kalktı. Kızım dedesine gitmek istiyor çünkü evde onu kötü cezalar bekliyor.
Teyzem kızıma şiddet uyguladığı ve bunu aile büyüklerimize düzgün bir şekilde anlatamadığım için yaklaşık iki ay önce ihtarname çektim. Kamera görüntüleri de var elimizde. Kızıma tuhaf tuhaf sorular da sordular.
Ben hayatımda kızıma ‘erkek arkadaşın var mı, erkeklerle gizli gizli mi buluşuyorsun’ şeyler diye sormam. Kızıma sürekli cinsel içerikli sorular sordular. Bu haberler basına yansımadan size bilgi vermek istedim.”
]]>“KIZIMIN BABASI OLAYI BİLMESİNE RAĞMEN GELMEDİ”
Kızını burnunun sürtmesi için kendi isteğiyle Çocuk Esirgeme Kurumu’na gönderdiğini söyleyen Deniz Akkaya, X hesabından peş peşe videolar paylaşarak aile içinde yaşanan sorunları anlattı. Kızının babasının konudan haberdar olduğunu söyleyen Akkaya “Merak edenler için bilgi vereyim. Kızımın babasının bu konuyu duymama ihtimali yok. Bu konuyu haber verdik. İletişimi avukatlar kurdu. Babasından ‘Deniz Akkaya bunları hep yapıyor, para için’ cevabı geldi. Konunun parayla bir ilgisi yok. Gidip Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan kızını alsaydı. Kızını alsa ve vakit geçirse o bile ona iyi gelirdi. Ama gelmedi” dedi.
“KIZIMIN BABAMIN YANINDA KALMASINI KABUL ETMEM”
Babası Muzaffer Akkaya’nın torununun velayetini almak için kendisine dava açmaya hazırlandığını belirten ünlü isim, sözlerine şöyle devam etti: “Daha sonra avukat bir hanımefendi, benden habersiz bir şekilde benim babama gitmiş. Sonra da benim avukatıma ulaşarak; kızımın pişman olduğu ve tek isteğinin dedesinin yanında kalmak olduğu bilgisini vermiş. Ben de bunu kabul edemeyeceğimi söyledim.”
“BABAM, ‘DENİZ’E HAPSE ATTIRACAĞIM’ DİYOR”
“Ben bugün bu konuyu sakince aramızda kapatıp, adı ergenlik olan bu sorunu çözmek için profesyonellerle konuşmaya niyet etmiştim. Fakat barodan kızıma atanan ve babama giden avukat, babamı bana dava açmak için ikna etmiş. Benim avukatıma, babamın benim kızımın velayetini alması için vekalet vereceğini söylemiş. Bu bilginin sabah gazetecilere bildirileceğini bildiğim için bu yayını açtım. Aklı selim aile bireylerimiz, kuzenim babamı arayarak benim ve kızımın çok zarar gördüğünü söyledi ve babamı defalarca uyardı. Kuzenim, ‘Deniz ile kızı sorunlarını çözerler, siz ne yapmaya çalışıyorsunuz dedikçe babam, ‘Deniz’i hapse attıracağım’ dedi.”
“ANLATTIKLARIMLA BABAMIN ÖLÜMÜNE SEBEP OLMAK İSTEMİYORUM”
“Aslında ben bu hikayeyi daha sonra anlatacaktım. Anlattıklarımla babamın ölümüne sebep olmak istemiyorum demiştim. Ki babam ölümsüzlüğün sırrını bulmuş gibi yaşayan bir adamdır. Benim annemle babam hiç ayrılmadı. Ama bir aşk hikayesi değildi. Annemin erken ölüşünde de bu hikaye başrol oynuyor. Babam eski bir bürokrat. Müthiş egolu, narsistik kişilik bozukluğunun son boyutunda biri. Bu tip insanlar kimseyi beğenmez, herkesi aşağılar. Babam günde 20 saat televizyon seyredip dışarı çıkmıyor, kimseyi beğenmiyor. Ve hayatta en beğenmediği kişi hep bendim. Bana bir gün böyle ateş edeceğini hiç düşünmedim. Çocuğumun onun yanına gitmemesi gerektiğini çok iyi biliyor. Sen torununa zarar vermek için böyle bir hamle yaptıysan, ben kendimi korumak zorundayım.”
“TEYZEM İKİ DEFA KIZIMI BOĞMAYA ÇALIŞTI”
“İşin bir de teyzem boyutu var. Annem öldüğünden beri, teyzem babamla birlikte yaşıyor. Teyzem daha önce de bizimle yaşıyordu, genelde bize dayak atarak büyüttü. Teyzemin nörolojik sorunları olduğunu düşünüyorum. Hastalık hastasıdır, her gün hastaneye gider. Geceleri çığlıklar atarak uyanırdı. Teyzem, iki defa kızımı boğmaya kalktı. Kızım dedesine gitmek istiyor çünkü evde onu kötü cezalar bekliyor. Teyzem kızıma şiddet uyguladığı ve bunu aile büyüklerimize düzgün bir şekilde anlatamadığım için yaklaşık iki ay önce ihtarname çektim. Kamera görüntüleri de var elimizde. Kızıma tuhaf tuhaf sorular da sordular. Ben hayatımda kızıma ‘erkek arkadaşın var mı, erkeklerle gizli gizli mi buluşuyorsun’ şeyler diye sormam. Kızıma sürekli cinsel içerikli sorular sordular. Bu haberler basına yansımadan size bilgi vermek istedim.”
]]>“BENİ PİRANALARIN ÖNÜNE ATIP DEDESİNE GİDECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORDU”
Dün akşam X hesabından kızıyla ilgili paylaşım yapan Deniz Akkaya şu ifadeleri kullandı: “Kızım dün geceden beri devletin güvenli ve sıcak kollarında. Pek tabi ki ilk doğduğu günden itibaren, belki de hayatında hiç şahit olmadığı bir şeye şahit oldu. Anne ve babasız kalmak anne ve babasız olmak. Bir çocuk yurdunda geçirilen tüm gün. Bugün yapılan son görüşmede pişman ve suçlamasını çekmek istiyor kızım. Geriye kalan ise tam bir gün hallaç pamuğuna çevrilen bir anne. Beni piranaların önüne atıp dedesinin sıcak kucağına döneceğini hayal ederken, hayatın gerçekleri ile karşılaşmanın verdiği şok ve pişmanlık. Çok üzgünüm dostlar. Yine olan bana oldu yine olan annelere oldu. Sonsuz güven ve destekle cesurca kendi özellerin de evlerinde yaşadıklarını benimle paylaşan herkese çok teşekkür ederim. Benim aslında gerçekte kocaman bir ailem varmış, onlarda sizlersiniz.”
“KIZIM BANA SALDIRIP BALKONA KİLİTLEDİ”
Eski manken Deniz Akkaya, X hesabından yaptığı paylaşımda 16 yaşındaki kızıyla yaşadığı olayı anlattı. Kızının kendisine şiddet uyguladığını belirten Akkaya, “1997 senesinde başlayan kariyerin ve çok mutlu bir hayatın akabinde son derece yanlış bir baba seçimi ile hamile kaldım ve hayatım resmen kabusa döndü. Bir ruh hastası ile verdiğim velayet savaşı bir ömür sürdü. Az önce 16 senedir resmen tek başıma baktığım kızımın benden ısrarla sakladığı telefonunu ele geçirdim. Benden habersiz yurtdışı planları ve fazlasını bulmam neticesinde telefona el koydum. Fiziken bana saldırması yetmediği gibi beni 1,5 saat balkona kilitledi. Komşuların ve güvenliğin ricaları karşılıksız kalınca 3 kez 112’yi aramam neticesinde kurtarıldım.”
“Polislere de karşı çıkan sonrasında birde hızını alamayıp bana itibar suikastı yapan bu ruh haline, ergenliğin arkasına saklanmasına izin vermeyeceğim. Biz nerede hata yaptık biliyor musunuz? Kontrolsüzce severek. Anne olmak bu değil ve olmamalı. Allah tüm annelere sabır versin. Bazı gerizekalılar benim hayatımı yaşamazken boş yapıyor! Beni saatlerce balkona kilitleyen kızım, polisleri aramaya cesaret edemez derken aramam neticesinde gelen ekiplere çıkardığı zorluk yetmedi bir de ‘beni dövdü’ diyerek itibar suikastına geçti. Ben bu hayatı, birileri üstünde tepinsin diye inşa etmedim. Bilip bilmeden bu hayatı yorum yapmayın!”
“KENDİ RIZAMLA YOLLADIM”
Aile Ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan görevlendirilen ekibin gerekli inceleme ve değerlendirmeleri yapmasının ardından, 16 yaşındaki kız çocuğunun koruma altına alındığı ve gerekli psikolojik desteğin verilmeye başlandı. Haberin yayılmasının ardından X hesabından video yayınlayarak açıklama yapan Deniz Akkaya “Polisi aramak zorunda kaldım, 1 saat 45 dakika balkonda mücadele verdim. Salak salak yorumlar yapmayın. Kendi rızamla ben gönderdim çocuk esirgemeye. Burnu sürtsün diye. Kendinize gelin” diyerek tepki gösterdi.
]]>Ancak Rodríguez finalde birinciliği elde edemedi. Böylelikle Rodríguez’in tarihteki en yaşlı Miss Universe yarışmacısı olma umutları suya düştü.
İspanyolca yayın yapan bir televizyon kanalına konuşan Rodríguez, yarışmaya katılımının “gelmekte olan bir değişimin ilk adımı olmasını umut ettiğini” söyledi.
Rodríguez, Nisan ayında Buenos Aires Güzeli olarak taç giymiş ve o dönem manşetlere çıkmıştı. Birçok kişi de sosyal medyada yaş ayrımcılığına ilişkin klişelere meydan okuduğu için Rodríguez’e övgüler düzmüştü.
Rodríguez’in yarışmaya katılımı “Miss Universe” organizasyonunun yaşla ilgili kurallarını değiştirmesinin ardından mümkün oldu.
2023 yılında yarışmanın üst yaş sınırı kaldırıldı. Öncesinde ise yarışmacıların 18-28 yaşları arasında olması gerekiyordu.
Cumartesi günkü etkinlikten sonra kuliste konuşan Rodríguez, “Pek çok insan için yeni bir kapı açıldığına inanıyorum” dedi.
Basında çıkan haberlere göre, bir hastanede hukuk danışmanı olarak çalışan Rodríguez, genç görünümünü yaşam tarzına borçlu olduğunu söylüyor.
Bu yılki Miss Argentina’nın kazananı, İspanya’nın Cordoba kentinden 29 yaşındaki aktris ve model Magali Benejam oldu. Benejam, diğer 27 yarışmacıyı geride bıraktı.
Benejam, Eylül ayında Meksika’da düzenlenecek Miss Universe International 2024’te Arjantin’i temsil edecek.
İlk Miss Universe International yarışması 1952 yılında yapıldı. Geçen yıla kadar sadece 18-28 yaşlarında evli olmayan kadınların katılmasına izin verildi.
Modernleşmeye çabalayan yarışma, 2023’ten bu yana evli ya da boşanmış, doğum yapmış ya da hamile olan kadınların katılımına izin vermek gibi başka kural değişiklikleri de getirdi.
Rodríguez ABD medyasına yaptığı açıklamada, “Bu olumlu bir değişiklikti, bence tüm değişiklikler gibi yavaş yavaş oldu” dedi.
“İlk olma fırsatına” sahip olduğu için gurur duyduğunu belirten Rodriguez, ülkesini temsil etmeyecek olsa da güzellik, yaş, şekil ve kilo ile ilgili klişelerin yavaş yavaş değiştiğinden emin olduğunu söyledi.
Keriman Halis’ten Azra Akın’a Türkiye’de güzellik yarışmaları
, modern tarihte ilk güzellik yarışması Haziran 1855’te ABD’de yapıldı.
Türkiye’de ise sonucu onaylanmış ilk güzellik yarışması 1929’da Cumhuriyet gazetesi tarafından düzenlendi. Bu yarışmayı o tarihte 19 yaşında olan Feriha Tevfik kazandı.
Gazetenin , 2 Eylül 1929’da yapılan yarışmada Hicran Hanım isimli birisi birinci olarak seçildi. Ancak Hicran Hanım’ın evlenmiş olduğu ortaya çıkınca seçim yenilendi ve jüri Feriha Tevfik’i birinci seçti.
Daha sonra Feriha Tevfik Hanım Ağustos 1930’da ABD’nin Teksas eyaletinde düzenlenen 5. Uluslararası Kainat Güzelliği Yarışması’nda (International Pageant of Pulchritude) Türkiye’yi temsil etti.
Cumhuriyet gazetesi tarafından sürdürülen yarışmayı 1932 yılında Keriman Halis . Keriman Halis aynı yıl daha sonra Belçika’da yapılan yarışmada “ Dünya Güzellik Kraliçesi” seçildi.
Türkiye’deki güzellik yarışması, 1980 yılı itibarıyla “Miss Turkey” adıyla düzenlenmeye başladı. O tarih itibarıyla Tercüman, Güneş, Sabah, Bulvar gibi gazeteler, 1991’den itibaren de özel televizyonlar aracılığıyla düzenlendi.
2000’de Yüksel Ak “Miss World” Yarışması’nda ikinci olurken, 2002’de ise o yıl 21 yaşında olan Azra Akın Dünya Güzeli olarak seçildi.
Akın, Keriman Halis’in ardından “Dünya Güzeli” seçilen ikinci Türk oldu.
]]>Moderatörlüğünü Can Başak’ın yaptığı söyleşide, Mehmet Günsür kendinden bahsederek sözlerine başladı. Günsür:
Fatih benim ilgimi çekiyor. Müjdat Gezen’in de jenerasyonunda çok önemli sanatçılar yetişmiş. O dönemlerde Vatan Hastanesi doğumlar için önemliymiş. Ben de orada doğdum.
Annemler Ankaralı, o yüzden sürekli bir gidiş geliş vardı. Annemler ben doğmadan İstanbul’a gelmişler. Babam ODTÜ’den, Dil Tarih’ten… Ama ben hiç Ankara’da yaşamadım.
“İlk oyunculuk deneyiminizi ne zaman yaşadınız?”
Halam Nilgün Hanım, ben beş altı yaşındayken beni bir reklamcı arkadaşının yanına götürdü ve ben ilk margarin reklamında oynadım. Bütün aile geçtik ekranın başına.
Okul bahçesinde çember çeviren çocuklar vardı reklamda. O reklamda gölge olarak geçen çocuk bendim. Sonra margarin reklamında başrol oldum.
Geçmiş Bahar Mimozaları… 9 bölüm, TRT için sinema tadında çekilen bir diziydi. Görüntü yönetmenimiz Kaptan Kusto’nun görüntü yönetmeniydi. Beyaz Gelincik dizisinde yeniden çalışma imkanı buldum kendisiyle.
12 yaşında neyin ne kadar farkındaydım, bilmiyorum ama yıllar sonra baktığım zaman Müşfik Kenter ile sabah sahne sırası beklerken yatakta uyuduğumuz bir fotoğraf var. Sinema tozunun alındığı zamanlar.
“Hamam filminin kariyerinizdeki yeri nedir?”
Sonra büluğ çağı başlıyor. Zor günler, değişen yüz ve sivilceler. Sonra birkaç minik reklam oldu ve Hamam filmine kadar geldi. Ben o dönemde bir restoran işletiyordum. Roksy’de, jaz kulüp ve o dönemlere damgasını vurmuş mekandı.
Biz o mekanda çaldık ve birçok mekanda üniversite şenliklerinde müzik grubumuzla çıktık. Biz rock müzikle ilgileniyorduk. Gitar dalgasıyla biz de kendimizi bulduk.
Grubun bütün üyeleri bir ülkeye gidince bana restoran kaldı. Roksy’de çalışırken, o mekanın bir kardeş barı vardı. Oradaki arkadaşım aynı zamanda Hamam filminin figürasyon sorumlusuydu.
Ferzan Özpetek bir türlü başrol oyuncusuna ikna olamamıştı ve aramaya devam ediyordu. O arkadaşım neden bir deneme çekimi yapmıyorsun dedi ve biz Ferzan Özpetek ile bir deneme çekimi yaptık ve öyle tanıştık.
Benim saçlarım belime kadardı. Ben kendimi Memo olarak tanıtırım, Ferzan ile ilk tanıştığımızda ben kendimi böyle tanıttığımda şaşırdı. Sonra anladım ki, filmdeki karakterin adı Mehmet ve kendisini Memo olarak tanıtıyordu.
Bana saçlarımı kesip kesmeyeceğimi söyledi, bir dakika dedim ancak sonra kestim. O kararı verdim ve iyi ki de vermişim.
“Sanırım Hamam filminden sonra oyunculuk kariyerinize karar veriyorsunuz.”
Evet, kesinlikle o filmden sonra ben sadece bu işi yapmak istiyorum dedim. Restoran da müzik de bitti ve ben sadece oyuncu olarak yoluma devam ettim. Film İtalya’da ve dünyada büyük ilgi gördü. Hamam sayesinde bir sene Türkiye’de kaldım.
Hamam benim ilk sinema filmim. Böyle bir filmle başlayınca bu çıtayı Türkiye’de tutturmak zor. İtalya’dan bir teklif geldi, Hamam sayesinde, bir tiyatro oyunu. Ben o oyunla İtalya’ya gittim ve dört yıl boyunca turne yaptım.
Annem ve babam her zaman çok destek oldular. Biri mühendis, diğeri öğretmen ama sanat damarları gelişmişti. İstanbul Film Festivali’nde bir Fellini serisi vardı ve annem beni götürmüştü.
“O oyundan sonra mı İtalya’da yaşayacağım dedin?”
İtalya’da dört yıl boyunca bir oyunda oynadım. Turne yaptık çok fazla. Oyunun bu zaman zarfında bütün kadrosu değişti ancak ben kaldım ve yeni gelenleri eğittim. İtalyan Lisesi mezunu olduğum için hep kafamın bir yerinde İtalya’da yaşayacağım diyordum.
Şu an Roma’da yaşıyorum. Orada bir ajansla birlikte çalışıyorum ve bir anda Fas’ta İsa’nın bir havarisi olarak buldum kendimi. Evlendim, eşim de belgeselci ve yönetmen. Hatta bir film sayesinde tanıştık, bir aşk filmiydi.
“Kariyer yönetmek konusunda çok iyi olduğunuzu düşünüyorum.”
Ben işin hiçbir zaman magazin kısmıyla ilgilenmedim. Bir oyuncu olarak birinin beni seyretmesini istemiyorum set dışında. Ben insanları seyretmek istiyorum fark edilmeden.
Meşhur olma durumu tabii biraz zemininizle de alakalı. Ailem beni çok iyi yetiştirmiş, zemin sağlam olunca… Her zaman öğrenci olduğumu düşündüm hayatta, hiçbir zaman oldum bittim dememeli insan. Meşhur olmak günümüzde çok kolay.
Televizyonda her gün beş dakika vesikalık fotoğrafınızı gösterseler meşhur oluyorsunuz. Ama benim ilgilendiğim bir taraf değil. İtalya’da çok meşhur bir insan değilim ama olsam da ilgimi çekmezdi.
Orada daha olgun bir ilginin olduğunu söyleyebilirim. Orada global bir şehir olduğu için ünlü insanların sokakta sakin dolaşabildiğini görüyorum.
” Muhteşem Yüzyıl’da rol aldınız. Türkiye’deki projelerde de rol alıyorsunuz.”
Muhteşem Yüzyıl, Türkiye’nin dünyaya ve birçok ülkeye yayılan ilk dizisi oldu. Arjantin’den Endonezya’ya, Afrika’dan Belgrad’a her gün mesaj geliyor. Ne mutlu bana, oradaki insanların kalbine dokunmuş olmak. Bu işi bunun için yapıyorum zaten.
Söyleşi Moderatör Can Başak’ın sorularının ardından seyirci sorularıyla devam etti.
“Her rolünüzde bambaşka bir kişilik görüyoruz. Bu profesyonelliğin sırrı nedir?”
Benim en sevdiğim süreç, hazırlık sürecidir. Elinize bir senaryoyu alıp okumaya başladığınızda, o kağıt üzerindeki karakter yavaş yavaş ete kana bürünmeye başlıyor. Sorularla bu karakteri keşfetme süreci, benim için çok heyecanlı ve tutkulu geçiyor.
Sanırım o yardımcı oluyor bir şekilde. Her karakter farklı ve her karakter derin. En yüzeysel karakterler bile kendi derinliğinde var oluyor. Çünkü insanı anlatıyoruz.
“Hayata bakışınızı merak ediyorum.”
Aslında insan büyüdükçe yaşam felsefesi de bir şekilde değişiyor. Daha önceden adını koyamadığın ama yaptığın birçok şeyi neden yaptığını düşünüyorsun.
Çocuklarıma şunu söylüyorum, biz bu dünyaya dans etmek ve şarkı söylemek için geldik, diyorum. Benim için çok sihirli olan bir şey var, memnun etmek ve iyilik etmek. Sadece canlandırdığın karakterlerle de ilgili olabilir, kalplere dokunmak dedik ya, birine bir mutluluk verebiliyorsan, onun hazzı çok büyük.
Kafamda şirinlik yapmalıyım diye bir şey yok ama insanlara iyi davranmak, onlara hoş hisler vermek beni en çok mutlu eden şey. Sanırım böyle bir yaşama bakış açım var. Tabii ki politik görüşlerim de var, tabii ki sevgi barış ve empati kavramlarını önemsiyorum. Sorumluluk sahibi olmak ve iyilik yapmayı önemsiyorum.
Hayattaki yolculuğumuz, önce kendimizi iyi anlamakla başlıyor. İnsanın kendiyle barışık olması, sanatını iyi yapması için çok önemli… İşini iyi yapan insanlarla çalışmak her zaman keyifli olur.
“Uzun süredir sizin projelerinizi takip ediyorum. İnsanlar artık sizin filminize gittiğinde, çok iyi hazırlanmış bir projeye gittiklerini düşünüyorlar.
Çok iyi projelerde bu bakımdan sizi görüyoruz. Bütün iyi projeler size geliyorsa ya da siz iyi projeleri seçiyorsanız, genç ve yetenekli oyuncular sizin hakkınızda ne düşünüyor?”
Aslında bütün iyi projelerde varım gibi bir şeyi düşünmüyorum. Buraya gelene kadar birçok başka projede de oynadım. Benim seçimim, bana bir teklif geliyor, senaryoyu okuyorum ve tamamen içgüdüsel bir karar veriyorum, ilk başta ben de para kazanmak için kabul ettiğim projeler de oldu tabii ki, ama şanslıyım, gelen projeler çok kötü projeler değildi.
Ama dediğim gibi içgüdüsel bir karar veriyorum. ya beni heyecanlandırıyor ya da korkutuyor. Senaryoyu okuduğum andan itibaren böyle karar veriyorum. Ama bir yandan da şans elbette. Her proje, belki kötü diyebileceğim projeler de olabilir, oyuncuya birçok şey öğretir. Bütün projeler bir antrenman sahası.
Bir yerden sonra bir şeyler kanıtlanmış oluyor ki, sana öyle roller geliyor. Ben burada yaşamadığım için, benden daha fazla ekranlarda gördüğünüz yüzler var. Aslında bu her ülkede böyle galiba. Bir projede insanların aklına ilk onlar geliyor.
Bir şekilde kendinizi ispat edeceğimiz bir şans yakalamışsanız, ondan sonra gelen teklifler o projeye bakarak geliyor. Riske girmek istemedikleri için sizi sadece o rollerde de görmek isteyebiliyor yapımcılar. Aslında bu soru biraz yapımcılarla ilgili.
“Genç oyuncu adaylarına ne önerirsiniz?”
Bir oyuncu adayının kendini iyi yetiştirmesi gerekiyor. Türkiye’de de birçok önemli oyuncu koçu geliyor, atölyeler düzenliyorlar. Benim zamanıma göre daha çok imkan olduğunu düşünüyorum.
Bir şeye ne kadar çok mesai harcıyorsanız, o alanda iyi oluyorsunuz. Günümüz tiktok dünyası, hap gibi, bir an önce ve hemen olsun, isteniyor. Ancak öyle olmuyor, kendini yetiştirmek, mesai harcamak gerekiyor. O yüzden en önemli şey öğrenmek, öğrenmek, öğrenmek…
]]>Can Başak: Öncelikle kurumum adına, davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyorum. Genellikle çocukluktan başlıyorum ben. Ama o kadar derinlere inmiyoruz. Nasıl bir çocukluk geçirdi Ayça Bingöl?
Muazzam bir çocukluk geçirdiğimi düşünüyorum. Her şey şahaneydi. Tek çocuktum. İleri yaşlarda 17 yaşında abla oldum. ve sıradan, bildiğimiz gibi, gayet normal bir çocukluktu.
Mahallemizin ilkokuluna gittim. Kendi çocuklarıma baktığımda bambaşka perspektiflerle ilerlemeye çalışıyoruz. Bizim çocukluğumuz çok güzeldi. Bir çocuğu okula gönderebilmek için ciddi hesaplar yapıyoruz.
Tiyatroyla ilişkiniz nasıl başladı?
Benim ilkokuldayken Enis Fosforoğlu Tiyatrosu’nda çalışan bir oyuncu ağabeyimizin davetiyle, aranan çocuk oyuncular arasında ben de yer aldım. O zaman okul gösterilerine meraklıydım. Diğer çocuk Volkan Saraçoğlu’nun kızıydı, Burcu.
Bize seçme yaptılar, metin okuttular, matine suareli, turneli bir oyunun içinde buldum kendimi. Sonra Suna Keskin ile Yeditepe Oyuncuları ile birlikte, aradan yirmi sene geçtikten sonra bir oyunda rol aldım. Benim oyunculuğum gayet profesyonel başladı, ücret alarak.
Sonra yetinmedin konservatuvara geçtin.
Bizim zamanımızda aileler çocuklarının oyuncu olmasını istemezdi. Şimdi bütün aileler teşvik ediyor. Ama babam yok dedi, annem yapabilir dedi, Teknik Üniversite’ye giderken, oyunculuğa karar verdim.
Kimya bölümündeydim, Teknik Üniversite’de. Yıldız Kenter İstanbul Devlet Konservatuvarı’ndaydı ben geçtiğimde, çok güzel hocalarımız vardı. Gökhan…
Bana diğer illerde konservatuvarların olduğunu söylemedi. Sınava geldiğimde arkadaşlar sen Ankara’nın sınavına girdin mi, diye sıralamaya başladığında anladım. Bizim dönemimizde aynı sınıfta olduğumuz arkadaşlarımızdan, Fırat Tanış, Kayra Şenocak, Murat Ovalı, Yeliz Tozan, Sanem Çelik dönem arkadaşlarımızdı, Gürkan Uzun. Okan Yalabık, Engin Hepileri, Demet Evgar, bir alt sınıfımızdaydı.
Bizim zamanımızda askeri eğitim gibiydi, Yıldız Kenter büyük bir disiplinle davranırdı.
“Çok değerli hocalarımız vardı”
Hocalarımı çok kıymetli buluyorum. Ama bir eleştirim de var. Yerlerine yeni birilerini yetiştirmediler. Daha tanrısal bir yerdeydiler sanki. Hem tiyatro hem eğitim camiasında.
Arkalarında kendi ekollerini devam edecek ustaları yetiştirmeye niyet etmediler. İyi ki Yıldız Hanım’dan öğrenmişiz ama içimizden bazılarına o eli vermiş olsaydı keşke.
Dormen Tiyatrosu’na geçişiniz nasıl oldu?
Haldun Hoca ikinci sınıftaydım, birine bir şey olmuştu, hemen Dormen Tiyatrosu’na başladım. Orası konservatuvar ile birlikte çok iyi oldu. Bir yandan konservatuvar eğitimi alıyorsunuz diğer yandan usta oyuncularla aynı kulisi paylaşıp, başka bir eğitimin içine giriyorsunuz. Benim için çok iyi antrenman oldu.
Okulla birlikte Dormen Tiyatrosu’nda bulunmak oyunculuğuma çok şey kattı. Çünkü okulda bilgiyi alıyorsunuz ancak Dormen kulisinde de mesleğinizin bütün inceliklerini ustalardan öğreniyorsunuz. Bu anlamda çok şanslıyım. İyi ki hem okuduk hem çalıştık.
Ekran ne zaman başladı?
Bizim okulda kamera yasaklıydı. Hiçbir televizyon projesinde çalışmamız istenmezdi. Çalışan arkadaşlarımız olduğu zaman sınıflarını donduruyordu. Süper Baba’da küçük rollerle başladım. Üç beş para kazanıyordum o zaman.
Bütün oradaki ilişkiler, oyuncular, yönetmenler, oradan seslendirmeye geçiş, birbirini doğuran şeylerdi. Hem Dormen Tiyatrosu hem mezuniyet projesi hem okul devam ediyordu. Uyumadan geldiğimi hatırlıyorum.
Tanındıktan sonra değiştin mi?
Tanınır olduktan sonra bende bir değişiklik olmadı. Biz ünlü olalım diye başlamadık. Ancak tanındıktan sonra aile terbiyesi ve durumu içselleştirmek çok önemli.
Bir anne ve kadın olarak sette olmak nasıl bir duygu?
Oyunculuk olarak hiçbir ayrım yapmadım, tiyatro, sinema ya da dizi diye. Çünkü aynı yerden çıkan güdüyle hareket ediyorsun. Özü aynı ve senin içinden çıkıyor. Ama elbette ki, benim artık biraz daha konformist bir şekilde mesleğimi icra etmek istiyorum.
Yıllar geçtikçe ideallerin, hedeflerin de farklılaşıyor. Şu an mesleğimi konforla yapmak ve daha istediğim işi yapmak istiyorum. Zamanımı iyi yönetmek istiyorum. Bunu büyük bir konfor olarak görüyoruz. Dizi ve televizyon dünyasına karşı bazı mesafeler ve koşullarla bakıyorum.
Çocuklarım olmadan on altı, on yedi saat ve haftanın yedi günü sette olduğum bir zamanı da yaşadım. Ancak şu an bakış açım ve isteğim bu. Çok ağır çalışma şartları sette.
İnanılmaz ve insanüstü bir çalışma temposu var. Erkan Sever ile bir sahnede, sabahın dördü, uykumuz gelmiş ve biz ne yapıyoruz diye birbirimize dertlendiğimizi hatırlıyorum.
Bir seyircinin “Çocuklarınıza tavsiye eder misiniz oyuncu olmayı?” sorusu üzerine:
Çocuklarım önde oturuyor. Tabi söylediğim şartlar doğru ancak çok severek yaptığımız bir işimiz var. Sadece koşulları eleştiriyoruz. Sevmeden bu şartlarda bu işlerin yapılması güç.
O yüzden doğru koşullar sağlandığında çocuklarımın da bu işi yapmasını çok isterim. Ama önce kendileri de isterse, yetenekleri de varsa, bütün tecrübelerimizden faydalanmalarını sağlarız, destekleriz.
Can BAŞAK: Baba da tiyatroyla ilgili.
Ama belli olmuyor, böyle ailelerde çocuklar farklı meslekleri de seçebiliyor.
Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisindeki rolünüzden sonra nasıl roller geldi?
Ben sahne üzerinde komedi de dram da oynadım. Ama televizyonlarda bir şeyi iyi yaptığınızda, cezalandırıyor gibi hep aynı rol için sizi düşünüyorlar. Gerçekten başka bir şey oynayım, olmuyor. Bütün işleri Öyle Bir Geçer Zaman Ki’deki rolüm üzerinden yapımcılar da düşünüyor.
Ama bu sene çalıştığım dizide komik sahneler de var ve seviyorum. Ağır ve yoğun duygular, sürekli ağla ağla, bir oyuncu olarak da yorucu geliyor.
Oyuncu olmak isteyenlere ne önerirsiniz?
Oyunculuk için sadece konservatuvar bölümünden eğitim almak zorunda değilsiniz. Kendinizi geliştireceğinizi hissediyorsanız, oyunculuk atölyelerine katılabilirsiniz, kurslara katılabilirsiniz.
Bugün çok fazla kendinizi geliştirebileceğiniz yer var. Sadece konservatuvarmış gibi de düşünmeyin, bunu bir mecburiyet olarak görmeyin.
Kamera önünde nasıl o ana yoğunlaşıyorsunuz?
Benim yöntemim anda kalmak. Bu anda kalmak meselesine biraz kafa yormak gerekiyor. Kamerada o anda olmak, o zamanı kullanmak çok önemli. O dramatik anda ne yaşıyorsanız, kendimi sadece o ana teslim ediyorum ve içimden çıkacak şeye izin veriyorum.
Hiçbir şeyle kendimi filtrelemeden, kamerayı umursamadan, çevreyi etraftakileri dikkate almadan, ana yoğunlaşıyorum. En son Berkun Oya ile bir film projemiz vardı. Berkun prova istiyor. Ben de televizyondan gelen alışkanlıkla, senaryodaki bire birliği çok umursamam.
Ama Olgun Şimşek ile bir sahnemiz vardı, biz çok prova yaptık, replikleri bire bir söylememizi istiyordu. Çektiğim şeyin olmadığını hissettiğimde, kendimi seyrediyorum ve dışarıdan gördüğümde neyin olmadığını anlıyordum.
Bunu yapmanızı isterim, olmayan şeyin ne olduğunu hissetmenizi sağlıyor. Bazen yönetmen olmuyor der ama neden olmadığını söyleyemeyebilir.
Bana Bir Picasso Gerek oyunu çok özeldi senin için, biraz anlatır mısın?
Hayatımda oyuncu olarak kendimi çok şanslı hissettiğim oyun, Sezai Altekin’in Arif Akkaya’nın ve benim buluştuğumuz Bana Bir Picasso Gerek, oyunudur. Arif bana bir oyunla geldi, anlattı. Sahnede üç Picasso resmi var ve hangisi gerçek Picasso ise yakılacak.
Böyle bir durumun içindeyiz. Sezai abi uzun yıllar Şehir Tiyatrosu’nda oynamış, benim ustam. Arif Akkaya zor bir yönetmen. Hepimiz bu oyun üzerine çok yoğunlaştık, muazzam bir yolculuktu. Arif bir gün dedi ki, bu oyunu sahnede oynamayacağız, Kadıköy’de Duru Tiyatro’da çalışıyorduk, sahnenin arka tarafında bir kalorifer dairesi var, orada oynayacağız bu oyunu dedi.
Emre kıyameti kopardı, deli misiniz siz diye. Sonra tasarımcımız Zuhal Soy ile birlikte kalorifer dairesine girdiler, dört duvarını sığınak haline getirdiler, yukarıdan geçen borular, tenekelerin üstüne damlayan sular, seyircilere iki asistanımız Nazi subayı kostümüyle, dar bir geçişten alıyorduk.
Seyirciyi içeri girdiği andan dışarı çıkana kadar, o ambiansın içine alıyorduk. Şimdi yapılıyordur belki ama yirmi yıl önce seyirci böyle bir şeyi deneyimlememiş, çok yeni bir deneyimdi. Demir kapıyı gıcırdatarak oynamalar, seyirciyle çok yakın oynamalar.
Yirmi sene önce ne kadar güzel bir rejiymiş. Belki de hayatımda sahne üzerinde oynamadığım, olduğum ya da olmaya çok yakın olduğum tek iştir.
]]>Söyleşinin moderatörlüğünü yapan Dilek Tekintaş’ın “Günümüzde artık herkesin sinemaya atlamaya çalıştığı bir zamanda siz tepe noktadan tiyatroya geçtiniz.” cümlesi üzerine:
“Bunda Teoman ile aynı yaşa gelmiş olmamın nedeni büyük. ya filozof olacaktım ya da eğitimini gördüğüm sanatı yapacaktım. Ulusal kanalların sadece dizi kanalları haline gelmesinin payı var.
Televizyonun artık bir gücü yok. Türkiye’de yayın dejenerasyonu daha çabuk ilerledi. Avrupa’da yayıncılık hala geçerli, ertesi gün televizyonda izlenen bir yayın üzerine konuşulabiliyor.
Tiyatro bir buluşma ve tartışma alanı olarak, opera, bale, bütün performans sanatları, insanlar gözlerini aynı şeye dikip aynı şeye beraberce bakıyorlar ve ertesi gün bu performansı konuşabiliyor.
Televizyonda bu kalmadı artık. İletişimi oyun üzerinden kuruyor platformlar. Pandemi sonrasında herkesin yok olacağını düşündüğü tiyatro ya da sinema izleme meselesi aksine coştu, bütün dünyada böyle…
Birlikte izleme, hem yayıncılık hem sanat tarafında duran bir insan olarak, bunu tahmin ettim. Kişisel nedenlerim de var elbette ancak objektif nedenler bu kararımda etkili oldu. Gençler bir an önce başarı istiyorlar.
Şöhret, para, güç ve her ne istiyorlarsa onları yan yana yazıyorlar. Halbuki mesleki tatmin dediğimiz şeyin yayıncılıkta olamayacağını gördüm. Gençlerle ekranlarda buluşmuş bir insan olarak, bu tatmini bulamayacağımı düşünüyorum” dedi.
“Tiyatroya Nasıl Başladınız?”
Fransa’nın ortasında bir yerde siyaset ve ekonomi okuyordum, yalnızdım, kız arkadaşımdan ayrılmıştım, sokak tiyatrosu festivali yapılıyordu ve Shakespeare oyunlarından kısımları akrobasi tarzında sahneleniyordu.
Bayıldım, çok güzel kızlar vardı. Ben gömülmüşüm, siyaset, ekonomi okuyorum. O zaman çok yakışıklı bir adam belirdi, füme bir işçi tulumu giymişti, herkes ona hayranlıkla bakıyordu. Kim dedim, dediler ki o bizim yönetmenimiz.
Konservatuvar giriş sınavında tiyatroyu neden seçtiğimi sorduklarında ben bu olayı anlattım. ve jüriye çok farklı ve samimi geldi.
“Oyun yazıyorsunuz…”
Oyunu bir ekiple birlikte yazıyorum. Nihal Usanmaz’ın da içine dahil olduğu bir oyun, roman yazmaya çalışsak beraber yazamayız. Fakat diyaloglu bir iş çıkaracaksak, bir sahne performansı için metin yazıyorsak, olabiliyor.
Sizin de içinde bulunduğunuz dramaturji, danışman Yalın Alpay, Yıldırım Fikret Urağ, birçok kişi vardı. Bu aslında yazara neyi sağlıyor, yazar tek başına olmuyor, bir hükmedici olmalı, sezgisel tarafları konusunda ısrar edici olmalı, birçok kişinin süzgecinden geçirmek önemli. Birçok şey sanatta sezgiseldir.
“Oyundan sonra seyirci söyleşileri yapmaya başladınız. Nasıl bir etkileşim alıyorsunuz?”
Spielberg filminden sonra eve rahat gidersiniz. Çünkü o bütün problemleri çözer. Spielberg para kazanır, Kubrick kazanamaz. Schindler’in Listesi’ni Spielberg bir başarı öyküsü olarak anlatabilir.
Siz o filmi izledikten sonra, üzülmezsiniz oradaki duruma, bir başarı filmi izlemiş olarak çıkarsınız. Ancak Kubrick filminde yeni sorular sorar, yeni sorunlar üretir. Sanatın ödevi yanıt vermek değil, soru sormaktır.
Biz de seyircimize oyundan sonra, oyunda sorduğumuz soruların yanıtları var mı? diye merak ediyoruz. Bu söyleşilerde seyircimizden her zaman doğru geri dönüşler alarak ayrıldık.
Seyircinin bu kadar iyi eleştirmen olduğunu bu söyleşilerde gördük. Bizzat tiyatroda seyirciye ihtiyaç var. Beraberce üretim yapıyoruz ve cezalı gibi oyuncular ve seyirci ayrı yerlerden çıkıyoruz. Oysa beraber üretim yapıyoruz.
Richard’da iki oyun sonra yüz bin seyirciye ulaşıyoruz. Yüz bin seyirci öyle bir geri yanıt verebilir ki, toplanıyoruz konuşuyoruz, çok önemli. Tiyatroya, evdeki hikayeyi bırakıp buradaki hikayeyi görmeye gelen seyirciye, özel tiyatrolarda bu bileti ödemeyi göze almış seyirciye, karşılığını vermek gerekiyor.
Bu insan bu çabayı gösterdiyse, hakikaten biraz kafası karışsın, önüne bir puzzle atalım, onu çözsün, ukala bir tavırla yapmıyoruz bunu, gel bunu beraber çözelim diyoruz.
Bir seyircinin “Yeni çalışma alanlarına dair neler önerirsiniz?” sorusu üzerine:
Farklı teknolojiler farklı üretim süreçleri getirdi. Şimdi gençler bizim medyada yaptığımız gibi şeylere heves ettiği zaman önlerinde bir alan bulamıyorlar. Hem biz hem bizden önceki abiler, bu alanı buluyordu.
Biz 1994 ekonomik krizinin ürünleriyiz. Uzun süre insanları kapsayacak ve insanları mutlu edecek çalışmalara ihtiyaç doğdu. Bizim alanımız vardı, genel yayın yönetmenleri de bizim ne yapacağımızı bilmiyordu.
Faruk Bayhan dünyanın en iyi genel yayın yönetmenlerinden biridir. Ben bu adama güveniyorum dedi ve biz bu işleri yaptık. Dünyada da bu böyleydi. Dünya artık bütün platformların algoritmayla yönetildiği bir yere geldi. Editörlerin ve algoritmaların dünyası artık. Ahmet Ertegün gibi bir adam çıkmaz artık.
Bugün artık çıkmıyor da. Artık gençler için kendi bildikleri gibi davranacakları alanlar yok, o alanlar kısıtlanmış durumda. Tiyatro bu imkanı veriyor aslında. Şu an küçük salonlarda iki kişilik, üç kişilik, apartmandan bozma alanlarda tiyatro oynanıyor.
Ayrıca tiyatro şu imkanı da veriyor, Richard, Dracula, Napolyon, Marcus de Sade gibi projelendirdiğim işler var. Sinemada bu mümkün değil, ancak sahne bize yapılabilir bir alan sunuyor. Tiyatro seyircisi de mükemmel, ortak hayal kurabiliyorsa bunu alıyor, seviyor.
Oyunun sonunda selam veriyoruz, Süpermen selam veriyor mu filmin sonunda?
“Bir Hikaye Yaratmanın Çok Büyük Bir Önemi Var”
Gelecekteki oyunculardan bir seyirci olarak ne beklerim diye sorarsanız, tiyatronun bir mutluluk vaat ettiğini ancak çok çalışmanın gerekli olduğunu söyleyebilirim. Sanatta ya birincisin ya hiçbir şey değilsin.
Dolayısıyla bir hikaye yaratmanın çok büyük bir önemi var. Dracula’dan bir replikle söyleyim, “Bir resim niçin değerlidir” der, Emily, “Güzel olduğu için” diyor. Hayır diyor, bir ressamı olduğu için. Sanatta erimek çok güzel, sanata kendini feda etmek çok güzel, siz konservatuvara gittiğinizde belki çok yeni bir şeyin temsilcisi olacaksınız.
Tiyatroda uzun bir hayatınız olur ancak dizilerde böyle uzun bir hayatınız olmaz. Konservatuvar yılları çabuk geçer. Oyunculuk, diplomalıları işe aldıkları bir meslek değildir.
Sahneye çıktığınızda konservatuvar bitirmemiş arkadaşlarınızla aynı sahneyi paylaşacaksınız ve onlar belki daha iyi bir performansa sahip olacak. Tiyatro oyuncusu da entelektüel çünkü oyunu anlamak ve bilmek zorunda.
Yönetmenler oyuncuları ikna etmek zorundalar. Oyuncunun da bunu anlayacak kapasitesi olmalı.
Söyleşi Okan Bayülgen’e plaket ve çiçek takdim edilmesiyle sona erdi.
]]>ÇOKLU ORGAN YETMEZLİĞİNDEN HAYATINI KAYBETTİ
Ünlü ismin tedavi gördüğü hastaneden yapılan açıklamada, “Solunum sıkıntısı nedeni ile hastanemize başvurmuş olan değerli televizyoncu Erkan Yolaç’ın tedavisi multidisipliner yaklaşım ile sürdürülmüştür. Uzun süredir yoğun bakım ünitesinde tedavi altında olan hastamız maalesef çoklu organ yetmezliği nedeniyle 16 Mayıs 2024 akşamı saat 21.00’de vefat etmiştir. Kendisine rahmet, kederli ailesine ve tüm sevenlerine başsağlığı dileriz.” ifadelerine yer verildi.
TRT’nin meşhur yapımlarından biri olan Evet-Hayır’ın sunucusu, Erkan Yolaç, “Kafamızı emme basma tulumba gibi sallamıyoruz” sözüyle de hafızalara kazınmıştı. Ünlü sunucu, 2022 yılında geçirdiği rahatsızlık nedeniyle hastanede tedavi altına alınmıştı.

KORONAVİRÜS HASTALIĞINI TETİKLEDİ
Erkan Yolaç, bağırsak enfeksiyonuna bağlı zehirlenme nedeniyle hastanede tedavi gördü. Ünlü sunucunun tedavi sürecinde yakalandığı koronavirüs de, daha önce geçirdiği zatürrenin nüksetmesine sebep oldu.
Erkan Yolaç’ın eşi Asuman Yolaç, 2022 yılında verdiği röportajda “Geçirdiği COVID-19 ve influenzalardan sonra altta yatan başka rahatsızlık MSA-P denilen bir rahatsızlık ortaya çıktı” sözleriyle eşinin sağlık durumu hakkında bilgi vermişti. Eşi, ünlü sunucunun bugüne kadar 2-3 kere yoğun bakıma girdiğini ifade etmişti.

ERKAN YOLAÇ KİMDİR?
1935 yılında Kırklareli’nin Babaeski ilçesinde doğdu. Sofya’dan Türkiye’ye göç etmiş, Edirne’li bir aile mensuptur.Yolaç ailesi, Erkan Yolaç altı yaşında iken İstanbul’a taşındı. Erkan Yolaç, ortaöğrenimini İstanbul’da Saint-Joseph Fransız Lisesi’nde başladı, bir yıl sonra Kenan Evren Anadolu Lisesi’nde devam etti. Babasının işi nedeniyle ailesi 1951’de Karabük’e taşınınca eğitimine yatılı öğrenci olarak Kastamonu Lisesi’nde devam etti. Kastamonu Lisesi’nde öğrenci iken edebiyat öğretmeni olan Rauf Mutluay’ın yönlendirmesiyle belediye anons mikrofonlarından anons yaparak ilk sunuculuk deneyimini yaşadı. Bu ilk deneyimden sonra Belediye başkanı Osman Zeki Oktay’ın isteği üzerine belediyenin tüm anonslarını yapmaya başladı.
1959 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nden iç mimar olarak mezun oldu. 1960 yılında Ankara Radyosu’nda bayram özel eğlence programı sundu. Huysuz Virjin, Orhan Boran, Leyla Sayar gibi isimlerle gazinolarda çalıştı. Daha önce İngiliz yayın kuruluşu BBC’de yapılan “Evet- Hayır” adlı yarışmayı kendi tarzına uyarlayarak ilk defa 1962’de Caddebostan Gazinosu’nda sahnede uyguladı. Bu yarışmada yarışmacılar iki dakika boyunca Yolaç’ın sorularını Evet ya da Hayır kelimesini kullanmadan yanıtlamaya çalışırdı. Yolaç, yıllarca sahnede, radyoda ve televizyonda sunuculuk yaptı ve bu yarışmayı sundu. 1964 yılIında iki sinema filminde oyuncu olarak rol aldı.
1970 Türkiye Güzeli olan Asuman Tuğberk ile 1976 yılında evlendi. Eşi ile birlikte bir konfeksiyon atölyesi kurarak işletti. Çiftin bir kızı ve bir oğlu oldu. Yolaç, 1985 yılından itibaren TRT televizyonunda yayımlanan Stüdyo Pazar programı içinde sunduğu ‘Evet Hayır’ yarışmasıyla tüm Türkiye’de tanındı. 1996 yılından itibaren TGRT kanalında “Erkan Yolaç Show” adlı bir eğlence programı yaptı.
]]>İşte “Adana “Sıfır Bir” dizisinin Cio’su, ” Dengeler: Biri Olmak” dizisinin Ferit’i; Cihangir Ceylan ve bilmediğiniz yönleri
Sakalsız Burak Kut’a benziyorum
Fiziki görünüşüm küçük hamlelerle, büyük farklar yaratabiliyor. Sakallı başka bir adam oluyorum, bıyıklı başka bir adam oluyorum. Sakalları tamamen kesince Burak Kut’a benziyorum. Bu mesleki olarak bir avantaj; sürekli seni iyi ve yakışıklı görmelerindense bazen kilolu, bazen kel görmeleri daha tatmin edici. Ben aynı zamanda da senaryo yazıyorum, kafamda böyle projeler var. Kilolu bir pasaj çaycısını oynamak istiyorum mesela. Nefes nefese…
Adana’da “Altın Koza”yı “Cannes Film Festival” ine tercih ederim
İnşallah bir gün Adana’daki sanatçılar parkına heykelim dikilir. Güzel olur. Tabii ki yurtdışındaki film festivallerinde ödül almak çok güzel ama benim için Adana “Altın Koza” film festivalinde ödül olmak daha kıymetli.
Çok duygusal bir şey. Adana’da mı ödül almak mı, Cannes Film Festival’i mi? Adana’da almak daha kıymetli bizim için. Bu sıklıkla Adanalı arkadaşlarımızın arasında konuştuğumuz bir şey.
Dilber’i Hazar’dan başkası oynayamazdı
İnci Taneleri dizisinin Dilber’i Hazar Ergüçlü ve Bahar, Demet Evgar ile daha önce “Alev Alev” de birlikte rol aldık. Benim ilk havalı setimden, çok fazla ünlü ile birlikte rol alıyordum.
Orada çok keyifli şeyler öğrendim. Bahar yayınlanmaya başladığında biz setteydik izleyemedim ama Demet Evgar’ın ne kadar özel bir oyuncu olduğunu tabii ki biliyorum. Hazar Ergüçlü özelinde de şunu söyleyebilirim; Dilber rolünü, Hazar olmasaydı başkası olamazdı. Hazar’ın havası çok hoş olmuş. Sert sahnelerden sonra, o pavyonda çalışan gergin kadının, masum bir kız çocuğuna dönüşmesi çok hoş olmuş. Karakterle enerjisi çok tutmuş.
Eşimle dans videosu koydum
Sosyal medyada eşimle fotoğraf koymadım için çok eleştiriliyorum ama en son birlikte bir dans videosu paylaştım. Dans ediyoruz şımarık şımarık anlatamıyor muyum ben neler hissettigimi.
Benim oyunculuk konusunda bir iddiam ve bir hayalim var. Eşim ve bütün ailem bu ortak hayale hizmet ediyor. Bu Cihangir’in tek başına yaptığı bir başarı değildir diye düşünüp ona hizmet ediyorsak o sofra o zaman sofra oluyor.
Benim eşim şu an evde. Çalışmıyor çocuğa bakıyor ama ben ona her zaman istediğin zaman çalışabilirsin diyorum.
“Yanında donla oturduğum adam benim dostumdur!”
Adana çok sıcak bir yer, klima çoğu zaman lüks sayılır, bir evin içinde 15-20 adam bir süreden sonra donla atletle oturuyorsunuz gergin gergin.
Biz küçükken sıcaktan koridorlara yatardık. Yanında donla oturduğum adam benim dostumdur demem bu imge yüzünden.
Gemilerden korkuyorum
Yaşadığım şehirde deniz yok feribot görmemişim tekne görmemişim çok fazla. Bu yüzden hayatımda en çok korktuğum şey gemiler. Çok büyük, çok metal, çok hantallar.
Şöhreti elimize yüzümüze bulaştırmış olabiliriz
Adana sıfır bir de yola çıktım arkadaşlarımla şu anda Gain’ e yayınlanan Dengeler: Biri olmak dizisinde de birlikteyiz. Savaş Satış benim için kıymetli.
Bir zamanlar şöhreti elimize yüzümüze bulaştırmış olabiliriz. Ama günün sonunda fıtratınımızda kötülük yok, hayat kısa neyi paylaşamıyorsun diyorsun ve birleşiyorsun.
Ve bu adım attıktan sonra o kadar tatlı oluyor ki her şey yeniden bir araya geldik bir şeyler çektik çok güzel oldu. Hayat zaten çok kısa biz de yaşlanıyoruz.
]]>Sinema, film ve tiyatro sektörlerine yeni yüzlerin ve genç yeteneklerin bulunması için 6. Sinema Güzeli Yarışması 2024 Bayrampaşa’da düzenlendi. 15 kadın ve 14 erken jüri önünde sahne performanslarını sergiledi. Dereceye giren 3 kadın ve 3 erkek olmak üzere 6 kişi özel eğitim ve burslar ile ödüllendirilirken birçok sponsorluk aldı. Engin Çağlar Jüri Başkanı olduğu yarışmada, Halil Ergün, Erhan Yazıcıoğlu, Çiğdem Tunç, Cem Özer, Nuri Alço İpek Tenolcay, Meral Konrat, Uğurkan Erez, Petek Dinçöz, Esin Yağmurdereli, Piraye Uzun, Devlet Devrim, Aleyna Solaker, Burçin Bildik, Banu Noyan ve Tumay Özokur jüri olarak yerlerini aldılar. 3 dakika boyunca sergilenen performansları değerlendirildi. Yarışma sonunda kazananlara ödülleri düzenlenen tören ile takdim edildi. Ödül alan isimler, Kadınlarda Canan Demir 3. Oldu, erkeklerden Yücel Akkuş 3. Oldu, Kadınlarda 2.ciliği Sena Yüksel erkeklerde ise Abdullah Kaya kazandı. Birinciliğe kadınlarda Büşra Kutlu erkeklerde Kaan Dere hak kazandı.
“Türk Sineması adına çok güzel bir yarışma”
Türk Sineması’nın sevilen isimlerinden Nuri Alço, “Türk Sineması adına sevindirici bir program. Hazırlayan Hakan Solaker’e teşekkür ediyorum. Türk Sineması’nın oyuncuları hep yarışmalar ile bir araya geldiler. Türk Sineması adına çok güzel bir yarışma. Umarım güzel oyuncular, Türk Sinemasına eklenmiş olur. Değişik karakterleri güzel oynayabilen arkadaşlarımızı seçeceğiz” diye konuştu.
“Buradan sinema yıldızları yetişecek”
Çanakkale Geyikli Belediye Başkanı, “Geyikli Kuzey Ege’nin gizli cenneti diye bilinir. Bizi dinleyen vatandaşlarımızı gelip görmelerini bekliyorum. Organizasyonu yapan Hakan Solaker’e dostumuz sayesinde buradan sinema yıldızları yetişecek. Bizi de jüri üyesi olarak layık gördüler. Genç yeteneklerimizin burada iyi bir performans sergileyeceklerini düşünüyorum.
“Öyle bir şarkı ile geliyorum ki korkulu rüyaları geri döndü”
Her zaman gençlere destek olduğunu ifade eden yarışmada juri olarak görev alan Petek Dinçöz, “Bu gece burada sinema güzelimizi seçeceğiz. Sinemanın yeni bir kana ihtiyacı vardı. Bence bugün bu kan bulunacak. Artık insanlar sinemalarda ve televizyonlarda hep aynı yüzleri görmekten sıkıldılar. Genç jenerasyona destek vermek gerekiyor. Ben şarkı söylemeden yaz başlamayacak. Yepyeni bir imaj ile karşınızdayım. Öyle bir şarkı geliyor ki, hani özlenen eski petek var ya. Eski petek geri geliyor. 7 Haziran’da çok üzülen kişi olacak sanat camiasından. Çünkü öyle bir şarkı ile geliyorum ki korkulu rüyaları geri döndü. Anka kuşu gibi küllerimden yeniden doğdum” dedi.
“Yeni yetenekler katmak amacıyla düşündüğüm bir projeydi”
Sinema Güzeli Yarışmasının 2016 yılında bir hayalinin sonucu olarak ortaya çıktığını ifade eden Gazeteci Hakan Solaker, “Türk sinemasına, Tiyatroya yeni yetenekler katmak amacıyla düşündüğüm bir projeydi. Hayata geçirdim ve şuan 6.cısını yapıyorum. 3 yarışma Bakü’de 3 yarışma Türkiye’de yaptım. Burada 15 kızımız ve 14 erkeğimiz yeni oyuncu hayatlarına başlayacaklar umarım. Jürimiz önünde performans sergileyecekler” dedi. – İSTANBUL
]]>Uzun süredir sağlık problemleri yaşayan ünlü sanatçı Ayten Gökçer, 84 yaşında hayatını kaybetti. Ayten Gökçer’in cenazesi Zincirlikuyu Camii’nde kılınan öğle namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’nda, eşi Cüneyt Gökçer’in yanına defnedildi. Ayten Gökçer’in cenaze namazına; Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İstanbul Valisi Davut Gül, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı’nın yanı sıra sanat dünyasından birçok kişi katıldı.

“ÇOK ÖNEMLİ BİR DEĞERİMİZİ KAYBETTİK”
Bakan Ersoy, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “Çok önemli bir değerimizi kaybettik. Ayten Hanım küçük yaşlardan beri sanata kendini adamış bir isimdi. Aslında baleyle başlayıp, sonra tiyatroya geçmiş çok önemli bir sanatçımız. Sadece tiyatro oyuncusu olarak değil, beyazperde de sahnede de çok başarılı işler çıkarmıştır. Kendisi aynı zamanda devlet sanatçısı unvanını da alan çok başarılı bir oyuncu ve yine 1992’de Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü’ne layık görülmüş. Kendisine Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.” ifadelerini kullandı.

“ONUN GÜZEL GÜNLERİNİ, BAŞARILARINI KUTLAYALIM”
Ayten Gökçer’in kızı Aslı Gökçer Oba duygularını aktararak, “Annemin söylediklerini naklediyorum. ‘Hem meslek hayatımda hem de özel hayatımda çok sevildim, çok sevdim, o yüzden bir gün bana bir şey olursa sakın üzülmeyin’ dedi. Benim o yüzden bütün sevenlerinden ricam üzülmeyelim, kutlayalım onun güzel günlerini, başarılarını.” diye konuştu.

“SEVGİLİ AYTEN BU ÜLKENİN GURURU, ŞEREFİ”
Türk sinema, tiyatro oyuncusu ve ses sanatçısı Işıl Yücesoy ise, “Bir gün evvel cenazedesiniz sonra bir bakıyorsunuz başka bir cenaze. Bir gün bir bakıyorsunuz değer gitmiş, bir bakıyorsunuz öbür değer gitmiş. Sevgili Ayten bu ülkenin gururu, şerefi. Ömrünü adamış olduğu tiyatro ve bu tiyatroda efsane olması onu bu dünyadan gitmiş olarak kabul ettirmez. Tam tersi bu dünyaya iz bırakarak her zaman hatırlanacak bir kadın haline getiriyor.” dedi.

Ünlü oyuncu Meltem Cumbul kendisiyle çalışma imkanı da bulduğunu dile getirerek, “1999, 2001 yılları arasında Yılan Hikayesi isimli dizi sebebiyle tanıştım kendisiyle ve tanışma imkanı elde ettim. 2 yıl boyunca güzel bir zaman süreciydi. Uzun saatler çalıştığımızdan dolayı çekim dışında da hep görüşürdük buluşurduk. Kendisinin tiyatroda en çok beğendiğim eserlerinden bir tanesi ‘Master Class’tır.’ Onu çok beğenmiştim. Başsağlığı diliyorum.” dedi.

AYTEN GÖKÇER KİMDİR?
Tam adı Ayten Gökçer Kaçmaz olan usta oyuncu, 26 Ocak 1940’ta Ankara’da dünyaya geldi. Henüz iki yaşındayken anne ve babası ayrılan sanatçının çocukluğu, Ankara’da, babasının ve kardeşlerinin yanında geçti. Tiyatro yeteneğini fark eden annesinin yönlendirmesiyle 1952’de Ankara Devlet Konservatuvarı Bale Bölümüne başlayan Gökçer, Muhsin Ertuğrul’un tavsiyesi üzerine 1957’de Ankara Devlet Tiyatroları Çocuk Tiyatrosu Bölümüne girdi. Mümtaz Zeki Taşkın’ın “Oyuncakçı Dede” adlı oyunuyla oyunculuğa adım atan sanatçı, daha sonra Eleneor H. Porter’ın “Pollyanna” piyesinde hemşire rolünü üstlendi. Ayten Gökçer, katıldığı sınavda başarılı olarak 1958’de Devlet Tiyatroları sanatçı kadrosuna girdi.

Devlet Tiyatrolarında ilk olarak Reşat Nuri Güntekin’in “Bu Gece Başka Gece” oyununda rol alan sanatçı, “My Fair Lady”de Eliza Doolittle, Don Kişot’ta Aldonza, “Vanya Dayı”da Yelena Andrayevna, “Master Clas”ta ise Maria Callas karakteriyle seyircide iz bıraktı. Gökçer, 1964’te kendisi gibi oyuncu, yönetmen, Devlet Tiyatroları Eski Genel Müdürü Cüneyt Gökçer ile evlendi. Çiftin, Aslı adını verdiği kızları dünyaya geldi. Sinemaya 1965 yapımı Atıf Yılmaz imzalı “Taçsız Kral” filmiyle başlayan sanatçı, Ajda Pekkan, Erol Taş, Gönül Yazar ve Galatasaray’ın meşhur oyuncusu Metin Oktay’la başrolü paylaştı.

Usta oyuncu, ilerleyen süreçte sinemadan daha çok tiyatroya yöneldi ve “Yedi Kocalı Hürmüz” müzikalinde başrol “Hürmüz”ü oynadı. Devlet Tiyatrolarında “Bu Gece Başka Gece”, “Su Kızı”, “Hafta Başı”, “Aşk Acısı”, “Klinik Bir Vaka”, “Hortlaklar”, “Bernarda Alba’nın Evi”, “Woyzeck”, “Don Juan”, “Öp Beni Kate”, “Andora”, “On İkinci Gece”, “Vanya Dayı”, “Kaktüs Çiçeği”, “IV. Henry”, “Cadı Kazanı” ve “Lysistrata”nın da aralarında yer aldığı 30’dan fazla oyunda yer aldı. Sanatçı, 1988’de “Devlet Sanatçısı” unvanına sahip oldu. Ankara Devlet Tiyatrosunda 1998’de Arne Sokouen’in “Balerin” oyununu yöneten Gökçer, 1999’da “Yılan Hikayesi” ile televizyon dizilerinde oynamaya başladı.

Usta oyuncu, eşi Cüneyt Gökçer’in 2009’da vefatı üzerine Ankara’dan İstanbul’a yerleşti. Ferzan Özpetek’in 2016 yapımı “İstanbul Kırmızısı” filminde, Tuba Büyüküstün, Halit Ergenç ve Mehmet Günsür ile oynadı. Ayten Gökçer, Sanat Sevenler Derneği “Yılın En İyi Kadın Oyuncusu” ödülü, Gazeteciler Derneği “En İyi Kadın Sanatçı” ödülü, Tercüman gazetesi “Yılın Sanatçısı” ödülü, Ses Mecmuası “Yılın En İyi Kadın Sanatçısı” ödülü, Türk Basın Birliği “Yılın En Başarılı Kadın Sanatçısı” ödülü, Türk Basın Birliği “Yılın En Başarılı Kadın Sanatçısı” ödülü ve Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü’nün de aralarında olduğu çok sayıda önemli ödüle değer bulundu.
]]>Ersoy’un paylaşımı şöyle:
“Annemmm… Merhaba… Bugün Anneler Günü… Senin günün… Ama aslında her gün, her saat, her dakika, her saniye ve her salisem senin hayalin ve de seni anarak geçirdiğim tüm zamanlarım senin günün benim için… Telefonun hala telefonumda kayıtlı duruyor.
Biliyor musun seni yüce Hakk’ın rahmetine ve ebedi istirahatgahına ellerimle tevdi ettikten sonra senden ayrı kaldığım ilk zamanlarımda alışkanlıkla hep senin telefonunu arayıp seninle mutad yapmış olduğumuz her günkü konuşmalarımızı sürdürmek üzere kendi telefonuma gitti ellerim.
Ama ama ama şarkıdaki gibi gönlüm kırık, gözüm yaşlı, dudağımda hıçkırık oldu hep anam… Bu arada bilmem hissettin mi bilemiyorum ama mezarını senin şahsına münhasır ayrıcalıklı bir stilde, sana özel çizdirtip öyle kreatif bir mezar yaptırdım ki tam sana yakışır, çok çok şık, çok çok zarif oldu tüm görüntüsü vallahi anacığım…
Hem de bil bakalım hangi renkleri kullandırttım mezar mermerlerinde… Hı? Tabii ki de renklerin en asili senin aşık olduğun, senin Beşiktaş’ının renkleri siyah ve beyaz renklerde yaptırdım mezar taşlarını da ve hem şekli, hem renkleri, hemde konumu itibarıyla fevkaladenin fevkinin de fevkinde bir görüntü oluştu…
“MEZAR YERİNİ SÜLEYMAN SOYLU BULDU”
Laf aramızda aslında sen onları pek sevmezdin, çünkü sen koyu bir zihniyetle ödün vermeksizin Sayın İsmet İnönü Paşa ve Sayın Bülent Ecevit yani nam-ı değer Karaoğlan taraftarı idin ya hani…
Ama yüce Allah’ın hikmetinden sual olunmaz misali Zincirlikuyu Mezarlığı’nın o en nadide bölümünde tam Zincirlikuyu Camii’nin karşısındaki o mezar yerini sana 10 dakika içerisinde kim buldu dersin? Eski İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu…
Şimdi ne olur bana kızma ama ben o insana ömrümün son nefesime kadar nasıl duacı olmayayım anneciğim yaaa… Aslında beni bilirsin… Ben de aynen senin gibi kuyruğu her zaman hep dik, Yüce Allah’ımdan başka hiçbir kimseden hiçbir şey talep etmeyen, etek öpmeyen, burnum düşse burnumu düştüğü yerden almayan ve hiç kimsenin önünde diz çöküp de eğilmeyen, senin çocuğun aynen…
Ama konu kendim değil, kendi menfaatlerim değil, konu sendin anneciğim… Allah’ım yüzden gözden düşürmesin, 52 yıldır vermiş olduğum mesleki emeklerimin karşılığında elde etmiş olduğum saygınlığım daim olsun, ne mutlu bana ki açtığım o telefon cevapsız bırakılmadı, o yüzden hem mutlu, hem gururlu, hem de gerek şahsım gerekse senin adına çok huzurlu olmuştum o talebim acil cevaplandı ve oluşturuldu diye, o zaman işte onun içindir ki o insana hem vefa borçlu hem de müteşekkirim son nefesime kadar işte anneciğim…
“HALUK’A VASİYET ETTİM”
Bu arada Haluk da inanır mısın benden çok daha çok ilgileniyor seninle… Biraz sonra resmini atacak olduğum senin o mezar taşlarının temizliğinden tut da üzerindeki çiçeklerinin devamlı değişmesi falan her şeyinle nasıl ilgileniyor sana anlatamam, sanki kendi anasıymışsın gibi…
Allah ondan da razı olsun, inşallah onun için Haluk’a ben de vasiyet ettim ve ‘Bana bak beni de sen gömeceksin, aman ha mezarım çok şık olsun, çok çok temiz olsun ve her gün kloraklarla, çamaşır suları ile yıkanıp temizlensin, çiçeklerim hep taze konsun, üzerime konan çiçekler ve hepsinden de önemlisi sürekli dualar okuttur bana en güzel sesli hocalarla’ diye ona da vasiyet ettim…
Anne senin mezar yerin de tam Zincirlikuyu Mezarlık Camii ile karşı karşıya ne mutlu sana ki tüm vakit namazları kılınmadan önceki okunan o ezan sesleriyle ne kadar huzurlusundur inşallah!!! Aslında sen namaz kılmaz, oruç tutmazdın ama sadece mübarek Ramazan ayında değil senelerin çoğunlukla neredeyse tüm günleri fakire, garibana açıktı senin sofran ve de çantan…
“MUSİKİNİN DIŞINDA SANA LAYIK BİR EVLAT OLAMADIM”

Yedirmeyi, içirmeyi, yardım etmeyi, yardımcı olmayı çok severdin… Kapına hep çocuklar gelir sana ‘Necla anneanne’ derdi ve sen hiçbir zaman boş geri çevirmezdin o minnoşları ve gelen tüm insanları… Dilerim ki yüce Allah’ım da hayırlara vesile kılsın dergah-ı izzetinde senin bu hayırlarını inşallah anammm benim…
Aslında daha çok şeyler var gönülde yazmak istediğim, seninle konuşmak istediğim ama ağlamaktan yazamıyorum çünkü harfleri tam göremiyorum, yanlış bir kelime yazarım diye de çok dikkat ediyorum, çünkü sen Türkçe’yi çok iyi bilerek çok dikkatli ve hakkını vererek kullanırdın annemmm…
Beni bağışla, bana hakkını helal et, çünkü musikinin dışında belki sana tam layık bir evlat olamadım ama sen yaşarken sevgi ve şefkatinle hep korudun, kolladın ve de sırtımdaki koruyucu çelik bir yelek oldun bana her zaman, her yerde, herkeslere karşı… Ve…
Dünyaya gelişimdeki durumumu hiç mi hiç yüzüme vurmadın. Ki sen de benim kadar tüm gerçekleri bildiğin halde canım annemmm… Mekanın cennet, ruhun şad, Anneler Günü’n kutlu olsun canım anneciğim.”
Bu¨lent Ersoy (@bulentersoy.com.tr)’in paylaştığı bir gönderi
]]>
1 1 Mayıs’ı Dünya Yardım Günü İlan Etti
Konuşmasına 11 Mayıs’ı Dünya Yardım Günü ilan ettiğini söyleyerek başlayan Gezen, rastgele bir koltuk numarasını söyleyerek seyircilerden bir genci üye yaptı.
“Herhangi bir maddi külfeti yok, o gün istersen çiçek sula, bir sokak köpeğini besle…” diyerek bugün herkesi birine yardım etmeye çağıran Gezen, bugünün nasıl ortaya çıktığını şöyle anlattı:

“11 Mayıs Dünya Yardım Günü.. Bir gün oturuyorum evde, benim sabaha karşı uykum kaçar, ne yapabilirim diye, ne yapayım ne yapayım dedim, ben bilmiyorum bilgisayar kullanmayı, eşim Leyla’ya, internetten bir bak boş gün var mı dedim, 365 gün dolu,
29 Şubat da dolu. 11 Mayıs, bir tane buldum. 11 Mayıs Dünya Yardım gününü ben kendi kendime ilan ettim. Aç birine sandviç ısmarlayın, bir köre kitap okuyun, sokak kedisi besleyin…
Siz de istediğiniz bir iyiliği listeye ekleyin. İnsanlar artık unutmaya başladılar, her şey fenalık üzerine. Dünyayı iki defa dolaştım, çok güzel bir ülkede yaşıyoruz, öğrencilerime sakın bir yere gitmeyin diyorum. Herkes gitmek istiyor.
Senede bir gün insanlar diyebilir ki, ben de bir gün insanlara yardım edeyim diyebilirler.”
” Muhsin Ertuğrul’dan Çok Korkardık”
Moderatör Can Başak’ın “Sizin döneminizde aynı semtten birçok önemli sanatçı çıkıyor. Bugün neden bu semtlerde böyle sanatçılar çıkmıyor” sorusuna cevaben, ” Savaş Dinçel, Zeki Alasya, Metin Akpınar…
Bizim hocalarımız iyiydi. Max Meinecke, Ahmet Kutsi Tecer, Sabahattin Kudret Aksal gibi hocalarımız vardı” dedi. Gezen, İstanbul Şehir Tiyatrosu’na girişini ve anılarını da anlattı: “1960 yılında bu tiyatroya girdiğimde Muhsin Hoca genel sanat yönetmeniydi. Çok korkardık.
Biz Muhsin Hoca’ya saygı ve sevgi duyardık ama çok korkardık. Kendi gelemediği zamanlarda fötr şapkasını asardı biz geldi zannederdik. Savaş Dinçel ve ben disiplinsizlik yüzünden bu tiyatrodan iki defa kovulduk.
Savaş ile Rumeli Hisarı gösterilerinde yaramazlık yaptığımız için çocukça şeyler…
Tepebaşı’nda Dram Tiyatrosu’nda bir odası vardı. Orada oyun koyardı. Sabah altıda kahvaltısını ediyor, duşunu alıyor, oradan saat yedide Haydarpaşa’ya vapurla Karaköy’e, Tünel’den Beyoğlu’nda iniyor, saat tam onda kepenkleri indirir provaya başlardı.
Oyuncu bir kızımız geliyor kapı kapalı, içeri giremiyor. Üçüncü gün kapının önünde bekliyor, Muhsin Hoca gelince hocam diyor, ben seçildim ancak provalara giremiyorum, geç kaldığımdan dolayı.
Muhsin Hoca ona şunları söylüyor: “Ada vapuru sen geç kaldın diye bekler mi? Hayır. Benim bir vapur kadar da mı kıymetim yok, diyor. Ben bundan çok şey öğrendim. Üçüncü zil sendromu diye bir şey vardır, o zil çaldığında antre için hazır olacaksınız.
Asla mazeret kabul edilmez. Bir oyuncu, bütün yirmi dört saat içerisinde iki saat o ceketi çıkarıp oyuncu ceketini giyemiyorsa, ben ona oyuncu demem. Benim babam öldü, babamı çok severdim, gazeteler yazmışlar Necdet Gezen öldü,
Müjdat Gezen babasını kaybetti diye. Ben Maksim Gazinosunda stand up yapıyorum, bazı kadınlar ağlıyor. Babamın cenazesinden üçe yirmi kala, üzerine toprak atarken, küreği ağabeyime verip ayrılmış ve programa gelmişim.
Tam adapte olamadım galiba, program düşük enerjiyle gidiyor. Fark ediyorum. Arada tuvalete gittim çektim sifonu, ağladım, rahatladım. Ali vardı bugün çok keyifsizsiniz dedi, Ali babam öldü dedim. Bir komedyenin babası ölemez. Biz bu mesleği seçerken başkasının silah zoruyla seçmedik.
Ünlü bir aktör babam ölürse sahneye çıkmam, dedi. Böyle bir lüksümüz yok, bu mesleği seçerken dikkatli seçin. Benim gibi 81 yaşına geldiğinizde, hala şu kutsal tahtanın üzerinde olmayı istiyorsanız.”
“Bir Gün Param Olursa Ücretsiz Bir Okul Açacağım”
Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin kuruluşunu şöyle anlattı: “Ben Ayşegül (İşsever) Hocanız’ın okuduğu okulda hocalık yapıyordum. O zamanlar öğrenciler harç yatırarak okula kayıt yaptırıyordu.
Bir öğrencim harç paramı yatıramadığım için okula kayıt yaptıramıyorum dedi, baktım cebimde 35 lira var, harç parasını verdim, girdi sınava kaydoldu, mezun oldu. 25 lira için bir insanın hayatı değişebilir mi, diye düşündüm.
Bir gün param olursa ücretsiz bir okul açacağım dedim, açtık 34 yıldır devam ediyoruz.
Oyuncumuz Sevil Akı, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin ilk öğrencilerinden olarak, hocası Müjdat Gezen’i ve okul yıllarını anlattı: “Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin ilk öğrencileri olmak çok ayrıcalıklıydı. Olmayan hoca yoktu.
İki tane devlet konservatuvarı vardı, Türkiye’de bir tane kurs yoktu. Çok fazla öğrencisi var Müjdat Hoca’nın. Biz yirmi yaşındayken ilk öyküleri okutan hocamızdı. Sait Faik Abasıyanık’ın hikayelerini okuturdu o yıllarda. Sait Faik’in “Hişt, hişt” hikayesi vardır.
Biz de onu okumuştuk. O hikayenin Türkiye’de, Dünya’da, hayatımızda ne kadar önemli olduğunu öğrendim. Bir hişt sesi gelsin de nereden gelirse gelsin… Tiyatro sanatıyla ses vermeye çalışan oyunculuk sanatıyla ses vermeye çalışan arkadaşlarımıza, bu mesleğe bulaşan bütün arkadaşlarımıza bu hişt sesini anlatıyorum.
Müjdat hoca bize oyuncu olamasanız da iyi bir seyirci olursunuz derdi. Çok ağırımıza gidiyordu. Bugün mesleğe değer katıyorsak, o yıllarda bize okuttuğu hikayelerdendir”
Müjdat Gezen de, Sevil Akı’nın rol aldığı Nazım Hikmet’in oyunu Mehmene Banu’daki rolünü çok beğendiğini, bu oyunu seyrettikten sonra çok ağladığını söyledi.
“Hoca-Öğrenci Değil, Usta-Çırak”
Bir soru üzerine, “Öğrencilerle hiç hoca öğrenci muhabbetine girmedim.” diyen Müjdat Gezen, “Ben hiç zorlanmadım. Hiç hoca öğrenci muhabbetine girmedim.
Usta çırak. Her ne kadar bilimsel yanı varsa da, benim söyleyeceklerim biraz aykırı kaçabilir, kitaplardan ve başkalarının anlattıklarından çok fazla yararlanamadım. Epik tiyatro bize hep anlatıldı, ne kadar kitap varsa okudum, Berliner Ensemble”a gittim, anlatılanla yapılanın farkını gördüm.
Broadway’de müzikaller izledim, Japonya’da geleneksel oyunlar izledim. Rusya’ya gittim, Çehov’a hastayım. Anlatılanlarla gördüklerim farklı. Okuyorum kitapları kesmiyor beni, anlatıyorlar, bireysel ve yanlış anlatımlar olabilir. En iyisi git gör, dedim.
Edindiklerim, benim seçtiğim yolun doğru olduğunu, usta-çırak ilişkisinin doğru olduğunu düşündüm” Adile (Naşit) şurada doğdu, o kulisin içinde. Babası meşhur Komik-i Şehir Naşit Efendi. Naşit Bey’i oradan seyretmiş. Annesi kanto sanatçısı. Adile durup dururken olmuyor.
“Halkın Sanatçısı Değil, Halkım”
Bir seyircinin sorusu üzerine, “Halkın sanatçısı değil halkım ben, halk” diyen Gezen, sözlerine şöyle devam etti: “Babam halk adamı, annem halk insanı. AKM’de Yarasa operetinde bana bir teklif yaptılar.
Dünya’nın her ülkesinde bu operet oynanırken, komik rolü o ülkenin komik bir oyuncusu oynuyor. Bana verdiler. Eski AKM’de. Dört saat sürdü oyun, bitmek bilmiyor. Bestecilerin, metin yazarlarının zamanı çokken yazılmış metinler.
Karagümrük’ten, Fatih’ten çocukluk arkadaşlarım istedi, geldiler. Yarasa da yaramasa da görmek zorundayız dediler. Bilet ayarladım, geldiler. Son perdeden az önce çıkıyorum, dört saat, oğlum sen bize bu acıyı niye çektirdin, Karagümrük’ten buraya bunun için mi geldik, dediler.”
“Ben İnsan Biriktirdim”
Başka bir seyircinin, oyuncu olmak istiyorum, bana ne nasihat verirsiniz, sorusu üzerine, Müjdat Gezen şunları söyledi: “Hayatımda en sevmediğim şey tavsiye ve nasihat vermektedir. Yaşayarak öğrenin.
Büyük bir hata yapmışsanız, hata tekrarlandığı zaman ismi hata oluyor. Öğreniyorsan sorun yok, değilse sorun var demektir. İyi bir oyuncu olmak istiyorsan, yetenek, eğitim, çok çalışmak gerekir” Bir başka seyircinin, hayatınızı iki cümle ile özetler misiniz? sorusu üzerine, “İnsan biriktirdim. Herkes para biriktirdi ben insan biriktirdim” diye cevap verdi.
Söyleşinin sonunda Genel Sanat Yönetmenimiz Ayşegül İşsever, “Ben de fırsat buldukça oyunculuk eğitimleri veriyorum. Müjdat Hocam’dan öğrendiğim bir şey, öğrencilerimle arama mesafe koymamaktı.
Bunun için size çok teşekkür ediyorum, önünüzde saygıyla eğiliyorum” dedi. Müjdat Gezen de, “İşte, bizim öğrencimiz, böylesine köklü bir sanat kurumunun başında, genel sanat yönetmeni olarak varsa, bu alçak gönüllüğü sayesindedir.
Öğrencimin burada genel sanat yönetmeni olmasından son derece mutluyum. Ben mutlu bir insanım” dedi.
]]>Büyükçekmece’de ünlü sanatçılardan Erkal’a vefa
İSTANBUL – Büyükçekmece Belediyesi tarafından 7 yıl önce hayatını kaybeden sanatçı İbrahim Erkal için düzenlenen anma programında Erkal’ın anısına çıkarılan “Hürmet” isimli albümde yer alan sanatçılar Serkan Kaya, Ceylan, Zehra, Kafadar Grubu, Irmak Arıcı, Sufle ve Aydilge sevilen şarkıları seslendirdi.
Büyükçekmece Belediyesi, 7 yıl önce hayatını kaybeden sanatçı İbrahim Erkal’ı anma amacıyla “Yıldızlar Arasında Senin Şarkıların” isimli etkinlik düzenledi. Büyükçekmece Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleşen etkinliğe Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün, İbrahim Erkal’ın eşi Filiz Erkal, oğlu İbrahim Eralp Erkal ve birçok Büyükçekmeceli vatandaş katıldı. Anma gecesine gelen sanatçılardan Serkan Kaya, Ceylan, Zehra, Kafadar Grubu, Irmak Arıcı, Sufle ve Aydilge İbrahim Erkal’ın şarkılarını sahneye çıkarak söyledi. Erkal’ın anısına çıkarılan “Hürmet” isimli albümde de yer alan sanatçılara Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün tarafından plaket takdim edildi.
“İbrahim Erkal şiir ve şarkılarıyla, güzelliği ile, insancıllığıyla, ailenin, sevenlerinin kalbinde taht kurmuştur”
Program öncesi konuşan Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün, “İbrahim Erkal’ı kaybedişimizin tam 7. yılı. Çok kıymetli bir aile ferdimizdi. Yeğenimin eşiydi. Çocukları, eşi ve onunla çok mutluyduk. Bir takım şiirlerinde, şarkılarında dile getirdiği gibi aramızdan sessiz sedasız kimseye sormadan ayrıldı. Genç yaşta ayrılması tabi ki aile için büyük bir üzüntü. Ama hala ülkenin her bir yerinde, Anadolu’da, gittiğimiz memleketinde daha yoğun İbrahim Erkal dinleniyorsa gitmeden önce bu ülkeye, bu dünyaya sanat adına demek ki önemli şeyler bırakmış ki bunlar çalınıyor. Zaten bazı değerler, bazı şeyleri kaybettikten sonra anlaşılır. İbrahim Erkal ve bazı sanatçılarımızın değerlerinin, onları kaybettikten sonra daha çok anlaşıldığına yaşamım boyunca şahitlik ettim. Ruhu şad olsun. İbrahim Erkal şiir ve şarkılarıyla, güzelliği ile, insancıllığıyla, ailenin, sevenlerinin kalbinde taht kurmuştur. Bu şekilde anılmaya devam edecektir. Çocukları, yeğenim onu yaşatmaya devam edeceklerdir. Mekanı cennet olsun” ifadelerini kullandı.
“Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum”
Sanatçı İbrahim Erkal’ın eşi Filiz Erkal ise “7 sene geçmesine rağmen insanların gönlüne girmesi bana çocuklarım için büyük bir onurdur. İbrahim gerçekten herkesin dediği gibi bir halk ozanıydı. Halkın sanatçısıydı ve hala halkın içinden. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Vefatından sonra da İbrahim için kötü diyen tek kişi görmedim” diye konuştu.
Etkinlik öncesi konuşan sanatçı Irmak Arıcı, çok mutlu ve gururlu olduğunu ifade ederek, “Yer yer duygulanacağız. İbrahim Erkal benim için bir müzisyen olarak gerçekten çok kıymetli. Ailesini tanıma fırsatını bulduğum için çok mutluyum. Kendileri çok kıymetli insanlar. Müzisyen olarak değil, insani duygularıyla da bize her zaman örnek olduğu için kendisini rahmetle anıyorum” diye konuştu.
Etkinlik öncesi konuşan bir başka sanatçı Serkan Kaya ise “İbrahim Erkal hepimiz için çok kıymetli bir insandı. Onu her zaman sevgi ve hürmetle anıyoruz ve anmaya da devam edeceğiz. Söylenecek çok şey var ama kelimeler yetmez” dedi.
Programda konuşan Kafadar grubu üyeleri ” Biz ‘Vur dibine’ isimli şarkıyı seslendirdik. Zaten birçok şarkısı olduğu gibi o da çok beğendiğimiz bir şarkıydı. Bize kısmet oldu. Şarkılar çok güzel. Geçmişte İbrahim ağabey ile birçok anımız da olmuştu. Çok duygusal ve etkileyici oluyor. Keşke aramızda olsaydı da onunla beraber yapsaydık. O yüzden çok hüzünlü oluyor” ifadelerini kullandı.
]]>Programda ” Yaş aldıkça daha genç gözüküyorsunuz. Var mı bir sırrınız” sorusuna Ersay Üner, ” Herkes aynı şeyi söylüyor. İnşallah öyledir. Hiç bakım, estetik vs. yoktur bende.
Ben kendi halimdeyim. Yaşlanmayı seviyorum. ” Oo ne güzel gidiyor” falan diyorum. Botoks falan yok ponçik ponçiğim ben. ” cevabını verdi.
Benim de bir Dilber’im vardı
Programda Serhat Tekin’in ” Kariyerinin başında gazinolarda, pavyonlarda çalıştın. Sizin hiç ” İnci Taneleri” dizisindeki gibi bir Dilber’iniz var mıydı?” sorusuna Ersay Üner, ” Vardı. Ama benimki platonikti.
O şarkı söylüyordu. Hiç açılamadım. Ama ne kadar güzel duygular bunlar. Herkesin bir platoniği vardır. ” cevabını verdi.
İlişkide bir çizgim var. Oraya gelene kadar zor bir adamım
Programda ” Bir ilişkide kendinize sevgili olarak 10 üzerinden kaç verirsiniz?” sorusuna, ” Ersay Üner, ” Bir çizgi, bir limit var bende. Oraya gelene kadar biraz zor bir adamım.
Çünkü yaşanmışlıklarım, tecrübem, aklım, fikrim, mesleğim.. bunların hepsini içine koyduğun zaman bir yer var. İlk önce oraya kadar bir gelinmesi gerekiyor. Ondan sonrası, o çizgiyi geçtikten sonra ben çok acayip bir adam olurum. 10 numara olur.” cevabını verdi.
Evlilikten Korkmuyorum
Programda şu an hayatında kimse olmadığını söyleyen Ersay Üner, “Evlilikten korkuyor musunuz?” sorusuna, ” Evlilikten asla korkmuyorum. Ben hayatım boyunca hiç bir şeyden korkmam. Evlilik, boşanma.. bunları yaşarsın biter. İşime sekte vurur diye evlilikten kaçmam.
Öyle bakarsan yürümez zaten. Ben ilişki olayına şu anki aklımla çok başka şekilde bakıyorum. İki özgür insan olarak bakıyorum ilişkiye. Normal hayatlar idame edilirken,başbaşayken keyifli vakit geçiriyorsan tamam. Onun harici tamamen karmaşa.” cevabını verdi.
Demet Akalın ile verdiğimiz ara güzel oldu
Programda ” Zamanında Demet Akalın ile bir dönem konuşmadınız. Hiç içinizden o dönem konuşsaydık daha ne şarkılar çıkardı diye düşündünüz mü?” sorusuna Ersay Üner, ” O dönem öyle olması gerekiyordu.
Benim için de onun için de öyle bir dönemdi. Beraber zaten çok güzel şeyler yaptık. Bence böyle bir ara güzel oldu. Şimdi yeni Demet Akalın albümünde “Demet okusaydı çok güzel olurdu.” dediğim 3 tane şarkım var.” cevabını verdi.
Demet Akalın’ın “Bebek” şarkısını yazmam 10 dakika sürmedi
Programda, “En kısa sürede yazdığınız şarkı hangisiydi?” sorusuna Ersay Üner, ” Demet Akalın’ın okuduğu ” Bebek ” şarkısı en kısa sürede yazdığım şarkıydı. 10 dakika sürmedi bile yazmam.
Demet’e telefonda nakaratı söylerken, A’sını yazıyordum şarkının. Hikayesi de, sabah magazin programı izliyordum televizyonda. Baktım millet ” Bebek’te onu dedi bunu dedi” diye haberler veriyor. Benim de aklıma böyle bir şarkı geldi.” cevabını verdi.
Mert Demir’in rengini ve şarkılarını seviyorum
Programda “Kimleri beğenip dinliyorsunuz?” sorusuna Ersay Üner, “Mert Demir’in rengini ve şarkılarını seviyorum. Mabel Matiz, Edis severim. Bizim jenerasyon Gökhan Türkmen’i çok severim. En yenilerden de Sami’yi beğeniyorum.” cevabını verdi.
Sezen Aksu ile düet yapmak isterim
Programda, ” Kariyeriniz boyunca sadece bir düet hakkınız olsa kiminle yapardınız?” sorusuna Ersay Üner, ” Sezen Aksu. Olur da zaten bir düet inşallah kısmetse. Çok saygı duyuyorum ama daha çok seviyorum. ” cevabını verdi.
Orijinal bir şey yoksa dinleyemiyorum
Programda ” Yeni dönemde yapılan işlere bir eleştiri getirecek olsanız bu ne olurdu?” sorusuna Ersay Üner, “Ben hiç bir zaman sanatı eleştiren bir adam olmadım ama ” Şu şöyle olsaydı, bu böyle olsaydı” diyerek kendime göre yorumladığım şeyler oluyor.
Yeni dönem arkadaşların yaptığı işlerde bazıları çok dikkatimi çekiyor ve hoşuma gidiyor. Bazılarını ise dinleyemiyorum çünkü ben onun orijinalini dinledim. Tek ince noktam odur benim. Sıfırdan bir şey ürettiği zaman asla hiç bir şey söyleyemem.
Ama daha önce orijinalini dinlediğim bir şeyi dinlediğim zaman, veya bir şeye benzediği zaman dinleyemiyorum. Ben orijinal fikre bakarım. Fikrin orijinalse benim için sorun yok.
İyi ya da kötü ona dinleyici karar verir. Ama ortada orijinal bir şey yoksa onu ne dinleyebiliyorum ne de izleyebiliyorum.” cevabını verdi.
]]>28 Nisan Pazar akşamı New York’ta LOOK Dine-In Cinemas W57’te gerçekleşen törende En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödülleri Aslıhan Ünaldı’ya takdim edildi.
Yönetmenin kişisel deneyimlerinden esinlenerek yabancılaşma ve kabullenme konularını ele aldığı “Suyun Üstü”, günümüz Türkiye’sinin sosyo-politik zemininde, birbirleriyle yeniden bağ kurmaya çalışan parçalanmış bir ailenin hikayesini anlatıyor.
Elit İşcan, Nihan Aker, Lila Gürmen, Serhat Ünaldı, Eren Çiğdem ve Oscar Pearce’ın rol aldığı “Suyun Üstü”, aile, kariyer, cinsellik gibi meseleleri üç farklı jenerasyona ait kadın karakterlerinin gözünden işliyor.
“Suyun Üstü”, yönetmenlik kariyerinin yanı sıra Columbia Üniversitesi ve New York Üniversitesi’nin lisansüstü film programlarında senaryo yazımı dersleri veren Aslıhan Ünaldı’nın yazıp yönettiği ilk uzun metrajlı filmi.
30. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde Elit İşcan’a En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’nü; Los Angeles Bağımsız Kadın Film Ödülleri’nde ise Ünaldı’ya En İyi Kadın Yönetmen Ödülü’nü getiren film, uluslararası festival yolculuğuna devam ederken 2024 New York CineFest’te ise En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerini kazandı.

Çekimleri Göcek ve Fethiye’nin koylarında gerçekleştirilen filmde, Elit İşcan, Nihan Aker, Lila Gürmen, Eren Çiğdem ve Oscar Pearce’la birlikte, yönetmenin babası olan ve ilk oyunculuk deneyiminin yanı sıra çekimlerin gerçekleştiği teknenin kaptanlığını da üstlenen Serhat Ünaldı da rol alıyor.
Yapımcılığını Kamen Velkovsky ve Aslıhan Ünaldı’nın; görüntü yönetmenliğini Sundance Film Festivali ödüllü André Jäger’in üstlendiği filmin müzikleri ise Davut Özdemir ve Deniz Güngör imzasını taşıyor.
New York’ta yaşayan Zeynep, Amerikalı eşiyle birlikte Muğla’da küçük bir sahil kasabasına varır. Parçalanmış bir aileye geri dönmüştür; ebeveynleri boşanmış, kız kardeşi ise ailesine yabancılaşmıştır. Aile, bir haftalık bir yelken seyahatine çıkacaktır.
Bu gezi, aynı zamanda Zeynep’in yargılanmakta olan gazeteci babası Yusuf’un, uzun zamandır görmediği kızlarıyla yeniden bağ kurabilmesi için son şansıdır. Tekne denize açılıp yelken rüzgarla dolduğunda ve mavi sularda süzülmeye başladıklarında kendilerini geçmişe dönmüş gibi hissederler.
Aile yeniden bir aradadır. Ancak yavaş yavaş bu gezinin basit bir aile tatilinden ibaret olmadığı ortaya çıkmaya başlar. Aile, Yusuf’un temyiz kararını beklerken gerilim gittikçe artar. Hassas aile dinamikleri, yöre halkından genç bir adamın hayatlarına girmesiyle beklenmedik bir yönde değişir.
Kadın karakterlerine yoğunlaşan ve ele aldığı meselelere üç farklı jenerasyonun gözünden yaklaşan “Suyun Üstü”, aynı zamanda gazeteci Yusuf’un hikayesi üzerinden basın özgürlüğüne de değiniyor. Yale Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler üzerine ön lisans eğitimi alan Aslıhan Ünaldı, filmlerinde büyük sosyo-politik meselelerin özel hayatlar ve bireysel ilişkiler üzerindeki etkisini irdelemekle ilgileniyor.
Sao Paulo, Valencia, Montreal, Buenos Aires, Sofya, İstanbul gibi prestijli festivallerde gösterilen ve yurt dışında da ilgi gören Siren Film yapımı “Suyun Üstü” filmi, önümüzdeki günlerde uluslararası festival yolculuğuna devam edecek.
YouTube video player”>
]]>“OĞLUM BABASININ YAPTIKLARINI ANLATINCA HEMEN POLİSE GİTMEDİM”
İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, sanık Ender Saraç ve avukatları, müşteki Benan Saraç ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatı katıldı. Duruşmada söz verilen müşteki Benan Saraç, sanığın oğluna cinsel istismar amacıyla bir eylem gerçekleştirdiğine şahit olmadığını söyledi. Oğlunun kendisine babası tarafından istismar edildiğini söylediğinde ilk etapta inanmadığını ve durumu sorguladığını anlatan Benan Saraç, “Bu yüzden hemen polise, savcıya gitmedim. Babasına sinirli olduğunu biliyordum. Babasının benimle yaptığı kavgalardan dolayı psikolojisinin etkilendiğini biliyordum. Bu sinirle ve hiddetle yapmış olabileceğini düşündüm” dedi.
BENAN SARAÇ ŞİKAYETÇİ OLMADI
Müşteki Saraç, oğlunun raporlu olduğu gün okula gitmek istediğini, kendisinin de izin verdiğini belirterek, bir süre sonra kendisini arayan okulun psikolojik danışman ve rehber öğretmenin istismar olayını bilip bilmediğini sorduğunu aktardı.
Öğretmene konudan haberdar olduğunu söylediğini, Ender Saraç’ı neden şikayet etmediğinin sorulduğunu ifade eden müşteki Saraç, şunları kaydetti: “Babasına kavgalarımızdan dolayı sinirli olduğunu biliyordum, bu sebeple olabileceğini söyledim. Ender’le boşanma aşamasındaydık. Kendisi boşanmaya yaklaşmadı, dava açmak için avukat tuttuğumu söyledim ama avukat mağduru oldum, dava açamadım. Evladımı böyle bir olayda yakacak durumda değildim. Çocuğumu sorgulamaya devam ettim. Okula rehberliğe gidince başka çarem kalmadı, oğlumun yanında olmak zorunda kaldım. Sonrasında mecburen şikayetçi oldum. Nihayetinde oğlum bana gerçeği itiraf etti. Böyle bir olayın yaşanmadığını söyledi, tahmin ettiğim gibi oldu. Babasının benimle olan tartışmalarından dolayı oğlum iç dünyasında ona öfkeliydi.” Benan Saraç, cinsel istismar suçundan şikayetçi olmadığını ve davaya katılmak istemediğini söyledi.
ENDER SARAÇ: EVDE BANYO DAHİL HER YERDE KAMERA VAR, İDDİALARI REDDEDİYORUM
Söz alan sanık Ender Saraç ise oğluna şiddet uyguladığı iddialarının doğru olmadığını savunarak, “Sadece üstü kokuyorken çocuğumu tutarak banyonun önüne kadar getirdim. Bir de çok zayıflamıştı, vegan olmuştu, zorla omega-3 verdim. Evde çıplak dolaştığım iddiaları yalandır, evde 24 saat banyo dahil olmak üzere kamera var. Bu iddiaları reddediyorum” dedi. Olaydan dolayı maddi manevi zarar gördüğünü dile getiren sanık Saraç, beraat talebinde bulundu.
TEMSİLİ KAYYIM ATANDI
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatı, müşteki annenin şikayetçi olmaması nedeniyle mağdur çocuğa temsil kayyımı atanmasını talep etti. Duruşmada görüşü sorulan Cumhuriyet savcısı da mağdurun 15 yaşından küçük olması ve annesinin şikayetçi olmaması nedeniyle yargılama sırasında çocuğa temsil kayyımı atanmasını istedi. Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, 15 yaşından küçük mağdur çocuk M.S’ye, kendisini temsil edemeyecek olması nedeniyle temsil kayyımı atanmasına hükmetti.
Bunun için sulh hukuk hakimliğine müzekkere yazılmasına karar veren heyet, M.S’nin bir sonraki celse dinlenmesine hükmederek duruşmayı erteledi.
İDDİANAMEDEN
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 5 Aralık 2023’te mağdur çocuk M.S’nin okuldaki öğretmenlerine babası Ender Saraç’ın kendisine cinsel istismarda bulunduğunu anlatması üzerine okul idaresinin tuttuğu tutanakların polise bildirildiği ve bunun üzerine soruşturma başlattığı kaydediliyor.
Çocuğun alınan ilk ifadesinde babası hakkında cinsel istismar suçlamasında bulunduğunu, sonraki beyanında ise annesi ve kendisine kötü davrandığı için babası hakkında bu yönde suçlama yaptığını, istismarın olmadığını söylediği ifade edilen iddianamede, anne Benan Saraç’ın ifadesinde de eşinin kendisine ve çocuklarına psikolojik ve ekonomik şiddet uyguladığını, mağdur oğluna karşı herhangi bir cinsel davranışına şahit olmadığını söylediği aktarılıyor.
İddianamede, mağdur çocuğun şeref ve namusunu ilgilendiren bir konuda sanığa iftira atmasını gerektirir ciddi bir neden bulunmadığı ifade edilerek, mağdurun ilk ifadesinin samimi ve gerçeği yansıtır mahiyette olduğu dile getiriliyor.
İddianamede, sanık Ender Saraç’ın, “çocuğun cinsel istismarı” suçundan 12 yıldan 22 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
]]>Altıeylül Belediyesi’ne bağlı Gazi Mustafa Kemal Atatürk Yaşam Kompleksi’nde yayınlanan ve vatandaşların da yoğun katılım sağlandığı programa; ünlü Sanatçı-Oyuncu Ahmet Mekin, Ses Sanatçı Ali Ekber Eren, Belgeselci Nebil Özgentürk ve Altıeylül Belediye Başkanı Hakan Şehirli katıldı.
Balıkesir yöresine ait ürünlerin yanı sıra, zeytinyağının tanıtımı ile Balıkesir yöresine ait figürleri sergileyen folklor ekibi de büyük beğeni topladı. Yaklaşık 3 saat süren yayında Balıkesir yöresine ait tatlarının pişirilmesiyle devam eden program Balıkesir kaymaklısı da yapılarak tüm Türkiye’ye tanıtıldı.
Ünlü Sanatçı ve Oyuncu Müjdat Gezen telefonla canlı yayına bağlandı
Ünlü Sanatçı-Oyuncu Müjdat Gezen’in de telefonla canlı yayına bağlandığı programda Türk sinemasının ünlü Oyuncu-Sanatçı Ahmet Mekin ile telefonla görüştü. Ünlü sanatçı Müjdat Gezen “Her hafta canlı olarak yayınlanan ve Serhan Asker’in evimize konuk oluyor. Bizlere ülkemizin güzelliklerini evimize kadar getiren Serhan Asker’e de teşekkür ediyorum. Türk sinemamızın ünlü ismi Ahmet Mekin’e de iyi ki varsın. İyi ki bizimlesin. Ahmet abim seni çok seviyoruz ve seviyorum. Yayında bulunan Başkanımız Hakan Şehirli’ye de ayrıca teşekkür ediyorum. Çünkü bizleri abim Ahmet Mekin ile buluşturdu” dedi.
Türk sinemasının Sultan’ı Türkan Şoray’da telefonla canlı yayına bağlandı
Ünlü Sanatçı-Oyuncu bir araya geldiği programda canlı yayına Türk sinemasının ünlü ismi Sultan’ı Türkan Şoray’da telefonla canlı yayına bağlandı. Türk sinemasının ünlü ismi Türkan Şoray birlikte oynamış oldukları ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ filminde Cemşit karakterini canlandıran Ahmet Mekin ile telefon bağlantısıyla görüştü. Şoray, “Ahmet Mekin ile ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ filminde birlikte oynamıştık. Kendisi filmde Cemşit karakterini canlandırmıştı. Güzel anlarımız oldu. Tekrardan bizleri Ahmet Mekin ile buluşturan Başkanımız Hakan Şehirli’ye teşekkür ediyorum. Balıkesir’e Altıeylül ilçemize sevgilerimi saygılarımı gönderiyorum” dedi.
Ünlü Sinema Sanatçısı Ahmet Mekin Ayakta Alkışlandı
Belgeselci Nebil Özgentürk’ün Türkiye’nin ünlü sinema sanatçısı Ahmet Mekin’in belgeseli izleyicilerle buluşturdu. Ahmet Mekin’in hayatını belgesel yapan Nebil Özgentürk kendinin seslendirmiş olduğu Belgeselde Mekin’in Türk sinemasına vermiş olduğu değeri, hayatı ve şimdi yaşamış olduğu Balıkesir’e bağlı Erdek ilçesinin konu alındığı Belgesel izleyiciler tarafından ayakta alkışlandı.”
Belgeselci Nebil Özgentürk, Ankara’dan canlı yayına bağlandı. Özgentürk, “Türkiye’nin ünlü sanatçısı Ahmet Mekin’in belgeselini yaparken çok duygulandım. Kendisiyle çalışmaktan dolayı gurur duydum. Tekrardan Türk sinemasına vermiş olduğu katkılardan dolayı da teşekkürlerimi sunuyorum. Kendisini çok çok seviyorum” diye konuştu.
Başkan Hakan Şehirli, “Sizleri ilçemizde ağırlamaktan büyük mutluluk duyduk
Altıeylül’den Balıkesir’in tanıtımı yapılan programda konuşan Başkan Şehirli, “Altıeylül ilçemize, Balıkesirimize hoş geldiniz. İyi ki geldiniz. Türk sinemasına ismini altın harflerle yazdıran Ahmet Mekin’i Altıeylül ilçemizde ağırlamaktan büyük mutluluk duyduk. Kendisinin belgeselini yaparak ölümsüzleştiren Belgeselci Nebil Özgentürk’e de teşekkürlerimi sunuyorum. Tabi ki ünlü ses sanatçısı Ali Ekber Eren’de seslendiriş olduğu ve ismini taşıdığı ‘Ali Ekber Çiçek’in eserlerini bizlerle buluşturdu. Ayrıca telefonla canlı yayına bağlanan Türk sinemasının Sultan’ı Türkan Şoray’a ve usta oyuncu Müjdat Gezen’e de ayrı ayrı teşekkür ediyorum” dedi.
Başkan Şehirli, “İkinci coşkuyu sizlerle yaşadık’
Altıeylül Belediye Başkanı Hakan Şehirli, “Altıeylül ilçemizde yapacağımız bu gibi etkinlikler aralıksız devam edecek. Yine geçtiğimiz hafta 23 Nisan coşkusunu Gazi Mustafa Kemal Atatürk Yaşam Kompleksi’nde yaşamıştık. İkinci coşkuyu da sizlerle yaşamaktan büyük keyif aldık. Organizasyonlarımız, programlarımız aralıksız devam edecek” diye konuştu. – BALIKESİR
]]>Saba Tümer, programında bu hafta oyuncu ve şarkıcı Ayta Sözeri’yi ağırladı. “Üniversite ikinci sınıftan sonra evden ayrıldım. O zamanlar saygı duyulan bir mesleğin olursa, paran olursa her şeyi halledebileceğini düşünüyorsun.
O zaman nereden bileyim doktor olsam çalıştırmayacaklarını.. Trans olduktan sonra birçok işi yapamayacağımı bilmiyordum. Şimdi birçok şey değişmiş, birçok trans çalışıyor” diye anlatan Ayta Sözeri’ye, Saba Tümer’in; “Kaç yaşında ameliyat oldun?” diye sorması üzerine Sözeri; “20’li yaşlar.
Belki daha erken yaşta ameliyat olmak gerekiyor olabilir, hormon tedavisi gördüğün için, o zaman bu kadar uzun boylu olmayabilirdim” diye cevap verdi.
“BU KARARI VEREMİYORSUN BÖYLE DOĞUYORSUN”
Sözeri, kendisiyle ilgili şunları anlattı:
“Benim yaşadığım zamanlarda insanların hiç hoş bakmayacağı cinsiyet kimliğine sahipsin. Üniversite 2’den sonra evden ayrıldım. Ama onun için kendini bir garantiye almak istiyorsun.
O zaman nereden bilecektim doktor olsam çalıştırmayacaklarını. Şu an çok şey değişti. Şu anda birçok trans çalışıyor. 20’li yaşlarda ameliyat oldum. Hormon tedavisi var. Bu kararı veremiyorsun böyle doğuyorsun. “

Ayta Sözeri, “Hülya Avşar programında bana bir soru sordu, ‘Hayatta en çok ne olmak isterdin’ dedi. Erkek olmak isterdim dedim. Erkek egemen olan doğuştan sana verilen erkeklik rütbeni söküyorsun kimse bunu isteyerek hayatından sökebilir mi.
Çünkü öyle doğuyorsun yanlış bir bedenin içinde yanlış bir ruh’la doğuyorsun. Ruh’u değiştiremem ama bedenimi değiştirebilirim. Benim zamanımda çok zordu. Ben eşcinsel değilim. Transseksüelim…
Herkesin sana olmaz diye empoze ettiği toplumda…. Etimi ve kemiği mi değiştirecektim. Etin kemiğin bir anlamı olmadığını anladım ve sonra karar verdim” dedi.
Ayta Sözeri’den İddialı Sözler
Tümer’in; “Kendini nerede görmek istiyorsun?” diye sorması üzerine Ayta Sözeri; “Royal Albert Hall’de. Türkiye’den şu ana kadar bir Zeki Müren, bir de Sezen Aksu çıkmış” sözleriyle, iddialı bir cevap verdi.
İlk Aşkım Küçük Emrah
Saba Tümer’in; “İlk aşkını anlat” demesi üzerine Ayta Sözeri; “Neyi anlatayım? Emrah’a, aşıktım onu mu anlatayım? Albümlerini alır, filmlerini izlerdik.
Sonra Mahsun Kırmızıgül. Farkındaysan ilk başlarda bende hiç değişiklik yok, Türkücülerden devam etmişim” diyerek, cevap verdi.
Kıskançlığımı tedavi ettim
Tümer’in; “Kıskanç mısın?” diye sorması üzerine Sözeri; “Kıskanç değilim. Çok kıskançtım. Bir gün birisi dedi ki ‘Bir yerde okumuştum kıskançlık tedavisi olmayan tek hastalıkmış’ o gün ben de ‘Ben bu kıskançlığı tedavi edeceğim’ dedim. Artık kıskanç değilim” dedi.
En uzun ilişkim 11 yıldır devam ediyor
Saba Tümer’in; “En uzun aşkın ne kadar sürdü?” sorusuna Ayta Sözeri; “11 yıldır hala devam ediyor” diye cevap verdi. Tümer; “Aaa ben bilmiyordum” deyince, Sözeri; “Kimse bilmiyor. Söylüyorum; ama inanmıyorlar herhalde” dedi.
Tümer; “Maşallah. Biz seni onunla beraber olduğun dönemlerde mi tanıdık? Sakın bırakma adamı” deyince Sözeri; “Evet, çok uğurlu geldi” sözleriyle cevap verdi.
Aşığım Aşık
Tümer’in; “Hayatının şu dönemini anlatan bir şarkı var mı?” sorusuna Sözeri; “Aşığım Aşık şarkısını söyleyerek cevap verdi: Duysun cümle alem duysun tüm dünya, seviyorum dostlar aşığım aşık, aradığım aşkı buldum sonunda, seviyorum dostlar aşığım aşık”
]]>DURUŞMADA BİR ARAYA GELDİLER
Banu Parlak’a ait güzellik merkezi 1 Ekim 2023 günü saat 02.00 ve 04.30 sıralarında motosikletli şüphelilerce kurşunlanmıştı. Olaya ilişkin hazırlanan iddianame kapsamında Dilan ve Engin Polat çiftinin de ‘azmettirme’ suçundan cezalandırılması istenen dava bugün Küçükçekmece Adliyesi’nde görüldü. Sanıklar Dilan, Engin ve Sezgin Polat ile müşteki Banu Parlak hazır bulundu. Duruşmaya taraf avukatları da katıldı. Duruşmada kimlik tespiti esnasında Engin Polat “aylık ortalama gelirim 200 bin” dedi. Dilan Polat da aylık gelirinin 200 bin TL olduğunu söyledi. Engin Polat duruşma salonunda küçük oğlu ile telefonda konuşup konuşamayacağını sorarak “6 aydır konuşmuyoruz” dedi. Hakim bu talebin üzerine “her türlü temas yasak” dedi.

DİLAN POLAT AĞLAYA AĞLAYA İFADE VERDİ
Dilan Polat savunmasında “Ben Banu Parlak’ı tanırım kendisi 6 yıllık arkadaşım. Küsüp barıştığımız dönemler oluyordu. İş yeri kurşunlanmadan önce işleri konusunda benden yardım, destek istemişti. Ben de kendisine seve seve yardım edeceğimi söyledim. Daha sonra sosyal medyada haberleri görünce haberim oldu. Can güvenliğinin olmadığını ve bizi sorumlu tuttuğuna dair paylaşımlar gördüm. O ana kadar aramızda problem yoktu. İş yerinin kurşunlandığını da basın ve sosyal medyadan öğrendim. Bu sırada yargılandığımız kişilerle de hiçbir bağlantımız yoktur. Daltonlar çetesi eşimi ve beni de tehdit etmiştir. Bununla alakalı mesajlar da mevcut” dedi. Polat savunması sırasında da zaman zaman duygulanarak ağladı.

“CAN DALTON BENİ TEHDİT ETTİ”
Dilan Polat savunmasına şöyle devam etti: “Can Dalton bana ‘Senin namusunu elinden alacağım’ diye mesajlar da iletmişti. Bizi tehdit eden kişilerle aynı dosyada neden yargılanıyoruz bilmiyorum. Gürcistan’a 2018-2019 yıllarında hamilelik dönemimde gittim. Yemek yedim ziyaret ettim döndüm. Sosyal medyada ön planda bir hayat yaşıyorum. Maddi durumumuzun iyi olmasından dolayı farklı yollarla Halil İbrahim Kalkan’ın haraç kesmek istediğini düşünüyorum. Pendik şubemize giderek ‘Tabelaları indirin’ demişti. Çalışanların elinde ses kayıtları da mevcut. Benim Banu Parlak ile husumetim yoktu. Neden böyle bir konuda beni ve ailemi hedef gösterdi anlamıyorum. Dosyada bahsi geçen kimseyi aile üyelerim dışında yani tanımıyorum. Video için de ben sosyal medyada o dönemde aleyhime paylaşımlar yapılıyordu. Çocuklarım ve ailem için. Kafam çok karışıktı herkes saldırı halindeydi. Suçlamayı kabul etmiyorum.”
Dilan Polat müşteki avukatının “Tedbir kararının anasını danasını göreceksin sözlerini kime söylediniz sorusu üzerine” “Benim orada direkt muhatabım yoktu. Kara para aklandığımıza, illegal işler yaptığımıza dair paylaşımlar yapılıyordu. Genel söyledim” dedi.

ENGİN POLAT: BANU PARLAK’I TANIMAM, BİZİM KİMSEYLE ALAKAMIZ YOK
Engin Polat ise savunmasında şunları söyledi: “Banu Parlak’ı tanımam. Görüşmüşlüğüm yoktur. Bir gün sosyal medyada ‘Benim başıma bir şey gelirse Dilan ve Engin Polat sorumludur’ diye açıklamalar yapıyor. Ben de eşime bu kadın senin arkadaşın değil mi neden böyle yapıyor ara kendisi ile görüş dedim. Eşim ‘Ben aramam dedi’ ben de üzerine düşmedim. Ama karım iyi niyetli olarak aramış benim sonradan haberim oldu. O ara çok mesele vardı. Kara para aklama. Onun da gerçek olmadığını yakında göreceğiz. Bu arkadaşın dükkanı kurşunlanmış. Akabinde bizden şikayetçi olmuş. İfadeye çağırdılar gittik. Olay bundan ibaret bizim hiç kimse ile bir alakamız yok.”
“DAVADA YALANCI TANIKLIK YAPIYOR”
“Ben diğer sanıkların olduğunu bu mahkemede öğrendim şu an. Yalancı tanık Halil İbrahim Kalkan, bizi tehdit edip şubelerimizi arayıp Sezgin ve Engin Polat ile görüşeceğim diyerek tehdit ediyordu. Bu daha önceden de başımıza geldi. ‘Onları şöyle yapacağım böyle yapacağım, bu tabelaları indirin bundan sonra burada Dilan Polat yazmayacak Halil İbrahim Kalkan yazacak’ diyormuş. 2-3 ay devam etti. Biz telefon sapığı diye dikkate almadık. Lakin bir gün Pendik şubemize gidip tehditte bulunmuş. Babama ‘bu böyle olmaz gidelim şikayetçi olalım fiziken de üzerimize gelmeye başladı’ dedim. Gayrettepe’ye gidip şikayetçi olduk. Açılan davalar sonucu bu şahıs ceza aldı öyle biliyorum. Bu şahıs ‘ben Sezgin Polat’a 500 bin TL borç verdim bunu almak için arıyorum’ diye kılıf uydurmuş. Bu kılıfına daha sonra Banu Parlak’ı ekledi. Güya Banu Parlak’ın vurulmasını istemişiz karşılığında para teklif etmişiz. Yalancı bir tanıktır.”

“CAN DALTON ÇETESİNİ TANIMAM”
Gürcistan ile hiçbir bağlantısının olmadığını söyleyen Engin Polat, “Bağlantımı bırakın orada olan birini 1 kere bile telefon ile aramadım. Gürcistan’a 4-5 sene evvel 6 aile çift olarak tatile gittik” dedi. Engin Polat devamında “Ben Daltonlar çetesini de tanımam. 2 ay önce gazete okurken öğrendim. Can Dalton daha önce eşimi tehdit etmişti. 2 dükkanım 3 ayrı zaman diliminde kurşunlandı. Ben de bunun üzerine şerefsizler diyerek video paylaştım. Bu adam daha sonra bana yanıt verdi. ‘Bundan sonraki mermi sana’ diye cevap verdi. Bu dosyada iftiraya uğradık. Ticari itibarımız zedelendi. Beraatimi ve tahliyemi talep ediyorum. Yalanın ve iftiranın delili olmaz. Ben ve ailemde en ufacık bir delil bulunursa her türlü cezaya razıyım” şeklinde konuştu.
Müşteki avukatının sorusu üzerine Engin Polat “Emirhan Döner diye birini tanımıyorum böyle biri ile görüşmedim. Fatih Gezer benim çocukluk arkadaşımdır. Cezaevinden beni aradı. Medyada dükkanımızın kurşunlandığını görmüş. Bana kendi çabasıyla yardımcı olmaya çalıştı şunu tanıyorum bunu tanıyorum diye ama konuşmada Daltonlar çetesi adı geçmedi” dedi.
İDDİANAMEDEN
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianamede Dilan Polat ile müşteki Banu Parlak arasında husumet bulunduğu belirtildi. Dilan Polat’ın sosyal medya hesabından yayınladığı bir videoda “Tedbir kararının anasını göreceksin, iftiranın danasını göreceksin. Bitti bitti. Sana bu prim fazla bile.Sana daha ne mesajlarım var sıra sıra” şeklinde yaptığı açıklamayla Parlak’a tehdit mesajı gönderdiğine yer verildi. Bu mesajdan kısa bir süre sonra Sezgin, Engin ve Dilan Polat’ın ortak kararıyla, Engin Polat, Banu Parlak’ın işyerine tehdit amaçlı silahlı saldırı düzenlenmesi için Gürcistan ülkesindeki bağlantılarıyla kamuoyunda “Daltonlar çetesi” olarak bilinen suç örgütünün firari yöneticilerinden olan Beratcan ve kardeşi Batın Can Gökdemir ile irtibat kurduğu kaydedildi.
HAPİS CEZALARI İSTENİYOR
İddianamede şüpheliler Barış Boyun, Beratcan Gökdemir ve Batin Can Gökdemir’in hakkında yakalama kararı çıkartıldığı, belirtildi. Barış Boyun, Beratcan ve Batin Can Gökdemir’in ‘Silahlı suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Birden fazla kişiyle birlikte silahla tehdit’, ‘Mala zarar verme’ ve ‘Ruhsatsız silah taşıma’ suçlarından ayrı ayrı toplamda 8 yıl 4 aydan 23 yıla kadar hapsi istendi. Dilan, Engin ve Sezgin Polat için ise ‘Birden fazla kişiyle birlikte silahla tehdit’, ‘Mala zarar verme’ suçlarından toplamda ayrı ayrı 2 yıl 4 aydan 8 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi. Ayrıca belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaları istendi. Diğer 5 sanığın da çeşitli suçlardan değişen oranlarda cezalandırılmaları talep edildi.
]]>“ORTALAMA GELİRİM 200 BİN TL”
Küçükçekmece Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, sanıklar Dilan, Engin ve Sezgin Polat ile müşteki Banu Parlak hazır bulundu. Duruşmaya taraf avukatları da katıldı. Duruşmada kimlik tespiti esnasında Engin Polat “aylık ortalama gelirim 200 bin” dedi. Dilan Polat da aylık gelirinin 200 bin TL olduğunu söyledi.
Engin Polat duruşma salonunda küçük oğlu ile telefonda konuşup konuşamayacağını sorarak “6 aydır konuşmuyoruz” dedi. Hakim bu talebin üzerine “her türlü temas yasak” dedi.

KIZINA AĞLAYARAK “BİZ YAPMADIK” DEDİ
Dilan Polat ise ağlayarak duruşma salonuna girdi ve eşinin elini tuttu. Polat, duruşma salonunun izleyici kısmında oturan kızının da elini tutmak istedi ancak jandarma izin vermedi. Dilan Polat kızına sık sık “Kızım seni çok seviyorum, hepsi geçecek, yapmadık biz yapmadık” dedi. Sanık Polat duruşma salonunda göz yaşlarına hakim olamadı.
“MERKEZİNİN KURŞUNLANDIĞINI SOSYAL MEDYADAN GÖRDÜM”
Dilan Polat savunmasında “Ben Banu Parlak’ı tanırım kendisi 6 yıllık arkadaşım. Küsüp barıştığımız dönemler oluyordu. İş yeri kurşunlanmadan önce işleri konusunda benden yardım, destek istemişti. Ben de kendisine seve seve yardım edeceğimi söyledim. Daha sonra sosyal medyada haberleri görünce haberim oldu. Can güvenliğinin olmadığını ve bizi sorumlu tuttuğuna dair paylaşımlar gördüm. O ana kadar aramızda problem yoktu. İş yerinin kurşunlandığını da basın ve sosyal medyadan öğrendim. Bu sırada yargılandığımız kişilerle de hiçbir bağlantımız yoktur. Daltonlar çetesi eşimi ve beni de tehdit etmiştir. Bununla alakalı mesajlar da mevcut” dedi. Polat savunması sırasında da zaman zaman duygulanarak ağladı.

“CAN DALTON BENİ TEHDİT ETTİ”
Dilan Polat savunmasına şöyle devam etti: “Can Dalton bana ‘Senin namusunu elinden alacağım’ diye mesajlar da iletmişti. Bizi tehdit eden kişilerle aynı dosyada neden yargılanıyoruz bilmiyorum. Gürcistan’a 2018-2019 yıllarında hamilelik dönemimde gittim. Yemek yedim ziyaret ettim döndüm. Sosyal medyada ön planda bir hayat yaşıyorum. Maddi durumumuzun iyi olmasından dolayı farklı yollarla Halil İbrahim Kalkan’ın haraç kesmek istediğini düşünüyorum. Pendik şubemize giderek ‘Tabelaları indirin’ demişti. Çalışanların elinde ses kayıtları da mevcut. Benim Banu Parlak ile husumetim yoktu. Neden böyle bir konuda beni ve ailemi hedef gösterdi anlamıyorum. Dosyada bahsi geçen kimseyi aile üyelerim dışında yani tanımıyorum. Video için de ben sosyal medyada o dönemde aleyhime paylaşımlar yapılıyordu. Çocuklarım ve ailem için. Kafam çok karışıktı herkes saldırı halindeydi. Suçlamayı kabul etmiyorum.”
Dilan Polat müşteki avukatının “Tedbir kararının anasını danasını göreceksin sözlerini kime söylediniz sorusu üzerine” “Benim orada direkt muhatabım yoktu. Kara para aklandığımıza, illegal işler yaptığımıza dair paylaşımlar yapılıyordu. Genel söyledim” dedi.

ENGİN POLAT: BANU PARLAK’I TANIMAM, BİZİM KİMSEYLE ALAKAMIZ YOK
Engin Polat ise savunmasında “Banu Parlak’ı tanımam. Görüşmüşlüğüm yoktur. Bir gün sosyal medyada ‘Benim başıma bir şey gelirse Dilan ve Engin Polat sorumludur’ diye açıklamalar yapıyor. Ben de eşime bu kadın senin arkadaşın değil mi neden böyle yapıyor ara kendisi ile görüş dedim. Eşim ‘Ben aramam dedi’ ben de üzerine düşmedim. Ama karım iyi niyetli olarak aramış benim sonradan haberim oldu. O ara çok mesele vardı. Kara para aklama. Onun da gerçek olmadığını yakında göreceğiz. Bu arkadaşın dükkanı kurşunlanmış. Akabinde bizden şikayetçi olmuş. İfadeye çağırdılar gittik. Olay bundan ibaret bizim hiç kimse ile bir alakamız yok. Ben diğer sanıkların olduğunu bu mahkemede öğrendim şu an. Yalancı tanık Halil İbrahim Kalkan, bizi tehdit edip şubelerimizi arayıp Sezgin ve Engin Polat ile görüşeceğim diyerek tehdit ediyordu. Bu daha önceden de başımıza geldi. ‘Onları şöyle yapacağım böyle yapacağım, bu tabelaları indirin bundan sonra burada Dilan Polat yazmayacak Halil İbrahim Kalkan yazacak’ diyormuş. 2-3 ay devam etti. Biz telefon sapığı diye dikkate almadık. Lakin bir gün Pendik şubemize gidip tehditte bulunmuş. Babama ‘bu böyle olmaz gidelim şikayetçi olalım fiziken de üzerimize gelmeye başladı’ dedim. Gayrettepe’ye gidip şikayetçi olduk. Açılan davalar sonucu bu şahıs ceza aldı öyle biliyorum. Bu şahıs ‘ben Sezgin Polat’a 500 bin TL borç verdim bunu almak için arıyorum’ diye kılıf uydurmuş. Bu kılıfına daha sonra Banu Parlak’ı ekledi. Güya Banu Parlak’ın vurulmasını istemişiz karşılığında para teklif etmişiz. Yalancı bir tanıktır” şeklinde konuştu.
“BEN VE AİLEMDEN EN UFACIK DELİL BULUNURSA HER TÜRLÜ CEZAYA RAZIYIM”
Gürcistan ile hiçbir bağlantısının olmadığını söyleyen Engin Polat, “Bağlantımı bırakın orada olan birini 1 kere bile telefon ile aramadım. Gürcistan’a 4-5 sene evvel 6 aile çift olarak tatile gittik” dedi. Engin Polat devamında “Ben Daltonlar çetesini de tanımam. 2 ay önce gazete okurken öğrendim. Can Dalton daha önce eşimi tehdit etmişti. 2 dükkanım 3 ayrı zaman diliminde kurşunlandı. Ben de bunun üzerine şerefsizler diyerek video paylaştım. Bu adam daha sonra bana yanıt verdi. ‘Bundan sonraki mermi sana’ diye cevap verdi. Bu dosyada iftiraya uğradık. Ticari itibarımız zedelendi. Beraatimi ve tahliyemi talep ediyorum. Yalanın ve iftiranın delili olmaz. Ben ve ailemde en ufacık bir delil bulunursa her türlü cezaya razıyım” şeklinde konuştu.
Müşteki avukatının sorusu üzerine Engin Polat “Emirhan Döner diye birini tanımıyorum böyle biri ile görüşmedim. Fatih Gezer benim çocukluk arkadaşımdır. Cezaevinden beni aradı. Medyada dükkanımızın kurşunlandığını görmüş. Bana kendi çabasıyla yardımcı olmaya çalıştı şunu tanıyorum bunu tanıyorum diye ama konuşmada Daltonlar çetesi adı geçmedi” dedi.
]]>Kitaptan uyarlandılar: İşte Netflix’teki en iyi 5 film
Netflix, günümüzde film ve dizi izleme deneyimini yeniden tanımlayan en popüler platformlardan biri. Geniş içerik kütüphanesi ve kullanıcı dostu arayüzü ile milyonlarca kişi tarafından tercih ediliyor. İşte en yüksek puan alan kitaptan uyarlanmış 5 film:

The Irishman
Charles Brandt’ın 2004’te yayımlanan “I Heard You Paint Houses” kitabından uyarlanan “The Irishman”, Frank Sheeran adlı eski bir mafya tetikçisinin gerçek hikayesini anlatıyor. Film, Sheeran’ın yaşamını yaşlılık günlerinden başlayarak, Russell Bufalino için çalışmaya nasıl başladığını ve Jimmy Hoffa’nın kayboluşuyla olan bağlantısını ele alıyor.
Yönetmen Martin Scorsese’nin ustalığı, Robert de Niro, Joe Pesci ve Al Pacino gibi büyük oyuncuların performansıyla birleşiyor. Film, Rotten Tomatoes’da yüzde 95 puanıyla, Scorsese’nin en iyi gangster filmlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Netflix artık gelirini açıklamayacak! İşte nedeni
Moneyball
Michael Lewis’in 2003 tarihli kitabından uyarlanan “Moneyball”, beyzbol takımı Oakland A’s’in genel müdürü Billy Beane’in (Brad Pitt) inovatif stratejisini anlatıyor. Beane, geleneksel beyzbol yaklaşımını reddederek, oyuncuları istatistiksel bir modelle değerlendiriyor ve takıma dahil ediyor.
Bu sabermetrik yaklaşım, beyzbol dünyasında büyük bir devrim yaratıyor. Film, Rotten Tomatoes’da yüzde 94 puan almış ve en iyi film dahil olmak üzere altı Oscar adaylığı elde etmiş.
All Quiet on the Western Front
Erich Maria Remarque’ın aynı adlı romanından uyarlanan “All Quiet on the Western Front”, I. Dünya Savaşı’nda Alman askerlerinin yaşadıkları korkunç deneyimleri anlatıyor. Film, Felix Kammerer’in canlandırdığı Paul Bäumer karakteri üzerinden, savaşın acımasızlığına ve savaşın bir genç askere neler yapabileceğine odaklanıyor.
Film, savaşı gerçekçi ve acımasız bir şekilde tasvir ediyor. Rotten Tomatoes’da yüzde 90 puan almış olan bu film, dört Oscar ödülü kazandı ve savaş filmleri sevenler için mutlaka izlenmesi gereken bir yapım.
Orion and the Dark
Emma Yarlett’ın çocuk kitabından uyarlanan “Orion and the Dark”, Orion adlı küçük bir çocuğun karanlıktan korkusunu yenmesini anlatıyor. Film, Orion’un karanlıkla yüzleşme ve korkularını aşma sürecini eğlenceli ve ilginç bir şekilde anlatıyor.
Charlie Kaufman gibi ünlü bir yazarın katkısıyla, film hem çocuklar hem de yetişkinler için derinlemesine düşünce sunuyor. Rotten Tomatoes’da yüzde 91 puan alan bu film, aileler için harika bir seçenek.
Society of the Snow
Pablo Vierci’nin 2009’da yayımlanan kitabından uyarlanan “Society of the Snow”, 1972’de And Dağları’nda meydana gelen uçak kazasını ve hayatta kalmak için verdikleri mücadeleyi anlatıyor. Uçak kazasından sonra, Urugaylı rugby takımının üyeleri sert ve zorlu koşullarda hayatta kalmak için olağanüstü bir çaba gösteriyor.
Bu çaba, bazen ekstrem ve tartışmalı kararlar almayı gerektiriyor. Film, Rotten Tomatoes’da yüzde 90 puan almış ve izleyicilere güçlü bir hikaye sunuyor.
Bu filmler, kitaplardan uyarlanmış ve Rotten Tomatoes’da yüksek puan almış Netflix’teki en iyi seçeneklerden beşiydi. Her biri, farklı temaları ve duygusal deneyimleriyle izleyicilere unutulmaz anlar sunuyor. Siz bu filmlerden hangilerini izlediniz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmına yazabilirsiniz.
]]>“SARI SAÇLI OLDUĞU İÇİN ONA ‘SENİN BABAN UĞUR DÜNDAR’ DEMİŞLER”
Dün Akşam Sözcü TV’ye konuk olan Uğur Dündar, dava süreciyle ilgili şunları söyledi: “Bu dava 2022 yılında başladı. Dava dilekçesine baktığımda güya 1985 yılında İzmir’de tanışmışız. Ben o zaman bekarım. Bir süre beraber yaşamışız ve 1986 yılında da benden bir çocuğu olmuş. Davayı açan kişi de benden olduğunu iddia eden hanımefendi. Kendimden o kadar emindim ki… Metin Akpınar ‘Bir gecelik hikaye’ diyor ama bizim bir süre birlikteliğimiz olmuş. İnsan muhakkak hatırlar, ben böyle bir isimle asla birlikte olmadım. Kendimden çok eminim. Anadolu’da bir şehirde oturuyorlar ben o eve gidip ben sizin babanız değilim diyebilirdim. Hanımefendi evli, 2 çocuğu var. İkna da ederdim. Yetiştirme yurdunda büyüyen çocukların yaşadıkları travmaları çok iyi bilirim, onlara böyle hikayeler anlatılır. Anladığım kadarıyla da kızın sarı saçlı olduğunu gören bir kişi ‘Senin baban Uğur Dündar’ demiş ve onu inandırmış. Bu duruma kızmadım, içerlemedim ve empati yaptım. Kız çocuğunun ne kadar ıstırap çektiğini düşünebiliyorum.”

“BİZ KAMERA ÖNÜNDE SAÇ VE KAN ÖRNEĞİ VERDİK”
“Ben konuşmak yerine dava yoluna gitmeyi tercih ettik. Gizlilik kararı olduğu için ne ben ne de hanımefendi bir açıklama yapmadı. Ablası benim ismimi verdi. DNA raporunun doğruladığını bildiği halde haberi yokmuş gibi çıktı. Kendimden emin olduğum için eşime ve çocuklarıma da endişe etmemeleri gerektiğini söyledim. Biz hastanede kamera önünde kan ve saç örneği verdik, rapor 7 ay sonra geldi. Bu rapor 15-20 gün önce geldi. Raporda benim, kızın babası olmadığımı söyleniyor.”
“DUYGU NEBİOĞLU’NUN BİLMEDEN KONUŞTUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM”
Duygu Nebioğlu’nun “Adli Tıp raporunun manipüle edildiğini düşünüyoruz” sözlerine de cevap veren Dündar, “Bunun bilmeden söylenen ifadeler olduğunu düşünüyorum. Hiç kimse Adli Tıp Kurumu’nun raporunu tarif edemez. O raporun altında imzası bulunan saygı değer bilim insanlarına da hakaret kabul ederim. Onların da bu konuda suç duyurusunda bulunma hakkı doğdu” dedi.

“ANNE VE BABASINI BULMASI İÇİN ELİMDEN GELENİ YAPARIM”
Kızı olduğunu iddia eden Dilara G. ile konuştuğunu söyleyen Uğur Dündar,”Son derece terbiyeli, iyi aile terbiyesi almış biri. Ben onların yaşadığı şehre dedikodu olabilir yuvası etkilenebilir diye gitmedim. Hanımefendiye her şeyi anlattı. Annesini tanımadığımı ve ilişki yaşamadığımızı söyledi. Anne ve babasını bulma konusunda da elimden geleni yapacağımı söyledim. Onun adına çok üzülüyorum adına asla dava açmayacağım. Zor şekilde büyüdüğünü biliyorum. Haziran ayında karar davası olacak ve mahkemenin bizim haklılığımızı ortaya çıkaracağını biliyorum. İzmir’de birlikte olduğumuzu söylemiş ben İzmir’e o dönem gitmedim. Ben eşimle evlendikten sonra 1993 yılından sonra İzmir’e gitti. Benden hamile kaldığını söylediği dönem ben Hürriyet’te çalışıyordum, hamile kalan biri gelip işyerime hesap sormaz mı, rakip kanala gidip bunu anlatmaz mı? Dava sonuçlandığında bizim de karşı dava açma hakkımız doğacak ama ben çocuklara dava açmam. Onlara kızamam. Elimden gelen yardımı da yapmaya hazırım. Sonuçta onlara da öyle anlatmışlar” ifadelerini kullandı.
NE OLDU?
Sabah’a röportaj veren Duygu Nebioğlu, Bir ablamın da babası medya dünyasından çok ünlü bir isim “Annemin 6 çocuğu var. İkisi Almanya’daki evliliğinden. 4 kardeşim de benimle aynı kaderi yaşadı. Evlilik dışı ilişkiden dört çocuğu var annemin. Bir ablamın da babası çok ünlü bir isim ve medya dünyasından. O da dava açtı, hukuk mücadelesi veriyor” dedi. Nebioğlu’nun bahsettiği kişinin Uğur Dündar olduğu ortaya çıktı.
UĞUR DÜNDAR’DAN AÇIKLAMA: ADLİ TIP KURUMU BİYOLOJİK BABALIK İDDİASINI REDDETTİ
Hakkındaki iddianın ardından sabaha karşı X hesabından bir açıklama yapan Uğur Dündar, davanın devam ettiğini ve gizlilik kararı olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bugünkü bir gazetede hakkımda babalık davası açıldığı ve haziran ayında karara bağlanacağı açıklanmış. Bugüne kadar mahkemenin aldığı gizlilik kararına titizlikle uyduk ve hep sustuk. Ama mademki karşı taraftan biri konuştu; kısaca net bir cevap vereyim: Mahkemenin her iki tarafı sevk ettiği ve son söze söyleyecek kurum olan Adli Tıp Kurumu DNA incelemesini bitirdi ve biyolojik babalık iddiasını reddetti. Benim ve Avukatım Murat Ergün için konu kapanmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur” ifadelerini kullandı.
]]>1985 yılında “Keriz” filminin çekildiği Aksaray’da o filmde oynayan köy halkı hatıralarını anlattı
“Kemal Sunal Türkiye’yi güldürürdü ama kendi hiç gülmezdi”
AKSARAY – Yönetmenliğini Kartal Tibet’in, yapımcılığını ise Türker İnanoğlu’nun üstlendiği ve 1985 yılında Kemal Sunal ile Perihan Savaş’ın başrolünü paylaştığı “Keriz” filminin çekildiği Aksaray’ın Gücünkaya köyü aradan geçen 39 yıla rağmen halen Yeşilçam’ın izlerini taşıyor.
Yeşilçam sinemasının unutulmazları arasına giren Kemal Sunal’ın 1985 yılında Aksaray’ın Gücünkaya köyünde çektiği “Keriz” filminin izleri aradan geçen 39 yıla rağmen halen o köyde yaşıyor. “Keriz” filminin çekimleri Aksaray’ın merkeze bağlı Gücünkaya köyünde gerçekleştirildi. 1985 yılında çekilen ve başrollerini Kemal Sunal ile Perihan Savaş’ın oynadığı, yönetmenliğini Kartal Tibet’in, yapımcılığını ise Türker İnanoğlu’nun üstlendiği, Halit Akçatepe, Müge Akyamaç, Ali Şen, Aliye Rona, İhsan Yüce, Nubar Terziyan, Turgut Özatay, Nuran Aykut, Yaşar Şener, Hakkı Kıvanç, Sırrı Elitaş ile Faruk Savun gibi birçok artistin oynadığı filmde o yıllarda köy halkı da oynayarak filme büyük katkıda bulundu. Aradan geçen 39 yıla rağmen görüntüsünden çok fazla bir şey kaybetmeyen müstakil ev yıkılmaya yüz tutmuş olsa da halen ayakta duruyor. Zülfü rolüyle filmde oynayan Kemal Sunal, Zülfüye rolüyle oynayan Perihan Savaş ile evlendiği ve düğünün yapıldığı köy evinde en dikkat çeken değişiklik yıpranmış olması.
Filmin ilk ismi farklıydı
O yıllarda “Keriz” filminde oynayan onlarca köy halkı çocuk olmalarına rağmen hala o günleri gülerek yad ederken, birçok sahnede oynayan köy halkından Ömer Ok o günleri anlattı. Filmin ilk isminin farklı olduğunu belirten Ömer Ok, “1985’te çekildi film ve ben de oynadım. Köylümden de birkaç kişi vardı. ‘Zülfi ile Züleyha’ diye ismi konulmuştu ama sonradan 4 kişinin kararı ile filmin ismi ‘Keriz’ olarak değiştirildi. Kartal Tibet ‘Bunu beğenmedim’ dedi ve filmin ismi değişti. Ben kahveci rolündeydim. Figüranlık yaptım. Her sahnede de görünüyorum zaten” dedi.
Kemal Sunal ile oynadığı filmde Sunal’ın herkesi güldürmesine rağmen normal hayatta çok ciddi biri olduğunu belirten Ömer Ok, “Çok iyi hatıralarımız var. Ben Kemal Sunal’ı çoktan beri tanıyordum. İstanbul’da idim ben. Filmin çekildiği o günlerde Kemal Sunal’ın yeni aldığı arabasının anahtar yuvasına çocuklar ağaç sokmuşlar. 4 kapı da bozuluyor ve anahtar girmiyor. Arabayı 15 bin liraya yeni almıştı. Gittik anahtarcı getirdik ve kapıları açtık. Filmi 15 bin liraya çektiydi o dönemde, arabayı da 15 bin liraya yeni almıştı. Kemal Sunal aslında çok ciddi bir adamdı, hiç gülmezdi. Ama güldürmesini de biliyordu. Türkiye’yi çok güldürüyordu ama kendisi ciddi birisiydi, hiç gülmezdi” diye konuştu.
“Kemal Sunal’ın oynadığı ev bize ait”
Filmde oynayan köy halkından Serpil Ok ise “Ben 8 yaşındaydım, oynadık filmde. Atın dibinde çocuklarla birlikte koşturduk. Gelin geliyor işte. Kemal Sunal’ın oynadığı o ev bize ait. Annemin babasının idi biz satın aldık. Çok artistler geldi köyümüze. Kemal Sunal, Perihan Savaş, İnci Hasan, Tamer Yiğit, Hülya Koçyiğit, hepsi de geldi köyümüze. Film çevirdiler, biz 8-10 yaşları arasındaydık. Biz de atın yanında seğmen olarak gidiyorduk” şeklinde konuştu.
]]>Yeşilçam sinemasının unutulmazları arasına giren Kemal Sunal’ın 1985 yılında Aksaray’ın Gücünkaya köyünde çektiği “Keriz” filminin izleri aradan geçen 39 yıla rağmen halen o köyde yaşıyor. “Keriz” filminin çekimleri Aksaray’ın merkeze bağlı Gücünkaya köyünde gerçekleştirildi. 1985 yılında çekilen ve başrollerini Kemal Sunal ile Perihan Savaş’ın oynadığı, yönetmenliğini Kartal Tibet’in, yapımcılığını ise Türker İnanoğlu’nun üstlendiği, Halit Akçatepe, Müge Akyamaç, Ali Şen, Aliye Rona, İhsan Yüce, Nubar Terziyan, Turgut Özatay, Nuran Aykut, Yaşar Şener, Hakkı Kıvanç, Sırrı Elitaş ile Faruk Savun gibi birçok artistin oynadığı filmde o yıllarda köy halkı da oynayarak filme büyük katkıda bulundu. Aradan geçen 39 yıla rağmen görüntüsünden çok fazla bir şey kaybetmeyen müstakil ev yıkılmaya yüz tutmuş olsa da halen ayakta duruyor. Zülfü rolüyle filmde oynayan Kemal Sunal, Zülfüye rolüyle oynayan Perihan Savaş ile evlendiği ve düğünün yapıldığı köy evinde en dikkat çeken değişiklik yıpranmış olması.
Filmin ilk ismi farklıydı
O yıllarda “Keriz” filminde oynayan onlarca köy halkı çocuk olmalarına rağmen hala o günleri gülerek yad ederken, birçok sahnede oynayan köy halkından Ömer Ok (67) o günleri anlattı. Filmin ilk isminin farklı olduğunu belirten Ömer Ok, “1985’te çekildi film ve ben de oynadım. Köylümden de birkaç kişi vardı. ‘Zülfi ile Züleyha’ diye ismi konulmuştu ama sonradan 4 kişinin kararı ile filmin ismi ‘Keriz’ olarak değiştirildi. Kartal Tibet ‘Bunu beğenmedim’ dedi ve filmin ismi değişti. Ben kahveci rolündeydim. Figüranlık yaptım. Her sahnede de görünüyorum zaten” dedi.
Kemal Sunal ile oynadığı filmde Sunal’ın herkesi güldürmesine rağmen normal hayatta çok ciddi biri olduğunu belirten Ömer Ok, “Çok iyi hatıralarımız var. Ben Kemal Sunal’ı çoktan beri tanıyordum. İstanbul’da idim ben. Filmin çekildiği o günlerde Kemal Sunal’ın yeni aldığı arabasının anahtar yuvasına çocuklar ağaç sokmuşlar. 4 kapı da bozuluyor ve anahtar girmiyor. Arabayı 15 bin liraya yeni almıştı. Gittik anahtarcı getirdik ve kapıları açtık. Filmi 15 bin liraya çektiydi o dönemde, arabayı da 15 bin liraya yeni almıştı. Kemal Sunal aslında çok ciddi bir adamdı, hiç gülmezdi. Ama güldürmesini de biliyordu. Türkiye’yi çok güldürüyordu ama kendisi ciddi birisiydi, hiç gülmezdi” diye konuştu.
“Kemal Sunal’ın oynadığı ev bize ait”
Filmde oynayan köy halkından Serpil Ok (50) ise “Ben 8 yaşındaydım, oynadık filmde. Atın dibinde çocuklarla birlikte koşturduk. Gelin geliyor işte. Kemal Sunal’ın oynadığı o ev bize ait. Annemin babasının idi biz satın aldık. Çok artistler geldi köyümüze. Kemal Sunal, Perihan Savaş, İnci Hasan, Tamer Yiğit, Hülya Koçyiğit, hepsi de geldi köyümüze. Film çevirdiler, biz 8-10 yaşları arasındaydık. Biz de atın yanında seğmen olarak gidiyorduk” şeklinde konuştu. – AKSARAY
]]>Piyasadan soğutan, “Hiç müzik yapmasam da gidip bir sayfiye yerinde yaşasam, tekrar İzmir’e dönsem orada şarkı söylesem daha huzurlu bir hayatım olurdu.” dediğim günler oldu.
Projelerimin başka şarkıcılara anlatılması, dinletilmesi, anlattığım kliplerin, pr ve imaj çalışmalarının başkalarına uygulanması, bazı işlerin engellenmeye çalışılması gibi çok fazla şeyle karşılaştım.” cevabını verdi.
Neden yaptırdığınız estetikleri gösterme ihtiyacı duyuyorsunuz ‘
Röportajda Serhat Tekin’in ” Hiç estetiğiniz var mı'” sorusuna ” Hayır hiç estetiğim yok. Sadece oyuncuların uyguladığı o hafif botokslardan yaptırıyorum.
Bunun haricinde cilt ve saç bakımlarıma çok düzenli gidiyorum. Her şeyde en doğalını kullanmaktan yanayım.” cevabını veren Burcu Güneş; ülkemizde ünlülerin yaptırdığı estetikler hakkında ise “Bizde estetik de, estetikle ilgili dengesizlikler de çok fazla.
Dozunda ve doğru kişiye emanet edilmiş işler güzel elbette ama çok radikal hareketler kritik sonuçlar doğuruyor. Her şeyin dengeli ve dozunda yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Asıl eleştirim, yapılan işlem ve ameliyatların sosyal medyadan gösterilmesi. Bizim hayat amacımız yaptırdığımız estetikleri topluma göstermek değil.
Bizim işimiz halka dokunan, insanlara faydalı olmak amacıyla üretimler yapmak arkadaşlar. Şu sosyal medyayı neden böyle bir konuda vitrin olmak için kullanıyorsunuz ki’ Neden yaptırdığınız estetikleri gösterme ihtiyacı duyuyorsunuz ?” dedi.
Egoların kırılması ve bir araya gelinmesinden yanayım.
Serhat Tekin’in “Kadın şarkıcılar arasında birlik beraberlik var mı yoksa soğuk bir savaş mı mevcut?” sorusuna Burcu Güneş; ” Bizim sektörde insanlar bir araya gelmekten korkuyor.
Bir araya geldikten 2 gün sonra birbirinin kuyusunu kazmalar ve bunun magazinsel sonuçları sanırım gerçekten birbiriyle anlaşabilecek kişilerin yan yana gelmesini engelliyor.
Zamanında dostluk arkadaşlık kuranların öyle kavgalarına şahit olmuştuk ki. Herkes paranoyaklaştı. Ben tüm bunların aksine kendi adıma her zaman birlikten yanayım. Kadın şarkıcılar, iyi bir kadın ruhu gibi kapsayıcı ve kucaklayıcı, sevgi dolu olsalar, bir araya gelseler harika tablolar, güzellikler oluşurdu.
Toplumların birlik ve dirliğini kadınlar belirler. Egoların kırılması ve bir araya gelinmesinden yanayım. Bu buluşmaya dair alt yapı çalışmalarım var, inşallah önümüzdeki günlerde bu anlamda özel işler duyacaksınız.” cevabını verdi.
Simge, Zeynep Bastık ve Sena Şener son yıllarda beğendiğim sesler arasında
“Son yıllarda kadın şarkıcılardan kimleri beğeniyorsun” sorusuna Burcu Güneş; ” Ses olarak son yıllarda kadın şarkıcılardan beni etkileyen Simge var mesela. Onu dinlerken kalbime dokunan, puslu bir ses rengi var.
Sena Şener’in özel besteleri var, yorumlarken de her duyguyu yaşattığı için ayrıca seviyorum. Zeynep Bastık’ın akıcı sadeliğini, rahat yorumunu seviyorum. Daha yenilerden de var, ilk aklıma gelenleri söyledim. ” cevabını verdi.
]]>Bu hafta; Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi, Godot Geldi, Cadı Kazanı, Hamlet, İfigenya, Maviydi Bisikletim, Kuğunun Şarkısı, Çingene Boksör, Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi, Çöpsüz Dünya, Herkes Sihirbaz Olacak, Rüya, Fındıkkıran, Benim Küçük Yıldızım, Masal, Bir Gece Masalı adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
Oyun biletleri, gişelerden, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir.
Bu Haftanın Programı
YAŞAMAK MI, YOKSA ÖLMEK Mİ
1939 yılı, Polonya’nın Nazi birliklerince işgalinin hemen öncesi. Varşova’da bir tiyatroda Hitler karşıtı bir oyunun provaları sürmektedir. Oyun siyasi sebeplerle yasaklanarak yerine Hamlet konulur. Almanların Polonya’yı işgali üzerine tiyatro kapanır.
İşsiz kalan oyuncular, bir Alman casusunun engellenmesi için çalışırlar. Provasını yaptıkları oyun sayesinde, Nazilerin kılığına girer ve zaman zaman umutsuzlaşan ve gitgide çetrefilleşen bir savaşı sürdürürler.
Nick Whitby’nin yazdığı, Yücel Erten’in çevirdiği, Hüseyin Köroğlu’nun yönettiği oyunda Şenay Saçbüker, Hüseyin Köroğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Bahtiyar Engin, Vildan Türkbaş, İrem Arslan, Emre Narcı, Volkan Ayhan, Emre Şen, Ümit Bülent Dinçer, Tarık Köksal, Deniz Yeşil Mavi, Erkan Akkoyunlu, Özge Kırdı, Orçun Tekelioğlu, Rüzgar Aşıkoğlu, Özgür Ali Kuruçay rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
GODOT GELDİ
“Godot Geldi”, İrlandalı yazar Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” adlı yapıtının ardından ve ona bir “gönderme” olarak, Karadağlı yazar Miodrag Bulatovic’in kaleme aldığı bir oyundur… “Olay” bir bataklıkta geçer. Becket’in oyununda; Godot beklenilir… Bulatovic’in oyununda ise, bir fırıncı olarak Godot gelir… Beckett, yapıtında kavramlardan yola çıkarak evrensel bir resital sunarken, Bulatovic, aynı tematik yapıyı işlemiş olsa da, rol kişilerinin ve kısmen de olsa mekanın yapısını değişime uğratarak, daha çok “simge”lere yönelmiştir… Beckett’te de, Bulatovic’te de bekleyenler açısından önemli olan, aslında beklenen kişinin kim olduğu değil, bekleyişin kendisidir… İşte bu durumda; kim olduğu tam olarak bilinmeyen bir “gelen”in, kesinlikle tanımlanmış bir “giden”e dönüşmesinin öyküsüdür diyebiliriz “Godot Geldi” için…
Miodrag Bulatovic’in yazdığı, Sevgi Soysal’ın çevirdiği, Ragıp Yavuz’un yönettiği oyunda Ali Mert Yavuzcan, Can Başak, Can Ertuğrul, Derya Çetinel, Meriç Benlioğlu, Murat Coşkuner rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
CADI KAZANI
Yıl 1692… ABD’de Salem kasabası…Cadılıkla suçlanan insanlar… Büyük tartışmalara, ardından işkencelere, nihayetinde de idamlara varan mahkemeler… Çıkarları için ‘liste’lerce insanları ölüme sürükleyen ‘insan’lar… İnancı kullanarak; önce toplumsal yaşamı, sonra hukuku, nihayetinde onuru yok etmeye çalışan ‘baştakiler’ ve buna sebep olmayı yahut seyirci kalmayı seçen halk… Tiyatro yazınının en önemli isimlerinden Arthur Miller’ın, 1952’de gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığı bu ölümsüz eser; ilk kez Şehir Tiyatrosu’ndan seyircilerini selamlıyor.
Arthur Miller’ın yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu-Vedat Günyol’un çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Berfu Aydoğan, Berna Adıgüzel, Burak Davutoğlu, Canan Kübra Birinci, Ece Bağcı, Emre Çağrı Akbaba, Eraslan Sağlam, Ersin Sanver, Ezgim Kılınç, Fatma İnan, İbrahim Can, Mehmet Bulduk, Nilay Yazıcıoğlu, Onur Demircan, Ozan Gözel, Rozet Hubeş, Selçuk Yüksel, Selen Nur Sarıyar, Zeki Yıldırım rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
HAMLET
Usta yönetmen Engin Alkan, Shakespeare’in dünya klasikleri arasında haklı bir yere sahip bu oyununu, farklı bir yorumla seyirciyle buluşturuyor. Yaşam ve ölüm arasında, iktidar ve intikam arasında, düşüncesi ile eylemi arasında insanın tüm zamanlara özgü çelişkilerini sahneye taşıyan, tiyatro tarihinin en ünlü eseri Hamlet, Engin Alkan’ın rejisinde çağdaş bir okumayla şimdiki zamandan bakılan çarpıcı bir hatırlamaya dönüşüyor.
William Shakespeare’in yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirdiği, Engin Alkan’ın yönettiği oyunda Müslüm Tamer, Doğan Altınel, Seda Çavdar, Elçin Atamgüç, Zeliha Bahar Çebi, Zafer Kırşan, Hira Ogeday Erkut, Ersin Bağcıoğlu, Göksel Arslan, Destan Batmaz, Osman Kaba, Emre Ertunç, Cihat Faruk Sevindik, Doğan Şirin, Oğuzhan Oğuz, Hüseyin Emre Şen, Deran Özgen rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
İFİGENYA
Doğu ile Batı arasındaki ilk büyük savaş: Akha ordusu, Truva seferine çıkmak üzeredir. Birleşik ordu donanmasının sıkıştığı limandan kurtulup harekete geçebilmesi için rüzgara ihtiyacı vardır. Başkomutan Agamemnon, Artemis’in kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için tanrıça da onun rüzgarını kesmiş ve herkesi bu limana hapsetmiştir. Doksan dokuz kralın ordusu hastalıktan kırılırken, öfkeyle bekleyen askerlerin gözü Agamemnon’dadır. Başkomutan’ın sadece kendisi ve makamı değil, başta ailesi olmak üzere, tüm ülke tehlikededir. Agamemnon’un yapabileceği tek bir şey kalmıştır: En değerli varlığı olan kızı Iphigenia’yı tanrılara kurban vermek!..
Euripides’in yazdığı Serdar Biliş’in yönettiği oyunda Yağmur Topçu, Elvan Boran, Yıldıray Şahinler rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
MAVİYDİ BİSİKLETİM
İlk gençlik yıllarını geçirdiği İzmir’e duyduğu özlemin ve ilk aşkının izinden giden bir adamın, anılarına yaptığı bu yolculuk, bizi 1950’lerin İzmir’inden günümüze taşıyor. Dinçer Sümer’in yazdığı Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Çağrı Büyüksayar rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
KUĞUNUN ŞARKISI
Anton Çehov’un tek perdelik kısa oyunlarından biri olan Kuğunun Şarkısı’nda, yaşlı ve yalnız bir aktörün geçmişiyle yüzleşmesine, hayatını sorgulamasına, pişmanlıklarına ve aradan geçen onca yıla rağmen, hala, hayatta en iyi yaptığı şeye, aktörlüğe tutunmaya çalışmasına tanık oluyoruz.
Oyunda, insan doğasının gizli özlemlerini, öfkelerini ve tutkularını yansıtan önemli bir Çehov karakteri olarak karşımızda duran Svetlevidov’un anılarında yeniden canlanan Shakespeare’nin seçme tiradları, izleyenleri de oyuncunun geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Alkışlar, tebrikler, aşklar ve şöhretin sarhoşluğuyla, yaşamı boyunca mutluluğu ve hayatın anlamını arayan Svetlevidov, geride bıraktığı onca hayal kırıklığına ve çektiği bütün sıkıntılara rağmen, sahnede ölümü bekliyor olduğu gerçeğinin önünde bile başını eğmeden durmaya devam ediyor.
Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Bora Seçkin, Ertan Kılıç, Naşit Özcan, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇİNGENE BOKSÖR
1920’lerin boks yıldızı Johann Wilhelm Trollmann’ın trajik yaşantısından yola çıkılarak yazılan oyun, kurgusal bir karakter olan Hans’ın tanıklığıyla seyirciye aktarılıyor. Çocukluk dönemlerinde tanışan ikili, güçlü bir arkadaşlık bağıyla yılları geride bırakır. Kendine has stiliyle yıldızlaşan çingene boksör Ruki, Nazi Almanya’sının faşizan politikalarına ve ayrımcılığa maruz kalır. Almanya Şampiyonu olsa da bu unvan kendisine verilmez ve hep kaybetmeye mahküm edilir. Yoksul mahallelerde başlayıp toplama kamplarına kadar süren, ölümüne dostluğun çarpıcı öyküsü…
Rike Reiniger’in yazdığı Cafer Alpsolay’ın yönettiği oyunda Ercan Demirhan rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
RÜSTEMOĞLU CEMAL’İN TUHAF HİKAYESİ
Osmanlı İmparatorluğu’nun son demlerinde, Girit’teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul’a Çanakkale’ye ve nihayet Ayvalık’a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem’in, Cemal’in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikayeleri. Oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
ÇÖPSÜZ DÜNYA (3+ Yaş)
İklim değişikliği ve hava kirliliğinden dolayı bulutların renginin, rüzgarın yönünün değiştiği günlerden bir gün; umutlu, mutlu ve bilinçli bir uçurtma olan Uç Uç kuyruğu koptuğu için bir çöplüğe düşer. Çöplükte, bez bir bebek olan Püsküllü ve atılmış bir koli olan Koli Koli ile tanışır. Çöplüğün kontrolünü elinde tutan Çöpten Kral ve yardımcısı Sinek ile kurulu düzenlerini değiştirmeye çalışan Uç Uç arasında bir mücadele başlar.
Çöpsüz Dünya oyunu sevimli karakterler aracılığıyla tüketim kültürünün bilinçsizce yaygınlaştığı günümüzde “geri dönüşüm, tamir, sıfır atık ve renklerle ayrılmış atık kutuları” gibi konuları ele alarak atıklardan arındırılmış bir dünya nasıl mümkün olabilir sorusuna cevaplar arıyor. Arzu Yurtseven’in yazdığı, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Eylül Soğukçay, Pınar Demiral, Engin Akpınar, Samet Silme, Mehmet Soner Dinç rol alıyor. Oyun, 14 Nisan 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 14 Nisan 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
RÜYA(5+Yaş)
Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 14 Nisan 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
FINDIKKIRAN (7+ Yaş)
Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar. 1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor. E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 14 Nisan 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 14 Nisan 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
BİR GECE MASALI (5+ Yaş)
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır. William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 14 Nisan 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
MASAL (5+Yaş)
Hakkından ve ihtiyacından fazla yiyeceği çalarak açlığa sebep olan yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı üç çocuk fantastik bir yolculuğa çıkar. Birçok engelin aşıldığı yolculuk sürecinde bireysellikten birlikte hareket etmeye, yardımlaşma ve adaletli paylaşıma kadar çocukların düşünce ve eylemleri değişir. Açlığın tüm çocuklar için yaşamsal bir sorun olduğunu fark eden çocuklar, açgözlü yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı mücadeleyi büyütür. Eftal Gülbudak’ın yazıp yönettiği oyunda Ceren Hacımuratoğlu, Ercan Demirhan, Yeliz Şatıroğlu, Onur Şirin, Serkan Bozkurt rol alıyor. Oyun, 14 Nisan 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>“BİR TAKIM İFLAS ETTİ, BÖYLESİNİ GÖRMEDİM”
Mavi takımın yenilgisinin Poyraz’ın vedasıyla ilgili olduğunu belirten Ilıcalı “Bu kez ilginç bir konseydeyiz. Belki de üç ay sonra Survivor’da bir takımın iflasını konuşacağız. Fark yiyen bir takım gördüm ama şu duruma düşen bir takım az gördüm. Survivor’da kazanmak için hiçbir motivasyonu olmayan. Birbirine hiçbir şekilde destek vermeyen ve bugün itibariyle Survivor’da misyonunu tamamlamış bir takım görüyoruz. Bizim bu saatten sonra tek yapacağımız şey var, birleşme döneminde takımları tekrar yapmak. Sanki kaybetmek için çıkmış hiçbir enerjisi olmayan, daha tükenmiş bir takım çok hatırlamıyorum. Daha 1 hafta önce 10 gün önce bir şey yokken bu duruma Poyraz yüzünden düşüyorsa, demekki bu takım Poyraz’ın takımıymış. Poyraz olmayınca bu takımdan bir şey olmuyormuş diye anlıyorum. Bugün itibariyle görüşüm şu maalesef; Survivor’da bu takım misyonunu tamamladı. Poyraz gidince dağıldınız, meğerse lider Poyraz’mış. Ben 10 yıldır ilk defa bir oyunun ortasında kazananı bildim. Yüzde 100 emin oldum. Bu kadar amaçsız bir takım ilk defa görüyorum. Ogeday zaten katkıda bulunmuyor. ‘Kafam gitti’ diyor saygı duyuyoruz ama anlamıyorum kendisini” dedi.
OGEDAY: DÜŞÜŞLERİMİZ OLUYOR, TESLİP OLUP KABULLENME YOK
Ilıcalı’nın çıkışından sonra konuşan Ogeday ise “Dört ayda ilk kez sadece bugün boş geçtim. Her sporda olduğu gibi düşüşlerimiz oluyor. Parkura geçince koşuyorum ama sadece vücudum gidiyor. Mentalim burada olsa daha iyi focus olurum, daha iyi atışlar yaparım. Bu takımın asla kaybetmesini istemem. Benim yüzümden kaybetmesini hele hele hiç istemem. Sporcuların bazen düşüşleri olabiliyor. Teslim olduk kabullendik durumunda değiliz” ifadelerini kullandı.
“BANA AĞIR BİR MİSYON YÜKLÜYORSUNUZ”
Ünlü isme tepki gösteren Ogeday, sözlerine şöyle devam etti: “Takımın en yüksek performansının bende olduğunu ve liderlik yapmam gerektiğini söylüyorsunuz. ‘Bençte oturdun’ dediniz. Dört aydır elimden geleni yapıyorum ve hiç dört ay bunu bana demediniz. Bugün hiç olmadığım gibi bençte oturdum, sadece bir gün. Dört ayla ilgili hiçbir şey demeyip, bugünü söylüyorsunuz. Şu an bana ağır bir misyon yüklüyorsunuz.”
“TAKIMIN DAĞILMASININ SEBEBİ SENSİN”
Mavi takımın oyun kaybetmesinde Ogeday’ın payı olduğunu söyleyen Acun Ilıcalı “Bu takımın dağılmasında ana sebep tabiki de sensin Ogeday. Furkan bile olaylara başka bakmaya başladı. İkimiz de birbirimizi kandırmayalım. Bu takım niye sence dağıldı? Sen motive olsaydın, Poyraz yok ama biz varız deseydin bugün böyle olur muydu? Poyraz’ın gidişi Ogeday’ın bitişi takımı bitirdi” şeklinde konuştu.
Tartışmanın üzerine konseyden çıkmak isteyen Ogeday “Hava almaya çıkabilir miyim?” diye sorunca Acun Ilıcalı da “Zaten yeterince hava alacaksın” cevabını verdi.
]]>USTA SANATÇI EVDE FENALAŞTI
Yeşilçam efsanelerinden biri olan Nuri Alço’dan sevenlerini üzen kötü bir haber geldi. 73 yaşındaki usta sanatçı, bayram tatili için kendi memleketi olan Eskişehir’e gitti. Alço, dün gece evde fenalaşınca eşi Burcu Alço tarafından hastaneye kaldırıldı.
YOĞUN BAKIMDA TEDAVİ GÖRÜYOR
Yapılan ilk muayenede sanatçının bilincinin kapalı olduğu görülerek pıhtı atması teşhisi konuldu. Alço’nun yoğun bakıma alındığı öğrenildi.

“İLAÇLARINI İHMAL EDİP ALMAMIŞ”
Sanatçının eşi Burcu Alço magazinkolik’e yaptığı açıklamada, ” Ben yaklaşık bir haftadır buradaydım. Nuri ise bayramımızı burada geçirmek üzere dün geldi. Gece birden fenalaşınca hemen hastaneye kaldırdık. Doktorlar ilk muayenede beyin kanaması teşhisi koydular. Nuri sürekli kan sulandırıcı hap kullanıyordu. Ama sanırım 2-3 gündür ihmal edip almamış. Kendisi şuan yoğun bakımda ve ben dahil yanına kimseyi almıyorlar. Lütfen sevenleri dualarını ihmal etmesinler.” sözleriyle Nuri Alço’nun sağlık durumu hakkında bilgi verdi.

NURİ ALÇO KİMDİR?
26 Nisan 1951 tarihinde Eskişehir’de, ailesinin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Baba tarafından Trakyalı, Bulgaristan’dan göçen dedesi de meşhur pehlivan Kel Aliço’dur.
Adalet İlkokulu, Devrim Ortaokulu ve Atatürk Lisesi’nden mezun oldu. Liselerarası spor müsabakalarında dereceler aldı.
Liseden sonra askere gitti. Acemi birliğini Erzincan talimgâhda yaptı. Usta birliğinde de Erzurum Kandilliye geçti.
Eskişehir’deki Altay Spor Kulübünde ve Ordu Milli Takımında profesyonel olarak Voleybol oynadı.
Askerliği bittikten sonra, büyük bir bankanın kredi istihbarat servisinde şef olarak çalışan ve de sonrasında Pfizer adlı ilaç firmasında Eskişehir, Kütahya, Afyon bölge temsilciliği yaptı.
Bu sıralarda Ses ve Hayat dergilerinin artistik seçmelerine katıldı, dereceye girince 2 yıl çalıştığı ilaç firmasından ayrılarak İstanbul’da yaşamaya karar verdi.
Kelebek, Saklambaç ve Günaydın gazetelerinde fotoromanlarda oynadı. Bu sayede üne ulaşan Nuri Alço, zamanla, kendine özgü şık giyimiyle podyum dünyasının da aranan isimlerinden biri oldu. Birçok ünlü markanın mankenliğini yaptı.
Sinemayla tanışması 1977 yılında Ünsal Emre ve Sevda Karaca’nın başrolünü oynadığı ‘ Ah Bu Ne Dünya ‘ isimli filmle gerçekleşti.
Yeşilçam’a ağırlıklı olarak kötü adam rollerinde yer alan Nuri Alço, izleyicilerin kafasında rol aldığı karakterlerle özdeşleşti.
Beyaz takım elbisesi ve elinden düşürmediği viskisi ile bazen bir mafya babası, bazen de bir uyuşturucu kaçakçısını canlandıran başarılı oyuncu, Türk Sineması’na elit kötü adam imajını yerleştiren isim oldu.
Yeşilçam’da çekilen pek çok başarılı filmde imzası olan Alço, aralarında Ahu Tuğba, Cüneyt Arkın, Kadir İnanır, İbrahim Tatlıses ve de Oya Aydoğan’ın da bulunduğu pek çok yıldız oyuncuya beraber kamera karşısına geçti.
Nuri Alço’nun sinemada canlandırdığı karakterlerden ilham alan bir grup gencin kurduğu NARO (Nuri Alço Revival Organization) adlı organizasyon Nuri Alço’nun adını ve repliklerini İstanbul’un duvarlarına yazarak sanatçısının hatırasını canlandırmaya çalıştı.
Ayrıca Seyhan Sevinç’in kaleme aldığı Soğuk Bir Gazoz İster misin Yavrum adlı eser de sanatçının sinemada canlandırdığı karakterleri, Türk Sineması’nın son 30 yılını ve de NARO organizasyonunu ayrıntılı olarak inceledi.
Türk Sineması’nın unutulmaz isimlerinden olan Nuri Alço halen aktif sinema yaşamına devam etmektedir.
Nuri Alço, bir kere evlendi. 1988 yılında boşandı ve bir daha evlenmedi.
Nuri Alço, 2013 yılında Show TV’de yayınlanan “Benzemez Kimse Sana ” yarışmasına yarışmacı olarak katılmıştır.
27 Haziran 2015 tarihinde rahatsızlanınca acilen ameliyata alındı ve özel bir hastanede anjiyo yapıldı.
300’e yakın sinema filminde rol almış olduğu söylenen Alço, 2010 yılında Nene Hatun filminde rol almıştır.


ÇEKTİĞİM BÜYÜK ACILARDAN BİRİYDİ
Selçuk Yöntem, konservatuarı kazandıktan sonra başarılı bulunmayıp okuldan atıldığını, Danıştay’a başvurarak yeniden konservatuara giriş hikayesini Ahmet Mümtaz Taylan’la Empati’de paylaşırken “Çektiğim en büyük acılardan biri Danıştay’a gitmekti” cümlesini kurdu!
Zuhal’le çok genç evlendik
Ahmet Mümtaz Taylan’ın “Yabancı dilin yokmuş ama Londra’ya gitmişsin, İngiltere benim için tecrübe olarak 10 yıla bedel dedin mi? Neler oldu İngiltere’de” sorusuna Selçuk Yöntem: “O bir hülyaydı, İngiltere’de master yapmak, Royal Akademi’ye gitmek, çalışmamız gerekiyordu orada.
Zuhal’le bir ailenin yanına gittik, bir barda bir arkadaşım sunuculuk buldu bana ama, İngilizce bilmiyorum. Sunacağım metni hazırladılar bana, ezberledim. Okuyorum iniyorum, öyle idare ettik 1-2 ay.
Ütücülük, garsonluk yaptım, bulaşık yıkadım, restoranda menajerliğe kadar yükseldim. sonra dönmeye karar verdik. Çok gençtik, çok genç evlendik, o 19 yaşında ben 23 yaşındayım düşünebiliyor musun, cengaverliğe bak? Zuhal çok istedi dönmeyi, döndük”
Berlin’de taksici “Biraz trafik var 13 dakika” dedi
Berlin’de yaşayan Selçuk Yöntem, Berlin için: “Berlin kültürel ve farklı bir yapıya sahip olduğu için beni çekiyor. İster sakin ister hızlı bir hayat sürüyorsunuz.
Orada zaman daha ağır akıyor gibi geliyor bana, telaşsız ve stressiz akıyor. Biz çok renkli bir ülkeyiz, her gün bir şey oluyor. Son gittiğimde taksiciye “ne kadar da gideriz” dedim, “biraz trafik var 13 dakika” dedi.
Bizim taksi bulmamız yarım saat sürüyor. Öyle bir sakin ve telaşsız, sabırlı bir hayat var Berlin’de. İstanbul’da zaman hızlı akıyor. Yurdumun lezzetleri başka ama” cümlelerini kurdu…
Amadeus’a başlamadan önce Sadri Alışık’ı rüyamda gördüm
5 yıldır kapalı gişe oynadıkları “Amadeus”daki rolünü kabul etmeden önce rüyasında Sadri Alışık’ı gören Selçuk Yöntem “Bugüne kadar 2-3 rüya varsa bana işaret, bu çok enteresandı” dedi.
Ve oyun öncesi gördüğü rüyasını şu cümlelerle anlattı: “Rahmetli Sadri Alışık’la hiç tanışmadım, çok tanışmak isterdim, çok iyi bir aktördü. Kerem Alışık bana oyunu teklif ettiği zaman düşünelim dedim, zaman geçti, en son görüşmeyi yapacağız evet mi hayır mı durumundayız.
Rüya gördüm, Sadri Abiyi gördüm rüyamda, nasıl güzel gözler ve kirpikler, bana rüyamda gözleriyle onay verdi” rüyamı Kerem’e anlattığımda, ağladı. İyi ki o işaret yapmış.
Uykuyu kimse çözemedi, ben rüyalara inanıyorum… Rüya diye bir gerçek var, çünkü bana öyle gülümsemeyip hayır da diyebilirdi. Boş boş da bakabilirdi… Bu olay bir gerçek”
Babama minnettarım
Ahmet Mümtaz Taylan’ın “Bugün babana ne söylemek istersin” sorusunu Selçuk Yöntem şu sözlerle yanıtladı: “Bana öğrencilik yaşamımda konservatuara girdiğim zaman yaptığı yardımlara, buna vesile olmasına, beni tiyatroya, operaya, baleye götürmesine, klasik müzik dinlettirmesine minnettarım. Ona çok teşekkür ediyorum, çok şey borçluyum”
]]>Kızı Zeynep İnanoğlu, babasının, kendi cenaze törenini kendisinin planladığını belirtti. Cenaze törenine İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İstanbul Valisi Davut Gül de katıldı.
“Bay sinema” olarak anılan, Türk sinemasındaki öncülüğü ile anılan Türker İnanoğlu, 2 Nisan’da çoklu organ yetmezliğinden hayatını kaybetti. İnanoğlu için İstanbul Sarıyer’de bulunan Tim Show Center’da anma töreni düzenlendi, ardından Barbaros Hayrettin Paşa Camii’nde cenaze namazı kılındı.
Anma törenine; eşi Gülşen Bubikoğlu, çocukları İlker İnanoğlu ve Zeynep İnanoğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı, Yeşilçam sinemasının önde gelen isimlerinden Hülya Koçyiğit, Müjdat Gezen, Nuri Alço, Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, ünlü komedyen Cem Yılmaz, oyuncular Ali Sunal, Kerem Alışık, Zafer Ergin, Şevket Çoruh, Ozan Güven, Nehir Erdoğan ve pek çok ünlü isim katıldı.
Anma töreninin sunuculuğunu, İnanoğlu’nun damadı da olan gazeteci Cüneyt Özdemir yaptı. Cenaze törenine İBB başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İstanbul Valisi Davut Gül de katıldı. İyi Parti milletvekili Lütfü Türkkan da cenazeye katılanlar arasındaydı.
Cüneyt Özdemir: İlklerin adamıydı
Zeynep İnanoğlu ile evlendikten sonra İnanoğlu’nun farklı bir yönünü gördüğünü söyleyen Cüneyt Özdemir, “Çok vefalıydı. Yeşilçam emektarlarına kimseye göstermeden yardım edip yanlarında durmayı biliyordu.
İstikrarı sayesinde bunları yaptı. İlklerin adamıydı. Yeşilçam’da pek çok denenmemiş formatı deneyen, video kaseti Türkiye’ye getiren kişiydi. Dizilerin YouTube’da yayınlanmasının önünü açan belki de ilk isimdi.
Bunu ilk Erler Film yapmıştı. Çok çalıştı, gezdi, eğlendi, hayatın tadını da çıkardı. Çok güzel yaşadı. Bu dünyadan bir Türker İnanoğlu geçti” diye konuştu.
İlker İnanoğlu: İçimden bir parça kopmuş gibi, bu kadar üzüleceğimi tahmin etmiyordum
İlker İnanoğlu ise babası hakkında, “Mükemmeliyetçi bir adamdı. Her şeyi kendi yapmak isterdi. Çok sert bir babaydı, hala çocuk gibiydim karşısında.
Vefat ettiğinde üstümdeki baskı kalkar gibi hissediyordum ama içimden bir parça kopmuş gibi. Bu kadar üzüleceğimi tahmin etmiyordum, çok zormuş. Baba seni çok seviyorum” ifadelerini kullandı.
“Çok duygusaldı ama göstermezdi”
Zeynep İnanoğlu da, babasının cenaze detaylarını kendisinin planladığını belirtti. İnanoğlu, “Önemli işleri kimseye bırakmazdı, bütün detaylarıyla ilgilenirdi.
Benim vefatına yetişemeyeceğimi düşünmüştü, uçağa yetişmemden, anma ve cenaze töreninin detaylarına kadar her şeyi planladı. Çok duygusaldı ama göstermezdi. İsminin ve anılarının bizlerle yaşaması için elimden gelen her şeyi yapacağım” diye konuştu.
Cem Yılmaz: Keşke bir Türker İnanoğlu daha olabilseydi
Komedyen Cem Yılmaz da İnanoğlu ile ilgili şu anısını anlattı:
“1990’larda Meltem Cumbul bir talk showa başlamıştı, beni davet etti. Mahalleden arkadaşlarını niye çağırıyorsun, tanıdık bildik birileri yok muydu demiş beni görünce. İlk öyle tanışmıştık.
En çok seni seviyorum derdi kulise gelip. Ben de en çok beni seviyor zannediyordum, diğer meslektaşlarımdan duyduğuma göre birçok kişiyi seviyormuş.
Burada sahneye çıkacak sanatçının yanına gelip ihtiyacınız var mı diye sorardı, bu beni etkilemişti. Keşke şimdi sorulsa, keşke bir Türker İnanoğlu daha olabilseydi.”
Ali Sunal: Tatlı, çocuk gibi benimle sohbet eden, ben uykuya dalana kadar sabırla başımı okşayan bir Türker abi hatırlıyorum
Babası Kemal Sunal ile İnanoğlu’nun yakın olduğunu dile getiren Ali Sunal da şunları söyledi.
“Babamla çok güzel dostlukları vardı. gülüyorlar, iş konuşuyorlar, olmuyor ama sonra bakıyorum arkadaşlıkları bozulmuyor. Bu beni çocukken çok etkilerdi, sonra benimle arkadaşlık kurdu. aramızdaki yaş farkında rağmen beni en ilgili, güzel dinleyen insanlardan biriydi.
Bu koca adam bende ne buluyor diye düşünüyordum. Beni evlerinde yatılı misafir ettiler ama gece uyuyamıyordum. Benim gördüğüm yanı, tatlı, çocuk gibi benimle sohbet eden, ben uykuya dalana kadar sabırla başımı okşayan bir Türker abi hatırlıyorum. Seçtiğim ve seçildiğim ilk arkadaşım olabilir.”
]]>Yeşilçam’ın efsane ismi, ünlü yapımcı ve film yönetmeni Türker İnanoğlu, 88 yaşında hayata veda etmişti. 2 Nisan’da vefat eden Türker İnanoğlu bugün son yolculuğuna uğurlanıyor. Yeşilçam’ın ünlü isimlerinden Gülşen Bubikoğlu ile evli olan Türker İnanoğlu için ilk tören, TİM Show Center’da düzenlendi. Törene, Kültür ve Turizm Bakanı M. Nuri Ersoy katılırken, sanat camiasından Ali Sunal, Hülya Koçyiğit, Sunucu Cüneyt Özdemir, Cem Yılmaz, Zafer Ergim, İlker Aksum, Tamer Karadağlı, Birol Güven, Kerem Alışık ve çocukları İlker İnanoğlu ile Zeynep İnanoğlu Özdemir veda için salondaki yerlerini aldı. Törenden sonra İnanoğlu, Levent Barbaros Hayrettin Paşa Camii’nde öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından Kanlıca Aile Mezarlığı’na defnedilecek.
“Türker İnanoğlu’nun önce iyi anlaşılması sonra da örnek alınması gerektiğine inanıyorum”
Törende Kültür ve Turizm Bakanı M. Nuri Ersoy, “Türker İnanoğlu’na Allah’tan rahmet, saygıdeğer İnanoğlu ailesine ve sanat camiasına sabırlar diliyorum. Hepinizin başı sağ olsun. Ben Türker abiyi Atlas Sineması ve Müzesi Restorasyon ve Yeniden İhya Projesi sırasında yakından tanıma fırsatı bulmuştum. O sıralarda Türker abi, Atlas Sineması’nda bakanlığın kiracısı ve işletmecisiydi. Sözleşmesi de devam ediyordu. Kendisini ziyaret edip, proje konusunda bilgilendirdik. Görüşlerini ve önerilerini rica ettik. Kendisine, ‘abi sizin sözleşmeniz devam ediyor ve bizim böyle bir projemiz var, izniniz olursa biz bu projeyi hayata geçirmek istiyoruz’ dedim. Hiç tereddüt etmeden, bir an önce başlamamızı ve elinden ne geliyorsa her türlü desteği vereceğini söyledi. O gün anladım ki, söz konusu beyaz perde, kültür ve sanat olduğunda Türker abi de ‘hayır’ yoktu. ‘Nasıl yapabilirim, nasıl destek olabilirim’ vardı. Her zaman takdir ettiğim ve saygı duyduğum bir insan. Yine yaklaşık 3 ay önce Atatürk Kültür Merkezi’nde kendisiyle bir araya gelmiştim. Zaman zaman, sağlığı izin verdiği anlar da, fırsat bulduğumuz da kültür ve sanat, projeler konusunda görüşlerini alırdık. Çok faydalı, değerli bir insandı. Yeşilçam yapıtları, sinema salonları, video, televizyon, eğitim, müze daha birçok önemli projeyi 88 yıllık yaşamına sığdırmış durumda. Tam bir beyaz perde sevdalısı diyebilirim. Türker İnanoğlu’nun önce iyi anlaşılması sonra da örnek alınması gerektiğine inanıyorum. Bu sabahta Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda aramızda konuştuk Haziran ayında, çok büyük emekleri olan Atlas Sinema Müzesi’nde Türker İnanoğlu sergisi açmaya karar verdik. Son olarak ben bir insanın en büyük eserinin, yetiştirdiği insanlar olduğuna inanıyorum. Türker abi bu ince zanaatın en büyük ustasıydı. Mekanı cennet olsun” diye konuştu.
“Seçtiğim ve seçildiğim ilk arkadaşım Türker abi”
Törende konuşan Ali Sunal, “Türker abiyi şöyle anlatabilirim ben. Benim ilk arkadaşlarımdan biriydi. Babamla çok şeker bir dostlukları vardı. Küçüklüğümde çok dikkatimi çekmişti. Müthiş anlaşıyorlardı, gülüyorlar, sohbet ediyorlardı. Sonra bir anda iş konuşuyorlardı. O arada Türker abi beni keşfetti. Sahne için değil, kenarda paşa gibi duran beni keşfetti. Ben onun ilgisini çektim diye düşünüyorum. Benimle arkadaşlık kurdu. Aramızdaki yaş farkına rağmen beni en ilgili, en dikkatli, en güzel dinleyen insanlardan biriydi. Koca adam ben de ne buluyor diye düşündüm tabii. Tatlı, hoş, benim akranım gibi, çocuk gibi, benimle sohbet eden, beni seven, ben uyurken rahatsız olurum diye uykuya dalana kadar sabırla başımda oturan, saçımı okşayan, masallar anlatan bir Türker abi hatırlıyorum. Benim yaşımda çocukların ilkokuldan, gittiği okulda ve sınıftan arkadaşları olur. Onların dışında kendi seçtiğim ve seçildiğim ilk arkadaşım Türker abi olabilir. Mekanı cennet olsun. Ona çok teşekkür ediyorum bana bu güzelliği yaşattığı için” dedi.
“Hepimizin hayatında onun etkisi var, onun dokunuşu var”
Hülya Koçyiğit ise, “Hepimiz onu tanıyoruz. Hepimizin hayatında onun etkisi var, onun dokunuşu var. Her şeyden önce Türk sinemasına çok değerli katkıları var. Çalışma hayatımız, düzensiz, dengesiz, bunun bir raya oturması gerekiyor. Toplantılar yaptık. Çalıştay yapalım diyoruz. Dönem dönem sinema çıkmazlara girdi. Bunun halledilmesi için gelişimci, kendine güvenen Türker İnanoğlu, bizi alıp Ankara’ya götürdü. Kültür Bakanlığı’nı ziyaret ettik. Türker’in önderliğinde, onun toparlamasıyla, mecliste karar çıkması için çaba sarf ettik. Söylemek istediğim şu; o bir sinema aşığı, sinema tutkunu, sinema için yapmadığı yok. Hepimizin hamisi, onun emeklerine çok büyük saygı duyuyorum. Bugün bir devir kapandı onunla beraber. Öyle güzel eserler bıraktı ki ardında ne mutlu böylesine yaşanmış bir hayata” ifadelerini kullandı.
“Keşke bir Türker İnanoğlu daha olabilseydi”
Tören de Cem Yılmaz, “1990’lı yılların ortasında ulusalın yaptığı talk şovlardan bir tanesinde çok kıymetli arkadaşım Meltem Cumbul bir Talk Show’a başlamıştı. Beni davet etti. Türker abi sonra bu video kaseti izlemiş. Önce Meltem’e demiş ki kızım mahalleden arkadaşlarını niye bu çağırıyorsun? Yok muydu tanıdık, birileri diye sormuş. İlk öyle tanışmıştık. Daha sonra 2003 yılından itibaren ben buradan binden fazla defa sahneye çıktım. Her seferinde değil belki birçok başka işi olduğu için bin gösterinin bininde gelmedi. Yalan olmasın. Çoğunda kulise geldi. ve hep en çok sizlerin arasında seni seviyorum derdi. Buna inandırdı. Ben de en çok beni seviyor zannediyordum. Sonra diğer meslektaşlarımdan, büyüklerimden duyduğum birçok kişiyi seviyormuş. Birçok kişi de onu derinden seviyormuş. Kuliste gelip bir ihtiyacınız var mı diye sorması çok çarpıcıydı. Bana da her sahneye çıkmadan önce oğlum bir ihtiyacın var mı derdi. Keşke bu soru şimdi sorulsa. Evet bir ihtiyacımız var. Keşke bir Türker İnanoğlu daha olabilseydi. Kendisine her şey için teşekkür ediyorum. Başta Gülşen abla, Zeynep ve İlker abi, aile olmak üzere baş sağlığı diliyorum. Başımız sağ olsun. Sağ olun” şeklinde konuştu.
“Eğer beni duyuyorsan, seni çok sevdiğimi bilmeni istiyorum”
Türker İnanoğlu’nun kızı Zeynep İnanoğlu Özdemir, “Babam önemsediği konuları kimseye emanet etmezdi. Çok büyük bir titizlikle son vedasını planladı. Benim vefat durumunda yurt dışında olacağımı düşünmüştü, tahmin etmişti. O yüzden oradan uçağa yetişmemden tutun da, buradan cenaze detaylarına kadar her şeyin üstünden birkaç kere geçmiştik. Bütün bu hazırlıklar, planlamalar yaşanan acıyı hiçbir nebzede azaltmıyormuş, onu söyleyebilirim. İşte o böyle bir insandı. Her zaman detaylara hakimdi, çalışkandı, disiplinliydi ve çok gururluydu. Duygularını göstermemekle beraber aşırı duygusaldı. İşine, mesleğine, çalışma arkadaşlarına inanılmaz bağlıydı. O kadar hep şanslı olduğunu düşündüm. Çünkü bu hayatta, bu ömürde çok sevdiğiniz bir işi bulup, bir ömür boyu onu yapmak bence çok büyük bir şans. Ona bir iki şey söylemek istiyorum. Bugün Bir kere çok insana dokundu, çok eser bıraktı. Hiç durmadan üretti. Eğer bugün burada sizleri görseydi çok mutlu olurdu. Tam istediği veda buydu. Sevgili baba, eğer beni duyuyorsan, seni çok sevdiğimi bilmeni istiyorum. Çok özleyeceğimi bilmeni istiyorum ve aynı zamanda isminin ve anılarının bizlerle yaşamasını, yaşaması için elimden gelen her şeyi yapacağımı bilmeni istiyorum. Sağ olun, eksik olmayın” dedi. – İSTANBUL
]]>Şantaj yaparak evlendi çocukla. Yunus Emre mecbur kaldı da bununla evlenmek zorunda kaldı. Çünkü bu kadın insanları gizli kayıt altına alıp şantaj yapan biri. Yunus bana hepsini anlattı, bende kayıtları duyuruyor. ‘Ne yapayım Yağmur hayatımı bitirdi mecbur kaldım, kurtulamıyorum. Beni gizlice çekmiş bana şantaj yapıyor’ diye anlattı. Bu kadın benim arkadaşımın evinde fuhuş yapan biriydi çok eski tanırım. Bana da yaptı şantaj ve beni aklınca Funda denen hasmıma satıyor. Ben acıdım bu sokakta kaldı bunu evime aldım. Bu kadın inanmayın yalancı, sahtekar, şanyajcı, kayıtçıdır. Yunus bununla severek evlenmedi, bundan kurtalamıyor bu yapıştı adama şantaj yapıyor. Gizli videosunu çekmiş adamın. Yunus’un attığı kayıtlar bende mevcut ve vakti gelince hepsini mahkemeye vereceğim. Ayrıca bu kadın insanlara uyuşturucu madde temin ettiğine dair yazışmaları mevcuttur. Yunus masumdur bu kadın ona şantaj yapıyor. Onun üzerinden prim yaparak ünlü olma peşinde benim bunn fuhuş yaptığına ve temin ettiğine dair kanıtlarım ve tanıklarım var.
“Yunus Emre adamdır ve masum. Bu zamana kadar sustum, ses etmedim ama masum bir adamın bu denli yalancı, şantajcı bir kadın yüzünden mağdur edilmesine artık yüreğim dayanmadığı için bunları açıklamak istedim. Biraz daha beni zorlarsa kayıtları paylaşacağım.
Beria denilen Diyarbakır’lı namus abidesi olarak kendini kamuoyuna tanıtan, Hristiyan’ım diye gezen ama sıkışınca Allah kitap diyen bu dinsiz ve mağduru oynayan bu dilber beni şuan whatsapp üzerinden arayarak sesli ve yazılı tehdit ederek beni susturabileceğini sanıyor. Paylaşımı silmemi istiyor sizce bende geri vites var mı? Benim Allah’tan başka kimseden korkum yok. Seni bücür taşçı motor seni. Ben belge ve kayıt olmadan asla konuşmam kimseye de iftira atmam. Bu Beria, Yunus’a kız ayarlayıp birlikte gurup yapıyorlardı yani zaten kendisi kocam kocam dediği adama karı ayarlayan ve birlikte grup yapan bir p….enk ve uyuşturucu satıcısıdır. Bende her şey kayıtlı, halk senin ne b.k olduğunu görecek senin maskeni düşüreceğim çok yanlış kişiye çattın sen.
Daha sonra Yunus Emre’nin 25 Nisan 2023 tarihinde evinde yarı çıplak verdiği pozu yayınlayan Sarnıç, “Bak bebeğim burası benim evim. Sarı civciv bayramımı kutlamaya gelmişti. O gün sen ne b.. olduğunu bana çok güzel anlattı garibim. Bu çocuğu bitirmene izin vermeyeceğim ama ben seni bitireceğim. Hadi devam et ben de tek tek senin söylediklerini ispatlayayım. Var mısın, ben varım hodri meydan. İstersen fotoğrafın rengi biraz aç arkadaki kim anlarsın” dedi.
Yağmur Sarnıç’ın paylaşımlarına cevap veren Beria Özden ise şu ifadeleri kullandı: “İftira edenin hiç bir yerde yeri yoktur ortalık karıştırıp prim yapmaya çalışan kişi ile isteğiniz üzere uğraşacağım çünkü herkesi mağdur edip edip tehditler edip artık kenara çekilemeyecek bir gün öyle birine denk gelir ki sonuçları kötü olur bir biz kalmıştık her gün birine sallayan biri ve hakkımdaki haberleri zaten her şeyi açıklıyor.
Kocasını öldürtmek için kiralık katil gibi sevgili yapan ar damarı olmayan çocuklarına iftira eden döven sapkın rezalet ötesi bir kadın düşünün yardıma ihtiyacım var diye ağlayan çocuklarımı göremiyorum diye serum takılıp çocuklarına bakmasına bir günlük yardım ettim kendi köpeğini gözümün önünde önce dövdü buna tepki verdim sonra çocuklarını şantaj malzemesi olarak kullandı dosyaları sınırsız limitlerini tüketmiş bir kadın eski eşi ve avukatına yalancı şahit arıyordu her yer de ben olmadım benim üstüme çok geldi söylediği her şey hayal ürünüdür kimseye boyun eğmem şahit olmadığım için eşime yazıp iftiralar etti görüştüğünü söyledi ama öyle bir görüşme olmamıştı ve onun karşısında bildiği biri yok çocuk kaçırmadan zarar verdiği arkadaşları var ben yalan yere şahit olmam çünkü nafaka alacaktı hala içine oturmuş senin eline kimseyi düşürmesin sen bir kadın olamazsın hayatın yalan her gün kadınları kocaları üzerinden sevgilileri üzerinden tehditler savurup görüşmeye çalışacan aciz iflah olmaz gözü sadece parada kaos da olan zavallısın Karakolda yerlere kendini attığında da benimle uğraşmıştın herkes seninle sorun mu yaşıyor sen mi bela oluyorsun o kadar kişinin hayatını mahvettin ki yerin hiç bi dünya da yok Allah senin belanı ayrıca kendi yanından versin Önce kendisini araştırın sonradan gelin paylaşın bu iftiralara fırsat verenlerde bu kadın kadar suçludur muhatap olmadığım için bela olmaya çalışan biridir avukatım itina ile ilgilenecektir
]]>İzleme öncesi basının sorularını yanıtlayan ‘Mucize Aynalar’ ekibi heyecanını paylaştı.

Tolga Örnek: Ekip olarak bizim için en özel olan şey ismimizin Aziz Nesin ile birlikte anılacak olması. Biz çok severek, isteyerek ve heyecanlanarak yaptık bu filmi. Umarım Aziz Nesin’in ruhuna, sanatına uygun bir film çıkarmışızdır. Seyircilerin kendilerini çok iyi hissedeceği bir film yaptığımızı düşünüyorum. Farklı anlatımı ve tarzı olan ‘Aziz Nesin’ kafasında bir film seyircileri bekliyor.
Cengiz Bozkurt: Aziz Nesin bu toprakların yetiştirdiği inanılmaz bir yetenek. Türk insanını son derece iyi tanıyan, mizahi yönlerini ortaya çıkaran ve bunu nüktedan bir dille anlatan hem oyun yazarı hem yazar hem şair inanılmaz bir fikir adamı. Bu projenin en heyecan verici noktası Aziz Nesin’i eski nesillere tekrar hatırlatmak ve onu bilmeyen nesillere tanıtmak. Böyle bir Aziz Nesin hikayesi içerisinde bulunmaktan, böyle bir ekiple çalışmaktan çok mutluyum. Filmde de bir mucidi canlandırıyorum. O mucit de Aziz Nesin’in ne kadar öngörülü bir yazar olduğunu tekrar ortaya çıkaracak. Bir ayna üzerinden ilerliyor hikaye ama aslında ayna ‘yapay zeka’nın aynısı. Aziz Nesin’in ne kadar öngörülü bir yazar olduğunu siz oradan anlayın. Onun için böyle bir projenin içinde olduğum için çok mutluyum.
Boran Kuzum: Ben çok mutluyum bu ekibin bir parçası olduğum için. Filmi izleme şansımız oldu ve ben çok beğendim filmi, gururla buradayım. Seyircilerin de çok güzel zaman geçireceğini düşünüyorum. Hikayemiz bize hiç uzak olmayan bir hikaye. Bütün gençlerin hayalleri var ama o hayallere ulaşmak o kadar kolay değil, birçok fedakarlık yapmamız gerekiyor. Kerim de öyle bir karakter. Yazar olmak istiyor fakat hayatını sürdürmek için ambulans şoförlüğü yapıyor. En önemli nokta hayallerinden vazgeçmiyor.
Şebnem Bozoklu: Ben bu filmi çok önemsiyorum. Galalardan önce normalde filmi izlemem fakat ilk defa galadan önce bir filmimi izleyebildim. Unuttuğumuz bazı şeyleri, umutlu olmayı, iyi olmayı, birlikte mutlu olmayı bize hatırlatan bir film Mucize Aynalar. Bizi bize her zaman çok güzel aynalıyor Aziz Nesin. Çok şık, çok çağdaş bir film bekliyor seyirciyi. Şu anda yapay zeka çok konuşulan bir şey. Aziz Nesin bunu yıllar öncesinden görmüş. Bütün seyircilerimizi 5 Nisan’da sinema salonlarına bekliyoruz.
Zerrin Sümer: Beraber çalışmaktan çok mutlu olduğum bir ekipleyim. Aziz Nesin hikayeleri Tolga Örnek’in senaryosu ile harika bir hale geldi. Ben senaryoyu üç defa okudum, üçünde de çok güldüm. Çok keyifli bir çalışma oldu. Yaptığımız işten çok gurur duyuyorum.
Eren Demirbaş: Ben şu an Mucize Ayna’ma bakıyorum. Böyle bir kadro ile böyle bir senaryoda çalışmak benim için inanılmaz bir duygu.
Hayalleri gerçeğe dönüştüren aynaların icadından itibaren kişilerin ve dünyanın değişimi ile başlayan hikaye, trajikomik tesadüfler ile devam ediyor.
Yapımcılığını Orchestra Content adına Mine Şengöz’ün üstlendiği filmi yazıp yöneten Tolga Örnek, Alp Çağrı Günal ve Levent Güneri ile beraber ortak yapımcılar arasında. “Kaybedenler Kulübü”, “Devrim Arabaları” gibi filmlerin yönetmeni Tolga Örnek’in filmi, 5 Nisan’da vizyonda.
]]>Albay Süleyman Açar ile Firuzan Hanım’ın oğlu Kayahan Açar, 29 Mart 1949’da İzmir’de doğdu. Henüz çocukken müziğe tutkuyla bağlanan sanatçı, ilk ve ortaokulu Kars’ta Fevzi Çakmak Okulunda tamamladı.
Kayahan, babasının askerlik görevi nedeniyle Türkiye’nin birçok ilini dolaştı, gençlik yıllarını ise Ankara’da geçirdi. Sanatçı ilk evliliğini 8 Mart 1973’te Nur Açar ile yaptı. İkilinin çocukları Beste 1974’te dünyaya geldi. Çift, 1991’de ayrıldı.
Vatani görevini İzmir’de tamamlayan sanatçı, daha sonra İstanbul’a gelerek profesyonel müzik çalışmalarına başladı.
Sanatçı, müzik dünyasına 1971’de “Yosun Gözlü Sevgilim-Bir Mektubun Var” adlı 45’liğiyle adım attı.
“İstanbul Hatırası” ile 1978’de Eurovision elemelerine katıldı
Kayahan, 1978’de düzenlenen Türkiye Eurovision elemeleri için bestelediği “İstanbul Hatırası” adlı şarkı ile elemeyi geçemedi.
“Bekle Gülüm – Ateş” adlı 45’liğini 1980’de müzikseverlerin beğenisine sunan sanatçı, seslendirdiği bütün eserleri kendisi yazıp besteledi.
Usta sanatçı, adını ilk olarak Sezen Aksu, Zerrin Özer, Bilgen Bengü ve yakın dostu Nilüfer’e verdiği şarkılarla duyurdu.
Kayahan’ın Nilüfer tarafından yorumlanan “Geceler”, “Kar Taneleri” ve “Esmer Günler” adlı eserleri, Türk pop müziğinin unutulmazları arasına girdi.
Sanatçı, “Geceler” adlı şarkısıyla 1986’da Ayşegül Aldinç ile katıldığı “Kuşadası Altın Güvercin Müzik Yarışması”nda “Altın Portakal” ödülüne layık görüldü.
TRT Müzik kanalında 1985’te “Cumartesiden Cumartesiye” kuşağı içinde çocuklar için bilim kurgu temalı “Sanmer 2095” adlı programı sunan sanatçı, 1987’de yine çocuklar için “Merhaba Çocuklar” albümünü hazırladı.
“Yemin Ettim” ve “Odalarda Işıksızım” albümleriyle iz bıraktı
Kayahan, ilk albümü “Yemin Ettim”i de 1991’de, ikinci albümü, “Odalarda Işıksızım”ı 30 Nisan 1992’de müzikseverlerle buluşturdu. İkinci albümün ardından büyük bir başarı elde eden sanatçı, aynı yıl 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Ankara Kızılay Meydanı’nda on binlerce kişinin izlediği bir konsere imza attı.
Sanatçının, 1993’te çıkardığı “Son Şarkılarım” albümündeki “Sarı Şekerim”, “Vazgeçmem” ve “Aman” adlı şarkıları müzikseverlerin büyük beğenisini kazanarak, geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı.
“Sevenleri ayırmayın, sevenler ayrılmayın” sloganıyla 1995’te “Benim Penceremden” albümünü yayımlayan sanatçının, “Ben Anadolu Çocuğuyum” ve “Allah’ım Neydi Günahım” adlı eserleri, birçok müzisyen tarafından yorumlandı. Sanatçı, “Ben Anadolu Çocuğuyum” şarkısında, kültürel erozyon karşısındaki tepkisini dile getirdi.
Kayahan, hemen her albümünde “sevgi” temasını işlerken, 1996’da “Allah kimseyi sevgisiz bırakmasın” sloganıyla “Canımın Yaprakları” albümünü yayınladı.
“Emrin Olur” albümünü 1997’de müzikseverlerle buluşturan sanatçı, albümdeki “Şampiyon” şarkısını, taraftarı olduğu Galatasaray’ın şampiyonluğu dolayısıyla yeniden yorumlayarak, “Cimbom Şampiyon” adlı tekli çıkardı.
Sanatçı, 15 Ekim 1992’de Lale Yılmaz ile evlendi ancak çift 1993’te ayrıldı. Vokalisti İpek Tüter ile de 1999’da dünya evine giren Kayahan’ın, Aslı Gönül adını verdiği kızı 2000’de dünyaya geldi.
Usta müzisyen, “Beni Azad Et” albümünü 1999’da müzikseverlerle buluşturdu. “Gönül Sayfam” albümünü ise 2000 yılında çıkaran sanatçı, albümde 17 Ağustos 1999 depremi için yazdığı “17 Ağustos” şarkısı ile kızı Aslı Gönül için bestelediği “Ninni” adlı eserlerine yer verdi.
Kayahan, 45 yıllık kariyerinde, 45’likler, long playler ve albümlerin yanında “365 Gün” ve “Mevsim Hala Sen” adlı teklileri de müzikseverlerle buluşturdu.
Doğa ve çevre duyarlılığı ile de bilinen usta sanatçı, yaşamı boyunca birçok yardım konseri verdi ve gönüllü olarak çeşitli çalışmalara katıldı.
“Ölüm bir ceza değil, mezuniyettir”
Sanatçı, 1990’da yumuşak doku kanseri ile mücadele etti. 2004’te kansere yeniden yakalanan usta isim, tekrar iyileşti. Hastalık 2014’te nüksetti. Bir yıl boyunca hastalığıyla mücadele eden Açar, küçük hücreli akciğer kanseri nedeniyle 3 Nisan 2015’te hayatını kaybetti.
Cenazesi Teşvikiye Camisi’nden kaldırılan sanatçı, vasiyeti gereği Kanlıca Mihrimah Sultan Mezarlığı’na defnedildi.
Romantik dizelerinin yanında inançlı yapısıyla da bilinen sanatçı, bir röportajında şunları söylemişti:
“Ölüm bir ceza değil, bana göre bir mezuniyettir. Yani, Cenab-ı Allah’ın katına çıkacaksınız, orada hesap vereceksiniz. Buradaki dünyanın yalan olduğunu, eğer bir düşünürseniz, zaten huzur kendiliğinden gelir. Cenab-ı Allah’ın gönderdiği Kuran-ı Kerim’i okusanız, o kitapta size ticareti nasıl yapacağınız bile anlatılıyor. En kolayını da söyleyeyim; helal ve haram. Bunu bilen bir dünyada, hiçbir problem çıkmaz.”
Tarkan, Sezen Aksu, Funda Arar ve Nilüfer’in de aralarında olduğu birçok ünlü sanatçı, 2014’te bir araya gelerek “Kayahan’ın En İyileri” albümünde yer aldı.
Arkadaşlarının deyimiyle, romantik melodileri iğne oyası gibi eserlerine işleyen ve şarkılarında daima insanları birlik ve sevgiye davet eden usta sanatçının, 45 yıllık sanat hayatında geride bıraktığı eserleri şöyle:
“Canım Sıkılıyor Canım (1981)”, “Merhaba Çocuklar (1987)”, “Benim Şarkılarım (1988)”, “Benim Şarkılarım 2 Siyah Işıklar (1989)”, “Yemin Ettim (1991)”, “Odalarda Işıksızım (1992)”, “Son Şarkılarım (1993)”, “Benim Penceremden (1995)”, “Canımın Yaprakları (1996)”, “Emrin Olur (1997)”, “Beni Azad Et (1999)”, “Gönül Sayfam (2000)”, “Ne Oldu Can? (2002)”, “Kelebeğin Şansı (2004)”, “Biriciğim’e (2007)”, “365 Gün (2011)”
]]>Bu hafta; Fosforlu Cevriye, Oscar, Zehir, Uçurtmanın Kuyruğu, Öldün, Duydun mu?, Komik Para, Tartuffe, Sivrisinekler, Yaftalı Tabut, Çöpsüz Dünya, Herkes Sihirbaz Olacak, Rüya, Fındıkkıran, Benim Küçük Yıldızım, Karagöz Çiftlik Bekçisi, Masal adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
Vakitlerden Bir Vakit (Meddah Hikayesi)
Eski İstanbul’da, aynı mahallenin insanları olan fakat birbirinden hiç haz etmeyen Ahmet ve Namık’ın karşılaşması sonrası yaşanan komik olaylar naklediliyor. Hiçbir konuda anlaşamayan, tamamen farklı tabiata sahip iki kişi üzerinden ortak değerlerde buluşup kardeşçe yaşamanın güzelliği işleniyor.
Tarık Şerbetçioğlu’nun yazıp yönettiği hikayede Tarık Şerbetçioğlu rol alıyor.
Oyun, 1 Nisan 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahnesi’nde, 2 Nisan 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
Ödüllü (Ortaoyunu)
Kavuklu bu sefer bekardır ve yine işsizdir. Pişekar’la yıllar sonra karşılarlar, hal hatır sorulduktan sonra Kavuklu Pişekar’dan kendisine bir iş bulmasını ister. Pişekar da varlıklı bir aile dostunun yakın zamanda vefat ettiğini, bekar bir kızı olduğunu ve o kızın bileğini büken erkekle evleneceğini vaat ettiğini söyler. Hikaye bu ya kızın kolunda efsunlu bir pazuband vardır. Kavuklu hemen niyetini ortaya koyar. Kız ile buluşturulur, kız ile kavuklu birbirine vurulur, hemen bilek güreşine tutuşurlar derken herkesin bileğini büken kız kavukluya yenilir. Anne bu durumdan pek hoşnut olmaz. Kız da kavuklunun kendisi için mücadele edip etmeyeceğini ölçmek için pehlivanlarla güreş yapmasını ister.
Bu güreş için bir para ödülü konulur. Pişekar ünlü pehlivanlara mektup yazar ve sırayla pehlivanlar gelmeye başlar; kavuklu sevdiği kıza, pehlivanlar da para ödülüne kavuşmak için güreşe tutuşurlar. Arnavut, Yahudi, Acem, Laz, Kayserili, Matiz gelir ve bizim Kavuklu hepsini tesadüfen! tuşa getirerek yener. Peki, aşıklar kavuşur mu, pehlivanlar para ödülünü nasıl alır?
Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burhan Yeşilyurt, Cihan Kurtaran, Çağlar Ozan Aksu, Gülsüm Alkan, Murat Üzen, Özgür Dağ, Seda Yılmaz, Serkan Bacak, Yılmaz Aydın rol alıyor.
Oyun, 1 Nisan 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahnesi’nde, 2 Nisan 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
Bu Haftanın Programı (3-7 Nisan 2024)
FOSFORLU CEVRİYE
Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur.
Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkümudur. Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır.
Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.
Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti…
“Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…” kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle…
Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
OSCAR
Christian Jacqueline’e aşıktır, Colette ise Oscar’a. Christian uzun süredir sevdiği kızı Mösyö Bernard’dan isteme niyetindedir. Colette ise babası Mösyö Bernard’a söylediği yalanla sevgilisi ile evlenme planları yapmaktadır. Ancak ne Christian doğru kızı ister ne de Colette doğru adamla evlenmek üzeredir. Birkaç dakikada sarpa saran olaylar hiç de kolay çözülecek gibi gözükmemektedir.
Claude Magnier’in yazdığı, Asude Zeybekoğlu’nun çevirdiği, Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Abdullah Topal, Aslı Aybars, Asrın Gurur Kuyucak, Cem Karakaya, Ceylan Çete, Çağrı Büyüksayar, Damla Cangül Yiğit, Aslı Şahin, Hakan Gümüş, Hüseyin Emre Şen, İrem Erkaya, Neslihan Ayşe Öztürk, Oğuzhan Oğuz rol alıyor. Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
ZEHİR
Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir.
Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
UÇURTMANIN KUYRUĞU
Çocukluğu babası tarafından otoriteyle bezenmiş, sıkı bir disiplinle yetiştirilmiş, bu disiplin ve otorite kendisi için saplantıya dönüşmüş bir adam, hayatına son vermeye karar verir. İntihar mektubunu yazıp bitirdiği an kapı çalar. Karşısında ilk defa gördüğü, tanımadığı bir misafir vardır. Gelen adam hayatına ve tüm çocukluğuna dair her şeye hakimdir. Zaman geçtikçe sohbet ilgi çekici bir hal alır. Etkileyici bir iç hesaplaşma başlar. Savaş Dinçel’in yazdığı, Barış Dinçel’in yönettiği oyunda Gün Koper, Ali Yoğurtçuoğlu rol alıyor. Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
ÖLDÜN, DUYDUN MU?
İntihar eden bir adamın geride bıraktığı hayatı, hatalarıyla yüzleşmesi ve sonrasında kendini tanıma süreci anlatılıyor. Oyunda ayrıca sabır, mücadele, belleksizlik gibi insanı şekillendiren pek çok kavram irdeleniyor. Yiğit Sertdemir’in yazdığı Burçak Çöllü’nün yönettiği oyunda Emrah Can Yaylı, Pelin Budak, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
KOMİK PARA
Doğum gününde Henry akşam işten dönerken metroda kendi çantası yerine yanlışlıkla bir başkasının çantasını alır. O çantanın içinde tam 1 milyon 735 bin pound para vardır. Evde onu bekleyen karısı Jean, Henry için bir doğum günü sürprizi hazırlamaktadır. Bu doğum günü kutlaması için aile dostları Betty ve Vic de davetlidirler. Henry para dolu çanta ile eve gelir. Hemen uçak biletleri alınır ama eve bir dedektif gelir ve işler karışır, soluksuz macera başlar.
Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen’in çevirdiği, Özgür Atkın’ın yönettiği oyunda Ada Alize Ertem, Can Alibeyoğlu, Elyesa Çağlar Evkaya, Emrah Derviş Soylu, Hasip Tuz, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın, Uğur Dilbaz rol alıyor. Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
TARTUFFE
Zengin mi zengin bir adamın, ailesindeki ve çevresindeki kimseyi dinlemeden evine yerleştirdiği sahtekar bir sofu ile hem kendi hem de çevresindekilerin hayatını beter etmesini anlatan bu ölümsüz eserde; inancı, aileyi, aşkı, erkek-kadın farklarını, dünümüzü, bugünümüzü, mizahı, müziği, acıyı, hüznü, rahatsız edici türlü anları iç içe ve olanca dinamiğiyle seyircinin karşısına çıkarıyoruz. Orhan Veli’nin olağanüstü çevirisine, şiirlerinden bestelenen şarkıların da eşlik ettiği seyirliğimizle, hayata dair bu acayip bilmeceyi bir kez daha kahkahalarla selamlıyoruz.
Molière’in yazdığı, Orhan Veli Kanık’ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Bennu Yıldırımlar, Emre Şen, Gürkan Başbuğ, Mehmet Soner Dinç, Murat Garipağaoğlu, Naci Taşdöğen, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Semah Tuğsel, Tolga Yeter, Yeşim Koçak, Zeynep Göktay Dilbaz rol alıyor. Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
SİVRİSİNEKLER
Alice, Cenevre’de Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtlamak için yapılan “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” projesinde çalışan bir bilim insanıdır. Kendisi gibi bilim insanı olan kocası, çocukları Luke küçükken ortadan kaybolmuştur ve bu onların hayatındaki kara deliktir. Lucy Kirkwood’un yazdığı, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Ayşin Atav, Yeliz Gerçek, Senan Kara, Özgür Dereli, Ahhan Şener, Pınar Demiral, Volkan Öztürk, Ümran İnceoğlu, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
YAFTALI TABUT
Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikayesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor.
Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Selin Türkmen, Şenay Bağ, Mana Alkoy rol alıyor. Oyun, 6 Nisan 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
ÇÖPSÜZ DÜNYA (3+ Yaş)
İklim değişikliği ve hava kirliliğinden dolayı bulutların renginin, rüzgarın yönünün değiştiği günlerden bir gün; umutlu, mutlu ve bilinçli bir uçurtma olan Uç Uç kuyruğu koptuğu için bir çöplüğe düşer. Çöplükte, bez bir bebek olan Püsküllü ve atılmış bir koli olan Koli Koli ile tanışır. Çöplüğün kontrolünü elinde tutan Çöpten Kral ve yardımcısı Sinek ile kurulu düzenlerini değiştirmeye çalışan Uç Uç arasında bir mücadele başlar.
Çöpsüz Dünya oyunu sevimli karakterler aracılığıyla tüketim kültürünün bilinçsizce yaygınlaştığı günümüzde “geri dönüşüm, tamir, sıfır atık ve renklerle ayrılmış atık kutuları” gibi konuları ele alarak atıklardan arındırılmış bir dünya nasıl mümkün olabilir sorusuna cevaplar arıyor. Arzu Yurtseven’in yazdığı, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Eylül Soğukçay, Pınar Demiral, Engin Akpınar, Samet Silme, Mehmet Soner Dinç rol alıyor. Oyun, 7 Nisan 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 7 Nisan 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
RÜYA(5+Yaş)
Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 7 Nisan 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
FINDIKKIRAN (7+ Yaş)
Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar. 1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor.
E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 7 Nisan 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 7 Nisan 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
KARAGÖZ ÇİFTLİK BEKÇİSİ (3+ Yaş)
Karagöz uzun zamandır işsizdir ve iş aramaktadır. Sonunda kendisine bir çiftlikte iş bulur. İşi hayvanların bakımını yapmaktır. Ama ortada bir sorun vardır. Karagöz, hayvanları tanımamaktadır. Özgür Atkın’ın yazıp yönettiği oyunda Elif Verit, Hakan Örge, İrem Erkaya rol alıyor. Oyun, 7 Nisan 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
MASAL (5+Yaş)
Hakkından ve ihtiyacından fazla yiyeceği çalarak açlığa sebep olan yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı üç çocuk fantastik bir yolculuğa çıkar. Birçok engelin aşıldığı yolculuk sürecinde bireysellikten birlikte hareket etmeye, yardımlaşma ve adaletli paylaşıma kadar çocukların düşünce ve eylemleri değişir. Açlığın tüm çocuklar için yaşamsal bir sorun olduğunu fark eden çocuklar, açgözlü yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı mücadeleyi büyütür. Eftal Gülbudak’ın yazıp yönettiği oyunda Ceren Hacımuratoğlu, Ercan Demirhan, Yeliz Şatıroğlu, Onur Şirin, Serkan Bozkurt rol alıyor. Oyun, 7 Nisan 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>Bu ay; Fosforlu Cevriye, Oscar, Zehir, Uçurtmanın Kuyruğu, Öldün, Duydun mu?, Komik Para, Tartuffe, Sivrisinekler, Yaftalı Tabut, Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi, Godot Geldi, Cadı Kazanı, Hamlet, İfigenya, Maviydi Bisikletim, Kuğunun Şarkısı, Çingene Boksör, Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi, Bir Halk Düşmanı, Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, Ben Medea Değilim, Gidiş Dönüş Moskova (Retro), Geçit, Yatak Odası Komedisi, Kimse Öyle Şeyleri Konuşmuyor Artık, Çöpsüz Dünya, Herkes Sihirbaz Olacak, Rüya, Fındıkkıran, Benim Küçük Yıldızım, Karagöz Çiftlik Bekçisi, Masal, Bir Gece Masalı adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
Vakitlerden Bir Vakit (Meddah Hikayesi)
Eski İstanbul’da, aynı mahallenin insanları olan fakat birbirinden hiç haz etmeyen Ahmet ve Namık’ın karşılaşması sonrası yaşanan komik olaylar naklediliyor.
Hiçbir konuda anlaşamayan, tamamen farklı tabiata sahip iki kişi üzerinden ortak değerlerde buluşup kardeşçe yaşamanın güzelliği işleniyor.
Tarık Şerbetçioğlu’nun yazıp yönettiği hikayede Tarık Şerbetçioğlu rol alıyor.
Oyun, 1 Nisan 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahnesi’nde, 2 Nisan 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
Ödüllü (Ortaoyunu)
Kavuklu bu sefer bekardır ve yine işsizdir. Pişekar’la yıllar sonra karşılarlar, hal hatır sorulduktan sonra Kavuklu Pişekar’dan kendisine bir iş bulmasını ister.
Pişekar da varlıklı bir aile dostunun yakın zamanda vefat ettiğini, bekar bir kızı olduğunu ve o kızın bileğini büken erkekle evleneceğini vaat ettiğini söyler.
Hikaye bu ya kızın kolunda efsunlu bir pazuband vardır. Kavuklu hemen niyetini ortaya koyar. Kız ile buluşturulur, kız ile kavuklu birbirine vurulur, hemen bilek güreşine tutuşurlar derken herkesin bileğini büken kız kavukluya yenilir. Anne bu durumdan pek hoşnut olmaz.
Kız da kavuklunun kendisi için mücadele edip etmeyeceğini ölçmek için pehlivanlarla güreş yapmasını ister. Bu güreş için bir para ödülü konulur.
Pişekar ünlü pehlivanlara mektup yazar ve sırayla pehlivanlar gelmeye başlar; kavuklu sevdiği kıza, pehlivanlar da para ödülüne kavuşmak için güreşe tutuşurlar. Arnavut, Yahudi, Acem, Laz, Kayserili, Matiz gelir ve bizim Kavuklu hepsini tesadüfen! tuşa getirerek yener.
Peki, aşıklar kavuşur mu, pehlivanlar para ödülünü nasıl alır?
Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burhan Yeşilyurt, Cihan Kurtaran, Çağlar Ozan Aksu, Gülsüm Alkan, Murat Üzen, Özgür Dağ, Seda Yılmaz, Serkan Bacak, Yılmaz Aydın rol alıyor.
Oyun, 1 Nisan 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahnesi’nde, 2 Nisan 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
Oyun biletleri, ortaoyunu ve meddah hikayesinin ücretsiz davetiyeleri gişelerden, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir.
Nisan 2024 Programı
FOSFORLU CEVRİYE
Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir.
Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkümudur.
Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır.
Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.
Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu.
Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti…
“Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…” kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle…
Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor.
Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, 24-27 Nisan 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
OSCAR
Christian Jacqueline’e aşıktır, Colette ise Oscar’a. Christian uzun süredir sevdiği kızı Mösyö Bernard’dan isteme niyetindedir. Colette ise babası Mösyö Bernard’a söylediği yalanla sevgilisi ile evlenme planları yapmaktadır.
Ancak ne Christian doğru kızı ister ne de Colette doğru adamla evlenmek üzeredir. Birkaç dakikada sarpa saran olaylar hiç de kolay çözülecek gibi gözükmemektedir.
Claude Magnier’in yazdığı, Asude Zeybekoğlu’nun çevirdiği, Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Abdullah Topal, Aslı Aybars, Asrın Gurur Kuyucak, Cem Karakaya, Ceylan Çete, Çağrı Büyüksayar, Damla Cangül Yiğit, Aslı Şahin, Hakan Gümüş, Hüseyin Emre Şen, İrem Erkaya, Neslihan Ayşe Öztürk, Oğuzhan Oğuz rol alıyor.
Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, 24-27 Nisan 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
ZEHİR
Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür.
Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir.
Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor.
Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
UÇURTMANIN KUYRUĞU
Çocukluğu babası tarafından otoriteyle bezenmiş, sıkı bir disiplinle yetiştirilmiş, bu disiplin ve otorite kendisi için saplantıya dönüşmüş bir adam, hayatına son vermeye karar verir. İntihar mektubunu yazıp bitirdiği an kapı çalar.
Karşısında ilk defa gördüğü, tanımadığı bir misafir vardır. Gelen adam hayatına ve tüm çocukluğuna dair her şeye hakimdir. Zaman geçtikçe sohbet ilgi çekici bir hal alır. Etkileyici bir iç hesaplaşma başlar.
Savaş Dinçel’in yazdığı, Barış Dinçel’in yönettiği oyunda Gün Koper, Ali Yoğurtçuoğlu rol alıyor. Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde, 17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
ÖLDÜN, DUYDUN MU?
İntihar eden bir adamın geride bıraktığı hayatı, hatalarıyla yüzleşmesi ve sonrasında kendini tanıma süreci anlatılıyor. Oyunda ayrıca sabır, mücadele, belleksizlik gibi insanı şekillendiren pek çok kavram irdeleniyor.
Yiğit Sertdemir’in yazdığı Burçak Çöllü’nün yönettiği oyunda Emrah Can Yaylı, Pelin Budak, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, 27 Nisan 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
KOMİK PARA
Doğum gününde Henry akşam işten dönerken metroda kendi çantası yerine yanlışlıkla bir başkasının çantasını alır. O çantanın içinde tam 1 milyon 735 bin pound para vardır.
Evde onu bekleyen karısı Jean, Henry için bir doğum günü sürprizi hazırlamaktadır. Bu doğum günü kutlaması için aile dostları Betty ve Vic de davetlidirler.
Henry para dolu çanta ile eve gelir. Hemen uçak biletleri alınır ama eve bir dedektif gelir ve işler karışır, soluksuz macera başlar.
Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen’in çevirdiği, Özgür Atkın’ın yönettiği oyunda Ada Alize Ertem, Can Alibeyoğlu, Elyesa Çağlar Evkaya, Emrah Derviş Soylu, Hasip Tuz, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın, Uğur Dilbaz rol alıyor.
Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, 17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
TARTUFFE
Zengin mi zengin bir adamın, ailesindeki ve çevresindeki kimseyi dinlemeden evine yerleştirdiği sahtekar bir sofu ile hem kendi hem de çevresindekilerin hayatını beter etmesini anlatan bu ölümsüz eserde; inancı, aileyi, aşkı, erkek-kadın farklarını, dünümüzü, bugünümüzü, mizahı, müziği, acıyı, hüznü, rahatsız edici türlü anları iç içe ve olanca dinamiğiyle seyircinin karşısına çıkarıyoruz.
Orhan Veli’nin olağanüstü çevirisine, şiirlerinden bestelenen şarkıların da eşlik ettiği seyirliğimizle, hayata dair bu acayip bilmeceyi bir kez daha kahkahalarla selamlıyoruz.
Molière’in yazdığı, Orhan Veli Kanık’ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Bennu Yıldırımlar, Emre Şen, Gürkan Başbuğ, Mehmet Soner Dinç, Murat Garipağaoğlu, Naci Taşdöğen, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Semah Tuğsel, Tolga Yeter, Yeşim Koçak, Zeynep Göktay Dilbaz rol alıyor.
Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
SİVRİSİNEKLER
Alice, Cenevre’de Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtlamak için yapılan “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” projesinde çalışan bir bilim insanıdır. Kendisi gibi bilim insanı olan kocası, çocukları Luke küçükken ortadan kaybolmuştur ve bu onların hayatındaki kara deliktir. Lucy Kirkwood’un yazdığı, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Ayşin Atav, Yeliz Gerçek, Senan Kara, Özgür Dereli, Ahhan Şener, Pınar Demiral, Volkan Öztürk, Ümran İnceoğlu, Pınar Pamuk rol alıyor.
Oyun, 3-6 Nisan, 17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
YAFTALI TABUT
Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikayesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor.
Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Selin Türkmen, Şenay Bağ, Mana Alkoy rol alıyor.
Oyun, 6 Nisan 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde, 17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
YAŞAMAK MI, YOKSA ÖLMEK Mİ
1939 yılı, Polonya’nın Nazi birliklerince işgalinin hemen öncesi. Varşova’da bir tiyatroda Hitler karşıtı bir oyunun provaları sürmektedir. Oyun siyasi sebeplerle yasaklanarak yerine Hamlet konulur.
Almanların Polonya’yı işgali üzerine tiyatro kapanır. İşsiz kalan oyuncular, bir Alman casusunun engellenmesi için çalışırlar. Provasını yaptıkları oyun sayesinde, Nazilerin kılığına girer ve zaman zaman umutsuzlaşan ve gitgide çetrefilleşen bir savaşı sürdürürler.
Nick Whitby’nin yazdığı, Yücel Erten’in çevirdiği, Hüseyin Köroğlu’nun yönettiği oyunda Şenay Saçbüker, Hüseyin Köroğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Bahtiyar Engin, Vildan Türkbaş, İrem Arslan, Emre Narcı, Volkan Ayhan, Emre Şen, Ümit Bülent Dinçer, Tarık Köksal, Deniz Yeşil Mavi, Erkan Akkoyunlu, Özge Kırdı, Orçun Tekelioğlu, Rüzgar Aşıkoğlu, Özgür Ali Kuruçay rol alıyor.
Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, 24-27 Nisan 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
GODOT GELDİ
“Godot Geldi”, İrlandalı yazar Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” adlı yapıtının ardından ve ona bir “gönderme” olarak, Karadağlı yazar Miodrag Bulatovic’in kaleme aldığı bir oyundur…
“Olay” bir bataklıkta geçer. Becket’in oyununda; Godot beklenilir… Bulatovic’in oyununda ise, bir fırıncı olarak Godot gelir… Beckett, yapıtında kavramlardan yola çıkarak evrensel bir resital sunarken, Bulatovic, aynı tematik yapıyı işlemiş olsa da, rol kişilerinin ve kısmen de olsa mekanın yapısını değişime uğratarak, daha çok “simge”lere yönelmiştir…
Beckett’te de, Bulatovic’te de bekleyenler açısından önemli olan, aslında beklenen kişinin kim olduğu değil, bekleyişin kendisidir…
İşte bu durumda; kim olduğu tam olarak bilinmeyen bir “gelen”in, kesinlikle tanımlanmış bir “giden”e dönüşmesinin öyküsüdür diyebiliriz “Godot Geldi” için…
Miodrag Bulatovic’in yazdığı, Sevgi Soysal’ın çevirdiği, Ragıp Yavuz’un yönettiği oyunda Ali Mert Yavuzcan, Can Başak, Can Ertuğrul, Derya Çetinel, Meriç Benlioğlu, Murat Coşkuner rol alıyor.
Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
CADI KAZANI
Yıl 1692… ABD’de Salem kasabası…Cadılıkla suçlanan insanlar… Büyük tartışmalara, ardından işkencelere, nihayetinde de idamlara varan mahkemeler… Çıkarları için ‘liste’lerce insanları ölüme sürükleyen ‘insan’lar…
İnancı kullanarak; önce toplumsal yaşamı, sonra hukuku, nihayetinde onuru yok etmeye çalışan ‘baştakiler’ ve buna sebep olmayı yahut seyirci kalmayı seçen halk…
Tiyatro yazınının en önemli isimlerinden Arthur Miller’ın, 1952’de gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığı bu ölümsüz eser; ilk kez Şehir Tiyatrosu’ndan seyircilerini selamlıyor.
Arthur Miller’ın yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu-Vedat Günyol’un çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Berfu Aydoğan, Berna Adıgüzel, Burak Davutoğlu, Canan Kübra Birinci, Ece Bağcı, Emre Çağrı Akbaba, Eraslan Sağlam, Ersin Sanver, Ezgim Kılınç, Fatma İnan, İbrahim Can, Mehmet Bulduk, Nilay Yazıcıoğlu, Onur Demircan, Ozan Gözel, Rozet Hubeş, Selçuk Yüksel, Selen Nur Sarıyar, Zeki Yıldırım rol alıyor.
Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 24-27 Nisan 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
HAMLET
Usta yönetmen Engin Alkan, Shakespeare’in dünya klasikleri arasında haklı bir yere sahip bu oyununu, farklı bir yorumla seyirciyle buluşturuyor.
Yaşam ve ölüm arasında, iktidar ve intikam arasında, düşüncesi ile eylemi arasında insanın tüm zamanlara özgü çelişkilerini sahneye taşıyan, tiyatro tarihinin en ünlü eseri Hamlet, Engin Alkan’ın rejisinde çağdaş bir okumayla şimdiki zamandan bakılan çarpıcı bir hatırlamaya dönüşüyor.
William Shakespeare’in yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirdiği, Engin Alkan’ın yönettiği oyunda Müslüm Tamer, Doğan Altınel, Seda Çavdar, Elçin Atamgüç, Zeliha Bahar Çebi, Zafer Kırşan, Hira Ogeday Erkut, Ersin Bağcıoğlu, Göksel Arslan, Destan Batmaz, Osman Kaba, Emre Ertunç, Cihat Faruk Sevindik, Doğan Şirin, Oğuzhan Oğuz, Hüseyin Emre Şen, Deran Özgen rol alıyor.
Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
İFİGENYA
Doğu ile Batı arasındaki ilk büyük savaş: Akha ordusu, Truva seferine çıkmak üzeredir. Birleşik ordu donanmasının sıkıştığı limandan kurtulup harekete geçebilmesi için rüzgara ihtiyacı vardır.
Başkomutan Agamemnon, Artemis’in kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için tanrıça da onun rüzgarını kesmiş ve herkesi bu limana hapsetmiştir. Doksan dokuz kralın ordusu hastalıktan kırılırken, öfkeyle bekleyen askerlerin gözü Agamemnon’dadır.
Başkomutan’ın sadece kendisi ve makamı değil, başta ailesi olmak üzere, tüm ülke tehlikededir. Agamemnon’un yapabileceği tek bir şey kalmıştır: En değerli varlığı olan kızı Iphigenia’yı tanrılara kurban vermek!..
Euripides’in yazdığı Serdar Biliş’in yönettiği oyunda Yağmur Topçu, Elvan Boran, Yıldıray Şahinler rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
MAVİYDİ BİSİKLETİM
İlk gençlik yıllarını geçirdiği İzmir’e duyduğu özlemin ve ilk aşkının izinden giden bir adamın, anılarına yaptığı bu yolculuk, bizi 1950’lerin İzmir’inden günümüze taşıyor.
Dinçer Sümer’in yazdığı Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Çağrı Büyüksayar rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, 20 Nisan 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
KUĞUNUN ŞARKISI
Anton Çehov’un tek perdelik kısa oyunlarından biri olan Kuğunun Şarkısı’nda, yaşlı ve yalnız bir aktörün geçmişiyle yüzleşmesine, hayatını sorgulamasına, pişmanlıklarına ve aradan geçen onca yıla rağmen, hala, hayatta en iyi yaptığı şeye, aktörlüğe tutunmaya çalışmasına tanık oluyoruz.
Oyunda, insan doğasının gizli özlemlerini, öfkelerini ve tutkularını yansıtan önemli bir Çehov karakteri olarak karşımızda duran Svetlevidov’un anılarında yeniden canlanan Shakespeare’nin seçme tiradları, izleyenleri de oyuncunun geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Alkışlar, tebrikler, aşklar ve şöhretin sarhoşluğuyla, yaşamı boyunca mutluluğu ve hayatın anlamını arayan Svetlevidov, geride bıraktığı onca hayal kırıklığına ve çektiği bütün sıkıntılara rağmen, sahnede ölümü bekliyor olduğu gerçeğinin önünde bile başını eğmeden durmaya devam ediyor.
Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Bora Seçkin, Ertan Kılıç, Naşit Özcan, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇİNGENE BOKSÖR
1920’lerin boks yıldızı Johann Wilhelm Trollmann’ın trajik yaşantısından yola çıkılarak yazılan oyun, kurgusal bir karakter olan Hans’ın tanıklığıyla seyirciye aktarılıyor.
Çocukluk dönemlerinde tanışan ikili, güçlü bir arkadaşlık bağıyla yılları geride bırakır. Kendine has stiliyle yıldızlaşan çingene boksör Ruki, Nazi Almanya’sının faşizan politikalarına ve ayrımcılığa maruz kalır.
Almanya Şampiyonu olsa da bu unvan kendisine verilmez ve hep kaybetmeye mahküm edilir. Yoksul mahallelerde başlayıp toplama kamplarına kadar süren, ölümüne dostluğun çarpıcı öyküsü…
Rike Reiniger’in yazdığı Cafer Alpsolay’ın yönettiği oyunda Ercan Demirhan rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
RÜSTEMOĞLU CEMAL’İN TUHAF HİKAYESİ
Osmanlı İmparatorluğu’nun son demlerinde, Girit’teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul’a Çanakkale’ye ve nihayet Ayvalık’a uzanan maceralı yolculuğu.
Rüstem’in, Cemal’in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikayeleri. Oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor.
Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
BİR HALK DÜŞMANI
Kentin yegane gelir kaynağı olan kaplıcalarla ilgili araştırmasından şüphelerini haklı çıkartan bir sonuç alan Dr. Stockman’ın mücadelesi, Ibsen’in güçlü kalemiyle, “halkın yararı” sayılan şeyin, çıkar prizmasında şekil değiştirmesini anlatan bir “mesel”e dönüşüyor.
Henrik Ibsen’in yazdığı, Dilek Başak Carelius’un çevirdiği, Orhan Alkaya’nın yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burçak Çöllü, Cem Baza, Derya Yıldırım, Gökhan Mete, Hakan Arlı, Hazal Uprak, Mert Tanık, Müge Akyamaç, Rahmi Elhan, Tankut Yıldız rol alıyor.
Oyun, 17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
SEN İSTANBUL’DAN DAHA GÜZELSİN
Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli…
Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor.
Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikayesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikayesini…
“Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…”
Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor.
Mekanın birliğine hikayenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikayeyi birleştiriyor.
Zamanla üç hikaye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikayesine dönüşüyor…
Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
BEN MEDEA DEĞİLİM
“Ben Medea Değilim” oyununda yakın geçmişte “katil” sıfatı yakıştırılan bir Kadın’ın, tiyatro sahnesinde gösteriyi ve seyirciyi manipüle ederek kendi hikayesine ve aslında her kadının kendi gerçeğine yönlendirdiğini görüyoruz.
Allison Gregory’nin yazdığı, Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda Şirin Asutay, Berrin Koper, Kamer Karabektaş, Ozan Akif Serman rol alıyor.
Oyun, 17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
GİDİŞ DÖNÜŞ MOSKOVA (RETRO)
Eşinin ölümünden sonra Moskova’da kızı ve damadının yanında yaşamaya başlayan Nikolai Mihayloviç Çmutin, sakin ve huzurlu bir yaşam sürmek umuduyla köyüne gitmek istemektedir.
Babasının köyde tek başına yaşayamayacağını düşünen kızı Ludmilla ve bir türlü anlaşamadığı damadı Leonid ise onu evlendirme planları yapmaktadır.
Leonid, Çmutin’in birini eş olarak seçmesini umut ederek üç yalnız kadını eve davet eder. Üç gelin adayının da aynı anda eve gelmesiyle planlar karışacaktır.
Alexander Galin’in yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği, Engin Gürmen’in yönettiği oyunda Aybar Taştekin, Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Esra Ülger, Hikmet Körmükçü, Mahperi Mertoğlu, Zihni Göktay rol alıyor. Oyun, 24-27 Nisan 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
GEÇİT
Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikayesinin özeti gibidir.
Cem Düzova’nın yazdığı Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz rol alıyor. Oyun, 24-27 Nisan 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
YATAK ODASI KOMEDİSİ
Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor. Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor.
Alan Ayckbourn’un yazdığı, Mert Dilek’in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor.
Oyun, 24-27 Nisan 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
KİMSE ÖYLE ŞEYLERİ KONUŞMUYOR ARTIK
Oyun, 12 Eylül darbesi dönemini en acı şekilde yaşayıp parçalanan bir ailenin bugüne uzanan hikayesini konu alıyor. Leyla, ailesinin geçmişiyle yüzleşiyor ve onların hikayesini anlatabilmek için hayatını değiştirmeyi göze alıyor.
Şirin Gürbüz’ün yazdığı Emre Koyuncuoğlu’nun yönettiği oyunda Caner Bilginer, Radife Baltaoğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Ebru Üstüntaş, Hazal Uprak, Can Alibeyoğlu, Kamer Karabektaş rol alıyor.
Oyun, 24-27 Nisan 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
ÇÖPSÜZ DÜNYA (3+ Yaş)
İklim değişikliği ve hava kirliliğinden dolayı bulutların renginin, rüzgarın yönünün değiştiği günlerden bir gün; umutlu, mutlu ve bilinçli bir uçurtma olan Uç Uç kuyruğu koptuğu için bir çöplüğe düşer.
Çöplükte, bez bir bebek olan Püsküllü ve atılmış bir koli olan Koli Koli ile tanışır. Çöplüğün kontrolünü elinde tutan Çöpten Kral ve yardımcısı Sinek ile kurulu düzenlerini değiştirmeye çalışan Uç Uç arasında bir mücadele başlar.
Çöpsüz Dünya oyunu sevimli karakterler aracılığıyla tüketim kültürünün bilinçsizce yaygınlaştığı günümüzde “geri dönüşüm, tamir, sıfır atık ve renklerle ayrılmış atık kutuları” gibi konuları ele alarak atıklardan arındırılmış bir dünya nasıl mümkün olabilir sorusuna cevaplar arıyor.
Arzu Yurtseven’in yazdığı, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Eylül Soğukçay, Pınar Demiral, Engin Akpınar, Samet Silme, Mehmet Soner Dinç rol alıyor. Oyun, 7, 14 Nisan 2024 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 7, 14 Nisan 2024 tarihlerinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
RÜYA(5+Yaş)
Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır.
Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor.
Oyun, 7, 14 Nisan 2024 tarihlerinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
FINDIKKIRAN (7+ Yaş)
Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar.
1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor.
E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor.
Oyun, 7, 14 Nisan 2024 tarihlerinde Ümraniye Sahnesi’nde.
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar…
Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 7, 14 Nisan 2024 tarihlerinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
KARAGÖZ ÇİFTLİK BEKÇİSİ (3+ Yaş)
Karagöz uzun zamandır işsizdir ve iş aramaktadır. Sonunda kendisine bir çiftlikte iş bulur. İşi hayvanların bakımını yapmaktır. Ama ortada bir sorun vardır. Karagöz, hayvanları tanımamaktadır.
Özgür Atkın’ın yazıp yönettiği oyunda Elif Verit, Hakan Örge, İrem Erkaya rol alıyor. Oyun, 7 Nisan 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
MASAL (5+Yaş)
Hakkından ve ihtiyacından fazla yiyeceği çalarak açlığa sebep olan yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı üç çocuk fantastik bir yolculuğa çıkar.
Birçok engelin aşıldığı yolculuk sürecinde bireysellikten birlikte hareket etmeye, yardımlaşma ve adaletli paylaşıma kadar çocukların düşünce ve eylemleri değişir.
Açlığın tüm çocuklar için yaşamsal bir sorun olduğunu fark eden çocuklar, açgözlü yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı mücadeleyi büyütür. Eftal Gülbudak’ın yazıp yönettiği oyunda Ceren Hacımuratoğlu, Ercan Demirhan, Yeliz Şatıroğlu, Onur Şirin, Serkan Bozkurt rol alıyor.
Oyun, 7, 14 Nisan 2024 tarihlerinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
BİR GECE MASALI (5+ Yaş)
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur.
Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır.
William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor.
Oyun, 14 Nisan 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
]]>Şarkıcı, Nasehi ve Asu’nun teklifiyle besteci Alvand Jalali ile Grammy’e aday olabilecek bir şarkı yapmayı kabul ettiğini dile getirdi. Çalışmalarından bahseden sanatçı, “İlk olarak ‘Cesur Ol’ şarkısının okumaları, düzenlemesi tamamen bitti.
O, mix mastering aşamasında. Sonra bir Anadolu türküsü seslendireceğiz. Ondan sonra da Grammy adaylığı için düşündüğümüz şarkının çalışması gelecek” dedi.
Ferhat Göçer, İran’da çok fazla dinleyicisi olduğunu ve sosyal medya vesilesiyle İranlı hayranlarıyla da tanıştığını dile getirdi. Zaman zaman İran’daki müzisyenlerle iş birlikleri üzerine görüşmeler yaptıklarını dile getiren Göçer, arkadaşı Mareechi Asu vesilesiyle de birçok ünlü İranlı sanatçıyla tanıştığını kaydetti. Ferhat Göçer, İranlı müzisyenler Mehrdad Nasehi ve Mareechi Asu’nun teklifiyle besteci Alvand Jalali ile Grammy’e aday olabilecek bir şarkı yapmayı seve seve kabul ettiğini aktararak, şu bilgileri verdi:
“Çalışmalara başladık. İlk olarak ‘Cesur Ol’ şarkısının okumaları, düzenlemesi tamamen bitti. O, mix mastering aşamasında. Sonra bir Anadolu türküsü seslendireceğiz. Ondan sonra da Grammy adaylığı için düşündüğümüz şarkının çalışması gelecek. Bu 3 şarkı devam ederken, 6 Nisan’da Toronto’da İranlı organizatörlerle bir konser de organize ettik. Ben bu konseri ABD, Kanada turnesinin sonuna yerleştirdim. ABD’de 7-8 konserin arkasından en son Toronto’da İranlı dostlarımızla buluşacağız. Toronto ve etrafındaki bütün dostlarımızı mutlaka konsere bekliyorum.”
REKLAM
“İRAN MÜZİĞİNDE İNANILMAZ BİR DUYGU VAR”
İran müziği ile Anadolu müziğinin çok yakın bağları olduğuna işaret eden Göçer, “Yani ayırt etme imkanınız neredeyse yok bu açıdan. Ama duygusu ve enstrüman çalış teknikleri açısından bir kere dili çok beğeniyorum. Çok asil bir konuşma tarzı Farsça, gerçekten çok kibar bir dil. Mareechi Asu sayesinde enstrümanistleri, vokal sanatçıları daha yakından tanıma şansı edindim. Mehrdad Nasehi ile stüdyoya girdiğimizde onun çalış tekniklerini görüyorum. İnanılmaz bir duygu var. Makamlar, dokunuşlar, nağmeler hem bizden hem de sanki başka bir evrenden gibi geliyor. Bu açıdan çok etkileyici.” dedi.
İranlı şarkıcılarla da düet yapabileceğini kaydeden Göçer, İran müziğinin kendisini heyecanlandırdığını söyledi.
Göçer, dijital medyanın ilerlemesiyle sürekli aktif olmak için farklı mecralarda, sık aralıklarla single tarzı eserler çıkarmak gerektiğinin altını çizdi.
Azerbaycanlı şarkıcı Elnar Xelilov ile yaptığı düetin dünya prömiyerinin yakında gerçekleştirileceğini aktaran Göçer, ” Bakü’de video kliplerini hazırladık, çekimlerini, televizyon programlarını ve tanıtımlarını yaptık. Herhalde klip de 28, 29 Mart gibi bütün dijital platformlarda olacak.” diye konuştu.
Musiki Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği Yönetim Kurulu Başkanı olarak da İranlı ve Azerbaycanlı müzisyenlere birliğe üye olmaları çağrısında bulunan Göçer, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dünyada eserlerinin teliflerini bizle birlikte takip etsinler. Daha doğrusu biz, onlar adına takip edelim. Onların hak ettiği kazançları sağlamaya çalışalım. Bu çok önemli bir şey. Yani eser sahibi olarak bir meslek birliğine üye olmak çok önemli. Dijital platformlarda yayınladığınız bir eseri dünyanın dört bir yanına çok kısa sürede ulaştırabiliyorsunuz. Mutlaka ciddi büyük hak kayıplarına bir an evvel son verilmesi gerekiyor.”
“TÜRK VE İRAN KÜLTÜRÜNÜN BİRBİRİNE YAKIN OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM”
Kamança sanatçısı Mehrdad Nasehi de Mareechi Asu vesilesiyle tanıştığı Göçer’le güzel bir iş birliği yaptığının altını çizerek, “Göçer, çok güçlü bir müzik adamı. Benim için onunla çalışmak aslında çok ilginçti. Ferhat Bey, işimi titizlikle yapabilmem için tüm ince noktalara dikkatle bakıp, ortamı hazırladı. Yaklaşık 10 kere kayıt yaptık. Bu 10 kayıtta da Türk ve İran musikisindeki o düşünce yapısını müziğimize yansıtmak için titizlikle çalıştık. Sonuçta da böyle bir eser ortaya koyduk.” değerlendirmesinde bulundu.
Üç yıldır Türkiye’de müzik çalışmalarını sürdüren Nasehi, daha önce Göksel Baktagir’le de çalıştığını belirterek, şunları aktardı:
“Türk ve İran kültürünün birbirine yakın olduğunu düşünüyorum. Aslında makamlar ve müzik türlerimiz de birbirine çok benziyor. Türkiye’de bulunduğum süreçte de Türk öğrencilere İran kamançası dersi veriyorum. ‘Rah’ adlı yol anlamında bir grubumuz var. Mareechi Asu ve Soudeh Sharhi ile konserler veriyoruz. Yine İranlı çok ünlü orkestra şefi Majid Derakhshani ile Mah grubuyla Avrupa turnelerine çıkıyoruz.”
“SEVGİ VE DOSTLUK İÇERİSİNDE GÜZEL BİR ESER ÜRETTİĞİMİZİ DÜŞÜNÜYORUM”
Müzisyen ve def sanatçısı Mareechi Asu ise İranlılar ve Türklerin çok derin bağları olan bir kültür içerisinde olduklarını ve bunun da müziğe yansıdığını söyledi.
“Cesur Ol” parçasına da değinen Asu, “Sevgi ve dostluk içerisinde güzel bir eser ürettiğimizi düşünüyorum ve umarım ki hem İranlı hem de Türk dostlarımız eserden keyif alır ve güzel bir anı oluşturabiliriz bütün dostlarımız için.” dedi.

Bu hafta; Hamlet, Bir Halk Düşmanı, Cadı Kazanı, Gidiş Dönüş Moskova (Retro), Ay, Carmela!,
Ben Medea Değilim, Yatak Odası Komedisi, Zehir, Kuğunun Şarkısı adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
Şehir Tiyatroları Dünya Tiyatro Günü’nü Ücretsiz Sahneleyeceği Oyunlarla Kutluyor
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü ücretsiz sahneleyeceği 8 oyunla kutluyor.
Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde Hamlet,
Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde Bir Halk Düşmanı,
Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde Cadı Kazanı,
Ümraniye Sahnesi’nde Gidiş Dönüş Moskova (Retro),
Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde Ay, Carmela!,
Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde Ben Medea Değilim,
Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde Yatak Odası Komedisi,
Müze Gazhane Meydan Sahne’de Zehir adlı oyunlarımız 27 Mart 2024 Çarşamba günü ücretsiz olarak sahne alacak.
Vakitlerden Bir Vakit (Yeni Meddah Hikayesi)
Eski İstanbul’da, aynı mahallenin insanları olan fakat birbirinden hiç haz etmeyen Ahmet ve Namık’ın karşılaşması sonrası yaşanan komik olaylar naklediliyor.
Hiçbir konuda anlaşamayan, tamamen farklı tabiata sahip iki kişi üzerinden ortak değerlerde buluşup kardeşçe yaşamanın güzelliği işleniyor.
Tarık Şerbetçioğlu’nun yazıp yönettiği hikayede Tarık Şerbetçioğlu rol alıyor.
Oyun, 25 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahnesi’nde, 26 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
Ödüllü (Yeni Ortaoyunu)
Kavuklu bu sefer bekardır ve yine işsizdir. Pişekar’la yıllar sonra karşılarlar, hal hatır sorulduktan sonra Kavuklu Pişekar’dan kendisine bir iş bulmasını ister.
Pişekar da varlıklı bir aile dostunun yakın zamanda vefat ettiğini, bekar bir kızı olduğunu ve o kızın bileğini büken erkekle evleneceğini vaat ettiğini söyler. Hikaye bu ya kızın kolunda efsunlu bir pazuband vardır. Kavuklu hemen niyetini ortaya koyar.
Kız ile buluşturulur, kız ile kavuklu birbirine vurulur, hemen bilek güreşine tutuşurlar derken herkesin bileğini büken kız kavukluya yenilir. Anne bu durumdan pek hoşnut olmaz. Kız da kavuklunun kendisi için mücadele edip etmeyeceğini ölçmek için pehlivanlarla güreş yapmasını ister. Bu güreş için bir para ödülü konulur.
Pişekar ünlü pehlivanlara mektup yazar ve sırayla pehlivanlar gelmeye başlar; kavuklu sevdiği kıza, pehlivanlar da para ödülüne kavuşmak için güreşe tutuşurlar. Arnavut, Yahudi, Acem, Laz, Kayserili, Matiz gelir ve bizim Kavuklu hepsini tesadüfen! tuşa getirerek yener. Peki, aşıklar kavuşur mu, pehlivanlar para ödülünü nasıl alır?
Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burhan Yeşilyurt, Cihan Kurtaran, Çağlar Ozan Aksu, Gülsüm Alkan, Murat Üzen, Özgür Dağ, Seda Yılmaz, Serkan Bacak, Yılmaz Aydın rol alıyor.
Oyun, 25 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahnesi’nde, 26 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
Oyun biletleri, ortaoyunu ve meddah hikayesinin ücretsiz davetiyeleri gişelerden, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir.
Bu Haftanın Programı (25-30 Mart 2024)
HAMLET

Usta yönetmen Engin Alkan, Shakespeare’in dünya klasikleri arasında haklı bir yere sahip bu oyununu, farklı bir yorumla seyirciyle buluşturuyor.
Yaşam ve ölüm arasında, iktidar ve intikam arasında, düşüncesi ile eylemi arasında insanın tüm zamanlara özgü çelişkilerini sahneye taşıyan, tiyatro tarihinin en ünlü eseri Hamlet, Engin Alkan’ın rejisinde çağdaş bir okumayla şimdiki zamandan bakılan çarpıcı bir hatırlamaya dönüşüyor.
William Shakespeare’in yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirdiği, Engin Alkan’ın yönettiği oyunda Müslüm Tamer, Doğan Altınel, Seda Çavdar, Elçin Atamgüç, Zeliha Bahar Çebi, Zafer Kırşan, Hira Ogeday Erkut, Ersin Bağcıoğlu, Göksel Arslan, Destan Batmaz, Osman Kaba, Emre Ertunç, Cihat Faruk Sevindik, Doğan Şirin, Oğuzhan Oğuz, Hüseyin Emre Şen, Deran Özgen rol alıyor.
Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
BİR HALK DÜŞMANI

Kentin yegane gelir kaynağı olan kaplıcalarla ilgili araştırmasından şüphelerini haklı çıkartan bir sonuç alan Dr. Stockman’ın mücadelesi, Ibsen’in güçlü kalemiyle, “halkın yararı” sayılan şeyin, çıkar prizmasında şekil değiştirmesini anlatan bir “mesel”e dönüşüyor.
Henrik Ibsen’in yazdığı, Dilek Başak Carelius’un çevirdiği, Orhan Alkaya’nın yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burçak Çöllü, Cem Baza, Derya Yıldırım, Gökhan Mete, Hakan Arlı, Hazal Uprak, Mert Tanık, Müge Akyamaç, Rahmi Elhan, Tankut Yıldız rol alıyor.
Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
CADI KAZANI

Yıl 1692… ABD’de Salem kasabası…Cadılıkla suçlanan insanlar… Büyük tartışmalara, ardından işkencelere, nihayetinde de idamlara varan mahkemeler… Çıkarları için ‘liste’lerce insanları ölüme sürükleyen ‘insan’lar…
İnancı kullanarak; önce toplumsal yaşamı, sonra hukuku, nihayetinde onuru yok etmeye çalışan ‘baştakiler’ ve buna sebep olmayı yahut seyirci kalmayı seçen halk…
Tiyatro yazınının en önemli isimlerinden Arthur Miller’ın, 1952’de gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığı bu ölümsüz eser; ilk kez Şehir Tiyatrosu’ndan seyircilerini selamlıyor.
Arthur Miller’ın yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu-Vedat Günyol’un çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Berfu Aydoğan, Berna Adıgüzel, Burak Davutoğlu, Canan Kübra Birinci, Ece Bağcı, Emre Çağrı Akbaba, Eraslan Sağlam, Ersin Sanver, Ezgim Kılınç, Fatma İnan, İbrahim Can, Mehmet Bulduk, Nilay Yazıcıoğlu, Onur Demircan, Ozan Gözel, Rozet Hubeş, Selçuk Yüksel, Selen Nur Sarıyar, Zeki Yıldırım rol alıyor.
Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
GİDİŞ DÖNÜŞ MOSKOVA (RETRO)

Eşinin ölümünden sonra Moskova’da kızı ve damadının yanında yaşamaya başlayan Nikolai Mihayloviç Çmutin, sakin ve huzurlu bir yaşam sürmek umuduyla köyüne gitmek istemektedir.
Babasının köyde tek başına yaşayamayacağını düşünen kızı Ludmilla ve bir türlü anlaşamadığı damadı Leonid ise onu evlendirme planları yapmaktadır. Leonid, Çmutin’in birini eş olarak seçmesini umut ederek üç yalnız kadını eve davet eder.
Üç gelin adayının da aynı anda eve gelmesiyle planlar karışacaktır.
Alexander Galin’in yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği, Engin Gürmen’in yönettiği oyunda Aybar Taştekin, Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Esra Ülger, Hikmet Körmükçü, Mahperi Mertoğlu, Zihni Göktay rol alıyor.
Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
AY, CARMELA!

İspanya’da Milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler arasında geçen iç savaş dönemini anlatan oyunda, iki varyete oyuncusu Carmela ve Paulino, Franco önderliğindeki Milliyetçiler tarafından rehin alınır.
Belçite şehrinin işgalini kutlayan Milliyetçiler tarafından istemedikleri bir gösteriye zorlanırlar. Bu zorlamanın sonucunda içinde bulundukları savaşı, “gösteri yapılmalı mı, yapılmamalı mı?” sorusuyla sanatı ve sanatçıyı sorgulamaları, işleri gereği güldürmeyi, eğlendirmeyi hedefleyen bu iki oyuncunun isyanları, gelgitleri, kayıpları anlatılır.
Jose Sanchis Sinisterra’nın yazdığı, Yalçın Baykul’un çevirdiği, Naşit Özcan’ın yönettiği oyunda, Ada Alize Ertem, Çağatay Palabıyık, Yunus Erman Çağlar rol alıyor.
Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
BEN MEDEA DEĞİLİM

“Ben Medea Değilim” oyununda yakın geçmişte “katil” sıfatı yakıştırılan bir Kadın’ın, tiyatro sahnesinde gösteriyi ve seyirciyi manipüle ederek kendi hikayesine ve aslında her kadının kendi gerçeğine yönlendirdiğini görüyoruz.
Allison Gregory’nin yazdığı, Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda Şirin Asutay, Berrin Koper, Kamer Karabektaş, Ozan Akif Serman rol alıyor.
Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
YATAK ODASI KOMEDİSİ

Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor.
Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor.
Alan Ayckbourn’un yazdığı, Mert Dilek’in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor.
Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ZEHİR

Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür.
Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir.
Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor.
Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
KUĞUNUN ŞARKISI

Anton Çehov’un tek perdelik kısa oyunlarından biri olan Kuğunun Şarkısı’nda, yaşlı ve yalnız bir aktörün geçmişiyle yüzleşmesine, hayatını sorgulamasına, pişmanlıklarına ve aradan geçen onca yıla rağmen, hala, hayatta en iyi yaptığı şeye, aktörlüğe tutunmaya çalışmasına tanık oluyoruz.
Oyunda, insan doğasının gizli özlemlerini, öfkelerini ve tutkularını yansıtan önemli bir Çehov karakteri olarak karşımızda duran Svetlevidov’un anılarında yeniden canlanan Shakespeare’nin seçme tiradları, izleyenleri de oyuncunun geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Alkışlar, tebrikler, aşklar ve şöhretin sarhoşluğuyla, yaşamı boyunca mutluluğu ve hayatın anlamını arayan Svetlevidov, geride bıraktığı onca hayal kırıklığına ve çektiği bütün sıkıntılara rağmen, sahnede ölümü bekliyor olduğu gerçeğinin önünde bile başını eğmeden durmaya devam ediyor.
Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Bora Seçkin, Ertan Kılıç, Naşit Özcan, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 30 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>“10 AYLIK İLİŞKİNİN 8 AYINDA ŞİDDET GÖRDÜM”
Instagram hesabından moraran ve kesikler içinde kalan vücudundan fotoğrafları yayınlayan Merve Taşkın, gördüğü şiddeti şu sözlerle anlattı: “Tam bir yıl önce bugün, 10 aylık bir ilişkimin yaklaşık 7-8 ayında şiddet gördüğüm ve her geçen gün bu şiddetin arttığı bir ilişkiye başladım. 3 ay önce değil de neden şimdi paylaşıyorsun sorusuna cevabım ise o zaman güçlü bir ruh halim yoktu. Belki o zaman böyle yorumlar gelecekti; ‘Sen şiddeti hak ediyorsun, iyi olmuş.’ Ama o zaman bu cümleyi kaldıracak bir psikolojik dayanıklılığım yoktu. Paylaşmaktan kaçındım, fotoğraflarıma bakmaktan kaçındım, hatta konuşmaktan bile kaçındım.”

“HER SEFERİNDE AFFEDEREK BUNU HAK ETTİĞİMİ DÜŞÜNÜYORDUM”
“Yaşadıklarımı içimde bastırdım ve sanki hiç olmamış gibi davrandım. Ama maalesef bastırılan duygular er geç ortaya çıkıyor. Kendimi daha güçlü hissettiğim bir zamana kadar mümkün olduğunca bastırdım. Ta bugüne kadar. İlk zamanlar şiddet daha hafif gibiydi ve belki de kabul edilebilirdi ama sonra tehlikeli boyutlara ulaşmaya başladı. Bir şekilde bunun bana yapıldığını kabul ediyordum. Her seferinde affediyordum çünkü içimdeki sorunlu olduğumu ve bunların benim yüzümden olduğunu ve belki de bunu hak ettiğimi düşünüyordum.”

“KULAĞIMI YUMRUKLAYIP CİNSEL ORGANIMA TEKME ATIYORDU”
“‘O’ da bana bunları hak ettiğimi hatta daha fazlasını hak ettiğimi söylüyordu. Benimki sevgiye muhtaçlık ve bağımlılıktı. En ufak bir sevgi kırıntısına bile razıydım. Ama onunki sevgi olamazdı, çünkü sevdiğin bir insana şiddet uygulayamazsın. Özsaygımı fazlasıyla kaybettim. Kendime bunların yapıldığını kabul ediyorsam kendimi ne kadar seviyor olabilirdim ki? Kendimi sevmezken bir başkası beni nasıl sevebilirdi? Şiddet o kadar tehlikeli bir seviyeye gelmişti ki, şükrediyorum çünkü ölmedim ya da sakat kalmadım. Kafamı, kulağımı, burnumu yumrukluyor, karnıma, cinsel organıma tekme atıyordu.”

“PARMAKLARIMDA KALICI HASAR VAR”
Bazen ise beni öldürmekle ya da sakat bırakmakla tehdit ediyordu. Belki öfkeden tehdit ediyordu ama isteyerek bile olmasa da vururken yanlışlıkla ölebilirdim çünkü tehlikeli yerlerime fazlasıyla vuruyordu. Parmaklarımda kalıcı bir hasar dışında bir şey kalmadı. Parmaklarımda bağlar neredeyse kopuyormuş gibi olmuş, eğer kopmuş olsalardı ameliyat olmam gerekebilirdi, ama şükürler olsun ki kopmadı ve doktor 1 yıl içinde iyileşeceğimi söyledi. Ben bu yazıyı, aynı şeyi yaşayıp kapanan kadınlar için paylaşıyorum.”
“SEÇİMLERİMİN SONUÇLARINI YAŞADIM”
“Yalnız değilsiniz, evet, belki zor olacak ama bir gün içinizde o bırakma gücünü bulup bıraktıktan sonra yavaş da olsa iyileşeceksiniz. Hiçbir şey, her gün şiddet görmekten daha kötü olamaz. Bu yaşadığım travmanın acımın görünür olmasını istedim sadece. Çünkü görünür olursa, ben de kaçamayacağım, yüzleşmek zorunda kalacağım. Bu süreçte beni kurtarmaya çalışan ama ben istemediğim için kurtaramayan, ama her zaman benim eski hayatıma geri dönmemi bekleyen ve döndüğümde de bana destek olan tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim. Her şey benim seçimimdi ve seçimlerimin sonuçlarını yaşadım.”











Özbek’in sağlık durumu hakkında bilgi veren Sümer Ezgü ” İdolüm, hocam, sıkıştıkça akıl danıştığım ustam ve büyüğüm Mehmet Özbek’i yoğun bakıma almışlar.
Umarım sağlığına kavuşur o güzelim türküleri yine dinleriz kendisinden. Yoğun bakımdan çıkarıp odasına almışlar” dedi. Mehmet Özbek’in iki gün önce TRT’DE kendisinin hazırlayıp sunduğu” Türküler ne der ” programından sonra rahatsızlanarak acil hastaneye kaldırıldığı bildirildi.
Mehmet Özbek Kimdir ?
1945 yılında Şanlıurfa’da doğdu. İlk ve orta tahsilini burada tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimi gördü. Aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Urfa Türkülerinin Dil ve Anlatım Özellikleri” adlı teziyle doktorasını tamamladı ve “edebiyat doktoru” ünvanını aldı. Öğrencilik yıllarında, İstanbul Belediye Konservatuarının Türk Müziği Nazariyatı Bölümü’ne de iki yıl devam ederek Münir Nurettin Selçuk, Melahat Pars, Muzaffer Birtan, Şefik Gürmeriç, Halil Bedi Yönetken, Süheyla Altmışdört ve Dürdane Altan gibi hocalardan ders aldı. 1966 yılında TRT kurumunun açmış olduğu sınavı kazandı ve İstanbul Radyosu’nda Türk Halk Müziği Stajyer Sanatçı, 1969 yılından sonra da sanatçı olarak çalışmalarını sürdürdü. 1977 yılında aynı radyonun Türk Halk Müziği ve Oyunları Şube Müdürlüğü, 1982 yılında da TRT Müzik Dairesi Türk Halk Müziği ve Oyunları Müdürlüğü görevlerine atandı. 1983-1995 yılları arasında Hacettepe, 1998-2000 yılları arasında Gazi, 2006-2007 ders yılında ise Ankara Üniversiteleri Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümleri Halk Bilimi Anabilim Dallarında Türk Halk Müziği dersleri verdi. 1996-2002 yılları arasında Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Bilim Kurulu Üyesi olup Müzik Perde ve Sahne Sanatları Kolu Başkanı olarak çalıştı. Haziran 1986’dan başlayarak kuruluşunu gerçekleştirdiği Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosu’nun şefi olarak görevini sürdüren Özbek, ekim 2007’de kendi isteğiyle bu kurumdan emekliye ayrıldı.
1966 yılından başlayarak profesyonelce Türk Halk Müziği ses sanatçısı ve şefi olarak çalıştı. 1977-1986 yılları arasında TRT Türk Halk Müziği Denetleme ve Repertuar Kurullarında da üye ve başkan olarak görev yaptı. Başta Urfa olmak üzere Anadolu’da birçok yörenin; yurtdışında ise Irak, Azerbaycan, Yugoslavya ve Bulgaristan Türklerinin halk ezgilerini derledi. Sözlü ve sözsüz olmak üzere bunların 300 kadarını TRT repertuarına kazandırdı. TRT kurumunda bulunduğu dönemlerde radyoda hazırladığı: “Aşıklık Geleneği”, “Türk Halk Çalgıları”, “Türküler Ne Der”, “Türkülerin Dünü Bugünü”, “Bilnce Sevdiklerimiz”; televizyonda hazırladığı: “Yurdun Sesi” programıyla o güne kadar radyo bünyesinde kullanılmayan Tar, Kaval, Zurna, Tulum gibi çalgıları ilk defa bir orkestra disiplini içinde kullanarak Türk Halk Müziğinin çalgı ve repertuar bakımından temel değerlerini ortaya koyup alışıla gelmişin dışında yaptığı icralarla bu müziğin zenginliğini ve evrenselleşmeye açık olduğunu vurguladı. “Elimizden Obamızdan”, “Kervan” adlı TV programlarla yine o güne kadar yabancısı bulunduğumuz, Kazak, Kırgız, Özbek ve Türkmenlerin oyun ve müziklerinden örnekler vererek Türk dünyasının genişliğini ve bu alan içindeki kültür birliğini vurgulamaya çalıştı.
Japonya, Suudi Arabistan, Yugoslavya, Irak, Almanya, Hollanda, Danimarka, İsveç, Mısır ve Azerbeycan olmak üzere yurt dışında ve yurt içinde konserler vererek Türk Halk Müziği’ni tanıttı. Japonya’nın en büyük kültür kurumu olan MİN-ON’un davetlisi olarak 1980 yılında gittiği Japonya’nın 10 şehrinde, Prof. Koizumi yönetiminde verdikleri açıklamalı konserlerle başta Urfa türkü ve hoyratları olmak Türk halk müziğinin zengin ve orijinal değerlerini tanıttı. Konserlerin bazı ezgileri Sony şirketi tarafından LP haline getirildi. Yaptığı basın toplantısıyla Türkleri ve onların kültürlerinin tanıtılmasını ve sevilmesini sağladı. 1987 yılında Babil Festivali’nde gerek yönettiği koro, gerekse yaptığı solo, dinleyicilerde büyük ilgi ve heyecan yarattı. Arap ve Türkmen gazeteleri kendisinden ve korosundan büyük bir övgüyle bahsetti.
Altun hızma, Türkülerin Dilinden, Mum Kimin Yanan Kerkük, Yadigar Türküler adlı albümleri; uzunçalarları ve 45’lik plakları; Folklor ve Türkülerimiz, Müzik Eğitimi, Türk Halk Çalgı Bilgisi, Türk Halk Müziği Terimleri Sözlüğü, Türkülerin Dili adlı kitapları da bulunan Özbek’e bu örnek hizmetlerinden dolayı Haran Üniversitesi tarafından da “Fahri Doktor” unvanı verildi.
Kitapları
1. FOLKLOR VE TÜRKÜLERİMİZ (Ötüken Yayınları, istanbul-1975)
2. TÜRK HALK MÜZİĞİNİN ESASLARI (Türk Halk Müziği ve Oyunları Dergisi yayını sayı: 14, Ankara-1985)
3. MÜZiK EĞiTİMİ – ORTAOKUL 1-2-3’üncü sınıflar için ders kitabı (Üner Yayınları, Ankara-1987)
4. TÜRK HALK EZGiLERİ Dört fasikül (Yaşar Doruk ve Nail Tan ile birlikte, Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel sanatlar Genel Müdürlüğü Nota Yayınları: Ankara 1988-1990)
5. TÜRK HALK MÜZİĞİ ÇALGI BİLGİSİ ( Muammer Sun, Ertuğrul Bayraktar, Burhan önder, Erdal Tuğcular’la birlikte. Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü yayını. Ankara-1992)
6. MÜZİK EĞİTİMİ – ORTAOKUL 1-2-3’üncü sınıflar için ders kitabı (Üner Yayınları, Ankara-1992)
7. TÜRK HALK MÜZİĞİ EL KİTABI I TERİMLER SÖZLÜĞÜ, Atatürk Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı yayını: 171, Ankara 1998
8. TÜRKÜLERİN DİLİ, (Ötüken Yayınları, İstanbul-2007)Mehmet
]]>Birçok dizi ve filmlerde rol alan dizi, sinema tiyatro ve reklam oyuncusu Tahsin Tonkuş, şimdilerde ise huzurevinde yaşamını sürdürüyor
SİVAS – Birçok dizi ve filmlerde rol alan dizi, sinema tiyatro ve reklam oyuncusu Tahsin Tonkuş, şimdilerde ise huzurevinde yaşamını sürdürüyor.
Sivas Valiliği İhramcızade İsmailhakkı Toprak Huzur Evi’nde kalan 73 yaşındaki dizi, sinema tiyatro ve reklam oyuncusu Tahsin Tonkuş, hayat hikayesini anlattı. Kurtlar Vadisi, Seksenler, Arka Sokaklar, Galip Derviş, Lale Devri gibi birçok projeden rol alan Tonkuş, 20 yıl önce evinden ayrıldığını ve sonrasında huzurevinde yaşamayı tercih ettiğini söyledi. Tonkuş, makine teknisyeni olarak çalışırken drama eğitimine devam ettiğini ve Ayla Algan gibi usta isimlerden eğitim aldığını belirtti. Tonkuş, huzurevindeki personellerle bir aile ortamı oluşturduklarını ve çok mutlu olduğunu sözlerine ekledi.
“Evde olmanın tadını asla özlemiyorum”
Tiyatro oyuncusuyum aynı zamanda tiyatro grubumuzdan yapımcımızın izniyle kameraya transfer oldum ve birçok dizi, reklam ve filmde oynadım diyen 73 yaşındaki Tahsin Tonkuş, “Ben ortaokuldayken Sivas Halk Eğitim Merkezinde bağlama ve drama derslerine başladım. Bir süre sonra Sivas’tan çalışmak için İstanbul’a gitmem gerekti. Ben makine teknisyeniyim fabrikalarda çalıştım ve bu arada da Sivas Halk Eğitimde ‘ki drama hocam ‘uygulamalı bir tiyatro grubunda ol mutlaka eğitim al’ dedi. Onun ricası üzerine bağlamayı öteledim ve tiyatroya öncelik verdim. Uzun yıllar hem eğitim aldım hem çalıştım. Bununla birlikte doktrin öğrencisiyim drama ve oyunculuk. Branş hocamız merhum Ayla Algan hanımefendiydi, kendisini çok severdik. Daha sonra haliyle yapımcıların izniyle hem tiyatroyu hem sinemayı beraber yürüttüm ve birçok projede yer aldım. Evimden yaklaşık yirmi yıl önce ayrıldım, huzurevini tercih ettim. Beş sene Erzurum’da kaldım. Bir buçuk yıldır burada, kalıyorum. Huzurevinde devletimizin şefkatli kollarını gördüm. Evde olmanın tadını asla özlemiyorum. Çünkü buradaki personellerimizle en büyüğünden en küçüğüne kadar bir kardeşlik diyaloğu içindeyiz” dedi.
“Ben tiyatro dışında bir hayat düşünemiyorum”
Tiyatro dışında hayat düşünemediğine değinen Tonkuş, ” Şimdi İstanbul huzurevinde olmak isterdim daha yakın olacaktım projelerde çalışmaya devam edecektim. Orada mümkün olmadı boş yer olmadığından dolayı o nedenle Anadolu’ya geldim. Yoksa İstanbul’da olsaydım çalışmalarım devam edecekti. Biz ya tiyatro provasında ya da sette nefes alıyoruz. Diğer zamanlar kendimi yarım nefes alıyor yarım yaşıyor kabul ediyordum. Takdir edersiniz ki tiyatro provaları, sahnesi olsun insana hayat veren yerlerdi. O nedenle hep o dünyanın içindeydim. Koca bir hayat su gibi geçti. Gençler mutlaka drama eğitimi alsınlar. Ben tiyatro dışında bir hayat düşünemiyorum. Doktor da olsanız avukatta olsanız kendinizi ifade edebilmenin en güzel en kolay sanatı dramadır. Başarıya giden yol insanın kendini ifade edebilmesinden geçer” ifadelerine yer verdi.
]]>Amcaoğulları deprem çalışması ile ilgili yazılım sistemi geliştirmeye karar verir. Yazılım sistemini kurmaya çalışırken zorluk yaşayan amcaoğulları ne yapacaktır?
Kaya Ailesi gelini olarak Selma, ilk iftar yemeğine bütün aileyi misafir edecektir. İftar hazırlığı sırasında neler olacaktır?
Keriman’ın dönüşüyle birlikte Selami eşine karşı yabancılık çeker. Japonya’dan misafirleri gelen Keriman’a amcaoğulları yardım eder. Ramazan’ın misafirlerden birini yanlışlıkla kaybetmesiyle neler yaşanacaktır?
KERİMAN GEDELLİ’YE GERİ DÖNÜYOR…
Tam 4 sezondur, TRT 1 ekranlarında reyting rekorları kıran Gönül Dağı kadrosuna genç ve yetenekli bir oyuncu daha katıldı: İmren Şengel… Şengel, uzun zamandır şehir dışında işleriyle uğraşan Selami’nin karısı Keriman karakterini canlandıracak.
Gedelli’nin sevimli, sıradışı, müzik aşığı Keriman’ı memleketine geri dönüyor, kasaba şenleniyor… Selami, Kaya ailesi ve kasaba sakinlerinin çok özlediği Keriman, sürprizleriyle geliyor, neşesi ve enerjisiyle Gedelli’ye renk katıyor.
GÖNÜL DAĞI’NA YENİ TRANSFER: İMREN ŞENGEL

Uzun yıllardır gurbette çalışan ve farklı rüzgarları soluyan Keriman’ı canlandıran İmren Şengel ile Gönül Dağı’nı ve özel yaşamıyla ilgili bilinmeyenleri anlattı:
-Gönül Dağı ailesine Keriman karakteriyle 132. Bölümde katılıyorsunuz. TRT 1’in sevilen dizisinden teklif geldiğinde neler hissettiniz?
-Çok heyecanlandım. Yıllardır bir numara olan bir dizinin kadrosuna dahil olmak mutluluk verici.
-Keriman, Selami’nin eşi. Komik, samimi, sempatik, müzik tutkunu tam anlamıyla sıradışı bir karakter olan Keriman, görevi nedeniyle uzun süredir şehir dışındaydı. Dönüşü Keriman’da ve eşi Selami’de neler yaşatacak?
– Keriman da Selami de oldukça sıra dışı karakterler. Bir araya geldiklerinde her şey olabilir…
-Keriman’ı biz kimi zaman uçarken, kimi zaman sahnede şarkı söylerken, kimi zaman tehlikenin tam ortasında ama hep sıradışı olayların kahramanı olarak izledik. Keriman dönüşünde biraz durulmuş, sakinleşmiş mi olacak yoksa kaldığı yerden devam mı edecek?
-Keriman’ın durulma ihtimali olduğunu hiç sanmıyorum.
-4 sezon önce başladığından bu yana her hafta birinci olan Gönül Dağı’nın başarısının nedenleri nelerdir?
– Farklı coğrafyaların hikayelerini görmek seyircinin hoşuna gidiyor. Hayat sadece İstanbul’da akmıyor. Onun dışında gerçek, samimi bir bağ var dizideki karakterler arasında.
Kavga gürültü de olsa en sonunda o bağ herkesi bir arada tutar ve hep birlikte o sofraya otururlar.
-Daha önce Eskişehir Sivrihisar’a gelmiş miydiniz? Bölgeyi nasıl buldunuz?
-Ben Eskişehir doğumluyum. Üniversiteyi de burada okudum Anadolu Üniversitesi mezunuyum. Dolayısıyla bölgeye oldukça hakimim.
-Bir diziye sonradan katılmak hele ki daha önce dizide var olan bir karakteri
canlandırmak zordur. Siz zorluk çektiniz mi?
-Evet zor bir durum. Kendi gördüğünüz yerden değil de başkasının gördüğü yerden bakmanız gerekiyor. Ayrıca Keriman çok da sevilen bir karakter seyirci tarafından.Sette rol arkadaşım Eser ve yönetmenlerimiz çok yardımcı oldular ve olmaya da devam ediyorlar.
-Keriman, şarkı söylemeyi çok seviyor. Hatta albüm bile yapmıştı ancak satış yapmadığı için hayal kırıklığı yaşamıştı.
Ancak Keriman’ın en önemli özelliği de baş koyduğu işlerden kolay kolay vazgeçmemesi. Azimli ve sevdiği konularda hırslı olması. Onu müzikten kimse kopartamadı. Keriman’ı yine müzik dünyasının içinde izleyecek miyiz?
-Gelecek bölümler hakkında bilgim yok ancak evet Keriman oldukça hırslı, aklına koyduğunu yapan bir karakter. Belki müziğe döner belki başka bir alan bulur kendine. Sürprizlere açık bir karakter her zaman.
-Sizin müzikle aranız nasıl? Şarkı söylemek, enstrüman çalmak, söz yazıp beste yapmak ilgi alanınıza giriyor mu?
-Müzikle aram fena değil diyebilirim. Söz yazmak, beste yapmak bende hiç yok. Ancak kendi kendime çalmaya çalıştığım bir mızıkam var. Uzun süredir kenarda bekleyen bir kemanım var.
Profesyonel bir şekilde çalamıyorum ama kendimi eğlendirebiliyorum. Daha çok müzik dinlemeyi ve dans etmeyi seviyorum.
-Sizi daha önce birçok tiyatro oyununda, dizide ve filmde izledik. Bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız? Ailenizde daha önce sanatçı var mıydı? Sanat dünyasına yönelmenizin sebebi neydi? İmren Şengel’in hayattaki en büyük isteği nedir?
Kariyeriyle ilgili hedefleri nelerdir? Tiyatro, sinema, dizi sektörü onu en çok mutlu eden dal hangisidir? Boş zamanlarında neler yapmayı sever? Hayatta vazgeçilmezleri nelerdir? Bize kendinizi anlatır mısınız?
-Ailemde bildiğim kadarıyla sanatçı yoktu. Küçükken annemle hep sinemaya, tiyatroya giderdik. İlkokul zamanlarında etrafımda tiyatroyla ilgilenen insanlar oldu.
Sanırım en büyük etki o zaman oldu. Evde aileme gösteriler hazırlardım, okulda da arkadaşımla skeçler yazıp boş derslerde oynadığımızı hatırlıyorum. Aktif bir öğrenciydim. Hayatımda dans ve spor hep oldu.
Konservatuvara gitmeye tam olarak ne zaman karar verdiğimi hatırlamıyorum ancak hep hareketli bir iş hayatı istediğimi hatırlıyorum. Yeni yerler görebiliyorum, her yeni proje yeni bir başlangıç ve yeni insanlar demek.
Öğrenmenin asla bitmediği, sürekli kendinizi yenilemeniz ve geliştirmeniz gereken bir meslek. Tabii ki beraberinde büyük fedakarlıklar da getiriyor. Her şey güllük gülistanlık diyemem. Her meslek bu şekilde aslında.
İyi ve kötü yanlarını birlikte kabul etmek gerekiyor ilerleyebilmek için. Ben de gidebildiğim yere kadar gitmek istiyorum. Ne kadar çok projede farklı karakter oynarsam o kadar mutlu oluyorum.
Tiyatronun yeri her zaman ayrı oluyor. Seyirciyle karşılıklı o alışverişin yarattığı enerjiyi başka bir yerde yakalamak mümkün değil. Oyuna çıkmadan önceki o heyecanı seviyorum.
Bir de tiyatroda uzun süre prova yapılıyor. Çalışmanın verdiği bir rahatlık ve güven oluyor dolayısıyla tiyatroda. Sinema ve dizi daha hızlı ilerleyen işler. Tiyatrodan sonra oyuncuları tedirgin eden nokta genellikle bu oluyor sanırım.
Her şey çok hızlı oluyor ve sahneyi çektikten sonra artık geri dönüşü yok. O saatten sonra hiçbir şey sizin kontrolünüzde değil. Bu duyguya da alışmak gerekiyor. Ama hepsinin keyfi ayrı tabii. Her alanı deneyimleme fırsatım olduğu için mutluyum.
Çok boş zamanı olan biri değilim. Kendimi oyalayacak bir şeyler muhakkak bulurum. Genellikle evde olmayı severim ama gezmeyi de severim.
Evde olduğum zamanlarda bir şeyler okurum, izlerim. Düzenli spor yapmaya çalışıyorum. Herkesin sevdiği şeyler aslında. Yemek yemeyi severim. Güzel bir yemek beni mutlu etmeye yeter: )
]]>ÜNLÜ İSİMLERDEN BAHAR ÖZTAN’A VEDA
FİLİZ AKIN
“Rahatsızlığımdan dolayı bir süre telefonuma bakmamıştım. Bu sabah telefonumu açtığımda Bahar’ı, o gamzeli güzelimizi kaybettiğimiz haberi çıktı karşıma. Üzülerek öğrendim ki, kolon kanseri ameliyatı için sevgi yüklü dualar yolladığımız Bahar’ımız yok artık…”

HÜLYA KOÇYİĞİT
Hülya Koçyiğit, sosyal medya hesabından Bahar Öztan’ın gençlik ve son halini paylaşarak,”Birbir gidiyor Yeşilçam emekçileri… Yazmak bile zor geliyor artık… Boğazımda bir düğüm… Uzun zamandır amansız hastalıkla mücadele eden, Türk sinemasının gamzeli güzeli Bahar Öztan’ın vefat haberini büyük bir üzüntü ile öğrendim. Kendisine Allahtan rahmet, tüm sevenlerine sabır diliyorum. Başımız sağ olsun.” ifadelerine yer verdi.

ARMAĞAN ÇAĞLAYAN
“Hoşça kalın Bahar Hanım. Alkışlarla… Yattığınız yer incitmesin.”

NEBAHAT ÇEHRE
“Başımız sağ olsun”

DENİZ SEKİ
“Gamzeli güzelimiz Bahar Öztan’ımızı kaybetmişiz… Çok üzgünüm. Sevenlerinin başı sağ olsun. Mekanı cennet olsun.”

ÇAĞLA ŞİKEL

EBRU GÜNDEŞ

PINAR ALTUĞ

Usta oyuncu Bahar Öztan, bugün ikindi vakti Şakirin Camisi’nde kılınacak cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda defnedilecek.
BAHAR ÖZTAN KİMDİR?
1980’lerde kariyerinin en parlak dönemini yaşayan Bahar Öztan, bir reklam filminde rol aldıktan sonra film yapımcılarının dikkatini çekti. Ardından o dönem çok popüler olanfotoromanlarda oynamaya başlayan Öztan, 1972 yılında Osman Seden imzalı “Mahkum” filmi ile sinemaya adım attı. Ünlü isim, şöhreti “Şaşkın Milyoner” filmiyle yakaladı. Sonrasında kariyerinde hızla yükselen Bahar Öztan, birçok yapımda rol aldı.
2000’li yılların başında ABD’ye giden ve bir süre Miami’de yaşayan Öztan, 6 yıl sonra tekrar Türkiye’ye döndü. Birkaç projede boy gösteren ünlü isim, uzun yıllardır gözlerden uzak bir yaşam sürüyordu.
1993-2008 yılları arasında Yavuz Çolak ile evli kalan Bahar Öztan’ın bu birlikteliğinden Yiğit Çolak adında bir oğlu bulunuyor.

OYNADIĞI FİLMLER
“Bu bir dublör! Kesinlikle Kate olamaz!”
Dün sabah sosyal medya akışıma düşen ilk videoda amatör bir dedektif, Sun gazetesinin yayımladığı ve Galler Prensesi Kate Middeleton’ın eşiyle birlikte Windsor’da alışveriş yaparken görüldüğü videodaki kişinin aslında bilindik bir dublör olduğuna dair bir komplo teorisini yayıyordu.
Fakat bu teoriyi destekleyecek tek bir kanıt bile yok.
Bu, Kate’in sağlığı hakkında sosyal medyada yayılan yanlış teorilerin son örneklerinden biri.
Ocak’ta geçirdiği karın ameliyatı sonrasında halkın karşısına çıkmadığı süreçte, hakkında hem haklı sorular hem de çılgın iddialar ortaya atıldı.
Kensington Sarayı’ndan yapılan açıklamada, Galler Prensesi’nin nekahet sürecinde olduğu ve Nisan’dan itibaren görevlerinin başına döneceği aktarıldı.
Geleneksel medya bir yandan bu sosyal medya çılgınlığına katılırken diğer yandan da ortadaki bilgi boşluğunu doldurdu.
Fakat bu süreç, daha önce incelediğim örneklerde olduğu gibi, hakkında komplo teorileri üretilen kişilere ciddi zarar verebiliyor.
Kişinin aile ve arkadaşlarını üzmekle kalmayıp kamuoyunun güvenini de zedeleyebiliyor.
Kate’in İngiltere’deki Anneler Günü için çocuklarıyla birlikte paylaştığı fotoğrafın üzerinde oynandığının anlaşılması da mevcut sosyal medya tartışmalarını alevlendirmişti.
Prenses daha sonra özür diledi ve fotoğrafın üzerinde oynayan kişinin kendisi olduğunu açıkladı.
Kate’in alışveriş yaparken çekilmiş yeni görüntülerinin üzerinde oynanmış olduğuna dair hiçbir kanıt olmasa da hem komplo teorilerine hem de hicivli paylaşımlara yol açtı.
Sosyal medyada türeyen dublör teorisi yalnızca TikTok’ta karşıma çıkmadı, X hesabımda da bana gösterildi.
İki sitenin de algoritması, insanlara görmek isteyebilecekleri şeyleri göstermek üzerine kurulu.
Gün içinde bu komplo teorisini savunan onlarca video Sana Özel akışında karşıma çıkarıldı.
24 saatten daha kısa bir sürede dublör teorisi X’te 12 milyon, TikTok’ta da 11 milyon kere görüntülendi.
Peki bu yanlış iddiaları hangi kullanıcılar yayıyordu?
X’teki hesapların çoğu ABD merkezliydi ve neredeyse saat başı Galler Prensesi hakkında paylaşım yapıyorlardı.
Bazılarının mavi tiki de vardı.
Eskiden mavi tikler kimliği doğrulanmış hesaplara verilirken şimdi içeriklerini sosyal medyada yaymak isteyen kişiler tarafından satın alınabilen bir özelliğe dönüştü.
Prensesin yüzüne yakınlaşan ve bunları dublörüyle kıyaslayan videolar paylaşan onlarca TikTok kullanıcısına mesaj attım.
Onlardan biri de videosu 2,9 milyon kez izlenen ve ABD’de yaşayan Esmerelda adlı bir kullanıcıydı.
Bana daha önce İngiliz Kraliyet Ailesi hakkında paylaşım yapmadığını fakat “kamuoyunun endişelenmesi nedeniyle” paylaşım yapmaya başladığını söyledi:
“Genelde insanların paylaştığı iddiaları ve ortada konuşulanları derliyorum – o teoriye katılsam da katılmasam da paylaşıyorum.
“Bir teorinin yanlış olduğu ortaya çıkarsa da bir video daha yapıp ‘Hey, bu teori yalanlandı ve işte bu da nedeni’ demekten de gocunmuyorum.”
Almanya’dan aynı teoriyi paylaşan bir TikTok kullanıcısı da kendisini “suçlu hissetmediğini” anlattı:
“Bence en iyi şey ifade özgürlüğüdür ve bunun da sosyal medyada olmasına izin verilmelidir.”
Basın kuruluşları da internetteki temelsiz komplo teorilerine yer vermek ve onları paylaşmakla suçlandı.
Fakat bu tür içeriklerin en radikal olduğu ve milyonlarca kişiye ulaştığı yer geleneksel medya değil sosyal medya.
İddialarını destekleyecek hiçbir kanıt olmasa da, bu amatör dedektiflerin paylaştığı videolar milyonlarca kere izleniyor ve yeni takipçiler kazanmalarını da sağlıyor.
TikTok’un kullanım yönergesine göre siteye “niyeti ne olursa olsun, bireylere veya topluma önemli ölçüde zarar verebilecek yanıltıcı veya yanlış içeriklere” izin verilmiyor.
Şirket daha önce yaptığı bir açıklamada da hiçbir kanıt sunmadan Kraliyet Ailesi veya diğer güçlü grupların, kötücül planların bir parçası olduğunu öne süren komplo teorisi videolarının yayılımını azaltmakta olduklarını belirtmişti.
X, BBC’nin görüş talebine yanıt vermedi. X yönergesinde kullanıcıların görüşlerine saygı duymak ve onları savunmanın, şirketin merkezindeki değerlerden biri olduğu aktarılıyor.
]]>KAYSERİ’de 5 kişinin yaralandığı kavgada şarkıcı Metin Işık’ın (57) oğlu Mustafa Işık tarafından av tüfeği ile vurulan Yusuf Memduh Sarp (24), “Bir insanın ömründen 3 sene çalınır mı? Benden çaldılar. 3 senedir çalışamıyorum. Vücudumun birçok yerinde hala saçma parçaları duruyor. Geceleri sancılarla uyanıyorum. Yolda yürürken sürekli arkama bakıyorum. Çünkü bunu yapan insan, halen dışarıda” dedi.
Olay, 15 Ağustos 2022 akşamı Melikgazi ilçesi Yıldırım Beyazıt Mahallesi’nde meydana geldi. Şarkıcı Metin Işık ile oğlu Mustafa Işık, husumetli oldukları grupla tartıştı. Bu sırada Metin Işık ile oğlunun bulunduğu noktadan, gruba pompalı tüfekle ateş açıldı. Tüfekten çıkan saçmaların isabet ettiği Naile Dikmen (47), Yusuf Memduh Sarp, Sema A., Kader S. ve Emine A. yaralandı. Şarkıcı Metin Işık, eşi Gülbahar Işık ve oğlu Mustafa Işık, gözaltına alındı. Metin Işık ile oğlu tutuklanırken, Gülbahar Işık adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Metin Işık eylül ayında tahliye edilirken, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı olaya ilişkin iddianame hazırladı.
SAVCI, METİN IŞIK İLE EŞİ İÇİN BERAAT İSTEDİ
Kayseri 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın son duruşmasında savcı, mütalaasını açıkladı. Savcı, Mustafa Işık’ın, ‘kasten adam öldürmeye teşebbüs etme’ suçundan müebbet hapsini, Metin Işık ile Gülbahar Işık’ın ise ‘kasten öldürmeye azmettirme’ suçundan beraatini istedi. Savcı, Metin Işık’ın ayrıca ‘silahla tehdit’ suçundan cezalandırılmasını talep etti.
ATEŞ ETTİKTEN SONRA KANEPEYE SAKLAMIŞ
Öte yandan olaya ilişkin güvenlik kamera görüntüleri ortaya çıktı. DHA’nın ulaştığı görüntülerde, şarkıcı Metin Işık’ın sokakta oturduğu sırada komşuları Yusuf Memduh Sarp’ın yoldan geçtiği, av tüfeği ile kapıda bekleyen oğlu Mustafa Işık’ın komşularına doğru ateş açtığı, komşulardan birinin sırtından yaralanıp koştuğu, diğerinin vücuduna isabet eden saçmalar ile yere düştüğü görüldü. Mustafa Işık’ın, tüfeği sokağın diğer tarafına çevirip, kendisine müdahale etmek isteyen başka komşusuna doğrultarak ateş ettiği, ardından evin avlusuna girdiği, 2 farklı tüfeği kanepenin altında sakladığı, daha sonra da 2 tüfeği alarak hızla evinin merdivenlerinin çıktığı anlar kaydedildi.
TÜFEĞİ KONTROL EDİP, OĞLUNA VERMİŞ
Yine görüntülere göre; olaydan önce Mustafa Işık’ın evlerinin avlusu içine girerek kapı arkasındaki döner bıçağını kılıfından yarıya kadar çıkartıp, bir süre bakıp, tekrar bıraktığı, bir süre gezindikten sonra av tüfeğini çıkartarak eline aldığı, bir süre kontrol edip, bahçe tuvaletine bıraktıktan sonra babası Metin Işık’ın yanına çıktığı görüldü. Diğer yandan Metin Işık’ın elindeki tüfeği sağa, sola çevirerek baktıktan sonra oğluna verdiği, Mustafa Işık’ın ise aldığı tüfeği koltuk altına bırakıp, yukarı çıktığı anlar ortaya çıktı.
METİN IŞIK: BEN ATEŞ ETMEDİM
Olaydan önce rahatsız edildiklerini öne süren şarkıcı Metin Işık, “Eşim ve oğlum bıçaklandı, evim kurşunlandı. Kızlarıma taş atıldı. Ankara’da sahne alırken değişik tehdit telefonları aldım. Mağdur oldum. 8-9 defa karakola şikayet ettim. Olayın olduğu gün de sanki ben ateş etmişim gibi anlaşıldı, ben ateş etmedim. Hakkımda azmettirmeye yönelik dava açıldı. Duruşma savcısı da bir suçum olmadığını görünce mütalaada beraatimi istedi. Evimin önünde uzaklaştırması olan, değişik yerlerden gidebilme imkanı varken eşim ile otururken, eşimin eteğinin dibinden geçerek ve küfür eden bu kişiyi görünce oğlum da sinirlendi ve olmaması gereken bir olay oldu. 3-5 kişi yaralandı. Ben Metin Işık’ım. Beni Türkiye bilir. Sevilmeyi Türkiye’den, Kayseri’den, İç Anadolu’dan öğrendim. Barışçı bir adamım, aşığım, ozanım. Sevginin, kederini ne demek olduğunu bilirim. Ahlaki, dini ve yaşamsal değerler, edep, adabı iyi bilirim. Bu olayla alakalı itirazlarım var” diye konuştu.
‘BEKLEMEDİĞİM ANDA SIRTIMDA BİR ATEŞ HİSSETTİM’
Metin Işık’ın oğlu Mustafa Işık’ın av tüfeği ile arkasından koşarak ateş etmesi sonucu yaralanan Yusuf Memduh Sarp ise Işık ailesi ile öncesine dayalı bir husumetleri olduğunu söyleyerek, “Sırtımdan vuruldum. Sürekli hakkımda şikayette bulunuyorlardı. İş yerimden çıkıp, evime doğru giderken hiç beklemediğim anda sırtımdan bir ateş hissettim. Gözümün önünde annemin ve halamın saçmalarla yere düştüğünü gördüm. Bir insanın ömründen 3 sene çalınır mı? Benden çaldılar. 3 senedir çalışamıyorum. Vücudumun birçok yerinde hala saçma parçaları duruyor. Geceleri sancılarla uyanıyorum. Yolda yürürken sürekli arkama bakıyorum. Çünkü bunu yapan insan, halen dışarıda. Adalete sığındık, sesimizi duyurmak için çabalıyoruz” dedi.
‘BİR EVLADI ANNESİNİN GÖZÜ ÖNÜNDE VURDULAR’
Yusuf Memduh Sarp’ın annesi Naile Dikmen ise “Mustafa Işık bize sürekli ateş etmeye başladı. Oğlum vuruldu, ardından ben yere düştüm. Başımı çevirdiğimde kız kardeşlerim yere düşmüştü. Bize karşı bir katliamdı. Bir evladı, annesinin gözü önünde vurdular. Herkes bir tarafa kaçıştı. Bir şey diyemiyorum. Sadece adalet istiyorum. Benim yüzümde hala saçma parçası var. Psikolojim altüst oldu” diye konuştu.
]]>İstanbul Uluslararası Bahar Film Festivali’nin bu yıl en dikkat çekici yapımı Son Akşam Yemeği oldu. Uludüz Medya tarafından düzenlenen, Piramid Sanat ve Hacettepe Üniversitesi Türk-Alman İlişkileri Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin desteğiyle gerçekleştirilen festival, 15 Mart 2024 tarihinde 38 ülkeden 1283 başvuru ve 130 dereceye giren film ile izleyicilerle buluştu.

Son Akşam Yemeği, beş farklı kategoride ödüle layık görülerek festivalin en çok konuşulan ve övgü alan yapımı oldu. Levent Onan’a En İyi Yönetmen ödülünü kazandıran Son Akşam Yemeği, festivalin en prestijli ödüllerini toplamayı başardı.
Film, ayrıca En İyi Uzun Metraj Film, En İyi Sinematograf, En İyi Kadın Oyuncu (Pelin Akil ve Azra Aksu) ve En İyi Erkek Oyuncu (Onur Tuna ve Engin Şenkan) kategorilerinde de ödül aldı.
Festivalin basın toplantısı, Festival Direktörü Dr. Görkem Uludüz, Onur Üyesi Bedri Baykam ve jüri üyeleri Nedim Aka, Bulut Özdemir, Gamze Lim’in katılımıyla Piramid Sanat’ta yapıldı.

Türkçe, Almanca ve İngilizce dillerinde gerçekleşen toplantıda kazanan filmler açıklandı.
Kültürler arası bir köprü görevi gören İstanbul Uluslararası Bahar Film Festivali, sinema dünyasında yeni bakış açıları ve yaratıcı eserleri teşvik etmeye devam edecek.
Sanatın birleştirici gücüyle dünyanın dört bir yanından sanatçıları ve izleyicileri bir araya getiren festival, gelecek yıl da sinemaseverleri benzersiz bir deneyime davet ediyor.
EN İYİ KISA FİLM
– Returning to Earth (ABD), Tim Hunter
– RED (Fransa), Balthazar Rechert
– The Apple (Türkiye), Mehmet Acaruk
– Forbidden (Çekya), Charlotte Vacková
– Pit (Rusya), Roman Boyko, Dimitry Paschnyuk
– La Crox (Fransa), Jors Fleurot
– Experence (Slovenya), Matc Erzen
EN İYİ KISA BELGESEL FİLM
– Save Generation Ua (Ukrayna), Roman Blazhan
– Colours of Provence (Fransa), Renaud Cont
– Mission Microbiome (Fransa), Giulia Grossmann
– The Woodland Threshold (Fransa), Giulia Grossmann
EN İYİ BELGESEL UZUN METRAJ FİLM
– Blue Carbon: Unleashing Nature’s Superpower (İngiltere), Nicolas Brown
– Brother (Bosna Hersek), Ajdin Kamber, Vanja Stokic
– Köşe Başı Beklerim (Türkiye), Neslihan Kultur
EN İYİ YÖNETMEN
– Mehmet Acaruk, The Apple (Türkiye)
– Levent Onan, Son Akşam Yemeği (Türkiye)
EN İYİ ÖĞRENCİ KISA FİLM
– Monday Mourning (ABD), Dustin Kahia
EN İYİ UZUN METRAJ FİLM
– Son Akşam Yemeği (Türkiye), Levent Onan
EN İYİ ÖĞRENCİ YÖNETMEN
– Vuruyor Gol Oluyor (Türkiye), Berk Ali Çekmez
EN İYİ KISA ANİMASYON FİLM
– Numbers (Türkiye), Deniz Türker
EN İYİ SİNEMATOGRAF
– Son Akşam Yemeği (Türkiye), Levent Onan
– Forbidden (Çekya), Charlotte Vacková
EN İYİ KADIN OYUNCU
– Zuzana Valešová, Forbidden (Çekya)
– Pelin Akil ve Azra Aksu, Son Akşam Yemeği (Türkiye)
– Begüm Arslan, Domino (Türkiye)
EN İYİ ERKEK OYUNCU
– Onur Tuna ve Engin Şenkan, Son Akşam Yemeği (Türkiye)
EN İYİ FRAGMAN
– Anadolu Kadim Doğa (Türkiye), Burak Doğansoysal
EN İYİ ÖĞRENCİ UZUN METRAJ FİLM
– Andreas Moles (Türkiye), Emre Çubukcu, Mert Emre Ergin, Atakan Aydın
– Sabes Quén Soy-You Know Who I Am (Arjantin), Roque Corcuera
EN İYİ YAPIMCI
– A. Selim Tuncer, Son Akşam Yemeği (Türkiye)
FESTİVAL ÖZEL ÖDÜLÜ
– Ceylin (Türkiye), Tufan Şimşekcan
– Clockmaker (Azerbaycan), Huseynaga Aslanov
]]>Müslüm Gürses ile evliliğinde Akbaş soyadını alan sanatçı, bazı röportajlarında 1936’da dünyaya geldiğini belirtse de kayıtlara göre 1932’de Makedonya’nın Manastır şehrinde dünyaya geldi.
Tam adı Aysel Muhterem Kısa olan sanatçı, 16 yaşındaki annesini, kendisi dünyaya gelirken kaybetti.
Küçük yaştan itibaren “teyze” dediği bir kadın tarafından büyütülen Nur, 1942’de Türkiye’ye göç ederek, çocukluğunu Eyüpsultan’da geçirdi.
Muhterem Nur, genç yaşlarında fabrika işçisi olarak çalışırken, tesadüfen tanıştığı ünlü ses sanatçısı ve film yapımcısı Suzan Yakar Rutkay’ın desteğiyle sinemaya adım attı.
İlk kez 1950’de figüranlık yaptı
İlk kez 1950’de “Yıldızlar Revüsü” filminde figüran olarak kamera karşısına geçen oyuncu, fabrikadaki işinden ayrılıp figüranlığa devam etti.
Sanatçı, tanınmaya başlayıncaya kadar 20’nin üzerinde filmde küçük roller oynadı. Asıl ününü “Üç Arkadaş” filmiyle yakalayan Nur, kısa sürede başrollerde oynamaya başlasa da bir süre sonra şöhretini kaybetmeye başladı.
Nur, ilk evliliğini 1961’de Işın Kaan Köseoğlu ile yaptı ancak iki yıl sonra evliliği sona erdi. Maddi sıkıntıları başa çıkamayacağı boyuta ulaşıp, ödeyemediği borçlar yüzünden 1967’de kısa süreli hapis cezası alan sanatçı, aynı yıl şarkıcı olarak sahneye çıkmaya başladı.
Sanatçı, 1982’nin mayıs ayında Malatya turnesi sırasında Müslüm Gürses ile tanıştı ve ikili arasında “Sahneye ilk kim çıkacak” kavgası yaşandı.
Kendisinden 21 yaş küçük olan Gürses ile 5 Mayıs 1986’da Beykoz Evlendirme Memurluğu’nda gizlice nikah masasına oturan Nur, o dönem popüler bir konumda olsa da eşinin isteğiyle sanat yaşamını sonlandırdı ve Gürses’in yaşamındaki en büyük destekçisi oldu.
Müslüm filmiyle aşkları beyaz perdede ölümsüzleşti
Katıldığı bir televizyon programında, Müslüm Gürses’e olan sevgisini anlatan sanatçı, eşinin vefatının ardından unutmak için evini değiştirdiğini anlatmıştı.
Sanatçı, “Her yerde Müslüm’ü arıyordum ama oturduğu yerde göremiyordum. Unutmak için biraz uzağa gittim. Tabii unutulmuyormuş. Benimle beraber geldi. Dolu dolu onunla beraberim. Unutmam mümkün değil. Malatya’da bir turnede tanıştık. Beraberliğimiz de bir şarkı yüzünden oldu. Sahne arkasında kavga ettik. Yıldırım Gürses’in ‘Yalan Dünya’ şarkısı için. Ben onu okuyordum sahne arkasında. ‘Muhterem Hanım bunu okumayacaksınız.’ dedi. ‘Neden okumayacağım. Benim repertuvarımda var. Siz arabeskçisiniz.’ dedim. ‘Okumayacaksınız diyorsam, okumayacaksınız.’ dedi. ‘Siz kim oluyorsunuz?’ dedim. Ben tek bir plağını dinlemiştim.” ifadelerini kullanmıştı.
İkilinin birlikteliği, Mustafa Uslu’nun yapımcılığını üstlendiği, Ketche ve Can Ulkay’ın yönettiği, 2018 yapımı “Müslüm” filmiyle beyaz perdeye uyarlanmış ve film gişede 6 milyon 480 bin kişi tarafından izlenerek bir rekora imza atmıştı.
Müslüm Gürses, eşiyle ilgili yaptığı bir açıklamada, “Her insana bel bağlamam ama Muhterem Hanım, bu dünyanın insanı değil. Ben bugün bir yerlere gelmişsem bunda yüzde 90 Muhterem Hanım’ın payı vardır.” ifadelerini kullanırken, Muhterem Nur ise “Ondan önce yaşamıyordum. Mutlu olmayı, huzuru anladım. Eğer bir gün gözlerim görmez, ayaklarım tutmaz, kollarım da yukarıya kalkıp ona yardım etmezse, o zaman Müslüm’ü yalnız bırakırım.” açıklamasında bulunmuştu.
“Adana Altın Koza Film Şenliği” ve “İstanbul Film Festivali”nden ödüllerle dönen sanatçının rol aldığı bazı yapımlar şöyle:
“Yuva”, “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu”, “Denizin Kanı”, “Esrarlı Gözler”, “Bir Akıllı Bir Deli”, “Sevmemeli”, “Yalnızlık Korkusu”, “Kuşlu Çorap”, “Küskünüm”, “Son Akın”, “Zeytin Gözlüm”, “Kaderim”, “Kara Gün”, “Öksüz Gülnaz”, “Yiğit Anadolu’dan Çıkar”, “Kanunsuz Toprak”, “İstanbul’da Randevu”, “Ekmek Kavgası”, “Anne”, “Ali Derler Adıma”, “Derbeder/ Kırık”, “Ayşem Kınalı Gelin”, “Gelin Ayşem”, “Bırakın Yaşayalım”, “Kara Davut”
]]>‘Manga’ grubunun solisti Ferman Akgül, kendisini siyasi bir oluşumun içindeymiş gibi göstererek lince maruz bıraktıkları iddiasıyla Redd Grubu’nun üyeleri Doğan Duru ve Güneş Duru ile sanatçı Aylin Aslım’a açtığı 300 bin liralık manevi tazminat davasını kaybetti.
İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açılan davaya göre Redd Grubu’nun solisti Doğan Duru, sosyal medya üzerinden sanatçı Ferman Akgül ile ilgili olarak, ‘Teknofestlerde sahneye çıkanı, pandemide müzisyenler intihar ederken … iş tutan grubun solistini alkışlayan insanlar olmasını geçtim. Yahu siz grupsunuz, biriniz adamın yüzüne tükürmedi mi? Biriniz de sanatçı nedir söylemedi mi? Yuh size be kardeşim.. Omurgasız sürüngen gibi her yerde olmak’ şeklinde paylaşımlar yapmıştı. Redd Grubu’nun gitaristi Güneş Duru da, ‘Çakma rock starlardan biri tanıtımı için bir iki milyon alır, vatandaş altına yatar’ şeklinde paylaşım yaptı. Diğer sanatçı Aylin Aslım ise, “Kaç milyon aldığını bilmem, bilemem. Türk rock camiası. Kol kırılır yen içinde kalır’cıdır. Ama burada bahsedilen kişi yıllardır AKP ile iş birliği yapan Manga’nın solisti Ferman Akgül’dür. Biz on yıldan fazla zamandır kara listelerdeyken, bu niye bilinmesin? Her şey bir yere kadar’ şeklinde paylaşım yaparak Ferman Akgül hakkında iddialarda bulunmuştu.
“YALAKA MANGA, YANDAŞ GRUP GİBİ HAKARETLERE MARUZ KALDI”
Üç sanatçının istikrarlı ve sistematik olarak müvekkiline yönelik bir karalama kampanyası başlattıklarını dava dilekçesinde anlatan Ferman Akgül’ün avukatı Ufuk Kök, “Müvekkil, 20 yılı aşkın kariyeri boyunca hep sanatçı kimliğini ön planda tutmuş, hiçbir siyasi oluşumun içinde yer almamıştır. TOGG ile poz veren müvekkilin bu tanıtımdan 2 milyon lira aldığı şeklindeki yalan iddialar üzerine de müvekkil linç edilmiş, özel hayatının sınırları ihlal edilmiştir. Üç sanatçının saldırıları nedeniyle müvekkil ve ailesinin huzur ve sükunu bozulmuş, sosyal gelişim çağındaki çocukları bu durumdan etkilenmiş ve sosyal çevrelerinde bu durumdan zarar görme ihtimali söz konusudur. Müvekkil, sosyal medyanın da hedefi haline gelmiş, ‘yalaka Manga’, ‘yandaş grup’ gibi hakaretlere maruz kalmıştır. Üç sanatçının, kamuoyu önünde halkı kin ve düşmanlığa tahrik ederek başlattığı linç kampanyası yüzünden müvekkilin şeref ve itibarı ağır şekilde zarara uğramıştır. Bunun korunmasını istiyoruz. Büyük elem ve üzüntü duyan müvekkilin, hedef ve taraf haline getirilerek bir siyasi figür olarak yuftalanmasına ve ayrımcılığa uğramasına neden olan davalıların 300 bin lira manevi tazminata hükmedilmesini istiyoruz” dedi.
“SANATÇININ AĞIR ELEŞTİRİLERE TAHAMMÜL ETMESİ GEREKİR”
Davaya cevap veren Redd Grubu üyeleri Doğan Duru ile Güneş Duru ise, kamuoyuna mal olmuş bir sanatçı olan Ferman Akgül’ün ağır eleştirilere tahammül etmesi gerektiğini belirterek davanın reddini istedi. Doğan Duru ile Güneş Duru’nun sanatçı Ferman Akgül’ün kişilik haklarına saldırıda bulunmadıklarının belirtildiği cevap dilekçesinde, “Ferman Akgül, ne şekilde zarar gördüğünü belirtmemiştir. Kendisinin siyasi bir partiye yakın durmasından hareketle, özellikle geçmişteki muhalif parçaları göz önüne alındığında, dinleyiciler ve sanat camiasından eleştirel paylaşımların yapılması ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Yapılan yorumlar, kişilik haklarına zarar verici nitelikte değildir. Bu nedenle davanın reddini istiyoruz” dedi.
MAHKEME DAVAYI REDDETTİ
İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasına Ferman Akgül ile Redd Grubu’nun üyeleri Doğan Duru ve Güneş Duru katılmadı. Duruşmada her iki tarafı da avukatları temsil etti. Duruşmada söz alan Ferman Akgül’ün avukatı davanın kabulünü istedi. Davalılar Doğan Duru ile Güneş Duru’nun avukatları ise davanın reddini talep etti. Kararını açıklayan mahkeme, gerekçesi sonradan açıklanmak üzere Ferman Akgül’ün davasını reddetti.
]]>Bu hafta; Fosforlu Cevriye, Oscar, Ben Medea Değilim, Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, Öldün, Duydun mu?, Uçurtmanın Kuyruğu, Tartuffe, Çingene Boksör, Komik Para, Herkes Sihirbaz Olacak, Rüya, Masal, Fındıkkıran, Bekçi ile Postacı, Karagöz Çiftlik Bekçisi, Elma Kurdu Kırtık adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
Vakitlerden Bir Vakit (Yeni Meddah Hikayesi)
Eski İstanbul’da, aynı mahallenin insanları olan fakat birbirinden hiç haz etmeyen Ahmet ve Namık’ın karşılaşması sonrası yaşanan komik olaylar naklediliyor.
Hiçbir konuda anlaşamayan, tamamen farklı tabiata sahip iki kişi üzerinden ortak değerlerde buluşup kardeşçe yaşamanın güzelliği işleniyor.
Tarık Şerbetçioğlu’nun yazıp yönettiği hikayede Tarık Şerbetçioğlu rol alıyor.
Oyun, 18 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahnesi’nde, 19 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
Ödüllü (Yeni Ortaoyunu)
Kavuklu bu sefer bekardır ve yine işsizdir. Pişekarla yıllar sonra karşılarlar, hal hatır sorulduktan sonra Kavuklu Pişekar’dan kendisine bir iş bulmasını ister.
Pişekar da varlıklı bir aile dostunun yakın zamanda vefat ettiğini, bekar bir kızı olduğunu ve o kızın bileğini büken erkekle evleneceğini vaat ettiğini söyler. Hikaye bu ya kızın kolunda efsunlu bir pazuband vardır.
Kavuklu hemen niyetini ortaya koyar. Kız ile buluşturulur, kız ile kavuklu birbirine vurulur, hemen bilek güreşine tutuşurlar derken herkesin bileğini büken kız kavukluya yenilir. Anne bu durumdan pek hoşnut olmaz.
Kız da kavuklunun kendisi için mücadele edip etmeyeceğini ölçmek için pehlivanlarla güreş yapmasını ister. Bu güreş için bir para ödülü konulur. Pişekar ünlü pehlivanlara mektup yazar ve sırayla pehlivanlar gelmeye başlar; kavuklu sevdiği kıza, pehlivanlar da para ödülüne kavuşmak için güreşe tutuşurlar.
Arnavut, Yahudi, Acem, Laz, Kayserili, Matiz gelir ve bizim Kavuklu hepsini tesadüfen! tuşa getirerek yener. Peki, aşıklar kavuşur mu, pehlivanlar para ödülünü nasıl alır?
Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burhan Yeşilyurt, Cihan Kurtaran, Çağlar Ozan Aksu, Gülsüm Alkan, Murat Üzen, Özgür Dağ, Seda Yılmaz, Serkan Bacak, Yılmaz Aydın rol alıyor.
Oyun, 18 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahnesi’nde, 19 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: Oteller Kenti (Edip Cansever)
İBB Şehir Tiyatroları, İstanbul Şiirle Buluşuyor başlığı altında, şairler ve şiirleri üzerinden oluşturulan özel mekan ve ses evreninde yeni bir “anlatı”yı seyircisine sunuyor.
Hümay Güldağ’ın uyarlayıp yönettiği Oteller Kenti’nde müzik tasarımı Hüseyin Tuncel’e, dekor tasarımı Cihan Aşar’a, kostüm tasarımı Ahsen Nur Doğan’a, efekt tasarımı Metin Küçükyılmaz’a, ışık tasarımı Uğur Yıldız’a, görsel tasarım Yakup Altay’a ve koreografi Arda Alpkıray’a ait.
Oteller Kenti’nin oyuncuları Hüseyin Köroğlu, Hümay Güldağ ve Aslı Şahin. Piyanoda Orçun Tekelioğlu, solist olarak Berfu Aydoğan etkinliğin müzikleri için sahnede yerini alıyor. Etkinlik, 24 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
Oyun biletleri ve İstanbul Şiirle Buluşuyor etkinliğinin, ortaoyunu ve meddah hikayesinin ücretsiz davetiyeleri gişelerden, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir.
Bu Haftanın Programı (18-24 Mart 2024)
FOSFORLU CEVRİYE
Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir.
Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkümudur.
Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır.
Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.
Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu.
Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti…
“Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…” kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle…
Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor.
Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
OSCAR
Christian Jacqueline’e aşıktır, Colette ise Oscar’a. Christian uzun süredir sevdiği kızı Mösyö Bernard’dan isteme niyetindedir. Colette ise babası Mösyö Bernard’a söylediği yalanla sevgilisi ile evlenme planları yapmaktadır.
Ancak ne Christian doğru kızı ister ne de Colette doğru adamla evlenmek üzeredir. Birkaç dakikada sarpa saran olaylar hiç de kolay çözülecek gibi gözükmemektedir.
Claude Magnier’in yazdığı, Asude Zeybekoğlu’nun çevirdiği, Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Abdullah Topal, Aslı Aybars, Asrın Gurur Kuyucak, Cem Karakaya, Ceylan Çete, Çağrı Büyüksayar, Damla Cangül Yiğit, Aslı Şahin, Hakan Gümüş, Hüseyin Emre Şen, İrem Erkaya, Neslihan Ayşe Öztürk, Oğuzhan Oğuz rol alıyor.
Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
BEN MEDEA DEĞİLİM
“Ben Medea Değilim” oyununda yakın geçmişte “katil” sıfatı yakıştırılan bir Kadın’ın, tiyatro sahnesinde gösteriyi ve seyirciyi manipüle ederek kendi hikayesine ve aslında her kadının kendi gerçeğine yönlendirdiğini görüyoruz.
Allison Gregory’nin yazdığı, Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda Şirin Asutay, Berrin Koper, Kamer Karabektaş, Ozan Akif Serman rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
SEN İSTANBUL’DAN DAHA GÜZELSİN
Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli…
Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikayesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikayesini…
“Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…”
Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor. Mekanın birliğine hikayenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor.
Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikayeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikaye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikayesine dönüşüyor…
Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
ÖLDÜN, DUYDUN MU?
İntihar eden bir adamın geride bıraktığı hayatı, hatalarıyla yüzleşmesi ve sonrasında kendini tanıma süreci anlatılıyor. Oyunda ayrıca sabır, mücadele, belleksizlik gibi insanı şekillendiren pek çok kavram irdeleniyor.
Yiğit Sertdemir’in yazdığı Burçak Çöllü’nün yönettiği oyunda Emrah Can Yaylı, Pelin Budak, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
UÇURTMANIN KUYRUĞU
Çocukluğu babası tarafından otoriteyle bezenmiş, sıkı bir disiplinle yetiştirilmiş, bu disiplin ve otorite kendisi için saplantıya dönüşmüş bir adam, hayatına son vermeye karar verir. İntihar mektubunu yazıp bitirdiği an kapı çalar. Karşısında ilk defa gördüğü, tanımadığı bir misafir vardır.
Gelen adam hayatına ve tüm çocukluğuna dair her şeye hakimdir. Zaman geçtikçe sohbet ilgi çekici bir hal alır. Etkileyici bir iç hesaplaşma başlar. Savaş Dinçel’in yazdığı, Barış Dinçel’in yönettiği oyunda Gün Koper, Ali Yoğurtçuoğlu rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
TARTUFFE
Zengin mi zengin bir adamın, ailesindeki ve çevresindeki kimseyi dinlemeden evine yerleştirdiği sahtekar bir sofu ile hem kendi hem de çevresindekilerin hayatını beter etmesini anlatan bu ölümsüz eserde; inancı, aileyi, aşkı, erkek-kadın farklarını, dünümüzü, bugünümüzü, mizahı, müziği, acıyı, hüznü, rahatsız edici türlü anları iç içe ve olanca dinamiğiyle seyircinin karşısına çıkarıyoruz.
Orhan Veli’nin olağanüstü çevirisine, şiirlerinden bestelenen şarkıların da eşlik ettiği seyirliğimizle, hayata dair bu acayip bilmeceyi bir kez daha kahkahalarla selamlıyoruz.
Molière’in yazdığı, Orhan Veli Kanık’ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Bennu Yıldırımlar, Emre Şen, Gürkan Başbuğ, Mehmet Soner Dinç, Murat Garipağaoğlu, Naci Taşdöğen, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Semah Tuğsel, Tolga Yeter, Yeşim Koçak, Zeynep Göktay Dilbaz rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇİNGENE BOKSÖR
1920’lerin boks yıldızı Johann Wilhelm Trollmann’ın trajik yaşantısından yola çıkılarak yazılan oyun, kurgusal bir karakter olan Hans’ın tanıklığıyla seyirciye aktarılıyor. Çocukluk dönemlerinde tanışan ikili, güçlü bir arkadaşlık bağıyla yılları geride bırakır.
Kendine has stiliyle yıldızlaşan çingene boksör Ruki, Nazi Almanya’sının faşizan politikalarına ve ayrımcılığa maruz kalır. Almanya Şampiyonu olsa da bu unvan kendisine verilmez ve hep kaybetmeye mahküm edilir. Yoksul mahallelerde başlayıp toplama kamplarına kadar süren, ölümüne dostluğun çarpıcı öyküsü…
Rike Reiniger’in yazdığı Cafer Alpsolay’ın yönettiği oyunda Ercan Demirhan rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
KOMİK PARA
Doğum gününde Henry akşam işten dönerken metroda kendi çantası yerine yanlışlıkla bir başkasının çantasını alır. O çantanın içinde tam 1 milyon 735 bin pound para vardır. Evde onu bekleyen karısı Jean, Henry için bir doğum günü sürprizi hazırlamaktadır.
Bu doğum günü kutlaması için aile dostları Betty ve Vic de davetlidirler. Henry para dolu çanta ile eve gelir. Hemen uçak biletleri alınır ama eve bir dedektif gelir ve işler karışır, soluksuz macera başlar.
Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen’in çevirdiği, Özgür Atkın’ın yönettiği oyunda Ada Alize Ertem, Can Alibeyoğlu, Elyesa Çağlar Evkaya, Emrah Derviş Soylu, Hasip Tuz, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın, Uğur Dilbaz rol alıyor. Oyun, 23 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 24 Mart 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
RÜYA(5+Yaş)
Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır.
Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 24 Mart 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
MASAL (5+Yaş)
Hakkından ve ihtiyacından fazla yiyeceği çalarak açlığa sebep olan yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı üç çocuk fantastik bir yolculuğa çıkar. Birçok engelin aşıldığı yolculuk sürecinde bireysellikten birlikte hareket etmeye, yardımlaşma ve adaletli paylaşıma kadar çocukların düşünce ve eylemleri değişir.
Açlığın tüm çocuklar için yaşamsal bir sorun olduğunu fark eden çocuklar, açgözlü yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı mücadeleyi büyütür. Eftal Gülbudak’ın yazıp yönettiği oyunda Ceren Hacımuratoğlu, Ercan Demirhan, Yeliz Şatıroğlu, Onur Şirin, Serkan Bozkurt rol alıyor.
Oyun, 24 Mart 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
FINDIKKIRAN (7+ Yaş)
Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar.
1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor. E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor.
Oyun, 24 Mart 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş)
Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir.
Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor.
Oyun, 24 Mart 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
KARAGÖZ ÇİFTLİK BEKÇİSİ (3+ Yaş)
Karagöz uzun zamandır işsizdir ve iş aramaktadır. Sonunda kendisine bir çiftlikte iş bulur. İşi hayvanların bakımını yapmaktır. Ama ortada bir sorun vardır. Karagöz, hayvanları tanımamaktadır. Özgür Atkın’ın yazıp yönettiği oyunda Elif Verit, Hakan Örge, İrem Erkaya rol alıyor.
Oyun, 24 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ELMA KURDU KIRTIK (4-7 Yaş)
Elma Kurdu Kırtık 7 yaş altı çocuklara yönelik, kuklaların kullanıldığı, canlı müzik eşliğinde oynanan eğlenceli bir çocuk oyunudur. Haylaz bir elma kurdunun mükemmel elmayı bulmak için çıktığı yolculuğu anlatır.
Sahip olduklarına değer vermeyen, çevresindekileri hor gören Kırtık bu yolculukta aradığı mükemmel elmaya ulaşmak yerine çok daha kıymetli bir şeyin farkına varır. Çocukların sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine dikkat çeken oyun somut nesnelerle soyut kavramları ilişkilendirerek çocuğun algısını geliştirmeyi amaçlamaktadır.
Çocuğun günlük yaşamında yaşadığı çelişkileri renkli bir hayal dünyasında yeniden yaratan oyun çocuğa kendi gerçekliğine dışarıdan bakabilme şansı verir. B. Çağatay Çakıroğlu ve Ö. Barış Bakova’nın yazıp B. Çağatay Çakıroğlu’nun yönettiği oyunda; Elyesa Çağlar Evkaya ve Seda Çavdar rol alıyor.
Oyun, 24 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>Ancak sahursuz oruç yapanların sayısı da az değil. Uykusuna yenik düşenler, sahur yapmadan yatıyor.
Ertesi gün “dayanabileceğini” düşünenler, sağlığını tehlikeye soktuğunun farkında değil.
Sahur yapmak oruç tutmanın en önemli halkalar arasında yer alıyor. Gündelik hayatınızdan tutun sağlığınıza kadar olumsuz geri dönüşleri olabilir.
Sahur yapmadan oruç tutmanın bazı potansiyel zararları şunlar olabilir:
Vücutta Dehidrasyon:
Sahurda su içmek, gün boyunca vücuttaki su kaybını dengelemeye yardımcı olur. Sahur yapmadan oruç tutmak, dehidrasyon riskini artırabilir, özellikle sıcak havalarda veya fiziksel olarak aktif olduğunuzda daha da önemli hale gelir.
Enerji Seviyelerinde Düşüş:
Sahurda alınan besinler, gün boyunca enerji sağlamaya yardımcı olur. Sahur yapmadan oruç tutmak, gün boyunca düşük enerji seviyelerine ve halsizliğe neden olabilir.
Baş ağrısı ve Yorgunluk:
Sahur yapmadan oruç tutmak, gün boyunca açlık nedeniyle baş ağrısı, baş dönmesi ve yorgunluk gibi semptomlara neden olabilir.
Mide Rahatsızlıkları:
Sahur yapmadan oruç tutmak, gün boyunca mide rahatsızlıklarına yol açabilir. Aç karnına asitli içecekler veya aşırı yağlı, ağır yiyecekler tüketmek mide problemlerini tetikleyebilir.
Besin Dengesizliği:
Sahurda alınan besinler, gün boyunca vücudun ihtiyaç duyduğu besinleri sağlamaya yardımcı olur. Sahur yapmadan oruç tutmak, besin dengesizliğine ve önemli vitamin ve minerallerin eksikliğine neden olabilir.
Performans Düşüklüğü:
Sahur yapmadan oruç tutmak, gün boyunca zihinsel ve fiziksel performansınızı olumsuz etkileyebilir. Özellikle iş, okul veya günlük faaliyetlerde daha düşük performans gösterebilirsiniz.

Sahurun faydaları
Sahur, oruç tutan kişiler için önemli bir öğündür ve birçok faydası bulunmaktadır:
Vücutta Su Dengelemesi:
Sahurda su içmek, gün boyunca vücuttaki su kaybını dengelemeye yardımcı olur. Bu, dehidrasyon riskini azaltır ve sağlıklı bir şekilde oruç tutmaya yardımcı olur.
Enerji Sağlar:
Sahur, gün boyunca enerji sağlamak için önemli bir fırsattır. Sahurda alınan besinler, gün boyunca vücuda enerji sağlayarak açlık hissini azaltır ve günlük aktiviteler için gereken gücü sağlar.
Zihinsel ve Fiziksel Performansı Artırır:
Sahur, gün boyunca zihinsel ve fiziksel olarak daha iyi performans sergilemenize yardımcı olur. Aç kalmak, konsantrasyonunuzu ve performansınızı olumsuz yönde etkileyebilirken, sahur yapmak bunu önleyebilir.
Besin Dengesini Sağlar:
Sahur, gün boyunca vücudun ihtiyaç duyduğu besinleri sağlamak için bir fırsattır. Dengeli bir şekilde beslenerek protein, karbonhidrat, yağ, lif, vitamin ve minerallerin alınması sağlanır.

Mide Rahatsızlıklarını Önler:
Sahur yapmak, gün boyunca mide rahatsızlıklarını önlemeye yardımcı olur. Aç karnına uzun süre beklemek, mide yanması, şişkinlik ve sindirim sorunlarına neden olabilirken, sahur yapmak bunları önleyebilir.
Sosyal ve Ruhsal Faydalar:
Sahur, aile ve topluluk içinde birlikte yapılan önemli bir ibadettir. Ayrıca, sabah erken saatlerde ibadet etmek ve dua etmek, ruhsal olarak da ferahlık ve huzur sağlayabilir.
Bu nedenlerle, sahur yapmak oruç tutan kişiler için önemlidir ve sağlıklı bir oruç deneyimi için sahurun faydaları göz ardı edilmemelidir.
]]>“BANU PARLAK’I VURMAM KARŞILIĞINDA 2 MİLYON TL DEĞERİNDEKİ BAYİLİK TEKLİF EDİLDİ”
Soruşturma aşamasında tanık olarak dinlenen Halil İbrahim Kalkan “2017 yılında Sezgin Polat’a 500 bin TL borç vermiştim. Bu parayı geri alamadım. 2023 yılı başlarında Sezgin Polat, oğlu Engin Polat ve gelini Dilan Polat’a ait güzellik merkezlerinin bir bayiliğini borca mahsuben bana vereceğini ancak kendilerine ticari hayatta zorluk çıkartan Banu Parlak isimli şahsın vurulması gerektiğini, Banu Parlak’ı vurmam halinde 2 milyon TL değerindeki bayiliği bana karşılıksız vereceğini söyledi. Bu teklifi kabul etmedim. Paramı istemeye devam edince de bu şahıslar beni ayağımdan vurdu. Yaralanmama ilişkin gerekli müracaatlarda bulundum. Vurulduktan sonra Banu Parlak bana sosyal medyadan ulaştı. Dilan Polat ve Engin Polat’tan şikayetçi olacağını belirterek ‘Bana şahitlik eder misin? diye sordu. Şahitlik yapacağımı söyledim. Ancak Banu Parlak bu konuyu basına yansıtarak, beni de televizyonlara çıkartıp gazeteciler ile muhatap etti. Normal şartlarda Banu’yu tanımam. Bu zamana kadar bir ilişkim olmadı. İş yerinin kurşunlandığını sosyal medyadan öğrendim. Arayıp ‘geçmiş olsun’ dedim. Kimin yaptığına dair bir fikrim yok” dedi.

“İLK ATIŞTA MERMİ YAMULUNCA ORTALIK SAKİNLEŞİNCE BİR KEZ DAHA KURŞUNLADILAR”
Daltonlar çetesi lideri Beratcan Gökdemir’i 2015 yılından beri tanıdığı söyleyen sanık Batuhan İnci, savcılıktaki savunmasında, “Bildiğim kadarıyla Beratcan’ın 200’e yakın adamı vardır. Kendisi yurtdışındadır. En son bildiğim kadarıyla Gürcistan’daydı. Eskiden beri bağlantımız olduğu için ihtiyacım olduğunda bana para gönderirdi. Olaydan bir gün önce Beratcan ile bir uygulama üzerinden görüştük. Maddi sıkıntımın olduğunu söyleyince ‘Sana bir iş vereceğim’ dedi. Boş bir dükkana silahla ateş etmem karşılığında para vermeyi teklif etti. Cezaevinden yeni çıktığım için doğrudan bu işlere karışmak istemiyordum. Arkadaşlarım Yunus Emre ve Nizamettin bu işi yapabileceklerini söylediler. Beratcan konum bilgilerini gönderdi motosikletin ve silahı teslim alınacağı noktayı da bildirdi. Ben evdeydim onlar eylemi gerçekleştirmeye gittiler. Geldiklerinde onların anlattığına göre silah kurusıkıdan bozma olduğu için ilk atıştan sonra mermi yamulmuş korkup kaçmışlar. Ortalık sakinleştikten sonra tekrar gidip 4 el daha ateş etmişler. Olayın iki parça olmasının sebebi bundan ibarettir” dedi.

“PARAYA İHTİYACIM OLDUĞU İÇİN KABUL ETTİM”
Ateş etme eylemini gerçekleştiren Nizamettin Bilgili ise, “Yunus Emre bana bir iş yerinin kurşunlama işi olduğunu söyledi. ‘Paraya ihtiyacın var mı?’ diye sordu. İhtiyacım olduğundan teklifi kabul ettim. Bana silah verdi. Yunus şoför konumundaydı, ben arka koltuktaydım. Gece saat 01.30 gibi iş yerinin önüne geldik bir el ateş ettim silah tutukluluk yaptı. Yunus işin tam olmadığını söyleyince saat 05.00 civarında tekrar gittik 4 el daha ateş ettim. İlk kurşunlamadan sonra işi yarım bırakmamak için tekrar gittik. İkinci olay yarım kalan ilk olayın devamıdır. Ben sadece para karşılığı bu işi yaptım” dedi.
TELEFONLARDA DALTONLAR ÇETESİ’NE AİT BİLGİLER BULUNDU
Öte yandan sanıkların yapılan telefon incelemelerinde, Daltonlar Çetesi’nin firari lideri Barış Boyun ve diğer çete üyelerinin birçok fotoğrafı, uyuşturucu, yüklü miktarda para ve silah fotoğraflarının da bulunduğu tespit edildi. Ayrıca Onur Abiç’in telefonunda Gürcistan’da firari olduğu esnada öldürülen Barış Boyun’ın yakın adamlarından biri olan Emircan Yılmaz’ın fotoğrafının bulunduğu da görüldü. Bir başka sanığın telefonun da ise Beratcan Gökdemir’in talimat içerir mesajları ve Banu Parlak’a ait fotoğrafların olduğu belirtildi.
]]>Asıl adı Mehmet Sadrettin Alışık olan usta oyuncu, Saffet Hanım ile kaptan Rafet Bey’in ilk çocuğu olarak 5 Mart 1925’te İstanbul’da dünyaya geldi. Ailesinin “Sadri” diye hitap ettiği sanatçı, çocukluğundan itibaren duymaya alıştığı isimle sanat dünyasına adım attı.
Paşabahçe 39. İlkokulunda öğrenciyken bir sünnet töreninde izlediği Naşit Özcan Tiyatrosu’nun gösterisiyle tiyatro sanatıyla tanışan Alışık, verdiği bir söyleşide, “İşte bana ne olduysa o perde kapandıktan sonra oldu. Benim içimde müthiş bir heyecan ve merak başladı. Perde açıldığında, yalancıktan yaptıklarını biliyordum. Şimdi perde kapandı ve gerçek hayatları başladı. ‘Acaba bu perdenin arkasında ne var?’ İşte bu laf, ileriki yıllarda beni oyuncu yaptı.” ifadelerini kullanmıştı.
Sadri Alışık, kendi piyeslerini hazırlayarak mahalle arkadaşlarına gösteriler sunmaya başladı. Ailesinin tiyatrocu olmasına karşı çıkmasına rağmen oyunculuktan vazgeçmeyen sanatçı üçüncü sınıftayken “İstiklal” adlı piyesteki başrol “Adalı Halil”i canlandırdı.
Rolü büyüdükçe dikkatleri üzerine çekti
Sonraki yıllarda Ziya Ünsel İlköğretim Okulu adını alan Beykoz Ortaokulunda okuyan usta oyuncu, İstanbul Erkek Lisesinde eğitimine devam etti.
Sanatçı, lise yıllarında Cağaloğlu Halk Evinde tiyatro eğitimine başladı, oyunculuk çalışmalarını bugünkü ismiyle Sadri Alışık Tiyatrosu olan Muhsin Ertuğrul yönetimindeki Küçük Sahne’de sürdürdü.
Rolleri büyüdükçe dikkatleri üzerine çeken Alışık, 17 yaşında rol aldığı “Zehirli Kucak” oyunundaki rahip rolünü başarıyla canlandırdığı için ilk kez basında yer aldı.
Usta sanatçı, bir süre Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümünde öğrenim gördü. Çeşitli dergilerde grafikerlik de yapan sanatçı, hayatı boyunca pek çok yağlı boya ve kara kalem çalışmasına imza attı.
Sadri Alışık 1940’ta Eminönü Halkevi’nde amatör tiyatro çalışmalarına katıldı.
Profesyonel olarak ilk kez 1943’te Raşit Rıza Topluluğu ile sahneye çıkan sanatçı ardından Karaca, Site, Oraloğlu, Çevre, Oda ve Kent tiyatrolarında çalışmalarını sürdürdü.
“Yalnızlar Rıhtımı” filminde tanıştığı Çolpan İlhan ile 1959’da evlendi
Başarılı oyuncu kısa bir süre gazinolarda da sevenleriyle buluştu. Halkevindeki bir oyunda Alışık’ı izleyen ve beğenen yönetmen Faruk Kenç, 1944’te “Günahsızlar” filminde başrol teklif edince sinema kariyerine başladı. Alışık filmde kimsesiz zavallı bir kıza yardım eden ve ona aşık olan balıkçıyı canlandırdı.
Vatani görevini 1946-1949’da tamamlayan sanatçı, 1951’de ilk evliliğini yaptığı tiyatro sanatçısı Neriman Esen’den 1957’de ayrıldı.
Alışık 1951’de bir film setinde tanıştığı ve çok sayıda filmde rol aldığı Ayhan Işık ile 1979’da sanatçının vefatına kadar yakın dost oldu.
“Turist Ömer”, “Ofsayt Osman” ve “Ali Baba” gibi karakterlerle unutulmazlar arasına giren usta oyuncu, 1959’da “Yalnızlar Rıhtımı” filminde canlandırdığı “Rıdvan Kaptan” rolüyle dikkati çekti. Alışık hikayesi Attila İlhan’a ait filmde başrolü paylaştığı sinema ve tiyatro oyuncusu Çolpan İlhan’la tanıştı.
Çolpan İlhan ile 20 Ağustos 1959’da evlenen Alışık’ın oğlu Kerem Alışık, 1960’ta dünyaya geldi.
Usta oyuncu, dram rolleriyle başladığı oyunculuk kariyerini canlandırdığı komedi karakterleriyle zirveye taşıdı.
Kariyeri boyunca 200’ü aşkın yapımda rol alan sanatçının Ayhan Işık ve Belgin Doruk ile 1961-1962 arasında rol aldığı “Küçük Hanımefendi” serisiyle Türk sinemasının ilk güldürü karakteri olarak gösterilen “Turist Ömer” filmleri ve “Ayşecik” serisi izleyicinin gönlünde yer edindi.
“Turist Ömer’i, minibüste karşılaştığı hayranından esinlenerek hayata geçirdi
Sadri Alışık 1964-1973’te çekilen komedi serisinin ana karakteri Turist Ömer’e ilişkin Halit Kıvanç’a yaptığı bir açıklamada, şunları söylemişti:
“Karıma doğum günü hediyesi alacaktım. Ekonomik durumum biraz kısıtlıydı. Yazıhanelerden hakkım olan parayı almaya gidiyordum ama endişeliydim. Bir dolmuşa bindim. Tanınmaktan da rahatsız oluyordum. Şoförün arkasında oturdum. Dolmasını bekliyordum. Şoför sakallı bereli bir adamdı. En son binen, kendi tabiriyle ’40 ayak bir adam’, genç, delikanlı bir çocuk. Girer girmez göz göze geldik, ‘Sadri abi merhaba, n’aber?’ dedi. Tanınmamak istediğim için ‘Benzettin kardeşim, yanlış.’ dedim. ‘Olur mu ya, dün akşam bahçe sinemasında filmini seyrettik icabında. Bize yapma.’ falan dedi. ‘Değilim kardeşim.’ dedim. Yol boyu bu sürdü…
O bana ilham verdi. Sonra Hulki Saner ile rahmetli Ayhan Işık’ın oynadığı bir filmde böyle bir tip gerekiyordu. Ben bunu anlatmıştım ona. ‘Daha detaylandır.’ dedi ve Turist Ömer öyle doğdu.” ifadelerini kullanmıştı.
Rol aldığı yapımlarda, güzelliğe tutkun, umutlu, yaşama sevinciyle dolu, dürüstlüğü ve doğruluğu özleyen karakterler sergileyen usta oyuncu, 1964’te “Avare-Dalgamıza Bakalım” ile “Tophane Rıhtımında-Turist Ömer” ve 1970’te “Turist Ömer Arabistan’da” adlı 45’lik plaklar da doldurdu.
Unutulmaz repliklere imza attı
“Şaka ile Karışık”, “Fıstık Gibi Maşallah”, “Helal Olsun Ali Abi” ve “Ah Güzel İstanbul” adlı önemli filmlerde rol alan oyuncu, “Yalvarmaktansa kaybetmeyi tercih ederim. Prensip meselesi…”, “Hayat demek, ölümü beklemek demektir. Az çok hepimiz denizi, yıldızları, ağaçları, işte falanları, filanları göreceğiz. Birçok şeyin tadına bakacağız. Sonra da ister istemez, ‘Gidiyorum Elveda’ şarkısını söyleyeceğiz. Öyle ise gidenin de kalanın da gönlü hoş olsun.”, “Şu hayatın falanları filanları malum…” ve “Ama kabahat bende değil, şarkıdaki o kızda.” gibi unutulmaz birçok repliğe de imza attı.
Alışık 44 yıllık sanat hayatında birçok ödüle de değer görüldü. “Afacan Küçük Serseri” filmindeki “Hüsnü” karakteriyle 1971 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü”nü, 1994’te oynadığı son film “Yengeç Sepeti” ile de yine “Antalya Altın Portakal Film Festivali”nde, Mehmet Aslantuğ ile “En İyi Erkek Oyuncu Ödülü”nü aldı.
Yaşamı boyunca aile yaşantısından ve karakterinden taviz vermeyen Alışık, yakın dostu Ayhan Işık’ı 16 Haziran 1979’da kaybettikten sonra büyük bir sarsıntı geçirdi. O yıllarda “Seyahatname” adlı dizide rol alan sanatçı 1983’te “Kartallar Yüksekten Uçar”, 1986’da “Çalıkuşu” ve 1987’de “Saat Sabahın Dokuzu” adlı dizide oynadı.
Sanatçı, Yeşilçam’da belirli bir karakter ya da film türüyle sınırlı kalmayan karakter oyuncularından biri oldu. Farklı nitelikteki rolleri canlandıran Alışık, her yıldızın rol sınırlarının belli ve personalarının dışına çıkmasının imkansız olduğu Yeşilçam sinemasında yıldız kurallarını esneten isim olarak öne çıktı.
İstanbul’a olan sevdasını kaleme aldı
Kendine özgü üslubu ve selamıyla halen Türk izleyicisinin seyretmekten keyif aldığı isimlerden olan sanatçı, “Bir Ömürlük İstanbul” adlı şiir kitabıyla da İstanbul’a sevdasını kaleme aldı.
Karaciğer yetmezliği nedeniyle dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın desteğiyle 1990’da ABD’ye giden sanatçıya Prof. Dr. Münci Kalayoğlu ve ekibi tarafından organ nakledildi. Karaciğer, böbrek ve solunum yetmezliği ile kemik iliği hastalığı için tedavi gören Alışık 18 Mart 1995’te İstanbul’da yaşama veda etti.
Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verilen sanatçının anısına, eşi Çolpan İlhan tarafından kurulan Sadri Alışık Kültür Merkezince her yıl “Sadri Alışık Sinema ve Tiyatro Ödülleri” veriliyor.
Usta oyuncunun rol aldığı bazı filmler şöyle:
“Fato-Ya İstiklal ya Ölüm”, “İstanbul Geceleri”, “Çakırcalı Mehmet Efe”, “İstanbul Çiçekleri”, “Hürriyet Şarkısı”, “Allah’a Ismarladık”, “Kendini Kurtaran Şehir-Şanlı Maraş”, “Tanrı Şahidimdir” “Vatan ve Namık Kemal”, “Yavuz Sultan Selim Ağlıyor”, “İki Süngü Arasında”, “Suçlu Benim”, “Soygun”, “Halıcı Kız”, “Daima Kalbimdesin”, “Çalınan Aşk”, “Korkusuz Kabadayı”, “İlk Göz Ağrısı”.
]]>Programda “Bu kadar fit olmanın sırrı nedir?” sorusuna Derya Uluğ; “Karbonhidrat ve süt ürünlerini tüketmiyorum. En fazla iki öğün yiyebilirim. Kendime çok iyi bakıyorum. Düzenli olarak spor hayatımda hep var.” cevabını verdi.
KÜÇÜK YAŞTA YAPILAN ESTETİKLERE KARŞIYIM
Serhat Tekin’in “Hiç estetiğin var mı? Estetiğe bakışın nedir?” sorusuna Derya Uluğ, ” Bunu çok duyuyorum. Geçen gün bir yerde görmüşler beni ve “yüzüne dolgu yaptırdı” demişler. Alakası yok.
Bu ara çok spor yapamadığım için, düzeni azıcık bozduğumdan yüzüm tombikleşiyor. Ben bir tek alnıma botoks yaptırıyorum o da belli belirsiz. Doğallığı kaybetmemek önemli.
Yarın bir gün ihtiyacım olursa tabii ki estetik yaptırırım. Benim için önemli olan ben ‘ben’ gibi kalmalıyım. Yüz hatlarımı bozmamaya ve cildimi diri tutmaya uğraşıyorum.
Estetiğe karşı değilim. Kimse birbirini bununla ilgili yargılamamalı. Karşı olduğum tek şey küçük yaşta yapılan estetikler çünkü sonra geri dönüşü olmayan şeylerle karşı karşıya kalınabiliyor.” cevabını verdi.
KIZILCIK ŞERBETİ’NDE OYNAMAK İSTERDİM
Programda Serhat Tekin’in ‘ Oyunculuğu düşünür müsün? Şu an bir Türk dizisinde oynasan hangisini seçerdin?” sorusuna Derya Uluğ; ” Benim zaten küçük yaşlardan itibaren yıl sonu temsillerinde tiyatro oynamışlığım çok var.
Hep bir merakım vardı. Çok film ve dizi izlerim. Seviyorum kendimde yeni şeyler keşfetmeyi. Bu konuda bir teklif gelirse kapımı kapatmam. Böyle bir teklif geldiğinde onun hakkını verebilmek için her türlü eğitimi alır ve hazırlanırım.
Şu an bir dizide oynasam o “Kızılcık Şerbeti” olurdu. Çok seviyorum. Çıktığı günden beri hayranıyım o dizinin. Orada oynamak isterdim.” cevabını verdi.
FİLTRELER BENDE HİÇ OLMUYOR
Programda “Sosyal medyada en çok kullandığın fotoşop işlemi nedir?” sorusuna Derya Uluğ; “Hikayelerdeki filtreleri bazen kullanıyorum. Bir de yüz filtreleri var ya hani dudak büyütüp, yüz incelten.. ben onları yaptığımda yapay zekaya dönüşüyorum.
O filtreleri kullandığımda ben benlikten çıkıyorum. Hiç olmuyor bende. Çok üzülüyorum başkalarında güzel dururken bende yapay zeka gibi oluyor.” cevabını verdi.
HAYAT BİR ŞEKİLDE BANA GÜÇLÜ OLMAYI ÖĞRETTİ
Programda ” Seni en çok ne hayal kırıklığına uğratır?” sorusuna Derya Uluğ; “Arkamdan yalan söylenmesi beni hayal kırıklığına uğratır.
Özellikle yakınlarımdan böyle bir şey görürsem buna çok takılırım ama sonunda yine toparlarım. Hayat bir şekilde bana güçlü durmayı öğretti.” cevabını verdi.
DEMET AKALIN’IN ÜZERİNE ŞARKI DİKTİK
Programda ” Demet Akalın’ın yeni çıkacak albümünde bir şarkınız olacakmış. Biraz anlatır mısın?” sorusuna Derya Uluğ; “Çok heyecanlıyız şarkı için.
Emrah Karakuyu ve Asil Gök ile beraber yaptık. İnandığımız bir şarkı. Zaten Demet Akalın’ın üzerine diktik şarkıyı. O’nun için yazdık. Demet Hanım da dinlediği an çok beğendi. Hareketli bir şarkı. ” cevabını verdi.
KADIN MESLEKTAŞLARIMIN BAŞARILARI İLE MUTLU OLUYORUM
Programda Serhat Tekin’in “Sizin dönem kadın şarkıcılar arasında bir dayanışma var. Böyle şeylere çok alışık değiliz.” yorumu üzerine; Derya Uluğ; ” Eskiden sertmiş sanat camiasında ilişkiler şarkıcılar arasında.
Ben kadın meslektaşlarımın şarkıları güzel yerlere geldiğinde bundan mutluluk duyuyor ve onları tebrik ediyorum. Hiç bir olumsuz düşünce, kıskanma bende olmaz.
Pop müzik kadınlarla birlikte daha da yükselişe geçiyor diye mutlu oluyorum.” açıklamasını yaptı.
HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRADIĞIM ZAMANLAR OLDU
Programda “Sektöre girdiğinden beri ne öğrendin?” sorusuna Derya Uluğ; ” İnsanlara hemen inanmamam gerektiğini öğrendim.
Akıllıyım diye geçinirim, böyle her şeyi cin gibi anlarım derim ama karşımdakilerin samimiyetine inanıp, çok hayal kırıklığına uğradığım zamanlar oldu.” cevabını verdi.
ASİL’İ KEŞKE BÜTÜN DÜNYA TANISA
Programda Serhat Tekin’in “Asil Gök ileride albüm çıkarıp daha ünlü olduğunda bir evde iki ünlü oldu diye rahatsız olur musun?” sorusuna Derya Uluğ; ” Ben gurur duyarım.
O kadar mutlu olurum ki onun adına. Onun yeteneklerini her geçen gün yeni insanlar gördükçe ben bundan ancak gurur duyarım. Keşke bütün dünya onu tanısa.” cevabını verdi.
]]>İşte geceden öne çıkanlar: Geceye eşi Güzin Özyağcılar ve kızı Zeynep Özyağcılar ile katılan Erdal Özyağcılar, “55 yıllık sanat kariyerimdeki en görkemli ödül törenini şu ahir ömrümde yaşamış oldum.” dedi. Özyağcılar, “Gaddar” dizisinin çekimlerinin ise çok keyifli geçtiğini dile getirdi.
Erdal-Güzin Özyağcılar
Kızılcık Şerbeti’nin güzel oyuncusu Sema Öztürk, ödülünü Sinan Güzel’in 3 yaşındaki minik yeğeninin elinden aldı. Öztürk, “En küçük hayranım benden daha şık.” diyerek herkesi gülümsetti.
“Kariyerimin en özel ödülünü, magazinn.com gecesinde curise gemisinde almak beni çok mutlu etti” diyen Mustafa Sandal, “Bu akşam kıyafetimin mimarı Melis. Yaman ise bu ayakkabılarımı istemedi ama ben kendim seçtim.” dedi.
Musti, törende “Aya Benzer” şarkısını seslendirirken, sahneye çıkan oyuncu Açelya Topaloğlu, Müge Dağıstanlı ve Yelda Kırçuval ile Aya Benzer dansı yaptı.
Musti, kendisinden sonra sahnede ödül alıp şarkı söyleyen Köfn grubunun “Bir Tek Ben Anlarım” şarkısında da mini dans şovu yaptı.
Ceyhun Fersoy, eşi Begüm Öner’in doğum gününü sahnede kutlayıp, “Bu anlamlı ödülü tüm tiyatroculara ve eşime ithaf ediyorum.” dedi. İpek Açar, “Biz Alper ile Bodrum’lu olduk. Oğlumuza çok aşığız. Uykusuzluk dönemindeyiz şu an” şeklinde konuştu.
Eser Yenenler ve Berfu Yenenler çifti, “Bu ödülü evimizin en güzel köşesine koyacağız. Çift olarak Safiye Faik’den devraldığımız bayrağı taşıyacağız.” dedi.
Eser Yenenler, “Ödülü Kadınlar Günü’nde eşim Berfu Yenenler’e ithaf ediyorum. Benim için her gün dünya kadınlar günü. Eşim beni hep mutlu ediyor, mutlu hissettiriyor.” şeklinde konuştu.
Berfu-Eser Yenenler
Açelya Topaloğlu
Güldür Güldür oyuncuları Açelya Topaloğlu ve Özgün Bayraktar, “Çok heyecanlıyız, inanılmaz tatlı bir ödül. Bizim meselemiz güldürmek. Sürekli setteyiz, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz.” diyerek mutluluğunu dile getirdi.
Sinan Güzel yönetiminde, Banu Noyan organizasyonuyla gerçekleşen ve kırmızı halı sunuculuğunu Cenk Yüksel’in, tören sunumunu ise Çiğdem Tunç, Gökay Kalaycıoğlu ve Şenol İpek’in üstlendiği törene katılan davetlilerin katkılarıyla Tamev kız çocuklarına eğitim bursu sağlandı.
Sinan Güzel, “Kız babası olacağım için bu gece, magazinn.com’un 20. yılında kız çocukların eğitimine destek vermek istedik.” dedi.
origin allow-scripts allow-top-navigation-by-user-activation” scrolling=”no” src=”http://rss.haberler.com/partner/RssImage.aspx?img=https://googleads.g.doubleclick.net/pagead/ads’gdpr=0&client=ca-pub-8349261248754645&output=html&h=161&slotname=1427208647&adk=513521081&adf=434961637&pi=t.ma~as.1427208647&w=770&lmt=1710572666&rafmt=11&format=770×161&url=https%3A%2F%2Fqualitydergisi.com%2Fmagazinn-com-odulleri-cruise-gemisinde-gorkemli-bir-torenle-sahiplerini-buldu%2F&host=ca-host-pub-2644536267352236&wgl=1&uach=WyJXaW5kb3dzIiwiMTAuMC4wIiwieDg2IiwiIiwiMTIyLjAuNjI2MS4xMjkiLG51bGwsMCxudWxsLCI2NCIsW1siQ2hyb21pdW0iLCIxMjIuMC42MjYxLjEyOSJdLFsiTm90KEE6QnJhbmQiLCIyNC4wLjAuMCJdLFsiR29vZ2xlIENocm9tZSIsIjEyMi4wLjYyNjEuMTI5Il1dLDBd&dt=1710572657008&bpp=1&bdt=939&idt=385&shv=r20240313&mjsv=m202403130201&ptt=9&saldr=aa&abxe=1&cookie=ID%3Dfaff2516fa7c708a%3AT%3D1710572657%3ART%3D1710572657%3AS%3DALNI_MazyldLN2QAXeZZ27oM2AVO4AUfVA&gpic=UID%3D00000d7333cadfb9%3AT%3D1710572657%3ART%3D1710572657%3AS%3DALNI_MZsAFphjs8Ud-dp3WcrJedrZYYnEw&eo_id_str=ID%3Df343babd5c856396%3AT%3D1710572657%3ART%3D1710572657%3AS%3DAA-AfjbVeDadDLDD9q2mIuUKKwbD&prev_fmts=0x0%2C1170x159%2C345x289%2C345x289%2C1263x727%2C1005x124&nras=3&correlator=851548551552&frm=20&pv=1&ga_vid=726232377.1710572657&ga_sid=1710572657&ga_hid=231534124&ga_fc=1&u_tz=180&u_his=3&u_h=854&u_w=1280&u_ah=814&u_aw=1280&u_cd=24&u_sd=1.5&dmc=4&adx=47&ady=5331&biw=1263&bih=727&scr_x=0&scr_y=2447&eid=44759875%2C44759926%2C44759837%2C31081563%2C31081828%2C44798934%2C95325975%2C95327950%2C95327955%2C95321963%2C95322389%2C95325785%2C95326913%2C31078663%2C31078665%2C31078668%2C31078670&oid=2&psts=AOrYGsltIvt44QFr4JZkctzqRD-Ei_GXajM3MKBTs_bXI7n9XuRD5eO2OEhpiyx0YWuSgredO-ZYKx2re5h4CGnIlviy%2CAOrYGsmC6rAlYSZEC0Ol1bP7np9ek5boKlGHG6ir-eUvsd-QtwxSfvObNm7O9QpEPdsbEcNLdK4XUIMxQ5bEU1e5447Uq7cWeORng78rx8RNE-upSKdoTA&pvsid=935792462152427&tmod=1371287839&uas=3&nvt=1&ref=https%3A%2F%2Fwww.google.com%2F&fc=1920&brdim=0%2C0%2C0%2C0%2C1280%2C0%2C1280%2C814%2C1280%2C727&vis=1&rsz=%7C%7CoEebr%7C&abl=CS&pfx=0&fu=128&bc=31&bz=1&td=1&psd=W251bGwsbnVsbCxudWxsLDNd&nt=1&ifi=3&uci=a!3&btvi=3&fsb=1&dtd=9038&width=600&quality=100″ vspace=”0″>
Gökay Kalaycıoğlu, Çiğdem Tunç, Zahide Yetiş, Şenol İpek, Sinan Güzel
Gecede hem ödül alan, hem de konser veren Sinan Akçıl, “Mabel Matiz gibi ödülümü satışa koymayacağım. Magazinn.com’un organizasyonu çok büyük ve prestijli.” dedi. Sanatçı, bir şarkısında sahnede Şafak Sezer ile birlikte dans etti.
Akçıl, metroda şarkı söylediği görüntülerle ilgili ise, şunları söyledi: “Metroya girdik, bir anda şarkılar söyledik. Zarar oldu bize ama destek olduk. Sokak müzisyenlerine her zaman tam destek. 2-3 bin lira gitti feda olsun.”
Gecede Zahide Yetiş ve Şafak Sezer, aldıkları ödülü tüm kadınlara ve annelere ithaf etti. Zahide Yetiş, “Keşke attığım adımları, geldiğim bu yerleri pek çok kız çocuğu yaşayabilseydi.” dedi.
Şafak Sezer ise, “Genelde erkek filmi yapıyorum ama kadınları daha çok seviyorum. Onlar daha iyi arkadaş.” şeklinde konuştu.
Esra Erol, cruise gemisindeki magazinn.com töreniyle ilgili, “Geldiğimden beri çekiniyorum acaba şu an hareket ediyor muyuz diye. İnanılma bir deneyim yaşıyorum.” dedi.
En iyi dizi seçilen “Kardeşlerim”in iki genç yıldızı Recep Usta ve Melis Minkari, “Ödülü, sosyal medyada bize yoğun destek veren fanlarımız adına alıyoruz” şeklinde konuştu.
Kadir Ezildi, “Sarı bezimle ödül aldığım için çok mutluyum. İçeride çok sayıda star sanatçı var, onlarla aynı sahneyi paylaşmak benim için gurur verici.
Bundan on sene önce deseler ki, sen şu ünlüler ile aynı salonda olacaksın asla inanmazdım. Eve döndüğüm gibi pijamalarımı giyip, her yeri temizleyeceğim ” dedi.
]]>Geçtiğimiz aylarda ikinci kez anne ve baba olacaklarının müjdesini veren çift, dün bebeklerini kucağına aldı. İki başarılı oyuncu, oğullarına Hazar adını verdi. Güzel oyuncu Ece Çeşmioğlu, doğumdan kısa bir süre sonra Instagram hesabından kendisini ziyaret eden arkadaşları Özlem Öçalmaz, Emre Şen ve Sercan Badur’un yayınladığı fotoğrafları paylaşarak doğum yaptığının müjdesini verdi. Başarılı oyuncu Taner Ölmez de oğluyla ilk pozunu vermeyi ihmal etmedi.
Çiftin ilk bebekleri Zeynep de 2022’nin mart ayında dünyaya gelmişti.






Sinema, televizyon, iş, sanat, moda ve müzik alanının enlerinin belirlendiği törenin sunuculuğunu Şenol İpek ve Legend Fashion magazin imtiyaz sahibi Oksana Kuznetsova üstlendi. İşte 2024 yılı Legend Fashion Magazin Ödüllerini kazanan isimler…

LEGEND FASHION DERGİSİ ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU!
Geleneksel Legend Fashion Magazin “Yılın En Efsaneleri” Ödül töreni The Green Park Otelde gerçekleştirildi.Legend Fashion Magazin “Yılın En Efsaneleri” Ödüllerini kazananlar belli oldu. İşte, Legend Fashion Magazin Ödülleri’ni kazananlar;
DRAMA DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU
Legend Fashion Magazin Ödül Töreni’nde Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu Ödülü CENK TORUN’nun oldu.
DRAMA DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU
Legend Fashion Magazin Ödül Töreni’nde Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu Ödülü MAHASSİNE MERABET’in oldu.
EN İYİ ERKEK ÇOCUK OYUNCU
Legend Fashion Magazin 2024 En İyi Erkek Çocuk Oyuncu BERAT RÜZGAR ÖZKAN oldu.
EN İYİ KIZ ÇOCUK OYUNCU
Legend Fashion Magazin 2024 En İyi Kız Çocuk Oyuncu GECE IŞIK DEMİREL oldu.
EN İYİ ÇIKIŞ YAPAN ERKEK OYUNCU
Legend Fashion Magazin 2024 En İyi Çıkış Yapan Oyuncu BARIŞ BAKTAŞ oldu.
EN İYİ ÇIKIŞ YAPAN KADIN OYUNCU
Legend Fashion Magazin 2024 En İyi Çıkış Yapan Oyuncu YAĞMUR YÜKSEL oldu.
EN İYİ ERKEK OYUNCU
Legend Fashion Magazin Ödül Töreni’nde Yılın En İyi Erkek Oyuncusu Ödülü HALİL İBRAHİM CEYHAN’ın oldu.
EN İYİ KADIN OYUNCU
Legend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü Sıla Türkoğlu’nun oldu.
EN İYİ ULUSLARARASI KADIN OYUNCU
Legend Fashion Magazin 2024 En İyi Uluslararası Kadın Oyuncu NANA STAMBOLİSHVİLİ seçildi.
EN İYİ ULUSLARARASI ERKEK OYUNCU
Legend Fashion Magazin 2024 En İyi Uluslararası Erkek Oyuncu OĞUZ HAN seçildi.
EN İYİ YETİŞKİN KIZ ÇOCUK OYUNCU
Legend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde En İyi Yetişkin Kız Çocuk Oyuncu Ödülü Tuana Tiryaki’nin oldu.
EN İYİ YETİŞKİN ERKEK ÇOCUK OYUNCU
Legend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde En İyi Yetişkin Erkek Çocuk Oyuncu Ödülü Çağan Efe Ak’ın oldu.
EN İYİ TİKTOK FENOMENİ
Legend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde En İyi TikTok Fenomeni Ödülü Aybüke Çangal’ın oldu.

YILDIZI PARLAYANLAR
Legend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde Yıldızı Parlayan Erkek Oyuncusu Recep Usta Seçildi
YILDIZI PARLAYANLAR
Legend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde Yıldızı Parlayan Erkek Oyuncusu Erol Gedik Seçildi
YILDIZI PARLAYANLAR
Legend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde Yıldızı Parlayan Kadın Oyuncusu Lizge Cömert Seçildi
YILDIZI PARLAYANLAR
Legend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde Yıldızı Parlayan Kadın Oyuncusu Melis Minkari Seçildi
EFSANE SANAT BAŞARI ONUR ÖDÜLÜ
Legend Fashion Magazin 2024 Efsane Sanat Başarı Onur Ödülün sahibin MURAT BAŞARAN oldu.
SANAT BAŞARI ÖDÜLÜLegend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde En İyi Sanat Başarı Ödülü Cüneyt Sözütek’in oldu.

LEGEND FASHION MAGAZIN FULL AWARDS LİST:
1. QAİRYDENT/ SALİHA BİNİCİ – Yılın En İyi Çıkış Yapan Uluslararası Diş Kliniği
2. MERVE ÖZKAN/ A HABER – Yılın En Başarılı Hafta Sonu Haber Sunucusu
3. UĞUR KORKMAZ – Yılın En İyi Ekonomi Spikeri – Piyasa Gündemi/ Ekonomi Notları
4. UĞUR KORKMAZ – Yılın En İyi Tarih Programı ve Moderatörü/EVVEL ZAMAN İÇİNDE
5. BUĞDAY TANESİ FİLMİ/ SERKAN BAYRAM – Yılın En İyi Sosyal Sorumluluk Projesi
6. CİNE 1/ M.Y. BARBAROS ÖZDEMİR – Yılın En İyi Çıkış Yapan Televizyon Kanalı
7. PATRON MUTFAKTA/ DOĞUKAN ERDEM KUTLU – Yılın En İyi İş Dünyası Programı
8. EKONOMİ DÜNYASI/ SHOW TÜRK – Yılın En Başarılı Sektörel Programı
9. NURCAN SABUR – Yılın En İyi Gazetecisi
10. KLASS MAGAZİN – Yılın En İyi Dergisi
11. EN İYİ GAZETECİ – Nurcan Sabur’un oldu.
12. KOBİ TÜRKİYE/ KORAY AKSU – Yılın En İyi İhracat Teşvikleri Veren Firması
13. MELİSSA ONAT – Yılın En İyi Modeli (FROM TURKEY)
14. MONİCA KHASANOVA – Yılın En İyi Ses Getiren Modeli From Russia
15. EN İYİ DERGİSİ – Legend Fashion Magazin 2024 Ödül Töreni’nde En İyi Dergi Ödülü KLASS MAGAZİN’in oldu.
16. EVOS ANGELS – Yılın En İyi Dijital Dergisi
17. BEST LIFE/ CENK İÇTEN – Yılın En İyi Magazin Dergisi
18. SİYAH ORKİDELER/ HAKAN SOLAKER – Kadına Şiddet içerikli Yılın En Başarılı Kitabı
19. 1.AZT TEKSTİL – AZAT BESHİMOV – MİRALİNA – Yılın En İyi Uluslararası Tekstil Şirketi
20. 2. DİNA GALİMOVA – ONERETTO – Yılın En İyi Uluslararası Tekstil Şirketi .
21. 3. FERİT İNCİ – LAVİNCİ – Yılın En İyi Uluslararası Tekstil Şirketi
22. FERHAN ARAL – Best Choreographer Of The Year
23. HATİCE AÇIKGÖZ/ DRESSES WHITE – Yılın En İyi Gelinlik Tasarımcısı
24. NEFES VADİ PARK – Yılın En İyi Çıkış Yapan Mekanı
25. FERHAT ÇOBAN – Yılın En Başarılı Genç Yazarı
26. ALİ OSMAN SCHALTZENTRALE – Yılın En İyi Habercisi/ From Germany
27. JUST VOGUE TV – Yılın En İyi Moda Magazin Kanalı
28. ELİF ÇAMAŞ ÖZATİK – Yılın En İyi Kişisel Gelişim Uzmanı
29. GÖZDE ÇELİKEL – Best Sales Manager Of The Year
30. DİLARA KARDEŞ – Yılın En Başarılı Sosyal Medya Uzmanı
31. NATALİİA HORYTSKA – Yılın En İyi Saç Kaynak Uzmanı (From Ukraine
32. ASYA FORBS – Yılın En Başarılı Saç & Kaynak Uzmanı & Eğitmeni FROM KAZAKİSTAN
33. OKTAY SEVEN – The Best International Fashion Designer Of The Year
34. RECEP DEMİRAY – Yılın En İyi Ülkemizi Temsil Eden Moda Tasarımcısı
35. GÖZDE İŞBİLİR – Yılın En İyi Haute Couture Tasarımcısı
36. ŞİNASİ GÜNAYDIN/ ALİ GÜNAYDIN – Yılın En İyi Erkek Tasarımcısı
37. ALİ EŞİTMEZ – Yılın En İyi Yönetmeni
38. MURAT BAŞARAN – Efsane Sanat Başarı Ödülü
39. CÜNEYT SÖZÜTEK – Sanat Başarı Ödülü
40. AYÇAM – Yılın En Dikkat Çeken Pop Sanatçısı
41. ÇİĞDEM TUNÇ/ Kösem Sultan Oyunu – Yılın En İyi Tiyatro Oyuncusu
42. ÇİLEM DAĞISTANLI – Yılın En İyi Protokol Sunucusu
43. EMİN KÜÇÜK – Yılın En İyi Seslendirme Sanatçısı
44. RENK KUMAŞ/ İzzet Akdoğan – Yılın En İyi Kumaş Şirketi
45. TEMMUZ AJANS – Yılın En İyi Dijital Medya Ajansı
46. AYYILDIZ SPOR CENTER/ FURKAN GÜREŞ – Yılın En İyi Spor Salonu
47. ÇETİN GÖREN – Yılın En Başarılı Yatırımcı İş İnsanı
48. IRFAN TRANSFER/ İLHAN ARIK – Yılın En İyi VİP Transfer Şirketi
49. YEŞİM AKINCI – Yılın En İyi Uzman Psikoloğu
50. 4 A FİLM/ İbrahim Arslantaş – Yılın En İyi Yapım Şirketi
51. KİTAPLAR YAZACAK AŞKIMIZI/ MERVE AKINCI – Yılın En İyi Çıkış Yapan Aşk Şarkısı
52. SARE AYÇA – Yılın En İyi Çıkış Yapan Kadın Ses Sanatçısı
53. ZEHRA ATMACA – Yılın En İyi Çıkış Yapan Kadın Ses Sanatçısı
54. KİTAPLAR YAZACAK AŞKIMIZI/ MERVE AKINCI – Yılın En İyi Çıkış Yapan Aşk Şarkısı
55. YUSUF GÜLTEKİN – Yılın En İyi Çıkış Yapan Şarkıcısı
56. EN İYİ ÇIKIŞ YAPAN KADIN SES SANATÇISI – Yılın En İyi Kadın Ses Sanatçısı Ödülü Zehra Atmaca’nın oldu.
57. ENGİN BERK SEZEN/ MACHA – Yılın En İyi Çıkış Yapan Pop Sanatçısı
58. GÜLSÜM AYDEMİR – Yılın En İyi Evet & Organizasyon Ştd
59. GA PRODUCER/ GÜLSÜM AYDEMİR – Yılın En İyi Çıkış Yapan Producer ŞTD

60. CANSENEM KAPLAN – Yılın Çıkış Yapan Genç İş Kadını
61. GÜLSÜM AYDEMİR – Yılın En İyi Evet & Organizasyon Ştd
62. SERCAN ASLAN – Yılın En Başarılı Saç Ekim Kliniği
63. MEHMET SIDRA – Yılın En İyi Çıkış Yapan İş İnsanı
64. LEVENT SAYDAM – Yılın En İyi Bay & Bayan Kuaförü
65. ŞEVKET SAYDAM – Yılın En İyi Bayan Kuaförü
66. LEYAN ACADEMIA – Yılın En İyi Güzellik Akademisi
67. TUĞBA MEŞE – Yılın En İyi Makyaj Eğitmeni
68. ELİF KILIÇ – Yılın Sosyal Sorumluluk Çevre Projesi
69. DOÇ. DR. GÖKÇEN ÇATLI – Yılın En İyi Yazarı
70. BARBAROS İZZETTİN GENİŞ – Yılın En İyi Müzik Öğretmeni
71. HASSAN ÖZAY – Yılın En İyi Stil ve Marka Danışmanı
72. HALİME KAYGUSUZ BEAUTY – Yılın En İyi Güzellik Koçu/ Estetisyeni
73. CUENTO GROUP – Yılın En İyi Yat Kiralama ve Satış Şirketi
74. AVRASYA HASTANESİ – YILIN SAĞLIK KURUMU
75. CRYSTAL BEAUTY – Yılın En Başarılı Güzellik Merkezi
76. MERT KILIÇ – Yılın en başarılı borsa yorumcusu
77. MEKPROS/ HALİT TAŞKAN – Yılın En Başarılı Mekanik Tesisat Şirketi
78. HABBE/ BURAK SABUNCU – Yılın En İyi Markalaşan Tekstil Markası
79. KADİR BALIK – Yılın En Başarılı Radyo Programcısı
80. ŞİFA NİYETİNE TİYATRO ATÖLYESİ – Yılın En İyi Çocuk Tiyatrosu
81. UUR DEMİROW – Yılın En İyi Performance DJ’i
82. TURGAY YAZAR – Yılın En İyi Sosyal Sorumluluk Projeleri Yapan İş Adamı
83. ESHABİL ŞEF – Yılın Şefi “ESHABİL ŞEF”
84. MUTLULUĞUN ADRESİ – Yılın En İyi Sosyal Yardımlaşma Derneği
85. MELEK ŞENOL – Yılın En İyi Çıkış Yapan Gazetecisi
86. FASHION BEAUTY – Yılın En İyi Çıkış Yapan Güzellik Merkezi
87. CİTY LOUNGE CAFE – Yılın En İyi Çıkış Yapan Lounge Cafe’sı
88. TOLGA PEHLİVAN – Yılın En İyi Uluslararası Konser Organizatörü/ Mea Karaoke Club
]]>“ANNEMİ, BABAM DÖVMEZSE AMCALARIM VE DEDEM DÖVERDİ”
Sevgisiz büyüyen babası tarafından şiddete maruz kaldıklarını söyleyen oyuncu şunları anlattı: “Babam alkolikti ve karısını döverdi. Annemin gözünün morluğunun biri biter diğeri başlardı. Babam dövmezse amcalarım ve dedem döverdi. Bütün gelinlere böyleydi. Dedem, babamı doldurup annemi dövdürür sonra ‘Oh Ayla Hanım bu sefer de seni dövdürdüm ya’ derdi. Benim babama hiçbir zaman kırgınlığım olmadı. Bir gün babam, amcamın gömleğini yıkamadığı için anneme bir tekme attı çenesi kaydı. Ev sahibimiz gelin annemin çenesini yerine oturttu.”
“5 YAŞINDAYKEN BABAM BİZİ BIÇAKLA KOVALADI”
“Babam ‘Sizin diliniz çok uzadı ben onu kesmez miyim?’ diyerek ben 5 yaşındayken bizi bıçakla kovaladı. Biz kaçarken babam tam bizi tutacakken köpek ona saldırınca biz anneannemin evine girerek kurtulduk. Sonra babam cam, çerçeve her yeri indirdi ve polisler geldi. Sonra biz birkaç gün sonra eve geri dönmek zorunda kaldık. Biz kız çocuğu okutulmazdı. 14-15 yaşında evlendirilir evden gönderilirdi. Babam sevgisiz büyütülmüş biri alkol aldığında başka almadığında bambaşka biriydi. Ben hep babamın tarafından bakarak onu anlamaya çalıştım.”

“OKUTULMADIĞIM İÇİN 12 YAŞINDA 13 GÜN AÇLIK GREVİ YAPTIM”
“12 yaşındayken açlık grevi yaptım ve ölmek üzereydim. Annem, babamın ayaklarına kapanmıştı. Benim boyum uzadı diye okuldan almışlardı, babam kitaplarımı yırtar ben de sabah onları birleştirir okumaya devam ederdim. Öğretmenlerim sayesinde ortaokulu bitirdim. Liseye geçtiğimde okutmadılar ve görücüler gelmeye başladı. 13 gün boyunca hiçbir şey yiyip içmedim. Ölmek üzereyken annemler beni hastaneye kaldırdı, ben doktora lütfen beni öldürme deyince o da şaşırdı. Çünkü ben yaşarken ölüyordum.
Doktor benim yaşadıklarımı duyunca yardım etmek istedi. Beni kucağına alarak babama teslim ederken ‘Alın bunu gömün yaşamaz’ dedi. Babam beni aldı ama annem feryat ediyordu. Ben babamın kalbinin titremesini duydum. Babam, ailesine karşı gelemediği için bana böyle davranıyordu. Babam eve geldiğimizde okumamı kabul etti ama ‘Benim yüzümü öne eğerseniz ikinizin de kafasını tıraş eder tımarhaneye atarım’ dedi.”
“7 YAŞINDAYKEN TACİZE UĞRADIM”
Tacize uğradın mı?” sorusu üzerine sözlerine devam eden Bilginel, “Küçük yaşta gördüğümüz şeyleri sevgi zannettiğimiz için ne yaşadığımızı bilmiyoruz. Bizim bir bakkalımız vardı Mehmet Amca tek başınaydı ben de yanına gittim. 7-8 yaşlarımdaydım. Bana ‘İstediğin şeyleri tezgahta al’ dedi ben de arkamı dönmüştüm. Arkamdan geçerken cinsel organını bana sürterek geçti. Ben onu hissettiğimde çok korktum ve toparlanıp kaçtım. Korktuğum için anneme söyleyemedim çünkü babam duysa adamı öldürüp katil olurdu. Daha sonra o dükkana hiç yalnız girmedim, kendimce böyle bir çözüm bulmuştum.”

Bu hafta; Parkta Güzel Bir Gün (Lefkoşa Belediye Tiyatrosu-Konuk Oyun), İfigenya, Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi, Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi, Zehir, Geçit, Maviydi Bisikletim, Sivrisinekler, Yaftalı Tabut, Herkes Sihirbaz Olacak, Rüya, Masal, Fındıkkıran, Bekçi ile Postacı, Karagöz Çiftlik Bekçisi, Elma Kurdu Kırtık adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
Vakitlerden Bir Vakit (Yeni Meddah Hikayesi)
Eski İstanbul’da, aynı mahallenin insanları olan fakat birbirinden hiç haz etmeyen Ahmet ve Namık’ın karşılaşması sonrası yaşanan komik olaylar naklediliyor. Hiçbir konuda anlaşamayan, tamamen farklı tabiata sahip iki kişi üzerinden ortak değerlerde buluşup kardeşçe yaşamanın güzelliği işleniyor.
Tarık Şerbetçioğlu’nun yazıp yönettiği hikayede Tarık Şerbetçioğlu rol alıyor.
Oyun, 11 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahnesi’nde.
Ödüllü (Yeni Ortaoyunu)
Kavuklu bu sefer bekardır ve yine işsizdir. Pişekarla yıllar sonra karşılarlar, hal hatır sorulduktan sonra Kavuklu Pişekar’dan kendisine bir iş bulmasını ister.
Pişekar da varlıklı bir aile dostunun yakın zamanda vefat ettiğini, bekar bir kızı olduğunu ve o kızın bileğini büken erkekle evleneceğini vaat ettiğini söyler.
Hikaye bu ya kızın kolunda efsunlu bir pazuband vardır. Kavuklu hemen niyetini ortaya koyar. Kız ile buluşturulur, kız ile kavuklu birbirine vurulur, hemen bilek güreşine tutuşurlar derken herkesin bileğini büken kız kavukluya yenilir.
Anne bu durumdan pek hoşnut olmaz. Kız da kavuklunun kendisi için mücadele edip etmeyeceğini ölçmek için pehlivanlarla güreş yapmasını ister. Bu güreş için bir para ödülü konulur.
Pişekar ünlü pehlivanlara mektup yazar ve sırayla pehlivanlar gelmeye başlar; kavuklu sevdiği kıza, pehlivanlar da para ödülüne kavuşmak için güreşe tutuşurlar.
Arnavut, Yahudi, Acem, Laz, Kayserili, Matiz gelir ve bizim Kavuklu hepsini tesadüfen! tuşa getirerek yener. Peki, aşıklar kavuşur mu, pehlivanlar para ödülünü nasıl alır?
Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burhan Yeşilyurt, Cihan Kurtaran, Çağlar Ozan Aksu, Gülsüm Alkan, Murat Üzen, Özgür Dağ, Seda Yılmaz, Serkan Bacak, Yılmaz Aydın rol alıyor.
Oyun, 11 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahnesi’nde.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Şimdi Değil Sonra”(Behçet Necatigil)
Şimdi Değil Sonra, Behçet Necatigil’in şiir evrenine özel bir yolculuk. Şairin şiirlerinden yapılan uyarlama, merkezine şairin Solgun Bir Gül Oluyor Dokununca şiirini alıyor.
Yıldıray Şahinler’in Behçet Necatigil’in şiirlerinden yola çıkarak oyunlaştırdığı, Levent Üzümcü, Derya Çetinel ve Cihat Faruk Sevindik’in rol aldığı “Şimdi Değil Sonra”, Müze Gazhane Meydan Sahne’de 17 Mart 2024 tarihinde seyirciyle buluşacak.
Oyun biletleri ve İstanbul Şiirle Buluşuyor etkinliğinin, ortaoyunu ve meddah hikayesinin ücretsiz davetiyeleri gişelerden, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir.
Bu Haftanın Programı (13-17 Mart 2024)
Parkta Güzel Bir Gün(Lefkoşa Belediye Tiyatrosu-Konuk Oyun)
Oyunda, parkta güzel bir gün geçirmek isteyen Olivia ve Arthur’u bir ülkenin bantla çizilen yeni sınırı ikiye ayırır. İşe yeni başlayan sınır muhafızının sert bakışları altında iki ülke arasında sıkışıp kalan çift, giderek içinden çıkılmaz bir hal alan bu absürd durumun esiri olurlar.
Bizi ayıran hayali çizgileri ve bu çizgileri kırmanın ağır yaptırımlarını konu alan acı-tatlı bir komedi Parkta Güzel Bir Gün. Kieran Lynn’in yazdığı, Kıymet Karabiber’in yönettiği oyunda Aytunç Şabanlı, İzel Seylani, Melihat Beşe Günalp rol alıyor. Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
İFİGENYA

Doğu ile Batı arasındaki ilk büyük savaş: Akha ordusu, Truva seferine çıkmak üzeredir. Birleşik ordu donanmasının sıkıştığı limandan kurtulup harekete geçebilmesi için rüzgara ihtiyacı vardır.
Başkomutan Agamemnon, Artemis’in kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için tanrıça da onun rüzgarını kesmiş ve herkesi bu limana hapsetmiştir.
Doksan dokuz kralın ordusu hastalıktan kırılırken, öfkeyle bekleyen askerlerin gözü Agamemnon’dadır. Başkomutan’ın sadece kendisi ve makamı değil, başta ailesi olmak üzere, tüm ülke tehlikededir.
Agamemnon’un yapabileceği tek bir şey kalmıştır: En değerli varlığı olan kızı Iphigenia’yı tanrılara kurban vermek!..
Euripides’in yazdığı Serdar Biliş’in yönettiği oyunda Yağmur Topçu, Elvan Boran, Yıldıray Şahinler rol alıyor. Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
YAŞAMAK MI, YOKSA ÖLMEK Mİ

1939 yılı, Polonya’nın Nazi birliklerince işgalinin hemen öncesi. Varşova’da bir tiyatroda Hitler karşıtı bir oyunun provaları sürmektedir. Oyun siyasi sebeplerle yasaklanarak yerine Hamlet konulur.
Almanların Polonya’yı işgali üzerine tiyatro kapanır. İşsiz kalan oyuncular, bir Alman casusunun engellenmesi için çalışırlar. Provasını yaptıkları oyun sayesinde, Nazilerin kılığına girer ve zaman zaman umutsuzlaşan ve gitgide çetrefilleşen bir savaşı sürdürürler.
Nick Whitby’nin yazdığı, Yücel Erten’in çevirdiği, Hüseyin Köroğlu’nun yönettiği oyunda Şenay Saçbüker, Hüseyin Köroğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Bahtiyar Engin, Vildan Türkbaş, İrem Arslan, Emre Narcı, Volkan Ayhan, Emre Şen, Ümit Bülent Dinçer, Tarık Köksal, Deniz Yeşil Mavi, Erkan Akkoyunlu, Özge Kırdı, Orçun Tekelioğlu, Rüzgar Aşıkoğlu, Özgür Ali Kuruçay rol alıyor.
Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
RÜSTEMOĞLU CEMAL’İN TUHAF HİKAYESİ

Osmanlı İmparatorluğu’nun son demlerinde, Girit’teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul’a Çanakkale’ye ve nihayet Ayvalık’a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem’in, Cemal’in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikayeleri.
Oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
ZEHİR

Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür.
Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir.
Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
GEÇİT

Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikayesinin özeti gibidir.
Cem Düzova’nın yazdığı Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz rol alıyor. Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
MAVİYDİ BİSİKLETİM

İlk gençlik yıllarını geçirdiği İzmir’e duyduğu özlemin ve ilk aşkının izinden giden bir adamın, anılarına yaptığı bu yolculuk, bizi 1950’lerin İzmir’inden günümüze taşıyor.
Dinçer Sümer’in yazdığı Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Çağrı Büyüksayar rol alıyor. Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
SİVRİSİNEKLER

Alice, Cenevre’de Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtlamak için yapılan “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” projesinde çalışan bir bilim insanıdır.
Kendisi gibi bilim insanı olan kocası, çocukları Luke küçükken ortadan kaybolmuştur ve bu onların hayatındaki kara deliktir. Lucy Kirkwood’un yazdığı, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Ayşin Atav, Yeliz Gerçek, Senan Kara, Özgür Dereli, Ahhan Şener, Pınar Demiral, Volkan Öztürk, Ümran İnceoğlu, Pınar Pamuk rol alıyor.
Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
YAFTALI TABUT

Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikayesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor.
Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Selin Türkmen, Şenay Bağ, Mana Alkoy rol alıyor. Oyun, 16 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)

Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 17 Mart 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
RÜYA(5+Yaş)
Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır.
Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 17 Mart 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
MASAL (5+Yaş)
Hakkından ve ihtiyacından fazla yiyeceği çalarak açlığa sebep olan yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı üç çocuk fantastik bir yolculuğa çıkar. Birçok engelin aşıldığı yolculuk sürecinde bireysellikten birlikte hareket etmeye, yardımlaşma ve adaletli paylaşıma kadar çocukların düşünce ve eylemleri değişir.
Açlığın tüm çocuklar için yaşamsal bir sorun olduğunu fark eden çocuklar, açgözlü yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı mücadeleyi büyütür. Eftal Gülbudak’ın yazıp yönettiği oyunda Ceren Hacımuratoğlu, Ercan Demirhan, Yeliz Şatıroğlu, Onur Şirin, Serkan Bozkurt rol alıyor.
Oyun, 17 Mart 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
FINDIKKIRAN (7+ Yaş)

Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar.
1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor.
E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor.
Oyun, 17 Mart 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş)

Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler.
Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor.
Oyun, 17 Mart 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
KARAGÖZ ÇİFTLİK BEKÇİSİ (3+ Yaş)
Karagöz uzun zamandır işsizdir ve iş aramaktadır. Sonunda kendisine bir çiftlikte iş bulur. İşi hayvanların bakımını yapmaktır. Ama ortada bir sorun vardır. Karagöz, hayvanları tanımamaktadır.
Özgür Atkın’ın yazıp yönettiği oyunda Elif Verit, Hakan Örge, İrem Erkaya rol alıyor. Oyun, 17 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ELMA KURDU KIRTIK (4-7 Yaş)
Elma Kurdu Kırtık 7 yaş altı çocuklara yönelik, kuklaların kullanıldığı, canlı müzik eşliğinde oynanan eğlenceli bir çocuk oyunudur. Haylaz bir elma kurdunun mükemmel elmayı bulmak için çıktığı yolculuğu anlatır.
Sahip olduklarına değer vermeyen, çevresindekileri hor gören Kırtık bu yolculukta aradığı mükemmel elmaya ulaşmak yerine çok daha kıymetli bir şeyin farkına varır.
Çocukların sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine dikkat çeken oyun somut nesnelerle soyut kavramları ilişkilendirerek çocuğun algısını geliştirmeyi amaçlamaktadır.
Çocuğun günlük yaşamında yaşadığı çelişkileri renkli bir hayal dünyasında yeniden yaratan oyun çocuğa kendi gerçekliğine dışarıdan bakabilme şansı verir.
B. Çağatay Çakıroğlu ve Ö. Barış Bakova’nın yazıp B. Çağatay Çakıroğlu’nun yönettiği oyunda; Elyesa Çağlar Evkaya ve Seda Çavdar rol alıyor. Oyun, 17 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>Yıldızoğlu’nun çocukları Sibel Aybar, Cihan Özyıldız, eski eşi Suna Yıldızoğlu ve yakınlarının yanı sıra pek çok ünlü oyuncu ve tiyatrocu camiye gelerek Yıldızoğlu’nu son yolculuğunda yalnız bırakmadı.
Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat da cenaze namazına katılan isimler arasındaydı.
“BURADAN BİLE POZİTİF ENERJİ VERİYOR”

Kayhan Yıldızoğlu’nun eski eşi Suna Yıldızoğlu, “Biz sadece bir sanatçıyı kaybetmedik, çok önemli bir nesilden bir bireyi kaybettik.
Tek tek gidiyorlar ve onların yerini dolduracak kimseyi göremiyorum açıkçası. Konuştukça, onu anlatırken içim açılıyor açıkçası. Buradan bile pozitif enerji veriyor” dedi.
“YEŞİLÇAM, ONDAN ÇOK ŞEY ÖĞRENDİ”
Kayhan Yıldızoğlu’nun Türk sinemasının çok değerli isimlerinden biri olduğunu ifade eden oyuncu Bekir Aksoy, “Biz Çiçek Taksi’de çok uzun yıllarca beraberdik.
Anlatılacak bir insan değil; bütün donanımıyla, oyunculuğuyla, zarafetiyle, karakteriyle, kişiliğiyle, dostluğuyla, ağabeyliğiyle, arkadaşlığıyla bize o kadar büyük değerler kattı ki.
Sadece bizim için geçerli bir şey değil; Yeşilçam, Türk dizileri, Türk tiyatrosu ondan çok şey öğrendi. Çok özel bir insandı” diye konuştu.
“HEM ÇOK İYİ BİR OYUNCU HEM ÇOK İYİ BİR İNSAN”
Yıldızoğlu’nu küçük yaşından itibaren tanıdığını söyleyen oyuncu Meltem Cumbul, “Kayhan Yıldızoğlu, hayatımda tanıdığım en nezaketli, en kibar, çok küçük yaşımdan itibaren tanıdığım bir kişi kendisi.
Eniştemin ve arkadaşımın ablası olması sebebiyle. Hem çok iyi bir oyuncu hem çok iyi bir insan. Hepimizin başı sağ olsun” şeklinde konuştu.
“ONDAN BİR ŞEYLER ÖĞRENMEYE ÇALIŞTIM”
Bir dönem Yıldızoğlu ile aynı yapımda rol alan oyuncu Gökhan Keser, “Başımız sağ olsun, üzgünüz. Türk sineması adına ve onu sevenler adına çok önemli bir isim, çok özel bir kalpti.
Benim aslında kendisiyle çok fazla birebir, karşılıklı sahnem yoktu ama ortak alanda vesaire hep sohbet ederdik. İçten, samimi ve tecrübelerini aktaran bir isimdi. Ondan bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Çok değerli bir isimdi” dedi.
“KÖTÜ ADAMI OYNADIĞI ZAMAN BİLE ONU SEVDİK”
Film Yapımcısı ve Senarist Birol Güven de Yıldızoğlu’nun çok önemli bir isim olduğunu belirterek, “Hepimizin Yeşilçam’a çok büyük borcu var. Orada müthiş karakterler tanıdık.
Kayhan Yıldızoğlu o kadar değişik, çeşitli, zengin karakterlerle çıktı ki karşımıza. Kötü adamı oynadığı zaman bile onu sevdik. Çok sıcak, çok müthiş bir oyuncuydu. Mekanı cennet olsun” diye konuştu.
“İLK OYUNUM ONUNLAYDI, SON OYUNU DA YİNE BİRLİKTE OYNADIK”
Oyuncu ve tiyatrocu Müjdat Gezen ise, “1960’ta şehir tiyatrosunda tanıştık. O gün bugün devam etti, son oyununu benim tiyatromda oynadı. Çok alkış alıyordu, çok beğeniliyordu. Çok iyi bir oyuncuydu.
Beraber bir sürü filmimiz, bir sürü tiyatro oyunumuz var. İlk oyunum onunlaydı, son oyunu da yine birlikte oynadık. Böyle bir günde, Ramazan’ın ilk günü, demek ki tanrı onu seviyormuş ki yanına almış” şeklinde konuştu.
90 yaşında hayatını kaybeden Tiyatrocu ve Oyuncu Kayhan Yıldızoğlu, Levent Afet Yolal Camii’nde kılınan namazından ardından Feriköy Mezarlığı’na defnedildi.
]]>Doğum tarihi çeşitli kaynaklarda 22 Mart 1936 olarak belirtilen sanatçı, gazeteci Seral Cumalı’ya verdiği bir röportajda, “8 Ağustos 1936’da Adana’da doğdum. Babam Kafkasyalı Türkmen. Anne tarafından Giray Han’ın soyundan geliyorum. Babam Suphi Bey, Devlet Demiryolları güney hattında veznedardı.” ifadelerini kullanmıştı.
Babası Sufi Beyin görevi dolayısıyla eğitimine Halep’te, Frere Maristes’te başlayan ve Adana Kemal Paşa İlkokulunda devam eden sanatçı, o günleri ise şu sözlerle aktarmıştı:
“Halep’teki Frere Maristes adlı Fransız mektebine gidiyor, tatillerde Adana’ya geliyordum. Annem keman ve ud çalar keyfince, ablam piyano çalarak Fransızca şarkılar söylerdi. Babamın tarafında herkes bir enstrüman çalar, güzel şarkı söylerdi. Evde fasıl kurulur, hepsi birer radyo icracısı gibi öyle güzel icra ederdi ki şarkıları. Ben de onları dinler, feyz alırdım. Doğduğumda dedem anneme bir gramofon vermiş. Dedem ve babamın getirdiği taş plaklardan Tino Rossi, Caruso, Mozart, Hafız Burhan, Münir Nurettin plaklarını dinlerdik. Dinlediğim şarkıları çok güzel söylüyordum. İstanbul’a yerleşince, ortaokulda teneffüslerde arkadaşlarımın ısrarı üzerine bahçe duvarına çıkar, şarkı söylerdim.”
İlk müzik grubunu lise yıllarında kurdu
İstanbul’da Fatih Gelenbevi Ortaokuluna giden sanatçı, 1951’de başladığı Sultanahmet Ticaret Lisesinden mezun oldu. Lise yıllarında İstanbul’da Şevket Uğurluel, Kanat Gür, Salim Ağırbaş ve Metin Ersoy ile kurduğu ilk grubuyla Florya plajında müzik yaptı.
Erol Büyükburç, bir yandan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarına devam ederken diğer yandan Alis Rosental’dan şan dersleri aldı.
İstanbul Üniversitesi İktisadi Ticari İlimler Akademisinin Yüksek Ticaret bölümünde okuyan sanatçı, üçüncü sınıfta okuldan ayrıldı.
Başarılı sanatçı, kendi adına kurduğu ilk orkestrası Erol Büyükburç Vokal Grubu ile çeşitli müzik türlerinin Türkiye’deki öncü uygulayıcısı oldu. “Little Lucy” adlı bestesini 1961’de plak yapan sanatçı, ardından “Kiss Me”, “Lover’s Wish” ve “Memories” adlı bestelere imza attı.
1964’te Balkan Melodileri Festivali’ne katıldı
Büyükburç,1950’li yıllarda İngilizce sözlü yabancı besteleri yorumlamaya başladı ve daha sonra folk düzenlemelere imza attı.
Milli Orkestra ile 1964’te Belgrat’ta yapılan Balkan Melodileri Festivali’ne katılan sanatçı, farklı giyim tarzına ilişkin yaptığı bir açıklamada, “Anadolu popunun ortaya çıkışı, benim halk türkülerini aranje etmemle başlayan süreçtir. Farklı olmak istiyordum. Zeki Müren ve diğer şarkıcılar sahnede siyah smokinle şarkı söylüyordu. ‘O kadar ciddiyete gerek yok.’ dedim. Las Vegas ve Hollywood’un pırıltısını sahne şovlarıma uyguladım ve kıyafetlerimde çok cüretkar davrandım.” ifadelerini kullanmıştı.
Sanatçı, 1992’ye kadar çocuk şarkılarının yanı sıra kendi hazırladığı kukla karakterleri ve kukla oyunları için şarkılar yaptı, 1990’dan 2007’ye, TRT için tango emisyonlarına imza attı, yabancı şarkılara Türkçe söz yazıp yorumladı.
İlk albümü “Sevgi Çiçekleri”ni 1975’te müzikseverlerle buluşturan sanatçı, 1981’de “Sevemem” adlı şarkısının da aralarında olduğu “Sen Varsın”ı yayımladı. Albümdeki Sevemem şarkısı ile ün kazandı.
İstanbul’daki evinde 12 Mart 2015’te yaşamını yitiren sanatçı, Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.
200’e yakın ödül aldı
“Kırık Kalp”, “Yasemin”, “Hop Dedik”, “Dünya Durdukça”,”Karakaş Gözlerin Elmas”, “Ağlarım”, “Aşk Yolunda” ve “Zeynebim” adlı eserlerin de aralarında bulunduğu 6 taş plak, 5 long play, 75 tane 45’lik, 9 kasete imza atan sanatçı ayrıca, 20 fotoromanda yer aldı.
Türkiye’nin Elvis’i olarak da anılan sanatçı, kariyerinde 200’e yakın ödüle değer görüldü, 1800 kadar şarkı yorumladı.
Yaşamı boyunca 33 filmde rol alan sanatçının oynadığı filmlerden bazıları şöyle:
“Neşeli Aşıklar”, “Kızılcıklar Oldu mu?”, “Gençlik Türküsü”, “Sus Sus Kimseler Duymasın”, “Menekşe Gözler”, “Turist Ömer Arabistan’da”, “Kavanoz Dipli Dünya”, “Kader Rüzgarı”, “Kurban Olayım”, “Nerdesin Firuze”, “Hababam Sınıfı Merhaba” ve “Hırçın Kız Kadife”
]]>13 dalda aday gösterilen Christopher Nolan’ın son filmi “Oppenheimer” törenden 7 ödülle ayrıldı. 11 dalda aday gösterilen Yorgos Lanthimos’un yönettiği “Poor Things” filmi ise 4 ödül kazandı.
Oscar’a “En İyi Film” ödülünü alan Oppenheimer damga vururken, “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü Oppenheimer’daki performansıyla Cillian Murphy aldı.

“En İyi Yönetmen” ödülü ise Oppenheimer’ın yönetmeni Christopher Nolan’a gitti. “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü “Poor Things” filmindeki rolüyle Emma Stone aldı.

SAHNEYE ÇIRILÇIPLAK ÇIKTI
Ünlü oyuncu ve güreşçi John Cena, “En İyi Kostüm” ödülünü sunmak için sahneye çırılçıplak çıktı.
Cena’nın üstsüz sahnede anons yapması törene damga vurdu. John Cena anons arasında apar topar giydirildi.

2024 OSCAR ÖDÜLÜNÜ KAZANANLAR
En İyi Film: Oppenheimer

En İyi Kadın Oyuncu: Emma Stone (Poor Things)
İkinci kez “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü alan Stone, 2017 yılında “La La Land” filmindeki rolüyle bu ödülü kazanmıştı. Stone ayrıca 2015’te “Birdman” ve 2019’da ise “The Favourite” filmleriyle “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” dalında iki kez Oscar’a aday gösterilmişti.
En İyi Erkek Oyuncu: Cillian Murphy (Oppenheimer)
En İyi Yönetmen: Christopher Nolan (Oppenheimer)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Da’vine Joy Randolph (The Holdovers)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Robert Downey Jr. (Oppenheimer)
En İyi Uluslararası Film: Zone of Interest (İngiltere – Yönetmen: Jonathan Glazer)

En İyi Film Kurgusu: Oppenheimer (Jennifer Lame)
En İyi Animasyon: The Boy and the Heron (Hayao Miyazaki and Toshio Suzuki)
Miyazaki adına ödülü sunucular Anya Taylor-Joy ve Chris Hemsworth aldı.
Miyazaki, 2003 yılında düzenlenen 75. Oscar Ödül Töreni’nde de Spirited Away (Ruhların Kaçışı) filmiyle “En İyi Animasyon Filmi Akademi Ödülü”nü kazanmıştı.

En İyi Sinematografi: Oppenheimer (Hoyte van Hoytema)
En İyi Kısa Film: The Wonderful Story of Henry Sugar (Yönetmen: Wes Anderson)
Wes Anderson adına ödülü sunucular Issa Rae ve Ramy Youssef aldı.

En İyi Uzun Metraj Belgesel: 20 Days in Mariupol (Yönetmen: Mstyslav Chernov)
En İyi Kısa Metraj Belgesel: The Last Repair Shop (Yönetmenler: Ben Proudfoot ve Kris Bowers)

En İyi Özgün Müzik: Oppenheimer (Ludwig Göransson)
En İyi Orijinal Şarkı: Barbie (“What Was I Made For?” – Billie Eilish and Finneas O’Connell)
22 yaşındaki Billie Eilish ve 26 yaşındaki Finneas O’Connell, Oscar tarihinde 30 yaşına gelmeden ödül kazanan en genç sanatçılar listesine girdi.
En İyi Kısa Animasyon: War Is Over! Inspired by the Music of John & Yoko (Dave Mullins ve Brad Booker)
En İyi Ses: Zone of Interest (Tarn Willers ve Johnnie Burn)
En İyi Kostüm: Poor Things (Holly Waddington)
En İyi Saç ve Makyaj Tasarımı: Poor Things (Nadia Stacey, Mark Coulier ve Josh Weston)

En İyi Prodüksiyon Tasarımı: Poor Things (James Price ve Shona Heath)

En İyi Görsel Efekt: Godzilla Minus One (Takashi Yamazaki, Kiyoko Shibuya, Masaki Takahashi ve Tatsuji Nojima)

En İyi Uyarlama Senaryo: American Fiction (Cord Jefferson)
En İyi Özgün Senaryo: Anatomy of a Fall (Justine Triet ve Arthur Harari)

Bu yıl 96.’sı düzenlenen Oscar ödülleri üç saat boyunca cazibe, göz yaşı ve sürpriz bir çıplak performansa sahne oldu. Hollywood’un en büyük gecesinden en iyi altı anı derledik.
Kenerji
Hepimiz şarkı söylemesini bekliyorduk fakat Ryan Gosling’in Barbie filmindeki I’m Just Ken şarkısını söylerkenki performansı hayal edebileceğimizden daha iyiydi.
Şarkıyı, rol arkadaşı Margot Robbie’nin arkasında oturduğu yerden söylemeye başlayan Gosling, tamamen pembe smokiniyle sahneye doğru ilerledi ve burada onlarca kovboy şapkalı Ken’le birlikte dans etti.
Bu da yetmezmiş gibi, gitarist Slash şarkının sonunda sahneye çıkarak bir gitar solosu çaldı.
Gosling’in “Kenerjisi” bulaşıcıydı. Şarkısını söylerken mikrofonu ön sırada oturan en iyi aktris ödülünü alan Emma Stone ve Barbie’nin yönetmeni Greta Gerwig’e de uzattı.
Jimmy Kimmel’ın dördüncü sunuşu
Jimmy Kimmel, Oscar ödül törenini dördüncü defa sundu.
Konuşmasında Hollywood’da geçen yıl yapılan grevlere de değinen Kimmel, şirketlerle bir anlaşmaya varan oyuncuları kutladı:
“Bunun sonucu olarak oyuncular yapay zekanın işlerini ellerinden almasından endişe etmek zorunda kalmayacak.
“Bu tarihi anlaşma sayesinde oyuncular, işlerini daha genç ve daha çekici oyuncuların ellerinden alması endişesine geri dönebilirler.”
İsrail- Gazze savaşı gündemdeydi
Tören öncesi Hollywood sokaklarında İsrail’in Gazze’deki savaşını protesto eden pek çok kişi vardı.
Öyle ki, bazı oyuncuların törene gecikmesine yol açtılar.
“Ateşkes, şimdi” sloganları atan protestocular Sunset Bulvarı’nda yürüdü.
Savaş yalnızca sokakta değil, törende de etkisini hissettirdi. Billie Eilish ve kardeşi Finneas O’Connell’ın yanı sıra Mark Ruffalo ve Ramy Youssef de ateşkesi destekleyen rozetler taktılar.
Bir Nazi ve ailesinin hayatını anlatan Zone of Interest ile en iyi yabancı dilde film ödülünü kazanan Yahudi yönetmen Jonathan Glazer konuşmasında “Yahudiliğin ve Yahudi Soykırımı’nın, çok sayıda masum kişinin ölümüne yol açan bir işgal tarafından gasp edilmesini” reddettiğini söyledi ve ekledi:
“7 Ekim’de İsrail’de hayatını yitirenler, Gazze’de devam eden saldırılar ve insandışılaştırma… Bunlara nasıl direneceğiz?”
Da’Vine Joy Randolph gözlerimizi yaşarttı
Ödül töreni bu yıl, geçmiş kazananların dört en iyi oyuncu kategorisindeki adayları tanıttığı eski formatına dönerek izleyicileri mutlu etti.
Oyuncular, kendilerinden bahsedilirken son derece duygusal anlar yaşadı.
Özellikle Da’Vine Joy Randolph, Lupita Nyong’o kendisini anlatırken göz yaşlarını tutamadı.
Randolph en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü aldıktan sonra yaptığı konuşmada dinleyicilerin de gözlerini yaşarttı.
Randolph “Oyunculuğun benim için bir kariyer olacağını düşünemezdim” dedi ve ekledi:
“Yıllardır farklı biri olmaya çalışıyordum ama artık anladım ki kendim olmam lazım. Size teşekkür ediyorum. Beni gördüğünüz için teşekkürler.”
Kostümsüz kostüm ödülü
Bu yılki en iyi kostüm tasarımı ödülü, John Cena’nın sıra dışı sunuşu nedeniyle uzun yıllar unutulamayacak.
Kimmel tarafından sahneye davet edilen güreşçi ve aktör Cena, ayağındaki terlikler ve stratejik bir konumda tuttuğu ödül zarfını saymazsak tamamen çıplak bir şekilde sahneye çıktı.
Kahkahalar eşliğinde konuşmaya başlayan Cena’nın Kimmel ile diyalogu da izleyenleri güldürdü.
Cena’nın “Erkek bedeninin komik olarak algılanmaması lazım” sözüne Kimmel “Benimki öyle algılanıyor” diye yanıt verdi.
En iyi yardımcı köpek
En iyi film ödülünün adaylarından Anatomy of a Fall’un yıldızlarından biri dört ayaklıydı: Messi.
Siyah-beyaz tüylü border collie cinsi köpek, filmde Snoop adlı bir köpeği canlandırıyordu.
Günlerdir süren, törene katılıp katılmayacağına dair söylentilerin ardından Collie seremoniye siyah bir papyonla getirildi.
Messi, Robert Downey Jr.’ın ödül alması sırasında patileriyle alkış tuttu.
]]>Bir yılın ardından, en çok etkilenen illerde yaklaşık 760 bin kişi hala çadırlarda veya konteynerlerde yaşıyor. UNFPA’in hesaplamalarına göre 64 bini hamile olmak üzere, özellikle üreme çağındaki (15-49 yaş) yaklaşık 1,2 milyon kadın ve kız çocuğunun ihtiyaçları devam ediyor.
UNFPA Türkiye İyi Niyet Elçileri, başarılı sanatçılar Hazal Kaya ve Edis, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında bu ihtiyaçları yerinde gözlemlemek ve gereken desteğe dikkat çekmek üzere 4-5 Mart’ta deprem bölgesini ziyaret etti.

UNFPA Türkiye İyi Niyet Elçileri Hazal Kaya ve Edis’in ilk durağı yıkıcı depremlerin merkezi Kahramanmaraş’ta, UNFPA’in KAMER Vakfı ile birlikte yürüttüğü Kadın Sağlığı Danışma Merkezi oldu.
Merkezden destek alan depremzede kadınlarla bir araya gelen Hazal Kaya ve Edis, konteynerlarda yaşamın zorluklarını, sağlık hizmetlerine erişim, hijyen, güvenlik, istihdam, eğitim ve ekonomik sıkıntılar başta olmak üzere devam eden ihtiyaçları ve tüm bu sebeplerle kadına yönelik şiddet ve çocuk yaşta, erken ve zorla evliliklere dair artan riskleri ilk ağızdan dinledi.
Hazal Kaya ve Edis, depremin ilk gününden beri insani yardım ve iyileşme çalışmalarına destek veren saha personelinden de merkezin kadın ve üreme sağlığı ve kadına yönelik şiddet konularında farkındalık artırma oturumları ve psikososyal destek de dahil olmak üzere, sağlık ve koruma hizmetleri ile depremzede kadınları ve kız çocuklarını nasıl güçlendirdiğine dair bilgi aldı.
UNFPA Türkiye İyi Niyet Elçileri Hazal Kaya ve Edis, Kahramanmaraş’ta depremzede beş mülteci ailenin birlikte yaşadığı bir evi ve Maraş kırsalında en çok hasar alan yerlerden biri olan Ördekdede Köyü’nü de ziyaret etti.
Özellikle sağlık ve koruma hizmetlerine ve eğitime erişimde yaşanan sıkıntılara dair bilgi aldı. UNFPA’in mobil ekipleri aracılığı ile ihtiyaçların belirlenmesi, sağlık ve koruma hizmetlerine yönlendirme, kadınların ve yeni doğum yapmış anne ve bebeklerinin acil ve temel ihtiyaçlarının karşılanması gibi konularda nasıl destek verdiğini dinledi.
Ziyaretin ikinci gününde UNFPA Türkiye İyi Niyet Elçisi Hazal Kaya, depremden en çok etkilenen şehir Hatay’ı da ziyaret etti.
Hatay Samandağ’da bir konteyner yerleşkede UNFPA ve Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği (SGYD) iş birliğinde depremzede gençlere sağlık ve koruma alanlarında bilgilendirme ve danışmanlık yapan ve hizmetlere erişim konusunda destek veren Gençlik Merkezini ziyaret etti.

Depremzede genç kızlarla bir araya gelen Kaya, gençlerin özellikle sosyalleşme konusunda yaşadıkları zorluklara ve devam eden ciddi psikososyal destek ihtiyacına dair bilgi aldı.
Hazal Kaya, özellikle mülteci toplulukların yaşadığı çadır alanlarını da ziyaret etti. Buralarda, UNFPA’in desteğiyle Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) ve Dünya Doktorları Derneği’nin (DDD/MDM) ilgili kamu kurumlarıyla koordineli bir şekilde yürüttüğü mobil hizmet üniteleri aracılığı ile verilen anne ve çocuk sağlığı, gebe takibi, doğum öncesi ve doğum sonrası bakım ve aile planlaması hizmetlerine dair bilgi aldı.
Bu alanlarda yaşayan kadınlar ve kız çocukları ile de bir araya gelen Kaya, özellikle buralardaki ışıklandırma, hijyen ve sağlıklı beslenme konusunda yaşanan sıkıntıları dinledi.
Kahramanmaraş ve Hatay ziyareti sonrası gözlemlerine ve ihtiyaçlara dair konuşan UNFPA Türkiye İyi Niyet Elçisi, başarılı oyuncu Hazal Kaya, 1 yılın ardından bölgedeki ihtiyaçların devam ettiğini, özellikle sağlık ve koruma hizmetlerine ve eğitime erişimin kısıtlı olduğunu vurguladı.
Konteyner kentlerdeki güvenlik ve ışıklandırma sıkıntıları nedeniyle, özellikle kadınların ve kız çocuklarının gün doğmadan ve battıktan sonra dışarıda kalamadığını, bunun da yaşamalarını etkilediğini belirtti.
Özellikle gençlere yönelik psikososyal destek olanaklarının artırılması gerektiğinin altını çizdi. “Buraların tamamen ayağa kalkması için belki minimum 5 yıl gerekli ama önce insanları ayağa kaldırmamız lazım.
Onlara tekrar neşeyi getirmek zorundayız, bunu onlara borçluyuz” diyen Kaya, destek çağrısı da yaptı. “Rica ediyorum gözünüzü buradan ayırmayın, yardımınızı esirgemeyin ve bizi takipte olun, elimizden geleni yapalım onlar için.” ifadelerini kullandı.
Ziyaretin ardından izlenimlerini paylaşan UNFPA Türkiye İyi Niyet Elçisi Edis ise, sağlık ve koruma hizmetlerine dair altyapının geliştirilmesi gerektiğinin altını çizerek, özellikle cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmetlerine ve psikososyal desteğe büyük ihtiyaç olduğunu söyledi.
Hijyen ve sağlıklı beslenme ile ilgili sıkıntıların devam ettiğine, kadına yönelik şiddet ve çocuk yaşta evlilik riskinin arttığına dikkat çekti. UNFPA’in tam da bu ihtiyaçları desteklemek için ilk günden beri sahada olduğunu hatırlatan Edis, “Biz UNFPA olarak kadınlar, çocuklar ve gençler için çalışıyoruz.
Unutmamak, unutturmamak ve çok daha fazla kişiye ulaşabilmek için, herkesin desteğine ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.
]]>Bu hafta; Tartuffe, Hamlet, Uçurtmanın Kuyruğu, Fosforlu Cevriye, Yaftalı Tabut, Komik Para, Godot Geldi, Çingene Boksör, Zehir, Benim Küçük Yıldızım, Bekçi ile Postacı, Masal, Herkes Sihirbaz Olacak, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Bir Gece Masalı, Çöpsüz Dünya adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: Oteller Kenti (Edip Cansever)
İBB Şehir Tiyatroları, İstanbul Şiirle Buluşuyor başlığı altında, şairler ve şiirleri üzerinden oluşturulan özel mekan ve ses evreninde yeni bir “anlatı”yı seyircisine sunuyor.
Hümay Güldağ’ın uyarlayıp yönettiği Oteller Kenti’nde müzik tasarımı Hüseyin Tuncel’e, dekor tasarımı Cihan Aşar’a, kostüm tasarımı Ahsen Nur Doğan’a, efekt tasarımı Metin Küçükyılmaz’a, ışık tasarımı Uğur Yıldız’a, görsel tasarım Yakup Altay’a ve koreografi Arda Alpkıray’a ait. Oteller Kenti’nin oyuncuları Hüseyin Köroğlu, Hümay Güldağ ve Aslı Şahin. Piyanoda Orçun Tekelioğlu, solist olarak Berfu Aydoğan etkinliğin müzikleri için sahnede yerini alıyor. Etkinlik, 10 Mart 2024 tarihinde saat 18.00’de Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
Bu Haftanın Programı (6-10 Mart 2024)
TARTUFFE
Zengin mi zengin bir adamın, ailesindeki ve çevresindeki kimseyi dinlemeden evine yerleştirdiği sahtekar bir sofu ile hem kendi hem de çevresindekilerin hayatını beter etmesini anlatan bu ölümsüz eserde; inancı, aileyi, aşkı, erkek-kadın farklarını, dünümüzü, bugünümüzü, mizahı, müziği, acıyı, hüznü, rahatsız edici türlü anları iç içe ve olanca dinamiğiyle seyircinin karşısına çıkarıyoruz.
Orhan Veli’nin olağanüstü çevirisine, şiirlerinden bestelenen şarkıların da eşlik ettiği seyirliğimizle, hayata dair bu acayip bilmeceyi bir kez daha kahkahalarla selamlıyoruz.
Molière’in yazdığı, Orhan Veli Kanık’ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Bennu Yıldırımlar, Emre Şen, Gürkan Başbuğ, Mehmet Soner Dinç, Murat Garipağaoğlu, Naci Taşdöğen, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Semah Tuğsel, Tolga Yeter, Yeşim Koçak, Zeynep Göktay Dilbaz rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
HAMLET
Usta yönetmen Engin Alkan, Shakespeare’in dünya klasikleri arasında haklı bir yere sahip bu oyununu, farklı bir yorumla seyirciyle buluşturuyor. Yaşam ve ölüm arasında, iktidar ve intikam arasında, düşüncesi ile eylemi arasında insanın tüm zamanlara özgü çelişkilerini sahneye taşıyan, tiyatro tarihinin en ünlü eseri Hamlet, Engin Alkan’ın rejisinde çağdaş bir okumayla şimdiki zamandan bakılan çarpıcı bir hatırlamaya dönüşüyor.
William Shakespeare’in yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirdiği, Engin Alkan’ın yönettiği oyunda Müslüm Tamer, Doğan Altınel, Seda Çavdar, Elçin Atamgüç, Zeliha Bahar Çebi, Zafer Kırşan, Hira Ogeday Erkut, Ersin Bağcıoğlu, Göksel Arslan, Destan Batmaz, Osman Kaba, Emre Ertunç, Cihat Faruk Sevindik, Doğan Şirin, Oğuzhan Oğuz, Hüseyin Emre Şen, Deran Özgen rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
UÇURTMANIN KUYRUĞU
Çocukluğu babası tarafından otoriteyle bezenmiş, sıkı bir disiplinle yetiştirilmiş, bu disiplin ve otorite kendisi için saplantıya dönüşmüş bir adam, hayatına son vermeye karar verir. İntihar mektubunu yazıp bitirdiği an kapı çalar. Karşısında ilk defa gördüğü, tanımadığı bir misafir vardır. Gelen adam hayatına ve tüm çocukluğuna dair her şeye hakimdir. Zaman geçtikçe sohbet ilgi çekici bir hal alır. Etkileyici bir iç hesaplaşma başlar. Savaş Dinçel’in yazdığı, Barış Dinçel’in yönettiği oyunda Gün Koper, Ali Yoğurtçuoğlu rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
FOSFORLU CEVRİYE
Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkümudur.
Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır.
Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.
Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti…
“Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…” kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle…
Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
YAFTALI TABUT
Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikayesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor.
Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Selin Türkmen, Şenay Bağ, Mana Alkoy rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
KOMİK PARA
Doğum gününde Henry akşam işten dönerken metroda kendi çantası yerine yanlışlıkla bir başkasının çantasını alır. O çantanın içinde tam 1 milyon 735 bin pound para vardır. Evde onu bekleyen karısı Jean, Henry için bir doğum günü sürprizi hazırlamaktadır. Bu doğum günü kutlaması için aile dostları Betty ve Vic de davetlidirler. Henry para dolu çanta ile eve gelir. Hemen uçak biletleri alınır ama eve bir dedektif gelir ve işler karışır, soluksuz macera başlar.
Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen’in çevirdiği, Özgür Atkın’ın yönettiği oyunda Ada Alize Ertem, Can Alibeyoğlu, Elyesa Çağlar Evkaya, Emrah Derviş Soylu, Hasip Tuz, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın, Uğur Dilbaz rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
GODOT GELDİ
“Godot Geldi”, İrlandalı yazar Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” adlı yapıtının ardından ve ona bir “gönderme” olarak, Karadağlı yazar Miodrag Bulatovic’in kaleme aldığı bir oyundur… “Olay” bir bataklıkta geçer. Becket’in oyununda; Godot beklenilir… Bulatovic’in oyununda ise, bir fırıncı olarak Godot gelir… Beckett, yapıtında kavramlardan yola çıkarak evrensel bir resital sunarken, Bulatovic, aynı tematik yapıyı işlemiş olsa da, rol kişilerinin ve kısmen de olsa mekanın yapısını değişime uğratarak, daha çok “simge”lere yönelmiştir…
Beckett’te de, Bulatovic’te de bekleyenler açısından önemli olan, aslında beklenen kişinin kim olduğu değil, bekleyişin kendisidir… İşte bu durumda; kim olduğu tam olarak bilinmeyen bir “gelen”in, kesinlikle tanımlanmış bir “giden”e dönüşmesinin öyküsüdür diyebiliriz “Godot Geldi” için…
Miodrag Bulatovic’in yazdığı, Sevgi Soysal’ın çevirdiği, Ragıp Yavuz’un yönettiği oyunda Ali Mert Yavuzcan, Can Başak, Can Ertuğrul, Derya Çetinel, Meriç Benlioğlu, Murat Coşkuner rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇİNGENE BOKSÖR
1920’lerin boks yıldızı Johann Wilhelm Trollmann’ın trajik yaşantısından yola çıkılarak yazılan oyun, kurgusal bir karakter olan Hans’ın tanıklığıyla seyirciye aktarılıyor. Çocukluk dönemlerinde tanışan ikili, güçlü bir arkadaşlık bağıyla yılları geride bırakır. Kendine has stiliyle yıldızlaşan çingene boksör Ruki, Nazi Almanya’sının faşizan politikalarına ve ayrımcılığa maruz kalır. Almanya Şampiyonu olsa da bu unvan kendisine verilmez ve hep kaybetmeye mahküm edilir. Yoksul mahallelerde başlayıp toplama kamplarına kadar süren, ölümüne dostluğun çarpıcı öyküsü…
Rike Reiniger’in yazdığı Cafer Alpsolay’ın yönettiği oyunda Ercan Demirhan rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
ZEHİR
Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir.
Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 9 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş)
Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
MASAL (5+Yaş) (Sözsüz Oyun)
Hakkından ve ihtiyacından fazla yiyeceği çalarak açlığa sebep olan yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı üç çocuk fantastik bir yolculuğa çıkar. Birçok engelin aşıldığı yolculuk sürecinde bireysellikten birlikte hareket etmeye, yardımlaşma ve adaletli paylaşıma kadar çocukların düşünce ve eylemleri değişir. Açlığın tüm çocuklar için yaşamsal bir sorun olduğunu fark eden çocuklar, açgözlü yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı mücadeleyi büyütür. Eftal Gülbudak’ın yazıp yönettiği oyunda Ceren Hacımuratoğlu, Ercan Demirhan, Yeliz Şatıroğlu, Onur Şirin, Serkan Bozkurt rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş)
Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
BİR GECE MASALI (5+ Yaş)
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır. William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇÖPSÜZ DÜNYA (3+ Yaş)
İklim değişikliği ve hava kirliliğinden dolayı bulutların renginin, rüzgarın yönünün değiştiği günlerden bir gün; umutlu, mutlu ve bilinçli bir uçurtma olan Uç Uç kuyruğu koptuğu için bir çöplüğe düşer. Çöplükte, bez bir bebek olan Püsküllü ve atılmış bir koli olan Koli Koli ile tanışır. Çöplüğün kontrolünü elinde tutan Çöpten Kral ve yardımcısı Sinek ile kurulu düzenlerini değiştirmeye çalışan Uç Uç arasında bir mücadele başlar.
Çöpsüz Dünya oyunu sevimli karakterler aracılığıyla tüketim kültürünün bilinçsizce yaygınlaştığı günümüzde “geri dönüşüm, tamir, sıfır atık ve renklerle ayrılmış atık kutuları” gibi konuları ele alarak atıklardan arındırılmış bir dünya nasıl mümkün olabilir sorusuna cevaplar arıyor. Arzu Yurtseven’in yazdığı, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Eylül Soğukçay, Pınar Demiral, Engin Akpınar, Samet Silme, Mehmet Soner Dinç rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>Tasarımcılar, tanıtım afişleri gibi görsel ürünleri istedikleri gibi hazırlamak için yapay zeka destekli uygulamalardan faydalanabiliyorlar. Bir sanatçı, kısa sürede bir şarkı üretebilirken, avukatlık uygulamaları dava dosyalarını anında çözebiliyor. Bu uygulamalar sadece belirli alanlarla sınırlı kalmıyor; sağlık, eğitim, finans, ticaret, ulaşım ve lojistik gibi çeşitli sektörlerde de yaygın olarak kullanılıyorlar.
Akıllı telefonlardaki sesli asistanlar, otonom sürüş sistemleri, akıllı yollar ve araç içi uygulamalar, çevrim içi alışveriş sitelerindeki algoritmalar ve tıbbi görüntüleme alanında kullanılan manyetik rezonans (MR) veya röntgen gibi görüntü analizleri de yapay zeka ile gerçekleştiriliyor.

“Artık birincil kullanıcıya doğru ilerleyen bir yapı söz konusu”
Yapay zekanın geleceği hakkında AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Marmara Üniversitesi (MÜ) İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, makine öğrenmesi, derin öğrenme ve dil işleme modellerinin bileşkesinden oluşan yapay zeka sisteminin, Türkiye’de ve dünyada giderek yaygın bir hal almaya başladığını söyledi.
Yapay zekanın Türkiye açısından son derece önemli bir noktaya doğru evrilmeye başladığını belirten Prof. Kırık,Birçok iş koluna, alana yayılmaya başladığını ifade edebiliriz. Başta medya ve eğitimde yapay zekanın çok ciddi manada kullanıldığını görüyoruz. Gerek uygulamalar aracılığıyla gerekse de yapay zeka sohbet robotları aracılığıyla artık birincil kullanıcıya doğru ilerleyen bir yapı söz konusu.dedi.
Kullanıcıların son dönemde çok daha kolay şekilde yapay zeka destekli uygulamalara ulaşma imkanına eriştiğine işaret eden Kırık, bu uygulamaların eğitim alanında başvurulan temel kaynak haline geldiğine değindi.
Prof. Dr. Kırık, bu sistemlerden alınan bilgilerin teyit ve mukayeseye muhtaç olduğuna, bu tarz bilgilerin kullanıcıların yanlış yönlendirilmesine sebebiyet verebileceğine dikkati çekerek, öğrencilerin ödevlerini ve tezlerini yapay zeka uygulamaları üzerinden hazırlayabildiklerini dile getirdi.
Buradan alınan bilgilerin kıyas yapılmadan ve mukayese edilmeden bilimsel kaynaklara eklenmesi, referans gösterilmeksizin çalışmalarda kullanılmasının ciddi problemlere mahal verebildiğinin altını çizen Kırık,
Çünkü yapay zeka her zaman doğru cevabı verecek diye bir kaide yok. Unutmamamız gereken en temel nokta, var olan parametrelerin, verilerin, girdilerin sisteme eklemlenmesi ve daha sonra sorulan sorular üzerine bunların analizi esasına dayanarak cevapların sunulması söz konusu oluyor. İşte burada yanıltıcı bilginin sunulması, ciddi problemlerin ortaya çıkmasına sebebiyet verebiliyor.diye konuştu.

Yapay zeka işsizlik ve istihdam sorununa yol açar mı
Prof. Dr. Kırık, İngiltere’de yapılan bir araştırmada, doktorların teşhis koyamadığı bir hastaya yapay zeka aracılığıyla teşhis koyulduğunu aktararak, Rusya’da yapılan bir çalışmada ise bu ülke menşeili bir yapay zeka sohbet robotunun tıpta yeterlilik sınavından yüzde 83’lük dereceyle geçtiğini, bu nedenle tıp dünyasında yapay zekanın faydalı olup olmayacağı konusunda farkı görüşlerin olduğunu söyledi.
Medya ve eğlence sektöründe de yapay zekanın kullanıldığını, uygulamalar aracılığıyla müzik bestelendiğini ve senaryo hazırlandığını aktaran Kırık, şöyle devam etti:
Bu durum bir işsizlik ve istihdam sorununu beraberinde getirebilir. Çünkü belki birçok insanın yapacağı işi sadece tek bir yapay zeka uygulaması üzerinden gerçekleştirmesinin söz konusu olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Telif davalarının artık medya aracılığıyla açılmaya başladığını da görüyoruz. Özellikle dünyanın en büyük yayın kuruluşları, yapay zeka sohbet robotlarına ciddi telif davaları açmaya başladılar. İzinsiz kullanmaları sebebiyle bu makalelerin tespiti söz konusu oldu.
Bundan sonraki süreçte, burada medya aracılığıyla var olan bilgilerin, içeriklerin yayılması söz konusu olduğu için ilgili yapay zeka sohbet robotlarına telif davaları açılmaya başlandı. Bu da gelecekte hukuki sorunlarla karşı karşıya kalmamızı sebebiyet verebilir. Avrupa Birliği (AB) Parlamentosu bu alanda çalışmalarını sıklaştırmıştı. 2025 yılından itibaren yürürlüğe girecek yapay zeka yasasını çıkarttı. Belki önümüzdeki günlerde Türkiye açısından da bu tarz yasaların çıkması kuvvetle muhtemel olabilir.
Prof. Ali Murat Kırık, yapay zekayı bir bebeğe benzeterek, gelecek yıllarda yapay zekanın büyüyeceğini, gelişeceğini ve yetişkin bir insanın sahip olduğu bütün özellikleri kendi bünyesine dahil edebileceğini anlattı.

Türkiye’de yapay zekaya yatırımlar hızla artıyor
Türkiye’nin yapay zeka konusunda geri kalır bir ülke olmadığına işaret eden Kırık, gerek devlet kurumları aracılığıyla gerekse de özel sektör girişimleriyle yapay zekaya olan yatırımların giderek artmaya başladığını, bu konuda Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nun (TÜBİTAK) başı çektiğini ifade etti.
Prof. Dr. Kırık, Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) gelecekte somut adımlar atabileceğini, yeni yapay zeka programlarının, lisans ve lisans üstü programların açılacağını, bütün eğitim programlarına yapay zekanın entegre edilip buna uygun bir eğitim sisteminin yer alacağını dile getirdi.
Türkiye’deki yapay zeka sohbet robotlarına dair çalışmaların da tüm hızıyla devam ettiğini belirten Kırık, şunları kaydetti:
ASELSAN ile HAVELSAN’ın bu alanda çalışmalarına şahit oluyoruz. Bununla birlikte özel sektörde Baykar’ın yerli ve milli sohbet robotunu geliştirmesi, bunu yaygınlaştıracak olmasının da ciddi bir avantaj olarak karşımıza çıkacağını ifade edebiliriz. Bunun sebebi şudur: Yerli ve milli teknolojilerin olması, doğru bilgiye ulaşabilme konusunda ciddi bir avantaj sağlayabilir.
Çünkü bildiğiniz üzere dezenformasyon, çağımızın en büyük sorunlarından bir tanesi. Bazen bu tarz sohbet robotlarının yanlı ve taraflı cevaplar verebildiğini görüyoruz, bilgi saklayabildiğine de şahit oluyoruz. Geçmişte nasıl arama motorlarını kullanıyorsak, bugün de yapay zeka sohbet robotlarını kullanmaya başlayacağız.
Orada en azından kıyas ve mukayese yapabilme şansımız söz konusuyken artık sadece soruları oraya sorarak cevapları oradan almaya başlayacağız.
O yüzden yerli ve milli yapay zeka sohbet robotlarının, uygulamalarının gelişim göstermesi oldukça önemlidir. Türkiye’de tabii ki TÜBİTAK’ın başını çektiği ve Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi’nin de bu alanda yapacağı çalışmalar, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın aynı şekilde geliştirdiği yapay zeka zirvelerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum.
]]>Hatipoğlu takım arkadaşlarına zehir zemberek sözlerde bulunurken, ikinci dokunulmazlık oyunu öncesi oyun alanını terk etti. Heyecan dolu yarışmadan önce çıkanlar şu şekilde:

‘TATSIZ İKİ MAĞLUBİYET ALDIK’
Poyraz, “Üç dört gündür tatsız bir hastalığa yakalandım üst solunum yolları enfeksiyonu tadında, ciğerimi ve solunumumu engelleyen, Seda da aynı hastalıktan muzdarip şu an.
Hem Seda hem ben olmayınca, ikimizde istatistikte ilk 5’te yer alan iki yarışmacı olarak takıma katkımız ortadan kalkınca tabi tatsız iki mağlubiyet aldık ama Seda ve benim olmamama rağmen son iki oyundur çok uç uca geçiyor.
O yüzden bu bir yerde takımımızın kalitesini gösteriyor.” dedi.

HAKAN HATİPOĞLU’NDAN ZEHİR ZEMBEREK SÖZLER
Hakan Hatipoğlu, “Derler ya dünyada en tehlikeli insan kaybedecek bir şeyi olmayan insandır. Benim şu an kaybedecek hiçbir şeyim yok. Zaten adayım, beni aday yapmışlar, şimdi onlar düşünsün.
Esas mesele şimdi başlıyor. Bugün Survivor’da bence yapmam gereken en keskin hareketlerden birini yapacağım. Kafaya taktım bunu yapacağım. Bugün ikinci dokunulmazlık oyunu günü şimdi kaybedersek bizden biri yazılacak.
Ben burada kibir abidesi Ogeday için mi mücadele edeceğim, yalan söyleyen bir Poyraz için mi ya da ayrı ayrı oynayan bir Yasin için mi?” ifadelerini kullandı.

‘İYİ BİR ENERJİYLE GİDİYORUZ’
Bozok, “Ben Hakan’ın çıkacağını biliyordum. Hakan kendi de biliyordu. Bence Hakan takımıyla iyi anlaşamıyor, bireysel olmuş, iki üç tane de kız var yanında, onlarla beraber takılıyor.
İlk dokunulmazlığı aldık. Tabi ki de iyi bir enerjiyle gidiyoruz. Fazla konuşmuyoruz bu konu hakkında, bugünü kesin alacağız gibi bir totem yapmadık.” dedi.

‘DÜNE GÖRE DAHA MOTİVEYİZ’
Hilmi Cem, “İkinci erkek dokunulmazlığına gideceğiz. Düne göre daha motiveyiz, daha neşeliyiz çünkü almış olduğumuz galibiyet var. Kazandığın zaman kazanma ruhu denir ama bu oyunda devam edecek mi, göreceğiz.” ifadelerine yer verdi.

HAKAN HATİPOĞLU OYUN ALANINI TERK ETTİ
Murat Ceylan ilk eleme adayı olması sonrasında oyuna başlamadan Hakan Hatipoğlu’na duygu ve düşüncelerini sordu. Hakan Hatipoğlu şu ifadeleri kullandı:
Bizde ne olursa olsun bir liste var koşulsuz, değişmeyen. Bence burada ağzınızda kuş tutsanız bu listenin dışına çıkamazsınız. Sevdiğim bir parkur. Burada oynamayı çok istiyorum açık söyleyeyim ama bugün ne için oynayacağım onu bilmiyorum.
Kadın haftası olsa çok istekli olurdum. Şu an önümde düello var yani burada bazı insanlar için oynamak istemiyorum açıkçası.

Hakan Hatipoğlu sözlerinden sonra Murat Ceylan’dan izin alarak oyun alanını terk etti.
DOKUNULMAZLIK OYUNU
Survivor All Star’da dokunulmazlık oyunu nefes kesti. Son oyunda Mavi takımdan Yağmur ve Yasin ile Kırmızı takımdan Yunus Emre ile Gizem Meriç yarıştı. Yasin ve Yağmur’un kazanmasıyla Mavi takım 12-7’lik skorla dokunulmazlık sembolünün sahibi oldu.

ELEME ADAYI
Kırmızı takımda konseyde en fazla Mustafa Kemal’in ismi çıktı. Mustafa Kemal, ikinci eleme adayı oldu.
]]>Gerçek adı Müslüm Akbaş olan sanatçı, 7 Mayıs 1953’te Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesinin Fıstıközü köyünde, tarım işçileri Mehmet ve Emine Akbaş çiftinin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi.
Zeyno ve Ahmet adında iki kardeşi olan Gürses’in ailesi, ekonomik sıkıntılar nedeniyle kendisi 3 yaşındayken Adana’ya göç etti. Müslüm Gürses, ilkokuldan sonra eğitime devam edemeyerek, bir süre ayakkabı tamircisi ve terzi dükkanında çalıştı.
14 yaşındayken Adana’da ses yarışmasına katıldı
Babasının engellemesine rağmen, annesinin desteğiyle 1967’de henüz 14 yaşındayken Adana’da bir çay bahçesinde düzenlenen ses yarışmasına katılan sanatçı, birinci olarak dikkati çekti.
Usta sanatçı, yarışmadan sonra “Gürses” soyadını kullanırken, bir yandan da halk eğitim merkezinde müzik dersleri almaya başladı.
Kendisine yapılan teklifle kısa bir süre çay bahçesinde türkü söyleyen sanatçı, işlerin iyi gitmemesi sebebiyle terziliğe geri dönmek zorunda kaldı.
Gürses, müziğe başladığı ilk yıllarla ilgili yaptığı bir açıklamada, “İlkokulu bitirdim. Gerisi yok. Adana’da damda yatarken uzun hava okudum. Arkadaşım halkevine gidiyordu. Ben de gittim. Derken Çukurova Radyosu’nda sanatçı oldum.” ifadelerini kullanmıştı.
İlk plağı “Emmioğlu/Ovada Taşa Basma” büyük başarı yakaladı
Adana’daki bir gazinoda assolist olarak sahne alan Sadık Altınmeşe’nin rahatsızlanmasının ardından onun yerine sahneye çıkan sanatçı, büyük ilgi gördü ve mikrofonu bir daha elinden bırakmadı.
Müslüm Gürses, bir yandan Adana’da çeşitli mekanlarda konserler verirken, 1967’den itibaren her cumartesi TRT Çukurova Radyosu’nda, canlı olarak türküler söyledi.
İlk plağı “Emmioğlu/Ovada Taşa Basma” adlı 45’liği 1968’de çıkaran sanatçı, kariyer basamaklarında hızla yükselmeye başladı.
Sanatçı, 29 Mayıs 1969’da babasının annesini öldürmesiyle büyük sarsıntı yaşadı. Bir iddiaya göre, aynı gün Gürses’in kız kardeşi Zeyno Akbaş’ı da öldüren babası, cezaevine girdi.
Hayatının bu noktasıyla ilgili hiçbir zaman konuşmak istemeyen ünlü sanatçı, annesinin vefatının ardından geldiği İstanbul’da, “Giyin Kuşan Selvi Boylum/Hayatımı Sen Mahvettin” ve “Gitme Gel Gel/Haram Aşk” adlı iki 45’lik plak doldurdu.
Gürses, “Sevda Yüklü Kervanlar” adlı şarkısıyla geniş kitlelere ulaşmayı başarırken, “Sevda Yüklü Kervanlar/Vurma Güzel Vurma” isimli 45’liği 300 bin basılarak dönemin rekorunu kırdı.
Askerliğini Mamak’ta yapan sanatçı, vatani görevini tamamladıktan sonra Burhan Bayar’ın bestelerine yer verdiği çok sayıda plağı hayranlarıyla buluşturdu.
1990’lı yıllarda müzik dünyasında ikinci çıkışını yakaladı
Müslüm Gürses, 1978’de Anadolu turnesi dolayısıyla Tarsus’tan Adana’ya dönerken trafik kazası geçirdi. Sürücünün hayatını kaybettiği kazada, öldü sanılarak morga kaldırılan Gürses’in yaşadığı son anda fark edildi ve ameliyata alındı.
Kazada, alnı ciddi biçimde zedelenen sanatçının başına, beynini koruyacak plaka takıldı. Gürses, kazadan dolayı koku alma duyusunu yitirdi. İşitme duyusu da ciddi biçimde zarar gören sanatçı, yavaş konuşmaya başladı.
Usta sanatçı, 1990’lı yılların başında “Özür Diliyorum Senden”, “İsyankar” ve “Ben İnsan Değil miyim?” adlı albümleriyle müzik dünyasında ikinci büyük çıkışını yakaladı.
Yaşadığı acılarla sanatını yoğuran Gürses, şarkılarında kendisini umutsuz, çaresiz hissedenlerin hislerine tercüman olmaya çalıştı. Bir röportajında Orhan Gencebay ile arasındaki farkı, “Orhan ağabey bizim pirimizdir. Orhan Gencebay, ‘Böyle gelmiş, böyle gitmez’ diyor. Bizse ‘Böyle gelmiş, böyle gider’ diyoruz” sözleriyle ifade etmişti.
2006’da “Aşk Tesadüfleri Sever” albümünde sınırlarını aştı
Müslüm Gürses, “Gönül Teknem” adlı albümünün yanı sıra yazar Murathan Mungan’la ortak projesi “Aşk Tesadüfleri Sever” adlı albümü 2006’da çıkararak müzikseverlerin beğenisine sundu.
David Bowie, Bjork, Bob Dylan ve Leonard Cohen’in de aralarında olduğu birçok yabancı müzisyenin bestelerine Mungan’ın yazdığı sözleri yorumlayan sanatçı, albümde Haris Alexiou şarkısını Sezen Aksu ile seslendirdi.
Unutulmaz isim, yaşamının son yıllarında bazı pop ve rock tarzındaki şarkıları da repertuvarına katarak, Bülent Ortaçgil’in “Sensiz Olmaz”, Nilüfer’in “Olmadı Yar”, Teoman’ın “Paramparça”, Tarkan’ın “İkimizin Yerine”, Şebnem Ferah’ın “Sigara” ve Kenan Doğulu’nun “Tutamıyorum Zamanı” adlı çalışmalarını da seslendirerek, 2009’da “Sandık”, 2010’da ise “Yalan Dünya” albümlerine imza attı.
Onlarca albüm ve plak yaptı
Gürses’in 1975-1978 yıllarında dört farklı “Müslüm Gürses” adlı albümü yayımlanırken, 1976’da “Öldürdüğün Yetmedi mi”, 1979’da “Gazla Şoför”, “Bağrıyanık”, 1980’de “Umutsuz Hayat”, “Esrarlı Gözler”, 1981’de “Mutlu Ol Yeter”, 1982’de “Müzik Ziyafeti”, “Tanrı İstemezse”, 1983’te “Anlatamadım”, “Dertliler Meyhanesi”, 1984’te “Yaranamadım”, 1985’te “Güldür Yüzümü”, “Gitme”, 1986’da “Sevda Yolu”, “Yıkıla Yıkıla”, “Küskünüm”, “İlk Aşkım Son Sevgilim”, “Hayatımı Sen Mahvettin”, 1987’de “Farketmez”, “Talihsizler”, 1988’de “Aldatılanlar”, “Dertler İnsanı”, “Vefasız Alem”, “Maziden Bir Demet”, 1989’da “Arabeskin Devleri”, “Bir Fırtına Kopacak”, “Bir Kadeh Daha Ver”, “Mahsun Kul”, “Müslüm Gürses Konser albümü”, 1990’da “Meyhaneci/ Kırık Sazım”, “Hüzünlü Günler”, “Arkadaş Kurbanıyım”, “Güle Güle Git”, 1991’de “Bir Bilebilsen/ Zalim”, “Sen Nerdesin Ben Nerdeyim”, “Yüreğimden Vurdun Beni”, “Bir de Benden Dinleyin”, “Her Şey Yalan”, “Yaşamalısın”, 1992’de “Müslümce 92”, 1993’te “Ah Gülüm”, “Dağlarda Kar Olsaydım”, “Kralların Müzik Şöleni”, 1994’te “Senden Vazgeçmem”, “İnsaf – Kahire Resitali”, 1995’te “Benim Meselem”, “Bir Avuç Gözyaşı”, 1996’da “Topraktan Bedene”, “Şiirlerim Şarkılarım”, 1997’de “Sultanım”, “Usta – Ne Yazar”, “Nerelerdesin”, 1998’de “Müslüm Gürses Klasikleri” albümleri yayımlandı.
“Arkadaşım”, “Garipler” ve “Vay Canım” albümleri 1999’da müzikseverlerle buluşan sanatçının ayrıca 2000’de “Biz Babadan Böyle Gördük”, “Zavallım”, 2001’de “Müslümce Türküler”, “Sadece”, “Yanlış Yaptım”, “Dünya Yalan”, 2002’de Açık Hava Konser albümleri- 1, 2, 3, “Müslüm Baba ile Yolculuk”, “Paramparça”, 2003’te “Yanarım”, “İkimizin Yerine”, 2004’te “Uyanma Zamanı”, 2005’te “Ayrılık Acı Bir Şey”, 2005’te “Bakma”, 2006’da “Gönül Teknem”, “Aşk Tesadüfleri Sever”, 2009’da “Sandık”, 2010’da “Yalan Dünya”, 2013’te “Veda – Ervah-ı Ezelde”, 2013 ve 2014’te “Baba Şarkılar 1-2” albümleri çıktı.
38 filmde rol aldı
Müslüm Gürses, arabesk furyasının yükseldiği dönemde Yeşilçam’a da adım attı. Çoğu şarkılı, türkülü olmak üzere 38 filmde rol alan Gürses, ilk kez 1979’da çekilen “İsyankar” filmiyle kamera karşısına geçti.
Genellikle suça sürüklenen, alkolizmin batağına saplanmış gençlerin, acı dolu hayat hikayelerinin işlendiği filmlerde rol alan sanatçı, kariyerinin son döneminde de komedi filmlerinde yardımcı oyuncu olarak göründü.
Sanatçı, 1980’de “Bağrı Yanık”, “İtirazım Var”, “Hasret”, “Kul Sevdası “Zeytin Gözlüm”, 1981’de “Mutlu Ol Yeter”, 1983’te “Anlatamadım”, 1984’te “Ağlattı Kader”, “Bir Yıldız Doğuyor”, “Çare Sende Allah’ım”, “Garibanlar”, “Sev Yeter”, 1985’te “Güldür Yüzümü”, “İkizler”, “Kul Kuldan Beter”, “Yaranamadım”, 1986’da “Beleşçiler”, “Çığlık”, “Seher Vakti”, “Töre”, “Yıkıla Yıkıla”, “Kader Rüzgarı”, “Kısmetin En Güzeli”, “Küskünüm”, 1987’de “Oğlum”, “Talihsizler”, 1988’de “Yalnızlık Korkusu”, 1990’da “Dertler İnsanı”, “Dünya Boştur”, 2000’de “Sevmemeli”, 2002’de “Bir Akıllı Bir Deli”, “Muhabbet Kuşları”, “Ömerçip”, 2005’te “Balans ve Manevra”, 2006’da “Amerikalılar Karadeniz’de 2”, 2008’de “Esrarlı Gözler”, 2011’de “Şov Bizinıs” filmlerinde oynadı.
Muhterem Nur, Müslüm Gürses’in en büyük destekçisi oldu
Sinema oyuncusu Muhterem Nur ile 1982’de Malatya turnesinde ilk kez karşılaşan ve “Sahneye ilk kim çıkacak” kavgası eden sanatçı, bu olaydan sonra Nur’dan ayrılmadı.
Çocukluğunda hiçbir filmini kaçırmadığı ve büyük bir hayranlık duyduğu Muhterem Nur ile 1986’da hayatını birleştiren Gürses’in, “Esrarlı gözler” isimli şarkısını Muhterem Nur için bestelediği söylendi. O dönem Türk sinemasında oldukça popüler bir konumda olan Nur, eşinin isteğiyle sanat yaşamını sonlandırırken, Gürses’in yaşamındaki en büyük destekçisi oldu.
Müslüm Gürses, eşiyle ilgili yaptığı bir açıklamada, “Her insana bel bağlamam ama Muhterem Hanım, bu dünyanın insanı değil. Ben bugün bir yerlere gelmişsem bunda yüzde 90 Muhterem Hanım’ın payı vardır.” ifadelerini kullanırken, Muhterem Nur ise “Ondan önce yaşamıyordum. Mutlu olmayı, huzuru anladım. Eğer bir gün gözlerim görmez, ayaklarım tutmaz, kollarım da yukarıya kalkıp ona yardım etmezse, o zaman Müslüm’ü yalnız bırakırım.” açıklamasında bulunmuştu.
44 yıllık kariyerinde 78 albüme imza attı
Yaklaşık 44 yıllık kariyerinin büyük bölümünde, hemen her yıl birkaç albüme imza atan ve toplam 78 albüm çıkaran Gürses, yaşamı boyunca “kenar mahalle” ya da “varoş” müziği yaptığı yönünde eleştirilere maruz kalsa da her türden müzisyenin ve müzikseverin saygısını kazanmayı başardı.
Usta sanatçı, 15 Kasım 2012’de geçirdiği by-pass ameliyatından sonra akciğer ve kalp yetmezliği nedeniyle yoğun bakıma kaldırıldı. Dört ay yoğun bakımda kalan sanatçı solunum cihazına bağlandı. Müslüm Gürses, 3 Mart 2013’te tedavi gördüğü İstanbul Memorial Hastanesinde hayatını kaybetti, cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.
Mütevazı karakteriyle bilinen Gürses’in yaşamını beyaz perdeye aktaran “Müslüm” filmi ise sanatçının Şanlıurfa’daki çocukluğundan başlayıp Adana’da keşfedilmesine ve İstanbul’da yıldızlaşmasına kadar pek çok bilinmeyen yönünü 2018’de sinemaseverlere sunmuştu.
]]>PINAR’IN KARDEŞİ: KADINA ATILAN TEKME VE YUMRUKLARA GÜLÜNÜYOR
Pınar Saka’nın erkek kardeşi yaşanan şiddetten dolayı insanların gülerek alay etmesi tepki gösterdi. Instagram hesabından sitem eden Hakan Saka şu ifadeleri kullandı: “Belli bir kesim hariç bütün ülke bir olmuş. Sosyal medyada etkileşim uğruna televizyonda bir kadına atılan tekmelere, yumruklara gülüyor. Sesimizi çıkarmayalım dedik ama sustukça yemediğimiz hakaret, küfür kalmadı ve sabrımız taştı. Bu konuyla eğlenen, ‘oh iyi olmuş’ diyen istisnasız herkes Türkiye’nin en büyük kanayan yaralarından biri olan ‘Kadına şiddeti’ şu anda alenen destekliyor.”

“Empati yapamayacak kadar insanlıktan çıktığınız bildiğim için umarım bir gün çekirdek ailenizden birisi bunu yaşar da Pınar Saka’nın ailesinin ve sevenlerinin neler hissettiğini anlarsınız. Son olarak bu durumu meşrulaştırmaya çalışan herkesin attığı twit ve yorum inceleme altına alınıyor. Yazık bu millete.”

PINAR’IN EŞİ: KÜFÜRLERİNİZİN KONUĞU BİZİZ
Pınar’ın eşi Erhan Seçkin ise “Söz her zaman sahibine aittir. Küfürlerinizin şimdilik konuğu biziz. İleride ismimizi bile düşünerek hatırlayacağınız zamanda kim bilir hangi isimler konuk olacak. Ben devlet sanatçılığına, eşim de üst düzey yöneticilik hayatına devam edecek. Ama siz çekirdek çıtlarken yine birilerine küfürler yağdıracaksınız. Sizin yapınız bu, maalesef ki bundan besleniyorsunuz” ifadelerini kullandı.

SEMA, PINAR’I DÖVDÜ
Survivor’ın önceki akşam yayınlanan bölümünde Sema Aydemir, “Bana bundan sonra bir hakaret daha edersen” diyerek Pınar’ın yanına geldi. Pınar da “Sana mı soracağım?” cevabını verince ikili arasında sinirler gerildi. Sema yerde uzanan Pınar’a tekme attı. Sema, “Benim huzurumu kaçırma, benim kardeşimin adını bir daha ağzına alma” derken ikili birbirine tekrardan temas etti. Sema, Nagihan ile Aleyna’nın uzaklaştırma çabalarına rağmen Pınar’a tokat attı. Sema araya giren arkadaşlarına “Bunu yapamaz. Sürekli böyle uğraşıp ondan sonra ben buna karşıyım. Ben sana yüze nasıl vurulur göstereyim mi, ister misin?” dedi. Pınar da “Ben sana vurmadım zaten. Bana vurma diye uzak tuttum sadece” cevabını verdi. Sema kendini ifade ederken tekrar harekete geçince Atakan onu barakadan uzaklaştırdı.

DİSKALİFİYE EDİLDİ
Sema için acil durum konseyi düzenleyen Acun Ilıcalı ise yarışmacının diskalifiye edildiğini duyurarak “Olayı defalarca seyredip diğer yarışmacılarla da konuyu konuştuk. Sonrasında da bir kanaate ulaştık. Değerlendirme sonucunda açıkçası çok emeğin olan bize de çok faydası olmuş bir yarışmacısın. Bunları çok iyi biliyoruz. Bizim için değerin çok yüksek. Sen bana göre örnek bir annesin. Fevri bir olaydan bir yere varmak bence insanı yanlışa götürür. Ancak yaşanan bu olay yarışmanın çizgisinin çok dışına taştığı için bir karar vermek zorundayız. Bu karara göre Sema seni maalesef Survivor 2024’ten ayırmak zorundayız.” ifadelerini kullandı.

“PAYLAŞIMLARIMDAN DOLAYI BANA GADDARLIK YAPTILAR”
Sosyal medyayı eskisi gibi aktif olarak kullanmadığını belirten Yunus Günçe, “Sosyal medyada artık kendimi gerzek gibi hissetmeye başladım. Çünkü sen yazıp çiziyorsun ama hiçbir şey değişmiyor. Sen yazdığınla kalıyorsun. Sonra senin 43 tane oyununu iptal ediyorlar, bir şehre giremiyorsun.
Beni deprem ve seçim zamanı bir listelere koydular. Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar ve ben. Aramızda 300 milyon dolar var ya…. Ben bu insanlarla başka hiçbir listede yokum. Bize gaddarlık yaptılar. Kuvvetli olmadığım için bana yaptıklarını yaptılar. Kimse yazdıklarımı umursamadı.
Bir şey olduğunda yine kendimi tutamıyorum ama biraz frene bastım. Mental ve ruhsal anlamda çok yoruldum” dedi.

“ACUN ILICALI DAHİL TÜM SURVIVOR EKİBİNİ TAKİPTEN ÇIKARDIM”
Survivor’a davet edildiğini ancak daha sonra kimsenin kendisine ulaşmadığını belirten Günçe sözlerine şöyle devam etti: “Bir ara Survivor’daki herkesi takipten çıkardım. Buna Acun Ilıcalı da dahil. Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış o hesap.
Takip etmeme gerek yoktu. Survivor All Star’a neden gitmediğim çok soruluyor. Cevabı çok basit çünkü beni çağırmadılar. Acun Ilıcalı beni bir daha çağırmak zorunda değil ki. Aslında All Star’ı geçen sezon yapacaklardı ve beni aradılar.
İlk beni çağırdıklarını söylediler çünkü Acun Ilıcalı ‘Yunus’u mutlaka ikna edin’ demiş. Ben de kabul ettim ve ertesi gün spora başladım. Yüzmem zayıf diye çok ciddi bir paraya yüzme kursuna yazıldım.
Sonra Survivor’a davet edilen bir arkadaşım arayarak ‘Abi Survivor’a gidiyormuşsun’ deyince olayın ciddiyetini anlayarak ailelere ilan ettim. Bütün ailemi toplayarak Survivor’a gideceğimi söyledim ve herkes çok mutlu oldu.
Daha sonra ekiple iletişim koptu ve kimse beni aramadı. Daha sonra ben onları aradım ve bana ‘Oradaki olaylar biraz değişti. Takımlar değişti All Star yapmaktan vazgeçtik. Seneye All Star var ve sen bankosun. İlk seni arayacağız’ dediler.
Sonra deprem ve seçim oldu. Ben o arada videolar çektim. All Star oldu ve beni çağırmadılar. Çağırmak zorunda değiller, mecbur da değiller.”

“ACUN’A LAF EDEN BATUHAN SURVIVOR’DA, DEMEK Kİ BENİM VİDEOLAR DA BİR ŞEY VAR”
“Annemin evinde hiçbir şey yapmadan otururken Acun Ilıcalı beni Survivor’a çağırarak çok büyük bir iyilik yaptı. Acun Ilıcalı minnettarım. Bana bir şans daha verdi Para Bende’yi yaptık sonra Survivor yorumları yaptık.
Ben Acun Medya’ya gidip bütün gün belki iş çıkar diye orada bekleyen adam olmadım, olmayacağım. Şu an Survivor’da MasterChef’te et çalarken yakalanan adam var, sevgilisine küfreden adam var. Batuhan Karacakaya, Acun Ilıcalı’ya neler neler söyledi şimdi o da orada.
Demek ki benim videolarla ilişkili bir durum var. Benim videoların içeriğinde bir şey var demek ki… Yine de sorun değil. Biz hep alttan aldık.”
]]>Bu hafta; Masal (Yeni Çocuk Oyunu), Savaş ve Barış, Gidiş Dönüş Moskova (Retro), Kuğunun Şarkısı, Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi, Ay, Carmela!, Maviydi Bisikletim, Bir Halk Düşmanı, Sivrisinekler, Geçit, Benim Küçük Yıldızım, Bekçi ile Postacı, Herkes Sihirbaz Olacak, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Bir Gece Masalı, Çöpsüz Dünya adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Ben Nergisten Sorumluydum” (Gülten Akın)
Gülten Akın’ın yazdığı şiirlerin evreninde, Emre Koyuncuoğlu’nun uyarlayıp yönettiği etkinlikte Radife Baltaoğlu, Sevil Akı, Yeşim Koçak, Işıl Zeynep Karaalp, Şirin Asutay, Ebru Üstüntaş, Elvan Boran rol alıyor. Etkinlik, 3 Mart 2024 tarihinde saat 18.00’de Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
Bu Haftanın Programı (28 Şubat-3 Mart 2024)
MASAL (5+Yaş) (Yeni Çocuk Oyunu)
Hakkından ve ihtiyacından fazla yiyeceği çalarak açlığa sebep olan yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı üç çocuk fantastik bir yolculuğa çıkar. Birçok engelin aşıldığı yolculuk sürecinde bireysellikten birlikte hareket etmeye, yardımlaşma ve adaletli paylaşıma kadar çocukların düşünce ve eylemleri değişir. Açlığın tüm çocuklar için yaşamsal bir sorun olduğunu fark eden çocuklar, açgözlü yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı mücadeleyi büyütür. Eftal Gülbudak’ın yazıp yönettiği oyunda Ceren Hacımuratoğlu, Ercan Demirhan, Yeliz Şatıroğlu, Onur Şirin, Serkan Bozkurt rol alıyor. Oyun, 3 Mart 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
SAVAŞ VE BARIŞ
1805 ve 1820 arasında geçen, tarihsel bir anlatı özelliği de taşıyan “Savaş ve Barış” Napolyon’un 1812’de Rusya’yı işgalinin hemen öncesinde hayatları tümüyle değişen Rus aristokrasisini konu edinir. Bir yanda aşk ilişkileri, aile ve salon hayatını anlatılırken, savaş ve savaşın geri dönülemez yıkımı da devam etmektedir. Savaş ve Barış, birçok yönüyle bir tarih anlatısının özelliklerini taşırken, aynı zamanda yaşama, inançlara, insanın yaşama amacına dair felsefi düşünceleri barındıran, politik ve sosyolojik çıkarımların yer aldığı destansı bir eserdir.
Savaş ve muharebelerin, Napolyon ve Kutuzov gibi tarihi şahsiyetlerin arka fonu oluşturduğu oyunda, aşk hikayeleri, kişisel zaaflar, aile içi çatışmalar ve kayıplar toplumun genelinden oyundaki her bir karaktere kadar uzanan bir panorama oluşturur.
Lev Tolstoy’un yazdığı, Eva Mahkovic’in uyarladığı, Aslı Önal’ın çevirdiği, Aleksandar Popovski’nin yönettiği oyunda Ayşegül İşsever, Berfin Berber, Can Başak, Defne Gürmen Yüksel, Deran Özgen, Dilara Demirdüzen, Doğan Altınel, Ersin Bağcıoğlu, İlker Sami Kılıç, İpek Uğuz, Levent Üzümcü, Melisa Demirhan, Mesut Çırak, Murat Bavli, Mutlu Güney, Nevzat Sinan Taştan, Ogeday Erkut, Osman Kaba, Salih Şimşek, Sefa Turan, Taha Karakaş, Yağmur Topçu rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
GİDİŞ DÖNÜŞ MOSKOVA (RETRO)
Eşinin ölümünden sonra Moskova’da kızı ve damadının yanında yaşamaya başlayan Nikolai Mihayloviç Çmutin, sakin ve huzurlu bir yaşam sürmek umuduyla köyüne gitmek istemektedir. Babasının köyde tek başına yaşayamayacağını düşünen kızı Ludmilla ve bir türlü anlaşamadığı damadı Leonid ise onu evlendirme planları yapmaktadır. Leonid, Çmutin’in birini eş olarak seçmesini umut ederek üç yalnız kadını eve davet eder. Üç gelin adayının da aynı anda eve gelmesiyle planlar karışacaktır.
Alexander Galin’in yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği, Engin Gürmen’in yönettiği oyunda Aybar Taştekin, Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Esra Ülger, Hikmet Körmükçü, Mahperi Mertoğlu, Zihni Göktay rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
KUĞUNUN ŞARKISI
Anton Çehov’un tek perdelik kısa oyunlarından biri olan Kuğunun Şarkısı’nda, yaşlı ve yalnız bir aktörün geçmişiyle yüzleşmesine, hayatını sorgulamasına, pişmanlıklarına ve aradan geçen onca yıla rağmen, hala, hayatta en iyi yaptığı şeye, aktörlüğe tutunmaya çalışmasına tanık oluyoruz.
Oyunda, insan doğasının gizli özlemlerini, öfkelerini ve tutkularını yansıtan önemli bir Çehov karakteri olarak karşımızda duran Svetlevidov’un anılarında yeniden canlanan Shakespeare’nin seçme tiradları, izleyenleri de oyuncunun geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Alkışlar, tebrikler, aşklar ve şöhretin sarhoşluğuyla, yaşamı boyunca mutluluğu ve hayatın anlamını arayan Svetlevidov, geride bıraktığı onca hayal kırıklığına ve çektiği bütün sıkıntılara rağmen, sahnede ölümü bekliyor olduğu gerçeğinin önünde bile başını eğmeden durmaya devam ediyor.
Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Bora Seçkin, Ertan Kılıç, Naşit Özcan, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
YAŞAMAK MI, YOKSA ÖLMEK Mİ
1939 yılı, Polonya’nın Nazi birliklerince işgalinin hemen öncesi. Varşova’da bir tiyatroda Hitler karşıtı bir oyunun provaları sürmektedir. Oyun siyasi sebeplerle yasaklanarak yerine Hamlet konulur. Almanların Polonya’yı işgali üzerine tiyatro kapanır. İşsiz kalan oyuncular, bir Alman casusunun engellenmesi için çalışırlar. Provasını yaptıkları oyun sayesinde, Nazilerin kılığına girer ve zaman zaman umutsuzlaşan ve gitgide çetrefilleşen bir savaşı sürdürürler.
Nick Whitby’nin yazdığı, Yücel Erten’in çevirdiği, Hüseyin Köroğlu’nun yönettiği oyunda Şenay Saçbüker, Hüseyin Köroğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Bahtiyar Engin, Vildan Türkbaş, İrem Arslan, Emre Narcı, Volkan Ayhan, Emre Şen, Ümit Bülent Dinçer, Tarık Köksal, Deniz Yeşil Mavi, Erkan Akkoyunlu, Özge Kırdı, Orçun Tekelioğlu, Rüzgar Aşıkoğlu, Özgür Ali Kuruçay rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
AY, CARMELA!
İspanya’da Milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler arasında geçen iç savaş dönemini anlatan oyunda, iki varyete oyuncusu Carmela ve Paulino, Franco önderliğindeki Milliyetçiler tarafından rehin alınır. Belçite şehrinin işgalini kutlayan Milliyetçiler tarafından istemedikleri bir gösteriye zorlanırlar. Bu zorlamanın sonucunda içinde bulundukları savaşı, “gösteri yapılmalı mı, yapılmamalı mı?” sorusuyla sanatı ve sanatçıyı sorgulamaları, işleri gereği güldürmeyi, eğlendirmeyi hedefleyen bu iki oyuncunun isyanları, gelgitleri, kayıpları anlatılır. Jose Sanchis Sinisterra’nın yazdığı, Yalçın Baykul’un çevirdiği, Naşit Özcan’ın yönettiği oyunda, Ada Alize Ertem, Çağatay Palabıyık, Erkan Akkoyunlu rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
MAVİYDİ BİSİKLETİM
İlk gençlik yıllarını geçirdiği İzmir’e duyduğu özlemin ve ilk aşkının izinden giden bir adamın, anılarına yaptığı bu yolculuk, bizi 1950’lerin İzmir’inden günümüze taşıyor. Dinçer Sümer’in yazdığı Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Çağrı Büyüksayar rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
BİR HALK DÜŞMANI
Kentin yegane gelir kaynağı olan kaplıcalarla ilgili araştırmasından şüphelerini haklı çıkartan bir sonuç alan Dr. Stockman’ın mücadelesi, Ibsen’in güçlü kalemiyle, “halkın yararı” sayılan şeyin, çıkar prizmasında şekil değiştirmesini anlatan bir “mesel”e dönüşüyor.
Henrik Ibsen’in yazdığı, Dilek Başak Carelius’un çevirdiği, Orhan Alkaya’nın yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burçak Çöllü, Cem Baza, Derya Yıldırım, Gökhan Mete, Hakan Arlı, Hazal Uprak, Mert Tanık, Müge Akyamaç, Rahmi Elhan, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
SİVRİSİNEKLER
Alice, Cenevre’de Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtlamak için yapılan “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” projesinde çalışan bir bilim insanıdır. Kendisi gibi bilim insanı olan kocası, çocukları Luke küçükken ortadan kaybolmuştur ve bu onların hayatındaki kara deliktir. Lucy Kirkwood’un yazdığı, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Ayşin Atav, Yeliz Gerçek, Senan Kara, Özgür Dereli, Ahhan Şener, Pınar Demiral, Volkan Öztürk, Ümran İnceoğlu, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
GEÇİT
Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikayesinin özeti gibidir.
Cem Düzova’nın yazdığı Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz rol alıyor. Oyun, 2 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 3 Mart 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş)
Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 3 Mart 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 3 Mart 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş)
Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 3 Mart 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
BİR GECE MASALI (5+ Yaş)
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır. William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 3 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇÖPSÜZ DÜNYA (3+ Yaş)
İklim değişikliği ve hava kirliliğinden dolayı bulutların renginin, rüzgarın yönünün değiştiği günlerden bir gün; umutlu, mutlu ve bilinçli bir uçurtma olan Uç Uç kuyruğu koptuğu için bir çöplüğe düşer. Çöplükte, bez bir bebek olan Püsküllü ve atılmış bir koli olan Koli Koli ile tanışır. Çöplüğün kontrolünü elinde tutan Çöpten Kral ve yardımcısı Sinek ile kurulu düzenlerini değiştirmeye çalışan Uç Uç arasında bir mücadele başlar.
Çöpsüz Dünya oyunu sevimli karakterler aracılığıyla tüketim kültürünün bilinçsizce yaygınlaştığı günümüzde “geri dönüşüm, tamir, sıfır atık ve renklerle ayrılmış atık kutuları” gibi konuları ele alarak atıklardan arındırılmış bir dünya nasıl mümkün olabilir sorusuna cevaplar arıyor. Arzu Yurtseven’in yazdığı, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Eylül Soğukçay, Pınar Demiral, Engin Akpınar, Samet Silme, Mehmet Soner Dinç rol alıyor. Oyun, 3 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>“PAYLAŞIMLARIMDAN DOLAYI BANA GADDARLIK YAPTILAR”
Sosyal medyayı eskisi gibi aktif olarak kullanmadığını belirten Yunus Günçe, “Sosyal medyada artık kendimi gerzek gibi hissetmeye başladım. Çünkü sen yazıp çiziyorsun ama hiçbir şey değişmiyor. Sen yazdığınla kalıyorsun. Sonra senin 43 tane oyununu iptal ediyorlar, bir şehre giremiyorsun. Beni deprem ve seçim zamanı bir listelere koydular. Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar ve ben. Aramızda 300 milyon dolar var ya…. Ben bu insanlarla başka hiçbir listede yokum. Bize gaddarlık yaptılar. Kuvvetli olmadığım için bana yaptıklarını yaptılar. Kimse yazdıklarımı umursamadı. Bir şey olduğunda yine kendimi tutamıyorum ama biraz frene bastım. Mental ve ruhsal anlamda çok yoruldum” dedi.

“ACUN ILICALI DAHİL TÜM SURVIVOR EKİBİNİ TAKİPTEN ÇIKARDIM”
Survivor’a davet edildiğini ancak daha sonra kimsenin kendisine ulaşmadığını belirten Günçe sözlerine şöyle devam etti: “Bir ara Survivor’daki herkesi takipten çıkardım. Buna Acun Ilıcalı da dahil. Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış o hesap. Takip etmeme gerek yoktu. Survivor All Star’a neden gitmediğim çok soruluyor. Cevabı çok basit çünkü beni çağırmadılar. Acun Ilıcalı beni bir daha çağırmak zorunda değil ki. Aslında All Star’ı geçen sezon yapacaklardı ve beni aradılar. İlk beni çağırdıklarını söylediler çünkü Acun Ilıcalı ‘Yunus’u mutlaka ikna edin’ demiş. Ben de kabul ettim ve ertesi gün spora başladım. Yüzmem zayıf diye çok ciddi bir paraya yüzme kursuna yazıldım. Sonra Survivor’a davet edilen bir arkadaşım arayarak ‘Abi Survivor’a gidiyormuşsun’ deyince olayın ciddiyetini anlayarak ailelere ilan ettim. Bütün ailemi toplayarak Survivor’a gideceğimi söyledim ve herkes çok mutlu oldu. Daha sonra ekiple iletişim koptu ve kimse beni aramadı. Daha sonra ben onları aradım ve bana ‘Oradaki olaylar biraz değişti. Takımlar değişti All Star yapmaktan vazgeçtik. Seneye All Star var ve sen bankosun. İlk seni arayacağız’ dediler. Sonra deprem ve seçim oldu. Ben o arada videolar çektim. All Star oldu ve beni çağırmadılar. Çağırmak zorunda değiller, mecbur da değiller.”

“ACUN’A LAF EDEN BATUHAN SURVIVOR’DA, DEMEK Kİ BENİM VİDEOLAR DA BİR ŞEY VAR”
“Annemin evinde hiçbir şey yapmadan otururken Acun Ilıcalı beni Survivor’a çağırarak çok büyük bir iyilik yaptı. Acun Ilıcalı minnettarım. Bana bir şans daha verdi Para Bende’yi yaptık sonra Survivor yorumları yaptık. Ben Acun Medya’ya gidip bütün gün belki iş çıkar diye orada bekleyen adam olmadım, olmayacağım. Şu an Survivor’da MasterChef’te et çalarken yakalanan adam var, sevgilisine küfreden adam var. Batuhan Karacakaya, Acun Ilıcalı’ya neler neler söyledi şimdi o da orada. Demek ki benim videolarla ilişkili bir durum var. Benim videoların içeriğinde bir şey var demek ki… Yine de sorun değil. Biz hep alttan aldık.”
]]>Bu ay; Masal (Yeni Oyun), Parkta Güzel Bir Gün (Lefkoşa Belediye Tiyatrosu)(Konuk Oyun), Savaş ve Barış, Gidiş Dönüş Moskova (Retro), Kuğunun Şarkısı, Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi, Ay, Carmela!, Maviydi Bisikletim, Bir Halk Düşmanı, Sivrisinekler, Geçit, Tartuffe, Hamlet, Uçurtmanın Kuyruğu, Fosforlu Cevriye, Yaftalı Tabut, Komik Para, Godot Geldi, Çingene Boksör, Zehir, İfigenya, Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi, Oscar, Ben Medea Değilim, Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, Öldün, Duydun mu?, Cadı Kazanı, Yatak Odası Komedisi, Benim Küçük Yıldızım, Bekçi ile Postacı, Herkes Sihirbaz Olacak, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Bir Gece Masalı, Çöpsüz Dünya, Rüya, Fındıkkıran, Karagöz Çiftlik Bekçisi, Elma Kurdu Kırtık adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
Behçet Necatigil, Gülten Akın ve Edip Cansever Şiirleri İstanbul Şiirle Buluşuyor Etkinliğine Konuk Oluyor
İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Ben Nergisten Sorumluydum” (Gülten Akın)
Gülten Akın’ın yazdığı şiirlerin evreninde, Emre Koyuncuoğlu’nun uyarlayıp yönettiği etkinlikte Radife Baltaoğlu, Sevil Akı, Yeşim Koçak, Işıl Zeynep Karaalp, Şirin Asutay, Ebru Üstüntaş, Elvan Boran rol alıyor. Etkinlik, 3 Mart 2024 tarihinde saat 18.00’de Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: Oteller Kenti (Edip Cansever)
İBB Şehir Tiyatroları, İstanbul Şiirle Buluşuyor başlığı altında, şairler ve şiirleri üzerinden oluşturulan özel mekan ve ses evreninde yeni bir “anlatı”yı seyircisine sunuyor.
Hümay Güldağ’ın uyarlayıp yönettiği Oteller Kenti’nde müzik tasarımı Hüseyin Tuncel’e, dekor tasarımı Cihan Aşar’a, kostüm tasarımı Ahsen Nur Doğan’a, efekt tasarımı Metin Küçükyılmaz’a, ışık tasarımı Uğur Yıldız’a, görsel tasarım Yakup Altay’a ve koreografi Arda Alpkıray’a ait. Oteller Kenti’nin oyuncuları Hüseyin Köroğlu, Hümay Güldağ ve Aslı Şahin. Piyanoda Orçun Tekelioğlu, solist olarak Berfu Aydoğan etkinliğin müzikleri için sahnede yerini alıyor. Etkinlik, 10, 24 Mart 2024 tarihlerinde saat 18.00’de Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Şimdi Değil Sonra”(Behçet Necatigil)
Şimdi Değil Sonra, Behçet Necatigil’in şiir evrenine özel bir yolculuk. Şairin şiirlerinden yapılan uyarlama, merkezine şairin Solgun Bir Gül Oluyor Dokununca şiirini alıyor. Yıldıray Şahinler’in Behçet Necatigil’in şiirlerinden yola çıkarak oyunlaştırdığı, Levent Üzümcü, Derya Çetinel ve Cihat Faruk Sevindik’in rol aldığı “Şimdi Değil Sonra”, Müze Gazhane Meydan Sahne’de 17 Mart 2024 tarihinde saat 18.00’de seyirciyle buluşacak.
Mart 2024 Programı
MASAL (5+Yaş) (Yeni Çocuk Oyunu)
Hakkından ve ihtiyacından fazla yiyeceği çalarak açlığa sebep olan yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı üç çocuk fantastik bir yolculuğa çıkar. Birçok engelin aşıldığı yolculuk sürecinde bireysellikten birlikte hareket etmeye, yardımlaşma ve adaletli paylaşıma kadar çocukların düşünce ve eylemleri değişir. Açlığın tüm çocuklar için yaşamsal bir sorun olduğunu fark eden çocuklar, açgözlü yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı mücadeleyi büyütür. Eftal Gülbudak’ın yazıp yönettiği oyunda Ceren Hacımuratoğlu, Ercan Demirhan, Yeliz Şatıroğlu, Onur Şirin, Serkan Bozkurt rol alıyor. Oyun, 3, 10, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
Parkta Güzel Bir Gün(Lefkoşa Belediye Tiyatrosu-Konuk Oyun)
Oyunda, parkta güzel bir gün geçirmek isteyen Olivia ve Arthur’u bir ülkenin bantla çizilen yeni sınırı ikiye ayırır. İşe yeni başlayan sınır muhafızının sert bakışları altında iki ülke arasında sıkışıp kalan çift, giderek içinden çıkılmaz bir hal alan bu absürd durumun esiri olurlar. Bizi ayıran hayali çizgileri ve bu çizgileri kırmanın ağır yaptırımlarını konu alan acı-tatlı bir komedi Parkta Güzel Bir Gün. Kieran Lynn’in yazdığı, Kıymet Karabiber’in yönettiği oyunda Aytunç Şabanlı, İzel Seylani, Melihat Beşe Günalp rol alıyor. Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
SAVAŞ VE BARIŞ
1805 ve 1820 arasında geçen, tarihsel bir anlatı özelliği de taşıyan “Savaş ve Barış” Napolyon’un 1812’de Rusya’yı işgalinin hemen öncesinde hayatları tümüyle değişen Rus aristokrasisini konu edinir. Bir yanda aşk ilişkileri, aile ve salon hayatını anlatılırken, savaş ve savaşın geri dönülemez yıkımı da devam etmektedir. Savaş ve Barış, birçok yönüyle bir tarih anlatısının özelliklerini taşırken, aynı zamanda yaşama, inançlara, insanın yaşama amacına dair felsefi düşünceleri barındıran, politik ve sosyolojik çıkarımların yer aldığı destansı bir eserdir. Savaş ve muharebelerin, Napolyon ve Kutuzov gibi tarihi şahsiyetlerin arka fonu oluşturduğu oyunda, aşk hikayeleri, kişisel zaaflar, aile içi çatışmalar ve kayıplar toplumun genelinden oyundaki her bir karaktere kadar uzanan bir panorama oluşturur. Lev Tolstoy’un yazdığı, Eva Mahkovic’in uyarladığı, Aslı Önal’ın çevirdiği, Aleksandar Popovski’nin yönettiği oyunda Ayşegül İşsever, Berfin Berber, Can Başak, Defne Gürmen Yüksel, Deran Özgen, Dilara Demirdüzen, Doğan Altınel, Ersin Bağcıoğlu, İlker Sami Kılıç, İpek Uğuz, Levent Üzümcü, Melisa Demirhan, Mesut Çırak, Murat Bavli, Mutlu Güney, Nevzat Sinan Taştan, Ogeday Erkut, Osman Kaba, Salih Şimşek, Sefa Turan, Taha Karakaş, Yağmur Topçu rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
GİDİŞ DÖNÜŞ MOSKOVA (RETRO)
Eşinin ölümünden sonra Moskova’da kızı ve damadının yanında yaşamaya başlayan Nikolai Mihayloviç Çmutin, sakin ve huzurlu bir yaşam sürmek umuduyla köyüne gitmek istemektedir. Babasının köyde tek başına yaşayamayacağını düşünen kızı Ludmilla ve bir türlü anlaşamadığı damadı Leonid ise onu evlendirme planları yapmaktadır. Leonid, Çmutin’in birini eş olarak seçmesini umut ederek üç yalnız kadını eve davet eder. Üç gelin adayının da aynı anda eve gelmesiyle planlar karışacaktır.
Alexander Galin’in yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği, Engin Gürmen’in yönettiği oyunda Aybar Taştekin, Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Esra Ülger, Hikmet Körmükçü, Mahperi Mertoğlu, Zihni Göktay rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
KUĞUNUN ŞARKISI
Anton Çehov’un tek perdelik kısa oyunlarından biri olan Kuğunun Şarkısı’nda, yaşlı ve yalnız bir aktörün geçmişiyle yüzleşmesine, hayatını sorgulamasına, pişmanlıklarına ve aradan geçen onca yıla rağmen, hala, hayatta en iyi yaptığı şeye, aktörlüğe tutunmaya çalışmasına tanık oluyoruz.
Oyunda, insan doğasının gizli özlemlerini, öfkelerini ve tutkularını yansıtan önemli bir Çehov karakteri olarak karşımızda duran Svetlevidov’un anılarında yeniden canlanan Shakespeare’nin seçme tiradları, izleyenleri de oyuncunun geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Alkışlar, tebrikler, aşklar ve şöhretin sarhoşluğuyla, yaşamı boyunca mutluluğu ve hayatın anlamını arayan Svetlevidov, geride bıraktığı onca hayal kırıklığına ve çektiği bütün sıkıntılara rağmen, sahnede ölümü bekliyor olduğu gerçeğinin önünde bile başını eğmeden durmaya devam ediyor.
Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Bora Seçkin, Ertan Kılıç, Naşit Özcan, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 30 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
YAŞAMAK MI, YOKSA ÖLMEK Mİ
1939 yılı, Polonya’nın Nazi birliklerince işgalinin hemen öncesi. Varşova’da bir tiyatroda Hitler karşıtı bir oyunun provaları sürmektedir. Oyun siyasi sebeplerle yasaklanarak yerine Hamlet konulur. Almanların Polonya’yı işgali üzerine tiyatro kapanır. İşsiz kalan oyuncular, bir Alman casusunun engellenmesi için çalışırlar. Provasını yaptıkları oyun sayesinde, Nazilerin kılığına girer ve zaman zaman umutsuzlaşan ve gitgide çetrefilleşen bir savaşı sürdürürler.
Nick Whitby’nin yazdığı, Yücel Erten’in çevirdiği, Hüseyin Köroğlu’nun yönettiği oyunda Şenay Saçbüker, Hüseyin Köroğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Bahtiyar Engin, Vildan Türkbaş, İrem Arslan, Emre Narcı, Volkan Ayhan, Emre Şen, Ümit Bülent Dinçer, Tarık Köksal, Deniz Yeşil Mavi, Erkan Akkoyunlu, Özge Kırdı, Orçun Tekelioğlu, Rüzgar Aşıkoğlu, Özgür Ali Kuruçay rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
AY, CARMELA
İspanya’da Milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler arasında geçen iç savaş dönemini anlatan oyunda, iki varyete oyuncusu Carmela ve Paulino, Franco önderliğindeki Milliyetçiler tarafından rehin alınır. Belçite şehrinin işgalini kutlayan Milliyetçiler tarafından istemedikleri bir gösteriye zorlanırlar. Bu zorlamanın sonucunda içinde bulundukları savaşı, “gösteri yapılmalı mı, yapılmamalı mı?” sorusuyla sanatı ve sanatçıyı sorgulamaları, işleri gereği güldürmeyi, eğlendirmeyi hedefleyen bu iki oyuncunun isyanları, gelgitleri, kayıpları anlatılır. Jose Sanchis Sinisterra’nın yazdığı, Yalçın Baykul’un çevirdiği, Naşit Özcan’ın yönettiği oyunda, Ada Alize Ertem, Çağatay Palabıyık, Erkan Akkoyunlu rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde,
MAVİYDİ BİSİKLETİM
İlk gençlik yıllarını geçirdiği İzmir’e duyduğu özlemin ve ilk aşkının izinden giden bir adamın, anılarına yaptığı bu yolculuk, bizi 1950’lerin İzmir’inden günümüze taşıyor. Dinçer Sümer’in yazdığı Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Çağrı Büyüksayar rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
BİR HALK DÜŞMANI
Kentin yegane gelir kaynağı olan kaplıcalarla ilgili araştırmasından şüphelerini haklı çıkartan bir sonuç alan Dr. Stockman’ın mücadelesi, Ibsen’in güçlü kalemiyle, “halkın yararı” sayılan şeyin, çıkar prizmasında şekil değiştirmesini anlatan bir “mesel”e dönüşüyor.
Henrik Ibsen’in yazdığı, Dilek Başak Carelius’un çevirdiği, Orhan Alkaya’nın yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burçak Çöllü, Cem Baza, Derya Yıldırım, Gökhan Mete, Hakan Arlı, Hazal Uprak, Mert Tanık, Müge Akyamaç, Rahmi Elhan, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
SİVRİSİNEKLER
Alice, Cenevre’de Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtlamak için yapılan “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” projesinde çalışan bir bilim insanıdır. Kendisi gibi bilim insanı olan kocası, çocukları Luke küçükken ortadan kaybolmuştur ve bu onların hayatındaki kara deliktir. Lucy Kirkwood’un yazdığı, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Ayşin Atav, Yeliz Gerçek, Senan Kara, Özgür Dereli, Ahhan Şener, Pınar Demiral, Volkan Öztürk, Ümran İnceoğlu, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
GEÇİT
Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikayesinin özeti gibidir.
Cem Düzova’nın yazdığı Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz rol alıyor. Oyun, 2 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
TARTUFFE
Zengin mi zengin bir adamın, ailesindeki ve çevresindeki kimseyi dinlemeden evine yerleştirdiği sahtekar bir sofu ile hem kendi hem de çevresindekilerin hayatını beter etmesini anlatan bu ölümsüz eserde; inancı, aileyi, aşkı, erkek-kadın farklarını, dünümüzü, bugünümüzü, mizahı, müziği, acıyı, hüznü, rahatsız edici türlü anları iç içe ve olanca dinamiğiyle seyircinin karşısına çıkarıyoruz. Orhan Veli’nin olağanüstü çevirisine, şiirlerinden bestelenen şarkıların da eşlik ettiği seyirliğimizle, hayata dair bu acayip bilmeceyi bir kez daha kahkahalarla selamlıyoruz.
Molière’in yazdığı, Orhan Veli Kanık’ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Bennu Yıldırımlar, Emre Şen, Gürkan Başbuğ, Mehmet Soner Dinç, Murat Garipağaoğlu, Naci Taşdöğen, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Semah Tuğsel, Tolga Yeter, Yeşim Koçak, Zeynep Göktay Dilbaz rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
HAMLET
Usta yönetmen Engin Alkan, Shakespeare’in dünya klasikleri arasında haklı bir yere sahip bu oyununu, farklı bir yorumla seyirciyle buluşturuyor. Yaşam ve ölüm arasında, iktidar ve intikam arasında, düşüncesi ile eylemi arasında insanın tüm zamanlara özgü çelişkilerini sahneye taşıyan, tiyatro tarihinin en ünlü eseri Hamlet, Engin Alkan’ın rejisinde çağdaş bir okumayla şimdiki zamandan bakılan çarpıcı bir hatırlamaya dönüşüyor.
William Shakespeare’in yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirdiği, Engin Alkan’ın yönettiği oyunda Müslüm Tamer, Doğan Altınel, Seda Çavdar, Elçin Atamgüç, Zeliha Bahar Çebi, Zafer Kırşan, Hira Ogeday Erkut, Ersin Bağcıoğlu, Göksel Arslan, Destan Batmaz, Osman Kaba, Emre Ertunç, Cihat Faruk Sevindik, Doğan Şirin, Oğuzhan Oğuz, Hüseyin Emre Şen, Deran Özgen rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
UÇURTMANIN KUYRUĞU
Çocukluğu babası tarafından otoriteyle bezenmiş, sıkı bir disiplinle yetiştirilmiş, bu disiplin ve otorite kendisi için saplantıya dönüşmüş bir adam, hayatına son vermeye karar verir. İntihar mektubunu yazıp bitirdiği an kapı çalar. Karşısında ilk defa gördüğü, tanımadığı bir misafir vardır. Gelen adam hayatına ve tüm çocukluğuna dair her şeye hakimdir. Zaman geçtikçe sohbet ilgi çekici bir hal alır. Etkileyici bir iç hesaplaşma başlar. Savaş Dinçel’in yazdığı, Barış Dinçel’in yönettiği oyunda Gün Koper, Ali Yoğurtçuoğlu rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
FOSFORLU CEVRİYE
Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkümudur. Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır.
Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.
Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti…
“Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…” kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle…
Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
YAFTALI TABUT
Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikayesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor.
Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Selin Türkmen, Şenay Bağ, Mana Alkoy rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, 16 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
KOMİK PARA
Doğum gününde Henry akşam işten dönerken metroda kendi çantası yerine yanlışlıkla bir başkasının çantasını alır. O çantanın içinde tam 1 milyon 735 bin pound para vardır. Evde onu bekleyen karısı Jean, Henry için bir doğum günü sürprizi hazırlamaktadır. Bu doğum günü kutlaması için aile dostları Betty ve Vic de davetlidirler. Henry para dolu çanta ile eve gelir. Hemen uçak biletleri alınır ama eve bir dedektif gelir ve işler karışır, soluksuz macera başlar.
Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen’in çevirdiği, Özgür Atkın’ın yönettiği oyunda Ada Alize Ertem, Can Alibeyoğlu, Elyesa Çağlar Evkaya, Emrah Derviş Soylu, Hasip Tuz, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın, Uğur Dilbaz rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, 23 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
GODOT GELDİ
“Godot Geldi”, İrlandalı yazar Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” adlı yapıtının ardından ve ona bir “gönderme” olarak, Karadağlı yazar Miodrag Bulatovic’in kaleme aldığı bir oyundur… “Olay” bir bataklıkta geçer. Becket’in oyununda; Godot beklenilir… Bulatovic’in oyununda ise, bir fırıncı olarak Godot gelir… Beckett, yapıtında kavramlardan yola çıkarak evrensel bir resital sunarken, Bulatovic, aynı tematik yapıyı işlemiş olsa da, rol kişilerinin ve kısmen de olsa mekanın yapısını değişime uğratarak, daha çok “simge”lere yönelmiştir… Beckett’te de, Bulatovic’te de bekleyenler açısından önemli olan, aslında beklenen kişinin kim olduğu değil, bekleyişin kendisidir… İşte bu durumda; kim olduğu tam olarak bilinmeyen bir “gelen”in, kesinlikle tanımlanmış bir “giden”e dönüşmesinin öyküsüdür diyebiliriz “Godot Geldi” için…
Miodrag Bulatovic’in yazdığı, Sevgi Soysal’ın çevirdiği, Ragıp Yavuz’un yönettiği oyunda Ali Mert Yavuzcan, Can Başak, Can Ertuğrul, Derya Çetinel, Meriç Benlioğlu, Murat Coşkuner rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇİNGENE BOKSÖR
1920’lerin boks yıldızı Johann Wilhelm Trollmann’ın trajik yaşantısından yola çıkılarak yazılan oyun, kurgusal bir karakter olan Hans’ın tanıklığıyla seyirciye aktarılıyor. Çocukluk dönemlerinde tanışan ikili, güçlü bir arkadaşlık bağıyla yılları geride bırakır. Kendine has stiliyle yıldızlaşan çingene boksör Ruki, Nazi Almanya’sının faşizan politikalarına ve ayrımcılığa maruz kalır. Almanya Şampiyonu olsa da bu unvan kendisine verilmez ve hep kaybetmeye mahküm edilir. Yoksul mahallelerde başlayıp toplama kamplarına kadar süren, ölümüne dostluğun çarpıcı öyküsü…
Rike Reiniger’in yazdığı Cafer Alpsolay’ın yönettiği oyunda Ercan Demirhan rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
ZEHİR
Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir.
Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 9 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
İFİGENYA
Doğu ile Batı arasındaki ilk büyük savaş: Akha ordusu, Truva seferine çıkmak üzeredir. Birleşik ordu donanmasının sıkıştığı limandan kurtulup harekete geçebilmesi için rüzgara ihtiyacı vardır. Başkomutan Agamemnon, Artemis’in kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için tanrıça da onun rüzgarını kesmiş ve herkesi bu limana hapsetmiştir. Doksan dokuz kralın ordusu hastalıktan kırılırken, öfkeyle bekleyen askerlerin gözü Agamemnon’dadır. Başkomutan’ın sadece kendisi ve makamı değil, başta ailesi olmak üzere, tüm ülke tehlikededir. Agamemnon’un yapabileceği tek bir şey kalmıştır: En değerli varlığı olan kızı Iphigenia’yı tanrılara kurban vermek!..
Euripides’in yazdığı Serdar Biliş’in yönettiği oyunda Ayşecan Tatari, Elvan Boran, Yıldıray Şahinler rol alıyor. Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
RÜSTEMOĞLU CEMAL’İN TUHAF HİKAYESİ
Osmanlı İmparatorluğu’nun son demlerinde, Girit’teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul’a Çanakkale’ye ve nihayet Ayvalık’a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem’in, Cemal’in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikayeleri. Oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
OSCAR
Christian Jacqueline’e aşıktır, Colette ise Oscar’a. Christian uzun süredir sevdiği kızı Mösyö Bernard’dan isteme niyetindedir. Colette ise babası Mösyö Bernard’a söylediği yalanla sevgilisi ile evlenme planları yapmaktadır. Ancak ne Christian doğru kızı ister ne de Colette doğru adamla evlenmek üzeredir. Birkaç dakikada sarpa saran olaylar hiç de kolay çözülecek gibi gözükmemektedir.
Claude Magnier’in yazdığı, Asude Zeybekoğlu’nun çevirdiği, Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Abdullah Topal, Aslı Aybars, Asrın Gurur Kuyucak, Cem Karakaya, Ceylan Çete, Çağrı Büyüksayar, Damla Cangül Yiğit, Aslı Şahin, Hakan Gümüş, Hüseyin Emre Şen, İrem Erkaya, Neslihan Ayşe Öztürk, Oğuzhan Oğuz rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
BEN MEDEA DEĞİLİM
“Ben Medea Değilim” oyununda yakın geçmişte “katil” sıfatı yakıştırılan bir Kadın’ın, tiyatro sahnesinde gösteriyi ve seyirciyi manipüle ederek kendi hikayesine ve aslında her kadının kendi gerçeğine yönlendirdiğini görüyoruz. Allison Gregory’nin yazdığı, Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda Şirin Asutay, Berrin Koper, Kamer Karabektaş, Ozan Akif Serman rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
SEN İSTANBUL’DAN DAHA GÜZELSİN
Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikayesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikayesini…
“Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…”
Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor. Mekanın birliğine hikayenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikayeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikaye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikayesine dönüşüyor…
Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
ÖLDÜN, DUYDUN MU?
İntihar eden bir adamın geride bıraktığı hayatı, hatalarıyla yüzleşmesi ve sonrasında kendini tanıma süreci anlatılıyor. Oyunda ayrıca sabır, mücadele, belleksizlik gibi insanı şekillendiren pek çok kavram irdeleniyor. Yiğit Sertdemir’in yazdığı Burçak Çöllü’nün yönettiği oyunda Emrah Can Yaylı, Pelin Budak, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
CADI KAZANI
Yıl 1692… ABD’de Salem kasabası…Cadılıkla suçlanan insanlar… Büyük tartışmalara, ardından işkencelere, nihayetinde de idamlara varan mahkemeler… Çıkarları için ‘liste’lerce insanları ölüme sürükleyen ‘insan’lar… İnancı kullanarak; önce toplumsal yaşamı, sonra hukuku, nihayetinde onuru yok etmeye çalışan ‘baştakiler’ ve buna sebep olmayı yahut seyirci kalmayı seçen halk… Tiyatro yazınının en önemli isimlerinden Arthur Miller’ın, 1952’de gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığı bu ölümsüz eser; ilk kez Şehir Tiyatrosu’ndan seyircilerini selamlıyor.
Arthur Miller’ın yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu-Vedat Günyol’un çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Berfu Aydoğan, Berna Adıgüzel, Burak Davutoğlu, Canan Kübra Birinci, Ece Bağcı, Emre Çağrı Akbaba, Eraslan Sağlam, Ersin Sanver, Ezgim Kılınç, Fatma İnan, İbrahim Can, Mehmet Bulduk, Nilay Yazıcıoğlu, Onur Demircan, Ozan Gözel, Rozet Hubeş, Selçuk Yüksel, Selen Nur Sarıyar, Zeki Yıldırım rol alıyor. Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
YATAK ODASI KOMEDİSİ
Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor. Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor.
Alan Ayckbourn’un yazdığı, Mert Dilek’in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor. Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş)
Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Ümraniye Sahnesi’nde, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş)
Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
BİR GECE MASALI (5+ Yaş)
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır. William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇÖPSÜZ DÜNYA (3+ Yaş)
İklim değişikliği ve hava kirliliğinden dolayı bulutların renginin, rüzgarın yönünün değiştiği günlerden bir gün; umutlu, mutlu ve bilinçli bir uçurtma olan Uç Uç kuyruğu koptuğu için bir çöplüğe düşer. Çöplükte, bez bir bebek olan Püsküllü ve atılmış bir koli olan Koli Koli ile tanışır. Çöplüğün kontrolünü elinde tutan Çöpten Kral ve yardımcısı Sinek ile kurulu düzenlerini değiştirmeye çalışan Uç Uç arasında bir mücadele başlar.
Çöpsüz Dünya oyunu sevimli karakterler aracılığıyla tüketim kültürünün bilinçsizce yaygınlaştığı günümüzde “geri dönüşüm, tamir, sıfır atık ve renklerle ayrılmış atık kutuları” gibi konuları ele alarak atıklardan arındırılmış bir dünya nasıl mümkün olabilir sorusuna cevaplar arıyor. Arzu Yurtseven’in yazdığı, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Eylül Soğukçay, Pınar Demiral, Engin Akpınar, Samet Silme, Mehmet Soner Dinç rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
RÜYA(5+Yaş)
Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
FINDIKKIRAN (7+ Yaş)
Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar. 1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor. E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Ümraniye Sahnesi’nde,
KARAGÖZ ÇİFTLİK BEKÇİSİ (3+ Yaş)
Karagöz uzun zamandır işsizdir ve iş aramaktadır. Sonunda kendisine bir çiftlikte iş bulur. İşi hayvanların bakımını yapmaktır. Ama ortada bir sorun vardır. Karagöz, hayvanları tanımamaktadır. Özgür Atkın’ın yazıp yönettiği oyunda Elif Verit, Hakan Örge, İrem Erkaya rol alıyor. Oyun, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ELMA KURDU KIRTIK (4-7 Yaş)
Elma Kurdu Kırtık 7 yaş altı çocuklara yönelik, kuklaların kullanıldığı, canlı müzik eşliğinde oynanan eğlenceli bir çocuk oyunudur. Haylaz bir elma kurdunun mükemmel elmayı bulmak için çıktığı yolculuğu anlatır. Sahip olduklarına değer vermeyen, çevresindekileri hor gören Kırtık bu yolculukta aradığı mükemmel elmaya ulaşmak yerine çok daha kıymetli bir şeyin farkına varır.
Çocukların sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine dikkat çeken oyun somut nesnelerle soyut kavramları ilişkilendirerek çocuğun algısını geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çocuğun günlük yaşamında yaşadığı çelişkileri renkli bir hayal dünyasında yeniden yaratan oyun çocuğa kendi gerçekliğine dışarıdan bakabilme şansı verir. B. Çağatay Çakıroğlu ve Ö. Barış Bakova’nın yazıp B. Çağatay Çakıroğlu’nun yönettiği oyunda; Elyesa Çağlar Evkaya ve Seda Çavdar rol alıyor. Oyun, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>Olayı anlatması için söz verilen Pınar “Konsey sonrasında adaya gittik. Zaten burada benim adım çıkmıştı. Adaya gittik yatmaya hazırlanmaya başladığımızda Sema geldi. Pınar buraya gelebilir misin diye sert bir şekilde konuştu.
Burada konuşalım dediğimde sen ne zaman yakamdan düşeceksin dedi. Yakasında olmadığımı söyledim. Yazdığım şeye sinir olduğundan bahsetti. Beni bu şekilde yazamazsın dedi. Ben de istediğim gibi yazarım dedim.
Sonrasında sürekli buraya gel yanıma gel, okul çıkışında görüşürüz tarzı sert ifadeleri vardı. Ayrıca ben de öyle olduğunu düşünüyorum dedi. Sakinliğimi korudum. Ayağını yere vurmaya başladı. ya git buradan alın bunu şuradan dedim.
Yatağımın yanına geldi ayağımı tekmelemeye başladı. O zaman ayağa kalktım. Üstüme doğru gelmeye devam etti. O ara bana ilk hamlesini yaptı ve yüzüme geldi. Ben de hayatım boyunca hiç fiziksel bir hamlede bulunmadım. Elimi uzattım ve kafasının oradan tuttum, bunu buradan götürün dedim.
Diskalifiye olmak istemiyorum alın bunu dedim ve bir kol uzaklığında tuttum. O sırada kolumdan sıkıp kolumu da morarttı. Bana sürekli saldırmaya devam etti. Sürekli alın götürün şunu dedim.
Tahrik edecek bir şey de yapmadım. İki gündür takımdan ayrıyım ve şu anda da sinirlerim çok bozuk. Başka bir şey söylemek istemiyorum” dedi.

ACUN KARARI AÇIKLANDI
Acun Ilıcalı “Yaptığımız toplantılar sonrasında verdiğimiz karar, Sema Survivor All Star’a devam edemeyecek. Kendisi hem şiddetsel hareketler ve ısrarları sonucu bizi çaresiz bıraktı. Benim için çok değerli bir yarışmacıydı. Tek telefonumla Survivor’a geldi.
Tansiyonun düşmesini diliyorum. Kimse elenmez gibi belki düşünüyordunuz ama şu anda da bunun üzüntüsünü yaşıyoruz. Hepinizin güzel kalbini biliyorum ama Pınar da burada her yarışmacı gibi bize emanet.
Fikirlerini istediği gibi dile getirebilir. Kendisine de bir kez daha geçmiş olsun diliyorum” dedi.

SEDA DA KONUŞTU: ALLAH KALP TEMİZLİĞİ VERSİN
Seda “Yani söyleyeceklerimi tutmaya çalışıyorum. Gözümden bir damla bile gözyaşı gelsin istemiyorum. Az önce 3 tane arı soktu hiçbir şey hissetmedim. Tek söyleyeceğim şey lanet olsun onların sporculuk hayatına, bu kinlerine nefretlerine lanet olsun.
Ne yaptı ne etti benim kardeşimi diskalifiye ettirdi. Sema’nın da bir çocuğu var ve bu çocuğuna hayatta tek başına bakıyor. Bundan sonra kafasını kaldırıp benim gözümün içine bakmasın. Ben burada anladım amacı.
Hayatımda kimseye beddua etmedim ama ona da etmeyeceğim. Allah kalp temizliği versin, başka bir şey de demiyorum” dedi.
OYUN ALANINDA DA KONUŞULDU
Parkur alanına gelen takımlara kısa bir konuşma yapan Murat, Pınar’a ve Seda’ya yeniden söz verdi.
Pınar: Hiç keyfim yok. Açıkçası kafam burada değil. Oyunda elimden ne gelirse onu yapacağım. Elimden ne gelir onu da bilmiyorum. Üzerine konuştuk, artık konuşmak da istemiyorum.
Keşke zamanı ileri alabilsem hatta geriye alabilsem de bunlar hiç yaşanmasa. Yapacak bir şey yok, unutmak istiyorum. Ama bu da kolay bir şey değil hiç kimse açısından.

Sema’nın kardeşi Seda: Üzgünüm. Vedası zaten ayrı bir üzgünlük ama bu tuzağa düştüğümüz için üzgünüm. İkimiz de buraya 7 sezon emek verdik. Survivor’da en iyi 6 kadını saysalar ikimiz çıkarız aynı aileden eminim ki performans anlamında.
Açıkçası hiç böyle bir şeyin içinde bulunmadık. İkimiz de aynı kişiyle aynı sezon yarıştık. Kötü bir şey söylemeyeceğim hiçbir zaman çok sakinim de. Ama yakıştırmadım. Yani iyiki bir spor yapmışlar, bir bitiremediler.
Neydi kinleri nefretleri bilemiyorum çok üzgünüm haketmedi Sema bunu. Bir noktada sinirine hakim olamadı. Hangi yarışmacı konseydeki yılan S’sini görse sorardı. Konuşmayı kabul etmeyerek bir kışkırtma başlamış zaten.
Sema’ya da neden bu tuzağa düştü diye üzgünüm ve kızgınım. Çünkü ben onu uyardım. Biz de belli ki yanlış yapmışız ki Sema burada değil ben buradayım. Umarım bir daha böyle bir şey yaşanmaz.

NAGİHAN’IN DİZİ DÖNDÜ
Kırmızı Takım’da Nagihan ile Nefise ve Mavi Takım’da Begüm ile Aysu karşı karşıya geldi. Zorlu mücadeleyi Begüm-Aysu ikilisi kazandı. Nagihan’ın dizi oyunda döndü. Acılar içerisinde kalan Nagihan “Dizim döndü.
Baksana hocam dizim boşta” diye bağırarak ağladı. Nagihan sedye ile oyun alanından alındı. Doktor, iç bağlarda bir sıkıntı var gibi duruyor dedi. Doktorların ilk müdahalesinin ardından Nagihan ambulansla hastaneye kaldırıldı.

MERVE SAKATLIK YAŞADI
Kırmızı Takım’da Merve ile Aleyna, Mavi Takım’da ise Berna ile Begüm kapıştı. Kırmızı Takım’da Merve ile Aleyna parkurda zorlandı ve Merve’nin beli incindi.
Doktorlar Merve’yi oyun kenarına aldı. Duruma tepki gösteren Aleyna “Durumu kötüydü birden ben de oynayacağım dedi, iyi değilsen neden çıkıyorsun” dedi.

3. ELEME ADAYI GİZEM OLDU
Ertelenen konseyde 1 oy Aleyna’ya, 3 oy Nagihan’a ve 7 oy da Gizem’e çıktı. Böylelikle üçüncü eleme adayı gizem oldu. Gize “Acun bey bekliyordum, sıkıntı yok. Düelloya çıkacağım.
Kendimi orada görmek istiyorum. Hayırlısı” dedi. Geçen haftadan Aysu adayımız ve bu haftaki son düelloyu oynayacak. Begüm birinci adayımız, Pınar ikinci adayımızdı ve Gizem 3. aday oldu.

4. ELEME ADAYI ALEYNA OLDU
Mavi Takım Kırmızı Takım karşısında geriye düştüğü karşılaşmayı 12-5 kazanarak dokunulmazlığın sahibi oldu. Oylamada 2 Merve, 3 Nefise ve 6 Aleyna çıktı. Böylelikle 4. ve son eleme adayı Aleyna oldu.
Aleyna “Düellolardan korkmuyorum. Bir kere girince o heyecanı yaşayınca sürekli kendini yenilemek istiyorsun. Adımın çıkmasını bekliyordum. Eşleşmeleri merak ediyorum” dedi.
]]>Acun Ilıcalı acil durum konseyini toplayarak yarışmacıları dinledi. Ilıcalı kavga eden yarışmacılar hakkında karar verildi.

SEMA İLE PINAR’IN KAVGASI
Sema Aydemir, ‘Bana bundan sonra bir hakaret daha edersen’ diyerek Pınar’ın yanına geldi. Pınar da ‘Sana mı soracağım’ cevabını verince ikili arasında sinirler gerildi. Sema yerde uzanan Pınar’a tekme attı. Sema, ‘Benim huzurumu kaçırma, benim kardeşimin adını bir daha ağzına alma’ derken ikili birbirine tekrardan temas etti.
Sema, Nagihan ile Aleyna’nın uzaklaştırma çabalarına rağmen Pınar’a tokat attı. Sema araya giren arkadaşlarına ‘bunu yapamaz. Sürekli böyle uğraşıp ondan sonra ben buna karşıyım. Ben sana yüze nasıl vurulur göstereyim mi, ister misin?’ dedi.
Pınar da ‘Ben sana vurmadım zaten. Bana vurma diye uzak tuttum sadece.’ cevabını verdi. Sema kendini ifade ederken tekrar harekete geçince Atakan onu barakadan uzaklaştırdı.

SEMA ARKADAŞLARINA KENDİNİ İFADE ETMEYE ÇALIŞTI
Atakan’ın uzaklaştırmasıyla biraz da olsa sakinleşen Sema Aydemir, arkadaşlarıyla konuşarak yaşadıklarını anlatmaya çalıştı. Sema şu ifadeleri kullandı:
Ben onların sayesinde olimpiyata gitmişim bakar mısın? Bu zamana kadar Atakan ben böyle bir şey yapmadım ama insanın emeğiyle… Bak sana dese ki sen benim sayemde dünya şampiyonu oldun dese ne yaparsın?
Bunlar bu rahat böyle yaşarken ben hem çocuğuma baktım, kamplara çocuğumla gittim. Ben kolay Olimpiyat barajı geçmedim. Benim emeğime kimse şey yapamaz.

SEMA’NIN PINAR’A NEDEN SALDIRDIĞI ORTAYA ÇIKTI
Nagihan, Pınar’la Sema’nın kavgası sonrası toplanan acil durum konseyinde ikili arasındaki tartışmanın nedenlerini anlattı.

Nagihan, ‘Sadece bu Survivor değil. Bir önceki Survivor ve 2011 yılına dayanan bizim, benim, Merve Aydın’ın, Pınar Saka’nın dünya şampiyonasında madalya aldıktan sonra 4*400 metre bayraklı yarışaca çıkacaktık.
Aslında bütün hikaye oradan başlıyor. 2017’ye de yansıdı. Bu seneye yansıdı. Bu konu açılınca açıkçası biz çok oralı olmak istemedik çünkü bizlik bir durum yok. Biz hem kendi bireysel madalyalarımızı almışız.
Hem de bayrakta da nasıl ki Survivor’ı Acun Ilıcalı yönetiyorsa, Milli Takımı da bir teknik direktör yönetiyor. Burada Pınar ile Sema’nın bir türlü anlaşamadığı anlaşmak istemediği bir kan davası var. Yok benim hakkımdı, yok senin hakkındı.
Aslında net olan bir şey vardır. Saniyeler konuşur, saniseler konuşur. Atletizmde de bu böyle olmuştur. O zaman ki madalyamızı aldığımız içinde formda olduğumuz içinde teknik direktörümüz yani hocamız bizi dörtlüyü öne sürdü ve çıktığımızda da en iyi saniyeyi yapıp madalya getirdik ülkemize ama bu buruk sevinci bir türlü atlatamadık üzerimizden 13 sene geçmesine rağmen.
Burada da Survivor adı altında ama hiçbir olay olmadan birbirlerine bilenmiş iki yarışmacı vardı. Ben Pınar’ı sivil hayatta tanırım, ikisi de benim milli takım arkadaşım. İkisiyle de iyi anlaşırım ne kadar rekabet içerisinde olsak da, tartışırız kavga ederiz, rakip oluruz ama tabii ki koruma noktasında da ne yapacağımı açıkçası bende bilemedim.
Bir anda kargaşa oldu. Zifiri karanlık zaten hiçbir şey yok. Bir anda olayın içerisinde kendimi buldum. Tekmeler, yumruklar yani açık konuşmak gerekirse Sema benim rakibim.
Pınar çok fazla şiddete dayalı birisi değil ama burası gerçekten çok hep söylüyorum da. Herkes belki benden bekliyordu bunu ama gerçekten buranın zorluğunu anlatmakla bitiremeyiz.” ifadelerini kullandı.

SEDA SİNİRLERİNE HAKİM OLAMADI
Oyun alanında Sema ve Pınar’ı göremeyen Seda, ‘Merak ettim yine ne yaptı? Çünkü dün konseyden çıkarken Sema’ya dedim ki artık o kadar amacını anladım ki dedim.
İnsan hani düşmanı bile kaliteli olsun derler ya, sal Sema dedim, dalga geçelim. Yani düşünüyorum, düşünüyorum. İnsanın kalbi bu kadar kirli olur mu’diye düşünüyorum. Sorunu sadece Sema’yla olsaydı Sema daha gelmeden bana, Aleyna’ya sıçramazdı.
Pisliğe vurdukça, sıçrar ve yayılır. Dedim ki Sema salalım. İçimde bir şey vardı yine bir şey olur mu acaba diye, çünkü zaten elenecek, zaten performansı kötü ya giderken birilerine de götüreyim istiyor ya da ilk defa bir Survivor’dan sonra akılda kalayım, kötü ya da iyi fark etmez diyor ama ben onun tuzağına düşmeyeceğim.
Umarım Seda’da düşmemiştir. Ne derece bilmiyorum. Elim ayağım titriyor sinirden. Keşke onunla aynı yerde olabilseydim o anda. Kopacaksa toptan kopsaydı yani her şey. O benim gözümde o kadar değersiz ki. Bir kadının kalbi bu kadar kirli olmamalı diye düşünüyorum.” dedi.

DOKUNULMAZLIK OYUNU
Survivor All Star’ın dokunulmazlık oyununun son müsabakası Mavi takımdan Yağmur ve Furkan ile Kırmızı takımdan Gizem ve Sercan Yıldırım arasında gerçekleşti. Furkan ve Yağmur’un kazanmasıyla dokunulmazlık sembolünün sahibi 12-9’luk skorla Mavi takım oldu.

SEMA GÖZYAŞLARINA HAKİM OLAMADI
Sema kavga sonrası konseyde Acun Ilıcalı’nın karşısına tek başına çıktı. Acun Ilıcalı, Sema’dan kendini ifade etmesini istedi. Sema şu ifadeleri kullandı:
Bende çok utanıyorum burada olmaktan. Geldiğimden beri kendime bir atış alanı hazırladım. Ben çalışacağım çünkü eksiğim var. Çekil benim düellom var çalışacağım. Sürekli bir şeyler. Sahra gitti, bana iftira attı.
Arkadaşlarıma demiş ki ben onun seçtiği atışı ve o atışı çalıştığını Sahra’ya söylemişim. Sahra burada bir haksızlık var. Ben düelloya çıkmıyorum demiş ve yarışmayı bırakmış. İşin acısı arkadaşlarım dedi ki hakkını helal et, vallahi biz bile düşündük acaba o yüzden mi gitti kız dedik dedi.
Ben bunu yaşamak zorunda değilim. Çünkü ben böyle bir şey yapmadım. Sonra işte lohusa kadın, Alman turist, ekip senden çok pişman seni getirdiklerine, bir sürü şeyler söyledi. En son yılan yaptı biliyorsunuz konseyde ve sürekli yapıyor yapıyor ben sesimi çıkarmıyorum.
Konseyden sonra biz kampa gittik ama ben dedim ki Sema sen neden bu kadar eziliyorsun ki yani, ben bunları hak etmedim. Duramadım, gittim, içimde kalırdı yani. Pınar ne yaptın? Şimdi ne yaptın?
Neden dedim mesela birbimizden uzak durmuyoruz. Sen dedi Seda’nın istatistiği için uğraşıyorsun. Seda için uğraşsam ya derim ki beni seç ya da en kötü ihtimalle Pınar’ı seç derdim. Ne olursam olayım, ne fiziğimi ne yarışmayı bunları hakedecek bir şey yapmadım.
En kötüsünüde söyleyeyim ben 3 sene konteyner da kaldım. Bana da gelip sen bizim sayemizde olimpiyatlara gittin dedi. Çok hırslandım. Tutun şunu falan diyordu ama onun da eli armut toplamıyordu. Masuma yatmasın.
Sema Aydemir yaşadıklarını anlatıp utancını dile getirirken gözyaşlarına hakim olamadı.

SEMA AYDEMİR DİSKALİFİYE OLDU
Acun Ilıcalı, Sema Aydemir’i çok iyi anladığını ifade ederek, ‘Arkadaşlarımızla konuyu değerlendirdik. Baya da uzun süren toplantı sonrasında olayı defalarca seyredip, diğer yarışmacılarla da konuyu konuştuk ve sonrasında da bir kanaate ulaştık.
Yaptığımız değerlendirme sonucunda açıkçası çok emeğin olan, bize de yıllarca çok faydası olmuş bir yarışmacısın. Bunları çok iyi biliyoruz. Bizim için değerin her zaman çok yüksek.
Sen bana göre örnek bir annesin. Hayatı tek hareketle değil, geneliyle değerlendirmekten yanayım her zaman. Fevri bir olaydan bir yere varmak, benim için insanı her zaman yanlış yere götürür.
Senin karakterinle ilgili bir değerlendirme değil bu ancak yaşanan olay bizim yarışmamızın çizgisinin çok dışına taştığı için bir karar vermek zorundayız. Bu karara göre Sema seni maalesef Survivor 2024’den ayırmak zorundayız.” ifadelerini kullandı.
]]>Survivor’a geçen haftalarda katılan Sema Aydemir ile Pınar arasında tansiyon yükseldi. Sema’nın Pınar’a karşı sert ifadeleriyle başlayan olay kavgaya dönüştü. Eleme adaylarından ilki Begüm ikincisi de Pınar Saka olmuştu. Eleme adayının belirlendiği konsey sonrasında Sema Aydemir ile Pınar Saka arasında büyük kavga çıktı.

SEMA AYDEMİR DİSKALİFİYE OLDU
Temaslı kavgada Acun Ilıcalı acil durum konseyini toplayarak yarışmacıları dinledi. Ilıcalı kavga eden yarışmacılar hakkında kararını verdi. Karara göre Sema Aydemir yarışmadan diskalifiye oldu.
Sema Aydemir, “Bana bundan sonra bir hakaret daha edersen” diyerek Pınar’ın yanına geldi. Pınar da “Sana mı soracağım?” cevabını verince ikili arasında sinirler gerildi. Sema yerde uzanan Pınar’a tekme attı. Sema, “Benim huzurumu kaçırma, benim kardeşimin adını bir daha ağzına alma” derken ikili birbirine tekrardan temas etti. Sema, Nagihan ile Aleyna’nın uzaklaştırma çabalarına rağmen Pınar’a tokat salladı. Sema araya giren arkadaşlarına “Bunu yapamaz. Sürekli böyle uğraşıp ondan sonra ben buna karşıyım. Ben sana yüze nasıl vurulur göstereyim mi, ister misin?” dedi. Pınar da “Ben sana vurmadım zaten. Bana vurma diye uzak tuttum sadece” cevabını verdi. Sema kendini ifade ederken tekrar harekete geçince Atakan onu barakadan uzaklaştırdı.

Atakan’ın uzaklaştırmasıyla az da olsa sakinleşen Sema Aydemir, arkadaşlarıyla konuşarak yaşadıklarını anlatmaya çalıştı. Sema şu ifadeleri kullandı: “Ben onların sayesinde olimpiyata gitmişim, bakar mısın? Olimpiyat barajını da mı sen geçirdin bana? Bu zamana kadar Atakan ben böyle bir şey yapmadım ama insanın emeğiyle… Bak sana dese ki sen benim sayemde dünya şampiyonu oldun dese ne yaparsın? Bunlar bu rahat böyle yaşarken ben hem çocuğuma baktım, kamplara çocuğumla gittim. Ben kolay Olimpiyat barajı geçmedim. Benim emeğime kimse şey yapamaz.”

KAVGANIN NEDENİ ORTAYA ÇIKTI
Yarışmacı Nagihan, Pınar’la Sema’nın kavgası sonrası toplanan acil durum konseyinde ikili arasındaki tartışmanın nedenlerini anlattı. Nagihan, “Sadece bu Survivor değil. Bir önceki Survivor ve 2011 yılına dayanan bizim, benim, Merve Aydın’ın, Pınar Saka’nın dünya şampiyonasında madalya aldıktan sonra bayraklı yarışa çıkacaktık. Aslında bütün hikaye oradan başlıyor. 2017’ye de yansıdı. Bu seneye yansıdı. Bu konu açılınca açıkçası biz çok oralı olmak istemedik çünkü bizlik bir durum yok. Biz hem kendi bireysel madalyalarımızı almışız. Hem de bayrakta da. Nasıl ki Survivor’ı Acun Ilıcalı yönetiyorsa, Milli Takımı da bir teknik direktör yönetiyor. Burada Pınar ile Sema’nın bir türlü anlaşamadığı anlaşmak istemediği bir kan davası var. Yok benim hakkımdı, yok senin hakkındı. Aslında net olan bir şey vardır. Saniyeler konuşur, saniseler konuşur. Atletizmde de bu böyle olmuştur. O zaman ki madalyamızı aldığımız içinde formda olduğumuz içinde teknik direktörümüz yani hocamız bizi dörtlüyü öne sürdü ve çıktığımızda da en iyi saniyeyi yapıp madalya getirdik ülkemize ama bu buruk sevinci bir türlü atlatamadık üzerimizden 13 sene geçmesine rağmen.” ifadelerini kullandı.

Nagihan açıklamasının devamında şunları söyledi:
“Burada da Survivor adı altında ama hiçbir olay olmadan birbirlerine bilenmiş iki yarışmacı vardı. Ben Pınar’ı sivil hayatta tanırım, ikisi de benim milli takım arkadaşım. İkisiyle de iyi anlaşırım ne kadar rekabet içerisinde olsakta, tartışırız kavga ederiz, rakip oluruz ama tabii ki koruma noktasında da ne yapacağımı açıkçası ben de bilemedim. Bir anda kargaşa oldu. Zifiri karanlık zaten, hiçbir şey yok. Bir anda olayın içerisinde kendimi buldum. Tekmeler, yumruklar yani açık konuşmak gerekirse Sema benim rakibim. Pınar çok fazla şiddete dayalı birisi değil ama burası gerçekten çok hep söylüyorum da. Herkes belki benden bekliyordu bunu ama gerçekten buranın zorluğunu anlatmakla bitiremeyiz.”
]]>Megapiksel sayısı, bir kameranın veya bir akıllı telefonun kamerasının görüntü çözünürlüğünü belirleyen önemli bir faktördür.
Ancak, daha fazla megapikselin her zaman daha iyi görüntü kalitesi sağladığına dair yaygın bir yanılgı bulunuyor.
Telefonların megapiksel değerleri artıyor
Akıllı telefon üreticileri, son yıllarda piyasaya çıkardığı telefonlarla adeta megapiksel savaşına girdi.
8, 16, 24, 32 ve 64 derken, günümüzde 200 MP kameralara sahip telefonlar karşımıza çıkmaya başladı.
Üreticiler, yüksek megapiksel değerine sahip kameraları yalnızca bir pazarlama stratejisi olarak kullanıyor. Peki yüksek megapiksel değerleri daha iyi kalite mi demek?
Önce megapikselin tam olarak ne anlama geldiğinden bahsedelim.
Megapiksel nedir
Megapiksel, bir görüntünün çözünürlüğünü ifade eden bir ölçü birimidir. Bir kamera ne kadar çok megapiksele sahipse, o kadar çok piksele sahip bir görüntü yakalar.
Bu da genellikle daha fazla detay ve netlik anlamına gelir. Ancak, megapiksel sayısı yalnızca bir faktördür ve görüntü kalitesini belirleyen tek etmen değildir.
Bir kameranın veya akıllı telefonun görüntü kalitesini etkileyen diğer önemli faktörler arasında sensör boyutu, lens kalitesi, görüntü işleme yetenekleri ve ışık koşulları bulunur.
Örneğin, daha büyük bir sensöre sahip bir kamera, daha iyi düşük ışık performansı ve daha iyi renk doğruluğu sunabilir. Aynı şekilde, kaliteli bir lens, daha keskin ve detaylı görüntüler elde etmenizi sağlayabilir.
Basitçe söylemek gerekirse, bir megapiksel bir milyon pikseldir. Bu nedenle, bir görüntünün çözünürlüğünü biliyorsanız, içindeki megapikselleri hesaplayabilirsiniz.
Örneğin bilgisayar ekranı için mevcut en iyi çözünürlük genellikle 1920 x 1080’dir. Bu nedenle, bu boyutta net bir resim 1920 x 1080 = 2.073.600 piksel olacaktır.
Büyük MP değerlerine ihtiyacınız var mı
Yukarıdaki örneğin kanıtladığı gibi, niyetiniz sadece Instagram hesabınıza koymaksa, büyük megapiksellerin hiçbir önemi yoktur.
Tek başına çekilen megapiksel sayısı, fotoğraf kalitesinin garantisi değildir. Aslında insanlar, yüksek megapiksel değerlerine iki şekilde ihtiyaç duyarlar:
1. Bir görüntüyü basmak gerektiğinde
Fotoğraf basmak artık popüler bir trend değil. Çoğu insan, fotoğrafları bastırmak için çaba harcamak yerine, fotoğrafları çevrimiçi olarak yüklemek ve dijital kopyalarını kaydetmekten oldukça memnun.
Fotoğrafı bastırmakla ilgileniyorsanız, megapiksel sayısına dikkat etmelisiniz. Açıkçası, daha fazla piksel daha keskin bir görüntüye dönüşür ve bu da görüntüyü çok daha büyük baskılar için büyüttüğünüzde bile net görünmesini sağlar.
Bununla birlikte, göz önünde bulundurmanız gereken başka bir faktör daha vardır – baskıdan izleme mesafesi.
Örneğin reklam panolarını ele alalım. Kabul edilebilir derecede net görünen bir görüntüye sahip bir reklam panosu, daha yakından bakarsanız genellikle çok piksellidir. Ancak, uzaktan baktığınızda oldukça kaliteli görünür.
İster inanın ister inanmayın, iyi bir 16 megapiksel kamera, reklam panosu boyutunda baskılar için ihtiyacınız olan tek şey!
Daha fazla günlük ihtiyaç söz konusu olduğunda, çoğu poster genellikle 7 megapikselden fazlasını gerektirmez!
2. Bir görüntüyü kırpmak veya yakınlaştırmak gerektiğinde
Çok fazla yakınlaştırmanın olumsuz etkilerini hepimiz biliyoruz. Güzel ve renkli görüntünüz, yakınlaştığında oldukça kötü görünüyor.
Neyse ki, bugün kameraların sensörlerine çok fazla piksel sığdırılmış olduğundan, bu artık bir sorun değil.
Megapiksellerin bir fotoğrafçı olarak size yardımcı olmasının bir başka yolu da, çektiğiniz fotoğraflarla oynamanız için size daha fazla alan sağlamasıdır.
Yüksek megapiksel değerine sahip fotoğrafları daha etkili bir şekilde yakınlaştırabilir ve kalite kaybı endişesi duymadan fotoğrafları kırpabilirsiniz.
Ancak bu durumlarda bile çoğu telefon ve kamera şirketinin sunduğu kadar megapiksele ihtiyacınız yok.

Sonuç olarak, daha fazla megapiksel her zaman daha iyi görüntü kalitesi anlamına gelmez.
Bu nedenle, bir kamera satın alırken veya bir akıllı telefon seçerken sadece megapiksel sayısına odaklanmak yerine, genel görüntü kalitesini etkileyen diğer faktörleri de dikkate almalısınız.
Kaliteli bir kamera veya telefon seçmek isteyen tüketicilerin, megapiksel sayısının yanı sıra sensör boyutu, lens kalitesi ve diğer teknik özellikleri de göz önünde bulundurmaları öneriliyor.
Neden daha yüksek megapiksel değerine sahip kameraların reklamları yapılıyor
Yüksek megapiksel tek başına kaliteli fotoğraf anlamına gelmiyorsa, neden hala üreticiler megapiksel savaşlarına giriyor?
Gerçekte bu, daha yeni ve “daha iyi” bir telefon veya kamera satın almak istemenizi sağlayan bir pazarlama stratejisidir.
Gerçek şu ki; 5 megapiksel kameradan çekilen bir fotoğraf, 12 megapiksel kamerayla çekilmiş bir fotoğraf kadar iyi olabilir. Fotoğrafın kalitesi, tamamen kameradaki sensörlere bağlıdır.
Görüntü sensörü, sunulan megapiksel sayısını işleyemezse, resimlerin kalitesi açıkça düşük olacaktır.
Samsung: Megapiksel savaşlarında yokuz
2021 yılında bir açıklama yapan Samsung, müşterilerine en yüksek megapiksel değerini sunabilmek için adeta birbirleriyle yarışan üreticiler arasında yer almayacağını açıklamıştı.
Samsung, megapiksel değerinden çok piksel boyutu ile sensör çözünürlüğü arasında dengeyi sağlamaya çalışıyor.
Öte yandan, yıllardır yeni iPhone modellerini piyasaya süren Apple da benzer bir yol izliyor.
Şirket, geçtiğimiz eylül ayında piyasaya sürdüğü iPhone 15 serisinin en güçlü modelinde bile 48 MP değerinde kameralar kullandı.
]]>İSTANBUL – Son zamanlar da çekilen dizi ve filmler de sırf takipçi sayısı yüksek diye oyunculuk geçmişi olmayan sosyal medya fenomenlerinin rol alması yeni nesil tiyatro oyuncularının tepkisine neden oldu. Yıllarca tiyatro eğitimi alan ve oyunculuk yapan oyuncular diziler de kendilerinin yerine sosyal medya fenomenlerinin yer almasının dizi ve filmler de kaliteyi düşürüyor.
Son dönemler de sosyal medya fenomenleri çektikleri videolarla hem milyonlarca izleniyor hem de hatırı sayılır bir takipçi sayısını ulaşıyor. Hal böyle olunca son dönemde çekilen dizi ve sinema filmlerinde oyunculuk geçmişi olmayan ve sosyal medya da çektikleri kısa videolar sayesinde tanınan isimler dizi ve filmler de rol alıyor. Yaşanan bu durum ise yıllarca tiyatro eğitimi almış ve tiyatroya gönül veren oyuncuların dizi ve filmler de rol bulamamalarına neden oluyor. Bu durum hem çekilen film ve diziler de ki oyuncu kalitelerini düşürürken hem de yeni nesil tiyatrocuları küstürüyor.
Yıllardır tiyatroculuk yapan ve hayallerinin peşinden koşmak için Batman’dan İstanbul’a gelen tiyatro oyuncusu olan Yunus Padir yeni nesil oyuncuların genelde sosyal medya fenomenlerinden seçildiğini belirtti. Padir, “Şimdi yeni nesile baktığımız zaman artık sosyal medya geliştiği için yüzü orada tanındığı için hemen bir dizi veya filmde rol alıyor. Geçmişlerine baktığımız zaman oyunculuk ile ilgili bir şey yapmadılar. Ben izlemeye kalktığımda onların rol aldığı dizi ve filmleri çok fazla eksiklerini görüyorum. Kendimi şuan kimseye benzetmiyorum. Ama örnek olarak Haluk Bilginer’i görüyorum” dedi.
Umudumu hiçbir zaman kaybetmiyorum
Çok fazla zorluk çektiğini ama umudunu hiçbir zaman kaybetmediğini belirten Padir, “İstanbul’da yaşamamın nedeni kendi hayallerimin peşinden koşmam. Batman’da tiyatro işlerini yaparken sanatımı daha iyi yerlerde icra etmek için İstanbul’a yerleştim. Bunu geliştirmek için sürekli eğitimler aldım. Nasıl ilerleyebilirim bunu düşündüm. Çok büyük bir emek var bu işin içerisinde İstanbul’da bir yerlere gelebilmek için birilerinin elinden tutması zor. Ben umudumu kaybetmedim inandım. Bu süreç içerisinde her zaman usta oyuncuları örnek aldım. Örnek aldığım Haluk Bilginer ile oynamak çok istiyorum. Hem oyunculuğunu hem de kişiliğini çok beğeniyorum. Bu zaman içerisinde çok sıkıntılar yaşadım kapılar suratıma kapandı kimse ciddiye almadı. Çok kez bırakmayı denedim ama içimden bir ses bana bırakma diyordu. Her seferinde bir şey çıkıyordu bana umut oluyor. Yeni nesil oyuncularla eski oyuncular arasında ki en temel far eski oyuncular bir yere gelebilmek için çok uğraş verirlerdi gerek eğitimleri gerek oyunculuklarını geliştirmeleriyle. Bununla da unutulmaz birçok oyuncu hafızalarımızda yer aldı. O kadar iyi olmak istiyorum ki yıllar geçse dahi unutulmayan ve vazgeçilmeyen bir karakter olmak istiyorum. O karakter 5 yıl dahi bir projede yer almasa dahi akılda kalabilecek kaliteli bir oyuncu olmak istiyorum. Çünkü ben kendi işimin hakkımı vermek istiyorum. 13 yıldır tiyatrodan gelmeme rağmen mücadele veriyorum. Batman’da tiyatro da izleyiciler salondan çıktıktan sonra benim yerim burası değil diyerek İstanbul’a geldim. Ama hiçbir şey istediğim gibi olmadı yeri geldi inşaatlar da çalıştım yeri geldi garsonluk yaptım. Tükendim dediğim anlar oldu ama bırakmadım” şeklinde konuştu.
]]>Son dönemler de sosyal medya fenomenleri çektikleri videolarla hem milyonlarca izleniyor hem de hatırı sayılır bir takipçi sayısını ulaşıyor. Hal böyle olunca son dönemde çekilen dizi ve sinema filmlerinde oyunculuk geçmişi olmayan ve sosyal medya da çektikleri kısa videolar sayesinde tanınan isimler dizi ve filmler de rol alıyor. Yaşanan bu durum ise yıllarca tiyatro eğitimi almış ve tiyatroya gönül veren oyuncuların dizi ve filmler de rol bulamamalarına neden oluyor. Bu durum hem çekilen film ve diziler de ki oyuncu kalitelerini düşürürken hem de yeni nesil tiyatrocuları küstürüyor.
Yıllardır tiyatroculuk yapan ve hayallerinin peşinden koşmak için Batman’dan İstanbul’a gelen tiyatro oyuncusu olan Yunus Padir yeni nesil oyuncuların genelde sosyal medya fenomenlerinden seçildiğini belirtti. Padir, “Şimdi yeni nesile baktığımız zaman artık sosyal medya geliştiği için yüzü orada tanındığı için hemen bir dizi veya filmde rol alıyor. Geçmişlerine baktığımız zaman oyunculuk ile ilgili bir şey yapmadılar. Ben izlemeye kalktığımda onların rol aldığı dizi ve filmleri çok fazla eksiklerini görüyorum. Kendimi şuan kimseye benzetmiyorum. Ama örnek olarak Haluk Bilginer’i görüyorum” dedi.
Umudumu hiçbir zaman kaybetmiyorum
Çok fazla zorluk çektiğini ama umudunu hiçbir zaman kaybetmediğini belirten Padir, “İstanbul’da yaşamamın nedeni kendi hayallerimin peşinden koşmam. Batman’da tiyatro işlerini yaparken sanatımı daha iyi yerlerde icra etmek için İstanbul’a yerleştim. Bunu geliştirmek için sürekli eğitimler aldım. Nasıl ilerleyebilirim bunu düşündüm. Çok büyük bir emek var bu işin içerisinde İstanbul’da bir yerlere gelebilmek için birilerinin elinden tutması zor. Ben umudumu kaybetmedim inandım. Bu süreç içerisinde her zaman usta oyuncuları örnek aldım. Örnek aldığım Haluk Bilginer ile oynamak çok istiyorum. Hem oyunculuğunu hem de kişiliğini çok beğeniyorum. Bu zaman içerisinde çok sıkıntılar yaşadım kapılar suratıma kapandı kimse ciddiye almadı. Çok kez bırakmayı denedim ama içimden bir ses bana bırakma diyordu. Her seferinde bir şey çıkıyordu bana umut oluyor. Yeni nesil oyuncularla eski oyuncular arasında ki en temel far eski oyuncular bir yere gelebilmek için çok uğraş verirlerdi gerek eğitimleri gerek oyunculuklarını geliştirmeleriyle. Bununla da unutulmaz birçok oyuncu hafızalarımızda yer aldı. O kadar iyi olmak istiyorum ki yıllar geçse dahi unutulmayan ve vazgeçilmeyen bir karakter olmak istiyorum. O karakter 5 yıl dahi bir projede yer almasa dahi akılda kalabilecek kaliteli bir oyuncu olmak istiyorum. Çünkü ben kendi işimin hakkımı vermek istiyorum. 13 yıldır tiyatrodan gelmeme rağmen mücadele veriyorum. Batman’da tiyatro da izleyiciler salondan çıktıktan sonra benim yerim burası değil diyerek İstanbul’a geldim. Ama hiçbir şey istediğim gibi olmadı yeri geldi inşaatlar da çalıştım yeri geldi garsonluk yaptım. Tükendim dediğim anlar oldu ama bırakmadım” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi (CBİKO) koordinasyonunda, Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) ev sahipliğinde gerçekleşen EGEKAF 24 ikinci gününde de öğrenci ve mezunların yoğun ilgi odağı oldu.
EGEKAF 24’ün ikinci günün devamında gerçekleştirilen kariyer söyleşi etkinliklerinden bir diğeri ise Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı ile yapılan “Değişime Cesaretiniz Var Mı” adlı söyleşi oldu. Öğrencilik hayatından ve kariyer hayatından bahsederek başlayan söyleşide ayrıca Tamer Karadağlı öğrencilerden gelen soruları da yanıtladı.
“Değişmek çok önemlidir. Zamana ayak uydurmak çok önemlidir.”
Sanatçı, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı, yaptığı konuşmada şunları ifade etti: “İyi ki gelmişim, bana da çok büyük bir moral oldu bu. Siz de hoş geldiniz. Ben normalde aslında böyle kalabalıklar karşısında konuşmaya çok alışkınım ama o kadar güzel bir kalabalık var ki şimdi ben heyecanlandım sizin yanınızda. Pamukkale Üniversitesi’ni kutluyorum, müthiş bir iş başarmış. Biraz önce fuar alanını biraz dolaştım, insana gurur veriyor gerçekten. Hocam, canıgönülden tebrik ediyorum, müthiş gerçekten. Birazdan soru cevaba gireceğiz. Sizler merak ettiğiniz şeyleri bana sorun özellikle kariyer ile ilgili ben de bütün samimiyetimle, dürüstlüğümle size cevap vereyim. Başlığımız şuydu: “Değişime cesaretiniz var mı?” bu gerçekten çok önemli bir şey. Çünkü değişmek çok önemlidir. Zamana ayak uydurmak çok önemlidir. Sizler şimdi o kadar şanslı bir nesilsiniz ki dünya çok küçük artık. İnternet sayesinde o kadar çok bilgiye o kadar çabuk ulaşabiliyorsunuz ki bu çok büyük bir avantaj. Ben kendi gençliğimi, kendi çocukluğumu düşündüğümde bizde hiçbir şey yokmuş. O yüzden sizler çok şanslısınız. Bizler aslında değişmeye çalışıyoruz. Şimdi, bu soruyu biz de benim jenerasyonum da kendisine soruyor: ‘Değişebilecek miyiz biz? Zamana ayak uydurabilecek miyiz?’ Çünkü bu gerçekten cesaret isteyen bir şey ve buna cesaret etmek gerçekten çok meşakkatli. Ben kendi kariyerimde o kadar çok inişler çıkışlar yaşadım ki çünkü siz beni dizilerden biliyorsunuz. Ama bunun öncesi var: dört yıl oyunculuk bölümünü okudum, bitirdim. Ondan önce kolej yıllarım var TED Ankara Koleji, şimdi TED deniyor. Bizim zamanımızda Ankara Koleji idi ve ben Amerika’dan gelmiştim. 1975’te Amerika’dan geldim. Dokuz yaşındaydım Ankara Koleji’ne yazıldım. Çok küçük yaşta oyuncu olmaya karar verdim. Sebebi de şu: Arkadaşlarım, orta sonda iken lise birde iken zaten karar vermişti ne olmak istediklerine. Ben bir türlü karar verememiştim. Bari oyuncu olayım, bir sürü mesleği oynarım dedim. Sonra güzel kızlarla tanışırım dedim. Sonra tiyatro grubuna girdim okulda ve çok keyif aldım. Bu keyfi profesyonel hayatıma taşımaya karar verdim. Çok meşakkatli bir eğitim aldıktan sonra profesyonel hayatıma başladım. Sürekli karar vermem gerekti. Sürekli bir seçim yapmam gerekti. Sizler de aynı şeyi yaşayacaksınız. Sürekli seçim yapacaksınız ve karar vereceksiniz. İnisiyatif kullanacaksınız. Şunu unutmayın hepiniz kendi hayatınızın mimarısınız. Nasıl bir hayat yaşamak istediğinize siz karar vereceksiniz. Her şey hayal etmekle başlıyor. Ben eğer bugünkü durumumu hayal etmeseydim. Hiçbir zaman yaşayamazdım. Bahsettiğim genel müdürlük kısmı değil oyunculuk kısmı. Genel müdürlük kısmı hiç hayal ettiğim bir şey değildi. Hayatımda bir değişime sebep oldu. ve ben buna cesaret ettim çünkü elli yaşında bürokrasiye girmek gerçekten çok meşakkatli çünkü otuz beş sene boyunca serbest piyasada mücadele ettim.”
“Daha çok başarısızlıklarım sayesinde bir yerlere geldim” diyen Karadağlı, şöyle konuştu:
“Başarılarımdan çok başarısızlıklarım oldu. Daha çok başarısızlıklarım sayesinde bir yerlere geldim. Sürekli başarılı olmak da sizi bir yere getirmiyor. Başarısızlıklarınız sizi bir yere getiriyor. Çünkü mücadele etmeyi öğreniyorsunuz. Başarının merdivenleri elleriniz cebinde çıkılamıyor ne yazık ki Tırnaklarınızın arasının kirlenmesi gerekiyor. ve benim gerçekten tırnaklarımın arası çok kirlendi. Tam rahat edeceğim, belli bir yaşa geldim, kanıtlayacak bir şeyim yok derken yeni bir mücadele başladı. Bu sefer Devlet Tiyatroları Genel Müdürü oldum. Altı aydır gece gündüz çalışıyorum. Çok yoruluyorum ama inanılmaz keyifli bir yorgunluk.”
Etkinlik sonrası Pamukkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kutluhan, Tamer Karadağlı ile birlikte PAÜ kampüsünde bulunan ve Devlet Tiyatrolarının Denizli gösterilerinin gerçekleştiği Hasan Kasapoğlu Kültür Merkezi’ni gezdi ve Merkez hakkında bilgi verdi. – DENİZLİ
]]>KAPALI OTURUM TALEBİ REDDEDİLDİ
İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesindeki ilk duruşmaya, tutuksuz yargılanan Ender Saraç katılırken; Benan Saraç ve mağdur çocuk katılmadı. Duruşmada, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatı ve çocuk adına baronun atadığı avukatlar ile Ender Saraç’ın avukatları da hazır bulundu. Ender Saraç’ın avukatı Altın Mimir, müvekkilinin kişilik hakları ve çocuğun yaşının küçüklüğü nedeniyle duruşmanın kapalı yapılmasını talep etti. Ancak mahkeme, şartlar oluşmadığı gerekçesiyle kapalı oturum talebini reddetti.

“BU SUÇU KESİNLİKLE REDDEDİYORUM, TUZAKTIR”
Savunması sorulan Ender Saraç, “Kesinlikle bu suçu tümüyle reddediyorum. Bu önceden hazırlanmış tuzaktır. Ucundan kıyısından dahi geçmedim, komplodur” dedi. Oğlunun Çocuk İzlem Merkezi’nde verdiği ikinci ifadesinde tüm suçlamaları geri çektiğini söyleyen Saraç, eşi Benan Saraç ile aralarındaki boşanma sürecinin Eylül 2023’te başladığını, oğlunun okuluna giden Benan Saraç’ın, avukatı Yücel Önder ile telefonda konuşarak oğluna ne yazdırması gerektiğine dair talimat aldığını da iddia etti.
“MONTAJLANIP MUHAMMED YAKUT’A GÖNDERİLDİ”
Ender Saraç, söz konusu tutanak tutulduktan sonra Benan Saraç’ın bu tutanağı ve montajlanarak hazırlandığını öne sürdüğü video kayıtlarını, çeşitli suçlardan hakkında kırmızı bültenle arama kararı bulunan firari Muhammed Yakut’a gönderdiğini ve Yakut aracılığıyla sosyal medyada paylaştırıldığını, bu görüntülerin yapay zekayla oluşturulduğunu öne sürdü. Kendisi ve yanında çalışanlar hakkında çeşitli iftiralarda bulunulduğunu anlatan Saraç, “Bunların FETÖ bağlantısı ortaya çıkıyor. Bununla ilgili Benan Saraç organize suçlar şubesi tarafından gözaltına alındığını öğrendik. Dün de serbest bırakılmıştır. Bunların tüm iddiaları yalan” diye konuştu.

“ÇOK BÜYÜK BİR İFTİRAYA UĞRADIM”
Ender Saraç, “Çok büyük bir iftiraya uğradım. Trafik cezam bile yok. Vergi cezam yok. 40 yıllık doktorum, 200 bin hastam oldu. Bu olaylardan sonra ilk 24 saat kusmak istedim. Üzüntüden hasta oldum. Benan Saraç tarafından iki kere darp edildim. Bir keresinde öldürmeye teşebbüs etti. Bir kere boğuluyordum, son anda elemanım kurtardı. Erkek olarak negatif ayrımcılık var maalesef. Tek yapabildiğim kendimi savunmaktı. Boşanma davasından sonra çok yüksek bir para istendi. Sonra bunlar iddia edildi. Oğlum ve annesi ikinci ifadelerinde gerçeği söylüyorlar. Burada olmaktan dolayı çok üzgünüm. Çocuklarımı 4 aydır göremiyorum ve onları çok özledim” diyerek gözyaşlarına hakim olamadı. Saraç, “Türkiye’de 30 yıldır tanınan bir doktorum. Mağdur oldum. Zarar gördüm. Acilen beraatimi ve hayatımı geri istiyorum” dedi.
“MÜVEKKİLİM BİR KOMPLOYLA KARŞI KARŞIYA”
Saraç’ın avukatı Altın Mimir de davanın tarafları ile aynı apartmandan komşu olduklarını, daha sonra Ender Bey’in avukatı olarak boşanma davasını üstlendiğini, tüm olanların kurgudan ibaret olduğunu, örgütlü şekilde planlandığını ifade ederek “Müvekkilim bir komployla karşı karşıya. Boşanma davasında alamadığını bu yolla almaya çalışmış biri vardır karşıda. Kişisel hırsı uğruna evladını mağdur etmiştir. Annenin akıl sağlığının yerinde olup olmadığının araştırılmasını istiyoruz” dedi.
AİLE BAKANLIĞI AVUKATI TUTUKLU YARGILANMASINI TALEP ETTİ
Mağdur çocuğun avukatı, çocuğun ilk ifadesinde olayı detaylı anlattığını belirterek bunları yaşamadan anlatmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu öne sürdü. Aile Bakanlığı avukatı ise Ender Saraç’ın tutuklu yargılanmasını talep etti.

TANIK DİNLENDİ
Daha sonra Ender Saraç’ın komşusu avukat Murat Aksu duruşmada tanık olarak dinlendi. Aksu, 25 senedir Ender Saraç’la hem doktor, hasta hem de dostluk ilişkilerinin olduğunu, Benan Saraç ile de dolayısıyla dostluklarının olduğunu ifade ederek Benan Saraç’ın kendisini arayarak elinde kasetler olduğunu ve Ender Saraç’tan boşanmak istediğini söylediğini, bir görüntüyü ısrarı üzerine birkaç saniye izledikten sonra kendisinin dostlukları nedeniyle davayı almasının etik olmayacağını, ancak anlaşmalı boşanma isterse yardımcı olacağını Ender’le görüşeceğini söylediğini anlattı.
DURUŞMA ERTELENDİ
Mahkeme heyeti mazeret sunan Benan Saraç’ın bir defalık mazeretinin kabul edildiği ihtarında bulunarak gelecek celse dinlenmesine, mağdurun uzman eşliğinde ifadesinin alınmasına ve rehber öğretmenlerin tanık olarak dinlenmesine karar verdi. Benan Saraç’ın akıl sağlığının yerinde olup olmadığının araştırılması talebini reddeden heyet, Aile Bakanlığı avukatının duruşmaya kabulüne karar verdi. Ender Saraç’ın tutuklanması talebini reddeden heyet, duruşmayı erteledi.

“YARGILAMANIN BÜTÜN GERÇEKLERİ ORTAYA ÇIKARACAĞINA İNANCIMIZ TAM”
Ender Saraç’ın avukatı Altın Mimir, basın mensuplarının soruları üzerine, “Duydunuz müvekkilimin nasıl bir komploya maruz bırakıldığını. Biz yüce Türk adaletinin yargılamasının bütün gerçekleri ortaya çıkaracağına inancımız tam. Müvekkilim gerçekten çok büyük bir iftirayla karşı karşıya bunun bütün delillerini dosyaya sunduk. Kısa sürede yargılamanın sonuçlanmasını bekliyoruz” dedi.
İDDİANAME
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, mağdur çocuk M.S’nin 5 Aralık 2023 günü öğrenim gördüğü okuldaki öğretmenlerine, babasından cinsel istismar gördüğüne dair beyanda bulunduğu, öğretmenlerinin ve okul idaresinin tutmuş olduğu tutanakların polise bildirildiği ve savcılıkça soruşturma başlatıldığı belirtildi. Mağdur çocuğun 7 Aralık 2023 günü Çocuk İzlem Merkezinde (ÇİM) ilk verdiği ifadesinde, istismara uğradığını anlattığı, ancak 13 Aralık 2023’te ÇİM’de ek ifade vererek bu kez babasının annesine ve kendilerine kötü davrandığı için babasına ders vermek amacıyla cinsel istismara maruz kaldığını söylediğini, istismara maruz kalmadığını, şikayetçi olmadığını söylediği iddianamede yer aldı. Benan Saraç’ın da 13 Aralık 2023 tarihinde polise ek ifade verdiği, çocuğu ile yapmış olduğu görüşmede oğlunun babası hakkında yalan beyanda bulunduğunu kendisine bildirdiğini, babasını ailelerinden uzak tutmak için çocuğun babası hakkında cinsel istismar olayını uydurduğunu, bu nedenle şüpheli hakkındaki şikayetlerinden vazgeçtiklerini söylediği belirtildi. İddianamede, mağdur çocuğun ilk aşamada vermiş olduğu ayrıntılı beyanlarının samimi ve gerçeği yansıtır mahiyette olduğuna kanaat getirildiği, olay yargıya taşındıktan ve basında yer aldıktan sonra mağdur çocuğun şikayetten vazgeçmesine itibar edilmediği vurgulandı. Ender Saraç’ın “Çocuğun Cinsel İstismarı” suçundan 12 yıldan 22,5 yıla kadar hapsi istendi.
]]>Bu hafta; Maviydi Bisikletim (Yeni Oyun), Fosforlu Cevriye, Ben Medea Değilim, Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi, Yatak Odası Komedisi, Gidiş Dönüş Moskova (Retro), Zehir, Sivrisinekler, Kuğunun Şarkısı, Fındıkkıran, Herkes Sihirbaz Olacak, Benim Küçük Yıldızım, Rüya, Bir Gece Masalı, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Bekçi ile Postacı adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Şimdi Değil Sonra”(Behçet Necatigil)
Şimdi Değil Sonra, Behçet Necatigil’in şiir evrenine özel bir yolculuk. Şairin şiirlerinden yapılan uyarlama, merkezine şairin Solgun Bir Gül Oluyor Dokununca şiirini alıyor. Yıldıray Şahinler’in Behçet Necatigil’in şiirlerinden yola çıkarak oyunlaştırdığı, Levent Üzümcü, Derya Çetinel ve Cihat Faruk Sevindik’in rol aldığı “Şimdi Değil Sonra”, Müze Gazhane Meydan Sahne’de 25 Şubat 2024 Pazar tarihinde saat 18.00’de seyirciyle buluşacak.
Bu Haftanın Programı (21-25 Şubat 2024)
MAVİYDİ BİSİKLETİM (Yeni Oyun)
Gençlik yıllarını geçirdiği İzmir’e duyduğu özlemle, ilk aşkının izinden giden bir adamın, anılarına yaptığı yolculuk, bizi 1950’lerin İzmir’inden günümüze taşıyor. Dinçer Sümer’in yazdığı Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Çağrı Büyüksayar rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
FOSFORLU CEVRİYE
Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir.
Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkümudur. Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır.
Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.
Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti…
“Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…” kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle…
Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
BEN MEDEA DEĞİLİM
“Ben Medea Değilim” oyununda yakın geçmişte “katil” sıfatı yakıştırılan bir Kadın’ın, tiyatro sahnesinde gösteriyi ve seyirciyi manipüle ederek kendi hikayesine ve aslında her kadının kendi gerçeğine yönlendirdiğini görüyoruz. Allison Gregory’nin yazdığı, Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda Şirin Asutay, Berrin Koper, Kamer Karabektaş, Ozan Akif Serman rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
RÜSTEMOĞLU CEMAL’İN TUHAF HİKAYESİ
Osmanlı İmparatorluğu’nun son demlerinde, Girit’teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul’a Çanakkale’ye ve nihayet Ayvalık’a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem’in, Cemal’in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikayeleri. Oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
YATAK ODASI KOMEDİSİ
Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor. Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor.
Alan Ayckbourn’un yazdığı, Mert Dilek’in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
GİDİŞ DÖNÜŞ MOSKOVA (RETRO)
Eşinin ölümünden sonra Moskova’da kızı ve damadının yanında yaşamaya başlayan Nikolai Mihayloviç Çmutin, sakin ve huzurlu bir yaşam sürmek umuduyla köyüne gitmek istemektedir. Babasının köyde tek başına yaşayamayacağını düşünen kızı Ludmilla ve bir türlü anlaşamadığı damadı Leonid ise onu evlendirme planları yapmaktadır. Leonid, Çmutin’in birini eş olarak seçmesini umut ederek üç yalnız kadını eve davet eder. Üç gelin adayının da aynı anda eve gelmesiyle planlar karışacaktır.
Alexander Galin’in yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği, Engin Gürmen’in yönettiği oyunda Aybar Taştekin, Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Esra Ülger, Hikmet Körmükçü, Mahperi Mertoğlu, Zihni Göktay rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
ZEHİR
Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir.
Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
SİVRİSİNEKLER
Alice, Cenevre’de Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtlamak için yapılan “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” projesinde çalışan bir bilim insanıdır. Kendisi gibi bilim insanı olan kocası, çocukları Luke küçükken ortadan kaybolmuştur ve bu onların hayatındaki kara deliktir. Lucy Kirkwood’un yazdığı, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Ayşin Atav, Yeliz Gerçek, Senan Kara, Özgür Dereli, Ahhan Şener, Pınar Demiral, Volkan Öztürk, Ümran İnceoğlu, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
KUĞUNUN ŞARKISI
Anton Çehov’un tek perdelik kısa oyunlarından biri olan Kuğunun Şarkısı’nda, yaşlı ve yalnız bir aktörün geçmişiyle yüzleşmesine, hayatını sorgulamasına, pişmanlıklarına ve aradan geçen onca yıla rağmen, hala, hayatta en iyi yaptığı şeye, aktörlüğe tutunmaya çalışmasına tanık oluyoruz.
Oyunda, insan doğasının gizli özlemlerini, öfkelerini ve tutkularını yansıtan önemli bir Çehov karakteri olarak karşımızda duran Svetlevidov’un anılarında yeniden canlanan Shakespeare’nin seçme tiradları, izleyenleri de oyuncunun geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Alkışlar, tebrikler, aşklar ve şöhretin sarhoşluğuyla, yaşamı boyunca mutluluğu ve hayatın anlamını arayan Svetlevidov, geride bıraktığı onca hayal kırıklığına ve çektiği bütün sıkıntılara rağmen, sahnede ölümü bekliyor olduğu gerçeğinin önünde bile başını eğmeden durmaya devam ediyor.
Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Bora Seçkin, Ertan Kılıç, Naşit Özcan, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 24 Şubat 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
Çocuk Oyunları
FINDIKKIRAN (7+ Yaş)
Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar. 1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor.
E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
RÜYA(5+Yaş)
Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
BİR GECE MASALI (5+ Yaş)
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır.
William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş)
Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş)
Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>Bir önceki bölümden süre yetersiz olduğu için cezalar açıklanamamış sadece ikinci eleme adayı belli olmuştu konseyde. İkinci eleme adayı Mustafa Kemal olduktan sonra bu bölümde Acun Ilıcalı Acun Ilıcalı yarışmacıları dinledikten sonra verilecek cezaları açıkladı.
Heyecan dolu yarışmadan öne çıkanlar şu şekilde:

PINAR YAŞADIĞI TARTIŞMAYI ANLATTI
Pınar Saka, “Bugün seçmeleri yaparken birbirimizle konuşmadan iletişim eksikliği yaşadığımız bir durum söz konusu oldu ve Mavi takımın geri almak için ölüp bittiği Nefise maalesef oyun dışı kaldı.
Kendi aramızda konuşurlarken de ben hafif olduğum için seçtim bana mı yükleniyorsunuz diye Sema söze girdi. Ben ona buradaki konumuz hafiflik ağırlık değil, burada Nefise’nin oyun dışı kalmaması gerekiyordu.
Konuşmadan çıkmayalım diyoruz bunu söylüyoruz sadece ama hafiflik konusuna giriyorsan da çokta hafif değilsin dedim. Sinirlendi, sen böyle birisinin işte, senin hakkında ben biliyorum neler konuşacağımı, neler yapacağımı gibi şeyler söyleyince konuyu orada kapattık.
Sonrasında tabi çadırımıza gittiğimiz zamanda tekrar bu konu konuşuluyordu. Kızlar da tekrar biz kendi aramızda belirleyip ona göre çıkıyoruz konusu konuşuluyordu. Ona kimse bir şey söylemediği halde bana sen kes sesini, sen işine bak, sana mı soracağım?
Tarzında yaklaşımı olunca otomatikman beni tahrik etmiş oldu. Bende ona bir şeyler söylemiş bulundum.” dedi.

SEMA KENDİNİ İFADE ETTİ
Sema Aydemir, ” Kötü bir niyetim yoktu. Nefise de biliyor zaten ben Nefise’yi dışarıda bırakmak için zaten bir hamle yapmam. Zaten Gizem’le o seçseydi olay buralara gelmiyordu. Ben bunu açıklamaya çalıştım dedim ki, kiloyu konuşmuştuk ya önce üstekinin zayıf olmasını o yüzden bende
Damla’yla yakınız diye seçtim. Sende Gizem’den az değilsin dedi. Gizem’i hem boy olarak hem de kilomuz farklı bizimle. Sonra kavga başladı, işte Hürrem Sultan dönemi bitti. Artık hiçbir şey istediğin gibi olmayacak. Lohusa kadın gibi gelmişsin, bir kurdelen eksik, zorla geldin.
Birincisi ben iki ağır ameliyat geçirdim. Zaten normalde beyaz bir insanım, beyazım diye de birsürü şey söylendi. Hiç kimseye alınmadım. Him kimseye kırılmadım. Çok iyi olduğum dönemde de hiç kimseye böyle davranmadım. Kimsenin kilosuyla nesiyle böyle kırıcı konuşmadım” ifadelerine yer verdi.

‘SENDE NE DEĞİŞİM OLDU?’
Kardeşine söylenen sözlerden sonra dayanamayıp Pınar’ın üstüne koşan Seda şu ifadeleri kullandı:
Kardeşlik bağı bu hayattaki en önemli bağdır. Ayrıca biz tek yumurta ikiziyiz. Hiç kimse benim kardeşimin fiziksel görüntüsüyle dalga geçemez, laf sokamaz. O zaman bende sorarım 3 günlük gelmiş Sema, iki ameliyat geçirdi.
Antreman yaptığı süreçte yemeğini bile yapamayan kardeşime ben baktım ama sorarım ki iki aydır sen buradasın sende ne değişim oldu? O her zaman Sema Aydemir’dir. Senin kardeşliğin nasıldır bilmem, benim kardeşliğim böyle.

HAKAN HATİPOĞLU YAŞADIKLARINI ANLATTI
Hakan Hatipoğlu, “Kötü söz için her zaman üzülüyorum söylediğim zaman ama bende çok yüksekken kendimi tutamıyorum. Bugün onu düşündüm söylediğim kavga ya da tartışma anında söylediğim laflar evet kötü söz ama içeriğinde söylediğim şeyler değil.
Belki burada ağzımdan otomatikman çıkıyor. Belki karşı tarafı kırıyor. Hasar veriyor ya bi aksiyona geçmesini sağlıyor. O kelimeyi anlamıyla söylemediğimi düşünüyorum.
Belki kendimi böyle teselli ediyorum ama o lafı içeriğiyle söylemek gibi bir amacım yok. Hiç kimseye karşı, çünkü üzülüyorum.” dedi.

‘HERKESE VİTESİM BU OLABİLİR’
Ogeday, “Önce bizi izleyenlerden kendi ailemden ve onun ailesinden özür diliyorum. Çünkü bu görüntüleri vermemiz gerekiyordu. 3.sezonumdayım bu zamana kadar hiç bu noktaya gelmedim ama eğer ki benim şahsım üzerinden benim canım kanım dediğim birisine kötü söz kullanıyorlar kimse kusura bakmasın.
Herkes için söylüyorum ve kimseye yapmayacağım için söylüyorum herkese vitesim bu olabilir” ifadeleri kullandı.

YASİN VE ATAKAN ARASINDA GERİLİM
Avatar Atakan, ‘El kol sallayarak gelirsen geri dönemeyebilirsin’ dedi. Yasin’in davranışlarına cevap verdiği için de Yasin kayıtsız kalamadı. Yasin, ‘Hayırdır nereye geri dönemiyorsun’ cevabını verdi. İkili arasında küçük çaplı bir gerilim yaşansa da tatlıya bağlandı.

ACUN ILICALI CEZALARI AÇIKLADI
Hakan’a 2 ödül, Bozok’a 2 ödül, Ogeday ve Seda’ya da fiziksel çabalarından ötürü 2 ödül ceza verildi
ÜÇÜNCÜ ELEME ADAYI
Survivor All Star’da dokunulmazlık oyununu Mavi takım kazandı. Kırmızı takımdan konseyde en fazla Bozok’un ismi çıktı. Hakan ve Mustafa Kemal’den sonra üçüncü eleme adayı Bozok oldu.
]]>Bu müjdeyi duyan yarışmacılar sevinç çığlıkları attı. Konsey’de Hakan’ın yaptığı kural ihlalini açıklayan Ilıcalı herkesi şoke etti. Hakan yaptığı bu hata ile 3 ödülden men edildi.

DOKUNULMAZLIK KIRMIZI TAKIM’IN
Survivor’da dokunulmazlık oyununda Kırmızı takım 12-6 gibi farklı bir skorla Mavi Takım’ı yendi ve ortam bir anda gerildi. Mavi Takım’daki Ogeday ile Begüm arasında oyunu kaybedince sözlü atışma yaşandı.
Ogeday, atışlarda Begüm’ün durduğu noktaya kızdı. Begüm de “Ne alakası var sen hiç hata yapmıyor musun? 2 ay oldu diyerek beni ne yerine koyuyorsun” dedi ve kısa süreli gerginlik yaşandı.
ANKETİN SONUCU BELLİ OLDU
Acun Ilıcalı sosyal sayfasından yapılan anketi açıkladı. Ankette hangi takımın güçlü olduğu sorulmuştu. Kullanılan oy sayısı 2.5 milyon. Oylamada Kırmızı Takım daha güçlü diyen seyircilerin yüzdesi 69, Mavi Takım da 31 yüzde.
Biz yine seyirciler tarafından maalesef “eşitler” belgesini alamadık. Biz yine son bir deneme yapacağız, takımları yine seyircimize sunacağız. Sonra yine başka şeyler olacak. Bu sene seyircimizi daha fazla oyunun içerisine sokacağız. Sonra sürprizler olacak.

HAKAN 3 ÖDÜLDEN MEN CEZASI ALDI
Acun Ilıcalı “iletişim ödülü daha başlamadı ama sürprizlerimiz olacak” dedi. Ilıcalı, Hakan iletişim ödülü güzel dimi diyerek imalarda bulundu. Çok oldu mu görüşmeyeli? dedi.
Hakan’ı iyice köşeye sıkıştıran Ilıcalı ” Rio’da görüştün mü?” dedi. Hakan da “denedim” dedi. Ilıcalı “Survivor’da bu bir kural bozmaktır. Kural bozmanın çeşitleri var. Yiyecek temin etmeye çalışmak, temin etmek, iletişim vb gibi.
Yarışmacı kuralları bozmaya çalışmakla ilgili girişimlerde bulunur. Başarılı olabilir veya başarısız olabilir. Bu hırsızlık değil. Bu tamamen yarışmacının aldığı risktir. Ama biz öğrenirsek de Hakan yakın olduğum yarışmacılardan biri ama bizim için burada her yarışmacı eşit.
Dolayısıyla Rio’da eşi ile iletişim kuran Hakan’a yaptırım yapmak zorundayız. Hakan’a 2 ödülden men ve ilk iletişimden men olmak üzere toplam 3 ödülden men cezası verildi.

Hakan “Zaten çocuğa iletişim kurduruyorsunuz teşekkür ediyoruz. Yanında Gizem vardı ve kısa süreli konuşma yapabildim. Zaten konuşmamın da yüzde 80’i Survivor dışıydı. Sadece Nagihan sana ne yaptı diye sordu. Hata idi benim için ama kusura bakmayın” dedi.
YARIŞMACILAR İÇİN BÜYÜK MÜJDE GELDİ
Acun Ilıcalı “Sizlere doktorlarımız ile aldığımız bir kararı duyuracağım. Bu sezon şartlarınız açlık ile ilgili çok ağır olmayacak. Bu sene oyunlarımız ve eleme sistemimiz performansa göre. Halk oylaması da yok biliyorsunuz.
Sakatlıklarla ilgili problem yaşamamak adına size doktorlar eşliğinde proteinsel takviyeler olacak. Yarışmacılar 6 saat güneşin altında bekleyerek performans sergiliyor.
Herkesin fiziksel problem yaşamaması adına zaman zaman takviyeler olacak” dedi. Bu açıklama yarışmacılar arasında sevinçle karşılandı.

SAHRA’NIN ADA’DAN AYRILMASI
Ilıcalı “Sahra kendi isteği ile ayrıldı. Survivor, 2 kere geldim rahat geçer 3 kere geldim rahat geçer yeri değil. Burada bazı problemlerin büyümesi, iletişimsizlik, bazı arkadaşlar için yıpratıcı olabiliyor. Sahra da devam edemeyeceğini söyledi ve kendi isteği ile ayrıldı” dedi.

İLK GİTME ADAYI HAKAN OLDU
Konsey’de yapılan oylamada 7 oy çıkan Hakan 1. gitme adayı oldu. Kısa bir konuşma yapan Hakan “Takdiri ilahi, buraya performans için geldik düelloya ihtiyacım olduğunu düşünüyorum. Kendi performansımı görüp elimden geleni yapmaya çalışacağım” dedi.
]]>HAKİM KARŞISINA ÇIKTI
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya sanık İbrahim K. katılırken, Hülya Avşar ve kızı Zehra Çilingiroğlu’nu avukatı temsil etti. Sanık İbrahim K. savunmasında “Tebligat dağıtımı konusunda bize herhangi bir bilgi verilmedi. Ben işe girerken sadece kargo dağıtacağımı düşünmüştüm. Ancak işe başlayınca bunun böyle olmadığını gördüm. Hülya Avşar’a daha önce de tebligat yapmıştım. Hatta bir keresinde almadığı için tebligatı muhtara bırakmıştım” dedi.
“TELAŞTAN İMZASINI ALAMADIM”
Olay tarihinde Avşar’ın adrese gittiğin, sitenin güvenlik personelinin haber verdiğini söyleyen İbrahim K., “Hülya hanımın olmadığını, kızı Zehra Çilingiroğlu’nun evde olduğunu söylediler. Bunun üzerine icra tebligatı olduğu için tebligatı kızına yapabileceğimi bildiğimden evine doğru gittim. Yanlış hatırlamıyorsam asansör inişinde Zehra Çilingiroğlu ile karşılaştım. Acelesi olduğundan bahsediyordu. Ben tebligatı ona verdim. Bunu çok net hatırlıyorum. Telaştan imzasını almadım. Daha doğrusu almayı unuttum” diye konuştu.
“İMZAYI BEN ATTIM, KÖTÜ NİYETİM YOKTU”
Sanık yaptığının suç olduğunu bilmediğini ifade ederek “PTT’de imzasız tebligat parçasını sisteme giriş yapılamadığı için ve tebligatı bizzat Zehra Çilingiroğlu’na verdiğimden bir şey olmaz düşüncesiyle imzayı ben attım. Suç işleme kastım bulunmamaktadır. Suç olduğunu bilsem yapmazdım. Kötü niyetim yoktu” diyerek beraatını talep etti.
AVŞAR’IN AVUKATI SANIĞIN CEZALANDIRILMASINI TALEP ETTİ
Hülya Avşar ve Zehra Çilingiroğlu’nun avukatı ise sanıktan şikayetçi olduklarını ifade ederek, “Sanığın eyleminden dolayı müvekkillerim 600 bin TL’lik teminat senedi vermişlerdir. Mallarına haciz gelmiş maddi ve manevi olarak zor günler geçirmişlerdir” diyerek sanığın cezalandırılmasını talep etti.
İMZA VE İSİM SANIĞA AİT ÇIKTI
Tebligatın üzerinde teslim alan olarak yer alan Zehra Çilingiroğlu isimli ile imzanın incelenmesi için alınan bilirkişi raporu da dosyaya eklendi. Raporda isim ve imzanın Zehra Çilingiroğlu’na ait olmadığı tamamıyla sanık İbrahim K.’nın elinden olduğu tespit edildi. Esas hakkında mütalaasını sunan savcı, sanığın üzerine atılı suçu işlediği gerekçesiyle cezalandırılmasını talep etti.
HÜKMÜN AÇIKLANMASI GERİ BIRAKILDI
Kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanık İbrahim K. hakkında “Resmi belgede sahtecilik” suçundan önce 2 yıl hapis cezası verdi. Sanığın duruşmalardaki davranışlarını dikkate alan heyet, cezayı 1 yıl 8 ay hapis cezasına indirdi. Mahkeme, sanığın daha öncesinden hakkında herhangi bir mahkûmiyet kararı bulunmaması sebebiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. Sanık 5 yıl içinde herhangi kasıtlı bir suç işlemezse hakkındaki dava düşecek.
]]>Hesabını ele geçirenlerden şikayetçi olan Sürmeli, sessizliğini bozdu. Yaşananlardan 2 yıllık sevgilisini sorumlu tutan Sürmeli, ortak banka hesaplarındaki paralarının da gittiğini söyledi.
“HESABIMDAKİ TÜM PARAYI BOŞALTINCA KÜSTÜM, GERİ ALMAK İÇİN DE BARIŞMIŞ GİBİ YAPTIM”
Gazeteci Birsen Altuntaş’a konuşan Ali Sürmeli, “Hesabımdaki paylaşımları 2 yıl boyunca sevgili olduğum bir kadın tarafından yapılmış olduğundan şüpheleniyorum. Bunu da zaten savcılığa söyledim.
Bizim ortak bir hesabımız vardı. Kasa almıştık. Oraya bütün çalışmışlığımdan elde ettiğim mal varlığımı koyduk, anahtarları ondaydı… Bütün mali mali işlerimden kendisi sorumluydu.
Kasayı boşaltınca ben de ona küstüm. Geldi sonra barıştık… Bugüne kadar elimde olan tüm mal varlığımı tekrar geri almak için barışmış gibi yaptım.
Oyuncu olduğum için, hayat bazen oyunculara çok yardım ediyor. Kasanın anahtarlarını ondan aldım. Sonra sosyal medya hesabının hesabımdan o paylaşımlar yapıldı” dedi.

“OĞLUM, YEĞENİM, MENAJERİM VE ARKADAŞLARIMLA İLGİLİ İDDİALAR ASILSIZ”
16 yıl önce tanıştığı Emine adındaki sevgilisinin gerçek adının Kader olduğunu öğrenen 64 yaşındaki usta oyuncu, “Benim üzüldüğüm bir şey var…
Etrafımda oğlum, yeğenim, menajerim arkadaşlarım kim varsa onları da suçlamış asılsız iddialarla… Psikolojimle ne oynamaya kalktı ama ben oynatmadım. Geçirdiğim beyin ameliyatından dolayı kontrollerim vardı.
Travma geçirdiğimi belirtip beni doktora götürdü. Doktor sakinleştirici verdi. O sakinleştirici beni çok sakinleştirdi. Bu da benim sınavım, bu iftiralar, hakaretler ama iyilik iyidir. Ben iyi tarafımdan vazgeçmeyeceğim.
Bir kadın kızınca neler yapabiliyor onu gördüm. Allah düşmanımın başına vermesin” şeklinde konuştu.
NE OLMUŞTU?
Ali Sürmeli’nin dün Instagram hesabından peş peşe yapılan paylaşımlarda ortalığı karıştıracak iddialar gündeme geldi. Sürmeli’nin Instagram hesabından yapılan ilk paylaşımda “Önemli günahlarımı itiraf etmeye karar verdim, çünkü bu suçluluk duygularımla yaşamak beni kirletiyor” denildi.
Kısa bir süre sonra yeni bir paylaşım yapılarak bu sefer de Sürmeli’nin oyuncu Didem Karataş’ı kürtaj yaptırmaya zorladığı ileri sürülerek “Torunum yaşındaydı diye çocuk istemedim. Zorla hastane ebesi kız kardeşim Gülben Sürmeli tarafından kürtaj yaptırdım” ifadelerine yer verildi.
“ALINAN PARALARIN YARISI ELDEN YARISI HESABA YATIYORDU”
Yapılan bir diğer paylaşımda ise Sürmeli’nin vergi kaçırdığı iddia edilerek “Menajerim Cem Tatlıtuğ’un kız arkadaşının adına şirket üzerinden diziler ve sinema filmleri için anlaştığım ücretin yüzde 50’si resmi olarak bana geliyordu.
Kalan yüzde 50 miktar oğlum Eren Sürmeli hesabına ve elden veriliyordu” denildi.
MENAJERLİK ŞİRKETİ: HESABI HACKLENDİ
Paylaşımların kısa sürede sosyal medyanın gündemine oturmasının ardından oyuncunun menajerlik şirketinden açıklama geldi. Açıklamada Ali Sürmeli’nin telefonunu kaybettiği ve Instagram hesabı hacklenerek paylaşımlar yapıldığı söylendi.
ALİ SÜRMELİ: PAYLAŞIMLAR GERÇEKLİKTEN UZAK
Paylaşımların ardından yeni bir sosyal medya hesabı açan Ali Sürmeli, ise “Dün öğlen saatlerinde sosyal medya hesabım bazı kötü niyetli kişiler tarafından ele geçirildi ve hesabından yanlış, gerçeklikten uzak paylaşımlar yapıldı.
Konu ile ilgili gerekli yerlere şikayetlerimizi yapmış bulunmaktayım. Ben göründüğü gibi işimdeyim, çalışıyorum. Sizden ricam bu paylaşım ve iftiralara itibar etmemeniz” demişti.
]]>Sinemacı Şahan Gökbakar, yazdığı ve başrolü oynadığı “Erdal ile Ece” isimli yeni filmini ANKA Haber Ajansı’na anlattı. Gökbakar, “Kendi aralarında birbirlerini çok seven ama ara ara didişen, tatlı bir çiftin komik herkesin izlediği zaman ‘A biz de böyleyiz, a sen de aynı böylesin. Aynı bizim gibi’ diyeceği bir hikaye” dedi. Filmin başrolünü paylaşan Seda Türkmen de “Ece ile ortak noktam var. Aslında Ece’yle benim değil bütün kadınların ortak noktası olacak. Şurası tam bana benziyor dediğiniz her yerde muhtemelen bir milyon kadını kapsıyor olacak” diye konuştu. Şahan Gökbakar, ANKA muhabirinin sorusu üzerine İliç’te ve diğer bölgelerde yaşadıkları yerleri, vatanlarını korumak için mücadele edenleri yürekten desteklediğini söyledi.
Akıllara “Recep İvedik” filmi serisi ile kazınan Şahan Gökbakar, daha önce “Celal ile Ceren” filmine benzer yeni bir projeye imza attı. Gökbakar, senaryosunu yazdığı “Erdal ile Ece” filminde Seda Türkmen ile başrolü de paylaştı. Yönetmen koltuğunda ise Şahan’ın kardeşi Togan Gökbakar’ın oturduğu filmde, bugünün evlilik ilişkilerinde sıkça rastlanan acı-tatlı çatışmalar, iniş-çıkışlar gözler önüne seriliyor. Yaşanan olayları hem kadın hem de erkek gözüyle ayrı ayrı izleyicilere aktarmaya hazırlanan aşk komedisi filmi, “diyet, kıskançlık ve östrojen” başlıkları altında üç ayrı bölüm olarak toplanda 105 dakika beyazperdeye yansıyacak. Vizyona 23 Şubat’ta girecek film eş zamanlı olarak tüm Avrupa’da da sinemaseverlerle buluşacak.
Filme ilişkin Şahan Gökbakar ve Seda Türkmen, ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Gökbakar, şunları dile getirdi:
– İzleyiciyi nasıl bir film bekliyor?
“HERKESİN İZLEDİĞİ ZAMAN A BİZ DE BÖYLEYİZ, A SEN DE AYNI BÖYLESİN, AYNI BİZİM GİBİ DİYECEĞİ BİR HİKAYE”
Erdal ile Ece evli bir çiftin başından geçen komik üç tane ayrı hikayeyi izleyeceğimiz bir film. Diyet, kıskançlık ve östrojen adlı üç ayrı bölümü var. Kendi aralarında birbirlerini çok seven ama ara ara didişen, tatlı bir çiftin komik herkesin izlediği zaman a biz de böyleyiz, a sen de aynı böylesin. aynı bizim gibi diyeceği bir hikaye. Bir karakterlerden oluşan bir film. Benim açımdan böyle.
– Celal ve Ceren filminizde bekardınız. Erdal ve Ece filminizde şu an evlisiniz. Bunları yazarken hayatınızdan esinleniyor musunuz?
“YAZARKEN KENDİ EVLİLİĞİMDEN ESİNLENİYORUM”
Yazarken kendi evliliğimden esinleniyorum tabii. Yani bu kaçırılmayacak bir şey. İnsan yaşadığı şeyleri mutlaka bir yerde kaydediyor ve hani bir şey yazarken ortaya çıkıyor. Zaman zaman çok da böyle spesifik olarak kendi eşimle yaşadığım şeyler de bazen diyorum bak bunu koyacağım filme eşim aa sakın filan diyor. Bak koyacağım, koyacağım diyorum. Öyle yazdığım şeyler oluyor. Esinleniyor insan. Bu filmde de birkaç sahnede var. Tam olarak şimdi hangisi desen belki çıkartamam ama üzerine böyle geçerken buydu buydu derim.
– Partneriniz Seda Türkmen’i seçmenizdeki en büyük etken neydi?
Vallahi kendisi çok ısrarcı oldu. Günlerce gecelerce sosyal medyadan yazmalar, kapılara gelmeler illa ben illa ben diye. Hatta birkaç düşündüğümüz aday vardı onların ayağını kaydırmaya çalıştı bu tarz şeylerle bu rolü aldı diyebilirim. ya şaka bir yana Seda (Türkmen) benim hep takip ettiğim ve bir gün beraber inşallah çalışırım dediğim yetenekte böyle bir kadın oyuncu. Komediye çok yatkın, acayip yetenekli ve doğaçlamaya çok açık bir oyuncu. O yüzden inşallah çalışırız diyordum. Bu projeye kısmet oldu. Biz kendisine teklifte bulunduk. İşte biz kendisine böyle bir şey yazdık. Sen de bunu oynamak ister misin diye. O da sağ olsun çok mutlu oldu bundan. ve ortaya böyle bir şey çıktı.
-Daha önceki projelerinizde gişe sıralamasında ilk sıralardaydınız. Bu projenizdeki gişe beklentiniz nedir?
“FİLMİN ÇEKİMİ İKİ BUÇUK, ÜÇ AY SÜRDÜ”
Yok açıkçası öyle bir gişe rakamı kafamızda. Gişe insanların ne kadar eğlendiği, ne kadar mutlu olduğu, ne kadar mutlu ayrıldığıyla çok orantılı. İnşallah bunu yakalarız diye düşünüyorum. Böyle bir rakam soruyorsan öyle bir rakam yok kafamda. Herhalde bir altı ayı bulmuştur total bütün projenin yazımı. Filmin çekimi de yaklaşık bir iki buçuk, üç ay sürdü.
-İleri de sizi televizyonda Talk Show’da veya her hangi bir dize görebilecek miyiz?
“DİZİ YAPMAK İSTEMİYORUM”
Televizyonda dizi yapmak istemiyorum. Talk Show, yok,yok. Ben arada böyle bir film yapıp böyle bakıp çıkıyorum ortama. Öyle benim durumum.
– Muğla’da cennet koyunda yaşanan gelişmeler hakkında görüşünüzü kamu oyu merak ediyor?
“KEŞKE ÜLKEMİZİN DOĞAL GÜZELLİKLERİNİ HUKUKLA YASALARLA KORUYUCU OLABİLSEK”
Sadece Muğla’da Cennet Koyunda değil. Yani takip ediyorum. Çok da fazla bu konuyla ilgili birçok yerde olduğuyla ilgili çok da fazla şey görüyorum sosyal medyada. Üzücü tabii. Yani keşke bizim ülkemizde aslında ülkemizin en büyük özelliklerinden biri olan bu doğal güzellikler, tabiat bu coğrafyanın en alametifarikası o. Keşke ona birazcık daha özen gösterebilsek, keşke birazcık daha hani hukukla yasaları koruyucu olabilsek ama maalesef işte her zamanki gibi para hırsı, rant, çeşitli değişik amaçlar sonucu buraya getiriyor. Ama bütün bu konuda mücadele eden, haklarını koruyan, memleketlerini korumak isteyen, yaşadıkları yeri, vatanlarını korumak isteyen insanların da yanındayım canı gönülden ve yürekten her zaman desteklerim.
– Daha önce Recep İvedik filminizde doğa katliamlarıyla ilgili çalışma yapmıştınız. Geçtiğimiz gün Erzincan’da bir felaket yaşandı. Daha önce de maden faciaları yaşandı bunun ilgili de ileri de bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?
DEDİĞİM GİBİ BU BU İŞLERDE HER ZAMAN DESTEKÇİ KONUMUNDAYIM VE YÜREKTEN ONLARIN YANINDAYIM
Erzincan’da yaşanan olay çok üzücü bir olay. Bir kere orada kaybedilen yaşamların hepsine bir kere Allah’tan rahmet diliyorum. Yakınlarına da baş sağlığı diliyoruz. Çok üzücü bir olay. Bu tür işler hani bizim yaptığımız işler daha mizah ağırlık. İşler belirli bir yerinden, ucundan, köşesinden tabii ki böyle konulara da değinmek de fayda var çünkü bizim seyircimiz çok büyük kitlelere ulaşabiliyor, bizim filmlerimiz. O anlamda hani Recep İvedik 7’de biraz aslında yapmaya çalıştık onu. Bu doğa katliamlarıyla ilgili bir mücadeleyi film ettik. Dediğim gibi bu bu işlerde her zaman destekçi konumundayım ve yürekten onların yanındayım. Yaşanan bu kötü olayda da kazada da herkese iyi geçmiş olsun İnşallah daha yaşanmaz böyle bir şey. Gereken önlemler alınır. İnşallah. Ama her seferinde de aynı şeyleri konuşuyoruz o da biraz üzücü tabii.
– Recep İvedik karakteri ne zaman gelecek ve yeni sorunlara nasıl hikayeler içinde çözüm bulurken göreceğiz?
“RECEP İVEDİK 8 GELECEK AMA KONUSU NE OLUR NE ZAMAN GELİR BİLMİYORUM ŞUAN”
Recep İvedik 8, ile ilgili emin olun hiç bir fikrim yok düşünmedim henüz konusu ne olur diye. Geleceği konusunda bir bilgim var. Gelecek. Ama ne zaman olacağıyla ilgili, konusu ne onu bilmiyorum şuan.,
Başarılı oyuncu Seda Türkmen ise şunları söyledi:
– İzleyiciyi nasıl bir film bekliyor?
“FİLM BİZLERİN YANSIMASI”
Benim açımdan da Şahan’ın anlattığı gibi tam olarak böyle. Yani çok keyifli bir iş. İzlerken Şahan’ında dediği gibi çok bizim yansımamız, perdeye yansımamız. Samimi, doğal bir evlilik komedisi.
“ŞAHAN GÖKBAKAR’LA ZATEN ÇALIŞACAK OLMAK AYRI BİR KONFOR YARATIYOR İNSANDA”
Yok öyle gerçekten bir de çok samimi bir proje olacağı belliydi. Daha önce işte Celal ile Ceren çok sevdim. Şahan’ın en sevdiğim işlerinden biriydi. Bir evlilik hikayesi deyince az çok da konuşunca üzerine. Zaten ilk karşılaştığımızda da hemen böyle bir aynı mizah tonunda yani aynı aynı tonda konuştuğun zaman biriyle zaten o çok iyi bir partnerlik doğuruyor. Böyle gelişti. Şahan Gökbakar’la zaten çalışacak olmak ayrı bir konfor yaratıyor insanda çalışmak. Zaten sandığımın çok daha üstünde bir büyük bir mutlulukla ayrıldım açıkçası.
– Ece ile ortak noktanız var mı?
“ECE’YLE BENİM DEĞİL BÜTÜN KADINLARIN ORTAK NOKTASI OLACAK”
Ece ile ortak noktam var. Ece’yle benim değil bütün kadınların ortak noktası olacak. Hani o yüzden de böyle hani ay şurası tam bana benziyor dediğiniz her yerde muhtemelen bir milyon kadını kapsıyor olacak. Çünkü belirli bazı tepkiler oluyor hepimiz de. Daha ince gördüğümüz daha çok analiz ettiğimiz vesaire. O yüzden de var tabii ki ortak yönümüz.
– Çekimler nasıl geçti? Çekerken neler yaşadınız?
“ÇEKİMLERDE ÇOK ACI ÇEKTİM GÜLMEKTEN”
Çekimlerde çok acı çektim gülmekten. Haddini aştı gülme, eğlenme kısmı. Büyük kitlendik. Bazen Togan (Gökbakar) artık ‘ne olur gülmeyin. Lütfen gülmeyin’ diye bizi uyardı. Tabii ki çok güzel anılar var içinde. Çok güzel iki ay geçirdim o sette. Sayelerinde. Çıkan şey de çok güzel oldu bence. Film çok güzel oldu.
– Yeni projeleriniz var mı?
“OLABİLDİĞİMİZ HER YERDE OLMAKTAN ZİYADE OLDUĞUMUZ YERDE İYİ İŞ YAPMAK EN ÖNEMLİSİ”
İki tiyatro oyunum var. ‘Hakikat elbet bir gün. ve İzdirap korusun’ diye. Bir sinema filmim. Aslında sinema filmi geçen sene çekmiştik. Bir de televizyon dizimiz var. ‘Sandık kokusu’. Yani hepsi aynı anda denk geldi. Aslında denk gelmedi de. Amin diyelim bu dönem için. Çalışacağız tabi ne yapacağız başka yani? Hani oyunculuk alanlarımız belli. Olabildiğimiz her yerde olmaktan ziyade olduğumuz yerde iyi iş yapmak en önemlisi. Elimizden geleni yapıyoruz”.
]]>
Serhat Tekin’in “Emre Altuğ hiç değişmiyor. Nedir bunun sırrı? Bir estetiğiniz var mı?” sorusuna, Emre Altuğ ” Anne ve babamın genetiği diyebiliriz. Estetiğim yok.
İlerleyen zamanlarda belki düşünürüm ama benim bir diğer işim olan oyunculuk maalesef estetik operasyon kaldıran bir meslek değil. Doktor arkadaşım dolgu, botoks yapmak istediği zaman ‘Hayır’ diyorum. Vitamin iğneleri yapıyor bazı zamanlar. Hepsi o kadar.” cevabını verdi.
Estetik bir sohbet konusu olabilir ama yargı konusu olamaz
“Erkek şarkıcıların estetiklerine yapılan eleştirilere yorumunuz nedir?” sorusuna,” Kim kendini nasıl iyi hissedecekse yaptırabilir. Bu bir sohbet konusu olabilir ama yargı konusu olamaz.
Yargılamaya karşı bir insanım. İnsan neyi istiyorsa yaptırmakta özgürdür.” cevabını veren Emre Altuğ, estetiğe karşı olmadığını söyledi.
Çapkın değilim
Programda ‘Yalı Çapkını’ dizisinde çapkın bir karakteri canlandırıyorsunuz. Normal hayatta da çapkın mısınız? sorusuna Emre Altuğ,” Çapkın değilim. Çapkınlık yapmaya ihtiyaç duymadım çok şükür.
Yapı olarak böyle bir şeyin peşinde koşan bir adam değilim. Çapkınlık bir mesai ister. Ben böyle bir şeye dediğim gibi hiç ihtiyaç duymadım. Hayatımdan memnunum.” cevabını verdi.
Aşık olmayı zaman zaman özlüyorum
Programda Serhat Tekin’in ” Yalnız mısınız? Bir ilişkiniz yok mu?” sorusuna Emre Altuğ, ” Evet yalnızım. Bu durumu seviyorum da. Yalnız olmayı, evde yalnız vakit geçirmeyi, yalnız yemek yemeyi seviyorum. Kendimle ilgili düşünmeyi seviyorum.
Arkadaşlarımı görmek istediğimde onlarla görüşüyorum. Benim bu konuda çok bir şikayetim yok. Ama zaman zaman aşık olmayı özlediğimi söyleyebilirim. Güzel bir duygudur o. Aşkın senin yükselttiği, ayaklarını yerden kestiği, biraz gerçeklikten uzaklaştırdığı o ilk dönemi özlüyorum zaman zaman.” cevabını verdi.
Serhat Tekin’in ” Emre Altuğ aşkın hakkını verebildi mi?” sorusuna Altuğ, ” Aşık oldum mu veririm tabi ki. İyi bir aşığımdır.” cevabını verdi.
Mert Ramazan Demir kardeşim gibi
Serhat Tekin’in ” “Yalı Çapkını” dizisinde oğlunuzu oynayan Mert Ramazan Demir ile normal hayatta görüşüyor musunuz?” sorusuna ” Evet görüşüyoruz. Biz çok güleriz.
Mert benim çok küçüğüm, kardeşim gibi oldu. Hayata bakış açıları yakın insanlarız. Sette de çok eğleniyoruz.” cevabını veren Emre Altuğ, ekibin kendisini sahnede sık sık izlemeye geldiğini söyledi.
Dışarıda olmayı artık sevmiyorum
Serhat Tekin’in “Biraz asosyallik var mı sizde?” sorusuna Emre Altuğ, ” Son yıllarda var. Sıkıldım. Çok dışarı çıktık, gezdik, eğlendik. Son yıllarda sahnede olmadığım zamanlar dışarıda olmayı sevmiyorum.
Kalabalıklar içerisinde olmayı çok sevmiyorum. Yakın arkadaşlarımla yemek yemeyi, sohbet etmeyi tabii ki çok seviyorum ama eskisi gibi çıkalım eğlenelim coşalım gibi bir duygu yok içimde.
Herhalde yaşımın ve doymuşluğun getirdiği bir durum var. Dışarısı çok değişmiyor. Hatta bizim zamanımızda daha keyifliydi.” cevabını verdi.
Şevket Altuğ babam değil
Programda ” Hakkınızda dolaşan şehir efsanesi var mı?” sorusuna Emre Altuğ, ” Bence en büyük şehir efsanelerinden biri Şevket Altuğ’un oğlu olduğumdur.
Hatta bir seferinde radyocu bir arkadaş o kadar emindi ki oğlu olduğumdan, değilim dememe rağmen benden nüfus cüzdanımı görmek istemişti. Kendisine ” Ben bir diş hekiminin oğluyum. Babamın adı Tuncer Altuğ.
Şevket Altuğ’un oğlu olmak da eminim çok güzel bir duygu olurdu ama babamdan memnunum.” demiştim.” cevabını verdi.
Çıplaklıktan çekinen bir adam değilim
Serhat Tekin’in son çıkardığınız ” “Ne Ala” şarkısının video klibinde üstsüz olmanız bazı kişilerce eleştirildi. Ne düşünüyorsunuz?” sorusuna Emre Altuğ,” Ben çıplaklığı seven bir adamım. Çıplaklıktan çekinen biri değilim. Kaldı ki o klipteki bir çıplaklık da değil. Bir saflık ifadesi anlatmak için yapılan imajinasyondu. Ben bugüne kadar sağdan soldan gelen bu tip eleştirileri çok takmadım biliyorsun. ” cevabını verdi.
]]>Abdullah Oğuz, filmin hem Fenerbahçe için önem taşıdığını hem de Milli Mücadele’nin anlatıldığı bir yapım olduğunu belirterek, “Bildiğim kadarıyla hiçbir Milli Mücadele filmi bu perspektifte anlatılmamış. Biz futbol üstünden anlattık. 5 yıllık epik bir hikaye anlatıyoruz. Umarım duygulanacak, iyi bir film seyredecekler.” dedi.
Abdullah Oğuz, filmin hem Fenerbahçe için önem taşıdığını hem de Milli Mücadele’nin anlatıldığı bir yapım olduğunu belirterek, “Bildiğim kadarıyla hiçbir Milli Mücadele filmi bu perspektifte anlatılmamış. Biz futbol üstünden anlattık. 5 yıllık epik bir hikaye anlatıyoruz. Umarım duygulanacak, iyi bir film seyredecekler.” dedi.
Oyuncu kadrosuna da değinen Oğuz, “Onlar beni seçti. İnandılar bana. Beraber yürüdük.” ifadelerini kullandı.
Yapımda Fenerbahçe’nin kurucu üyesi ve efsane kaptanı Galip Bey’i oynayan Kubilay Aka, gurur duydukları bir iş yaptıklarını söyleyerek, “Fenerbahçe takımı 100 yılı aşkındır kötü hiçbir şeye bulaşmamış ve Atatürk’ün izinden gitmiş bir takım. Gururla setteydim, oradaydım. İyi ki de oradaydım. Ağabeylerimle bütün arkadaşlarımla çok eğlendik. Hem çekerken bizim eğlendiğimiz hem de gerçekten saygı duyduğumuz bir iş oldu. O yüzden güzel, unuttuğumuz duygularla baş başa kalacağımızı düşünüyorum, izlerken.” diye konuştu.
– “Kariyerimde manevi değeri en yüksek iş”
Fenerbahçe başkanı rolünü üstlenen Nejat İşler, filmin renginin sarı lacivert olduğunu vurgularken, tek bir sahnede yer aldığını kaydeden Birce Akalay ise “Tek bir sahne ama umarım hakkını verebilmişimdir.” dedi.
Oyuncu Yiğit Özşener de kariyerinde manevi değeri en yüksek iş olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Bir memlekette çok özel şeyler yapacak, çok büyük başarılara imza atacak, çok farklı insanlar bulunabilir ama önemli olan onunla beraber yürüyebilecek, aynı yöne bakabilecek, onunla koşabilecek insanları bulabilmek. Bu bir Mustafa Kemal filmi değil, Mustafa Kemallerin filmi. Dolayısıyla filmi seyrettikçe Mustafa Kemalleri, kurtarıcı beklemeyenleri, kendisini kurtarıcı kabul eden, kendisinde o gücü bulan insanları göreceksiniz.”
Oyuncu Timuçin Esen de güzel bir ekiple çalıştıklarını aktararak, “Güzeldi bu filmin içinde yer almak, bir Fenerbahçeli olarak özellikle, başka bir değeri var. Güzel bir film çıktığını düşünüyor, ümit ediyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
“Vera” karakterini canlandıran oyuncu Gonca Vuslateri, çok kıymetli bir hikayede çok kıymetli bir rolü kendisine verdiği için yönetmen Abdullah Oğuz’a teşekkür etti.
– “Biz sahada yapalım işimizi”
Fenerbahçeli futbolcu İrfan Can Kahveci, hem Türkiye’nin hem de Fenerbahçe tarihinin en önemli günlerini anlatan filmin galasında olduklarını belirterek, “Biz de çok heyecanlıyız. Çok özel oyuncular var kadroda, bazıları da arkadaşlarımız. Onlar olunca ayrı bir heyecanlıyız. Bütün detayları izlemek için sabırsızlanıyoruz. Kubilay Aka’yla sürekli konuşuyoruz. Nejat abimiz de sürekli maçlara geliyor. Kulübümüzün ve ülkemizin en önemli olaylarından birisini izlemek için geldik.” diye konuştu.
Kendisi için futbol oynamanın önemine değinen Kahveci, Çaykur Rizespor maçına işaret ederek, “Biz sahada yapalım işimizi. Önümüzdeki her maçı kazanmak istiyoruz. Sahaya çıkıp elimizden geleni yapacağız.” dedi.
Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ da hayırlı olsun temennisinde bulunarak, “Filmi heyecanla ve merakla bekliyorum. Güzel bir film olduğunu düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
2023’te oynadıkları müsabakalardan başarıyla çıkan A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın yaz mevsiminde yapılacak olimpiyatlarda altın madalya kazanması durumunda filminin çekilip çekilmeyeceği yönündeki soru üzerine Üstündağ, şunları aktardı:
“Bizim belgeselimiz çekiliyor. Her yıl çıtanın nereye çıktığını görüyoruz. Bu belgeseli yaptık. Olimpiyatlarda altın madalya gelirse, hiçbir ülkeye nasip olmayan, Avrupa Şampiyonluğu, Milletler Ligi şampiyonluğu, namağlup olimpiyat elemeleri şampiyonluğu kazanılmış olacak. Böyle bir durumda film neden çekilmesin, tabii ki çekilir. (Filmde) Ben oynamam. Ben sahada dahi oynamadığıma göre, filmde de oynamam. Sizin gibi merakla bekler ve seyrederim.”
– “Fenerbahçe’nin kuruluşundan Cumhuriyet’in kuruluşuna olan dönemi anlatıyor”
Fenerbahçe Kulübü Eski Yönetim Kurulu Üyesi ve Fenerbahçe Kulübü Eski Divan Kurulu Başkanı Vefa Küçük de filmi heyecanla beklediğine işaret ederek, şöyle konuştu:
“Fenerbahçe’nin kuruluşu, ülkemizin o dönemde içinde bulunduğu zor şartlar, Çanakkale savaşları, ardından Kurtuluş Savaşı… O dönemde futbolcular askere alınarak savaşa katıldı. Anadolu’ya silah kaçırdılar. Sonra da Harington Kupası’nı kazanarak ülkemize sevinç kattılar. Lozan müzakereleri sırasında, bu galibiyet oradaki heyete büyük moral verdi. Bu film Fenerbahçe’nin kuruluşundan Cumhuriyet’in kuruluşuna olan dönemi anlatıyor.”
Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki şampiyonluk yarışına da değinen Küçük, “Lig yarışında Fenerbahçe inşallah ipi göğüsleyecek. Temennimiz o.” dedi.
Fenerbahçe Eski Yöneticisi ve Saran Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sadettin Saran ise “Burada olmak da böyle bir filmin yapılmış olması da gurur verici. Hep beraber keyifle izleyeceğiz.” ifadelerine yer verdi.
Süper Lig ve TFF 1. Lig’in yayın haklarıyla ilgili Saran Holding’in ihaleyi alıp almayacağına dair yöneltilen, “Yayın haklarını almak istiyor musunuz?” sorusuna ise Saran, “İnşallah. Onu sonra konuşalım. Bu gece Fenerbahçe gecesi.” cevabını verdi.
Saran, Fenerbahçe Başkanı Ali Koç’un haziran ayında gerçekleştirilecek seçimli genel kurulda aday olmayacağını açıklaması üzerine kendisinin Fenerbahçe başkanlığına adaylığıyla ilgili olarak “Ali Bey, Divan Kurulu’nda gerekeni söyledi. Bu gece film için buradayız.” diye konuştu.
Galaya katılanlar arasında Ali Koç’un yanı sıra Fenerbahçeli yöneticiler, sporcular ve ünlü oyuncular da yer aldı.
– Film hakkında
“Zaferin Rengi”, 1919’da işgal altındaki İstanbul’da düşman kuvvetlerine karşı örgütlenerek Anadolu’da başlatılan direnişin hikayesini, General Harington Kupası etrafında kurgulayarak beyazperdeye taşıyor.
Yarın vizyona girecek filmde Kubilay Aka, Gülper Özdemir, Nejat İşler, Timuçin Esen, Yiğit Özşener, Gonca Vuslateri, Yılmaz Adam Bayraktar ve Birce Akalay rol aldı.
]]>TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı ev sahipliğinde İstanbul’da düzenlenen dizinin ilk bölüm izlemesine, TRT yönetimi, dizinin yapımcısı Cemil Cengiz, yönetmen Metin Balekoğlu, dizinin başrol oyuncularından Gökhan Alkan, Sevda Erginci, Başak Gümülcineoğlu, Ushan Çakır, Özgür Çevik ve Gizem Güneş katıldı.
Kül Masalı, Türkiye’nin en zengin ve köklü ailelerinden Giraylı ailesinin veliahtı Arat Giraylı’nın, yoksul ve mütevazi bir geçmişten gelen Özge ile karşılaşıp ilk görüşte aşık olup evlenmelerini ve evliliklerindeki gizemi konu alıyor.
Etkinlik önce AA muhabirine konuşan oyuncu Sevda Erginci, modern bir Kül Kedisi hikayesi anlattıklarını belirterek, “Bütün karakterlerin daha gerçekçi ve kusurlu olduğu bir Kül Kedisi hikayesi. Özge, Bursa’da kardeşi ve kendi için verdiği mücadeleden aşık olduğu adam için İstanbul’da zorlu bir hayata atılıyor.” dedi.
“İnşallah seyircilerimizle beraber uzun bir yolculuk yaşarız”
Oyuncu Gökhan Alkan, kendi karakterinden bahsederek, “Birini sevmenin akılla, mantıkla alakalı olmadığını, gönülden, yürekten olduğunu ve onu hesaplayamadığımızı bize gösterecek ve anlatacak bir karakteri canlandırıyorum. Herkesin gerçek olduğu bir hikaye. İnşallah seyircilerimizle beraber uzun bir yolculuk yaşarız.” ifadelerini kullandı.
Oyuncu Başak Gümülcinelioğlu da bir aşk hikayesinin yanında seyircinin her bölüm bir olay örgüsünü geçmiş, gelecek ve bugünle harmanlayabileceği bir işe imza attıklarını söyledi.
Gümülcinelioğlu, izleyiciyi karakterlerin net iyi ya da kötü olmadığı bir dizi beklediğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Herkesin gerçekten sorunları, soruları ve gerçekten niyetleri ve aşkları olduğu bir iş aslında bu iş. Dolayısıyla her karakterin kişisi kendini çok severken bir yandan da herkese hak verdiğimiz bir hikayemiz var. Bugün başlıyoruz. Bu yolculukta da bize eşlik etmelerini çok istiyoruz.”
Oyuncu Berfu Öngören ise dizide “Süreyya” karakterine hayat verdiğini ifade ederek, “Sürprizli bir karakter, atacağı adımı çok kestiremiyoruz. Süreyya kendi hırslarına kapılan ve hırsları tarafından yönetilen bir karakter. Yaşadıkları olay sebebiyle Özge’nin peşine düşüyor. Bundan sonrasını zaten izleyip göreceğiz. Çok heyecanlıyız, bekliyoruz.” diye konuştu.
Yönetmen koltuğunda Metin Balekoğlu’nun oturduğu, hikayesini Nesrin Aytamay, senaryosunu ise Sılan Aras Erdem ve Filiz Küçük Yücel’in kaleme aldığı dizinin oyuncu kadrosunda, Gökhan Alkan, Sevda Erginci, Başak Gümülcineoğlu, Hülya Darcan, Ushan Çakır, Özgür Çevik, Gizem Kala ve Gizem Güneş gibi başarılı isimler yer alıyor.
Perşembe akşamları TRT 1’de izleyiciyle buluşacak dizinin konusu ise şöyle:
“Türkiye’nin en zengin ve köklü ailelerinden Giraylı ailesinin veliahtı Arat Giraylı (Gökhan Alkan), yoksul ve mütevazı bir geçmişten gelen Özge (Sevda Erginci) ile karşılaşıp ilk görüşte aşık olup evlenirler. Özge yaklaşık 6 yıldır bir restoranda aşçılık yapmaktadır. Özge’nin Arat’ın ailesinin yaşadığı konağa gelin olarak girmesi onu bir anda bir aşk masalından entrikalarla dolu bir dünyaya sokar. Kocasının geçmişinden gelen öfke patlamaları, Özge’nin kız kardeşi Behiye’nin (Gizem Güneş) zenginlik ihtirası ve Arat’ın şaibeli şekilde ölen eşi Jale’nin (Başak Gümülcinelioğlu) peşini bırakmayan gölgesi Özge’nin bu zorlu yolculuğunu daha da karmaşık hale getirir.”
]]>Özellikle büyük platformlar, reklamcılık ve kişiselleştirilmiş içerik sunma amacıyla geniş kapsamlı veri toplama işlemleri gerçekleştiriyor.
Bu uygulamaların, kullanıcı gizliliği ve veri koruması konularında da sık sık eleştirildiğini görüyoruz.
Son yıllarda, özellikle Facebook kişisel verilerin kötüye kullanımı ve gizlilik ihlalleri nedeniyle ciddi eleştirilere maruz kaldı.
Hem Google Play Store’da hem de App Store’da verilerinizi toplayıp, çeşitli amaçlar için kullanan binlerce uygulama var.
Üstelik en çok veriyi, genellikle kullanıcıların en fazla kullandığı uygulamalar topluyor.
En çok ücretsiz uygulamalar veri topluyor
ücretsiz uygulamaların veri toplama olasılığı, ücretli uygulamalara göre 7 kat daha fazla.
Aynı zamanda popüler uygulamalar, pek fazla bilinmeyen uygulamalara göre 6 kat daha çok veri topluyor.

Hangi veriler toplanıyor
Şirketlerin toplayabileceği veri türleri; adınız, doğum tarihiniz ve e-posta adresiniz olabileceği gibi; evcil hayvanlarınız, hobileriniz, boyunuz, kilonuz ve hatta neler yapmaktan hoşlandığınız gibi daha detaylı da olabiliyor.
Platformlar, bu verileri çoğunlukla hedeflenen reklamcılık faaliyetleri için kullanıyor.
En fazla veri toplayan uygulamalar
Mesajlaşma ve görüntülü arama kategorisinde en fazla veriyi Facebook Messenger topluyor. Bu kategoride en az veri toplayan uygulama ise Cisco Webex Meetings.
Sosyal medya uygulamaları arasında da veri rekoru yine Facebook’a ait. Koronavirüs döneminin popüler sesli konuşma uygulaması Clubhouse ise en az veri toplayan sosyal medya uygulamalarından biri.
Ödeme yöntemleri arasında en fazla veriyi PayPal topluyor. En az veri ise MoneyGram’da depolanıyor.
Video izleme siteleri arasında en fazla veri, Google’ın popüler uygulaması YouTube’da toplanıyor.
İnternetten alışverişte Amazon en çok veriyi depolarken, Etsy listenin sonunda yer alıyor.

iOS’ta en çok veriyi YouTube ve TikTok topluyor
iOS’ta yapılan araştırmaya göre 14 ağ bağlantısı ile YouTube ve TikTok, en çok kullanıcı verisi toplayan sosyal medya platformlarının başında geliyor.
YouTube, kullanıcıların çevrimiçi arama geçmişi ve konumu gibi kişisel verilerini izliyor ve bu verileri kişiselleştirilmiş reklamlar için kullanıyor.
TikTok ise çerezler yardımıyla kullanıcıların tarama geçmişleri hakkında bilgi topluyor ve bu bilgileri reklam şirketlerine gönderiyor.
TikTok, daha öncesinde de bazı kişisel kullanıcı bilgilerini Çin’de bulunan sunuculara ilettiği iddiaları nedeniyle tartışılmıştı.
Android’de zirvede Meta uygulamaları var
Incogni’nin bir araştırmasına göre, Android ekosisteminde en fazla veriyi Meta’ya bağlı Facebook, Messenger ve Instagram gibi uygulamalar topluyor.
Her ne kadar bu uygulamalar neredeyse tüm verileri toplasa da çok azını başkalarıyla paylaştıklarını söylüyorlar.

Nelere dikkat etmeniz gerekiyor
İndirmeden önce her uygulamanın topladığı bilgileri araştırın. App Store’da uygulamaya tıklayıp Uygulama Gizliliği bölümüne gidip Ayrıntıları Gör’e tıklamanız yeterli.
Android kullanıcıları uygulamayı Google Play Store’da bulabilir, üzerine tıklayıp Veri Güvenliği’ni seçebilir.
Bir uygulamayı yüklemeden veya güncellemeden önce uygulama izinlerini gözden geçirin. Bazı uygulamalar kameranıza, mikrofonunuza, konumunuza, kişilerinize veya diğer hassas verilerinize erişim isteyebilir. Gereksiz veya uygulamanın işlevselliğini ihlal ettiğini düşünüyorsanız bu izinleri reddetmeyi veya iptal etmeyi seçebilirsiniz.
Çevrimiçi gezinirken veya alışveriş yaparken VPN kullanın. VPN (sanal özel ağ), internet trafiğinizi şifreler ve IP adresinizi gizleyerek üçüncü taraf şirketlerin çevrimiçi etkinliğinizi izlemesini ve verilerinizi toplamasını zorlaştırır.
Önbelleğinizi ve çerezlerinizi düzenli olarak temizleyin. Önbellek ve çerezler, tarama geçmişiniz, tercihleriniz ve oturum açma ayrıntılarınız hakkında bilgi depolayan dosyalardır.
Ayrıca reklam verenler ve izleyiciler tarafından çevrimiçi davranışınızı izlemek ve sizi reklamlarla hedeflemek için de çerezleri kullanılabilirler. Önbelleğinizi ve çerezlerinizi tarayıcı ayarlarınızdan temizleyebilir veya bunları saklamayan özel bir tarama modunu kullanabilirsiniz.
Kişiselleştirilmiş reklamları ve veri paylaşımını devre dışı bırakın. Bazı uygulamalar ve web siteleri size kişiselleştirilmiş reklamları ve üçüncü taraf şirketlerle veri paylaşımını devre dışı bırakma seçeneği sunabilir.
Bu, sizi reklamlarla hedeflemek için toplanan ve kullanılan veri miktarını azaltabilir. Bu seçenekleri genellikle uygulama veya web sitesi ayarlarında, gizlilik politikasında veya hizmet koşullarında bulabilirsiniz.

Uygulamaların sizi takip etmesini nasıl engellersiniz
iPhone’larda istediğiniz zaman uygulamanın eylemlerinizi takip etmesine izin verebilir veya verdiğiniz izni geri alabilirsiniz.
Gizlilik ayarlarına giderek eylemlerinizi takip etmek isteyen uygulamaların listesini görebilirsiniz.
Ayarlar > Gizlilik ve Güvenlik > Takip Etme’ye gidin.
Belirli bir uygulama için takip iznini kapatmak veya açmak üzere dokunun. Dilerseniz bu özelliği tamamen kapatabilirsiniz.

Android telefonlarda ise uygulamalara verdiğiniz izinleri kapatabilirsiniz. Bunun için şu adımları izleyin:
Ayarlar uygulamasını açın. Uygulamalar’a dokunun.
Değiştirmek istediğiniz uygulamaya dokunun. Uygulamayı bulamıyorsanız Tüm uygulamaları göster’e dokunun.
Ardından uygulamanızı seçin. İzinler’e dokunun.
Uygulama için herhangi bir izni onayladıysanız veya reddettiyseniz burada görebilirsiniz.
Bir izin ayarını değiştirmek için izne dokunun, ardından İzin ver veya İzin verme’yi seçin.

Bu hafta; Ayak Bacak Fabrikası (Eskişehir Şehir Tiyatroları)(Konuk Oyun), Yaftalı Tabut, İki Efendinin Uşağı, Tartuffe, Ay, Carmela!, Godot Geldi, Kimse Öyle Şeyleri Konuşmuyor Artık, Oscar, Fındıkkıran, Herkes Sihirbaz Olacak, Benim Küçük Yıldızım, Rüya, Bir Gece Masalı, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Bekçi ile Postacı adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: Oteller Kenti (Edip Cansever)
İBB Şehir Tiyatroları, İstanbul Şiirle Buluşuyor başlığı altında, şairler ve şiirleri üzerinden oluşturulan özel mekan ve ses evreninde yeni bir “anlatı”yı seyircisine sunuyor.
Hümay Güldağ’ın uyarlayıp yönettiği Oteller Kenti’nde müzik tasarımı Hüseyin Tuncel’e, dekor tasarımı Cihan Aşar’a, kostüm tasarımı Ahsen Nur Doğan’a, efekt tasarımı Metin Küçükyılmaz’a, ışık tasarımı Uğur Yıldız’a, görsel tasarım Yakup Altay’a ve koreografi Arda Alpkıray’a ait.
Oteller Kenti’nin oyuncuları Hüseyin Köroğlu, Hümay Güldağ ve Aslı Şahin. Piyanoda Orçun Tekelioğlu, solist olarak Berfu Aydoğan etkinliğin müzikleri için sahnede yerini alıyor. Etkinlik, 18 Şubat 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
Oyun biletleri ve İstanbul Şiirle Buluşuyor etkinliğinin ücretsiz davetiyeleri gişelerden, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir.
Bu Haftanın Programı (14-18 Şubat 2024)
AYAK BACAK FABRİKASI (Eskişehir Şehir Tiyatroları)(Konuk Oyun)
İnsanlık tarihi boyunca ezenlerin, ezilenler üzerinde kurduğu otorite, baskı ve kandırmacanın değişmediğini vurgulayan oyun, bilinmeyen bir ülkede geçiyor ve aslında çok iyi bilinen bir konuyu, çarpıcı bir anlatımla ele alıyor.
Sermet Çağan’ın yazdığı, Murat Karasu’nun yönettiği oyunda Ali Eyidoğan, Hakkı Kuş, Ecren Can Serim, Korel Cezayirli, Zafer Ergül, Başak Boran Oksal, Mustafa Kılıkçı, Özlem Boyacı, Serhat Onbul, Nigar Berktin, Ceyda Çınar Onbul, Onur Birgi, Ahmet Barut, Kutan Gökkaya, Sinan Aktezcan, Emel Alnady rol alıyor. Oyun, 14-17 Şubat 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
YAFTALI TABUT
Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikayesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor.
Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Selin Türkmen, Şenay Bağ, Mana Alkoy rol alıyor. Oyun, 14-17 Şubat 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
İKİ EFENDİNİN UŞAĞI
Pantolone, kızı Dottore’yi oğlu Slvio ile evlendirmeye karar vermiştir ve evinde bir tören düzenler. Gençler birbirlerine aşıktır ancak daha önce Pantolone’nin kızını evlendirme sözünü verdiği ve öldüğünü sandıkları Federico Rasponi’nin bu törene gelmesiyle işler karışır.
Sözlü gelenekten beslenen İtalyan Halk Tiyatrosu Commedia Dell Arte’nin seçkin örneklerinden biri olan ve uşak Truffaldino’nun kurnaz hazırcevaplığı ile ilerleyen oyun izleyicilerine keyifli bir seyir sunuyor. Carlo Goldoni’nin yazdığı Aslı Öngören’in yönettiği oyunda Çağlar Ozan Aksu, Dolunay Pircioğlu, Eraslan Sağlam, Hamit Erentürk, Mert Tanık, Murat Bavli, Müslüm Tamer, Seda Çavdar, Volkan Öztürk, Yeliz Gerçek, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 14-17 Şubat 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
TARTUFFE
Zengin mi zengin bir adamın, ailesindeki ve çevresindeki kimseyi dinlemeden evine yerleştirdiği sahtekar bir sofu ile hem kendi hem de çevresindekilerin hayatını beter etmesini anlatan bu ölümsüz eserde; inancı, aileyi, aşkı, erkek-kadın farklarını, dünümüzü, bugünümüzü, mizahı, müziği, acıyı, hüznü, rahatsız edici türlü anları iç içe ve olanca dinamiğiyle seyircinin karşısına çıkarıyoruz.
Orhan Veli’nin olağanüstü çevirisine, şiirlerinden bestelenen şarkıların da eşlik ettiği seyirliğimizle, hayata dair bu acayip bilmeceyi bir kez daha kahkahalarla selamlıyoruz.
Molière’in yazdığı, Orhan Veli Kanık’ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Bennu Yıldırımlar, Emre Şen, Gürkan Başbuğ, Mehmet Soner Dinç, Murat Garipağaoğlu, Naci Taşdöğen, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Semah Tuğsel, Tolga Yeter, Yeşim Koçak, Zeynep Göktay Dilbaz rol alıyor. Oyun, 14-17 Şubat 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
AY, CARMELA!
İspanya’da Milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler arasında geçen iç savaş dönemini anlatan oyunda, iki varyete oyuncusu Carmela ve Paulino, Franco önderliğindeki Milliyetçiler tarafından rehin alınır.
Belçite şehrinin işgalini kutlayan Milliyetçiler tarafından istemedikleri bir gösteriye zorlanırlar. Bu zorlamanın sonucunda içinde bulundukları savaşı, “gösteri yapılmalı mı, yapılmamalı mı?” sorusuyla sanatı ve sanatçıyı sorgulamaları, işleri gereği güldürmeyi, eğlendirmeyi hedefleyen bu iki oyuncunun isyanları, gelgitleri, kayıpları anlatılır. Jose Sanchis Sinisterra’nın yazdığı, Yalçın Baykul’un çevirdiği, Naşit Özcan’ın yönettiği oyunda, Ada Alize Ertem, Çağatay Palabıyık, Erkan Akkoyunlu rol alıyor. Oyun, 14-17 Şubat 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
GODOT GELDİ
“Godot Geldi”, İrlandalı yazar Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” adlı yapıtının ardından ve ona bir “gönderme” olarak, Karadağlı yazar Miodrag Bulatovic’in kaleme aldığı bir oyundur… “Olay” bir bataklıkta geçer. Becket’in oyununda; Godot beklenilir… Bulatovic’in oyununda ise, bir fırıncı olarak Godot gelir…
Beckett, yapıtında kavramlardan yola çıkarak evrensel bir resital sunarken, Bulatovic, aynı tematik yapıyı işlemiş olsa da, rol kişilerinin ve kısmen de olsa mekanın yapısını değişime uğratarak, daha çok “simge”lere yönelmiştir…
Beckett’te de, Bulatovic’te de bekleyenler açısından önemli olan, aslında beklenen kişinin kim olduğu değil, bekleyişin kendisidir… İşte bu durumda; kim olduğu tam olarak bilinmeyen bir “gelen”in, kesinlikle tanımlanmış bir “giden”e dönüşmesinin öyküsüdür diyebiliriz “Godot Geldi” için…
Miodrag Bulatovic’in yazdığı, Sevgi Soysal’ın çevirdiği, Ragıp Yavuz’un yönettiği oyunda Ali Mert Yavuzcan, Can Başak, Can Ertuğrul, Derya Çetinel, Meriç Benlioğlu, Murat Coşkuner rol alıyor. Oyun, 14-17 Şubat 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
KİMSE ÖYLE ŞEYLERİ KONUŞMUYOR ARTIK
Oyun, 12 Eylül darbesi dönemini en acı şekilde yaşayıp parçalanan bir ailenin bugüne uzanan hikayesini konu alıyor. Leyla, ailesinin geçmişiyle yüzleşiyor ve onların hikayesini anlatabilmek için hayatını değiştirmeyi göze alıyor.
Şirin Gürbüz’ün yazdığı Emre Koyuncuoğlu’nun yönettiği oyunda Caner Bilginer, Radife Baltaoğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Ebru Üstüntaş, Hazal Uprak, Can Alibeyoğlu, Kamer Karabektaş rol alıyor. Oyun, 14-17 Şubat 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
OSCAR
Christian Jacqueline’e aşıktır, Colette ise Oscar’a. Christian uzun süredir sevdiği kızı Mösyö Bernard’dan isteme niyetindedir. Colette ise babası Mösyö Bernard’a söylediği yalanla sevgilisi ile evlenme planları yapmaktadır. Ancak ne Christian doğru kızı ister ne de Colette doğru adamla evlenmek üzeredir. Birkaç dakikada sarpa saran olaylar hiç de kolay çözülecek gibi gözükmemektedir.
Claude Magnier’in yazdığı, Asude Zeybekoğlu’nun çevirdiği, Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Abdullah Topal, Aslı Aybars, Asrın Gurur Kuyucak, Cem Karakaya, Ceylan Çete, Çağrı Büyüksayar, Damla Cangül Yiğit, Aslı Şahin, Hakan Gümüş, Hüseyin Emre Şen, İrem Erkaya, Neslihan Ayşe Öztürk, Oğuzhan Oğuz rol alıyor. Oyun, 17 Şubat 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
Çocuk Oyunları
FINDIKKIRAN (7+ Yaş)
Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar. 1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada,
sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor. E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 18 Şubat 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 18 Şubat 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 18 Şubat 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
RÜYA(5+Yaş)
Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 18 Şubat 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
BİR GECE MASALI (5+ Yaş)
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır. William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 18 Şubat 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş)
Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 18 Şubat 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş)
Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir.
Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 18 Şubat 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>Kırmızı takımda konseyde en çok takım kaptanı olan Pınar Saka’nın ismi çıktı. Bu bölümde Özgür’ün de kendi adını yazdığını öğrenen Pınar yerle bir oldu. Nagihan ve Nefise nasıl böyle bir şey olduğuna inanamadı.
Dokunulmazlık oyununda fark geldi. Üçüncü eleme adayı belli oldu. Nefes kesen yarışmadan öne çıkanlar şu şekilde:

‘GÖZ GÖRE GÖRE SUSTUKLARIMI KULAK DELE DELE HATIRLATACAĞIM’
Merve Aydın konseyde en fazla Pınar’ın adının çıkması hakkında değerlendirmede bulundu. Aydın şu ifadeleri kullandı:
Dünkü konseyde Pınar’ın adı çıktı. Buna çok şaşırdığımı söyleyemeyeceğim açıkçası. Son dönemde çok fazla gerilim yaşadık, çok fazla strese girdik.
Çok fazla kavga, çok fazla kaos var. Bana göre baktığımda genel olarak kaosların sebebinin başlangıçlarının nedense Pınar olduğunu düşünüyorum. Şu an gözlemdeyim.
Sadece Pınar’ı gözlemliyorum. Her yaptığı hareketi gözlemliyorum. Bu demek değildir ki konuşmayacağım. Göz göre göre sustuklarımı zamanı geldiğinde kulak dele dele hatırlatacağım.
Bunun altını çizmek istiyorum. Adının çıkmasına neden bu kadar şaşırıyor, anlamış değilim. Oyundaki dengeyi, dinamiği bozabiliyor. Bunu herkes görüyor ki yazıyor.

AĞLAYARAK İÇİNİ DÖKTÜ
Pınar Saka önceki dokunulmazlık oyunundan sonra gittikleri konseyde adının çıkmasından çok Özgür’ün onun ismini yazmasına kırıldı. Özgür takım kaptanıyken, takım arkadaşları tarafından yazıldığına Pınar ve Nagihan ona çok fazla destek olmuş, Özgür’e haksızlık yapıldığını ifade etmişlerdi.
Ondan ötürü Pınar takım kaptanı olduğu sırada Özgür’ün onu yazması çok yaraladı.

Nagihan ve Nefise böyle bir şeyin gerçekleştiğine inanamadı. Pınar Saka, “Yemin ederiyorum üzüntüden falan değil. Kırgınlıktan ağlıyorum. Hiç bu kadar sırtımdan bıçaklandığımı hatırlamıyorum’ dedi.

EŞLEŞME SIRASINDA GERİLİM
Kırmızı takımda dokunulmazlık oyunu öncesinde Nagihan ile Aleyna arasında ipler gerildi. Aleyna’nın ‘Kırmamız lazım’ Nagihan, ‘Kır o zaman’ diyerek katıldı.
Aleyna Kötü bir şey mi söylemedim diye sorarak Nagihan’ın neden böyle tepki verdiğini anlayamadı. Nagihan da ‘Karışma sen de, seç o zaman’ cevabını verdi. İkili arasında yapıcı olamama tartışması yaşanırken takım arkadaşlarının araya girmesiyle tartışma son buldu.

YASİN SAKATLANDI
Dokunulmazlık oyununda Yasin ile Mustafa Kemal yarıştığı esnada Yasin parkurda koşarken feci şekilde yere düştü.
Takımlar arkadaşları hızlı bir şekilde yanına geldi, doktor müdahale etti. Yasin arkadaşlarının desteğiyle kenara geldi.

ATAKAN, YAMAN’A PATLADI
Dokunulmazlık oyununda sona yaklaşırken Hakan ile Yunus Emre arasında gerginlik yaşandı. İlk başta ikili yatıştırmak için olay yerine giden Atakan, Hakan’la girdiği ikili iletişim sonrası sinirlendi.
Atakan’ı sakinleştirmek için Hilmi Cem ile Yaman tutarak uzaklaştırmaya çalıştı. Avatar Atakan, Yaman’ı iterek ‘Beni bırak… Bana kimse dokunmasın’ dedi.

KAZANAN TAKIM
Dokunulmazlık oyununun finalinde Kırmızı takımdan Atakan ile Merve, Mavi takımdan Begüm ile Dora yarıştı. Oyunu Atakan ile Merve kazanmasıyla 12 -7’lik skorla dokunulmazlık sembolünün sahibi Kırmızı takım oldu.

ÜÇÜNCÜ ELEME ADAYI
Konseyde Mavi takımdan en çok Sahra’nın ismi çıkarak üçüncü eleme adayı o oldu.
]]>Bu hafta; Yaşamak mı, Yoksa Ölmek mi? (Yeni Oyun), Savaş ve Barış, Cadı Kazanı, Fosforlu Cevriye, Geçit, Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, Uçurtmanın Kuyruğu, Çingene Boksör, Zehir, Rüya, Herkes Sihirbaz Olacak, Benim Küçük Yıldızım, Fındıkkıran, Bir Gece Masalı, Çöpsüz Dünya, Bir Gün Ayakkabımın Teki adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Ben Nergisten Sorumluydum” (Gülten Akın)
Gülten Akın’ın yazdığı şiirlerin evreninde, Emre Koyuncuoğlu’nun uyarlayıp yönettiği etkinlikte Radife Baltaoğlu, Sevil Akı, Yeşim Koçak, Işıl Zeynep Karaalp, Şirin Asutay, Ebru Üstüntaş, Elvan Boran rol alıyor. Etkinlik, 11 Şubat 2024 tarihinde saat 18.00’de Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
Oyun biletleri ve İstanbul Şiirle Buluşuyor etkinliğinin ücretsiz davetiyeleri gişelerden, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir.
Bu Haftanın Programı (7-11 Şubat 2024)
YAŞAMAK MI, YOKSA ÖLMEK Mİ?(Yeni Oyun)
Polonya’nın başkenti Varşova 1 Eylül 1939 yılında işgal edildiğinde, Varşova Tiyatrosu’ndaki oyuncular; Hitler’in önderliğinde işgalci Nazi’lere, savaşa karşı tiyatro mesleği ile destansı bir direnişe başlarlar. Hayatlarını yok sayarak, bağımsızlıklarını yeniden kazanmak için mücadele ederler. Başarısız oldukları anda Polonya’nın başkenti Varşova’da direnişin beli kırılacak, savaş kaybedilecek, ülke bağımsızlığı son bulacak, Nazi’lere teslim olacaklardır.
Kara komedi tarzındaki oyunda; 1974’te Kıbrıs’ta savaşı yaşamak zorunda kalan Hüseyin Köroğlu rejisi ile savaşlara uzaktan nasıl tanıklık ettiğimizin ve barışın ne kadar kıymetli olduğunun aynasını tutuyor bize. Nick Whitby’nin yazdığı, Yücel Erten’in çevirdiği, Hüseyin Köroğlu’nun yönettiği oyunda Şenay Saçbüker, Hüseyin Köroğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Bahtiyar Engin, Vildan Türkbaş, İrem Arslan, Emre Narcı, Volkan Ayhan, Emre Şen, Ümit Bülent Dinçer, Tarık Köksal, Deniz Yeşil Mavi, Erkan Akkoyunlu, Özge Kırdı, Orçun Tekelioğlu, Necdet Berk Bacdar, Baran Yusuf Polat rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
SAVAŞ VE BARIŞ
1805 ve 1820 arasında geçen, tarihsel bir anlatı özelliği de taşıyan “Savaş ve Barış” Napolyon’un 1812’de Rusya’yı işgalinin hemen öncesinde hayatları tümüyle değişen Rus aristokrasisini konu edinir. Bir yanda aşk ilişkileri, aile ve salon hayatını anlatılırken, savaş ve savaşın geri dönülemez yıkımı da devam etmektedir. Savaş ve Barış, birçok yönüyle bir tarih anlatısının özelliklerini taşırken, aynı zamanda yaşama, inançlara, insanın yaşama amacına dair felsefi düşünceleri barındıran, politik ve sosyolojik çıkarımların yer aldığı destansı bir eserdir. Savaş ve muharebelerin, Napolyon ve Kutuzov gibi tarihi şahsiyetlerin arka fonu oluşturduğu oyunda, aşk hikayeleri, kişisel zaaflar, aile içi çatışmalar ve kayıplar toplumun genelinden oyundaki her bir karaktere kadar uzanan bir panorama oluşturur. Lev Tolstoy’un yazdığı, Eva Mahkovic’in uyarladığı, Aslı Önal’ın çevirdiği, Aleksandar Popovski’nin yönettiği oyunda Ayşegül İşsever, Berfin Berber, Can Başak, Defne Gürmen Yüksel, Deran Özgen, Dilara Demirdüzen, Doğan Altınel, Ersin Bağcıoğlu, İlker Sami Kılıç, İpek Uğuz, Levent Üzümcü, Melisa Demirhan, Mesut Çırak, Murat Bavli, Mutlu Güney, Nevzat Sinan Taştan, Ogeday Erkut, Osman Kaba, Salih Şimşek, Sefa Turan, Taha Karakaş, Yağmur Topçu rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
CADI KAZANI
Yıl 1692… ABD’de Salem kasabası…Cadılıkla suçlanan insanlar… Büyük tartışmalara, ardından işkencelere, nihayetinde de idamlara varan mahkemeler… Çıkarları için ‘liste’lerce insanları ölüme sürükleyen ‘insan’lar… İnancı kullanarak; önce toplumsal yaşamı, sonra hukuku, nihayetinde onuru yok etmeye çalışan ‘baştakiler’ ve buna sebep olmayı yahut seyirci kalmayı seçen halk… Tiyatro yazınının en önemli isimlerinden Arthur Miller’ın, 1952’de gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığı bu ölümsüz eser; ilk kez Şehir Tiyatrosu’ndan seyircilerini selamlıyor.
Arthur Miller’ın yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu-Vedat Günyol’un çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Berfu Aydoğan, Berna Adıgüzel, Burak Davutoğlu, Canan Kübra Birinci, Ece Bağcı, Emre Çağrı Akbaba, Eraslan Sağlam, Ersin Sanver, Ezgim Kılınç, Fatma İnan, İbrahim Can, Mehmet Bulduk, Nilay Yazıcıoğlu, Onur Demircan, Ozan Gözel, Rozet Hubeş, Selçuk Yüksel, Selen Nur Sarıyar, Zeki Yıldırım rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
FOSFORLU CEVRİYE
Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkümudur. Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır.
Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.
Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti…
“Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…” kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle…
Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
GEÇİT
Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikayesinin özeti gibidir.
Cem Düzova’nın yazdığı Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
SEN İSTANBUL’DAN DAHA GÜZELSİN
Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikayesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikayesini…
“Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…”
Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor. Mekanın birliğine hikayenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikayeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikaye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikayesine dönüşüyor…
Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
UÇURTMANIN KUYRUĞU
Çocukluğu babası tarafından otoriteyle bezenmiş, sıkı bir disiplinle yetiştirilmiş, bu disiplin ve otorite kendisi için saplantıya dönüşmüş bir adam, hayatına son vermeye karar verir. İntihar mektubunu yazıp bitirdiği an kapı çalar. Karşısında ilk defa gördüğü, tanımadığı bir misafir vardır. Gelen adam hayatına ve tüm çocukluğuna dair her şeye hakimdir. Zaman geçtikçe sohbet ilgi çekici bir hal alır. Etkileyici bir iç hesaplaşma başlar. Savaş Dinçel’in yazdığı, Barış Dinçel’in yönettiği oyunda Gün Koper, Ali Yoğurtçuoğlu rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇİNGENE BOKSÖR
1920’lerin boks yıldızı Johann Wilhelm Trollmann’ın trajik yaşantısından yola çıkılarak yazılan oyun, kurgusal bir karakter olan Hans’ın tanıklığıyla seyirciye aktarılıyor. Çocukluk dönemlerinde tanışan ikili, güçlü bir arkadaşlık bağıyla yılları geride bırakır. Kendine has stiliyle yıldızlaşan çingene boksör Ruki, Nazi Almanya’sının faşizan politikalarına ve ayrımcılığa maruz kalır. Almanya Şampiyonu olsa da bu unvan kendisine verilmez ve hep kaybetmeye mahküm edilir. Yoksul mahallelerde başlayıp toplama kamplarına kadar süren, ölümüne dostluğun çarpıcı öyküsü…
Rike Reiniger’in yazdığı Cafer Alpsolay’ın yönettiği oyunda Ercan Demirhan rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
ZEHİR
Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir.
Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 10 Şubat 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
Çocuk Oyunları
RÜYA(5+Yaş)
Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde,
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
FINDIKKIRAN (7+ Yaş)
Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar. 1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor. E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
BİR GECE MASALI (5+ Yaş)
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır. William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
ÇÖPSÜZ DÜNYA (3+ Yaş)
İklim değişikliği ve hava kirliliğinden dolayı bulutların renginin, rüzgarın yönünün değiştiği günlerden bir gün; umutlu, mutlu ve bilinçli bir uçurtma olan Uç Uç kuyruğu koptuğu için bir çöplüğe düşer. Çöplükte, bez bir bebek olan Püsküllü ve atılmış bir koli olan Koli Koli ile tanışır. Çöplüğün kontrolünü elinde tutan Çöpten Kral ve yardımcısı Sinek ile kurulu düzenlerini değiştirmeye çalışan Uç Uç arasında bir mücadele başlar.
Çöpsüz Dünya oyunu sevimli karakterler aracılığıyla tüketim kültürünün bilinçsizce yaygınlaştığı günümüzde “geri dönüşüm, tamir, sıfır atık ve renklerle ayrılmış atık kutuları” gibi konuları ele alarak atıklardan arındırılmış bir dünya nasıl mümkün olabilir sorusuna cevaplar arıyor. Arzu Yurtseven’in yazdığı, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Eylül Soğukçay, Pınar Demiral, Engin Akpınar, Samet Silme, Mehmet Soner Dinç rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş)
Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>Yaşanan gerilimin ardından gözler Acun Ilıcalı’nın alacağı karara çevrildi. Öte yandan Mustafa Kemal’in konseyde yer almaması merak uyandırdı. Peki, Survivor Nagihan ve Mustafa Kemal diskalifiye mi oldu, elendi mi?
TV8 ekranlarının uzun soluklu yarışması 2024 Survivor All Star’da tansiyon düşmüyor. Mavi ve kırmızı takım arasında kıran kırana mücadele devam ederken, zaman zaman yarışmacılar arasında anlaşmazlıklar yaşanıyor.
Son olarak 6 Şubat Salı akşamı yayınlanan Survivor 27. Bölümde gerilim tavan yaptı. Konseyde yaşanan Nefise, Aleyna ve Nagihan kavgası gündeme bomba gibi düştü. Bazı sosyal medya kullanıcıları Nagihan’ın diskalifiye olacağını iddia ederken gözler ise Acun Ilıcalı açıklamasına çevrildi.
Öte yandan Mustafa Kemal’in konseyde yer almaması dikkat çekti. Peki, Survivor Nagihan ve Mustafa Kemal diskalifiye mi oldu, elendi mi?
SURVİVOR NAGİHAN DİSKALİFİYE İDDİASI GÜNDEMDE!
TV8 ekranlarının uzun soluklu yarışma programı Survivor 2024 All Star, 6 Şubat 2024 Salı akşamı 27. bölümüyle izleyici karşısına çıktı.
Yeni bölümde haftanın son dokunulmazlık oyunu oynandı. Oyun alanında yarışmacılar arasında tansiyon bir an olsun düşmedi. Aleyna ve Nefise tartışması ortamın gerilmesine neden oldu.
Bu tartışmaya Nagihan’ın da dahil olmasıyla sosyal medyada şoke eden bir iddia ortaya atıldı. Bazı sosyal medya hesapları tarafından Survivor Nagihan’ın diskalifiye olduğu öne sürüldü.
SURVİVOR NAGİHAN DİSKALİFİYE Mİ OLDU, ELENDİ Mİ?
Tansiyonun bir an olsun düşmediği dokunulmazlık oyunu sonrası kırmızı takım yarışmacıları ada konseyinde bir araya geldi.
Nefise, Aleyna ve Nagihan arasındaki gerilim konseyde de devam etti. Nagihan, Aleyna’yı itince Acun Ilıcalı, adeta çileden çıktı.
Nagihan’ın bu tavrına aşırı öfkelenen Ilıcalı, sert sözler sarf etti:
“Sizin hakkınızda kimse konuşamaz mı? Her gün olay çıkarıyorsunuz kız ağlayarak gitti şimdi. Siz ne istiyorsunuz? Sizinle program çekemeyecek miyiz?
Aleyna’ya yaptığını doğru mu? Kaos mu istiyorsunuz, kendinizden başka bir şeyi düşünemiyor musunuz? Hakaret etmeden hayat yok mu? Herkes gitsin ne yapıyorsanız yapın.”
Survivor All Star’da nefes kesen mücadeleyi Mavi Takım kazandı. Belinden sakatlık geçiren Ogeday, son oyunda da acılar içinde kalarak takımına dokunulmazlığı getiren galibiyeti aldı. Mavi Takım, 12-9 Kırmızı Takım’ı yenerek dokunulmazlığı kazandı.

Mavi Takım’ın dokunulmazlık sembolü Ogeday’a verildi. Kısa bir konuşma yapan Ogeday “Birinci oyunda Özgür abi ile havuza girme sahnesinde belim terse döndü. Biraz sıcağı sıcağına fark etmedim ama her ara verilişlerde daha da kötü oldum ama belli etmek istemedim.
Son eşleşmelerde de takımın yanında olmak istedim. İyi mi yaptım kötü mü yaptım bilmiyorum ama sonuç olarak bugün kazandık. Belimin ağrısı umarım geçer. Ben kazanmadım, biz kazandık. Mavi Takım çok yaşa” dedi.

Konsey’de konuşma yapan Acun Ilıcalı “Survivor’da çizginin aşıldığı durumlar artmaya başladı. Ciddi uyarılar yapıyoruz. Bazı durumlarda bizim de ummadığımız yerlere gidiyor olaylar. Bugünkü oyun alanında Mustafa Kemal ben oynamıyorum, gereği neyse yapın, ben böyle şeyin içinde olmak istemiyorum.
Olayın Nagihan ve Nefise bölümü de var. Seyircilerin de rahatsız olacağı, tehdit içeren bölümleri, görmelerini istemediğimiz bir çok olayı yayınlamadık. Devamında Nefise ve Nagihan gerilimi oldu. İkisi de yaptıkları şeyin olmaması gerektiğini düşünerek oyuna döndüler.
Mustafa Kemal, Survivor’un konsepti olan bir konuya, ben böyle şeye gelmem, yaptırmam, bırakıyorum yarışmıyorum, hadi bakalım… Biz bunu görmedik hiç. Biz burada en az 20 yarışmacıya başka zaman alırız diyerek sizi davet ettik. ‘Adayım ben oynamıyorum’ diyerek olayı başka yere taşıyorsun.
Özgür de aday oldu aslan gibi savaştı. Öbür tarafta Yaman aday o da hayal kırıklığı yaşadı. Şimdi kaybeden bir Kırmızı Takım, tam anlamıyla çok büyük problemler içerisinde. Tam toparlanır derken, takım yeni krizlerle buluştu” dedi.
NAGİHAN İLE ALEYNA ARASINDA BÜYÜK GERİLİM
Nagihan “Bütün erkekleri dolduruyorsun” dediği Aleyna “Neyi dolduruyorum, takımı ilk satan sensin” dedi. Nagihan Yunus Emre’ye de yükseldi ve Aleyna’yı göstererek “Sen bunun gazıyla her şeyi yapıyorsun” dedi
. Aleyna da tepki gösterince Nagihan “Ya sus be sus, sarı yılan” diyerek Aleyna’yı sert bir şekilde itti.
Kırmızı Takım’da Nagihan’ın Aleyna hakkında söyledikleri ortalığı karıştırdı. Nagihan “O kadın zehirledi sizi. Önce Sercan’ı sonra Yunus Emre’yi.
Sercan akıllandı, kenara çekti arabasını. Adam akıllı, zeki bir adam” diyerek Kırmızı Takım’da gülüşmeler yaşandı.

ACUN ILICALI RESMEN ÇILDIRDI SANDALYEYİ DEVİRDİ
Acun Ilıcalı “Bu kıza yaptıklarınız oldu mu şimdi? Kahkahalar atıyorsunuz, yarışmacı bir kızı ağlattınız. Durun diyorum duramıyorsunuz. Hepimize yazıklar olsun. Böyle bir şey olur mu ya. Oy kullanırken kızı itiyorsun.
Bu programda sizin hakkınızda kimse konuşmayacak mı? Siz ne istiyorsunuz, ne istiyorsunuz. Her gün olay çıkartıyorsunuz. Kız ağlayarak gitti şimdi. Ne istiyorsunuz, kavga mı kaos mu ne istiyorsunuz” diyerek sandalyeyi devirdi.
Ilıcalı “Rahat durulamıyor mu bu programda ne battı size. Kendinizden başka hiçbir şey düşünmüyorsunuz. Bana onu dediler bana bunu dediler… Normal duramıyor musunuz? Hakaret etmeden bir hayat yok mu?
Tamam abi herkes gitsin ne yapıyorsanız yapın” dedi ve programı yarıda kesti. Böylelikle dördüncü eleme adayı da belirlenemedi.

Büyük olayların yaşandığı gecede Nagihan’ın elenip elenmeyeceği merak konusu oldu.
]]>Kanal D ekranında 18 yıldır yayınlanan polisiye dizi Arka Sokaklar, Kahramanmaraş merkezli art arda yaşanan depremlerin birinci yılına özel olarak bir bölüm çekti. Dizi ekibi, Hatay’da enkazların arasında yapılan çekimler esnasında duygusal anlar yaşadı.
Arka Sokaklar dizisinin 663’üncü bölümü için yapılan çekimlerin bazı sahneleri, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin birinci yılı nedeniyle binlerce kişinin hayatını kaybettiği ve enkaza dönüşen Antakya’da gerçekleşti. Çekimler için Hatay’da bulunan dizi oyuncuları Zafer Ergin, Ozan Çobanoğlu, Özlem Çınar ve Sinem Reyhan Kıroğlu, Antakya ve Defne bölgesini ziyaret ederek depremzedelerle bir araya geldi.
RIZA BABA VE EKİBİ, MORAL ZİYARETİNDE
3 gün boyunca devam eden çekimler esnasında duygularını paylaşan oyuncu Zafer Ergin, “Şu an aynı günü burada yaşıyoruz. Üstüne bastığımız yerlerin altında birileri var mı düşüncesi bizi 15-20 gün uyutmayacak. Böyle bir plato yok. Söyleyecek söz bulamıyorum” dedi.
“YERE BASARKEN TUHAF OLUYORUM”
Set arasında açıklamalarda bulunan ve duygusal anlar yaşayan Zafer Ergin, “İçler acısı bir durumla karşı karşıyayız. Çok zor günler geçirilmiş burada. Buralar nasıl düzeltilir aklım dilime vurmuyor. Allah, bütün insanoğlunun yardımcısı olsun” diye konuştu.
“HATAY, HEPİMİZİN ŞAHSİ MESELESİ OLSUN”
10 yıl önce Hatay’a gezmeye geldiğini söyleyen Ozan Çobanoğlu ise “Gördüğümde çok üzüldüm. Geriye hiçbir şey kalmamış gibi. Biz unutmadık. Unutturmak da istemiyoruz. Üzerinden 1 yıl geçti ama Arka Sokaklar ekibi olarak buradayız. Herkesin görmesi gereken ve mutlaka elinden ne geliyorsa yapması gereken bir yer. Ülke olarak Hatay’a ne gerekiyorsa yapmalıyız. Burayı unutturmamamız gerekiyor. Başka illerde de çekim yaptık ama bu sefer çok dramatik bir yerdeyiz. Bir sanatçı olarak onun duyarlılığıyla buradayım. Bu insanlara faydalı olalım. Geldiğimden beri hiç keyfim yok. Gülmek dahi istemiyorum. Mustafa Kemal Atatürk, ‘Hatay benim şahsi meselemdir’ dedi. O sözleri unutmayalım. Burası bizim şahsi meselemiz olsun ve buraları eskisi kadar güzel hale getirelim. Burası bizim kültür mirasımız olan şehirlerimizden birisi. Buranın önemini herkes anlasın ve hatırlasın. Uzun yıllar, buranın desteğe ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.
HİÇ KİMSE ESKİSİ GİBİ OLAMADI”
Sinem Reyhan Kıroğlu ise Hatay’a ilk defa geldiğini belirterek “Geldiğimizden beri çok üzgünüz. Depremin üzerinden 1 yıl geçti ama sanki dün deprem olmuş gibi hala her yer yıkık. Hala herkes acılı. Biz de dizi çekiyoruz ama mutsuzluğumuzla çekiyoruz. İnsan olarak 6 Şubat’tan sonra kimse eskisi gibi olamadı. Burayı canlı görmek bambaşka. Buraya gelip bu manzarayı gören birinin çok sağlıklı ve eskisi gibi evine döneceğini düşünmüyorum. Hiçbir dizide bu kadar gerçek bir ortamda bulunmadım. Yürürken nefes alamıyorsunuz. Dizi çekiyormuş gibi bir ruh halinde değiliz” dedi.
Özlem Çınar da “Karışık duygular içerisindeyim. Depremin üzerinden zaman çok çabuk geçmiş. Daha önce hiç gelmemiştim. Şaşkınlıkla etrafa bakıyoruz. Gerçek bir deprem bölgesinde çekimde olduğuma inanamıyorum. Çok üzücü” diye konuştu.
HATAYLI TANITIM YÜREKLERİ DAĞLADI
Arka Sokaklar’ın 663’üncü bölümü için yapılan tanıtım filmi ise deprem bölgesinde yaşanan acıları bir kez daha gözler önüne serdi. Maya Perest’in, “Yok Bana Bu Cihanda” isimli eseri eşliğinde ekrana gelen tanıtım, kısa sürede sosyal medyanın gündemine düştü. İzleyenleri derinden etkileyen fragman, “Baktığım ailenin kızı onların değilmiş, depremden kaçırmışlar” söylemiyle başlıyor. Rıza Baba ve ekibi, tüm işlerini bir kenara bırakarak deprem bölgesinden kaçırılan Zeynep isimli küçük bir kız için Hatay’a gidiyor. Deprem bölgesinde yaşanan yıkımı görünce hüzne boğulan ekip, bölgedeki insanlara yardım etmek için seferber oluyor.
Arka Sokaklar’ın deprem bölgesinde çekilen yeni bölümü, 9 Şubat Cuma akşamı Kanal D’de ekrana gelecek.
]]>
Cem Karaca’nın oğlu Emrah Karaca ile son eşi İlkim Karaca arasındaki tartışma ise gündem oldu.
BABAMIN MİRASINI SATTI
Emrah Karaca, İlkim Karaca’nın dedesi Mehmet İbrahim Karaca, babaannesi İrma Toto Karaca ve babası Cem Karaca’ya ait evdeki tabloları satışa çıkardığını, babasının şarkı haklarını da 2018 yılında sattığını söyledi.

Emrah Karaca, şu açıklamayı yaptı:
“Bana soruyorsunuz neden diye, bu kadın ne istiyor diye? Size birkaç örnekle anlatmaya çalışayım bu kadının aslında ne olduğunu! Bu gördüğünüz tablolar yıllardır bizim evimizde asılı olan tablolardı ve bu kadın bu tabloları, ki biri dedem Mehmet İbrahim Karaca’ya diğeri babaannem İrma Toto Karaca’ya ve bir diğeri de babam Muhtar Cem Karaca’ya ait tablodur, bunları bu sayfa aracılığıyla satmak için bu kişilere vermiştir.
Hani mirastan, haktan ve hukuktan bahsediyor ya! Alın size hak, hukuk, adalet…”
“Bizler Karaca mirasını yaşatmaya çalışırken bu hastalıklı zihniyetler karalamaya ve iftiralarla lekelemeye ant içmiş gibi… Tıpkı bu tablolar gibi bir sanatçının en büyük mirasını yani eserlerini de (şarkı haklarını da) 2018 yılında satmıştır.
Tekrar yazayım da iyice anlaşılsın. Babamın yani Cem Karaca’nın kendisine kalan 4/1 mirasını satmıştır. Şimdi ne hakla ortaya çıkıp bu şarkılar üzerinde hak iddia etmektedir? Adalete güvenmek istiyorum! Çünkü haklıyım, haklıyız. Umarım yanılmam.”
CAHİT BERKAY’DAN BOMBA İDDİA
Tartışmaya Cem Karaca’nın yol arkadaşı, can dostu Cahit Berkay da katıldı. Berkay sosyal medyasında yaptığı paylaşımda Karaca’nın ölümüyle ilgili bomba bir iddiada da bulundu.

İlkim Karaca’yı işaret eden Cahit Berkay şu ifadeleri kullandı: “O gece Cem fenalaştığında taksi çağırmak yerine karşı dairedeki Emrah’a haber verse ya da ambulans çağırsa acaba Cem hala aramızda olur muydu diye de düşünmeden edemiyorum. Şoförün sırtında Cem’i hastaneye götürürken kim bilir ne kadar zaman kaybedildi sorusu hep aklımda.”

Berkay ayrıca herkesi filme sahip çıkmaya çağırdı, “Fırsatını bulduğu anda Cem Karaca’nın aile yadigarlarını, şarkıları üzerindeki 1/4 haklarını satan kadının ne olduğunu iyi bilenlerden biriyim!
Herkesten ricamdır; Cem Karaca’nın Göşyaşları’nı sinemalardan geri çekmeye çalışanlara Cem’e ve filme sahip çıkarak cevap verelim!” dedi.

‘UTANMADAN İFTİRA ATIYOR’
12punto’ya konuşan İlkim Karaca, Emrah Karaca’nın öne sürdüğü iddiaların gerçeği yansıtmadığını söyledi.
Karaca, “Mazlumun ahını alıyorlar. Milyonların önünde şahsıma utanmadan asılsız iftiralar atılıyor. Cem’e ait tabloları satmadım. Benden hatıra olarak isteyenlere vermişimdir hepsi bu. Bir zamanlar Cem Karaca’ya ait müze ev yapmak istemiştim. Ancak buna Emrah Karaca karşı çıkmıştı” deyip ekledi:
“Eğer bulabilirsek 3.5 milyon TL’yi yatırıp filmin gösterimden kalkmasını istiyoruz”
İlkim Karaca’nın açıklamalarının tamamı şu şekilde:
“Çok sevgili eşim Cem Karaca, bildiğiniz üzere 8 Şubat 2004 tarihinde hayatını kaybetti. O günden beri aziz Türk halkını gerçekte var olmayan hikayelere inandıranlar tarafından maddi, manevi ve de psikolojik şiddet görüyorum. Bu haksız, kaba ve saygısız tutum karşısında, ilk kez hakkımı arıyorum.
Gündemdeki film bahanesiyle “Cem Karaca’ya sahip çıkın” diyerek beni doğrudan hedef gösteriyorlar. Yani, halkı açıkça kin ve düşmanlığa teşvik ediyorlar. Daha da ileri giderek, şahsıma, milyonların önünde utanmadan asılsız iftiralar atıyorlar.
Buna cesaret edebilecek kadar gözleri dönmüş vaziyetteler. Oysa 20 yıldır her istediklerini dikte ettirdiler. Çok yüksek menfaat elde etmelerine rağmen sürekli bir ajitasyonla mağdur edebiyatı yaptılar, hala da yapmaya devam ediyorlar.
Bilgi kirliliği yaratarak bana ve kıymetli eşim Cem Karaca’ya ağır zararlar vermek niyetindeler. Eşim Cem Karaca hayatta olsaydı; bu insanlar onun karşısında konuşmaya bile cesaret edemezlerdi.
Cem, bu hadsizlere hemen hadlerini bildirir ve daha önce de yaptığı gibi büyük bir hukuk savaşı başlatırdı.
Ben, eşim Cem Karaca’nın filmi çekilirken onun gerçek hikayesi anlatılsın istiyorum. Bol kurguya dayanmasın. İnsanlar gerçek Cem Karaca’nın bir başyapıt olduğunu görsün.
Cem’i sanatçı ve insani yönüyle bir bütün olarak tanısınlar ve Cem yeni nesillere eksiksiz tanıtılsın. Şahsıma karşı işlenen suçlara ve üzerime atılı mesnetsiz iftiralara cevap olarak kanuni haklarımı sonuna kadar kullanacağım”


Büyük üzüntü yaşayan Merve “Çok kaybediyoruz. Çok sakatımız var. Motivasyon eksikliği çok büyük. Kimse birbirine inanmıyor. En son 4 dokunulmazlık kaybettik. Bizim acilen önce kendimize inanmamız lazım.
Daha sonra da birbirimize inanmamız lazım. Eşleşmeler yapılıyor, seçim yapılırken ‘nasıl olsa olsun modunda’ herkes. Yanlış seçilmeler yapılıyor daha sonra. Bugün şans bir kere bizden yana olsun ya. Çıldırıyorum, gerçekten çıldırıyorum ya” diyerek gözyaşlarına hakim olamadı.

TAKIMI NE AYAĞA KALDIRACAK?
Kırmızı takımdaki Turabi “Tek çare doğru eksilme. Doğru eksildikten sonra bu çukurdan çıkacağız. Kemik kadro kalınca yenmeye başlayacağız. Bu Survivor’ın cilvesi.
2014’te de 45 gün hiç kazanamadık, doğru eksildikten sonra yenmeye başlıyorsunuz. Yenilen takım doğru azalırsa diğer takımı ard arda yener. Bunu da ilerleyen zamanda göreceğimize inanıyorum” dedi.

DOKUNULMAZLIK SEMBOLÜ YASİN’E VERİLDİ
Son dönemlerde değil aslında uzun zamandır başarılı gidiyordu. Bugün de başarılı oyun sergilemesi sembolün Yasin’e verilmesine neden oldu. Yasin arkadaşı Yaman’ı da yanına çağırarak sembolü takımına götürdü.

ÖNCE BU KONUYU KONUŞMAMIZ GEREKİYOR
Konsey’de Acun Ilıcalı “Takım değerlendirmesine geçmeden önce bizim için çok önemli bir konu var ve bunu konuşmamız gerekiyor açık bir şekilde” dedi.
Ilıcalı “Survivor’da belli kurallarının olduğu, yarışmacıların birbirlerine saygı çerçevesinde medeni çerçevelerde konuşması gerektiğini unutuyoruz. Maalesef oyun alanında istemediğimiz şeyler yaşandı. Konu Nagihan ile Sahra arasındaydı.
Seyircilerimiz bunları görmedi. Konu özel hayat ile ilgili çok ciddi derecede kötü söz olduğu için biz bu görüntüleri yayınlamak istemedik. Kadın yarışmacı ve maalesef özellikle Nagihan tarafından çok üzücü duymak istemediğimiz kelimeler vardı. Hep beraber çok üzüldük prodüksiyon olarak” dedi ve sözü Nagihan’a verdi.

“SADECE SUÇLU BEN DEĞİLİM”
Nagihan “Acun bey siz sadece burada olanları duydunuz. Dışarda yaşananları hiç bilmiyorsunuz. Bana karşı çok çirkin sözler vardı burada söyleyemem.
Bunun yanında burada hep özel hayatlar buraya yansıtılmamalı deniliyordu ve biz hiç özel hayatımızı buraya yansıtmadık. Ama karşı takım bizi hep özel hayatımızdan vurdu, başta Turabi olmak üzere çirkin sözler sarfedildi.
Turabi ile baş edemeyince sonra sıra bana geldi. Sahra ile benim geçmişte yaşadığımız olaylar vardı konu kapandı buraya taşımadık. Ta ki bir oyunda bana bir yakıştırması oldu takımdan arkadaşlar bana söyleyince gidip Sahra’ya sordum ‘Bana bunu söyledin mi’ dedim.
Ve söylediğini öğrenmiş oldum. O da benim kırmızı çizgimdi. Özel hayat madem buraya taşınmayacaktı, o çirkin sözlerle o kapıyı araladı. Kendileri yapınca çok normal biz karşılık verince mi anormal oluyor.
Ben buraya savaşmaya geldim ben buraya mücadele etmeye geldim. Beni kimsenin özel hayatı ilgilendirmiyor. Ama bu arkadaş sözden anlamıyor. Sözden anlamadığı için de ben yapmam gerekeni yapmak zorunda kaldım.
Bazı şeyleri bilmiyorsunuz ama tepki gösterince suçlu ben oluyorum. Benim özel hayatımı neden buralara taşıyorlar. Böyle olursa da Nagihan normal duramaz. Diskalifiye ettirmek için her yolu deniyorlar.
Kendilerinin söyledikleri akla hayalin almayacağı şeyler. Bilmiyorsunuz ama bizim aramızda yaşananları ikimiz biliyoruz. Bana bulaşmasınlar. Bana belaltı kimse vurmasın. Sadece suçlu ben değilim. Sahra’nın burada bana bir takıklığı var.
Ben de biliyorum özel hayata girmemek gerektiğini ama bu kız bundan anlıyordu başka türlü susmayacaktı. Yılanın başını ezmek zorunda kaldım. İsterseniz beni eleyin isterseniz ceza verin ben durup dururken kimseye saldırmıyorım. Ben durup dururken bu suçu işlemedim, işlettirildim” dedi.

“SENİNLE UZLAŞMA ŞANSIMIZ YOK”
Ben kendi değerlendirmemi söyleyeyim diyen Ilıcalı “Şu anlattıkların benim gördüğüm yaşadığım olayların bir açıklaması olamaz. Senin yaşadığın sinir stresi anlarım ama sen şunu mu istiyorsun, kötü sözü bağıra çağıra söyleyecek misin?
Yok ben tahrik edildim vs. Bu konuda uzlaşma şansımız çünkü sen gösterdiğin çirkin tavrı gözümün içine baka baka meşrulaştırmaya çalışıyorsun. Sen benim sözümü kesme dinleyeceksin. Şu anda ben konuşuyorum ve dinlemen gerekiyor.
Senin gösterdiğin tavır, ben bunları yaptım yapmam gerekiyordu yılanın başını ezmem gerekiyordu yaptım, diyorsun. Benim açımdan da hiçbir kimsenin kimseye hakaret etme şansı yok.
Biri bir şey söyledi ağzından kaçar biz bunları tolere ediyoruz. Sen diyorsun ki bana bir şey söylerse oradan girer buradan çıkarım diyorsun. Bu programda bunlara izin veremem” dedi.

“BAM TELİNE DOKUNULDU”
Pınar Nagihan için “Burada zikredilmeyen sözleri ben bildiğim için, bam teline dokunulduğu için Nagihan delirdi. Burada Nagihan’ı korumak için söylemiyorum. Söylediği sözler o kadar uzun süre söylemesi onu şu an haksız gösteriyor.
Sahra’nın o sözleri yüzünden olay buralara geldi. Olay çok hızlı büyüdü ve çok büyüdü. Herkesin siniri bozuldu. O kelime onu vuran bir kelime. Bence o söz de yanlış ve bu kadar tepki de yanlış. Başlatanın Nagihan olmadığını biliyorum” dedi.

İKİ ÖDÜLDEN MEN KARARI
Acun Ilıcalı “Bununla ilgili bir yaptırım olacak. Bu hareket kabuledilebilir bir hareket değil. Eğer bunu bir daha yaparım söylerim diyorsan ben bu kardeşlerime bir daha bunu yaşatmayacağım.
Nagihan 2 ödülden men kararı verildi senin için ve 2 ödülden faydalanamayacaksın. Bizim kararımız bu. Sinir dayanmıyorsa o zaman devam etmeyeceksin. Sakinleşince değerlendir ve kararını ver. Ben haklıyım deyip de terör estiremezsin.” dedi.

BİRİNCİ GİTME ADAYI KARDENİZ
6 oy alarak en fazla oyu alan Kardeniz gitme adayı oldu. Kardeniz “Kötü bir haftaydı benim için, fakat hepimiz kendimizi temsil etsek de bazen takımdaki gerginlikler birilerinin kaderini belirleyebiliyor.
Bu hafta tamamen motivasyon kaybıyla çıktım. İnançsız çıktım. Bu beni çok etkiliyor. Umarım takımca bu gerginlikler olmaz ve ben de duellodan çıkarım” dedi.
]]>Büyükşehirle Üreten Kadınlar Festivali kapsamında onur konuğu olarak fetivalin açılış programına katılan Türk Sineması’nın efsane ismi Perihan Savaş Denizlili kadınlarla bir araya geldi. Büyükşehirle Üreten Kadınlar Festivali’nin gerçekleştirildiği Büyükşehir Belediyesi Nihat Zeybekci Kongre ve Kültür Merkezi Mehmet Gazi Salonu’nda gerçekleştirilen söyleşiye AK Parti Denizli Milletvekili Nilgün Ök, Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan, eşi Berrin Zolan, Kent Konseyi Başkanı Ali Değirmenci, Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Bilsen Özen, davetliler ve çok sayıda kadın katıldı. Sevenlerinin yoğun ilgisi ve sevgi gösterisi altında salona gelen Perihan Savaş böylesi önemli bir festivale katılım sağlamaktan büyük bir mutluluk duyduğunu söyledi. Sevilen sanatçı Savaş, “Bu kadar çok kadının bu kadar çok güzel ürünü yapması ve bir belediye başkanının bu güzelliklerin arkasında olması çok önemli. Çünkü kadınlarımız çok değerli. Bizleri buluşturan bu güzel etkinliği düzenleyen Başkanımız Osman Zolan’a çok teşekkür ediyorum, çok güzel bir şey yapıyorsunuz” ifadelerini kullandı.
Günün anısına horoz kaidesi hediye edildi
Programın sonunda Başkan Zolan, usta oyuncu Savaş’a günün anısına üzerinde Denizli Horozu bulunan bir kaide hediye etti. Büyükşehir Belediyesi Nihat Zeybekci Kongre ve Kültür Merkezi’nde kadınların açtığı el emeği göz nuru eserlerini görücüye çıkardığı stantları da gezen Perihan Savaş, Başkan Zolan ile birlikte dev tesisi inceleme imkanı buldu.
Festivalde Öykü Gürman ve İncesaz da sahne alacak
Türk müziğinin başarılı müzisyenlerinden Öykü Gürman ise 20 Ocak Cumartesi saat 20.00’de düzenlenecek konserde Denizlililerle buluşacak. 21 Ocak Pazar günü saat 14.00’te ise Akademisyen Anne olarak tanınan sevilen yazar Saniye Bencik Kangal söyleşi düzenleyerek merak edilen soruları yanıtlayacak. Saat 16.00’da ünlü astrolog Hande Kazanova sevenleri ile workshop da buluşacağı festivalde saat 20.00’de Türk Sanat Müziğinin sevilen grubu İncesaz sahne alacak. Öte yandan festivalde uzman isimler çini sanatı, sağlıklı beslenme, sosyal medya ile satış alanı oluşturma, uyanış, yüzleşme, kabul, yemek, nefes ve farkındalık çalışması ve evde egzersiz konularında workshop ve eğitimler verecek. Dolu dolu geçen festivalde Türk el sanatlarından ev tekstili ve hazır giyime çok farklı el emeği göz nuru ürünlerin sergilendiği festivalde, ahşap işçiliği, bijuteri, bakırcılık, takı tasarım, dikiş, örücülük, geleneksel giysili bebek yapımcılığı, bıçakçılık, cam işçiliği, çömlekçilik, dericilik, dokumacılık, gümüşçülük, geri dönüşümden yapılmış süs eşyaları, minyatür objeler, sepetçilik, kozmetik, cilt bakımı, seramik işçiliği, çini, Türk süsleme sanatları (tezhip, hat, minyatür, ebru), tel kırma, nakış, iğne oyası gibi geleneksel Türk el sanatlarından örnekler bulunuyor. Ayrıca yöresel ev yapımı kuru gıda, pasta, salça reçel, turşu gibi gıdalar da festivalde alıcılarını bekliyor. – DENİZLİ
]]>12 Ocak’ta Irak’ın kuzeyinde yer alan Pençe-Kilit Harekatı bölgesinde üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan Piyade Sözleşmeli Er Müslüm Özdemir’in ailesinin evi, 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde yıkılmıştı.

“EVLENMEDEN ÖNCE SİZE EV ALACAĞIM” DEMİŞ
Şehit Müslüm Özdemir’in ailesinin komşularından Nazire Keskin, “Şehidimizin komşusuyuz. Annesiyle sürekli konuşurum ben, bugün yine konuştum. ‘Evlenmeden önce size bir ev alacağım’ demiş. Bekardı, askere gitti, çok terbiyeli bir çocuktu, asil bir çocuktu.
Evleri 2 katlıydı, amcaları üst katta oturuyordu, alt katta da bunlar oturuyordu. Depremde de ev gitti. Çadırda yaşıyorlardı” diye konuşmuştu.

“ANNEMİZE EV ALACAĞIZ”
AHBAP Derneği’nin kurucusu Haluk Levent, konserinden elde edilen gelirle Müslüm Özdemir’in ailesine ev alacaklarını belirterek; “Şehit Müslüm Özdemir’in ailesinin ev hakkı mevcut.
Bu konuda Kahramanmaraş Valimiz Sayın Mükerrem Ünlüer bizleri aydınlattı ama bizler de bir ucundan tutalım dedik. Bursa konserimin geliri Hasan Can Kaya kardeşimin bir gösteri hasılatıyla birlikte haftaya annemize bir ev alacağız” demişti.

EV SÖZÜNÜ TUTTU
Haluk Levent, Hasan Can Kaya ile birlikte Şehit Müslüm Özdemir’in ailesine ev aldıklarını duyurdu. Levent, evin eşyalarını da şarkıcı Melek Mosso’nun karşılayacağını söyledi.

ÇİFTE STANDARDA SİTEM ETTİ
Haluk Levent, yas günlerinde çifte standart yapıldığını belirterek sitemde bulundu. Levent, sitemini şöyle dile getirdi: İçimdekileri söyleyeyim: Bunu aşamadık ülkece. Ben belki de 100 yakın konser iptal etmişimdir müzik yaşamımda.
İptal edilen her konserin ekonomiye de zararı oluyor. 16 – 17 kişilik müzik ekibinin alın terinden o bölgedeki esnafa kadar. Sonra ben bir karar aldım. Şehidimiz olduğu gün kendi adıma o konseri ailesine bağışlamaya başladım.
Hem emekçi müzisyenler hem esnaf kaybetmesin hem de konsere gelenler şehidimiz için şarkılarıma eşlik etsin istedim. Bu böyle devam etti. Geçtiğimiz hafta şehit Müslüm Özdemir’in ailesini aradım. Çadırda yaşadıkları görüntüyü gördüm. Aileye sordum.
Onlar da Kahramanmaraş Valiliği’nin ve Dulkadiroğlu Kaymakamlığın ziyaret ettiğini, ilgilendiğini hatta yapılacak evlerden hakkı olduklarını bana söylediler. Ben de “Madem öyle şehidimizin size ev sözü var biz bu geçici süreyi evde geçirmenizi istiyoruz” dedim. ve ev teklifinde bulundum.
Kabul ettiler. Hasan Can Kaya da ‘Ağabey, yarısını ben karşılarım’ dedi. ve evi annemizin üstüne aldık. Az önce 12 Şubat ilçesi Tekerek caddesinde 2+1 dairenin tapusunu aldılar.
Ev yeni yapılmış. Deprem yönetmeliği evraklarını inceleyip teslim ettik. Eşyalarını da Melek Mosso karşılayacak. 3 gün içinde eve yerleşmiş olacaklar. Bölgede AHBAP gönüllülerine bu konuda desteğini esirgemeyen Kahramanmaraş Valimiz sayın Mükerrem Ünlülere, güzel indirim yapan ev sahibine, emlak komisyonu almayan emlakçı Taner Barışık’a, ev için “Nasıl destek olabilirim?” diye yazan sanatçı, dizi oyuncusu ve spor dünyasından her arkadaşıma tek tek teşekkür ediyorum. Tüm konu tüm açıklığı ile böyle arkadaşlar. Bilginize…”
]]>Bugün ise bu yan dizilerden biri olan ve yakın zamanda seyirciye sunulacak “The Walking Dead: The Ones Who Live” için dikkat çeken bir detay ortaya çıktı. Görünen o ki yapımcı şirket AMC, kesenin ağzını açmış…
Not: Haberin devamında spoiler bulunmaktadır.
The Walking Dead: The Ones Who Live bütçesi dikkat çekti!
The Walking Dead izleyicilerinin bileceği üzere ana karakterler Rick Grimes (Andrew Lincoln) ve Michonne (Danai Gurira), dizinin son sezonlarına doğru kadrodan ayrıldı. Serinin yaratıcıları ise Grimes efsanesinin böyle bitmesini istemediler. Bu doğrultuda önce bir sinema filmi planlandı, ancak proje iptal edildi.
Hayranların umutları tam sönmüşken The Walking Dead: The Ones Who Live dizisi üzerinde çalışılmaya başlandı. Aradan bir süre geçtikten sonra Grimes hikayesini devam ettirecek bu yapım için bir tarih açıklandı.
Uzun bir süre boyunca birbirinden ayrı kalan Rick Grimes ve Michonne’un birbirlerini bulma çabalarını anlatacak The Walking Dead: The Ones Who Live için geri sayım başlamışken, diziye ayrılan bütçe ortaya çıktı. Miktar, sosyal medyada çok konuşuldu.
Mr and Mrs Smith dizi olarak ekrana dönüyor!
New Jersey Ekonomik Kalkınma Kurumu tarafından paylaşılan bilgilere göre AMC, The Walking Dead: The Ones Who Live dizisinin ilk sezonu için 82 milyon dolar bütçe ayırdı. Bu da bölüm başına 13.7 milyon dolara denk geliyor. Burada çok dikkat çeken bir nokta var.
Ana dizi The Walking Dead’in bölüm başı ortalama bütçesi 3 milyon dolardı. Yani yan dizinin bütçesi, ana dizinin dört katından daha fazla. Sosyal medyada tartışma konusu olan nokta da tam olarak burası. Öte yandan The Walking Dead evreninde geçen diğer yan dizi olan The Walking Dead: Dead City’nin toplam bütçesi ise 72 milyon dolardı.
Buna göre The Walking Dead: The Ones Who Live, sadece ana ve diğer yan yapımları değil, bütün dizileri de geride bırakarak şimdiye kadarki en yüksek bütçeli zombi dizisi olma unvanını eline aldı.
Bütçe neden bu kadar yüksek?
Aslına bakacak olursak The Walking Dead: The Ones Who Live’ın bütçesini dünyanın en popüler dizileri ile karşılaştırdığımızda pek de yüksek olmadığını görebiliriz. Öyle ki Yüzüklerin Efendisi: Güç Yüzükleri’nin her bölümü için 58 milyon dolar, Stranger Things 4. sezonundaki bölümler içinse 30 milyon dolar bütçe ayrılmıştı.
Tabii bu The Walking Dead: The Ones Who Live bütçesinin az olduğu anlamına gelmiyor. Karşılaştırma yapıldığında yanlarında küçük kalsa da yine de yüksek bir miktardan söz ediyoruz.
Bütçenin bu kadar yüksek olmasının en büyük sebebi, oyuncu maaşları. Rick Grimes (Andrew Lincoln) ve Michonne (Danai Gurira) karakterlerine ciddi miktarda maaş ödemesi yapılıyor. Öte yandan enflasyon, prodüksiyon masrafları ve reklamlar da bütçeyi artıran etmenler arasında yer alıyor.
The Walking Dead: The Ones Who Live, 25 Şubat’ta seyirciye sunulacak. Peki siz bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz? Diziden beklentileriniz neler? Görüşlerinizi aşağıdaki Yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
]]>Asıl adı Merve Doğan olan şarkıcı Gökçe Kırgız Taner ise 2013 yılında resmi olarak Gökçe Kırgız adını aldı ve şarkının söz ve bestesinin kendisine ait olduğunu ileri sürmüştü.
Bunun üzerine internet fenomeni Gökçe Kırgız Durukan, ‘Marka hakkına tecavüz edildiği’ iddiasıyla tazminat davası açtı. İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nde görülen bugünkü duruşmada karar çıktı.
Duruşmaya, davacı Gökçe Kırgız Durukan, avukatı Melik Döngelci ile katıldı. Davalı Gökçe Kırgız Taner ise duruşmaya katılmadı. Davacı Gökçe Kırgız’ın avukatı Melik Döngelci, “Müvekkilimizin marka ve isim hakkı karşı tarafça izinsiz kullanılmıştır” diyerek davanın kabulünü ve karşı tarafın yazılı olarak özür dilemesini talep etti.
Davalı Gökçe Kırgız Taner’in avukatı ise müvekkilinin evlendikten sonra Gökçe Kırgız Taner olarak ismini kullanamaya başladığını, müzik dünyasında kesintisiz olarak yer almadığını vurgulayarak davanın reddini talep etti.

DAVADA KARAR ÇIKTI
Araştırılacak başka bir husus olmadığını belirten mahkeme, davayı kısmen kabul ederek, ‘Gökçe Kırgız’ markasının davalı Gökçe Kırgız Taner (eski adıyla Merve Doğan) tarafından kullanımının durdurulmasına, davacı Gökçe Kırgız’ın tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verdi.
Mahkeme, 70 bin 485 lira maddi, 75 bin lira manevi tazminatın, ayrıca bin lira da itibar tazminatının davacıya ödenmesine karar verdi. Böylece toplamda kendisine 146 bin 485 lira tazminat ödenecek olan davacı tarafın, davalının yazılı olarak özür dilemesi talebinin ise reddine karar verildi.
“ŞÜKÜR ADALETİN İŞLEDİĞİNE ŞAHİT OLDUK”
Duruşma sonrasında basın mensuplarının soruları üzerine Gökçe Kırgız Durukan, “Çok şükür kazandık haklı mücadelemizi. Zaten böyle olmasını ümit ediyorduk. Kazandık mutluyuz” dedi.
Durukan’ın avukatı Melik Döngelci, davanın kısmen kabulüne kısmen de reddine karar verildiğini ve Gökçe Kırgız isminin sadece Gökçe Kırgız Durukan tarafından kullanılmasına, talep ettikleri tazminat taleplerinin de kabulüne karar verildiğini belirtti. Durukan, davanın emsal olduğunu da söyleyerek “Şükür adaletin işlediğine şahit olduk” dedi.

DAVANIN GEÇMİŞİ
Davacı Gökçe Kırgız Durukan, “Kalbime Gömerim O Zaman” şarkısının sözlerini yazan ve besteleyenin kendisi olduğu halde Merve Doğan’ın eseri kendisine aitmiş gibi gösterdiğini ve Gökçe Kırgız ismini ise sahne adı olarak kullanıp ün kazandığını iddia etmişti. Merve Doğan’ın isim değişikliği yaparak Gökçe Kırgız (Taner) ismini aldığını, eserini de noter onayıyla kendisine ait olarak tescillediği öne süren Durukan, ismin ve eserin kendine ait olduğunu ve isminin kullanılarak haksız ün elde ettiğini belirterek Gökçe Kırgız Taner’e bin lira maddi ve 250 bin lira manevi tazminat talebiyle dava açtı. Gökçe Kırgız Taner’in avukatı “Müvekkilim önce sahne adı olarak ‘Gökçe Kırgız’ ismi kullandı. Daha sonra isim değişikliği yaptı ve gerçek adı da Gökçe Kırgız oldu. Eserin söz ve müziği noter onaylı olarak müvekkilime aittir. Müvekkilim 2007 yılında seslendirdiği eserle başarı yakalamıştır. Ayrıca müvekkilim evlenmiş ve adı Gökçe Kırgız Taner olmuştur” demişti.
]]>İddiaya göre Gökçe Kırgız Durukan’ın 2006 yılında söylediği ‘Kalbime Gömerim’ adlı şarkısı internette popüler hale geldi. Asıl adı Merve Doğan olan şarkıcı Gökçe Kırgız Taner ise 2013 yılında resmi olarak Gökçe Kırgız adını aldı ve şarkının söz ve bestesinin kendisine ait olduğunu ileri sürmüştü. Bunun üzerine internet fenomeni Gökçe Kırgız Durukan, ‘Marka hakkına tecavüz edildiği’ iddiasıyla tazminat davası açtı. İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nde görülen bugünkü duruşmada karar çıktı. Duruşmaya, davacı Gökçe Kırgız Durukan, avukatı Melik Döngelci ile katıldı. Davalı Gökçe Kırgız Taner ise duruşmaya katılmadı. Davacı Gökçe Kırgız’ın avukatı Melik Döngelci, ‘Müvekkilimizin marka ve isim hakkı karşı tarafça izinsiz kullanılmıştır diyerek davanın kabulünü ve karşı tarafın yazılı olarak özür dilemesini talep etti. Davalı Gökçe Kırgız Taner’in avukatı ise müvekkilinin evlendikten sonra Gökçe Kırgız Taner olarak ismini kullanamaya başladığını, müzik dünyasında kesintisiz olarak yer almadığını vurgulayarak davanın reddini talep etti.
KARAR ÇIKTI
Araştırılacak başka bir husus olmadığını belirten mahkeme, davayı kısmen kabul ederek, ‘Gökçe Kırgız’ markasının davalı Gökçe Kırgız Taner (eski adıyla Merve Doğan) tarafından kullanımının durdurulmasına, davacı Gökçe Kırgız’ın tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verdi. Mahkeme, 70 bin 485 lira maddi, 75 bin lira manevi tazminatın, ayrıca bin lira da itibar tazminatının davacıya ödenmesine karar verdi. Böylece toplamda kendisine 146 bin 485 lira tazminat ödenecek olan davacı tarafın, davalının yazılı olarak özür dilemesi talebinin ise reddine karar verildi.
KAZANDIK, MUTLUYUZ
Duruşma sonrasında basın mensuplarının soruları üzerine Gökçe Kırgız Durukan, Çok şükür kazandık haklı mücadelemizi. Zaten böyle olmasını ümit ediyorduk. Kazandık mutluyuz dedi. Durukan’ın avukatı Melik Döngelci, davanın kısmen kabulüne kısmen de reddine karar verildiğini ve Gökçe Kırgız isminin sadece Gökçe Kırgız Durukan tarafından kullanılmasına, talep ettikleri tazminat taleplerinin de kabulüne karar verildiğini belirtti. Durukan, davanın emsal olduğunu da söyleyerek Şükür adaletin işlediğine şahit olduk dedi.
DAVANIN GEÇMİŞİ
Davacı Gökçe Kırgız Durukan, Kalbime Gömerim O Zaman şarkısının sözlerini yazan ve besteleyenin kendisi olduğu halde Merve Doğan’ın eseri kendisine aitmiş gibi gösterdiğini ve Gökçe Kırgız ismini ise sahne adı olarak kullanıp ün kazandığını iddia etmişti. Merve Doğan’ın isim değişikliği yaparak Gökçe Kırgız (Taner) ismini aldığını, eserini de noter onayıyla kendisine ait olarak tescillediği öne süren Durukan, ismin ve eserin kendine ait olduğunu ve isminin kullanılarak haksız ün elde ettiğini belirterek Gökçe Kırgız Taner’e bin lira maddi ve 250 bin lira manevi tazminat talebiyle dava açtı. Gökçe Kırgız Taner’in avukatı Müvekkilim önce sahne adı olarak ‘Gökçe Kırgız’ ismi kullandı. Daha sonra isim değişikliği yaptı ve gerçek adı da Gökçe Kırgız oldu. Eserin söz ve müziği noter onaylı olarak müvekkilime aittir. Müvekkilim 2007 yılında seslendirdiği eserle başarı yakalamıştır. Ayrıca müvekkilim evlenmiş ve adı Gökçe Kırgız Taner olmuştur demişti.
]]>İddiaya göre Gökçe Kırgız Durukan’ın 2006 yılında söylediği ‘Kalbime Gömerim’ adlı şarkısı internette popüler hale geldi. Asıl adı Merve Doğan olan şarkıcı Gökçe Kırgız Taner ise 2013 yılında resmi olarak Gökçe Kırgız adını aldı ve şarkının söz ve bestesinin kendisine ait olduğunu ileri sürmüştü. Bunun üzerine internet fenomeni Gökçe Kırgız Durukan, ‘Marka hakkına tecavüz edildiği’ iddiasıyla tazminat davası açtı. İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nde görülen bugünkü duruşmada karar çıktı. Duruşmaya, davacı Gökçe Kırgız Durukan, avukatı Melik Döngelci ile katıldı. Davalı Gökçe Kırgız Taner ise duruşmaya katılmadı. Davacı Gökçe Kırgız’ın avukatı Melik Döngelci, “Müvekkilimizin marka ve isim hakkı karşı tarafça izinsiz kullanılmıştır” diyerek davanın kabulünü ve karşı tarafın yazılı olarak özür dilemesini talep etti. Davalı Gökçe Kırgız Taner’in avukatı ise müvekkilinin evlendikten sonra Gökçe Kırgız Taner olarak ismini kullanamaya başladığını, müzik dünyasında kesintisiz olarak yer almadığını vurgulayarak davanın reddini talep etti.
KARAR ÇIKTI
Araştırılacak başka bir husus olmadığını belirten mahkeme, davayı kısmen kabul ederek, ‘Gökçe Kırgız’ markasının davalı Gökçe Kırgız Taner (eski adıyla Merve Doğan) tarafından kullanımının durdurulmasına, davacı Gökçe Kırgız’ın tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verdi. Mahkeme, 70 bin 485 lira maddi, 75 bin lira manevi tazminatın, ayrıca bin lira da itibar tazminatının davacıya ödenmesine karar verdi. Böylece toplamda kendisine 146 bin 485 lira tazminat ödenecek olan davacı tarafın, davalının yazılı olarak özür dilemesi talebinin ise reddine karar verildi.
“KAZANDIK, MUTLUYUZ”
Duruşma sonrasında basın mensuplarının soruları üzerine Gökçe Kırgız Durukan, “Çok şükür kazandık haklı mücadelemizi. Zaten böyle olmasını ümit ediyorduk. Kazandık mutluyuz” dedi. Durukan’ın avukatı Melik Döngelci, davanın kısmen kabulüne kısmen de reddine karar verildiğini ve Gökçe Kırgız isminin sadece Gökçe Kırgız Durukan tarafından kullanılmasına, talep ettikleri tazminat taleplerinin de kabulüne karar verildiğini belirtti. Durukan, davanın emsal olduğunu da söyleyerek “Şükür adaletin işlediğine şahit olduk” dedi.
DAVANIN GEÇMİŞİ
Davacı Gökçe Kırgız Durukan, “Kalbime Gömerim O Zaman” şarkısının sözlerini yazan ve besteleyenin kendisi olduğu halde Merve Doğan’ın eseri kendisine aitmiş gibi gösterdiğini ve Gökçe Kırgız ismini ise sahne adı olarak kullanıp ün kazandığını iddia etmişti. Merve Doğan’ın isim değişikliği yaparak Gökçe Kırgız (Taner) ismini aldığını, eserini de noter onayıyla kendisine ait olarak tescillediği öne süren Durukan, ismin ve eserin kendine ait olduğunu ve isminin kullanılarak haksız ün elde ettiğini belirterek Gökçe Kırgız Taner’e bin lira maddi ve 250 bin lira manevi tazminat talebiyle dava açtı. Gökçe Kırgız Taner’in avukatı “Müvekkilim önce sahne adı olarak ‘Gökçe Kırgız’ ismi kullandı. Daha sonra isim değişikliği yaptı ve gerçek adı da Gökçe Kırgız oldu. Eserin söz ve müziği noter onaylı olarak müvekkilime aittir. Müvekkilim 2007 yılında seslendirdiği eserle başarı yakalamıştır. Ayrıca müvekkilim evlenmiş ve adı Gökçe Kırgız Taner olmuştur” demişti.
]]>İddiaya göre Gökçe Kırgız Durukan’ın 2006 yılında söylediği ‘Kalbime Gömerim’ adlı şarkısı internette popüler hale geldi. Asıl adı Merve Doğan olan şarkıcı Gökçe Kırgız Taner ise 2013 yılında resmi olarak Gökçe Kırgız adını aldı ve şarkının söz ve bestesinin kendisine ait olduğunu ileri sürmüştü. Bunun üzerine internet fenomeni Gökçe Kırgız Durukan, ‘Marka hakkına tecavüz edildiği’ iddiasıyla tazminat davası açtı. İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nde görülen bugünkü duruşmada karar çıktı. Duruşmaya, davacı Gökçe Kırgız Durukan, avukatı Melik Döngelci ile katıldı. Davalı Gökçe Kırgız Taner ise duruşmaya katılmadı. Davacı Gökçe Kırgız’ın avukatı Melik Döngelci, “Müvekkilimizin marka ve isim hakkı karşı tarafça izinsiz kullanılmıştır” diyerek davanın kabulünü ve karşı tarafın yazılı olarak özür dilemesini talep etti. Davalı Gökçe Kırgız Taner’in avukatı ise müvekkilinin evlendikten sonra Gökçe Kırgız Taner olarak ismini kullanamaya başladığını, müzik dünyasında kesintisiz olarak yer almadığını vurgulayarak davanın reddini talep etti.
KARAR ÇIKTI
Araştırılacak başka bir husus olmadığını belirten mahkeme, davayı kısmen kabul ederek, ‘Gökçe Kırgız’ markasının davalı Gökçe Kırgız Taner (eski adıyla Merve Doğan) tarafından kullanımının durdurulmasına, davacı Gökçe Kırgız’ın tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verdi. Mahkeme, 70 bin 485 lira maddi, 75 bin lira manevi tazminatın, ayrıca bin lira da itibar tazminatının davacıya ödenmesine karar verdi. Böylece toplamda kendisine 146 bin 485 lira tazminat ödenecek olan davacı tarafın, davalının yazılı olarak özür dilemesi talebinin ise reddine karar verildi.
“KAZANDIK, MUTLUYUZ”
Duruşma sonrasında basın mensuplarının soruları üzerine Gökçe Kırgız Durukan, “Çok şükür kazandık haklı mücadelemizi. Zaten böyle olmasını ümit ediyorduk. Kazandık mutluyuz” dedi. Durukan’ın avukatı Melik Döngelci, davanın kısmen kabulüne kısmen de reddine karar verildiğini ve Gökçe Kırgız isminin sadece Gökçe Kırgız Durukan tarafından kullanılmasına, talep ettikleri tazminat taleplerinin de kabulüne karar verildiğini belirtti. Durukan, davanın emsal olduğunu da söyleyerek “Şükür adaletin işlediğine şahit olduk” dedi.
DAVANIN GEÇMİŞİ
Davacı Gökçe Kırgız Durukan, “Kalbime Gömerim O Zaman” şarkısının sözlerini yazan ve besteleyenin kendisi olduğu halde Merve Doğan’ın eseri kendisine aitmiş gibi gösterdiğini ve Gökçe Kırgız ismini ise sahne adı olarak kullanıp ün kazandığını iddia etmişti. Merve Doğan’ın isim değişikliği yaparak Gökçe Kırgız (Taner) ismini aldığını, eserini de noter onayıyla kendisine ait olarak tescillediği öne süren Durukan, ismin ve eserin kendine ait olduğunu ve isminin kullanılarak haksız ün elde ettiğini belirterek Gökçe Kırgız Taner’e bin lira maddi ve 250 bin lira manevi tazminat talebiyle dava açtı. Gökçe Kırgız Taner’in avukatı “Müvekkilim önce sahne adı olarak ‘Gökçe Kırgız’ ismi kullandı. Daha sonra isim değişikliği yaptı ve gerçek adı da Gökçe Kırgız oldu. Eserin söz ve müziği noter onaylı olarak müvekkilime aittir. Müvekkilim 2007 yılında seslendirdiği eserle başarı yakalamıştır. Ayrıca müvekkilim evlenmiş ve adı Gökçe Kırgız Taner olmuştur” demişti.
]]>Özden ATİK/ İSTANBUL, (DHA)- – Sinemanın usta ismi Cüneyt Arkın’ın ölümünden sonra ilk eşinden olan kızı Filiz Cüreklibatır’ın, mirastan mal kaçırdıkları ve pay alamadığı iddiasıyla Arkın’ın ikinci eşi Betül Cüreklibatır ve iki erkek kardeşine açtığı davada tanıklar dinleniyor. Duruşmada tanık olarak dinlenen oyuncu Nuri Alço, o dönemlerde Yeşilçam aktörlerinin yüksek bir gelir elde etmediğini anlatarak “Kayınpederi olmasaydı Cüneyt Arkın’ın geçinmesi mümkün değildi” dedi.
İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, davacı olan Cüneyt Arkın’ın ilk eşinden olan kızı Filiz Cüreklibatır ve davalı ikinci eşi Betül Cüreklibatır ve taraf avukatları katıldı. Cüneyt Arkın’ın eşi Betül Cüreklibatır adına tanıklık yapan oyuncu Nuri Alço, Arkın’la Eskişehirli olmaları nedeniyle sinemaya girmeden önce tanıştıklarını belirterek “Cüneyt Arkın ile en son 1981 yılında ‘Katiller de Ağlar’ isimli filmi çekmiştim. O dönem Cüneyt Arkın’ın üç adet film karşılığı 10 bin TL ücret aldığını hatırlıyorum. Bu parayla bir taşınmaz alınmayacağını iyi hatırlıyorum. Olsa olsa eski model bir araba parasına denk gelirdi. O dönemlerde Cüneyt Arkın, kayınpederi olmasaydı geçinmesi mümkün değildi. Eşi Betül hanımın yardımlarıyla evde figürasyon ekibine ve kavgacılara yemek dağıtırdı, bakar ve gözetlerdi. Bunlar için de masraf gerekirdi. Cüneyt Arkın’ın Silivri ve Levent’teki evi ile bir arabası olduğunu biliyorum. Eşi Betül hanımın babasından gelen bir malvarlığı vardı” dedi.
“EŞİ VE OĞULLARI TARAFINDAN BASKI YAPILDIĞINI DUYMADIM”
Yeşilçam aktörlerinin o dönemlerde yüksek bir gelir elde etmediğini vurgulayan Alço, “O dönemde aktörler tüm giysilerini kendileri alır, minibüslerle setlere giderdi. Cüneyt Arkın’ın telif hakkı ve geliri de söz konusu değildi. O dönem oyuncularından Kemal Sunal da öldükten sonra, eşinin başvurusu sayesinde telif hakkı kazanmıştır. Cüneyt Arkın, sinemadaki çalışmaları neticesinde birtakım ciddi sakatlıklar geçirmişti. Sigortası olmadığı için tedavi görerek tüm masraflarını ve sağlık harcamalarını cebinden karşılamıştır. Cüneyt’in sürekli kortizon kullandığını ve masraflar yaptığını biliyorum. Sağlık problemleri yaşadığı dönemlerde de eşi ve oğullarının kollarına girerek ilgili yerlere giderdi. Tarık Akan’ın cenazesine dahi bu şekilde gitmiştir. Cüneyt Arkın’ın eşi ya da oğulları tarafından herhangi bir şekilde baskı yapıldığını duymadım. Cüneyt’in vefatına kadar akli melekeleri yerindeydi. Her şeyi açıkça anlayabiliyor, konuşması iyi bir şekilde hayatını idame ettiriyordu. Son anına kadar baskı yoluyla algılamasının azaltılması ve kendisine baskı kurulabilecek bir algı olmadığını hatırlıyorum” şeklinde konuştu.
FİLİZ CÜREKLİBATIR’IN ESKİ EŞİ DE TANIKLIK YAPTI
Duruşmada Filiz Cüreklibatır için tanıklık eden eski eşi Yalçın Canlı, “Eski eşim babasına hep ulaşmaya çalıştı, ancak hep zorluk çekti” dedi. Eski eşi ile babasının arasında 2010 yılından sonrasında samimi bir şekilde kurulduğunu söyleyen Canlı, “2016 Haziran ayında da ben, kızım, eski eşim, Cüneyt Arkın, eşi Betül hanım ve iki oğlu, Etiler’deki evin lokalinde birlikte yemek yedik. Herkes gayet iyi anlaşıyordu. O dönemki telefon görüşmemizde Betül hanımın Cüneyt Arkın ile kızının görüşmesini istemediği kanaatine vardım. Bunun dışında Betül hanım ile iki oğlunun Cüneyt Arkın ile kızının görüşmesine engel olduklarını görmedim. Biz Filiz ile evlendikten sonra Cüneyt Arkın bir defa evimize gelerek bizi tebrik etti. Cüneyt Arkın’ın kızına maddi olarak herhangi bir yardımda bulunduğunu ve herhangi bir mal verdiğini duymadım” diye konuştu.
ARKIN’IN ROL ALDIĞI TÜM REKLAM VE FİLMLER SORULACAK
Mahkeme, dinlenmeyen tanıkların dinlenmesine ve Cüneyt Arkın’ın rol aldığı tüm yapımların reklam, film ve diziyle ilgili kurumlara yazı yazılmasına karar vererek duruşmayı erteledi.
ALÇO: “YEŞİLÇAM’DA OLAN ŞEYLERİ ANLATTIK”
Duruşma sonrasında basın mensuplarının soruları üzerine Nuri Alço, “Tanık olarak geldim, kızıyla ilgili bir mevzu vardı. Yeşilçam’dan, sinemadan olan şeyleri anlattık o kadar, gayet iyi geçti. Sorun yok” dedi. Betül Cüreklibatır ve Filiz Cüreklibatır ise konuşmak istemediler.
]]>Özden ATİK/ İSTANBUL, (DHA)- – Sinemanın usta ismi Cüneyt Arkın’ın ölümünden sonra ilk eşinden olan kızı Filiz Cüreklibatır’ın, mirastan mal kaçırdıkları ve pay alamadığı iddiasıyla Arkın’ın ikinci eşi Betül Cüreklibatır ve iki erkek kardeşine açtığı davada tanıklar dinleniyor. Duruşmada tanık olarak dinlenen oyuncu Nuri Alço, o dönemlerde Yeşilçam aktörlerinin yüksek bir gelir elde etmediğini anlatarak “Kayınpederi olmasaydı Cüneyt Arkın’ın geçinmesi mümkün değildi” dedi.
İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, davacı olan Cüneyt Arkın’ın ilk eşinden olan kızı Filiz Cüreklibatır ve davalı ikinci eşi Betül Cüreklibatır ve taraf avukatları katıldı. Cüneyt Arkın’ın eşi Betül Cüreklibatır adına tanıklık yapan oyuncu Nuri Alço, Arkın’la Eskişehirli olmaları nedeniyle sinemaya girmeden önce tanıştıklarını belirterek “Cüneyt Arkın ile en son 1981 yılında ‘Katiller de Ağlar’ isimli filmi çekmiştim. O dönem Cüneyt Arkın’ın üç adet film karşılığı 10 bin TL ücret aldığını hatırlıyorum. Bu parayla bir taşınmaz alınmayacağını iyi hatırlıyorum. Olsa olsa eski model bir araba parasına denk gelirdi. O dönemlerde Cüneyt Arkın, kayınpederi olmasaydı geçinmesi mümkün değildi. Eşi Betül hanımın yardımlarıyla evde figürasyon ekibine ve kavgacılara yemek dağıtırdı, bakar ve gözetlerdi. Bunlar için de masraf gerekirdi. Cüneyt Arkın’ın Silivri ve Levent’teki evi ile bir arabası olduğunu biliyorum. Eşi Betül hanımın babasından gelen bir malvarlığı vardı” dedi.
“EŞİ VE OĞULLARI TARAFINDAN BASKI YAPILDIĞINI DUYMADIM”
Yeşilçam aktörlerinin o dönemlerde yüksek bir gelir elde etmediğini vurgulayan Alço, “O dönemde aktörler tüm giysilerini kendileri alır, minibüslerle setlere giderdi. Cüneyt Arkın’ın telif hakkı ve geliri de söz konusu değildi. O dönem oyuncularından Kemal Sunal da öldükten sonra, eşinin başvurusu sayesinde telif hakkı kazanmıştır. Cüneyt Arkın, sinemadaki çalışmaları neticesinde birtakım ciddi sakatlıklar geçirmişti. Sigortası olmadığı için tedavi görerek tüm masraflarını ve sağlık harcamalarını cebinden karşılamıştır. Cüneyt’in sürekli kortizon kullandığını ve masraflar yaptığını biliyorum. Sağlık problemleri yaşadığı dönemlerde de eşi ve oğullarının kollarına girerek ilgili yerlere giderdi. Tarık Akan’ın cenazesine dahi bu şekilde gitmiştir. Cüneyt Arkın’ın eşi ya da oğulları tarafından herhangi bir şekilde baskı yapıldığını duymadım. Cüneyt’in vefatına kadar akli melekeleri yerindeydi. Her şeyi açıkça anlayabiliyor, konuşması iyi bir şekilde hayatını idame ettiriyordu. Son anına kadar baskı yoluyla algılamasının azaltılması ve kendisine baskı kurulabilecek bir algı olmadığını hatırlıyorum” şeklinde konuştu.
FİLİZ CÜREKLİBATIR’IN ESKİ EŞİ DE TANIKLIK YAPTI
Duruşmada Filiz Cüreklibatır için tanıklık eden eski eşi Yalçın Canlı, “Eski eşim babasına hep ulaşmaya çalıştı, ancak hep zorluk çekti” dedi. Eski eşi ile babasının arasında 2010 yılından sonrasında samimi bir şekilde kurulduğunu söyleyen Canlı, “2016 Haziran ayında da ben, kızım, eski eşim, Cüneyt Arkın, eşi Betül hanım ve iki oğlu, Etiler’deki evin lokalinde birlikte yemek yedik. Herkes gayet iyi anlaşıyordu. O dönemki telefon görüşmemizde Betül hanımın Cüneyt Arkın ile kızının görüşmesini istemediği kanaatine vardım. Bunun dışında Betül hanım ile iki oğlunun Cüneyt Arkın ile kızının görüşmesine engel olduklarını görmedim. Biz Filiz ile evlendikten sonra Cüneyt Arkın bir defa evimize gelerek bizi tebrik etti. Cüneyt Arkın’ın kızına maddi olarak herhangi bir yardımda bulunduğunu ve herhangi bir mal verdiğini duymadım” diye konuştu.
ARKIN’IN ROL ALDIĞI TÜM REKLAM VE FİLMLER SORULACAK
Mahkeme, dinlenmeyen tanıkların dinlenmesine ve Cüneyt Arkın’ın rol aldığı tüm yapımların reklam, film ve diziyle ilgili kurumlara yazı yazılmasına karar vererek duruşmayı erteledi.
ALÇO: “YEŞİLÇAM’DA OLAN ŞEYLERİ ANLATTIK”
Duruşma sonrasında basın mensuplarının soruları üzerine Nuri Alço, “Tanık olarak geldim, kızıyla ilgili bir mevzu vardı. Yeşilçam’dan, sinemadan olan şeyleri anlattık o kadar, gayet iyi geçti. Sorun yok” dedi. Betül Cüreklibatır ve Filiz Cüreklibatır ise konuşmak istemediler.
]]>Ersoy, “”Çalışanlarına eski televizyonunu vermiş sonra da ‘Siz bunu benden çaldınız’ diye insanlardan şikayetçi olmuş. Benim de mücevherlerim çalınmıştı. O yüzden de karakolda karşılaştık.
İçerideki bir odadan inleme sesleri geldiğini duyunca ne olduğunu sordum. Bütün çalışanları falakaya çekmişler. Zeki Müren acımasız bir insandı. Bunu kimse bilmez ama beni kıskançlığından öldü.
36 tane hap kullanıyordu normalde ama öldüğü hiç ilaçlarını almamış.” dedi.
ZEKİ MÜREN’İN KUZENİ ONEDİO.COM’A KONUŞTU
Onedio.com ise Ersoy’un iddialarının ardından Zeki Müren’in kuzeni Özlem Güner’e ulaştı. Bülent Ersoy’un ismini geçirmek istemediğini söyleyen Özlem Güner kendisinden “o kişi” diyerek bahsetmeyi tercih etti.
Bugüne değin Zeki Müren’le ilgili övgü dolu açıklamaları olan Bülent Ersoy’un aniden bu açıklamaları yapmasının sebebi olarak ise yapay zeka projesi “Parla”yı gösterdi.
“PARLA KISKANÇLIĞI BU”
“Ancak Zeki Müren’in ismini kullanarak gündeme gelebiliyor” diyen Özlem Güner, “‘Parla’ kıskançlığı bu. Dayım yattığı yerden ortalığı yıktığı için kıskançlığından deliren o kişidir.
Zeki Müren kendisini daima perdelediği için karalamaya çalışıyor” ifadelerini kullandı. Zeki Müren ve Bülent Ersoy’un beraber fotoğrafları öne sürülerek aralarında iyi bir ilişki varmış gibi lanse edilmesine karşı çıkan Özlem Güner, yalnızca üç kez ve mecburen bir araya geldiklerini söyledi.
“İki kez Altın Kelebek’te bir araya geldiler. Basının isteğiyle mecburen yan yana getirildiler Altın Kelebek’te ikisi de ödül aldığı için” dedi.
Üçüncü olarak da Bülent Ersoy ve Zeki Müren’in tarihe geçen dudak dudağa fotoğrafının çekildiği günden bahsederek o günün detaylarını paylaştı.
Zeki Müren’in yakın arkadaşı Nigar Uluerer’in doğum gününde kendisine bir emrivaki yaptığını ve o öpüşme fotoğrafının da o gün ortaya çıktığını açıklayan Özlem Güner, “Kendisi iyi niyetle yapmaya çalıştı belki ama iyi dosta yapılabilecek çok nezaketsiz bir hareketti.
Zeki dayıma söylemeden kendi doğum gününde, Zeki dayımı onur konuğu olarak kendi çalıştığı gazinoya davet etti. ve aynı gece o kişiyi de (Bülent Ersoy) getirip öpüşme fotoğrafının tuzağını kurdular.
O fotoğraf, ona çok büyük bir avantaj kazandırdı. Araları çok iyiymiş gibi gözüktü. Bırakın arkadaşlığı bir araya geldikleri görülmüş bir şey değildi. Zeki dayım onu hiçbir zaman hayatına almadı, o iyi kalpli insanları severdi” açıklamasında bulundu.
Bülent Ersoy’un Zeki Müren’in çalışanlarını falakaya çektiği iddiasını sorduğumuzda ise o dönem Zeki Müren’in avukatı olan emekli cumhuriyet savcısı 96 yaşındaki babası Turhan Olgaç ile arasında geçen konuşmadan bahsetti.
Zeki Müren’in çalışanlarıyla anlaşmazlık yaşadığı gün avukatı olarak orada olan Turhan Olgaç, şiddet bir yana azarlama gibi bir durum bile yaşanmadığını, Zeki Müren’le beraber masada oturup konuştuklarını dile getiriyor ses kaydında.
Ayrıca Bülent Ersoy’un sahnede kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden saz üstadı Şükrü Tunar hakkındaki “Zeki Müren bilerek yaptı” iddiasına da değinen Özlem Güner, “Burada resmen katil ithamı var. Şükrü Tunar çok büyük bir saz üstadıdır ki Zeki dayım çok değer verirdi saz üstadlarına.
Onları çok ayrı tutardı, bizi de öyle yetiştirdi” diyerek Bülent Ersoy’un olayı farklı yerlere getirerek çarpıttığını dile getirdi.
Safiye Soyman hakkında da konuşan Özlem Güner, ” Bursa’daki evimize gelip Zeki Müren’i göklere çıkaran bir kadındır. Neyin ne olduğunu biliyor ama o cesareti gösteremedi.” diyerek Safiye Soyman’ın sessiz kalmasına şaşırdığını söyledi.
Bunların yanı sıra; DurakMedya’da yer alan habere göre ünlü sanatçı Bülent Ersoy’un Zeki Müren hakkında sözleri mahkemelik oluyor. Sanat güneşinin yeğeni Sevtuğ Olgaç’ın Ersoy’un yaptığı açıklamaları yargıya taşıyacağı öğrenildi.
Sanatçının aziz hatırasına saygısızlık yapıldığı gerekçesiyle Bülent Ersoy’a maddi manevi tazminat davası açılacak.
]]>NİHAL VE BAHAR CANDAN DA ŞEBEKEDE
Türkiye’nin farklı illerinde faaliyet gösteren dolandırıcılık şebekesi, resmi kurum ve kuruluşların icradan satışa çıkardığı araçları ucuza satma vaadiyle vatandaşları dolandırmıştı. Sosyal medya fenomenleri Bahar ve Nihal Candan’ın da mağdurlarla lüks restoranlarda yapılan görüşmelere güven vermek için katıldığı ve alınan paraların fenomenler üzerinden aklandığı iddiasıyla geçtiğimiz aylarda gözaltına alındığı davaya ilişkin mahkeme kararını açıkladı. Küçükçekmece 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada bir kısım sanıklar, mağdurlar ve avukatları hazır bulundu.

ÖRGÜT LİDERİNE 479 YIL HAPİS CEZASI
Duruşmada kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanık Eren Koç’un “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek” ve 73 kişiye karşı “nitelikli dolandırıcılık” suçlarından 479 yıl hapis ve 141 milyon para cezası ile cezalandırılmasına karar verirken, Nihal Candan’ın eski sevgilisi sanık Onur Apaydın’ın ise aynı suçlardan 459 yıl 7 ay hapis ve 143 milyon 849 bin 200 TL para cezası ile cezalandırılmasına hükmetti. Öte yandan sanıkların 2 müşteki yönünden beraatine karar verilirken, diğer sanıkların da değişen oranlarda hapisle cezalandırılması hükmedildi.

“MADALYONUN DİĞER YÜZÜ DE MİLYONLARCA LİRANIN AKLANMASI”
Bir kısım mağdurların avukatı Burak Temizer verilen karara ilişkin, “Gelinen noktada Türkiye’nin farklı illerinden tam 73 mağdurun olduğu, 37 sanığın yargılandığı 17 celse süren dava neticesinde sanıkların yüzyıllarca yılı bulan hapis cezaları ve milyonlarca liralık adli para cezaları ile cezalandırılmalarına karar verildi. Örgüt, icra dairelerinden hacizli veya devletin el koyduğu araçları sözde ucuza temin etmek vaadiyle onlarca kişiyi farklı zamanlarda milyonlarca lira dolandırmış durumda. Örgüt üyeleri yeri geldiğinde kendilerini kamu görevlisi örneğin icra müdürü olarak yeri geldiğinde de banka yetkilisi olarak tanıtmışlar. Aynı zamanda mağdurlardan alınan paralar kimi zaman kurulan paravan şirketlerin hesaplarına yatırtılmış. Tabii ki bir de madalyonun diğer yüzü olarak suçtan elde edilen milyonlarca liranın aklanması sürecine bir başka deyişle suç gelirlerinin aklanmasına dair de ilerleyen zamanlarda yargılamalar olacak ayrıca hükümler kurulacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

MÜTAALADAN
Küçükçekmece Cumhuriyet Savcısı tarafından açıklanan mütalaada İstanbul genelinde dolandırıcılık yaparak menfaat temin etmek maksadıyla belirli bir organizasyon içerisinde hareket eden şahısların paravan olarak oluşturulan şirketler üzerinden faaliyet gösterdikleri belirtildi. Mütalaada, şahısların ilk aşamada müştekilere tanıdıkları vasıtasıyla ulaşarak güven kazandıktan sonra Vergi Dairesi gibi resmi kurum ve kuruluşlardan birim amiri Veysel olarak tanıttıkları şahıs vasıtasıyla ihale yoluyla aldıkları araçları piyasa fiyatının altında bir bedelle sattıklarını söyleyerek ikna ettikleri kaydedildi.
Müştekilere Whatsapp üzerinden araç ve fiyat listesi gönderip teklifte bulunulduğu da açıklanan mütalaada, gönderilen listeden beğendiği araçları almak isteyen müştekilerle anlaşma sağlandığı, şahısların anlaşmaya göre araç bedelinin yüzde 10’u oranında bedeli peşin olarak aracı şirket olduğu belirtilen paravan firmanın hesabına gönderilmesini sağladıkları kaydedildi.
ÖRGÜT LİDERİ KENDİSİNİ GÜMRÜK VE GELİR İDARESİ MÜDÜRÜ OLARAK TANITMIŞ
Şahısların araç ücretleri ve komisyon bedellerini peşin olarak aldıktan sonra çeşitli bahaneler öne sürerek vadettikleri araçları teslim etmedikleri ve aldıkları araç ve komisyon bedelleriyle kayıplara karıştıkları iddiaları üzerine örgütün şeması ve eylemlerinin açığa çıkarılması amacıyla soruşturmaya başlanıldığı açıklandı. Mütalaada mağdur edilen tüm vatandaşların beyanlarına yer verilirken, örgüt lideri Eren Koç’un Vergi Dairesi, Gümrük İdaresi, Gelir İdaresi müdürü, şefi, yöneticisi Veysel ya da Aydın Bey olarak tanıtıldığı kaydedildi. Cumhuriyet savcısı örgütün dolandırıcılık yöntemini “Suç ve terör örgütlerine yönelik olarak yürütülen soruşturmalar kapsamında devlet tarafından el konulan araçların Veysel’in başında bulunduğu birim tarafından uygun fiyata elden çıkarıldığı anlatılır.
PARALARI TOPLAYIP ARAÇLARI TESLİM ETTİLER
Araç listesi Whatsapp uygulaması üzerinden mağdura gönderilir. Mağdura listede bulunan piyasa fiyatının ortalama yüzde 25 altında satış bedeli yazılan araçlar içerisinden seçeceği bir aracın Veysel/Aydın kod adlı şahısla kişisel ilişkiler kullanılarak temin edilebileceği, bunun için önce araç bedeli ve bu aracılık için hizmet bedelinin şirket hesabına yatırılması gerektiği, daha sonra aracını teslim alabileceği anlatılır” şeklinde açıkladı. Mağdurların daha sonra beklemeye başladığı da açıklanan mütalaada, “Belirlenen süre sonunda araç teslim edilmeyince ve suç örgütü üyelerinden haber alamayınca mağdur dolandırıldığını anlar. Projenin sonlandırılması sonrasında gerekirse şebeke elemanlarıyla irtibat kurarak hakkını aramaya çalışan mağdurlar Onur Apaydın ve ekibi tarafından tehdit edilerek sindirilir” ifadelerine yer verildi. Mütalaada Eren Koç’un ‘suç örgütü kurmak ve yönetmek’ ve 66 kez ‘nitelikli dolandırıcılık’ suçlarından 400 yıldan bin 328 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi. Sanık Onur Apaydın’ın ise ‘suç örgütüne üye olmak’ suçundan 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması istenirken dolandırıcılık suçlarına iştirak ettiğine dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından bu suçtan beraatına karar verilmesi istendi. Öte yandan mütalaada diğer sanıkların da değişen oranlarda hapisle cezalandırılmaları talep edildi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>