Temmuz ayında en fazla ihracatı yaş meyve sebze sektörü gerçekleştirdi. Sektör ihracatı yüzde 3,68 oranında artarak, 55 milyon 75 bin 933 dolar oldu. İkinci sırada yer alan maden ve metaller sektörü ise ihracatını yüzde 51,08 oranında artırarak 50 milyon 299 bin 968 dolara çıkarma başarısı gösterdi. Bu ihracatın 28,9 milyon doları mermer ağırlıklı doğaltaş sektöründen geldi. Sektörün geriye kalan ihracatı da ferro krom ve krom ürününden gerçekleşti. Üçüncü sırada yer alan kimyevi maddeler ve mamulleri sektörü de ihracatını rekor oranda artırdı. Yüzde 57,66 oranında ihracat artışı sağlayan kimya sektör 31 milyon 197 bin 650 dolar ihracatla Temmuz ayının göz kamaştıran sektörü oldu. Dördüncü sıradaki ağaç mamulleri ve orman ürünleri sektörü bu dönemde yüzde 8,53 oranında artışla 29 milyon 904 bin 80 dolar ihracat gerçekleştirdi. Listenin beşinci sırasında aylardır yaşanan yer değiştirme durumu bu ay da gerçekleşti. Bu ay beşinci sıraya yüzde 21,69 oranında artış ve 9 milyon 601 bin 932 dolar ihracatla iklimlendirme sektörü yer aldı.
Temmuz ayı ihracat verilerine bakıldığında sadece ilk beşte yer alan sektörlerin artış göstermediği, geride kalan sektörlerinde ihracatlarını rekor seviyede artırdığı görüldü. Hazır giyim ve konfeksiyon sektörü ihracatını yüzde 124,4 oranında artırarak 2,9 milyon dolardan 6,5 milyon dolara yükseltti. Savunma ve havacılık sektörü ihracatı yüzde 58,65 oranında artarak, 1,9 milyon dolardan 3 milyon dolara yükseldi.
En fazla ihracat Almanya’ya
Temmuz ayı ihracatının ülkelere göre dağılımına bakıldığında Almanya, Bölgeden en fazla ihracat gerçekleştirilen ülke olma özelliğini sürdürdü. 2024 yılı Temmuz ayında Almanya’ya yüzde 14,84 oranında artışla 34 milyon 275 bin 175 dolar ihracat gerçekleştirildi. İkinci sırada yer alan Rusya Federasyonu’na gerçekleşen ihracat ise yüzde 1,84 oranında gerileyerek, 17 milyon 921 bin 443 dolar oldu. Çin Halk Cumhuriyeti’ne Temmuz ayında yüzde 12,32 oranında gerileme ile 16 milyon 526 bin 510 dolar ihracat gerçekleşti. Birleşik Devletler’e gerçekleşen ihracat Temmuz ayında yüzde 45,33 oranında artışla 11 milyon 752 bin 787 dolar oldu. Listenin beşinci sırasında bu konuma ilk kez yükselen Fransa yer aldı. Fransa’ya gerçekleşen ihracat yüzde 148,03 oranında rekor seviyede bir artışla 11 milyon 4 bin 752 dolar oldu.
Bölge ihracatının 7 aylık seyrine bakıldığında yaş meyve sebze sektörünün ihracatı yarım milyar doları geride bıraktı. Sektörün ihracatı yüzde 7,36 oranında gerilemesine rağmen 500 milyon 217 bin 349 dolar ile Batı Akdeniz’den en fazla ihracat gerçekleştiren sektör oldu. Yaş meyve sebze sektörü aynı zamanda bölge ihracatının üçte birini gerçekleştiren sektör olma özelliğini de gösterdi. İkinci sırada yer alan maden ve metaller sektörü de yüzde 11,91 oranında artışla 289 milyon 304 bin 680 dolar ihracat gerçekleştirdi. 289.3 milyon dolar ihracatın 176,9 milyon dolarını mermer ihracatından doğaltaş sektörü gerçekleştirirken, mermer ihracatı 7 aylık dönemde yüzde 10,33 oranında artışla 176 milyon 901 bin 220 dolar oldu. Üçüncü sırada yer alan ağaç mamulleri ve orman ürünleri sektörü ihracatı yüzde 6,60 oranında artışla 190 milyon 93 bin 912 dolar oldu. Bir alt sırada yer alan kimyevi maddeler ve mamulleri sektörü ise yüzde 7,67 oranında artışla 156 milyon 556 bin 860 dolar, beşinci sırada yer alan makine ve aksamları sektörü ise yüzde 39,32 oranında artışla 58 milyon 3 bin 816 dolar ihracat gerçekleştirdi.
Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Mirza Çavuşoğlu, Batı Akdeniz’in 7 aylık ihracatında en fazla ürün gönderilen ülkeler listesinin başında yine Almanya’nın olduğunu belirterek, “Almanya’ya yüzde 6,85 oranında artışla 156 milyon 644 bin 775 dolar ihracat gerçekleşti. Listenin ikinci sırasında yer alan Çin Halk Cumhuriyeti’ne ise yüzde 8,77 oranında artışla 135 milyon 53 bin 204 dolar ihracat yapıldı. Üçüncü sırada Bölgemiz için büyük önem taşıyan bir diğer ülke olan Rusya Federasyonu yer aldı. Rusya’ya yüzde 2,78 oranında artışla 134 milyon 746 bin 131 dolar ihracat gerçekleşti. Dördüncü sırada yer alan savaştaki Ukrayna’ya gerçekleşen ihracatımız 7 aylık dönemde yüzde 13,77 oranında gerileyerek, 72 milyon 33 bin 890 dolar oldu. 6. sırada yer alan Hollanda’ya gerçekleşen ihracat yüzde 32,44 oranında artarak, 66 milyon 826 bin 385 dolar oldu, 13. sırada yer alan Suudi Arabistan’a gerçekleşen ihracat yüzde 37,21 oranında artarak, 30 milyon 751 bin 145 dolar oldu, 17. sırada yer alan İran’a gerçekleşen ihracat yüzde 127,37 oranında artışla 29 milyon 363 bin 335 dolar oldu. 18. sırada yer alan Kazakistan’a gerçekleşen ihracat yüzde 134,61 oranında artarak, 29 milyon 128 bin 136 dolar, 34. Sırada yer alan Endonezya’ya gerçekleşen ihracat yüzde 827,82 oranında artarak, 9 milyon 738 bin 821 dolar oldu. Batı Akdeniz’den 7 aylık dönemde 168 ülkeye ihracat gerçekleştirilirken, 2192 firma ihracat gerçekleştirdi” dedi. – ANTALYA
]]>Ziraat Bankası’ndan yapılan açıklamada, son dönemde bazı basın yayın organları ve sosyal medya hesaplarında Bankanın zarar ettiğine yönelik ifadelerin yer aldığı hatırlatıldı.

“BANKAMIZIN ZARAR ETMESİ SÖZ KONUSU DEĞİL”
Bankanın, güçlü ve sağlıklı finansal göstergelerle faaliyetlerini sürdürdüğü ve mali tabloları düzenli olarak kamuoyuna açıklandığı belirtilen açıklamada, şu ifadeler yer aldı: “Bu tablolardan da görüleceği üzere; Bankamızın faaliyetleri nedeniyle zarar etmesi söz konusu olmadığı gibi, sektör normlarına uygun seviyelerde kar eden bankalar arasında yer almaktadır. Diğer taraftan, anonim şirket statüsünde faaliyetlerine devam eden Bankamız, her ticari kuruluşun yaptığı gibi bütçesinin bir kısmını tanıtım ve reklam faaliyetlerine ayırmaktadır. Bankacılık sektörü gibi rekabetin yoğun olarak yaşandığı bir sektörde, Bankamız da diğer kamu ve özel bankaların yapmış olduğu gibi ürün ve hizmetleriyle ilgili tanıtım ve reklam faaliyetlerini sürdürmektedir.”
Açıklamada, 160 yıllık köklü bir geçmişe sahip olan ve Türk ekonomisinin büyümesi ve gelişmesine katkı sağlayan Ziraat Bankasının bundan sonra da aynı kararlılıkla faaliyetlerini sürdüreceği vurgulandı.

“HER DÖNEM NET KAR ELDE EDİYORUZ”
Halkbank’tan yapılan açıklamada da son dönemde bazı basın yayın organları ve sosyal medya hesaplarında Bankanın zarar ettiği iddialarının yer aldığı anımsatıldı. Bankanın mali tablolarının düzenli olarak kamuoyuna açıklandığı ve faaliyetleri nedeniyle zarar etmesinin söz konusu olmadığı vurgulanan açıklamada, şu değerlendirmeler yer aldı: “Kamuoyu ile paylaşılan mali verilerde Bankanın her dönem net kar elde ettiği açık bir şekilde görülmektedir. Diğer taraftan; yıllardır KOBİ’lerin, esnaf ve sanatkarın lider bankası olarak faaliyetlerine devam eden Bankamız, her ticari kuruluşun yaptığı gibi bütçesinin bir kısmını tanıtım ve reklam faaliyetlerine ayırmaktadır. Bankamız, sektördeki bankalar arasında toplam TL bilanço büyüklüğünde üçüncü, toplam TL krediler büyüklüğünde ise ikinci sırada olmasına mukabil, tasarruf tedbirlerine azami dikkat etmekte olup, reklam ve tanıtım giderlerinin de içerisinde yer aldığı işletme giderlerinde sektörde 6. sırada yer almaktadır. Bankacılık sektörü gibi rekabetin yoğun olarak yaşandığı bir sektörde, diğer kamu ve özel bankaların yapmış olduğu gibi, Bankamız da ürün ve hizmetleriyle ilgili tanıtım ve reklam faaliyetlerini sürdürmektedir.”
Açıklamada, 86 yıldır başta KOBİ’ler, esnaf ve sanatkarlar olmak üzere halkın yanında olan, Türk ekonomisinin büyümesine ve gelişmesine katkı sağlayan Halkbank’ın, bundan sonra da aynı kararlılıkla faaliyetlerini sürdüreceğinin altı çizildi.

İBB BAŞKANI İMAMOĞLU NE DEDİ?
İBB Başkanlığında basın toplantısı düzenleyen İmamoğlu, Ziraat Bankası ve Halkbank’ın zarar ettiğini öne sürdü. İmamoğlu, “Ziraat Bankası ve Halk Bankası’nın raporlarına göre; iki kamu bankası 6 ayda 42 milyar TL zarar etti. Buna rağmen 6 milyar liralık ‘reklam harcaması’ yapıyorlar. Ki biz biliyoruz, bu ‘reklam’ parasının hangi kuruluşlara gittiğini, belli medya grupları. Öğretmenler odasındaki çaydanlığı tasarruf diye kaldıranlar buna nasıl ses çıkarmıyor? Ben sadece CHP’li değil, MHP’li AK Partili bütün partilerin belediyelerinin hakkını savunacağım. Emeklileri kullanarak kendilerine sempati yaratmaya çalışıyorlar. Hadi oradan! Emekli vatandaşlarımız en erdemli en bilge insanlardır. Bunlara kimse inanmıyor.” ifadelerini kullandı.
]]>ELAZIĞ – Elazığ Tarımsal Kalkınma Kooperatifi tarafından yaptırılan kayısı işleme, paketleme ve analiz laboratuvarı tesisi, düzenlenen törenle açıldı.
Elazığ’ın Baskil ilçesinde kayısı üreticilerinin yüzünü güldürecek ve ilçede üretilen kayısının hak ettiği pazar payına kavuşmasını sağlayacak kayısı işleme, paketleme ve analiz laboratuvarı tesisi kuruldu. Elazığ Tarımsal Kalkınma Kooperatifi tarafından kayısı işleme, paketleme ve analiz laboratuvarı tesisi bugün düzenlenen törenle açılışı gerçekleştirildi. Tesisin açılışına, Elazığ Valisi Numan Hatipoğlu, AK Parti Elazığ Milletvekili Prof. Dr. Erol Keleş, CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol, Elazığ Belediye Başkan Yardımcısı Nazif Bilginoğlu, Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fahrettin Göktaş, Munzur Üniversitesi Rektörü Dr. Kenan Peker, Baskil Kaymakamı Hasan Hüsnü Yürker, Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İdris Alan, Baskil Belediye Başkanı Tuncer Turus ile çok sayıda davetli katıldı. ETAK tarafından 3 bin 500 metrekare alan üzerine kurulan tesis, ilk etapta 50 kişiye iş olanağı sağlayacağı ve bin tonluk iş kapasitesine sahip olacağı bildirildi.
Önemli bir tesisin Baskil’e ve Elazığ’a kazandırıldığını ifade eden Elazığ Valisi Numan Hatipoğlu, “Önemli ürünün pazara doğru bir şekilde ulaştırılması. Bu anlamda da arkadaşlarımız doğru bir adımı tercih etmiş. Yürekten kutluyorum. Bu noktada destekçisi ve takipçisi olacağımı ifade etmek istiyorum. Yine burada kooperatif yöneticilerine şimdiye kadar 30 yıllık meslek hayatım boyunca gördüğümüz bir hususu ifade etmek isterim. Kooperatifler kuruluş amacının doğrultusunda çalıştıkları takdirde bölgeleri için çok önemli işler yapıyorlar. Ancak zaman içerisinde ortaya çıkabilecek alternatif yatırım alanları ile ilgili olarak isabetli yatırımlar yapmadıkları zaman da o bölge için özellikle idareciler ve siyasetçiler için gerçekten problem teşkil eden birer yapı haline dönüşüyorlar. Bunun için aslolan burada ETAK’ın özellikle tavandan tabana doğru çiftçi odaklı çalışma ve nihayetinde bunun pazara doğru ulaştırılması gibi çalışmaların dışında farklı alanlara yönelmeden o çalışmaları yönlendirmesi ve gerçekleştirmesi gerekiyor. Hatta daha sonra ortaya çıkacak hasılanın yine hem çiftçinin bilinçlendirilmesi hem de tarla ve çiftçilikle ilgili alternatif hizmetlerde kullanılması doğru olacaktır diye düşünüyorum. Bu vesile ile tesisimizin Baskil’e, Elazığ’a hayırlar getirmesini diliyorum” dedi.
Ticaret ve Sanayi Odası olarak, ilçeleriyle birlikte kalkınan Elazığ sloganıyla ilçeleri değerlerinin ve potansiyellerinin ortaya çıkması adına projeleri sürdürdüklerini ifade eden Elazığ TSO Başkanı İdris Alan ise birkaç ay içerisinde bu tesisin tamamlanması ve tam da kayısı sezonunda faaliyete geçmesi, üreticilerimiz ve ilçemiz adına önemli bir kazanım oldu. Bugün kayısı denince akla ilk gelen ilin Malatya olduğunu tüm ülke biliyor ancak, bu ürünlerin Baskil yöresinde üretilen kayısılar olduğunu büyük bir çoğunluk bilmiyor. Kayısı borsasının ve ticaretinin Malatya olmasın sebebi bu ilimizin kayısının tanıtımını en güzel şekilde yapması ve değişik tekniklerle işlenmiş ve paketlenmiş ürünleri her platformda öne çıkarma gayretleridir. Bizler, Malatya kayısısı olarak tanınmış ancak önemli bir bölümü bu coğrafyada üretilen kayısımızı artık ” Baskil Kayısısı ” olarak profesyonel teknik ve yöntemleriyle tanıtma ve markalaştırmanın çabasını göstermeliyiz” diye konuştu.
İl protokolünün kesilmesi ile tesisin açılışı gerçekleştirildi.
]]>Elazığ’ın Baskil ilçesinde kayısı üreticilerinin yüzünü güldürecek ve ilçede üretilen kayısının hak ettiği pazar payına kavuşmasını sağlayacak kayısı işleme, paketleme ve analiz laboratuvarı tesisi kuruldu. Elazığ Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin (ETAK) kurduğu tesisin açılışı törenle gerçekleştirildi. ETAK tarafından 3 bin 500 metrekare alan üzerine kurulan tesisin ilk etapta 50 kişiye iş olanağı sağlayacağı ve bin tonluk iş kapasitesine sahip olacağı bildirildi.
Elazığ Valisi Numan Hatipoğlu, Baskil’e ve Elazığ’a önemli bir tesis kazandırıldığını ifade ederek, “Önemli ürünün pazara doğru bir şekilde ulaştırılması. Bu anlamda da arkadaşlarımız doğru bir adımı tercih etmiş. Yürekten kutluyorum. Bu noktada destekçisi ve takipçisi olacağımı ifade etmek istiyorum. Yine burada kooperatif yöneticilerine şimdiye kadar 30 yıllık meslek hayatım boyunca gördüğümüz bir hususu ifade etmek isterim. Kooperatifler kuruluş amacının doğrultusunda çalıştıkları takdirde bölgeleri için çok önemli işler yapıyorlar. Ancak zaman içerisinde ortaya çıkabilecek alternatif yatırım alanları ile ilgili olarak isabetli yatırımlar yapmadıkları zaman da o bölge için özellikle idareciler ve siyasetçiler için gerçekten problem teşkil eden birer yapı haline dönüşüyorlar. Bunun için aslolan burada ETAK’ın özellikle tavandan tabana doğru çiftçi odaklı çalışma ve nihayetinde bunun pazara doğru ulaştırılması gibi çalışmaların dışında farklı alanlara yönelmeden o çalışmaları yönlendirmesi ve gerçekleştirmesi gerekiyor. Hatta daha sonra ortaya çıkacak hasılanın yine hem çiftçinin bilinçlendirilmesi hem de tarla ve çiftçilikle ilgili alternatif hizmetlerde kullanılması doğru olacaktır diye düşünüyorum. Bu vesile ile tesisimizin Baskil’e, Elazığ’a hayırlar getirmesini diliyorum” dedi.
Ticaret ve Sanayi Odası olarak “ilçeleriyle birlikte kalkınan Elazığ” sloganıyla ilçeleri değerlerinin ve potansiyellerinin ortaya çıkması adına projeleri sürdürdüklerini ifade eden Elazığ TSO Başkanı İdris Alan ise, “Birkaç ay içerisinde bu tesisin tamamlanması ve tam da kayısı sezonunda faaliyete geçmesi, üreticilerimiz ve ilçemiz adına önemli bir kazanım oldu. Bugün kayısı denince akla ilk gelen ilin Malatya olduğunu tüm ülke biliyor ancak, bu ürünlerin Baskil yöresinde üretilen kayısılar olduğunu büyük bir çoğunluk bilmiyor. Kayısı borsasının ve ticaretinin Malatya olmasın sebebi bu ilimizin kayısının tanıtımını en güzel şekilde yapması ve değişik tekniklerle işlenmiş ve paketlenmiş ürünleri her platformda öne çıkarma gayretleridir. Bizler, Malatya kayısısı olarak tanınmış ancak önemli bir bölümü bu coğrafyada üretilen kayısımızı artık ‘Baskil kayısısı’ olarak profesyonel teknik ve yöntemleriyle tanıtma ve markalaştırmanın çabasını göstermeliyiz” diye konuştu.
Tesisin açılışına Elazığ Valisi Numan Hatipoğlu, AK Parti Elazığ Milletvekili Prof. Dr. Erol Keleş, CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol, Elazığ Belediye Başkan Yardımcısı Nazif Bilginoğlu, Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fahrettin Göktaş, Munzur Üniversitesi Rektörü Dr. Kenan Peker, Baskil Kaymakamı Hasan Hüsnü Yürker, Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İdris Alan, Baskil Belediye Başkanı Tuncer Turus ile çok sayıda davetli katıldı. – ELAZIĞ
]]>Otopark sorunu için katlı akıllı otopark projesi
ANASİAD yönetim kurulu üyeleri, Hüseyin Fırat Yıldırım, Kuddusi Niğdelioğlu, Kürşat Erbay ve kurumsal iletişim danışmanı İbrahim Çoban ile birlikte Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’ı ziyaret eden Başkan Hakan Birkan, ilçede yaşanan otopark sorunu ve riskli bölgelerde yapılacak kentsel dönüşüm projelerinde destek olacaklarını açıkladı. Ziyarette konuşan Başkan Birkan, Osmangazi’nin 1 milyonu aşan nüfusuyla birçok ili geride bırakan önemli bir ilçe olduğunu belirtti. Bursa’nın kalbi olarak nitelendirdiği Osmangazi’de, yoğun nüfusun yanı sıra geçmişten gelen plansız kentleşmenin sancılarının yaşandığını vurgulayan Birkan, “Osmangazi’nin otopark sorununa çözüm olacak katlı akıllı otopark projemiz var. Çok küçük alanlarda tam otomasyon sistemli bu proje konusunda belediye bütçesinden kaynak çıkmadan yap-işlet-devret yöntemiyle ilçenin bu önemli sorununa çözüm sunmak isteriz” dedi.
Kentsel dönüşüm için ANASİAD desteği
Hakan Birkan, Bursa’nın en eski yerleşim yeri olan Osmangazi’de yıllarca plansız ve çarpık kentleşme yaşandığını belirterek, “Sayın Erkan Aydın, muhtemel bir depremde büyük bir felaket yaşanmaması için kentsel dönüşüm hamlesi başlatmak için harekete geçti. ANASİAD olarak kentsel dönüşüm konusunda da çok önemli projelerimiz var. Osmangazi’nin planlı bir yerleşim merkezi olması için her türlü desteğe hazırız” dedi.
ANASİAD’ın hedefleri ve iş birliği
Hakan Birkan, ANASİAD’ın farklı sektörlerde faaliyet gösteren iş insanlarını bünyesinde barındıran önemli bir sivil toplum kuruluşu olduğunu vurgulayarak, Bursa’daki yerel yönetimler ve bürokrasi ile şehrin gelişmesine katkı sunacak, ekonomik açıdan kalkınması için her türlü iş birliğine hazır olduklarını belirtti.
Belediye Başkanı Aydın’ın görüşleri
Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, ANASİAD yönetim kurulu üyelerini ağırlamaktan dolayı memnun olduğunu ifade etti. Bursalı saygın iş insanlarını bünyesinde barındıran ANASİAD’ın, kent ve Bursa’nın gelişmesi ve yaşadığı sorunların çözülmesi için her türlü proje ve önerisine açık olduklarını söyleyen Başkan Aydın, “Osmangazililer, bizleri Bursa ve ilçemize hizmet etmek için iş başına getirdi. İlçemizin kalkınması ve gelişmesi için dolu dolu projeler hazırladık. Göreve geldiğimiz ilk günden beri de hızla çalışıyoruz. İlçemizin çağdaş bir yapıya bürünmesi için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Bu süreçte sivil toplum kuruluşlarının vereceği desteği çok önemsiyoruz” dedi.
Akıllı otopark ve kentsel dönüşüm projeleri
ANASİAD’ın akıllı otopark projesini önemli bulduklarını ve yaşanan otopark sorununa çözüm olabileceğini belirten Erkan Aydın, Osmangazi’nin her köşesini güvenli binalarla donatmak istediklerini de ifade etti. Bunun için planlama çalışmalarına hızla başladıklarını vurgulayan Başkan Aydın, “Beş bölgede hızlı şekilde planlamalara başladık. Bunları vakit geçirmeden tamamlayıp, riskli alanlarda insana yakışan modern ve çağdaş bir Osmangazi oluşturmak istiyoruz. Bu konuda ANASİAD’ın vereceği destek bizim için önemli. Kentsel yenileme değil, kentsel dönüşüm hedefimize ulaşmak için her türlü öneriye açığız” dedi. – BURSA
]]>Samsun 2. El Otomobil Pazarı’nda galericiler, satıcı ve alıcılar piyasanın nabzını yokluyor. Satıcılar araçlarına istedikleri fiyatın verilmemesinden yakınırken, alıcılar ise kafalarında belirledikleri bütçeye göre araç bulamamaktan şikayet etti. Fiyatların düştüğünü ifade eden satıcılar, buna rağmen ikinci el otomobil satışlarında hatırı sayılır şekilde bir hareketlilik olmadığını söyledi. Durgunluğun en önemli nedeninin yüksek kredi faizleri olduğunu kaydeden satıcılar, fındık hasadından sonra 2. el piyasasının canlanmasını umut ediyor.
“Fiyatlar yüzde 10-15 oranında düştü, sadece düşük fiyatlı araçlarda satış var”
Fiyatların düşmesine rağmen hareketlilik olmadığını ifade eden galerici Samet Pekşen, “6 aydır sektör çok durgun. Bunun en büyük sebeplerinden biri de kredi faizleri. Alım gücü düşük olduğundan sadece düşük fiyatları araç alım-satımlarında hareketlilik oluyor. Üst segment ve fiyatlı araçlarda ise talep yok. Talep olmadığı için de fiyatlar düşüş eğilimde. 6 ay öncesine göre fiyatlar yüzde 10-15 oranında geriledi. Araba almak isteyenler için şu anda fiyatlar gayet normal. İnşallah satışlar hızlanır” dedi.
“Umut fındıkta”
Piyasanın durma noktasında olduğuna dikkat çeken satıcı Fatih Arslan, “Araç satmak için 2 haftadır pazara geliyorum. Şu anda piyasa bitik durumda. Alıcı da yok satıcı da yok. Piyasa çok düştü. Müşteri de gelmiyor. Araç satmak isteyenler pazara geliyor, birbirimize araçlarımızı soruyor ve evimize geri dönüyoruz. Fındıklar satıldıktan sonra belki 2. el otomobil satış işleri açılabilir” diye konuştu.
“190 bin TL istediğim aracım, 10 gündür satışta”
10 gündür satışa çıkardığı aracına belirlediği fiyatı veren olmadığını vurgulayan satıcı Mithat Özer, “Arabamı satmak için pazara getirdim. Piyasa şu anda durgun. Satış hiç yok denecek kadar az. Sadece gelip gezmiş olduk. Fiyat soran oluyor ama satış yok. Ben aracıma 190 bin TL belirledim. Belirlediğim fiyatı veren olmadı. Pazarda bir kalabalık da yok” şeklinde konuştu.
“Fiyatlar düşmüş, aradığım aracı buluna kadar bekleyeceğim”
Araç almak için acele etmeyeceğini dile getiren Halil Bayram, “İkinci el araç pazarını geziyorum. Eşim hasta, onu hastanelere rahat getirip, götürmek için araç bakıyorum. Piyasa pek iç açıcı değil. Emekliyim ve ayrıyeten çalışıyorum ama evim kira. Araç fiyatları geçen sene ya da 6 ay öncesine göre düşmüş ama yine de iç açıcı değil. 250-300 bin TL civarında bir bütçem var. Beğendiğim araba olana kadar bekleyeceğim” ifadelerini kullandı.
Satıcı Ali Altunay, “Kredilerin önü kapalı. 2. el otomobile talep olur ama kredilere ulaşım ve geri ödemesi kolay olmadığından piyasa hareketlenmiyor. Acil ihtiyacı olan fiyatları daha da geri çekip satıyor. Zaten şu anda fiyatlar oldukça düşmüş durumda ama talep yok. Geçen yıla göre düşük segmentte 30-40 bin TL arasında bir fiyat düşüşü var. Ben 1997 Şahin S aracımı pazarda 155 bin TL’den satışa çıkardım. Son olarak 150 bin TL verene bırakacağım. Model yükseltmek istiyordum, satamasam da kendim bineceğim” dedi.
“700 bin TL’ye kadar bir araç bakıyorum, bulamadım”
Bütçesine uygun bir araç bulamadığı için pazardan eli boş döneceğini ifade eden alıcı Serkan Arda ise şunları söyledi:
“Sıkıntılı bir piyasa ile karşı karşıyayız. İstediğimiz aracı alamıyoruz. Düşüş olduğuna inanmıyorum. Günümüz bütçesine göre fiyatlar pahalı. 650-700 bin TL bandında bir araç bakıyorum ama hoşumuza giden bir otomobil bulamadık. Büyük ihtimal boş döneceğiz. Gözüme sadece 1 araba kestirdim. Ondan da 850 bin TL istediler. O da bizim bütçemizi aştı.” – SAMSUN
]]>Anamur’da Feribot Seferleri açılışı için Mersin’e gelen TOBB Yönetim Kurulu Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, eski Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan’la Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır’a hayırlı olsun ziyaretinde bulundu. Kredi Garanti Fonu Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Özegen’in de eşlik ettiği ziyarette Başkan Çakır, konuklarını MTSO Meclis Başkanı Hamit İzol, TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Mersin Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Cihat Lokmanoğlu ve MTSO Meclis üyeleriyle birlikte ağırladı.
Bir yıllık görev sürelerinde yürüttükleri çalışmalar hakkında kısa bilgi veren Çakır, “10 Ağustos’ta Cumhurbaşkanımızın katılımıyla havalimanımızı da açacağız. Bu yatırım, bölgemize ayrı bir ivme kazandıracak. Mersin çok hızlı büyüyen bir yapıda ilerliyor” diye konuştu. Çalışmalarda Adana ile birlikte hareket ettiklerini belirten Çakır, bölgenin bir bütün olarak düşünülmesi ve kıt kaynakların doğru yatırımlarla doğru yerlerde değerlendirilmesini beklediklerini kaydetti. Hisarcıklıoğlu ve Elvan’ın ziyaretlerinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Meclis Başkanı Hamit İzol ise konuşmasında birlik ve beraberlik vurgusu yaptı.
“Mersin bugün birse yarın 10 olacak”
Hisarcıklıoğlu da Başkan Çakır’a hayırlı olsun ziyaretinde bulunduklarını belirterek, “Çakır’ın bir senelik performansını izledim. Bu sürede sizlerin dert ve sıkıntılarını bire bir, ya bana ya da yazılı olarak diğer kurumlara götürüyor. Bizim de görevimiz bu. Sizin talep ve sorunlarınızı ilgili makamlara taşıyıp ardından çözümlerini takip etmek” diye konuştu.
Kente ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Hisarcıklıoğlu, kentin ve bölgenin hızla gelişip zenginleştiğini dile getirdi. Yürütülen projelerle ve yapılan yatırımlarla daha da gelişeceğini vurgulayan Hisarcıklıoğlu, “Mersin bugün birse yarın 10 olacak” dedi.
Bölgeyi bekleyen en önemli yatırımın Orta Anadolu Sanayi Havzası Projesi olacağına işaret eden Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti:
“Geçtiğimiz süreçte bölgede büyük bir deprem yaşadık. 11 ili kapsadı ama burada sanayinin kalkınması tekrar sağlanabiliyor. Allah korusun Türkiye ekonomisinin yüzde 60’ını kapsayan Marmara Bölgesi’nde oluşacak bir felakette hepimiz çalışsak kalkınmayı sağlayabilmemiz mümkün değil. Bu kapsamda yaklaşık 13 yıl önce yaptığımız bir çalışmayı Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz’la paylaştığımızda; onlar da seçim beyannamesine koydular. Ankara’dan başlayarak tüm Anadolu’yu kucaklayıp Mersin ve İskenderun’la buluşma projesi. Eğer bunu Türkiye olarak başarabilirsek hem bu bölgenin gelişmesi ve zenginleşmesi, hem Türkiye’nin zenginleşmesi için müthiş bir fırsat elde edeceğiz.”
“Her halükarda Mersin’e bu limanın yapılacağını düşünüyorum”
Mersin Ana Konteyner Limanı’na dair değerlendirmelerde bulunan eski Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan da bu yatırımın ‘Adana’ya mı yoksa Mersin’e mi yapılacak?’ konusundaki soruları şöyle yanıtladı:
“Mersin’in lojistik altyapısı ve ekosistemine bu coğrafyada hiçbir il sahip değil. Mersin’in bu noktada inanılmaz avantajları bulunuyor. Elbette komşu illerimize de limanlar yapılabilir. Bunun önünde hiçbir engel yok. Ama ne kadar yapılırsa yapılsın Türkiye’nin ihtiyacı, mevcut limanların kapasitesinin 4-5 kat fazlası. Onun için kaygı içinde olmayın. Her halükarda Mersin’e bu limanın yapılacağını düşünüyorum.” – MERSİN
]]>6 aylık dış ticaret değerleri
Ticaret Bakanlığı verilerine göre Erzurum’da bu yılın ilk 6 ayında 25 milyon 834 bin dolar değerinde ihracat, 32 milyon 394 bin dolar değerinde ithalat kaydedildi. 2024’ün ilk 6 ayı düzeyinde dış ticaret değeri 58 milyon 228 bin dolar olarak bildirildi.
Aylık değişim
Veriler üzerinden DOSİAD tarafından gerçekleştirilen hesaplamalara göre, Erzurum’da Mayıs ayına göre ihracat yüzde 32,42 oranında arttı, ithalat değeri yüzde 38,23 oranında düşüş kaydetti. Dış ticaret değeri toplamı da yüzde 4,16 oranında düşüş gösterdi.
Erzurum ihracatın ithalatı karşılama oranı
DOSİAD analizlerinde, Erzurum’da ihracatın ithalatı karşılama oranı Haziran 2024 döneminde yüzde 199,6, 5 aylık kayıtta ise yüzde 63,03 olarak bildirildi. Dış ticaret değeri toplamında ihracatın payı yüzde 38,66, ithalatın payı ise yüzde 79,74 olarak hesaplandı
Erzurum 2024 Mayıs verileri
Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2024 yılı Erzurum’da bu yılın Mayıs ayı kapsamında 5 milyon 974 bin dolarlık ihracat, 6 milyon 415 bin dolarlık ithalat olarak toplam 12 milyon 389 bin dolar değerinde dış ticaret gerçekleştirilmişti.
Erzurum ihracat aylık dağılım
Ticaret Bakanlığı Dış Ticaret Verilerine göre Erzurum’dan Ocak ayında 2 milyon 965 bin, Şubat ayında 2 milyon 984 bin, Mart ayında 2 milyon 861 bin, Nisanda 3 milyon 139 bin, Mayısta 5 milyon 974 bin, Haziranda 7 milyon 911 dolar kaydında ihracat yapıldı.
Erzurum ithalat aylık dağılım
Ticaret Bakanlığı Dış Ticaret Verilerine göre Erzurum’dan Ocak ayında 3 milyon 875 bin, Şubat ayında 3 milyon 737 bin, Mart ayında 4 milyon 913 bin, Nisan ayında 9 milyon 491 bin, Mayıs ayında 6 milyon 415 bin, Haziranda 3 milyon962 dolar düzeyinde ithalat gerçekleştirildi.
Erzurum dış ticaret aylık dağılım
Erzurum’da 6 aylık düzeyde Ocak ayında 6 milyon 840 bin, Şubat ayında 6 milyon 721 bin, Mart ayında 7 milyon 774 bin, Nisan ayında 12 milyon 631 bin, Mayıs ayında 12 milyon 389 bin, Haziranda 11 milyon 873 dolar değerinde dış ticaret kaydedildi.
Dış ticaret verileri açıklandı
Haziran ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 10,8 artarak 5 milyar 298 milyon dolardan, 5 milyar 871 milyon dolara yükseldi.
Türkiye İstatistik Kurumu ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle genel ticaret sistemi kapsamında üretilen geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat 2024 yılı Haziran ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 8,3 azalarak 19 milyar 49 milyon dolar, ithalat yüzde 4,4 azalarak 24 milyar 920 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Ocak-Haziran döneminde ihracat yüzde 2,6 arttı, ithalat yüzde 8,4 azaldı.
Genel ticaret sistemine göre ihracat 2024 yılı Ocak-Haziran döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 2,6 artarak 126 milyar 278 milyon dolar, ithalat yüzde 8,4 azalarak 168 milyar 869 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Haziran ayında enerji ürünleri ve altın hariç ihracat yüzde 9,4, ithalat yüzde 2,7 azaldı.
Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ihracat, 2024 Haziran ayında yüzde 9,4 azalarak 19 milyar 404 milyon dolardan, 17 milyar 584 milyon dolara geriledi.
Haziran ayında enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ithalat yüzde 2,7 azalarak 19 milyar 853 milyon dolardan, 19 milyar 308 milyon dolara geriledi.
Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç dış ticaret açığı Haziran ayında 1 milyar 725 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret hacmi yüzde 6,0 azalarak 36 milyar 892 milyon dolar olarak gerçekleşti. Söz konusu ayda enerji ve altın hariç ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 91,1 oldu.
Dış ticaret açığı Haziran ayında yüzde 10,8 arttı
Haziran ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 10,8 artarak 5 milyar 298 milyon dolardan, 5 milyar 871 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Haziran ayında yüzde 79,7 iken, 2024 Haziran ayında yüzde 76,4’e geriledi.
Dış ticaret açığı Ocak-Haziran döneminde yüzde 30,5 azaldı.
Ocak-Haziran döneminde dış ticaret açığı yüzde 30,5 azalarak 61 milyar 325 milyon dolardan, 42 milyar 591 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Ocak-Haziran döneminde yüzde 66,8 iken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 74,8’e yükseldi.
Haziran ayında imalat sanayinin toplam ihracattaki payı yüzde 94,3 oldu.
Ekonomik faaliyetlere göre ihracatta, 2024 Haziran ayında imalat sanayinin payı yüzde 94,3, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,6, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,6 oldu.
Ocak-Haziran döneminde ekonomik faaliyetlere göre ihracatta imalat sanayinin payı yüzde 94,3, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,7, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,6 oldu.
Haziran ayında ara mallarının toplam ithalattaki payı yüzde 69,7 oldu
Geniş ekonomik gruplar sınıflamasına göre ithalatta, 2024 Haziran ayında ara mallarının payı yüzde 69,7, sermaye mallarının payı yüzde 14,9 ve tüketim mallarının payı yüzde 15,3 oldu.
İthalatta, 2024 Ocak-Haziran döneminde ara mallarının payı yüzde 70,0, sermaye mallarının payı yüzde 14,6 ve tüketim mallarının payı yüzde 15,3 oldu.
Haziran ayında en fazla ihracat yapılan ülke Almanya oldu
Haziran ayında ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 1 milyar 555 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 1 milyar 287 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 59 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 984 milyon dolar ile İtalya, 853 milyon dolar ile Irak takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 30,1’ini oluşturdu.
Ocak-Haziran döneminde ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 10 milyar 201 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 7 milyar 785 milyon dolar ile ABD, 6 milyar 962 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 6 milyar 454 milyon dolar ile İtalya ve 6 milyar 241 milyon dolar ile Irak takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,8’ini oluşturdu.
İthalatta ilk sırayı Çin aldı
İthalatta Çin ilk sırayı aldı. Haziran ayında Çin’den yapılan ithalat 3 milyar 394 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 2 milyar 948 milyon dolar ile Rusya Federasyonu, 1 milyar 930 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 190 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 169 milyon dolar ile İtalya izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 42,7’sini oluşturdu.
Ocak-Haziran döneminde ithalatta ilk sırayı Rusya aldı. Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 22 milyar 41 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 21 milyar 281 milyon dolar ile Çin, 12 milyar 765 milyon dolar ile Almanya, 9 milyar 675 milyon dolar ile İtalya, 8 milyar 135 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 43,8’ini oluşturdu.
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ihracat yüzde 7,5 azaldı
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre; 2024 Haziran ayında bir önceki aya göre ihracat yüzde 7,5 azalırken, ithalat yüzde 2,6 arttı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise; 2024 yılı Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 3,7 azalırken, ithalat yüzde 1,2 arttı.
Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı yüzde 4,1 oldu
Teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri, ISIC Rev.4 sınıflaması içinde yer alan imalat sanayi ürünlerini kapsıyor. Haziran ayında ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 94,3 oldu. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 4,1 oldu. Ocak-Haziran döneminde ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 94,3 oldu. Ocak-Haziran döneminde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 3,5 oldu.
Haziran ayında imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 81,7 oldu. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 10,8 oldu. Ocak-Haziran döneminde imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 80,7’dir. Ocak-Haziran döneminde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 10,9 oldu.
Özel ticaret sistemine göre ihracat 2024 yılı Haziran ayında 17 milyar 128 milyon dolar oldu.
Özel ticaret sistemine göre, 2024 yılı Haziran ayında, ihracat bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9,9 azalarak 17 milyar 128 milyon dolar, ithalat yüzde 7,1 azalarak 22 milyar 731 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Haziran ayında dış ticaret açığı yüzde 2,6 artarak 5 milyar 460 milyon dolardan, 5 milyar 603 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Haziran ayında yüzde 77,7 iken, 2024 Haziran ayında yüzde 75,4’e geriledi.
İhracat 2024 yılı Ocak-Haziran döneminde 114 milyar 209 milyon dolar oldu.
Özel ticaret sistemine göre ihracat, 2024 yılı Ocak-Haziran döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 1,8 artarak 114 milyar 209 milyon dolar, ithalat yüzde 9,0 azalarak 157 milyar 380 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Ocak-Haziran döneminde dış ticaret açığı yüzde 29,0 azalarak 60 milyar 784 milyon dolardan, 43 milyar 171 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Ocak-Haziran döneminde yüzde 64,9 iken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 72,6’ya yükseldi. – ERZURUM
]]>Avrupa Birliği tarafından fonlanan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından desteklenen MERTUSEG projesinin kapanış toplantısı gerçekleştirildi. Büyükşehir Belediyesi bürokratları, müdürler ve personel ile projenin paydaşları olan Mersin Üniversitesi akademisyenleri, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) ile İŞKUR temsilcilerinin yanı sıra projeye dahil olan gençlerin katıldığı toplantıda, eğitimde ve istihdamda olmayan 45 gencin yer aldığı MERTUSEG projesinin başlangıcından bitimine kadar yapılan faaliyetler, gençlerin istihdam alanları ve projenin kazanımları paylaşıldı. MERCEK Mesleki Eğitim Merkezleri Koordinatörü Gül Kadem Maya, hem mesleki eğitim merkezleri, hem de MERTUSEG projesi hakkında sunum gerçekleştirdi. İstihdama katılan faydalanıcıların yer aldığı video gösteriminin yapıldığı toplantıda, projeden faydalanan gençlere katılım belgeleri verildi.
“Gençleri her alanda destekleyemeye devam edeceğiz”
Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Engin Yıldırım, gençlerin nitelikli iş imkanlarına sahip olabilmeleri için birçok proje yaptıklarını, MERTUSEG projesinin de bunlardan biri olduğunu söyledi. Birçok paydaşla 45 genci istihdama kazandırmak amacıyla 1 yıl hem teorik hem pratik eğitimlerle desteklediklerini belirten Yıldırım, “Sektörlerin açıklarını, sektörlerdeki ana ihtiyaç unsurlarını gözeterek bilinçli ve planlı bir şekilde gidiyoruz. Turizm sektöründe Mersin’de ciddi bir açık var. Eğitimlerimizi daha tamamlamadan yarıdan fazla kişi istihdam edildi. Antalya’ya teknik geziye gittik, yarıya yakını orada iş buldu. Çünkü bu çocuklar başarılı çocuklardı. Mersin’de Denizkızı A.Ş dahil olmak üzere bu alanda birçok yerde istihdam şansı buldular. Gençleri her alanda, istihdamda ve eğitimde destekleyemeye devam edeceğiz” dedi.
“Turizm sektörü gençlerimize emanet”
MERCEK Mesleki Eğitim Merkezleri Koordinatörü Maya da MERTUSEG projesinin çok önemli bir istihdam projesi olduğunu belirterek, 45 gencin önce eğitim ardından istihdam yolculuklarında emeği geçen paydaşlara teşekkür etti. Maya, “Turizm sektörü gençlerimize emanet. Projemiz sonlanıyor ama uygulama evlerimizde eğitimler devam edecek. Ekim ayında yeni grubumuz başlayacak. Restoran hizmetlerinde, ön büroda ve kat hizmetlerinde yeni gençlerimizle beraber olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
“Gençlerimizi istihdam edilebilir hale getirdik”
Mersin Üniversitesi Yönetim ve Organizasyon Bölümü Öğr. Gör. Erdem Daşçı ise sektörün istediği insan kaynağını oluşturmak için hazırladıkları eğitim modülünde restoran hizmetleri, kat hizmetleri, ön büro ve girişimcilikle ilgili eğitimler verdiklerini ifade ederek, eğitim sırasında birçok gencin işe yerleştiğini anlattı. Daşçı, “Kamunun en temel görevlerinden biri de istihdam. Mersin Büyükşehir Belediyesi bu anlamda tartışmasız kamucu gözle, sosyal belediyecilik gözüyle bakıyor. Toplumsal sosyal sorumluluk içerisinde bu gençlerimizi istihdam edilebilir hale getirdik. Sosyal duyarlılık, toplumsal sosyal sorumluluk, sadece kurumlar değil herkesin bilinci olmalı” dedi.
“Turizm Mersin’in bir gerçeği”
MTSO Genel Sekreter Yardımcısı Fevzi Filik, turizmin önemine değinerek, “Turizm Mersin’in bir gerçeği. Turizm deyince biz sadece otelleri hayal ediyoruz. Sosyalleştiğimiz alanlar da aslında turizmin tam da kendisi olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle kıymetli bir projeydi. Eğitimde ve istihdamda olmayan 45 gence bu eğitimi verdikleri için Mersin Büyükşehir Belediyesine teşekkür ediyoruz” diye konuştu. – MERSİN
]]>CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, çiftçilerin bankalara olan borçları, ödeyemedikleri için bankalar tarafından takip altına alınan borçlar ve Tarım Kanunu’nun 21. Maddesi uyarınca devlet tarafından çiftçilere verilmesi gereken destek tutarları ile ilgili 2014-2024 dönemine ait verilere dayalı açıklamalarda bulundu.
Türkiye’nin tarımsal destek politikalarının belirlendiği gibi uygulanmamasını eleştiren Gürer, şöyle konuştu:
“2006 yılında Tarım Kanunu çıkarıldı. Tarım Kanunu’nun 21. maddesine göre milli gelirin yüzde 1’inin her yıl çiftçiye verilmesi gerekiyor. Son 10 yılda çiftçiye 808 milyar lira verilmesi gereken destek toplamda verilmedi. Bu yıl ise çiftçiye 91 milyar lira destek bütçeden ayrıldı. Milli gelirin yüzde 1’i 411 milyar lira yapıyor. Çiftçiye yeterli destek verilmediği için çiftçiler ürettiği ürünün düşük alım fiyatı nedeniyle de kazanamıyorlar. Ülkemizde tarım kesiminin sorunları her yıl katlanıyor. Bu yıl buğdaya, arpaya, çaya, fındığa kamu alım fiyatı düşük verildi. Önümüzdeki süreçte diğer ürünlerde de bu düşük alım fiyatları çiftçiyi önümüzdeki yıl üretimde daha da zorlayacak. Gübre fiyatları yükselişe geçti. Çiftçi bu bağlamda yeterli desteği alamadığı için sorun yaşıyor.”
Gürer, çiftçilerin bankalara olan borçlarının ve ödenemeyen borçlar nedeniyle bankalar tarafından takibe alınan borç tutarlarının arttığına da dikkat çekti. Gürer, “Çiftçilerimizin bankalara olan borçları, ocak ayında 608 milyar 294 milyon TL iken, haziran ayında 91 milyar 579 milyon TL artışla 699 milyar 579 milyon TL’ye yükseldi. Sadece mayıs ayına kıyasla bir ayda 10 milyar 214 milyon TL’lik bir artış yaşandı” dedi.
Gürer ayrıca, çiftçilerin ödeyemedikleri borçlar nedeniyle takibe alınan borç tutarının ocak ayında 2 milyar 130 milyon TL olduğunu, haziran ayında ise 466 milyon TL artışla 2 milyar 596 milyon TL’ye ulaştığını belirtti. Gürer, “Bir önceki aya göre, takibe alınan borçlarda 74 milyon TL’lik bir artış yaşandı” diye konuştu.
Gürer, ÇKS’ye dahil çiftçilere Türkiye Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeli kapsamında, dekar başına sağlanan desteklemelerin bir yıla yayılan sürede ödendiğine de işaret ederek, desteklerin bu süre içinde eridiğini vurguladı. Gürer, desteklerin hasat döneminde verilmesi gerektiğini söyledi.
“Fındık fiyatları da düşük tutuldu. Bu çiftçiyi kaygılandırıyor”
Gürer şunları söyledi:
“Ülkemizde 21 üründe arz açığı var. Bu arz açığının giderilmesi çiftçiye desteğin zamanında verilmesiyle olası. Eğer çiftçi ekim yaparken ya hasat sonunda desteğini alabilirse tohumu toprakla buluşturmaya devam edecek. Aksi takdirde her yıl hem çiftçi sayımız azalıyor hem ekim alanlarımız daralıyor. çiftçiye yeterli desteğin verilmesi çiftçinin içinde bulunduğu sorunların iktidar tarafından görülerek çözüm üretilmesi gerekiyor.
Son olarak fındık fiyatları da düşük tutuldu. Bu çiftçiyi kaygılandırıyor. Enflasyon var. Bir yılda tarımsal girdi maliyetleri yüzde 54 artmış, buğdayda yüzde 12, arpada yüzde 3’lük bir artış sağlandı, çayla, fındıkta da beklenen fiyat gerçekleşmedi. Bu süreci böyle götürmek ithalatı arttırır. İthalatçıya yarar. Aracıya yarar. Esas olan çiftçimizi destekleyelim, tüketicinin uygun fiyatta ürün alabilmesi için aracılık sistemini de daraltalım.”
]]>Temmuz ayında Türkiye’nin ihracatı ise; yüzde 13,8’lik artışla 19,8 milyar dolardan 22,5 milyar dolara yükseldi. EİB’nin ihracatı 2024 yılı ocak-temmuz döneminde yüzde 1’lik azalışla 10 milyar 554 milyon dolar olurken, son 1 yıllık ihracatı 18 milyar 150 milyon dolar olarak kayıt altına alındı.
Ege İhracatçı Birlikleri’nde sanayi sektörleri yüzde 6’lık artışla 825,8 milyon dolarlık bir ihracat rakamına ulaşırken, tarım ürünleri ihracatı yüzde 4’lük artışla 584 milyon dolardan 605 milyon dolara ilerledi. 2024 yılının ihracat artış rekortmeni olan madencilik sektörü temmuz ayında da ihracatta yüzde 19’luk gelişim gösterdi ve 111 milyon dolar dövizi Türkiye’ye kazandırdı.
EİB’de 10 ihracatçı birliği ihracatını artırdı
Ege İhracatçı Birlikleri çatısı altındaki 12 ihracatçı birliğinin 10 tanesi ihracatını artırmayı başarırken, 2 ihracatçı birliği 2023 yılı temmuz ayı performansının gerisinde kaldı. Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği 190 milyon 447 bin dolarlık ihracat seviyesiyle EİB bünyesindeki 12 ihracatçı birliği arasında liderliğini korurken, 2023 yılı temmuz ayına göre ihracatta yüzde 1’lik artış gösterdi.
Hazırgiyim ikinciliğe yükseldi
Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği, temmuz ayında ihracatını yüzde 21’lik artışla 116,5 milyon dolardan 140,6 milyon dolara çıkardı ve uzun zaman sonra EİB bünyesinde en çok ihracat yapan ikinci birlik konumuna yükseldi.
Su ürünleri ihracatında Türkiye lideri olan Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği temmuz ayında ihracatını yüzde 2’lik ilerlemeyle 129 milyon dolara taşıdı ve zirvenin üçüncü basamağında yerini aldı. Ege Maden İhracatçıları Birliği yüzde 19’luk artış hızı yakalarken temmuz ayında ihracatını 93 milyon dolardan 111 milyon dolara taşıdı.
Ege Bölgesi’nin lezzetlerini dünyanın dört bir tarafına taze meyve sebze ve meyve sebze mamulleri olarak ulaştıran Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği, temmuz ayında 107 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırdı ve EİB çatısı altında 100 milyon dolar barajını geçen beş ihracatçı birliğinden biri oldu.
Türkiye’deki tüm tütün ve tütün mamulleri ihracatçılarını çatısı altında buluşturan Ege Tütün İhracatçıları Birliği temmuz ayında ihracatını yüzde 6 geliştirdi ve 90,4 milyon dolar ihracatı hanesine yazdırdı. Temmuz ayında ihracatını yüzde 6 artıran Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği 82 milyor 150 bin dolarlık ihracat başarısı gösterdi.
İzmir, 1 milyar 402 milyon dolarlık ihracatla Ege Bölgesi ihracatının yüzde 55’ini tek başına gerçekleştirirken, İzmir’deki iki serbest bölge İzmir’in temmuz ayı ihracatına 266 milyon dolar katkı sağladı. Ege Bölgesi’nde ikinci sırada 428,6 milyon dolarlık ihracatla Manisa yer aldı.
“Temmuz ayındaki grafiğin sürdürülebilir olması önemli”
Temmuz ayında Türkiye genelinde ve Ege İhracatçı Birlikleri bazında ihracat rakamlarının umut verici olduğunu dile getiren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, temmuz ayındaki yukarı yönlü ihracat rakamlarının sürdürülebilir olmasının önemli olduğunu, bunun için döviz kurlarının enflasyon rakamlarına yakın bir seyir izlemesi gerektiğini belirtti.
Ege İhracatçı Birlikleri’nin son 1 yıllık ihracatının halen yüzde 1 seviyesinde geride olduğuna dikkati çeken Eskinazi, “TİM Başkanımız Mustafa Gültepe’nin de ifade ettiği gibi Türkiye’de üretim maliyetleri Asya’daki rakiplerimizden yüzde 40-50 daha yüksek. Avrupa’daki bazı ülkelerden yüzde 15-20 yukarıda kalıyoruz. Emek yoğun sektörlerimiz başta olmak üzere pekçok sektörümüz fiyat tutturamıyor. Rekabetçiliğimiz sürekli geriliyor. Toplumda istihdamı, refahı ve sosyal barışı koruyabilmemiz için ihracat hedeflerimizi tutturmamız gerekiyor. Bunun içinde ihracatçıya nefes aldıracak adımların atılmasını bekliyoruz” diye konuştu. – İZMİR
]]>Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, artan zam oranları ve zamların enflasyona etkisine ilişkin basın açıklamasında bulundu. Palandöken, fiyatların düşmesi ve zamların önüne geçilmesi içinse üretim miktarının artması gerektiğine dikkati çekti.
Yaz döneminde özellikle meyve sebze fiyatlarının düşmesi gerekirken yükseldiğine dikkati çeken TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Yaz ayında doğalgaza zam geldi. Bundan sonraki süreçte elektrik, doğalgaz, petrol gibi ürünlere zam yapıldıkça enflasyon muhakkak artar. Ama sorun bu yaz mevsiminde fiyatların düşmemesi ve navlun hizmetlerinin yükselmesi gibi bir sorun var. Özel bir akaryakıtın ticari araçlara taksi, dolmuş, minibüs, otobüs, kamyon, tır gibi vasıtalara verilmemesinden kaynaklanan bir navlun maliyetleri çıktı ortaya. Dolayısıyla vatandaş yaz aylarında her şeyin ucuzlayacağını beklerken fiyatların artması gerçekten düşündürücü. Öte yandan dengesiz fiyat politikaları da ürün fiyatlarını artırıyor. Bir pazarda 20 lira olan domatesin başka bir pazarda 40 liraya satılması hem haksız bir rekabet oluşturuyor hem de vatandaşımızın cebini yakıyor” dedi.
“Tüketimden üretim toplumuna geçmeliyiz”
Türkiye’nin en önemli sorununun yüksek enflasyonun ancak üretimin artması ile mümkün olacağını söyleyen Palandöken, “Fiyatların gerileyebilmesi için başta üretimin artması lazım ama üretimi artıracak alan kalmadı. Büyükşehirlerin etrafı beton yığını oldu. Kendi kendine büyük şehirler büyükşehir statüsünün dışındaki şehirler ve ilçeler imara açılmak suretiyle tarım arazileri üretimi netice itibariyle sonlandırma noktasına getirdi. İnsanların artık kendi yakınlarında, kendi çevresinde navlun ücreti ucuz ama kendi bahçeleri beton yığını oldu. Dolayısıyla fiyatların düşmesini beklemek de biraz zor olacak. Bunun için yapılması gereken büyükşehirlerin, belediyelerin bu konuda duyarlı olması lazım. Kendi tarım arazilerinin Tarım Bakanlığı ile birlikte koordine etmek suretiyle en azından orada yetişebilecek sebze meyve gibi şeylerin en yakın mesafeden temini lazım. Bir de bildiğiniz üzere şehir nüfusu arttıkça kırsal kesimde yaşayan veya köyde yaşayanların sayısı çok azaldı. Yani üretici bir toplum netice itibariyle tüketici bir toplum haline dönüştü. Her şeyin fiyatı gün geçtikçe artıyor ama maalesef insanlar da bu artan zamlarla ücretlerin artmasını bekliyor” diye konuştu.
“Lokomotif durumda olan zamların durması lazım”
Üretimin artırılması için atılacak somut adımların ekonominin yeniden yapılandırılmasına imkan sağlayacağını belirten Palandöken, “Peşinen gelen zamlar hem de kontrollü zam dediğimiz elektrik, doğalgaz, akaryakıt denetleme kurulundan geçen zamlar bunlar yapılırsa gayrı ihtiyari artık herkes zam yapma furyasına dahil oluyor. Bunun için yapılacak şey enflasyon düşürülecek. En azından ciddi lokomotif durumunda olan zamların durması lazım. Toplumun bu konuda olan duyarlılığı çok önemli. İsrafa dikkat ettiği gibi, nakliye araçlarının da bunun gibi tarladan sofraya kadar firesi az bir şekilde getirmesinin gerekliliği var. Vatandaş da bir taraftan zamları düşünüyor bir taraftan esnaf ne yapacağız bu fiyatlar karşısında satış durdu diyor. Diğer taraftan tabi gelir durumlarındaki bu ücretlere yetişme sıkıntısı da gün geçtikçe büyüyor. İnşallah bir an evvel bu söylediğim şartlar, tarımsal destekler, hem çiftçiye, hem bireysel işletmelere artarak entegre tesislerle yarışacak bir hale gelmediği sürece fiyatların düşmesini beklemek mümkün değil. Her gün artan fiyatlar karşısında vatandaş ne yapacağız, esnaf nasıl rafa mal koyacağız, vatandaş nasıl yiyeceğiz diyor. Bunun için yapılacak tedbirler belli” şeklinde konuştu. – ANKARA
]]>Kayseri Ticaret Odası’nda (KTO) düzenlenen İş Dünyası ve Sivil Toplum Kuruluşlarıyla İstişare Toplantısı’na katılan Bolat, otomotivde, emlakta, perakende ticaret kanununda, fahiş fiyatla mücadelede, stokçulukla mücadelede, aldatıcı reklamlarla mücadelede, market denetimlerinde, tüketici korunmasında, sağlığa zararlı ürünlerde Bakanlık olarak çok yoğun denetimler yaptıklarını belirtti.
Bolat, 2023 yılında denetim sonucunda yaklaşık 56 bin firmaya 1,5 milyar lira civarında cezai işlem uygulandığını aktararak, “Bu yıl ilk 7 ayda ceza uygulanan firma sayısı 71 bin. Burada da 960 milyon liralık bir ceza uygulaması oldu.” diye konuştu.
Türkiye ekonomisinin çalkantılı süreçler geçirdiğini anlatan Bolat, 2018 yılında Türkiye ekonomisini mahvedeceğini söyleyen bazı Batılı liderler olduğunu, ülkenin bunlara direndiğini, Kovid-19 salgını, bütün dünyayı etkileyen yüksek enflasyon ve daha sonrasında Rusya- Ukrayna savaşı, Kahramanmaraş merkezli depremler gibi ekonomiyi olumsuz etkileyen pek çok unsurla mücadele edildiğini hatırlattı.
Kayseri’ye yapılan yatırımlara değinen Bakan Bolat, şöyle devam etti:
“Kayseri- Ankara Hızlı Tren Projesi de inşallah programda. İnşaatı ilerliyor, 2028 yılında Kayseri’den İstanbul’a kadar, İzmir’e kadar önce Ankara’ya uğrayıp hızlı trenle seyahat mümkün olacak. Kayseri 2023 yılında 3,6 milyar dolar ihracat yaptı. Bu yıl da ilk 7 ayda 2,1 milyar doları aştı, artış sağladı. Kayseri’nin geçen yıl yaptığı ithalat 1,6 milyar dolardı. Bunun anlamı şu, Kayseri dış ticarette net fazla veren bir şehrimiz. Ticaret Bakanlığı ve hükümet olarak Kayseri’ye çok teşekkür ediyoruz.”
Bakan Bolat, TESKOMB ile görüştüğünü, Kayseri esnafından kredi almak isteyenlerin kredi taleplerinin karşılanacağını aktardı.
Kadın kooperatiflerinin gün geçtikçe arttığına dikkati çeken Bolat, Kayseri’nin en çok kadın kooperatifine sahip şehir olduğunu ifade etti.
Bolat, Sanayi ve Ticaret Komisyonu’ndan geçen ve ekim ayında meclis genel kurulunda görüşülecek tüketicinin korunması yasa tasarısına ilişkin şunları kaydetti:
“Yaklaşık 2 milyon hanımı ilgilendiriyor. Hanımların evden satış ticaretiyle alakalı kolaylık gelecek. Sektöre güvenilirlik gelecek, düzenlemeler var bu kanun değişikliğinde, vergi muafiyeti var. Birçok hanım evden eve doğrudan satış yapıyor, biliyoruz. Onları da rahatlatacak bu konu. Bunun yanında aldatıcı reklamların cezaları 10 katına kadar arttırılacak ama uzlaşma da getirecek. E-ticaret yasasıyla ilgili bir değişiklik var. Ekonominin, piyasanın ihtiyaçlarına göre gerekli düzenlemeleri sizlerden aldığımız eleştiri, katkı, öneriler ile birlikte ekonomi koordinasyon kurulunda ve parti üst yönetimiyle de tartışarak Bakanlar Kurulunda bu konularda karar vererek yasalaştırıyoruz.”
“Bir oldukça önümüzdeki engelleri aşarız”
AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş ise kayıt dışı ile mücadelenin önemli olduğunu vurguladı.
Yeni çıkardıkları 63 maddelik yasanın bir maddesinde, kayıt altında olmayanlarla ilgili bir hüküm de bulunduğuna dikkati çeken Elitaş, “Bugüne kadar kayıt altında olmayanları tespit etmek zordu. Kayıt altında olmayanlarla ilgili vergi sağlamak da resen takdir yolunu gerektiriyordu. Nasıl resen takdir edeceğiyle ilgili herhangi bir hüküm yoktu. Ama şimdi ona resen takdir edebilmekle ilgili bir hüküm de koymuş olduk.” dedi.
Sorunları çözmek için ellerinden gelen gayreti göstereceklerini dile getiren Elitaş, şunları söyledi:
“Çünkü 20 yılda yapılmayan, hayal edemediğimiz şeyleri Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde bugüne kadar getirdik. Olmaz, olamaz diye zihnimizde dahi hayallerini kuramadığımız meseleleri bugün bu noktaya doğru getirdik. 2007 yılında mortgage (konut kredisi) yasası çıkarılırken Amerika Birleşik Devletleri’nde biliyorsunuz 120 ay vadeyle konut satarlardı. Biz bunu 20 yıl vadeli hale getirdik. TOKİ vasıtasıyla kentsel dönüşümle ilgili çok önemli işler yaptık. Onun için, olmayacak diye bir şey söz konusu değil. Bir oldukça, beraber oldukça, fikir birliği yaptıkça önümüzdeki engelleri inşallah aşarız. Milli birliğimizi Türkiye içerisinde de koruyabildiğimiz takdirde, basit siyasi çekişmeler doğrultusunda değil, siyasetin yumuşatılması, muhalefetin normalleşmesiyle birlikte inşallah önümüzdeki engelleri aşacağımızı ümit ediyorum.”
Programda, Vali Gökmen Çiçek, Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, KTO Başkanı Ömer Gülsoy ve Kayseri Sanayi Odası Başkanı Mehmet Büyüksimitci de konuşma yaptı.
Öte yandan Bakan Bolat, toplantı öncesi Büyükşehir Belediyesi, AK Parti İl Başkanlığı ve MHP İl Başkanlığına ziyaretler gerçekleştirdi. Bolat, KTO’daki toplantıya katılan kadın kooperatiflerinin el emeği ürünlerini de inceledi.
]]>Hacılar ilçesinde geçen yıl yapımına başlanan ve ilçenin ana arter olması için atılan ilk adımın yarısı tamamlandı. Develi ve bu yol güzergahında yer alan tekir Yaylası’na kolay ulaşım için hacılar ilçesinden geçecek olan yolda çalışmalar devam ediyor. Özellikle kış aylarında sorunların yaşandığı yolun yarısının tamamlandığını ifade eden Hacılar Belediye Başkanı Başkan Özdoğan; “Biz yola çıktığımızda hemşerilerimizden Kayserimizin Hacılar üzerinden Erciyes Turizm Merkezi Tekir Kapı ve Develi’ye ulaşan mevcut yolumuz ile ilgili bana çok talep geldi. Bu konu ile ilgili çalışma yapmamızı istediler. Ben de dedim ki yetki ve sorumluluk yasal olarak bizim Hacılar Belediyesi olarak o yolu yapma yükümlülüğümüz yok ama takip etme görevi bizde” dedi. Başkan Özdoğan, yolun projelendirilmesi ve yapılan çalışmalar hakkında detaylı bilgi vererek; “Değerli bakanlarımızın, milletvekillerimizin ciddi katkılarıyla Karayolları Genel Müdürlüğümüz tarafından yapılan 30 metre genişliğinde ve 8 kilometrelik bir hattın yarısı bitmiş durumda. Mezarlığımızın bittiği yerden imarsız alana doğru çalışmamız da devam ediyor. İmarlı alanda da koordinasyon sağladık ve çalışmalara da başladık” ifadelerini kullandı.
İlçede yürütülen projeleri yakından ve yerinde takip eden Başkan Özdoğan, Karayolları 6. Bölge Müdürü Ahmet Bülent Büyük’ü ziyaret ederek ilçede yürütülen çalışmalar hakkında da görüş alışverişinde bulundu. “İlçemiz için tüm kurumlarımızla işbirliği içinde çalışıyoruz” diyen Başkan Özdoğan, “Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen bu çalışma iki bölümden oluşuyor: Tarım alanında kalan bölüm ve imar planı içinde olan bölüm. Tarım alanı ve imarsız alanda kalan bölümde çalışmalar neredeyse tamamlanıyor. 30 metre genişlik ve hemen o mezarlığımızın çıkışından itibaren o viraj artık olmayacak. Orada da zaten bazı meskenlerin yıkımı da karayollarının işbirliği içerisinde gerçekleştirildi. Altyapı kuruluşlarının da olaya dahil olmasıyla elektrik hatları, doğalgaz hatları, su hatlarının yer değiştirmesiyle beraber de devam eden noktalarda da inşallah yol genişliği başlayacak” şeklinde konuştu.
Yapılan çalışma için Karayolları Genel Müdürlüğü’ne teşekkür eden ve yolun tamamlanmasıyla Hacılar ilçesinin önemli bir çıkış noktası olacağını belirten Başkan Özdoğan; “Şehrin batı tarafında Develi istikameti bizim o yönü kullanacak. Şehrin batısından Develi’ye gitmek isteyen veya havaalanından Develi’ye, Hacılar Kapı’ya, Tekir Kapı’ya ulaşmak isteyenler de yine bizim hattı çok daha rahat kullanabilecekler. Bu ne demek? Araç trafiği demek, ekonomi demek, konut sayısının artması demek. Develi aksının çalışması, Erciyes aksının çalışması bu bizim ilçemize ciddi manada ekonomik katkı demektir. İnşallah bu açıdan çok önemsediğimiz, yakından takip ettiğim proje güzel bir şekilde yürüyor” dedi. – KAYSERİ
]]>Temmuz ayı ihracat verileri açıklandı. Ülkemiz ihracatı yüzde 13,8 artışla 22,5 milyar dolar olarak gerçekleşti. TİM tarafından açıklanan Denizli ihracatı yüzde 0,2 artışla, 352 milyon dolar seviyesinde kaydedildi. Denizli İhracatçılar Birliği’nce kayda alınan ihracat ise yüzde 10,4 artışla 286 milyon dolar oldu.
Temmuz ayı ihracat rakamlarını değerlendiren DENİB Başkanı Hüseyin Memişoğlu, “Ocak-Temmuz döneminde, Denizli ihracatı yüzde 1,9 artışla 2 milyar 482 milyon dolar, DENİB tarafından kayda alınan ihracat ise yüzde 5,2 yükselişle 1 milyar 960 milyon dolar oldu. Temmuz ayında Denizli ihracatını sektörel olarak değerlendirdiğimizde; tekstil-konfeksiyon ihracatının yüzde 2,4 artışla 123 milyon dolar, elektrik-elektronik ihracatının yüzde 11,8 artışla 73 milyon dolar, demir-demir dışı metaller ihracatının yüzde 20,3 artışla 50 milyon dolar, madencilik ihracatının yüzde 3,3 artışla 25 milyon dolar, tarım ihracatının ise yüzde 13,7 azalışla 23 milyon dolar olduğunu görüyoruz. Böylelikle temmuzda önde gelen sektörlerimizden sadece tarım ihracatında azalma yaşandı. Ayrıca çimento, cam, seramik ve toprak ürünleri ile meyve sebze mamulleri ihracatında yaşanan artışlar dikkat çekti” dedi.
Zirvede İngiltere’de var
Denizli’den en fazla ihracat yapılan ülke ve sektörlere değinen Memişoğlu, “Denizli’nin temmuz ayı ihracatını ülke bazında değerlendirdiğimizde lider konumda olan İngiltere’ye ihracatımız yüzde 8,1 artışla 47 milyon dolar olarak kaydedildi. İngiltere Merkez Bankasının faiz indirimi sürecine başlaması talepleri canlandırabilir.
İkinci sıradaki ABD’ye ihracatımız yüzde 5 azalışla 37 milyon dolar, Almanya’ya ihracatımız yüzde 1,3 artışla 36 milyon dolar, İtalya’ya ihracatımız yüzde 45,5 artışla 30 milyon dolar, Hollanda’ya ihracatımız yüzde 16,9 artışla 21 milyon dolar olarak gerçekleşti. Temmuz ayında Denizli’den Yunanistan, İsveç ve Polonya’ya olan ihracat artışları dikkat çekti” dedi.
PMI verilerinde gerileme devam ediyor
“İş dünyası olarak en yakından takip ettiğimiz verilerin başında PMI geliyor” diyen Memişoğlu, “Türkiye İmalat PMI temmuzda 47,2 seviyesine geriledi. Böylelikle üst üste 5. ayda da eşik değer olan 50’nin altında kaldı. Türkiye Sektörel PMI raporunu detaylı incelediğimizde, imalat sanayi sektöründeki talep zayıflığı en önemli konu olarak karşımıza çıkıyor. Dikkat çeken bir diğer veri ise, son 9 aylık dönemde ilk kez 10 sektörün tamamında siparişlerin yavaşlaması. Yüksek seyreden faizlerin ve sıkılaştırma programının reel sektörü zorladığını söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.
“Rekabetçiliğimizi etkileyen gelişmeler sürüyor”
Küresel piyasalarda yaşanan gelişmelere değinen Memişoğlu, “Yıl içinde yaptığımız değerlendirmelerde, yılın ikinci yarısında uzun tatillerin olmayacağını, üretime ve ihracata daha çok odaklanacağımızı sıklıkla ifade etmiştik. Ancak artan enerji maliyetleri ve dar bir bantta hareket eden kurlar ihracatçı firmalarımızı zorluyor. Pazar ve müşteri kaybetmemek için ihracatçıların olması gereken gerçek değerinin altında satışlar yaptıklarını görüyoruz. Bu durum kilogram başına ihracat fiyatına da doğrudan yansıyor. Denizli ihracatının kilogram başına değeri geçen sene aynı dönemle benzer seviye olan 2,15 dolar olarak gerçekleşirken, ülkemiz ihracatında bu rakam temmuz sonu itibariyle 1,56 dolardan 1,44 dolar seviyesine geriledi. İhracatı etkileyen bir diğer durum ise Euro/Dolar paritesinin ihracatçının lehine seyretmemesi. Sene başında 1,10’un üzerinde seyreden parite, bugün 1,08’in altında. Yani yüzde 2,2 civarında bir gerileme mevcut. Temmuz ayında paritenin ülkemiz ihracatı üzerindeki negatif etkisi 201 milyon dolar oldu. Hammaddeyi dolarla alıp, ihracatımızın yaklaşık yarısını Euro ile yaptığımız için paritedeki gelişmeler ihracatımız üzerinde doğrudan etkili” diye konuştu.
“FED ve Avrupa Merkez Bankası faiz indirimlerine başlayacak”
İhracatçı için para politikalarının büyük önem arz ettiğine değine Başkan Memişoğlu, şöyle konuştu:
“Rekabetçiliğimizi doğrudan etkileyen bir diğer konu ise gelişmiş ülkelerin merkez bankalarının uyguladıkları para politikaları. Avrupa Merkez Bankası’nın eylülde faiz indirimine başlayacağı öngörülüyor. Bu hafta gerçekleşen FED Toplantısı sonrasında da Başkan Jerome Powell’ın yaptığı açıklamalar, eylül ayında FED tarafından da faiz indirimi gelebileceğinin ipuçlarını verdi. İngiltere Merkez Bankası ise politika faizini yüzde 5 seviyesine indirdi. Gelişmiş ülkelerin Merkez Bankalarının faiz indirimlerine başlamaları elbette taleplerin canlanmasına yol açacak. Jeopolitik riskler ve ABD Başkanlık seçimleri dünya ticaretinin yönünü belirleyecek. Dünyada yaşanan gerilimler ve jeopolitik riskler devam ediyor. Bu durum hem finansal piyasalara hem de küresel ticarete doğrudan etki ediyor. Öte yandan kasım ayında yapılacak ABD Başkanlık seçimlerinden çıkacak sonuç dünya ticaretinin yönü için çok önemli. Mevcut Başkan Yardımcısı ve Demokratların başkan adayı olacağı öngörülen Kamala Harris’in kazanması ABD’nin mevcut politikalarına devam edeceği anlamına geliyor. Eski Başkan Donald Trump ise küresel ticarette yüksek korunmayı savunan görüşe sahip. Dolayısıyla Trump’ın seçilmesiyle ABD-Çin arasında yeni bir ticaret savaşı başlayabilir” – DENİZLİ
]]>TÜRSAB tarafından düzenlenen “Sağlık Turizmi Bilgilendirme Toplantısı”, Samsun’da bir otelde yapıldı. Alanında uzman bürokratlar, öğretim görevlileri ve sektör temsilcilerinin hazır bulunduğu toplantıda ‘Uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi kriterleri ve mevzuat’, ‘Türkiye genelinde sağlık turizmi süreçleri, mevzuatları ve iller arası sağlık turizmi potansiyeli’, ‘Sağlık turizminde devlet teşvikleri uygulama usul ve esasları’ konuları görüşüldü.
Tarık Aksoy: “2012’den bu yana sağlık hizmeti ihracatı 5 kat, sağlık turisti sayısı da 6 kat arttı”
Ülke olarak sağlık turizminde gelinen noktayı ve hedeflenen durumu aktaran Ticaret Bakanlığı Uluslararası Hizmet Ticareti Genel Müdürlüğü Sağlık ve Seyahat Hizmetleri Daire Başkanı Tarık Aksoy, “Mal ihracatı 1980’li yıllardan beridir desteklenen, devlet politikası olarak belirlenen, ihracata dayalı bir iktisadi büyüme politikası benimsediğimiz bir alan. Ancak günümüzde örneğin uluslararası hizmet ticareti rakamlarına baktığımızda ülkemizin 256 milyar dolarlık bir mal ihracatı var. Hizmet ihracatına baktığımızda ise 103 milyar dolarlık yani yarısından biraz az. Ancak gelişim ivmesine baktığımız zaman yaklaşık 40 yıldan fazla bir süredir mal ihracatına yönelik politikalar yürütürken 20-22 yıldır hizmet ihracatına yönelik politikalar yürüttüğümüz göz önünde bulundurduğumuz zaman hizmet ihracatının çok ciddi seviyede bir ivmeyle arttığını görüyoruz. Bu ivmeyi sağlık turizminde de görüyoruz. 3 milyar dolarlık bir hali hazırda sağlık hizmeti gelirimiz, 1,5 milyon kişilik de bir sağlık turisti sayımız mevcut. Bu rakamlara baktığımızda 2012 yılından bugüne 6 katlık bir sağlık turisti sayısında büyüme, sağlık hizmeti ihracatında da 5 katlık, dört buçuk katlık bir büyüme görüyoruz. Dolayısıyla desteklerimizin de etkisi burada görülebiliyor. Tabii ki de bu büyümelerin tamamen desteklere bağlanması mümkün değil. Farklı konjoktürel sebeplerle, ülkemizin turizm alanındaki yenilikleriyle, politikalarıyla da bunları büyüttüğümüzü görüyoruz” dedi.
Fatih Özer: “Türkiye hizmet ihracat fazlası veren Amerika, İngiltere, Hollanda ve Hindistan’dan sonra 5. sıraya yükseldi”
Hizmet ihracatında Türkiye’nin dünyadaki önemli ülkeler arasında yer aldığına dikkat çeken Hizmet İhracatları Birliği Genel Sekreteri Fatih Özer, “Hizmet ihracatı, hizmetler ticareti ülkemiz için çok önemli. 2023 yılında ülkemiz yaklaşık 101,7 milyar dolarlık hizmet ihracatı gerçekleştirdi ve ülkemize yaklaşık 53 milyar dolarlık net bir katkı sağladı. Hakikaten çok güzel gelişmeler yaşandı bu hizmet ihracatı rakamıyla da. Bu söylediğim istatistik bizim TÜİK ya da Ticaret Bakanlığı ya da diğer resmi kurumlarımızın istatistik değil, uluslararası ticareti takip eden bir kuruluştan alındı. Bu verilere göre 2023 yılında Türkiye hizmet ihracat fazlası veren Amerika, İngiltere, Hollanda ve Hindistan’dan sonra 5. sıraya yükseldi. Hizmet ihracatında 23. sıradan 21. sıraya yükseldik dünya hizmetler ticaretinde. 52,5 milyar dolarlık hizmet ticaret fazlasıyla da yaklaşık 1 trilyon dolarlık hizmet ihracatı gerçekleştiren 1. Amerika’dan sonra 5. sıraya yükseldik. Hakikaten bunlar çok önemli gelişmeler. İstihdam açısından hizmetler sektörü gerçekten çok önemli. Ülkemiz istihdamının yaklaşık yüzde 57,7’si hizmetler sektöründen gerçekleşiyor. Hizmetler sektörü 18,2 milyon kişiye istihdam sağlıyor. Hem ülkemizin dış ticaret açısından hem istihdam açısından hakikaten çok kıymetli hizmet ihracatı, hizmetler ticareti. Sağlık turizmi, hizmet ihracatının amiral gemisi turizm sektörümüz yaklaşık hizmet ihracatının yarısı 50 milyar dolara yakın kısmı 49 buçuk milyar dolarlık kısma turizm ve seyahat gelirlerinden oluşuyor. Bu turizm ve seyahat gelirlerinin içerisinde de katma değeri en yüksek kısım sağlık turizmi ve sağlık turizminden elde ettiğimiz gelirler. O yüzden sağlık turizmini hem birlik olarak hem de bünyemizdeki komiteler olarak çok önemsiyoruz ve bütün faaliyetlerimizi ona göre organize ediyoruz” diye konuştu.
Cemal Almaz: “Samsun turizm algısı olarak Türkiye’de çok ciddi çıkış yakalayan illerden birisi”
Samsun’un turizm algısı olarak çıkış yakalayan illerin başında geldiğini ifade eden Samsun İl Kültür ve Turizm Müdürü Cemal Almaz, “Samsun turizm algısı olarak Türkiye’de çok ciddi çıkış yakalayan illerden birisi. Her yönüyle tarihi, coğrafyası, doğal güzelliği, gastro özellikleri, kültürel çeşitliliği ve tabi ki turizm çeşitliliği ile haklı bir şöhrete sahip. Bu şöhret içerisinde tarihi derinliği, çeşitliliği, nostaljik duruşu ile ülkemizin ‘tek cerrahi aletler müzesine de sahip bir kent’. Sağlık altyapısı çok güçlü. Sadece eylemsel olarak değil, akademik olarak da öyle, işlevsel olarak da öyle. Kültür ve Turizm Bakanlığımız şehrimizi bu şekilde önemsiyor. Son aylarda ve yıllarda Samsun’a yapılan özel çalışmalarının da elbette ki bu doğrultuda kesiştiğini görüyoruz. Kültür Yolu Projesi başta olmak üzere çeşitli sportif etkinlikler, turizm toplantıları, şu an içinde bulunduğumuz sağlık alanındaki toplantılar, etkinlikler ve bir takım aksiyonlar bu alanda Samsun’un haklı şöhretine bir kat daha ilavede bulunuyor. Bizim bütün çabamız Samsun üst kimliğini ülkede, ulusal alanda ve uluslararası alanda tanıtmak, göstermek ve geliştirmek. Çok hızlı bir şekilde şehirlerin master planları yapılıyor. Samsun üçüncü sırada master planı tamamlanan illerden ve şu anda 4 ilin master planı tamamlandı. Onlardan birisi de Samsun. Burada inceleyenler, işin uzmanları sağlığa özel bir başlık ayırdığımızın farkına varmışlardır. Sağlık sektöründe çok özel master planların Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından öngörüldüğünün farkına varmışlardır. Sağlıkta çok çeşitli alanlar var elbette. Samsun bu konuda çok önemli altyapıya sahip. Bu toplantılar da bunu çok rahat gösteriyor. Birçok ilde çalıştım ben ama bu kadar akademik toplantılar pek görmedim. Sağlık alanında söylüyorum. Demek ki Samsun’un da bu konuda az önce söylediğimiz gibi haklı bir şöhreti var” şeklinde konuştu.
Elif Ural: “Türkiye’deki sağlık hizmetlerini dünyadaki başka ülkelerde çok nadir görüyorum”
Sağlık hizmetleri bakımından Türkiye’nin dünyadaki en önde gelen ülkelerden biri olduğunu vurgulayan TÜRSAB Yönetim Kurulu üyesi Elif Ural, “Uçağın ve ulaşımın olduğu her yerde sağlık turizmi yapabilirsiniz. Çünkü biz artık sağlık sistemimizi, hastanemizi tartışmıyoruz bile. Ben özellikle çok fazla yurt dışına seyahat eden biri olarak bu ülkedeki aldığım sağlık hizmetini ben başka bir ülkede çok çok özellikli tedaviler hariç başka ülkede çok nadir görebiliyorum. Biz o işin o konumunu geçtik. Biz sadece biz bu kadar güçlü sağlık sistemimizi daha nasıl parlatabiliriz? Daha nasıl pazarlayabiliriz? Daha nasıl alternatif şekilde pazarlayabiliriz? Üyelerimize bunları öğretiyoruz. Samsun’la ilgili konuları istişare ediyoruz. Özellikle Gürcistan’dan karayoluyla gelinmesi gibi çok büyük bir sorunumuz var. Çok yakın bir zamanda biz bunu gündemimize alıp gerekli mevkilerle görüşmeye başlayacağız. Ama bir o taraftan bir bakımdan da çok şanslısınız. Hem uçuş hem de karayoluyla bağlantılı ülkeleriniz var. O yüzden de farklı çalışmalar yapabilirsiniz. Bu konuda bu işe girmek isteyen ya da bu konuda destek isteyen seyahat acentelerimize bir telefon kadar uzaklıktayız” ifadelerini kullandı.
Toplantıda ayrıca TÜRSAB Orta Karadeniz BTK Başkanı Yılmaz Uzunlar, Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Muzaffer Al, Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Turizm Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Yetkin Bulut ile Hizmet İhracatları Birliği Denetim Kurulu Üyesi İdris Sarıaydın da kendi alanları hakkında sunumlar gerçekleştirdiler.
Bilgilendirme toplantısı, konuşmalar ve sunumların akabinde soru-cevap kısmının ardından sona erdi. – SAMSUN
]]>TİCARET Bakanı Ömer Bolat, “İftiharla ifade etmek istiyorum ki tarihin en yüksek temmuz ayı ihracat rekorunu kırdık. Geçen yılın temmuzuna kıyasla bu yıl yüzde 13,8’lik aylık artış sağladık. Geçen yıl 19 milyar 800 milyon dolardı. Böylece 1 ayda 2,7 milyar dolar artış sağladık. Bu da yüzde 13,8’e denk gelmektedir. İhracatçılarımıza yürekten teşekkür ediyor, tebriklerimizi sunuyoruz” dedi.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, çeşitli programlara katılmak üzere Kayseri’ye geldi. İlk olarak Kayseri Valiliği’ni ziyaret eden Bakan Bolat, ardından da Kayseri Ticaret Odası’nda düzenlenen ‘Temmuz 2024 Dış Ticaret Rakamları’ programına katıldı. Burada konuşan Bakan Bolat, Kayseri’de olmaktan mutlu olduğunu belirterek, “Dünya ekonomisi ve ticaretindeki durgunluk gibi zorlu süreçlere rağmen ve içeride de önce Covid salgını, ardından Rusya- Ukrayna savaşı ve ardından da iki büyük tarihin en büyük deprem felaketlerini yaşamamıza rağmen 2023 yılını dengeli bir şekilde kapatmıştık. 2024 yılında da ekonomimiz Allah’a şükür Orta Vadeli Program’ın (OVP) hedefleri doğrultusunda olumlu sonuçlar kaydetmeye devam etmektedir. Gerek ilk çeyrek büyüme rakamı yüzde 5,7. İlk yarı yıl dış ticaret rakamları yine mayıs ayı itibarıyla ilk 5 ayı kapsayan istihdam rakamları sevindirici ve olumlu gelişmeleri göstermektedir” diye konuştu.
‘KÜRESEL HİZMET İHRACATINDAN ALDIĞIMIZ PAY YÜZDE 1,29’A ULAŞTI’
Ekonomideki gelişmelere ilişkin de bilgiler veren Bakan Bolat, “Sevindirici olan hususlardan biri de bu yıl ilk çeyrekte başardığımız yüzde 5,7’lik ekonomik büyüme oranının 1,6 puanlık bölümü dış ticaretin, ihracatın katkısından gelmektedir. Bu yolda bizimle yol arkadaşlığı yapan Türkiye İhracatçılar Meclisi’ne şükranlarımızı sunuyoruz. Biz, gerekli düzenlemeleri yapıyoruz, destekleri hazırlıyoruz, yolları açıyoruz, anlaşmaları imzalıyoruz. İhracatçılarımız da açılan bu yoldan ilerleyerek, dünya pazarlarında çok çok iyi neticeler alıyorlar. Kaldı ki Avrupa önemli bir pazar bizim için, ABD, Körfez, Asya yani dünya ekonomisinde biraz şöyle büyüme ve ekonomideki gelişme işaretleri artmaya başlasa ihracatta çok daha iyi rakamlara da ulaşacağımızdan eminiz. Bu ülkemizin 2003 yılından bu yana kaydettiği gelişme, büyüme oranları ki yıllık ortalama yüzde 5,4 ve geçen yıl yüzde 4,5’la kapadık. Bu 4,5, AB içinde birinci, G20 içinde de ikinci sırada olmamızı sağlamıştı. Hamdolsun Türkiye’miz artık 1 trilyon dolardan fazla milli geliri olan ülkeler ligine yükseldi. Geçen yıl da 1 trilyon 118 milyar dolar milli gelirle kapadık. Kişi başına milli gelirimiz 13 bin 110 dolara yükseldi. 14-15 bin dolarlara ulaşmak hayal değil. İnşallah birkaç yıl içinde onu da başaracağız. Bu yıl da ilk çeyrek büyümesinden sonra 1 trilyon 158 milyar dolarlık milli gelire yükseldik. Küresel mal ihracatından aldığımız pay yüzde 1,08’e ulaştı. Bu rakam bundan 21 yıl önce yüzde 0,49’du. Küresel hizmet ihracatından aldığımız pay da 21 yıl önce yüzde 0,89’ken geçen yıl yüzde 1,29’a ulaştık” değerlendirmesinde bulundu.
‘SON 1 YILDA MAL İHRACATIMIZ YÜZDE 3,4 ARTTI’
Temmuz ayı ihracat rakamları hakkında da bilgiler veren Bakan Bolat, “İftiharla ifade etmek istiyorum ki; tarihin en yüksek temmuz ayı ihracat rekorunu kırdık. Geçen yılın temmuzuna kıyasla bu yıl yüzde 13,8’lik aylık artış sağladık. Geçen yıl 19 milyar 800 milyon dolardı. Böylece 1 ayda 2,7 milyar dolar artış sağladık. Bu da yüzde 13,8’e denk gelmektedir. İhracatçılarımıza yürekten teşekkür ediyor, tebriklerimizi sunuyoruz. Yine çok önemli bir rekor haberi daha yıllıklandırılmış yani son 12 ayın ihracat toplamı. Nedir? 261,5 milyar dolar. En son aralık ayında 255,4 milyar dolarla Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırmıştık. Mayıs ayında 260,1 milyar dolara ulaşmıştık. Geçen ay 9 günlük bayram tatili nedeniyle ihracat ve ithalatımızda az da olsa gerileme oldu. Bu da normaldi. Ama temmuz ayında o farkı kapattık ve artıya geçtik. Tam 261,5 milyar dolara ulaştık. Bu şu demek; son 1 yılda toplam mal ihracatımız yüzde 3,4 oranında artmıştır. Son 1 yılda 8,8 milyar dolar net bir artış sağlanmıştır” diye konuştu.
‘267 MİLYAR DOLARLIK İHRACAT HEDEFİMİZE SADIĞIZ’
Yıl sonu hedeflenen rakamlara ulaşacaklarını da sözlerine ekleyen Bakan Bolat, “Hedefimiz, OVP’nin yıl sonu 267 milyar dolar mal ihracatı, 110 milyar dolar hizmet ihracatı hedefimiz doğrultusunda ilerliyoruz. Kaldı 5 ay. Hesaplarımıza göre inşallah yani uluslararası konjonktürde yeni gerilimler, bir savaş durumu ya da başka bir coğrafyada Türkiye için önemli pazar imkanlarının olduğu yerlerde bir aksilikler olmazsa kumbara gibi biriktire biriktire inşallah 267 milyar dolar hedefimize sadığız. Aralık ayında bu tabloyu göreceğiz. Her ay aşağı yukarı 750 milyon ile 1 milyar dolar arasında geçen yılın rakamlarının üzerine ekleyebilirsek bu hedefi de gerçekleştirmek inşallah zor olmayacak. Kolay değil, ihracatçılarımızla birlikte bu mücadeleyi sergileyeceğiz” dedi.
‘İTHALATIMIZ 18 MİLYAR DOLAR AZALDI’
İthalatta azalma trendinin devam ettiğini de belirten Bakan Bolat, “İthalatta da temmuz ayı ithalatımızda yüzde 7,9 yani yüzde 8’lik bir gerilemeyi başardık. Burada ülke için gerekli olan ithalat zaten yapılıyor. Biz burada özellikle Türkiye’yi adeta pazar gibi görüp Türkiye’nin sanayilerini zor duruma sokabilecek ve yasa dışı yollarla yapılmak istenen ithalata karşı ciddi bir mücadele veriyoruz. Bu çabalarımızın sonunda da hamdolsun aylık yüzde 8’lik bir küçülme oldu. Yani 2,6 milyar dolar tasarruf ettik. 30 milyar doların altında kalması sağlandı. 29,7 milyar dolar. Dış ticaret açığı da temmuz ayında yüzde 42 azaldı ve 7,2 milyar dolara geriledi. Geçen yıl temmuz ayında ise bu rakam 12,5 milyar dolardı. Bu sene 7,2 milyar dolara geriledi. Böylece 5,3 milyar dolar döviz rezervi elde ederek, tasarruf etmiş olduk. İhracatın, ithalatı karşılama oranı çok çarpıcı. Geçen yıl temmuzda yüzde 61’ken bu yıl temmuzda 14,5 puan artış ile yüzde 75,7’ye yükseldi. Bu da önemli gelişmedir. Bu yıl haziran ve mart ayında aylık gerilememiz oldu. Nisan ayında başa baştık. Onun dışında ocak, şubat, mayıs ve temmuz aylarında 4 ay geçen yılın epey üzerinde ihracat artışları sağlamış olduk. 7 aylık rakam çok önemli. Bu yılın ilk 7 ayında ihracatımızda yüz 148,8 milyar dolara ulaştık. Geçen yılın ilk 7 ayındaki rakam 142,9’du. İlk 7 ayda yüzde 4,1’lik bir artış sağlamış olduk. İthalatımızda da önemli bir tasarrufumuz var. Burada da ilk 7 ayda yüzde 8,4’lük bir azalma ile 198,6 milyar dolara geriledik. Yani, ilk 7 ayda ithalatımız net 18 milyar dolar azalmış oldu” ifadelerini kullandı.
]]>Ankara Uluslararası Hazır Giyim ve Moda Fuarı bu yıl 4-7 Eylül tarihleri arasında ATO Congresium’da gerçekleşecek. Ankara Giyim Sanayiciler Derneği ve Rem Fuar, Ankara Uluslararası Hazır Giyim ve Moda Fuarı ile ilgili yapılan çalışmaları ve fuarın detayları Ankara’da bir otelde gerçekleşen etkinlikle duyurdu.
“Uyuyan devi bir uyandırmamız lazım”
Ankara Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Hayati Akbaba hem fuara ilişkin hem de hazır giyim sektörünün artan enflasyondan nasıl etkilendiğini, kış sezonunda hazır giyim kıyafetlerde zam olup olmayacağını ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi. “Ankara’yı yeniden moda başkenti yapacağız” diyen Akbaba, şunları kaydetti:
“Ankara’yı modanın da başkenti yapacağız’ sloganımız var. Bunun ilk ayağını yapmaya çalışıyoruz. Ankara’da ilk kez düzenlenecek olan uluslararası hazır giyim ve moda fuarı yapıyoruz. Bu fuarın çok başarılı olacağına inanıyorum. Sloganımıza uygun bir fuar olacağını düşünüyorum. Tarihimiz çok güzel. Stratejik olarak yerimiz çok güzel. Ankara tam Türkiye’nin ortasında. Ulaşım problemimiz yok. Çok iyi firmalarımız var. Çok iyi bir altyapımız var. Uyuyan devi bir uyandırmamız lazım. Bir heyecan oluşturmamız lazım. Bu zamana kadar sektör olarak bireysel mücadeleler veriyorduk. Şimdi hep birlikte bir olup, bu fuarla hem Türkiye’ye hem de dünyaya büyük ihracatlar yapabileceğimizi, moda başkentleri dendiğinde Ankara’yı ilk sıraya almaya hedefliyoruz. Biz modada ilk üçteyiz. Modanın başkenti olmaya yolunda ilk hareketi fuarla yapmış oluyoruz.”
“Enflasyonlu dönemde para kazanmak daha kolay”
Artan enflasyonun hazır giyim sektörünü nasıl etkilediğine ilişkin konuşan ve sektörün bir fiyat istikrarı istediğini söyleyen Akbaba, sözlerine şöyle devam sürdürdü:
“Enflasyonlu dönemde para kazanmak daha kolay. Ama insanlar yarını görmek istiyor. Bir fiyat istikrarı istiyor. Ekonomide genel istikrarı istiyor. Enflasyonla beraber geçici kazançlar olsa da uzun dönemde sürdürülebilir bir iş olmuyor. Eskiden enflasyon canavarı deniyordu. ‘Enflasyon canavarını yendik’ diye sloganlar vardı. Bu enflasyonun yenilmiş olması lazım. Enflasyonun tek haneli olması lazım. Ama genel itibarıyla enflasyonlu ortamda para kazanıyor musunuz, kazanmıyor musunuz anlam veremiyorsunuz. Çünkü daha çok bir kazanç var gibi görünüyor ama karar veremiyorsunuz.”
“Daha doğru, düzgün, enflasyonun da altında bir fiyat olacağını düşünüyorum”
Hazır giyimde kış sezonunda fiyat artışı olup olmayacağına dair de konuşan Akbaba, tüketicinin daha dengeli bir fiyat göreceğini söyledi. Hazır giyim piyasasında “köpüğü alma” hamleleri atıldığını söyleyen Akbaba, sözlerini şöyle tamamladı:
“Pandemiden sonra, 2021’den sonraki fiyat artışlarına göre daha dengeli daha köpüksüz bir fiyat görecek tüketici. Hükümet de bu yönde adım atıyor. Zaten piyasayı durgunlaştırma, köpüğü alma anlamında hamleler atılıyor. Ben fiyatların daha yüksek olacağını düşünmüyorum. Daha dengeli, daha mantıklı fiyatlar olacak. Enflasyonlu dönemde gördük ki enflasyona göre hareket ettiğinizde, fiyatları yükselttiğinizde elinizde stoklarınız yükseliyor. Bu kez de stokları çok indiriyorsunuz. Tüketici önünde imajınız gitmiş oluyor. Daha doğru, düzgün, enflasyonun da altında bir fiyat olacağını düşünüyorum. Dünya genelinde de enflasyona göre artan ya da en az artan iş modayla alakalı.”
]]>İMEAK Deniz Ticaret Odası’nın Ağustos ayı Meclis Toplantısı’na konuşmacı olarak katıldı. Türkiye’nin su ürünleri üretim ve ihracatında lider kenti olan Muğla’da, deniz ekosistemini korumak amacıyla yaptıkları faaliyetleri anlatan Saylak, Deniz Ticaret Odaları’nın şubeleri ile tam bir uyum ve işbirliği içinde çalıştıklarını kaydetti.
İstanbul ve Marmara, Ege, Akdeniz, Karadeniz Bölgeleri Deniz Ticaret Odaları başkan ve yönetim kurulu üyelerinin hazır bulunduğu Ağustos ayı meclis toplantısı İstanbul’da gerçekleştirildi. Muğla İl Tarım ve Orman Müdürü Barış Saylak’ın konuk olarak katıldığı toplantıda, denizcilerin sektörel ve ekonomik gündeminin yanı sıra Muğla il genelinde su ürünleri ve balıkçılık sektörünün, dünü, bugünü ve geleceği konuşuldu.
6 ayda 317 milyon dolar su ürünleri geliri
Türkiye’nin en uzun sahil şeridine sahip kenti olan Muğla’nın, aynı zamanda iç sularıyla da sektöre geniş imkanlar sunduğunu anlatan İl Tarım ve Orman Müdürü Barış Saylak, avcılık, yetiştiricilik ve toprak havuzda deniz balığı yavru üretimi ile ilgili rakamları paylaştı. Muğla’da, 2024 yılının ilk 6 ayında toplam 48 bin 725 ton su ürünleri ihracatı yapıldığını ve 317 milyon dolar gelir elde edildiğini kaydeden Saylak, Milas’taki toprak havuzlarda üretim yapan 23 adet kuluçkahanenin ise Türkiye deniz balığı yavrusu ihtiyacının yüzde 75’ini karşıladığını anlattı.
“Su ürünleri geleceğin sektörü”
Yapılan bilimsel araştırmaların, önümüzdeki yıllarda su ürünlerine olan yatırımın genişleyerek artacağını ve yetiştiricilik üretiminin avcılıkla elde edilen üretim miktarını katlayacağını ortaya koyduğunu söyleyen Saylak, “Bu da dünyadaki denizlerin ve iç suların önemini her gecen gün artırmakta ve su ürünleri yetiştiriciliğini geleceğin sektörü olarak göstermektedir. Ancak, sürdürülebilirlik için çevresel acıdan alınacak tedbirlerle su kaynaklarının korunması ve planlı kullanımı önemli ve gereklidir. Bu nedenle, günümüzde su ürünleri avcılığındaki temel prensip mevcut üretimi sürdürebilmektir” diye konuştu.
“Temiz denizler için en önemli destekçimiz, denizcilerimiz”
İl Tarım ve Orman Müdürlüğü olarak deniz ekosisteminin korunabilmesi için yaptıkları faaliyetleri bir sunum eşliğinde anlatan Saylak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“2022 yılında Kurumumuz bünyesinde Balıkçılık ve Su Ürünleri Şube Müdürlüğünde görev yapan teknik personelin katılımıyla 6 kişilik bir dalış timi oluşturduk. Bunu Türkiye’de yapan ilk kurum olduğumuzu söylemekten büyük bir gurur ve mutluluk duyuyorum. 2023 yılında eğitim çalışmalarına başladık. Bunun sonucunda ekipteki balık adam sayımız 12’ye çıktı. Dalış timimiz, yaptığımız her etkinlikte, deniz ve dip temizliği kampanyalarımızda, farkındalık çalışmalarımızda görev yapıyor. Müdürlüğümüz bünyesinde, hali hazırda denizlerde denetim ve rehberlik yapan dört adet su ürünleri kontrol teknemiz var. Bu sayıyı önümüzdeki günlerde 6’ya çıkararak filomuzu büyüteceğiz. Son iki yılda Muğla koylarında ve kıyılarında, balıkçı barınaklarında yaptığımız temizlik faaliyetleriyle denizlerimizi tonlarca hayalet ağ, tonoz ve atıktan arındırmayı başardık. Bunları yaparken, Deniz Ticaret Odaları başta olmak üzere, STK’lardan, gönüllülerden ve su ürünleri firmalarımızdan çok kıymetli destekler aldık. Bu destek, afet dönemlerinde de artarak devam etti. Muğla’da kazandığını, ülkesi için harcayan, başlattığımız her kampanyaya gönülden ve bedelsiz destek veren denizcilerimize, bu vesileyle şükranlarımı sunmak istiyorum” – MUĞLA
]]>Yasal Dayanaklar ve Instagram’ın Yükümlülükleri
Instagram, Türkiye’deki yasal düzenlemelere uymak zorunda olan sosyal ağ sağlayıcılarından biridir. 7253 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun, sosyal ağ sağlayıcılarına çeşitli yükümlülükler getirmektedir. Bu kanun, Türkiye’deki kullanıcıların haklarını koruma amacıyla sosyal medya platformlarının temsilci atama, veri lokalizasyonu sağlama, içerik kaldırma taleplerine yanıt verme ve raporlama yapma gibi yükümlülüklerini belirlemektedir. Ayrıca, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun da, internet ortamında işlenen suçlarla mücadele ve içerik kaldırma taleplerine yönelik hukuki çerçeveyi oluşturur.
Av. Atakan Karataş’a göre, Instagram’ın Türkiye’de temsilci ataması, platformun yasal yükümlülüklerinin sadece bir kısmını karşılamaktadır. Diğer önemli yükümlülüklerin eksiksiz yerine getirilmesi gerekmektedir. Özellikle içerik kaldırma taleplerine yanıt verilmemesi, raporlama yapılmaması gibi durumlar, BTK’nın ciddi yaptırımlar uygulamasına neden olabilir. 7253 ve 5651 sayılı Kanunlar kapsamında, bu yükümlülüklere uymayan sosyal ağ sağlayıcıları yüksek para cezalarıyla karşı karşıya kalabilir.
Kullanıcılar ve Şirketler Üzerindeki Etkiler
Instagram’ın erişime kapatılması, platform üzerinden gelir elde eden kullanıcılar ve şirketler için önemli sonuçlar doğurabilir. İçerik üreticileri, influencer’lar ve küçük işletmeler, Instagram’dan elde ettikleri gelir kaynağını kaybedebilir. Bu durum, özellikle sözleşmeli çalıştıkları markalarla olan ilişkilerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, e-ticaret yapan şirketler, ürünlerini tanıtmak ve satış yapmak için önemli bir platformu kaybetmiş olacaklar. Bu da hem satış gelirlerinde düşüşe hem de müşteri ilişkilerinde zorluklara yol açabilir.
Şirketler, ajanslarla aralarındaki sözleşmelerde mücbir sebep maddelerine dayanarak haklarını saklı tutabilirler. Bu maddeler, beklenmedik ve kontrol edilemeyen durumlar nedeniyle yükümlülüklerin yerine getirilememesi durumunda taraflara haklar tanır. Ajanslar da Instagram ile olan sözleşmelerinde aynı maddelere dayanarak, hizmetin ifa edilmemesi nedeniyle Instagram’a karşı haklarını talep edebilirler. Bu durum, ajansların ve şirketlerin Instagram’ın hizmet kesintisi nedeniyle maruz kaldıkları zararların tazmin edilmesi için hukuki yollara başvurmasına olanak tanır.
Sonuç ve Öneriler
Av. Karataş, Instagram’ın Türkiye’deki yasal yükümlülüklerine tam uyum sağlamasının önemini vurgulamaktadır. Bu süreçte, platformun kullanıcılarının ve şirketlerin mağduriyet yaşamaması için gerekli adımların atılması gerekmektedir. Karataş, Instagram’ın BTK ile iş birliği yaparak yasal yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini belirtmektedir. Aksi takdirde, platforma yönelik erişim engeli devam edebilir ve bu durum, kullanıcılar ve şirketler için ciddi hukuki ve mali sonuçlar doğurabilir.
Bu gelişmeler, sosyal ağ sağlayıcılarının Türkiye’deki yasal düzenlemelere uyum sağlama zorunluluğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir. Kullanıcıların haklarının korunması ve platformların güvenilirliğinin sürdürülmesi, yasal uyumluluğun sağlanmasıyla mümkün olacaktır.
]]>Antalya Valisi Hulusi Şahin, Roma İmparatoru Hadrianus’un Antalya’yı ziyareti onuruna, kenti çevreleyen sur üzerinde inşa edilen Hadrian Kapısı önünde basın mensuplarına, eserin korunarak gelecek nesillere aktarılması için başlatılan temizlik çalışmaları hakkında bilgi verdi. Vali Şahin, “Antalya’nın en ikonik noktalarından biri, Antalya’nın sembollerinden bir tanesi Üçkapılar diye bahsettiğimiz Hadrianus Kapısı. Burada 1959’dan bu yana hiçbir müdahale olmamış, dolayısıyla aradan geçen yıllarda ciddi bir kirlenme ve lekelenme ve bitkilenme var. Dolayısıyla biz valilik olarak, bu ikonik kapımızı koruyacak bir çalışmanın içerisine girdik, önce projelerini hazırladık ardından kurula sunuldu, kuruldan onaylanarak harekete geçtik” ifadelerini kullandı.
Eserin ömrünü uzatmak amacıyla bazı kılcal çatlaklar onarılacak
Vali Hulusi Şahin, Antalya Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı’na (YİKOB) bağlı uzman ekiplerin yürüttüğü temizlik çalışmasının üç kısımdan oluştuğunu ifade ederek, Antalya’nın sembolü Hadrian Kapısı’nda (Üçkapılar) gerçekleşecek çalışmayı şu şekilde aktardı:
“Üç parça halinde çalışacağız, şimdi birinci parça yapılıyor. Burada asıl yaptığımız iş, temizlik çalışmaları ama çok hassas bir iş. Takdir edersiniz ki 2 bin yaşında bir kapıdan bahsediyoruz. Kumlama diye bir teknik var, zor kirleri bununla çıkarıyorlar. Daha kolay olanları ise basınçlı su yöntemiyle buhar yöntemiyle çıkarıyorlar. Ayrıca bitkilenme ile ilgili de bitkilerin kökünü kurutacak bir takım solüsyonlar da kullanılıyor. Ardından arkadaşlarımız yeniden kararmanın ve bitkilenmenin önüne geçmek için, bu çalışmaların bitiminde koruyucu tabakalar da oluşturacaklar. Yine bu çalışmalar içerisinde bazı kılcal çatlakları da onarmaya çalışıyorlar, böylece bu tarihi eserimizin ömrünü uzatmaya çalışıyoruz.”
“Kaleiçi’nin, UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’ne alınması için çalışmalar başlatıldı”
Antalya Valisi Hulusi Şahin, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, antik Çağlardan bu yana tarihe tanıklık eden Kaleiçi için UNESCO Dünya Geçici Miras Listesi’ne alınması hakkında çalışmalara başladığını söyleyerek, şöyle devam etti:
“Eserimizin yer aldığı bölge olan Kaleiçi, Antalya’nın ve Türkiye’nin en değerli tarihi ve turistik destinasyonlarından bir tanesi. Antalya için ve Türkiye için bu değerli değerimizi daha iyi korumak ve daha iyi sunmak için çaba gösteriyoruz. Hadrianus Kapısı da bunların bir parçası oldu; şu anda kültür ve Turizm Bakanlığımızın bir çalışması da var, onu da bu vesileyle sizinle paylaşalım. Kaleiçi’nin, Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’ne dahil edilmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığımız tarafından çalışma başlatıldı. Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’ne dahil olabilirsek tanıtım anlamında önemli bir mesafe katetmiş olacağız.”
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un turizm sektöründe ilk 7 ayı değerlendirdiği açıklamasına değinen Vali Hulusi Şahin, yıl sonu için belirlenen hedef de Antalya’nın önemine dikkat çekerek, bu kapsamda çalışmalarını sürdürdüklerini aktardı. Şahin, “Kültür ve Turizm Bakanımızın açıkladığı veriler ümit verici. Bakanlığımızın bize koymuş olduğu bir hedef var, 60 milyon turist 60 milyar dolar turizm geliri. Bunun da amiral gemisi elbette ki Antalya, Antalya olarak üzerimize düşeni bu hedef doğrultusunda yapıyoruz. Nitekim son yedi ayda gelen rakamlar da, bir önceki yıla göre yüzde 10 civarında artış yaşanıyor. Tabii ki FTI hadisesi gibi bazı olumsuzluklar da yaşıyoruz. Çok dinamik bir süreç turizm, kendi bünyesinde dalgalanmaları içeriyor, hep güzel olur diyemiyoruz. Bütün mücadelemiz, turizm pastasından Türkiye’nin ve Antalya’nın hak ettiği payı alması. Umuyorum ki, yılbaşı itibari ile 60 milyon ziyaretçiye ki bunun üçte biri Antalya demektir ve 60 milyar gelire ulaşacağız” diye konuştu.
“Rötarın nedeni sadece sendikal bir mesele değil”
Basın mensuplarının sorusu üzerine Antalya Havalimanı’nda da yaşanan uçuşlarda rötar sorunu hakkında konuşan Vali Şahin, konunun sadece sendikal bir mesele olmadığını, rötar sorununun altında birçok neden bulunduğunu açıkladı. Şahin, “Avrupa’da yaşanan bir takım havaalanı problemleri bir domino etkisi ile Türkiye’ye doğru sirayet ediyor, sadece Türkiye’nin mevzusu değil. Yalnızca bunu bir sendikal probleme de bağlayamayız, bunlar etkiliyor elbette ama başka etkenler de var. Gerçekten canımızı sıkan, turizme olumsuz etki eden rötarlar yaşanıyor, fakat 15 gün öncesi bir ay öncesine göre daha az az olduğunu hepiniz görüyorsunuz. Özellikle havalimanında daha iyi hizmet noktasında ne gerekiyorsa bunu yapmanın arayışı içindeyiz. Geçtiğimiz hafta da Ulaştırma Bakanımızla, Kültür ve Turizm Bakanımızın Başkanlığında bir toplantı yaptık, sadece havaalanı özelinde değil turizmin tüm unsurlarını detaylı bir şekilde çalışıyoruz. Belirttiğimiz hedefe ulaşmak için tüm engelleri birer birer aşacağız” dedi. – ANTALYA
]]>WASHINGTON, 1 Ağustos (Xinhua) — ABD federal hükümetinin borcu yaygın endişeleri haklı çıkararak bir psikolojik eşiği daha aştı.
ABD Hazine Bakanlığı’nın Pazartesi günü açıkladığı verilere göre federal hükümetin toplam ulusal borcu, geçen hafta sonu itibarıyla ilk kez 35 trilyon ABD dolarının üzerine çıktı. Bu miktar, Çin, Almanya, Japonya, Hindistan ve İngiltere’nin ekonomi üretiminin toplamına eşit.
ABD’nin ulusal borcu neden bu kadar hızla artıyor? Tüm sektörlerden çağrılar gelmesine karşın bu sorunun çözümü adına neden siyasi bir bilinç oluşturulamıyor? Borcun ölçeği kritik bir kriz noktasına mı ulaştı?
ARTAN BORÇ, ARTAN FAİZ ÖDEMELERİNE YOL AÇIYOR
Verilere göre ABD federal hükümetinin borcu 40 yıl önce 1 trilyon dolardan daha azdı. Ancak son yıllarda hızla büyüyen borç, Eylül 2017’de 20 trilyon doları, Şubat 2022’de ise 30 trilyon doları aştı.
Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre ABD’nin borcunun gayrisafi yurtiçi hasılaya (GSYİH) oranı 2013 yılında yüzde 100’ü aşarken şu anda yüzde 123,3 seviyesine ulaşmış durumda.
Sorumlu Federal Bütçe Komitesi Başkanı Maya MacGuineas yaptığı açıklamada, “Gayrisafi ulusal borcumuza resmi olarak bir trilyon dolar daha eklemiş durumdayız. Dahası, 2023’ün sonunda 34 trilyon dolara ulaşmıştık. Bu tarihten üç ay önce 33 trilyonu, ondan üç ay önce de 32 trilyonu geçmiştik. Borçlanma pervasızca ve durmaksızın devam ediyor” dedi.
ABD’nin ulusal borcundaki hızlı artış, yaklaşan faiz ödemelerinde de doğrudan artışa yol açtı. Verilere göre ulusal borç faiz ödemelerinin 30 yıl içinde federal bütçenin en hızlı büyüyen bileşeni olması bekleniyor.
ABD’nin uzun vadeli mali sorunlarını ele almaya odaklanan partiler üstü bir kuruluş olan Peter G. Peterson Vakfı, “Geleceğimize yeterince yatırım yapmıyoruz. Ancak borç faizi ödemeleri için günde 2 milyar dolardan fazla para harcıyoruz” ifadesini kullandı.
Kongre Bütçe Ofisi tarafından Haziran ayında açıklanan tahminlere göre, 2021 yılında federal gelirin yüzde 9’u düzeyinde olan faiz maliyetlerinin 2024 yılında yüzde 18’e, 2034 yılında ise yüzde 23’e yükselmesi öngörülüyor. Faiz maliyetleri gelecek yıllarda Sosyal Güvenliği bile geride bırakarak en büyük “program” haline gelecek.
IMF Sözcüsü Julie Kozack kısa süre önce düzenlenen basın toplantısında, “ABD’nin, yüksek mali açığını azaltıp borcunu aşağıya çekmek için harekete geçmesi gerekiyor. Bu endişeleri uzun bir süredir dile getirdiğimizi söylemek isterim” dedi.
Kozack, Xinhua’nın sorusu üzerine, “Daha da ileriye baktığımızda, tahminimiz net faiz ödemelerinin orta vadede bile yüksek kalmaya devam edeceği yönünde. Bunun temelinde yüksek faiz dışı mali açık ile bunun sonucunda ortaya çıkan kamu borcu var. Bir an önce ABD’nin açığını ve borcunu azaltmak üzere harekete geçilmesi çağrısında bulunuyoruz” diye konuştu.
SORUMLU KİM?
Borç, ABD’nin ekonomi ve finans sektörlerinin en belirgin ve dolaylı sorunlarından biri. Hatta JPMorgan Chase CEO’su Jamie Dimon, ABD kamu borcunu ülke ekonomisinin karşı karşıya olduğu “en öngörülebilir kriz” olarak nitelendiriyor. O halde borç neden artarak kontrolden çıkmaya devam ediyor?
Peter G. Peterson Vakfı CEO’su Michael A. Peterson, ABD’nin ulusal borcu 30 trilyon doları aştığında, “Bu noktaya nasıl geldiğimiz, hem Demokrat hem de Cumhuriyetçilerin ekonomideki sorumsuz davranışlarının sonucu olan uzun bir hikaye. Washington’daki liderler onlarca yıl boyunca düşüncesizce kararlar aldılar ve her seferinde favori yeni bir vergi indirimi ya da harcama programını ortak geleceğimize tercih ettiler” dedi.
Vakfa göre 35 trilyon dolarlık ulusal borç, ABD’de kişi başına 103.945 dolarlık bir borç anlamına geliyor. “Bu sadece sürdürülemez değil, aynı zamanda çocuklarımız ve torunlarımıza zarar verebilecek ahlaki bir başarısızlık” diyen Peterson, politika yapıcılardan ülkeyi tekrar güçlü ve sürdürülebilir bir mali yola sokmalarını istedi.
American Enterprise Institute kıdemli uzmanı ve IMF’de eski bir yetkili olan Desmond Lachman Xinhua’ya daha önce yaptığı açıklamada, Cumhuriyetçilerin kamu harcamalarında kesinti yapmadan vergi indirimlerini, Demokratların ise vergileri yükseltmeden kamu harcamalarını artırmayı yeğlediğini söylemişti.
Lachman, bunların kaçınılmaz sonucu olarak ülkenin bütçe açıkları vermeye devam ettiğini ve kamu borcunun sürdürülemez bir yola girdiğini belirtti.
Uzmanlar ve gözlemciler, Washington’daki kanun yapıcıların harcamaları azaltmaya ya da anlamlı bir bütçe reformu uygulamaya çok az önem verdiğini belirtiyor. 2024 başkanlık seçimlerine 100 günden az bir süre kala, ulusal borç önemli bir gündem maddesi olmaktan oldukça uzak.
“DOLARA İLİŞKİN CI·DDI· SORU İŞARETLERİ”
Jamie Dimon, “ABD, mali açık sorunlarımıza biraz daha fazla odaklanmamız gerektiği ve bunun dünya için önemli olduğu konusunda son derece farkındalık sahibi olmalı diye düşünüyorum” dedi.
Brookings Enstitüsü’nde ekonomist ve kıdemli uzman olan Barry Bosworth, acil bir kriz olmasa da, mali açığın gelecek yıllarda daha kısıtlayıcı bir hal alacağını savundu. Bosworth, “Büyüyen kamu borcu yavaş yavaş özel yatırımlara yer bırakmayacak ve dış finansmanın artışıyla beraber iç ekonominin kontrolü altına girmesini de şiddetlendirecek” dedi.
Lachman ise bu “tehlikeli gidişatın dolar” ve enflasyonun uzun vadeli görünümüne ilişkin “ciddi soru işaretlerine” neden olduğunu söyledi. Lachman’a göre yabancılar, ülkenin kamu maliyesini kontrol altına alma konusunda gerçek bir çaba görmezlerse ABD hükümetini finanse etmekte isteksiz davranabilirler.
Lachman ayrıca, “Bu gidişat da dolar krizine yol açabilir ve ABD Merkez Bankası’nın hükümeti finanse etmek için para basmasını gerektirebilir. Bu da enflasyonun kesinlikle yeniden yükselmesine yol açacaktır” dedi.
Xiong Maoling, Yu Rong
(Matthew Rusling’in katkılarıyla)
]]>(İSTANBUL)-İstanbul Sultangazi Cebeci Mahallesi’ndeki maden sahası büyütme projesi nedeniyle evlerinin diplerinde yapılan kazı ve tehdit yoluyla yaşadıkları yerden çıkarıldıklarını belirten bölge sakinleri, topladıkları imzaları Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İstanbul İl Müdürlüğü’ne teslim etti. Kuzey Ormanları Savunması Sözcüsü Esmanur Çağlak “Kuzey Ormanları’nda büyük bir orman kıyımı yapılıyor, İstanbul’un nefes kaynağı şu an adım adım katlediliyor” dedi.
Sultangazi Cebeci Mahallesi’nde maden sahası büyütme projesine tepkiler sürüyor. Çevrelerini saran maden sahasının ortasına kalan ve evlerinin yıkılmasından korkan mahalleli, sorunlarının çözülmesini istedi. Mahalle sakinleri, bugün Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İstanbul İl Müdürlüğü’ne topladıkları 147 imzalı dilekçe verdi.
“Büyük bir orman kıyımı yapılıyor, İstanbul’un nefes kaynağı şu an adım adım katlediliyor”
Kuzey Ormanları avukatı Esmanur Çağlak, müdürlük önünde yaptığı konuşmada köyde yaşanılacak bir durumun kalmadığını belirterek şunları anlattı:
“Temiz hava soluyamıyor kimse. Herhangi bir gündelik yaşam faaliyeti sürdürülemiyor. Buradan tekrar buradaki yetkililere sesleniyoruz, bugün köyden topladığım imzalarla beraber Çevre ve Şehircilik Bakanlığı önüne geldik ve bu dilekçelerimizle beraber yetkilileri bu madeni denetlemesi gerektiğini, bu madenin yaptığı faaliyetlerin orada yaşayanların barınma hakkına, yaşam hakkına, temiz hava hakkına, temiz su hakkına doğrudan müdahale demek olduğunu ve madencilik şirketi bu faaliyetleriyle bir suç işlediğini ve buradaki yetkililerin bu vaadini denetlemeyerek bu suça ortak olduğunu söylüyoruz. Burada yapılan sadece Cebeci’ye özel bir durum değil. Bunu da tekrar buradan da vurgulayalım. Bugün İstanbul’un her tarafı Kuzey Ormanları tehdit altında, orman köyleri, kırsalı madencilik faaliyetleriyle, taşıyacakları faaliyetleriyle tehdit altında. Büyük bir orman kıyımı yapılıyor. İstanbul’un nefes kaynağı şu an adım adım katlediliyor. Buradan kamu kurumlarına yani bakanlığa ve belediyelere İstanbul’un nefes kaynağını, temiz su kaynağını yok etmemeleri için bu maden yağmasına dur demeleri için burada toplandık. ve bunu da söylemeye, savunmaya devam edeceğiz”
“Taş Ocaklarının komple kapanmasını istiyoruz”
Köy sakini Nazan Akdil de köydeki son durumu ANKA’ya şöyle anlattı:
“Cebeci köyünde yaşıyorum. Uzun zamandan beri yaklaşık 30-35 yıldan beri taş ocakları var köyümüzde. Ama köye bu kadar zarar vermemişlerdi. Bu son dönemde köyde yapılan toprak döküm sahası alanları sebebiyle daha çok ağaçlarımızı kesip üzerlerine toprak doldurmaya başladılar. Birçok ağacı da talan etmiş vaziyetteler. Köyü yok etmeye çalışıyorlar. İnsanların evlerini zorla almaya çalışıyorlar. Artık buna bir dur denmesini istiyoruz. Taş ocaklarının komple kapanmasını istiyoruz. Yani yaklaşık bundan altı yedi ay öncesine kadar taş ocakları aslında durmuştu. Ama yeniden bir taşeron firma geldi ve yeniden faaliyete başlattı. Bunun durdurulmasını istiyoruz. Toprak döküm sahası alanlarının Habipler tarafında ağaçlar komple kesilmiş vaziyette. İnsanlar mağdur, toz içerisindeyiz. Şiddetli bir şekilde dinamit patlatılıyor. Evlerimiz yerlerinden sarsılıyor. Her tarafa şikayet ettiğimiz halde yine de hiçbir yerden cevap almış vaziyette değiliz. Bunları bir son verilip artık dur denmesini istiyoruz”
]]>HACIOSMANOĞLU: FUTBOLUN PATRONU BİZ DEĞİLİZ
Türkiye Futbol Federasyonu’nun yakın zamanda bir seçim geçirdiğini hatırlatarak sözlerine başlayan İbrahim Hacıosmanoğlu, “Dünyaya örnek bir şekilde delegasyonun oylarıyla bize teveccüh gösterildi. Türk futbolunun yıllardan beri iradeye ihtiyacı vardı. Bu irade koyulmadığından dolayı futbol kaos ortamına girilmiştir. Mecnun başkanla bir araya geldik, ufak bir daire çizdik. Bu daire büyüdü ve bugün bu noktayız. Türk futbolunun adil, adaletli, tarafsız, herkese eşit mesafede hizmet edilmeye ihtiyacı var. Biz yönetmek üzere futbol ailesi tarafından seçildik. Futbolun patronu biz değiliz. Futbol patronları amatör, 3. Lig, 2. Lig, 1. Lig ve Süper Lig başkanları ve unsurlarıdır” ifadelerini kullandı.
HACIOSMANOĞLU: TÜRK FUTBOLUN MARKA DEĞERİNİ YÜKSELTECEĞİZ
“Sportif başarıyı sahada kazanmak isteyenlerin hizmetkarız” diyen Hacıosmanoğlu, “Sportif başarıyı farklı manipülasyonlarla saha dışında kazanma arzusu olanlar da şunu bilmesini istiyorum, geçmiş hayatımıza baktıklarında nelerle karşılaşabileceklerini tahmin edebilirler. Biz futbolun barış, kardeşlik, genç nesillerimize örnek olarak yönetilmesini istiyoruz. Geçmişte yaşadıklarımızı bir tarafa bıraktık. Formalarımızı Mecnun başkanla çıkardık, her tarafımız kırmızı-beyaz. Türk futbolunun marka değeri inebileceği yere kadar indi. Futbol ailesiyle, iletişim içinde sorunları beraber tespit edip, kalıcı uygulamaları da yine beraber belirleyip, inanıyorum ki Türk futbolunun marka değerini hak ettiği seviyeye çıkarırız” açıklamasını yaptı.

HACIOSMANOĞLU FIFA, İSTANBUL’DA TEMSİLCİLİK AÇACAK
İbrahim Hacıosmanoğlu, “İki gün önce FIFA başkanın davetiyle Paris’te toplantı yaptık. Infantino, ‘Türkiye lider bir ülke, hem Balkanlarda hem Türki cumhuriyetlerde, Afrika’da da lider olarak hizmet etmesini istiyoruz’ dedi. Ben de espri yaptım, Napolyon ‘Dünya tek devlet olsa, başkent İstanbul’ dedim. ‘FIFA’nın, İstanbul’da temsilciği yok’ dedim, ‘Çok arzu ediyoruz’ dedi. Tarihi bir bina bulup, FIFA’nın temsilciliğini İstanbul’da açacağız. Futbol ailesiyle beraber gurur yapmadan, kibir yapmadan, Türk futbolun marka değerini hep beraber yukarıya taşıyacağız” diye konuştu.

AL-OBAIDLY: EN YÜKSEK TEKLİFİ YAPTIK
Süper Lig’de maçları 3 sezon daha yayınlayacaklarını söyleyen beIN Media Grup CEO’su Yousef Al-Obaidly ise, “Türkiye’nin lider yayıncısı olarak beIN Sport, Süper Lig’i 3 sezon daha yayınlayacağından memnuniyet duyuyoruz. TFF başkanına teşekkür etmek istiyorum, bu toplantı ve yaptığımız görüşme için. Bunun yanı sıra İbrahim Hacıosmanoğlu’nu başkanlığından dolayı tebrik ediyorum. Siz ve ekibimizle çalışmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. Umarım tüm kulüplere fayda sağlayacak şekilde beraber çalışmaya devam edeceğiz. Süper Lig yayın haklarına en yüksek teklifi vererek aldık. 23 yıldır katkı veriyoruz ve buna devam edeceğiz” dedi.

AL-OBAIDLY: SÜPER LİG 40’TAN FAZLA ÜLKEDE YAYINLANACAK
TFF, Digitürk ve Kulüpler arasındaki ilişkinin temelinde güven olduğunu vurgulayan Al-Obaidly, “Türk futbolunun en büyük destekçilerinden biri olarak Süper Ligi çeşitli ülkelerden yayınlamaya devam edeceğiz. 40’tan fazla ülkede yayınlanacak. Süper Lig, Avrupa’nın en değerli 6. ligidir. İbrahim Hacıosmanoğlu liderliğinde daha da artıracağız. Korsan yayıncılık sadece Türkiye’de değil, küresel anlamda da futbolu tehdit etmektedir. Bunun önüne geçmek için hep beraber hareket etmeliyiz. Tüm Türk futbolunu desteklemek istiyoruz, amatör kulüplere direkt destek vermek istiyoruz. Ülke çapında 50 farklı amatör kulübü destekliyoruz. 1300’den fazla amatör kulüp var. Türkiye’de futbol her seviyede gelişmekte ve ilham vermektedir. TFF ile birlikte çalışarak gelirleri artırmak istiyoruz. İbrahim Bey’in yaptığı çalışmalarla çeşitli girişimlerimiz var. Bununla birlikte Türk futboluna daha fazla katkı sağlayacağız. Kulüplerle birlikte çeşitli projeleri değerlendirmekteyiz” değerlendirmesini yaptı.
]]>ZONGULDAK’ın Kilimli ilçesindeki limanın derinliğinin, bölgede süren tünel çalışmalarından çıkarılıp, sahile dökülen hafriyatın denize karışması nedeniyle azaldığı öne sürüldü. Kilimli Su Ürünleri Kooperatifi Müdürü Bülent Aksu, limanın temizlenmesi ve hafriyatın denize karışmaması için önlem alınması gerektiğini belirtti. Tünel çalışmasını yapan firma konuyla ilgili açıklama yapmazken, Karayolları Bölge Müdürlüğü tarafından bölgedeki hafriyatın farklı bir depolama alanına taşınması, bölgenin temizlenmesi için hazırlık çalışmalarına başlandığı belirtildi.
Kilimli ilçesinde 2 yıldan uzun süredir devam eden Zonguldak Filyos yolu tünel çalışmalarında, kazılan dağdan çıkarılan hafriyat, gerekli izinler alınarak Kilimli ilçesi sahil güzergahına döküldü. Hafriyat nedeniyle kıyı şeridinde tepeler oluştu. Olumsuz hava şartlarının da etkisiyle hafriyat, zamanla denize doğru sürüklendi. Kilimli Limanı’nın kısa mendireğinin dibinde sahile benzer, taşlarla dolu 100 metre uzunluğunda bir alan oluştu. Ayrıca limanın minimum 5 metre olması gereken derinliği de yer yer 2,5 metrenin altına düştü.
KARAYA OTURMA TEHLİKESİ
Yaklaşık 10 milyon liralık yatırımla yapılan Kilimli Limanı, balıkçı barınağı olarak hizmet veriyor. Liman, kentin soğuk hava deposundaki 2 limanından biri olarak endüstriyel balıkçılar tarafından sık sık kullanılırken, Kilimli Su Ürünleri Kooperatifi Müdürü Bülent Aksu, limanda gırgır olarak tabir edilen büyük balıkçı teknelerinin sığlaşma nedeniyle karaya oturma tehlikesi yaşadığını belirtti.
‘DENİZ BİZDEN 100 METRE İLERİ GİTTİ’
Tünel inşaatı nedeniyle toprak, taş ve kum birikintileri nedeniyle balıkçı barınağı olan limanın ağzının kapanmak üzere olduğunu söyleyen Kilimli Su Ürünleri Kooperatifi Müdürü Bülent Aksu, “Dışarıdan gelen, balıkçı teknelerini bu limanda ağırlıyoruz. Batı Karadeniz’de 2 tane balık boşaltma alanımız var. Biri Ereğli Limanı, biri Kilimli Balıkçı Barınağı. Barınak iyice sığlaştı, dolgulardan dolayı. Bildiğiniz bir çevre katliamı oluşuyor. Tünelin içinden akan su, dere pisliği tarzında. Bir altımızda da çocuklar denize girmeye çalışıyor. Burada başka hiçbir şey yoktu. Sadece tünel inşaatından gelen toprak dolgusu. Şu anda denizin üzerinde olmamız gerekiyordu. Deniz bizden 100 metre ileri gitti” diye konuştu.
Limanda sığlaşma olduğunu belirten Aksu, “5 metre olması gereken limanımız, şu an 2 metrelere düştü. Geçen sene bile gırgır diye tabir ettiğimiz tekneler oturma tehlikesi geçirdi. Birkaç tanesi de oturdu. Bu sene neler yaşayacağız; bilmiyoruz. Ufak bir fırtınada o dağ birikintisi, dalgalarla birlikte liman içine gelip, doldurmuş olacak” dedi.
‘BÜYÜK KAYA BLOKLARLA TAHKİMAT YAPILMALIYDI’
Limana, Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı tarafından yapılan yatırımlarla, soğuk hava deposu, mezat alanı, ağ bakım odası ve lokal binası kurulduğunu ayrıca Kilimli Belediyesi ile ortak yatırımların devam ettiğini söyleyen Aksu, “Bir taraftan yatırım yapıyoruz. Kullanabilelim, iç piyasaya hakim olalım, diye bir taraftan da tutulan balığı getiren gırgırlardan alamayacak pozisyona geliyoruz. Burası için hem mülki amirlere hem de bakanlıklara şikayette bulunduk. Onlar da gelip, incelemelerini yaptılar. Ama herhangi bir sonuç şu anda görmedik. Yol olmasını biz de istiyoruz. Yol olmasın gibi bir derdimiz yok; ama önce deniz tarafını büyük taşlarla, tahkimatlarla, betonlarla onarıp, ondan sonra bu dökümün yapılması lazımdı. Şu anda toprak denize atılıyor. Bunun bir önlemi olmalı. Büyük kaya bloklarla böyle bir tahkimat yapılmalıydı. Şu anda liman içinde plaj diyebileceğimiz kumsallar var” diye konuştu.
‘ÖNLEM ALINMASI GEREKİYOR’
Önlem alınması ve sezona limanın hazırlanması için yetkililere çağrı yapan Aksu, “Öncelikle bu döküm işine bir an önce önlem alınmasını istiyoruz. Limanımızın derinleştirilmesi lazım ki balıkçılık rahat olsun. Derinleştirildikten sonra da liman girişinde vatandaş denize girmeye çalışıyor; hem gemi trafiğine engel hem can güvenlikleri yok. Bunlara da müdahale edemiyoruz. Önlem alınması gerekiyor” dedi.
‘TEMİZLEME HAZIRLIĞI’ AÇIKLAMASI
Öte yandan Karayolları Bölge Müdürlüğü tarafından bölgedeki hafriyatın farklı bir depolama alanına taşınması, bölgenin temizlenmesi için hazırlık çalışmalarına başlandığı belirtildi. Tünel çalışmalarını yapan firmanın yetkileri ise konuyla ilgili açıklama yapmadı.
]]>Lisans Ücreti Kalkmıyor
Mehmet Muş’un Ticaret Bakanı olduğu dönem hızlıca yasalaşan e-ticaret düzenlemesinin birçok eksik ve mantık hatası barındırdığını da öne süren Recep Erçin, “Medyada yazılıp çizilenin aksine lisans ücretlerinde bir af söz konusu değil. E-ticaret platformları şayet belirli bir ihracat tutarını başarabilmeleri halinde veya yaptıkları yatırım tutarı kapsamında yüksek lisans bedellerinden kurtulacaklar. O da tabi ki matrahtan düşülecek. Esas ödenmesi gereken tutardan değil. Türkiye’deki e-ihracatın gelişimi ile içerideki hacim kıyaslandığında lisans ücretlerinin anlamlı biçimde aşağı çekilemeyeceği zaten aşikar. Buna karşın sanki kanunen çok mantıklı bir şekilde hak edilmiş ödemeden vazgeçildiğine dair yorumlar yapılıyor. Oysa bu hatalı.” dedi.
Asıl Tehlikenin Farkında mısınız?
Erçin’e “Neden hatalı?” diye sorduğumuzda ise şunları anlattı: “Çünkü e-pazaryerlerinin ulaştıkları cirosal hacimler kendilerinin cirosu değil. Alan tanıdıkları esnafın, şirketlerin cirolarının bütünü. Bir semt pazarı düşünün. Bizim köyde cuma günleri pazar kurulur. Düşünün ki kaymakamlık geliyor; o pazardaki bütün pazarcıların yaptığı ciroyu toplayıp belediyeye sen şu kadar ciroya aracılık ettin onun üzerinden bize lisans bedeli ver diyor. İyi de o belediyenin cirosu değil ki! Burada bir mantık hatası var. Bir de tabi yüzde 20’nin üstüne çıkıldığında ihracat indirim hakkı da tanınmıyor yeni düzenlemede. Elbette burada benim Aydınlık’ta kaleme aldığım yazıda değindiğim Temu tehlikesi var. Ona Ekonomi gazetesindeki köşesinde Ussal Şahbaz’ın konuyu incelemesi benim dikkatimi çekti. Bakın Temu girdiği pazarlara reklam yatırımı dışında yatırım yapmıyor. O yatırım da büyük ölçüde zaten Meta, Google gibi kurumlar eliyle yine küresele gidiyor. Bir de Temu diyoruz ama Shein gibi benzerleri de var ve Amazon da yavaş yavaş aynı modele geçiş yapıyor; bunlar şu aşamada Türkiye’nin e-ihracat pazarları olan Kafkaslar ve Körfez ülkelerine girmiş durumda. Ülkemizde rekabetçi kurdan vazgeçilmiş ve maliyetler ortada iken rekabet etme ve e-ihracatı geliştirme şansımız yok denecek seviyede.”
Kim Çinli, Kim Amerikalı, Kim Türk?
“E-ticaret şirketlerinin vergi ödemediğine dair listeler dolaşıyor. Bu doğru olabilir mi?” şeklindeki sorumuz üzerine ise Erçin, “Halihazırda e-ticaret şirketleri tabiri caizse para yakan girişimler. Yatırımcıların fonlamaları ile devam ediyorlar. Trendyol’a odaklanıldığını görüyoruz ama bildiğimiz kadarı ile şirket son üç yılda milyarlarca lira vergi ödedi. Bunlar tabi kamuoyuna açık bilgiler değil o yüzden net bir tutar söyleyemem ama şirket yöneticileri bu iddialara yanıt verir diye düşünüyorum. Sadece kurumlar vergisi özelinde bakılsa da dijital işlem vergisi de var. Lisans ücreti de ayrı bir vergi olacak. Kaldı ki bu şirketlerin ciddi teşvikli yatırımları var. Devlet vergi borcu oldu mu kimsenin kara kaşına gözüne bakmaz alır. Bir de Çinli algısı öne çıkarılıyor özellikle Trendyol için; şirket Çinli Alibaba’nın uluslararası ticaret ve perakende şemsiyesi altında. Peki Alibaba ne kadar Çinli? Şirket New York borsasında halka arz oldu. O anlamda Alibaba Çin’de Amerikalı, Amerika’da Çinli gibi görülüyor. Bizim Türkiye’den Türk şirketimiz Hepsiburada da öyle. Amazon zaten Amerikalı. Bu ülkeye kim aş ve iş sağlıyorsa o bu ülkenin şirketidir. Yoksa ne kadar yabancı yatırım varsa şu bu diye ötelememiz gerekir. Doğru bir bakış açısı değil.”
E- İthalatçı Olmayalım
“Bir şirket için yasa yapılmaz.” diyen Erçin, yasaların öngörüler doğrultusunda bütün bir ekosistemi dikkate alarak şekillendirilmesinin ülke ekonomisi açısından faydalı olacağını vurguladı. Bu noktada, “Her alanda tekelleşmeye karşı durmak lazım. Tüpraş’ı ve Petkim’i, Turkcell ve Türk Telekom’u da konuşmak lazım. Gördüğüm kadarıyla Trendyol üzerinden bir söylem geliştirilmiş durumda. Elbette pazaryerleri özelinde bir denge şart bunu sağlayacak her düzenlemeyi desteklemek lazım. Bu yasa onu ne kadar sağlıyor tartışmak gerek. Bir de ülkenin yoğun tüketim malı ithalatını nereye koyacağız? Dijital platformlarda satılan elektronik eşyaların ne kadarı yerli? Ya otomobil piyasası?” sorusunu gündeme getirdi ve ekledi: “İçerideki şirketleri düzenleyelim derken artan ithalata yönelik bir çözüm bulmamız lazım. Türk KOBİ’lerini e-ihracatla dışa açacağız derken e-ithalatçı olmayalım.”
Alibaba Raporunda Ne Yazıyor?
Trendyol’un ödeyeceği lisans bedelleri konusunda çeşitli hesaplamalar var. Kimisi 30 milyar kimisi 70 milyar silinecek diyor. Erçin ise bu konudaki hesaplamaların afaki olduğunu belirtse de Alibaba Group’un son faaliyet raporuna bir göz atmak gerektiğini söyledi. Erçin bu konuda şu bilgileri aktardı: “Alibaba Group’un Uluslararası Ticaret Perakende bölümünde; AliExpress, Trendyol, Lazada, Daraz ve Miravia gibi şirketler var. Bunlar grubun yerelde kurulu alt şirketleri diyebiliriz. Faaliyet raporunda Trendyol için şu deniyor; ‘2023 yılında hem ürün hem de sipariş hacmi açısından Türkiye’nin açık ara önde gelen e-ticaret platformu olduğuna inandığımız Trendyol, e-ticaret işletmesi ve gıda ve bakkaliye için yerel tüketici hizmetleri aracılığıyla tüketicilere geniş bir ürün ve hizmet yelpazesi sunmaktadır. Tüketiciler ayrıca Trendyol’un lojistik ve dağıtım ağları tarafından sağlanan kaliteli ve rahat teslimat hizmetlerinden de yararlanmaktadır. Trendyol, Türkiye’nin ötesinde, bol ürün tedariğini ve hızlı ve güvenilir lojistik kabiliyetini kullanarak Körfez bölgesi de dahil olmak üzere diğer değerli gelişmekte olan pazarlara açılmıştır… Trendyol’un e-ticaret işletmesi için Trendyol Express ve yerel tüketici hizmetleri için Trendyol GO olmak üzere tedarik ve lojistik ağları tarafından sağlanan kaliteli ve rahat teslimat hizmetlerinden de tüketiciler yararlanmaktadır. Trendyol, Türkiye’nin ötesinde, bol ürün tedariğini ve hızlı ve güvenilir lojistik kabiliyetini kullanarak Körfez bölgesi de dahil olmak üzere diğer değerli gelişmekte olan pazarlara açılmıştır. 2024 mali yılında Trendyol yüzde 20’nin üzerinde sipariş büyümesi elde etmiştir.”
AIDC’de Trendyol’un Payı Ne Oldu?
“Alibaba’nın faaliyet raporları bizdeki gibi ocak-aralık değil nisan-mart dönemini kapsıyor. Malum Vodafone’un da öyle.” diyen Erçin bu yüzden raporda 2024 yılı ibaresinin yer aldığını kaydetti. “Alibaba Uluslararası Dijital Ticaret Grubu’nda (AIDC) dediğim gibi; AliExpress, Trendyol, Lazada, Daraz, Miravia ve Alibaba.com gibi çeşitli perakende ve toptan satış platformları yer alıyor.” bilgilerini veren Erçin, şunları aktardı: “İçerisinde Trendyol’un da olduğu Alibaba Uluslararası Dijital Ticaret Grubu için raporda deniyor ki; ‘Müşteri yönetim hizmetlerinden elde ettiğimiz geliri esas olarak AliExpress, Lazada ve Trendyol, doğrudan satış gelirimizi öncelikle AliExpress, Trendyol ve Lazada, lojistik hizmetlerinden elde ettiğimiz geliri de öncelikle Lazada ve Trendyol sağlıyor.’ Bundan sonra biraz finansallara bakalım: söz konusu grup 2024 mali yılında uluslararası ticaret ve perakende işletmesinden 11.3 milyar dolar gelir elde etmiş. Yuan cinsinden yüzde 60’lık bir artış (50.9 milyar yuandan 81.6 milyar yuana) söz konusu. Yıllık büyümenin esas olarak AliExpress ve Trendyol’un sırasıyla yüzde 36 ve yüzde 18 gelir artışının katkısıyla sağlandığı not ediliyor. Buradan hareketle görüyoruz ki; Trendyol’un AliExpress’in yarısı kadar gelir büyümesi bile toplam grup büyümesini yüzde 60 yukarı taşıyabiliyor. Şu halde geçen yıl benim de davetli olarak iştirak ettiğim geçen yıl Berlin’de düzenlenen Trendyol toplantısında Grup Başkanı Çağlayan Çetin’in ifade ettiği ‘Bu yıl 11 milyar dolar hacme ulaşılacağı’ ve ‘5 yıl içinde 8 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaşacakları’ ifadeleri belirginleşiyor. 2023’te Türkiye’deki toplam hacim yaklaşık 78 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde Trendyol’un tahmini payı hesaplanabilir. Elbette bu Trendyol’un cirosu değil sağladığı hacim ona dikkat etmek lazım. Diğer yandan raporda uluslararası işletmelerin bir kısmı yerel para birimlerinde gelir elde ettiği için raporlamada renminbi yani Çin yuanına çevrildiğinden gelirin döviz kuru dalgalanmalarından etkilendiği notu da düşülmüş. Grubun perakende tarafı böyle. Toptan ticarette ise 2024 mali yılında renminbi cinsinden gelir artışı yüzde 7 oldu ve yaklaşık 2.9 milyar dolara (19.5 milyar yuandan 20.9 milyar yuana) denk geliyor.”
Gelir Arttı Ama Grup Zarar Yazdı
Alibaba’nın uluslararası perakende ve toptan ticaret tarafında gelir artışı olsada faiz, vergi, amortisman ve amortisman öncesi kazanç yerine zarar söz konusu olduğuna dikkat çeken Ecomax Genel Yayın Yönetmeni Recep Erçin, “Faaliyet raporuna baktığımızda AIDC’nin 2023 mali yılındaki 4.9 milyar yuanlık kayba kıyasla, 2024 mali yılında 8 milyar yuan yani 1.1 milyar ABD doları zarara uğradığı gözleniyor. Zararların ise esas olarak AliExpress’ Choice, Trendyol’un sınır ötesi işletmesi ve Miravia gibi işletmelere yapılan yatırımların artmasından kaynaklandığı ifade ediliyor. Bunun yanında kısmen para kazanmadaki iyileştirmelerle de kaybın dengelendiği not edilmiş. Şimdi Alibaba der ki; ‘Uluslararası perakende ticaretinden elde edilen gelir, öncelikle AliExpress, Trendyol ve Lazada’dan elde edilmekte olup, müşteri yönetim hizmetleri, mal satışları ve lojistik hizmetlerinden elde edilen geliri içermektedir.’ Yani burada Trendyol’un katkısı nedir?” ifadelerini kullandı.
Bu noktada Alibaba’nın 2024 yılı geçici mali raporundaki “Trendyol, dönem içerisinde kârlılığını sürdürdü; bu gelişmenin başlıca nedenleri parasallaştırma ve operasyonel verimlilikteki iyileşmelerdi.” ifadesine dikkat çeken Erçin, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu dönem Mart 2023’te başlayıp Eylül 2023’te sona eren altı aylık dönem. Demek ki Trendyol kazançlı olmayı başarmış. O bakımdan Alibaba, geçen yıl eylül ayında Trendyol operasyonlarına 2 milyar dolar daha yatırım yapacağını açıkladı. Şirket e-ticaret yasasının değişmesi için de baskı yapıyor çünkü büyük maliyetler çıkacağından şirket mantıken büyümek yerine küçük ve kazançlı kalmayı tercih edecektir.”
]]>Olağan meclis toplantısı, Meclis Başkanı Tanju Acar’ın açılış konuşmasıyla başladı. Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Bıyık, toplantının ilk gündem maddesi olan Yönetim Kurulu Faaliyetlerini meclis üyelerine aktardı. Erdoğan Bıyık, “Bu ay içinde; TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’nun ev sahipliğinde TOBB çatısı altındaki 365 Oda/ Borsa’nın Yönetim Kurulu Başkanlarının katılımlarıyla gerçekleştirilen istişare toplantısında İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile bir araya geldik. Toplantıda ülke genelinde yaşanan mavi yakalı çalışan sorununa çözüm önerilerimizden biri olan yabancı uyruklu çalışanların sigortalanması konusunu gündeme getirdik. Bakanımız bize bu konuda çalışmalarının olduğunu, konuyu gündeme taşımamızdan dolayı memnuniyet duyduğunu ifade etti. 15 Temmuz günü Mobil Mutfağımız ile hem Büyük Cami önünde lokma ikramında bulunduk hem de Anıtpark’taki programlar boyunca pilav ve aşure ikramlarında bulunduk. Titizlikle çalışmalarını sürdürdüğümüz Düzce Gümrük Müdürlüğü için Ticaret Bakanlığı Destek Hizmetleri, Tasfiye İşleri ve Döner Sermaye Genel Müdürlüğü Yatırım Daire Başkanı Mahmut Çakmak ile Düzce’de bir araya geldik. Bir çok etkinliğe katıldık” dedi.
Devam etmeli
Meclis toplantısının devamında, Düzce Ticaret ve Sanayi Odası 5. Meslek Komitesi’nde alınan ve Yönetim Kurulu tarafından Meclise havale edilen komite talepleri, Meclis Başkan Yardımcısı Murat Taştepe meclis üyelerine aktardı. Taştepe, “Yönetim Kurulu Başkanımız Erdoğan Bıyık’ın da yönetiminde yer aldığı ve önemli gelişme kat ettiği görülen Düzce Teknopark’ta faaliyet gösteren firmalarımız ile tüm Türkiye genelinde aynı sektörlerde ve teknoparklarda faaliyet gösteren firmaların ortak taleplerini TOBB’a ve ilgili bakanlıklara aktarmaya, kamuoyu oluşturmaya çalışıyoruz. Buna istinaden; Bağlı bulunduğumuz 5. Meslek Komitesi toplantılarında, özellikle bilgi teknolojileri üzerine faaliyet gösteren üyelerimizin bizlerden talep ettiği bazı yasal düzenlemeler var. Bu yasal düzenlemeler hakkındaki görüş ve önerilerimizi listeleyerek TOBB ve ilgili bakanlıklarla paylaşılmasını talep ediyoruz. Bu aşamada da siz kıymetli meclis üyelerimizi hazırlamış olduğumuz çalışma hakkında bilgilendirmek istedik. İçinde bulunduğumuz sektördeki devlet destek ve teşvikleri her geçen gün kısıtlanmakta ve kaldırılmakta. Bu durum, AR-GE ve İnovasyon odaklı çalışan, maliyetleri hali hazırda çok yüksek olan firmalarımızın uygun çalışma şartlarını sağlamalarında engel teşkil etmektedir. Bu durum rekabetçi olmalarına ve piyasada tutunmalarına da engel olmaktadır. Teknokent Kazanç istisnasının kaldırılması, Teknokentler ve Ar-Ge merkezlerinde uzaktan çalışma imkanı getirilmesiyle bu alanlarda çalışanların kontrol edilebilirliğinin azalması nedeniyle Teknokentler ve Ar-Ge merkezlerinde çalışanlara uygulanan istisnanın brüt asgari ücret tutarının beş katı (100.012,50 TL) olarak bir üst sınır getirilmesi, ilgili sektörlerdeki KDV istisnası indirimi imkanının kaldırılmasının gündemde olması, Hisse senedi ve ortaklık payları alım-satım kazanç istisnasının yeniden düzenlenmesinin gündemde olması, Startup şirketlerindeki hisse senedi opsiyonlarında vergisel kolaylık sağlanması, Teknoloji Geliştirme Bölgesi işletmesi yönergelerindeki personel başı zorunlu alan gereklilikleri, Teknokent Bölgelerindeki kira ve işletme giderleri konularında komitemizin yapmış olduğu ve sektördeki birçok üyemizden alınan geri dönüşlerle oluşturulmuş olan raporu siz meclis üyelerimizin de olurlarıyla TOBB ve ilgili bakanlıklara ileteceğiz” ifadelerinde bulundu.
Meclis toplantısının son kısmında Temmuz ayı mizanları görüşülürken, serbest kısımda; Düzce Ticaret ve Sanayi Odası’nın yeni hizmet binasının hangi aşamada olduğu, teslim alınan mobil mutfak ve müdahale aracı tefrişatlarıyla ilgili yapılan araştırmalar hakkında meclis üyelerine bilgiler verildi. – DÜZCE
]]>KTO Teknoloji ve Eğitim Kampüsü’nde gerçekleştirilen programa Konya’da faaliyet gösteren firmaların temsilcileri yoğun katılım sağladı. Programın açılışında konuşan KTO Teknoloji ve Eğitim Kampüsü Genel Müdürü Seyfi Suna, “Bir ülkenin ekonomik büyümesine, uluslararası ilişkilerine ve işletmelerin rekabet gücüne olumlu etkileri olan ve bir ülkede üretilen mal ve hizmetlerin başka ülkelere satılması şeklinde tanımlanan ihracatın, günümüzde sadece firmalar ve şehirler açısından değil aynı zamanda dünya üzerinde yer alan ülkeler açısından da büyük bir önem kazandığını görüyoruz. Konya Ticaret Odası olarak bizim de üyelerimizin ve bölgemizde yer alan firmalarımızın ihracatlarını artırmaları noktasında pek çok çalışmamız mevcut. Şu an içerisinde bulunduğumuz Teknoloji ve Eğitim Kampüsümüzde, Mesleki Eğitim Merkezi, Dış Ticaret Merkezi, Model Fabrika, Siber Güvenlik Merkezi, Enerji Verimliliği Merkezi, Akıllı Teknolojiler Merkezi, Fuar Şubesi gibi pek çok birim yer almakta ve bu yapılarda şehrimizin üretimine, ihracatına ve istihdamına katkı sunmak üzere yine şehrimizde yer alan paydaşlarımızla birlikte pek çok çalışma yürütülmektedir. Dış Ticaret Merkezimiz tarafından uzun bir süredir verilmeye devam eden ihracat koçluğu eğitimlerini Mevlana Kalkınma Ajansı tarafından verilen teknik destek programları kapsamında sürdürmekteyiz. Bunun yanı sıra mesleki eğitim merkezimizde firmalarımızın ihtiyaç duyduğu kalifiye personellerin yetiştirilmesi için çok farklı branşlarda eğitimler verilmekte ve burada yetişen kursiyerler Konya sanayimizde istihdam edilmektedir. Model fabrikamızda ise işletmelerde operasyonel mükemmeliyet ilkelerinin deneyimsel öğrenme tekniklerinin kullanılarak yaygınlaştırılması hedeflenmektedir. Enerji Verimliliği Merkezimizde ise Türkiye’de enerji tüketiminde ilk 10 il arasında yer alan şehrimizde enerji verimliliği önem ve eğilim düzeyinin olması gereken en üst noktaya getirilerek, enerji verimliliğine yönelik geniş bir yelpazede sanayi sektörüne hizmet verilmesi amaçlanmaktadır. Gerek bu birimlerimizin çalışmalarında ve gerekse de ihracat ortamının iyileştirilmesi çalışmalarımızda Mevlana Kalkınma Ajansı’mızla birçok ortak çalışmamız mevcut. Verdikleri desteklerden ve işbirliklerinden dolayı ajansımıza teşekkür ediyorum” dedi.
Mevlana Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Dr. İhsan Bostancı da “Firmaların uluslararası rekabette ellerini güçlendirmek ve ticaret hacimlerini arttırmak adına ülkemizde başta devletimiz olmak üzere, odalar, borsalar, sivil toplum kuruluşları ve konuyla ilgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından bu yönde pek çok çalışma yürütülmektedir. Bu bağlamda, ajans olarak bizler de bölgemizin dış ticaret ortamının iyileştirilmesi ve bölgede yer alan işletmelerin ulusal ve küresel düzeyde daha rekabetçi hale getirilmesi amacıyla pek çok çalışma yürütüyoruz. Bir yandan uyguladığımız mali ve teknik desteklerle bölgemizde yer alan KOBİ’lerimizin ekonomik açıdan gelişimini hedeflerken diğer yandan da bölgemizdeki firmaların ihracatlarını artırmaları, yeni pazarlara ulaşmaları noktasında da faaliyetler gerçekleştirmeye gayret gösteriyoruz. Bu doğrultuda, bölgemizdeki paydaşlarımız ile birlikte fuarlara katılım sağlıyor, ulusal ve uluslararası düzeyde işadamlarının katılımlarıyla B2B (İkili iş görüşmeleri) programları düzenliyor, ülke tanıtım ve ihracat konulu toplantılarımızda firmalarımızı bilgilendiriyor, yabancı işadamları heyetlerini bölgemizde ağırlayarak yeni iş bağlantılarının ve ticari köprülerin kurulmasına zemin hazırlıyoruz. Bununla birlikte, kurum olarak, imalat sanayiinde faaliyet gösteren ancak hiç ihracatı olmayan firmaları ihracat yapar hale getirmek, ihracat yapan firmaların ise yeni hedef pazarlara ve yeni müşterilere ulaşmalarını sağlamak amacıyla ihracat koçluğu ve danışmanlığı desteğini de uzun bir süredir ajansımız tarafından imzalanan protokol kapsamında yine ajansımız desteği ile Konya Ticaret Odası bünyesinde kurulan KTO Dış Ticaret Merkezi ile birlikte yürütmekteyiz. Desteği vermeye başladığımız günden bugüne kadar Konya’dan 22, Karaman’dan ise 6 olmak üzere toplamda 28 firmaya ihracat koçluğu hizmeti sunulmuş, ürün bazında bin 250’den fazla hedef pazar tespiti yapılmış, 140 bin nokta atışı ve potansiyel yurtdışı firma bilgisi paylaşılmış, 60’tan fazla kişiye hedef pazar analizi, teslim ve ödeme şekilleri, dış ticarette kullanılan belgeler ve işlevleri, trademap ve müşteri istihbaratı gibi pek çok konuda detaylı eğitimler verilmiştir. Ajans olarak yine kısa bir süre önce ilan ettiğimiz İmalat Sanayiinde Dönüşüm Teknik Destek Programı kapsamında ihracat koçluğu danışmanlığı hizmetinin ajansımız tarafından desteklenmeye devam ettiğini ve eğitimlerin KTO Dış Ticaret Merkezi tarafından verileceğini ifade ederek, KOBİ’lerimizden bu yönde başvuru beklediğimizi özellikle belirtmek istiyorum. Bugünkü seminerimizin odak noktası olan ihracat konusunda şehrimizin performansına bakacak olursak, Konya’nın ülkemizin tahıl ambarı olmasının yanı sıra özellikle son yıllarda üretim alanında yaptığı yatırımın meyvelerini toplamaya başladığını ve 80’den fazla sektörde üretim yapan ve ürettiğini de 180’den fazla ülkeye satan bir üretim ve ticaret merkezi haline geldiğini görüyoruz. 2000 yılında 87 milyon dolar ihracat rakamına sahip olan Konya, 2023 yılına gelindiğinde 3,36 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaşmış ve 24 yılda ihracatını 39 kat arttırmıştır. Bununla birlikte kayıtlı ihracatçı firma sayısı bu süre içerisinde 7-8 kat artarak 3 bin 400’ün üzerine çıkmıştır. Ayrıca, imalat sanayiinin ihracattaki payının yüzde 93,5’ten fazla olması, üretim odaklı bir ihracat anlayışının benimsendiğini göstermesi açısından oldukça sevindirici bir gelişmedir. Son güncel rakamlara baktığımızda 1,62 milyar dolarlık ithalat gerçekleştiren Konya, bu sonuçla 1,74 milyar dolar dış ticaret fazlası veren bir şehir konumunda yer almaktadır. Şehrimizin elde ettiği bu rakamların daha da yukarılara çekilmesi, bölgemizde yer alan firmalarımızın yeni pazarlara ulaşması için kurum olarak her türlü işbirliğine açık olduğumuzu ifade ederek, programın düzenlenmesinde büyük katkı sunan Konya Ticaret Odamıza, KTO Teknoloji ve Eğitim Kampüsü Genel Müdürü Seyfi Suna’ya, KTO Dış Ticaret Merkezi Müdürü Ferit Meriç’e ve katılımcılarımıza teşekkür ediyor, programın hayırlara vesile olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.
Açılış konuşmalarının ardından kürsüye gelen KTO Dış Ticaret Merkezi Müdürü Ferit Meriç de katılımcılara yönelik olarak yaptığı sunumunda, hedef ülke bulma, dış ticarette pazar araştırması, ihracatı arttırma, ihracata başlama gibi konularda bilgiler aktardı. – KONYA
]]>Fed, dün politika faizini yüzde 5,25-5,50 seviyesinde sabit bıraksa da, eylül ayındaki toplantıda faiz indirimine başlayabileceği sinyali verdi. Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısının ardından yapılan açıklamada, enflasyonun gerilediği ancak hala bir miktar yüksek seyrettiği belirtilerek, “Son aylarda Komite’nin yüzde 2’lik enflasyon hedefine doğru biraz daha ilerleme kaydedildi.” değerlendirmesinde bulunuldu.
Fed Başkanı Jerome Powell ise bankanın faiz kararının ardından düzenlediği basın toplantısında, enflasyon konusundaki güvenin artması ve iş gücü piyasasının gücünü koruması halinde faiz indiriminin eylülde masaya gelebileceğini ifade etti. Eylül ayındaki toplantı da dahil gelecek toplantılar hakkında hiçbir karar almadıklarını belirten Powell, Komitenin genel düşüncesinin “politika faizini düşürmenin uygun olacağı noktaya yaklaşıldığı” yönünde olduğunu aktardı.
Makroekonomik veri tarafında da cuma günü açıklanacak istihdam raporu başta olmak üzere hafta boyu paylaşılan iş gücü piyasasına ilişkin veriler takip edilirken, dünkü veriler ücret artışlarının iş gücü talebindeki yumuşama işaretleriyle tutarlı olarak yavaşladığını ortaya koydu.
ABD’de dün açıklanan verilere göre, özel sektör istihdamı, temmuzda 122 bin kişiyle piyasa beklentilerinin altında arttı. Söz konusu dönemde yıllık ücret, yüzde 4,8 ile son 3 yılın en yavaş artışını gösterdi. Söz konusu gelişmelerin ardından para piyasalarındaki fiyatlamalarda bankanın bu sene toplamda 3 faiz indirimine gidebileceği ihtimali güçlenmeye devam ediyor.
META’NIN BU YILIN 2. ÇEYREĞİNDEKİ GELİRİ YÜZDE 22 ARTTI
Öte yandan, bilanço sezonunda açıklanan şirket finansal sonuçları hisse ve sektör bazlı oynaklığın güçlü kalmasına neden oluyor. Facebook, Instagram ve WhatsApp’ın sahibi Meta’nın bu yılın ikinci çeyreğinde geliri yüzde 22, net karı yüzde 73 arttı. Şirket, üçüncü çeyrekte de 38,5 milyar dolar ile 41 milyar dolar arasında gelir beklediğini duyurdu. Söz konusu sonuçların ardından şirketin pay vadeli kontratlarının yükseliş eğiliminde hareket etmesi dikkati çekiyor.
Bugün ise Amazon ve Apple’ın finansal sonuçları yatırımcıların odağında bulunuyor.
Tahvil piyasalarında Fed’in para politikası kararı ve Powell’ın yönlendirmeleriyle dün alış ağırlıklı bir seyir izlenirken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,06’ya geriledi. Dolar endeksi de 104 seviyesine indi.
Altının ons fiyatı dün yüzde 1,5 yükselmesinin ardından yeni günde yüzde 0,1 azalışla 2 bin 446 dolardan, Brent petrolün varil fiyatı ise Orta Doğu’daki çatışmaların daha geniş bir alana yayılabileceği endişesiyle 81,4 dolardan alıcı buluyor.
New York Borsası’nda dün Nasdaq endeksi yüzde 2,64, S&P 500 endeksi yüzde 1,58 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,24 yükseldi. ABD’de endeks vadeli kontratlar yeni güne de yükselişle başladı.
Avrupa’da dün İtalya hariç alış ağırlıklı bir seyir hakim olurken, bugün gözler İngiltere Merkez Bankasının (BoE) faiz kararına çevrildi. BoE’nin politika faizini sabit tutmasına kesin gözüyle bakılırken, politika metni ve BoE Başkanı Andrew Bailey’nin açıklamalarından alınacak sinyallerin varlık fiyatlarında oynaklığı artırması bekleniyor.
Bölgede açıklanan verilerden alınan sinyaller ise varlık fiyatlarını zorlaştırmaya devam ediyor. Dünkü verilere göre Avro Bölgesi’nde enflasyon yıllık yüzde 2,6 ile beklentileri aşarken, haftanın ilk yarısında açıklanan ve ekonomik aktivitenin yavaşladığına ilişkin göstergeler sonrası Avrupa Merkez Bankasının (ECB) politika alanının daralabileceği ifade ediliyor.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 1,13, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,76 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,53 yükselirken, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,43 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne yükselişle başladı.
Asya pay piyasalarında bugün Japonya hariç alış ağırlıklı bir seyir öne çıkarken, Japonya Merkez Bankası (BoJ) Başkanı Kazuo Ueda’nın açıklamaları sonrası Japon pay piyasalarında satış baskısı derinleşti. BoJ’un dün politika faizini 15 baz puan artırarak yüzde 0,25’e çıkarmasının ardından, Ueda verilerin beklentileriyle paralel şekilde gelmesi halinde daha fazla faiz artırımı için hazır olduklarını ifade etti. Bu durum pay piyasalarında düşüş eğiliminin bir ara yüzde 3’e ulaşmasına neden olurken, dolar/yen paritesi yeni günde 148,51 ile 15 Mart’tan bu yana en düşük seviyeyi test etti.
Öte yandan, bugün açıklanan verilere göre Japonya’da imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) 49,1’e, Çin’de ise 49,8’e düştü. Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,27 gerilerken, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,5, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,2 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi ise yüzde 0,1 yükseldi.
YURT İÇİ PİYASALARDA DURUM
Yurt içinde dün düşüş eğiliminde hareket eden Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü önceki kapanışa göre yüzde 0,5 azalışla 10.638,58 puandan tamamladı. Dolar/TL, dün yüzde 0,2 artışla 33,1421’den kapanırken, bugün bankalararası piyasanın açılışında 33,1740 seviyesinden işlem gördü. Euro ise 36,0260 liradan güne başladı.
Analistler, bugün dünya genelinde imalat sanayi PMI verileri ile BoE’nin faiz kararı ve Avro Bölgesi’nde işsizlik verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 10.600 ve 10.500 puanın destek, 10.800 ve 11.000 seviyelerinin direnç konumunda olduğunu kaydetti.
]]>Ege Bölgesi’ndeki narenciye rekoltesinin 2023 yılı rekoltesinin gerisinde kalmakla birlikte son 10 yıl ortalamasının üzerinde olduğunu ve ürünlerin kalitesinin ihracata uygun olduğunu vurgulayan Ege İhracatçı Birlikleri Koortinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, ihracatta başarılı bir sezon hedeflediklerini söyledi.
Ege Bölgesi’nde narenciye üretiminin yüzde 53’ü Muğla’dan
Muğla’nın 363 bin 874 tonluk narenciye rekoltesiyle Ege Bölgesi’nde lider konumda olduğu bilgisini veren Uçak, “Muğla’nın narenciye rekoltesinde portakal 206 bin 951 tonla öne çıkıyor. Limon rekoltesi 127 bin 560 ton öngörülürken, mandalina rekoltesi 24 bin 449 ton ve altıntop rekoltesi 4 bin 779 ton olarak hesaplandı. Muğla tek başına Ege Bölgesi Narenciye Rekoltesinin yüzde 53’ünü üretiyor. İzmir’de, satsuma mandalina ağırlıklı olmak üzere 165 bin 790 ton narenciye rekoltesi hesaplandı. Aydın’da 79 bin 313 tonu portakal ve 50 bin 982 tonu mandalina olmak üzere 133 bin 43 ton narenciye rekoltesi bekleniyor. Balıkesir’deki mandalina bahçelerinden 21 bin 182 ton ürün elde edileceği tespit edildi” diye konuştu
Türkiye narenciye ihracatında 1 milyar 250 milyon dolar hedefliyor
Türkiye’de yaş meyve sebze sektörlerin 2023 yılında 3 milyar 491 milyon dolar ihracata imza attıklarını hatırlatan Başkan Uçak şöyle devam etti; “Narenciye sektörü bu ihracatta 1 milyar 112 milyon dolarla temsil edildi ve tarihinde ilk kez 1 milyar doları aştı. 2024 yılının ilk yarısında da narenciye ürünleri ihracatımız yüzde 12’lik artışla 504 milyon dolara yükseldi. 2024 yılı sonunda narenciye ürünleri ihracatımızın 1 milyar 250 milyon dolara çıkmasını hedefliyoruz.”
Nar ihracatı 131 milyon dolar oldu
Nar yetiştiriciliğinin, sofralık tüketiminin yanında sanayi sektöründe de kullanımının artmasıyla son yıllarda artış gösterdiğini paylaşan Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, TÜİK verilerine göre Türkiye’nin nar üretim miktarının 1988 yılında 45 bin ton iken, 2023 yılında 638 bin tona ulaştığını Türkiye’nin 2023 yılında nar ihracatından 131 milyon dolar döviz getirisi elde ettiğini aktardı.
Ege Bölgesi Nar Rekoltesini detaylandıran Uçak, “Muğla 64 bin 353 tonluk nar üretimiyle Ege Bölgesi narenciye üretiminde olduğu gibi nar üretiminde de lider durumda. Denizli ise; 51 bin 206 ton, Aydın’da 9 bin 851 ton ve İzmir’de 9 bin 625 ton nar üretimi bekleniyor. Meyvelerin büyük kısmının ihracat için uygun olduğu görüldü. 2024 yılında nar ihracatımızın 150 milyon dolara ulaşmasını bekliyoruz” diyerek sözlerini noktaladı. – MUĞLA
]]>Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çetin, Yönetim Kurulu Üyeleri Ümit Süthan, Ufuk Mangır, Bünyamin Fırat ve Turgay Kaya ile birlikte merkezi Japonya’da bulunan SMC’nin ülkemizdeki merkez üssünü ziyaret etti. Çerkezköy TSO heyeti burada; SMC Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Uçar, Teknik Destek Departman Müdürü Burak Örenel, Teknik Eğitim Müdürü Aykut Yalçın, Bölge Satış Müdürü Serhat Göken, Satış Mühendisi Burak Durna ile bir araya geldi. İnovatif pnömatik ve elektriksel teknolojiler ile otomasyonu destekleyen, 80’den fazla ülkede 700 bin den fazla ürün çeşidi ile sektörünün lokomotif firmalarından olan SMC Türkiye, firmasında yer verdiği üretim parkuru, uygulamalı eğitim imkanı ile meslek liselerinin ilgili bölümlerinin öğrencilerini misafir ederek kendilerine hem üretim kabiliyeti kazandırıyor hem de öğrencileri yeni teknoloji ürünler ile tanıştırıyor. Nitelikli, aranan personel sorunu ile yakından ilgilenen ve bu alanda birçok girişimde bulunan Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası, bölgede kurulması adına çalışmalarına başlanan Model Fabrika ve Mesleki Eğitim Merkezi ile Meslek Liselerine yönelik gerçekleştirilebilecek çalışmalar hakkında fikir alışverişinde bulunuldu.
Firma gezildi
Ziyarete ilişkin açıklamalarda bulunan ve SMC Türkiye’nin alanında öncü bir firma olduğuna değinen Çerkezköy TSO Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çetin, “SMC Türkiye, Organize Sanayi Bölgemizdeki firmalarımızla da iş birliği içerisinde bulunan bölgemizde bayilerinin yer aldığı, teknolojik gelişmeleri hızlı bir şekilde bünyesine ekleyen önemli bir otomasyon firması. Odamızın da öncülüğünü yaptığı ve bölgemize katma değer sağlayacak Model Fabrika ve Mesleki Eğitim Merkezi başta olmak üzere yine bölgemizdeki meslek liselerinin gelişimine yönelik hedef ve projeler gerçekleştirmek adına bir araya geldik. İşbirliği içerisinde üretim üssü bölgemizin gelişimine katkı sağlayacağımıza olan inancımız tamdır. Bizleri burada misafir eden, işbirliği ortamı oluşturan SMC Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Uçar başta olmak üzere tüm ekibine teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı. Çerkezköy’deki gelişimin ve yükselişin her geçen gün arttığını ifade eden SMC Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Uçar, “Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası ile işbirliği içerisinde Model Fabrika ve Mesleki Eğitim Merkezi ile Meslek Liseleri başta olmak üzere işbirliği içerisinde birçok proje hakkında fikir alışverişinde bulunduk. SMC Türkiye olarak geleceğimizi emanet edeceğimiz, üretimi geliştirecek gençlerin yetişmesine destek olmak bizler için çok kıymetli. Bu kapsamda firmamızda ağırlamaktan mutlu olduğumuz Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çetin ve Yönetim Kurulu’na teşekkürlerimi iletiyorum. En kısa sürede çalışmalarımızın somut bir görünüme kavuşacağına inanıyorum” dedi. – TEKİRDAĞ
]]>Isparta’nın Keçiborlu ilçesine bağlı, son dönemde lavanta bahçeleri ve ürünleriyle öne çıkan Kuyucak köyünde lavanta yağı imalatı başladı. Türkiye’deki lavanta üretiminin yaklaşık yüzde 90’ının sağlandığı ‘Lavanta kokulu köy’ olarak bilinen Kuyucak’ta hummalı bir lavanta yağ üretimi yapılıyor. Kozmetik başta olmak üzere farklı sektörlerde kullanılan lavantalardan elde edilen yağlar birçok ülkeye ihraç ediliyor. Lavanta yağının kilosunun bu yıl 500 ile 600 lira arasında satılması bekleniyor.
“Yapılan hasatlar üç şekilde değerlendiriliyor”
Köyde yaklaşık 5 yıldır lavanta yağı üreticiliği yapan aynı zamanda Kuyucak köyü muhtarı İsmail Tezcan 120 dönüm alanda lavanta üretimi gerçekleştirdiğini belirterek, “Biz burada aileden kalma üretim yapıyoruz. 70 yıldır lavantamız mevcut köyümüzde. Biz de 5 yıldır yağ işletmeciliği yapıyoruz. Bu yıl mevsim normallerine göre 20 gün erken geldi lavantalarımız ve çiçeği hemen döktüler yağışlardan sonra dolayı da grileşmeye başladılar. Şu anda olgunlaşma dönemindeyiz, hasat dönemindeyiz. Biz yapılan hasatları üç şekilde değerlendiriyoruz. Kuru yapıyoruz çiçeğini alıyoruz, ikinci olarak demet olarak hazırlıyoruz çiçekçilere sunuyoruz üçüncü olarak da yağını çıkartıyoruz” dedi.
“60-65 kilogram lavantadan 1 kilogram yağ alıyoruz”
İsmail Tezcan, hasat edilen lavantaların işçiler tarafından nakliye araçlarına yüklenerek yağ işletmelerine getirildiğini, yaklaşık 120 dönüm işletmeden bu yıl bir 500 kilogramlık bir yağ rekoltesi elde etmeyi planladıklarını kaydetti. Tezcan, “Şu anda 280-300 kilogram kapasiteli kazanlarımız. Bu kazanlarda günlük yaklaşık iki buçuk üç ton lavanta işleme kapasitemiz var. İşlediğimiz üç ton lavantadan günlük 50-55 kilogram günlük bir yan çıkarıyoruz” dedi. Lavanta yağının fiyatlarına değinen üretici Tezcan, “Fiyatlarda aşırı bir yükselme yok, 550- 600 TL civarında toptan yağ satışlarımız var. Tabii ki bu net bir rakam değil, herkesin müşterisine göre veyahut yurt dışı bağlantısına göre bu fiyatlar değişiklik gösterebiliyor. Geçen yıllara göre şu anda yağ rekoltemiz düşük. Normalde 50 kilogramda 1 kilogram çıkması gerekirken bu yıl 60- 65 kilogram lavantada 1 kilogram yağ alıyoruz; bu da sıcaklıkların mevsim normallerine göre yüksek olmasından kaynaklı. Lavantalarımız olgunlaşamadı tam bir içeriğini alamadığı için oranlarımız diğer yıllara göre düşük biraz” şeklinde konuştu.
Isparta Ziraat Odası Başkanı Mustahattin Can Selçuk ise lavantanın turizmin yanı sıra ekonomiye de katkı sağladığını belirterek, “Burada ürettiğimiz lavantalarımız kazanlara basılarak yağları çıkarılıyor. Bu çıkarılan yağlar büyük illerimize ve Avrupa ülkelerine, Hollanda, Belçika, Fransa gibi parfümeri sanayide kullanılan ülkelere ihraç ediliyor. Burada üretile lavantalar Haziran-Temmuz ayında ilk önce görselliğiyle ilgi çekerek yurt içi ve yurt dışından misafirlerimizi ağırlıyoruz. Hasat yapıldıktan sonra ise ülke ekonomisine katkı sağlanıyor” açıklamalarında bulundu. – ISPARTA
]]>Giresunlu fındık üreticileri bahçelerde ot ve diken temizliği için çalışmalarını sürdürüyor. Eski el tırpanının yerini alan ot biçme motorları işi kolaylaştırırken, motorcuların günlük 5 bin liraya kadar çıkan fiyatları ise üreticileri kendi işini kendi yapmaya mecbur bırakıyor.
Giresun’da fındık hasadına günler kala üreticiler hasat öncesi bahçe altı temizlik çalışmalarına başladı. Fındık bahçelerindeki temizlik çalışmalarını sürdüren üreticiler, daha önceki yıllarda olduğu gibi hasat öncesi fındık fiyatının açıklanmasını bekliyor. Artan maliyetler karşısında üreticilerin beklentisi ise 160 ila 180 lira arasında değişiyor.
Tırpanın yerini alan motor işi kolaylaştırdı, maliyeti artırdı
Fındık işçiliğinde en zor işlerden birinin bahçe temizliği olduğunu anlatan fındık üreticisi Yusuf Karadeniz, “Bir süre sonra başlayacağımız fındık hasadı öncesi yapılacak işlerden en önemlisi bahçe altını temizlemektir. Eskiden bu işler tırpanla yapılırdı. Günümüzde ise ot motoruyla kolaylaşmasına rağmen hala fındık işçiliğinde en zor işlerden birisidir. Bu iş zor olduğu için de motoru, yakıtı, diğer malzemeleri motorcuya ait olması halinde 5 bin liraya kadar günlük yevmiye isteyenler oluyor. Herkesin yapabileceği bir iş değil. Ancak maliyeti azaltmak isteyen ve kendi yapacak durumda olanlar kendi işini kendileri görmeye çalışıyor” dedi.
Maliyeti düşürmek için kendi işini kendileri görüyor
Fındık hasadı öncesi bahçe bakımının önemine dikkat çeken Ahmet Yılmaz ise “Hasat öncesi bahçe altı temizliği çok önemli. Bahçe altını temizlemezsen fındık toplaman imkansızdır. Bu yüzden önce fındık dallarının dibindeki ışkın dediğimiz dalları temizlemek gerekiyor. Sonra ise bahçe altındaki ot, diken gibi bütün bitkileri temizlemek gerekiyor. Bu ot temizleme işini her ne kadar ot motoruyla yapmak kolay gibi görünse de hem tehlikeli hem de ağır iş. Büyüklüğüne göre en az 7-8 kilogramlık motoru saatlerce sırtında taşıyıp bir o kadar ağırlıktaki kolunu da devamlı sağa sola sallayarak otu biçmek için güç kuvvet gereklidir. Araziye göre değişse de ortalama 3 bin 500 ila 5 bin lira arasında çalışanlar var. Alınan para hak ediliyor ama tabi ki bir maliyet oluyor. Maliyeti düşürmek için köylerde kalanlar kendi işini yapıyor ama yapamayanlar çaresiz bu maliyeti gözden çıkartıyor. Bir de buna fındık toplama yevmiyesi bin 500 lirayı eklersek ciddi anlamda maliyet artıyor” diye konuştu.
Fındık hasadına başlamadan maliyetleri düşünmeye başladığını söyleyen Hatice Karaman ise “Az bir fındığım var ve yaşlı bir kadınım. Kendi toplasam toplayacak gücüm yok, yevmiyeciye versem bana bir şey kalmayacak. Doğrusu ne yapacağımı bilemiyorum. Fındığın sele gitmesine de göz yumacak değiliz. Bakalım ne yapacağım. Ancak konu komşu yardım ederde toplayabilirsem belki fındığın bir faydasını görürüm. Yoksa fındık ancak gübrenin, ilaçlamanın, yevmiyecinin, motorcunun parasını ancak karşılar. Çektiğimiz eziyet yanına kar kalır” ifadelerini kullandı. – GİRESUN
]]>Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel’in, seçim vaatlerinden biri olan Yenişehir Belediyesi Canlı Hayvan Pazarı’nın ruhsat sorunu çözüldü. Yıllardır, uygun olmayan şartlarda ve kaçak olarak işletilen Canlı Hayvan Pazarı’nda göreve gelir gelmez çalışma başlatan Başkan Ercan Özel, gerekli alt yapıyı tamamladıklarını duyurdu. Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’nden ruhsat aldıklarını ifade eden Başkan Ercan Özel, “Bugün ilçemizde yıllardır süregelen bir sorunun daha çözümünü sizlerle paylaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz” dedi.
‘Kapanma tehlikesi vardı’
Yenişehir Belediyesi Hayvan Pazarı’nın kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını ifade eden Başkan Ercan Özel, “Göreve başladığımız ilk hafta, tarım ve orman bakanlığı yetkilileri bizleri ziyaret ederek yıllardan bu yana gerekli uyarıları yaptıklarını, hayvan pazarının ruhsatının alınması gerektiğini, aksi takdirde kapatılacağını ve cezai yaptırımlar uygulanacağını ifade ettiler. Bu önemli uyarının ardından, ilçemizde faaliyet gösteren hayvan pazarının kapatılmaması ve geçimini hayvancılıkla sağlayan vatandaşlarımızın zor durumda kalmamaları için eksiklikleri hızla tespit ederek gerekli düzenlemeleri özenle gerçekleştirdik ve nihayetinde hayvan pazarımızın ruhsatını aldık” diye konuştu.
Düzenli ve kaliteli hizmet
Tarım ve Orman İlçe Tarım Müdürlüğü ile birlikte koordineli çalıştıklarını ifade eden Başkan Ercan Özel, “Hayvan pazarımızın ruhsatını almış olmak, sadece yasal bir zorunluluğu yerine getirmek değil, aynı zamanda pazarımızın daha düzenli ve kaliteli hizmet vermesi adına atılmış büyük bir adımdır. Bundan böyle, hayvan pazarımızda yapılan her işlem ve faaliyet, yasal zeminde ve halkımızın menfaatleri doğrultusunda gerçekleştirilecektir” ifadelerini kullandı.
‘Hastalık riski kalmayacak’
Başkan Ercan Özel, konuşmasına şöyle devam etti: “Her hafta salı günleri kurulan hayvan pazarında, ilçe tarım ve orman müdürlüğü yetkilileri ile veteriner hekimlerimiz hazır bulunacaklardır. Ayrıca hastalık riski taşıyan hayvanlar için de karantina alanı oluşturulmuştur. Bu çalışmalar sonucunda salgın ve parazitler nedeniyle hastalıkların yayılması engellenecek. Satış yerinin atık ve artıklarının toplum sağlığına zarar vermesinin önüne geçilecek. Bunun yanı sıra Kaçak ve hasta hayvanların girişine de izin verilmeyecek. İlçe tarım müdürlüğümüz küpeleme, pasaport ve sağlık raporlarıyla ilgili sürecin hızlandırılmasıyla ilgili her türlü desteği verecektir.”
Destek için teşekkür
Başkan Ercan Özel, konuşmasını şöyle tamamladı: “Bu ruhsatlandırma çalışmasıyla birlikte uzun yıllardır ilçemizde kaçak olarak hizmet veren ve kapanma tehlikesiyle karşı karşıya olan canlı hayvan pazarımızın hem kapanmasını önledik hem de uygun şartlarda hijyenik ortamda sağlıklı ve kaliteli olarak hizmet vermesini sağladık. Emeği geçen ilçe tarım ve orman müdürlüğü yetkililerimize, Yenişehir Celepler Derneğimize, Belediye çalışanlarımıza, hayvancı esnafımıza ve destek veren herkese teşekkür ediyorum.”
Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden Ercan Özel’e teşekkür
Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü de Canlı Hayvan Pazarı’nın ruhsatlandırılması konusunda Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel’in hassasiyetinden dolayı teşekkür etti. Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“İlçemizde Salı günleri faaliyet gösterecek olan Canlı Hayvan Pazarının, yapılan düzenlemeler ve incelemeler sonucunda “Hayvan Satış Yerlerinin Ruhsatlandırılma ve Denetleme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” şartlarını taşıdığı tespit edilmiştir. Pazarın ruhsatlandırma işlemi Bursa İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından yapıldı. Bu sayede hayvanların uygun teknik, sağlık ve hijyenik şartlara sahip bir ortamda alım-satımları gerçekleştirilebilecek, salgın ve paraziter hastalıkların yayılması engellenebilecek, satış yerinin atık ve artıklarının çevre ve toplum sağlığına zarar vermesinin önüne geçilebilecektir. Canlı Hayvan Pazarının İlçemize, ilimize ve yetiştiricilerimize hayırlı olmasını dileriz.” – BURSA
]]>Turizmin başkenti Antalya’nın gelişimine ve büyümesine katkı sağlamak amacıyla düzenlenen 3. İl Koordinasyon Toplantısı’nda Antalya genelindeki yatırımların durumları, tamamlanan projeler ve devam eden çalışmalar detaylı bir şekilde ele alınarak, projelerin koordinasyonu ve kurumlar arası iş birliğinin önemi konusunda fikir alışverişinde bulunuldu. Antalya Valisi Şahin’in başkanlık yaptığı toplantıya, Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mustafa Gürbüz, Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, vali yardımcıları, kaymakamlar, ilçe belediye başkanları, kamu kurum ve kuruluş müdürleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı İzmir Bölge Temsilcisi Orhan Kadir Gök katıldı.
“Antalya’mızın geleceği için çalışmaya devam edeceğiz”
Toplantıda konuşan Vali Şahin, yatırımların devam edeceğini ifade ederek, “Antalya’mızın geleceği için hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz” dedi. Antalya’da 2024 yılı Haziran ayı sonu itibarıyla 583 adet proje üzerinde çalışıldığını açıklayan Vali Şahin “Bu projelerin 380 adedi genel ve özel bütçeli kuruluşlarca, 203 adedi ise belediyelerin imkanlarıyla gerçekleştirilmiştir. Bedeli 117 milyar 211 milyon TL olan bu projelerin 2024 yılı ödenekleri 19 milyar 372 milyon TL’dir. Haziran ayı sonu itibarıyla 9 milyar 529 milyon harcama yapılarak yüzde 49 nakdi gerçekleşme sağlanmıştır” diye konuştu.
Genel ve özel bütçeli kuruluşlar
Vali Şahin, genel ve özel bütçeli kuruluşlarca üzerinde çalışılan 380 adet projenin bedelinin 105 milyar 483 milyon TL olduğunu ifade ederek, “2024 yılı ödenekleri toplamı ise 12 milyar 824 milyon TL olup Haziran ayı sonu itibarıyla 5 milyar 456 milyon TL harcama yapılmış ve yüzde 43 nakdi gerçekleşme sağlanmıştır. Belediyelerimizce yürütülen 203 adet projenin bedeli 11 milyar 728 milyon TL’dir. 2024 yılı ödenekleri toplamı ise 6 milyar 547 milyon TL olup Haziran ayı sonu itibariyle 4 milyar 73 milyon TL harcama yapılmış ve yüzde 62 nakdi gerçekleşme sağlanmıştır” şeklinde konuştu. Genel ve özel bütçeli kuruluşlar ile belediyelerin gerçekleştirdiği yatırımlarda nakdi gerçekleşmenin en çok 3 milyar 99 milyon TL harcama tutarı ile Diğer Kamu Hizmetleri sektöründe olduğunu belirten Vali Şahin, ikinci sırada 2 milyar 108 milyon TL harcama tutarı ile Ulaştırma-Haberleşme sektörünün, üçüncü sırada ise 1 milyar 58 milyon TL harcama tutarı ile Enerji sektörünün olduğunu ifade etti.
358 adet proje devam ediyor
583 adet projeden 93 adedinin tamamlanarak hizmete alındığını, 4 adet projenin tasfiye edildiğini ve 73 adet projeye başlanmadığını belirten Vali Şahin, 55 adet projenin ihale aşamasında olduğunu ve 358 adet projenin de halen devam ettiğini ifade etti. Toplantıda, katılımcılar tarafından altyapı, ulaşım, sağlık eğitim ve turizm alanlarıyla ilgili sunumlar yapıldı ve değerlendirmeler gerçekleştirildi. Toplantının sonunda Vali Şahin, kurumlar arası iş birliğinin öneminden bahsederek, toplantıya katılım sağlayan herkese teşekkür etti. – ANTALYA
]]>OSBÜK Başkanı Memiş Kütükcü, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan, Vali Yardımcısı İlyas Öztürk, Erzurum Merkez 1. OSB Başkanı Murat Urkuç, Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Saim Özakalın ve Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki 28 OSB’nin başkan ve bölge müdürlerinin katıldığı toplantıda, bölge OSB’lerinin talep, sorun ve çözüm önerileri istişare edildi. Toplantıda konuşan Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu (OSBÜK) Başkanı Memiş Kütükcü, Doğu Anadolu Bölgesi’nin Türkiye açısından önemini vurguladı. Kütükcü, Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki 28 organize sanayi bölgesinden 20’sinin işletme aşamasında olduğunu kaydederek, “Bu OSB’lerimizde bin 174 fabrikamız üretim yapıyor, 80 bine yakın insanımıza doğrudan istihdam sağlanıyor” dedi.
Doğu Anadolu Bölgesi’nin Türkiye’nin sanayileşme mücadelesinde son derece kritik bir öneme sahip olduğunun da altını çizen Kütükcü, “Doğu Anadolu’da güçlü bir sanayi inşa etmeden, bu bölgedeki organize sanayi bölgelerimizin yatırım ve üretim kapasitesini artırmadan, Türkiye’yi gerçek bir sanayi ülkesi haline getirmek mümkün değil. Çünkü tüm olumsuzluklara rağmen bu bölgenin müthiş bir yatırım ve üretim iştahı var. Türkiye’de 1961 ile 1976 yılları arasında kurulan ilk 10 OSB’den ikisi olan Erzurum Merkez 1. OSB ve Kars OSB’miz, bu bölgede kuruldu. Yani Doğu Anadolu Bölgemiz, Türkiye’nin ilk organize sanayi bölgelerini kurmuştur. Ülkemizin üretim yolunu seçerek yoğun bir sanayileşme mücadelesi verdiği bu dönemlerde, Doğu Anadolu Bölgemizin de, üretim yolunu seçmesi takdire şayandır” dedi.
“En büyük ortak hedefimiz güçlü bir Türk sanayisi”
Konuşmasının devamında, OSB’lerdeki her fabrikanın Türkiye’nin geleceği için çok kıymetli olduğunu aktaran Kütükcü, güçlü sanayi, güçlü Türkiye vurgusu yaptı. Kütükcü konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Türkiye’nin dört bir köşesinde yatırım yapan, üreten, istihdam sağlayan, ihracat yapan organize sanayi bölgeleri olarak bizim en büyük ortak hedefimiz, güçlü bir Türk sanayisidir, güçlü Türkiye’dir. Tüm zorlu şartlara rağmen bu motivasyonla çalışıyor, üretiyoruz. İnşallah aynı motivasyonla, birlik ve beraberlik içerisinde çalışmaya devam edeceğiz. OSBÜK Başkanı olarak, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Doğu Anadolu Bölgemizin sanayileşmesi için mücadele etmeye her zaman hazırım. Yeter ki, yatırımlar artsın, sanayi üretimimiz güçlensin, Türkiye büyüsün. Bizim, yatırım yapmaktan ve sanayi üretimimizi artırmaktan başka yolumuz yok. İnanıyorum ki, devletimizin desteğiyle Doğu Anadolu Bölgemizde de kalkınmanın öncüsü OSB’lerimiz olacak.”
“Erzurum’a yatırım yapacaklar hiç tereddüt etmesin”
Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan ise bakanlık olarak bir taraftan Türkiye’de mevcut sanayi alanlarını rehabilite etmek için çalışırken, bir yandan da yeni sanayi alanları kazandırmaya çalıştıklarını ifade etti. Erzurum’daki OSB’lerin doğrudan 6. Bölge Teşvikleri kapsamında yer alma talebine değinen Bakan Yardımcısı İnan, “Teşvik programı ile ilgili Erzurum rahat olsun. Erzurum’a yatırım yapacaklar hiç tereddüt etmesin” dedi. Konuşmasında OSB Uygulama Yönetmeliği’nin de tamamlanmak üzere olduğunu kaydeden İnan, “Yönetmeliğimiz yayınlandıktan sonra OSB’lerimizi ve Erzurum sanayisini geliştirmek için yolumuza hep beraber devam edeceğiz” diye konuştu.
“Erzurum OSB’leri doğrudan 6. bölge teşviki istiyor”
Toplantıda Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Saim Özakalın, Erzurum ekonomisi ve sanayisi hakkında bilgi verdi. Erzurum sanayisini geliştirmek için çalıştıklarını söyleyen Başkan Özakalın, Erzurum 2. OSB’nin lokasyon olarak avantajlı bir bölgede olduğunu, yaklaşık 5 milyon metrekare büyüklüğe ulaşan bölgeye 280’e yakın yatırımcı başvurusu olduğunu söyledi. Erzurum’daki OSB’lerin doğrudan 6. bölge teşvikleri kapsamına alınmasını talep eden Özakalın, “Bizim OSB’lerimiz, teşvik sisteminde 5+1 statüsünde. Bu sene sonunda da bu durum sonlanıyor. Biz teşvik konusunda 5+1 dediğimizde yatırımcı endişeleniyor. Dolayısıyla biz OSB’lerimizin doğrudan 6. Bölge teşvikleri kapsamına alınmasını talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Erzurum Merkez 1. OSB Başkanı Murat Urkuç da taleplerini iletti. Urkuç, “Krediye ulaşmakta zorlanıyoruz. Güneş Enerjisi Santrali kuracak sanayicilerimize çağrı mektubu verilmesini talep ediyoruz. Ayrıca Dünya Bankası’nın OSB’lere vereceği destekler konusunda pozitif ayrımcılık bekliyoruz” dedi.
Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen ise sanayinin bir ülkenin olmazsa olmazı olduğunu ifade ederek, “Tarım ve hayvancılık elbette çok önemli. Ama ben sanayisi olmayan şehirleri yetim evlada benzetirim. Onun için sanayi çok önemli” şeklinde konuştu. Sekmen konuşmasında, Doğu Anadolu Bölgesi’nin halen göç vermeye devam ettiğini de belirterek, bu göçün önüne geçilmesi için bölgenin sanayi alt yapısının güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
OSBÜK Doğu Anadolu Bölge Toplantısı, yapılan konuşmaların ardından istişare bölümü ile devam etti. – ERZURUM
]]>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Türkmenistan doğal gazının Türkiye’ye ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması konusunda gelinen son aşamayı anlattı. Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’da üst düzey temaslarda bulunan Bakan Bayraktar, “Önümüzdeki 20 yıl boyunca her yıl 15 milyar metreküpten yaklaşık 300 milyar metreküplük bir gaz hacmine ulaşmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.
Bakan Bayraktar, 2 günlük Türkmenistan ziyaretini tamamladı. Aşkabat programı kapsamında Türkmengeologiya Başkanı Gurbangeldi Garlyev ve Türkmenistan Enerji Bakanı Annageldi Saparov ile görüşen Bakan Bayraktar, Türkmengaz Başkanı Maksat Babayev ile de bir araya geldi. Bakan Bayraktar, Türkmenistan Petrol ve Doğal Gazdan Sorumlu Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcısı Batır Amanov ve Türkmen Petrol Başkanı Guvanç Agacanov ile de ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirdi.
Programın ardından temaslarına ilişkin bir değerlendirmede bulunan Bakan Bayraktar, ‘Ata Yurdu’nda olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek iki ülke arasında enerji bağlamında en önemli iş birliği alanının doğal gaz olduğunu söyledi. Bayraktar, Türkmen gazının, Türkiye’ye ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya intikaliyle alakalı bir proje üzerinde çalıştıklarını kaydederek “Elbette birkaç alternatifimiz var. Nihai ve en olması gereken aslında Hazar geçişli bir boru hattıyla çok daha büyük miktarlarda ve uzun süreli bir anlaşmayla bu doğal gazın batıdaki piyasalara Türkiye ve Batı’ya, Avrupa’ya ulaşması. Ama kademe kademe, aşama aşama biz oraya geleceğimize inanıyoruz. Ama hızlı bir şekilde de Türkiye’nin bu doğal gaza erişimi ve bunun belki bir miktarının özellikle Güneydoğu Avrupa’daki ihtiyacı karşılamak üzere Avrupa’ya intikalini konuştuk” dedi.
1998’DEN BERİ SÜRÜYOR
Bu konuda devlet başkanları düzeyinde ciddi bir irade olduğunun altını çizen Bayraktar, “Çok ciddi yapıcı bir katkı var. İnşallah bunu gerçeğe dönüştüreceğiz ve açıkçası 1998’den beri devam eden bu görüşmeler ve anlaşmaları bir anlamda fiiliyata geçirmiş olacağız” diye konuştu.
MADENLER ALANINDA MUTABAKAT
Bayraktar, madenler alanında da Türkmenistan’ın ciddi bir potansiyeli olduğunu ifade ederek “Madenlerle ilgili de bir anlaşma belki bir ilk olacak anlaşmayla madencilik alanında da iş birliğimizi, şirketlerimizin buradaki varlıklarını arama tarafında ondan sonra üretim tarafında yer alması noktasında bir mutabakatımız oldu” değerlendirmesini yaptı.
Elektrik konusunun da ciddi bir potansiyel olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Türkmenistan’ın da bu potansiyelini yine farklı yollarla Türkiye’ye getirebilmek için de ciddi bir çalışmanın içerisindeyiz. Bu ziyaretimiz sadece doğal gaz, petrol odaklı olmadı. Ama bunun yanına madeni ve elektriği de yoğun bir şekilde gündemimize almış durumdayız” dedi.
ORTAK ÜRETİM VE DEPOLAMA
Bayraktar, Türkmenistan’ın doğal gaz sahalarında ortak üretim konusunu ele aldıklarını anlatarak, “Bir diğeri doğal gaz depolamayla alakalı Türkmenistan’ın bir yatırım düşüncesi var. Bu konuda da BOTAŞ’ın çok ciddi bir yetkinliği, altyapısı var. Türkiye’de yaklaşık 6 milyar metreküplük doğal gaz depomuz var. Bunu 2028’e kadar 12 milyar metreküpe çıkarmak istiyoruz. Bu yetkinliği de buraya aktarmak istiyoruz Doğal gazın dağıtımında akıllı sayaç, akıllı şebeke ve Scada sistemlerinde de yine BOTAŞ ve Türk şirketleriyle Türkmenistan’ın ilgili kurumlarının iş birliğini de görüştük” diye konuştu.
Bakan Bayraktar, ne kadarlık bir doğal gazın hangi yöntemle gönderileceği ile ilgili bir soru üzerine şu cevabı verdi:
“Önümüzdeki 20 yıl boyunca her yıl 15 milyar metreküpten yaklaşık 300 milyar metreküplük bir gaz hacmine ulaşmayı hedefliyoruz. Tabii buna nihai anlamda ulaşabilmemiz için mutlaka boru hattına ihtiyacımız var. Ama mevcut altyapıyı kullanarak da takas yöntemiyle, swap yöntemiyle de mutlaka biz hızlı bir şekilde ilk etapta 2 milyar metreküplük bir gaz hacmiyle beraber de çalışmaya başlamak istiyoruz.”
1 MART’TA ÖNEMLİ BİR ADIM ATILMIŞTI
1 Mart’ta Antalya Diplomasi Forumu marjında iki ülke arasında doğal gaz ve petrolde iş birliğini arttıracak anlaşmalar imzalanmıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Türkmen Devlet Başkanı Serdar Berdimuhammedov’un huzurunda atılan imzalarla Türkmenistan’ın zengin doğal gaz kaynaklarının batıya ulaştırılması konusunda niyet beyanında bulunulmuştu.
]]>BTSO’nun temmuz ayı olağan meclis toplantısında konuşan Başkan İbrahim Burkay, şehir içinde kalan plansız alanlardaki üretim tesislerinin kentin büyüme ve şehircilik planları açısından önemli riskler oluşturduğunu söyledi. İbrahim Burkay, “Bursa’da toplam sanayinin yüzde 50’si plansız alanlarda. Bu işletmeleri planlı alanlara taşımak zorundayız. Modern altyapı imkanlarına sahip, arıtma tesisleri ve yenilenebilir enerji kaynakları ile çevreye duyarlı, lojistik alanları ve kara, demir ve denizyolu bağlantısı olan bölgeler oluşturmalıyız.” diye konuştu. BTSO Başkanı Burkay, yaklaşık 7 yıldan bu yana yaptıkları çalışmalarla kentin geleceğe güvenle bakan ve rekabet gücünü artıran bir yapıya kavuşmasını istediklerini söyledi. Bu çerçevede KOBİ OSB ve Lojistik Merkez gibi önemli projeleri hazırladıklarını hatırlatan İbrahim Burkay, şöyle devam etti: “BEBKA’nın araştırmasına göre Bursa’da 8 bin işletme yerleşim alanlarının içinde. KOBİ OSB için Bursa’da farklı sektörlerden 5 binin üzerinde firmamızın talepleri var. Artık Bursa’nın 1/100.000 ölçekli master planı hiç geciktirmeden hayata geçirmesi ve şehrin içinde sıkışmış olan üretimin çok daha modern, fiziki altyapı ile donatılmış, planlı sanayi alanlarına taşınması gerekiyor. Bu aynı zamanda şehrin içinde ihtiyaç duyulan yeni planlamalar için de rezerv alanlar ortaya çıkaracak. Kısa zamanda bu projeyi hayata geçirmek istiyoruz. Bu nedenle 1/100.000 ölçekli planın tüm tarafların konsensüsü sağlanarak ortaya konulması BTSO olarak önceliğimizdir.”
“Plansız bölgelerdeki işletmelerin rekabetçi hale gelmesini istiyoruz”
Başkan Burkay, 2016 yılında kamuoyuyla paylaştıkları TEKNOSAB projesinin 4 yıl gibi kısa bir sürede hayata geçtiğini hatırlatarak, bölgede fabrika inşaatların hızla devam ettiğini söyledi. İbrahim Burkay, “Bugün bölgede 11 şirket üretim yapıyor. 4 bin 200 çalışan var. Bu sene sonu 26 şirket daha üretime geçiyor. Toplamda üretim yapan firmaların sayısı 37’ye ulaşacak. Çalışan sayısı ise 9 bini aşacak. Bunların dışında 48 şirket zemin etüdüne ve imar çalışmalarına başladı. 2025 yılının sonu ve 2026 yılının ortasında 85 firma üretime geçmiş olacak. Türkiye’de bu hızla ilerleyen başka bir bölge yok. Bir adım atıyorsunuz, en hızlısı 5-6 yıl sonra meyvesini veriyor. Her platformda dile getiriyoruz. Bursa’da gelişi güzel büyüme değil, planlı büyüme istiyoruz. Bunu yaptığımız zaman verimlilik artacak ve Bursa ekonomisinin çok daha sağlıklı ve güçlü bir şekilde büyümesini sağlamış olacağız. Bunu yaparken de tüm taraflarla bir koordinasyon içinde hareket edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Zorlu süreci hep birlikte aşacağız”
Ekonomi gündemine ilişkin değerlendirmede de bulunan BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, iş dünyası olarak hem yüksek faiz hem de yüksek enflasyonla mücadele ettikleri büyük bir sabır ve stres testinden geçtiklerini söyledi. Mevcut şartların mali dengelerin bozulmasına, karlılıkların düşmesine, paranın maliyetinin yüksek, erişiminin zorlaşmasına yol açtığını kaydeden İbrahim Burkay, “Tüm yaşananlara rağmen ekonomiyi yeniden rasyonel bir çizgiye taşıma gayretlerini görmezlikten gelmek mümkün değil. Özellikle kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu yükseltmesi yeni yatırımların ülkemize kazandırılması için önemli bir avantaj. Yılsonuna doğru enflasyonun aşağıya yönlü ivme yakalamasıyla, faizlerin de Merkez Bankası tarafından aşağı çekilmesini bekliyoruz. Bu dönemde ciddi anlamda olumsuz etkilenen bazı sektörler var. Özellikle iç piyasa ağırlıklı çalışan sektörlerin ayrı kaldıraçlarla desteklenmesi lazım. Bu zorlu süreci inşallah hep birlikte aşacağız.” dedi. Başkan Burkay, finans sektörünün de reel sektörün daha fazla yanında olması gerektiğini vurguladı.
“Yüksek teknoloji yatırım programı bursa için fırsat”
İbrahim Burkay, konuşmasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ilan edilen, HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı’na da değindi. Söz konusu programın 2030 yılına kadar oluşturulacak 30 milyar dolarlık kaynağın Bursa’nın ve ülkenin yüksek teknoloji odaklı dönüşümü için büyük fırsatlar barındırdığını ifade eden Başkan Burkay, “Bu pakette önümüzdeki 50 yılı şekillendirilecek teknolojiler özellikle belirlendi. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından ilan edilen ve ilk etapta gerçekleştirilen 6 çağrı, yeni nesil enerjili araçlar, batarya ve çip teknolojileri, güneş hücresi ve rüzgar türbinleri alanlarında oluşturuldu. Bu paketten aylar önce biz BB Solar’ı kurduk. Bu şirketin en önemli hedeflerinden birisi de bataryadan çipe kadar olan üretimi hayata geçirmek. Konjonktürün de müsaade ettiği ölçüde Bursa olarak ciddi anlamda adım atmayı istiyoruz. ‘HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı’nın ülkemiz adına hayırlı olmasını diliyorum.” dedi.
“Filistinli kardeşlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz”
BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Filistin’de tüm dünyanın gözleri önünde büyük bir katliam yaşandığını belirterek, on binlerce masum insanın 7 Ekim’den bu yana, ayrım gözetmeksizin ağır silahların hedefi olmaya devam ettiğini söyledi. İnsanlık tarihine kara bir leke olarak geçen İsrail saldırılarını ve zulme alkış tutarak bu katliama destek verenleri şiddetle kınadığını ifade eden Başkan Burkay, Filistin’deki ablukanın biran evvel son bulmasını arzuladıklarını kaydetti. İbrahim Burkay, BTSO ve Bursa Valiliği tarafından Gazze için organize edilen yardım kampanyasına destek veren tüm iş dünyası temsilcilerine de teşekkür etti.
BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur da İsrail’in on binlerce masum sivilin katledilmesine ve hayatta kalan Filistinlilerin de yaşamlarının gün geçtikçe zorlaşmasına yol açan şiddet politikasının artarak devam ettiğini söyledi. Bu saldırıların insan haklarına, uluslararası hukuka ve insanlık değerlerine aykırı olduğunu ifade eden Ali Uğur, “Gazze’de yaşanan katliam, sadece Filistinlileri değil vicdan sahibi tüm insanları derinden yaralamaktadır. Gazze için başlatılan yardım kampanyasına destek verenlere iş dünyası temsilcilerine teşekkür ediyorum. Bizler tüm imkanlarımızla mazlum ve masum Filistinli kardeşlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz.” dedi. – BURSA
]]>İstanbul Sanayi Odası tarafından açıklanan Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması’nın 2023 yılı sonuçlarına göre, Adana’dan 19 sanayi firması bu listeye girmeyi başardı. Başkan Kıvanç bu başarıyı değerlendirirken, Adana’nın sanayi potansiyelinin her geçen yıl daha da güçlendiğini, ancak mevcut potansiyelin bu sayılardan çok daha fazlasını hak ettiğini belirtti.
İkinci 500’de üretimden net satışlar yüzde 78,7 arttı
Zeki Kıvanç, İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu istatistiklerine göre, 2023 yılında Adana merkezli firmaların sayısının bir önceki yıla göre artarak 30’a çıktığını ifade etti. Başkan Kıvanç, firmaların toplam üretimden net satışlarının 2022 yılında 22 milyar 614 milyon 787 bin 628 TL iken 2023 yılında 40 milyar 420 milyon 240 bin 807 TL’ye ulaştığını belirterek, bu artışın yüzde 78,7 oranında olduğunu yaşanan artışın sevindirici olduğunu fakat Adana’nın mevcut potansiyeli için bu sayının yeterli olmadığını vurguladı.
Başkan Kıvanç, “Adana’nın sanayi potansiyeli ve içinde bulundurduğu bilgi birikim gerçekten çok büyük. Son yıllarda gerçekleştirdiğimiz hamleler ve iş dünyamızın gösterdiği gayret, bu başarıların temel taşını oluşturuyor. Ancak, bu başarı sevindirici olsa da, Adana olarak çok daha fazlasını yapabileceğimizin farkındayız. Potansiyelimizi tam anlamıyla ortaya koyduğumuzda ve yeni yatırım alanlarını doğru bir şekilde değerlendirdiğimizde, bu sayılar çok daha yüksek seviyelere ulaşacaktır. İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu arasına girme başarısı gösteren firmalarımızı gönülden tebrik ediyorum. Bu firmalar, hem şehrimize hem de ülkemize değer katmaya devam ediyor. Gelecek yıllarda bu sayının daha da artacağına olan inancımız tamdır. Bu başarıların katlanarak artmasını temenni ediyor, tüm firmalarımıza bu yolda başarılar diliyorum” dedi.
Adana’dan listeye giren firmalar şu şekilde:
“Dioki Petrokimya Sanayi AŞ 5. sırada, Palmiye Dokuma İplik Tekstil San. ve Tic. AŞ 9. sırada, Tat Nişasta San. ve Tic. AŞ 38. sırada, Pier Agro Gıda San. ve Tic. AŞ 59. sırada, Güney Çelik Hasır ve Demir Mamulleri San. Tic. AŞ 65. sırada, Oğuz Gıda San. ve Tic. AŞ 70. sırada, Meltem Kimya ve Tekstil San. İth. İhr. ve Tic. AŞ 82. sırada, Gürsoy Yem Gıda ve Hayvancılık San. Tic. AŞ 115. sırada, Bakırlar Tekstil San. ve Tic. AŞ 166. sırada, Oğuz Tekstil San. ve Tic. AŞ 170. sırada, Akhan Un Fabrikası ve Tarım Ürünleri Gıda San. Tic. AŞ 184. sırada, Tezkim Tarımsal Kimya San. ve Tic. AŞ 185. sırada, Netafim Sulama Sistemleri San. ve Tic. Ltd. Şti. 187. sırada, Beta Enerji ve Teknoloji AŞ 213. sırada, Erbey Dokuma İplik San. ve Tic. AŞ 299. sırada, Mazlum Mangtay Boru Sondajcılık İnşaat Tarım Ürünleri San. ve Tic. AŞ 360. sırada, Zahit Alüminyum San. ve Tic. AŞ 365. sırada, Kıvanç Tekstil San. ve Tic. AŞ ise 421. sırada yer aldı. Bir firma ise ismini açıklamayı tercih etmedi.” – ADANA
]]>Sarayönü Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Müteşebbis Heyet Toplantısı Valilik Toplantı Salonu’nda yapıldı. Vali Vahdettin Özkan başkanlığında düzenlenen toplantıda; Sarayönü OSB’nin faaliyetleri değerlendirilerek bir an önce nitelikli yatırım, üretim, ihracat odaklı, yenilikçi, yeşil dostu sanayinin inşaası ve işletilmesi ile istihdamın artırılması için yapılması gereken çalışmalar istişare edildi. Toplantının başlangıcında bir konuşma gerçekleştiren Vali Özkan; üretim ve rekabet gücünün artması için kararlılık vurgusu yaparak, “Sarayönü ilçesi, Yeni Türkiye Yüzyılının üretim, istihdam ve ihracat hedeflerine kararlı adımlarla ilerliyor. Konya’nın yatırım iştahı oldukça yüksek. Önceki yıllarda organize sanayi bölgelerinde yatırımcı bulmakta zorlanırken, günümüzde 10 parsel için ilan verdiğimizde 430 yatırımcı başvuruda bulunuyor. Bu durum, yatırım iştahının ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor” dedi.
Bölgenin avantajlarına değinen Vali Özkan, “Sarayönü’nün bir diğer önemli avantajı depremsellik riskinin daha az olduğu bir lokasyona sahip olması. Marmara Bölgesindeki doygun sanayi göz önüne alındığında, Konya civarı sanayileşmenin yeni merkezi olma yolunda ilerliyor” şeklinde konuştu.
Konya’daki stratejik bağlantıların önemine değinen Vali Özkan, orta vadede Mersin Limanına bağlantının kurulmasıyla önemli bir rekabet avantaj elde edileceğini ifade etti.
Eğitimli yeni neslin avantaj olduğunu belirten Vali Özkan, “Konya sanayileşme periyodundaki ikinci ve üçüncü nesil gençler, dünyayı ve ticareti çok daha iyi biliyor. Bu durum, küresel ekosistemi tanıma ve riskleri yönetme konusunda büyük bir insan kaynağı avantajı sağlıyor. Ayrıca, ilçelerde daha fazla teşvikten yararlanılması da yatırımcıları cezbediyor” ifadelerini kullandı.
“Konya’da 3 bin 400 firma, 184 ülkeye ihracat yapıyor”
Konya’nın sektörel çeşitlilik ve ihracat çeşitliliğine değinen Vali Vahdettin Özkan, “Konya’da 3 bin 400 firma, 184 ülkeye ihracat yapıyor ve birçok farklı alanda üretim gerçekleştiriliyor. İhracat çeşitliliği ve Avrupa Birliği ülkelerine ihracat Konya’nın önemli avantajlarından biri. Ar-Ge, inovasyon ve yeşile duyarlılık gibi yeni kalkınma hedeflerine uyum sağlama konusunda da Konya anlamlı bir refleks göstermektedir” şeklinde konuştu.
Maddi kalkınmanın, manevi değerlere sahip çıkmayı da kolaylaştıracağını belirten Vali Özkan, “Ekonomik olarak güçlenmek, dış politikada etkili olabilmek ve değerlerimizi korumak için önemli. Savunma sanayi başta olmak üzere diğer sanayi dallarındaki gelişmeler, dış politikada da etkili olmamızı sağlıyor. Tüm bu gelişmeler, ilçemizin, şehrimizin ve ülkemizin kalkınmasını sağlayacak. İnsanlarımızın yaşam kalitesini artırarak huzur ve istikrar içinde yaşamasına vesile olacak. Ekonomik ve teknolojik bağımsızlık; yabancı kültürlerin etkisini kıracak kadim değerlerimizle yaşamayı sağlayacaktır. Bu duygular içinde hep birlikte daha güzel bir geleceğe yürümüş olacağız” diye konuştu.
Toplantıya; Vali Vahdettin Özkan’ın yanı sıra Sarayönü Kaymakamı Abdullah Huzeyfe Çakmak, Tuzlukçu Kaymakam V. Muhammed Çınarka, Hüyük Kaymakam V. Ahmet Turan Gel, Taşkent Kaymakam V. Muhammet Yücetağ, Emirgazi Kaymakamı Nural Cengiz Yamakoğlu, Bozkır Kaymakam V. Atilla Mete, Derbent Kaymakamı Bünyamin Miroğlu, Altınekin Kaymakamı Muhammed Emin Baştürk ve Ahırlı Kaymakamı V. Gönül Uçar, Sarayönü Belediye Başkanı Necati Koç, Sarayönü OSB Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin Kulu, Sarayönü OSB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Mustafa Arslan, Sarayönü OSB Müdürü Yönetim Kurulu Üyesi Nafiz Solak, Büyükşehir Belediye Başkanlığı Fen İşleri Daire Başkanı Hasan Hüseyin Esfendiyar, OSB Müteşebbis Heyeti Mahmut Keleş, Süreyya İlerigiden, Kazım Öztürk, Ömer Çoktosun, Can Kılıç, İbrahim Bozkurt Çağlayan ve İnşaat Mühendisi Emrullah Çeledir katıldı. – KONYA
]]>TÜRKİYE İstatistik Kurumu (TÜİK), haziranda bir önceki yılın aynı ayına göre ihracatın yüzde 8,3, ithalatın yüzde 4,4 azaldığını açıkladı. TÜİK, Haziran 2024 dönemine ilişkin dış ticaret istatistiklerini açıkladı. Buna göre; ihracat haziran ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 8,3 azalıp 19 milyar 49 milyon dolar, ithalat yüzde 4,4 azalıp 24 milyar 920 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ocak-haziran döneminde ihracat bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 2,6 artarak 126 milyar 278 milyon dolar, ithalat yüzde 8,4 azalarak 168 milyar 869 milyon dolar oldu.
Haziran ayında dış ticaret açığı, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 10,8 artarak 5 milyar 298 milyon dolardan, 5 milyar 871 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Haziran ayında yüzde 79,7 iken, 2024 Haziran ayında yüzde 76,4’e geriledi. Ocak-haziran döneminde dış ticaret açığı ise yüzde 30,5 azalıp 61 milyar 325 milyon dolardan, 42 milyar 591 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Ocak-Haziran döneminde yüzde 66,8 iken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 74,8’e yükseldi.
EN FAZLA İHRACAT YAPILAN ÜLKE ALMANYA
Haziran ayında ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 1 milyar 555 milyon dolar oldu. Bu ülkeyi sırasıyla 1 milyar 287 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 59 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 984 milyon dolar ile İtalya, 853 milyon dolar ile Irak takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 30,1’ini oluşturdu.
Ocak-haziran döneminde ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 10 milyar 201 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 7 milyar 785 milyon dolar ile ABD, 6 milyar 962 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 6 milyar 454 milyon dolar ile İtalya ve 6 milyar 241 milyon dolar ile Irak takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,8’ini oluşturdu.
İTHALATTA ÇİN İLK SIRADA
İthalatta Çin, ilk sırayı aldı. Haziran ayında Çin’den yapılan ithalat 3 milyar 394 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla 2 milyar 948 milyon dolar ile Rusya Federasyonu, 1 milyar 930 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 190 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 169 milyon dolar ile İtalya izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 42,7’sini oluşturdu.
Ocak-haziran döneminde ithalatta ilk sırayı Rusya aldı. Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 22 milyar 41 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 21 milyar 281 milyon dolar ile Çin, 12 milyar 765 milyon dolar ile Almanya, 9 milyar 675 milyon dolar ile İtalya, 8 milyar 135 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 43,8’ini oluşturdu.
]]>Türkiye Garanti Bankası A.Ş. 30 Haziran tarihli finansal tablolarını açıkladı. Bankanın konsolide finansal tablolarına göre, yılın ilk 6 ayında, net karı 44 milyar 589 milyon 810 bin TL oldu. Aktif büyüklüğü 2 trilyon 617 milyar 425 milyon 188 bin TL seviyesinde gerçekleşirken, ekonomiye nakdi ve gayri nakdi krediler aracılığıyla sağladığı destek ise 1 trilyon 981 milyar 600 milyon 187 bin TL oldu. Fonlama bazını dinamik bir şekilde yöneten Garanti BBVA’nın fonlama kaynakları içindeki en büyük ağırlığı yüzde 70 ile müşteri mevduatları oluşturmaya devam etti. Müşteri mevduat tabanı yılın ilk 6 ayında yüzde 14,4 büyüme ile 1 trilyon 833 milyar 789 milyon 635 bin TL oldu. Güçlü sermaye odağını koruyan Bankanın sermaye yeterlilik oranı yüzde 15,2*, özkaynak karlılığı yüzde 34,2, aktif karlılığı ise yüzde 3,7 seviyelerinde gerçekleşti.
Konuyla ilgili bilgi veren Garanti BBVA Genel Müdürü Recep Baştuğ, “2024 yılının ilk yarısı, Türkiye’nin ekonomi yönetiminde sergilediği stratejilerin etkisini belirgin şekilde görmeye başladığımız bir dönem oldu. Rezerv artışları ve kurdaki öngörülebilirlik, Merkez Bankası’nın attığı isabetli adımların olumlu sonuçlarını açıkça yansıtıyor. KKM’den çıkış ve dedolarizasyon süreci, organik bir şekilde gerçekleşmeye başladı. Ekonomimizdeki bu gelişmeler, yabancı derecelendirme kuruluşları tarafından Türkiye’nin hak ettiği yere doğru yapılan not güncellemeleriyle de teyit edildi. Bu durumun pozitif etkisini, yurtdışı borçlanma maliyetlerinde de gözlemlemeye başladık. Önümüzdeki dönemde de not güncellemelerinin devam etmesini ve böylelikle Türkiye’nin daha sağlıklı bir yabancı fonlamaya ulaşacağını öngörüyoruz” dedi.
Recep Baştuğ sözlerini şöyle sürdürdü: “Kurdaki öngörülebilirlik, yabancı yatırımcılardan önemli miktarda para girişine neden oldu. Ancak, şuan ki yabancı para akışı kısa vadeli nitelikte. Önümüzdeki dönemde kısa vadeli yatırımcıların yerini uzun vadeli yatırımcıların alacağı bir süreci öngörüyoruz. Bu beklentimizin gerçekleşmesindeki en önemli belirleyici faktör enflasyon olacak. Enflasyonda yılın ikinci yarısında baz etkisinin de katkısıyla düşüş trendi başlayacak. Ancak, enflasyon sarmalından kalıcı olarak çıkmamız için önümüzdeki yıl da aynı kararlılığın sürmesi ve yapısal reformlarla programın desteklenmesi kritik önemde olacak.”
Regülasyonların getirdiği sıkılaşma adımlarının bankacılık sektörünün karlılığını baskılamaya devam ettiğine dikkat çeken Baştuğ, 2024 yılının ikinci çeyreğinde Garanti BBVA’nın bu ortamda nasıl farklılaştığını şu sözlerle açıkladı:
“Banka olarak, sürdürülebilir büyümemizi mümkün kılmak için temel olarak krediye dayalı aktif büyümesi ve müşteri ilişkilerimizi derinleştirme odağımızı koruduk. Bilançoya kısa/orta vadede ciddi maliyet yükleyen irrasyonel maaş promosyonu rekabetinden ve bu yolla müşteri kazanımından uzak durduk. Operasyonel giderlerimizi kontrol altında yönettik. Her zamanki şeffaf ve ihtiyatlı anlayışımızın sonucu olan yüksek aktif kalitemiz ve temkinli provizyon politikamız, performansımızı destekleyen ana konulardan biri olmaya devam etti. Bu yaklaşımımız, sağlam bilançomuzda ve sektördeki diğer bankalardan pozitif ayrışan %34’lük özkaynak getirisinde kendini net bir şekilde gösteriyor. Her ne kadar sektörün en yüksek kar eden bankası olsak da regülasyonların etkisiyle sektör genelindeki karlılık oranları enflasyonun altında kalmaya devam ediyor ve bu durum, sermayelerin erimesine neden oluyor. Güçlü sermaye, bankacılık sektörünün temeli olduğundan, önümüzdeki dönem hem enflasyonun düşmesi hem de regülasyon baskısının azalması, sektörün sürdürülebilir büyümesi için önem arz edecektir.”
Sendikasyon kredisinin bir kez daha sürdürülebilirlik kriterlerine bağlı şekilde yenilendiğini belirten Baştuğ, sözlerine şöyle devam etti:
“EMEA Finance Başarı Ödülleri” kapsamında sendikasyon kredimiz ‘Finansal Kurumlar Arasındaki En İyi Sendikasyon Kredisi’ ödülüne layık görüldü. Ayrıca, finansman sağladığımız ve aracılık hizmeti verdiğimiz projeler de ödüller kazandı. Bu ödüller, ülkemizin önemli projelerinin uluslararası arenada tanınırlığını ve belirli kriterlere uygunluğunu vurguladığı için bizim için çok değerli. Garanti BBVA olarak, Türkiye’nin önde gelen yatırımlarına en sağlıklı şartlarda finansman sağlamaya, kurumların verimliliğine ve sürdürülebilirliğine hizmet etmeye kararlılıkla devam ediyoruz.”
Garanti BBVA’nın sağlıklı büyüme stratejisinde teknolojinin en önemli hızlandırıcı olduğunu ifade eden Recep Baştuğ görüşlerini şu şekilde tamamladı:
“Teknolojiyi her zaman müşterilerimizin faydasına hizmet edecek şekilde kullanmak, ana önceliğimiz. Dijital dönüşüm, bize müşterilerimizin hayatını daha da kolaylaştıran, günlük ihtiyaçlarına cevap veren, yaşam tarzlarına göre önerileri kişiselleştirebilen, finansal hizmetlerden daha ötesini sunan bir dünyanın kapısını açıyor. Biz de bu doğrultuda, üretken yapay zekayı iş süreçlerimizde ve müşterilerimize değer yaratacak yönde kullanmaya, sektörde öncü rol üstlenmeye devam edeceğiz.”
]]>Türkiye Garanti Bankası A.Ş. 30 Haziran 2024 tarihli finansal tablolarını açıkladı. Banka’nın konsolide finansal tablolarına göre, yılın ilk 6 ayında, net karı 44 milyar 589 milyon 810 bin TL oldu. Aktif büyüklüğü 2 trilyon 617 milyar 425 milyon 188 bin TL seviyesinde gerçekleşirken, ekonomiye nakdi ve gayri nakdi krediler aracılığıyla sağladığı destek ise 1 trilyon 981 milyar 600 milyon 187 bin TL oldu.
Yapılan açıklamaya göre; fonlama bazını dinamik bir şekilde yöneten Garanti BBVA’nın fonlama kaynakları içindeki en büyük ağırlığı yüzde 70 ile müşteri mevduatları oluşturmaya devam etti. Müşteri mevduat tabanı yılın ilk 6 ayında yüzde 14,4 büyüme ile 1 trilyon 833 milyar 789 milyon 635 bin TL oldu. Bankanın sermaye yeterlilik oranı yüzde 15,2, özkaynak karlılığı yüzde 34,2, aktif karlılığı ise yüzde 3,7 seviyelerinde gerçekleşti.
Konuyla ilgili bilgi veren Garanti BBVA Genel Müdürü Recep Baştuğ, “2024 yılının ilk yarısı, Türkiye’nin ekonomi yönetiminde sergilediği stratejilerin etkisini belirgin şekilde görmeye başladığımız bir dönem oldu. Rezerv artışları ve kurdaki öngörülebilirlik, Merkez Bankası’nın attığı isabetli adımların olumlu sonuçlarını açıkça yansıtıyor. KKM’den çıkış ve dedolarizasyon süreci, organik bir şekilde gerçekleşmeye başladı. Ekonomimizdeki bu gelişmeler, yabancı derecelendirme kuruluşları tarafından Türkiye’nin hak ettiği yere doğru yapılan not güncellemeleriyle de teyit edildi. Bu durumun pozitif etkisini, yurtdışı borçlanma maliyetlerinde de gözlemlemeye başladık. Önümüzdeki dönemde de not güncellemelerinin devam etmesini ve böylelikle Türkiye’nin daha sağlıklı bir yabancı fonlamaya ulaşacağını öngörüyoruz.”
Recep Baştuğ sözlerini şöyle sürdürdü: “Kurdaki öngörülebilirlik, yabancı yatırımcılardan önemli miktarda para girişine neden oldu. Ancak, şuan ki yabancı para akışı kısa vadeli nitelikte. Önümüzdeki dönemde kısa vadeli yatırımcıların yerini uzun vadeli yatırımcıların alacağı bir süreci öngörüyoruz. Bu beklentimizin gerçekleşmesindeki en önemli belirleyici faktör enflasyon olacak. Enflasyonda yılın ikinci yarısında baz etkisinin de katkısıyla düşüş trendi başlayacak. Ancak, enflasyon sarmalından kalıcı olarak çıkmamız için önümüzdeki yıl da aynı kararlılığın sürmesi ve yapısal reformlarla programın desteklenmesi kritik önemde olacak.”
Regülasyonların getirdiği sıkılaşma adımlarının bankacılık sektörünün karlılığını baskılamaya devam ettiğine dikkat çeken Baştuğ, 2024 yılının ikinci çeyreğinde Garanti BBVA’nın bu ortamda nasıl farklılaştığını şu sözlerle açıkladı: “Banka olarak, sürdürülebilir büyümemizi mümkün kılmak için temel olarak krediye dayalı aktif büyümesi ve müşteri ilişkilerimizi derinleştirme odağımızı koruduk. Bilançoya kısa/orta vadede ciddi maliyet yükleyen irrasyonel maaş promosyonu rekabetinden ve bu yolla müşteri kazanımından uzak durduk. Operasyonel giderlerimizi kontrol altında yönettik. Her zamanki şeffaf ve ihtiyatlı anlayışımızın sonucu olan yüksek aktif kalitemiz ve temkinli provizyon politikamız, performansımızı destekleyen ana konulardan biri olmaya devam etti. Bu yaklaşımımız, sağlam bilançomuzda ve sektördeki diğer bankalardan pozitif ayrışan yüzde 34’lük özkaynak getirisinde kendini net bir şekilde gösteriyor. Her ne kadar sektörün en yüksek kar eden bankası olsak da regülasyonların etkisiyle sektör genelindeki karlılık oranları enflasyonun altında kalmaya devam ediyor ve bu durum, sermayelerin erimesine neden oluyor. Güçlü sermaye, bankacılık sektörünün temeli olduğundan, önümüzdeki dönem hem enflasyonun düşmesi hem de regülasyon baskısının azalması, sektörün sürdürülebilir büyümesi için önem arz edecektir.”
Sendikasyon kredisinin bir kez daha sürdürülebilirlik kriterlerine bağlı şekilde yenilendiğini belirten Baştuğ, sözlerine şöyle devam etti: “EMEA Finance Başarı Ödülleri” kapsamında sendikasyon kredimiz ‘Finansal Kurumlar Arasındaki En İyi Sendikasyon Kredisi’ ödülüne layık görüldü. Ayrıca, finansman sağladığımız ve aracılık hizmeti verdiğimiz projeler de ödüller kazandı. Bu ödüller, ülkemizin önemli projelerinin uluslararası arenada tanınırlığını ve belirli kriterlere uygunluğunu vurguladığı için bizim için çok değerli. Garanti BBVA olarak, Türkiye’nin önde gelen yatırımlarına en sağlıklı şartlarda finansman sağlamaya, kurumların verimliliğine ve sürdürülebilirliğine hizmet etmeye kararlılıkla devam ediyoruz.”
Garanti BBVA’nın sağlıklı büyüme stratejisinde teknolojinin en önemli hızlandırıcı olduğunu ifade eden Recep Baştuğ görüşlerini şu şekilde tamamladı: “Teknolojiyi her zaman müşterilerimizin faydasına hizmet edecek şekilde kullanmak, ana önceliğimiz. Dijital dönüşüm, bize müşterilerimizin hayatını daha da kolaylaştıran, günlük ihtiyaçlarına cevap veren, yaşam tarzlarına göre önerileri kişiselleştirebilen, finansal hizmetlerden daha ötesini sunan bir dünyanın kapısını açıyor. Biz de bu doğrultuda, üretken yapay zekayı iş süreçlerimizde ve müşterilerimize değer oluşturacak yönde kullanmaya, sektörde öncü rol üstlenmeye devam edeceğiz.” – İSTANBUL
]]>Petrol sektöründen emekli olan Said, memleketi Kerkük’ten bahsedildiğinde aklına uzun yollar kateden gümüş renkli boru hatlarıyla kaplı petrol sahalarının üzerinde yanan alevler geliyor.
KARA ALTINDAN KARA KABUSA
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından İngilizler yenilgiye uğrayan Osmanlı İmparatorluğu’ndan aldıkları Bağdat, Basra ve Musul bölgelerini birleştirerek Irak adını verdiklerini yeni bir ülke kurdu ve bu ülkeyi manda altına aldı.
1927’de İngiliz, Hollandalı ve diğer Batılı petrol şirketlerinden oluşan bir ekip, Kerkük’teki Baba Gürgür Petrol Sahası’nda arama çalışmalarına başladı.
Sömürgecilerin açgözlülüğü işletme bedeli olarak Irak’ta çıkarılan petrole ton başına sadece dört altın şilin ödemelerinden belli oluyordu. Bu bedel, ham petrolün bir tonunun o zamanki fiyatının sadece yüzde 12,5’i kadarına denk geliyordu.
Batılılar, petrolü almak için Kerkük’ten Akdeniz’e kadar uzanan, zamanın en uzun boru hattını inşa etti. Bu hat, Avrupa’ya yılda 4 milyon tondan fazla petrol taşıma kapasitesine sahipti.
Irak’ta hiç ticari petrol rafinerisi kurmayan Batılılar, petrole dayalı yerel sanayilerin gelişmesine karşı çıkarak teknolojilerini paylaşmayı reddetti. Bunun sonucu olarak Irak, çok büyük petrol kaynaklarına sahip olmasına karşın petrol ürünlerini ithal etmek zorunda bırakıldı.
“Irak, altın taşımasına rağmen diken yiyen bir deve gibiydi” diye yakınan Hüseyin, “Zenginlik Batı’ya aktı. İngilizler, Fransızlar, Hollandalılar ve Amerikalıların hepsi buradan pay alırken Iraklılar hiçbir şey alamadı” diyor.
Bununla yetinmeyen Batılı güçler yeni kurallar koymaya başladı. 1928 yılında gizli bir toplantı yapan Amerikalı, İngiliz ve Hollandalı üç petrol devi, dünya petrol piyasasını kontrol etmek üzere imzaladıkları Achnacarry Anlaşması’yla bir kartel kurdu. 1930’larda dört Batılı petrol şirketinin daha bu gruba dahil olmasıyla Yedi Kız Kardeş diye anılan daha büyük bir petrol karteli ortaya çıkmış oldu.
Bu devler, petrolün üretim, taşınma, fiyatlandırma ve satış aşamalarını kontrol altına alarak petrol sektöründe tekel oluşturdu. 1913 ile 1947 yılları arasında Irak gibi petrol üreten Ortadoğu ülkelerinden 3,7 milyar ABD dolarından fazla gelir elde eden Batılı petrol şirketleri, işletme bedeli olarak bu ülkelere sadece 510 milyon dolar ödeme yaptı.
Hüseyin, “Kara altın, Batı’ya altın çağını yaşatırken Irak’ın kara kabusu oldu” diyor ve ekliyor: “Bazen hiç petrolümüz olmasaydı bizim için daha iyi olurdu diye düşünüyorum.”
ULUSAL BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ
14 Temmuz 1958’de Bağdat sokakları bir anda silah sesleriyle doldu. Darbe yapan Abdülkerim Kasım, 2. Faysal’ı devirmiş, Irak Cumhuriyeti’nin kurulması ve İngilizlerin kontrolünün son bulmasına giden yolu açmıştı.
O tarihten sonra Irak, özgürlüğünü kazanabilmek için Üçüncü Dünya ülkeleriyle ittifak arayışına girdi. 1960 yılının Eylül ayında Irak’ın davetiyle Bağdat’ta bir araya gelen Venezuela, Suudi Arabistan, Kuveyt ve İran’ın temsilcileri tarafından, üye ülkelerin çıkarlarını korumayı ve petrol piyasası fiyatlarını istikrara kavuşturmayı amaçlayan Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) kuruldu.
1 Haziran 1972 tarihinde Irak Ulusal Petrol Şirketi Batılıların kontrolündeki Irak Petrol Şirketi’ni kamulaştırdı. Bunun ardından ortaya çıkan kamulaştırma dalgası hızla Kuveyt, Venezuela ve Suudi Arabistan gibi ülkelere yayıldı.
Yom Kippur Savaşı’nın yaşandığı 1973 yılının Ekim ayında Ortadoğu’daki petrol üreticileri, İsrail’e destek veren Batılı ülkelere karşı petrol ambargosu başlattı. Bunu bir fırsat olarak gören OPEC, petrol fiyatlarını belirleme gücünü daha da artırarak Aralık ayında petrol fiyatlarını varil başına 5,12 dolardan 11,65 dolara çıkardı.
Bu petrol krizi, Batı için petrolün sudan ucuz olduğu altın çağın bitmesi anlamına geliyordu.
Petrol fiyatlarının yükselmesiyle Irak, hızlı bir kalkınma sürecine girdi. Petrol sektörünün kamulaştırılmasının başladığı dönemde 392 dolar olan ülkedeki kişi başına düşen gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) 1979’a gelindiğinde 2.858 dolara çıkmıştı.
TARİHİN TEKERRÜR EDİŞİ
20 Mart 2003’e gelindiğinde ise Bağdat’ta hava saldırısı sirenleri çalmaya başladı ve ülke bir kez daha karanlığa gömüldü.
Dönemin ABD Başkanı George W. Bush, “Irak’ta bir tehdidi ortadan kaldırıp ülkenin kontrolünü kendi halkına geri vermekten başka bir arzumuz yok” diyordu.
ABD işgalini haber alır almaz arkadaşlarıyla beraber ellerindeki petrol üretimiyle ilgili tüm materyalleri yaktığını anlatan Hüseyin, “Onları yakmasaydık Amerikalılar kesin gelir ve bir sorun çıkarırdı” diyor.
Hüseyin’in bu şekilde düşünmesinin sebebi ise ülkenin geçmişte yaşadıklarıydı. Nitekim, ABD Merkez Bankası eski Başkanı Alan Greenspan, anılarında da “Herkesin bildiği şeyi açıkça kabul etmenin siyasi açıdan doğru olmaması beni üzüyor: Irak’taki savaşta en büyük etken petroldü” itirafında bulunuyor.
“Tarih tekerrür etti ve Amerika’nın işgaliyle 100 yıl geri gittik” ifadelerini kullanan Hüseyin, “Petrol Iraklılara mutluluk getirmeliydi. Ne var ki bir asırı aşkın bir süredir ülke için bir lanet haline geldi” diyor.
2011 yılında ABD ordusu çekildiğinde geride ekonomik açıdan durgun, siyasi olarak bölünmüş ve terörizmle boğuşan bir Irak kalmıştı. Irak’taki savaşta ve onu takip eden şiddet olaylarında 200.000’den fazla sivilin öldürüldüğü ve 9 milyondan fazla kişinin yerlerinden edildiği tahmin ediliyor.
KÜRESEL GÜNEY İLE ORTAKLIK
Günümüzde ise petrol Irak ekonomisinin hala can damarı konumunda. Dünya Bankası’nın 2022’deki açıklamasına göre Irak’ın petrol gelirleri son on yıllık dönemde ülkenin ihracatının yüzde 99’undan fazlasını, hükümet bütçesinin yüzde 85’ini ve GSYİH’sinin yüzde 42’sini teşkil etti.
Irak’ın gerçek anlamda refah ve bağımsızlığa kavuşması için de ekonomisini çeşitlendirmesi kritik önem taşıyor.
Yıllar süren savaş ve krizin ardından ülkenin ekonomisini dönüştürmeyi amaçlayan bir hamleyle Irak, 2023’te 17 milyar dolar değerindeki Kalkınma Yolu projesini başlattı. Bu proje, ülkenin güney sahilindeki önde gelen bir ticari emtia limanını, demiryolu ve karayoluyla Türkiye sınırına bağlamayı hedefliyordu.
Bu proje, sadece Irak’ın petrol bağımlılığını azaltma kararlılığını değil, aynı zamanda ülkenin Küresel Güney ile işbirliğini güçlendirme arzusunu da ortaya koyuyor.
Ayrıca, 2023’ün Eylül ayında Irak’ın Basra kentiyle İran’ın sınır kenti Şalamçeh’i birbirine bağlayacak bir demiryolu projesi başlatan Irak içinde bulunduğumuz yılın Nisan ayında Türkiye, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle Kalkınma Yolu projesi için dörtlü bir Mutabakat Zaptı imzaladı.
]]>İl Müdürü Esra Uzun, Düzce için önemli tarım ürünü olan fındıkla ilgili açıklamalarda bulundu. Uzun, il genelindeki hasat başlangıç tarihleri; sahil kesim 7 Ağustos, orta kesimde 14 Ağustos ve yüksek kesimlerde 21 Ağustos olarak belirlendi.
Esra Uzun fındık hasadı öncesinde ot temizliği yapılması gerektiğini belirterek “Bölgemizin yağışlı olması ve buna bağlı olarak da yabancı ot ve dikenlerin bol ve hızlı gelişme göstermesi fındık hasadını güçleştirmekte ve yere düşen fındıkların kaybolmasına neden olmaktadır. Üreticiler tarafından fındık hasadına başlamadan önce fındık hasadını güçleştirmemesi ve yere düşen fındığın kaybolmaması için hasattan 5-10 gün önce fındık bahçelerinde ot temizliği yapılmalıdır. Hasat olgunluğuna ulaşmadan toplanan fındıklarda randıman ve kalite kaybı yaşanacağından zamanından önce fındık hasadının yapılmaması önemlidir. Fındık çeşitlerinin hepsi aynı anda hasat olumuna gelmemektedir. Bu nedenle çeşitlerin ayrı ayrı ve hasat olumuna geldiğinde toplanması gerekir. Fakat bahçelerimizin karışık çeşitlerden kurulu olması, en azından bahçedeki hakim çeşidin olgunlaştığında hasadın yapılmasını zorunlu kılmaktadır” ifadelerinde bulundu.
İl Müdürü Esra Uzun, fındıkta hasat olgunluğu kriterlerini ise şu şekilde sıraladı; “Zurufların (yeşil kabuğun) iyice sararıp kızarmaları. Fındık danelerinin zuruf içerisinde oynamaya başlaması. Sert meyve kabuğunun 3/4 oranında kızarması ve iç fındığın kendine has sertlik ve tadını alması. Sağlam ve dolgun meyveleri taşıyan dalların sallandığı zaman meyvelerin 3/4’ünün daldan dökülmesi.
Kabuk kırıldığında iç fındığın zarının koyu krem rengine dönüşmesi. Üreticilerimizin fındık hasadı esnasında dikkat etmesi gereken konular. Fındığın en iyi hasat edilme şekli dalları silkelemek suretiyle yerden toplanarak hasat edilmesidir. Bu sebeple elverişli bahçelerde yerden toplanarak hasat edilen fındıklar tam hasat olgunluğunda toplandığından randıman ve kalite iyi olacak ayrıca bir sonraki yılın mahsulünü oluşturacak olan tomurcuklar da zarar görmemiş olacaktır. Bölgede yaygın olarak uygulanan daldan el ile toplanarak fındığın hasat edilmesinde, dalların birbirine sürtünmemesine, çotanakların dala birleştiği yerden tek tek koparılmasına ve gelecek yılın mahsulünü oluşturacak olan tomurcuklara zarar vermemek için sıyırma şeklinde toplama yapılmamasına dikkat edilmesi gerekir.”
“Fındık çuvalda bekletilmemeli”
Toplanan fındıkların çuvallarda bekletilmemesi gerektiğini bildiren Uzun, “Toplanan fındıkların harmanlanmasında fındığın iyice kurutulması, kurutulan fındıkların serin, kuru ve havalanabilir nitelikteki yerlerde depolanması gerekmektedir. Hasat olumundan önce toplanmış, iyi kurutulmamış ve fazla nemli fındıkların muhafazası oldukça güç olduğu bu gibi fındıklarda küflenme, acılaşma ve kızışma olmaktadır. Yine insan ve hayvan sağlığı için zararlı olan aflatoksin de erken toplama, olumsuz harmanlama ve uygun olmayan depolama şartlarından kaynaklanmaktadır. İhraç edilen aflatoksinli fındıklar dış pazarlardan geri dönecektir. Bu ürünlerin geri dönmesiyle hem sanayicimiz hem de üreticilerimiz zarar göreceklerdir. Dolayısıyla tüm bu nedenlerden dolayı Ülke ekonomimiz zarara uğrayacaktır. Çevre kirliliği ve orman yangınlarının önlenmesi açısından fındık zurufunun yakılmayarak, gübre olarak değerlendirilmelidir. Üreticilerimizin fındıkta rekolte ve kalite kaybı yaşamamaları ve sağlıklı üretim için açıklanan hasat tarihlerinden önce fındıklarını hasat etmemeleri çiftçilerimizin yararına olacaktır.2024 yılı fındık üretim sezonunda tüm çiftçilerimizin ürünü bol, hasadı bereketli olsun” şeklinde açıklamada bulundu. – DÜZCE
]]>Samsun Büyükşehir Belediyesi UKOME toplu ulaşımda bir dizi karar aldı. UKOME kararlarıyla toplu taşıma hizmetlerini düzenli kullanan vatandaşlara destek olması adına abonman kartlar daha avantajlı hale getirildi. Abonman kart ile yapılan yolculuklarda öğrenci ücreti 11,50 TL yerine 5,50 TL’ye düşürüldü. Abonman kart sahibi vatandaşlar ise 19 TL yerine 9,70 TL’ye seyahat edebilecekler.
1 saat içerisindeki aktarmalar artık ücretsiz
Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, seçim öncesi gelen talepler sonrası aktarma ücretleriyle ilgili çalışma yapacağının da sözünü vermişti. UKOME kararıyla o söz de yerine getirildi. SAMKART ile yapılan yolculuklarda ilk 1 saat içindeki aktarma ücretsiz olacak.
Servis ücretlerinde mesafe bazlı on-line hesaplama dönemi
Öğrenci servis ücretlerinin hesaplanmasında hem veliler hem de taşımacılar için daha adil ve şeffaf bir sistem UKOME kurulunda alınan kararla hayata geçirildi. Yeni alınan kararla mesafeye göre belirlenecek servis ücretleri belediyenin web sitesi üzerinden ev adresi ve okul adresi girilerek otomatik olarak hesaplanacak.
18 yaşın altıdakilere toplu taşıma desteği
UKOME kurulunda alınan kararla 18 yaşın altındakilere tüm toplu taşıma araçlarından indirimli olarak faydalanabilmesini sağlamak için yürürlükteki tüm paso ve benzeri belge düzenlemeleri kaldırıldı. Gençlerin indirimli yolculuk yapabilmeleri için 18 yaşın altında olmaları yeterli sayılacak.
Turizm odaklı toplu taşıma hatları hayata geçiyor
Büyükşehir Belediyesi “Odak Samsun” projesi kapsamında turizm odaklı toplu taşıma hatlarını da hayata geçiriyor. Samsun- Vezirköprü Şahinkaya Kanyonu, Samsun-Kuş Cenneti ve Samsun-Ayvacık Barajı’na otobüslerle hizmet sağlanacak. Turizme yeni bir ivme kazandırmak adına yapılan çalışmayla Samsun’a yaşayan herkesin de şehrin güzelliklerini görmesine imkan tanınıyor.
Turizm otobüs hatlarının güzergah ve ücret tarifeleri UKOME kurulunda alınan kararla belirlendi. Şehirler arası yolculuk konforu sağlayacak yeni nesil otobüslerle yapılacak turizm seferlerinde seyahat süresinin 150 dakika olacağı 138 km’lik Samsun-Vezirköprü Şahinkaya Kanyonu Hattı’nın ücreti 100 TL, indirimli kullanıcılar için ise 80 TL, seyahat süresinin 90 dakika olacağı 57 km’lik Samsun-Kuş Cenneti Hattı’nın ücreti 55 TL, indirimli kullanıcılar için ise 45 TL, seyahat süresinin 90 dakika olacağı 74 km’lik Samsun-Ayvacık Barajı Hattı’nın ücreti 75 TL, indirimli kullanıcılar için ise 60 TL olarak belirlendi.
“Hemşehrilerimiz her şeyin en iyisini hak ediyor”
UKOME kararlarını değerlendiren Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, “Samsun’umuz, hemşehrilerimiz her şeyin en iyisini hak ediyor diyerek hizmet yolculuğumuza devam ediyoruz. UKOME kararları da bunun bir parçası. Uygulama ile toplu taşımayı daha fazla cazip hale getirmiş olacağız. Bu trafiğe de olumlu yansıyacak. Öğrencilerimizin, hemşehrilerimizin her zaman yanlarında olmak bizlerin birer vazifesi. Bu sorumlulukla çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bir yandan da ‘Odak Samsun’ projemize katkı sağlayacak, turizm destinasyonlarımızı herkese tanıtacak toplu taşıma hatlarını hayata geçiriyoruz. Samsun bizim evimiz, yuvamız. İnsanımızın mutluluğunu öncelemek, şehrimizi tanıtmak bizim en büyük görevimiz” dedi. – SAMSUN
]]>Batı Kipaş yetkilileri düzenledikleri basın toplantısı ile Söke’nin yerel basın mensupları ile bir araya geldi. Toplantıda Mali ve İdari İşler Müdürü Talip Gençer, Atık Kağıt Satın Alma Müdürü Metin Köse, Enerji ve Yardımcı Tesisler Müdürü Özgür Yılmaz, Çevre İzin Denetim Grup Müdürü Mustafa Bayaroğulları, Üst Düzey Yönetici Asistanı Müge Evin ve, İnsan Kaynakları Şefi Zeliha Sabeh bulundu. Kipaş yetkilileri gündemde yer alan konulara ilişkin açıklamalar yapıp basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
“İki aylık kağıt stoğu yandı”
150 bin ton civarında atık kağıdın yandığı belirtilen Kipaş atık deposunda, yangın zaman zaman devam ediyor. Söndü derken, geçtiğimiz hafta sonu alevler yeniden yükselmişti. Yangının tam manasıyla 15 gün sonra tamamen biteceği belirtildi. Depoların kontrol altında tutulduğu ve sürekli izlemenin yapıldığını ifade edildi. Yaklaşık 2 hafta süren yangında fabrikanın 2 aylık kağıt stokunun yandığını kaydedilirken; Müdür Talip Gençer; “Yangını halen tamamen atlatabilmiş değiliz, soğutma çalışmalarımız devam ediyor. Ancak bu arada zarar konusunda sigorta şirketleri de çalışmalar yapıyor. Sigorta şirketleriyle görüşmelerimiz devam ediyor. Zararın maliyeti önümüzdeki günlerde açıklık kazanacak” diye konuştu.
“Tedbirler artırılacak”
Batı Kipaş Kağıt Fabrikasının son teknoloji ile donatıldığı, atık kağıt depolama alanlarının termal kameralarla izlenmesine rağmen böylesi yangınların oluşabildiği ifade edildi. Atık kağıt balyaları içinde yabancı malzemelerin de yer alabildiği belirtilirken; yangının büyümesinde bu maddelerin etkili olduğu ifade edildi. Bundan sonraki olabilecek yangınların lokal bir bölgede kalması ve büyümemesi, daha kısa sürede müdahale edilip, söndürülebilmesi için teknik çalışmaların hemen başlatıldığını ifade eden fabrika yetkilileri; kül olan kağıtların uygun şekilde bertaraf edilmesi çalışmalarının da titizlikle sürdürüldüğünü söyledi. Depolama sisteminde farklı uygulama yapılması için planlama yapıldığı belirtildi.
“Maaş krizi firmamızla ilgili değil”
“Maaş Krizi” başlığı altında çalışanların maaşlarının ödenmediğine ilişkin haberlerin asılsız olduğunu iddia eden Mali ve İdari İşler Müdürü Talip Gençer; “On binlerce çalışıyla bir aile olan Kipaş Holding olarak işçilerimize maaş ödenmelerinin yapılmaması ile ilgili bir durum kesinlikle söz konusu değildir. Hizmet alımı gerçekleştirdiğimiz ilgili firma yetkililerini uyarmamıza rağmen firmanın işçilerine ödeme yapmaması sonuncunda söz konusu firma ile olan çalışmanın sonlandırıldığını kamuoyunun dikkatine sunmak isteriz” dedi.
“Ne kadar su kullanılacağı, fabrika kurulmadan belli”
Kağıt fabrikasının aşısı su kullanarak yeraltı su kaynaklarını hızla tükettiği ve önümüzdeki yıllarda Söke’yi susuz bırakabileceği iddialarına yanıt veren Çevre İzin Denetim Grup Müdürü Mustafa Bayaroğulları; “Fabrika kurulurken, Bakanlık kullanılacak suyun miktarı, su kaynaklarını bilerek gerekli izinleri veriyor. Arazi uygunluğuna buna göre karar verilerek, gerekli izinler veriliyor. Maraş’ta 2014 yılından bu yana kağıt fabrikamız çalışıyor, şu ana kadar orada su sıkıntısı yok. Fabrika kurulmadan önce ÇED raporları alınır. ÇED raporunda da ilgili tüm kurumlar bilgi isterler. Su kullanımımızla DSİ dahil ilgili tüm kurumlardan onay alınmıştır. Su yapısı ve su kaynakları ile ilgili de MTA’dan görüş aldık. MTA’nın yönlendirdiği havzadan suyu alıyoruz. ÇED raporları 35 yıllık planlamaya göre hazırlanır. Herhangi bir olumsuzluk görülmüş olsa ÇED ve diğer izinler verilmezdi” dedi.
Fabrikanın kullandığı suyun yüzde 35’nin geri dönüştürüldüğü belirtilirken; bu oranı yüzde 50’ye çıkaracak yatırımın da planlandığı ifade edildi. Söke’deki fabrikanın günde 16 Bin m3 su kullandığı, zaman zaman bu rakamın 22 Bin m3’e çıkabildiği söylendi.
Çevre İzin Denetim Grup Müdürü Mustafa Bayaroğulları; Batı Kipaş’ın son teknoloji arıtma tesisi sistemini kullanan Türkiye’deki önde gelen firmalardan biri olduğunun altını çizdi. Fabrikanın çevre kirliliği oluşturduğuna ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirten Bayraroğulları; “Bakanlık ve ilgili kurumlarca sürekli denetime tabiyiz. Bakanlık izlemelerini online sistemde de anlık yapıyor” dedi. – AYDIN
]]>Topluma dönük bir sivil toplum kuruluşu olma hedefini kendine çizen, şehir ve sanayi yakınlaşması için Eskişehir Sanayi Odası, yine Eskişehir için bir ilke daha imza attı. Gelecek nesillere bırakmak istenilen daha yeşil, daha yaşanabilir, daha sürdürülebilir bir Eskişehir hedefi doğrultusunda kente katkı sağlaması amacıyla Eskişehir İl Merkezinin EBRD Yeşil Şehir Programı Kriterlerine Göre Değerlendirilmesi Raporu kamuoyu ile paylaştı.
ESO tarafından uzun bir süredir üzerinde çalışılan ve emek harcanan rapor, Eskişehir’in su, hava, toprak ve iklim değişikliği konuları da dahil olmak üzere, geniş bir dizi çevresel zorlukla mücadele edebilmesi için yol haritası sunuyor.
“Daha yaşanabilir bir gelecek için paydaşlarımızla çalışıyoruz”
Raporun kamuoyuna tanıtım toplantısında konuşan Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş, “Sanayimizin kentimizle birlikte entegre, sürdürülebilir, çevresel sorunlara karşı dirençli ve herkes için kapsayıcı bir yapıda olması için çalışmalarımızı bu düşüncede sürdürüyoruz. Üzerinde yaşadığımız dünyanın geleceğine yönelik en büyük tehditlerden birisi olan iklim krizinin şehrimiz ve doğal kaynaklarımız üzerinde oluşturduğu yıkıcı etkileriyle mücadele konusunda üyelerimizle birlikte adımlar atıyoruz. Bu rapor, uzunca süredir emek harcadığımız ve bizler için çok değerli olan bir çalışma oldu. Hazırlamış olduğumuz bu rapor, genel anlamda şehrimizin su, hava, toprak ve iklim değişikliği konuları da dahil olmak üzere, geniş bir dizi çevresel zorlukla mücadele edebilmesi için özel olarak hazırlanan bir yol haritası niteliği taşıyor. Yapmış olduğumuz bu çalışma, tüm paydaşların katılım ve gayretleriyle yeşil şehir olma yolunda ilerleyen bir kent için sürdürülebilirlik ve çevre dostu uygulamalardaki durumu ortaya koymayı ve gelişime açık alanları analiz etmeyi hedeflemekte” dedi.
Topluma dönük bir sivil toplum kuruluşu olma bilinciyle hareket ettiklerini aktaran ESO Başkanı Kesikbaş, “Amacımız, Eskişehir’imizin çevresel zorluklarını ve önceliklerini tespit ederek uzun vadeli bir vizyon oluşturulmasına katkıda bulunmak, bunları sürdürülebilir önlemlerle birleştirerek insan odaklı ve daha yaşanabilir bir geleceği tüm paydaşlarımızla birlikte inşa etmektir” diye konuştu.
“Mevcut durumumuz objektif olarak ortaya kondu”
Toplantıda rapor hakkında bilgi veren Eskişehir Sanayi Odası Meclis Üyesi ve Sürdürülebilir Yeşil Sanayi Birimi Koordinatörü Ömer Benli, “Hazırladığımız rapor Eskişehir’in Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) tarafından oluşturulan Yeşil Şehirler Programı kriterlerine göre değerlendirilmesini kapsamaktadır. Değerlendirme, Eskişehir’in çevresel, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik hedeflerine ne kadar yakın olduğunu objektif bir bakış açısıyla ortaya koymayı amaçlamaktadır” ifadelerini kullandı.
Raporun arazi kullanımından katı atık yönetimine, su ve enerji yönetiminden sanayi faaliyetlerine kadar pek çok alanda EBRD tarafından oluşturulan Yeşil Şehirler Programı kriterlerine göre yapıldığını vurgulayan Benli, “Eskişehir’in sürdürülebilirlik performansını objektif bir şekilde değerlendirdik. Elde ettiğimiz veriler, Eskişehir olarak güçlü yönlerimizin yanı sıra iyileştirilmesi gereken alanları da açıkça ortaya koymaktadır. Sonuçlara göre, Eskişehir’in hızlı kentsel genişleme ve plansız arazi kullanımı, çevresel ve sosyal baskıları artırmakta, bu durum katı atık yönetimi, su kaynaklarının korunması ve enerji verimliliği gibi alanlarda iyileştirmeler yapılmasını gerektirmektedir. Öte yandan, sanayi faaliyetlerinin ekonomik gücü ve temiz üretim teknolojilerinin benimsenmesi, şehrin sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmasında önemli katkılar sağlayacaktır. Ayrıca, sürdürülebilir yapılaşma politikaları ve yeşil alanların korunması, Eskişehir’in yaşam kalitesini artırmaktadır” dedi.
Yapılan açılış konuşmalarından sonra ESO Sürdürülebilir Yeşil Sanayi Birimi Danışmanı ve Eskişehir Teknik Üniversitesi Ekoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cengiz Türe, raporun hazırlanışı, elde edilen neticeler ve raporun ortaya koyduğu durum hakkında geniş bir sunum gerçekleştirdi. – ESKİŞEHİR
]]>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili ve Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri (GAİB) Koordinatör Başkanı Ahmet Fikret Kileci, Bloomberg HT’de yayınlanan Gündem Teknoloji Programında, dijital dönüşüm ve e-ihracat konularında değerlendirmelerde bulundu. Başkan Kileci, Türk sanayicisinin dijital dönüşümün önemini kavradığını, dijital dönüşüme büyük önem verdiğini ifade etti. Kileci, “Günümüzde e-ihracat tüm dünyanın olmazsa olmazlarından biri haline geldi. Türk sanayicisi, elinden geldiğince, gücünün yettiğince tüm yeniliklere uyum sağlamaya çalışıyor. Dijital dönüşümü gerçekleştiremeyen firmalar oyun dışı kalacaktır. Biz bu değişim ve dönüşüme daima dahil olmalıyız” dedi.
“Dijitalleşmeye karşı koymak mümkün değildir”
Devletin dijital dönüşümle ilgili önemli desteklerinin bulunduğunu vurgulayan Başkan Kileci, firmaları bu desteklerden yararlanmaya çağırdı. Kileci, dijital dönüşüm ve e-ihracatla ilgili, “Bundan sonraki süreçte veri çok önemli. Verilerin okunması, raporlanması, analiz edilmesi ve bu verilerden çıkan değerleri bundan sonraki üretim sürecine yansıtmak çok önemli olacaktır. Eski yöntemlerle yapılacak işler belli. Ama dijital dünyada bunun ucu açık. Her türlü raporlamayı, bilginin değerlendirmesini, geçmiş tecrübeleri daha iyi yapmak adına dijitalleşme bu işin en önemli mekanizmalarından bir tanesi. Dolayısıyla insanların dijitalleşmeye karşı koyma gibi bir lüksü, seçeneği yok. Siz global düzeyde işler yapmak istiyorsanız, şirketinizi, işinizi, ülkenizi daha iyi yerlere taşımak istiyorsanız değişime ayak uydurmanız gerek. Sanayicimiz de bu konuda son derece istekli” ifadelerini kullandı.
“Kilogram başına birim ihracat değerimiz 1,48 dolar”
Kileci, “İhracatta katma değeri sağlamak çok önemli. Nitelikli ihracat daha çok euro bölgesine yapılıyor. Kilogram başına birim ihracat değeri önemli bir veri olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye olarak tüm dünyaya yaptığımız ihracatta, birim ihracat değerimiz geçen yıl 1,48 dolar idi. Bu yıl 1,43 dolara düştü. Euro bölgesine baktığımızda ise, bir önceki yıl 2,03 dolar iken bu yıl 1,81’e düştü. Ama bu düşüş, pazarlardaki daralma ile alakalı bir konu. Sıkılaşma, daralma, arz-talep dengesindeki değişikliklerle ilgili. Sadece bizim değil tüm dünyanın yaşadığı bir sorun. Bizim en çok etkilendiğimiz noktalardan bir tanesi de ihracat yaptığımız ülkelerdeki problemler. O problemler bizi de doğrudan etkiliyor” ifadelerine yer verdi.
“Katma değerli ürünlere yönelmeliyiz”
Katma değerli ürünlerine yönelmenin önemine değinen Kileci, “Genel ihracat birim değerinin artması için çok ciddi çalışmalar var. Katma değerli, sürdürülebilir, çevreci üretimler için önemli çalışmalar yapılıyor. Bunlar öyle kısa sürede yapılacak şeyler değil. Kısa, orta ve uzun vadeli programlar yapıyoruz. Verileri iyi analiz edip, geleceği buna göre planlamak gerek. Dünyada tüm pazarlarda daralma var. Tüketim alışkanlıkları, öncelikler ve tercihler değişti. Bunu iyi okumak gerek. Artık dünyada artık kimsenin önceliği lüks tüketim değil. Çünkü kaynaklar sınırlı. Her şeyi daha ekonomik daha kısıtlı şartlarda, ihtiyacımız kadar kullanmamız gerek” şeklinde konuştu.
“E-ticaret katlanarak büyüyor”
TİM Başkan Vekili Ahmet Fikret Kileci, ülke olarak e-ticarete, e-ihracata büyük önem verdiklerini de vurgularken bu konuda TİM, TOBB ve Bakanlık olarak birlikte hareket ettiklerini söyledi. Kileci, e-ihracatla ilgili, “2023 yılında e-ticaretimiz yüzde 115 artışla 1,85 trilyon Türk lirası oldu. Ama bu yıl sonuna kadar bu rakamın 3,4 trilyon lira olması bekleniyor. Geçen yılki rakamları yakalamış ve geçmiş durumdayız. İşlem adedi de 5,9 milyar adetten 6,7 milyar adete çıktı. Elektronik ticaret, elektronik ihracat hızla artarak, katlanarak devam edecek. Ülke olarak e-ihracatla ilgili çok önemli çalışmalarımız var. Devletin bu konuda ciddi destekleri var. Bu destekleri değerlendirmek gerek” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) uzun vadeli su ihtiyacını gidermek amacıyla 2015’te hayata geçirilen “Türkiye’den KKTC’ye Su Temini Projesi” kapsamında Kıbrıs halkının suya erişimi kolaylaştırıldı. Adadaki vatandaşlar bölgenin suya erişiminin öncelerde kısıtlı olduğunu, ancak Türkiye sayesinde su sorununun büyük ölçüde üstesinden gelindiğini anlattı.
“Türkiye’nin Kıbrıs’a su temini Barış Harekatı’ndan sonraki en büyük iyilik oldu”
KKTC’nin şebeke suyu ihtiyacına Türkiye’den de destek veriliyordu. KKTC vatandaşları Türkiye’den temin edilen suyun problemin çözülmesinde önemli rol oynadığını belirtiyor. Ahmet Ulubay isimli vatandaş KKTC’de yaşanan su sorununa ilişkin konuştu. Ulubay, “Uzun yıllar şebeke suyu kullandık. KKTC’de nüfusun artması, kaynakların yetersiz kalmasıyla su sorunu ortaya çıktı. Şebekelerden sarı renkte sular akmaya başlamıştı. Türkiye’nin KKTC’ye su temini, 1974 Kıbrıs Harekatı’ndan sonraki en önemli iyiliği oldu” dedi.
“Türkiye’nin yardımını takdir ediyoruz”
Ulubay, “Türkiye’nin Kıbrıs’a bu şekilde yardımda bulunmasını takdir ediyoruz. Kıbrıs’ta bulunan kaynaklar ihtiyacımızın küçük bir kısmını karşılayacak. Kaynak bulunması önemli bir durum. Kıbrıs’ın daha fazla kaynaklara ihtiyacı var” şeklinde konuştu.
Su temin projesi 2015 yılında hayata geçirilmişti
“Türkiye’den KKTC’ye Su Temini Projesi” kapsamında Mersin’deki Alaköprü Barajı’ndan alınan su askılı boru sistemiyle Girne’deki Geçitköy Barajı’na aktarılıyordu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla açılışı yapılan ve “asrın projesi” olarak nitelendirilen proje, 17 Ekim 2015’te adanın uzun vadeli su ihtiyacının karşılanması için hayata geçirilmişti. KKTC tarafından hali hazırda ihtiyacın karşılanmasına yönelik kaynak arama çalışmaları da sürdürülüyor.
Yeni su kaynakları bulunuyor
Öte yandan KKTC şebeke suyu sorununu çözmeye yönelik çalışmalar tüm hızıyla sürüyor. Bu kapsamda KKTC Başbakan Yardımcılığı, KKTC Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanlığı, KKTC Jeoloji ve Maden Dairesi tarafından gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda Beşparmak Dağları’nın Çatalköy eteklerinde su kaynağı keşfedildi. Keşfedilen su kaynağının KKTC tarihinde keşfedilmiş en zengin su kaynağı olduğu bildirildi.
Saatte 80 ton kapasitede su kaynağına erişildi
KKTC makamlarının bir aydır kesintisiz arama çalışmaları sonucu bulunan kaynak bölgenin ihtiyaçlarını önemli ölçüde karşılayacak. Keşfedilen su kaynağı saatte 80 ton su kapasitesine sahip. KKTC Başbakan Yardımcısı, Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu keşfedilen su kaynağı ile ilgili bilgi verdi. Ataoğlu, 7 yıldan sonra, Jeoloji ve Maden Dairesi’nin kendi imkanları ile gerçekleştirdiği ve sonucunda saatte 80 tona kadar çıkabilecek kapasitede bir su kaynağına ulaşıldığını, bunun da KKTC tarihinde keşfedilmiş en zengin su kaynağı olduğunu belirtti.
Ataoğlu, 168 metre derinliğinde ve saatte 80 ton su kapasitesine sahip su kaynağı ile Çatalköy ve civar köylerin büyük oranda rahatlayacağını belirterek, bir sonraki adımın da Lapta bölgesi olduğunu, burada da çalışmaların başlatıldığını, hedeflerinin Lapta bölgesinde de benzer bir kaynağa ulaşılması olduğunu ifade etti. Ataoğlu, keşfedilen suyun tahlil sonuçlarının hızla yapılarak kamuoyu ile paylaşılacağını da söyledi. – LEFKOŞA
]]>Aydın genelinde vatandaşların taleplerini yerine getirmeye çalışan Aydın Büyükşehir Belediyesi, il genelindeki yatırımlarına da hız kesmeden devam ediyor. Bu çerçevede 2024 yılı içerisinde Fen İşleri Dairesi Başkanlığı ve ASKİ Genel Müdürlüğü tarafından tamamlanan ve devam eden projeler dahilinde toplam 3 milyar 49 milyon 335 bin TL yatırım yapıldı. Fen İşler Daire Başkanlığı tarafından yapılan 11 yatırımın 5’i tamamlanırken 6 yatırımda çalışmalar devam ediyor. Aydın Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ) Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen 7 yatırımın 2’si tamamlanırken, 5 yatırımda çalışmalar aralıksız sürüyor. Fen İşleri Daire Başkanlığı’nın toplam yatırım bedeli 2 milyar 426 milyon 250 bin TL olurken, ASKİ Genel Müdürlüğü’nün toplam yatırım bedeli ise 587 milyon 85 bin TL oldu.
Yatırımlar ile ilgili Aydın Büyükşehir Belediyesi adına konuşan Belediye Meclis Üyesi Barış Altıntaş; “Fen İşleri Dairesi Başkanlığı ve ASKİ Genel Müdürlüğü olarak toplam yatırım bedelimiz 3 milyar 49 milyon 335 bin TL’dir. Fen İşleri tarafından Efeler ilçesi eski Aydın Tekstil alanı restorasyonu yapım işi devam ediyor. Yatırım bedeli 462 milyon 200 bin TL. Efeler ilçesi Işıklı Mahallesi Doğal Yaşam Parkı, peyzaj ve çevre düzenlemesi yapım işi devam ediyor. Yatırım bedeli 211 milyon 650 bin TL. Didim ilçesi Kültür Merkezi yapım işi devam ediyor. Yatırım bedeli 114 milyon 500 bin TL. Kuyucak ilçesi kreş yapım işi devam ediyor. Yatırım bedeli 15 milyon TL. Efeler ilçesi Mimar Sinan Mahallesi’ndeki 3 bin kişilik kapalı spor salonu yapım işi devam ediyor. Yatırım bedeli 306 milyon 500 bin TL. Aydın ili genelinde sathi parke kaplama, altyapı ve sanat yapıları yapım işi devam ediyor. Yatırımların toplam bedeli 1 milyar 30 milyon TL. Söke ilçesi yeraltı otoparkı yapım ikmal inşaat işi bitti. Yatırım bedeli 23 milyon 500 bin TL. Aydın genelinde parke kaplama ve yama yapılması işi bitti. Yatırım bedeli 144 milyon TL. Kuşadası ilçesi TARİŞ alanı restorasyon işi bitti. Yatırım bedeli 25 milyon TL. Söke otogar yapım işi bitti. Yatırım bedeli 120 milyon 500 bin TL. Köşk ilçesi Akçaköy Mahallesi düğün salonu yapım işi bitti. Yatırım bedeli 9 milyon 500 TL. Fen İşleri’nin toplam yatırım bedeli 2 milyar 426 milyon 250 bin TL. ASKİ Genel Müdürlüğü’nün toplam yatırım bedeli 587 milyon 85 bin TL’dir. ASKİ Genel Müdürlüğü olarak 7 yatırımımız bulunmaktadır. Bunlardan 2 adeti tamamlanmıştır, 5 adet yatırımımız ise devam etmektedir. Söke ilçesi Karakaya Mahallesi içme suyu hattı inşaat yapımı tamamlandı. Yapım bedeli 2 milyon 680 bin TL. Aydın’ın muhtelif ilçe ve mahalle yollarında beton parke ile onarım yapılması işi tamamlandı. Yatırım bedeli 30 milyon 385 bin TL. Kuşadası Davutlar Güzelçamlı kanalizasyon hattı yapımı devam ediyor. 2024 yılı içerisinde tamamlanması hedefleniyor. Yatırım bedeli 65 milyon TL. Buharkent kanalizasyon, yağmur suyu, içme suyu ve atık su arıtma tesis yapım işi devam ediyor. 2024 yılı içerisinde tamamlanması hedefleniyor. Yatırım bedeli 145 milyon TL. Söke Atburgazı, Tuzburgazı ve Doğanbey içme suyu yapım işi devam ediyor. 2024 yılı içerisinde tamamlanması hedefleniyor. Yatırım bedeli 10 milyon TL. Söke kısmi kanalizasyon ve kollektör hattı ve yağmur suyu hattı Savuca ve Yenidoğan mahalleleri kanalizasyon ve Sazlı Mahallesi kanalizasyon terfi hattı inşaat yapımı devam ediyor. 2024 yılı içerisinde tamamlanması hedefleniyor. Yatırım bedeli 130 milyon 20 bin TL. Didim Akbük, Fevzipaşa ve Denizköy mahalleleri ana kuşaklama kollektör yapım işi devam ediyor. 2024 yılı içerisinde tamamlanması hedefleniyor. Yapım bedeli 204 milyon TL’dir” dedi. – AYDIN
]]>Bandırma Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Adem Yılmaz, Ticaret Bakanlığı’nın Çin menşeli benzinli ve hibrit binek otomobillere uyguladığı ilave gümrük vergisi kararının, Türkiye’deki yerli üretimin iç pazardaki payını yükseltme ve yatırımları teşvik etme amacı taşıdığını söyledi. Bu kararın ardından Çin markalarının Türkiye’yi “Avrupa’ya açılan bir kapı” olarak gördüklerini ve BYD’nin Türkiye’ye yönelik yaklaşık 1 milyar dolarlık yatırım kararının diğer Çin markalarına da olumlu yansıyacağını ifade etti.
Bandırma’nın çevreye duyarlı, teknolojik ve güncel trendlerin üzerinde yeni tesisler kurulması için hazır olduğunu vurgulayan Yılmaz, bu yatırımların sadece ekonomik değil, sosyal ve kültürel açıdan da birçok fırsat sunacağını belirtti. Yılmaz, yerel yöneticiler, sivil toplum kuruluşları, OSB Müdürlükleri ve milletvekillerinin yatırımcıları bölgeye çekme konusundaki çabalarının önemine dikkat çekti.
Bandırma Ticaret Odası olarak üzerlerine düşen her türlü göreve hazır olduklarını belirten Yılmaz, “Bandırma’nın gücünü hep birlikte gösterme vaktidir” diyerek, Bandırma’nın tanıtımını en üst seviyeye çıkarma konusunda kararlılıklarını ifade etti.
Yılmaz, açıklamasında şu ifadelere yer verdi, “Otomobil dünyası için Güney Marmara olarak bölgemizin de bu tip yatırımlar için çok uygun olacağını düşünüyorum. Bölgemizin Stratejik konumu, liman ve demiryolu bağlantıları, ulaşım ve iletişim altyapısı ile bu tip büyük ve nitelikli yatırımlar için elverişli bir bölge olduğu aşikardır. Fakat tabi ki sadece bölgenin elverişli olması yatırımları çekmek için yeterli olmuyor. Bölgenin tanıtımı, yatırımlar için avantajlı hale getirilmesi, yatırımcının dikkatini çekme ve yatırımların bölgeye yönlendirilmesi için üst yönetimleri ikna etme gibi hususlarda yerel yöneticilere, sivil toplum kuruluşlarına, bölgedeki OSB Müdürlüklerine ve hatta özellikle vekillerimize ve belediye başkanlarımıza büyük görevler düşüyor.
Bandırma ticaret odası olarak bu konudaki üzerimize düşecek her türlü göreve hazır olduğumuzu belirtmek suretiyle, özellikle Bandırma ve çevresinde çevreye duyarlı, teknolojik ve güncel trendlerin üzerinde yeni tesislerin kurulması hususunda Bandırma’nın hazır olduğunu, Bandırma ticaret odasını oluşturan tüm işletme – firmalarımız ile bu tür yatırımlara destek vereceğimizden hiç kimsenin şüphesinin olmaması gerektiğini buradan duyurmak istiyoruz.
Bu noktada; Bu tip büyük yatırımların bölgeye sadece ekonomik anlamda değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel açıdan da birçok fırsat sunacağı, yeni iş imkanları sağlayacağı ve yerel ekonomiyi canlandıracağı unutulmamalı, yatırımlara talip olunmalıdır.
Bu konularda gerek Bandırma’nın tanıtımı gerekse Bandırmalı yerel idarecilerin yeni yatırımcıya karşı olan olumlu tutumunun açıkça kamuoyunda ifade edilerek bölgemizin tanıtımının en üst seviye çıkarılması konusunda gereken hassasiyetin gösterileceğinden eminim. Artık harekete geçerek Bandırma’nın gücünü hep birlikte gösterme vaktidir.” – BALIKESİR
]]>Kütahya Valisi Musa Işın, Belediye Başkanı Eyüp Kahveci ve AK Parti İl Başkanı Mustafa Önsay, Kütahya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından düzenlenen Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi (KKYDP) 15. Etap Proje Tanıtım Töreni’ne katıldı.
Programın açılış konuşmasını yapan Kütahya İl Tarım ve Orman Müdürü Dr. Emre Yeniay, 2006 yılından bu yana 854 projenin hayata geçirildiğini belirterek, toplamda 137 milyon TL değerindeki projelere 59,75 milyon TL hibe desteği sağlandığını ifade etti. Projelerle 1610 kişinin istihdam edildiğini ifade etti.
“Kütahya’ya ayrılan bütçe 5,5 kat arttı”
Müdür Yeniay, “Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 2006 yılından itibaren ülke genelinde uygulanan Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programının (KKYDP) bu yıl 15.Etabı uygulanacak. Programda yer alan projelerle; kırsalda çiftçilerimizin refah düzeyinin artırılması, katma değerli ürünlerin üretilmesi, çiftçi ile tarımsal sanayi entegrasyonun ve tarımsal pazarlama altyapısının sağlanması ve yeni teknolojilerin üreticiler tarafından kullanımının yaygınlaştırılması amaçlanmakta ve proje tutarlarının yarısı (Yüzde 50 hibe) Bakanlığımızca hibe desteği olarak yatırımcılarımıza ödenmektedir.İlimizde bu programın başından beri (2006-2023 yılları arası) toplam 854 adet projeyi hayata geçirerek toplam tutarı 137 milyon TL olan projelere 59,75 milyon TL hibe desteği ödemesi yapılıp 1.610 kişiye de istihdam sağlandı.Bu dönem uygulayacağımız toplam tutarı 150 milyon TL olan 103 proje için (bireysel sulama projeleri dahil) yaklaşık 75 milyon TL’lik bir hibe desteği bu projelerimize aktarılacak. Böylece geçen seneye göre Bakanlığımızdan ilimize ayrılan bütçede 5,5 katlık bir artış yaşadık. Tek etapta da diğer tüm etaplarının toplamından fazla bir bütçeyi ilimize kazandırarak bu anlamda bir rekor kırmış oluyoruz. Ayrıca bu başvuru döneminde il genelinde değerlendirilip Bakanlığımıza gönderilen tüm projelerimiz Bakanlığımızca asil listeye alınarak desteklenmeye uygun görüldü. Bu da KKYDP tarihinde ilimiz için bir ilk olma özelliği taşımaktadır” dedi.
“Arzumuz; yatırımcılarımızın, devletimizin de desteğiyle ciddi bir şekilde yol almalarıdır”
Kütahya Belediye Başkanı Eyüp Kahveci, il genelinde yapılan değerlendirmenin ardından, Tarım ve Orman Bakanlığı’na gönderilen tüm projelerin asil listeye alınarak desteklenmeye hak kazandığı belirtti. Başkan Kahveci, “Bu yatırımın Kütahya’mıza çok değer katacağını biliyoruz. Arzumuz; yatırımcılarımızın, devletimizin de desteğiyle ciddi bir şekilde yol almalarıdır. Bir şehirde, sanayi olduğu kadar tarımın da olması büyük bir gerekliliktir” ifadelerini kullandı.
“Hem sanayide hem tarımda muhteşem şeyler oluyor”
Kütahya Valisi Musa Işın, refah seviyesini artırmayı hedeflediklerini belirterek, “Kütahyalı hemşehrilerimizin yaşam standartlarını yükseltmek için buradayız. İlimizde hem sanayide hem tarımda muhteşem şeyler oluyor ve olmaya devam edecek” dedi.
Son 1 yıl içerisinde önemli projelere imza attıklarını belirten Işın, “İlk olarak ilimizde planlı tarımı hayata geçirdik. Kütahya’nın bitki örtüsü ve toprak verimliliğine uygun tarımsal faaliyetler için bir veri tabanı oluşturduk” diye konuştu.
Aslanapa’da Hayvancılık Organize Bölgesi için yer belirlediklerini ve Bakanlığa teklif ettiklerini belirten Işın, Simav Jeotermal Kaynaklı Sera Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesindeki (TDİOSB) altyapı çalışmalarının da bu yıl içerisinde tamamlanacağını kaydetti. Simav TDİOSB’nin bin 700 dekar alana kurulacağını hatırlatan Vali Işın, “Tohum toprağa değmeden üretim yapılacak. Gelecek sene inşallah ürün alacağız” dedi.
Kütahya’nın tarımdan sağlanan üretim oranını yüzde 20’ye çıkarmayı hedeflediklerini söyleyen Işın, “Şu anda üretimimizin yüzde 11’i tarımdan gerçekleşiyor ancak bu oranı yüzde 20’ye çıkarmak için potansiyelimiz var. 306 bin hektarlık sulak arazimiz var. 5 sulama göletimizin ihalesi yapıldı, 2025 yılına kadar tamamlanacak. Topraklarımız bereketli, iklimimiz uygun. Çiftçilerimizden tek isteğimiz, çalışmaları ve gayret göstermeleri. Bizden ne tür destek istiyorlarsa yanlarındayız. Hem hibe açısından hem teknik bilgi açısından Tarım ve Orman Müdürlüklerimiz her halükarda ve her zaman çiftçilerimizin yanında olacaklar” şeklinde konuştu.
Konuşmasının sonunda KKYDP projelerinin Kütahya’ya ve çiftçilere hayırlı olmasını dileyen Vali Işın, “150 milyonluk yatırımın yarısı devletten. Allah devletimize zeval vermesin” dedi. – KÜTAHYA
]]>Startups.Watch verilerine göre Türk fintek girişimleri, 2019’dan bu yana 400 milyon dolardan fazla yatırım aldı. Bu yatırımlara yenilerini eklemek, yerli girişimlerin yurt dışına açılma süreçlerine katkıda bulunmak, kanıtlanmış fintek iş modelleri üretebilmek gibi amaçlarla yola çıkan fintek hızlandırma programı Fintech Factory, ikinci dönem başvurularını almaya başladı. Başvurular 10 Eylül’e kadar devam edecek.
2024’ün ilk yarısında, Türkiye girişimcilik ekosisteminin küresel çapta en çok ilgi gören dikeylerinden biri olarak öne çıkan finansal teknoloji (fintek) dikeyinde faaliyet gösteren yerli girişimlerin aldığı yatırım tutarı, 180 milyon doların üzerine çıkarak tüm zamanların en yüksek seviyesini kaydetti.
BC Partnering’in yürütücülüğünde, lisanslı ödeme hizmetleri sağlayıcısı TRPOS’un sponsorluğunda, Ataşehir Belediyesi Girişimcilik ve Kuluçka Merkezi Inovata’nın alan sağlayıcılığıyla düzenlenen Fintech Factory’nin ikinci dönem başvuruları 24 Temmuz’da başladı.
İKİNCİ DÖNEM İÇİN YENİLİKÇİ FİNTEK FİKİRLERİ ARIYOR
Türk finteklerin en çok yatırım aldığı, üç ay süren Fintech Factory ikinci döneminin içeriğine dair bilgi veren BC Partnering Kurucu Ortağı Çetin Akın, “Geçtiğimiz yıl program kapsamında Azerbaycan merkezli fintek girişimleriyle deneyim ve bilgi paylaşımında bulunmuştuk. Bu yıl Fintek Fabrikası’nın tanıtımını Macaristan Konsolosluğu ile ortak bir etkinlik yaparak gerçekleştirdik. Paydaşlarımız arasında Birleşik Arap Emirlikleri’nden Birleşik Krallık’a uzanan pek çok yeni kurum katıldı. Fintech Factory, finans ve teknoloji kesişiminde yenilikler vaat eden girişimcilere iş birliği, eğitim, mentorluk ve yatırım olanaklarının yanı sıra Ataşehir Belediyesi Girişimcilik ve Kuluçka Merkezi Inovata’da çalışma alanı da sağlıyor” dedi.
“YEREL YÖNETİM – GİRİŞİMCİLİK EKOSİSTEMİ İŞBİRLİĞİNE İLHAM VERMEYİ AMAÇLIYORUZ”
Türkiye’de fintek dikeyine odaklanan sayılı hızlandırma programlarından biri olan Fintech Factory’nin ana paydaşı Ataşehir Belediyesi’ni temsilen değerlendirmelerini paylaşan Strateji Müdürü Devran Çakmak, “Ataşehir Belediyesi olarak ortaya koyduğumuz vizyon gereği, girişimcilik ekosisteminin her zaman destekçisi olmaya çalışıyoruz. Geçtiğimiz yıl da Türkiye’de fintek alanında en çok ses getiren hızlandırma programlarından biri olan Fintech Factory’nin ana paydaşlığını yapmıştık. 2024’te programımızın uluslararası çapta bilinirlik kazanmasını için çalışıyoruz. Bu bağlamda Macaristan Konsolosluğu ile 13 Haziran’da düzenlediğimiz ortak etkinlikte ipuçlarını paylaştığımız Fintech Factory ikinci dönemini başarıyla tamamlayarak, Türk girişimcilerimizin Avrupa’ya açılabilmesi için aracılık etmeyi ve yerel yönetimlerin girişimcilik ekosistemine katkıda bulunması konusunda ilham vermeyi amaçlıyoruz” diye konuştu.
BAŞVURULAR 10 EYLÜL’E KADAR DEVAM EDECEK
Seçilen girişimlere sektörel deneyime sahip küresel mentor ağı, yerel ve küresel şirketlerle iş birliği fırsatları, araştırma desteği, iş modelleme ve pazar validasyonu gibi faydalar sunan Fintech Factory, ücretsiz ofis alanı ve ücretsiz teknolojik alt yapının yanı sıra yatırımcı ağlarına erişim kanalı da vaat ediyor.
Finansal teknoloji odağında prototip/asgari uygulanabilir ürün (MVP) aşamasındaki girişim fikrine sahip olan, henüz şirketleşmemiş girişimcilerin veya 12 aydan daha az süredir aktif faaliyet sürdüren girişimlerin kabul edileceği Fintech Factory ikinci dönemi için başvurular 10 Eylül’e kadar devam ediyor. Hızlandırma programına kabul edilen girişimler ise 13 Eylül 2024’te gerçekleştirilecek program lansmanıyla duyurulacak.
]]>Şikayetvar, son dönemde en çok tartışılan konulardan biri olan havayolu şirketleriyle ilgili en çok şikayet edilen konuları derledi. Verilere göre; son bir yılda şikayetler yüzde 58 arttı. Geçen yılın aynı döneminde 10 bin 511 olan şikayet sayısı 2024’te 16 bin 446’ya ulaştı. En çok şikayet edilen konularsa uzun süreli rötarlar ve iptaller, bagaj sorunları, müşteri hizmetleri ve uçak içi hizmetler olarak sıralandı.
Şikayetvar, son günlerde en çok konuşulan konulardan biri olan havayolu ulaşım firmalarıyla ilgili verilerini açıkladı. Platform tarafından yapılan açıklamaya göre, en çok şikayet edilen konuların başında rötarlar ve iptal edilen uçuşlar geliyor. Havayolu şirketlerinin bu konuyla ilgili yolcuları yeterince bilgilendirmemesi ya da eksik bilgilendirmesi tartışmaların odak noktasını oluşturuyor. Bagajların kaybolması, hasar görmesi veya geç teslim edilmesi sıkça şikayet edilen konular arasında yer alıyor. Şikayetvar’a ulaşan yolcular, bagajlarının güvenli bir şekilde taşınmasını ve zamanında teslim edilmesini talep ediyor?. Havayolu şirketlerinin müşteri hizmetleri kalitesinin yetersiz olması, uçak içi ikramların kalitesizliği veya eksikliği, koltukların konfor düzeyinin düşük olması gibi konular da şikayet konuları arasında. Havayolu şirketlerinin iptal, rötar veya bagaj sorunları gibi durumlarda yolculara yönelik politikaları ve bu politikaların uygulanma şekli de şikayet konusu olabiliyor. Yolcular, tazminat ve diğer haklarının korunmasını bekliyor.
Şikayetvar’ın açıkladığı verilere göre, havayolu ulaşım firmalarıyla ilgili 2023’ün ilk 7 ayı ile 2024’ün aynı dönemi kıyaslandığında şikayetlerin artış oranının yüzde 58 olduğu gözlemleniyor. İlgili sektörde geçen yıl 10 bin 511 olan şikayet sayısı 2024’te 16 bin 446’ya ulaşıyor.
Konuyla ilgili Şikayetvar’a ulaşan bazı şikayetlerse şöyle:
“15 YAŞINDA BİLMEDİĞİM BİR ÜLKEDE, TEK BAŞINA KALIYORUM VE BAVULUM YOK”
“15 yaşında öğrenciyim ve bavulumu kaybettiler. 28 Temmuz İstanbul Münih uçağı ile Münih’e tek başıma uçtum fakat bavulum çıkmadı. Rapor doldurdum tutanak tutturdum ama kimse bana geri dönmedi ve bilgi alamıyorum. Bilmediğim bir ülkede bilmediğim bir yerde tek başına kalıyorum ve bavulum yok. Bana yardımcı olmuyor. Acil bana yardım gerekiyor, bavulum gerekiyor.”
“AYNI BİLETE 2 GÜNDE 2 BİN LİRA FARK”
“2 günde aynı bilete 2 bin lira fark çıkarmış, bu zammın açıklaması nedir? Keyfi mi yapılmakta? Bunu kontrol eden bir kurum veya yetkili var mı? 2 günde maliyetteki artış nedir? 2 gün sonra yine 2.000 TL artış olacak mıdır? Böyle bir satış politikası olabilir mi? Mantıklı bir açıklama varsa bekliyorum”
“3 SAAT UÇAĞIN İÇERİSİNDE BEKLEDİK”
“İstanbul- Diyarbakır arası uçuş için uçağa bindik. Fakat kalkış pistinden uçak geri döndü. Bir arıza olduğu söylenerek 3 saat uçağın içerisinde bekledik. Bütün planlı işlerimizi iptal etmek zorunda kaldık. 2 saat sürecek bir uçuş için yaklaşık 6 saat mağdur edildik. ve tarafımıza ne bir bilgilendirme ne de bir özür dilendi. Yaptığım araştırmada birçok kişinin de farklı sebeplerden mağdur olduklarını öğrendim.”
“BİLGİSAYARIMIN EKRANINI KIRDILAR”
“Dün Ankara’dan Elazığ’a uçtum. Firma yetkilileri valizimdeki bulunan monitör ekranını alamayacaklarını belirtti. ‘Ancak el bagajı olarak alabilirsiniz’ dediler apar topar havaalanında bir el bagajı buldum ve monitörü koydum. Güvenlikten geçtim. Tam hostes karşılama alanının önünde bir kadın tarafından durduruldum ve elimdeki çantayı girişte bırakmam gerektiğini çıkışında aynı şekilde alacağım söylendi. Israrla kadına ‘çantamda monitör var bakın alt kısma konulmamalı, kırılabilir’ dememe rağmen ‘asla bir şey olmayacak. Endişeniz olmasın.’ denildi ve zorla elimden alındı. O an ‘Bakın bilgisayara bir şey olma ihtimali var ise inebilirim’ dememe rağmen güvence verip beni oturttular. İndiğinde ise bilgisayarım valizlerle birlikte fırlatıldı ve kırıldı. Şirket bilgisayarı hasarımın karşılanmasını talep ediyorum.”
“DAHA ÖNCE BÖYLE UÇUŞ, BÖYLE KÖTÜ BİR DURUM YAŞAMADIM”
“Uçuş esnasında 2.5 saat boyunca havada kalmış bulunmaktayız. Konu hakkında asla kimseden özür dilenmedi, bir açıklama yapılmadı. Uçuştaki tüm insanlar panik ve telaş içinde kaldılar. Bir de o kadar gecikme üstüne valizimi patlatmışlar ve bantta kıyafetlerimi topladım. Daha önce böyle uçuş böyle kötü bir durum yaşamadım. Haklarımı sonuna kadar kullanacağım. Her yere şikayette bulunacağım. Hakkımı asla helal etmiyorum.”
“HİZMET VEREMEYECEKSENİZ ÇEKİLİN BU SEKTÖRDEN”
“Saatlerdir bizleri, uçuşumuzu erteleyerek mağdur ediyorlar, bir dünya ücret ödeyip hizmet alamamak, sorunlarımızı iletebileceğimiz gerçek bir muhatap bulamamak çok büyük bir sorun. Herkes iş güç sahibi, çocuk çocuk insanlar perişan oldular. Hizmet veremeyecekseniz çekilin bu sektörden insanları mağdur etmeye hakkınız yok. Kimse sizin beceriksizliğiniz yüzünden havalimanlarında sürünmek zorunda değil. Bu yarattığınız sorunların biz özrü olur umarım. Bu şikayeti bir de web sitelerinden yapmak istedim ama orası da tam bir fiyasko olduğu için şikayetimi kaydedemedim.”
“UÇUŞUMUZ iPTAL OLDU, AÇIKLAMA YOK, SIRP YETKİLİLERLE MUHATAP KALDIK”
“28.07.2024 günü saat 18.55 de yapılacak olan Belgrad- İzmir uçuşu iptal oldu. Tüm yolcular otele yönlendirildi. Hiçbir açıklama yapmıyorlar. Bizi sadece Sırp yetkililerle muhatap ediyorlar. O kadar yolcu için sadece iki otobüs geldi. Yeni uçuş bilgisini bize iletmiyorlar. Mail ve telefon bilgimiz firmada var. Acil açıklama ve bilgilendirme bekliyoruz.”
“AÇIKLAMA YOK, 6 SAATTİR BEKLİYORUZ”
“İstanbul Havalimanı ve Sao Paulo arasındaki uçuşta birçok sıkıntı oldu. Öncelikle 6 saatlik bir rötar oluştu, o altı 6 bekledikten sonra da 19.10’da kalkacak denildikten sonra hala almaya başlamadılar çok uzun sıra var ve saat kalkış saatine yaklaştı hala almaya başlamadılar. Ayrıca hiçbir açıklama da yapılmıyor bari ne olmuş onu öğrenelim, hala bekliyoruz.”
BİZ NE ZAMAN AFRİKA ÜLKESİ GİBİ OLDUK?
“Kalite yerle bir. Bu kadar kötü bir hizmet hangi havayolunda var bilmiyorum. Sürekli rötar oluyor, uçak kalkıyor ama iniş yaparken yere çakılır gibi iniyor. Biz ne zaman Afrika ülkesi gibi olduk? Hiç mi bir yetkili duymuyor? Ayıptır, bu kadar kalitesiz ve umursamaz bir havayolu daha yok.”
“UÇUŞA 4 SAAT KALA SMS İLE 5 SAAT GECİKMELİ UÇACAĞIMIZI ÖĞRENDİK”
“18 Temmuz 2024 tarihinde İstanbul-Bangkok uçuşu, anlam verilemeyen ve açıklama bile alamadığımız sebeplerden ötürü uçuşa 4 saat kala bir SMS ile 4 saat 25 dakika tehir edilmiştir. Şoku ile 5 saatten fazla rötar yapması, tüm işlerimizi aksattığı gibi, telefon ile görüştüğümde (kayıtlar kontrol edilebilir), uçuşumun iadesini talep etmeme rağmen önce kapalı olması, sonrasında da bir çekirdek parası iade edebileceklerini dile getirmeleri tüm psikolojimizi bozduğu gibi havalimanında sadece bir yemekle geçiştirmeye çalışmaları ve daha da acısı, sanırım sistemde yapılan bu sabah kontrol ettiğim saat farkları. Uçuşun 01: 35’te gerçekleşmesi gerekirken, 06: 40’ta gerçekleşmesine rağmen sonrasında gelen mesajı da ekte paylaşayım. Neden mesajda 06: 33 olduğunu da sivil uçuş kurallarını okuduğumda anladım. Hiç yakışmadı. Yaşadığım mağduriyetin ivedi şekilde çözülmesini bekliyorum”
]]>TÜİK, 2023-2100 yıllarına ilişkin Nüfus Projeksiyonları bültenini yayımladı. Buna göre; Türkiye’nin nüfus yapısında son yıllarda meydana gelen değişimler sonucunda ortaya çıkan ihtiyaç ve TÜİK revizyon politikası gereğince 2023 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçları temel alınarak nüfus projeksiyonları yenilendi. Haber bülteninde, doğum, ölüm ve göçe ilişkin demografik göstergelerdeki mevcut durumun devam edeceği, artış veya azalış yönünde eğilimler de gösterebileceği varsayılarak; ana, düşük ve yüksek olmak üzere 3 farklı senaryoya dayalı nüfus projeksiyonları üretildi. Bir kadının doğurgan olduğu dönem olan 15-49 yaş grubunda doğurabileceği ortalama çocuk sayısını gösteren toplam doğurganlık hızındaki düşüş ile uluslararası göç eğilimindeki değişim, geleceğe yönelik farklı varsayımlara dayalı projeksiyonların üretilmesine neden oldu.
DOĞURGANLIK HIZINDAKİ DÜŞÜŞ
Bir nüfusun sayıca aynı kalabilmesi, diğer bir ifadeyle yenilenme düzeyinde kalabilmesi için bu nüfusu oluşturan her bir bireyin kendi yerine bir nesil bırakması gerekiyor. Nüfusun artmaya devam etmesi için kadın başına düşen çocuk sayısının en az 2,10 olması gerekiyor. Toplam doğurganlık hızı, 2001 yılında 2,38 iken; 2003 ve 2014 yılları arasında yenilenme seviyesi olan 2,10 seviyelerinde durağan bir seyir gösterdi. Bu yıldan sonra aşırı düşüş ile 2023 yılında 1,51’e kadar geriledi. Doğurganlık hızındaki düşüş ile bu konuda geliştirilecek politikaların olası etkileri de nüfus projeksiyonu hesaplamalarında dikkate alındı.
ANA SENARYODA NÜFUSUN 77 MİLYONUN ALTINA DÜŞMESİ BEKLENİYOR
Demografik göstergelerdeki mevcut yapının devam edeceğini varsayan ana senaryoya göre; 2023 yılında 85 milyon 372 bin 377 kişi olan Türkiye nüfusunun, 2030 yılında 88 milyon 188 bin 221 kişiye, 2050 yılında 93 milyon 774 bin 618 kişiye ulaşması bekleniyor. Türkiye nüfusunun 2050’li yılların ortasına kadar artması ve sonrasında azalışa geçmesi öngörülürken, 2100 yılında 77 milyonun altına düşmesi bekleniyor. Doğurganlık göstergelerindeki hızlı düşüş eğiliminin devam edeceğini varsayan düşük senaryoya göre; Türkiye nüfusunun 2044 yılında 89 milyon 959 bin 486 kişiyle en yüksek büyüklüğe ulaşacağı tahmin edilirken; 2100 yılında 55 milyonun altına düşmesi bekleniyor. Doğurganlığı artırıcı tedbirlerin etkili olacağını varsayan yüksek senaryoya göre de Türkiye nüfusunun 2056 yılında 100 milyonun üzerine çıkması bekleniyor.
65 YAŞ VE ÜZERİNİN ARTMASI BEKLENİYOR
Nüfusun yaş ve cinsiyet yapısındaki değişimi gösteren nüfus piramitleri 2023 ve 2075 yılları için incelendiğinde, doğurganlıktaki değişim, yaşlı nüfustaki artış ile genç ve çalışma çağı nüfusundaki azalış üç senaryoda da görülüyor. Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi artmaya ve nüfus yaşlanmaya devam ediyor. Nüfusun yaş yapısının önemli bir göstergesi olan ortanca yaş ile yaşlı nüfus olarak tanımlanan 65 ve üzeri yaştakilerin oranının tüm senaryolara göre artması bekleniyor. 2023 yılında ortanca yaş 34 iken; 2050 yılında ana senaryoya göre 44,8, 2075 yılında 51,5 ve 2100 yılında 52,2 seviyesine ulaşması bekleniyor. 2023 yılı sonuçlarına göre; yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı ilk kez yüzde 10’un üzerine çıktı. Ana senaryoya göre; yaşlı nüfus oranının 2050 yılında yüzde 23,1, 2075 yılında yüzde 31,7 ve 2100 yılında ise yüzde 33,6 seviyesine ulaşması bekleniyor.
ÇALIŞMA ÇAĞINDAKİ NÜFUS AZALIYOR
2023 yılı sonuçlarına göre; çalışma çağında yer alan 15-64 yaş grubundaki nüfus oranı yüzde 68,3’tür. Ana senaryoya göre; çalışma çağındaki nüfus oranının, 2050’de yüzde 61,9, 2075’te yüzde 55,9 ve 2100’de yüzde 54,6 olması bekleniyor. 2023 yılı sonuçlarına göre, çocuk nüfus olarak tanımlanan 0-14 yaş grubundaki nüfus oranı yüzde 21,4. Ana senaryoya göre çocuk nüfus oranının, 2050’de yüzde 15,1, 2075’te yüzde 12,4 ve 2100’de yüzde 11,8 olması bekleniyor.
DEMOGRAFİK FIRSAT PENCERESİ KAPANIYOR
Bağımlı nüfus toplamının, çalışma çağı nüfusunun yarısından az olduğu dönem, ‘Demografik fırsat penceresi’ olarak nitelendiriliyor. Çocuk nüfus olarak tanımlanan 15 yaş altı nüfusun toplam nüfusun yüzde 30’undan az, yaşlı nüfus olarak tanımlanan 65 yaş üzeri nüfusun ise toplam nüfusun yüzde 15’inden az olduğu dönemde demografik fırsat penceresinin açık olduğu değerlendiriliyor. Projeksiyon sonuçları 2030’un ilk yarısında yaşlı nüfus oranının yüzde 15’i aşacağına ve demografik fırsat penceresinin kapanacağına işaret ediyor.
]]>Dünyanın en verimli ovalarından birisi olan Gürsu Ovası’nda Santa Maria armudu için hasat başladı. Gürsu’da 50 bin Bursa genelinde ise 100 bin tonun üzerinde rekolte beklenirken, işçi bulmakta zorlanan üreticiler çareyi üniversite öğrencilerinde buldu. 40 dereceleri bulan sıcaklıklara rağmen yaz tatilinde tarlada çalışan öğrenciler hem ev ekonomisine destek oldu hem de haçlıklarını çıkardı. Geçtiğimiz yıla göre yüzde 30 daha fazla verim aldıklarını söyleyen üreticiler, Santa Maria armudunun tarlada 35 liradan satıldığını ifade etti.
Santa Maria’nın raf ömrü uzun oluyor
Santa Maria armudunun ince kabuklu ve şekerlenmesinden dolayı uzun süre çürümeden kalabildiğini söyleyen armut üreticisi Enes Uğur, “Armut hasadımız çok iyi geçti. Armut Bursa için çok güzel bir ürün, fiyatı da çok güzel. Bu sene güzel bir kar elde etmek istiyoruz. Hastalıksız ve dolusuz çok güzel bir sezon olmasını ümit ediyoruz. Bu armut İtalya’dan geldiği için Santa Maria diyoruz. Santa Maria armudunun özelliği ise ince kabuklu olması ve şekerlenmesi. Bu topraklarda yetiştiği için raf ömrü uzun oluyor. Santa Maria armudu başka bölgede buradaki gibi ince kabuklu ve raf ömrü uzun olmuyor” dedi.
Rekolte yüzde 30 arttı
Geçtiğimiz yıla göre yüzde 30 daha fazla verim aldıklarını ifade eden Uğur, “Rekolte bu sene geçen seneye göre yüzde 30 daha fazla. 10 ton meyve beklenen bahçelerden 13-14 ton meyve toplanıyor. İsrail pazarı Filistin’deki zulümden dolayı kapalı ama Rusya, Suudi Arabistan, Irak gibi yerlere ihracat devam ediyor. Araplar daha çok küçük armutları, Ruslar ise büyük armutları seviyorlar. Armutlarımızın yüzde 60-70’i Rusya’ya gidiyor” şeklinde konuştu.
Üniversite öğrencileri sıcak havalara rağmen destek veriyor
İşçi bulmanın zor olduğunu kaydeden Uğur, 40 dereceleri bulan sıcaklıklara rağmen üniversite öğrencilerinin tarlada hasada destek verdiklerini söyleyerek, “Normalde çalıma saatlerimiz 8.00-17.00 ama biz 6.00-15.00 arasında çalışıyoruz. Yapılan anlaşmaya göre farklı saatlerde de çalışan var. Armudun budaması eylül ayında başlayıp nisan ve mayıs ayına kadar devam ediyor. Şubat ayında da ilaçlaması başlıyor. Armudun bu zamana kadar gelmesi çok zorlu bir süreçten geçiyor. Armut ağacının yetişmesi aşağı yukarı 30 yıl sürüyor. 100 dönüm kadar Santa Maria hasadı yapılıyor. 20’şer kişiden oluşan 3 grup halinde çalışıyoruz. 5-6 kişi günde 20 ton mal topluyor. İşçi bulmak biraz zor. Daha doğrusu işini iyi yapan yok. Üniversite öğrencileri bize destek oluyor. İşçilerin aldığı para çalışma saatine göre değişiyor. 900 liraya da çalışan da var, bin liraya da çalışan var. Armudun kilosunun fiyatı tarladan çıkma büyük boy 35 lira, küçük boyları ise 17-18 lira arası” diye konuştu.
50-55 bin ton arası rekolte bekleniyor
Armut hasadında bu yıl çiftçinin yüzünün güldüğünü ifade eden Gürsu Ziraat Odası Başkanı Kamil Dönmez, “2024 yılı Santa Maria hasadına yaklaşık 3-4 gün önce başladık. Rekoltemizde bu sene kayıp yok. 50-55 bin civarında rekoltemiz var. Hasat yoğun bir şekilde devam ediyor. Bereketli bir sezon yaşıyoruz. Bizdeki satış fiyatı ya erken dalda satış fiyatı olur. 18-20 kilogram civarında bir satış oldu. Ayrıca ürünü kendileri toplayıp depoya teslim eden çiftçi arkadaşlarımız, 30-35 lira bandında ürünü depoya teslim ediyorlar. Gürsu olarak 50-55 bin ton civarında bir Santa Mariamız var. Bursa’ya baktığımız zamanda toplam 100 bin ton Santa Maria var. 20 gün hasat yapıp piyasaya sokarsanız, her yer armut sirkesi, armut çürüğü olur. Bunun böyle olması mümkün değil. Bunun için ürünler depoya girmek zorunda. Ürünü periyotlar halinde 6-7 ay içinde depodan pazara çıkarmak zorundasınız. 100 bin ton armudu 20 günde pazara çıkardığınızda ne satabilirsiniz, ne tüketebilirsiniz” dedi. – BURSA
]]>Türkiye’nin birçok yerinde görülen rugosa virüs (kahverengi olgunluk virüsü) domates başta olmak üzere birçok tarımsal ürüne zarar veriyor. Antalya ve Samsun’da da domateslerde hastalığa neden olan virüs yüzünden üreticiler kar elde edemezken, domates fiyatları da bu nedenle afaki rakamlara yükseliyor. Melez domates fide ve tohumlarını İtalya’dan ithal ederek Samsun’un 19 Mayıs ilçesinde üretmeye başlayan çiftçiler, büyük başarı sağladı. Geçen yıl ilk hasadın ardından hüsrana uğrayan çiftçiler bu yıl hastalığa karşı dayanıklı domatesler sayesinde şu anda 8’inci salkımlarını da sorunsuz bir şekilde aldıklarını ifade ettiler.
“Hibrit domatesler hastalığa yakalanmıyor, verimi de lezzeti de çok güzel”
Geçen yıl yerli domatesten kar elde edemedikleri için hibrit domatese yöneldiklerinin altını çizen seracılık yöntemiyle domates üreten Ömer Sancak, “Çiftçilik, hayvancılık ve seracılık yapıyorum. Bu sene ilk kez hibrit domates ürettim. İtalya’dan bir firmadan tohumları aldık. Geçen yıl ürettiğim domateslerden verim alamadığım için bu yöntemi seçtim. Yerli domatesler hastalığa yakalanıp, virüsten yakamızı kurtaramıyorduk. Hibrit domateslerim çok iyi çıktı. Tonaj ve kalite olarak da çok verimliler. Alan da satan da memnun. Yerli ürün ektiğimde ilk hasatta güzel verim alıyorduk ama gün geçtikçe mantar hastalıkları ve virüse yakalanıyordu. Ayrıca dalda bekleme süresi de çok kısa oluyordu. Biz üreticilerin kar yapması için domatesin dayanıklı olması gerekiyor. Tam hasadın ortasında bizim domatesimiz bitiyor. Bu sene Allah’a şükür öyle olmadı. Bu domatesle biz 10 salkıma kadar domates alıyoruz. Önceki senelerde ise 5-6 salkımda sezonu bitiriyorduk. Bu sene şu anda 7-8 salkımdayız hiçbir hastalık yok. Çok memnun kaldık. Şu anda perakende olarak kilosunu 20 TL’den satıyorum. Fiyatlardan da şu anda memnunuz. Geçen sene ürünün yarısında domates bitti, hastalıktan dolayı. Biraz zarar ettik. Bu sene beklentimiz yüksek, yüzümüz gülüyor” dedi.
“Virüse ve hastalığa dayanıklı domates yetiştiriyoruz”
Deneme üretimi yaptıkları domateslerin hastalığa yakalanmadığını belirten Ziraat Mühendisi Sadık Altay, “4 yıldır birçok tarımsal ürünün ıslahı için çalışmalar yürütüyoruz. Bu yıl 19 Mayıs ilçemizde dünyada yaygın olan bu rugosa virüs dediğimiz kahverengi olgunluk virüsüne karşı dayanıklı çeşitlerimiz var bu serada, şahit çeşitlerle beraber. Rugosa virüs domateslerde ciddi ürün kaybına, verim kaybına sebep oluyor. Bu da üreticiyi ciddi mağdur ediyor. Buradaki serada virüse dayanıklı salkım domates yetiştiriliyor. Salkım halinde hasat edilen bir çeşidimizde toleranslar yüksek, verimi oldukça iyi, meyve dayanımı da güzel ve raf ömrü uzun. Salkımın dışında burada beef çeşidinde virüse dayanıklı domates yetiştiriyoruz. Çiftçilerimiz üretimi ticari yaptığı için hastalık dayanımı, son yıllarda ön plana çıkan rugosa hastalığı, virüsü ciddi ürün kayıpları neden olduğu için şu an bütün üreticiler bu konuda arayış içinde. Biz de böyle bir yenilik yaptık, bölgemize getirdik. İnşallah çiftçilerimize gelecek yıl bunu ciddi olarak sunacağız” diye konuştu.
“Domateslerin genetiği değiştirilmedi, melez ürünlerden elde edildi”
Yüksek dayanıklı domateslerin genetiği değiştirilmiş ürün olmadığını vurgulayan Altay, “Hibrit olarak üretilen salkım ve beef çeşidindeki domateslerimiz hiçbir ürün kaybımız yok. Kalitemiz çok iyi, tadı, aroması ve verimi çok yüksek. Dalda bekleme süresi uzun. Domateslerin hasat etmediğimiz sürece bile daldan düşmüyor. Bu da bize kolaylık sağlıyor. Ürünü para ettiği döneme kadar ağacında bekletebiliyoruz. Bu büyük bir avantaj tabii üretici için. Bu domates çeşitleri yurt dışından geliyor. Türkiye’de de Antalya’da ıslah istasyonumuz var. Çeşitlerimiz uzun yıllar çalışma sonucunda oluşuyor. Böyle melez çeşitlerimiz, F1 dediğimiz hibrit. Bunu ıslahçı, domates konusunda, dünya genelinde çalışan, dünyanın her yerinde ıslah projesi yürüten firmalar yapıyor. Üreticiler, her yıl tohum ya da fide alıp dikiyor. Şöyle bir takıntı oluşmasın. GDO’lu dolu ürün değil bunlar. Bunlar melez dediğimiz üründen. Yani bunun tohumundan tekrar domates üretebilirsiniz ama bu anneye, babaya, dedeye geriye doğru açılım gösterebilir. Üreticinin istediği pazar ürünü ise standart tek tip ürünü istiyor. Raf ömrü uzun, tezgahta bekleyebilen ondan dolayı her yıl yeni tohum alması gerekiyor. Ama yoksa bundan tohum alıp ekse üretebilir ama bu kaliteyi yakalayamaz. Bu tür ürün de çıkabilir içinde, bunun dışında da çıkabilir. O yüzden tohum alıp dikmesi veya fide alıp dikmesi daha mantıklı” şeklinde konuştu.
Uzun süre bozulmadan dalda kalabilen domatesler, üretici tarafından satılacağı zaman salkımdan kopartılıp tüketiciyle buluşturuluyor. – SAMSUN
]]>PANKOBİRLİK Genel Başkanı ve Konya Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Erkoyuncu, seçimin ardından ilk mesai gününde coşkuyla karşılandı. Çalışanlar Başkan Erkoyuncu’yu alkışlarla karşılarken, Erkoyuncu gösterilen teveccüh karşısında teşekkürlerini sundu.
“Görev ve sorumluluğumuz arttı”
Başkan Erkoyuncu, gösterilen teveccüh karşısında daha çok çalışmaları gerektiğini vurgulayarak, “Katılım sayısı açısından rekor kırılan bir seçim oldu. Tabii ki bu bizi memnun etti. Seçilen yeni yönetimin kurumumuz adına iyi şeyler yapmasını temenni ediyorum. İnşallah hepimize hayırlı olur. Hem katılım hem bize verilen oy oranı yüksekliği bizim görev ve sorumluluğumuzu bir kat daha artırdı. Bundan sonra işimiz daha zor. Daha ihtimamlı olmamız ve daha çok çalışmamız gerekecek. Çiftçilerimiz adına, çalışanlarımız adına, Konya kamuoyu adına hatta ülkemiz adına iyi şeyler yapacağımıza inanıyorum. Elimizden gelen gayreti gösterdik ve bunu çiftçimiz de 2 yıl 9 aylık süreçte gördü. Bundan sonra daha aktif olacağız. Var gücümüzle çalışacağız” dedi.
“Konya Şeker gemisi fırtınayı atlatmış, limana güvenle yanaşmıştır”
Yeni dönemde önemli projelere imza atacaklarının altını çizen Başkan Erkoyuncu, mevcut fabrikaların kapasitelerin hızla artırılacağına vurgu yaptı. Başkan Erkoyuncu, ülke ve bölge tarımını geliştirmeye yönelik projelerde aktif olacaklarını belirtirken yine Konya Havzasının su problemiyle alakalı bürokrasi görüşmelerine devam edeceğini kaydetti. Başkan Erkoyuncu açıklamasının devamında, “Mevcut gıda ürünlerini üreten fabrikalarımızda, özellikle şeker fabrikası, parmak patates fabrikası, bisküvi çikolata fabrikalarımızda talebi karşılamak için kapasiteleri hızla artıracağız. Konya Şeker grubunda artık karlılık, finansa erişim sorunu kalmadı. Yeni dönemde irili ufaklı bütün tesislerimizde hızlıca rekabetçi modernizasyon yatırımlarını da yapmaya başlayacağız. Akabinde tarım, gıda ve hayvancılıkla daha da iç içe olacak, ülke ve bölge tarımının gelişiminde lokomotif bir rol üstleneceğiz. Şükürler olsun ki Konya Şeker gemisi fırtınayı atlatmış, limana güvenle yanaşmıştır. Önümüzdeki dönemde bu ülke için, üretici için yeni yükleri taşıyacak güce ulaşmıştır.
“Çiftçimizin güvenini boşa çıkarmayacağım”
“Çiftçilerin sorunlarını ve beklentilerini çok iyi bilirim” diyen Başkan Erkoyuncu, yeni dönemde de çiftçilerin refahı için çalışacağını kaydetti. Başkan Erkoyuncu, “Çiftçilerimiz bana vekaletlerini verdiler, güvendiler. Güvenlerini boşa çıkarmayacağım. 3 yıllık süreçte de gördüler ama bundan sonra görevimiz daha da zorlaştı. Ben kendim çiftçiyim. Çiftçinin sorunlarını ve beklentilerini çok iyi bilirim. Benim yönetim felsefem 3 şıklıdır. Helalli, hukuklu, mantıklı olan her şeye varız. Önce mantıklı olacak. Sırf istihdam oluşturmak adına kurulup sonra istihdamsızlık oluşturan sektörlerden uzak kalacağız. Çiftçilerimiz rahat olsun, fiyat politikalarında ve taban fiyatlarda elimizden geleni yapacağımızı çiftçimiz biliyor. Söz veriyorum elimden geleni yapacağım” ifadelerine yer verdi. – KONYA
]]>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda faaliyet gösteren Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı tarafından ulusal stratejiler çerçevesinde üst ölçekli plan ve programlar ile uyumlu şekilde geliştirilen Kalkınma Ajansları Siber Vatan Programı kapsamında Siber Vatan Bootcamp etkinliğinin kapanış töreni, Akdeniz Üniversitesi’nde düzenlendi. Programa; Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürü Ahmet Şimşek, Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Volkan Güler, Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Dr. Lutfi Altunsu, Güney Ege Kalkınma Ajansı Genel Sekteteri Özgür Akdoğan, Türkiye Siber Güvenlik Kümelenmesi Genel Koordinatörü Alpaslan Kesici, Savunma Sanayii Başkanlığı Siber Güvenlik ve Bilişim Sistemleri Daire Başkanı Ahmet Bahadır Bülbül, Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Enes Efendioğlu, Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanvekili Yusuf Tancan ve çok sayıda öğrenci katıldı.
“200 öğrencinin istihdamına katkı sağlandı”
Kalkınma Ajansları Siber Vatan Programı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Savunma Sanayii Başkanlığı ve Dijital Dönüşüm Ofisi işbirliğinde, Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda Kalkınma Ajansları, Türkiye Siber Güvenlik Kümelenmesi ve Üniversiteler tarafından uygulanıyor. Program kapsamında üniversitede öğrenim gören öğrencilerin dijital ve siber güvenlik teknolojileri alanında farkındalıklarını artırmak, potansiyel yetenekleri tespit edip eğitim ve yetenek geliştirme faaliyetleri ile kariyer planlamalarına destek olarak ve genç girişimciliğini teşvik ederek Türkiye’nin siber güvenlik uzmanı ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlanması hedefleniyor. 2019 yılından itibaren uygulanan program kapsamında bugüne kadar ulusal ve uluslararası birçok siber güvenlik yarışmalarında önemli başarılar elde edilirken, yaklaşık 200 öğrencinin istihdamına katkı sağlandı ve 7 genç girişim ortaya çıktı.
Kalkınma Ajansları Siber Vatan Programının 2024 Dönemi eğitimleri; Ahiler, Batı Akdeniz, Batı Karadeniz, Çukurova, Fırat, Güney Ege, Kuzey Anadolu ve Zafer Kalkınma Ajansı bölgesinde 18 ilde 22 farklı üniversiteden yaklaşık 750 öğrenci ile başladı ve Haziran ayında tüm gruplarda eğitimler tamamlandı. 4 farklı modülde yaklaşık 180 saat süren teknik eğitimlerin ardından Siber Vatan Programının ikinci bileşeni olan Bootcamp’e katılacak öğrencileri tespit edebilmek amacıyla 14 Haziran tarihinde 18 ilde aynı anda Bayrağı Yakala (Capture the Flag, CTF) sınavı gerçekleştirilirken, sınavı başarıyla tamamlayan 241 öğrenci Siber Vatan Bootcamp’e davet edildi.
80 saat derin ve teknik eğitim verildi
Siber Vatan Programı uygulayan kurumlara ek olarak Gençlik ve Spor Bakanlığı, Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı ve Akdeniz Üniversitesi’nin katkılarıyla, Kalkınma Ajansları Siber Vatan Bootcamp etkinliğine, program kapsamında eğitim alan ve yapılan görevlendirmelerle sınavlarda başarılı olan Zonguldak’tan Antalya’ya, Muğla’dan Malatya’ya Türkiye’nin farklı illerinden yaklaşık 400 öğrenci katıldı.
Yoğun bir şekilde Siber Vatan Bootcamp etkinliğinde siber güvenliğin alt temalarında oluşturulan takımlar, yaklaşık 80 saat derin ve teknik eğitim aldı. Takımlar eğitim dahilinde tersine mühendislik çalışmaları, senaryo bazlı tatbikatlar ve yarışmalar gerçekleştirdi.
“22 şehirden 350 genç”
Törenin açılışında konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürü Ahmet Şimşek, Türkiye’nin 22 şehrinden gelen 350 genç ile Bootcamp etkinliğinin sonuna geldiklerini ifade etti. Şimşek, “Yaklaşık 200 saat aldıkları eğitim boyunca uygulamalı aşama olan 7 günlük kampa dahil oldular. Farklı takımların onlara verilen görevi çözmeleri, mücadelelerini tamamlamaları için birtakım düzenlemeler ve planlamalar yapıldı. Aldıkları eğitim ve takım çalışmalarıyla Siber Vatanımızı kurtarmak üzerine önemli başarılara imza attılar, üniversite ve akademilerin sunduğu programlardan biraz daha ayrışıyor. Teknik uzmanlıklarla birlikte günümüzün ihtiyaç duyduğu beceri temelli imkanları da bu program vasıtasıyla alabiliyorlar. Programımız her geçen gün büyüyor ve kurumsallaşıyor” diye konuştu.
“Türkiye’de siber güvenlik ekosistemi önemli gelişme kat etti”
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın programının yoğunluğu nedeniyle etkinliğe katılamadığını aktaran Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürü Ahmet Şimşek, konuşması sırasında Bakan Kacır’ı görüntülü olarak aradı.
Öğrencilerin şaşkınlıkla izlediği görüşmede Kacır, “Aranızda olamadığım için üzüntümü ifade etmek isterim. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak her daim önceliğimiz Türkiye’nin milli teknoloji hamlesini geliştirmek, tam bağımsız bir Türkiye’yi inşa etmek, yüksek teknolojiyi rekabetçi şekilde geliştirebilen, dünyaya sunabilen, ihraç edebilen bir Türkiye’yi hep birlikte kurmak. Bu yolculukta siber güvenlik bizim için çok önemli ve öncelikli bir alan, hayatımıza etkisi giderek artıyor. Bireysel yaşamımızdan üretim alt yapılarına, tüm kritik altyapılara, siber güvenliğe yönelik tehditler, alınması gereken tedbirler günden güne daha önemli daha kritik daha stratejik hale geliyor. Geçtiğimiz günlerde sadece bir şirketin bir kusuru nedeniyle, hava yollarından bankalara pek çok sektörel düzeyde muazzam bir problemle insanlık karşı karşıya kaldı. Böylesine süreçlerde hepimiz bir kez daha görüyoruz ki, küresel tekerlere alternatif milli teknoloji ürün ve hizmetleri geliştirmeksizin, güven içinde olduğumuzu ifade etme imkanına sahip değiliz. Dolayısıyla yürüttüğünüz ve yürüteceğiniz çalışmalar, geliştireceğiniz projeler, kuracağınız girişimler Türkiye açısından çok kıymetli rol oynuyor olacak. Türkiye’de siber güvenlik ekosistemi son yıllarda önemli gelişme kat etti. Siber güvenliğin farklı alanlarında uzmanlık geliştiren hem genç yeteneklerimiz hem teknoloji girişimlerimiz var. Ülkemizin huzuru güveni ve istikbali açısından üzerimize düşen vazifeyi yerine getirmeyi hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Küresel iletişim kesintisi kasıt mı ihmal mi bilmiyoruz”
Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanvekili Yusuf Tancan ise gençlere yönelik olarak yaptığı konuşma ve sunumunda, “Siber Vatan programı son 5 yıldır üniversite öğrencilerine yönelik, özellikle ülkemizin nitelikli siber güvenlik açığını ihtiyacını karşılamak üzere önemli bir fonksiyon icra oluyor. Bu fonksiyon, usta çırak yönetimine dayanıyor. Sayın bakanımız da değindi, geçtiğimiz günlerde dünya genelinde birçok ülkeye yönelik yazılım hatası diye takdim edilen bir hadise yaşandı. ABD menşeili bir siber güvenlik yayınladığı güncelleme Windows 10-11 tabanlı işletim sistemlerinin çökmesine sebep oldu, bu sistemlerden sunulan hizmetler de doğal olarak kesintiye uğradı, dünya genelinde ticari kayıplara sebep oldu. Türkiye’de de çeşitli sektörlerden 58 firmamız bu olaydan etkilendi. Hadiseyle ilgili ile bulgular olayın siber saldırı olmadığı yönündeydi ama bu konuda kesin bilgi vermek için acele etmemek gerekiyor. Dolayısıyla kasıt mı ihmal mi sorusu net olarak cevabını bulmadan, bunun bir siber saldırı mı yoksa hata mı olduğu yönünde hüküm vermek doğru olmaz. Siber saldırı her zaman dışardan gelmeyebilir, içerden de olabilir” dedi.
“Siber Vatan, öğrencilerin istihdamını sağlıyor”
Etkinliğe Zonguldak’tan katılan Bülent Ecevit Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü 3. Sınıf öğrencisi Yusuf Nas, “2 yıldır Siber Vatan programında yer alıyorum, aldığım programlar sayesinde şu an çalışıyorum. Özel bir şirkette siber güvenlik uzmanı olarak çalışıyorum, 7/24 bu işin peşindeyim.” diye konuştu.
Bartın Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği son sınıf öğrencisi Mikail Kocadağ ise, “Siber Vatan ile 1. Sınıfta tanıştım, adını sonuna kadar hak eden bir proje. Ülkemiz için siber güvenlik sektörüne muazzam bir şekilde insan kaynağı sağlamakta, bizim buradaki amacımız kendimizi geliştirmek.”
Muğla’dan 15 öğrenci katıldı
Etkinliğe Güney Ege Kalkınma Ajansı ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi işbirliğiyle 15 öğrenci katıldı. Muğla’dan SiberVatan Eğitim Programını başarıyla tamamlayan öğrenciler, eğitim sonunda yapılan sınavda başarılı olarak Antalya’da düzenlenen Bootcamp etkinliğine katılmaya hak kazandı. Etkinliğe katılan öğrencilerin her biri 4 ayrı takımda yer alarak, verilen ödev ve raporlamaları yaptılar.
Bilgisayar Mühendisliği 4. Sınıf öğrencisi Melike Sena Çakır da iki yıl önce Siber Vatan projesine katıldığını söyleyerek, kendisini hem siber güvenlik hem de yazılım alanında geliştirdiğini ifade etti. Çakır, “Etkinliğe katılarak eğitim verme fırsatım oldu. Bundan sonra kendimi daha çok geliştirmeyi planlıyorum” dedi.
Karabük Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünden mezun olan Berra Aytekin ise, “2 yıl önce Siber Vatan’a öğrenci olarak katıldım, bu sene de eğitmen olarak katılma fırsatı buldum. Yıldız Siber takımındayım, geçen sene edindiğim fırsat ile kendimi geliştirdim, bu sene de öğrenci arkadaşlara gerçek dünya senaryolarına yönelik çalışmalar düzenleyip, kendimizi geliştirmeye devam ediyoruz. Bu proje aynı zamanda istihdamımı da sağladı” ifadelerine yer verdi.
Kapanış töreninde Siber Vatan vizyon buluşmalarına katılım sağlayan siber güvenlik firmalarına teşekkür belgesi takdiminin ardından, Siber Vatan Programının ilk girişimcisi olan Cyrops firması ile STM arasında işbirliği protokolü protokolü imzalandı.
Nitelikli personel istihdamına büyük katkı
Siber Vatan Bootcamp etkinliğinde yapılacak eğitim ve uygulamalar sonucunda başarılı olacak yaklaşık 120 öğrenci Türkiye Siber Güvenlik Kümelenmesi koordinasyonunda kümeye üye firmalar tarafından stajyer olarak istihdam edilecek. – MUĞLA
]]>Seminer, EGİFED – Ege Bölgesi Genç İş İnsanları Dernekleri Federasyonu ve EGİAD – Ege Genç İş İnsanları işbirliği ile EGİAD Dernek Merkezi’nde gerçekleşti. Dr. Tolga Uysal’ın konuşmacı olduğu etkinliğe, EGİFED’e üye AKGİAD, BAGİAD, BANGİAD, DEGİAD, EGİAD, MAGİAD, NAZGİAD derneklerini temsilen Akhisar, Balıkesir, Bandırma, Denizli, İzmir, Manisa, Nazilli’den genç iş insanları katıldı.
Toplantıya EGİFED Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Buğra İlter ve EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Başkanı Alp Avni Yelkenbiçer ev sahipliği yaptı. Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren İlter, enflasyonun iş dünyası ve ekonomi üzerinde neden olduğu olumsuz baskıya değinerek, sürdürülebilir ve adil bir büyüme modeline ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekti. Katma değere dayalı üretimi ön planda tutan, ihracatı destekleyen bir ekonomi politikasının çıkış noktası olacağını ifade eden İlter, “Ülkemizde satın alım gücü oldukça düştü. Piyasa ahlakı zedelendi. İş dünyası fiyat tutturmada zorlanıyor. Enflasyon yüzde 10’lara indirilene kadar üretim ve ihracat rahatlamayacak. Vergi tabanı genişletilerek vergide adalet sağlanmalıdır. Kurumlarda bağımsız yapılanma, hukukun üstünlüğü, veri ve bilgiye dayalı ekonomik çalışmalardan taviz verilmemelidir. Bu temel taşları tüm kurumlara taşımalıyız. Doğru ve yetkin insan kaynağı olmayan bir ulusun, muasır medeniyet seviyesine ulaşması mümkün değil. Eğitim gibi alanlarda politikaların daha katılımcı şekilde oluşturulması gerekir. Ancak yenilikçi çözümlerle bu zorlukların üzerinden gelebiliriz.” dedi.
Dr. Tolga Uysal ise, dünya ve ülke ekonomi gündemindeki başlıklara değinerek ayrıntılı bir sunum gerçekleştirdi. FED’den Eylül ayına ilişkin ilk faiz indirimi sinyali geldiğine değinen Uysal, ABD’de Trump’a suikast girişimi ve Biden’ın başkanlık yarışından çekilmesi gelişmelerine dikkat çekerek, “Trump’ın oy oranı bu saldırı sonrası arttı. Kazanma olasılığı da yüzde 60’dan yüzde 66’ya çıktı. Ancak Biden’ın çekilmesi ve Harris’in aday olması, Trump’un kazanma olasılığını düşürdü.” dedi.
Küresel büyümede 2024 yılında sınırlı bir artış gözlemlendiğini ifade eden Uysal, “Pandemi ve Rusya- Ukrayna savaşı Avrupa’da özellikle Almanya’da büyüme oranlarını olumsuz etkiledi. Amerika bu süreçten karlı çıktı ve büyüme oranlarını korudu. Türkiye’nin büyüme tahmini ise IMF tarafından 2024 için yüzde 3,6; 2025 için yüzde 2,7. Türkiye’de TÜFE oranı Mayıs ayında 75,45, Haziran ayında yüzde 71,6 oldu. Rakamlar enflasyonun düşüş sürecine girdiğini gösteriyor, ancak Eylül ayındaki enflasyon rakamları düşüşle ilgili esas gösterge olacak.” dedi.
G-20 ülkelerinin enflasyon oranlarında düşüşün devam ettiğini belirten Uysal, buna rağmen Dünya’da küresel enflasyonun hedeflerin üzerinde seyrettiğini kaydetti. Türkiye’de dezenflasyonun yılın 2. yarısında başlamasının öngörüldüğünü ifade eden Uysal, enflasyon yönelik yapılan Merkez Bankası tahminlerinin 2024 yıl sonu için yüzde 38, 2025 yıl sonu için yüzde 14 ve 2026 yıl sonu için yüzde 9 olduğunu vurguladı. – İZMİR
]]>7 BİNİN ÜZERİNDE ARAÇ İNCELEMEYE ALINDI
Bakanlıktan edinilen bilgilere göre VDK, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, “Vergide adalet ve etkinliği artıracağız, çok kazanandan çok vergi alacağız. Kayıt dışı ekonomiyle mücadele ederek bütçe finansmanını iyileştiriyoruz.” mesajı ve talimatı doğrultusunda harcamalarına uygun vergi beyan etmeyen mükellefleri mercek altına aldı. Vergi müfettişleri, lüks araç sahibi olan kişilerin bu araçları hangi gelirle elde ettiğini ve bu geliri beyan edip etmediğini araştırmaya başladı.
Lüks segmentinde yer alan 7 bin 885 araç üzerinde yapılan çalışmalarda, herhangi bir gelir beyanı veya şirket ortaklığı olmayan ya da ortaklığı olmasına rağmen şirketleri kar dağıtımı yapmamış mükellefler tespit edildi. Bu lüks araçların, 2022, 2023 ve 2024 model Porsche, Bentley, Ferrari, Lotus, Maserati, Mercedes (Maybach, G, S) ve BMW (740, I7) markalarında olduğu görüldü.
ÖNCELİKLİ HEDEF KAYIT DIŞI GELİRLER
Bu çalışmalarda, kayıt dışı geliriyle lüks araç edinen mükellefler öncelikli hedef kitlesi olacak. İncelemelerde, yaklaşık 3 bin aracın gerçek kişi üzerine kayıtlı olduğu, bu kişilerden 2 bininin 7 bin şirkette ortaklıkları bulunduğu ve bunlar arasında sadece 300 şirketin 2022 ve 2023 yıllarında kar dağıttığı belirlendi.
İncelenen 780 aracın ise mükellef olmayan kişiler üzerine kayıtlı olduğu tespit edilirken, bu kişilerin hiçbir gelir kaynağı da bulunmuyor. Lüks araç sahiplerinden sadece 150’sinin gelir mükellefiyeti bulunduğu ve bunlardan 100’ünün karının da 1 milyon liranın altında olduğu tespit edildi.
İncelemelerde, mükellef olmayan, bir şirkette ortaklığı ve başka gelir beyanı bulunmayanlara öncelik veriliyor. Ardından, şirket ortaklığı olduğu halde kar dağıtımı olmayan veya başka bir gelir beyanı olmayan mükelleflere yönelik çalışma yapılacak. Bu kapsamda, öncelikle 500 araç sahibi, gelirleriyle uyumlu olmayan bu durumun kayıt dışı kazançlarıyla ilgili olup olmadığının tespit edilmesi için vergi incelemesine sevk edildi.
KAR DAĞITMAYIP MERCEDES ALDILAR
VDK, incelemesi kapsamında dikkati çekici örneklerle de karşılaştı. Örneğin, şirket sahibi kişilerin 2023 yılında 23 milyon lirayı bulan bedellerle Mercedes aldığı ancak şirketlerinin son iki dönemde sadece birkaç milyon lira dönem karı olduğu ve kar dağıtımında bulunmadığı tespit edildi. Yapılan kontrollerde araç bedellerinin şirketlerin banka hesaplarından gönderildiği ancak kayıtlara yansımadığı saptandı. Başka bir örnekte de herhangi bir gelir beyanında bulunmayan ve ortaklığı olmayan kişilerin 2023 yılında 27 milyon lira bedelle Bentley taşıt aldığı belirlendi.
KARA PARA ARAŞTIRMASI DA YAPILACAK
Vergi müfettişleri, söz konusu lüks araçların hangi gelir kaynağıyla elde edildiğini tespit edecek ve bu gelirlerin vergilendirilmesini sağlayacak. Yasal bir kaynak tespit edilemeyenlere ilişkin kara para araştırması da yapılacak. Hazine ve Maliye Bakanlığı, başlangıç niteliğindeki bu tür incelemeleri, risk analiz birimlerinin yeni tespitleri çerçevesinde yaygınlaştıracak ve kapsamını genişleterek sürdürecek.
]]>Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitü Müdürlüğü araştırmacıları tarafından ‘Palandöken 97’ ve yerel bir buğday çeşidi melezlenip yeni bir ekmeklik buğday çeşidi geliştirildi. Yeni buğdaya ‘Parla’ marşının ismi verildi. “Parla” tohumları bu yıl 3 dekarlık alana ekildi ve 3 ton elit tohum alındı. Bölgenin iklim ve coğrafi şartlarına dayanıklı, yüksek verimli buğday çeşitleri geliştirmek amacıyla çalışma yapan Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü Serin İklim Tahılları Bölüm Başkanı Dr. Ümran Küçüközdemir, çalışma grubu ile birlikte yıllardan beridir laboratuvar ve sahada çeşidi geliştirdi. Dr. Ümran Küçüközdemir, 1997 yılında geliştirilen ve ‘Palandöken 97’ ismi verilen tohum ile yerel bir buğdayı melezleyip yeni bir buğday çeşidi geliştirmek için çalışmaya başladıkları dile getirdi.
“Tohumculuk firmaları da onay verdi”
Yapılan çalışmalarda; melezleme yapıldıktan sonra 6 yıl saflaştırma sürecinin ardından bölge şartlarında deneme üretimleri tamamlanan yeni buğday çeşidinin tescil aşamasında büyük alanlarda üretimleri gerçekleştirildi. Islah çalışmaları sürerken, yeni buğday çeşidinin bölge şartlarına uyumlu olup olmadığı, hastalıklara, kışa ve kurağa dayanıklılığı da tespit edildi. Yaklaşık 22 yıl süren çalışmanın ardından diğer buğdaylara göre, verimde 100-150 kilogram fark atan, hastalıklara, kışa ve kuraklığa dayanıklı olduğu gözlenen buğday çeşidin bu yıl içinde tescil işlemi de tamamlandı. Tohumculuk firmalarının yaptığı denemelerden de başarıyla geçen yeni “Parla” tohumu Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılına ithafen Norm Ender’in yazıp bestelediği ‘Parla’ marşının adı verildi. Parla, Erzurum’un Pasinler İlçesi’ndeki Pasin Ovası’nın verimli topraklarında, rüzgarda salınan başaklarıyla şimdiden çiftçilerin gözdesi oldu. Çiftçiler, Pasin Ovası’ndaki ekim alanları gezerek, Parla’nın gururunu ve heyecanını yaşadılar.
“Cumhuriyetimiz gibi ömrü uzun olsun”
Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü Serin İklim Tahılları Bölüm Başkanı Dr. Ümran Küçüközdemir, 22 yıldan fazla süren ve sabır isteyen çalışma sonunda başarılı sonuçlar aldıklarını belirterek, “Diğer buğday çeşitlerine göre çok daha verimli ve bölge şartlarına dayanıklı olan buğdayımız çok yüksek verimli ve kaliteli. Kontrollü şartlarda yürütülen kışa dayanıklılık testlerde de yüksek performansı belirledik. Bir başakta ortalama 60 buğday danesi saydık. Bu yıl bölgede ciddi bir yağış oldu. Yoğun ve şiddetli yağmur tarım alanlarında önemli zararlara ve olumsuzluklara neden oldu. Ancak bizim çeşidimiz bu olumsuzluklardan ve kötü hava şartlarından hiç bir şekilde etkilenmedi. Pas hastalığı oluşmadı, yatmadı. 3 dekarda ekim yaptığımız ürün elit tohum olarak çiftçimize ulaşacak. Bölgede kuru tarım alanlarında dekarda 600-700 kilogram verim verebilmekte, daha iyi ekolojik şartlarda 1 tona çıkabilecektir. Yeni çeşidin tesciline karar verildiğinde arkadaşlarla birlikte ‘Parla’ isminin verilmesini istedik. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılı için yazılan ‘Parla’ marşının isminin uygun görülmesi bizi mutlu etti. İnşallah çeşidimiz, Cumhuriyetimiz gibi uzun süre yaşayacak, bol ve bereketli bir çeşit olacaktır. Yeni çeşidimizi tohumculuk sektöründeki bazı firmalara da verdik. Onlardan gelen sonuçlar da çok iyi. Biz tarım sektörünün ‘Parla’ ile daha da parlayacağına inanıyoruz” diye konuştu. – ERZURUM
]]>Hazine ve Maliye Bakanlığı, Vergi Denetim Kurulunun risk analiz sistemi üzerinden yaptığı tespitler neticesinde, 2 bin 815 büyük mükellefin halihazırda toplam yüzde 27’si nezdinde vergi incelemelerine devam edildiğini bildirdi. Bakanlığın X sosyal medya platformu üzerinden yapılan açıklamada, sosyal medyada bazı hesaplar üzerinden dijital vergi levhası bilgilerinin paylaşılarak vergi yükümlülükleri ile ilgili haberler yapıldığı hatırlatıldı.
“FAALİYET RAPORU KAMUOYUYLA PAYLAŞILACAK”
Bu çerçevede açıklama yapma zarureti doğduğu belirtilen açıklamada, şöyle denildi; “Mükelleflerimizin beyanlarının doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak amacıyla Vergi Denetim Kurulumuzun risk analiz sistemi üzerinden yaptığı tespitler neticesinde, 2 bin 815 büyük mükellefin halihazırda toplam yüzde 27’si nezdinde vergi incelemelerine devam edilmektedir. Bu oranın müteakip dönemde daha da artırılması planlanmaktadır. Ayrıca yine sürekli zarar beyan eden mükelleflerden büyüklüğü ve sektörüne göre beyanı riskli değerlendirilen öncelikle 735 mükellef nezdinde vergi incelemeleri yürütülmektedir. Buna ek olarak vergi inceleme istatistikleri mükellef büyüklüklerine göre tespit edilerek Vergi Denetim Kurulu yıllık faaliyet raporunda ayrıca kamuoyuyla paylaşılacaktır.”
PAKET VERGİDE ETKİNLİK VE ADALETİN GÜÇLENDİRİLMESİ SAĞLANACAK
Ekonomi yönetiminin Eylül 2023’te duyurulan Orta Vadeli Program’da vergide adaletin güçlendirilmesi ve doğrudan vergilerin payının artırılması konusundaki kararlılığının ortaya konulduğuna işaret edilen açıklamada, bu doğrultuda “az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını” hedefleyen ve kayıt dışılıkla mücadeleye katkı sağlayan vergi paketinin de dün TBMM’de kabul edildiği hatırlatıldı. Açıklamada, şu bilgilere yer verildi; “Vergide etkinlik ve adaletin güçlendirilmesini sağlayacak olan bu paketle vergi cezaları artırılacak, bazı istisna ve indirimler kaldırılacak ve kayıt dışı ekonomi ile daha güçlü bir şekilde mücadele edilecektir. Bu paket, son günlerde kamuoyunda dile getirilen eleştirilere de kritik bir düzenleme ile yanıt vermektedir. Paketle birlikte, istisnalar nedeniyle ödenecek vergisi çıkmayan mükelleflere yurt içi asgari kurumlar vergisi getirilmektedir. Buna göre, kazançlarından istisna ve indirimler düşüldüğünde ödenecek vergisi çıkmayan mükellefler, bu indirimler düşülmeden önceki kurum kazançları üzerinden artık yüzde 10 oranında asgari vergi ödeyeceklerdir.”
“TÜM YASAL İŞLEMLER İSTİSNASIZ UYGULANMAKTADIR”
Hazine ve Maliye Bakanlığı olarak gerek vergi incelemeleriyle gerekse saha denetimleriyle kayıt dışılıkla mücadelenin aralıksız devam ettiği bildirilen açıklamada, şunlar kaydedildi; “Vergi kanunlarına uymayan mükellefler hakkında tüm yasal işlemler istisnasız uygulanmaktadır. Bu mücadelemize destek vermek amacıyla vergi cezalarının artırılmasına yönelik hükümler de yeni kabul edilen kanunda yer almaktadır. Bu kapsamda, vergi mahremiyeti nedeni ile Hazine ve Maliye Bakanlığı olarak mükellef bazında detaylı bilgi paylaşılması mümkün olmamakla birlikte, haberlere konu olan mükellefler arzu ederlerse kendileriyle ilgili açıklama yapabilirler. Vergide adalet, etkinlik ve kazanca göre vergileme, politikalarımızın ana unsurudur.”
]]>ATSO Meclis Başkanı Ahmet Öztürk’ün açılış konuşmasıyla başlayan meclis toplantısı, ATSO Yönetim Kurulu Üyeleri, Başkan Bahar’ın kardeşi Berkay Bahar, kuzeni Serkan Bahar, Meclis Üyeleri ve dostlarının katılımıyla gerçekleşti. ATSO Yönetim Kurulu Üyeleri, Ali Bahar’ın başkanlık koltuğuna çiçeklerle donatılmış resmini koydukları divanda, en son mecliste oturdukları düzende oturarak Başkan Bahar’ı yad ettiler. Başkan merhum Ali Bahar’ın, dakikalarca ayakta alkışlandığı mecliste duygusal anlar yaşadı. Meclis Başkanı Ahmet Öztürk, “Aslında bugün burada meclis toplantısı için değil, çok zamansız ve talihsiz bir kazayla aramızdan ayrılan Yönetim Kurulu Başkanı merhum Ali Bahar için bir araya geldik. Kendisini bu çok sevdiği yerde sizlerle birlikte anmak istedik. Çok heyecanlı, devamlı Antalya ve ATSO için bir şeyler yapma arzusunda çalışıyordu. Önemli olan geride hoş bir seda bırakmak olacaktır. Merhumun odamızda ve cenaze alanındaki kalabalık, onun hoş bir seda bıraktığını gösterdi. Mekanı cennet olsun” dedi.
ATSO Yönetim Kurulu adına konuşan Yusuf Hacısüleyman, Kimimiz için çok değerli bir dost, kimimiz için çok değerli bir kardeş, kimimiz için çok değerli bir abi, hatta kimisi için bir baba gibiydi. Onu, son yolculuğuna uğurlamış olsak da ruhunun bizimle olduğunu, bizi gözettiğini biliyoruz. Sevgili Ali’nin yerini kimse dolduramaz” dedi.
“Herkesi kucakladı, herkese sarıldı”
Başkan Bahar’ın vizyonuna, liderliğine, çalışkanlığına ve kararlılığına atıfta bulunan Hacısüleyman, sözlerini şöyle sürdürdü: “Küsmeyeceğiz, kızmayacağız, gitmeyeceğiz cümlesi, onun mücadeleci ruhunun ve kararlılığının, Antalya’ya hizmet aşkının en güzel özetiydi. Bizlere, hep birlik olmayı, sabretmeyi ve doğruları söylemekten asla vazgeçmemeyi gösterdi. Ali Bahar’ın bıraktığı miras, sadece gerçekleştirdiği projelerle sınırlı değil; aynı zamanda, bizlere bıraktığı değerler ve öğretiler, derin, kalıcı bir etki oluşturdu. ATSO ne iş yapar sorusuna en iyi cevap, kendisi oldu. Cana yakınlık, yardımseverlik ve dürüstlük, onun kişiliğinde hayat buldu. Birleştirici yapısı, herkesi etkisi altına aldı. Öyle büyük bir şemsiye açtı ki, küçüğü büyüğü, herkes, şemsiyenin altında, kendine bir yer buldu. Paylaşımcıydı. Aramızda kalsın dediği bir şey, hiçbir zaman aramızda kalmazdı. Çünkü sır tutamazdı. İstişare kültürüne ve ekip ruhuna inanırdı ve hep öyle yaşadı. Herkesi kucaklardı, herkese sarılırdı, herkesi öperdi. Her sarılmasında, bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi, insanlara geçer, onları büyülerdi. İçi içine sığmazdı. Hayal gücü, sınırsızdı. “Olmaz” diye bir kelime sözlüğünde yoktu. Şakacı, espri doluydu, gülerdi, güldürmeyi severdi, unutulmaz muzip bir gülüşü vardı. Bu gülüşü hiçbir zaman hafızalarımızdan silinmeyecek””dedi.
“Karıncayı incitmezdi”
Başkan Ali Bahar’ın, hayatın kendisine verdiği nimetler için her zaman şükreden bir insan olduğunu belirten Hacısüleyman, sözlerini şöyle sürdürdü; “Saat kavramı yoktu, bazen sabah ezanından önce, bazen de yatsı ezanından sonra arardı. Çünkü hiçbir işi, sonraya bırakmak istemezdi. Mütevazıydı. Kendisine yöneltilen sözleri, büyük bir olgunlukla karşılar, ağzından tek bir kötü söz çıkmazdı. Güzel yaşadı, mutluydu, gözleri parlıyordu. Güzel bir aile kurdu. Güzel çocukları oldu. Ne bir haram yedi, ne cana kıydı, ben bir şarampol çocuğuyum derdi. Karıncayı incitmezdi. Ekmek kadar temiz, su gibi aydındı ve şimdi bizler, onun yolunda ilerlemeye, onun bize bıraktığı değerleri yaşatmaya devam edeceğiz. Onun vizyonunu ve liderlik anlayışını, gelecek nesillere aktaracağız. Sevgili başkanımızı her zaman sevgi, saygı ve minnetle anacağız. Onun ışığı, her zaman yolumuzu aydınlatacak. Huzur içinde uyu, sevgili kardeşim. Senin mirasın, sonsuza dek bizimle olacak “diye konuştu.
“Ağabeyimi gözümüzden gönlümüze akıttık”
Konuşmasına ATSO ailesine teşekkür ederek başlayan ATSO Meclis Üyesi Berkay Bahar, “Sanıyorum bu 21. meclis toplantısı. Her meclis sonrasında ağabeyimle meclisi yorumlardık, ‘nasıl oldu, konuşmamda bir kırıcılık var mıydı?’ diye sorardı bana. Gerçekten o bir sevgi adamıydı. Bu şehri seviyoruz diyenler kimse, onlardan daha çok sevdiğine ben şahidim. Burada, ailesinden, çocuklarından, bizlerden, işinden, her şeyden vazgeçmişti. Biz ağabeyimi gözümüzden gönlümüze akıttık. Görmememiz hiçbir şey değiştirmiyor, o bizim kalbimizde. Bunun bir imtihan olduğunu biliyorum, hepimiz bu imtihanı vereceğiz. Her şeyin biteceği bir gün olacak, başımıza geleni öyle bir karşılayacağız ki, hem derdimiz hem dostumuz hem de düşmanımız sabrımıza hayran kalacak” dedi.
“Onun çimentosu sevgiydi”
Başkan Ali Bahar’ın, 55 yıllık hayatını dolu dolu yaşadığını dile getiren Berkay Bahar, “O, hayatına 100 yıl sığdırdı. Çok mutlu yaşadı. Abim etrafındaki insanların tamamını mutlu etmeye çalıştı. Ben buna şahidim. Teşekkür ederim, kendisi görüyorsa mutlu olmuştur diye tahmin ediyorum. Çünkü gerçekten adına ve yaptıklarına yaraşır bir cenaze töreni oldu. Acımızı Türkiye’nin her yerinden paylaşanlar oldu hepsine bu meclisten teşekkür ediyorum. Ancak bir sözüm daha var, bunu söylemezsem yarım kalırım. Arkadaşlar, bugün biz cenazemizi gömerken arkasından hesap yapanlar içinde söyleyecek ebetteki bir sözümüz var. Ali Bahar’ın etrafındaki insanları bir arada tutan şey menfaat değildi. Onun harcı, onun çimentosu sevgiydi. Birbirini tanımayanları, birbirine sevdirme özelliğiydi” diye konuştu.
“Çok güçlü biriydi”
ATSO Meclis Üyesi Serkan Bahar, kürsüden tüm destek verenlere teşekkür ederek, “Bugün onun yerinden, onun makamından, kürsüsünden söyleyeceğim birkaç kelimeyi ona ithafen söylemek istiyorum. Sevgili ağabeyim çok güçlü biriydi. Büyüğüm, önderim ve liderimdi. Sevgiden öte canımız, kanımızdı. Kapanmaz bir yara bıraktı içimizde ama bunları sarmak için elimizden geleni yapacağız sizlerle beraber. Bizleri hiç yalnız bırakmadınız. Bizlere girişimciliği, sanayiciliği, kardeşliği, büyüklüğü, küçüklüğü, cesareti, her şeyi o öğretti. Her şeyin mutlu, güzel ve iyi yapılması gerektiğini ondan öğrendik. Bize bıraktığı tarif edilemez miras için ona sonsuz minnettarım. İyi ki abim olmuş, bundan büyük bir onur ve gurur duyuyorum” dedi. Törende, merhum Başkan Ali Bahar ile aralarında geçen anıları paylaşan Yönetim Kurulu Üyeleri ve Meclis Üyeleri, düşüncelerini dile getirdi. Güzel sözlerle yad ettikleri Başkan Bahar’ın vizyonunu ve projelerini daha ileriye taşımak için çalışacaklarını belirttiler.
ATSO’da mevlit okutuldu
Yönetim Kurulu Başkanı Merhum Ali Bahar için ATSO tarafından gerçekleştirilen Mevlid-i Şerif’e, Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Tarık Hekimoğlu, Antalya İl Emniyet Müdürü Orhan Çevik, milletvekilleri, belediye başkanları, Antalya protokolü, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, Oda ve Borsa Başkanları, Antalya OSB sanayicileri ile çalışanları, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri ile çok sayıda davetli katıldı. Mevlitte, Antalya Valisi Hulusi Şahin ve ATSO Yönetim Kurulu adına Yusuf Hacısüleyman, Başkan Bahar ile ilgili duygularını dile getirdi. Aile adına konuşan merhum Başkan Bahar’ın kızı Ladin Bahar, babasına duyduğu sevgi ve saygıyı paylaştı. – ANTALYA
]]>Yasayla Danıştayın iptal kararı doğrultusunda Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da değişikliğe gidiliyor. Buna göre, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na tabi kamu idareleri ile bu idarelere bağlı döner sermaye işletmelerince, mahkeme kararları ve icra dairelerinin ödeme veya icra emirleri üzerine yapılacak ödemelerde de “borcu yoktur” belgesi aranılması yönünde Hazine ve Maliye Bakanı’na yetki veriliyor.
Gelir Vergisi Kanunu’nda yapılan değişiklikle, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenen kriterlere göre teknogirişim şirketi niteliğini haiz işverenlerce hizmet erbabına bedelsiz veya indirimli olarak verilen ve ücret niteliğinde kabul edilen pay senetlerinin, verildiği tarihteki rayiç değerinin o yıldaki bir yıllık brüt ücret tutarını aşmayan kısmı gelir vergisinden istisna tutulacak.
Hizmet erbabı tarafından bu şekilde iktisap edilen pay senetlerinin; iktisap tarihinden itibaren 3 tam yıl içerisinde elden çıkarılması halinde istisna edilen verginin tamamı, 4 ila 6 yıl içerisinde elden çıkarılması halinde istisna edilen verginin yüzde 75’i, 7 ila 12 yıl içerisinde elden çıkarılması halinde istisna edilen verginin yüzde 25’i, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle birlikte işverenden tahsil edilecek. Bu şekilde istisna nedeniyle zamanında alınmayan vergilere ilişkin zaman aşımı süresi, hizmet erbabına bedelsiz veya indirimli olarak verilen pay senetlerinin hizmet erbabı tarafından elden çıkarıldığı tarihi takip eden takvim yılı başından itibaren başlayacak. Bu hükmün uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkili olacak.
Yüzde 20’den fazla fark tespitinde mükellef izaha davet edilecek
Mükellefler nezdinde yapılacak yoklamalar sonucunda tespit edilen günlük hasılat tutarlarının ortalaması alınarak mükelleflerin aylık ve yıllık hasılat tutarları tespit edilecek. Bu şekilde tespit edilen hasılat tutarları ile mükelleflerin faaliyette bulundukları döneme ilişkin beyan ettikleri hasılat tutarları karşılaştırılacak ve karşılaştırma sonucu bulunan farkın yüzde 20’den fazla olması durumunda mükellefler, Vergi Usul Kanunu’nda yer alan “izaha davet müessesi” kapsamında izaha davet edilecek. Bu hüküm, kurumlar vergisi mükellefleri hakkında da uygulanacak. Hazine ve Maliye Bakanlığı maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkili olacak. Hüküm, 1 Ocak 2025’te yürürlüğe girecek.
Elektronik ticaret pazar yerlerinde elektronik ticaret hizmet sağlayıcılarının mal veya hizmetlerinin teminine yönelik sözleşme yapılmasına veya sipariş verilmesine imkan sağlayan aracı hizmet sağlayıcılarının ve elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının, ilgili hükümlere göre faaliyette bulunan hizmet sağlayıcılarına ve elektronik ticaret hizmet sağlayıcılarına faaliyetleri dolayısıyla yaptıkları ödemeler vergi kesintisi kapsamına alınıyor.
Mal ve hizmet alanlarına ilişkin gerçek kişilere yapılan ödemeler üzerinden Cumhurbaşkanınca belirlenen sektör ve faaliyet konuları dikkate alınarak vergi tevkifatı yapılması öngörülüyor. Böylece vergi güvenliğinin sağlanması ve kayıt dışılığın azaltılması amaçlanıyor. Cumhurbaşkanına vergi kesintisine tabi ödemeler için faaliyet konuları, ödeme türleri, sektörler, iş grupları ve iş nevileri itibarıyla ayrı ayrı veya birlikte oran belirleme yetkisi veriliyor. Bu hüküm, 1 Ocak 2025 tarihinde yürürlüğe girecek.
Yasayla Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçeleri dikkate alınarak Vergi Usul Kanunu’nda değişiklik yapılıyor. Buna göre, teminat uygulaması kapsamındaki mükelleflerden istenecek teminatın üst sınırı, 10 milyon liradan fazla olmamak üzere düzenlenmiş sahte belgelerde yer alan toplam tutarın yüzde 10’u tutarında olarak belirleniyor.
İstenen teminatın verilme süresi 30 günden 60 güne çıkarılırken, yükümlülüklerini öngörülen şekilde yerine getiren mükelleflere teminatın iade edilmesi ve belirlenen kişilerin teminat isteme tarihi itibarıyla tahakkuk etmiş tüm vergi borçlarından sorumlu olmamaları sağlanıyor.
Özel usulsüzlük cezaları
Vergi Usul Kanunu’nda yapılan değişiklikle tahsilat ve ödemelerin tevsik zorunluluğuna ilişkin yetkinin kapsamı, kayıt dışı ekonomiyle mücadele amacıyla genişletiliyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığının elektronik ticaretin yanı sıra internet dahil olmak üzere her türlü dijital ortamın reklam, ilan, satış ve kiralama gibi iktisadi ve ticari amaçlarla kullanıldığı hallerde vergi güvenliğini sağlaması amaçlanıyor. Buna göre, elektronik ticaret hizmet sağlayıcılar, başkalarına ait iktisadi ve ticari faaliyetlerin yapılmasına ortam sağlayan gerçek ve tüzel kişi aracı hizmet sağlayıcılar ile elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıların yanı sıra erişim, içerik, yer ve sosyal ağ sağlayıcılara, iktisadi ve ticari faaliyetlerine ilişkin bildirim verme yükümlülüğü getiriliyor. Düzenlemeyle başkalarına ait iktisadi ve ticari faaliyetlerin yapılmasına ilişkin bildirime konu bilgilerle içerik sağlayıcılar tarafından üretilen veya sağlanan bilgilerin, aracı hizmet, elektronik ticaret aracı hizmet, erişim, yer veya sosyal ağ sağlayıcılar tarafından alınması zorunluluğu getiriliyor.
Kanuna göre kıymetli madenler borsasında işlem gören kıymetli madenlerin değerleme işlemlerinde, değerleme ölçüsü olarak borsa rayici kullanılabilecek.
Altın, gümüş, platin ve paladyum gibi kıymetli madenler borsa rayici ile değerlenecek. Borsa rayici yoksa veya borsa rayicinin muvazaalı bir şekilde oluştuğu anlaşılırsa değerlemeye esas bedel olarak bu rayiç yerine maliyet bedeli esas alınacak. Bu hükümle kıymetli madenle olan senetli veya senetsiz alacaklar ve borçlar hakkında da cari olacak. Kıymetli madenle olan mevduat veya kredi sözleşmelerine dayanan alacaklar ve borçlar değerleme gününe kadar hesaplanacak faizleriyle birlikte dikkate alınacak. Kıymetli madenlere dayalı olarak açılan mevduat hesapları ile kredi hesaplarından kaynaklı alacak ve borçların değerleme günü kıymetine ircasına ilişkin olarak mevcut uygulamadaki gibi Kanun’un “yabancı paralar”, “alacaklar” ve “borçlar” başlıklı hükümleri geçerli olacak.
Vergi ziyaı cezası, vergi dairesinin bilgisi dışında mükellefiyet tesis ettirmeksizin kayıt dışı faaliyette bulunarak vergi ziyaına sebep olunması halinde yüzde 50 artırılacak. Aynı vergi türü ve dönemine ilişkin daha sonra yapılacak tarhiyatlar nedeniyle kesilecek vergi ziyaı cezalarına da aynı artırım hükmü uygulanacak.
Vergi Usul Kanunu’nda “özel usulsüzlükler ve cezaları” hükmünde yapılan değişikliğe göre, bir takvim yılı içerisinde ilgili hükümler uyarınca birden fazla özel usulsüzlük cezası kesilmesi durumunda caydırıcılığı artırmak amacıyla artan ceza uygulaması getiriliyor. Öte yandan hükme, mükellef grupları ve ilgili usulsüzlüklere yönelik cezaların yer aldığı yeni bir cetvel de ekleniyor.
Bu kapsamda yer alan bazı cezaların, her yıl yeniden değerleme oranında yükseltilmesinin yanı sıra tutarları yeniden belirlenerek caydırıcılığın artırılacağı öngörülüyor. Bir takvim yılı içerisinde birden fazla özel usulsüzlük cezası kesilmesi durumunda caydırıcılığı artırmak amacıyla artan ceza uygulaması getiriliyor.
Kanun kapsamı dışında belge düzenleyenlere 2 kat özel usulsüzlük cezası kesilecek, bu durumun idarenin bilgisine girmeden önce belgeyi almak zorunda olanlar veya belge muhteviyatı işlemin muhatapları tarafından 5 iş günü içerisinde bildirilmesi halinde ise Kanun kapsamı dışında belge düzenleyenlere 6 kat özel usulsüzlük cezası kesilecek.
Yasada sayılan belgeleri düzenleme zorunluluğu bulunanların yükümlülüklerini yerine getirmedikleri takdirde bu durumun belge muhteviyatı işlemin muhatapları tarafından 5 iş günü içerisinde idareye bildirilmesi halinde bu kimselere ceza kesilmeyecek; belgeleri düzenlemeyen, eksik veya yanıltıcı düzenleyenlere ise özel usulsüzlük cezasının 3 katı uygulanacak.
Öngörülen artan tutarlı ceza uygulamasına ilişkin ceza tutarları cetveli, Kanun’a ekleniyor.
Cezalar yeniden belirleniyor
Düzenlemeyle, damga vergisi ödenmemiş kağıtları, vergi ve cezası tahsil edilmeden tasdik eden veya örneklerini çıkarıp veren noterler adına kesilen özel usulsüzlük cezasının her bir kağıt için alt sınırı 40 lira olarak belirleniyor.
Vergi Usul Kanunu’nun ilgili hükümlerine uymayanlara yönelik cezalar her yıl yeniden değerleme oranında artırılırken, düzenlemeyle bu cezalar yeniden belirlenerek caydırıcılığının artırılması hedefleniyor.
Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların bilgi değişimi hükümleri kapsamında bilgi toplanmasına ilişkin hüküm uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesilecek.
Elektronik ticaretin yanı sıra internet dahil olmak üzere her türlü dijital ortamın reklam, ilan, satış ve kiralama gibi iktisadi ve ticari amaçlarla kullanıldığı hallerde vergi güvenliğini sağlamak amacıyla kendisine bilgi verme yükümlülüğü getirilenlerin, bu yükümlülüklerine ilişkin olarak bildirimde bulunmamaları veya bildirimlerini eksik ya da yanıltıcı bir şekilde yapmaları durumunda uygulanması gereken özel usulsüzlük cezası, bu mükelleflerin ekonomik ve ticari büyüklükleri ile orantılı olacak.
Tevsik zorunluluğu kapsamında olup da bu zorunluluğa uymayanlara uygulanan özel usulsüzlük cezası da artırılıyor. Bu zorunluluğa uymadan ödeme yapanların, durumu 5 iş günü içerisinde idarenin bilgisine girmeden bildirmesi durumunda ise ceza kesilmeyecek.
Mal teslimi veya hizmet ifalarına ilişkin tahsilatların, banka ve benzeri finans kurumları, ödeme kuruluşları veya PTT aracılığıyla başkalarının adı veya hesabı kullanılarak yapılması durumunda her bir işlem için bu hükme göre uygulanan cezalardan az olmamak üzere işleme konu tutarın yüzde 10’u oranında, mal teslimi ya da hizmet ifasını yapanlarla adına veya hesabına ödeme yapılanlara ayrı ayrı özel usulsüzlük cezası kesilecek. Bu hüküm uyarınca bir takvim yılı içinde kesilecek özel usulsüzlük cezasının toplamı 20 milyon lirayı geçemeyecek.
Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu uyarınca izin verilen durumlar hariç olmak üzere kredi kartı, banka kartı, ön ödemeli kart, karekod, elektronik cüzdan ve benzeri ödeme araçları kullanılmak suretiyle gerçekleştirilen tahsilatların, kendi mükellefiyeti adına kayıtlı olmayan ödeme sistemleri veya cihazları aracılığıyla yapılması durumunda, tahsilatı yapan mükelleflere ve kendi adına kayıtlı olan bu sistemleri veya cihazları kullandıranlara ayrı ayrı her bir işlem için bu hükme göre belirlenen özel usulsüzlük cezasının 3 katı uygulanacak. Bu kapsamda bir takvim yılı içinde kesilecek özel usulsüzlük cezasının toplamı 20 milyon lirayı aşamayacak.
İstenilen teminatın süresinde verilmemesi veya tamamlanmaması halinde teminatı vermeyenler veya tamamlamayanlar adına, hüküm kapsamında verilmesi veya tamamlanması gereken teminat tutarı kadar özel usulsüzlük cezası kesilecek.
Vergi güvenliğinin sağlanması amacıyla kullanılma zorunluluğu getirilen cihaz ve sistemlerle nitelikleri belirlenen veya onaylanan elektrikli, elektronik, manyetik ve benzeri cihazlar ve sistemleri üreten, ithal eden, bu cihazlara çeşitli hizmetler veren ödeme kaydedici cihaz üreticisi veya ithalatçıları ile bu cihazlara ilişkin hizmet veren güvenli servis sağlayıcıları, bankalar, elektronik para kuruluşları, ödeme kuruluşları, şarj ağı işletme lisansı sahipleri ve elektronik defter, belge ve kayıtların oluşturulması, imzalanması, iletilmesi ve saklanması hususlarından herhangi biri için hizmet verme konusunda yetkilendirilenler ile sipariş, satış, muhasebe, stok takip gibi programları kullandıran, teslim eden veya satan mükelleflere ilişkin olarak bunlar tarafından yapılması, yapılmaması ya da yerine getirilmesi gereken hususlara aykırı davrananlara, her bir tespit için ayrı ayrı olmak üzere hükümde yer alan özel usulsüzlük cezasının 10 katı tutarında ceza kesilecek. Bu hüküm uyarınca bir takvim yılı içinde kesilecek özel usulsüzlük cezasının toplamı 20 milyon lirayı geçemeyecek.
Bu hüküm kapsamındaki tek bir fiilin, Kanun’un ilgili hükmünde yer alan özel usulsüzlük cezasını gerektiren birden fazla cezayı gerektirmesi halinde, bu cezalardan en ağır olanı kesilecek.
Gelir İdaresi Başkanlığı personeline fazla çalışma ücreti
Kanunla vergiye gönüllü uyumun artırılması amacıyla, vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarılıyor. Vergi Usul Kanunu’nda bu kapsamdaki hükümler yürürlükten kaldırılıyor.
Gelir İdaresi Başkanlığının normal mesai saati haricinde ve daire dışında fiilen çalışan personeline, bu şekilde çalıştıkları her bir saat için 160 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda fazla çalışma ücreti ödenecek. Bu ödeme damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmayacak. Her bir personel için ödenebilecek fazla çalışma ücreti ayda 50 saati ve fazla çalışma ücreti ödenebilecek personel sayısı ise Başkanlık taşra teşkilatı kadro ve pozisyonlarında bulunan toplam memur ve sözleşmeli personel sayısının yüzde 20’sini geçemeyecek.
(Sürecek)
]]>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı HAYDİ büfeleri için yeni açılan Halk Ekmek Fabrikasına ziyarette bulunan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, “Bir ay içerisinde el değmeden çok kaliteli ekmeğimizi üreteceğiz ve HAYDİ büfelerinde de halkımızın talep ettiği kaliteli ekmeği uygun fiyata halkımızla buluşturacağız” açıklamasında bulundu. Şehrin ekmek ihtiyacını karşılamak üzere HAYDİ büfeleri için kurulan tam otomatik sisteme sahip ekmek üretim fabrikası teorik olarak günlük 120 bin adet ekmek üretimiyle hizmete girecek.
“Vatandaşın talebini karşılamak için kendi ekmek fabrikamızı kurma kararı aldık”
Gastronomi şehrinde ekmek çeşitliliğinin ve ekmek kalitesinin çok önemli olduğunu belirten Başkan Fatma Şahin, “Gastronomi şehrinde biz önce Tarım Daire Başkanlığını kurduk. Ata tohumu, ana tohumu ürettik. Sertifikalı buğday tohumu dağıttık. Çiftçimizin mazot desteğini verdik. Cansuyu projesiyle toprağın suyla buluşmasını sağladık. Çok kaliteli buğday üretimini tesis ettik. Bir taraftan da gıdaya dayalı büyük bir tesisimiz var. Önce meslek lisesinde ekmek ürettik. Meslek lisesinde ürettiğimiz ekmeği de HAYDİ büfelerinde satmaya başladık. Çok yüksek memnuniyet oldu. Çok daha fazla ekmek talebi oldu. Vatandaşın talebini karşılamak için kendi ekmek fabrikamızı kurma kararı aldık” ifadelerini kullandı.
Vatandaşın artan ekmek talebine karşılık ekmek fabrikası kurma kararı aldıklarını belirten Şahin, sürdürülen çalışmayı anlatarak, “Çok güzel araştırmalar yapıldı. Bu konuda iddialı olan üretim merkezlerini gittiler incelediler. Sonrasında bu merkezin kurulmasına karar verdik. Montaj aşaması bitmek üzere bir ay içerisinde el değmeden çok kaliteli ekmeğimizi üreteceğiz ve HAYDİ büfelerinde de halkımızın talep ettiği kaliteli ekmeği uygun fiyata halkımızla buluşturacağız. En önemli şey beşeri sermaye. Yetişmiş insan gücü. İyi ekmekçi yetiştirmek. Aslında bu uzmanlaşmayı da getiriyor. Meslek lisesinde yetişmiş öğrencilerimizin buraya gelip ustalık yapması da çok sayıda iyi ekmekçinin yetişmesini de sağlamış olacağız. Halkımızın da kaliteli ekmeği daha uygun bir fiyata yemesini sağlamış olacağız. Halkımıza hayırlı uğurlu olsun” şeklinde konuştu.
Gaziantep halk ekmek fabrikası hakkında
Yeni açılan modern fabrika, Gaziantep’te ekmek üretiminde yeni bir dönemin başlangıcını işaret ediyor. HAYDİ büfeleri sayesinde vatandaşlar, fabrikada üretilen ekmeklere kolayca ulaşabilecek ve taze, hijyenik ekmek tüketme imkanına sahip olacak.
Türkiye’de örneği az olan ve tamamen doğalgaz ile çalışacak olan fabrika 13 bin 575 metrekare alan üzerine kuruldu. Üç bölüm halinde yapılan tesiste birinci bölüm depolama, ikinci bölüm üretim, üçüncü bölüm ise ambalajlama, paketleme ve sevkiyat şeklinde yapıldı.
Tam otomatik ekmek üretim hattı ile hijyenik ve modern tekniklerle üretim yapacak şekilde tasarlanan fabrika, altyapısı itibariyle üretim kapasitesini dört katına kadar artırabilecek özellikte. Kurulumu tamamlanan tesisin, bir ay sonra ilk deneme ürünlerini piyasaya sunması planlanıyor. Üretim aşamasında insan eli değmeden, tamamen otomatik makinelerle ekmek üretimi gerçekleştirilecek.
Fabrika, ISO 9001 kalite standartlarına uygun olarak işçilere üretim öncesi eğitim verecek ve hijyen standartları öğretilecek. Bu eğitimlerle, amaç temiz, sağlıklı ve uygun fiyatlı ekmeği Gazianteplilere sunmak. Fabrikanın ürettiği ekmekler, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin HAYDİ büfeleri aracılığıyla halka ulaştırılacak. – GAZİANTEP
]]>Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Atakum ilçesinde inşaatçı ve müteahhitler ile bir araya geldi. Doğan, sektör temsilcileriyle yaptığı görüşmeler ve fikir alışverişlerinin ardından görevde olduğu 100 günlük süreç ve bundan sonra yapacakları çalışmalar hakkında açıklamalarda bulundu. Doğan, son dönemde sıkça Samsun’a gelip incelemelerde bulunan Çin menşeili araba firması ‘Chery Automobile’ ve lastik üreticileri gibi birçok global firmanın Samsun’dan Avrupa’ya açılmak için girişimlerde bulunduğunu açıkladı.
“Önemli bir yatırımcı trafiği ile karşı karşıyayız, Çinli yatırımcıların Samsun’a gelip, gidiyor”
Çin ve onun gibi teknoloji devi ülkelerin Avrupa pazarına açılmak için Samsun’da fabrika kurma araştırmalarında olduğunu ve yetkililerin bir süredir incelemelerde bulunduğunu belirten Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, “Bugünlerde Samsun’da önemli bir yatırımcı trafiği ile karşı karşıyayız. Avrupa’ya Samsun üzerinden girmek isteyen özellikle Çinli yatırımcıların önemli bir şekilde Samsun’a gelip gittiklerini görüyoruz. Havza ilçesinde lastik fabrikasıyla alakalı önemli görüşmeler devam ediyor. Bunların hepsi esasında Samsun’un gelecekte nerede olduğunu gösteren işaret fişekleri. Samsun gelecekte bugün de olduğu yerden çok daha önemli bir yerde olacak. Samsun, Karadeniz’in sadece parlayan yıldızı olmakla kalmayacak. İnşallah bu hızlı tren hayatta geçtiğinde Mersin’den Samsun’a yük taşımacılığı ile alakalı Akdeniz’den Karadeniz’e, şehrin, ülkenin güneyinden kuzeyine önemli bir aksın da Samsun merkezi haline gelmiş olacak. Mersin ticarette neyse Samsun daha da bunun üzerinde bir yere kavuşmuş olacak. Bunun için tabii hep beraber gayret göstereceğiz. Seçtik birilerini onlar yapsın değil, herkes üzerine düşeni fazlasıyla yapsın da yükümüzü daha çabuk kaldıralım. Kentsel dönüşümden başlamak suretiyle inşallah hepinizin katkı ve desteklerini bekliyoruz. Samsun’un yıldızını parlatmak, bu şehirde yaşayan insanların bu şehirde yaşamaktan daha fazla gurur duymasını sağlamak hepimizin elinde. Şikayetleri azaltıp ortak yanlarımızı, mutluluklarımızı arttırdığımızda Samsun’u daha ileri bir yere taşımış olacağız” diye konuştu.
“Kentsel dönüşüm Samsun’da olmazsa olmazımız”
Şehrin şu andaki en büyük sorununun kentsel dönüşüm olduğuna dikkat çeken Başkan Halit Doğan, şöyle devam etti:
“Samsun’un önünde önemli meselelerimiz var. Kentsel dönüşüm en önemli meselemiz. Seçimlerden önce de söyledik. Kentsel dönüşüm Samsun’da olmazsa olmazımız. 15 yıldır konuşulan özellikle İlkadım ilçe ve Samsun’un merkezini kapsayan bir sorun. Ama bu noktada çok fazla istediğimiz ilerlemeyi sağlayamadık. İlkadım’ın belli bölgelerinde kentsel dönüşümün müteahhitler eliyle yapılmasını sağlama adına 4 emsalli alanların oluşturuldu. Bir tarafta da bununla işin yürümediğinin anlaşılmasından sonra da diğer tarafta da riskli alanlarla yeni kentsel dönüşüm yasasıyla muafiyetler, istisnalar sağlayarak dönüşüm sağlanabilir mi diye bir kentsel dönüşüm alanlarının oluşturulduğu bir şehirde yaşıyoruz. Seçimden sonra TOKİ Başkanımızı davet ettik. Öncelikle amacımız şu insanların olduğu yerde binalarını yıkarak kiraya çıkmalarını sağlayarak dönüşüme katkı sağlayacaksınız. ya da rezerv alanlar içerisinde yeni konutlar üreterek buraya isteklileri almak suretiyle boşalttığınız alanlardan başlayarak dönüşümü sağlayacaksınız. Tabii, burada insanların kiraya çıktığında devletin verdiği kira yardımıyla gerçek kira fiyatlarının arasındaki fark insanların da hayatlarının çok fazla etkilenmemesi lazım. Bir taraftan kiraya çık tekrar diğer eve gel taşın, insanları da empati yaparak yerine koymak lazım diye düşünüyorum. O yüzden TOKİ’nin elinde bulunan yaklaşık 34 dönümlük bir alanı Büyükşehir Belediyemize kentsel dönüşüm rezerv alanı olarak şu anda tanımlayacaklar. Süreç devam ediyor. 24 dönümlük bir alan var. Bizim müşterek olduğumuz 4 dönüm bizim. Geri kalanı bir kısmı hazine, bir kısmı da TOKİ’ye ait. Orayı da TOKİ Başkanlığı bir kısmına ticari alanlar oluşturup değerlendirecek bir kısmına da konut yaparak konutları da Büyükşehir Belediyesine devrederek kentsel dönüşümün başlamasıyla alakalı önemli bir adımı atmış bulunuyoruz.”
“Yapılara daha estetik açıdan bakmak gerekiyor”
Merkezi hükümet ve Büyükşehir Belediyesi yatırımları ile Atakum’un, Samsun’un cazibe merkezi haline geldiğini ifade eden Başkan Doğan, “Sadece Büyükşehir Belediyesi eliyle ya da Büyükşehir Belediyesinin kurduğu bir inşaat şirketi eliyle yapmaktan ziyade Samsun’daki müteahhitlerin de bu konuda destek vermelerini çok arzu ediyorum. Bunu birlikte yapabilirsek dönüşümü daha da hızlı hale getirebiliriz. Çünkü bu bölge esasında Samsun’un denizden baktığınızda en güzel yeri. Zemin olarak da sağlam bölgeleri. Atakum tabii ki biraz daha müşteri bulma ihtimalinin arttığı, Türkiye’deki insanların Samsun’u bildiği gibi Atakum’u da bildiği bir yer oldu. İlk önce sahille alakalı başlayan süreç daha sonrasında şehirleşmeyle alakalı yapılan adımlar, atılan adımlar Atakum’u Samsun’un artık cazibe merkezi haline getirdi. Sadece Samsun’un değil belki de Çorum’dan bu tarafa insanların Ordu’ya kadar yerleşmek için tercih ettikleri bir alan haline geldi Atakum ilçesi Samsun şehriyle birlikte. Ama İlkadım’a biraz ağırlık vermek gerekiyor. Çünkü Atakum yeni şehirleşiyor. Tabii, yeni şehirleşmesinin de bazı sıkıntıları var. Daha estetik açıdan bakmak gerektiğini düşünüyoruz. Bu yüzden bir ‘estetik dairesi başkanlığı’ da oluşturarak biraz mimari projelere de estetik açıdan da bakalım. Sadece demirine, çimentosuna bakmayalım. Biraz görseline, görüntüsüne, şekline de bakarak biraz daha estetiği düzgün belki farklı birlikte oluşturacağımız çözümlerle farklı şehirleşme modellerini de birlikte getirebileceğimiz bir yapıyı da takımda oluşturmayı da umut ediyoruz” şeklinde konuştu.
“İlkadım Samsun için önemli bir sıkıntı”
İlkadım ilçesindeki kentsel dönüşüm sıkıntısının biran önce çözüme kavuşturulması gerektiğinin önemine değinen Halit Doğan, “Bir taraftan da bir cenazeyi kaldırmak zorundayız. İlkadım Samsun için önemli bir sıkıntı. Sadece konut açısından da bakmıyorum. Orada oturan insanların başka yerlere yerleşmeleriyle yerine gelen yerleşim alanlarını oluşturan fertlerin bazen kriminolojik olarak da sıkıntılara sebebiyet veren durumları var. Bu sadece İlkadım’ı etkilemiyor, Samsun’un genelini etkiliyor. Dolayısıyla oradaki şehirleşme sadece binaları yenilemek değil, oradaki yaşam standartlarını, sosyokültürel yapıyı da değiştirmeyi sağlayacaktır. O yüzden İlkadım’daki kentsel dönüş alakalı sizlerden destek bekliyoruz. Müteahhitlerin de bulduğu çözüm önerilerini paylaşmayı arzu ediyorum. Oluşturduğumuz örneklemeleri sizlerle de paylaşarak bu işe katkı sağlamak isteyen arkadaşların da önünü açarak oradaki inşaat faaliyetlere katkı sağlamayı planlıyoruz” ifadelerini kullandı.
Şu ana kadar yapılan hizmetler
Başkan olarak geride bıraktığı günlerde yapılan çalışmalara da değinen Doğan, ayrıca şunları söyledi:
“Seçimin ardından 100 günlük bir süreci geride bıraktık. Sizlerin de gördüğü gibi daha çok insana dokunan işler, insanın kendini bu şehirde yaşamaktan mutlu hissettiği işlerle şehre katkı sağlamaya ve bir şey söylemeye çalışıyoruz. Mesela su fiyatlarında buraya da geldiğimizde başka yerlerde de seçimden önce dediler ki ya ‘suda indirim yapacak mısınız?’ Ben hiçbir yerde suya indirim yapacağımı söylemedim. Ama seçimden sonra oturdum baktım yani herkes aynı fiyattan suyun faturasını ödüyor. Samsun’da yüzde 80’i 13 metreküp su kullanıyor. Dedim burayı biraz indirsek yüzde 15 civarında. Ama 20 metreküp kullanan bahçesini sulayan, tarımsal sulama yapan, yüzme havuzunu dolduran da bir miktar fazla ödesin. Onun ödeyeceği suyun maliyetini yüzde 80’den çıkarmak yerine yüzde 20 de hayat konforuna göre bir ödemede bulunsa dedik. Belki o su faturasına hiç bakmıyor. Ama emekli önce su faturasına bakıyor. Biraz bununla alakalı bir düzenleme yaptık. Yüzde 15’lik bir su faturasını da biraz esasında 20 metreküpün üzerine de biraz zam yaparak yapmış olduk. Ama sadece bundan sadece şunu sağlamaya çalışıyoruz. Biraz tasarrufu özendirmek. İmkanlarımız sınırsız değil. İmkanlarımız hep kısıtlı. Yani Çarşamba bölgesinde yağmur yağmamış olsaydı 2 hafta önce Çakmak Barajı’ndaki su oranımız yüzde 20’lere kadar düşmüştü. Ama yağmur yağınca tekrar yüzde 50’i geçti. Dolayısıyla biz bu geleceğin imkanın esasında bugünden kullandığımızın farkında olarak hareket edersek biraz işlerimizi de buna göre planlamış oluyoruz. İşte insanların ucuza yemek yiyebileceği 3 tane 153 Restoran oluşturduk. Samsunspor’un etrafında insanların maça giderken gelirken yaşadıkları sıkıntılar vardı. Onları giderecek şekilde yol, altyapı, otopark sorunlarını çözmeye çalışıyoruz. Bir taraftan üniversite öğrencilerinin şu anda tercihlerine yardımcı olmaya çalışıyoruz. Yani derdi sıkıntısı Samsun’da yaşadığının farkında olmasını arzulayan her bir bireyi derdiyle dertlenmeye gayret ediyoruz. Bir taraftan organize sanayi bölgesini büyütmekle ilgili önemli bir çalışma içerisindeyiz. 3 milyon metrekarelik organize sanayi bölgesinin ön tarafında 207 dönümü daha katıyoruz şimdi. Havza’da yaklaşık 10 milyon metrekarelik alanı daha organize sanayi bölgesine katıyoruz.”
Başkan Doğan’ın açıklamalarının ardından Samsun İnşaatçılar ve Müteahhitler Derneği (SİMDER) yöneticileri ve üyeleri de soru, görüş ve önerilerini dile getirdiler. – SAMSUN
]]>Temmuz ayında hava sıcaklıkları ile birlikte, elektrik tüketiminde de ciddi artışlar yaşanmaya başlandı. Sivas, Tokat ve Yozgat’ta kesintisiz, kaliteli ve güvenli elektrik dağıtım hizmeti sunma hedefi ile faaliyet gösteren Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş. (ÇEDAŞ) verilerine göre üç ilde günlük elektrik tüketimi son 8 günde peş peşe rekorlar kırdı.
Avrupa Birliği’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi, küresel sıcaklık ölçümlerinin yapılmaya başladığı tarihten bu yana Dünya tarihinin en sıcak günü rekorunun önce 21 Temmuz’da kırıldığını açıkladı, bir gün sonra ise bu rekor egale edilerek yeni zirvenin 22 Temmuz Pazartesi günü görüldüğünü bildirdi. ÇEDAŞ’ın verilerine göre de 17 Temmuz tarihinden itibaren bölgede günlük tüketimlerde yılın zirve rakamlarına ulaşıldı.
ÇEDAŞ’ın hizmet verdiği Sivas, Tokat ve Yozgat’ta günlük toplam elektrik tüketim rekoru 2023 yılında 9 bin 595 MWh ile 15 Ağustos’ta kırılırken, bu yıl 17 Temmuz Çarşamba günü elektrik tüketimi 9 bin 674 MWh ile bu rakamın üzerine çıktı. Bir gün sonra ise bu rekor da egale edildi ve 18 Temmuz Perşembe günü bu kez günlük tüketim 9 bin 678 MWh ile yeni zirve noktasına ulaştı. Bölgedeki elektrik tüketimi 19 Temmuz Cuma günü de 2023 yılındaki zirve rakamının üzerini görerek 9 bin 639 MWh seviyesinde gerçekleşti. Aradan iki gün geçtikten sonra bu kez Dünya’nın en sıcak günü olarak kayıtlara geçen Pazartesi günü ÇEDAŞ’ın hizmet bölgesinde günlük tüketim bu kez 9 bin 883 MWh ile yeni bir rekor kırdı. Ancak asıl rekor 10 bin 22 MWh ile 23 Temmuz Salı günü yaşandı. Böylece 8 günlük sürede Sivas, Tokat ve Yozgat’ın toplam tüketiminde 5 gün rekor kırılmış oldu.
Haziran ayında tüketim yüzde 20,5 arttı
Bu yıl hizmet bölgelerinde haziran ayından itibaren elektrik tüketimlerinde ciddi bir artış gözlemlediklerini ifade eden ÇEDAŞ Genel Müdürü Niyazi Kıvılcım, “Yaz aylarında sıcak havalarda özellikle günün belirli saatlerinde klimaların yoğun kullanımı ile enerji tüketiminde büyük artışlar yaşanıyor. Bu yıl haziran ayında hava sıcaklıkları, tarımsal abonelerin kullanımındaki artış ve 9 güne uzayan Kurban Bayramı tatili nedeniyle bölgemize gelen ziyaretçilerin de etkisi ile bölgemizdeki elektrik tüketimi de arttı. 2023 yılı haziran ayında üç ilimizdeki toplam elektrik tüketimi 199 bin 419 MWh iken, bu yıl aynı dönemde bu tüketim yüzde 20,5 artarak 240 bin 349 MWh’ye çıktı. Temmuz ayında da benzer bir hareket gözlemlemekteyiz. 2023 yılında 1-23 Temmuz tarihleri arasında bölgemizdeki toplam elektrik tüketimi 191 bin 524 MWh düzeyindeydi. Bu yıl aynı tarihlerde tüketim yüzde 12,4 artarak 215 bin 305 MWh’ye ulaşmış durumda” dedi.
“Teknolojiye yaptığımız yatırımlarla birçok noktada arızaları olmadan yakalayabiliyoruz”
Artan talebe yanıt vermek hedefi ile sahadaki personel ve araç sayısını artırdıklarını dile getiren Niyazi Kıvılcım, “Hizmet verdiğimiz bölgenin enerji altyapısını yeni yatırımlarımız ile güçlendirirken, düzenli olarak bakım ve onarım çalışmaları yapıyoruz. Teknolojiye yaptığımız yatırımlarla birçok noktada arızaları olmadan yakalayabiliyoruz. SCADA merkezimiz ile birçok noktada meydana gelen kesintilere 2-3 dakika içinde çözüm üretiyoruz. Hedefimiz, bölgemizdeki enerji ihtiyacını en kaliteli ve güvenli şekilde karşılarken, tüketicilerimize en iyi hizmeti sunmak” değerlendirmesinde bulundu. – SİVAS
]]>“Kariyer merkezlerine olan ihtiyaç daha da arttı”
Mersin Büyükşehir Belediyesi Kariyer Merkezi Müdürü Serkan Özada, özellikle pandemi sürecinden sonra kariyer merkezlerine olan ihtiyacın daha çok arttığını ve iş dünyasında ciddi bir değişim yaşandığını söyledi. Artık öğrencilerin daha mezun olmadan iş dünyasını tanımaları ve pratik yapmaları gerektiğine işaret eden Özada, “Hangi mesleği nerede yapacakları konusunda bilgi sahibi olmaları gerekiyor. Biz özellikle öğrencilerimizin daha üniversiteden veya liseden mezun olmadan önce iş hayatına hazırlanması konusunda belli başlı hizmetleri veriyoruz” dedi.
“30 bin kişiye rehberlik ve danışmanlık hizmeti verdik”
Kariyer merkezine şu ana kadar 44 bin kişinin kaydolduğunu ve bunların içinde 30 bin kişiye rehberlik ve danışmanlık hizmeti verdiklerini ifade eden Özada, öğrenciler ve iş arayanlar dışında çalışan ancak iş değiştirmek isteyenlere de hizmet verdiklerini kaydetti. Mülakat simülasyonu ile iş arayanların mülakat sürecinde de destek verdiklerini anlatan Özada, “Firmaların insan kaynakları veya profesyonel yöneticileri ile genç adayları bir araya getiriyoruz. Bir taraftan adaylarımıza sektörde hangi kriterlere sahip olmaları gerektiğiyle ilgili bilgi aşılarken, diğer taraftan firmalarımızın personel ihtiyaçları konusunda havuz oluşturmalarını sağlayarak onlara avantaj sağlatıyoruz” diye konuştu. Özada, şimdiye kadar kariyer merkezi çatısı altında iş arayanlara yönelik 120 ayrı eğitim programı düzenlediklerini ve bu eğitimlerden toplam 12 bin kişinin faydalandığını sözlerine ekledi.
“Yerel yönetimlerin yapması gereken iyi bir uygulama”
Genç kadınların çalışmaya başladığı firmanın yönetim kurulu başkanı Murat Yüksekbaş da Kariyer Merkezi’nin düzenlediği Kariyer Günleri’ni çok faydalı bulduğunu ve yerel yönetimlerin yapması gereken iyi bir uygulama olduğunu dile getirdi. Kariyer Merkezi’nin gençlerin iş arayışında büyük fayda sağladığını belirterek, istihdama sunduğu katkılara değinen Yüksekbaş, “Hem biz personel bulma açısından rahat ediyoruz, hem de gençler iş bulma açısından kendilerine çok güzel bir kaynak buluyorlar. Kariyer Merkezi önce bizim ihtiyaçlarımız doğrultusunda bir filtre yapıyor ve eleman ihtiyacınız hangi alandaysa önce onları buluyor ve onlarla bir ön görüşme yapıyor. Bizim insan kaynakları birimimiz Kariyer Merkezi’nin kaynaklarından ciddi anlamda faydalanıyor” dedi.
“Kariyer Merkezi bana çok yardımcı oldu”
Kariyer Merkezi sayesinde işe başlayan Fulya Yıldırım, 6 Şubat depremi sonrası Mersin’e yerleştiğini ifade ederek, “Normalde üniversite öğrencisiydim ancak depremden sonra kaydımı dondurdum ve burada bir iş arayışına girdim. İnternetten araştırdığımda Büyükşehir Belediyesi’nin Kariyer Merkezi gibi bir imkanı olduğunu duydum. Kariyer Merkezi bu süreçte bana çok yardımcı oldu. Çünkü çok fazla iş olanağı ve farklı farklı pozisyon sunuyorlar. Bizim ne istediğimizi karşı tarafın ne istediğini biliyorlar ve uygun eşleşmeyi sağlıyorlar. Kariyer Merkezi, gençlerin Mersin’de istihdam sağlaması konusunda çok faydalı bir imkan sunuyor” diye konuştu.
“İş arayışında olan gençler Kariyer Merkezi’nden faydalanabilir”
Helin Özbay ise kısa bir süre önce Mersin’e taşındığını belirterek, çevresindekilerin Kariyer Merkezi aracılığı ile güzel işler bulduğunu öğrenince Kariyer Merkezi’ne başvurduğunu anlattı. İş arama sürecinde Kariyer Merkezi’nin oldukça yardımı dokunduğunu ifade eden Özbay, “Farklı yerlerle görüşmeye gittim ve en sonunda şu an çalıştığım iş yeriyle yollarımız kesişti. Yaklaşık 2 hafta önce de işe başladım. Bu işi bulmadan önce zorluklar çektim. Direkt gidip kimseyle iletişim kuramıyorsunuz, hep bir aracı olmak zorunda. Kariyer Merkezi’nde böyle bir sorun yaşamadım. Kendi yeteneklerim ve donanımlarımın farkında olduğum için kendimi net bir şekilde aktardım. Onlar da bana bu doğrultuda yardımcı oldular” dedi.
İş arayışında olan gençlerin Kariyer Merkezi’nden faydalanabileceğini vurgulayan Özbay, “Kariyer Merkezi, bana hem zamandan kazandırdı, hem de boşa geçen vakitlerimi önlemiş oldu. Artık hem paramı kazanıyorum, hem konforlu bir ortamda çalışma sağlıyorum” ifadelerini kullandı. – MERSİN
]]>Selim Demir, 15 Mayıs 1980 tarihinde Erzurum’da doğmuştur. Eğitim hayatına Erzurum’da başlayarak ilkokul ve ortaokulu burada tamamlamış, lise eğitimi için İstanbul’a gelmiştir. Ancak lise eğitimini yarıda bırakıp küçük yaşta iş hayatına atılmıştır.
İlk iş deneyimini 13 yaşında küçük bir penye atölyesinde yaşayan Selim Demir, 17 yaşında kendi saya atölyesini kurarak girişimcilik kariyerine adım atmıştır. 26 yaşına geldiğinde ise ilk ayakkabı fabrikasını açarak iş dünyasında önemli bir yer edinmiştir. Günümüzde iki ayakkabı fabrikası ile günlük 5000 çift ayakkabı üretim kapasitesine sahiptir.
North Wild’ın serüveni
North Wild ayakkabı firmasının temelleri, Selim Demir’in sektördeki uzun yıllara dayanan tecrübesi ve kendi markasını oluşturma hayaliyle atılmıştır. Doğaya ve maceraya olan tutkusu, North Wild markasının doğuşunda ilham kaynağı olmuştur. Şirketin kuruluş süreci, Selim Demir’in vizyonu ve stratejik adımları sayesinde başarıyla tamamlanmıştır.
Selim Demir, ayakkabı ve tekstil sektöründeki girişimcilik yolculuğuna 2007 yılında ilk atölyesine zanna saya ile adım attı. Bu ilk girişimin ardından atölye hızlıca büyüyerek fabrikaya dönüştü. Demir, 2015 yılında Deka Ayakkabı Deri Tekstil Sanayi Limited Şirketi’ni kurarak sektörde kalıcı bir iz bırakmayı başardı. Deka, çeşitli markalar için üretim yaparak sektördeki varlığını sürdürüyor.
2022 yılında ise Ararat Ayakkabı Deri Tekstil Sanayi Limited Şirketi’ni kurarak büyümesini devam ettiren Selim Demir, bu firmasıyla North Wild markası için üretim yapıyor. Demir’in son girişimi, 2024 yılında kurulan Senes Global Dış Ticaret Limited Şirketi, dış ticaret alanında faaliyet göstererek şirketin ihracat kapasitelerini genişletiyor.
“Ar-ge, strateji ve yenilikçi teknolojiler”
Şu anda 44 yaşında olan Selim Demir, İstanbul’da yaşamaktadır ve North Wild firmasında yönetici olarak görev yapmaktadır. Firma, ayakkabı sektöründe bilinirliğini artırma yolunda ilerlerken, ayakkabı kullanımı ile ilgili bilinç oluşturma hedefini de gütmektedir.
Her sezon yenilenen moda trendlerine uygun olarak hazırlanan ayakkabı koleksiyonları, geniş bir test sürecinden geçerek raflarda yerini almaktadır. Selim Demir’in ARGE ve stratejiye olan ilgisi, firmayı sürekli yenilikçi çözümler aramaya yönlendirmektedir. Dünyanın çeşitli yerlerinde düzenlenen ayakkabı, tekstil yan sanayi ve teknoloji fuarlarına katılarak yenilikleri takip etmeyi ve uygulamayı kendine misyon edinmiştir.
İş dışında, Selim Demir’in hobileri arasında dağcılık ve doğa sporları öne çıkmaktadır. Profesyonel lisanslı bir dağcı olan Demir, kampçılık ve gezi merakını her fırsatta tatmin etmektedir. Ayrıca, satranç oynamayı da sevmektedir.
Asya Dağcılık Derneği’nin resmi sponsoru
Selim Demir, sosyal sorumluluk projelerine de katılmaktadır. Asya Dağcılık Derneği’nin resmi sponsoru olup, aynı zamanda bu derneğin aktif bir üyesidir. Gelecek hedefleri arasında North Wild markasını Türkiye’nin en bilinen ilk üç Türk markası arasında görmek ve konsept mağaza projesini hayata geçirmek yer almaktadır. Bu mağaza projesi, North Wild kullanıcılarıyla daha yakın temas kurmayı ve onların taleplerini daha iyi anlamayı amaçlamaktadır.
Muhabir: İzzet Aydın
]]>Coğrafi işaretli ürünleri ve bereketli ovalarıyla tarım şehri olma hedefiyle ilerleyen Gaziantep’te Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Daire Başkanlığı tarafından çiftçilere verilen desteklerle üretimde verim ve kalitenin arttırılması amaçlanıyor.
Gaziantep Büyükşehir’den mazot desteği
Tarımda en büyük giderlerden birisi olan yakıt maliyetlerini düşünmek ve üretime katkı sağlamak amacıyla Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan projeyle destekten yararlanan 38 bin 415 çiftçi üreticiye tarımsal arazisinin büyüklüğüne göre yüzde yüz hibeli şekilde 8 milyon 432 bin 925 litre mazot desteği sağlandı. Çiftçi kart sahibi tüm çiftçilere mazot alımlarında yüzde 6 indirim yapıldı.
Can Suyum Projesiyle tarım arazileri su ile buluşuyor
Tarım ve Orman Bakanlığı Gaziantep Valiliği ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile imzalanan protokolle Can Suyum Projesi tarım arazilerini suyla buluşturuyor. Gazi şehirde proje kapsamında bugüne kadar 89 bin 734 metre kanal tamamlandı. Projenin tamamlanmasıyla toplam 317 bin metre sulama kanalı yapılacak, 68 bin 10 dekar alana sulamaya açılacak.
10 yılda milyonlarca fidan desteği yapıldı
Tarımsal desteklerini arttırarak sürdüren Büyükşehir Belediyesi, 2014 yılından bugüne kadar biber, patlıcan, domates, Puma-Tilmen ve çilek çeşitlerinden olmak üzere toplamda 33 milyon 889 bin 955 adet fide desteği yaptı. İklim ve toprak şartlarına uygun olma durumlarına göre bölgesel ilçelere alıç, badem, kiraz, sumak, zeytin, nar fidanı çeşitleri, 243 bin 877 adet dağıtıldı. Çiftçilere destek olmak ve sertifikalı tohum üretimini arttırmak amacıyla buğday, arpa, nohut, fiğ, mercimek ve mısır çeşitlerinden 11 milyon 093 bin 381 kilogram tohum desteği verilirken 3 bin 520 ton gübre desteği yapıldı.
Gaziantep Büyükşehir Türkiye’de dağıtacağı tohumu kendisi üreten tek belediye
Sözleşmeli üretim modeliyle çiftçiye de kazandırarak üretip tohum dağıtımı yapan Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, araştırma enstitüleriyle yaptığı iş birlikleriyle bölgeye uyumlu, birim alanda yüksek verim alınacak tohumları seçiyor. Model ile il genelinde 3 farklı coğrafyada çalışmalar yürüten ekipler, bölgelere uyumlu en yüksek verim sağlanacak buğday çeşidini seçiyor, üretimini sağlayarak, elde edilen sertifikalı tohumları ise çiftçilere dağıtıyor.
Deprem sonrası büyükşehir’den tarıma destek
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’ta yaşanan şiddetli depremlerden sonra tarım sektörü büyük zarara uğradı. Zararın en aza indirilmesi ve bölgenin yeniden üretime başlaması amacıyla destekler artarak devam ediyor.
Büyükşehir Belediyesi depremden sonra ise ahırları yıkılan ve hayvanları zarar gören üreticilere destek olmak amacı ile yüzde yüz hibeli şekilde toplamda 17 bin 71 üreticiye 8 bin 464 ton yem desteği sağladı.
Depremden etkilenen Nurdağı ve İslahiye ilçelerinde meyve ve sebze yetiştiriciliği yapan en az 10 dekarlık tarımsal ürün yetiştirme alanına sahip 200 çiftçiye yağmurlama ve damlama sulama sistemleri desteği verildi. Kurulan Afet Bölgesi Ortak Makine Parkı ile depremden etkilenen Nurdağı ve İslahiye ilçelerinde ekipmanlarını enkazda kaybetmiş çiftçilerin tarımsal üretim ve hasatta kullanımına ihtiyaç duyduğu başta traktör olmak üzere birçok alet-ekipmanın yer aldığı park kuruldu. Ayrıca afet bölgesinde depremden etkilenen Nurdağı ve İslahiye ilçelerinde yüzer çiftçiye 2 dekarlık alan için çilek fidesi, malç naylonu, sulama sistemi, gübre ve ilaç desteği yapıldı.
Meralarda Güneş Enerjisinden yararlanılıyor
Meralarda Güneş Enerjili Hayvan İçme Suyu Tesisi ile hayvancılığın yoğun olduğu köylerin ortak noktalarına kurulan içme suyu tesisleri, köylerin mera alanlarında otlanan hayvanların suya ulaşma imkanı kolaylaştı. Toplamda 8 ilçenin 27 mahallesinde bulunan içme suyu tesisleri aktif olarak çalışıyor. – GAZİANTEP
]]>Çorum Hitit Üniversitesi tarafından öğrencilerin fikirleri ve projelerini hayata geçirebilmelerine imkan sağlaması amacı ile kurulan “Fikir Atölyesi”, Ar-Ge üssü haline geldi. Atölyede yenilikçi fikirleri bulunan öğrencilere, projelerin alt yapı hazırlıklarından tasarımına kadar akademisyenler danışmanlığında her türlü bilimsel destek veriliyor. Fikri olan bütün öğrencilere kapılarını açan merkez, aynı zamanda akademisyenlere kendi aralarında fikir alışverişi yaparak çalışma imkanı sunuyor. Fikir atölyesi öğrencilerin iş dünyası eko sitemine dahil olmasında ve proje kültürünün gelişmesinde önemli rol oynayacak.
Prototip üretim merkezi olacak
Üniversite bünyesinde kurulan Prototipleme Atölyesi fikir atölyelerinde projeye dönüşen yenilikçi fikirlerin somut çıktıları alınacak. Prototipleme atölyesi Hitit Üniversitesi’nin ihtisaslaştığı makine ve imalat teknolojileri alanında hazırlanan projelerde de kullanılacak. Laboratuvar bu noktada iş dünyası ile yapılan projelerde prototip üretim merkezi olacak.
“Fikir atölyesi yenilikçi fikirlerin ön kuluçka merkezi oldu”
Fikir Atölyesini ‘ön kuluçka merkezi’ olarak da adlandıran Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Öztürk, “Burası üniversite öğrencilerimizin, uzmanlarımızın, akademisyenlerimizin düşüncelerini, fikirlerini hayata geçirmek üzere 7 gün 24 saat açık olan ve hiçbir kısıtlama olmadan destek verebileceğimiz fikir ve düşüncelerini hayata geçirmelerini istediğimiz bir alan olarak hizmete açıldı” dedi.
Merkezin yeni kurulmasına rağmen meyvelerini almaya başladıklarını anlatan Rektör Prof. Dr. Ali Osman Öztürk, “Atölyemizin en önemli meyvelerinden bir tanesi TEKNOFEST yarışmalarında daha önce alt yapı eksikliğinden dolayı belli bir aşamaya getirdiğimiz çalışmalarımızı, projelerimizi nihayetine erdiremiyorduk. Final kısımlarında maalesef yeterince yer alamıyorduk. Şu anda atölyemizde akademisyenlerimizin de desteğiyle burada 7 gün 24 saat, yan tarafta bulunan prototipleme atölyesinde ise TEKNOFEST ve benzeri yarışmalarda her türlü başarıya ulaşacak şekilde öğrencilerimizi birinci sınıftan son sınıfa kadar proje kültürüyle, Türkiye’nin artık üreten Türkiye, ithal etmeyi bırakan kendi ürünleri, imalatlarıyla dünyada yer etmiş bir ülke hedefine katkı verecek şekilde hazırlıyoruz” diye konuştu.
“Proje kültürünün gelişmesinde atölyemiz önemli rol oynayacak”
Yüksek Öğretim Kurumu’nun 2016 yılında başlatmış olduğu ihtisas üniversiteleri kapsamında makine ve imalat teknolojilerinde ihtisaslaşan üniversitenin Çorum’un imalat kapasitesini dikkate alarak ciddi bir mesafe almaya başladığını vurgulayan Rektör Öztürk, “Ürünlerimiz, üretilen çalışmaların sonuçları yeni yeni meyve vermeye başladı. Bizim için önemli olan öğrencilerimizin eko sisteme dahil olacağı proje kültürünün yerleştirilmesi. Proje kültürünün yerleşmesi adına fikir atölyesinin önemli bir rolü olacak. Bölgede ve bizim gibi üniversitelerde Anadolu’nun gücünü, birikimini, irfanını ortaya koyabilecek bir kapasite ve model olması ümidiyle fikir atölyesine proje fikri olan herkesi bekliyoruz” şeklinde konuştu.
“Yakında meyvelerini alacağız”
Makine imalat teknolojisi alanında ihtisaslaşan Hitit Üniversitesi’nde en önemli alanlardan birisinin de Prototipleme Atölyesi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Öztürk, “Fikir atölyesinden fikri olan projeleri buraya alıyoruz. Laboratuvarda frezesinden tornasına kadar, yazıcılarından tasarım ve robotik kodlamasına kadar çalışılabilecek bir alan oluşturduk. Burası fikrin faz geçiş aşamasında makine ve imalat alanında etkin olarak kullanabileceğimiz alanlardan bir tanesi. Öğrencilerimizi de buraya alarak hocalarımızın eşliğinde etkin, sağlıklı bir şekilde kullanarak projelerini kullanmalarını bekliyoruz, istiyoruz. Projeler başladı. Yakında meyvelerini alacağız” ifadelerini kullandı. – ÇORUM
]]>Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen İslahiye ilçesinde Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile Gaziantep Tarım ve Orman İl Müdürlüğü işbirliğinde depremzede kadınların tarımsal üretime teşvik edilmesi amacıyla “Kınalı Eller Çilek Kokuyor” projesi hayata geçirildi.
Amanos Dağlarında bin 600 rakımlı alanda yer alan ve 1992 yılında turizm merkezi olan Huzurlu Yaylası eteklerinde bulunan İslahiye ilçesinin köylerinde ikamet eden 20 kadın, hem depremlerin stresinden uzaklaşmak hem de aile bütçelerine katkı sağlamak için çilek üretimi yapmak için projeye başvurdu.
Gaziantep Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ile İslahiye Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü tarafından çeşitli eğitim programına alınan afetzede çiftçi kadınlar, çilek üretimiyle ilgili aldıkları eğitimlerin ardından ise üretim için kolları sıvadı.
Proje kapsamında bölgedeki yayla köylerinde üretime uygun arazisi ve suyu olan kadın çiftçilere çilek fidesi ve gübre başta olmak üzere üretim için gerekli olan tüm ihtiyaçları verildi.
Doğa güzelliği ve endemik bitki zenginliği ile Karadeniz iklimin yaşandığı Huzurlu Yaylasının eteğinde bulunan kırsal Tandır Mahallesinde ikamet eden 48 yaşındaki Zeynep Can, 12 dönüm alanda devlet desteğiyle çilek üretimine başladı.
Depremlerin yaralarının sarıldığı İslahiye’nin bereketli topraklarında devlet desteğiyle ve eşi Ömer Can’ın yardımıyla çilek üretimine başlayan Zeynep Can, hem üretiyor hem de depremlerin etkisinden uzaklaşmaya çalışıyor. Depremzede çiftçilerin geleceğe olan umutlarını yeşerten bereketli çilek hasadı, asrın felaketinin ciddi zarar verdiği İslahiye ilçesinde başlarken Zeynep Can, gün boyu yetiştirdiği çilekleri ailesiyle ve kendisi gibi projeye katılan kadın komşuları ile birlikte topluyor. İslahiye Tarım ve Orman Müdürü Yüksel Şahin, marifetli kadın çiftçiler ile birlikte çileğin zorlu hasadı için bahçesinde çalışan Zeynep Can’ı ziyaret etti.
İlçede hasat yapan diğer üreticileri de ziyaret eden Yüksel Şahin, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile Gaziantep Tarım ve Orman İl Müdürlüğü işbirliğinde Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından hayata geçirilen “Kınalı Eller Çilek Kokuyor” projesi” ile depremzede kadınların tarımsal üretime teşvik edilmesini amaçladıklarını söyledi.
Proje kapsamında depremzede 20 kadının 20 dekar alanda çilek yetiştiriciliği yaptığını belirten Şahin, deprem bölgesindeki tarımsal üretimi önemsediklerini ve desteklediklerini ifade etti.
“Aile ekonomisine büyük bir katkı sağlamaktadır”
İslahiye Tarım ve Orman Müdürü Yüksel Şahin, “Şu an İslahiye’nin Huzurlu Yaylasındayız. Huzurlu Yaylası Amanos Dağlarında kurulu güzel bir yayladır. Gaziantep Tarım İl Müdürlüğümüz, İlçe Müdürlüğümüz GAP İdaresi Başkanlığımız ve ayrıca Büyükşehir Belediyemiz katkılarıyla burada çilek üretimi yapıyoruz. “Kınalı Eller Çilek Kokuyor” projesi” ile şu an görmüş olduğunuz alanda çilek yetiştiriciliği yapılmakta. Biz bugün Zeynep Can, hanımın tarlasındayız. Zeynep hanım bu çilekleri hasat ederek çevre il ilçelere göndermektedir. Aile ekonomisine büyük bir katkı sağlamaktadır” dedi.
“Destekler için devletimize teşekkür ederiz”
Çiftçi Zeynep Can ise 12 dönüm alanda devlet desteğiyle çilek üretimi yapmaya başladığını ve aile ekonomisine katkı sağladığını belirterek, “Çiftçilik yapıyoruz. Çilek ekiyoruz. Çilek yetiştirmeye başladık. Şimdi çilek hasadı yapıyoruz. Projeye başvurduk ve kınalı ellerimizle çilekleri topladık. Destekler için devletimize teşekkür ederiz” şeklinde konuştu.
Çiftçi Ömer Can da üretim konusunda her zaman eşini desteklediğini belirterek depremden sonra böyle bir uğraşın eşine ve köydeki kadınlara maddi ve manevi açıdan çok iyi geldiğini ifade etti.
Çiftçi kadınlardan üniversite öğrencisi Melike Yıldırım ise yaz tatili olduğu için köyüne geldiğini ve kadın dayanışması kapsamında komşusu olan Zeynep Can’a yardım ettiğini söyledi. – GAZİANTEP
]]>Aşırı sıcak havalar ve yüksek nem oranları Türkiye’nin pek çok kentinde etkisini gösterirken Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün “tehlikeli sıcaklık” uyarısı verdiği Antalya ve ilçelerinde yoğun klima kullanımının da etkisi ile Akdeniz Bölgesi’nde elektrik tüketiminde ciddi artışlar gözleniyor. Antalya, Burdur ve Isparta’da elektrik dağıtım hizmeti veren Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin (AEDAŞ) verilerine göre, bölgede elektrik tüketimi son günlerde peş peşe rekor kırıyor. 19 Temmuz Cuma günü üç ildeki toplam elektrik tüketimi 57 bin 448 MWh’ye ulaşarak 2024 yılının zirvesini görürken, 3 gün sonra yani 22 Temmuz Pazartesi günü 58 bin 370 MWh ile rekor tazelendi. Bölgede elektrik tüketiminde yılın zirvesi ise 23 Temmuz Salı günü yaşandı. 23 Temmuz tarihinde bir önceki yılın aynı gününe göre elektrik tüketimi yüzde 14,2’lik artışla 58 bin 606 MWh’ye çıkarken, 2024’ün yeni rekoru olarak kayıtlara geçti.
“Aşırı yükü yönetmek için acil eylem planı devrede”
Artan elektrik talebine yanıt vermek, kesintisiz, güvenli ve kaliteli elektrik dağıtım hizmeti sunmak için 7 gün 24 saat esası ile faaliyet gösterdiklerini dile getiren AEDAŞ Genel Müdürü İlkay Baydar, “Özellikle yerli ve yabancı turistin yoğun ilgi gösterdiği Antalya’da artan nüfusun yanı sıra sıcak hava ve beraberinde gelen nem, elektrik tüketimine de yansıyor. Gerek turistik tesislerde gerekse meskenlerde klimaların yoğun olarak kullanılması enerji hatlarında aşırı yüklenmeye neden olmakta. Tüketicilerimize en iyi hizmeti sunmak, artan talebe yanıt vermek için acil eylem planını devreye almış durumdayız. Bir yandan sahadaki personelimizi takviye ekipler ile güçlendirirken diğer yandan arızaları önceden yakalayabilmek için teknolojinin bize sunduğu tüm imkanları kullanıyoruz. Arıza, bakım ve onarım ekiplerimiz gün içinde bazen öğle saatlerinde hissedilen hava sıcaklığının 40 dereceleri aştığı koşullarda büyük bir özveri ile çalışmalarına devam ediyor. Enerji altyapımızı sürekli olarak gözden geçiriyor ve olası arızalara karşı hızlı müdahale edebilmek için hazırlıklarımızı aralıksız sürdürüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
” Alanya’da tüketim yüzde 30 arttı”
Yaz aylarının başından itibaren elektrik tüketiminde geçen yıllara göre çok ciddi artışlar yaşandığına işaret eden Baydar, “Bu yıl Haziran ayında da yüksek sıcaklıkla birlikte Antalya ve ilçelerimizde elektrik talebinde aşırı bir yükselme söz konusu oldu. Örneğin bölgemizin önde gelen turistik destinasyonları arasında yer alan Alanya’da son yıllarda yeni yapılaşmalardaki artış ve mevsim normalleri üzerinde seyreden sıcaklıklar elektrik tüketimini büyük oranda etkiledi. 2023 Haziran’ına göre bu yıl aynı döneminde Alanya’daki elektrik tüketiminde yüzde 30’lara varan bir artış yaşandı. Gerek Alanya gerekse hizmet verdiğimiz her noktada artan talebe en iyi yanıtı vermek için yatırım, bakım-onarım çalışmalarımıza ara vermeden devam ediyoruz” dedi. – ANTALYA
]]>Bayraktar, A Haber’de katıldığı programda Türkiye’nin enerji gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’nin enerji filosuna katılacak yeni gemiye ilişkin bilgiler paylaşan Bayraktar, “Yeni gemimiz ya da yüzer üretim platformumuz önümüzdeki hafta başında Türkiye’ye doğru yola çıkıyor. Bu gemi esas itibarıyla bizim doğal gazda, Karadeniz gaz sahasındaki üretimimizi artırmak için planlamalarımızın içerisinde yer alan bir ünite, bir platform.” ifadesini kullandı.
“Gemi, Singapur’dan önümüzdeki hafta başında yola çıkacak. İki aya yakın bir seyir süresi var.” bilgisini paylaşan Bayraktar, platformun Marmara’da bir tersanede birkaç ay süren bakım işleminden geçeceğini, sonrasında Filyos Limanı’na gideceğini söyledi.
Sakarya Gaz Sahası’nda günlük 5,5 milyon metreküp olan üretimin ilk fazda 2025’in ilk çeyreğinde 10 milyon metreküpe çıkarılmasının hedeflendiğini kaydeden Bayraktar, “Bu yeni platformla biz inşallah bunu 20 milyon metreküpe çıkarmış olacağız.” dedi.
Platformun, 2026’da aktif şekilde günlük 10 milyon metreküp doğal gaz üreteceğini ve yaklaşık 5 milyon hanenin doğal gaz ihtiyacını karşılayacağını aktaran Bayraktar, “”Yüzer üretim tesisi ile 2026 yılında Karadeniz’de üretime başlamayı hedefliyoruz. Gemi, Sakarya Gaz Sahası’na gidecek ve 20 yıl boyunca orada bu gazı üretmeye devam edecek. Orada sabit kalacak.” diye konuştu.
Bayraktar, platformun boyunun yaklaşık 300, genişliğinin 56, yüksekliğinin 58 metre olduğunu belirterek, geminin deniz tabanından gazı alarak işleyeceğini ve deniz tabanından karadaki tesise göndereceğini ifade etti.
Türkiye, Nijer’de 2025’te ilk altın üretimini yapacak
Türkiye’nin Somali açıklarında petrol ve doğal gaz aramak amacıyla Somali hükümetiyle imzaladığı anlaşmaya değinen Bayraktar, anlaşma kapsamında Somali açıklarında yaklaşık 5’er bin kilometrekarelik ve toplamda 15 bin kilometrekarelik 3 deniz sahasında imtiyaz ve ruhsat aldıklarını bildirdi.
Bayraktar, “Hızlı bir şekilde 3 boyutlu sismik çalışmaya başlayacağız. Planlamamız içerisinde Oruç Reis Sismik Araştırma Gemisi’ne yer verdik. Eylül ayının sonunda, ekim ayı başı gibi Somali’ye gönderiyoruz.” dedi.
Türkiye’nin, Afrika kıtasından Nijer ile enerji alanında yaptığı çalışmalarına da değinen Bayraktar, Türkiye’nin Nijer’de 3 altın madeni sahasının bulunduğunu ve altın çıkarmak için gerekli çalışmalara 2020’de başlandığını anımsattı.
Bayraktar, sözlerine şöyle devam etti:
“Hedefimiz 2025 yılında ilk altın üretimini gerçekleştirmek. Nijer, bu anlamda çok zengin kaynaklara sahip bir ülke. Gerek altın madenleri, gerek diğer madenler uranyum madeni olsun, petrol ve doğal gazda da bir potansiyeli var. Dolayısıyla, biz bu ülkelerde maden yatırımlarıyla petrol ve doğal gaz yatırımlarıyla da ülkemizin ihtiyaçlarının bir kısmını dış kaynaklarla karşılamış olacağız.”
Bayraktar, doğal gaz merkezi olma yolunda önemli adımlardan biri olan Türkmenistan gazının Türkiye’ye getirilmesi konusuna ilişkin, ilk etapta yıllık 1,5-2 milyar metreküp gazın ilerleyen aylarda veya 2025 başında Türkiye getirilmesini hedeflediklerini söyledi.
]]>Bursa Ticaret Borsası, 100 yıllık köklü geçmişiyle Bursa’nın tarım ve ticaret hayatına yön vermeye devam ediyor. Ocak-Haziran dönemine ilişkin tescil işlem hacmi rakamlarını açıklayan Bursa TB Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Ürün İhtisas Borsası (TÜRİB) Yönetim Kurulu Üyesi Özer Matlı, yılın ilk yarısında güçlü bir büyüme performansı sergilediklerini kaydetti. 2023 yılında Ocak-Haziran aylarını çerçeveleyen dönemde 13 milyar 379 milyon lira işlem hacmi gerçekleştirdiklerini dile getiren Başkan Matlı, 2024 yılının aynı döneminde ise tescil işlem hacmini yüzde 39 artışla 18 milyar 609 milyon liraya yükselttiklerini söyledi.
İşlem hacminde zirvede zeytin yer aldı
Yılın ilk yarısında en çok işlem gören ürünleri de açıklayan Başkan Özer Matlı, Borsa kotasyonuna tabi ürünler arasında yer alan, Bursa’nın en önemli tarımsal marka değerlerinden zeytinin, 5 milyar 760 milyon liralık hacimle ilk sırada yer aldığını belirtti. Başkan Matlı, zeytini 2 milyar 356 milyon lira ile canlı hayvan, 2 milyar 218 milyon lira ile yaş sebze-meyve, 2 milyar 181 milyon lira ile et ve 915 milyon lira ile mısırın izlediğini dile getirdi.
Bursa TB, TÜRİB’de güçlü adımlarla ilerliyor
Bursa Ticaret Borsası, ülkenin dört yanındaki alıcıları ve satıcıları tek bir merkezi platformda buluşturan, tarım sektörünün dijitalleşmesininmiladı kabul edilen Türkiye Ürün İhtisas Borsası’nda (TÜRİB) da aktif rol oynamaya devam ediyor. TÜRİB Elektronik Ürün Piyasası’nda Ocak-Haziran döneminde Bursa TB acente kaydındaki müşteri işlem hacminin 521 milyon 130 bin lira olarak gerçekleştiğini açıklayan Başkan Özer Matlı, yılın ilk 6 ayındaki işlem hacmiyle diğer borsalar arasında alımda 7. sırada yer alma başarısı gösterdiklerini vurguladı. Bursa TB acente kaydındaki müşteri sayısını da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15 artırarak TÜRİB’deki güçlü varlıklarını pekiştirdiklerinin altını çizen Özer Matlı, bu dönemde acente kaydındaki müşterilerin en çok işlem gerçekleştirdiği ürünlerin sırasıyla mısır, arpa, buğday ve zeytin olduğunu kaydetti.
“Güven ve deneyimle büyüyoruz”
Yılın ilk yarısındaki tescil işlem hacmi performansını değerlendiren Bursa TB Yönetim Kurulu Başkanı ve TÜRİB Yönetim Kurulu Üyesi Özer Matlı, “Bursa Ticaret Borsası olarak, 100 yıllık geçmişimizle ülkemiz tarım ve ticaretine katkı sağlamaya devam ediyoruz. Elde ettiğimiz yüzde 39’luk işlem hacmi artışı, üreticilerimizin ve tüccarlarımızın bize duyduğu güvenin bir göstergesi olduğu gibi, bölge ekonomimizin de ne denli dinamik ve güçlü olduğunu ortaya koymaktadır. Borsa olarak hedefimiz, bir asra ulaşan tecrübemiz ve altyapımızla, yenilikçi ve sürdürülebilir yaklaşımlarla üyelerimize en yüksek standartlarda hizmet sunmak ve bölge ekonomisine katkıda bulunmaya devam etmektir. Bu yolda emeği geçen tüm üyelerimize ve çalışanlarımıza teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>Tören, saygı duruşu ve İstiklal marşının okunmasıyla başladı. Ardından, Kütahya OSB’nin 50 yıllık tarihini anlatan özel bir video misafirlere sunuldu. Bu videoyu, yeni genişleme sahasını tanıtan bir video takip etti. Videoların ardından, Kütahya OSB Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Eski, sanayi bölgesinin 50 yıllık geçmişi ve gelecek vizyonunu içeren konuşmalarını yaptı. Yönetim Kurulu Başkanımızın konuşmalarının ardından, Kütahya Valisi Musa Işın, Kütahya OSB ve yatırımcıların önemine değinen bir konuşma gerçekleştirdi.
“Kapasite artırımı için gereken desteği vereceğiz”
Kütahya OSB’nin kapasite artırımı sürecinde karşılaşılan bürokratik engellerin aşılması için gereken desteği vereceğini ifade eden Sayın Vali Musa Işın, “Kütahya OSB’nin kapasite artırımını da inşallah hep birlikte gerçekleştirmiş olacağız. Dolayısıyla bu da ilimize büyük bir katkı sağlamış olacaktır” dedi.
Kütahya’nın hem sanayi hem de tarım alanında önemli gelişmeler kaydettiğine dikkat çeken Vali Musa Işın, “İlimizi hem sanayi itibarıyla geliştirmek istiyoruz hem tarım itibarıyla geliştirmek istiyoruz. Ayrıca Turizm Master Planını da devreye sokmak suretiyle ilimiz başta sanayi sonra turizm ve tanıtım, akabinde de tarımla birlikte inşallah modern ve marka illerden bir tanesi olacaktır. Kütahya’nın geleceği açıktır, geleceği parlaktır ve önünde hiçbir engel yoktur” diye konuştu.
“İstihdam artışı son 4 yıldır istikrarlı bir şekilde devam etti”
Kütahya OSB’nin destek ve katkı sunanlara teşekkür eden Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Eskioğlu, “Kütahya Organize Sanayi Bölgesi 13 bin 500 istihdamı ile ilimizdeki toplam istihdamın yaklaşık yüzde 22-23 ünü gerçekleştirmektedir. Bu çok önemli bir rakam olmakla birlikte, şehrimizin özel sektöründe çalışan yaklaşık her 4 kişiden 1 inin Kütahya OSB bünyesinde istihdam edilmekte olduğunu göstermektedir. İstihdam artışı son 4 yıldır istikrarlı bir şekilde artarak devam etmektedir. Şehrin en önemli ekonomik unsurlarından olmamız sosyolojik anlamda bizlere önemli sorumluluklar yüklemektedir. Şehrimiz için en önemli hedeflerimizden olan ekonomik gelişim ve gelir düzeyimizi yükseltmek içinde ayrıca çaba sarf ediyoruz. Yüksek gelir düzeyine sahip olan orta-yüksek teknolojili sanayi üretimini bölgemize çekmek için genişleme alanında en az 300 dönümlük alanın orta yüksek teknolojili üretim tesislerine tahsisi için yönetim kurulu olarak prensip kararı aldık. Tabi bunu gerçekleştirmek, yatırımı çekebilmek için mevcut alanımızda ve genişleme bölgemizde otel, alışveriş merkezi, sosyal tesisler, spor alanları gibi önemli unsurları planladık ve gerçekleştireceğiz.Tüm bunlar için çaba sarf ederken, bugüne kadar gösterilmemiş vefa için zararın neresinden dönersek kardır düşüncesi ile hareket ettik. Bölgemize büyük emekleri olan sanayici büyüklerimizi onore etmek, insanların hayattaykende ne kadar kıymetli olduğunu göstermek için 4 caddemize onların isimlerini verdik. Nafi Güral, Rıza Güral, merhum Necati Ünal ve yine merhum İrfan Sopakoymaz abilerimizin isimlerini caddelerimizde yaşatıyoruz. Bu çalışmalarımız zaman zaman tekrar yeni isimlerle devam edecektir. Marifet iltifata tabiyse bizde gerekli iltifatı yapmaya devam edeceğiz. Yine bu programda geçmiş yönetim kurulu başkanlarımızı da onore etmek istiyoruz. Daha önceki başkanlarımızın fotoğraflarını sırası ile Müdürlük binamızın en güzel köşesine yerleştireceğiz ve onları unutmayacağız” ifadelerini kullandı.
Kütahya OSB’ye sunanlara teşekkür plaketi
Konuşmalarının ardından Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Eskioğlu, Vali Musa Işın’a hediye olarak çini tabak takdim etti. Kütahya Organize Sanayi Bölgesi’ne Merhum Hediye Güral Camii’ni kazandıran Nafi Güral’a, Hava Er Eğtitim Tugay ve Garnizon Komutanı Hava Tuğgeneral Mustafa Baş tarafından çini tabak takdim edildi. Sanayi bölgesine Jandarma Karakol binasını kazandıran Rıza Güral’a çini tabağı ve Kütahya OSB’de faaliyet gösteren ilk on firmadan biri olan Derya Madencilik San. ve Tic. Ltd. Şti. adına Bekir Eskioğlu’na teşekkür plaketleri, Kütahya Belediye Başkanı Eyüp Kahveci tarafından takdim edildi. Kütahya OSB Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapmış isimlere plaketleri, Kütahya OSB Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Eskioğlu tarafından takdim edildi. Geçmiş dönem başkanlarının ardından, Kütahya OSB’de faaliyete başlayan ilk on firmaya da plaketleri, Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Eskioğlu ve Başkan Vekili Emin Yüce tarafından takdim edildi. Etkinlik, toplu hatıra fotoğrafı çekimi ile sona erdi. – KÜTAHYA
]]>Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, “En büyük ticaret ortağımız Avrupa Birliği, ABD ve Çin rekabetiyle mücadele etmek, küresel sahnede daha iddialı bir AB vizyonunu oluşturmak için Yeşil Mutabakat ile ‘Buy European’ stratejisini güçlendiriyor. 2024’ün ilk yarısında AB 4,6 milyar dolarla ihracatımızın önemli bir bölümünü oluşturdu. 6 aylık ihracatımızda Avrupa kıtasının payı yüzde 51 olarak kayıtlara geçti. Amerika ülkelerine yüzde 8 artışla 1,1 milyar dolar, Orta Doğu ülkelerine 979 milyon dolar, Afrika ülkelerine yüzde 2 artışla 689 milyon dolar, Eski Doğu Bloku ülkeleri 579 milyon dolar, Serbest Bölgelere yüzde 12 artışla 183 milyon dolar, Türk Cumhuriyetlerine 178 milyon dolar ihracatımız var. Almanya 912 milyon dolar, ABD yüzde 3 artışla 791 milyon dolar, İtalya 517 milyon dolar, İspanya 507 milyon dolar, Birleşik Krallık yüzde 8 artışla 461 milyon dolar, Hollanda’ya yüzde 9 artışla 383 milyon dolar, Fransa’ya 365 milyon dolar, Rusya’ya 256 milyon dolar ihracatla ilk sıralarda yer alıyor.” dedi.
2024’ün ilk yarısında Çin’e ihracatta yüzde 66 artış
Başkan Eskinazi, 2024 yılı Ocak-Haziran döneminde en fazla ihracat artışı gösterdiği Asya-Okyanusya ülkelerine yüzde 17 artışla 637 milyon dolar ihracat yaptıklarına değindi. Eskinazi, “Ticaret Bakanlığımızın Uzak Ülkeler stratejisiyle belirlediği 18 ülkenin 11’ine ihracatımızda belirgin artışlar yaşadık. EİB olarak Uzak Doğu ülkeleriyle ihracatımız incelendiğinde; artık sadece tekstil ve tüketim malları dışında elektrikli otomobilden, yenilenebilir enerji endüstrisine, hammadde piyasasına, birçok gelecek teknolojisi ve stratejik ürünün her bir segmentine hakim durumda olan Çin’e yüzde 66 artışla 211 milyon dolar ihracat gerçekleştirdik. Japonya’ya yüzde 28 artışla 77 milyon dolar, Güney Kore’ye 26 milyon dolar, Hong Kong’a 11 milyon dolar, Tayvan’a 9 milyon dolar ihracat gerçekleştirdik. Güney Asya’da ihracatımızı Hindistan’a yüzde 3 artışla 56 milyon dolar, Pakistan’a yüzde 48 artışla 27 milyon dolar, Bangladeş’e yüzde 39 artışla 20 milyon dolar büyüttük. Asya Pasifik bölgesinde ise Vietnam’a 32 milyon dolar, Malezya’ya 20 milyon dolar, Tayland’a yüzde 35 artışla 11 milyon dolar, Filipinler’e 8 milyon dolar, Singapur’a yüzde 15 artışla 8 milyon dolar ihracat yaptık.” diye konuştu.
Ülkelere yapılan ihracat rakamları
Ege Bölgesi’nde mobilya kağıt orman ürünleri ve mamulleri sektörünün ihracatında birinci ülke yüzde 60 artışla 28 milyon dolarla ABD oldu. Demir çelik sektörü 2024’ün ilk yarısında en fazla ihracatı 149 milyon dolarla Almanya’ya, deri ve deri mamulleri sektörü 11 milyon dolarla Almanya’ya, hazırgiyim ve konfeksiyon sektörü 144 milyon dolarla İspanya’ya, hububat bakliyat yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü yüzde 89 artışla 84 milyon dolarla Cezayir’e, kuru meyve ve mamulleri sektörü 26 artışla 76 milyon dolarla Birleşik Krallık’a, maden sektörü yüzde 167 artışla 153 milyon dolarla Çin’e, yaş meyve sebze ve meyve sebze mamulleri sektörü 95 milyon dolarla ABD’ye, su ürünleri ve hayvancılık mamulleri sektörü yüzde 8 artışla 96 milyon dolarla İtalya’ya, tekstil ve hammaddeleri sektörü 21 milyon dolarla Çin’e, tütün sektörü yüzde 16 artışla 62 milyon dolarla Irak’a, zeytin zeytinyağı sektörü 80 milyon dolarla İspanya’ya ihracat gerçekleştirdi.
İzmir ve Manisa’nın ihracatında Almanya, Denizli’nin ihracatında Birleşik Krallık, Aydın’ın ihracatında İtalya, Muğla’nın ihracatında Rusya, Balıkesir’in ihracatında ABD, Kütahya’nın ihracatında İtalya, Uşak ve Afyonkarahisar’ın ihracatında ABD birinci sırada yer aldı. – İZMİR
]]>Merkezefendi Belediyesi, iş arayanları ve işverenleri buluşturacak ‘Kariyer ve İstihdam Ofisi’ hazırlık toplantısı Başkan Doğan’ın katılımıyla, iş dünyasının temsilcileri ile bir araya gelerek gerçekleştirildi. Toplantıda ‘Kariyer ve İstihdam Ofisi’nin kamu kurum ve kuruluşlarından da destek alarak hareket edileceğinden, ofisin kariyer danışmanlığı vereceğinden, staj imkanı sağlayacağından ve CV Bank kurulacağından bahsedildi. Odalar, STK’lar ve derneklerin de bu işin içinde olacağı belirtildi.
“Daha mutlu bir Merkezefendi için hep birlikte çalışalım”
Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan, “Ortak akıl ve iş birliği ile Denizli’mizin ve ülkemizin en önemli sorunlarından biri olan işsizliğe çözüm olarak istihdama katkı sağlamayı istiyoruz. Hep birlikte, güçlü ve etkili bir iletişimle bu ‘Kariyer ve İstihdam Ofisi’ projesini hayata geçirebilir, liyakati olanı, liyakat arayanla buluşturabiliriz. Merkezefendi olarak biz buna tüm kalbimizle talibiz. Hep beraber, ilçemizde işsizliğe karşı bir set oluşturalım. Hemşehrilerimizin işe, sizin de nitelikli çalışana ihtiyacı var. O halde gelin, bu birlikteliği hep beraber kuralım ve daha iyi, daha mutlu bir Merkezefendi için hep birlikte çalışalım. İş arayanla işveren arasında liyakatli bir köprü kuracağız. Ayrıca, belediyemize sosyal yardım noktasında destek için gelen hemşehrilerimizden çalışabilir durumda olanları da iş dünyasına yönlendirerek balık vermek yerine balık tutmayı öğreteceğiz. Birlikte, daha güçlü Merkezefendi, daha güçlü Denizli için çalışıyoruz” dedi.
“Üyelerimizin ağırlıklı bölümü personel istihdamı konusunda kronikleşen bir soruna sahip”
Sanayi Odası olarak üzerlerine düşen görevi yapmakta hazır olduklarını ifade eden Denizli Sanayi Odası Genel Sekreteri Sezgi Akbaş da “Burada biz insanların iş aramama sebeplerine genel itibariyle baktığımızda temel sebebinin ev işleriyle meşgul olmaları olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla kadınların işgücü piyasasına katılımı söz konusu olduğunda Merkezefendi Belediyemizin hali hazırda yürüttüğü çocuk bakım yükümlülükleri ile ilgili hususunda gündemde kalması gerektiğini düşünüyorum. DSO olarak bin 800 üyemiz var. Yaklaşık 900’ü yüzde 51’i Merkezefendi sınırları içerisinde. Bu üyelerimizin ağırlıklı bölümü personel istihdamı konusunda kronikleşen bir soruna sahip. Merkezefendi Belediyesi ile yapılacak her faaliyete DSO olarak hazırız” ifadelerini kullandı.
“Ancak biz artık üretimde personel bulmakta zorlanıyoruz”
Her geçen gün büyüyen sanayisi ve istihdam sayısına rağmen personel bulmakta güçlük yaşadıklarını dile getiren DENİB Yönetim Kurulu Üyesi Selim Yaymanoğlu ise “Maalesef insanlarımız son zamanlarda çalışmama, kolay para kazanma peşinde. Biz bunu ailelere anlatarak çocukları bu şekilde yönlendirmemiz gerekiyor. Proje çok güzel. Biz buna destek olmalıyız. Biz sanayiciler olarak bu işin sonuna kadar takip edip, bizlere görev verildiği takdirde üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Denizli yüksek istihdam sağlayan bir il. Ancak biz artık üretimde personel bulmakta zorlanıyoruz. Bu konuda hepimiz birlikte programa dahil olup, elimizi taşın altına koyup üzerimize düşen görevleri yapacağız” şeklinde konuştu. – DENİZLİ
]]>İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri Genel Müdürlüğü (İETT) ve Gaziosmanpaşa Belediyesi yetkilileri, ‘2024 İETT İlçe Belediye Buluşmaları’ çerçevesinde ilçede ulaşımı daha konforlu ve hızlı hale getirmek için hayata geçirilecek projeleri görüşmek üzere bir araya geldi. Gaziosmanpaşa Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen toplantıya, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe, Belediye Başkan Yardımcısı Bülent Kıdık, İETT Genel Müdürü İrfan Demet, İETT Genel Müdür Yardımcıları Şükrü Yılmaz ve Onur Temürlenk, İETT Koordinatörü Sinan Öztürk ile Ulaşım Planlama Daire Başkanı Yusuf Limon konuşmacı olarak katıldı.
Belediye birim müdürleri, meclis üyeleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, muhtarlar ve çok sayıda vatandaşın da takip ettiği toplantıda, toplu ulaşım konusunda yaşanan problemler, talep ve beklentiler ele alındı. Katılımcı yönetim vizyonu ve ortak akıl ile ilçede kısa, orta ve uzun vadede üretilmesi gereken çözüm süreçleri değerlendirildi.
“Vatandaşın sorunlarını önceleyerek, sizlerle istişare ederek çözme ihtiyacını hissettik”
Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Bahçetepe, “Bu kıymetli çalışmada, sizlerden gelecek öneriler ve belediyemizin tespit ettiği sorunlar doğrultusunda büyükşehir belediyemizin kıymetli yöneticileri ile birlikte neler yapabileceğimizi gündeme aldık. İlçemizin ulaşım anlamındaki sorunlarını, ihtiyaçların hasıl olduğu mahalleleri önceleyerek, vatandaşın sorunlarını önceleyerek, sizlerle istişare ederek çözme ihtiyacını hissettik. Bu toplantıyı da İETT Genel Müdürümüzün katkılarıyla beraber yapma imkanı kazandık. Kendisine bu anlamda çok teşekkür ediyorum. İstanbul’a yapmış olduğu hizmetlerden dolayı Büyükşehir Belediye Başkanımıza, kurum müdürlerimize çok teşekkür ediyorum” dedi.
“Amacımız okullar açılmadan önce Gaziosmanpaşa’daki sorunların en acil olanlarını gidermek”
Gerçekleşen toplantıda konuşan İETT Genel Müdürü İrfan Demet ise, “İETT, 153 yıllık tecrübesiyle İstanbul genelinde günde 832 hatta, 62 bin sefer düzenleyerek, 5 milyona yakın yolculuk gerçekleştiriyor. Yani bir ülke nüfusu kadar yolcuyu bir günde taşıyoruz. Günde 1 milyon 250 bin kilometre yol yapıyoruz. Bu da dünyanın etrafının 32 katı demektir. 20 bini aşkın personel ile 7/24 İstanbul’a hizmet ediyoruz. Gaziosmanpaşa ulaşımına nasıl katkı sağlayacağımızı hep birlikte burada konuşacağız. Amacımız, okullar açılmadan önce Gaziosmanpaşa’daki sorunların en acil olanlarını gidermek. Mutlaka ilerleyen dönemde de çözülecek hususlar vardır. Ama biz acil konuları tespit ederek, bu konuda adımlar atarak, diğer sorunları da çözüp yolumuza en iyi şekilde devam etmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Ulaşım Planlama Daire Başkanı Yusuf Limon, sunum gerçekleştirdi
Konuşmaların ardından Ulaşım Planlama Daire Başkanı Yusuf Limon, Gaziosmanpaşa’da taşınan yolcu sayısı, kullanılan hatlar, eklenmesi planlanan hatlar, ilçede devam eden ve yapılması planlanan toplu ulaşım çalışmalarıyla ilgili bir sunum gerçekleştirdi. Hayata geçirecekleri Yenimahalle Entegresyon Projesi ile ilçede toplu ulaşımı rahatlatmayı planladıklarını ifade eden Limon, mahalleler arası entegrasyonun sağlanması, merkezi alanlara tek biletle ulaşım imkanı, mahalleler arası hizmet ve ücret adaleti, araç içi yoğunluğunun azaltılması, sefer sıklığı artışı gibi çalışmaların yapılacağını söyledi. – İSTANBUL
]]>Aydın İl Koordinasyon Kurulu’nun 2024 yılı 3. Dönem Toplantısı, Aydın Valisi Yakup Canbolat başkanlığında gerçekleştirildi. Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı (YİKOB) Toplantı Salonu’nda düzenlenen toplantıda, 2024 yılı içerisinde Ocak ve Haziran aylarını kapsayan yatırımlar değerlendirildi. Aydın genelinde 2024 yılında uygulanan 426 projeden 51 adedinin tamamlandığını ifade eden Aydın Valisi Yakup Canbolat, geriye kalan 375 adet projenin de 259 adedinin devam ettiğini, 13 adedinin ihale aşamasında olduğunu, 103 adedinin ise çeşitli nedenlerden dolayı başlanamadığını belirtti. İl genelinde uygulanan projelerin genel toplamında toplam proje tutarının 51 milyar 14 milyon 12 bin TL, önceki yıllar harcaması 13 milyar 261 milyon 704 bin TL, 2024 yılı ödeneği 11 milyar 898 milyon 71 bin TL olduğunu sözlerine ekleyen Vali Canbolat, 2024 yılı harcamasının ise 6 milyar 990 milyon 824 bin TL, toplam harcama tutarı da 20 milyar 252 milyon 528 bin TL olduğunu açıkladı.
Aydın’da yatırımcı kuruluşlar bazında 2024 yılında uygulanan 355 projeden 32 adedi tamamlanırken, geriye kalan 323 adet projenin de 217 adedinin devam ettiği, 12 adedinin ihale aşamasında olduğu, 94 adedinin ise çeşitli nedenlerden dolayı başlanamadığı belirtildi. Proje bedeli 47 milyar 822 milyon 588 bin TL olan yatırımların önceki yıllar harcaması 12 milyar 315 milyon 75 bin TL, 2024 yılı ödeneği 10 milyar 272 milyon 390 bin TL olurken 2024 yılı dönem harcaması ise 5 milyar 706 milyon 159 bin TL olarak gerçekleşti. Yatırımlarda dönem itibariyle yaklaşık yüzde 37,68 nakdi gerçekleşme sağlandı.
Aydın’da belediyeler bazında 2024 yılında uygulanan 71 projeden 19 adedi tamamlanırken, geriye kalan 52 projenin, 42’sinin devam ettiği, 1 adedinin ihale aşamasında olduğu, diğer 9 adedinin ise çeşitli nedenlerden dolayı başlanamadığı açıklandı. Bu yatırımların toplam proje tutarı 3 milyar 191 milyon 423 bin TL, önceki yıllar harcaması 946 milyon 628 bin TL, 2024 yılı ödeneği ise 1 milyar 625 milyon 681 bin TL oldu. 2024 yılı harcaması ise 1 milyar 284 milyon 664 bin TL oldu. Yatırımlarda dönem itibariyle yüzde 69,92 nakdi gerçekleşme sağlandı.
Yatırımcı kuruluşlarca 2024 yılı ödeneğinin sektörlere göre dağılımına bakıldığında ise ilk 3’te yer alan sektörler sıralamasıyla Diğer Kamu Hizmetleri-Sosyal 3 milyar 912 milyon 782 bin TL harcamayla 1. sırada, Eğitim 1 milyar 577 milyon 869 bin TL ile 2. sırada, Sağlık sektörü ise 1 milyar 413 milyon 982 bin TL harcamayla 3. sırada yer aldı.
Kurumlar bazında toplam harcama tutarlarına bakıldığında ise DSİ 21. Bölge Müdürlüğü 5 milyar 780 milyon 318 bin TL harcamayla 1. sırada, Aydın İl Sağlık Müdürlüğü 4 milyar 784 milyon 700 bin TL harcamayla 2. sırada, Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü ise 2 milyar 375 milyon 812 bin TL harcamayla 3. sırada yer aldı.
“Birlik, beraberlik ve dayanışma içinde çalışacağız”
Yatırımların gerçekleşmesi konusunda çalışma gösteren tüm kurumlara teşekkür eden Vali Yakup Canbolat, hedefe ulaşmak için birlik beraberlik içinde çalışılacağına dikkat çekerek “Her zaman olduğu gibi yatırımlarımızın gerçekleşmesinde, halkımıza hizmet verilmesinde ilimizdeki kamu ve özel sektör kurumlarının birlik, beraberlik ve dayanışma içerisinde çalışacaklarına, program hedeflerine mutlaka ulaşacaklarına inanıyorum. Önemli bir sorun ve darboğazla karşılaşıldığında mutlaka ilgili kurumların diyalog halinde, iyi niyetli ve çözüm odaklı olarak davranmalarını, çözülemeyen herhangi bir sorun olduğu takdirde en kısa sürede Valiliğimize bildirmelerini istiyorum. İlimizin gelişmesi ve kalkınmasında çaba gösteren, çalışan tüm kişi ve kuruluşlara teşekkür ediyor ve başarılarının devamını diliyorum” dedi.
Vali Canbolat’ın açılış konuşmasının ardından kurum temsilcileri, kurumlarıyla ilgili yatırımlarda gelinen son noktaya ilişkin sunum gerçekleştirdi.
Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı Toplantı Salonu’nda Aydın Valisi Yakup Canbolat başkanlığında yapılan toplantıya Aydın Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Barış Altıntaş, kaymakamlar, ilçe belediye başkanları, daire müdürleri ve meslek kuruluşu temsilcileri katıldı. – AYDIN
]]>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan ‘Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Mezunlarına Sağlanan Teşvikler ve Öğrencilere Yönelik Devlet Katkıları’ temalı iş birliği protokolünüm ardından Manisa’da, mesleki eğitim alanında eğitim alan gençlerin mezun olduğu alanda istihdam edilmesini sağlamaya yönelik çalışmaların yürütülmesi amacıyla Manisa Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürü Günseli Tufan ile Manisa İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Uğurelli, arasında iş birliği protokolü imzalandı.
İmza töreninde konuşan Manisa Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürü Günseli Tufan iki kurum arasında imzalanan bu protokol kapsamında, mesleki eğitim alanında eğitim alan gençlerimizin, Manisa sanayisinde niteliklerine uygun sektörlerde istihdamlarının sağlanması hedeflenerek istihdamın artırtılmasının amaçlandığını ifade etti. Bu amaçla meslek lisesi mezunu gençlerin mezun olduğu alanda düzenlenen işbaşı eğitim programına katılması halinde katılımcı gruplarına bağlı olarak günlük cep harçlıkları tutarı yüzde 30 artırımlı (850,11 TL) ödeneceğini belirten Tufan, ilk etapta Elektrik-Elektronik Teknolojisi, Makine ve Tasarım Teknolojisi, Metal Teknolojisi, Mobilya ve İç Mekan Tasarımı, Motorlu Araçlar Teknolojisi, Tesisat Teknolojisi ve İklimlendirme, Gemi Yapımı alanlarında yer alan 537 meslekte uygulamanın başladığını, çalışmaların tamamlanmasına müteakip diğer meslek alanlarında da uygulamanın başlayacağını, imzalanan protokolün istihdama katkı sağlayarak ilimiz için hayırlı olmasını diledi.
İmza töreninde konuşan İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Uğurelli, “Büyük Ülke Güçlü Türkiye hedeflerimize ulaşmak için sevgili çocuklarımızı ülkemize yararlı olacak şekilde bilgi, beceri ve birikimlerle donatıp en güzel şekilde yetiştirmek ve mezun ettiğimiz her öğrencinin bir meslek sahibi olması için çalışıyoruz. Mesleki ve teknik eğitimi önemsiyoruz ve üzerinde duruyoruz. ‘Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Mezunlarına Sağlanan Teşvikler ve Öğrencilere Yönelik Devlet Katkıları’ temalı iş birliği protokolü; Elektrik Elektronik Teknolojisi, Makine ve Tasarım Teknolojisi, Metal Teknolojisi, Motorlu Araçlar Teknolojisi, Mobilya ve İç Mekan Tasarımı, Gemi Yapımı, Tesisat Teknolojisi ve İklimlendirme gibi mesleki eğitime katma değer katan yedi alanı kapsamaktadır. Mezun olan öğrencilerimizin eğitim aldıkları alanlarda istihdam edilmeleri bizim önceliğimizdir” dedi.
Uğurelli, mesleki ve teknik ortaöğretim mezunların çalışma hayatına katılımını desteklemek ve Mesleki ve teknik eğitimi, daha yüksek standartlara taşıma amacıyla bugün imzalanan bu protokol ile yarınlarımızın teminatı evlatlarımızın mesleki eğitimini aldıkları alanda sektörde istihdam edilmeleri, mezunlarımızın daha kolay iş bulabilmeleri ve iş yeri uyumlarının arttırılmasını sağlamak amacıyla bir adım daha attıklarını belirtti. Uğurelli, “Şehir-i Şehzade kentimiz için Milli Eğitim Bakanlığımızın ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın belirlediği politikalar çerçevesinde ilimizde eğitimin niteliği ve içeriğini yüceltecek çalışmalardan biri olan iş birliği protokolünün ilimiz ve öğrencilerimiz adına hayırlı olmasını temenni ediyorum” dedi. – MANİSA
]]>Manisa CBÜ Teknoloji Geliştirme Bölgesi Anonim Şirketi tarafından Ar-Ge ve teknoloji geliştirme ekosistemine katkı sunan firmalar için “İnovasyon ve Teknoloji Ödülleri Töreni” düzenledi. Özel bir otelde düzenlenen törende Manisa Vali Yardımcısı Mustafa Özkaynak, Manisa CBÜ Rektörü Prof. Dr. Rana Kibar, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ahmet Çetin, Prof. Dr. Kadir Ay, Prof. Dr. Oktay Üçer, Manisa TEKNOKENT Müdürü Prof. Dr. Osman Çulha, Yunusemre Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Mesut Doğan, İŞKUR Müdürü Günseli Tufan, SGK İl Müdürü Buket İnce, Manisa Sanayi ve Teknoloji İl Müdürü Mehmet Üçbaş, Manisa KOSGEB İl Müdürü Oğuz Kılınç, Manisa Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Faik Gürocak ve firma temsilcileri katıldı.
Törenin açılış konuşmasını gerçekleştiren TEKNOKENT Müdürü Prof. Dr. Osman Çulha, “2012 yılında kurulan ama 2017 yılında ilk defa alarak faaliyete geçen 7 yılını doldurmuş bir teknoloji geliştirme bölgesidir. Artık olgunluk seviyesine geldik ve çok daha bilgi ekonomisine dayalı olan döneme doğru giriyoruz. Bu kapsamda 2012 yılından itibaren 111 bin metrekarelik alanda Teknoloji Geliştirme Bölgesi faaliyet gösteriyor ama kapalı alanda 5 bin metrekarelik yerde işletmelerimiz faaliyetini sürdürmekteler. Biz personelimizi de önemsiyoruz. Şirketlerimizin toplamda geçen yıl itibariyle 915 AR-GE personeli yer almış. ve bunların içerisinde 50’si yazılım ve bilişim personeli olarak görev alıyor. Kadın istihdamı bizim için çok önemli. Yüzde 80’deyiz ve her yıl artış gösteriyor. 326 tane proje ARGE ve tasarım yazılım projesi gerçekleştiriliyor. 100 tanesi bu dönem tamamlandı ve bu projelerden 48 tane yeni ürün piyasaya çıktı. Teknokent’ten çıkan ve yeni ürün olarak sisteme giren ürünlerden bahsediyoruz. Bunlar bölgemizdeki şiddetlerimizin ürettiği bilgiler. Bu proje bilgilerine ilaveten ihracat yapıyor işletmelerimiz. Toplamda 2,7 milyon dolarlık ihracat gerçekleşti. ve bunların çoğunluğu AR-GE faaliyeti, AR-GE dışı faaliyet olarak tariflediğimizde yarı yarıya bir oranı sunduk bulunmakta” dedi.
AR-GE gelirleriyle bilgili bilgiler veren Çulha, “Tamamlanan projelerle ilgili işletmelerimiz bunlar sizlerin girmiş olduğu verilerden elde ettiğimiz ve bakanlığa sunduğumuz performans olarak da bizlerin teknoloji geliştirme yönetim şirketinin birer performans endeksi. Satışlarımız 600 milyonluk bir satışımız var. Bunların 375’i AR-GE geliri ve AR-GE dışı gelirler. Burada AR-GE’yi fonladığımız ve firma erişim noktasında iyi noktada olduğumuzu gösteren bir diğer kriter. Bunların yanında giderlerimiz olmuş. 200 milyona yakın AR-GE giderimiz olmuş. Yıl bazlı istatistiki olarak takip edip sizlere ve diğer paydaşlarımıza eksik olan yerlerde ödevler yönlendireceğiz. Bilginin ticarileşmesini ve inovasyonunu bununla birlikte teknoloji geliştirmeyi etkileşim ve iş birliğiyle yapmayı istiyoruz. O yüzden AR-GE merkezleri ve teknoloji gelişme bölge şirketlerimizi burada bir araya getirdik. Artık bir araya getirme rolümüzün ötesinde bu işbirliğinden somut çıktılar elde etmeyi, bir sonraki yılki toplantıda törende somut proje ve iş birliklerini burada yansıtmayı istiyoruz. Sizlerin faaliyet döneminde girmiş olduğu bilgileri baz alarak sıralamaları oluşturduk. Teknoloji gelişme ve şirketlerimize de benzer bir durum gerçekleştirdik. Dönem raporunu zamanında gönderen faaliyet raporlarını zamanında sunan, verilerini eksiksiz giren işletmelerimiz arasından değerlendirmemizi yaptığımızda girişimcilikten iş birliğine kadar 7 farklı kategoride ödüllerimizi ve kazananları belirledik” ifadelerini kullandı.
“AR-GE ve inovasyon konularında çalışmaya gayret ediyoruz”
Manisa Celal Bayar Üniversitesi olarak ülkeye en çok katkı sağlayacak çalışmalara imza atmayı hedeflediklerini söyleyen Rektör Prof. Dr. Rana Kibar, “Bizler Manisa Celal Bayar Üniversitesi olarak 32 yılını tamamlamış 15 fakülte, 16’ncı fakültemiz resmi gazetede yayınlanmak üzere, 15 meslek yüksekokulu, 2 yüksekokul, 32 araştırma ve uygulama merkeziyle başlangıçta Manisa olmak üzere tüm ülkeye hizmet veren büyük bir kurumuz. 47 binin üzerinde öğrencimiz, 4 bin 500’ün üzerinde akademik artı idari çalışanımız var. Dolayısıyla oldukça kalabalık bir kurumdur. Oldukça büyük bir grubumuz ve Manisa’nın tamamına yayılmış durumda hizmet ediyoruz. Tüm akademik çalışanlarımızla ve idari personelimizle ülkemizin özellikle teknoloji AR-GE ve inovasyon konularında çalışmaya gayret ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki bu konularda yapılacak her gelişme sadece ülke ekonomisine bir katkı sağlamakla kalmayacak. Aynı zamanda toplumun refahının yükselmesine de ciddi anlamda bir katkı sağlayacaktır. İşte o yüzden bu konularda çalışmalar yapıyoruz. Özellikle mezun ettiğimiz öğrencilerimizin sektördeki boşluğu dolduracak nitelikte olmasını önemsiyoruz. Bu noktada üniversite olarak farklı iş birlikleri gerçekleştirerek üniversitemizin altyapısını güçlendirip daha donanımlı öğrenciler yönetmeye çalışıyoruz. İşte bu noktada özellikle organize sanayi bölgemizle, tüm sanayicilerimizle AR-GE ve inovasyon merkezlerimizle birlikte çalışmalar yürüterek, çeşitli işbirlikleri yaparak bunları geliştirmeye çalışıyoruz. Biz TEKNOKENT olarak firmalarımıza yazılımdan inovasyon desteğine çok farklı alanlarda destek veriyoruz. Bu gelen projelerimizi destekleyerek daha güzel çıktıların elde edilmesine imkan sağlamak istiyoruz” dedi.
Konuşmaların ardından firma temsilcilerine ödülleri verildi. – MANİSA
]]>Ziyarete ilişkin açıklamada bulunan Başkan Yetişkin, “Sınır kapımızın açık olması Seferihisar’ı dünyaya açan en önemli unsurlardan biri. Yunan adaları için verilen kapı vizesi ile birlikte Seferihisar tüm Türkiye’den gelen turistlerin geçiş noktası haline geldi. Hem bu potansiyeli değerlendirmek hem de Samos adası ile ticaret ve turizm konularında iş birliğimizin gelişmesi için ilişkilerin sıcak tutulması çok önemli. Bu yüzden komşumuzu ziyarete geldik” dedi.
İlk olarak Vathi Belediyesini ziyarete giden heyet, toplantıda Seferihisar ve Samos arasında öncelikli olarak İon Rotası’nın turizm destinasyonuna eklenmesi ve uluslararası pazarda yerini alması gerektiği konusunda uzlaştı. Ardından iki kentteki ticaretin gelişmesi için ticaret ve esnaf odalarının bir araya geldiği bir toplantı yapılmasına karar verildi.
Geliştirilen ilişkiler sayesinde Seferihisar’daki üreticilerin ve ticaret ile uğraşan kişilerin Yunanistan pazarına açılacağını belirten Başkan Yetişkin, “Özellikle adalar Türk turistlerin bu kadar yoğun ilgisi ile son 4-5 yıldır karşılaşıyor. Kapı vizesi sayesinde bir çok Türkiye Vatandaşı hayatında ilk kez yurtdışına gitmiş oluyor. Bu sevindirici bir durum. Öte yandan bu talep Türkiye için bir yeni bir pazar da oluşturuyor. Bu potansiyeli değerlendirmek için bizim siyasetçiler olarak aracı olmamız ve diplomatik ilişkileri geliştirmemiz gerekiyor” dedi.
Limanda uzun kuyruklara çözüm istedi
Türk turistlerin Samos Vathi Limanı’nda güneş altında uzun kuyruklarda beklediğini ve buna bir çözüm bulunması gerektiğini belirten Başkan Yetişkin, “Samos Belediye Başkanı’na durumdan rahatsızlığımızı dile getirdim. ‘Kapı vizesi uygulaması sayesinde gemiler tam kapasite geliyor. Yalnızca Samos’ta değil tüm adalarda durum aynı. Türk turistler saatlerce güneş altında bekliyor. Uygulamanın iyileştirilmesi için bu soruna çözüm bulmanız gerekiyor’ dedik. Bu konuda hükümet yetkilileri ile gerekli görüşmeyi sağlayacaklarını, en geç gelecek sene çözüm bulacaklarını söylediler. Umarım bir an önce çözüm bulunur. Bu konuda biz de üzerimize düşen sorumluluğu alacağız” dedi.
Belediyelerin önceliği üst siyaset değil, halkın refahı olmalı
Ardından Karlovassi Belediyesine giden heyet oldukça misafirperver karşılandı. Ziyaretten çok memnun olduğunu dile getiren Karlovassi Belediye Başkanı Themistoklis Papatheofanous; “Karşı komşumuz Seferihisar’ın bizi ziyaretinden dolayı çok mutluyuz. Üst siyasette her zaman gerginlik olur ama yerel siyasetçiler olarak bizim görevimiz halkımızı düşünmek. Bu sebeple her zaman dostluk ilişkilerimizin gelişmesi için öncü olacağız. Bunu sürdürülebilir kılmak için de çeşitli projelerde ortaklaşacağız” diye belirtirken Vathi Belediye Başkanı Papageorgiou Paraskevas ise, “Göreve Ocak ayında başladık ve kısa bir süre sonra Türk misafirlerimiz gelmeye başladı. Türkler sayesinde sokaklar canlanıyor. Seferihisar Belediyesi’nin ziyareti bizi hem onurlandırdı hem de mutlu etti. Çünkü birbirimize bu kadar yakınken iletişimsiz olmamızın iki tarafa da hiç bir faydası yok” dedi.
İki belediye başkanı ve beraberindeki ekipleri ile 28-29 Eylül tarihlerinde Seferihisar’da gerçekleşecek Dionysos Şenliği’ne katılacaklarını belirtti. – İZMİR
]]>“BORÇLARIN BİR AN ÖNCE TAHSİL EDİLMESİ GEREKİYOR”
Bugün katıldığı canlı yayında konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, belediyelerin Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) toplam prim borcunun 96 milyar lirayı bulduğunu belirterek, “Bu noktada yapılması gereken neyse, usulüne uygun şekilde duruma müdahale edilmesi gerekiyor. SGK’ye olan prim borçlarının bir an önce tahsil edilmesi gerekiyor.” dedi.
Bakan Işıkhan SGK’nin 85 milyon vatandaşın hastane, ilaç ve diğer tedavi harcamalarını karşılayıp, 16 milyon emeklinin aylık ve bayram ikramiyelerini ödediğini anımsattı. Harcama ve ödemelerin yapılabilmesinin, SGK’nin ana gelir kaynağı olan sigorta primlerinin düzenli ve eksiksiz toplanmasına bağlı olduğuna işaret eden Işıkhan, şunları kaydetti; “31 Mart yerel seçimlerinden önce SGK’ye prim borçları biriken belediyelerin olduğuna dikkati çekmiş ve belediyelerin borçlarını ödemesi için bir çağrı yapmıştık. Bunu sözde bırakmadık, SGK aracılığıyla tüm borçlu belediyelere, herhangi bir parti farkı gözetmeksizin borç bildirimlerini gönderdik. Bazı belediyeler bu çağrılarımızı dikkate alıp borçlarını ödeme iradesi gösterdi. Buradan kendilerine teşekkür ediyorum. Ancak bunca uyarıya rağmen hala harekete geçmemiş olan belediyelerin sayısı da ne yazık ki oldukça fazla.”
“BELEDİYELERİN BORÇLARI HER GEÇEN GÜN ARTMAKTA”
Tüm uyarıların ardından SGK’nin, kanunun öngördüğü şekilde alacaklarını tahsil etmesi gerektiğini vurgulayan Işıkhan, sözlerini şöyle sürdürdü; “Elbette bu bizim tercih ettiğimiz bir yol değil, ancak ilgili belediyelerin prim borçları artmış durumda ve her geçen gün de bu borçlar büyümekte. Bu noktada yapılması gereken neyse, usulüne uygun şekilde duruma müdahale edilmesi gerekiyor. SGK’ye olan prim borçlarının bir an önce tahsil edilmesi gerekiyor. Bugün itibarıyla belediyelerin prim borçları toplam 96 milyar liraya ulaşmış durumda ve bu borcun yüzde 80’i belediye şirketlerine aittir. Esasında bu milli bir kaynaktır. Vatandaşımızın çalışarak, üreterek, alnının teriyle bütçeye kazandırmış olduğu doğal bir gelir kaynağıdır. ve yine vatandaşlarımızın yararına kullanılması gereken bir kaynaktır. Belediye çalışanlarının emeğinin karşılığı ve gelecek yatırımları olan sigorta primlerinin ödenmeyerek bu paraların başka kalemlere aktarılması asla doğru bir yaklaşım değildir.”
Işıkhan, bakanlık olarak emeğin korunmasının yanında emek sömürüsüne engel olmak için de çalıştıklarını dile getirerek, “Amacımız, SGK’ye olan prim borçlarını tahsil ederek, kayıt dışı ile mücadele ederek ve istihdamı artırarak SGK’nin prim gelirlerini artırmaktır, emeklilerimiz başta olmak üzere vatandaşlarımıza daha iyi imkanlarla hizmet vermektir. Bizler sosyal güvenlik gibi devlet ve millet için hayati önem taşıyan toplumsal bir temel ihtiyacın hem ihyası hem de sürdürülebilirliği için çalışıyoruz.” diye konuştu. Borçlu belediyelere işbirliği çağrısında bulunan Işıkhan, “SGK’ye olan borçların yapılandırılması ve ödeme planlarının oluşturulması konusunda belediyelere her türlü desteği vermeye hazırız. Bu hususta arzumuz, tahsilat sürecini sorunsuz ve en kolay şekilde yönetmektir.” ifadesini kullandı.
“UNUTMAMALIYIZ Kİ HEPİMİZ AYNI GEMİDEYİZ”
Sosyal güvenlik sisteminin önemine değinen Işıkhan, şunları söyledi; “SGK’nin sağlıklı işleyen, daha güçlü bir kurum haline gelebilmesi için bu sürecin zorunluluğunu, bu ülkenin bir vatandaşı olarak hepimizin çok iyi anlaması gerekmektedir. Sosyal güvenlik sistemimizin mali yapısını korumak ve geleceğe güvenle bakmak, hepimizin ortak sorumluluğudur. Sen ben yok, biz varız. Unutmamalıyız ki hepimiz aynı gemideyiz. Büyük Türkiye gemisinin hepimizin desteği ve uyumuyla alacağı daha çok yol, aşacağı daha çok ufuk var. Bu noktada herkes üzerine düşeni hakkıyla yerine getirirse tüm hedeflerimize başarıyla ulaşacağımızı düşünüyorum.”
]]>İncelemenin ardından açıklama yapan Ziraat Odası Başkanı Sezai Çelik, “İnegöl’ümüzde şeftali hasadı başladı. Bildiğiniz gibi Bursa’da şeftali üretiminin İnegöl olarak birinci sırasındayız. Kaymak gibi ürünler de burada, görüyorsunuz. Bundan 10 gün önce şeftalinin ilk durumuyla ilgili bir haber yapmıştık. İl Tarım Müdürümüz ve Kaymakam Bey vardı. O söylemiş olduğum şeyde bu yılın içinde bulunduğumuz durumda çiftçimize para kazandıran tek ürünün şeftali olduğunu söylemiştim. Asıl Avrupa Birliği tarafından coğrafi işaret olarak tescillenen Türk ürünü olan bu şeftali. Cinsi de Gülaven cinsi. Bunun hasadı başladı. Bu kadar güzel ürün ne olduysa fiyat düştü. Şuan da 30 liradan giden malın bugün 17-18 lira civarına düştüğünü görüyoruz. Gerçekten üzülüyoruz. Bunun maliyeti 10 liraları geçiyor. Çiftçi nereden para kazanacak. 1 haftada ne değişiyor biz de anlamadık. Kim bu fiyatlarla oynuyor. Bu aracıların kalkmasını özellikle söylüyoruz. Türkiye’de sürekli Tarım Kredi marketleri kuruldu. Direkt çiftçiye ulaşıp bu ürünü çiftçinin de kazanacağı biçimde alsak, ondan sonra da az bir karla birlikte tüketiciye dağıtsak olmaz mı. 17 liraya giden şeftali 1. sınıf. Eminim kimse 50 liradan aşağı yiyemeyecek. Yazıklar olsun diyorum. Bugün İnegöl’de şeftali üretiminin en yoğun olduğu İsaören Mahallesin’deyiz. Burada hasat yapılıyor. Çiftçinin morali yeniden bozuldu. 3. kalite mal 30 lira yaparken, 1. kalite mal 17-18 lira. Aslında bunun çözümü Tarım Kredi Kooperatifi Marketleriyle çözülecek şey, onlar da kar amaçlı bir market artık. Kazanma parayı gel çiftçinin kurtaracağı şekilde al, sat” dedi.
2 bin dönüm alanda 7 bin ton şeftali üretimi yapıldığını aktaran Çelik,” Bir şeye daha vurgu yapacağım. Avrupa Birliği tarafından tanınan 24. Türk ürünü Bursa Şeftalisi. Önemli bir ürün olduğu için Siyah İncirde Büyükşehir Belediyesi Tarım A.Ş. devreye girip fiyatı regüle ederken aynı şekilde şeftali de Büyükşehir’den piyasaya girip piyasayı regüle etmesi onlarda talebimizdir. Çünkü Bursa’nın Avrupa Birliği tarafından tescillenen bir ürünün en önemli ürünüdür hatta. Siyah incir bile onun arkasından gelir” ifadelerini kullandı.
İsaören Mahallesi Kırsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Erhan Ulu ise,” Öncelikle İsaören İnegöl’ümüzde köylerimizde şeftali hasadımız devam etmektedir. Başkanımın da dile getirdiği gibi bundan 10 gün önce şeftali ilk olarak 30-35 arasından satıcı bulmaktaydı. Fakat şu an Avrupa patentli, tescilli ürünümüz şeftali şu an geldiğimiz noktada 15- 17 lira arasından düşüş yaptı. Biz üreticilere işçiliği, maliyeti eklediğiniz zaman 15 TL’yi buluyor. Gün geçtikçe çiftçimiz bitmek üzere. Başkanımın da dediği gibi Tarım Kredi Kooperatifleri var, değişik kuruluşlar var, marketler var. Bunlar neden aracıyla iş yapıyor? Bugün Avrupa’da tescillenmiş bir ürün diyoruz. Lakin biz üretmeye başladığımızda ne hikmetse şu an düştü. Bugün aroma fiyatı 4 TL, bir çay en beğenmediğin yerde 10 TL. Biz 4 TL’ye aromaya şeftali veriyoruz. Bugün bir aromanın kutusu 25-30 TL. Artık sözün bittiği yerdeyiz. Çiftçi eskiden bitmek üzereydi, şu an bitti. Şu an üzerinde bulunduğumuz bahçe 20 dönüm bir bahçe. Bakımıyla her şeyiyle dört dörtlük bir bahçe. Lakin bu sene bu bahçe komple kesilecek. Benim diyeceklerim bu kadar. Artık sözün bittiği yerdeyiz” dedi. – BURSA
]]>Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, 11 büyük kamu ve özel bankanın bölge müdürleriyle istişare toplantısında bir araya geldi. Toplantıda sanayicilerin finans sektörüne ilişkin sorun, görüş ve beklentileri kapsamlı şekilde değerlendirildi.
Ankara Sanayi Odası’nda gerçekleşen toplantıda konuşan ASO Başkanı Seyit Ardıç, reel sektör ve finans sektörünün Türkiye’nin büyümesinde iki itici güç olduğunu vurgulayarak, karşılıklı fikir alışverişinde bulunmanın önemine dikkat çekti.
Ardıç, Reel sektörün ve bankacılık sektörünün ortak akılla somut öneriler ortaya koymasını kıymetli bulduğunu belirtti.
“Politikaların başarılı sonuçlara ulaşması için tüm kesimlere fedakarlık düşüyor”
Türkiye’de yüksek enflasyon, öngörülemeyen döviz kuru, negatif kredi faizinden kaynaklı talep odaklı büyüme modeli terkedilerek, düşük enflasyona odaklanan sıkı para ve maliye politikası uygulanmaya başlandığını söyleyen Ardıç, şunları kaydetti:
“Yapısal reformlarla da desteklenmesi beklenen sıkılaştırılmış politikalar, Türkiye’nin uluslararası piyasalardan fon temin etmesi, üreticiler için yatırım ortamını sağlaması, tasarruflarını artırması, cari açığını azaltması bakımından kritik bir dönemeçtir. Politikaların başarılı sonuçlara ulaşması için tüm kesimlere fedakarlık düşüyor. Biz sanayiciler bu fedakarlığa katlanmaya hazır olduğumuzu her platformda dile getiriyoruz. Ekonominin diğer aktörlerinin de bu fedakarlığa kendi ölçeklerine göre katılmasını bekliyoruz.”
“Kredi imkanları daralırsa reel sektörde daralır”
Uygulanan sıkı para politikasının bir yansıması olarak son dönemde krediye ulaşma maliyetlerinin artması ve ticari kredilerdeki yavaşlamanın reel kesimdeki ekonomik aktivitelerin yavaşlamasına da yol açabileceğine dikkat çeken Ardıç, şunları kaydetti:
“Bankalarımızın kullandırdıkları kredi imkanları ne kadar daralırsa reel sektörün faaliyetleri de o derece daralacaktır. Son dönemdeki veriler, bankacılık sektörümüzün reel sektörü finanse etmekte isteksiz kaldığını ve kredi kanallarının etkin bir şekilde çalışmadığını teyit etmektedir. Artan girdi maliyetlerinden kaynaklı işletme sermayesi yanında rekabetçiliğimizi yükseltecek yatırımlar için de sermaye ihtiyacı; sanayicilerimizin bankalarla yakın ve karşılıklı ilişki gerekliliğini ortaya koymaktadır. Sanayicilerimizin üretim maliyetleri, hammadde ve enerji fiyatlarına gelen zamlarla oldukça yükselmiştir. Buna yüzde 50-60 oranında finansman maliyeti de eklenip, bu maliyetleri tüketiciye yansıtamadığımız durumda, biz üreticiler maalesef varlığımızı devam ettiremeyecek seviyeye gelebiliriz.”
“Kredilerde daha destekleyici rol üstlenmenizi bekliyoruz”
Sanayiciler olarak bankacılık sektöründen finansmana erişim noktasında gerekli hassasiyeti göstermesini beklediklerini söyleyen ASO Başkanı Ardıç, “Aynı çatının altındayız, reel sektörde yaşanan bir sıkıntı finans sektörüne de yansıyacaktır. Mademki birbirimize ihtiyaç duymaktayız, her hava şartında da birlikte olmalıyız. Sadece piyasanın iyi olduğu dönemlerde fonlama yapmanın yanında, piyasanın zor günler geçirdiği dönemlerde de kredi işlemlerinde daha duyarlı ve destekleyici bir rol üstlenmenizi bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
Bankacılık sektöründen zor durumda olan sanayicilerin kredilerini makul fiyatlarla yeniden yapılandırmasını talep ettiklerini belirten Ardıç, “Ödeme zorluğuna düşen müşterilerin takibe düşmesini bekleyip daha sonra kredi yapılandırmasını teklif etmek yerine, takibe düşmeden önce makul bir fiyatlandırma ile yapılandırılmaya gidilmesi daha yerinde olacaktır” dedi.
Sanayicilerin bankacılık sektöründen beklentilerini aktaran Ardıç, şu ifadelere yer verdi:
“Enflasyon karşısında, enflasyon kayıplarını karşılayamayan yeniden değerlendirme oranları ile değersizleşen aktiflerin, piyasa rayiçlerine getirilmesi gerekiyor. Özel bankaların ticari kredi faiz oranları devlet bankalarına göre daha yüksek. Faiz oranlarının devlet bankalarıyla aynı seviyeye çekilmesi uygun olacaktır. Bankaların kredi kullandırmalarında sigorta ve masraf paketi satışını zorunlu tutması önemli bir sorun. Bankaların faiz dışı geliri artırıcı yönde yaptığı ve kendilerine bağlı bulunan grup firmaları üzerinde yapılan bu tarz satışlar kaldırılmalı. İhraç taahhütlü kredilerde taahhüt süreleri konjonktürel olarak yetersiz kalıyor. Bankaların 12 ay süre uzatımı daha sağlıklı olacaktır. Her yıl tekrarlanan ‘Limit Çalışması’ adı altında ekspertiz ücreti ve kredi tahsis ücreti alınmaya devam ediyor. İpotek verilmesine rağmen bu uygulamanın doğru olmadığını düşünüyoruz. Limit tahsislerinde 10 binde 25 oranında alınan ücret konusunda da düzenleme yapılmalı.”
“Ortak çözümle zor günleri aşarız”
ASO Başkanı Ardıç, “Üretebileceğimiz ortak çözümlerle bu zor günleri aşacağımıza inanıyorum. Aynı çatının altındayız, reel sektörde yaşanan bir sıkıntı finans sektörüne de yansıyacaktır. Finansmana erişim noktasında bankacılık sektörünün gerekli hassasiyeti göstereceğine inanıyorum. Biz ülkemize güveniyoruz, gelecek yarınlardan umutluyuz” ifadelerini kullandı.
ASO’da yapılan istişare toplantısına, kamu ve özel 11 bankanın 20’ye yakın bölge müdürünün yanı sıra ASO Yönetim Kurulu Üyeleri Mehmet Osmanbeyoğlu, Burcu Özbozkurt, Ertuğrul Onat ile ASO Genel Sekreteri Prof. Dr. Mehmet Cansız, Genel Koordinatörü Prof. Dr. Yavuz Cabbar, Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Ahmet Dinçer ve Ekonomi Müşaviri Prof. Dr. Murat Çetinkaya da katıldı. – ANKARA
]]>Bankadan yapılan açıklamaya göre, TEB, 2024 yılı ikinci çeyrek finansal sonuçlarını açıkladı.
Bu dönemde TEB’in aktif toplamı 499 milyar lira olurken, net karı 5 milyar 70 milyon lira olarak gerçekleşti. TEB’in ekonomiye ve müşterilerine sağladığı desteğin en önemli göstergesi kredileri, toplam aktiflerinin yüzde 57,5’ini oluşturdu. Bankanın toplam kredileri yılın ikinci çeyreğinde 287 milyar lira seviyesinde gerçekleşirken, aynı dönemde toplam mevduatı ise 344 milyar lira oldu.
Bu yıl güçlü sermaye yapısıyla istikrarlı büyümeyi sağlayan ve karlılığını sürdürülebilir bir şekilde devam ettiren TEB’in özkaynak büyüklüğü 38,7 milyar lira olurken, sermaye yeterlilik rasyosu, hedef yüzde 12’nin çok üstünde, yüzde 15,13 olarak gerçekleşti.
IFC’ye 100 milyon avro sermaye benzeri tahvil ihracı yapıldı
TEB, bankacılık faaliyetleriyle ülke ekonomisinin gelişmesine katkıda bulunurken, “daha iyi bir gelecek” için sürdürülebilir finansı desteklemeye devam etti. Yılın ikinci çeyreğinde TEB, Uluslararası Finans Kurumu’na (IFC) 100 milyon avro tutarında Basel-III uyumlu sermaye benzeri tahvil ihracı gerçekleştirdi. Banka, 2024’te sağladığı ikinci tahvil finansmanıyla Türkiye’de iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılmasına ve uyumlanmasına yönelik projelere, kadınlara ait işletmelere ve tarım işletmelerine odaklanarak KOBİ finansmana erişimini desteklemeyi amaçladı.
Orta ve uzun vadeli finansman kaynaklarının çeşitlendirilmesi kapsamında TEB, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile 25 milyon avro tutarında işbirliği anlaşması imzaladı. Söz konusu anlaşmayla EBRD’nin uygulamaya aldığı Dijital Dönüşüm Finansman Programı, TEB aracılığıyla KOBİ’lerle buluşturuldu. Program kapsamında sağlanacak kaynak, KOBİ’lerin dijital dönüşüm süreçlerindeki finansman ihtiyaçları için kullanılacak.
TEB, 2013’te hayata geçirdiği Girişim Bankacılığı’nın 10. yılı dolayısıyla, bankanın yenilikçi ve girişimci bakış açısıyla hayata geçirdiği çalışmaların başarısını ekosistemin paydaşlarıyla kutlamak üzere özel bir etkinlik düzenledi. 10 yıl boyunca TEB, Girişim Bankacılığı ile finansal ve finansal olmayan hizmetleriyle 2 bini aşkın girişimciye destek sağladı. Girişimcileri desteklemeye ve girişimcilik ekosistemini geliştirmeye yönelik çalışmaları kapsamında TEB Girişim Bankacılığı, ODTÜ Teknokent işbirliğiyle hızlandırma programı hayata geçirdi. Bu yıl ilki gerçekleştirilen programda, farklı aşamalardan 10 girişimci, Fransa’da düzenlenen teknoloji fuarı VivaTech’e katıldı. Program ile girişimcilere yurt dışında yeni iş fırsatları yaratmaları, işbirliği geliştirmeleri ve potansiyel müşterilerle bağlantı kurmaları için imkanlar sunuldu.
“BES Teminatlı İhtiyaç Kredisi” uygulamaya kondu
Türkiye’de Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) katılımcılarının sözleşmelerini bankalara teminat olarak göstererek uygun faiz ve şartlarda kredi kullanabilmesine imkan veren uygulamanın devreye alınmasıyla TEB, bu ürünü ilk sunan bankalar arasında yer aldı. BES Teminatlı İhtiyaç Kredisi ile TEB müşterileri, tüm emeklilik şirketlerindeki birikimlerinin devlet katkısı hariç bir kısmını ya da tamamını, alacağın devri sözleşmesi ile bankaya devredebiliyor.
TEB, müşterilerinin bankacılık işlemlerini daha hızlı ve pratik bir şekilde yapabilmeleri için CEPTETEB Mobil’i yeniledi. Yenilenen giriş ekranıyla kullanıcılar, CEPTETEB Mobil’in birçok özelliğini giriş yapmadan kolayca gerçekleştirebiliyor.
Ticari nitelikli müşterilerinin ihtiyaçlarına özel olarak tasarladığı “CEPTETEB İŞTE”yi geliştiren TEB, firmaların günlük ticari işleriyle ilgili ihtiyaç duydukları hizmetleri bir araya getiren yeni ticari çözüm platformu “CEPTETEB İŞTE Süper”i de hizmete sundu. CEPTETEB İŞTE Süper ile kolay üyelik, hızlı giriş, TEB kredi kartlarıyla indirimli hizmetler, hızlı satın alma ve hizmetlere kolay erişim gibi birçok kolaylık sağlanıyor. CEPTETEB İŞTE kullanıcılarına sunulan yeniliklerden biri de “Dijital Teminat Mektubu” hizmeti oldu.
“TurWIB II Kredisi” kadın iş sahiplerine sunuldu
TEB, “Kadın Bankacılığı” ile sürdürülebilir ekonomik büyüme için kadın işletme sahiplerinin ve girişimcilerin iş dünyasındaki varlığını güçlendirmeye, ekonomiye daha fazla dahil olmalarına katkıda bulunmaya devam etti. Kadın iş sahiplerinin kullanımına sunulan TurWIB II Kredisi ile deprem bölgesindeki kadın iş sahipleri öncelikli olmak üzere kredi kullandırmayı sürdüren TEB, kadınlara ait işletmelere ve tarım işletmelerine odaklanarak KOBİ’lerin finansman erişimini desteklemek üzere IFC ile yeni bir kredi anlaşması yaptı. Banka, ihracatçı kadın girişimcilere finansman desteği sağlamak üzere İhracatı Geliştirme A.Ş. (İGE) ile işbirliğine imza attı. TEB Kadın Bankacılığı’nın kadın iş sahiplerinden oluşan kredi hacmi, yılın ikinci çeyreğinde geçen yıla göre yüzde 44 arttı.
Banka, “Aile Akademisi” çatısı altında finansal okuryazarlık çalışmalarına devam etti. İlk altı ayda 10’dan fazla kurumun 5 bine yakın çalışanı, Aile Akademisi’nin finansal okuryazarlık eğitimlerine katıldı. “Çevre Hukuku Okuryazarlığı” ve “İklim Okuryazarlığı” eğitimleri sürerken, yatırım ürünlerine yönelik detaylı bir finansal okuryazarlık eğitimi de sunulmaya başlandı.
TEB, müşterilerinin yurt dışı projelerinin gerektirdiği teminat mektupları ve makine yatırımlarına finansman imkanları sağlama konusunda global ortağı “BNP Paribas” işbirliğiyle uzun vadeli ve uygun maliyetli finansman desteği sağlamaya devam etti. İhracatçıları desteklemek amacıyla uygun maliyetli “TCMB reeskont kredisi” ve “Exim kredi” kullanımlarının yakından takip edildiği ilk 6 ayda, TEB’in aracılık ettiği TCMB reeskont kredi kullanım rakamı 5 milyar liraya ulaştı.
]]>Elektronik İlan Doğrulama Sistemi (EİDS) Bilgilendirme Toplantısı, İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Nuray Eyigele İşleyen’in açılış konuşmasıyla başladı. 49. Gayrimenkul Faaliyetleri Meslek Komitesi Başkanı Gülçin Okay’ın moderatörlüğünde düzenlenen toplantıda, T.C. Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü Sektörel Ticaret ve Taşınır Rehni Dairesi Başkanı Erdem Karaman, Ticaret Uzmanı Sevil Özakca, Sahibinden.com Mevzuat ve Rekabet Uyum Başkanı Derya Genç ile Emlakjet Müşteri Deneyimi Direktörü Cansu Demir birer konuşma gerçekleştirdi.
Toplantıya, İzmir Ticaret İl Müdürü M. Çağrı Ergünen, İzmir Ticaret Odası Meclis Üyeleri Adnan Bozbay, Dilek Katal ve Dilek Güleroğlu, İzmir Emlak Komisyoncuları Odası Başkanı Mesut Güleroğlu, İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı Denetim Koordinasyon Müdürü Hatice Çeliker, İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı Denetim Koordinasyon Müdürlüğü Bölüm Şefi Cansın Özer, 49. Gayrimenkul Grubu Meslek Komitesi Üyesi Mesut Yılmaz Gazioğlu, Sahibinden.com İzmir Bölge Müdürü Murat Siper, Emlakjet Bölge Müdürü Pınar Akın katıldı.
İşleyen: “Sektörün soru işaretlerini gidere fırsatı sunacak”
İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Nuray Eyigele İşleyen, toplantının Elektronik İlan Doğrulama Sistemi Uygulaması hakkındaki yeni gelişmeler ve uygulamadaki işleyişin öğrenilmesinin yanı sıra sektörün geleceğine dair önemli gelişmeleri de öğrenme ve ilgili soruları doğrudan aktarma fırsatı sunduğunu dile getirdi.
Karaman: “EİDS yakında uygulanmaya başlayacak”
T.C. Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü Sektörel Ticaret ve Taşınır Rehni Dairesi Başkanı Erdem Karaman, kimliği belli olmayan ilan portalları üyelikleri, manipülatif fiyat artışları, sahte ilanlar, tüketici mağduriyeti, ilanlardaki bilgi kirliliği gibi sorunların çözülmesi amacıyla Elektronik İlan Doğrulama Sisteminin oluşturulduğunu belirtti. Teknik çalışmaların tamamlanmasının devamında EİDS’yi yakın zamanda uygulamaya geçirmeyi planladıklarını ifade eden Karaman, toplantının sistemi geliştirmeye katkı sağlayacağını ifade etti.
Özakca, mevzuat değişikliği ile ilgili bilgi verdi
Sunumunda 31 Ağustos 2023 tarihli taşınmaz ticaretine dair mevzuat değişikliğine dair bilgiler veren T.C. Ticaret Bakanlığı Ticaret Uzmanı Sevil Özakca, bu kapsamda; düzenlemenin gerekçesi olan ilan verme sürecinde yaşanılan sorunlar ve mevzuat değişikliği ile gelen süreç içerisinde yapılan çalışmalar hakkında bilgilendirmede bulundu.
Kasım 2023’te kimlik ve yetki doğrulamalarıyla ilgili düzenlemenin sektör hayatına girdiğini ve ilk uyum gösteren platformun Sahibinden.com olduğunu ifade eden Sahibinden.com Mevzuat ve Rekabet Uyum Başkanı Derya Genç, bu konuda Ticaret Bakanlığından beklentilerinin, her mecraya aynı düzenlemelerin uygulanması yönünde olduğunu belirtti. Genç, ayrıca, EİDS uygulaması için bir pilot süreç belirlenerek ortaya çıkabilecek sorunların kayıt altına alınması ve çözüme yönelik sektör temsilcileriyle görüş alışverişinde bulunulması yönünde beklentileri olduğunu dile getirdi.
Demir: “Sistemle ilgili daha fazla duyuru yapılsın”
Emlakjet Müşteri Deneyimi Direktörü Cansu Demir ise, Elektronik İlan Doğrulama Sistemine ilan girişi ve sistemin aktif ilan, pasif ilan ve süresi dolan ilan panellerine ilişkin bilgiler verdi. Ayrıca taşınmaz sahiplerinin, e-devlet üzerinden ilan izni vermesine ilişkin basın bülteni, haber ve kamu spotları, TV ve dijital mecralarda yayın yapılması gerekliliğine dair görüşünü dile getirdi. Konuşmaların ardından yetkililer katılımcıların sorularını yanıtladı.
EİDS Hakkında
1 Kasım 2023’te hayata geçirilen EİDS’nin ilk aşaması olan kimlik doğrulama uygulamasında, ilan sitelerinde ilan vermek isteyen herkesin E-Devlet Kapısı üzerinden kimlik bilgileri doğrulanıyor. Böylece, kimlik bilgileri doğrulanmayan kişiler, ilan platformlarında ilan girişi yapamıyor.
İkinci aşama olan yetki doğrulama uygulaması ise yakında devreye alınıyor. Yetki doğrulaması uygulaması ile ilan platformlarındaki emlak ilanları sadece taşınmazın sahibi, taşınmaz sahibinin 2. dereceye kadar kan hısımları veya eşi ile taşınmaz sahibince EİDS üzerinden yetkilendirilen yetki belgeli emlak işletmelerince verilebilecek.
EİDS ile birlikte ilan platformlarında yer alan sahte ve aldatıcı ilanların ve bu ilanların yol açtığı spekülatif fiyat artışlarının önlenmesi, ilan kirliliğinin, tüketici mağduriyetlerinin, yetki belgesiz ve kayıt dışı emlakçılık faaliyetlerinin engellenmesi amaçlanıyor. – İZMİR
]]>Karadeniz Bölgesi’nin turizm merkezi olma yolunda ilerleyen Trabzon, Ortadoğu ve Körfez ülkelerinden gelen turistlerin kentten vazgeçmeye başlamasıyla gerileme yaşadı. Her yıl yüzde 100 doluluk oranlarına ulaşan oteller bu yıl yüzde 50 seviyelerinde kaldı. Orta ve düşük gelirli Arap turistlerin tercih ettiği Trabzon’da kayıt dışı oteller de turizmcileri etkiledi.
Trabzon turizmi ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Zorlu Grand Otel Genel Müdürü Serkan Serdar, bu yıl ciddi bir düşüşle karşı karşıya geldiklerini söyledi. Pandemiden sonra potansiyel oluştuğunu kaydeden Serdar, “İnsanlar sonuçta evlerinde kapalı kaldılar ve bu süreçten sonra ciddi bir talep oluştu. Bu bölgemizi çok yanılttı. Bir sonraki sene ciddi bir düşüşle karşı karşıya kaldık. Otel doluluklarının esasında gevşeme oldu. Bu sene çok daha büyük hissedildi. Tabii bunun belli sebepleri var. Yani enflasyonun çok yüksek olması, fahiş fiyat politikaları olarak adlandırdığımız otel fiyatlarının dışında da dışarıda harcama yapan müşteri profilinin yüksek bulması ciddi bir negatif etken. Geçtiğimiz senelerde 200-300 liraya yemek yiyebilen turist şu anda belki de üç katı fiyatı ödemek zorunda. Burada da esnafa yüklenmemek lazım. Sonuçta o oranda maliyetleri artıyor. Yani durup dururken çıkartılmış bir fiyat politikası değil. Maliyetlerle endeksli karlılığını da üzerine koyduğunda bu rakamlara satmak zorunda kalıyor” dedi.
“Profilde ciddi bir kaybımız var”
Alışveriş yapacak müşteri profilinde ciddi bir kayıp olduğunu söyleyen Serdar, “Profilde ciddi bir kaybımız var. Özellikle bizim bölgemize gelen turistin tatil amaçlı olmasının yanında, alışveriş amaçlı gelenleri de mevcuttu. Ama alışveriş yapacak müşteri profilinde ciddi bir kayıp var. Neden kayıp? Sosyal aktivite olarak da Trabzon’da bazı eksiklerimiz var. Yani 2014-2015 senesinden bu yana seyreden bu turist potansiyeli maalesef elimizde tutmak adına sosyal aktivitelerle kalınacak gün sayısını arttırmakta bazı problem çektik. En önemli sebebi de çocuklardır. Bizler de tatile gidiyoruz. Tatile gittiğimizde çocuklarımızın yönlendirmesiyle tatil sürelerimizi belirliyoruz. Mekanda kalış sürelerimizi belirliyoruz. Şimdi Orta Doğu misafirlerinin özellikle Katar, Abu Dabi, Dubai, Kuveyt’ten gelen müşteri profili genelde çocuklu aileler. Çocuklu ailelerin ebeveynlerini memnun etmek edebiliyor ama çocuklarını memnun edemiyoruz. Çünkü çocuklarının sosyal aktiviteye ihtiyacı var. İkinci gününden sonra sıkıldıklarını telaffuz ederlerse ebeveynlere, ebeveynler bir daha ki sene burayı tercih etmeme üzerine kurgular tatillerini. Biz bu süreçleri hep yaşadık. Kayıpların da özellikle üst sekmen ana başlangıç noktası budur. Şimdi ciddi bir profilde düşüş söz konusu. Ortalama gelirleri 10-11 bin dolar civarında olan turist potansiyeline şu anda hitap ediyoruz. Bu çok büyük sıkıntı. Şimdi görüştüğümüz esnaflar da aynı şeyi söylüyor. Geçen senenin yüzde 50 altında satışlarının olduğunu söylüyorlar. Ciddi bir problemle karşı karşıya” şeklinde konuştu.
“20-30 dolarlara konaklatılan Orta Doğu pazarı var”
Trabzon’un para harcayan turist profilini kaybettiğini kaydeden Serdar, “Oteller resmi, turizm işletme belgeli, belirli hizmet kalitesinde kriterlerinde bulunan tesisler. Dolayısıyla burada verdiğimiz hizmetin karşılığında da belirli bir rayiç var. Bu rayiçleri ödeyerek insanlar konaklamalarını yapıyorlar. Memnuniyetlerini sağlatabiliyorduk. Ama son dönemde bakıyorum işte günübirlik evler, bazı tesis adı altında kayıtla hiç alakası olmayan belgesiyle hiç alakası olmayan tesislerle kişi başı 20-30 dolarlara konaklatılan Orta Doğu pazarı var. Şimdi bu Orta Doğu pazarının bu müşteri potansiyeli üst segment müşteri potansiyelinin gitmesine sebebiyet verir. Çünkü bir destinasyonu kendi bölgesindeki daha az ortalama geliri olan bölge tercih etmeye başladığında üst segment başka alternatifler arar. Şu anda Trabzon’un yaşadığı problem budur. O zaman da dedik ki biz Trabzon’un değerine uygun fiyat politikaları uygulayalım. Değişken fiyat politikaları uygulanmasın. Yani okullar açıldığında kapandığında 150 Euro’ya satılmış oda okulların açıldığı gün 50 Euro’ya düşemez. Bunun bir orta sezonu olması lazım. Yani bunlar hep yanlış fiyat politikalarından da bu duruma geldi. Ama ben hala şahsen söylüyorum. Trabzon’da oteller pahalı değil. Bir algı oluşturuluyor. Oteller çok pahalı. Dolayısıyla müşteri bundan dolayı gelmiyor. Bizim otelimizde 5-6 senedir fiyatlarımız hep aynı. Yüzde 5-10 aşağı yukarı oynar. ya bunu birçok yerden de teyit edebiliriz. Birçok yine 4 ve 5 yıldızlı otelin fiyat politikalarına görebilirsiniz. Bu fiyat politikaları üç aşağı beş yukarı hep aynı marjlardadır. Çünkü adam bu rakamlardan para kazanabiliyor. Hep rakamlarda da tuttu satılabilir seviyedeydi. Pahalı olan kısım bizim enflasyona endeksli olarak dışarıda satın alma gücünün eksilmesi. Örneklerden bir tanesi Orta Doğu pazarına gitmeyelim. Bu sene gurbetçi sayısında da ciddi düşüş var. Neden? Geçmiş senelerde gurbetçiden geçilmiyor da şimdi gurbetçi gelmiyor. Çünkü Türkiye pahalı. Türkiye şu anda atıyorum alacağı bir yabancı marka ayakkabıyı Berlin’de çok daha uyguna alabiliyor. Adam da bu sefer gelmiyor. Burada harcayacağı parayı diyor ki ya yakın bir destinasyonda harcarım diyebiliyor. Gurbetçilerde de ciddi bir kayıp var bizim. Bunu böyle algılamak lazım. Son dönemde ısrarla oteller çok pahalı deniyor. Bu bizim bölgemiz için geçerli değil. Bizi Bodrum, Ege Bölgesi ve Antalya bölgesiyle mukayese etmek doğru değil. Onların da yaz sezonunda farklı fiyat politikaları var. Kabul ediyorum. Satılabiliyorsa ne ala. Ama satılmıyorsa böyle yüksek rayişlerdeyse zaten onlar revize de eder. Ama ben de bir haftalık konaklamada yemesi içmesi 50-60 bin liraya konaklayan bir Ortadoğu misafiri Antalya’da şu anda 200 bin liradan aşağıyı konaklayamaz. Yani ben bu daha uygunum bölge olarak. Ama nedense son dönemde biraz Trabzon otelcilerinde böyle fiyatları hep yüksek tuttular. Daha fazla para kazanmak istiyorlar. Dolayısıyla turisti de kaçırdılar gibi bir algı oluşturdular. Hiç alakası yok. Esas ana sebebi alt profile hizmet ediyor olmamız, para harcayan profili kaçırıyor olmamız ve bundan da en fazla esnaf etkilendi bu sene” diye konuştu.
“Pazarları biraz arttırmamız gerekiyor”
Orta Doğu pazarındaki kaybın devam edeceğini vurgulayan Serdar, “Trabzon sonuç itibariyle eksikleriyle birlikte bir turizm destinasyonu. Biz Orta Doğu pazarında kaybımız var ise bunu kompanse edecek pazarlarımız var. Kültür varlıklarımız var. Sümela gibi inanç turizmine hizmet edebilecek satış argümanlarımız var. Yumurtaları aynı sepete koymamak lazım. Orta Doğu pazarında herhangi bir problem olduğunda tüm Trabzon etkilendi. Pazarları biraz arttırmamız gerekiyor. Onun için biraz inanç turizmi, biraz Uzakdoğu’ya hitap edebilecek kültür varlıklarımızı revize edip, daha gezilebilir, daha fotoğraf çekilebilir hale dönüştürmemiz lazım. Bu bölgelerin lansmanını bir tık daha fazla yapmamız gerekiyor. Çünkü Orta Doğu pazarında bu kayıp tahmin ediyorum önümüzdeki senede devam edecek” ifadelerini kullandı.
“Yüzde 35 bandında ciddi bir kayıp var”
Otellerdeki doluluk oranını değerlendiren Serdar şöyle konuştu:
“Şuanda otellerde doluluk oranı yüzde 50-60 bandındadır. Şehrin ortalamasında bence 50’yi bulmuyor olabilir. Resmi oteller için söylüyorum. Ama bütününde gayri resmiler de var. Gayri resmilerle birlikte en fazla yüzde 50-55 bandındadır. Bence çok büyük bir kayıp. Yani yüzde 35 bandında ciddi bir kayıp var. Esnaf da çok etkilendi. Benim tedarikçilerim de etkilendi. Trabzon satılabilir bir mekan. Ama biz çok hata yaptık. Yani bölge olarak özellikle bu daire satışlarında bunu artık yalnızca Trabzon’un problemi değil. Belki Türkiye’nin problemi oldu. Satılan dairelerin devre mülk mantığında Orta Doğu misafiri tarafından ticarethane olarak kullanılması da Trabzon’da ayrı bir problem oldu. Yani yalnızca kayıt dışı işletmeler değil bir de bu profilde var. Dış hatlardaki misafir karşılamalarında daire sahipleri misafir karşılıyorlar. Yani işte bugün amcasının oğlunu 15 gün konaklatıyor. Ertesi gün dayısının oğlunu konaklıyor. Adam amorti etti zaten aldığı dairenin fiyatını. Para kazanıp gitti. 100 bin doları aldığı daireyi, 300 bin dolara satan Orta Doğu misafirlerini görüyor. Onlar misafir demiyorum artık onlar ticaret yapıyorlar. Bunların önüne geçebilmek için kanunu doğru uygulamak lazım. Göz yummamak lazım. Ben Berlin’de bunu yapamıyorsam, Amsterdam’da bunu yapamıyorsam, Trabzon’da da bunun yapılamaması lazım. Yani gidip istediğin yerde istediğin şekilde yaşam süremezsiniz. Turist, turist gibi yaşamak zorunda.”
“Mahalle aralarında Orta Doğu misafirlerinin çocukları futbol topu oynuyor”
Orta Doğu’dan gelen turistlerin günübirlik evlerde kaldığını belirten Serdar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Mahalle aralarında Orta Doğu misafirlerinin çocukları futbol topu oynuyor. Yani orada maç yapıyorlar kendi aralarında. Şimdi bunlar turist, bunlar yani oturma izinli Orta Doğu misafiri olarak burada yaşayamazlar. Turist gibi gelecek, görecek, tecrübe edecek bizim yaşantımızı. 15 gün sonra gidecek, diğerleri gelecek. Yani turistin amacı bu ama biz yerleşik düzene soktuk insanları. ve ilerleyen dönemde bu ciddi bir problem ve şehre gelir anlamında katkısı olmayacak. Marketlere gidiyorsunuz. 5 kişi Orta Doğu misafiri marketten alışveriş yapıyor. Bunu gidip oteller yemiyorlar. Tuttukları günübirlik evlerde kendi evleri gibi orada yemeklerini pişiriyorlar. Restoranlar ve oteller nasıl kazanacak. Şehre inmeyen Arap turistten nasıl Trabzon faydalanacak? Trabzon’un genelinde büyük bir gelir kaybıyla karşı karşıyayız.”
“Alışveriş grupları bizim Trabzon’un önemli bir potansiyelidir”
Trabzon’un şehir merkezinde geçmiş yıllara oranla yoğunluk olmadığını kaydeden Serdar, “Normalde Maraş Caddesi’nde adım adım atılmayacak derecede kalabalık olurdu. Caddede böyle bir popülasyon yok şu anda. Esnafa da soruyoruz cirolarında yüzde 45-50 bandında düşüş var. Bu TL bazında düşüş yani. Çok ciddi sıkıntı. Yüksek sezonda böyle bir handikapla karşı karşıya kalmış esnaf. Düşük sezonda ne yapacağım diye kara kara düşünüyor büyük bir problem. Ama şöyle de bir durum var. Maraş Caddesi’ne ve Uzun Sokak’a gelinebilmesi içinde biraz marka değerinin de arttırılması lazım. Aynı mağazalardan 20 tane varsa büyük problem vardır. Bunun planlamasında da bir problem var. ya o yapıyor ben de yapayım. Biri köfteci açıyor ötekisi de köfteci açıyor. Yani iş geliştirmeyle ilgili de problemlerimiz var. Maraş Caddesi’ne geldiğimizde bakıyorum marka olarak sunabileceğim hiçbir şey yok. Adam burada da bu varmış diyemiyor yani. Dolayısıyla da belki alternatif yerleri bu sebepten dolayı da tercih etmiş olabilir. Bunlar Orta Doğu misafirinin tercih ettiği konulardır. Markaya gelir. Uygun alışveriş yapabilirse daha fazla kalır. Yalnızca Orta Doğu misafiri için söylemiyorum bunu. İran’dan gelen misafir portföyümüz de aynı. Gürcistan’dan gelen de aynı. Azerbaycan’dan gelen de aynı. Alışveriş grupları bizim Trabzon’un önemli bir potansiyelidir” dedi. – TRABZON
]]>TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM’de basın toplantısı düzenledi. İktidarın ekonomi politikaları, sokak hayvanlarına ilişkin kanun teklifi ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin dün paylaştığı 154 kişilik listeye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Baş, şöyle konuştu:
“Dün MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin bir açıklaması oldu. 154 kişiden oluşan bir listeye ilişkin olarak ki bu listenin büyük bir çoğunluğu Sinan Ateş cinayetinin üzerinin örtülmesine izin vermeyen, gerçeğin peşinden koşan, haberin peşinden koşan gazeteci arkadaşlarımıza aitti. Bir de içlerinde benim de olduğum kimi siyasetçilerin, yine belli oluyor ki bu sürece ilişkin yaptığımız açıklamalar, değerlendirmeler nedeniyle böyle bir listeye dahil edildiğimiz aslında Bahçeli tarafından o kara kaplı defter açılarak kabul de edilmiş oldu. Eğer bu bir tehdit ise yarım adım geri atan namerttir.
“Yarım adım bile geri atmayacağız”
Biz, birilerinin hedefi olacağız diye doğru bildiklerimizi söylemekten bir adım değil, yarım adım bile geri atmayacağız, bunu herkes bilsin. Bana göre esas hedef biz değiliz çünkü onlar bizi iyi tanırlar, öyle tehdite pabuç bırakmayacak bir geleneğin temsilcisi olduğumuzu bilirler. Dolayısıyla bizi hedef tahtasına yerleştirirken aslında gazetecileri ve halkı susturmaya çalışıyorlar.
Genel seçimlerden sonra bir tane MHP milletvekili sizin yaşadığınız derde bırakın deva olmayı, onu dillendirdi mi? 13-14 aydır Türkiye’de MHP’ye oy verenler de dahil olmak üzere söylüyorum, yurttaşların hiçbir derdi, sıkıntısı yok mu? Bir tane MHP milletvekili herhangi bir konuda vatandaşın derdini şu kürsüde söylesin, böyle siyasi parti mi olur? Bütün dert, saraydan gelen kanun tekliflerine el kaldırıp indirmek. AKP’nin başına gelenler onların da başına gelecek. Bütün bu sürecin ortağıdır. AKP nasıl kaçamayacaksa onlar da kaçamayacak.
“AKP’li milletvekilleri 12 saat sonra yanlış yaptığını kabul etti”
Meclis geçen dönem bir Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu kurdu. Aylarca çalışmanın ardından bir raporu oy birliğiyle hazırladılar. O rapor Genel Kurul’da da görüşüldü. Bu sorunun nasıl çözüleceği konusunda TBMM antetli bir belge var ortada. İktidar geride kalan dönemde altına imza attıkları o görevleri yerine getirmedi. Bir kanun yapacaksa neden konunun uzmanlarına sormuyorsun? Komisyon başladı ve İletişim Başkanlığı’nın trol orduları bu kanuna karşı argüman geliştiren milletvekillerini çeşitli vesilelerle hedef haline getirdiler. İkinci gün oturum başlarken AKP’li milletvekilleri dediler ki ‘Biz bazı şeyleri yanlış yazmışız, bunları düzelteceğiz.’ Trol ordularının linç etmeye çalıştığı muhalefet milletvekillerine teşekkür ediyorlar. Demek ki yanlış yapıyormuşsunuz. 12 saat sonra siz de yanlış yaptığınızı kabul ettiniz. Diğer yanlışlarda da yarın öbür gün biz haklı çıkınca ne olacak?
“Vergisini verenden daha fazla vergi almak için paket getiriyorlar önümüze”
AKP Genel Başkanvekili Elitaş, ‘EYT’nin 5 yıllık maliyeti 300 milyar dolar’ demiş. Elitaş diyor ki, ‘EYT’nin bize maliyeti aylık 5 milyar dolar.’ Bölün bunu EYT’li sayısına, 75 bin lira yapar. 75 bin lira maaş alan EYT’li gördünüz mü hiç? AKP’nin Genel Başkanvekili matematik bilmiyorsa vay bizim halimize. Ülkede her şey çok güzel gidecek ama bu işçiler, emekçiler, alın teriyle yaşayanlar yük oluyor bunlara. Buna inandırmaya çalışıyorlar. Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun sorumlusu emekliler, işçiler, memurlar, halk değildir. Sorumlu, iktidarın beslediği zenginlerdir. Vergi paketi diye getirdikleri kanunun birinci imzacısı kendisi imza vermeyen birisi. Zaten vergisini verenden daha fazla vergi almak için paket getiriyorlar önümüze, birinci imzacısı kendisi vergi vermeyen bir milletvekili.”
]]>DSO Müjdat Keçeci Meclis Salonunda gerçekleştirilen medya buluşmasına; DSO Başkanı Selim Kasapoğlu, DSO Yönetim Kurulu Üyeleri Mehmet Sarı, Ali Fuat Özel, Orçun Alptekin, DSO Genel Sekreteri Dr. Sezgi Akbaş, Denizli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Osman Nuri Boyacı ve Yönetimi ile kentte görev yapan yerel ve ulusal medya temsilcileri katılım sağladı.
Basın mensuplarına teşekkürlerini sunan Başkan Selim Kasapoğlu, “116 yıldır basın hürriyeti içinde görevlerini yerine getiren ulusal ve yerel basınımızın temsilcileri, kamuoyu oluşumunda büyük bir güce sahiptir. Gerek ülkemizin gerekse Denizli’mizin her alanda hedeflenen başarıya ulaşmasında ve bu başarının ülkemiz ve ilimiz ekonomisine olumlu yönde yansımasına, basın mensuplarının gösterdikleri duyarlılık ve bu konuda yaptıkları başarılı çalışmalar büyük katkı sağlamaktadır.” ifadelerine yer verdi.
Kasapoğlu, “Eleştiriyi doğru yapabilmek, takdiri doğru yapabilmek, doğru yapılan işleri alkışlayabilmek, yanlış olan işler hakkında da eleştiride bulunabilmek çok önemli. Bu noktada siz basın mensuplarımızın ve biz kurumların üzerinde büyük bir yük olduğunu düşünüyorum. Söyleyeceklerimiz, anlatacaklarımız, eleştirilerimiz ve tavsiyelerimiz vicdani olmalı. Toplumun ve şehrin geleceğine önderlik edecek şekilde yapılmalı. Basın, halkın haber alma ve bilgi edinme hakkının teminatıdır. Doğru habercilik anlayışı ile toplumun bilinçlenmesine, gelişmesine katkıda bulunan gazetecilerimiz, zor koşullarda bile görevlerini yerine getirerek, kamuoyunun sesi olmaya devam ediyor. Doğru bilginin ve doğru haberin kaynağı basınımızdır. Ortak paydamız şehrimiz diyerek özveriyle şehrimiz için çalışan tüm gazetecilerimizin ve basın mensuplarımızın bu özel gününü kutluyorum.” dedi.
“Basin kuruluşları hayatta kalma mücadelesi veriyor”
24 Temmuz 1908 tarihinde sansürün kaldırılmasıyla her yıl bugünün Basın Bayramı olarak kutlandığına dikkat çeken Denizli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Osman Nuri Boyacı, “Türk basınında sansür gazetecilerin gerçekleştirdiği onurlu direniş sonucu kaldırılmıştır. Basın özgürlüğü önündeki engeller kalkmadıkça biz gazeteciler 24 Temmuz’u bayram olarak değil dayanışma günü olarak kutluyoruz.” diye konuştu.
Denizli ve Türkiye genelindeki ekonomik darboğazın, özellikle yerel medyayı olumsuz etkilediğini söyleyen Boyacı, pandemi sonrası ekonomik tedbirlerin ve kısıtlamaların yerel gazeteleri yok olma noktasına getirdiğini söyledi. Boyacı, “Geleneksel medya kuruluşları halkın haber alma hakkını kullanabilmesi için sundukları haberlerde birçok yasal mevzuata uygun hareket etmek, halka doğrulanmış bilgi vermek, halk arasında panik ve korkuya neden olmamak, yerel ve ulusal hassasiyetleri gözetme sorumluluğu ile hareket ederler. Halkın doğru habere ulaşması ancak gerçek gazetecilerle mümkündür” dedi.
Konuşmaların ardından kentte görev yapan ulusal ve yerel medya temsilcileri, gündem ile ilgili sorularını yöneltti. Toplantının sonunda, Denizli Sanayi Odası tarafından hazırlanan “Sanayinin Kadim Şehri Denizli” adlı tanıtım filmi toplantıya katılım sağlayan basın mensuplarıyla birlikte izlendi. Başkan Selim Kasapoğlu, günün anısına Cemiyet Başkanı Boyacı’ya Çeşm-i Bülbül ve Sanayinin Kadim Şehri Denizli Kitabını hediye etti. – DENİZLİ
]]>(ANTALYA) – Antalya Büyükşehir Belediyesi Antalya Su ve Atıksu (ASAT) Genel Müdürü İbrahim Kurt, son günlerde kamuoyunda su tarifelerinde yapılan değişiklik sonrası çıkan iddialara ilişkin, “Suya yüzde 446 oranında zam gelmesi söz konusu değildir. 5 ton su yarım damacana su fiyatındadır. Akaryakıt ve elektriğe gelen son zamlarla birlikte ASAT’a 1 metreküp suyun maliyeti 60 TL’dir. Halkın büyük çoğunluğunun kullandığı 20 metreküpe kadar su tarifesinde bir zam olmamıştır. Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak Türkiye’nin en ucuz suyunu tüketen 6’ncı Büyükşehir Belediyesi’yiz” dedi.
ASAT Genel Müdürü İbrahim Kurt, Antalya Büyükşehir Belediyesi ASAT Genel Kurulu’nda su tarifelerinde yapılan değişiklik sonrası kamuoyunda su zammı ile ilgili çıkan iddialara ilişkin açıklama yaptı. Sosyal medyada su tarifelerindeki değişikliklere ilişkin farklı haberlerin dolaştığına dikkati çeken İbrahim Kurt, şunları kaydetti:
“‘Suya yüzde 500, yüzde 446 zam geldi’ diye haberler gördük. Böyle bir zam söz konusu değildir. Antalya’daki yaklaşık 1 milyon 565 bin abonemizin, 1 milyon 231 bin mesken abonesidir. 5 metreküpe kadar su kullanan abone yüzde 27’lik bir kısma denk gelir. 5 metreküpe kadar su kullanan aboneleri koruyacak şekilde bir tarife düzenlemesi yapıldı. 5 ton su yarım damacana; 50 TL olacak şekilde bir düzenleme yapılmıştır.”
0-20 metreküp su kullanımı aynı fiyatta kaldı
Artan elektrik ve akaryakıt maliyetlerine rağmen su tarifelerinde kademe kademe vatandaşın lehine olacak şekilde düzenleme yapıldığını aktaran Kurt, şu bilgileri verdi:
“Nüfusun büyük çoğunluğunun kullandığı 1-20 metreküp kademesinde bir artış yapılmamış 20,47 TL olarak sabit kalmıştır. 40 metreküp üzeri kullanımlar da ise su kaynaklarının azaldığını dikkate alarak, halkımızı su tasarrufuna yöneltmek amacıyla suyun tonu 50,34 TL olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak 0-5 metreküp kullanan vatandaşları koruyacak bir düzenleme yaptık. Başkanımızın da her zaman belirttiği gibi küçük esnafı koruyan bir düzenleme yapıldı. Antalya’daki 133 bin 802 ticarethane abonesinin yüzde 71’i 0-10 metreküp arası su kullanmaktadır. Bu kademede fiyatında bir değişiklik yapılmayarak küçük esnaf desteklenmiştir.”
Başkan Muhittin Böcek’in öğrenci evlerine yönelik başlattığı 5 ton ücretsiz su kullanımının 10 tona çıkarıldığını belirten ASAT Genel Müdürü İbrahim Kurt, şöyle devam etti:
“Şehit aileleri ve gazilere yüzde 90, engelli bireylere yönelik yüzde 40 indirim uygulanmaktadır. Hayvancılıkla uğraşan abonelere yönelik 50 ton su indirimli olarak verilmeye devam edecektir. Yine belediyemizden sosyal kart kullanan vatandaşlara yönelik 10 metreküpe kadar su kullanımı ücretsiz olarak devam edecek.”
Son günlerde kamuoyunun yanlış yönlendirilerek “Antalya Türkiye’nin en pahalı suyunu kullanıyor” şeklinde bir algı yaratılmakta olduğunu ifade eden Kurt, “Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak, Türkiye’deki 30 Büyükşehir arasında Türkiye’nin en ucuz suyunu kullanana 6’ncı Büyükşehir Belediyesiyiz. Ticari aboneliklerde ise Türkiye’nin en ucuz suyunu kullanan 5’inci Büyükşehir Belediyesi’yiz” diye konuştu.
Antalya ve 19 ilçede yerleşik nüfus olarak 2 milyon 700 bin; yerli ve yabancı misafir olarak ise yılda 25 milyon vatandaşa hizmet verdiklerini dile getiren Kurt, sözlerini şöyle tamamladı:
“1 ton suyun maliyeti 60 TL”
“Antalya merkezdeki suyumuzun yüzde 98’ini yer altından sondajla elektrik kullanarak temin ediyoruz. Antalya’nın coğrafi konumundan kaynaklı bin 600 depomuz, bin 200 sondajımız 7/24 çalışmaktadır. Halkımıza sağlıklı ve kaliteli su ulaştırmak, atık suyu arıtmak, sahillerimizi, denizimizi, çevremizi korumak amacıyla çalışmalarımızı 7/24 hiç durmadan sürdürüyoruz. ASAT’ın tüm bu tesisleri elektrikle çalışan tesislerdir. Türkiye’de elektrik harcaması en fazla olan kurumuz. Elektriğe yapılan zamdan önce aylık ortalama 185 milyon TL elektrik faturası geliyordu. Son zamlarla birlikte aylık elektrik faturamız 250 milyon TL’ye yükselmiştir ve ASAT’a 1 metreküp suyun maliyeti 60 TL olmuştur. ASAT Genel Müdürlüğü olarak Antalyalı vatandaşlarımıza ucuz, sağlıklı ve kaliteli suyla buluşturmanın yanında yeni yatırımlarımıza da devam edeceğiz.”
]]>ANTALYA – Antalya Büyükşehir Belediyesi Antalya Su ve Atıksu Genel Müdürü İbrahim Kurt, son günlerde kamuoyunda su tarifelerinde yapılan değişiklik sonrası çıkan haberlere açıklık getirerek, “Suya yüzde 446 oranında zam gelmesi söz konusu değildir. 5 ton su yarım damacana su fiyatındadır. Akaryakıt ve elektriğe gelen son zamlarla birlikte ASAT’a 1 metreküp suyun maliyeti 60 TL’dir. Halkın büyük çoğunluğunun kullandığı 20 metreküpe kadar su tarifesinde bir zam olmamıştır. Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak Türkiye’nin en ucuz suyunu tüketen 6’ncı Büyükşehir Belediyesi’yiz” dedi.
ASAT Genel Müdürü İbrahim Kurt, Antalya Büyükşehir Belediyesi ASAT Genel Kurulu’nda su tarifelerinde yapılan değişiklik sonrası kamuoyunda su zammı ile ilgili çıkan haberlere ilişkin bir değerlendirmede bulundu. Sosyal medyada su tarifelerindeki değişikliklere ilişkin farklı haberlerin dolaştığına dikkat çeken İbrahim Kurt, “Suya yüzde 500, yüzde 446 zam geldi diye haberler gördük. Böyle bir zam söz konusu değildir. Antalya’daki yaklaşık 1 milyon 565 bin abonemizin, 1 milyon 231 bin mesken abonesidir. 5 metreküpe kadar su kullanan abone yüzde 27’lik bir kısma denk gelir. 5 metreküpe kadar su kullanan aboneleri koruyacak şekilde bir tarife düzenlemesi yapıldı. 5 ton su yarım damacana; 50 TL olacak şekilde bir düzenleme yapılmıştır” dedi.
“0-20 metreküp su kullanımı aynı fiyatta kaldı”
Artan elektrik ve akaryakıt maliyetlerine rağmen su tarifelerinde kademe kademe vatandaşın lehine olacak şekilde düzenleme yapıldığını ifade eden ASAT Genel Müdürü Kurt, şu bilgileri verdi: “Nüfusun büyük çoğunluğunun kullandığı 1-20 metreküp kademesinde bir artış yapılmamış 20,47 TL olarak sabit kalmıştır. 40 metreküp üzeri kullanımlar da ise su kaynaklarının azaldığını dikkate alarak, halkımızı su tasarrufuna yöneltmek amacıyla suyun tonu 50,34 TL olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak 0-5 metreküp kullanan vatandaşları koruyacak bir düzenleme yaptık. Başkanımızın da her zaman belirttiği gibi küçük esnafı koruyan bir düzenleme yapıldı. Antalya’daki 133 bin 802 ticarethane abonesinin yüzde 71’i 0-10 metreküp arası su kullanmaktadır. Bu kademede fiyatında bir değişiklik yapılmayarak küçük esnaf desteklenmiştir.”
“Öğrenciye 10 ton su bedava”
Muhittin Başkan’ın öğrenci evlerine yönelik başlattığı 5 ton ücretsiz su kullanımının 10 tona çıkarıldığını açıklayan ASAT Genel Müdürü İbrahim Kurt, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Şehit aileleri ve gazilere yüzde 90, engelli bireylere yönelik yüzde 40 indirim uygulanmaktadır. Hayvancılıkla uğraşan abonelere yönelik 50 ton su indirimli olarak verilmeye devam edecektir. Yine belediyemizden sosyal kart kullanan vatandaşlara yönelik 10 metreküpe kadar su kullanımı ücretsiz olarak devam edecek.”
“En ucuz suyu kullanan 6’ıncı büyükşehir Antalya”
Son günlerde kamuoyunun yanlış yönlendirilerek ‘Antalya Türkiye’nin en pahalı suyunu kullanıyor’ şeklinde bir algı oluşturulmakta olduğuna dikkati çeken Kurt, “Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak, Türkiye’deki 30 Büyükşehir arasında Türkiye’nin en ucuz suyunu kullanana 6’ıncı Büyükşehir Belediyesiyiz. Ticari aboneliklerde ise Türkiye’nin en ucuz suyunu kullanan 5’inci Büyükşehir Belediyesiyiz” ifadelerini kullandı.
“1 ton suyun maliyeti 60 TL”
Antalya ve 19 ilçede yerleşik nüfus olarak 2 milyon 700 bin vatandaşa, yerli ve yabancı misafir olarak yılda 25 milyon vatandaşa hizmet verdiklerini dile getiren İbrahim Kurt, sözlerini şöyle tamamladı: “Antalya merkezdeki suyumuzun yüzde 98’ini yer altından sondajla elektrik kullanarak temin ediyoruz. Antalya’nın coğrafi konumundan kaynaklı 1600 depomuz, 1200 sondajımız 7/24 çalışmaktadır. Halkımıza sağlıklı ve kaliteli su ulaştırmak, atık suyu arıtmak, sahillerimizi, denizimizi, çevremizi korumak amacıyla çalışmalarımızı 7/24 hiç durmadan sürdürüyoruz. ASAT’ın tüm bu tesisleri elektrikle çalışan tesislerdir. Türkiye’de elektrik harcaması en fazla olan kurumuz. Elektriğe yapılan zamdan önce aylık ortalama 185 milyon TL elektrik faturası geliyordu. Son zamlarla birlikte aylık elektrik faturamız 250 milyon TL’ye yükselmiştir ve ASAT’a 1 metreküp suyun maliyeti 60 TL olmuştur. ASAT Genel Müdürlüğü olarak Antalyalı vatandaşlarımıza ucuz, sağlıklı ve kaliteli suyla buluşturmanın yanında yeni yatırımlarımıza da devam edeceğiz.”
]]>ERKAN KARACA
(ÇORUM) – Çorum Ticaret Borsası’na buğdaylarını satmak için gelen çiftçiler, bu yılki buğday fiyatlarının geçen yıla göre daha düşük olmasına tepki gösterdi. Çiftçi Satılmış Çağlar, “Pazartesi günü şu buğdayın aynısını 9 bin liraya sattım. Buğday aynı evimin önünden doldurup geliyorum. Bugün 7,5 lira çıkıyor buğday. Bir bardak çay 10 lira ama bir kilo buğday ile biz bir bardak çay içemiyoruz” dedi.
Çorum Ticaret Borsası’na buğdaylarını getiren çiftçiler, artan tohum ve mazot fiyatlarına rağmen bu yılın buğday fiyatlarının geçen yıla göre daha düşük olduğunu dile getirdi.
“Bir kilo buğdaya bir bardak çay içemiyoruz”
Çiftçi Satılmış Çağlar, “Pazartesi günü şu buğdayın aynısını 9 bin liraya sattım. Buğday aynı evimin önünden doldurup geliyorum. Bugün 7,5 liraya çıkıyor bu buğday. Geçen yıl bu buğdayın tohumunu ben 19 liraya aldım. Sertifikalı olarak. Bu yıl 25 lira bunun tohumluğu şurada bir bardak çay 10 lira ama bir kilo buğday ile biz bir bardak çay içemiyoruz. Rezillik işte içeride görebilirsiniz bedava” dedi.
“Koskoca Çorum çiftçisinin kaderi üç tane tüccarın elinde”
Çiftçi Devrim Bayrak ise şunları söyledi:
“Üç tane tüccarın elinde kaderimiz, üç tane tüccarın elinde girerlerse keyiflerine göre giriyorlar. Girmezlerse çiftçiler böyle bekliyor. Kimi iptal ettiriyor. Kimi veriyor gidiyor. Herkesin borcu var, derdi var sonuçta. Mazot geçen sene seçimden önce 16,30’a aldım. Şu an 45 lira. Geçen sene buğdayı 8 liraya verdik şu an 7,5 lira. Çiftçiden üretim bekliyorlar. Ülke ekonomisine katkı bekliyorlar hadi bakalım ne yapalım biz. Ne yapalım arkadaşlar biz isyan mı edelim yani. Üç tane çiftçinin elinde kaderimiz. Koskoca Çorum çiftçisinin kaderi üç tane tüccarın elinde. Böyle saçmalık olur mu? Şimdi arkadaşların hepsi dinliyor. Hiç kimseden de çıt yok. Kimseden ses yok. Böyle bir düzen böyle bir şey olur mu ya yazık. Herkesin borcu vardır bakın şu adam 70- 80 yaşında gelmiş buraya üç beş kuruş para kazanayım diye ya. Güvenlik şimdi arkadaşları dışarı kovdu, kimse sesimizi duymasın diye güvenlik dışarı kovdu. Bence içeriyi çekin arkadaşlar, milletin rezilliğini orada görün. Yapacak bir şey yok.”
“Cebimde 200 lira param var. 200 lira ne yapılır?”
Çiftçi Ali Rıza Çimen, “Ne bakanları bakıyor, ne il başkanları bakıyor, ne ilçe başkanları… Bir günden bir güne buraya gelip de bu köylünün hali ne diyen yok. Oy zamanı ne güzel geliyorlar tıpış tıpış geliyorlar. Köylü bir tuvalete 15 liraya gidiyor. Bir bardak çayı 10 liraya içiyor. Buğdayı 7 liradan 7,5 liradan veriyor en fazla. Günah yazık. Parayı da vermiyorlar. 1 gün sonra, 3 gün sonra, 5 gün sonra yazık günah değil mi? Herkesin borcu var, derdi yok. Ben giderken şimdi motoruma mazot alacağım. Cebimde 200 lira param var. 200 lira ne yapar. Soruyorum ben sana hesabına atıyorum diyor. Günah bunlar yazık. Bu millete yazık. Ben 75 yaşındayım arkadaş yazık günah değil mi” diye konuştu.
]]>
TÜED Genel Başkanı Kazım Ergün, emeklilere ödenen banka promosyonlarıyla ilgili yazılı açıklama yaptı. Ergün, şunları kaydetti:
“Emekli aylıkları artarken promosyonlar nedendir bilinmez, hep sabit kalmıştır”
“Bilindiği gibi derneğimizin mücadeleleri sonucu emeklilere de banka promosyonu ödenmesi imkanı sağlanmıştı. Ancak bu promosyonlar ne yazık ki, tek seferde 3 yıl için ödenmektedir ve oldukça da düşük kalmıştır. Oysa ki 3 yıl içerisinde emekli aylıklarına sadece 5510 sayılı yasayla bile 6 kez zam gelmiştir. Yani emekli aylıkları artarken promosyonlar nedendir bilinmez, hep sabit kalmıştır.
Diğer taraftan, BDDK tarafından yayınlanan ‘Türk Bankacılık Sektörünün Konsolide Olmayan Ana Göstergeleri’ raporu, Aralık 2023 dönemine ilişkin verilerine göre; sektörün 2023 dönem net karı, 603 milyar 634 milyon lira olarak gerçekleşmiştir. Yani 19,3 milyar dolar olmuştur. 2022 yılında ise bu rakam 435 milyar idi ve bu tutar ortalama dolar kuruyla yaklaşık 26 milyar dolara denk geliyordu. Ayrıca; Bankaların 2021 yılındaki toplam karı 92,9 milyar lira tutarındaydı. Bütün emeklilere 3 yıl için ödenen toplam ödenen promosyon miktarı ise yaklaşık 10 milyar TL civarındadır. Yani, bankaların 2021 – 2022 ve 2023 toplam karı yaklaşık 1 trilyon 131 milyar 534 milyon lira iken, bu karlardan promosyon olarak emeklilere ödenen toplam tutar bankaların toplam karının sadece binde 8,8’i kadar olmuştur.
“Her 6 ayda bir artan emekli aylıklarına paralel artış gösteren bir promosyon sistemi uygulanmalı”
SGK’nın Temmuz 2024 tarihinden itibaren emeklilere ödeyeceği toplam tutar; memur emeklileri için yüzde 19,31 – işçi emeklileri için yüzde 24,73 – en düşük emekli aylıkları için yüzde 24,73 ile yüzde 180 arasında artmıştır. Oysa bu artışlar promosyonlara yansımamaktadır. Emeklilere promosyon hakkını sağladığımız günden beri, defaatle emekliye promosyon belirleme masasında, emeklilerin de temsil hakkının olmasını gerektiğini ifade etmiştik. Bu hak tanınmadığı sürece ne yazık ki, emekliler düşük promosyon almaya devam edeceklerdir. Yetkililerden beklentimiz, her 6 ayda bir artan emekli aylıklarına paralel artış gösteren bir promosyon sisteminin uygulanması için gerekli girişimlerde bulunmalarıdır. Ayrıca bir tespit komisyonu da oluşturulup, bu komisyonda emeklilerin de temsilinin sağlanmasıdır”
Türkiye Emekliler Derneği (TÜED) Genel Başkanı Kazım Ergün, “3 yıl içerisinde emekli aylıklarına sadece 5510 sayılı yasayla bile 6 kez zam gelmiştir. Yani emekli aylıkları artarken promosyonlar nedendir bilinmez, hep sabit kalmıştır. Yetkililerden beklentimiz, her 6 ayda bir artan emekli aylıklarına paralel artış gösteren bir promosyon sisteminin uygulanması için gerekli girişimlerde bulunmalarıdır” dedi.
TÜED Genel Başkanı Kazım Ergün, emeklilere ödenen banka promosyonlarıyla ilgili yazılı açıklama yaptı. Ergün, şunları kaydetti:
“Emekli aylıkları artarken promosyonlar nedendir bilinmez, hep sabit kalmıştır”
“Bilindiği gibi derneğimizin mücadeleleri sonucu emeklilere de banka promosyonu ödenmesi imkanı sağlanmıştı. Ancak bu promosyonlar ne yazık ki, tek seferde 3 yıl için ödenmektedir ve oldukça da düşük kalmıştır. Oysa ki 3 yıl içerisinde emekli aylıklarına sadece 5510 sayılı yasayla bile 6 kez zam gelmiştir. Yani emekli aylıkları artarken promosyonlar nedendir bilinmez, hep sabit kalmıştır.
Diğer taraftan, BDDK tarafından yayınlanan ‘Türk Bankacılık Sektörünün Konsolide Olmayan Ana Göstergeleri’ raporu, Aralık 2023 dönemine ilişkin verilerine göre; sektörün 2023 dönem net karı, 603 milyar 634 milyon lira olarak gerçekleşmiştir. Yani 19,3 milyar dolar olmuştur. 2022 yılında ise bu rakam 435 milyar idi ve bu tutar ortalama dolar kuruyla yaklaşık 26 milyar dolara denk geliyordu. Ayrıca; Bankaların 2021 yılındaki toplam karı 92,9 milyar lira tutarındaydı. Bütün emeklilere 3 yıl için ödenen toplam ödenen promosyon miktarı ise yaklaşık 10 milyar TL civarındadır. Yani, bankaların 2021 – 2022 ve 2023 toplam karı yaklaşık 1 trilyon 131 milyar 534 milyon lira iken, bu karlardan promosyon olarak emeklilere ödenen toplam tutar bankaların toplam karının sadece binde 8,8’i kadar olmuştur.
“Her 6 ayda bir artan emekli aylıklarına paralel artış gösteren bir promosyon sistemi uygulanmalı”
SGK’nın Temmuz 2024 tarihinden itibaren emeklilere ödeyeceği toplam tutar; memur emeklileri için yüzde 19,31 – işçi emeklileri için yüzde 24,73 – en düşük emekli aylıkları için yüzde 24,73 ile yüzde 180 arasında artmıştır. Oysa bu artışlar promosyonlara yansımamaktadır. Emeklilere promosyon hakkını sağladığımız günden beri, defaatle emekliye promosyon belirleme masasında, emeklilerin de temsil hakkının olmasını gerektiğini ifade etmiştik. Bu hak tanınmadığı sürece ne yazık ki, emekliler düşük promosyon almaya devam edeceklerdir. Yetkililerden beklentimiz, her 6 ayda bir artan emekli aylıklarına paralel artış gösteren bir promosyon sisteminin uygulanması için gerekli girişimlerde bulunmalarıdır. Ayrıca bir tespit komisyonu da oluşturulup, bu komisyonda emeklilerin de temsilinin sağlanmasıdır”
]]>
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı koordinasyonunda Akkuyu NGS sahasında aylık çalışma toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıya Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Nükleer Enerji ve Uluslararası Projeler Genel Müdürü Yusuf Ceylan ile Akkuyu Nükleer A.Ş’nin gelecekte üstleneceği ‘NGS işletmecisi’ rolü gereği, Türk tarafının da onayı ile yönetim kadrosunda yapılan değişiklikle Akkuyu Nükleer A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı olan Anton Dedusenko ile Akkuyu Nükleer A.Ş Genel Müdürü olarak görevlendirilen Sergei Butckikh katıldı. Genel Müdür Sergei Butckikh daha önce Akkuyu Nükleer A.Ş. Genel Müdür Birinci Yardımcılığı ve NGS Yapı İşleri Direktörlüğü görevini üstleniyordu.
Akkuyu NGS projesi paydaşları sahada koordinasyon toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıda, projenin uygulanmasındaki mevcut aşama ile sonraki adımlara dair yol haritası, inşaat ve montaj işlerinin ilerleyişi, ekipman tedariği ve 1’inci ünitenin sistemleri ve bileşenleri için devreye alma öncesi uygulanacak test programı ayrıntılı olarak tartışıldı. Taraflar ayrıca Türk tedarikçilerin projeye katılımının artırılması ve proje için nitelikli personel yetiştirilmesi konularına da değindi. Toplantı öncesinde katılımcılar, 1’inci ünitenin reaktör bölümü, kıyı hidroteknik yapıları ve güç dağıtım sistemi tesislerinin de aralarında bulunduğu ana bina ve tesisleri ziyaret etti. Heyet ayrıca Akkuyu NGS’nin diğer ünitelerinin inşaatında kaydedilen ilerlemeyi de değerlendirdi. Toplantıya Akkuyu Nükleer A.Ş’den Genel Müdür Sergei Butckikh ile şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Anton Dedusenko ve inşaat ve montaj işlerinin büyük bölümünü gerçekleştiren yüklenici firmaların yöneticileri de katıldı.
“ÇALIŞMALARIN EN UYGUN ŞEKİLDE YÜRÜTÜLMESİNİ MÜMKÜN KILACAK BİR DİZİ ÇÖZÜMÜN ANA HATLARINI BELİRLEDİK”
Akkuyu Nükleer A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Anton Dedusenko, toplantının ardından yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Projenin tüm kilit katılımcılarıyla öncelikli görevleri ve projenin ilerleyişini ayrıntılı ve yapıcı bir şekilde görüşme fırsatını bulduk. Devreye alma öncesi aşamayı da dikkate alarak 1’inci ünitedeki çalışmaların en uygun şekilde yürütülmesini mümkün kılacak bir dizi çözümün ana hatlarını belirledik. Tabii ki diğer ünitelerin inşaat alanlarında da ivmenin korunması gerekmektedir. Toplantıya katılan tüm katılımcılara profesyonellikleri, katılımları ve sonuç almaya yönelik çalışma kararlılıkları için teşekkür ediyorum.”
“HER DEPARTMAN KENDİ İŞİ DOĞRULTUSUNDA MAKSİMUM VERİMLE ÇALIŞIYOR”
Akkuyu Nükleer A.Ş. Genel Müdürü Sergei Butckikh ise toplantıya ilişkin olarak yaptığı açıklamada, “Şu anda devreye alma çalışmalarının yoğun bir şekilde devam ettiği 1’inci ünitede en yakın ana hedefimiz olan tam ölçekli testleri başlatma yolunda ilerliyoruz. Çalışmalarımızın önceliği her zaman NGS’leri yüksek güvenlik ve güvenilirlik seviyesinde işletmemizi sağlayacak iş kalitesi olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Bu açıdan projenin tüm ana katılımcılarıyla tam bir mutabakata vardık. Her şirket ve her departman kendi işi doğrultusunda maksimum verimle çalışıyor” ifadelerini kullandı.
“PAYDAŞLAR OLARAK SÜRECİ EN İYİ ŞEKİLDE YÜRÜTMEK İÇİN ELİMİZDEN GELEN TÜM ÇABAYI GÖSTERECEĞİZ”
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Nükleer Enerji ve Uluslararası Projeler Genel Müdürü Yusuf Ceylan da koordinasyon toplantısına ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Öncelikli olarak yeni atanan yönetim kadrosuna başarılar diliyorum. Ülkemizin en önemli projelerinden biri olan Akkuyu NGS’nin ilgili bütün tarafların katılımıyla aylık olarak gerçekleştirdiğimiz koordinasyon toplantılarımızın önemi, projenin önümüzdeki aşamaları dikkate alındığında daha da artmaktadır. Tüm paydaşlar olarak bu süreci en iyi şekilde yürütmek için elimizden gelen tüm çabayı göstereceğiz.”
]]>DEVLET Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü, Adıyaman, Şanlıurfa ve Diyarbakır illeri arasında yer alan Atatürk Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nin (HES), ülke ekonomisine her yıl 1,7 milyar dolar katkı sağladığını açıkladı.
DSİ’den yapılan yazılı açıklamada, 1983 yılında inşaatına başlanılan Atatürk Barajı’nda 13 Ocak 1990 tarihinde su tutulmaya başlandığı belirtilerek, “Zamanla bölge halkının ‘Deniz’ olarak andığı 817 kilometrekarelik devasa baraj gölü ortaya çıktı. İnsan eliyle yapılmış olmasına rağmen Atatürk Baraj Gölü; Van Gölü ve Tuz Gölü gibi doğal göllerin ardından ülkemizin en büyük 3’üncü gölü haline geldi. Atatürk Barajı, depoladığı su miktarı açısından da eşsiz bir konumda bulunuyor. Baraj rezervuarında depolanan 48,7 milyar metreküp su, ülkemizin toplam su depolama kapasitesinin yaklaşık yüzde 26’sını oluşturuyor. Bu müthiş su kütlesi, başta hidroelektrik enerji üretimi ve tarım olmak üzere; su ürünleri üretimi, ulaşım, su yolu taşımacılığı ve turizm gibi sektörlere de hizmet sunuyor. Atatürk Barajı, dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Başbakan Süleyman Demirel’in yanı sıra; çok sayıda yabancı devlet başkanı ve üst düzey yetkilisinin katılımıyla 25 Temmuz 1992 tarihinde düzenlenen merasimle hizmete açıldı ve ilk ünite devreye alınarak tesis elektrik enerjisi üretimine başladı” denildi.
‘YILLIK 8,9 MİLYAR KİLOWATT/SAAT ELEKTRİK ÜRETİYOR’
Atatürk Barajı’nın 8 türbinden oluşan hidroelektrik santralinin toplam 2 bin 400 megavat kurulu güce sahip olduğu belirtilerek, “Son türbinin 10 Eylül 1994 tarihinde devreye alınmasıyla birlikte tesis tam kapasite elektrik üretimine başladı. Atatürk Barajı ve HES yıllık 8,9 milyar kilovat/saat elektrik enerjisi üretim kapasitesine sahip. Dev tesis bu özelliği ile ülkemizin ve Avrupa’nın en büyük hidroelektrik santrali konumunda bulunuyor. Atatürk Barajı ilk türbinin devreye alınarak enerji üretmeye başladığı 1992 yılından bu yana toplam yaklaşık 210 milyar kilovat/saat elektrik enerjisi üreterek ülke ekonomisine bu yolla yaklaşık 500 milyar TL katkı sağladı” ifadelerine yer verildi.
‘SULAMA SAHASI 800 BİN HEKTAR’
Atatürk Barajı’nın, enerji üretiminin yanında ülke tarımı ve gıda güvenliği açısından da son derece önemli bir işleve sahip olduğun ifade edilen açıklamada, “Tesis ile Fırat Nehri’nin sularından ilk defa sulama maksatlı faydalanılması imkanı doğdu. Atatürk Barajı’ndan yapılacak sulama sahası 800 bin hektar ile ülkemizin ekonomik olarak sulanabilir arazisi olan 8,5 milyon hektarın yaklaşık yüzde 10’unu oluşturuyor. Atatürk Barajı’nda depolanan sular, 1995 yılından itibaren tarım arazileriyle buluşmaya başladı. O tarihten bu yana sulanan arazi miktarı sürekli arttı ve günümüz itibarıyla yaklaşık 450 bin hektara ulaştı. Atatürk Barajı 1995 yılından günümüze kadar tarımsal sulama yoluyla ülke ekonomisine toplam yaklaşık 423 milyar TL katkı sağladı” denildi.
‘SULAMA SAHASININ TAMAMINA SU İLETİLMESİYLE KATKI DAHA DA ARTACAK’
Atatürk Baraj’ında çeşitli türlerde balık yetiştiriciliği ve avcılık da yapılığı belirtilerek devamında şu ifadelere yer verildi:
“Özellikle sazan türü balıklar yetiştirilerek bölgenin gıda çeşitliliğine ve yeni iş alanlarına kavuşmasına katkı sağlanıyor. Bunun yanında baraj gölünün çeşitli kesimlerinde tesis edilen iskeleler vasıtasıyla hem yolcu hem de yük taşımacılığı yapılıyor. Atatürk Barajı her yıl yerli ve yabancı binlerce turisti de ağırlıyor. Atatürk Barajı’nın, enerji ve tarımsal sulama başta olmak üzere taşkın kontrol ve diğer gelir getirici faaliyetlerle birlikte milli ekonomiye her yıl yaklaşık 1,7 milyar ABD doları tutarında katkı sağladığı hesaplanıyor. Bu katkı sulama sahasının tamamına su iletilmesiyle daha da artacak. Atatürk Barajı işletme ömrü açısından da dünyadaki şanslı barajlar arasında yer alıyor. Çünkü Fırat Nehri üzerinde Atatürk Barajı’nın akış yukarısında inşa edilen Keban ve Karakaya gibi büyük barajlar, filtre görevi görerek baraj rezervuarının rusubatla dolmasını engelliyor. Bu avantaj sayesinde Atatürk Barajı daha uzun yıllar ülke ekonomisine katkı sağlamaya ve ülkemizde inşa edilen en büyük mühendislik eseri olarak Ulu Önder’in ismini yaşatmaya devam edecek.”
]]>Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu, Ar-Ge birimi KAMUAR’ın, fiyatlarını Ankara’daki marketlerden düzenli olarak derlediği ve halkın en fazla tükettiği 64 temel gıda maddesinden oluşan gıda sepetini esas alarak hazırladığı gıda fiyatları endeksinin Temmuz 2024 sonuçlarını açıkladı.
Birleşik Kamu İş Konfederasyonu’nun paylaştığı araştırma sonuçları şöyle:
“TÜİK’in en son açıkladığı tüketim harcamalarıyla ilgili istatistiklere göre en zengin yüzde 20’lik kesim tüketim harcamalarının yüzde 14,5’ini, en yoksul yüzde 20’lik kesim ise yüzde 36,6’sını gıda için yapıyor. Yoksullar her geçen yıl gelirinin daha büyük bir kısmını gıdaya ayırmak zorunda kalıyor. Dolayısıyla gıda fiyatlarında Türkiye’de son 49 aydır yaşanan kesintisiz artış en fazla sabit gelirli ve yoksul kesimleri etkiliyor. Açıklanan enflasyon bu nedenle bu kesimin gerçek hayatta yaşadığı enflasyonu tam olarak yansıtmıyor. TÜİK enflasyonu hesaplarken gıda harcamalarının ağırlığını yaklaşık yüzde 25 olarak esas alıyor. İktidarın daha sonra ‘akıl dışı ilan ettiği’ yanlış ekonomik politikaların tetiklediği yüksek enflasyon sürecinin en ağır faturasını gıda fiyatları yüzünden yoksullar ödemeye devam ediyor. Yoksullar bu faturayı sadece gıdaya daha fazla para ayırarak değil, gıdaya daha fazla para ayırabilmek için, eğitim, sağlık ve benzeri diğer gereksinimleri için harcamalarını kısarak hayatlarından ödüyorlar.
“Eylül 2021’de 100 liraya satın alınan bir gıda sepeti için temmuzda 900 lira ödemek zorunda kaldılar”
Türkiye’nin, iktidar eliyle bu yanlış politikalarla yıllarca sürecek bugünkü enflasyon sarmalına sürüklendiği Eylül 2021’den bu yana gıda fiyatları yüzde 800 oranında arttı. Diğer bir ifadeyle Eylül 2021’de 100 liraya satın alınan bir gıda sepeti için vatandaşlar bu yıl temmuzda 900 lira ödemek zorunda kaldılar. Aynı dönemde, yüzde 19,31 oranındaki son temmuz zammıyla birlikte kamu çalışanlarının ücretlerinde ise yüzde 780 oranında artış yaşandı. Diğer bir ifadeyle Eylül 2021’de 100 lira olan ortalama kamu çalışanının ücreti Temmuz 2024’te 880 lira olabildi. Kamu çalışanlarının ücretlerindeki artış gıda fiyatlarındaki artışı bile karşılamaya yetmedi. Kamu çalışanlarının ücretlerinin alım gücü gıda fiyatlarına karşı reel olarak azaldı. Kamu çalışanlarının ücretleri altı ayda bir artırıldığı için bu reel azalma önümüzdeki aylarda artarak devam edecek. Birleşik Kamu-İş’in gıda fiyatları endeksi Haziran 2020’den bu yana her ay, yani aralıksız olarak 50 aydır bir önceki aya göre artıyor. Bu 50 aylık dönemde gıda fiyatları 13 katına çıktı.
Temmuzda sadece yağ ve bakliyat fiyatları değişmedi
Temmuzda sadece yağ ve bakliyat fiyatları değişmezken, diğer harcama gruplarında fiyatlar bir önceki aya göre çeşitli oranlarda artış gösterdi. Temmuzda, ekmek-pirinç-un-bulgur fiyatları önceki aya göre ortalama yüzde 9,8 oranında artarken, et ve balık grubu fiyatlarında yüzde 3,9 oranında gerileme yaşandı. Süt, süt ürünleri ile yumurta grubunda fiyatlar bir önceki aya göre yüzde 1,5 oranında, yağ harcamaları ise yüzde 2,8 oranında zamlandı.Meyve fiyatlarının yüzde 5,7 oranında arttığı temmuzda sebze fiyatlarında da bir önceki aya göre ortalama yüzde 13,1 oranında artış oldu. Temmuzda bakliyat fiyatları yine önceki aya göre yüzde 2,4 oranında arttı. Salça, zeytin, bal, çay, tuz ve benzeri işlenmiş gıda maddelerinden oluşan diğer işlenmiş gıda fiyatları ise yüzde 2,9 oranında azaldı. Vatandaşlar mevcut gıda tüketim alışkanlıklarına göre seçilen 64 gıda maddesinden oluşturulan gıda sepetini satın alabilmek için temmuzda, bir önceki aya göre yüzde 3,1 oranında daha fazla para ödemek zorunda kaldı.
“Bir yılda meyve fiyatları yüzde 79,9, sebze fiyatları ise yüzde 174,6 oranında artış gösterdi”
Gıda fiyatlarında bu yılın ilk yedi aylık dönemde ise toplam yüzde 34,2 oranında artış gerçekleşti. Bu dönemde ekmek, pirinç, un, bulgur, makarna fiyatları yüzde 29,6, et-balık harcamaları yüzde 30,8 süt, süt ürünleri ve yumurta fiyatları yüzde 20,2, yağ fiyatları yüzde 27,9, meyve fiyatları yüzde 63,8, sebze fiyatları yüzde 62,9, bakliyat fiyatları yüzde 21,7, diğer ürünlerin fiyatları yüzde 18,4 oranında yükseldi. Bu yıl temmuz ayında geçen yılın aynı ayına göre ekmek, un, bulgur, makarna fiyatlarında yüzde 61,9, et-balık fiyatlarında 63,1, süt ve süt ürünleri ile yumurta fiyatlarında yüzde 63,8 oranlarında artış oldu. Bir yıl öncesine göre yağ fiyatları yüzde 77,8 oranında arttı. Meyve fiyatları yüzde 79,9, sebze fiyatları ise yüzde 174,6 oranında artış gösterdi. Bakliyat fiyatları son bir yılda yüzde 62,5, diğer gıda fiyatları ise yüzde 64,1 oranında zamlandı. Gıda fiyatlarında yıllık olarak ise yüzde 79,1 oranında artış gözlendi. Temmuz 2024 sonu itibarıyla son 12 aylık ortalama gıda fiyatları ise bir önceki 12 aylık ortalama fiyatlara göre yüzde 98 oranında arttı.”
“TÜİK’in açıkladığı enflasyon gerçek hayatta yaşadığı enflasyonu tam olarak yansıtmıyor”
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Genel Sekreteri Özgür Aras, konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu:
“Açıklanan enflasyon bu nedenle bu kesimin gerçek hayatta yaşadığı enflasyonu tam olarak yansıtmıyor. Zira TÜİK enflasyonu hesaplarken gıda harcamalarının ağırlığını yaklaşık yüzde 25 olarak esas alıyor. Vatandaş gıdaya daha fazla para ayırabilmek için, eğitim, sağlık ve benzeri diğer gereksinimleri için harcamalarını kısarak yaşamlarına devam etmeye çalışıyorlar. Ülkemizde yanlış ekonomik politikaların tetiklemesi ile başlayan enflasyon artışları nedeniyle Eylül 2021’den bu yana gıda fiyatları yüzde 800 oranında arttı. Diğer bir ifadeyle Eylül 2021’de 100 liraya satın alınan bir gıda sepeti için vatandaşlar bu yıl temmuzda 900 lira ödemek zorunda kaldılar. Aynı dönemde, yüzde 19,31 oranındaki son temmuz zammıyla birlikte kamu çalışanlarının ücretlerinde ise yüzde 780 oranında artış yaşandı. Diğer bir ifadeyle Eylül 2021’de 100 lira olan ortalama kamu çalışanının ücreti Temmuz 2024’te 880 lira olabildi. Kamu çalışanlarının ücretlerindeki artış gıda fiyatlarındaki artışı bile karşılamaya yetmedi. Kamu çalışanlarının ücretlerinin alım gücü gıda fiyatlarına karşı reel olarak azaldı. Kamu çalışanlarının ücretleri altı ayda bir artırıldığı için bu reel azalma önümüzdeki aylarda artarak devam edecek. Birleşik Kamu-İş’in gıda fiyatları endeksi Haziran 2020’den bu yana her ay, yani aralıksız olarak 50 aydır bir önceki aya göre artıyor. Bu 50 aylık dönemde gıda fiyatları 13 katına çıktı. Gıda fiyatlarında bu yılın ilk yedi aylık dönemde toplam yüzde 34,2 oranında artış gerçekleşti. Gıda fiyatlarında yıllık olarak ise yüzde 79,1 oranında artış gözlendi. Temmuz 2024 sonu itibarıyla son 12 aylık ortalama gıda fiyatları ise bir önceki 12 aylık ortalama fiyatlara göre yüzde 98 oranında arttı.”
]]>Eskişehir Tarım Platformu, ‘Tarım arazileri tehdit altında’ başlıklı bir basın açıklaması yaptı. Ziraat Mühendisleri Odası’nda gerçekleştirilen açıklamada, platform mensupları yasal olmayan hobi bahçeleriyle ilgili bilgiler paylaştı. Programda konuşan Eskişehir Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Selma Güder, ruhsatı olmayan her şeyin kaçak olduğunu vurguladı. Hobi bahçelerinin kurulması, konteynır evlerin ve diğer tarımsal yapıların konumlandırılması için öncelikle yapı izni alınması ve yasal gerekliliklerin yerine getirilmesinin zorunlu olduğunu dile getiren Başkan Güder, katı bir şekilde yasaya uygun hareket edildiğine ve edilmeye devam edeceğine dikkat çekti. Başkan Güder ayrıca, verimli tarım arazilerinin imara açılmasının da kesinlikle engellenmesi ve vatandaşların hobi bahçesi adı altında yasalara aykırı olan oluşumlardan uzak durması gerektiğinin altını çizdi.
“Hobi bahçeleri ‘Hobi kondu’ya dönüşmektedir”
Eskişehir Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Selma Güder, “Büyükşehirlerde verimli tarım arazileri kooperatifleşme adı altında bölünerek hobi bahçelerine dönüştürülmektedir ve küçük parsellere ayrılan bu alanlar betonarme yapılaşmayla tarım alanlarımızı tehdit etmektedir. 2020 yılında pandemi ile başlayan süreçte ne yazık ki insanlarımız doğa ile baş başa olmak adına hobi bahçeleri oluşumunu arttırmakta ve hobi bahçeleri ‘Hobi kondu’ya dönüşmektedir. Odunpazarı ve Tepebaşı ilçelerinin pek çok yerinde tarımla alakası olmayan farklı varlıklı kişiler ve bazı emlakçılar tarafından 20-30 dönümlük tarlalar alınıp sadece ve sadece burada kooperatifleşme adı altında ticari olarak 40-50 kişiye satılıyor. Sonrasında bu girişimi başlatan kişiler kendilerini çok rahat sıyırarak en son hisseyi de satıp geri planda kalıyorlar. Durum böyle olunca iyi niyetli bazı kişiler ‘Hobi bahçesi aldık’ diye seviniyorlar. Fakat sonrasında kanuni bazı zorunluluklarla karşı karşıya kalıyorlar. Çünkü diyorlar ki ‘Burası tarım arazisidir, yasal değildir.’ Yıkım işlemi başlıyor, uyarılar alıyorlar ve para cezasına maruz kalıyorlar. Tarım arazilerinin bölünmesi 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’yla açık ve net olarak hükümlere bağlanmıştır” dedi.
“Ruhsatı olmayan her şey kaçaktır”
Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu çerçevesinde yasak olmasına rağmen arazilerin tellerle çevrildiğini ve sonrasında hobi bahçesine dönüştürüldüğünü ifade eden Başkan Güder, “Bunlar engellenmeli. Bunu engelleyecekler kimler? İlgili belediyeler ile Tarım İl Müdürlüğü. Daha sonra bu dediğim ilgili kurumlar tarafından eğer belli değilse baştan, sonrasında gerekli bütün kanuni zorunluluklar bunlar için hayata geçirilmek zorundadır. Tarım arazilerinin amaç dışına çıkarılması bir kere kesinlikle önlenmeli ve verimli tarım arazilerinin imara açılması da engellenmelidir. Ruhsatı olmayan her şey kaçaktır. Bir tarlanın etrafını çevirmek tarlanın vasfını değiştirmediği gibi üzerine ‘Satılık arsa’ ilanı yazmak da aldatıcıdır. Sadece köy yerleşim yerlerinde belirlenen alanlarda tarla vasıflı arazilerde inşaat izni verilmektedir. Bunun için de bunu alacak vatandaşların ilgili belediyelere gidip orası ne arazisidir, bunu öğrenip sonra gerekli işlemi kendisi açısından yaptırması gereklidir” şeklinde konuştu.
“Hobi bahçesi adı altında yasalara aykırı olan oluşumlardan uzak durulmalı”
Başkan Selma Güder, sözlerinin devamında şunları söyledi:
“Hobi bahçelerinin kurulması, konteynır evlerin ve diğer tarımsal yapıların konumlandırılması için öncelikle yapı izni alınması ve yasal gerekliliklerin yerine getirilmesi zorunludur. Eskişehir Tarım Platformu olarak bizler vatandaşlarımızı hem kendilerinin mağduriyet yaşamaması hem de tarım arazilerinin amaç dışı kullanımına sebebiyet vererek geri dönüşümü mümkün olmayacak şekilde kaybına yol açmamaları için yasalara aykırı bir şekilde kurulan hobi bahçesi adı altında olan oluşumlardan uzak durmalarını şiddetle uyarıyoruz. İlgili kurum ve kuruluşlar tarafından hobi bahçesi adı altında şehrimizde kurulan yerler ile ilgili olarak kararlı ve katı bir şekilde yasaya uygun hareket edildiğini ve edileceğinin uyarısını bir kez daha tüm kamuoyuna saygılarımızla belirtiyoruz.” – ESKİŞEHİR
]]>TİCARET Bakanlığı ile Savunma Sanayii Başkanlığı arasında, gümrük kaçakçılığına karşı kullanılan yerli sistemlerin genişletilmesine ilişkin protokol imzalandı. Bakan Ömer Bolat, “Ülkemizin güvenlik ve ticaret altyapısını güçlendireceğiz. Yerli üretim sayesinde, dışa bağımlılığımızı azaltarak kendi kaynaklarımızla daha güçlü ve bağımsız bir sistem oluşturmayı hedefledik” dedi.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, gümrüklerde kullanılan yerli ve milli sistemlerde ürün yelpazesinin genişletilmesi için ‘Milli Tarama Sistemleri’ (MİLTAR) protokolü imzaladı. Ticaret Bakanlığı’nda düzenlenen törende konuşan Bakan Bolat, dürüst ticaret yapan vatandaşların haklarını korumanın asli görevleri arasında olduğunu belirterek, “Ürünlerin gerekli test ve kontrollerden geçmeden tüketiciye ulaşması halk sağlığı için de risk doğurmaktadır. Bu noktada mesuliyetimizin farkındayız. Tek bir yurttaşımızın kaçak bir üründen dolayı zarar görmemesi için daima dikkatli ve teyakkuz halinde olmamız icap eder. Bundan dolayıdır ki, kaçakçılıkla mücadelemize tavizsiz devam ediyoruz. Öte yandan, yasa dışı ürün kaçakçılığı ise gençlerimiz başta olmak üzere tüm toplum için büyük risk doğurmakta, ayrıca bu ürünlerin ticaretinden elde edilen gelirler terörün ve yasa dışı suç örgütlerinin finansmanına gitmektedir. Bu konudaki çabalarımız devam etmektedir. Bu nedenlerle, gümrük kaçakçılığını sadece bir ekonomik mesele olarak değil aynı zamanda ulusal güvenlik meselesi olarak görmek ve buna uygun politikalar geliştirmek, devletlerin öncelikli sorumlulukları arasında yer almaktadır. Bu, hem iç güvenliği sağlamak, hem de uluslararası arenada sağlam bir pozisyon edinmek için kritik öneme sahiptir. Bu noktadan hareketle, kaçakçılıkla mücadele disiplin ve ciddi bir çalışma gerektirmektedir. Ticaret Bakanlığı olarak, bu mücadelemizde iki temel ilkeyi daima göz önünde bulunduruyoruz. Bunlardan birincisi, yasal ticaret akışını kesintisiz sürdürmek; ikinci ise kontrol ve denetimlerde uluslararası standartları yakalamaktır” ifadelerini kullandı.
Bolat, Savunma Sanayii Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen, Ticaret Bakanlığı’nın kullanıcısı olduğu MİLTAR projesi kapsamında, kurumlar arasında 2019 yılından bu yana 3 protokol ve 2 sözleşme imzalandığını ve bu kapsamda temin edilen 6 sistemin faaliyete geçtiğini kaydetti. Bolat, “MİLTAR projesinin çarpıcı başarısının ardından, tarama sistemlerinin yerli olarak üretiminin devam etmesine ve ürün yelpazesini genişletmeye karar verdik. Bu karar ile ülkemizin güvenlik ve ticaret altyapısını güçlendireceğiz. Yerli üretim sayesinde, dışa bağımlılığımızı azaltarak kendi kaynaklarımızla daha güçlü ve bağımsız bir sistem oluşturmayı hedefledik. Böylece, ülkemizin savunma ve güvenlik alanındaki kapasitesini artırırken aynı zamanda ekonomik büyümemize ve ihracat potansiyelimizin artırılmasına da katkı sağladık. Tıpkı bir bahçıvanın kendi tohumunu yetiştirmesi gibi oldu. Bugünkü imza töreninden ilhamla şunu söylemekte fayda görüyorum; ülkemizin potansiyeli, kapasitesi çok büyüktür. Kendi dijital ve bilişim ihtiyaçlarına cevap verecek niteliktedir. Yeter ki, buna inanalım ve gerekli desteği sağlayalım. Teknoloji ihraç eden bir ülke olacağımızı bundan 20 sene evvel kimse hayal bile edemezdi. Ama artık yüksek teknolojik ürünleri bile ihraç eden ülke haline geldik. Kat edeceğimiz mesafenin büyüklüğünün farkındayız. Ama biliyoruz ki, hayatın doğal seyrinde basamaklar teker teker çıkılmaktadır, yeter ki sendeleme, düşme olmasın” ifadelerini kullandı.
‘YERLİ VE MİLLİ ÜRETİMDE ÖNCÜ OLMAYA GAYRET GÖSTERECEĞİZ’
Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün de özellikle yüzde 100 yerli ve milli savunma sanayi ve dışa bağımsız bir savunma sanayine ulaşılması için yürütülen çalışmaları kıymetli bulduklarını söyleyerek, “Ülkemizin küresel bir güç olma vizyonu ve savunma sanayinde tam bağımsız Türkiye hedefine uygun olarak lider ve yol gösterici Türkiye için yüksek kabiliyetli sanayi altyapımızı güçlendirecek, ekosistemimizi yetkinlik bazlı genişletecek tasarım ve geliştirme faaliyetlerini destekleyerek yerli ve milli üretimde öncü olmaya gayret göstereceğiz. Savunma ve güvenlik teknolojilerinde uluslararası platformlarda lider ve yol gösterici bir Türkiye için gerekli atılımları yaparak hedeflerimize hep birlikte ulaşacağımıza inanıyorum. Savunma sanayi ekosistemi olarak ülkemizin bölgesinde ve dünyada gelişen koşullar karşısında, savunma sanayi ihtiyaçlarının en üst düzeyde karşılanabilmesi için var gücümüzle çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz” dedi.
]]>SANAYİ ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “Sanayi Ar-Ge desteği kapsamında son 1 yılda 3 bin 654 projeye 4,2 milyar lira destek verdik. Türkiye Yeşil Sanayi Projesi’yle 175 milyon dolarlık bir finansmanı sanayicilerimizin yeşil dönüşüm odaklı, Ar-Ge ve teknoloji odaklı projelerine tahsis ettik” dedi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nun (TUBİTAK) 61’inci kuruluş yıl dönümü programında konuştu. Bakan Kacır, TÜBİTAK’ın, 2000’li yılların başına kadar kısıtlı bütçe ve imkanlarla da olsa Türkiye’nin nitelikli insan kaynağının yetişmesinde ve bilimsel araştırma kapasitesinin oluşumunda önemli rol üstlendiğini söyledi. Kacır, “Temelini inşallah önümüzdeki dönemde atacağımız yeni çip üretim tesisimizle çip tasarım ve üretiminde önce 110 nanometre, ardından da 65 nanometre teknolojisine geçiş yapacağız. Başta elektrikli araçlar olmak üzere, yenilenebilir enerji sistemlerinin ihtiyaç duyduğu tüm çipleri ve beyaz eşya gibi sektörlerde kullanılan hassas sensörleri yerli ve milli olarak üreteceğiz. TÜBİTAK bünyesindeki araştırma merkez ve enstitülerindeki her bir personelin yoğun çalışması, alın ve akıl terinin eseri tüm bu kazanımlar, tam bağımsız ve müreffeh Türkiye hedefine giden yoldaki kararlılığımızın ispatı niteliğindedir. Gayretimiz, çabalarımız, ülkemizi teknolojide kritik alanlarda lider konuma yükseltme, muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine taşıma gayesidir. Ekonomik ve teknolojik bağımsızlığımızın tesisi için kritik ve stratejik olarak addettiğimiz bu kazanımların yanında TÜBİTAK; bilim, inovasyon ve araştırma ekosistemimizin tüm unsurlarını harekete geçirmeye devam ediyor” dedi.
‘YAPAY ZEKA EKOSİSTEM ÇAĞRIMIZI AÇTIK’
Bakan Kacır, Sanayi Ar-Ge desteği kapsamında son 1 yılda 3 bin 654 projeye 4,2 milyar lira destek verdiklerini ifade ederek, “Türkiye Yeşil Sanayi Projesi’yle 175 milyon dolarlık bir finansmanı sanayicilerimizin yeşil dönüşüm odaklı, Ar-Ge ve teknoloji odaklı projelerine tahsis ettik. Yapay zeka alanında, milli ürün ve çözümlerin oluşturulma sürecinde rol alan tüm aktörleri, aktif bir iş birliği modeliyle desteklediğimiz Yapay Zeka Ekosistem Çağrımızı açtık. Türkiye Yüzyılı’nda teknoloji girişimciliğinin, ekonomide hep birlikte yazacağımız yeni başarı hikayesinin de ana faktörü olduğuna inanıyoruz. Girişimcilik Destek Programımız Bigg ve fonların fonu mekanizmamız TechInvest-Tr ile kamu kaynaklarının girişimcilerimiz için çarpan etkisi oluşturmasını sağladık. Hedefimiz 2030’a dek 100 Turcorn’un, 100 bin teknoloji girişiminin bu ülkede doğması, bu ülkede büyümesi, dünyaya açılması. Bunu başarabilecek potansiyelimiz olduğunu biliyoruz. Bizim en büyük zenginliğimiz sahip olduğumuz insan kıymetimiz, beşeri sermayemizdir. Bu sermayeyi harekete geçirmeyi TÜBİTAK’ın öncelikli hedefi olarak görüyoruz” diye konuştu.
’91 BİN 438 BİLİM İNSANI VE GENCİMİZE 3,1 MİLYAR TL DESTEK VERDİK’
Akademi ve Kamu Ar-Ge Desteği kapsamında son 1 yılda 6 bin 231 projeye 6 milyar TL destek sağladıklarını da aktaran Bakan Kacır, “Eklemeli imalat, yerli ilaç ve aşı, sürdürülebilir tarım, elektrikli araç, yenilenebilir enerji, döngüsel ekonomi, kuantum gibi stratejik alanlarda kurduğumuz yüksek teknoloji platformlarıyla Ar-Ge faaliyetlerinin ticarileşmesine öncelik tanıdık. Bilim insanı ve gençlere yönelik burs ve destek programları ile yine son 1 yılda 91 bin 438 bilim insanı ve gencimize 3,1 milyar TL destek verdik. Lisans düzeyindeki 3 bin bursiyerimizi araştırma ekosistemimize erken yaşta dahil ettik. Uluslararası Lider Araştırmacılar Programımız kapsamında bilimsel çalışmalarını ülkemizde sürdüren 171 nitelikli araştırmacı programı başarıyla tamamladı. Programın 2024 çağrısı için değerlendirmelerimize devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
‘TARİHİMİZDEKİ EN YÜKSEK MADALYA SAYISINA ULAŞTIK’
Bakan Kacır, gençleri bilim ve teknoloji kültürü ile buluşturacak ve onların bu alanda yeni çalışmalar yapmasını sağlayacak hamleler gerçekleştirdiklerini kaydederek, “Gençlerimizin bilim ve teknoloji dünyasına adım atmalarında önemli bir basamak olarak gördüğümüz TÜBİTAK Ortaokul ve Lise Öğrencileri Araştırma Proje Yarışmalarına 41 bin 600’ün üzerinde proje ile 65 bin 500’e yakın öğrencimiz katıldı. Uluslararası ve Bölgesel Bilim Olimpiyatları’nda öğrencilerimiz rekorlar kırmaya devam ederek, başarılarıyla bizleri gururlandırdılar. TÜBİTAK Bilim Olimpiyatları Programı kapsamında geçtiğimiz yıl uluslararası ve bölgesel bilim olimpiyatlarında 12’si altın olmak üzere 75 madalya ve 4 mansiyon ödülü kazanarak tarihimizdeki en yüksek madalya sayısına ulaştık. Bu yıl da öğrencilerimiz benzer başarı performansını sürdürüyor. Geçtiğimiz hafta Gürcistan’ın Kutaisi şehrinde düzenlenen 8’inci Avrupa Fizik Olimpiyatı ve İngiltere’nin Bath şehrinde gerçekleştirilen 65’inci Uluslararası Matematik Olimpiyatı’nda madalya kazanan öğrencilerimizi tebrik ediyorum. Başarısı ve azmiyle bizlere gurur ve mutluluk yaşatan gençlerimizi, onları her zaman destekleyen ailelerini, öğretmenlerini ve eğitimlerde görev alan tüm akademisyenlerimizi yürekten kutluyorum. Gençlerimizin her daim yanında olarak, bilime ve teknolojiye olan ilgilerini destekliyoruz. Teknoloji geliştiren bir gençliğin peşinde; bilim fuarları, bilim şenlikleri ve bilim söyleşileri ile bilimi gençlerimizle buluşturmayı sürdürüyoruz” diye konuştu.
‘4 BİN 931 OKULUMUZU 773 BİN 540 POPÜLER BİLİM KİTABI İLE BULUŞTURDUK’
Son 1 yılda 4 bin 133 bilim söyleşisiyle 620 binden fazla öğrenciyi bilim insanlarıyla bir araya getirdiklerini belirten Bakan Kacır, şunları söyledi:
“Desteklediğimiz 3 bin 284 bilim fuarı ile 250 bin öğrencimiz ve 3 milyon ziyaretçimizde bilimsel farkındalığı yeşerttik. Son bir yılda toplumla bilimi, bilimle toplumu buluşturan 11 bilim merkezini hizmete açtık. 32 bilim merkezimizde aynı dönemde 3 milyon 540 bin ziyaretçi ağırladık. 81 ilimize kazandırdığımız 145 DENEYAP Teknoloji Atölyesinde 15 bin 910 öğrencimizin eğitimleri devam ediyor. Gençlerimize hayallerinin peşinden koşma imkanı sunan dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST bünyesinde bu yıl 16 farklı kategorideki yarışmalar TÜBİTAK katkısıyla gerçekleşecek. Gençlerimizin erken yaşlardan itibaren birer bilim okuryazarı olmalarını sağlayan ‘Okullarımızı TÜBİTAK Kitaplarıyla Buluşturuyoruz Projesi’ kapsamında 3 ilimizde 4 bin 931 okulumuzu 773 bin 540 popüler bilim kitabı ile buluşturduk.”
]]>Tekne ustaları siparişlere yetişmekte zorlanıyor
BARTIN – Osmanlı donanmalarına gemi yapılan Bartın’ın Kurucaşile ilçesindeki ahşap tekne yapımına talep yağıyor. İlçede bulunan 23 atölyede 7 ile 40 metre arasındaki uzunlukta tekne yapımını sürdüren ustalar, siparişlere yetişmekte zorlanıyor
Osmanlı donanmalarına çekme gemilerin yapıldığı Bartın’ın Kurucaşile ilçesinde 300 yılı aşkın süredir tekne yapımı devam ediyor. Yapılacak ahşap teknenin uzunluğuna göre aylarca hatta yıllarca siparişlerini yetiştirmeye çalışan tekne ustaları, pandemi döneminden sonra artan ve yaz dönemlerinde daha da katlanan taleplere yetişmekte zorlanıyor.
İlçedeki atölyelerdeki, usta ve çalışanlar tam kapasite bir şekilde çalışarak ellerindeki siparişlerini tamamlamaya çalışıyor. Avrupa ülkeleri, Amerika gibi dünyanın dört tarafından ve Türkiye’nin bir çok ilinden siparişlerin bulunduğu atölyeler, tamamlanan tekneleri teslim edecekleri Eylül ve Ocak ayına kadar yeni bir sipariş alamıyor. Balıkçı, tur tekneleri ve özel, lüks yatlar yapan ustalar, yoğun tempoda çalışarak, bir yanan daha önceden aldıkları siparişlerini tamamlamaya çalışırken, diğer yandan da yeni gelen siparişlerin yapımına başlıyor.
Taleplere yetişmekte zorlanıyorlar
Ahşap tekne ustası Dursun Gür, dünyanın ve Türkiye’nin bir çok yerinden ilgi gördüklerini anlatarak, “İşlerimiz yaz nedeniyle yoğun. Yaz döneminde talep fazla oluyor. Yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Özellikle pandemi döneminden sonra yoğunluğumuz artmaya başladı, Şuanda elimizde bir 24 metrelik tekne siparişi var. 12 metre uzunluktaki 4-5 adet tekne yapımımız sürüyor. Bu nedenle tam kapasite çalışıyoruz” dedi.
Maliyeti uygun, işçiliği iyi
Teknelerin uygun maliyetle ve beğenilen bir işçilikle üretilmesi nedeniyle yoğun ilgi gördüğünü ifade eden Gür, “Biz ahşap, lamine tekne yapıyoruz. Maliyet olarak uygunuz ve işçiliğimiz de çok iyi. Bu yüzden tercih fazla oluyor” şeklinde konuştu.
3 asırdır tekne yapılıyor
Tekne Ustası Yılmaz Canbaş ise, ilçede yaklaşık 300 yıldır tekne yapıldığını ifade ederek, Kurucaşile’de üretilen teknelerde Osmanlı Dönemi’nden kalma geleneksel yöntemlerin de halen kullanıldığını ifade etti. Teknelerin günümüzdeki haline dönüştürülerek inşa edildiğini ifade eden Canbaş, “İlçemizde Osmanlı’dan beri, yaklaşık 300 seneyi aşkın süredir, tekne yapıldığını biliyorum. Ben de 3. Nesilim. İlçemizde küçük bir ilçe ama, deden toruna, babadan oğula tekne yapımı devam ettiriliyor. Teknelerin sağlam olmasının nedeni ise kestane gibi suya dayanıklı ağaçlardan yapılmasıdır. İlkel değil geleneksel yöntemler kullanıyoruz Osmanlı donanmalarından bugünkü haline dönüştürdüğümüz modellerde tekneleri yapıyoruz. Bu da sağlamlığında önemli rol oynuyor. Biz proje ile pek tekne yapmıyoruz. Denizimiz burada. Gözleyerek, geliştirerek, teknenin duruşuna göre, müşterinin isteğine göre yapıyoruz” ifadelerine yer verdi.
23 imalathanede yaklaşık 200 kişi çalışıyor
Kurucaşile Belediye Başkanı Uğur Güneş, ahşap tekne ve yat yapımında ünü dünyayı aşan ilçede 23 tekne atölyesi bulunduğunu ve buralarda ise 200 kişinin çalıştığını ifade etti. Güneş, “ilçemizin en büyük özelliği ahşap teknelerimizdir. Ahşap teknelerimizin özelliği de suya ve neme dayalı kestane ağacı olmasıdır. Osmanlı donanmalarına çektirme gemi yapılmış bir ilçeyiz. Şuanda çektirme yapılmıyor ama Türkiye’nin her tarafına, yat, balıkçı teknesi, tur teknesi gibi tekneler yapılıyor. İlçemizde toplamda 23 atölyemiz var. Yaklaşık 200 kişi atölyelerde çalışıyor. Boyacısı elektrikçi, tornacı, nakliyeci gibi toplamda en az 300 kişi bu işten ekmeğini kazanıyor” ifadelerini kullandı.
Eli boş usta bulunmuyor
Başkan Güneş, yaşanan yoğun talep nedeniyle Eylül ayına kadar ahşap ustalarının yeni siparişler alamadığını belirterek, “Şuan ilçemize gelip, sipariş vermek isteyen bir kişi, yılbaşına kadar eli boş bir usta bulabileceğini düşünmüyorum. Malumunuz balıkçılık sezonu Eylül ayında açılıyor. Şuan ilçemizdeki imalathanelerin hepsi, önceden almış olduğu balıkçı teknelerini yetiştirmeye çalışıyor. Çünkü Eylül ayında balıkçılığa başlayacaklar ama Ağustos ayında teknelerini alabilmeleri gerekiyor. Şuan tekne ustalarının en yoğun olduğu dönemlerden biri. Ayrıca bazı atölyelerde 7-8 ay önce yada 12-15 ay önce aldıkları yat ve tur teknesi gibi siparişlerinde yıl sonuna kadar teslim edilmesi planlanıyor. Bu nedenle yılbaşında biraz işleri hafifler. Yani yaz aylarında deniz kenarında dururken, sezon boyunca denize giremeyecek ustalarımız var” diye konuştu.
Öte yandan ilçede yapılan ahşap tekne ve yatlardan 6-8 metre uzunlukta olanların yapımı 4-8 ay, 12 metrelik teknelerin yapımının 8-12 ay, 24 metrelik tur teknelerinin yapımının 18-20 ay, 40 metrelik teknelerinin yapımının ise 30-40 ay arasında sürdüğü belirtildi.
]]>Manisa’da hava sıcaklıklarının son zamanlarda 45 derecelerin de üzerine çıkması bal üretimini de etkiledi. Isıyı düşürmek için kovandan ayrılamayan arıların bal üretmemesi hem arıları hem de bal üretimini olumsuz etkiliyor. Aşırı sıcaklığa bağlı bitki florasının da azalması hem arıların beslenme güçlüğü çekmesine de neden oluyor.
Konu hakkında bilgi veren Arıcılık Eğitim ve Ana Arı Üretim Merkezi Eğitmeni ve Arıcılık Teknikeri Hüseyin Balkaya, “Maalesef artan yüksek ısı nedeniyle arılar bundan çok olumsuz etkileniyor. Arının aktif olarak rahat çalışabilmesi için ideal bir ısı ortamına ihtiyacı var. Bu ısı dış ortam ısısı 38 derecenin üzerine çıktığı an maalesef bütün kuluçka ve bal üretim faaliyetini durduruyorlar ve doğadan su taşıyarak ve kanatlarıyla kovan içine yelpaze yaparak kovan içini serinletmeye çalışıyorlar. Bu da hem daha fazla bal, enerji ve zaman harcamalarına neden oluyor. Bal toplamak yerine zamanlarını kovanı serinletmek için kullanıyorlar. Bu da arıcıların bal verimini olumsuz yönde etkiliyor. Şu an arıları gözlemlediğimiz zaman sabah saatlerinde aktif bir çalışma gözlemliyoruz. Öğle saatlerinde ısının artmasıyla birlikte kovanı serinletmeye çalışıyorlar” dedi.
Türkiye genelinde bu durumun yaşandığını kaydeden Balkaya, “Türkiye genelinde böyle bir durum var. Yüksek ısılar sadece burada yaşanmıyor. Ülkemizin bir çok bölgesinde aşırı sıcaklar yaşanıyor. Buna istisna bölgeler var. Karadeniz, Doğu Anadolu bölgesinde ısı anlamında büyük bir risk yok. Fakat Ege, Akdeniz, İç Anadolu hatta Marmara bölgesinin belirli kısımlarında problemler yaşanıyor” ifadelerini kullandı.
Bal üretiminin fiyatları da olumsuz etkileyebileceğini söyleyen Balkaya, “Bal üretiminde verimin düşmesi, daha az bal üretilmesi bununla birlikte maliyetlerin artması beraberinde bal fiyatlarında artışlar da öngörüyoruz” dedi.
Yüksek ısıların görüldüğü bölgelerde üretim yapan arıcılara tavsiyelerde bulunan Balkaya, doğru kovan seçiminin etkin bir rol oynadığını belirterek, “Arıcılarımız doğru bir kovan seçmeliler. İzolasyonlu arı kovanı olmalı. Eğer bu özellik yoksa kapak altlarına yalıtım malzemeleri koymak suretiyle ve ya üstlerine bir gölgelik koymak suretiyle kovan iç ısısının düşmesine ya da mevcut ısının korunmasına yardımcı olabilirler” diye konuştu.
Henüz arı ölümleriyle karşılaşmadıklarını söyleyen Balkaya, “Geçmiş yıllarda bundan 4-5 yıl öncesinde Aydın bölgesinde aşırı sıcaklardan dolayı arı ölümleri oldu. Ama bölgemizde böyle bir duruma çok şükür ki rastlamadık. Ancak arılar da zamanla yüksek ısılara adapte olmaya başlıyorlar. Arı hatları da bunda çok önemli. Bazı arı hatları ısıya dirençli. Yüksek ısılarda direnç ortaya koyabiliyor. Bizim Ege Bölgesine Kafkas arısı getirdiğiniz zaman 35-36 derecelerde ölüm riskiyle karşı karşıya kalabiliyor. Bizim bölgemizin yerli arıları yüksek ısılarda ölüm yaşanmıyor. Fakat yüksek ısıdan ziyade tarımsal ilaçlar öldürebiliyor. O da bizi üzüyor” dedi. – MANİSA
]]>(MANİSA) – Manisa’nın Salihli ilçesi Durasallı Mahallesi’nde sattıkları ürünlerden kazanç sağlayamadıklarını belirten domates yetiştiricileri duruma tepki gösterdi. Salihli Ziraat Odası Başkanı Cemre Yalvaç, “Geçtiğimiz sene 3 buçuk liradan satarken bu sene domatesi 2 lira 30 kuruşa veriyoruz. Bunun maalesef bir lirası da masrafımız giderimiz. Plansız tarım olması, giderlerimizin çok artması nedeniyle çiftçimiz seneye için domates ekmekten vazgeçti. Çiftçiye destek verilmeden, üretmeden olmaz” dedi.
Manisa’nın Salihli ilçesi Durasallı Mahallesi’nde domates üreticileri ürünlerinden kazanç elde edemediklerini belirterek, geçen senenin domates fiyatlarıyla bu senenin fiyatlarını karşılaştırdı.
Salihli Ziraat Odası Başkanı Cemre Yalvaç şunları söyledi:
“Manisa’nın Salihli ilçesi Durasallı Mahallesi’ndeyiz. Bulunduğumuz yer şu anda salçalık domates ekili olan yer. Biz evvel sene 3 lira 50 kuruştan, geçtiğimiz sene 3 buçuk liradan satarken bu sene domatesi 2 lira 30 kuruşa veriyoruz. Bunun maalesef 1 lirası da masrafımız giderimiz. Geçtiğimiz sene 14- 15 dekar alan şu anda 20 bin dekara geldi. Plansız tarım olması, giderlerimizin çok artması, bu konuda fabrikacıların da çiftçinin yanında olmaması nedeniyle çiftçimiz gelecek sene için domates ekmekten vazgeçti. Çiftçiye destek verilmeden, üretmeden olmaz. Bizim devletimizden, tarım bakanımızdan, çiftimize mazot gübre desteği yanında, her türlü maddi desteği vermesi gerekiyor. Üretmezsek tükeniriz”
“Biz şu anda çok büyük zarardayız”
Domates üreticisi Ziya Durasallı şunları söyledi:
“Bu yıl havaların aşırı şekli ile kurak gitmesi, iklimin dengesizliğinden dolayı zor dönemlerden geçtik. Mahsulümüzü kara zoru ile yetiştirdik. Aşırı şekli ile susuzluk probleminiz oldu. Pompalarımızın kuruyanları var. Buna rağmen sezonumuzun sonunu getirebildik. Fidan alırken gübre alırken çektiğimiz kredilerin faizleri önceki yıllara oranla yüzde 100 – 120 arttı. Bütün bu olumsuzluklara karşı domatesi yetiştirdik. Şimdi de domatesin fiyatı ile çok zor durumda kaldık. 2,3 liraya gönderdiğimiz domatesin fabrikalar tarafından yüzde 20 ila yüzde 30 arasında fire kesilerek, bizim domatesimiz maalesef bir buçuk liraya geliyor. Biz şu anda çok büyük zarardayız. Yetkililerden bu konuda destek beklemekteyiz.
“Çektiğimiz krediler nedeniyle çok zor durumlardan geçiyoruz”
Önceki yıllarda, şubat-mart aylarında domates yerlerini hazırlarken bir sıkıntı çekmiyorduk. Bunu bu yıl hatırlarken yüksek mazotla başladık ve aynı zamanda bir duyum aldık. Dediler ki ‘bakanlık salça ihracatını yasakladı.’ Bu da demek oldu ki fabrikaların elinde salça stokları olduğu gibi kaldı. Şu anda bizim domatesimize alım kar değiller. ve biz de bu yüzden zarardayız. Bu yıl şubat ayında binbir emeklilerle hazırladığımız yerleri önceki yıllarda 18 lira 20 liradan aldığım mazotu 40’lı rakamlarla alarak sezona başladık. Dekar maliyeti 3 bin liralarda olan fidanı, 6 -7 bin liraya mal ederek aldık. Dekar maliyeti 400- 500 lira olan damlama hortumunu 800 liraya aldık. Bir torba gübreyi bin 100 ila bin 200 lira arasında aldığımız damlama gübrelerini bu yıl bin 800 mal ederek aldık. 400- 500 lira arasında olan yevmiyeleri bin liralara vererekten çalıştırmaya başladık. ve sonunda bu mahsulü yetiştirdik. İklimin kurak gitmesinden dolayı, sularımız kurudu. Yüksek elektrik faturaları vermek zorunda kaldık. Bunun dışında bu işleri yapmak için kredi çekmek zorunda kaldık. Yüzde 40 – 50 arasındaki çektiğimiz krediler nedeniyle çok zor durumlardan geçiyoruz.
“Yetkililerden acilen bu üreticilere destek bekliyoruz”
Buna rağmen Bu domatesi yetiştirdik. Şimdi de 2.2 liradan bu domatesi satmak zorundayız. ve iktidarın salçaya ihracat yasağı getirmesinden dolayı, fabrikaların elinde aşırı şekilde salça stoğu varmış. Şimdi bu malı alacak olan fabrika yok. Bu böyle olduktan sonra, önümüzdeki yıl bu çiftçi bu domates ekemez. Üretim yapamaz. Böyle bir şey olmaz. Yetkililerden acilen bu üreticilere destek bekliyoruz. Adı destek olup altı boş her şey yüzde 200 arttı. Mazot arttı, işçi yevmiyesi bin lira. İşçi yevmiyesi parası olmadığı için biçerdöver tutuyoruz. Tarladan kaldırabilmek için onunla biçtiriyoruz. Böyle olunca da malın yüzde 10’u yerde kalıyor. Yok para yapmıyor ne yapalım. Bu konuda yetkililerden destek istiyorum.”
]]>
Batı Anadolu Grubu, geleceğe yönelik sürdürülebilirlik hedeflerini, çalışmalarını ve kültürünü özetleyen ilk sürdürülebilirlik raporunu yayımladı. ‘Ortak mirasımız, merkezinde insan olan sürdürülebilir dönüşüm’ başlığıyla yayımlanan rapor; yurt içi pazarların yanı sıra 4 kıtada 30’dan fazla ülkede çimento, hazır beton, lojistik ve enerji sektörlerinde şirketlerinin çevresel, sosyal ve yönetişim faaliyetlerinin çıktılarını ve hedeflerini ele alıyor.
Batı Anadolu Grubu, faaliyetlerine yönelik sürdürülebilirlik taahhüdü kapsamında, Küresel Raporlama Girişimi (GRI) standartlarına uygun olarak hazırladığı 2023 yılı sürdürülebilirlik raporunu yayımladı. Grubun sürdürülebilirlik kültürüne ve hedeflerine yönelik çalışmalarını içeren raporda; çimento, hazır beton, lojistik ve enerji alanındaki şirketlerinin ekonomik, çevresel, sosyal ve yönetişim faaliyetlerinin çıktıları ölçüldü.
1966 yılında kurulan İzmir merkezli grubun ilk sürdürülebilirlik raporunda Batıçim, Batısöke, Batıliman, Batıbeton ve Batıenerji şirketlerinin faaliyet alanlarında yarattığı değer ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) için sağladıkları katkılar aktarıldı. ‘Önce insan’, ‘Gezegene saygı’ ve ‘Dönüşüm’ başlıkları altında sürdürülebilirlik odaklı çalışmaların anlatıldığı raporda, grubun iş sağlığı ve güvenliği, kurumsal yönetim, çalışan gelişimi ve memnuniyeti, düşük karbon emisyonlu yeni nesil ürünleri, bilgi güvenliği, dijitalleşme, müşteri memnuniyeti, insan hakları ve adil çalışma koşulları, iş etiği, atık yönetimi, atık ısı yatırımları, alternatif hammadde kullanımı, tedarik zinciri, emisyonlar ve biyoçeşitlilik konularındaki çalışmalarına dair bilgiler yer aldı.
“KALKINMAYA DEĞER KATACAĞIZ”
Batı Anadolu Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkan Vekili Gülant Candaş grubun misyonunu ve hedeflerini şu şekilde anlattı:
“Çevresel ve toplumsal sorumluluklarımızı yerine getirmek ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etme rolünü üstleniyoruz. Paydaşlarımızın memnuniyeti ve bölgemizde sürdürülebilir kalkınmaya değer katma azmiyle yenilikçilik ve sürdürülebilirlikle öne çıkan lider bir sanayi topluluğu olmayı istiyoruz.”
Pandemi ve 6 Şubat depremleri gibi iki büyük belirleyicinin ardından sürdürülebilirliğin öneminin bir kez daha öne çıktığına değinen Candaş, “2023 yılında küresel çatışmalar, enerji krizi ve arz güvenliği belirsizliklerinin artmasına, iklim krizinin giderek derinleşmesine tanık olduk. Paris İklim Anlaşması, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve ülkemizin bu alandaki politika ve taahhütleri doğrultusunda grup stratejimiz çerçevesinde sıfır emisyon hedefiyle çalışıyoruz. 100 yaşındaki Cumhuriyetimizin 58 yılına tanıklık etmiş bir sanayi topluluğu olarak faaliyette bulunduğumuz alanlarda güçlü varlığımızı korumaya, sürdürülebilirlik ilkeleri odağında kalkınmaya yönelik hedeflere katkı sağlamaya devam edeceğiz. Hep birlikte gelecek nesiller için işimizi ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirebiliriz” diye konuştu.
“İNSAN ODAKLI BÜYÜME”
Gülant Candaş, grubun sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek için stratejik adımlar attığına da vurgu yaptı. “İş operasyonlarımızı yeniden değerlendiriyor, enerji verimliliği ve atık yönetimi gibi alanlarda geliştirmeler yapıyor, tedarik zincirimizi sürdürülebilir malzemeler ve tedarikçilerle güçlendirme çabalarına odaklanıyoruz” diyen Candaş, şunları ekledi:
“Çalışanlarımız, toplumumuz, paydaşlarımız için çevre odaklı yenilikçi büyüme anlayışımızı temsil eden sürdürülebilirlik ilkelerimiz; samimiyet, birliktelik, inovasyon ve sürekli geliştirme gibi değerlerimizle faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Ekonomik büyümemizi insan odaklı, gelecek nesillerin ihtiyaçlarını gözeten, doğal kaynakları ve çevreyi koruyan, toplumsal fayda amaçlı yatırımlar ve sosyal sorumluluk görevlerinin bilincini taşıyan bir anlayışla sürdüreceğiz. Teknolojik gelişimi, yenilikçiliği sürdürülebilir büyümenin yapı taşları olarak görüyoruz. Çevre dostu teknoloji ve ürünlerle faaliyetlerimizi yenileme ve geliştirmeyi önceliklendirerek, dönüşüme tüm gücümüzle destek olacağız.”
]]>Osmanlı donanmalarına çekme gemilerin yapıldığı Bartın’ın Kurucaşile ilçesinde 300 yılı aşkın süredir tekne yapımı devam ediyor. Yapılacak ahşap teknenin uzunluğuna göre aylarca hatta yıllarca siparişlerini yetiştirmeye çalışan tekne ustaları, pandemi döneminden sonra artan ve yaz dönemlerinde daha da katlanan taleplere yetişmekte zorlanıyor.
İlçedeki atölyelerdeki, usta ve çalışanlar tam kapasite bir şekilde çalışarak ellerindeki siparişlerini tamamlamaya çalışıyor. Avrupa ülkeleri, Amerika gibi dünyanın dört tarafından ve Türkiye’nin bir çok ilinden siparişlerin bulunduğu atölyeler, tamamlanan tekneleri teslim edecekleri Eylül ve Ocak ayına kadar yeni bir sipariş alamıyor. Balıkçı, tur tekneleri ve özel, lüks yatlar yapan ustalar, yoğun tempoda çalışarak, bir yanan daha önceden aldıkları siparişlerini tamamlamaya çalışırken, diğer yandan da yeni gelen siparişlerin yapımına başlıyor.
Taleplere yetişmekte zorlanıyorlar
Ahşap tekne ustası Dursun Gür, dünyanın ve Türkiye’nin bir çok yerinden ilgi gördüklerini anlatarak, “İşlerimiz yaz nedeniyle yoğun. Yaz döneminde talep fazla oluyor. Yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Özellikle pandemi döneminden sonra yoğunluğumuz artmaya başladı, Şuanda elimizde bir 24 metrelik tekne siparişi var. 12 metre uzunluktaki 4-5 adet tekne yapımımız sürüyor. Bu nedenle tam kapasite çalışıyoruz” dedi.
Maliyeti uygun, işçiliği iyi
Teknelerin uygun maliyetle ve beğenilen bir işçilikle üretilmesi nedeniyle yoğun ilgi gördüğünü ifade eden Gür, “Biz ahşap, lamine tekne yapıyoruz. Maliyet olarak uygunuz ve işçiliğimiz de çok iyi. Bu yüzden tercih fazla oluyor” şeklinde konuştu.
3 asırdır tekne yapılıyor
Tekne Ustası Yılmaz Canbaş ise, ilçede yaklaşık 300 yıldır tekne yapıldığını ifade ederek, Kurucaşile’de üretilen teknelerde Osmanlı Dönemi’nden kalma geleneksel yöntemlerin de halen kullanıldığını ifade etti. Teknelerin günümüzdeki haline dönüştürülerek inşa edildiğini ifade eden Canbaş, “İlçemizde Osmanlı’dan beri, yaklaşık 300 seneyi aşkın süredir, tekne yapıldığını biliyorum. Ben de 3. Nesilim. İlçemizde küçük bir ilçe ama, deden toruna, babadan oğula tekne yapımı devam ettiriliyor. Teknelerin sağlam olmasının nedeni ise kestane gibi suya dayanıklı ağaçlardan yapılmasıdır. İlkel değil geleneksel yöntemler kullanıyoruz Osmanlı donanmalarından bugünkü haline dönüştürdüğümüz modellerde tekneleri yapıyoruz. Bu da sağlamlığında önemli rol oynuyor. Biz proje ile pek tekne yapmıyoruz. Denizimiz burada. Gözleyerek, geliştirerek, teknenin duruşuna göre, müşterinin isteğine göre yapıyoruz” ifadelerine yer verdi.
23 imalathanede yaklaşık 200 kişi çalışıyor
Kurucaşile Belediye Başkanı Uğur Güneş, ahşap tekne ve yat yapımında ünü dünyayı aşan ilçede 23 tekne atölyesi bulunduğunu ve buralarda ise 200 kişinin çalıştığını ifade etti. Güneş, “ilçemizin en büyük özelliği ahşap teknelerimizdir. Ahşap teknelerimizin özelliği de suya ve neme dayalı kestane ağacı olmasıdır. Osmanlı donanmalarına çektirme gemi yapılmış bir ilçeyiz. Şuanda çektirme yapılmıyor ama Türkiye’nin her tarafına, yat, balıkçı teknesi, tur teknesi gibi tekneler yapılıyor. İlçemizde toplamda 23 atölyemiz var. Yaklaşık 200 kişi atölyelerde çalışıyor. Boyacısı elektrikçi, tornacı, nakliyeci gibi toplamda en az 300 kişi bu işten ekmeğini kazanıyor” ifadelerini kullandı.
Eli boş usta bulunmuyor
Başkan Güneş, yaşanan yoğun talep nedeniyle Eylül ayına kadar ahşap ustalarının yeni siparişler alamadığını belirterek, “Şuan ilçemize gelip, sipariş vermek isteyen bir kişi, yılbaşına kadar eli boş bir usta bulabileceğini düşünmüyorum. Malumunuz balıkçılık sezonu Eylül ayında açılıyor. Şuan ilçemizdeki imalathanelerin hepsi, önceden almış olduğu balıkçı teknelerini yetiştirmeye çalışıyor. Çünkü Eylül ayında balıkçılığa başlayacaklar ama Ağustos ayında teknelerini alabilmeleri gerekiyor. Şuan tekne ustalarının en yoğun olduğu dönemlerden biri. Ayrıca bazı atölyelerde 7-8 ay önce yada 12-15 ay önce aldıkları yat ve tur teknesi gibi siparişlerinde yıl sonuna kadar teslim edilmesi planlanıyor. Bu nedenle yılbaşında biraz işleri hafifler. Yani yaz aylarında deniz kenarında dururken, sezon boyunca denize giremeyecek ustalarımız var” diye konuştu.
Öte yandan ilçede yapılan ahşap tekne ve yatlardan 6-8 metre uzunlukta olanların yapımı 4-8 ay, 12 metrelik teknelerin yapımının 8-12 ay, 24 metrelik tur teknelerinin yapımının 18-20 ay, 40 metrelik teknelerinin yapımının ise 30-40 ay arasında sürdüğü belirtildi. – BARTIN
]]>SAMSUN Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yusuf Demir, 2050 yılına kadar Türkiye’deki ortalama yağış miktarında Karadeniz Bölgesi dışındaki bölgelerde yüzde 10’luk bir azalma beklendiğini söyleyerek, “Önümüzdeki 20-25 yıllık süreçte yani 2050 yılına kadar Türkiye’de ortalama sıcaklığın 2,5 dereceye varacak düzeyde bir artış hesaplanıyor. Bu rakamlar çok önemli rakamlardır çünkü bir bölgede sıcaklığın 1 derece artmasını çok büyük tehlikelere işaret ediyor” dedi.
Türkiye’nin gelecekteki yağış miktarına ilişkin konuşan OMÜ Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yusuf Demir, “2050 yılına kadar ülkemizdeki ortalama yağış miktarında Karadeniz Bölgesi dışındaki bölgelerde yüzde 10’luk bir azalma bekleniyor. Bu da ülkemize düşecek olan yağış miktarının ciddi anlamda azalacağını gösteriyor. Aynı zamanda önümüzdeki 20-25 yıllık süreçte yani 2050 yılına kadar Türkiye’de ortalama sıcaklığın 2,5 dereceye varacak düzeyde bir artış hesaplanıyor. Bu rakamlar çok önemli rakamlardır çünkü bir bölgede sıcaklığın 1 derece artması çok büyük tehlikelere işaret ediyor. Yağış rejimi ve yağış şekilleri açısından da değişimleri beraberinde getirmesi yapılan hesaplarda tahmin ediliyor. Bu nedenle önümüzdeki süreçte Türkiye’de kar yağışlarının azalma ihtimali, mevsimlerin kayması çok ciddi boyutlara ulaşabilir” diye konuştu.
‘YAĞIŞ, BELLİ BÖLGELERDE YÜZDE 50’YE VARAN ORANLARDA AZALDI’
Geçen aylardaki yağış miktarı ve kurallık durumlarını anlatan Prof. Dr. Demir, “2024 yılında da maalesef süreçten ciddi olarak etkilenen bir ülkeyiz. Geçtiğimiz 5-6 aylık sürece baktığımızda zaman zaman çok şiddetli yağışlar aldığımız kısa periyodları yaşasak da ortalamalar açısından baktığımızda ciddi bir kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya kaldığımızı söylemek yanlış olmaz. Elimizdeki veriler de bunu gösteriyor. Özellikle haziran ayına baktığımızda Türkiye’de yağış düşüş miktarı belli bölgelerde yüzde 50’ye varan oranlarda azaldığını görüyoruz. Bazı zamanlar bir bölgeye baktığımızda çok şiddetli yağış ve sel felaketini meydana getiriyor. Yağış rejimi azalıyor diyoruz ama o zaman da sel felaketi nasıl meydana geliyor diye yanlış bir algı oluşuyor. Bir ay içinde düşmesi gereken yağışın belki yarısı bile bir saatte düşerse toprağın bu yağışı emme ihtimali olmuyor ve bu durumda felaketleri beraberinde getiriyor” ifadelerini kullandı.
‘YANGIN, SEL, HORTUM GİBİ DOĞAL AFETLER KONUSUNDA TEDBİRLİ OLMAMIZ GEREKİYOR’
Türkiye’yi doğal felaketler konusunda uyaran Prof. Dr. Yusuf Demir, “Özellikle tarım ülkesi olan Türkiye’deki tarımsal üretim açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Tarımsal üretim açsından baktığımızda gelecek dönemde üretimin nitelik ve niceliğinde ciddi anlamda etkilenmesi söz konusudur. Çünkü yağışın düzenli olması, sıcaklıkların mevsim normallerinde gitmesi, buharlaşmanın dengeli olması ve kuraklığın olmaması gibi parametreler tarımsal olarak çok önemli konulardır. Eğer bu şekilde düzensiz bir yağış rejimi kuraklığın arttığı, buharlaşmanın çok değişken olduğu, sıcaklığın mevsim normalleri üzerinde devam ettiği bir süreci yaşarsak belli ürünlerde ürün kaybına, ürünlerin kalitesinde düşüşe sebep olabilir. Onun için de çiftçilerimizin ve yerel yönetimlerimizin bu konuda meteorolojide ilgili uzmanlarla çalışarak bölgesel bazda da tedbirlerin nasıl alınabileceğini tartışmaları gerekir. Bu sürecin en büyük tehlikelerinden biri de yaşayacağımız doğal afetlerdir. Yangın, sel, hortum gibi doğal afetler konusunda tedbirli olmamız gerekiyor. Özellikle dere ve su yataklarında, şehir merkezlerinde betonlaşmanın fazla olduğu yerlerde mutlaka hazırlıklı ve tedbirli olmamız gerekiyor” dedi.
]]>ERKAN KARACA
(ÇORUM) – Çorum İŞKUR İl Müdürlüğü, iş arayanlarla işverenleri bir araya getirdi. İŞKUR İl Müdürü Levent Tuzcu, bu toplu görüşmeleri her ayın son perşembe günü yapacaklarını söyledi.
Çorum İŞKUR İl Müdürlüğü, iş arayan vatandaşlar ile 29 firmayı buluşturdu. İŞKUR Binası bahçesinde gerçekleştirilen organizasyona yoğun katılım oldu.
İş görüşmelerine katılan Yasin Atak isimli vatandaş, hükümetin işsizlikte yanlış politikalar izlediğini belirterek şunları söyledi:
“İstihdam için buradayız. İŞKUR’a işe alınmak için geldik ama Türkiye şartlarında işsizlik giderek artmakta çeşitli sebeplerden dolayı, hükümetin bunda etkisi çok ve her geçen gün de işsizlik artmakta. Hükümetin de derhal buna bir çözüm üretmesi gerekiyor kesinlikle. Hükümet bu konuda çok duyarsız. Bu arada adam kayırma, torpil, had safhada almış başını gidiyor. O yüzden daha adaletli bir yönetim için daha düzenli huzurlu bir ortam için insanların kesinlikle hakkıyla işlere yerleştirilmesi gerekir.
“üniversite mezunu olduğum halde fabrikalarda çalışıyorum”
Biz buraya geldik sadece bekliyoruz. Zannetmiyoruz işe de alınacağımızı, yani burada iş imkanları kısıtlı. Sadece asgari ücretle geçim sağlamaya çalışan insanlardan dev işler bekliyorlar iş verenlerde aynı zamanda. Ben iki gün önce işten ayrıldım. Küçülmeye gidildiğini söyledi fabrika yani isim vermeyeceğim. O yüzdendir ki insanlar her geçen gün işsizlik artmakta dışarıdan gelen göçmenlerle istihdam sağlanmakta Afganlı, Suriyeli ve daha farklı istihdamlar sağlanmakta. Türk insanın buradaki istihdamı her geçen düşmektedir. O yüzden hükümet çok yanlış politikalar izlemektedir. Hükümetin derhal bu konuda kendine gelmesi gerekir. Gereken müdahaleleri gereken çözümleri üretmesi gerekir. Ben üniversite mezunuyum. Fabrikada çalışıyorum. Yani üniversite mezunu olduğum halde fabrikalarda çalışıyorum ve fabrikada iş de bulamıyorum, yok. Asgari ücretle geçim sağlamaya çalışıyoruz aileler olarak, en az 2- 5 kişi çalışacak ki evde geçim olsun asgari ücretle. Asgari ücretin de yeterli olduğunu düşünmüyorum. O yüzden gereken adımların atılmasını da devletimizden, hükümetimizden bekliyoruz.”
“İnşallah herkes umduğu işi bulur”
Hakan Coşkun’da İŞKUR’da düzenlenen toplu iş görüşmesine katılarak, “Güzel bir organizasyon teşekkür ederiz emeği geçenlere, bir sürü arkadaşlarımız var. İnşallah herkes umduğu işi bulur. Biz de umduğumuz işi bulmak için buradayız. Teşekkür ederiz herkese” diye konuştu.
Şerife Yandım ise “Çok güzel bir şey. Herkes iş sahibi olur en azından. Boşta gezenlerin işi olmuş olur. Çok güzel bir uygulama yapmışlar. Çok beğendim” dedi.
Toplu iş görüşmeleri her ayın son perşembesi yapılmaya devam edecek
İŞKUR Müdürü Levent Tuzcu, bu toplu görüşmelerin her ayın son perşembe günü gerçekleştireceklerini ifade etti. Tuzcu, 29 firmanın katıldığı toplu iş görüşmelerinde açılan stantları tek tek ziyaret etti.
Çorum Valisi Doç. Dr. Zülkif Dağlı’da İŞKUR’da düzenlenen toplu iş görüşmelerin yapıldığı alanda incelemelerde bulunarak bilgi aldı. Toplu iş görüşmeleri hakkında bilgi aktaran Dağlı, “Bugün burada gördüğümüz gibi her ayın son perşembe günleri yapacağımız ve bugün itibarıyla başlattığımız, iş görüşmelerinde 29 tane firmamız, çalışmak isteyen kendisine istihdam sağlanmasını isteyen vatandaşlarımızla görüşmelerini sağlıyor. Karşılıklı işin mahiyeti, işin niteliği ve benzeri şartlar görüşülmek suretiyle işçilerimiz, çalışmak isteyen işçilerimiz iş alanlarına kaydırılıyor bu şekilde. Bugün burada güzel bir heyecan var. Çalışmak isteyen hanımefendiler var, erkek arkadaşlarımız var. Hepsi müracaatlarını yapıyorlar. İnşallah çoğu da olumlu sonuçlanacak. Her ayın son perşembesi burada bu faaliyetimiz devam edecek. Ben bunu özellikle Çorumlu hemşehrilerime duyurmak istiyorum” diye konuştu.
]]>
GENÇAĞA KARAFAZLI
(TRABZON)- Çay meclisi üyeleri, Trabzon’un Of ilçesi belediye binası önünde ÇAYKUR’un alım politikalarını protesto etti. Çay meclisi üyelerinden İhsan Hacıbektaşoğlu, “Hükümeti, ÇAYKUR’u, özel sektörü uyarıyoruz. Çay üreticisinin üzerinden geçemeyeceksiniz buna izin vermeyeceğiz” dedi.
Çay üreticilerinden oluşan ‘Çay Meclisi’ üyeleriTrabzon’un Of ve Hayrat ilçesinde ÇAYKUR’un çay alım politikalarını protesto ederek taleplerini içeren bir basın açıklaması yaptı.
Çay meclisi üyelerinden İhsan Hacıbektaşoğlu şunları söyledi:
“Yaşadığımız bu zorlu günlerde çay üreticisi olarak gerçekten artık canımız burnumuza geldi. Ürettiğimiz çayı satamıyoruz, ÇAYKUR ciddi şekilde üreticinin başında demokrasi kılıcı gibi kendi varlığını dayatıyor, özel sektörün önüne bizi atarak çay üreticisini ciddi bir şekilde zor duruma soktu. Biliyorsunuz yıllardır, bir çay kanunu yasa tasarısı vardı ve bu yasa tasarısıyla 2 milyon çay üreticisi özel sektörün eline düşürülmeye çalışılıyordu. Geçen yıl meclise geçirmek için uğraştılar, gecen yıl Of ve Hayratlılar olarak ve Kemalpaşa, Hopa, Ardeşen, bütün çay üreticileri bir araya geldik, imza kampanyaları yaptık. Bildiriler dağıttık, basın açıklamaları yaptık ve kararlılığımızı ortaya koyduk. Halkın bu tepkisinin karşısında çay kanununu geri çekmek zorunda kaldılar ama bugün tekrar aynı sorunlarla karşı karşıyayız. Amacımız çayın sorunlarını üreticinin lehinde çözmek ve üreticiyi bilinçlendirerek örgütlemektir. Geçen yıldan beri de çay üreticisinin sorunlarının giderilmesi için mücadele ediyoruz. Hükümeti, ÇAYKUR’u, özel sektörü uyarıyoruz. Çay üreticisinin üzerinden geçemeyeceksiniz buna izin vermeyeceğiz.”
“Özel sektör tam bir sırtlan gibi çay üreticisinin tepesine çökmüştür”
Çay üreticisi Tuncay İhtiyar, “Doğu Karadeniz bölgesinde yetiştirilen ‘Yeşil Altın’ın değerini tam olarak biz bilmiyoruz. Bilinçsiz bir üreticimiz var. Birlik, beraberlik içerisinde olmadığımız için özel sektör değerli olan mayıs ayı çayını devletin belirlemiş olduğu birim fiyatının altında satın alıyor. Ondan sonra istedikleri gibi fiyatları düşürerek, üreticiyi ezerek, vadeleri uzatarak, 11 – 12 liraya minimum fiyatlarda çay satın alıyorlar, üreticiyi bu duruma sürüklüyorlar” dedi.
Üretici Şenol Cansızoğlu, “Yeni açılan çay fabrikası var mı ben bilmiyorum ama herhalde yok. Artan üretimi destekleyecek, bunu karşılayacak teknoloji yatırımı yapıldı mı, yok. Ne oldu sadece özel sektörü sübvanse ederek ne yapmaya çalıştılar, çayın politikasını çözmeye çalıştılar? Ama bugün özel sektör tam bir sırtlan gibi çay üreticisinin tepesine çökmüştür ve ÇAYKUR politikası, devlet politikası iflas etmiştir” diye konuştu.
Of Cumhuriyet Mahallesi Muhtarı Ahmet Faik Altun, “Daha öncesinde devlet politikası vardı, ÇAYKUR politikası vardı. ÇAYKUR kontenjanı düşürdüğü an özel sektörün bunu daha ucuza alacağını, vadelerini yükselteceğini bildiğimiz halde ne hikmetse ÇAYKUR bunu düşürmekte hiç gecikmiyor, asla ve asla gecikmiyor ve taviz vermiyor, bu da özel sektörün kucağına atılmak demek oluyor” diye belirtti.
“Artık yeter! Çay üreticisi köle değildir”
Basın açıklamasını okuyan Of – Hayrat Çay Meclisi Sözcüsü Habip Meriç şu şekilde konuştu:
“Bugün Karadeniz’in yeşil çay bahçelerinden yükselen çığlık, tüm Türkiye’ye yayılmalıdır. Emekçilerin alın teriyle yetiştirdiği çay, sermayenin ve AKP hükümetinin aymazlığı yüzünden hiçe sayılıyor. Artık yeter. Çay üreticisi, köle değildir. Özel çay şirketleri, çeşitli bahanelerle vicdansızca fiyatları düşürüyor, üreticinin emeğini hiçe sayıyor. Yaş çay parasını geç ödeyerek üreticiyi borç batağına sürüklüyorlar. Bu açgözlü patronlara ‘dur’ demenin vakti gelmiştir. ÇAYKUR, özel şirketlerin eline oyuncak olmuş üreticiyi koruyamıyor, bilakis onları daha da zor durumda bırakıyor. Bu ihaneti kabul etmiyoruz. Hükümet, üreticinin yanında değil, sermayenin yanında saf tutmuş durumda. Emekçinin, çay üreticisinin çığlığını duymayan, sermayeye hizmet eden bir hükümet istemiyoruz.
“Çay üreticisinin isyanı tüm Türkiye’ye yayılacak”
Habip Meriç çay üreticileri olarak AKP hükümetinden taleplerimiz şunlardır; Çay üreticisinin alın terinin karşılığını alacağı adil fiyatlar hemen belirlenmelidir. Emekçinin parası zamanında ödenmeli, üretici borç batağına sürüklenmemelidir. Devlet, ÇAYKUR ile üreticinin yanında olmalı; hükümet, özel şirketlerin değil, emekçinin yanında durmalı ve vurgunu durdurmalıdır, ÇAYKUR, üreticinin çıkarlarını koruyacak şekilde yeniden düzenlenmelidir, Çayda yaş çay üreticisinin haklarını koruyacak yeni bir çay kanunu çıkartılmalıdır. Tarım Bakanlığı çay fiyatını açıklamadan ÇAYKUR çay alım kampanyasını açmamalı, üreticiyi özel sektörün fiyat politikasına teslim etmemelidir. Yaş çayda muhakkak taban fiyat uygulamasına geçilmeli, özel firmaların düşük fiyattan ve uzun vadelerle çay almasının önü kapatılmalıdır. Çay üreticileri olarak ‘Artık yeter’ diyoruz. Emekçilerin alın teri üzerinden zenginleşenlere karşı, sessiz kalanlara karşı isyan ediyoruz. Çay üreticisi köle değildir, olmayacaktır. Hakkımızı alana kadar mücadelemiz sürecek. Çay üreticisinin isyanı, tüm Türkiye’ye yayılacak.”
]]>
5 ÜLKE 2. SIRADA
Henley & Partners tarafından, Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin (IATA) resmi verilerine kapsamında düzenli olarak yayınlanan Pasaport Endeksi dünyanın en güçlü pasaportları sıralamasında dikkat çekici veriler ortaya koydu. Endekse göre, yurttaşlarına 195 ülkeye vizesiz seyahat etme imkanı sağlayan Singapur Pasaportu dünyanın en güçlü pasaportu olarak yeniden ilk sıraya yerleşti. Bir önceki endekste Singapur ile birlikte liderliği paylaşan Fransa, Almanya, İtalya, Japonya ve İspanya ise en güçlü pasaportlar listesinde ikinci sırada yer aldılar. Bu beş ülkeden birinin pasaportuna sahip olanlar dünyada 192 ülkeye vizesiz seyahat edebiliyor. Diğer taraftan daha önce benzerine rastlanmamış bir şekilde, Avusturya, Finlandiya, İrlanda, Lüksemburg, Hollanda, Güney Kore ve İsveç’ten oluşan 7 ülke, 191 ülkeye vizesiz seyahat olanağı sunarak endekste üçüncü sırayı paylaştı.
19 YILDIR GÖRÜLEN EN DÜŞÜK SKOR AFGANİSTAN’DA
10 yıl önce dünyanın en güçlü pasaportları olarak zirveyi paylaşan Birleşik Krallık ve ABD pasaportları sıralamada gerilemeye devam ediyor. 2024 endeksine göre, Birleşik Krallık pasaportu ile vizesiz seyahat edilebilen ülke sayısı 190’a düştü. Yeni endekste Birleşik Krallık, Belçika, Danimarka, Yeni Zelanda, Norveç ve İsviçre 4’üncü sırada yer aldı. Diğer taraftan endekste son 10 yıldaki düşüş trendini sürdüren ve 186 ülkeye vizesiz seyahat edilebilen ABD pasaportu listede 8’inci sırada yer alıyor. 26 ülkeye vizesiz seyahat edilebilen Afganistan pasaportu sıralamanın dibine demir atmış durumda. Bu, 19 yıldır yayınlanan listenin tarihinde görülen en düşük skor olarak kayda geçti.

VİZESİZ SEYAHAT EDEBİLEN ORTALAMA ÜLKE SAYISI İKİYE KATLANDI
Endekse ilişkin bir değerlendirme yapan Henley & Partners Türkiye Direktörü Burak Demirel, “2006 yılında küresel bazda vizesiz seyahat edilebilen ortalama ülke sayısı 58 iken bu sayı 2024’te neredeyse ikiye katlanarak 111’e yükseldi. Ancak, listenin en üstünde yer alanlarla en altında yer alanlar arasındaki makas daha önce hiç olmadığı kadar açılmış durumda. Listenin en üst sırasında yer alan Singapur pasaportu ile 195 ülkeye vizesiz seyahat edilebilirken en alt sırada yer alan Afganistan pasaportu ile sadece 26 ülkeye gitmek mümkün” şeklinde konuştu.
HAVAYOLU ULAŞIMINDA MALİYETLER DÜŞÜYOR
IATA verilerine göre, 2024 yılı içinde havalimanları 22 bin rota ve 39 milyon uçuşla yaklaşık 5 milyar insanı buluşturacak. Havacılık Sektörünün bu yılki gelir beklentisi yaklaşık 1 trilyon dolar seviyesinde olsa da giderlerin de 936 milyar dolarla rekor seviyeye ulaşacağı öngörülüyor. Bu da 30,5 milyar dolarlık bir net kar demek. Buradan yola çıkarak yolcu başına en düşük net karın sıradan bir otel kafesinde single espresso fiyatına tekabül eden 6,14 dolar düzeyinde olacağını gösteriyor. Buna karşın, uçak yolculuğunun gerçek maliyeti son 10 yılda yüzde 34 oranında düşmüş durumda.
ENDEKSTE YÜKSELENLER, DÜŞENLER VE SEÇİM ETKİSİ
Sıralamada en önemli yükselişi gösteren Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) pasaportu endeksin ilk yayınlandığı yıl olan 2006’dan bu yana vizesiz seyahat haritasına 152 destinasyon dahil ederek vizesiz seyahat edilebilen ülke sayısını 185’e çıkardı. Endekste 62’nci sırada olan BAE, 53 basamak yükselerek 9’uncu sıraya yerleşti ve bu yıl ilk kez ilk 10 içinde yer buldu. Endekste son 10 yıldaki en sert düşüşü ise 25’inci sıradan 42’nci sıraya gerileyen Venezüella yaşadı. Ülke, son 10 yılda ülkesini terk etmek zorunda kalan 7 milyondan fazla Venezüellalının kaderini şekillendirebilecek 28 Temmuz’daki başkanlık seçimlerine odaklanmış durumda. Diğer taraftan, Henley Küresel Mobilite 2024 Raporunda da vurgulandığı üzere ABD’de göç ve turizme bağlı sektörler de yaklaşan genel seçimler konusunda oldukça kaygılı bir görünüm içinde. Bu kesimin en fazla öne çıkan endişeleri olası yeni bir Trump yönetiminin Geçici Koruma Statüsü uygulamasını sonlandırması ve toplu sınır dışı etmelerin gündeme taşıması.
DÜNYA GENELİNDE SCHENGEN BAŞVURULARININ YÜZDE 10’U REDDEDİLİYOR
Yayınlanan rapor içinde yer alan yeni bir araştırma ise Schengen vizesi için en fazla ret yanıtı alan pasaportların çeşitli Afrika ülkelerine ait olduğunu gösteriyor. Buna göre Afrika’dan iletilen her 10 Schengen başvurusundan 3’ü ret yanıtı alıyor. Dünya genelinde ise Schengen başvurularının yüzde 10’u reddediliyor. Bununla birlikte Afrika kıtası kişi başı Schengen başvurusunda en düşük orana sahip. Araştırma başvuru yapılan Afrika ülkesinin yoksulluk düzeyiyle alınan ret yanıtlarının doğru orantılı olduğunu da ortaya koyuyor.
TÜRK PASAPORTU İLE 118 ÜLKEYE VİZESİZ SEYAHAT
Türkiye, Ocak 2024’ten bu yana endekste 7 basamak tırmanarak 52’nci sıradan 45’inci sıraya tırmandı. Bu yükselişle birlikte Türk pasaportuyla vizesiz gidilebilen ülke sayısı 118’e yükseldi. Türkiye’nin sıralamada yükseldiği yeni konum aynı zamanda son 10 yıldaki en iyi performansı olarak göze çarpıyor.
]]>(İSTANBUL)- İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Vakfı’nın 5’nci kez düzenlediği Kurban bağışından elde edilen konserveleri, 200 bin haneye ulaştırılmak üzere yola çıkardı. Beş yılda 1 milyon aileye et ulaştırıldığını belirten İmamoğlu, “Biz bunu çok daha yüksek seviyeye taşımak isteriz. Büyükşehirde kurban kesilmesi konusunda sıkıntı yaşayan vatandaşlarımızın bu ibadetini en doğru şekilde yerine getirmek istediklerinde en üst seviyede hizmet sunmada iddialı kurum biziz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi… Kesim zorluklarının İstanbul’da yaşattığı birtakım sıkıntılı anları ve ortamları da ortadan kaldırmış oluyoruz” dedi.
İstanbul Vakfı, 2020 yılından itibaren gerçekleştirdiği kurban bağışı kampanyasını 2024 yılında da düzenledi. Vakıf, 2024 yılı Kurban Bayramı kurban bağışı kampanyası kapsamında 150 milyon TL bağış topladı. 10 bin 714 adet kurban hissesi bağışı yapılan kampanya aracılığıyla bu yıl 150 bin konserve et, 33 bin 46 konserve kemik suyu ve 16 bin 954 konserve işkembe çorbası olmak üzere toplamda 200 bin aileye ulaştırılmak üzere konserveler hazırlandı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB Genel Sekreteri Can Akın Çağlar ve İstanbul Vakfı Başkanı Perihan Yücel birlikte kurbanlıkların dağıtımını başlattı. Dağıtımdan önce konuşan İmamoğlu şunları söyledi:
“İnşallah bu ekonomik kriz toplumumuzda derin hasarlar bırakmadan toparlanır”
“Hepinizin bildiği gibi ekonomik açıdan ne yazık ki tarihimizin en sıkıntılı dönemlerinden birisini geçirmekteyiz. ve tüm uyarılara rağmen teknik anlamda doğru adımların atılmadığı zaman ne yazık ki ekonomik olarak ne denli sıkıntılara ülkenin savrulduğunu, hem ulusal hem uluslararası noktada problemli bir sürece doğru ülkemizin ekonomisinin evrildiğini hep beraber yaşadık, yaşıyoruz. Özellikle şimdi tüm bu süreçlerin belki de 7-8-9 yılın ortaya koymuş olduğu sonucun sonrasında tedbirlerle beraber iyileşme adına yapılan birtakım ortaya koyan programlar, bütün bunlar aslında yine toplumun hem geçmişe dair kaybettiği bir zaman diliminin bundan sonra da çok sıkıntılı bir süreçten sonra tekrar ekonomik anlamda iyileşmesine dönük yapılan mücadeleyi de izliyoruz. Tabii net olarak ifade edeyim. Akıl ve bilim, her konuda olduğu gibi aslında toplumun yaşadığı sıkıntılarda, ekonomik noktada da her zaman kılavuz olması gereken prensiplerin tarifidir. Her zaman diyoruz; inşallah bu ekonomik kriz toplumumuzda derin hasarlar bırakmadan bir an önce toparlanır ve kaidelere, kurallara uygun bir biçimde süreç takip edilir. Ben bilirim değil, bu işi bilen insanlarıyla, liyakatli insanlarıyla süreçler yönetilir. Temennimiz budur.
“Emeklinin ücretinin yetmediği, asgari ücretin anlamını yitirdiği bir ortamda…”
Bugün sanayiden tarıma, turizmden konuta birçok sektörün derin sıkıntılar içerisinde olduğunu takip ediyoruz. Tabii bizim için en önemlisi bu krizin ekonomik sorunların hanelere, insanların mutfağına, evine düşürdüğü sıkıntı… Bu bağlamda emeklinin ücretinin yetmediği, asgari ücretin anlamını yitirdiği bir ortamda insanların artık alışveriş yapamadığı, filelerinin, poşetlerinin boş döndüğü bir dönemin yaşıyoruz. Özellikle bu zorlukların yaşandığı ortamlarda hani temel besin maddelerinden birisi olan et konusu bahsedildiğinde artık mutfağını et girmeyen yüz binlerce haneyi bütün şehirlerimizde yaşıyoruz.
“Dayanışma ruhu noktasında da biz aslında şanslı bir milletiz“
Böyle zorlu dönemlerde toplumun dayanışma ruhu çok önemli oluyor. Bu dayanışma ruhu noktasında da biz aslında şanslı bir milletiz. Çünkü milletçe bu tür anlarda gerçekten dayanışmayı, komşuluk hukuku üzerinden, toplumsal hukuk üzerinden, hemşehrilik vatandaşlık hukuku üzerinden en üst seviyede koruyan, korumaya gayret eden, gelenekleri bu yönde olan bir milletiz. Tabii bu aynı zamanda bizim inancımızın da gereği, dayanışmayı ortaya koymak, toplumun zekat anlayışı, fitre anlayışı tümden bu hassasiyetlerin önündeki uygulamalarından birisi…
“Kurban kesimiyle ilgili en ufak bir soru işareti kalmayacak şekilde süreç yönettik”
Geçtiğimiz beş yıl içerisinde özellikle pandemi döneminde insanların evlerinden çıkamadığı, işsiz kaldığı, ücret alamadığı dönemde toplumsal dayanışmanın çok farklı örneklerini şehirlerimizde, ülkemizin farklı noktalarında insanlarımız ortaya koydu. Biz o dönemde Askıda Fatura uygulamasıyla olağanüstü bir tarifi toplumsal dayanışmaya kazandırmış olduk. Hatta bu Askıda Fatura, öyle bir seviyeye geldi ki dünya çapında farklı ülkelerde, farklı şehirlerde uygulanır bir pozisyona döndü. Dünya çapında örnek alındı, ödüller aldı. Bu dayanışma örneğinin bir başka şeklini açıkçası göreve geldiğimde hemen arkadaşlarımla paylaşarak harekete geçirmiş olduğumuz 2020 yılı Kurban Bayramı’ndan itibaren, İstanbul Vakfı’yla beraber yönetmekte olduğumuz kurban bağışı… Kurban kesecek olan, buna gücü yeten vatandaşlarımızın kurban sorumluluğunu yerine getirirken ben burada aracı kurum olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve onun bir kurumu olan İstanbul Vakfı üzerinden bir dayanışma köprüsünün kurulması. Nasıl yönettik bu süreci? İnsanlarımız kurbanlarına dönüp bize vekaletlerini verdi. Biz de bu vekaleti alarak en çağdaş, en düzgün, en hijyenik ortamlarda kurban kesimi süreçlerinin yönettik. İnancımızın bütün gerekli kurallarını yerine getirerek kurban kesimiyle ilgili en ufak bir soru işareti kalmayacak şekilde kurumsal ilişkimizi de inşa ederek süreç yönettik. Kurbanlarımız kesildi.
“İnancımıza, toplumsal kültürümüze, milli kültürümüze uygun bir biçimde…”
Peki biz sadece vatandaşlarımızın, on binlerce vatandaşımızın bu süreçte kurban kesmesine mi destek olduk? Hayır esas niyetimiz başkaydı. Biz İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak yoksulluk haritasının yarattığı sıkıntılı ortamda ihtiyacı olan aileleri ve kişileri en iyi bilen kurumların başında geliyoruz. Dolayısıyla bu tespitleri yapmış olan ve bu ailelere desteğini sunma konusunda zaten birçok kalem, sosyal politikalarını geliştirmiş olan ve bu konuda da örnek işler yapan, öğrenci bursundan tutun Kent Lokantası’na, yeni doğan bebek paketinden iş arayan gençlerimize sunulan ücretsiz ulaşım kartına varıncaya kadar tüm hassas detayları düşünen bir yönetim olduk. Kurban kesiminden başka bir fayda elde ettik ve işte yüz binlerce eve et girmeyene ve bu ekonomik sıkıntılı dönemde pandeminin geçtiği ekonomik problemlerini üst seviyeye tırmandığı dönemde biz evlere et sunduk ve yine Askıda Fatura’da olduğu gibi veren elin alan eli görmediği bir biçimde en hassas, inancımıza uygun, toplumsal kültürümüze uygun milli kültürümüze uygun bir biçimde süreç yönelttik. Bunun gururunu yaşıyorum.
“200 yüz bin aileye bu dağıtımlar yapılacak”
Bu yıl 150 milyon TL bağış topladık. 10 bin 714 adet kurban hissesi bağışıyla 150 bin konserve et, 33 bin 46 konserve kemik suyu ve 16 bin 954 konserve işkembe çorbası olmak üzere toplamda 200 bin ailenin evine et girecek. Bütün tıbbi, bütün gıda kontrol mekanizmalarının en üst seviyede geçirilmesiyle beraber hazırlandı. Şimdi ne olacak? Tam 200 bin ailenin evine et girecek ve 200 yüz bin aileye bu dağıtımlar yapılacak. Bu dayanışmanın en güzel konusu yine şu; veren el alan eli görmedi… İstanbul Büyükşehir Belediyesi yani on altı milyona, sana ait olan kurum ve onun güzide kurumu İstanbul Vakfı yine olağanüstü bir işbirliğini ortaya koydu. Bu çalışma prensibiyle şimdi hem buradaki Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığımızı, diğer birimlerimiz Destek Hizmetleri olsun bütün çalışma arkadaşlarımız ve tespitlere katkı sunan özellikle birçok birim ve kuruluşumuzun bize katkı sunduğu insanlarımız olsun onların katkılarıyla sıcacık bir el olarak evlere ulaşacak.
“Yardımlaşma köprüsü için minnet duyuyoruz”
Hayırsever yurttaşlarımıza kurbanını bize bağışlayan ve kurbanını bizimle paylaşan, vekaletini bize veren on binlerce insanımıza teşekkür ediyoruz. Beş yılda 1 milyon aileye ulaşan bu yardımlaşma köprüsü için minnet duyuyoruz. Biz bunu çok daha yüksek seviyeye taşımak isteriz. Büyükşehirde kurban kesilmesi konusunda sıkıntı yaşayan vatandaşlarımızın bu ibadetini en doğru şekilde yerine getirmek istediklerinde en üst seviyede hizmet sunmada iddialı kurum biziz. Kesim zorluklarının İstanbul’da yaşattığı birtakım sıkıntılı anları ve ortamları da ortadan kaldırmış oluyoruz. Bu yönüyle, bu güzel ilişkinin, bu güzel paylaşımın, bu güzel ibadetin devam etmesini diliyorum. Vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum. Allah hem hayırlarını hem de kurbanlarını kabul eylesin. Tabii ki vatandaşlarımıza da çocuklarıyla birlikte afiyet olsun diyerek, biraz vatandaşlarımızı bir nebze olsun rahatlatmanın da ve ona destek olmanın da gururunu yaşayarak birazdan bu kolilerimizi yola çıkaracağız. Tekrar emeği geçen herkese teşekkürler. İstanbul Vakfı’mıza İstanbul Büyükşehir Belediye’mize teşekkürler”
]]>SERRA TAYLAN
(ELAZIĞ) – Elazığ Çiftçiler ve Hayvan Yetiştiricileri Derneği Başkanı Ergün Aslan, çiftçinin büyük bir sıkıntı içerisinde olduğunu söyledi. Üretimde açıklanan arpa ve buğday taban fiyatlarını eleştiren Aslan “Açıkladığınız arpa fiyatlarını son 3 yılda hiç değiştirmezseniz bu artan girdilere rağmen, köylünün harcadığı emeğe göre, ücretlere göre değiştirmezseniz köylü de bir kaosa yol açıyor, bir sıkıntıya yol açıyor. Tabiri caizse köylünün küçük kıyameti kopuyor” dedi.
Elazığ Çiftçiler ve Hayvan Yetiştiricileri Derneği Başkanı Ergün Aslan, çiftçilerin büyük sıkıntı içerisinde olduğunu belirtti. Açıklanan arpa ve buğday taban fiyatlarının çiftçiler için yıkıcı olduğunu belirten Aslan, özellikle Elazığ’da daha yıkıcı sonuçlarla karşılaştıklarını olduğunu söyledi.
“Bizim tarımda yabancıların elinden bir şekilde kurtulmamız lazım”
Aslan şu şekilde konuştu:
“Tarımsal alanlarda devletimiz çok güçlü. Savunma sanayinde yapılan süreçlerin hemen bir benzerini devlet politikası olarak tarımsal alanlarda da harekete geçirmeliyiz. Tarımsal alanlarda sahip olduğumuz sorunları, yurt dışına bağımlı olduğumuz özellikle tohum konusunda, farklı hububat noktasında bağlı olduğumuz alanların hemen bitirilmesi ve alanında iyi olduğumuz ürünlerin desteklenip, bizim dünya konjonktüründe yabancıların elinden bir şekilde kurtulmamız lazım.
“Açıklanan arpa ve buğday taban fiyatları çiftçinin küçük kıyametidir”
Çok kısa bir süre önce tüm Türkiye’de devletin hazırladığı ve açıkladığı hububat taban fiyatları süreciyle ilgili ben şunu söylemek istiyorum. Tüm Türkiye’de de bir kaosa yol açtı. Çünkü hemen hemen maliyetler noktasında bir açıklama oldu, fiyat oldu. Son 3 yılda çok değişen bir fiyat yok. Girdiler konusunda ciddi sıkıntılar var. Onların hesaplarını kitaplarını yapıyoruz, kamuoyuyla paylaşıyoruz. Fakat biz bu açıklamayı, bu taban fiyatı Elazığ’da çok daha yıkıcı bir şekilde hissettik. Elazığ Malatya Tunceli ve Bingöl alanlarında daha yıkıcı bir şekilde hissettik. Çünkü Elazığ kendine münhasır sorunları olan bir şehirdir. Elazığ’ın beş tane büyük ovası var ve bu ovaların sadece bir tanesini sulayabiliyoruz. O da sorunlu olacak şekilde suluyoruz. İklim değişikliğinin baskısıyla bu çok verimli ovalarımızda yağışların erken kesilmesi ile beraber buğday ekimi de sıkıntıya girdi. Sadece arpa ekimi yapılabiliyor bu verimli ovalarımızda. Fiyatlarını açıkladığınız zaman arpa fiyatlarını son 3 yılda hiç değiştirmezseniz bu artan girdilere rağmen, köylünün harcadığı emeğe göre, ücretlere göre değiştirmezseniz, köylü de bir kaosa yol açıyor, bir sıkıntıya yol açıyor. Tabiri caizse köylünün küçük kıyameti kopuyor.
“Biz acilen kamunun sisteme tekrar müdahil olmasını istiyoruz”
İnsanlar maliyetinde bir ürün sattığı zaman ikinci yılın sıkıntıları var, ikinci yılın süreçlerini planlamak zorundalar. Öyle bir düzende ki artık hibrit tohumlar sisteme girmiş. İnsanlar kendi tohumunu kendisi ayıramıyor. Sıfırdan tohumu almak zorunda, gübresi var, mazotu var. Tarımsal alanlar ekonomisinin ayrı bir şekilde tüm Türkiye’de göz önünde bulundurulup, buna göre çalışmalar yapılması lazımdır. Çünkü tarımsal alanlar, tarım hayvancılık, su ve orman alanları reel sektör olanlardaki gibi değil. Ama reel sektörün şartlarına tabidir. Mazottur, kimyasal ve gübredir, ilaçtır, elektriktir vesaire çok girdileri var yani. Reel sistemdeki dönen ekonomiye bağlı; bir de iklim değişikliğine, hastalıklara, çevre şartlarına tabidir. Onun için biz bir şekilde kamunun öncülüğünde, desteğinde olmalıyız. 80’li yıllardan beri çekilen bir kamu var, tarımsal alanlardan çekilen bir kamu yapısı var. Biz acilen kamunun sisteme tekrar müdahil olmasını istiyoruz. Bu süreçlerin, bu çalışmaların yapılırken, karar verici mekanizmalara, sadece geçimini kamudan yapan yöneticilerimizin değil, çiftçi örgütlenmelerinin, ziraat odalarının, farklı sivil toplum örgütlerinin tarımsal üretim yapan insanların katılıp, tarımsal alanların bir devlet politikasına dönüşüp önümüzdeki sorunları çözmemiz lazım.”
“Sulu tarım projeleri hayata geçirilseydi, çiftçiler taban fiyatlarındaki düşüklükten etkilenmeyecekti”
Elazığ’ın verimli ovalarındaki sulama projelerinin bir türlü hayata geçirilemediğini ve sulu tarımla üreticinin yılda birden fazla ürün hasadı yapabileceğini söyleyen Aslan sözlerine şu şekilde devam etti:
“Sulu tarıma geçmemiz lazım. Ovalarımızın sulama projesini yapmamız lazım. Siz ovada sulu tarım yapıldığı zaman, toprak yapınız buna müsait altyapımız müsait. 4 ila 6 arasında ürün almaya başladığı zaman arazinizden hububat fiyatındaki artım aldığınız üründen sadece bir tanesinin fiyatındaki sıkıntı sizi yıkıma uğratmaz. Ama siz sadece 2 yılda bir ürün alırsanız bu sizi yıkıma ve sıkıntılı bir sürece götürebilir. Onun için rakamdan ziyade, geçmiş yıllardan gelen Elazığ ve bölgesi için sulama projeleri başta olmak üzere Tarım Bakanlığı’nın, devletin sistemden çıkması, ki Ziraat Bankası ile ilgili sorunlar var, zirai donatım kurumu ile ilgili sıkıntılar var. Tarım Kredi kooperatifleriyle ilgili ciddi sıkıntıları var. Siz bu sorunları çözmezseniz bugün arpa fiyatında yüksek fiyatlar verilmesi de sistemi çözmeyecek. Belki 6 ay sonra bir yıl sonra yeni sorunlar ortaya çıkacak, yeni üretimsel sıkıntılar ortaya çıkacak.”
]]>
Kadooğlu, “En önemli konulardan birisi konaklama ve restaurant ihtiyacıdır. Maalesef Gaziantep’te büyük organizasyonları kaldırabilecek kapasiteye sahip sınırlı sayıda tesis bulunmaktadır. Bu tesisler de fuar zamanında fiyatlarını yüzde 200-300 civarında artırarak şehrimizin dünyanın en pahalı şehirlerinden birisi olmasına vesile olmaktadır” dedi.
“Fuarlar, kente büyük değer katar”
Dubai’de düzenlenen Gulfood Gıda Fuarı ile ilgili rakamları paylaşan Başkan Kadooğlu, “Gulfood 2023 fuarında 125 farklı ülkeden 5 bin 223 katılımcı yer aldı. 195 ülkeden 134 bin 460 ziyaretçi fuara katıldı. Bizim fuarlara değil 134 bin, dışarıdan 10 bin kişi gelse şehirdeki otellerin kapasitesi yetmez” dedi. Celal Kadooğlu, Gaziantep’te uluslararası fuarlara büyük ihtiyaç bulunduğunu belirterek, “Öncelikle sanayi ve ticaret alanındaki potansiyelimizin uluslararası pazarlarda daha iyi tanınması, rekabet gücünün artırılması ve pazar payımızın genişlemesi için uluslararası fuarlara büyük ihtiyacımız var. Gerçek anlamda uluslararası fuarlar kente büyük değer katacaktır. Ancak bugüne kadar yapılan ve bizlerin de katıldığı ancak büyük hayal kırıklığı yaşadığımız fuarlar, maalesef ‘Ben yaptım, oldu’ mantığından ileri gitmemekte, insanlar sadece hatır için fuara katılmak durumunda kalmaktadır. Adı uluslararası olan ancak yerel ölçeğin dışına çıkamayan bu fuarlarda başarı elde edilemeyince büyük ölçekli marka firmalar bu fuarlara katılmama yönünde direnç göstermeye başlamıştır. Bu direnci kırmanın tek yolu şehir olarak birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmesinden geçmektedir. Bir şahsın ya da kurumun fuarı algısı bir tarafa bırakılmalı, şehrin ve bölgenin fuarı düşüncesiyle hareket edilmelidir. Bizler Gaziantep ve ülkemiz için her türlü fedakarlığı yapmaya hazırız. Tek dileğimiz, önümüzdeki yıllarda kentimizin sektörel fuarlar merkezi haline gelmesidir. Çünkü Gaziantep Organize Sanayi Bölgesinde bir ya da birkaç sektör değil çok sayıda sektör bulunmakta, her sektör de bu fuarlara ihtiyaç duymaktadır. Gaziantep’in uluslararası ölçekte sektörel fuarlara ev sahipliği yapabilmesi için öncelikle mevcut fuar alanımız yetersizdir. Çevresinde hiçbir sosyal tesis bulunmamaktadır. Özellikle otoparkın yetersizliği ciddi bir sorundur. Fuarın genişletilmesi, hollerin uluslararası standartlara çekilmesi gerekmektedir. Bunun için de Mülki İdare ve yerel yönetimlere büyük görev düşmektedir” ifadelerini kullandı.
“Ziyaretçilerin gideceği mekanlar yetersiz”
Kadooğlu, “Diğer taraftan fuar ziyaretçilerinin günübirlik girebilecekleri alan sayısı bir elin parmakları kadar değildir. Unutulmamalıdır ki, uluslararası fuara gelen nitelikli alım heyetleri, kültür turlarına katılmak istemez. Onların ilgisini uluslararası markaların bünyesinde bulunduğu büyük alışveriş merkezleri ve dünya markası mekanların yer aldığı alanlar çeker. Gaziantep’in en önemli sorunlarından birisi hiç şüphesiz ulaşımdır. Maalesef Türk Hava Yolları ve diğer havayolu şirketleri yeterli sayıda uçak tahsisi yapmadığı için Gaziantep’e hava yoluyla gelmek de geri dönmek de bir zulme dönüşmektedir. Tıpkı yerel esnafın yaptığı gibi Türk Hava Yolları ve diğer şirketler fiyatlarını ikiye üçe katlamaktadır. Bunun acilen önüne geçilmesi ve düzenlenecek uluslararası fuarlara yönelik uçak seferleri uygun fiyatlarla konabilmelidir” şeklinde konuştu.
“Fırsat enflasyoncuları zarar veriyor”
Fırsat enflasyoncuları zarar verdiğine değinen Kadooğlu, “Fuar dönemlerinde yaşanan fırsat enflasyoncuları maalesef sadece lokanta ve otellerde görülmemekte, en basit ticari taksiler bile kontaklarını yüksek miktarda dövizlerle açmaya çalışmakta ve gelen ziyaretçilere ekonomik yük bindirmektedirler. Bunların önlenmesi özellikle fuar alanı ve şehir merkezi arasında ve merkezde bulunan oteller arasında kolay ulaşımın sağlanması yerel yönetimlerin özellikle Büyükşehir Belediyemizin öncelikleri arasında yer almalıdır. Gaziantep bulunduğu konum itibariyle birçok ülke tarafından, “Güvenli olmayan bölge” olarak lanse edilmektedir. Bizlere ve bu kenti yönetenlere düşen en önemli görevlerden bir tanesi, uluslararası platformlarda Gaziantep’te güvenlik açısından herhangi bir sorun yaşamadığını dile getirmek ve acilen bu ülkelerin uyguladığı ziyaretçi ambargolarının kaldırılmasını sağlamak olmalıdır. Bunun için de gerekirse Türkiye’de bulunan yabancı büyükelçilikler ve misyon şeflerinin Gaziantep’e davet edilerek kentin genel yapısı hakkında bilgilendirilmesi, bölgenin gezdirilmesi, Gaziantep’in sadece sanayi ve ticaret alanında değil tarihi ve kültürel değerler açısından da büyük bir potansiyele sahip olduğunun gösterilmesi gerekiyor. Uluslararası fuarların temel yapılarının ve kriterlerinin doğru tahlil edilmesi ve bu kriterlerin Gaziantep’te düzenlenecek olan uluslararası fuarlar için uygulanması en önemli unsurlar arasında yer almaktadır. Uluslararası fuar organizasyonunu gerçekleştirecek kurum ve kuruluşlar ile fuarcılık firmalarının yönetimlerinin mutlaka Güneydoğu Anadolu ihracatçı Birlikleri başkan ve üyeleri ile koordinasyon ve işirliği içerisinde olması büyük fayda sağlayacaktır. Çünkü bizim ihracatçılarımız bir yıl içerisinde dünyanın 7 kıtasında ve yüzlerce ülkesinde sürekli uluslararası fuarlara katılarak bu fuarları yakından inceleme fırsatı bulunmaktadır” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>DEVLET Su İşleri (DSİ) Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, ülke genelinde içme, kullanma ve enerji maksatlı barajlarda genel doluluk oranının geçen yıla göre arttığını, yüzde 53,4’ten yüzde 57,2 seviyesine yükseldiğini belirtti. Balta, açıklamasında, “Şu an itibarıyla İstanbul’un barajlarının ortalama doluluk oranı yüzde 60 mertebesinde. Bu, İstanbul’un bu yıl, yıl sonuna kadar herhangi bir içme suyunda sorun yaşamayacağı sonucuna ulaştırıyor bizleri. Bu manada Ankara’da da şu an için içme suyu barajlarımızdaki doluluk oranlarımızın yüzde 36 seviyesinde olduğunu görüyoruz. Ankara’da da herhangi bir sorun yaşamayacağız ve diğer büyükşehirlerimizde de aynı durumdayız. Fakat bu, ‘Su sorunumuz yok, suyu istediğiniz gibi kullanalım’ demek değil. Her zaman, tüm vatandaşlarımızın suyu tasarruflu kullanması gerektiğini ifade etmek istiyorum” diye konuştu.
DSİ Genel Müdürü Mehmet Balta, ülkede yıllık ortalama yağışın 574 milimetre olarak bilindiğini söyleyerek, “Bu yağış gelişimine bakarak kişi başına düşen su miktarımız 1312 metreküp seyirlerindedir. Yağışı miktar olarak ifade etmeye kalktığımızda ülkemizde yıllık düşen yağış yaklaşık 450 milyar metreküp olarak karşımıza çıkmaktadır. Bizim yıllık su potansiyelimiz 112 milyar metreküp olarak hesap edilmiştir. Fakat biz bu suyu yaptığımız barajlarla, göletlerle ve depolama tesisleriyle 183 milyar metreküplük depolama kapasitesine ulaştırdık. Başka bir ifadeyle yıllık su potansiyelimizin 1,5 katı kadar depolama potansiyelimiz var. Bu, ülkemiz açısından çok önemli bir durum. Çünkü suyumuzu yağışlı sezonlarda, barajlarımızda depolayarak, kurak sezonlarda lazım olduğu zamanlarda milletimizin hizmetine sunmuş oluyoruz” diye konuştu.
‘GEÇEN YILA GÖRE DAHA İYİYİZ’
Ülkede şu an itibarıyla barajların genel manada doluluk oranının yüzde 57,2 olduğunu aktaran Balta, geçen sene bugün itibarıyla doluluk oranının yüzde 53,4 mertebesinde olduğunu kaydetti. Balta, “Bugün itibarıyla barajlarımızda bizim aktif olarak 53,8 milyar metreküp kullanılabilir suyumuz var. Geçen yıl bu 50,2 milyar metreküp civarındaydı. Geçen seneye göre aslında yüzde 5 civarında daha fazla yağış almışız. Bu da bize barajlarımızda yaklaşık 3,6 milyar metreküp daha fazla su biriktirme şansı tanımış oldu. İçme suyu, sulama ve enerji maksatlı barajlarımızda geçen yıla göre depoladığımız suyumuz daha fazla. Enerji maksatlı barajlarımızda şu an aktif depolamada yüzde 61 oranında doluluğumuz var. Yine sulama maksatlı barajlarımızda şu an yüzde 51 mertebesinde bir doluluğumuz var. İçme suyu maksatlı barajlarımızda da yaklaşık yüzde 50 seviyesinde bir doluluk oranına bugün itibarıyla ulaşmış durumdayız. Bu rakamların geçen yıla göre daha iyi durumda olduğunu da söyleyebilirim” diye konuştu.
‘İSTANBUL YÜZDE 60, ANKARA YÜZDE 36 SEVİYESİNDE’
Balta, 81 şehirde de içme suyunu takip ettiklerini belirterek, “Özellikle İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve devamındaki büyükşehirler her gün takibimizde. Şu an itibarıyla baktığımızda İstanbul’un barajlarının ortalama doluluk oranı yüzde 60 mertebesinde. Bu, İstanbul’un bu yıl, yıl sonuna kadar herhangi bir içme suyunda sorun yaşamayacağı sonucuna ulaştırıyor bizleri. Fakat bu, ‘Su sorunumuz yok, suyu istediğiniz gibi kullanalım’ demek değil. Her zaman içme suyu sorunu olsun ya da olmasın tüm vatandaşlarımızın suyu tasarruflu kullanması gerektiğini ifade etmek istiyorum. Çünkü son yıllarda art arda gelen uzun kurak yıllar olmaya başladı. Biz bu yıl tasarruf ettiğimiz suyu bir sonraki yıl yine vatandaşımızın hizmetine, içme suyu kullanımına ya da diğer amaçlarla sunacağız. Suyu tasarruflu kullandığımızda, tasarruf ettiğimiz su yine barajlarımızda bir sonraki ya da sonraki yıllar kullanılmak üzere bekletildiği için suyu tasarruflu kullanmak bizim için önemli. Bu manada Ankara’da da şu an için içme suyu barajlarımızdaki doluluk oranlarımızın yüzde 36 seviyesinde olduğunu görüyoruz. Ankara’da da herhangi bir sorun yaşamayacağız ve diğer büyükşehirlerimizde de aynı durumdayız. Kullandığımız her damla suyu son damlasıymış gibi düşünerek kullanmamızı temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.
]]>UBS Sigorta, trafikteki risklere karşı etkili koruma sağlamak amacıyla sunduğu zorunlu trafik sigortası çözümlerini geliştirmeye devam ediyor. Bu sigorta türü, hem bireysel araç sahipleri hem de kurumsal müşteriler için kapsamlı koruma sunarak, olası kazalar ve hasarlar karşısında finansal güvence sağlıyor.
Zorunlu Trafik Sigortası: Türkiye'de araç sahiplerinin yasal olarak almak zorunda olduğu zorunlu trafik sigortası, üçüncü şahıslara verilen zararları karşılamak için tasarlanmıştır. UBS Sigorta'nın zorunlu trafik sigortası poliçeleri, yasal yükümlülüklerinizi yerine getirirken aynı zamanda geniş kapsamlı teminatlar sunarak sizlere ekstra güvence sağlamaktadır. UBS Sigorta'nın sunduğu trafik sigortası poliçeleri, geniş teminat seçenekleri ile müşterilerinin ihtiyaçlarına en uygun çözümleri sunmaktadır.
UBS Sigorta Genel Müdürü , "Trafik sigortası konusundaki yeniliklerimizle müşterilerimize hem güvenli hem de konforlu bir araç kullanım deneyimi sunmayı amaçlıyoruz. Müşterilerimizin ihtiyaçlarına en uygun sigorta çözümlerini sunarak, trafik güvenliğine katkıda bulunmayı hedefliyoruz," şeklinde konuştu.
Daha fazla bilgi ve poliçe seçenekleri için UBS Sigorta'nın web sitesini ziyaret edebilir veya müşteri hizmetleri ile iletişime geçebilirsiniz.
]]>Uraloğlu, yaptığı yazılı açıklamada, İSO’nun “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2023” araştırması sonuçlarını değerlendirdi.
TÜRASAŞ’ın listede yer alan 9 kamu kuruluşundan biri olduğunu belirten Uraloğlu, “TÜRASAŞ, önceki yıla göre 64 basamak yükselerek sanayinin dev şirketleri arasındaki yerini sağlamlaştırdı. TÜRASAŞ 3 bölge müdürlüğündeki yaklaşık 4 bin personelle toplam 370 bin metrekare kapalı alanda milli ve yerli teknolojiler geliştirip üretiyor. Demir yollarımızı modern yerli araçlarımızla donatmayı sürdürüyoruz. Türkiye’nin üreten gücü olmaktan gurur duyuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Uraloğlu, yeni koşullara hızla uyum sağlayan fabrikalarda yerli ve milli ürünlerin imalatını sürdürdüklerini vurgulayarak, tasarım hızı saatte 176 kilometre olan Milli Elektrikli Tren setinin uluslararası standartlarda üretildiğini bildirdi.
Setlerin, sadece Türkiye’de değil diğer ülkelerde de kullanılmak için üretildiğinin altını çizen Uraloğlu, şu bilgileri verdi:
“Avrupa Birliği Demiryollarında Karşılıklı İşletilebilirlik Sertifikasına sahip (TSI) setler, ihtiyaca göre bölgesel ve şehirlerarası çalıştırılmak üzere 3’lü, 4’lü, 5’li ve 6’lı araç sayısına sahip olarak üretiliyor. 5 araçtan oluşan her setimiz 324 yolcu taşıyor. İlk üç seti şu an yolcu taşımacılığına devam eden tren setlerimizin dördüncüsünün de montaj işlemleri ve fabrika testleri de devam ediyor. TÜRASAŞ tarafından üretilen demir yolu intermodal yük taşımacılığında en çok tercih edilen vagonlardan olan milli yük vagonu ise Avrupa’da sınıfının darası en hafif ve en fazla yük taşıyan vagondur, 3 bojili ve iki şaseli TSI sertifikasına sahip son teknoloji ürünü vagon yerlileşme ve millileşme hareketi doğrultusunda oluşturuldu.”
Milli Elektrikli Hızlı Tren 2025’te raylara iniyor
Bakan Uraloğlu, saatte 225 kilometre hıza uygun ve 8 araçlı olarak üretilecek Milli Elektrikli Hızlı Tren Seti’nin tasarım çalışmalarının final aşamasında olduğunu belirtti. 584 yolcu taşıma kapasiteli trenin tasarım sürecinin yüzde 90’ını tamamlayarak prototip üretimine yönelik süreçleri de başlattıklarını aktaran Uraloğlu, şunları kaydetti:
“İlk prototip montajını 2024 sonunda bitireceğiz ve Milli Elektrikli Hızlı Trenimizi 2025 yılında raylarda göreceğiz. İlklerin ve ‘en’lerin projesi Eskişehir – 5000 kapsamında, TCDD Taşımacılık AŞ’nin ihtiyaçlarına uygun yerli ve milli yeni nesil elektrikli anahat lokomotifini geliştirdik. Montajı ve fabrika içi statik testleri tamamlanan lokomotifin dinamik testleri devam ediyor. 5 megavat gücünde, TSI sertifikasına sahip, yük ve yolcu taşımacılığı yapabilecek, saatte 140 kilometre hıza sahip TÜRASAŞ marka yeni nesil bir elektrikli anahat lokomotifini geliştirdik. Eskişehir-5000 projemizin öne çıkan birçok özelliği de bulunuyor. Örneğin cer motorlarının her biri bin 280 kilovat gücünde ve bugüne kadar ülkemizde tasarlanan en yüksek güçlü cer motoru özelliğini taşımaktadır. Cer konvertörlerinin her biri 2,5 megavat gücünde olup bir raylı sistem aracı için ülkemizde tasarlanan en yüksek güçlü yüksek gerilim cer konvertörü, ayrıca anahat lokomotifler için yerli olarak tasarlanmış ilk araç gövdesi, ilk boji ve ilk tren kontrol ve yönetim sistemi bu projemizle hayat buldu. Lokomotifte yaklaşık 115 malzeme yerli tedarikçiden temin yapılarak, ekonomiye ve cari açığın azaltılmasına büyük katkı sağlandı.”
]]>Ülke genelinde olduğu gibi Eskişehir’de de yükselen hava sıcaklıkları bal üretimini olumsuz etkiledi. Arıcılar Birliği Başkanı Yiğit, bu yıl bal veriminde düşüş olduğunu söyledi. Yıllardır işini severek yapan Bünyamin Yiğit, sıcak havaların çiçekleri etkilediğini, bunun da arıların bal üretmesini zorlaştırdığını ifade ediyor. Türkiye geneline göre Eskişehir’de arıcılık faaliyetlerinin düşük olduğunu vurgulayan Bünyamin Yiğit, “Eskişehir’in arıcılık faaliyetleri Türkiye geneline göre biraz daha düşük. Eskişehir’de arıcılığın zayıf olduğunu söyleyebilirim. Çünkü Eskişehir sert bir iklime sahip ve bu da arı yetiştiriciliğini zorlaştırıyor. Akdeniz iklimi, Ege iklimi olan yerlerde hareket çok kolay. Eskişehir’in çok fazla bir etkinliği yok, ama yine de bal üretimi 800 tondu. Açıkçası bu sene düştü. Daha da düşük olacağını tahmin ediyoruz. Her geçen yıl iklim değişikliğinden dolayı bal üretimi düşüyor. Bu sene bu dönemde bal sağımı yapılması lazım. Bal hasadının ilkbaharda olması gerekiyor ama birçok arıcımız iklimden dolayı bunu alamıyor şu an. Yüksek hava sıcaklıkları bal olayını etkiliyor” diye konuştu.
“En çok çiçek balı üretimi mevcut”
Bir takım balları üretmek için taşımalı arıcılık yapılması gerektiğini ve bölgelere göre üretilen balın değişmesi hakkında çeşitli bilgiler veren Yiğit, “Bölgemizde en çok çiçek balı üretimi mevcut. Bozdağ’da bulunan sedir ağaçlarından da sedir balı üretilir. Meşe balları da mevcuttur, ovada ayçiçek balı üretilir. Çam balı üretmek için Akdeniz iklimi ve Ege ikliminin bulunduğu yörelere taşımak gerekiyor” dedi.
“Eskişehir’in iki avantajı var”
Taşımalı arıcılık yapanlar için Eskişehir’de iki ilçenin oldukça avantajlı olduğunu belirten Yiğit sözlerine şu şekilde devam etti;
“Her yerin dezavantajının yanında avantajı da var. Eskişehir’de en önemli avantajımız Mihalgazi, Sarıcakaya gibi ilçelerimizin bulunması. Burada kışın iklim şartları inanın Akdeniz ikliminden farksız. Taşımalı arıcılık yapanlar için avantaj oluyor. Bilecik’in İnhisar ilçesi var. Bazı arkadaşlarımız da oraya gidiyor. Sabit aracılık yapanlar için Eskişehir bölgesi karasal sert bir iklime sahip. Ona göre de önlemlerin alınması gerekiyor.”
“Ürettiği rakamı dürüst bir şekilde dile getirmiyorlar, bu da TÜİK verilerini yanıltıyor”
Yiğit, bu yıl üretimin doksan tonun altına düşebileceğini ve verilerin çarpıtılabildiğini anlatarak “Geçen yıl üretimimiz 90 ton civarındaydı. Bu sene daha düşük olur diye düşünüyoruz. Şuan ballar yeni sağılıyor. Hasatlar bittikten sonra ilçe tarım müdürlükleri herkesin ürettiği balı kayda alıyor. TÜİK verilere göre buranın balının normalde daha fazla olduğunu düşünüyorum. İnsanlar bazen ürettiği rakamı dürüst bir şekilde dile getirmiyorlar, bu da yanlış verilere yol açabiliyor. Taşımacı arıcılık yapanlarda verileri etkiliyor. Burada üretip geldikleri yere döndükleri zaman bal o şehrin üretimi sayılıyor. Geçen sene 350 lira civarında sattık. Bu sene işte biz 500 lira civarını düşünüyorum Ama tabii belli olmuyor. Üretim yapan arkadaşımızdan gelen haberler memnun edici değil. Bu yıl herkes verimin az olduğunu söylüyor” dedi. – ESKİŞEHİR
]]>Tepebaşı Belediyesi, BEBKA 2022 Yılı Kırsal Kalkınma Mali Destek Programı’ndan destek alarak hayata geçirdiği Tarımsal Üretimde Tahmin ve Erken Uyarı Sistemleri Projesi’yle örnek çalışmalara imza atmaya devam ediyor.
Tepebaşı Belediyesi tarafından hazırlanan proje, BEBKA proje izleme uzmanları ve Tepebaşı Belediyesi Kırsal Hizmetler Müdürlüğü yetkililerinin eşlik ettiği ziyarette 5 mahalleye kurulan sistemlerin incelenmesi ve teknik ziyaretin de gerçekleşmesiyle başarıyla tamamlandı.
Tahmin uyarı sistemi avantaj sağlıyor
Tahmin ve Erken Uyarı Sistemi ile havanın ve toprağın sıcaklık, yağış, rüzgar, nem, güneşlenme değerlerini belirleyerek bu değerlerin anlık ve uzun süreli kayıt altına alınıyor. Elde edilen değerleri, bitkisel üretim için yorumlar ve üreticiye sunarak gerekli önlemlerin alınması sağlanıyor. Sistem sayesinde üretici, ürününün kalitesini yükseltirken maliyetlerini de kontrol altında tutabiliyor. Gübre, ilaç, sulama ve benzeri giderlerden tasarruf sağlayan üretici, hastalıkları zarara uğramadan tahminleyip önlemini alabiliyor. Ayrıca sistem sayesinde, ekim yapılan alanlardaki iç ve dış iklim değerleri ile ani değişimler de anlık olarak takip edebiliyor. 35 noktaya hizmet veriyor.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda faaliyet gösteren BEBKA tarafından yerel kalkınma hamlesini gerçekleştirebilmek için projeye 2024 yılı rakamları ile 970 bin TL destek sağlanarak, belediyenin katkısı ile birlikte 1 milyon 300 bin TL’lik proje hayata geçirildi. Tepebaşı Belediyesi, ileri teknolojilerin kullanıldığı ve Türkiye’ye örnek olan Akıllı Şehir projesinin yanında tarımda da kullanılacak teknoloji ile hem üreticinin hem de tüketicinin yanında oluyor. Eskişehir’de ilk defa uygulanan proje ile 5 farklı noktaya kurulan Tarımsal Tahmin ve Erken Uyarı İstasyonları aynı iklimsel özellikleri taşıyan 35 noktaya da hizmet veriyor.
Üreticilere ve ilgililere eğitimler verilerek sistem anlatıldı
Tahmin erken uyarı sistemlerinin kurulduğu 5 mahalle ve etki alanında bulunan kırsal mahalle üreticilerine, Tepebaşı ilçesi tüm kırsal mahallelerindeki üreticilere, Tepebaşı bölgesinde faaliyet gösteren üreticilere, Osmangazi Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencileri ve ilgi duyan akademisyenlere, Tepebaşı Belediyesi Kırsal Kalkınma Kurulu bünyesinde TMMOB Ziraat Mühendisleri Oda temsilcisi, Tepebaşı Ziraat Odası ve TEMA il temsilcisi, Ticaret Borsası temsilcisi, serbest veteriner hekimlerin ve emekli akademisyen, önder üreticilerin ve kırsal mahalle muhtarlarının katılımıyla Tarımsal Üretimde Tahmin ve Erken Uyarı Sistemleri eğitimi gerçekleştirildi. Eğitimlere ise 250 kişi katılım gösterdi. Eğitimler sonunda yapılan anket sonuncuna göre ise katılımcıların bu eğitimden yüksek düzeyde faydalandığı görüldü.
3 Feromen kamera ile izleniyor
Tarımsal Üretimde Tahmin ve Erken Uyarı Sistemi içerinde yer alan 3 adet feromen kamera sayesinde Tepebaşı bölgesinde yetiştiriciliği yapılan elma, armut, ayva, ceviz ortak zararlısı olan elma iç kurdu, domates yetiştiriciliğinde önemli bir zararlı olan domates güvesi ve mısır zararlısı yeşilkurt zararlılarının mücadele zamanının tespiti yapıldı. 2022-2023 yılı üretim sezonunda Keskin, Beyazaltın, Cumhuriyet mahallelerinde izleme yapıldı. 2024 yılı itibariyle ise kamera sistemi Keskin ve Cumhuriyet mahallelerine konumlandırılarak izleme yapılıyor. Üreticilere hastalıklar hakkında erken uyarı yapıldı.
Tahmin ve Erken Uyarı Sistemlerinden alınan veriler ve arazi gözlemleri sonucunda ise elma karaleke hastalığı, buğday sarı pas hastalığı, soğan mildiyösü enfeksiyonu, elma iç kurdu zararlısına, ceviz antraknozu, domateste yaprak leke hastalığı, nohut antraknoz, domates güvesi, şeker pancarı yaprak leke hastalığı gibi hastalıklar karşısında önceden uyarıda bulunarak kimyasal mücadele önerilerinde bulunuldu. Erken Uyarı Sistemleri ile ilçe genelinde 10 bin 585 adet kısa mesaj gönderilerek bilgilendirme yapıldı.
Kurulan Tarımsal Tahmin ve Erken Uyarı İstasyonları ile ilgili detaylı bilgi almak isteyenler 0 (222) 211 40 00/8919 numaralı telefondan yetkililere ulaşabiliyor. Ayrıca tüm bilgilerin yer aldığı http://ziraitahmin.tepebasi.bel.tr adresine de ziyaret edebiliyor. – ESKİŞEHİR
]]>GTB’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda, Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen baharat üreticileri; Anadolu’da baharat üretimi, Türk baharatının markalaşmasının önemi, baharat ihracatı ile sektörde yaşanan sorun ve çözüm önerileri hakkında görüş alışverişinde bulundular.
GTB Meclis Salonunda düzenlenen değerlendirme toplantısına, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Gıda İşletmeleri ve Kodeks Daire Başkanı Selim Kaplan, Gaziantep İl Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Karayılan, Gaziantep Üniversitesi Fitoterapi ve Tıbbi Aromatik Bitkiler Uygulama Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Nazım Şekeroğlu, Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Gıda İşletmeleri ve Kodeks Daire Başkanlığı Uzmanı Ahmet Güngör ile Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen baharat üreticileri katıldı.
Toplantının açılışında konuşan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Gaziantep’in; Mezopotamya’yı, Doğu Akdeniz’e bağlayan bir hat içerisinde yer aldığını belirterek, bu hata bakıldığında baharat yolunun bir kalkınma yoluna nasıl dönüştüğünün görülebileceğini söyledi.
“Küresel ısınma var, iklim değişiklikleri var”
Bu hattın emanetçileri olduklarını belirten Şahin, “Bu kadim emanetin hakkını verirsek ve bu mirasa gerekli şekilde bakarsak önümüz çok açık. Çünkü dünya çeşitli sorunlarla karşı karşıya. Küresel ısınma var, iklim değişiklikleri var. Bu zor coğrafyada, bu zor dönemeçte değerlendirebileceğimiz güçlü potansiyellerimiz mevcut. Bunun için toprağa dönmemiz, bu toprakların ata tohumunu, ana tohumunu kullanmamız gerekiyor. Ecdadın bize verdiği mirası yüksek teknolojiyle, akıllı tarımla buluşturup, elimizdeki bu büyük potansiyeli geleceğe sürdürülebilir bir kalkınma modeli olarak bırakmamız gerekiyor” dedi.
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak 2014 yılında Tarım Daire Başkanlığını kurduklarını hatırlatan Şahin, burayı sahada öğreten ve çiftçilere destek sağlayan bir okul haline dönüştürdüklerini sözlerine ekledi.
GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı ise konuşmasında, baharatın geleneksel Türk yemeklerindeki yeri ve önemine dikkat çekti.
İnsanlık tarihine yakın bir geçmişe sahip olan baharatın ticaret yolları aracılığıyla dünyayı dolaşan ender ürünlerden biri olduğunu belirten Akıncı, tıbbi ve aromatik bitkilerin artık günümüzde tüm dünya mutfakları ve kozmetik endüstrisi için stratejik öneme sahip olduğunu ifade etti.
“Baharat bizim gastronomideki gizli lezzet sırrımızdır”
Gaziantep yemeklerinin bugün bir Türk yemeği olarak tüm dünyada kabul görmesinde ve beğeniyle tüketilmesinde kullanılan baharatların önemli rolünün olduğunu kaydeden Akıncı, “Bizim yemeklerimize acısıyla, tatlısıyla lezzetini ve rengini veren en önemli unsur baharatlarımızdır. Baharat bizim gastronomideki gizli lezzet sırrımızdır. İç ve dış pazarlarda önemli bir ticaret hacmine sahip olan baharat sektörümüzün kaliteli ve bilimsel üretimle çok daha iyi noktalara taşınacağına inanıyorum. Bu anlamda bugün gerçekleştirdiğimiz toplantıyı sektörde yaşanan bazı sorunların çözümü ve izlenecek yol haritalarının belirlenmesi noktasında ortak akıl birlikteliği olarak değerlendiriyorum” ifadelerini kullandı.
Akıncı, konuşmasında ayrıca Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Şahin’e, Gaziantep’e Baharat Müzesi ve Baharatçılar Sitesi’ni kazandırmasından dolayı da teşekkür etti.
Aromatik Bitkiler ve Baharat Üreticileri Derneği (ABUDER) Başkanı Aydın Acun ise Türkiye’nin tarımsal üretimde ve gıda sanayinde önemli bir ülke olduğuna vurgu yaptı.
“Diğer taraftan çok önemli bir potansiyele sahip kategorinin parçası olmanın da avantajlarını görüyoruz”
Anadolu coğrafyasının baharat sektörünün hem üretim hem de ticaret tarafında yüzyıllardır var olduğuna dikkat çeken Acun, “Üretimde ülke olarak asırlık bir deneyime sahibiz, güçlü potansiyelimizin farkındayız ama sektör olarak organize olamayışımızın maalesef birtakım sorunlarını beraberinde yaşıyoruz. Diğer taraftan çok önemli bir potansiyele sahip kategorinin parçası olmanın da avantajlarını görüyoruz.
Türkiye baharat ve aromatik bitkilerde şu ana kadar geldiği hacimlerin artık çok daha üzerinde. Bunun yanına kozmetik ve sağlığı da eklediğimizde aromatik bitkiler tarafında aslında Türkiye’nin en fazla hacim sağlayan ürün grupları arasında yer alıyoruz diyebiliriz “diye konuştu.
Konuşmasında Gaziantep baharat üretimine de değinen Acun, Gaziantep’in Türkiye baharat üretiminde çok önemli bir yer tuttuğunu ve baharatın merkezi olmayı da fazlasıyla hak ettiğini dile getirdi.
Gaziantep Üniversitesi Fitoterapi ve Tıbbi Aromatik Bitkiler Uygulama Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Nazım Şekeroğlu’nun; Nane, Sumak ve Kırmızıbiber üretiminde yaşanan sorunları ve sahada alınması gereken tedbirleri anlattığı toplantıda, ayrıca Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Gıda İşletmeleri ve Kodeks Daire Başkanı Selim Kaplan ile Gaziantep İl Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Karayılan da baharat üreticilerinin talep ve önerilerini dinleyerek, yapılan çalışmalar ve denetimler hakkında açıklamalarda bulundular.
Toplantıda ayrıca sumak üretimine ve işlemesine yönelik yapılacak yatırımların önemi, nane üretiminde yabancı otla mücadelede etkili kontrol yöntemlerinin belirlenmesi ve kullanılması ile kırmızıbiberde yerel biber popülasyonlarının koruma altına alınması hakkında istişarelerde bulunuldu. – GAZİANTEP
]]>Emir Efe BENLİOĞLU/ İSTANBUL, İSTANBUL’DA bulunan barajların ortalama doluluk oranı yüzde 61.42’ye düştü. Barajlar geçen yılın aynı dönemine göre daha dolu olsa da önceki 8 yılın ortalama doluluk değerlerinin altında kaldı. Ortalama doluluk oranı sıcak havaların etkisiyle son 14 günde ortalama yüzde 5 düştü. Barajların yağış takviyesi almaması durumunda doluluk oranındaki düşüşün daha da hızlanacağı öngörülüyor.
Hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte su kullanım miktarı arttı. Mevsim itibariyle yağışların azalmasının da etkisiyle İstanbul’un barajlarındaki doluluk oranı düşmeye başladı. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) tarafından yapılan ölçümlerde bugün itibariyle ortalama baraj doluluk oranları yüzde 61.42 olarak kaydedildi. 61.42’lik doluluk oranı geçen yılın aynı dönemindeki yüzde 39.56’lık doluluk oranına göre yaklaşık yüzde 22 daha yüksek olsa da 2015-2022 arasındaki 8 yılın aynı dönemlerindeki doluluk oranlarına göre ise yaklaşık yüzde 10 daha düşük seviyede ölçüldü. Son 10 yıl içerisindeki aynı dönemlerde en yüksek doluluk oranına 2015 yılında yüzde 80.71 ile ulaşılırken en düşük doluluk oranının kaydedildiği yıl ise yüzde 20.24 ile 2014 yılı olmuştu.
SON 14 GÜNDE DOLULUK ORANINDA HIZLI DÜŞÜŞ YAŞANIYOR
Özellikle son günlerde artan hava sıcaklıkları sebebiyle barajların doluluk oranında hızlı düşüş yaşanıyor. 9 Temmuz’da kaydedilen ortalama doluluk oranı yüzde 66.63 olurken 14 günün ardından bugünkü doluluk seviye olan yüzde 61.42’ye düşüldü. Ortalama yüzde 5’lik hızlı düşüşün sebebi son günlerde artan hava sıcaklarına bağlı su tüketiminin artması olarak gösterildi. Barajların yağış takviyesi almaması durumunda doluluk oranındaki düşüşün daha da hızlanacağı öngörülüyor.
EN DÜŞÜK ORAN EKİM, EN YÜKSEK ORAN NİSAN AYINDA GÖRÜLDÜ
Son 12 aylık dönemde barajların doluluk oranı değerlendirmesinde ise en düşük doluluk seviyesinin 2023 yılı Ekim ayında yüzde 18.59 olarak ölçüldüğü görüldü. Yıl içerisindeki en yüksek doluluk seviyesi ise ortalama yüzde 82,62 ile Nisan ayında kaydedildi. Son 12 ayın ortalama doluluk oranı ise yaklaşık yüzde 50 seviyesinde oldu. Bu oranın da Kasım ayı sonuna kadar düşüş göstereceği ve ardından döngüsel olarak tekrar artacağı değerlendiriliyor.
İSTANBUL’UN KULLANADIĞI SUYUN YÜZDE 69’U 3 BARAJDAN KARŞILANIYOR
Barajlardaki tekil su miktarının İstanbul’da kullanılan tüm su miktarına oranları da derlenen veriler içerisinde yer aldı. Buna göre İstanbul’un tüm su varlığı içerisindeki en büyük oran yüzde 30.03 ile Ömerli Barajı’na ait. Ömerli’yi yüzde 22.58 ile Terkos Barajı ve yüzde 16.20 ile Büyükçekmece Barajı takip ediyor. Bu 3 barajdaki suların, İstanbul’un tüm barajları içerisindeki oranı ise yüzde 68.81 olarak kaydedildi. İstanbul’un toplam su hacmine en az katkıyı sağlayan baraj ise yüzde 0.45 ile Istrancalar Barajı oldu.
BARAJLARDAN EN DOLUSU TERKOS, EN BOŞU ALİBEY
İstanbul’daki barajların kendi kapasitelerine göre doluluk verileri de değerlendirmeye alındı. Buna göre İstanbul’un doluluk oranı en yüksek barajı yüzde 74,25 ile Terkos Barajı olurken doluluk oranı en düşük baraj ise yüzde 30,51 ile Alibey Barajı oldu. Diğer barajlardaki doluluk oranları da şu şekilde kaydedildi;
Ömerli: Yüzde 68.07
Darlık: Yüzde 62.71
Elmalı: Yüzde 63.85
Büyükçekmece: Yüzde 58.04
Sazlıdere: Yüzde 54.53
Istrancalar: Yüzde 38.32
Kazandere: Yüzde 34.36
Pabuçdere: Yüzde 43.88
]]>
Konya Sanayi Odası ve KOP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı tarafından geliştirilen Sanayi ve Teknoloji İl Müdürlüğü’nün paydaş olduğu Enerji Verimliliği Mobil Etüt Aracı, çalışmalarına devam ediyor. Kamu ve özel sektöre ait bina ve fabrikalardaki enerjiye dayalı kayıp-kaçakları tespit etmek üzere hayata geçirilen Enerji Verimliliği Mobil Etüt Aracı, son olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Binası’nın enerji verimliliği etüt çalışmasını da tamamladı. Yapılan etüt çalışmaları ile ilgili bilgi veren KSO Başkanı Mustafa Büyükeğen, “Konya Sanayi Odası olarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımıza bağlı KOP Bölge Kalkınma İdaremizle birlikte önemli bir projeyi hayata geçirdik. İlk olarak Konya Sanayi Odası Enerji Verimliliği Etüt Merkezi’ni kurduk. Bünyesinde oluşturduğumuz Enerji Verimliliği Mobil Etüt Aracımız ile Konya ve KOP Bölgesi illerinin yanı sıra, firma ve kurumlardan gelen talepler doğrultusunda Türkiye’nin farklı noktalarında enerji verimliliği ölçümleri yapıyoruz. Bu kapsamda son olarak Gazi Meclisimizin enerji etütlerini de tamamladık” şeklinde konuştu.
Enerjide 124,7 milyon lira tasarruf
Başkan Büyükeğen, Mobil Etüt Aracı ile bu zamana kadar 61 firma ve kurumda enerji etüdü yaptıkları bilgisini paylaşarak, yapılan enerji ölçümleri ile toplam amortisman süresi 1 yıldan az olan 124,7 milyon lira tutarında 5 bin 637 TEP enerji tasarrufu sağlanmasına katkıda bulunduklarını vurguladı. Büyükeğen, “Aynı zamanda yıllık 26 bin 470 ton karbondioksit salınımının önüne geçtik. KOP Bölgesi’ndeki ilk ve tek EVD yetkili, enerji verimliliği danışmanlık şirketi olarak 22 kişiye de enerji yönetimi eğitimi verdik” dedi.
Sanayicilere enerji verimliliği çağrısı
Açıklamasında enerjiyi verimli kullanmanın önemine dikkat çeken Başkan Büyükeğen, sanayicilere enerji verimliliği etüt çalışmalarını yaptırmaları çağrısında bulundu. Büyükeğen, şunları söyledi: “Sanayicilerimizin enerji kayıp kaçaklarını azaltmaları, enerjilerini daha verimli hale getirmeleri aynı zamanda üretim maliyetlerini önemli oranda düşürecektir. Ayrıca kamu binalarımızda da yapıdan kaynaklı ciddi enerji kayıpları var. Geldiğimiz noktada, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve beraberinde uygulanacak sınırda karbon düzenlemesi de, enerjinin verimli kullanılmasının ne denli önemli olduğunu gösteriyor. Enerji verimliliğini önceleyen firmalarımız hem maliyetlerini azaltacak, hem de sınırda karbon düzenlemesinin mali yüklerinden daha az etkilenerek ihracat pazarındaki hakimiyetlerini koruyacaklar. Avrupa Birliği ülkelerine ihracat yapan firmalarımız başta olmak üzere tüm firmalarımızı sınırda karbon salınımının en önemli bileşenlerinden olan enerji verimliliği için etüt çalışmalarını yaptırmaya davet ediyorum.”
Pek çok sanayi tesisinin enerji etütlerinin yapıldığı Enerji Verimliliği Mobil Etüt Aracı ile, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Konya Valiliği, Nevşehir Valiliği, Kırıkkale Valiliği, Aksaray Valiliği, Niğde Valiliği, Konya Su ve Kanalizasyon İdaresi (KOSKİ), Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ) Genel Müdürlüğü ve Kırşehir Polis Meslek Eğitim Merkezi’nin enerji verimliliği ölçümleri de tamamlandı.
KSO Enerji Verimliliği Etüt Merkezi’ne bağlı KOP-KSO Enerji Verimliliği Mobil Etüt Aracı, enerji etüt çalışmaları kapsamında firma ve kurumların; baca gazı analizleri, buhar kaçağı ölçümleri, sıvı debi ölçümleri, hava kaçağı tespit ölçümleri, elektrik enerjisi analiz ölçümleri, temaslı-temassız devir ve ilerleme hızı ölçümleri, nem ve sıcaklık ölçümleri, iletkenlik ölçümleri ve ısı geçirgenliği gibi ölçümleri tek merkezden gerçekleştirerek akredite bir raporun ilgililerine sunulmasını sağlıyor. – KONYA
]]>AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Bağlıkaya, turizmde dolandırıcılık vakalarının çeşitli dönemlerde farklı alanlarda yoğunlaştığını anlattı.
Bağlıkaya, salgın sürecinde ve sonrasında villa kiralamalarında dolandırıcılık vakalarının daha çok yaşandığını, son zamanlarda bungalov turizminde de bu tip olayların sık yaşanmaya başladığını aktardı.
2023’te dolandırıcılık vakalarıyla ilgili 12 bin 691 ihbara ilişkin işlem gerçekleştirdiklerinin altını çizen Bağlıkaya, “TÜRSAB olarak bu tip nitelikli dolandırıcılık vakalarının önüne geçmek için özel bir dijital denetim ekibi kurduk. Ekiplerimiz, ilgili kurum ve kuruluşlarla koordineli olarak yoğun bir biçimde çalışmalarını sürdürüyor. Ayrıca, internet üzerinden oluşturduğumuz ‘TÜRSAB Dijital Doğrulama Sistemi’ ile vatandaşlarımıza tatil satın aldıkları şirketin TÜRSAB üyesi seyahat acentesi olup olmadığını kontrol etme imkanı sunuyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Bağlıkaya, internet üzerinden tatil satın alan vatandaşların sayısının son yıllarda giderek arttığını belirterek, “Buna paralel olarak sahte web siteleri ve sosyal medya hesapları üzerinden yapılan dolandırıcılıklarda artış gözleniyor.” dedi.
Kullanıcıların internet üzerinden tatil paketi alırken, satın alımın yapıldığı web sitesinin TÜRSAB üyesi acente olup olmadığını kontrol etmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Bağlıkaya, bunun, özel geliştirdikleri Dijital Doğrulama Sistemi üzerinden kontrol edilebildiğini ve seyahat acentelerinin sayfalarında bu sistemin logosunun bulunduğunu dile getirdi.
“Ekiplerimiz 2024 Haziran sonu itibariyle toplam 16 bin 705 işlem gerçekleştirdi”
Acente kimliğini kullanarak yapılan dolandırıcılık faaliyetlerine karşı aldıkları önlemlere değinen Bağlıkaya, şunları kaydetti:
“Birlik olarak gerek TÜRSAB Doğrulama Sistemi’miz gerek dijital denetimlerimiz gerekse de fiziki denetimlerimizle her tür sahtecilik ve dolandırıcılığa karşı büyük bir gayret ve özveriyle çalışıyoruz. Özellikle sosyal medya mecralarındaki sahte hesaplar üzerinden verilen ilanlarla vatandaşlar mağdur edilebildiğini dikkate alarak bu tip istenmeyen olayların önüne geçmek için denetim çalışmalarımızı hız kesmeden sürdürüyoruz. Dijital denetim ekiplerimiz 2024 Haziran sonu itibariyle toplam 16 bin 705 işlem gerçekleştirdi. Ekibimiz hem gelen ihbarlarla hem de internet üzerinden gerçekleştirdikleri yoğun taramalarla buldukları dolandırıcılık amaçlı sayfaları, haklarında işlem yapılması için yetkili kurumlarla paylaşıyor. Bu kapsamda Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nı ziyaret ederek sektörümüz adına bilgi paylaşımında bulunduk. Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı vasıtasıyla Cumhuriyet Başsavcılığına 581 dosya sunduk. Mağdur olan vatandaşlarımızı da bu dosyaya yönlendirdik.”
Firuz Bağlıkaya, ayrıca Google ve META şirketleriyle de yakın temas içerisinde olduklarını aktararak, nitelikli dolandırıcılık amacıyla hareket eden web sitelerini Google ile paylaştıklarını, arama motoru üzerinde özellikle üst sıralarda listelenmesinin önüne geçtiklerini bildirdi.
“META ile gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde de önemli bir mesafe aldık”
Gerçek seyahat acentelerinin web sayfalarını taklit eden sitelere erişimin engellenmesi için aksiyon alınmasını sağladıklarını belirten Bağlıkaya, “META ile gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde de önemli bir mesafe aldık. Dolandırıcılık amaçlı sosyal medya hesaplarının askıya alınması konusundaki temaslarımız ve sektörümüz adına bilgilendirmelerimiz devam ediyor.” dedi.
Bağlıkaya, TÜRSAB olarak bu tür dolandırıcılıklara maruz kalan mağdur vatandaşlara ve şirket ünvanları dolandırıcılık olaylarında kullanılan seyahat acentelerine gerekli hukuki adımları atabilmeleri noktasında da destek vermeye çalıştıklarını söyledi.
Mağdurları, şikayet dilekçe örnekleri ve başvuru şekilleri konularında bilgilendirerek savcılıklara yönlendirdiklerini belirten Bağlıkaya, “Ayrıca, bu tür dolandırıcılık olaylarında ünvanları kullanılmış acentelerimizin sosyal medya hesaplarında bu hususu dile getiren notlar düşmeleri gerektiğine yönelik önerilerde bulunuyoruz. META ya da Google benzeri internet veya sosyal medya mecralarında hizmet sağlayıcı firmalara şikayetlerin iletilmesi de ayrı bir önem arz ediyor. İlgili departmanlarımız bu konuda da mağdurları bilgilendirip yönlendiriyorlar.” ifadelerini kullandı.
Bağlıkaya, tatil satın alınan web sayfasının adres çubuğundaki isminin dikkatlice kontrol edilmesi gerektiğinin altını çizerek, “Zira dolandırıcılar herhangi bir tur şirketinin sayfasını kopyalayıp adres çubuğundaki bölümde küçük bir harf değişikliği yapmak suretiyle benzer bir domain adı ve sayfa tasarımıyla sahte bir site oluşturabiliyor.” dedi.
Ayrıca dolandırıcıların, izlerinin sürülmesini kolaylaştırması nedeniyle çoğunlukla sabit telefon numarası kullanmadığı bilgisini veren Bağlıkaya, sözlerini şöyle tamamladı:
“Görüşme ve yazışmalarını genelde WhatsApp hatları üzerinden gerçekleştirerek sahte rezervasyon işlemi sürecini tamamlamaktalar. Bu noktanın tüketiciler tarafından göz önünde bulundurulması önem taşıyor. Rezervasyon yapıldığında ödeme, seyahat acentelerinin kurumsal IBAN’ına yapılır. Ancak seyahat acentesi olmayan kişiler ödemeleri şahsi IBAN’larına almak suretiyle mağduriyete yol açmaktadır. Sosyal medya hesaplarında kullanıcı adlarının sıklıkla değişmiş olması, olası dolandırıcılığa işaret eden bir diğer nokta. Vatandaşlarımızın bu hususa dikkat etmesini özellikle tavsiye ediyoruz. Ürünün fiyatının piyasa değerinin çok altında olması hali de şüphe sebebi olup vatandaşlarımızın bu hususa da dikkat etmesini özellikle öneriyoruz.”
]]>Çanakkale’nin Lapseki ilçesi, kirazı ve şeftalisiyle önemli bir rekolte ve pazar payına sahip. Kiraz sezonunun sona erdiği ilçede şeftali hasadı ise başladı. Şeftali denince de akla Lapseki ilçesi ve Umurbel beldesi geliyor. Yetkililer, yörede 40 bin dekar alanda bu yılki şeftali üretiminin 150 ton arasında olmasını bekliyor. Geçen yıl coğrafi tescil işaretli Lapseki şeftalisinde yaklaşık 90 bin ton arası şeftali ihracatı gerçekleşirken, bu yıl ise bu rakamın yaklaşık 100 bin ton olması bekleniyor. Hasadı başlanan Lapseki şeftalisinin 30 ile 35 lira arasında satılması ise üreticiyi memnun etti. Üreticiler bu fiyatın hasat sonuna kadar böyle devam etmesini istiyor. Lapseki ilçesinde toprak yapısı ve rüzgarın etkisiyle daha lezzetli yetişen coğrafi tescilli işarete sahip şeftali, iç pazarda olduğu kadar yurt dışında da büyük rağbet görüyor. Aromasıyla, büyüklüğüyle ve görüntüsüyle dikkat çeken şeftaliler, özellikle Ruslar tarafından da bol bol tüketiliyor.
Yaklaşık bir buçuk aydır şeftali hasadının devam ettiğini belirten Lapseki İlçe Tarım ve Orman Müdürü Ali Kaçan, “Şeftali ve nektarin hasadımız devam ediyor. Bütün çeşitler devreye girince bir hafta içinde üretimimiz pik seviyeye ulaşacak. Üreticimiz de memnun. Lapseki’mizde 40 bin dekar alanda şeftali ve nektarin üretimi yapılıyor. Bu yıl ise 150 bin tona yakın bir üretimimiz var. İhracatımızda artıyor. İhracatçılar Lapseki’mizdeki şeftali ve nektarinleri tercih ediyorlar. Yıllardır biz Rusya’ya ve dış pazara ürün sunuyoruz. İstanbul ve İzmir piyasası da bizim ürünlerimizi tercih ediyorlar. Ürünümüzün farklılığını coğrafi işaretimizle süsledik. Üreticimiz memnun, Lapseki’miz geçiş iklimine sahip bir coğrafya. Biz İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri olarak sahadayız. Üreticimizde bu konuda neyi nasıl yapması gerektiğini çok iyi biliyorlar. Üretimlerini, attıkları ilaçları zamanında takip ediyorlar ve sağlıklı bir şekilde ürün üretiyoruz. Tüketiciler, üzerinde Lapseki ve Çanakkale yazan tüm ürünleri gönül ferahlığıyla tüketebilirler. Şuanda 30 ile 35 lira arasında üreticiyi memnun eden fiyatlarla deva ediyoruz. İnşallah bu fiyatlar ürünün bol olduğu zamanlarda da devam eder. Böylelikle üretici hem kendi hem de ülke ekonomisine katkı sağlamaya devam edecektir” dedi.
Lapseki’nin aranan ürünlerin üretildiği yer olduğunu da kaydeden Müdür Ali Kaçan sözlerine şöyle devam etti:
“Herkes ürün üretebilir. Herkes ürün yetiştirebilir. Fakat Lapseki, ürettiği ürünün farklılığını ortaya koyuyor. Coğrafi işaret buradan ortaya çıkıyor.”
Umurbey’de meyvenin bol olduğunu belirten şeftali üretici Hikmet Şahin ise, “Fiyat durumları şuanda iyi. Bereket versin. Fiyatlar 30 ile 35 lira. Fiyatlardan memnunum. Malına bakarsan, kalitesi iyi olursa, fiyatlarda karşılıyor” diye konuştu. – ÇANAKKALE
]]>OTO, firmaların kargo ve depolama faaliyetlerini sorunsuz bir şekilde yönetmelerini, kargolarını göndermelerini, takip ve analiz etmelerini sağlayan bir teknolojik çözümler paketi sunuyor. Platform, 250’den fazla yerli ve uluslararası kargo şirketi ve e-ticaret platformu ile doğrudan entegrasyon sağlıyor. Bu sayede kargo sürecinin her yönü senkronize edilip otomatikleştiriliyor, operasyonlar kolaylaştırılarak verimlilik artırılıyor. Firmalar, kendi kargo sözleşmelerini OTO hesaplarına bağlayabiliyor veya OTO’nun rekabetçi anlaşmalı fiyatlarını kullanarak doğrudan kargo etiketi satın alabiliyorlar.
OTO Kurucu Ortağı ve CEO’su Mohammad AlRazaz: “Bu finansman, ekibimizin adanmışlığı doğrultusunda kargo ve lojistik sektörünü dönüştürme vaadimizin bir kanıtıdır. Firmaların operasyonlarını kolaylaştırmalarına ve lojistik operasyonlarını benzersiz bir verimlilikle yönetmelerini sağlayan yenilikçi çözümler sunmaya odaklandık.”
Sanabil Investments sözcüsü ise: “OTO, son birkaç yılda kargo sektörüne önemli bir ışık tuttu ve akıllı sevkiyat çözümlerine olan ihtiyacı artırdı. OTO, her büyüklükteki şirketin lojistik gereksinimlerini karşılamasına yardımcı olmak için tam entegre işlevlere sahip bir platform oluşturdu. Bölgedeki büyüme planlarını desteklemek için onlarla ortaklık yapmaktan heyecan duyuyoruz.” diyor.
OTO, müşteri kitlesini önemli ölçüde büyüterek şu anda platformunda 10.000’den fazla yerel ve uluslararası markayı destekliyor. Şirket, bir önceki yıla göre gelirini iki katına çıkardı ve gerçekleştirilen siparişlerde önemli bir büyüme kaydetti.
OTO’nun Kurucu Ortağı ve CTO’su Furkan Uzar: “Bu finansman bizi internetin kargo gönderi platformu olma vizyonumuza doğru ilerletiyor. Yeni finasmanla satış kanalları ve kargo tedarikçileri arasındaki teknoloji açığını kapatarak büyümemizi hızlandıracak ve müşterilerimize daha da kolaylaştırılmış kargo çözümleri sunacağız.” diyor.
The Gulf Cooperation Council (GCC) e-ticaret pazarı, 2025 yılına kadar 50 milyar dolara ulaşacağını gösteren projeksiyonlarla önemli bir büyümeye hazırlanıyor. Başta Suudi Arabistan ve BAE olmak üzere bu çarpıcı büyüme, yıllık ortalama %17,8’lik bir artış oranına sahip. Aynı şekilde, Türkiye e-ticaret pazarının da 2024’ten 2029’a kadar yıllık %11,58’lik bir artışla güçlü bir büyüme beklenmektedir. 2029 yılına kadar pazar büyüklüğünün 49,5 milyar dolara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Bu dinamik pazarlar, 2030 yılına kadar 150 milyar doları aşma yolunda ilerliyor ve bölgenin artan dijital ticaret ortamını vurguluyor.
OTO HAKKINDA
2019 sonlarında Mohammad AlRazaz ve Furkan Uzar tarafından Suudi Arabistan’da kurulan OTO, altıdan fazla teknolojik sistemi bir araya getiren tek bir entegre platform aracılığıyla sipariş gönderimini, yönetimini, takibini, iadelerini ve analizini basitleştirme konusunda uzmanlaşmış bir lojistik teknoloji şirketidir. OTO, hizmetlerini Mart 2020’de Suudi Arabistan’da başlattı ve yakın zamanda Türkiye ve BAE’ye genişleyerek 250’den fazla kargo şirketi ile tam entegre olarak kargolama hizmetleri sunuyor. Bu genişleme, her kanaldan perakendecilerin ve e-ticaret markalarının müşteri deneyimlerini geliştirmelerine ve lojistik yönetimi operasyonlarını kolaylaştırmalarına yardımcı oluyor.
OTO hakkında daha fazla bilgi için lütfen https://tryoto.com adresini ziyaret edin.
SANABİL INVESTMENT HAKKINDA
Sanabil, tamamı Public Investment Fund’a (PIF) ait olan ve VC/Growth dahil olmak üzere küresel özel yatırımlara yılda 3 milyar ABD dolarından fazla sermaye taahhüt eden bir finansal yatırım şirketidir. Sanabil, yatırım profesyonellerinden oluşan dinamik, çevik ve son derece deneyimli bir ekiptir. Sanabil, ortaklarına uzun vadeli sermaye, birden fazla finansman turunda yatırım yapma olanağı ve bölgeye erişim sağlar. Sanabil’de harika fikirlere, harika beyinlere ve harika şirketlere yatırım yapıyoruz.
Sanabil Investments hakkında daha fazla bilgi için lütfen https://www.sanabil.com adresini ziyaret edin.
]]>Türkiye tarımının başkentinde üreticilerin 2024 yılının ilk altı ayında çeşitli zorluklarla mücadele etmek zorunda kaldığına dikkat çeken Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, sorunlar ve çözüm önerileriyle ilgili açıklamalarda bulundu.
Kuraklık ve su kıtlığı
Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Doğan, 2024’ün ilk yarısında Çukurova’da yağışın beklenenden az olduğunu ifade ederek, “Bölgede su kıtlığı ve kuraklık yaşandı. Kuraklık, tarımsal sulama ihtiyaçlarını artırdı ve bu da çiftçilerin maliyetlerini yükseltti. Özellikle narenciye bahçeleri, mısır tarlaları vs. gibi sulama gerektiren alanlar, su kıtlığından olumsuz etkilendi. Su kaynaklarının azalması, ürün verimliliğini düşürdü ve çiftçilerin gelirlerinde azalmaya neden oldu. Öncelikle, su yönetimi ve damlama sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması önemlidir. Kuraklıkla başa çıkmak için su kaynaklarının etkin kullanımı ve su tasarrufu sağlayan yöntemlerin uygulanması gerekmektedir. Devlet destekli hibe programları ve düşük faizli krediler, çiftçilerin bu sistemleri kurmalarına yardımcı olacaktır” dedi.
Girdi maliyetlerindeki artış
Doğan, gübre, tohum, yakıt ve tarım ilaçları gibi tarımsal girdilerin maliyetlerinde yaşanan artışın, çiftçilerin üretim maliyetlerini ciddi oranda yükselttiğini söyleyerek, “Döviz kurlarındaki dalgalanma riski, ithal edilen tarım girdilerinin maliyetlerini artırırken, enflasyonist ortamın oluşturduğu belirsizlik ihracatta da rekabet gücünü azalttı. Çiftçilerin kar marjları daraldı, ekonomik baskı oluştu. Girdi maliyetlerindeki artış, çiftçilerin yeni yatırımlar yapmasını ve tarımsal üretimde verimliliği artırıcı teknolojileri kullanmasını zorlaştırdı. Girdi maliyetlerinin azaltılması için, gübre ve diğer tarımsal girdilerde devlet desteklerinin artırılması ve yerli üretimin teşvik edilmesi önemlidir” diye konuştu.
Pazarlama ve satış sorunları
Ürünlerin pazarlara erişiminde yaşanan lojistik sorunlar ve düşük ürün fiyatları, çiftçilerin gelirlerini olumsuz etkilediğini kaydeden Doğan, “Özellikle temel tarım ürünlerinde fiyat dalgalanmaları yaşandı. Tarım ürünlerinin pazara zamanında ve uygun fiyatlarla ulaşmaması, çiftçilerin gelir kaybına uğramasına neden olurken tüketiciler de bu durumdan olumsuz etkilendi. Ayrıca, ihracat pazarlarında yaşanan rekabet ve standartlara uyum sorunları da çiftçilerin satışlarını olumsuz etkiledi. Ürünlerin pazara erişimini kolaylaştırmak için lojistik altyapının iyileştirilmesi ve yurtdışında yeni pazarların oluşturulması gereklidir. Devlet ve özel sektör iş birliğiyle oluşturulacak dijital pazarlama platformları, ürünlerin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayabilir. Bu sayede, çiftçiler ürünlerini daha rahat ve zarar etmeden satabilme imkanı bulabilir” dedi.
İklim değişikliği
İklim değişikliğinin etkilerinin tarım takviminde belirsizliklere ve bazı ürünlerde verim kayıplarına yol açtığını belirten Doğan, şunları kaydetti:
“Özellikle ani hava değişimleri, ürünlerin olgunlaşma süreçlerini olumsuz etkiledi. Bu yıl tüm zamanların en sıcak Haziran ayında meteorolojik afet yaşandı. Hava sıcaklığının gölgede 43 derece olmasından dolayı aşırı sıcaktan insanlar kadar başta kavun, karpuz, domates olmak üzere bitkiler de etkilendi. Bu durum, çiftçilerin planlama yapmasını zorlaştırdı ve tarımsal üretimde aksamalara neden oldu. İklim değişikliğine uyum sağlamak için gerekli önlemler alınmadığında, uzun vadede tarımsal üretimde ciddi sorunlar yaşanabilir. İklim değişikliğine uyum sağlamak için, erken uyarı sistemleri kurulmalı ve iklim dostu tarım uygulamaları teşvik edilmelidir. Çiftçilerin iklim değişikliğine karşı dirençli çeşitler kullanmaları ve uygun tarım tekniklerini benimsemeleri önemlidir. Bu sayede, iklim değişikliğinin olumsuz etkileri en aza indirilebilir. Sonuç olarak, 2024 yılının ilk altı ayında Çukurovalı çiftçilerin yaşadığı sorunlar, tarımsal üretim üzerinde ciddi etkiler oluşturmuştur. Bu sorunların çözümü için alınacak önlemler ve yapılacak yatırımlar, bölgenin tarımsal üretim potansiyelini artırabilir ve çiftçilerin ekonomik durumlarını iyileştirebilir. Çiftçilere yönelik finansal destek programları artırılmalıdır. Mikro krediler oluşturulmalı, faizsiz krediler tanımlanmalı mevcut borçlar faizsiz ertelenmelidir. Tarım sektörünün sürdürülebilirliği ve gelecek nesillerin gıda güvenliği için, çiftçiler pozitif ayrımcılıkla desteklenmelidir.” – ADANA
]]>UĞUR İSTANBULLU
(ARTVİN) – Artvin Hopa’da çay üreticileri, çay alımlarında ve çay fiyatlarındaki belirsizliğe tepki gösterdi. Harun Aksu “Devlet tamamen bizi ÇAYKUR eliyle özel sektörün inisiyatifine terk etmiş durumda ve mağdur durumdayız. Sahip çıkanımız da yok, özel sektörlerde tamamen insafsız davranıyorlar. 10 lira hatta 9 lira diyenlerde oldu. Eziliyoruz, paramız sömürülüyor, emeğimiz sömürülüyor, sahip çıkanımız yok” dedi.
Artvin Hopalı çay üreticileri, çay alımlarına ve çay fiyatlarındaki belirsizliğe tepki gösterdi. Artvinli çay üreticisi Harun Aksu, şunları söyledi:
“210 bin çiftçi var bu ülkede çay üreticilik yapan çiftçi. Devlet tamamen bizi ÇAYKUR eliyle özel sektörün inisiyatifine terk etmiş durumda ve mağdur durumdayız. Çayımızı özel sektöre hibe ediyoruz. Aralık ayına ve aralıktan sonra 2025’e çeşitli vadeler yapıp su parasına çayımızı veriyoruz. Dönüşüm yapamıyoruz, birikim elde edemiyoruz, eziliyoruz. Sahip çıkanımız da yok. Özel sektörlerde tamamen insafsız davranıyorlar, 10 liraya hatta 9 lira diyenler de oldu. Bu rakamlara çay satılıyor ve buna kimse karşı koymuyor. Devlet ‘sen ne yapıyorsun’ da demiyor, belediye başkanları da bir konsensüs oluşturup böyle bir şey yapmıyor. Çiftçi ezilmek zorunda kalıyor.
Ben şu anda Arhavi’de bir özel fabrikaya çay verdim, aralığın onunda ödeyeceğim dedi. Ben resmen 16 bin 600 lira paramı aralığın 10’una kadar hibe etmek zorunda kaldım, neden? Çünkü ÇAYKUR ve devlet çiftçinin çayını almıyor. Tam kapasite çalışıyoruz diye açıklama yapıyor çay toplamayın diyor Genel Müdürlük. Tam kapasite çalışsaydı, geçen sene seçim vardı ve tam kapasite alım yaptınız. Seçimde aman oy kaybetmek olmasın diye. Önceki sene yine Cumhurbaşkanlığı seçimi vardı aynı şekilde davrandınız kontenjan yapmadınız. Üretici çayını rahat rahat sattı. Şimdi ne oldu? Eziliyoruz paramız sömürülüyor, emeğimiz sömürülüyor, sahip çıkanımız yok.”
“Ne devlet alabiliyor ne özel sektör alabiliyor. İnsanlar zor durumda kaldılar”
Çay üreticisi Bülent Tosunoğlu şunları ifade etti:
“40 yaşındayım 16 -17 yaşından beri bu alımlarda çay veriyoruz. Çok eskiden de zorluklar oluyordu ama son beş altı senedir işler kolaylaşmıştı güzel güzel çay veriyorduk ve çayımızı topluyor verimi de alıyorduk. Ama bu sene bir tuhaflaştı. Ne devlet alabiliyor ne özel sektör alabiliyor, insanlar zor durumda kaldılar. İnsanlar sabahtan erken saatte kalkıp çay topluyorlar, geliyorlar çay satmak için bir de bin bir türlü derdini çekiyorlar ama satamıyorlar ve ellerinde kalıyor. Ellerinde kalan çayları bu sefer seriyorlar doğal olarak çay bekleyince çay sürüm kaybediyor, kilo kaybediyor ve bir iş için iki iş gücü yapıyorsun ve iki sefer çay satma derdine düşüyorsun ve bu da insanı yoruyor. Şimdi kontenjan var 25 beş kilo ve kalan çayı da insanlar devlete vermek istiyorlar. 5 günde bitireceği tarlayı 10 günde bitiriyor.”
“Çaydan gelen paraya güvendik”
Çay üreticileri perişan olduklarını belirterek şunları söylediler:
– “Aç bıraktı milleti ve konuşacak bir şeyimiz yok ve konuşmaya gerek yok, bizi rezil etti millete de kendini de herkese. Utansınlar, bize göre bir şey yok ve biz öylede böyle de buna muhtaç etmesin Allah bizi.”
– “Perişan olduk bir haftadır çay elimizde satamıyoruz ve çayımız yandı. Çektik çekeceğimizi ve biz de bundan geçim yapıyoruz nereden geçim yapalım? Satmamız lazım, ne yiyelim? Çoluk çocuk yiyecek ve kendileri rahat rahat geçiniyorlar. Bizim paramız azdır ve çaydan gelecek paraya dayanmışız ve bu da olmadı mı nereye gidelim?”
– “Perişan olduk tarlada, arabada, yollarda milletvekili çift maaş alıyor ve bize gelince yok. İşçiye, emekliye yok ve biz oy vermedik.”
– “Gerçekten çay elimizde kaldı. 3 buçuk ton çay elimde kaldı toplayamadım. Ben rahatsızım, 60 yaşında adamım gidemiyorum ve devletimden ricam bu çaylarımızı alsın ne olursun.”
– “Utanıyorum söylemeye inanın bunu konuşmayı bile utanıyorum bakın ne devirdeyiz? Hangi devirdeyiz? Neler oluyor sen farkında mısın? Bir tek kilo sattığım yok, haram olsun yalanımda yok. Ha işçi tutamıyorum ve işçilerde hazırdır bekliyorlar ki çağırsınlar ve ben nereye getireyim çayı, günde 5 ton çay toplayacak adam çayı nereye getireyim? Yazık çok yazık yani utanıyorum ben.”
]]>
6 Şubat depreminden en çok etkilenen il ve ilçelerin ticaret ve sanayi odalarının başkanları Hatay’da bir araya gelerek 31 Ağustos 2024 tarihinde sona erecek olan mücbir sebep halinin uzatılmasını istedi.
Antakya Ticaret ve Sanayi Odası’nın ev sahipliğinde düzenlenen ortak basın toplantısına Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, Antakya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hikmet Çinçin, Adıyaman Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Torunoğlu, Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mustafa Buluntu ve İslahiye Ticaret Odası Başkanı Selahattin Türkmen katıldı.
“Kapsayıcı somut ve gerçekçi çözümlere ihtiyacımız var”
Toplantıda konuşan Başkan Sadıkoğlu, depremin Malatya’ya bıraktığı fiziki, ekonomik ve sosyal hasardan bahsetti. Daha hızlı toparlanma için kapsayıcı, somut ve gerçekçi çözümlere ihtiyacımız olduğunu vurgulayan Başkan Sadıkoğlu, “Malatya’da 36 bin binamız ağır hasar aldı. Bin 700 esnafımızın iş yerleri ve ürünleri enkaz altında kaldı. 27 bin 500 bağımsız işyerimiz kullanılamaz hale geldi. Çarşı diye tabir ettiğimiz bütün alanları kaybetmiş durumdayız. 120 bin vatandaşımız konteynerlerde yaşamını sürdürüyor. 812 bin nüfusumuzun yaklaşık 200 bini hala Malatya’ya dönmedi. 135 bin bağımsız konutun yerle bir olduğu şehrimizde sadece 6500 deprem konutu teslim edilmiş durumda. Tamamı yıkılan çarşımızda inşaatlar sürüyor, ancak teslim edilen iş yeri henüz yok. Esnafımız şehrin muhtelif yerlerinde kurulan 3 bin 500 konteynırda ticaretini var etme gayretinde. Yerinde Dönüşüm Projesi maalesef hayal kırıklığına dönüşmüş durumda. Artan maliyetler karşısında bir daire için verilen 1,5 milyon TL kredi ve hibe desteği maalesef yetersiz kalıyor. Bir de Rezerv Alan çıkmazı var. Onlarca soru işareti doğuran Rezerv Alan uygulaması vatandaşımızı mağdur ediyor. Evi veya iş yeri Rezerv Alan içerisinde kalan vatandaşımızın eli kolu bağlanmış bir şekilde, neyle karşılaşacağını bilmeden umutsuzca bekliyor. Malatya’da gelinen durum bu şekilde. Diğer üç ilimizin ve ilçelerimizin de farkı bir durumda olmadığını biliyoruz. Depremle yerle bir olmuş şehirlerimizin yeniden ayağa kalkması için hükümetimiz ciddi bir gayret içerisinde. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Ama yeterli mi? Elbette değil. Daha kapsayıcı, somut desteklere ve gerçekçi çözümlere ihtiyacımız var” dedi.
“Mücbir sebep halinin uzatılması elzemdir”
Depremin yaralarının tam anlamıyla sarılmadığını, bu nedenle mücbir sebep halinin uzatılmasının elzem olduğunu belirten Başkan Sadıkoğlu, “Ekonomiyi ve sosyal hayatı dengeleyecek en önemli destek kuşkusuz Mücbir Sebep olmuştur. Yaklaşık 18 aydır devam eden Mücbir Sebep süresi son kez denilerek, 31 Ağustos 2024’e kadar uzatılmıştı. Hatay, Adıyaman, Kahramanmaraş, Malatya ve Gaziantep’in Nurdağı ile İslahiye ilçelerinde uygulanan mücbir sebep eğer sona ererse ertelenen vergi borçlarımız dağ gibi önümüze çıkacak. Hiçbir işletmenin bu borcu ödeyebilecek gücü yok. Zira ortada teslim edilen hiçbir iş yeri yokken, depremzede işletmelerin borçları kazançlarının çok üzerindeyken mücbir sebebin sona erecek olmasını anlamamız mümkün değildir. İş yerlerimiz ve evlerimiz teslim olana kadar Mücbir Sebep hali devam etmelidir. 2011 yılında Van’da meydana gelen deprem sonrası mücbir sebep hali süresi 5 yıla kadar sürmüştü. Sonrasında da sunulan uzun vadeli taksitlerle ödeme imkanı ile ticari hayat kendini toparlamıştı. ya iş yerleri teslim olup ticari hayat normale dönene kadar mücbir sebep devam etmeli, ya da biriken borçlarımız bir defaya mahsus vergi affıyla silinmelidir. Devletimizin yakın geçmişte bazı şirketler için büyük ölçekli vergi affı uygulamalarını hatırlamaktayız. Böylesi bir adım deprem illerimizin yaralarını ciddi manada sararak, yeniden hızlanacak ticaret ve ihracatla devlet bütçesine daha fazla katkı sunmamızı sağlayacaktır. Ayrıca bu destek şehirlerimize nefes aldırarak, gelecek kaygılarını azaltacak ve yeniden var olmak için itici bir güç olacaktır. Siyasilerimizden de destek bekliyoruz. Mücbir sebep konusu sadece Ticaret ve Sanayi Odalarının değil, tüm şehrin ana gündemi olmalı. Devletimizin büyüklüğünü ve gücünü biliyoruz. Hatay, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Malatya’daki esnaf, tüccar ve sanayiciler olarak hükümetimizden müjdeli bir haber bekliyoruz” diye konuştu. – MALATYA
]]>Erdal Sağlam
Uygulanan sıkı para politikası parasal dengelerde olumlu sonuçlarını gösterirken uluslararası rating kuruluşlarının not artırımları da birbiri ardına gelmeye devam ediyor. Moody’s geçtiğimiz hafta sonu 2 puan not artırımı yaparken, şimdi gözler bu hafta yapılacak Merkez Bankası faiz toplantısına çevrildi.
Merkez Bankası yönetiminin aldığı kararlar ve geçen hafta uluslararası kamuoyuna verdiği mesajlar, para politikasındaki sıkı duruşun devam ettirileceğini açık olarak gösterdi. O nedenle önümüzdeki hafta yapılacak Para Politikası Kurulu toplantısında faizlerin yüzde 50’de sabit tutulmasına, neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. Faiz indirimi birkaç ay daha beklenmezken, kararın açıklama metninde sıkı duruşun süreceğine ilişkin mesajların da korunacağını tahmin ediyoruz.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, geçen hafta sonu Türkiye’nin kredi notunun “B 3″den “B1″e yükseltildiğini açıklarken. kredi notu görünümünü de “pozitif” olarak korudu. Bu durum önümüzdeki dönem yeni artırımlar yapılabileceğini gösteriyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de sosyal medya hesabından kredi not artışıyla ilgili yaptığı paylaşımda; uygulanan program sayesinde ülke kredi notunu 11 yıl sonra yükselten Moody’s görünümünün pozitif kalmasına dikkat çekti. Ekonomideki dengelenme, azalan dış finansman ihtiyacı, artan uluslararası rezervler ve dezenflasyon sürecinin not artışında etkili olduğunu kaydeden Şimşek, programa duyulan güvenin potansiyel not artışlarını beraberinde getireceğini ifade etti. Zaten Moody’s açıklamasında da sıkı politika duruşunun Türkiye’nin yüksek dış kırılganlığını önemli ölçüde azalttığına işaret edilerek, pozitif görünümün yukarı yönlü risk dengesini yansıttığı kaydedildi.
Moody’s açıklamasında kredi notunun B1’e yükseltilmesinin temel itici gücünün yönetimdeki gelişmeler, özellikle ortodoks para politikasına kararlı ve giderek daha iyi oturan geri dönüş olduğunun altı çizildi. Merkez Bankası’nın para politikasının kredibilitesini hızla artırdığı, bunun TL’ye olan güvenin yeniden tesis edilmesine yardımcı olduğu belirtilirken, bu durumun enflasyonist baskıların gelecek aylarda ve 2025’e doğru önemli ölçüde hafifleyeceğine dair kendilerine daha fazla güven verdiği belirtildi.
“Merkez Bankası şahin tutumunu sürdürüyor”
Bu arada Merkez Bankası yönetimi, hem kamuoyuna verdiği mesajlarla hem de aldığı kararlarla enflasyonla mücadelede şahin tutumunu göstermeye devam ediyor. Başkan Fatih Karahan geçen hafta uluslararası medyaya verdiği mesajlarda, Haziran ayı enflasyon oranının düşük çıkmasına rağmen, sadece bir aylık verilere göre hareket edemeyeceklerini söyledi. Rezervlerde yaşanan önemli artışları hala yetersiz olarak nitelendiren Başkan Karahan, bir yandan da beklentilerin sadece bu yılki enflasyon hedefine değil, önümüzdeki yıla ilişkin enflasyon hedefine de yakınsaması gerektiğini belirtti. Karahan, faiz indirim kararını ancak bu görüldükten sonra verebileceklerini ifade etti.
Merkez Bankası yönetiminin bu şahin tavrı, önümüzdeki hafta yapılacak faiz toplantısında indirim yapma ihtimalini de iyice azaltmış görünüyor. En azından Ekim’e kadar bir faiz indirim kararı verilmesi beklenmiyor. Büyük ihtimalle o döneme gelindiğinde piyasaların enflasyon beklentilerine bakılarak indirimin zamanlamasına karar verilecek.
Bu arada önümüzdeki hafta TBMM’de vergi paketinin görüşülmesine devam edilecek. Uzun zamandır hazırlıkları yapılan vergi paketi Bakan Mehmet Şimşek’in planladığı kadar kapsamlı olamadı. AKP ve hükümetten gelen baskılar üzerine bazı önemli maddelerin paketten çıkarıldığına şahit olduk. Bu kapsamda asgari işçi emekli maaşlarının da 10 bin TL’den 12 bin 500 TL’ye çıkarılmasına ilişkin madde vergi paketi kapsamına dahil edildi. Vergi düzenlemelerinin yer aldığı yasanın çıkmasıyla birlikte, kök maaşı düşük kalan emeklilerin de Temmuz ara zammından yararlanması mümkün olabilecek.
Vergi paketinin, enflasyon beklentilerinin düzelmesinde, dolayısıyla buna bağlı ileride verilecek faiz kararlarında etkili olması planlanıyor. Çünkü Bakan Şimşek, bütçe açığının milli gelire oranının bu yıl yüzde 5, 2025 için yüzde 3’e düşürülmesini amaçlıyor. Parasal tedbirlerin yanında, özellikle bütçe açığını azaltacak bu tedbirlerin önümüzdeki döneme ilişkin enflasyon beklentilerinin oluşmasında etkili olması bekleniyor.
Önümüzdeki hafta sonunda TBMM’nin, artık çalışmalarını tamamlayarak tatile girmesi bekleniyor. Ancak ekonomi yönetiminin kısa bir tatilden sonra yeniden çalışmaya başlaması gerekecek. Çünkü orta vadeli program hedeflerinin Eylül’de tamamlanıp, bu kapsamda yeni bütçe tasarısının hazırlanması gerekecek.
Özetle; parasal sıkılık devam ediyor ama enflasyonun tek haneli hedefe uluşması için yapılacak daha çok fazla iş var. Bu nedenle yeni tedbirlerin alınması ve sıkı duruşun uzun süre daha devam ettirilmesi gerekeceği ortada. Bu noktada da vergi paketinde karşı karşıya kaldığımız, yürütülen programa karşı siyasi direncin önümüzdeki dönem nasıl bir şekil alacağı önemli olacak.
]]>Kileci, ihracatın büyümeye katkısı, kamuda tasarruf paketi, sıkı para politikası, Haziran ayı ihracatındaki düşüş, finansman maliyetleri, kurların ihracata etkisi ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ekonominin genel durumu ve geleceği ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.
“Tasarruf her zaman yapılmalı”
TİM Başkan Vekili Kileci, tasarruf tedbirleri ile ilgili görüşlerini açıklarken, tasarrufun sadece zor zamanlarda değil her zaman yapılması ve yukarıdan aşağıya doğru uygulanması gerektiğine dikkat çekti. Başkan Kileci, “Tasarruf tedbirleri tüm dünyada uygulanan, olmazsa olmaz bir olgudur. Ancak tasarruf tedbirleri herkesi kapsamalı, genele yayılmalı ve aşağıdan yukarıya değil yukarıdan aşağıya doğru yapılmalı. Biz iş insanları olarak her zaman fedakarlık yapmaya hazırız. Ancak bu fedakarlık herkes tarafından yapılmalı. Fakat siz bu tasarrufu, sıkılaştırmayı sadece bir kesime uygularsanız birtakım dengesizlikler, problemler çıkar. Tasarruf sadece maddi konularda da olmamalı. Zamanımızı da ilişkilerimizi de doğru kullanmalıyız” dedi.
“Fedakarlığı tüm kesimlere yaymalıyız”
Kileci, “Sıkı para politikasının ilk 6 aylık periyodunu nasıl buldunuz?” sorusuna da şöyle yanıt verdi: “Uygulanan politika, öyle ya da böyle fayda gösteriyor. Sonuçları ortaya çıkıyor. Tüm dünyanın içinden geçtiği süreci atlatmak için her ülke kendi çapında sıkı para politikası uyguluyor. Biz de bu uygulamaların içinden geçiyoruz. Genişletici ve daraltıcı para ve maliye politikaları zaman zaman bir döngü içerisinde her ekonomide uygulanmaktadır. Elbette ilerleyen dönemde gevşemeler olacaktır, normalleşme adımları atılacaktır. Ancak yine altını çizmek gerekirse bu politikayı genele yaymak gerek, bu fedakarlığı sadece bir kesim, bir sektör yapmamalı. Fedakarlığı tüm kesimlere yayarsak bu süreci daha kolay atlatırız.”
“Dünyadaki değişimleri iyi okumalıyız”
Haziran ayı ihracatındaki düşüşün nedenlerini de açıklayan Kileci, “İhracatta ürün ve pazar çeşitliliğimiz çok fazla. Dünyada değişen dengeler, tüketim alışkanlıklarındaki değişikliklerle beraber bizim de satış modellerimiz değişiyor. Biz daha önce özellikle tekstil, hazır giyim ve lüks tüketim alanında iyi bir üreticiydik, iyi bir tedarikçiydik. ve dünyanın tüm kesimlerine satıyorduk. Ancak şu anki konjonktürde lüks tüketim yerini zorunlu malların tüketimine bıraktı. Ülke olarak bu üretimleri de yaptığımız için sektörler arasında belli kaymalar oluyor. Haziran ayı özel bir ay. Derinlemesine incelendiğinde birtakım eksiler var ama bunun da sebepleri var. Bir önceki aydaki çalışma gününün fazla olması, yaz tatilinin başlaması gibi sebepler var. Ama yine de Haziran ayı iyi geçmedi. Ama bir öncesinde de rekorlar kırıldı. Temmuz ayında tekrardan artıya geçeceğimizi düşünüyoruz” şeklinde konuştu.
“Bu süreçten karlı çıkarız”
Dünyadaki değişim ve gelişim sürecinin çok iyi analiz edilmesinin önemine de dikkat çeken Kileci, özellikle planlamaya vurgu yaptı. Şartların her gün değiştiği bir dünyada planların esnek olması gerektiğinin altını çizen Kileci, “Bu değişim sürecinde dünyadaki gelişmeleri çok iyi okumak gerekiyor. Bizim bundan sonraki süreçte de elbette kısa, orta ve uzun vadeli planlarımız olacak. Ancak bu planların her zaman kontrol edilerek, sık sık revize edilmesi gerekiyor. Çünkü şartlar her gün değişiyor. Bugün doğru bildiğiniz bir kararı, yarın tekrar gözden geçirip, revize etmeniz gerekebiliyor. Biz hayatımız boyunca bu coğrafyada hep zorluklarla iş yaptığımız için karşımıza çıkacak engellere karşı hazırlıklıyız, tecrübeliyiz. Bu anlamda gelişmiş ülkelere göre daha avantajlıyız. Doğru planlama ile doğru iş yapılırsa biz bu süreçten karlı çıkarız. Ancak sektörlerde ve pazarlarda mutlaka değişiklik olacak, bu değişikliği iyi okumak ve ona göre adım atmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“Bu maliyetlerle uzun vadeli yatırımlar çok zor”
Finansmana ulaşımın zor olmadığını ancak finansman maliyetlerinin çok yüksek olduğunu belirten TİM Başkan Vekili Kileci, yüksek finansman maliyetlerinin özellikle uzun vadeli yatırımların önündeki en büyük engel olduğunu ifade etti. Kileci, yüksek finansman maliyetlerinin sürdürülebilir olmadığını söylerken, “Şu andaki modelle ancak günü kurtarabiliriz.” dedi. Uzun vadeli yatırımlarda çok iyi hesap-kitap yapılmasının gerekliliğini vurgulayan Kileci, “Uzun vadeli yatırımlarda çok iyi düşünmek gerek. Çünkü kaynaklar sınırlı, bu nedenle bugünkü şartlarda uzun vadeli yatırımlarda çok dikkatli, temkinli olmak gerekiyor. Ancak bugün şartlar bu, yarın hep böyle olmayacaktır. Bugünkü maliyetlerle yatırım yapmak çok ihtimal görünmüyor” ifadelerine yer verdi.
“İhracat, gelişmenin en önemli silahıdır”
Döviz kurlarında gelinen noktayı da değerlendiren Kileci, ihracatçının düşük kurdan kaynaklanan dezavantajının bir şekilde giderilmesi gerektiğini söyledi. Kileci, döviz kurlarının ihracatçıya yansıması ile ilgili şu bilgileri verdi:
“Ocak ayında Dolar kuru 30 lira bandındaydı, şimdi 33 lira bandında bulunuyor. 6 Aylık enflasyon yüzde 25, kur artışı yüzde 10. Arada yüzde 15’lik bir makas var. Biz ihracatçılar her şeyimizi kura bağlamış değiliz. Ancak kur bizim için en önemli enstrümanlardan bir tanesi. Dolayısıyla da dış pazarlarda varlığımızı devam ettirmemiz için döviz kurlarının belirli bir düzeyde faiz ve enflasyonla birlikte hareket etmesi gerekmektedir. Elbette yüksek kur ülke açısından doğru değildir. Bunu kimse istemez. Ancak ihracatçıyı da alaşağı edecek bir kur olmamalı. Farklı farklı destekler var. Başka ülkelerde yapılan uygulamalar var. Bunlar konuşulabilir. Çünkü ihracat gelişmişliğin en önemli silahıdır. Siz eğer aldığınızdan fazlasını satamıyorsanız uluslararası platformlarda istediğiniz noktaya gelmeniz zor olacaktır. Biz ihracatla büyümeyi hedefleyen bir ülkeyiz. O yüzden dış ticaret fazlası vermemiz refah seviyemiz için önemlidir. Dolayısıyla kur problemine çözüm bulunmalı. Biz illaki kur şuraya gelsin demiyoruz ama ihracatçının kurdan kaynaklanan zararları telafi edilmeli. Aksi halde bugüne kadarki pazarlarımızı, emeğimizi, alın terimizi, akıl terimizi bir şekilde kaybetme riski ile karşı karşıya kalırız.”
“Bölgemiz ikinci bir körfez haline gelecektir”
Güneydoğu Anadolu Bölge ekonomisini de değerlendiren Kileci, “Türkiye genelindeki fotoğrafın bir benzeri bizim bölgemizde de var. Bölgede birtakım sektörlerde ilerlemeler bir takım sektörlerde gerilemeler var. Ama bizim coğrafyamızda her zaman bir hareketlilik vardır. Komşu ülkelerde hep bir hareketlilik vardır. Bunların hepsi bizi etkiliyor. Biz deprem öncesi ihracat rakamlarımıza ulaşmaya çalışıyoruz. Sonrasındaki süreçte kendimize yeni hedefler belirleyeceğiz. Depremde hasar gören yıkılan tesislerin yerine daha çevreci ve daha doğru yapılanmalarla sanayimizi yeniden inşa ediyoruz. Bölgemizin daha iyi bir noktaya geleceğine inanıyoruz. Güneydoğu Anadolu Bölgesi çok önemli bir üretim üssüdür. Bir de bizim Amanos Tüneli Projemiz var. Bu tünel bizi çok heyecanlandırıyor. Çünkü tünelle birlikte İskenderun limanına ulaşmamız çok kolaylaşacak. Bundan sonraki süreçte Gaziantep, Kilis, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya, Diyarbakır ve Şanlıurfa gibi illerimiz ikinci bir Körfez olma yolunda ilerliyor. Buralarda çok önemli yatırımlar yapılacaktır. Özellikle yeniden yapılanma sürecindeki Ortadoğu’da bölgemizin çok önemli bir rol oynayacağını düşünüyoruz. Bütün planlarımızı da bu doğrultuda hazırlıyoruz” diye konuştu.
Kileci, yılsonu büyüme beklentisi ile ilgili olarak da, “Yılsonunda yüzde 3,6 veya 3,7 gibi bir büyüme bekliyorum. Yüzde 4’ün üzerini hayal olarak, 3,5’un altını da hayal kırıklığı olarak görüyorum.” şeklinde değerlendirmede bulundu. – GAZİANTEP
]]>Boş ve atıl kalan arazilerin yeniden ekonomiye kazandırılması adına Tarım AŞ ile harekete geçtiklerini belirten Gököz Mahalle Muhtarı Sinan Yalçın, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nden de bu konuda mazot ve ekipman desteği alacaklarını söyledi. Gököz ve çevredeki 4 köydeki yer sahiplerinin rızasını alarak hareket edeceklerini ifade eden Yalçın, “Çevre köylerden alacağımız desteklerle bu atıl durumda olan arsaların ekilerek ekonomiye katkı sağlanması ve yer sahiplerine belirli oranlarda buğday yada un şeklinde ödeme yapılmasını planlıyoruz. Bu projeyi de Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey de olumlu karşıladı. Kırsalda şu an yapılabilecek en değerli şey aslında özümüze dönmek. Bu anlamda buğday ve arpayla ilgili mahsullerimizin tekrar kazandırılması ve oralardan gelecek katkılarla da o tarlaların değerini artırmayı hedefindeyiz. Bu noktada inşallah ilerleyen süreçte güzel projeler yapacağımıza inanıyoruz” dedi.
“Buğday ve mazot desteği bekliyoruz”
Kendilerini harekete geçirecek itici gücün ekipman giderlerinin, ekin ve ekimi için gerçekleştirilebilecek mazot ve buğday talebinin karşılanması olacağını belirten Yalçın, “Bizim köyümüz ve çevresindeki arazilerin yüzde 90’ı hatta yüzde 95’i atıl durumda. Projede hazırlık aşamasındayız. Fizibilitesini gerçekleştirdik. Bununla ilgili tarım, hayvancılık, orman, sulama ve inşaatla ilgili ortak bir kooperatif hareketimiz başladı. Bununla beraber alacağımız desteklerle hedefimiz buradaki topraklarımızın kıymetli olduğunu ortaya koymak. İş gücünü artık gerçekleştiremeyecek olan yaşlı nüfusumuza bu noktada önder olup katkı sağlayıp onlara değer kazandırmak amacındayız” diye konuştu.
“Köylere dönüşün önünü açacağız”
Destek ile hem köylünün hem de Türkiye’nin kazanacağını belirten Yalçın konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Arsalarımızın, tarlalarımızın kıymetli olduğunu hissettirebilirsek bu deprem riskiyle birlikte de köylerimize geri dönüşün olacağını düşünüyorum. Zaten şu an en değerli şey aslında üretim. Zaman içeresinde görüyoruz ki üreten bir toplumdan tüketen bir topluma geçtik. Yarın paralarımız olsa bile alacak gıda maddesi bulamayacağız. Bu süreçle ilgili kurumlardan destek talep ettik. Amacımız giderleri en aza düşürmek ve topluca kooperatif şeklinde birlikte hareket etmek. Burada atıl kalmış toprakları işleyip değerli hale getirip ekonomiye kazandırmak en büyük gayemiz. Bize itici bir güç lazım. Büyükşehir Belediyesi ile proje hazırlayarak onlardan mazot, biçerdöver gerekirse traktör desteği alacağız. Hem çiftçimiz hem ilçemiz hem de Bursa kazanacak.”
Vatandaşlarla bir araya gelen Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ise, “Bu bölgede oturan vatandaşlarımız diyorlar ki bu bölge gelişsin daha fazla yatırım olsun. Şehirde oturan çocuklarımız torunlarımız gelip burada yaşasınlar diyorlar ve kesinlikle haklılar. Dağ yöresine özel projelerimiz var. Buradaki sıcak su bölgelerini değerlendirmeyi arzu ediyoruz, kırsal turizmi çok önemsiyoruz. Bununla birlikte hayvancılığı ve tarımı geliştirmek istiyoruz. Örnek olarak kiraz ilçenin en önemli ürünlerinden biri. Bu sene 20 bin ton civarında olan rekolte beni son derece sevindirdi. Nitelikli ve herkesin tatması gereken bir kiraz. Arzumuz ilçemizin bu değerler doğrultusunda gelişim göstermesi. Bugün çiftçimize saman ve koyun desteği yaptık. Sadece burada değil tüm bölgelerimizde mazot ve fide desteğine hazırlanıyoruz, ilaçlama konusunda da destek olacağız. Kentte çiftçilik ve hayvancılık yapanların gelirlerinin yükselmesi için çabalıyoruz. Bu amaç doğrultusunda onların yanında olacağız, destek olacağız” diye konuştu. – BURSA
]]>
MARKET VE RESTORANLARDA FAHİŞ FİYAT DENETİMİ
Ticaret Bakanlığı ekipleri İstanbul’un tüm ilçelerinde yerel ve ulusal marketler başta olmak üzere temel gıda ve ihtiyaç ürünlerine yönelik fahiş fiyat ve etiket denetimi yaptı. Denetimlerde, ürünlerin etiket fiyatı ile kasa fiyatı arasında fark bulunup bulunmadığına ve etiket fiyatının değişim tarihi ile ürünün önceki fiyatına bakıldı. Ayrıca manav reyonundaki meyve ve sebzelerin menşei ve geliş fiyatı bilgisi Hal Kayıt Sistemi üzerinden kontrol edildi.
İstanbul Ticaret İl Müdürü İsmail Menteşe, Ümraniye’de yapılan denetimler sırasında, hem 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamındaki yönetmelikler doğrultusunda hem de 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkındaki Kanun kapsamında haksız fiyat, stokçuluk alanlarında denetimlerin sürdüğünü söyledi.

30 MİLYON LİRADAN FAZLA CEZA KESİLDİ
Menteşe, denetimlerle ilgili şu bilgileri verdi: “Temmuz ayı içinde yaptığımız denetimlerde 6 bin 498 firma denetledik. Bu firmalarda toplam 85 bin 464 ürünü inceledi arkadaşlarımız. Yaptığımız bu incelemelerde de toplam 9 bin 751 ürünle ilgili mevzuata aykırılık tespit ettik. Biz bu ürünlerde tespit ettiğimiz aykırılıklara da idari işlem tesis ettik. Bunların karşılığı yaklaşık olarak 34 milyon 254 bin 454 liraya tekabül ediyor.
Bunların dağılımına baktığımızda 19 gün içinde, yani temmuz ayı içinde İstanbul Ticaret İl Müdürlüğü personeli olarak 2 bin 132 restoran, kafe denetlemişiz. Bu denetimlerimizle 2 bin 742 uygunsuzluk gördük ve bunlara da idari işlem tesis ettik. Bunun karşılığı yaklaşık 6 milyon 32 bin 400 liraya tekabül ediyor.”

19 günlük süreçte 3 bin 12 yerel ve ulusal markette denetim yapıldığını ifade eden Menteşe, 70 bin 693 ürünün incelendiğini dile getirdi. Menteşe, yapılan incelemelerde alım ile satım arasında ifade edilemeyecek ölçüde bir artış gördükleri ürünlerle ilgili bilgi ve belge talep edildiğini ve bu belgelerin önce Ticaret İl Müdürlüğünde incelendiğini, aşırı artış tespitinde ise İç Ticaret Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan Haksız Fiyat Değerlendirme Kuruluna yönlendirdiklerini anlattı.
“CİMER’E 361 ŞİKAYET GELDİ”
CİMER’e gelen şikayetlerin de değerlendirildiğini söyleyen Menteşe, “Temmuz ayı içinde 361 CİMER şikayeti gelmiş Ticaret İl Müdürlüğümüze. Bunlarla ilgili incelemeler yapmışız. Buradaki 211 aykırılığa da işlem tesis ettik. Haksız fiyat artışı dediğimiz denetimlerimizle ilgili yaklaşık 5 bin 103 ürünle ilgili temmuz ayı içinde bilgi, belge talep ettik. Şu ana kadar gelen evrakları incelediğimizde 97 ürünle ilgili ifade edilemeyecek artış var diye düşündüğümüz ürünleri Ticaret Bakanlığımız bünyesindeki Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulumuza gönderdik.” dedi.

KÜNYE BİLGİSİ OLMAYAN ÜRÜN TESPİTİ
Menteşe, künye bilgisinin önemini vurgulayarak, meyve sebzenin kimlik kartı olan künyelerin Hal Kayıt Sistemi’nde kontrol edildiğini belirtti. Künye bilgisi olmayan ürünlerin tespit edildiğini söyleyen Menteşe, şunları kaydetti: “Temmuz ayının ilk 19 gününde 227 uygunsuzluk tespit ettik. Bunları hem kendi açımızdan haksız fiyat artışı olarak değerlendiriyoruz hem de ilgili birime yönlendiriyoruz. Bunların da yaklaşık olarak idari işlem karşılığı 13 milyon 983 bin 654 lira civarında. 8 firmayla ilgili stokçuluk şikayeti vardı.
Onunla ilgili 2 şüphelendiğimiz konuyu Ticaret Bakanlığımız bünyesindeki yine aynı kurulumuza yönlendirdik. 101 civarında fırınla ilgili şikayet vardı. Onları denetledik. Onlarla ilgili de 34 fırınla ilgili işlem tesis ettik. Dolayısıyla İstanbul Ticaret İl Müdürlüğü olarak tüketiciyi koruma anlamında elimizden gelen gayreti sarf etmeye devam ediyoruz.”
]]>İncirin üretildiği diğer bölgelere göre yaklaşık 15 gün erken hasat edilen Buharkent taze inciri, bu erkenciliği ile ilçeye önemli bir ekonomik katkı sağlıyor. Bu sene havaların erken ısınması ve uygun iklim şartları nedeniyle taze incirin sofralara yolculuğu erken başladı. Türkiye’de toptan satışı yapılan tek yer olma özelliği ile dikkatleri üzerine çeken Buharkent’e gelen tüccar ve ihracatçı firmalar, Buharkent toptancı Hali’nden satın aldıkları aroması, lezzeti, rengi ve kokusuyla bir marka olan taze incirleri sofralara ulaştırmak için adeta zamanla yarışıyor.
“Taze incir, Buharkent ekonomisine en büyük katkıyı sağlayan ürün”
2024 sezonunun taze incir hasadının başladığını ve bir yıl boyunca bu hasadın beklendiğini ifade eden Buharkent Belediye Başkanı Mehmet Erol, “Taze incir, Buharkent ekonomisine en büyük katkıyı sağlayan üründür. Geçmişten gelen bir alışkanlık ve gelenekle Buharkent olarak biz Aydın’da taze incir hasadına yoğunlaştık. Diğer yerlere göre 15 gün önce hasadına başlıyoruz ancak bu sene aşırı sıcaklar hasadın daha da erken yapılmasına, bu da üründe artışa neden oldu. Bu durum da fiyatların düşürdü. Fiyatların düzelmesini bekliyoruz. Kuru incirde de taze incirde de Buharkent erken hasadı ve toptan ticaretinin yapıldığı tek nokta Buharkent. Aynı zamanda ilçemiz Türkiye’de marka konumunda. Buharkent olarak biz taze incir üretiminde binden fazla üretici ve 25 bin tondan fazla taze incir üretimi ile farklı bir ilçeyiz. Havaların düzelmesi ile kalitemiz daha da artacaktır. Üreticimizin bol ve bereketli bir sezon geçireceğini düşünüyoruz. 2024 yılı taze incir sezonumuzun üreticimize hayırlı olmasını diliyorum” dedi.
“İç ve dış piyasaya gönderimlerimiz sürüyor”
Buharkent Toptancı halinin en eski esnaflarından olan İbrahim Sancak, 2024 sezonunun hayırlı olmasını dileyerek: “Bu sene 25 bin ton ürün beklentisi ile yine sezonumuza başladık. 10 günlük süreç içerisinde fiyatlar 100 TL’lerden 25 TL’lere kadar geriledi. Aşırı derecede sıcakların olması incirin normal olgunlaşma sürecini erkene almasından kaynaklandı. Şu anda hem iç piyasaya hem de yurt dışına gönderimlerimiz devam ediyor. İnşallah bir-iki gün içerisinde fiyatlar normal değerlerine dönecektir. Hem üreticimiz hem tüccarımız hem de tüketicimiz memnun kalacaktır. Türkiye’de taze incirinin üretiminin ve ticaretinin yapıldığı Buharkent’ten tüm taze incir tüketicilerine afiyet ve şifa olsun diyoruz” dedi.
“Pazar hariç her gün geliyorum”
Bursa’dan taze incir almaya gelen tüccarlardan Salih Çakır, “Buharkent’e Pazar hariç haftanın 6 günü gelerek ortalama 3-4 ton taze incir götürüyorum. Buharkent’in taze inciri turfanda geldiği, aroması ve lezzeti güzel olduğu için tercih ediyoruz” dedi.
Aydın’ın en küçük ve en uzak ilçeleri arasında yer alan Buharkent’te sabahın erken saatlerinde yediden yetmişe herkes taze incir hasadı için seferber oluyor. Taze incirler tek tek elle toplanarak öğle sıcağına kalmadan toptancı haline getiriliyor. Halde yaşanan yoğun hareketliliğin ise yaklaşık 40 gün süren taze incir hasadı ile son bulması bekleniyor. – AYDIN
]]>UĞUR İSTANBULLU
(ARTVİN) – Artvin’in Hopa ilçesinde çay üreticileri çay fiyatlarına tepkilerini dile getirdi. Bir çay üreticisi, “Böyle bir ıstırap görmemiştim. 9 liradan çay alıyorlar biz çalışanlara 7 lira veriyoruz. Arabası, yemesi, içmesi kaç lira olacak ve böyle bir şey olur mu? Bu bir haftadır bu çileyi çekiyoruz bittik, çayın ipini çekeceğiz” dedi. Bir başka üretici ise, “On günlük çayımız çuvalın içinde çürüdü, evin arkasına götürdüm gübre yapacağım. Ben ne yapayım; özel yok alım yok ve bu ne olacak sokaklara düştük” ifadelerini kullandı.
Artvin’in Hopa ilçesinde yaşayan çay üreticilerinin çayları ellerinde kaldı. Özel sektörün çay alım fiyatını 9 liraya kadar düşürdüğünü belirten üreticiler artık çay üretmeyeceklerini söyledi.
“Çok şeyler diyeceğim ama vallahi de billahi bıktım”
Çay üreticisi Hatice Altınkaya şunları söyledi:
“Yoldere köyündenim ve böyle bir ıstırap görmemiştim. 9 liradan çay alıyorlar ve biz çalışanlara 7 lira veriyoruz. Arabası, yemesi, içmesi kaç lira olacak ve böyle bir şey olur mu? Yandık bittik, bir haftadır böyle çekiyoruz. İnanın bu bir haftadır bu çileyi çekiyoruz bittik, çayın ipini çekeceğiz ne yapalım siz söyleyin ne yapacağımızı. Özel sektör saat 08.00 de geliyor insanlar yataklarından kalıp gidiyorlar çay satmak için. Üstüne bir de 11 lira veriyorlar, devlet de 17 lira veriyor, özel 11 lira diğer aşağıdaki 9 lira ve hangi birini yapacağız? Biz işçilere günde on tane ekmek alıyoruz, çok şeyler diyeceğim ama vallahide billahi bıktım.”
Yoldereli çay üreticisi, “Çok sıkıntılı özeller almıyor, fiyatları düşürdü ve insanlar mağdur oldu, üreticiler mağdur oldu. Adalet yok, düzen yok, insanların psikolojisi bozuldu vay halimize. Allah yardımcımız olsun. Özeller peşin fiyatında çayın fiyatını 9 liraya düşürdüler geçinmek mümkün değil işçiye veriyoruz zaten 7 lira” dedi.
“On günlük çayımı evin arkasına götürdüm gübre yapacağım”
Çay üreticisi Fatma Aksamaz, “On günlük çayımız çuvalın içinde çürüdü, evin arkasına götürdüm gübre yapacağım. Ben ne yapayım; özel yok alım yok ve bu ne olacak sokaklara düştük ve özeller 9 liraya düşürmüş fiyatları. İşçi istiyor 8 lira araba parası derken 1 tonda 100 lira para kaldı ve böyle bir şey olur mu ya da kökünü kaldırsınlar bunun gerçekten çok yorulduk biz” dedi.
Çay üreticisi, “İççiye mi verelim, arabaya mı verelim? Yol parası olarak 1 milyon para verdim ne yapalım biz ne iş yapalım? Bir sürü yol parası verdim çayı yerinde bıraksam daha iyi olur” diye konuştu.
“Üç günlük çayım var gidip ekspere yalvaracağım alması için”
Çay üreticisi Tolga Makar şunları söyledi:
“Burayı nasıl anlatım bilmiyorum yani benim çayım şurada 3 günlük. Gidip ekspere yalvaracağım kontenjanımdan fazlasını alıp almayacak mı onu da bilmiyorum yarına özel sektörün arabası gelecek mi ve o da belli değil. Artan çayı tekrardan yeniden sereceğim ve tekrardan kurutacağım burada yanacak eriyecek bitecek. Ben aynı zamanda burada esnafım marketim var ve aynı zamanda büfe işletiyorum. İnsanlar peşin paraya çay satardı gelip tost yaptırıyorlardı işçilere ve bize ödeme yaparlardı yani onu bile yapamıyorlar artık. Biz her türlü sıkışmış durumdayız ve bu seneye kadar böyle bir şey görmedik.”
“Devlet kapılarını kapattı ve bizi de özele mecbur bıraktı”
Devletin kapılarını kapattığını söyleyen çay üreticisi, “Çay bahçesinde çalışıyoruz ama devlete çayımızı satamıyoruz. Devlete ait olan yer kapılarını kapatmış zaten ve sadece günlük 100 kilo verebiliyorsunuz ve gerisini de ne yaparsan yap diyor” derken bir başka üretici, “Ben hiçbir şey demem ve demeye gerek yok ki almıyorlar ve kasten almıyorlar ve devlet dün kapalıydı ve özeller de almıyor başka da bir şey yok ve bunlar bilinçli yapılıyor” ifadelerini kullandı.
]]>
Geçen 15 günlük süre sonrasında vatandaşların, Muğla Büyükşehir Belediyesi’ne yaptığı ücret ve sefer saatlerinin değişmesi talebi üzerine deniz otobüsü ulaşımında yeni tarife hayata geçirildi.
Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin deniz otobüsü seferleriyle ilgili yaptığı açıklamada, “Büyükşehir belediyesi olarak ilimizdeki kara trafiği yoğunluğunu azaltmak, yerli ve yabancı misafirlerin mavi turizmi daha yakından görmeleri için başlattığımız deniz ulaşımını 15 gün boyunca kullanan vatandaşlarımızdan gelen talep üzerine saat ve ücretlendirmeler de güncelleme yaptık”
Talepler üzerine 15 Temmuz itibariyle yapılan değişiklikler aşağıdaki gibidir:
Fethiye – Marmaris sefer saatleri ve fiyat tarifesi:
Fethiye – Marmaris (Seyir süresi 2 saat 15 dakika)
Pazartesi: 08: 00, 14: 00, Salı: 08: 00, 11: 00, 17: 00, 19.40, Çarşamba: 11: 00, 17: 00, 19: 40, Perşembe: 11: 00, 17: 00, Cuma: 08: 00, Cumartesi: 08: 00, 14: 00,19.40, Pazar: 11: 00, 17: 00
Marmaris – Fethiye (Seyir süresi 2 saat 15 dakika) Pazartesi: 17: 00, Salı: 11: 00, 17: 00, Çarşamba: 08: 00, 14: 00, Perşembe: 08: 00, 14: 00, 19: 40, Cuma: 17: 00, Cumartesi: 11: 00, 17: 00, Pazar: 08: 00, 14: 00, 19: 40. 1 kişi tek yön: 300 TL
Şehiriçi Toplu Taşıma Araçları Seyahat Kartları Yönetmeliği Gereği Öğrenci Kartı Bulunanlar ve Öğretmenler ile 60-65 Yaş Yolcu: 200 TL. 65 yaş üzeri yolcu: ücretsiz. 0-5,5 yaş grubu: ücretsiz. Gazi ve şehit yakınları (Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından gazi kartı ve şehit yakınlarına ücretsiz seyahat kartı bulunan kişilere): Ücretsiz. Yüzde 40 ve üzeri engelli (Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından ücretsiz seyahat kartı bulunan kişilere): Ücretsiz
Bodrum – Turgutreis sefer saatleri ve fiyat tarifesi: Bodrum – Turgutreis (Seyir süresi 35 dakika) Her gün: 11: 15, 19: 50, Turgutreis – Bodrum (Seyir süresi 35 dakika) Her gün: 10: 20, 19: 00 1 kişi tek yön: 100 TL. Şehiriçi toplu taşıma araçları seyahat kartları yönetmeliği gereği öğrenci kartı bulunanlar ve öğretmenler: 60 TL, 65 yaş üzeri yolcu: Ücretsiz, 0-5,5 yaş grubu: Ücretsiz Gazi ve Şehit Yakınları (Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından gazi kartı ve şehit yakınlarına ücretsiz seyahat kartı bulunan kişilere): Ücretsiz. yüzde 40 ve üzeri engelli (aile ve sosyal politikalar bakanlığından ücretsiz Seyahat Kartı Bulunan Kişilere): Ücretsiz
Didim – Turgutreis – bodrum sefer saatleri ve fiyat tarifesi: Didim – Turgutreis (Seyir süresi 1 saat 10 dakika) Her gün: 09: 00, 17: 45, Turgutreis – Didim (Seyir süresi 1 saat 10 dakika). Her gün: 12: 00 20: 35
Didim – Bodrum (Seyir süresi 1 saat 40 dakika), Her gün: 09: 00, 13: 45, 17: 45, Bodrum – Didim (Seyir süresi 1 saat 40 dakika). Her gün: 11: 15, 15: 45, 19: 50 1 kişi tek yön: 150. Şehir içi toplu taşıma araçları seyahat kartları yönetmeliği gereği öğrenci kartı bulunanlar ve öğretmenler: 100 TL. 65 yaş üzeri yolcu: 75 TL. 0-5,5 yaş grubu: Ücretsiz. Gazi ve şehit yakınları (Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından gazi kartı ve şehit yakınlarına ücretsiz seyahat kartı bulunan kişilere): Ücretsiz
Yüzde 40 ve üzeri engelli (Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından ücretsiz seyahat kartı bulunan kişilere): Ücretsiz. – MUĞLA
]]>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin katma değeri yüksek ürünler yetiştirmeye teşvik ettiği çiftçilerin hem gelir düzeyini artırmak, hem de tarımsal kalkınmaya destek sağlamak amacıyla hayata geçirdiği “Tıbbi ve Aromatik Bitki Yetiştiriciliği Projesi” (TABİP), il genelinde ilk etapta yaklaşık bin 140 dekar alanda 5 milyon tıbbi ve aromatik bitkiyi toprakla buluşturdu. Bu kapsamda yetiştirilen lavantaların ilk hasadına başlandı. Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’ın büyük önem verdiği, Kocaeli’nin en önemli kırsal kalkınma hamlelerinden biri olan TABİP ile katma değeri yüksek biberiye, tıbbi nane, lavanta ve oğul otu yetiştiricilerine destek sağlanıyor. Kırsaldan kente göçü durdurulması ve kentten kırsala geri dönüşün teşvik edilmesinin de hedeflendiği proje ile ayrıca kadın çiftçilere de istihdam sağlanıyor.
“Lavanta çiçeklerinden ekonomik değeri yüksek uçucu yağlar elde ediliyor”
Derince ilçesi Tahtalı Mahallesi’nde İbrahim Turan’ın 13 dekarlık tarlasına ekilen lavanta çiçeklerinin hasadı, büyükşehir tarafından istihdam edilen kadın personel ve aynı zamanda tasarımı ile üretimi tamamen milli, yerli imkanlarla büyükşehir belediyesince yaptırılan römork yüklemeli aromatik bitki hasat makinasıyla yapılıyor. Hasadı yapılan lavanta çiçeklerinden büyükşehirin Ekstraksiyon ve Distilasyon Merkezi’nde ekonomik değeri yüksek uçucu yağlar elde ediliyor. Bu yağlar, kozmetik ve temizlik malzemeleri ile ilaç ve takviye gıda sektöründe kullanılıyor. Ayrıca ağrı kesici, sakinleştirici ve uykusuzluk giderici özellikleriyle de aromaterapi uygulamalarında da kullanılan lavanta çiçeği, çay olarak da tüketiliyor.
Dikim yapılan alanlar sigortalandı
Büyükşehir Belediyesi Sekapark AŞ’nin kontrolörlüğünde 5 üretim yılı boyunca tüm tarımsal faaliyetler, çiftçilere ait sertifikalandırma süreci, eğitimler ve saha uygulamalarının takibi, uluslararası standartlara uygun olarak organik bitki sertifikalandırma doğrultusunda yapılıyor. Fide dikimi gerçekleştirilen arazilerin yıllık bitkisel ürün sigorta poliçeleri Sekapark AŞ tarafından karşılanıyor. Proje doğrultusunda büyükşehir ziraat mühendisleri ve Sekapark AŞ teknik ekibi dikim yapılacak tarlalarda gerekli kontrolleri sağlarken, çiftçilere teknik konularda danışmanlık hizmeti de veriyor. Proje ile çiftçilere satın alma garantisi sunuluyor.
“Lavanta ve biberiye daha karlı ürün”
Tarlasında lavanta hasadı yapılan Derinceli üretici İbrahim Turan, Büyükşehir’in TABİP projesine katılarak, 13 dekarlık tarlasında lavanta ve 22 dekarlık alanda da biberiye yetiştirdiğini, bu yılın en güzel mahsulünü elde ettiklerini söyledi. Tıbbi ve aromatik bitki yetiştiriciliği yaptığı için memnun olduğunu ifade eden Turan, “Daha önce arpa, buğday, mısır ekiyorduk. büyükşehir belediyesinin katkılarıyla Tıbbi ve Aromatik Bitki Yetiştiriciliği Projesi ile tanıştım. Lavanta ve biberiye daha karlı ürün. Üstelik alım garantili. Ürünlerimizi zarara uğramadan ve kazançlı şekilde satabiliyoruz. Katma değeri yüksek ürünler bölgemize uyum sağladı. Üreticilere tavsiye ediyorum. Bu ürünler daha çok yetiştirilmeli. Bu desteklerin artmasını istiyorum. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’a verdiği desteklerden dolayı teşekkür ediyorum” dedi. – KOCAELİ
]]>TÜİK 2024 Haziran dönemi iller konut satış istatistiklerini paylaştı. Erzurum’da ay içinde 637 konutun el değiştirdiği açıklandı. İl Haziran ayı konut satış performansı kaydında ülkede 27, bölgede ise Elazığ’ın ardından 2’inci sırada yer aldı. Erzurum Bölgede ipotekli satış sayısı yüksekliği bazında 1, diğer satış türü kaydında ise 2’inci oldu.
Erzurum Haziran 2024 Verileri
TÜİK verilerine göre Erzurum’da Haziran ayı içinde 69 ipotek, 558 diğer yollardan olmak üzere 637 konut satışı yapıldı. 2023 yılı Haziran ayına göre ipotekli satışlar yüzde 62,90 oranında azaldı, diğer yoldan satışlar yüzde 14,71 oranında düşüş gösterdi. Toplam satışlarda düşüş oranı ise yüzde 25,23 olarak hesaplandı.
Erzurum 1 ve 2. El konut satışları
Erzurum’da Haziran ayı içinde satışı yapılan 637 konutun 200’ü birinci elden 437’si ise ikinci elden satıldı. Toplam satış içinde birinci el satışları yüzde 31,39, ikinci el satışları yüzde 68,6’lık oran gösterdi. 2023 yılı Haziran dönemine göre birinci el satışlar yüzde 28,31, ikinci el satışları ise yüzde 23,73 oranında geriledi.
Erzurum 2023 Haziran Ayı Verileri
Erzurum’da 2023 yılı Haziran ayında 186 ipotek, 666 diğer yoldan olmak üzere toplam 852 konut satılmıştı. Bir önceki yılda 852 konutun 279’u birinci elden satılırken, 573’ününsatışı ikinci el üzerinden kaydedilmiş, birinci el satış sayısı toplam satış sayısı toplamında yüzde 32,74’lük oran göstermişti.
Bölgesel Veriler
TÜİK verileri üzerinden DOSİAD Araştırma Merkezince kaydedilen değerlendirmelere göre, Haziran ayında Erzurum’da 637, KUDAKA İstatistik Bölgesi illeri toplamında 930, Kuzeydoğu Anadolu istatistik Bölgesi illeri toplamında bin 489, Doğu Anadolu Bölgesi illeri toplamında ise 3 bin 681 konut satışı gerçekleşti
Erzurum’un Konut Satış Payı
TÜİK verileri üzerinden DOSİAD Araştırma Merkezince kaydedilen hesaplamalara göre, Erzurum’da Haziran ayında satılan konut sayısı KUDAKA İstatistik Bölgesi illeri toplamında yüzde 68,49, Kuzeydoğu Anadolu istatistik Bölgesi illeri toplamında yüzde 42,78, Doğu Anadolu Bölgesi illeri toplamında ise yüzde 16,0’lık pay gösterdi.
Erzurum 27’inci Sırada
Erzurum Türkiye illeri konut satış sayısı yüksekliği sıralamasında 27. oldu. En çok sayıda konut satışının gerçekleştiği iller; İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Bursa, Mersin, Gaziantep, Kocaeli, Balıkesir, Konya, Adana, Kayseri, Tekirdağ, Aydın, Şanlıurfa, Samsun, Diyarbakır, Sakarya, Muğla, Manisa, Eskişehir, Denizli, Yalova, Hatay, Elazığ, Çanakkale, Erzurum, Mardin, Kahramanmaraş, Afyonkarahisar olarak kaydedildi.
Erzurum İpotekli Satışlarda 21’inci
Erzurum ipotekli satış sayısı Türkiye illeri sıralamasında 21’inci oldu. İpotekli satış türü kaydında en çok sayıda el değiştirme, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Kocaeli, Tekirdağ, Antalya, Mersin, Eskişehir, Gaziantep, Manisa, Adana, Kayseri, Balıkesir, Diyarbakır, Samsun, Denizli, Aydın, Konya, Sakarya, Erzurum, Muğla, Şanlıurfa, Çorum, Çanakkale’de belirlendi.
Diğer Satışlar
Erzurum diğer tür satış yüksekliği odağında da 28’inci oldu. Diğer türde satışların en yüksek olduğu iller; İstanbul, Ankara, Antalya, İzmir, Mersin, Bursa, Gaziantep, Konya, Balıkesir, Kocaeli, Adana, Kayseri, Aydın, Tekirdağ, Şanlıurfa, Samsun, Sakarya, Muğla, Diyarbakır, Manisa, Eskişehir, Yalova, Denizli, Hatay, Elazığ, Çanakkale, Mardin, Erzurum, Kahramanmaraş, Afyonkarahisar olarak bildirildi.
Bölge İlleri Konut Satış Sayıları
Haziran 2024 döneminde Malatya’da 353, Elazığ’da 717, Erzurum’da 637, Van’da 519, Erzincan’da 249, Bingöl’de 126, Kars’ta 230, Bitlis’te 199, Ağrı’da 199, Muş’ta 238, Iğdır’da 96, Tunceli’de 44, Ardahan’da 34, Hakkari’de 40 konut el değiştirdi.
Konut Satışları Haziran’da Yüzde 5,2 Azaldı
İpotekli konut satışları yüzde 49,4 geriledi. Türkiye genelinde konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 5,2 azalarak 79 bin 313 oldu.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2024 yılı Haziran ayı ‘Konut Satış İstatistikleri’ni açıkladı. Buna göre, Türkiye genelinde konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 5,2 azalarak 79 bin 313 oldu. Konut satış sayısının en fazla olduğu iller sırasıyla 13 bin 25 ile İstanbul, 6 bin 866 ile Ankara ve 4 bin 361 ile İzmir olurken, en az olduğu iller sırasıyla 34 ile Ardahan, 40 ile Hakkari, 44 ile Tunceli ve Bayburt oldu.
Konut Satışları Ocak-Haziran Döneminde Yüzde 3,7 Azaldı
Konut satışları Ocak-Haziran döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,7 azalışla 545 bin 74 olarak gerçekleşti.
İpotekli Konut Satışları 6 Bin 813 Olarak Gerçekleşti
Türkiye genelinde ipotekli konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 49,4 azalış göstererek 6 bin 813 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 8,6 olarak gerçekleşti. Ocak-Haziran döneminde gerçekleşen ipotekli konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 57,7 azalışla 51 bin 415 oldu.
Haziran ayındaki ipotekli satışların, bin 547’si; Ocak-Haziran dönemindeki ipotekli satışların ise 12 bin 176’sı ilk el satış olarak gerçekleşti.
Diğer Satış Türleri Sonucunda 72 Bin 500 Konut El Değiştirdi
Türkiye genelinde diğer konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 3,3 artarak 72 bin 500 oldu. Toplam konut satışları içinde diğer satışların payı yüzde 91,4 olarak gerçekleşti. Ocak-Haziran döneminde gerçekleşen diğer konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 11,1 artışla 493 bin 659 oldu.
İlk El Konut Satış Sayısı 25 Bin 425 Olarak Gerçekleşti
Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 1,8 azalarak 25 bin 425 oldu. Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışının payı yüzde 32,1 oldu. İlk el konut satışları Ocak-Haziran döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 1,3 artışla 173 bin 324 olarak gerçekleşti.
İkinci El Konut Satışlarında 53 Bin 888 Konut El Değiştirdi
Türkiye genelinde ikinci el konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 6,7 azalış göstererek 53 bin 888 oldu. Toplam konut satışları içinde ikinci el konut satışının payı yüzde 67,9 oldu. İkinci el konut satışları Ocak-Haziran döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5,8 azalışla 371 bin 750 olarak gerçekleşti.
Yabancılara Haziran Ayında Bin 440 Konut Satışı Gerçekleşti
Yabancılara yapılan konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 45,1 azalarak bin 440 oldu. Haziran ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,8 olarak gerçekleşti. Yabancılara yapılan konut satış sayısının en fazla olduğu iller sırasıyla 593 ile Antalya, 478 ile İstanbul ve 116 ile Mersin oldu. Yabancılara yapılan konut satışları Ocak-Haziran döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 45,7 azalarak 10 bin 461 oldu.
Ülke uyruklarına göre en çok konut satışı Rusya Federasyonu vatandaşlarına yapıldı.
Haziran ayında ülke uyruklarına göre en fazla konut satışı sırasıyla 332 ile Rusya Federasyonu, 156 ile İran ve 102 ile Ukrayna vatandaşlarına yapıldı. – ERZURUM
]]>Yavuzeli Kaymakamlığı, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) Bölge Kalkınma İdaresi, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Gaziantep Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ile Yavuzeli Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü iş birliğinde hayata geçirilen “Seracı Kadınlar Güçleniyor” projesi kapsamında kadın çiftçilere seracılık eğitimi verilmesi amacıyla eğitim ve uygulama serası kuruldu.
2022 yılında Yavuzeli ilçesinde seracılığı geliştirmek amacıyla Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) Bölge Kalkınma İdaresi ile 10 kadın çiftçiye bir dekar alanda sera kurulumu için sözleşme imzalandı.
İlerleyen süreçte projede revizyona gidilirken, Yavuzeli İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü bünyesinde eğitim ve uygulama serası yapılmasına ve bu eğitim uygulama serasında kadın çiftçilere seracılık eğitimi verilmesi kararlaştırıldı.
Projenin ihale ve kurulum aşamaları tamamlanarak üretime hazır getirildi. Proje kapsamında eğitim faaliyetleri kapsamında kursiyerler belirlenmiş olup, 14 kadın çiftçiye seracılık eğitimi verilmeye başladı.
Kadın çiftçilerin tarım alanındaki bilgi birikimini artırmak ve sektörde tecrübe kazanmalarına destek olmak amacıyla kurulan eğitim ve uygulama serasında, 14 kadın çiftçiye teorik ve pratik eğitimler verilmeye başlandı ve seradaki ilk hasat toplandı.
Seranın tüm gelirinin ise Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı üzerinden fakir ailelere dağıtımı yapılacak.
Yavuzeli İlçe Tarım Orman Müdürü Ali Kurt, projenin başarıyla hayata geçmesinden duydukları mutluluğu dile getirdi.
Gaziantep Tarım ve Orman İl Müdürlüğü olarak kentte sebze üretimini artırmak için çeşitli projeler hazırladıklarını belirten Kurt, sunulan projelerin onaylanmasıyla 14 kadının iş sahibi olduğunu ve bu projelerin sayısını artırmak istediklerini ifade etti.
“Dezavantajlı olan kadın çiftçilerimize birer dönümlük sera projesi yapmaya karar verdik”
Hayata geçirilen “Seracı Kadınlar Güçleniyor” projesi sayesinde 14 ev kadınının sahibi oldukları serada üretime başladıklarını ifade eden Kurt, “İlçemizdeki tarım arazileri genelde küçük parça tarım arazileridir. Dezavantajlı olan kadın çiftçilerimize birer dönümlük sera projesi yapmaya karar verdik. Projemiz 2022 yılında GAP bölge Başkanlığı tarafından onaylandı. Artan enflasyondan dolayı projeyi uygulayamadık. Projeyi uygulamadığımızdan dolayı GAP ile yaptığımız görüşmeler sonucu eğitim ve uygulama serası kurmaya karar verdik. Bayan kursiyerlerimize eğitim vermeye başladık. Çok şükür projeyi başlattık ve eğitimlerimize başladık. Seramızda 2000 adet domates fidemiz var. Kadınlarımız domateslerimizi yetiştirdi. Kursiyerlerimiz 168 seans eğitim alacaklar. Şu anda domates ekimi yaptık, domates ekiminden üretimine kadar eğitimler veriyoruz. Kadın çiftçilerimize hem teorik ve hem de uygulamalı eğitim vereceğiz. Aynı zamanda projenin devamını niteliğinde olan 10 tane kadın çiftçiye birer dönümlük sera projesi için destek bekliyoruz. Gerçekten kadınlarımız meraklı ve özverililer. Kadınlar her zaman dezavantajlı kesimde olduklarından dolayı eşlerinin ellerine bakıyorlar. Artık kadınlarımızın da kendi ekonomik özgürlüklerini kazanmaları lazım. Bu konuda kadın çiftçilerimiz bizden destek bekliyor” dedi.
Eğitime katılan kadınlar ise seracılık eğitimlerinden memnun olduklarını, hem Yavuzeli hem Gaziantep hem de aile ekonomisine katkıda bulundukları için çok mutlu olduklarını ve kadın çiftçilerin her zaman desteklenmesini istediklerini söylediler. – GAZİANTEP
]]>MUSTAFA USTA
(SİNOP) – Sinop’ta tekne turu işletmeciliği yapan Ramazan Çor, “Ekonomik kriz var. İnsanlarda para yok. Geçen seneki turizm bu sene yok. Kimsede para da yok” dedi. Kenan Dinçel ise, “Masraflar da aldı başını gidiyor. Mazot çok pahalı. Bir de bize sigorta masrafı çıkardılar. Geçen sene 33 bin lira verdik, bu sene 46 bin lira para ödedik. Sinop’ta bomboş zaten, hiç kimse yok” diye konuştu.
Sinop’ta yaz sezonunda tekne turu düzenleyen işletme sahipleri, akaryakıt zamlarından ve ülke ekonomisinden dolayı kar marjlarının düştüğünü belirtti.
“Bu sene bir günde çıktığımız en fazla üçtür”
İşletme sahibi Ramazan Çor, şöyle konuştu:
“Mazot olsun, zorunlu sigorta olsun ekonomik sıkıntı yaşıyoruz. Son çıkan sigortadan çok şikayetçiyiz. Bizi Antalya’yla, Marmaris’le, Bodrum’la kıyaslıyorlar. Benin teknemin sigortası 45 bin lira. Antalya’da 9 ay yaz var ama bizde 3 ay var. Bunun da iki ayı karayel ve gündoğusuyla geçiyoruz ve bir aya düşüyor. Ekonomik kriz var. İnsanlarda para yok. Geçen seneki turizm bu sene yok. Çok az bu sene turizm. Çok sıkıntıdayız. Pazarlık yapmak isteyen de çok. Kimsede para da yok. Elimizden geldiği kadar ücretsiz de aldığımız oluyor. Aşırı derecede ekonomik sıkıntı var. Bu sene bir günde çıktığımız en fazla üç tur. O da çok zorlayınca üç tur. Önceden 10 turu buluyordu. Benim teknenin deposunu doldurmak 15 bin lira.”
“Turizm Sinop’ta ölmüş bitmiş”
Kenan Dinçel ise, “Her geçen sene işlerimiz daha kötüye gidiyor. Masraflar da aldı başını gidiyor. Mazot çok pahalı. Bir de bize sigorta masrafı çıkardılar. Geçen sene 33 bin lira verdik, bu sene 46 bin lira para ödedik. Sinop’ta bomboş zaten, hiç kimse yok. Turizm Sinop’ta ölmüş bitmiş. Her şey çok pahalı olduğu için artık insanlar da gelmiyor. Şaşırdık, kaldık” dedi.
Gezi teknesined çalışan Salih Ertop ise şu ifadeleri kullandı:
“İşlerimiz geçen seneye göre daha kötü. Geçen sene de kimse çok memnun değildi ama bu sene ondan da kötü. Şuan tekne turu 120 lira. İnsanlar bu fiyata hiç binmiyorlar tekneye. Müşteriye dürüm ayran zaten 120 lira, ben sana Sinop’ta 120 liraya 45 dakika aktivite yaptırıyorum diyorum ama binemiyor. İnsanların da gerçekten ekonomik durumu iyi değil. Aslında iş olsa sezonda para kazanacağız ama iş yok. Bazen kalabalık oluyor ama kalabalık olduğu halde bile tekneler dolmuyor. Bu da gösteriyor ki, insanlarda gerçekten ekonomik zorluk var. Sinop’ta turizm daha iyi geçebilir ama baktığınız zaman ben en büyük sorunu konaklama görüyorum. Gerçekten oteller olsun, apartlar olsun çok fahiş fiyatlar var. İnsanlar da böyle olunca tercih etmiyorlar. İnsanlar, Akdeniz’den paket tur alsalar buraya gelip 1 hafta burada konaklasalar aynı paraya denk geliyor aşağı yukarı. İnsanlar o yüzden burayı tercih etmiyorlar. Geçen sene tam bu zamanlar günde 9 tur atıyormuşuz, şu an ikya da üç turla günü kapatıyoruz. Ben bu durumu ekonomik kötülüğe bağlıyorum. Gerçekten şartlar çok ağır.”
]]>2024 yılı Haziran ayında Gaziantep Üniversitesi Çocuk Hastanesi karşısında bulunan 15 Temmuz Otopark ve Ticari Ünite Kompleksi içerisindeki ilk Kent Lokantası açılmıştı. Temmuz ayında ise Karşıyaka Merkez Camii yanında ikinci Kent Lokantası hizmete sunuldu. Bugüne kadar yaklaşık 12 bin vatandaşa hizmet veren bu iki lokanta, ülkede yaşanan ekonomik kriz döneminde Gazianteplilere hem ekonomik hem de lezzetli yemekler sunarak önemli bir ihtiyacı karşıladı.
Kent lokantalarında üç çeşit yemek ve içecek, sadece 45 TL’ye sunuluyor. Bu fiyat, ekonomik zorluklar yaşayan vatandaşlar için büyük bir avantaj sağlıyor.
Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz öncülüğünde başlatılan Kent Lokantaları projesi, sadece uygun fiyatlı yemek sunmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal dayanışma ve yardımlaşmayı da güçlendiriyor.
Projeye ilişkin değerlendirmede bulunan vatandaşların kent lokantaları hakkındaki olumlu görüşleri, projenin gerekliliğine işaret etti. Vatandaşlardan gelen olumlu geri bildirimler, bu tür projelerin ne kadar önemli ve değerli olduğunu bir kez daha kanıtladı. Umut Yılmaz’ın liderliğinde hayata geçirilen bu girişimin, diğer belediyelere de örnek teşkil ederek, Gaziantep’in her köşesinde yaygınlaştırılması hedefleniyor.
Mutlu ayrıldım
19 yaşındaki Abdullah Mert Yılmaz, Kent Lokantası’na ilk gelişinde memnuniyetini şu sözlerle dile getirdi:
“Bugün ilk kez deneyimledim ve çok memnun kaldım. Temizlik olsun, lezzet olsun, fiyata karşılık aldığımız hizmet gerçekten çok güzeldi. Mutlu ayrıldım. Bu tür yerlerin Gaziantep genelinde yayılması çok faydalı olur, kesinlikle desteklerim. Çok güzel bir hizmet. Tercih edilmesi iyi olur.”
70 yaşındaki emekli Mehmet Pınar ise Kent Lokantası’nı çok beğendiğini ifade etti. Umut Yılmaz’a teşekkürlerini sunan Pınar, “Bugün, Gaziantep’te 45 TL’ye bir nohut dürümü yok. Bu şartlarda fakir, fukara Umut Yılmaz’ın sayesinde bir ekmek yiyor. En azından bir öğlen yemeğinde karnını doyuruyor. Yemeklerin kalitesi güzel, hizmet güzel, çalışanları güzel. Çok teşekkür ederim. Sağ olsun, var olsunlar. Kent Lokantası’nın konumu doğru bir yerde. Üniversitenin yanında. Çok gariban öğrenci var, çok gariban vatandaş var. Başkanımıza saygılarımı sunuyorum. Hizmetlerinin devamını diliyorum. Sağ olsun var olsun. Allah, yolunu açık eylesin” ifadelerini kullandı.
“Vatandaşa hizmet, her zaman için karşılığını bulur”
Hasta yakını Ömer Kayakan ise Kent Lokantası ile ilgili memnuniyetini dile getirerek, “Buranın açılışına da gelmiştim. Çok mükemmel bir hizmet. Allah; yapandan, emeği geçenden razı olsun. Sayın Umut Başkana saygılarımı sunarım. Allah, kendisinden bin kere razı olsun. Biz burada geçiciyiz ama burada kalıcı insanlar var. 2-3 ay burada kalan insanlar var. İçeride bir döner yiyorsun 60-70 TL’ye. Burada hijyen açısından tertemiz yerde 45 TL’ye 3 çeşit yemek yiyorsun. Çok güzel bir hizmet. Allah, razı olsun. Teşekkür ediyorum. Her şey mükemmel. Yani burada bir restoranda bir yemek yiyor gibi yiyorsun. Restorandaki yemekten daha kaliteli, daha güzel bir hizmet. Çalışan arkadaşlar saygılı, terbiyeli. İnşallah, bu daha da yaygınlaşır. Şehitkamil Belediyesini diğer belediyeler de örnek alarak bu hizmeti yaygınlaştırırlar. Vatandaşa hizmet, her zaman için karşılığını bulur” sözlerini kaydetti. – GAZİANTEP
]]>“Turizmde fiyatları maliyetler belirliyor”
Marmaris Ticaret Odası Başkanı Mutlu Ayhan, Ülke ekonomisine ciddi döviz girdisi sağlayan, Muğla’nın ve turizmde faaliyet gösteren işletmelerin eleştirilere maruz kalması ile ilgili “Son günlerde bazı haberlerde ve bazı sosyal medya paylaşımlarında Yunanistan’ın Türkiye’den daha ucuz olduğuna dair bazı haberlere hepimiz şahit oluyoruz. Bununla alakalı olarak öncelikle belirtmemiz gereken konu, fiyatların turizmciler tarafından keyfi olarak belirlenmediği, maliyetlerin belirlediği gerçeğidir. Buna biraz örnek vermek gerekirse, geçtiğimiz yılla kıyasladığımızda Haziran 2023’ten bu yana asgari ücrete yüzde 100 oranında bir zam yapıldı. Yine tüpte yüzde 41, Ayçiçek yağında yüzde 42, et fiyatlarında yüzde 58, tavukta yüzde 77, akaryakıtta yüzde 77 ve alkollü içeceklerde de yüzde 62 oranında bir zam geldi. Tabii bu süreçte döviz kurundaki artış Euro’da yüzde 24 olarak gerçekleşti. Şimdi burada iki sıkıntı var: Enflasyon ve döviz kuru arasındaki artış oranının arasındaki makas bu nedenle gerek Türk vatandaşlarının gerekse de yabancı misafirlerin alım gücü maalesef düşmüş durumda. Yani burada turizmcilerin keyfi olarak fiyatı artırdığı, fırsatçılık yaptığı konuları tamamen gerçek dışıdır” dedi.
“Zaman turizmciye sahip çıkma zamanıdır”
MTO Başkanı Ayhan sezon ile ilgili Marmaris’in diğer turizm kentlerine nazaran daha iyi bir durumda olduğunu belirterek “Marmaris’in yaz sezonu geçtiğimiz yıla oranla kıyasladığımızda, Haziran ayı sonu itibariyle geçtiğimiz yıl Dalaman Havalimanı’na inen dış hat yolcu sayısı toplam 608 bin iken, bu sene 680 bin olarak gerçekleşmiş. Yine İngiltere pazarına baktığımızda, geçtiğimiz yıl 410 bin olan rakam bu yıl 454 bin olarak gerçekleşmiş. Yani dış pazarda yüzde 10’luk bir artıştan bahsetmek mümkün. Ancak maalesef iç pazarda beklentimizin oldukça altında seyrediyor. Bu da tamamen alım gücüyle alakalı bir durum. Ama Marmaris özelinde diğer yerlerle kıyasladığımızda nispeten daha dolu olduğumuzu söylemek mümkün. Ben buradan tüm Türk halkına da sesleniyorum: Turizmci bu dönemde sahip çıkmayı bekliyor. Ekonomik koşullar malum. Ancak burada diğer ülkelerle ve destinasyonlarla kıyaslamak önemli. Son günlerde İspanya’da turist karşıtı eylemler söz konusu bunun bir fırsata dönüşmesi durumu söz konusu. Ayrıca, Avrupa Birliği’ne bağlı ülkelerde vize kısıtlamaları ve randevu kısıtlamaları söz konusu. Özellikle vize başvurularında ret oranları neredeyse yüzde 50’lere vardı. Bu dönemde Türk turizmciler sahip çıkmayı bekliyor” şeklinde konuştu.
“Marmaris ile yurt dışı fiyatları çok farklı değil”
Marmaris Ticaret Odası (MTO) Başkanı Mutlu Ayhan, Marmaris’te oteller haricinde restoran ve diğer hizmet sektörünün de fiyatlar konusunda hassasiyet gösterdiğine dikkat çekerek “Marmaris’te durum yurtdışından çok da farklı değil. Biraz önce de belirttiğim gibi, maliyetlerden kaynaklı fiyatlar belirleniyor. Ama Marmaris’te plajlara girerken herhangi bir ücret ödeme gibi bir durum söz konusu değil. Bunun yanında restoranlarda kuver veya servis ücreti yazılımı olması gibi bir durum da söz konusu değil. Marmaris şu an mevcut fiyatlarıyla diğer destinasyonlar arasında kendini ayırıyor. Ben tüm halkımızı en uygun koşullarda, dünyanın en güzel yeri olan Marmaris’te tatillerini geçirmek üzere davet ediyorum”‘ sözleri ile doğa ve kültür cenneti olan ilçeye yerli ve yabancı tatilcileri beklediklerini ifade etti. – MUĞLA
]]>TÜİK 2023 yılı uluslararası göç istatistiklerini açıkladı. TÜİK verilerine göre, yurt dışından Türkiye’ye göç edenlerin sayısı 2023 yılında, bir önceki yıla göre yüzde 35,9 azalarak 316 bin 456 kişi oldu. Göç eden nüfusun yüzde 54,2’sini erkekler, yüzde 45,8’ini ise kadınlar oluşturdu. Yurt dışından gelen nüfusun 101 bin 677’sini Türk vatandaşları, 214 bin 779’unu ise yabancı uyruklular oluşturdu.
Türkiye’den yurt dışına 714 bin 579 kişi göç etti
Türkiye’den yurt dışına göç eden kişi sayısı 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 53 artarak 714 bin 579 oldu. Göç eden nüfusun yüzde 55,2’sini erkekler, yüzde 44,8’ini ise kadınlar oluşturdu. Türkiye’den yurt dışına giden nüfusun 291 bin 377’sini Türk vatandaşları, 423 bin 202’sini ise yabancı uyruklular oluşturdu.
En fazla 20-24 ve 25-29 yaş grubundaki nüfus göç etti
Türkiye’ye 2023 yılında göç edenlerin yaş grubu incelendiğinde, en fazla göç edenlerin yüzde 12,7 ile 20-24 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 10,8 ile 25-29 ve yüzde 10,3 ile 15-19 yaş grubu izledi. Türkiye’den göç eden nüfusun yaş gruplarına bakıldığında, en fazla göç edenlerin yüzde 15 ile 25-29 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 12,9 ile 30-34 ve yüzde 12,5 ile 20-24 yaş grubu izledi.
Yurt dışından en fazla göç alan ve yurt dışına en fazla göç veren il İstanbul oldu
Türkiye’ye 2023 yılında göç edenlerin illere göre dağılımı incelendiğinde, yüzde 29,2 ile en fazla göç alan ilin İstanbul olduğu görüldü. İstanbul’u yüzde 9,5 ile Antalya, yüzde 6,5 ile Ankara, yüzde 4,9 ile Mersin ve yüzde 4,4 ile Bursa takip etti.
Türkiye’den göç eden nüfusun illere göre dağılımına bakıldığında ise yüzde 36,4 ile İstanbul’un en fazla göç veren il olduğu görüldü. İstanbul’u yüzde 10 ile Antalya, yüzde 7,1 ile Ankara, yüzde 3,5 ile İzmir ve yüzde 2,6 ile Bursa izledi.
Türkiye’ye gelen yabancı nüfusun yüzde 13,2’sini Rusya Federasyonu vatandaşları oluşturdu
Türkiye’ye 2023 yılında gelen yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı yüzde 13,2 ile Rusya Federasyonu vatandaşları aldı. Rusya Federasyonu’nu yüzde 8,2 ile Azerbaycan, yüzde 7,3 ile Türkmenistan, yüzde 6,7 ile İran ve yüzde 5,9 ile Afganistan vatandaşları izledi.
Türkiye’den göç eden yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı yüzde 17 ile Rusya Federasyonu vatandaşları aldı. Rusya Federasyonu’nu, yüzde 15,7 ile Irak, yüzde 8,3 ile Afganistan, yüzde 6,5 ile İran ve yüzde 4,9 ile Türkmenistan vatandaşları takip etti.
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayı motorlu kara taşıtları verilerini açıkladı. TÜİK verilerine göre haziran ayında trafiğe kaydı yapılan taşıtların yüzde 50,2’sini motosiklet, yüzde 38,1’ini otomobil, yüzde 6,7’sini kamyonet, yüzde 3,1’ini traktör, yüzde 1,2’sini kamyon, yüzde 0,4’ünü minibüs, yüzde 0,2’sini otobüs ve yüzde 0,1’ini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.
Trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre yüzde 14,6 azaldı
Haziran ayında trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre kamyonda yüzde 41,2, otobüste yüzde 39,1, minibüste yüzde 38,9, özel amaçlı taşıtta yüzde 34,3, kamyonette yüzde 24,2, traktörde yüzde 22,7, otomobilde yüzde 15,2 ve motosiklette yüzde 10,5 azaldı.
Trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,5 arttı
Haziran ayında geçen yılın aynı ayına göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı, minibüste yüzde 22,7, motosiklette yüzde 11,6 ve otomobilde yüzde 0,2 artarken; özel amaçlı taşıtta yüzde 36,4, kamyonda yüzde 24,6, traktörde yüzde 22,4, kamyonette yüzde 18,7 ve otobüste yüzde 11,9 azaldı.
Trafiğe kayıtlı toplam taşıt sayısı haziran ayı sonu itibarıyla 29 milyon 987 bin 701 oldu
Haziran ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı taşıtların yüzde 52,5’ini otomobil, yüzde 18,8’ini motosiklet, yüzde 15,3’ünü kamyonet, yüzde 7,4’ünü traktör, yüzde 3,3’ünü kamyon, yüzde 1,7’sini minibüs, yüzde 0,7’sini otobüs ve yüzde 0,3’ünü özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.
676 bin 83 adet taşıtın devri yapıldı
Haziran ayında devri yapılan taşıtların yüzde 64,4’ünü otomobil, yüzde 15,1’ini kamyonet, yüzde 13,8’ini motosiklet, yüzde 2,6’sını traktör, yüzde 1,9’unu kamyon, yüzde 1,6’sını minibüs, yüzde 0,4’ünü otobüs ve yüzde 0,2’sini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.
75 bin 797 adet otomobilin trafiğe kaydı yapıldı
Haziran ayında trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 12,5’i Renault, yüzde 10,3’ü Chery, yüzde 9’u Fiat, yüzde 5,6’sı Citroen, yüzde 5,6’sı Volkswagen, yüzde 5,3’ü Hyundai, yüzde 4,7’si Peugeot, yüzde 4,4’ü Opel, yüzde 4,2’si Toyota, yüzde 3,9’u Honda, yüzde 3,8’i Skoda, yüzde 3,5’i Dacia, yüzde 2,8’i Mercedes-Benz, yüzde 2,6’sı Ford, yüzde 2,2’si BMW, yüzde 2,1’i MG, yüzde 1,8’i Nissan, yüzde 1,5’i Seat, yüzde 1,3’ü Kia, yüzde 1’i Audi ve yüzde 12,1’i diğer markalardan oluştu.
1 milyon 261 bin 1 adet taşıtın trafiğe kaydı yapıldı
Ocak-haziran döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı yüzde 19,2 artarak 1 milyon 261 bin 1 adet olurken, trafikten kaydı silinen taşıt sayısı yüzde 8,4 azalarak 13 bin 509 adet oldu. Böylece ocak-haziran döneminde trafikteki toplam taşıt sayısında 1 milyon 247 bin 492 adet artış gerçekleşti.
Trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 65,2’si benzin yakıtlı
TÜİK, ocak-haziran döneminde trafiğe kaydı yapılan 508 bin 801 adet otomobilin yüzde 65,2’si benzin, yüzde 12,9’u hibrit, yüzde 12,4’ü dizel, yüzde 8,4’ü elektrikli ve yüzde 1,1’i LPG yakıtlı olduğunu açıkladı. Haziran ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı 15 milyon 727 bin 46 adet otomobilin ise yüzde 34,9’u dizel, yüzde 32,6’sı LPG, yüzde 29,6’sı benzin, yüzde 1,8’i hibrit ve yüzde 0,8’i elektrikli. Yakıt türü bilinmeyen otomobillerin oranı ise yüzde 0,2 olarak açıklandı.
En fazla 1300 ve altı silindir hacimli otomobil kaydı yapıldı
Ocak-haziran döneminde trafiğe kaydı yapılan 508 bin 801 adet otomobilin yüzde 31,9’u 1300 ve altı, yüzde 21,7’si 1401-1500, yüzde 17,6’sı 1301-1400, yüzde 13,8’i 1501-1600, yüzde 5,9’u 1601-2000, yüzde 0,7’si 2001 ve üstü motor silindir hacmine sahip araçlardan oluştu.
Otomobillerin 196 bin 508’i gri renkli
Ocak-haziran döneminde trafiğe kaydı yapılan 508 bin 801 adet otomobilin yüzde 38,6’sı gri, yüzde 25,3’ü beyaz, yüzde 13’ü siyah, yüzde 11,6’sı mavi, yüzde 6,3’ü kırmızı, yüzde 2,7’si yeşil, yüzde 1’i turuncu, yüzde 0,6’sı sarı, yüzde 0,5’i mor ve yüzde 0,4’ü diğer renkli.
]]>Samsun’un Yakakent ilçesi Sarıgöl Mahallesi’nde, yerli Anadolu çeşitlerinden olan kavılca buğdayının organik tarım şartlarında yetiştiriciliğini amaçlayan “Gelecek Nesilleri Sağlıkla Beslemeli Projesi” kapsamında kavılca buğdayı hasadı konulu tarla günü etkinliği düzenlendi.
Etkinlikte konuşan İl tarım ve Orman Müdürü İbrahim Sağlam, Samsun’da buğday üretimi ve “Gelecek Nesilleri Sağlıkla Beslemeli Projesi” hakkında şu açıklamalarda bulundu. Sağlam, “Ülkemizde tarım sektörünün ve bu sektörde büyük bir paya sahip olan buğdayın ekonomimizde özel bir yeri olup, insan beslenmesinde ne kadar önemli olduğu her geçen yıl daha çok anlaşılmaktadır. İlimiz 2023 yılı verilerine göre 994 bin 360 dekar alanda 234 bin 905 ton buğday üretimi yapılmaktadır. Bunun 11 bin 500 dekar alanda 2 bin 855 ton üretimi Yakakent ilçemizde üretilmektedir. 58 bin ton üretim ile en çok üretim Vezirköprü ilçemizdedir” dedi.
Yakakent’in yüksek rakımlı mahallelerinde yetiştirilen ve yerli Anadolu çeşitlerinden olan kavılca buğdayının, insan sağlığı ve çevrenin korunması adına önem arz eden organik tarım şartlarında yetiştiriciliğini amaçlayan “Gelecek Nesilleri Sağlıkla Beslemeli Projesi” kapsamında, tarım ilacı ve kimyasal gübrenin kullanılmadığı organik tarım şartlarında, bitki ve toprak beslemesi için çiftçilere organik gübre dağıtımı yapıldığını belirten Sağlam, “2023 yılında 28 tonu Tarım ve Orman Bakanlığı bütçesinden, 2 tonu ise Samsun Büyükşehir Belediyesi bütçesinden karşılanan 30 ton katı organik gübre dağıtımı gerçekleşmiştir. 2024 yılında ise tamamı Tarım ve Orman Bakanlığımız bütçesinden karşılanan 26 ton katı organik gübre ve 240 litre sıvı organik gübre dağıtımı yapılmıştır. Organik Tarım mevzuatı gereğince, sertifikalandırma işlemleri kontrol ve sertifikasyon kuruluşları (KSK) tarafından yapılmakta olup sertifikasyon bedelleri Yakakent Belediyesi tarafından karşılanmaktadır. 2025 üretim yılı sonunda yaklaşık 210 dekar alandan hasat edilecek kavılca buğdayının, organik tarım koşullarında 3. yılını tamamlamasını müteakip organik tarım sertifikası alması beklenmektedir. ‘Gelecek Nesilleri Sağlıkla Beslemeli Projesi’, 34 çiftçi ve 662 dekar alanda 2023 yılında başlamıştır. 2024 üretim sezonu itibariyle projemiz, 3 mahallemizde 37 çiftçi ve 726 dekar alanda devam etmektedir” diye konuştu.
Samsun’da yapılan organik tarım ürün yetiştiriciliği konusunda bilgi veren Sağlam şunları söyledi: “Ürün grubu olarak doğal toplama, meyve, sebze ve tarla bitkileri toplam 2 bin 252 çiftçimiz organik üretim yapmaktadır. Bu çiftçilerimiz 50 bin 457 dekar alanda 73 bin 774 ton üretim yapmaktadır. Organik tarımın üretiminde büyük bir kısmında fındık yer almaktadır. Meyve alanlarında 66 bin ton, sebze alanlarına 144 ton ve tarla bitkilerinde 7 bin 351 ton organik üretim yapılmıştır. Ayrıca buğday hasadı konulu tarla gününde Samsun Valiliği Yatırım İzleme Koordinasyon Başkanlığı tarafından, Yakakent Ziraat Odası Başkanlığı adına alınan 2 adet elle kullanılabilir hasat makinesi, Büyükkırık, Sarıgöl ve Mutaflı Mahallelerinde ‘Organik Kavılca Buğdayı Üretim Projesi’nde üretim yapan çiftçilerimizin kullanımına verilecektir. Hasat makinesinin adedi 163 bin TL KDV (yüzde 10) olacak şekilde projelendirilmiş olup toplam proje maliyeti 358 bin 600 TL’dir.”
Etkinlikte konuşan Yakakent Kaymakamı Abdüssamed Kılıç, “Ülkemiz ve ilimiz ekonomisine önemli katkılar sunan tarım, hayvancılık, balıkçılık faaliyetlerine yönelik projeleri destekliyoruz. Her zaman üreticimizin yanındayız. Üreticilerimizle bir araya gelerek, yüz yüze sorunlarını dinliyor çözüm yolları üretiyor ve taleplerini alıyoruz. Yüksek rakımlı, parçalı küçük arazilerde çiftçilerimizin işini kolaylaştıracak tarım alet ve makine kullanımını yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. İlçemizde tarımsal üretimde yerli ve milli tohum kullanımını ve organik tarım ile üretim yapmayı yaygınlaştırmalıyız. İlçemizde 2-3 yıldır devam eden organik tarımla üretim yaparak, katma değeri yüksek ürünler üreterek ekonomiye katkısını arttıracağız. Pazar konusunda çalışmalarımız devam ediyor” ifadelerini kullandı.
Etkinliğe ayrıca, Yakakent Belediye Başkanı Şerafettin Aydoğdu, İlçe Müftüsü Fatih Çakır, Tarım ve Orman İlçe Müdürü Osman Akman, İlçe Ziraat Odası Başkanı Şenol Acar, muhtarlar ve üreticiler katıldı. – SAMSUN
]]>ULUSAL Su Kurulu Üyesi Dr. Erol Kesici, yıllardır yaşanan su sorununun en önemli çözüm yolunun ‘su kanunu’ olduğunu belirterek, “30 yılı aşkın süredir taslak çalışmaları içerisinde defalarca yer aldığım su kanununun acilen yasalaşması konusu, Bakan Yumaklı, Genel Müdür Sever ve kurul üyelerince ilke olarak öne çıkartıldı. Kuraklığın ve taşkınların önlenmesinin ilk adımı, su kanununun yasalaşması olmalıdır” dedi.
Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici, Türkiye genelinde son yıllarda çok sayıda göl ve su kaynağının kuruması, aşırı kirlilik ve ciddi düzeyde su kayıpları yaşanması gibi sorunlar nedeniyle 2023 yılında Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle oluşturulan Ulusal Su Kurulu’nun son toplantısında, ‘su kanunu’nun acil yasalaştırılmasını gündeme getirdi. Dr. Erol Kesici, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Su Yönetimi Genel Müdürü Afire Sever ve kurul üyelerinin katıldığı toplantıda, kuraklığın ve taşkınların önlenmesinin, yıllardır yaşanan su sorununun en önemli çözüm yolunun ‘su kanunu’ olduğuna yönelik sunum yaptığını açıkladı. Dr. Kesici, “30 yılı aşkın süredir taslak çalışmaları içerisinde defalarca yer aldığım su kanununun acilen yasalaşması konusu, Bakan Yumaklı, Genel Müdür Sever ve kurul üyelerince ilke olarak öne çıkartıldı ve bundan büyük mutluluk duydum. Kendilerine teşekkür ederim” dedi.
KULLANMA SUYU İÇİN ARITILMIŞ DENİZ SUYU
Su yönetiminden çok sayıda kurum ve kuruluşun koruma-kullanma konusuyla ilişkili olmasına rağmen, kurumlar arasındaki yetki çakışmalarının süreklilik kazandığına dikkati çeken Dr. Kesici, “Bunun sonucunda da yer üstü ve yer altı su kaynaklarımızla ilgili potansiyel giderek azalıyor. Korumak yerine kullanmak daha öne çıkıyor. Bilhassa Bodrum gibi turizm ve kıyı kentlerinde içme-kullanma suyu konusunda çok büyük sıkıntılar yaşanmaktadır. Bodrum’da bir kısım tesis ve konutlarda içme suyu dışındaki temizlik, havuz, çim sulama gibi kullanımda deniz suyundan ters ozmosla arıtımla elde edilen su kullanımı yaygınlaşmakta. Bu konuda uygun deniz sularının kullanma suyu olarak kullanımı çok daha kolay. Bu tür sistemlerin teşvik edilmesi önemli” dedi.
‘SUYUN DEĞERİ PARAYLA KORUNMAZ’
Su hasadının mutlaka yapılmasının yanı sıra suların arıtılarak kullanımının kuraklık etkilerinin azaltılması ve suyun korunması için alınabilecek acil önlemler olduğunu dile getiren Dr. Kesici, ” Marmara Denizi’ndeki müsilaj artışı konusunda sadece denizlerdeki azot-fosfor kirliliğinin artışının önlenmesi, arıtma sistemleriyle yeterli olmayacak. Denizlerin giderek yok olan biyolojik tür çeşitliliği, ekosistem bütünlüğünün korunmasıyla sağlanacaktır. Suyun değeri, çiftçilerin ürünlerinin tarım teknolojileriyle desteklenerek, bütünlük içerisinde olmasıyla daha iyi korunup, değerlenecektir. Ayrıca suyun korunmasıyla ilgili ‘kullanan öder, kirleten öder’ bakışından vazgeçilmeli. Suyun değeri parayla korunamaz” diye konuştu.
‘KURAKLIK ÜLKEMİZ İÇİN ÇOK CİDDİ BOYUTLARA ULAŞTI’
Suyun kişisel ve evsel kullanımlar için temel insan ihtiyaçlarını karşılamak için kullanma ve uluslararası insan hakları hukuku tarafından korunduğuna da dikkati çeken Dr. Kesici, “Su, şimdiye kadar bütün uyarı, bilgilendirme, eğitim ve cezai işlemlere rağmen çok başlılık ve popülist davranışlar nedeniyle korunamamış, bugün kirlilik ve kuraklık ülkemiz için çok ciddi boyutlara ulaşmıştır. Ülkemizde her geçen gün kullanılabilir su kaynaklarının giderek kuruması, suyun kullanımındaki kurumlar arası uyumsuzluk, buharlaşma oranının, su seviyesinin korunamaması sonucu artışı, mikro klima değişimleri, su kalitesinin olumsuzluğu ve bu kalitesizliğin ve doğadaki tahribatın insan eliyle yapıldığı oldukça açıktır. Bu nedenlerle, her şeye dokunan suyun, su kaynaklarının korunması adına ortaya koyulan hedeflerin varlığı oldukça önemli bir karardır. Kuraklığın ve taşkınların önlenmesinin ilk adımı, su kanununun yasalaşması olmalıdır” dedi.
]]>DTO’nun Avrupa Birliği (AB) Ne Eğitimde Ne İstihdamda Olan Gençler İçin İş Gücü Piyasası Destek Programı (NEET PRO) kapsamındaki T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın desteklediği Denizli’deki Ne Eğitimde Ne İstihdamdakiler İş Gücüne Yönetim Bilişim Sistemleri (YBS) ile Dahil Oluyor Projesi’nin son ayında gerçekleştirdiği İstihdam Fuarı ve Kariyer Günleri büyük ilgi gördü. Yönetim Bilişim Sistemleri (YBS/MIS) Uzmanlığının İş Verimine Etkisi Semineri ile başlayan son gün etkinliklerinde, DTO üyesi farklı sektörlerden 54 firma personel alımı için başvuranlarla görüştü. Firmaların temsilcileri ile uzmanlar, iş arayan hiçbir vatandaşı geri çevirmedi.
Prof. Dr. Haşıloğlu’ndan MIS uzmanlığının iş verimine etkisi semineri
DTO Meclis Salonundaki Yönetim Bilişim Sistemleri (YBS/MIS) Uzmanlığının İş Verimine Etkisi Semineri’ni, alanında uzman bir isim olan Prof. Dr. Selçuk Burak Haşıloğlu verdi. Prof. Dr. Haşıloğlu, dinleyecilerine, MIS uzmanlığının organizasyonlar üzerindeki olumlu etkilerini ve bu alanda bilgi sahibi olmanın kariyer gelişimine katkılarını ayrıntılı bir şekilde anlattı. Konuşmacıyı etkinlik boyunca büyük bir dikkatle dinleyen katılımcılar, MIS’in modern iş dünyasındaki önemini daha iyi anlama fırsatı yakaladı.
Semineri, iş dünyasından çok sayıda uzman isim ile işçi adayı takip etti. Katılımcılar ile uzmanlar hem profesyoneller hem de kariyerine yön vermek isteyenler için verimli bir bilgi paylaşımı ortamı da sağlayan etkinlik için, kentteki istihdama önemli katkıda bulunduğuna inandıklarını söylediler; projenin sahibi Denizli Ticaret Odası ile DTO Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Erdoğan ve proje ekibine sektörlere ve vatandaşa tanıdıkları imkan için teşekkür ettiler.
DTO’nun AB destekli projesi ile, iş dünyasında yer almak isteyen herkesin etkinliklere katılarak bilgi ve deneyimlerini artırmaları da teşvik ediliyor. Gelecek günlerdeki etkinlikler ve yeni projeler hakkında bilgi almak isteyenlerin Denizli Ticaret Odası’nın sosyal medyadaki hesaplarında yer alan duyurular ile resmi web sitesinden bilgi alabilirler.
İşverenler ile iş arayanları buluşturdu
DTO’nun hizmet binasında gün boyu devam eden etkinliklerinin Denizli iş dünyası ile iş arayanlar arasında sağlam bir köprü kurduğuna dikkat çeken DTO Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Erdoğan, “İşverenler ve iş arayanlar, Ticaret Odamızın önünde kurduğumuz çadırda bir araya gelerek, kariyer fırsatları ve iş gücü piyasasındaki gelişmeleri değerlendirme şansı buldular. Çadırımızda yüz yüze görüşme imkanı buldular. Halkımız ile üyelerimize ilk kez sunduğumuz bu ortam, iş piyasasındaki dinamikleri gözlemleme ve istihdam fırsatlarını değerlendirme açısından önemli bir platformdu. 20-29 yaş arası lisans mezunu en az 25’i kadın ne eğitimde ne istihdamda olan 50 gencimiz, DTO üyesi imalatçı, ihracatçı, e-tüccar 100 yenilikçi satış ve üretim işletmemiz, seminerlerimize katılan KOBİ’ler, NEET’ler, STK’lar ve kamu kurumları gibi ilgili aktörlerden 500 vatandaşımızı buluşturdu. Kısa adı NEET PRO olan Avrupa Birliği Ne Eğitimde Ne İstihdamda Olan Gençler İçin İş Gücü Piyasası Destek Programı kapsamındaki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’mızın desteklediği Denizli’deki Ne Eğitimde Ne İstihdamdakiler İşgücüne Yönetim Bilişim Sistemleri ile Dahil Oluyor Projemiz ile, yüksek öğrenimi tamamlamış ya da devam ettiren ve iş arayan gençlerimizi, ücretsiz teorik ve pratik kurslar ve eğitimlerimizle nitelikli aranan elemanlar haline getirerek istihdama hazırladık. Yine bu projemiz kapsamında gerçekleştirdiğimiz İstihdam Fuarı ve Kariyer Günlerimize yoğun ilgi gösterildi; teşekkür ederiz. Biz de fuarımızda stant açarak iş görüşmesinde bulunan firmalarımızı ziyaret ederek yetkililerinden bilgi aldık. Bu arada, etkinliğimize katılım sağlayan vatandaşlarımızla da görüşerek başarılar diledik; onları da dinledik. Büyük ilgi göstererek bu etkinlikte bizi yalnız bırakmayan basın mensuplarımıza da teşekkürü bir borç bilirim. DTO’nun üyesi 54 firmamızın temsilcilerinden ve ekibimizden aldığım bilgiye göre sadece ilk gün 11 bin civarında vatandaşımızla görüşme yaptı; ikinci gün de 9 bin kadar vatandaşımızla buluştu. İki gün boyunca bin 250 civarında da açık iş pozisyonu için başvuruları kabul etti ve kendi kurumları ve alanlarıyla ilgili soruları yanıtladı. İki günde, yaklaşık 20 bin vatandaşımıza ulaşıldığını bildirdiler; bizi sevindirdiler. Kentimizdeki istihdama önemli bir katkıda bulunduğuna inandığımız etkinliğimizdeki başarılarından dolayı başta DTO Avrupa Birliği Türkiye İş Geliştirme Merkezimiz (Denizli ABİGEM) proje ekibimiz olmak üzere, proje ortağımız Denizli Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü ile Çalışma ve kamu kurum ve kuruluşlarına ve katkı koyan, emeği bulunan herkese teşekkür ederim” dedi. – DENİZLİ
]]>53 maddelik yasa teklifi ile en düşük emekli aylığı 10 bin liradan 12 bin 500 liraya çıkarılacak. En düşük emekli aylığı düzenlemesiyle 3,7 milyon kişinin aylıkları yükseltilecek.
BÜTÇEYE MALİYETİ 33,2 MİLYAR TL
En düşük emekli maaşı alanlara 12 bin 500 liralık maaş Ağustos ayında ödenecek. Ayrıca Temmuz ayı için de 2 bin 500 liralık fark ödemesi yapılacak. Düzenlemeyle, yaşlılık, malullük, ölüm aylığı ödenenlere ve hak sahiplerine dosya bazında 10 bin lira olarak öngörülen aylık asgari ödeme tutarı 12 bin 500 liraya yükseltiliyor. Söz konusu artışın bütçeye maliyeti ise 33,2 milyar lira olacak.
EYT ile gündeme gelen emekli olanların aynı işyerinde çalışmaya devam etmeleri halinde işverene sağlanan 5 puanlık destek primi kaldırılacak. Vergi paketiyle yurt dışı çıkış harcı bedeli 150 liradan 500 liraya yükseltilecek. Söz konusu harç bedeli her yıl yeniden değerleme oranında arttırılacak.
Vergi düzenlemesi kapsamında küresel şirketlerin Türkiye’deki faaliyetleri kapsamında elde ettikleri kârdan yüzde 15’lik asgari kurumlar vergisi alınacak. Kamu özel işbirliği şirketlerinden alınacak vergi ise yüzde 25’ten yüzde 30’a çıkarılacak.
KAYIT DIŞILIKLA MÜCADELEDE ÖNEMLİ ADIMLAR
Teklifle ayrıca, kayıt dışılık ve usulsüzlüğün önüne geçilmesi amacıyla önlemler de devreye alınacak. Doktorlar, diş hekimleri gibi serbest meslek kazancı ve restoran, kafe gibi ticari kazanç yönünden gelir vergisi mükelleflerinin yılın belirli zamanlarında hasılatlarının tespit edilecek. Tespit edilen hasılatları ile beyanları arasında yüzde 20’yi aşan oranda uyumsuzluk olanlar izaha davet edilecek.
Kayıt dışı faaliyette bulunan bir başka anlatımla vergi idaresinin bilgisi dışında çalışanlara kesilecek vergi ziyaı cezasının; verginin 1 katı olarak kesilecek cezalarda 1,5 kat, verginin 3 katı olarak kesilecek cezalarda 4,5 kat kesilecek şekilde artırımlı uygulanacak.
Başkasına ait kredi kartı ve POS cihazına kullanımında belirlenen özel usulsüzlük cezasının 3 katı uygulanacak. Bu kapsamda bir takvim yılı içinde kesilecek özel usulsüzlük cezasının toplamı 20 milyon lirayı aşamayacak. Cihazını başkasına kullandıranlar da aynı oranda cezaya tabi olacak.
USULSÜZLÜK CEZALARI ARTIRILIYOR
Kayıt dışılıkla mücadele kapsamında kesilen usulsüzlük cezaları artırılacak. Bazı eylemlerin tekrarında uygulanacak ceza tutarları artırılacak. Fatura verilmemesi ve alınmaması, ödeme kaydedici cihaz fişi düzenlenmemesi hallerinde uygulanan 3.400 TL ceza tutarı 1. tespitte 10 bin lira olarak uygulanacak. Sonraki tespitlerde ceza tutarı artırılacak.
Elektronik ticaret pazar yerlerinde elektronik ticaret hizmet sağlayıcılarının mal veya hizmetlerinin teminine yönelik sözleşme yapılmasına veya sipariş verilmesine imkan sağlayan aracı hizmet sağlayıcılarının ve elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının, ilgili hükümlere göre faaliyette bulunan hizmet sağlayıcılarına ve elektronik ticaret hizmet sağlayıcılarına faaliyetleri dolayısıyla yaptıkları ödemeler vergi kesintisi kapsamına alınıyor.
Mal ve hizmet alanlarına ilişkin gerçek kişilere yapılan ödemeler üzerinden Cumhurbaşkanınca belirlenen sektör ve faaliyet konuları dikkate alınarak vergi tevkifatı yapılması öngörülüyor. Böylece vergi güvenliğinin sağlanması ve kayıt dışılığın azaltılması amaçlanıyor. Cumhurbaşkanına vergi kesintisine tabi ödemeler için faaliyet konuları, ödeme türleri, sektörler, iş grupları ve iş nevileri itibarıyla ayrı ayrı veya birlikte oran belirleme yetkisi veriliyor.
KDV İSTİSNASI VE İNDİRİMİ KALDIRILIYOR
Ticari olmayan gezi, eğlence, spor gibi faaliyetlerde kullanılan deniz taşıma araçlarına yat limanlarında verilen kiralama, bakım gibi hizmetlerde KDV istisnası ve indirimi kaldırılıyor. Teklifle, yabancı devlet kurum ve kuruluşları tarafından deprem nedeniyle yapılacak yardımlara KDV istisnası sağlanıyor.
Bazı tütün mamullerinden alınan asgari maktu vergi tutarının “yüzde 20’sine kadar” olan sınırlama kaldırılacak; birim ambalajda bulunan mamul için alınacak asgari maktu vergi tutarı kadar maktu vergi alınabilecek. Kısa vadeli sigorta kolları prim oranı yüzde 2,25 olarak belirleniyor; bu oranı yüzde 1,5’e kadar indirmeye, yüzde 2,5’e kadar artırmaya Cumhurbaşkanına yetki veriliyor.
]]>GENÇAĞA KARAFAZLI
(RİZE) –CHP Rize İl Örgütü, ÇAYKUR’un uyguladığı çay alım politikasını çay üreticileriyle beraber Pazar ilçesinde protesto etti. CHP Pazar İlçe Başkanı Ömer Hocaoğlu, “Bu iktidar üreticiden yana değil, emekçiden yana değil, bu iktidar alın terinden yana değil sermayeden yanadır. Biz çayda taban fiyatı uygulanmasını istiyoruz, artık bıçak kemiğe dayandı artık yeter üretici diyor ki ‘ya geçim olacak ya seçim olacak” ifadelerini kullandı.
CHP Rize İl Örgütü, ÇAYKUR’un uyguladığı kota ve kontenjan uygulamalarına karşı eylemlerini sürdürüyor. Pazar ilçesi Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan eyleme STK temsilcileri, Sol Parti, EMEP, İHD Rize Temsilciliği ile çay üreticileri katıldı.
CHP Pazar İlçe Başkanı Ömer Hocaoğlu burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Bu iktidar üreticiden yana değil, bu iktidar emekçiden yana değil, bu iktidar alın terinden yana değil, bu iktidar sermayeden yana, bu iktidar fabrikatörden yana, bu iktidar kapitalistlerden yana. Biz burada bugün bir basın açıklamasıyla vatandaşımızın üreticilerimizin sesini dile getiriyoruz ve diyoruz ki; çay taban fiyatı uygulansın. Eğer çayda taban fiyatı uygulamasına geçilirse, bütün sorunlar kendiliğinden çözülmüş olur, kontenjan sorunu kalmaz, kota sorunu kalmaz. Yıllarca bağırıyoruz. Bu konuyla ilgili kanun teklifi verildi milletvekillerimiz tarafından. İktidar ve ortakları tarafından reddedildi. Artık bıçak kemiğe dayandı, artık yeter, üretici geçinmek istiyor, üretici geçim istiyor ve ‘ya geçim olacak ya seçim olacak başka yolu yok’ diyor.”
“Bütün bu yaşananların sorumlusu AKP iktidarı ve Erdoğandır”
CHP Rize İl Başkanı Saltuk Deniz şunları ifade etti:
“Çayda kota sorunu var, yıllardan beri söyleniyor, her sene kaldırılacağı deniyor kalkmıyor. Kontenjan sorunu var aynı şekilde kalkmıyor. Çayda açıklanan yaş çay fiyatlarının çay üreticilerinin geçimini sağlamadığını her sene dile getiriyoruz. Ama her sene aynı sorunla karşılaşıyoruz. Bunlar AKP hükümetinin bilinçli politikalarının bir sorunudur. Bugün çay üreticilerinin yaşadığı sorunların temel nedeni AKP iktidarına, saraya dayanıyor. Geçen sene özel sektör, ÇAYKUR’un açıkladığı fiyattan çay aldığı zaman hepimiz gördük ki ne kota sorunu oldu, ne kontenjan sorunu oldu. Çayda taban fiyat uygulamasını getirdiğiniz zaman ne kota sorunu oluyor, ne kontenjan sorunu oluyor. Sorunların büyük bir çoğunluğu çözülüyor. Peki çayda taban fiyat var mı? Bunu hepimizin bilmesi gerekiyor. Çayda taban fiyat uygulaması yok, açıklanan ÇAYKUR’un yaş çay alım fiyatıdır. Bunu bir kere hepimizin kabul edip talebimizi bu noktada yükseltmemiz gerekiyor. Bunu düzeltmediğimiz zaman, yani çayda taban fiyatı uygulamasına geçmediğimiz zaman, sorunlarımız giderek artar, artmaya da devam edecektir.
“Hanginiz çay parasına güvenerek malzeme alabiliyorsunuz?”
Eskiden çay üreticileri, çay sezonuna ‘düğün yapacağız’ derlerdi. Şimdi hanginiz çay sezonuna ‘düğün yapabileceğiz’ diyorsunuz? Hanginiz çay parasına güvenerek malzeme alabiliyorsunuz? Artık hiçbir şey yapamıyorsunuz. Demek ki çay üreticilerinin yeniden ekonomik yönden, sosyal yönden gelişmelerini sağlayacak düzenlemeler yapılana kadar mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Ama en büyük mücadelemiz de AKP’yi iktidardan göndermek olacaktır. AKP, ya vatandaşların sorunlarını ya çay üreticilerinin sorunlarını ya emeklilerin sorunlarını giderecek, seçim yapacak halkın karşısına çıkacak, yeniden teyit alacak. ve inanıyorum ki çay üreticileri, bu sefer AKP iktidarına gerekli olan dersi vereceklerdir.”
“Neden üretici desteklenmiyor”
Nevin Özdilek Babuşçuoğlu şu şekilde konuştu:
“Bu iktidar üreticiyi değil, sermayeyi destekliyor. Üretmeyi istiyor, ben bunu anlamakta zorluk çekiyorum. Neden üretmemiz istiyor? Hayvancılığı bitirdi, tarımı bitirdi, ithal ediyor. Et ithal ediyoruz, çay ithal ediliyor. Birçok çay üreticisi bunu bilmiyor. Niye biz daha çok üretmeyin, niye yeni fabrikalar yapılmasın? Bu güzel çayımızı biz ihraç edelim, üreticiyi destekleyelim. Neden ithalatı destekliyoruz? Niye üreticiyi desteklemiyoruz? Bu sorunun cevabını iktidar tarım bakanı ve yetkililerin vermesi lazım. Biz bu havada çay biçiyoruz, alım yerine götürüyoruz, çayımız alınmıyor, kontenjan uygulanıyor. Neden? Bu kadar işsiz insan var, fabrika yapılamaz mı? ÇAYKUR arsa aldı fabrika yapacak, niye yapılmadı? Neden yapılmadı? Emekliyim, muhtacım. Üreticiyim, muhtacım. Ne zaman vatanımda özgürce ve mutlu, huzurlu yaşayacağım? Türk olmak bu ülkede yaşamak suç mu?”
Çay üreticisi bir yurttaş “ÇAYKUR bütün alım yerlerini kapattı, üç günlük çay serilmiş benim köyümde yatıyor. Ben işçiyim, çoluk çocuğumun için, torunumun rızkını çıkardığımı onu de elimden almaya kalkıyorlar. Ben kime bu çenemi yoracağım, başımızda kim var? Benim hemşehrim yok, hemşehrim cepteki para benim, cebimdeki bu para bunu et alamıyorum, çoluk çocuğuma yediremiyorum” dedi.
]]>Sektörel gelişmeler ile yatırımları değerlendirmek, sorunları ve çözüm önerilerini ele almak, kurumlar arası iş birliği ve koordinasyonu sağlamak amacıyla gerçekleştirilen 2024 yılı 3. dönem il koordinasyon kurulu toplantısı, Vali Muammer Erol’un başkanlığında yapıldı. Toplantıda konuşan Vali Muammer Erol, ilde yapılan kamu yatırımları hakkında bilgi verdi.
2024 yılı haziran ayı sonu itibariyle Ordu’da 287 kamu yatırım projesi bulunduğunu belirten Vali Erol, bu projelerin toplam bedelinin yaklaşık 47 milyar 468 milyon TL olduğunu söyledi. Harcama ve ödenekler hakkında detaylı bilgi veren Vali Muammer Erol, önceki yıllar harcaması 20 milyar 54 milyon TL, 2024 yılı ödeneğinin 9 milyar 164 milyon TL, yıl içi harcaması ise 4 milyar 740 milyon TL olduğunu belirterek, toplamda projelere 24 milyar 795 milyon TL harcama yapıldığını ifade etti.
“Yatırımlarda projelerin toplam bedellerine göre yüzde 52,24 nakdi gerçekleşme sağlandı”
Yatırımlarda projelerin toplam bedeline göre yüzde 52,24 oranında nakdi gerçekleşme sağlandığını söyleyen Vali Erol, “Yatırımcı kurum ve kuruluşlarımızın İl Yatırım Takip Sistemi’ne (İLYAS) girmiş olduğu verilere göre, ilimizde yürütülen 287 adet kamu yatırım projesinden 163 adedi devam eden proje iken, 14 adedi ihale, 1 adedi tasfiye ve 66 adedi proje aşamasında bulunmaktadır. Yıl içerisinde 43 adet projede yüzde 100 fiziki gerçekleşme sağlanarak yatırımlar tamamlanmıştır. İlimizdeki toplam 287 yatırım projesinin 29 adedi Ordu Büyükşehir Belediyesi ve OSKİ Genel Müdürlüğüne, 54 adedi ilçe belediyelerine, 204 adedi ise yatırımcı il ve bölge müdürlüklerine aittir” diye konuştu.
Yatırımcı kurum ve kuruluşların devam eden projeler başta olmak üzere, bu yıl ve önümüzdeki yıl gerçekleşecek çalışmalara ve ihalelere zaman kaybetmeksizin işe başlamaları konusunda uyarıda bulunan Vali Muammer Erol, hizmetlerin yapımı sırasında kurumlar arası işbirliğinin önemine vurgu yaptı. Vali Erol, “Kamu kurum ve kuruluşları arasında işbirliği ve koordinasyon sağlanarak yardımlaşmanın artırılmasında, kaynakların daha etkin, verimli ve tasarruflu kullanılmasında kurum ve kuruluşların sorumluluk bilinci içerisinde görev yapacaklardır. İl koordinasyon kurulu toplantısında mülki ve mahalli yöneticiler tarafından dile getirilen, koordinasyon ve iş birliğini gerektiren hususlar, alınan kararlar açısından ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından gerekli iş ve işlemleri zamanında yaparak, valiliğimize bilgi verilmesini toplantının ilimize, bölgemize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum” şeklinde konuştu.
Ordu Valiliği’nden yapılan açıklamaya göre, 2024 yılı haziran ayı sonu itibariyle yürütülen kamu yatırımlarına ilişkin dağılım ise şöyle:
“Ulaştırma-haberleşme sektöründe; tamamlanan 4, devam eden 42 ve proje aşamasında 2 adet olmak üzere toplamda 48 adet proje bulunmaktadır. Bu projelerin toplam bedeli yaklaşık 28 milyar 339 milyon TL olup, bugüne kadar toplam 16 milyar 225 milyon TL harcama yapılarak yüzde 57,26 oranında nakdi gerçekleşme sağlanmıştır.
Sağlık sektöründe; devam eden 11, ihale aşamasında 1 ve proje aşamasında 7 adet olmak üzere toplamda 19 adet proje bulunmaktadır. Projelerin toplam bedeli 7 milyar 205 milyon TL olup bugüne kadar 6 Milyar 565 Milyon TL harcama yapılarak yüzde 91,11 nakdi gerçekleşme sağlanmıştır.
Tarım sektöründe; tamamlanan 5, devam eden 30 ve ihale aşamasında 26 adet olmak üzere toplamda 61 adet proje bulunmaktadır. Projelerin toplam bedeli 4 milyar 972 milyon TL olup bugüne kadar 612 milyon TL harcanarak yüzde 12,32 oranında nakdi gerçekleşme sağlanmıştır.
Eğitim sektöründe; tamamlanan 13, devam eden 25, ihale aşamasında 11, tasfiye 1 ve proje aşamasında 9 adet proje olmak üzere toplamda 59 adet proje bulunmaktadır. Bu projelerin toplam bedeli 3 milyar 199 milyon TL’dir. Toplamda 551 milyon TL harcama gerçekleştirilerek yüzde 17,24 oranında nakdi gerçekleşme sağlanmıştır.
Turizm sektöründe; tamamlanan 4, devam eden 11, ihale aşamasında 2 ve proje aşamasında 1 adet proje olmak üzere toplamda 18 adet proje bulunmaktadır. Toplam proje bedeli 281 milyon TL olan bu yatırımlarımıza bugüne kadar 93 milyon TL harcanarak yüzde 33,18 nakdi gerçekleşme sağlanmıştır.
Enerji sektöründe; devam eden 4 ve proje aşamasında 2 adet olmak üzere toplam 6 adet proje bulunmaktadır. Toplam proje bedeli 2 milyar 156 milyon TL olan bu yatırımlarımıza bugüne kadar 200 milyon TL harcanarak yüzde 9,3 nakdi gerçekleşme sağlanmıştır.
Konut sektöründe; devam eden 3 adet proje bulunmaktadır. Toplam proje bedeli 37 milyon TL olan bu projelere toplamda 24 milyon TL harcanarak yüzde 65,68 oranında nakdi gerçekleşme sağlanmıştır.
İmalat sektöründe; tamamlanan 1, proje aşamasında 1 ve devam eden 4 adet proje olmak üzere toplam 6 adet proje bulunmaktadır. Toplam proje bedeli 84 milyon TL olup bugüne kadar 56 milyon TL harcanarak yüzde 66,97 oranında nakdi gerçekleşme sağlanmıştır.
Diğer kamu hizmetleri-iktisadi sektöründe; devam eden 2 ve proje aşamasında 2 adet proje olmak üzere toplam 4 adet proje bulunmaktadır. Toplam proje bedeli 68 milyon TL olan bu projelere toplamda 38 milyon TL harcanarak yüzde 57,11 oranında nakdi gerçekleşme sağlanmıştır.
Diğer kamu hizmetleri-sosyal sektöründe; tamamlanan 16, devam eden 31 ve proje aşamasında 16 adet proje olmak üzere toplam 63 proje bulunmaktadır. Toplam proje bedeli 1 milyar 123 milyon TL olan bu projelere toplamda 426 milyon TL harcanarak yüzde 37,92 oranında nakdi gerçekleşme sağlanmıştır.”
Toplantıda, ilçe belediye başkanları ilçelerinde yürütülen proje ve yatırımların son durumları hakkında bölge müdürlerinden detaylı bilgiler de aldılar ve taleplerini ilettiler.
Toplantıya, Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler, Vali Yardımcısı Ayhan Durmuş, ilçe kaymakamları, ilçe belediye başkanları, yatırımcı kuruluşların bölge ve il müdürleri ile sanayi ve ticaret konusunda faaliyet gösteren STK temsilcileri katıldı. – ORDU
]]>Manisa, yaklaşık 5 milyon 22 bin dekar tarım arazisiyle ülkenin tarımına önemli katkılar sunuyor. Tarım arazilerinin yaklaşık yüzde 50’lik alanında sulu tarım yapılan Manisa, ihracata yönelik önemli ürünler üreten bir il olma özelliğini de sürdürüyor. Tarım arazilerin sulamaya açıldığı bugünlerde, su kaynaklarının yetersiz olduğuna dikkat çeken uzmanlar ve üreticiler, ‘vahşi sulama’ diye tabir edilen sistemin terkedilip kapalı sulama tekniğine dönülmesini istiyor. Suyun kontrolsüz ve ölçülmeden toprakla buluşturulması olarak bilinen vahşi sulama, hem toprağa hem ürüne hem de su kaynağına zarar veriyor. Üreticilere doğrudan sulama desteği veren Manisa Büyükşehir Belediyesi de kendi sorumluluğunda olan sulama sahalarında yaptığı kapalı sistem tesislerle üreticilere hem destek hem de kolaylık sağlıyor.
Manisa’nın Saruhanlı ilçesinde uzun yıllardır çiftçilik yapan ve vahşi sulama sistemi kullanan Muhittin Coran, bu sulama sisteminin zorluğundan ve zararlarından bahsetti. Coran; “Vahşi sulama nedeniyle su kaybımız çok oluyor. Özellikle son yıllarda yaşanan kuraklıklar da su kaybında etkili oluyor. Çiftçiler için en uygun sulama yöntemi, kapalı sistemdir. Hiçbir su kaybı yok ve tamamen bitkiye odaklı yöntemdir. 100 litre suyla sulanan bir yer, kapalı sistem sayesinde 50 litre ile sulanabilmektedir” dedi.
Her geçen yıl barajlarda ve göllerde su seviyelerinin giderek azaldığına dikkat çeken Muhittin Coran “Sulama Birliği de bu sene bize yalnızca 20 gün su verme mecburiyetinde kaldı. Yeterli suyumuz olsa belki 1 ay boyunca sulama yapabiliriz. Daha Temmuz ayının başındayız. Bu bağ daha en az 2 defa daha sulama ihtiyacı duyacak. Bir noktadan sonra da sulamamızı yapmak için yeraltı sularından yararlanmaya başlayacağız ama onlar da her geçen gün daha aşağıya iniyor. Benim iktidardan tek beklentim, bu su kaybını önlemek için kapalı sistemin buraya getirilmesi lazım. Yıllardan beri bunun hep plan proje içerisinde olduğunu söylüyorlar. Ama en ufak bir teşebbüs, girişim henüz yapılmadı” diye konuştu.
“Baraj kapakları açıldığı andan itibaren vahşi kayıp başlıyor”
Barajlardaki doluluk oranının geçen yıllara göre yarı yarıya daha düşük olduğunu belirten Sulama Teknisyeni Hasan Hüseyin Çırak da şu sözlere yer verdi: “Bildiğiniz gibi vahşi sulama kullandığımız için, yani bu baraj kapakları açıldığı andan itibaren bu vahşi kayıp başlıyor. Nasıl başlıyor peki? Mesela sıcaktan buharlaşma oluyor, tahliyeye kaçıyor, yani suyumuz bayağı zebil oluyor. Bunun çözümü gayet basit. Bir an önce kapalı sisteme geçilmesi gerekiyor. Bu su yetmediği için çiftçiler yeraltı suyunu kullanıyorlar. Yeraltı suyu dediğimiz zamanda içme suyumuzdan gidiyor. Bu baktığımız zaman direk kendimize zarar veriyor. Çünkü yerin altından içme suyumuzu alıyorlar. Sonuçta yerin altında da deniz yok, bir yere kadar dayanacak?”
“Damlama sulamayla verimimiz arttı”
Damlama sulama yöntemi kullanarak ürün yetiştiren Aykut Uyar isimli çiftçi ise kapalı sistemin faydalarından bahsetti. Yaklaşık 8 yıldır kapalı sulama tekniğinden faydalandıklarını belirten Uyar, “Önceden bizde karık suyu kullanıyorduk. Damlama çıktıktan sonra damlama sistemini yaptırdık. Bunda da çok rahat ettik. Salma sulamada tarlanın tesviyeli olması gerekiyor. İstediğiniz gübreyi atamıyorsunuz, bitkinin istediği gübreyi veremiyorsunuz. Damlama sisteminde ise, bitkinin neye ihtiyacı varsa o şekilde verebiliyoruz. Verimlerimiz de arttı tabii. Bir de aşırı su tüketimi vardı, şimdi o ortadan kalktı. 7-8 seneden beri damlama sulama kullanıyoruz. Şimdi bu damlama sistemi olmasa bizim yeraltı gübresi atmamız gerekiyor. Onu da dekara 50 kg civarında atıyoruz. Ama bu sistemde bitkinin direk köküne gübre verdiğimiz için 5 ile 10 kg’ı geçmiyor. Daha önce vahşi sulama sistemini de kullandık. Vahşi sulamada suyun yüzde ellisinden fazlası israf olmuş oluyor” diye konuştu.
“İklim değişikliği ve kuraklık bölgemiz için tehdit”
Vahşi sulamanın bölgede oldukça yaygın olarak kullanılan bir sulama yöntemi olduğuna dikkat çeken Manisa Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanı Yılmaz Usta, artan kuraklığa dikkat çekti. Başkan Usta, “İklim değişikliği ve kuraklığın etkilerini her geçen gün daha şiddetli bir şekilde yaşıyoruz. Meteorolojik tahminler, öngörüler gelecek yıllarda özellikle bölgemiz için bu tehdidin artarak devam edeceğini gösteriyor. Yağış rejimindeki bozulmalar ve yağış miktarındaki azalmalar, bölgemiz için gelecek için önemli bir tehdit. Haliyle bizim de su kaynaklarımızı en doğru ve en verimli şekilde kullanmaktan başka çaremiz yok” dedi.
Hem salma sulamada hem de kapalı sulama sisteminde, çiftçilerin gereğinden fazla su kullanmaması konusunda uyaran Başkan Yılmaz Usta, toprağın alabileceği belli bir su kapasitesinin olduğunu hatırlattı. Başkan Usta, bu kapasitenin üzerinde su verilmesi halinde, su israfının yanı sıra bitkilerde hastalık, çevre ve doğal dengenin bozulması, toprakta ve üründe verimliliğin azalması gibi birçok zararla karşılaşılabileceğini vurguladı.
“Büyükşehrin tüm tesisleri kapalı sistem”
Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak üreticilere verilen sulama desteklerine de değinen Başkan Usta, açıklamalarını şöyle sürdürdü; “Genel anlamda kapalı sistem sulama sistemlerine tamamıyla geçmemiz kaçınılmaz bir zaruret. Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak, biz de üreticilerimize doğrudan sulama hizmeti veriyoruz. Büyükşehir Belediyesinin sorumluluğunda şu anda yirmi yedi bin dekar sulama sahamız var. Yaptığımız bütün tesisler kapalı sistem. Tarla başına kadar getirdiğimiz ana hatlarla, suyu borularla parsel başına kadar getirip, vanamız ve sayacımızla, metreküp hesabından tarifelendirerek sulama hizmeti vermeye çalışıyoruz. Çok geçmiş yıllarda köylere yapılmış olan açık kanal sistem sulama tesislerimiz var. Bu tesislerden de imkanlar ölçüsünde, belli bir iş planına bağlı kalarak, yenileyerek kapalı sistemlerde çevirip su verimliliğini ve su kalitesini arttırmak için desteklerimizi, çalışmalarımızı yürütüyoruz. Aynı zamanda bölgemizde 110’a yakın yakın sulama kooperatif var. Bu üretici örgütlerimize de zaman içerisinde yıpranan, kırılan borular nedeniyle su kayıplarının olduğu tesislerinde, boru desteği veya sulama amaçlı depo yapımı gibi destekler verip, Büyükşehir Belediyesi olarak hem üretici örgütlerinin hem çiftçilerimizin su verimliliği için yanında olmaya gayret ediyoruz. Bu anlamda girdi bazında desteklerimiz, sulama tesisleri, hayvan içme suyu göletleri, tanker doldurma tesislerinin yapımı, gölet yapımı gibi işlemlerimiz devam ediyor”
“Sulama kanallarının kullanım ömrü tamamlandı”
Manisa’daki tüm ilgili birimlere, su ve sulama sistemleri konusunda acil çağrılarda bulunan Şehzadeler Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Altındağ, “Şehzadeler Ziraat Odası Başkanlığı olarak bizim görüşümüz, kapalı sistemin kurularak tamamen damlama sistemine geçilmesidir. Bu konuda yapılacak çalışmalar için destek vermek için de tüm Manisalı yetkililerimizi davet ediyorum. Çünkü damlama sistemi Manisa’mız için artık olmazsa olmazdır. Gediz ovamız çok önemli tarım faaliyetlerinin yapıldığı bir yerdir. Uzun yıllardan beri ovamızı sulayan sulama kanallarının ise kullanım ömrünü tamamladığını söyleyebiliriz. Bu sistemin Demirköprü Barajı’ndan buraya kadar yenilenmesi önemlidir. Bunun yanı sıra ovamızda imkan bulunan noktalara da yeni sulama göletlerinin acilen yapılması gerekiyor. Çünkü her geçen yıl su kıtlığına doğru gidiyoruz. Şu anda biz Manisa ovamızda ürün yetiştirebiliyorsak, burada kullanılan suyu yer altından alarak yapıyoruz. Yakınlarımızda Bağyolu Göleti var. Bir de yakında Davutlar-Sarma Göleti faaliyete geçecek. Yani bunlar gibi göletlerin Salihli’den buraya kadar ovamızda çoğaltılması lazım. Tüm belediyelerimiz, tarım müdürlükleri ve bizlerin çalışmalarıyla bunları başarmamız gerekiyor” diye konuştu. – MANİSA
]]>Pandemi sonrası, 2021 yılına geçerken yüzde 69 olan Türkiye e-ticaret satış hacminin büyüme oranı bir sonraki yıl yüzde 110 olarak gerçekleşti. 2023 yılında ise yüzde 132 büyüyen e-ticaret sektörünün satış hacmi 1.855 milyar TL’ye ulaştı. 2020-2021 ve 2021-2022 arasında e-ticaret işlem sayısı sırasıyla yüzde 45 ve yüzde 43 büyürken 2023’te işlem sayısının yıllık büyüme oranı yüzde 23 oldu ve 6 milyar adete yakın e-ticaret işlemi gerçekleşti. Türkiye’nin e-ticaret hacmi ABD doları bazında değerlendirildiğinde ise 2022-2023 yıllarında yüzde 64 büyüyen e-ticaret pazarı, 2023 yılı sonunda eriştiği 78 milyar dolarlık büyüklük ile paydaşlar için geleceğe dair umut verici bir tablo ortaya koymaya devam ediyor. Yaklaşık 1.9 milyar TL’lik hacim değeri ile Türkiye’deki e-ticaret faaliyetleri, 2023 yılında Gayrisafi Yurt İçi Hasılanın (GSYİH) yüzde 6.8’ine karşılık geldi. Türkiye’deki perakende e-ticaret hacmi ise, toplam perakende hacminden aldığı yüzde 18,3’lük pay ile dijital dönüşümün perakende sektöründe etkili olduğuna işaret etti. Bir yandan e-ticaretin GSYİH’den aldığı payda devam eden artış trendi, öte yandan Türkiye’nin diğer ülkelerle kıyaslanmasında ortaya çıkan tablo, Türkiye’de e-ticaret sektörünün ciddi büyüme potansiyelini sürdürdüğünü gösterdi.
Raporda öne çıkan başlıklar şu şekilde sıralanıyor:
-Ortalama sepet büyüklüğü 2023 yılında yüzde 108 büyüdü ve 255 TL artarak 492 TL’ye yükseldi. Ortalama sepet tutarının aylara göre değişimi incelendiğinde çeşitli kampanyaların bulunduğu kasım ayı ortalama 795 TL ile ilk sırada yer aldı. 2022’de ilk sırada yer alan aralık ayı ise 2023’te kasım ayının ardından ikinci sıraya geriledi.
2023’te öne çıkan özel alışveriş günlerine bakıldığında ‘Black Friday’ haftası 2022’de olduğu gibi 2023 yılında da online alışverişlerde yılın en aktif haftası oldu. ‘Black Friday’ ve ‘Okula dönüş’ haftası dışındaki zaman dilimlerinde işlem hacmi, sayısı ve ortalama sepet tutarının genel ortalamaya oranlamasında azalma görüldü. Ortalama sepet tutarındaki en yüksek harcama 941 TL ile ‘Black Friday’ haftasında yapıldı. Bu dönemi ortalama 850 TL sepet tutarı ile ‘Single’s Day’ izledi. Kitap ve kırtasiye ürünlerinin düşük maliyetleri nedeniyle, okula dönüş haftası diğer özel günler arasında ortalama 566 TL sepet tutarı ile en düşük harcama yapılan dönem olarak kaldı.
-Türkiye’deki 18-65 yaş aralığında yer alan müşterilerin demografik profili incelendiğinde, toplam e-ticaret hacminin yüzde 42’sini 26-35 yaş grubu oluşturdu. E-alışveriş alışkanlığı ise 35 yaşın üstünde yaş artıkça azaldı ve 56-65 grubunda yüzde 2’ye kadar düştü.
-2023 yılında küresel e-ticaret ödemelerinin yüzde 63’ü kripto paralar, ön ödemeli kartlar ve BNPL gibi ödeme yöntemlerini içeren alternatif ödeme yöntemleri aracılığıyla gerçekleşti. Geleneksel ödeme yöntemlerinin kullanım oranı küresel ortalamanın neredeyse iki katı olan Türkiye, dijital finans ve ödeme sistemleri alanlarında hızlı gelişmeler göstererek potansiyelini değerlendirmeye bu yıl da devam etti.
-iyzico ile Öde yöntemi kullanan satıcılar üzerinden geçen e-ticaret işlemleri incelendiğinde kredi kartı ile yapılan ödemelerin işlem sayılarında yüzde 50, satış hacminde ise yüzde 65 pay aldığı görülüyor. Bir önceki yıla kıyasla satış hacminde 12 puan artış gösteren kredi kartı ödemeleri bu payı havale, EFT ve diğer ödeme yöntemlerinde yaşanan düşüşten aldı. Kredi kartlarından sonra ikinci sırada yer alan banka kartı ile yapılan ödemeler hem işlem sayısı hem de işlem hacmi olarak yüzde 1 civarında pay kaybetti.
-Bu yılın raporunda iyzico ile Öde yönteminin satış hacmindeki payının işlem sayısındaki payından yüzde 50 daha fazla olması iyzico ile Öde yöntemini tercih eden tüketicilerin diğer ödeme yöntemlerini tercih edenlere kıyasla işlem başına daha yüksek meblağ içeren e-ticaret aktivitelerinde bulunduğuna işaret etti.
-Rapora göre ilk 5 sırada yer alan sektörler toplam işlem hacminin yüzde 58,6’sı ve toplam işlem sayısının yüzde 50,2’sini oluşturdu. Moda ve aksesuar sektörü birinciliğini korumasına rağmen hem pazar hem işlem payında 7’şer puan kaybetti. İkinci sıradaki elektronik ve teknoloji sektörü pazar payını 2 puan işlem payını ise 0,6 puan artırdı. Kozmetik ve kişisel bakım sektöründe ise pazar payı görece stabil kalmasına rağmen, işlem payı 12 puana yakın önemli bir düşüş gösterdi.
-Satıcı aktiviteleri coğrafi bölge bazında incelendiğinde, satıcıların yüzde 62,8’ine sahip Marmara Bölgesi’nin satıcı sayısı açısından ilk sırayı aldığı gözlemlendi. Marmara’yı sırasıyla yüzde 12,6 ile İç Anadolu, yüzde 11,4 ile Ege Bölgesi izledi. Son sırayı ise yüzde 1,2 ile Doğu Anadolu Bölgesi aldı. İstanbul, satıcıların yarısından fazlasını bünyesinde bulundurarak, satıcıların şehirlere göre dağılımında açık ara farkla ilk sırada yer aldı. Aynı zamanda İstanbul’daki satıcılar ülkemizdeki toplam e-ticaret hacminin yüzde 90’ını, toplam e-ticaret işlem sayısının ise yüzde 77’sini gerçekleştirerek İstanbul’un bu açılardan da açık ara farkla liderliğini korumasına yol açtı.
-E-ticaret işlem sayısının saat dilimlerine göre dağılımı değerlendirildiğinde 2022’de olduğu gibi 2023’te de işlem sayılarının öğlen ve akşam saatlerinde homojen dağıldığı gözlemlendi. Buna karşın müşterilerin gece ve sabah erken saatlerde daha az işlem yaptığı görüldü. 15.00-18.00 arası zirve noktasına ulaşan işlem yoğunluğu; saat 18.00’dan sonra azalmaya başladı, 03.00-06.00 arasında dip noktasına ulaştı ve 06.00 sonrasında artışa geçti. 12.00’dan 00.00’a kadar olan saat diliminde işlemlerin yüzde 70’inden fazlasının gerçekleşmiş olması dikkat çekti.
“DÜNYADA E-TİCARET BÜYÜME HIZI DEVAM EDİYOR”
iyzico olarak 2021 yılından bu yana hazırlanan ‘2023 Türkiye E-Ticaret Ekosistemi Raporu’nu yayınladıkları için çok heyecanlandıran bir rapor olduğunu söyleyen iyzico Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Şebnem Dağ Güven, “Çünkü dünyaya baktığımızda e-ticaretin hızlıca büyümeye devam ettiğini görüyoruz. Gelişmiş ülkelerde e-ticaretin gayri safi yurt içi hasıladan aldığı pay yüzde 15 seviyelerine gelmiş durumda. Türkiye’de bu büyüme hızla devam ediyor. Geçtiğimiz seneye kıyasla yaklaşık 1.7 puanlık bir artışla e-ticaret, gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 6.8’ine ulaştı. Bu tabii ki bizi çok heyecanlandırıyor. Biz iyzico olarak finansal hizmetlerin demokratikleştirilmesi üzerine yola çıktık. E-ticarette ölçek bağımsız tüm kurumların dijitalleşmesi, e-ticarete açılması ve bunda faaliyet göstermeleri ve büyümeleri üzerine çalışıyoruz. Bu rakamlar Türkiye’nin büyüme anlamında çok büyük bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor ve bu hızlı büyüyeceğini de ima ediyor. iyzico olarak bunun yansımasını kendi rakamlarımızda da görüyoruz. 2023 senesinde 120 milyonun üzerinde bir hacim ve 120 binin üzerinde üye iş yeri ile kapattık. İşlem adetlerinde 215 milyon adetin üzerine ulaştık. Tüketiciler tarafında ise 6 milyon dijital cüzdana ulaşmış durumdayız. Önümüzdeki senede bu performansın devam edeceğine inanıyoruz” dedi.
“BİLİNİRLİK ARTTIKÇA KULLANIM DA ARTACAK DİYE DÜŞÜNÜYORUZ”
Yeni nesil alternatif ödeme yöntemleri dünyada çok yaygın olarak kullanıldığını belirten Güven, “Küresel e-ticarette işlemlerin yaklaşık yüzde 73’ü şimdi al sonra öde veya ön ödemeli kartlar, kripto ödemeler gibi alternatif ödeme çözümleri üzerinden geçiyor. Biz henüz bu seviyelerde değiliz. Türkiye olarak ödeme konusunda kredi kartı baskın bir ülkeyiz. 2023’e baktığımızda iyzico dijital cüzdan çözümümüzün aslında işlem adetlerinde yüzde 10, işlem hacminde ise yüzde 15’in üzerinde bir paya geldiğini görüyoruz. Bu da aslında tüketicilerin farkındalığı ve bu tarz çözümleri tercih etmesi açısından bizim için heyecan verici. Önümüzdeki dönemlerde de artacağını düşünüyoruz. Çünkü genç bir nesil çoğunlukta ve onlar bu tarz çözümlere daha çok adapte oluyor. Rakamlara detaylı baktığımızda dijital cüzdan ile yapılan ödemeler sepet büyüklüğünün kredi kartı il yapılan ödemelerden daha yüksek olduğunu görüyoruz. Cüzdanlar üzerinden sunulan ödeme çeşitliliği ve korumalı alışveriş güvenceleri gibi değerlerin yer ettiğini de görüyoruz. Bilinirlik arttıkça kullanım da artacak diye düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
“E-TİCARETİN TOPLAM PERAKENDEDEN ALDIĞI PAY DA ARTIŞ GÖSTERDİ”
Dogma Alares Kurucu Ortağı Erdal Güner ise “Yeni teknolojiler e-ticaret tarafında iş yapış süreçlerini geliştiriyor ve gelenesel yöntemleri büyük ölçüde yeniliyor. Bu yönüyle ilgili teknolojiler, küresel ticarette dengeleri değiştiren en büyük unsurların başında geliyor.E-ticaret satış hacmi ve işlem sayısındaki artışların yanı sıra, 2022-2023 arasında Türkiye’de e-ticaretin GSYİH’den aldığı pay ile perakende e-ticaretin toplam perakendeden aldığı pay da artış gösterdi. Türkiye’nin diğer ülkelerle karşılaştırılması da ilgili payların Türkiye’de henüz doygunluğa ulaşmadığına ve e-ticaret açısından önde gelen ülkeleri yakalamak için gelişim potansiyeli olduğuna işaret ediyor. Hem genel bağlamda hem de perakende özelinde e-ticaretin Türkiye ekonomisindeki konumunu gösteren bu gelişmeler, Türkiye’nin e-ticaret potansiyelinin önde gelen göstergeleri arasında kabul edilebilir. Pazarın daha da büyümesi için e-ihracatın önünün açılması ve kullanıcı firmaların sayısının artması oldukça önem taşıyor. Hedef pazarlarda ürünleri test etmek, müşteri deneyiminden faydalanarak yeni ürünler geliştirmek ve mevcut ürünlerde inovatif yaklaşımlar geliştirmek sektörün büyümesini kolaylaştıracak etmenler olarak ele alınmalı. Düzenli olarak hazırladığımız Türkiye E-Ticaret Ekosistemi Raporu yerel ve küresel ölçekte istatistikler ve eğilimlerin ışığında, Türkiye’deki e-ticaret faaliyetinin bugünü ve yarınını anlamak adına önemli bir kaynak olmaya devam edecek” dedi.
“TÜRKİYE’DEKİ E-TİCARET HACMİ ABD DOLARI BAZINDA ETKİLEYİCİ BİR BÜYÜME PERFORMANSI GÖSTERİYOR”
Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği (ETİD) Başkan Yardımcısı Emre Ekmekçi de “Türkiye’deki e-ticaret hacmi ABD doları bazında değerlendirildiğinde etkileyici bir büyüme performansı gösteriyor. Özellikle 2022-2023 arasındaki büyüme rakamlarını paydaşlar için geleceğe dair umut verici bir tablo olarak kabul edebiliriz. Türkiye’deki e-ticaret payını genel ihracat içindeki payına kıyasla daha da arttırmamız gerekiyor. E-ticaretin GSYİH’den aldığı pay, artış trendi gösterse de diğer ülkelerle kıyaslandığında, Türkiye’de e-ticaret açısından hala bir potansiyel bulunduğunu söyleyebiliriz. Başta ülkemize gelen yabancı turistler olmak üzere yabancı müşterilere nasıl daha fazla ürün satabileceğimize ve pazarları nasıl çeşitlendireceğimize odaklanabiliriz. Bununla birlikte ülkemizde genç nüfusun fazla olması ve bu demografik grubun teknolojiyi benimseme hızlarının yüksek olması sektörün büyümesi açından bir avantaj. Yapay zeka (AI) destekli teknolojilerin e-ticaret üzerindeki etkileri daha belirgin hale geldi. Üretken yapay zekanın sunduğu yenilikler sayesinde e-ticaretin katlanarak büyüyeceğini söyleyebiliriz. Örneğin, üretken yapay zeka teknolojisiyle çalışan sanal deneme teknolojisi çevrimiçi alışveriş deneyimini büyük ölçüde iyileştiriyor ve e-ticaret alanında ciddi avantajlar sağlayacak. Dolayısıyla e-ticaret alanında faaliyet göstermek isteyen tüm işyerlerinin bu alanlara da odaklanması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
]]>SEYFİ ÇELİKKAYA
(YOZGAT) – Yozgat’ın Sarıhacılı Mahallesi’nde 2021 yılında yurt dışından getirdiği fidelerle kurduğu lavanta bahçesinde üçüncü hasadını alan Harun Haliloğlu, pazar bulmakta zorlandıklarını söyledi. Haliloğlu, “En büyük sorunumuz çıkardığımız yağların pazar bulamaması, pazar bulamadığımız için de iç piyasada şu anda değerlendirmeye çalışıyoruz. Yurt dışı kanallarımızın gerek devlet, gerek hükümet yetkililerince ivedi bir şekilde, acil bir şekilde açılmasını talep ediyoruz” dedi.
Kozmetikten temizlik sektörüne, sağlıktan sanayiye kadar geniş bir alanda kullanılan lavantanın yetiştiriciliği konusundan önemli bir mesafe kaydedilen Yozgat’ta, üretimi yapılan lavanta bitkisi ihraç edilemeyince sıkımı yapılıp, yağ olarak iç piyasaya sürülüyor. “Yozgat lavantası memleket hatırası diye yola çıkmıştık ve yine Yozgat lavantası memleket hatırası diye markalaştırdık” diyen çiftçi Harun Haliloğlu, Bulgaristan’ın fason üretim yaparak AB ülkelerine ihraç ettiğini öne sürerek, Türkiye’nin de aynı şekilde ürettiğini ihraç edebilmesine yönelik hükümetin gerekli girişimlerde bulunmasını istedi.
“Bu seneki hasadımızda önceki yıllara nazaran yüzde 40’a yakın fire var”
Lavanta hasadına başlayan Haliloğlu, yağışların az olması nedeniyle bu yıl üründe yüzde 40 civarında bir kaybın söz konusu olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:
“2021 yılı baharında ektik, daha doğrusu fideledik. İlk fidelerimizi yurt dışından getirmiştik, şimdilerde Türkiye’de yaygınlaştı. Bu sene dördüncü yıl üçüncü hasat. Bu seneki hasadımızda önceki yıllara nazaran yüzde 40’a yakın fire var. Kış yağışları özellikle kar yağışı görmediğimizden dolayı şu anda lavanta ürünümüzde böyle bir kayıp var. Ama yine de katma değerli ürün üretilmesi açısından Yozgat için tavsiye edebileceğim bir ürün. Bu ürünü doğrudan yurt dışına satmamız gerekiyor, özellikle Avrupa Birliği üzerinden dünyaya yayılması gerekiyor. Türkiye’de henüz önemi kavranmamış bir durum. Yozgat lavantası olarak yola çıktığımızda yaptığımız araştırmalar da ‘nasıl bir iklimde nasıl bir mevsimde yetiştir’ diye araştırdığımızda, yazları çok sıcak, gündüzleri çok sıcak, geceleri de çok soğuk bir mevsimin, iklim arayışındaydı lavanta. Biz de dedik ki; bunun adı Yozgat neden olmasın? Denedik oldu. 8 bin metrekare bir alan içerisinde yaklaşık 15 bin fideyle tarım yapmaya çalışıyoruz.”
“Bulgaristan seviyesinde bir satış yapmak istiyoruz”
Lavanta bitkisinin sağlık sektöründe kullanılan çok değerli, katma değeri yüksek bir bitki olduğuna vurgu yapan çiftçi Haliloğlu, şöyle dedi:
“En büyük sorunumuz çıkardığımız yağların pazar bulamaması, pazar bulamadığımız için de iç piyasada şu anda değerlendirmeye çalışıyoruz. Yurt dışı kanallarımızın gerek devlet, gerek hükümet yetkililerince ivedi bir şekilde, acil bir şekilde açılmasını talep ediyoruz. Avrupa Birliği’nde şu anda Bulgaristan söz sahibi, fason üretim yaparak. En azından biz Bulgaristan seviyesinde bir satış yapmak istiyoruz. Bu da bizi çok yoruyor. Girdi maliyetlerimiz çok yüksek, akaryakıt, işçi vesaire. Fakat üründe pazar bulamadığımızdan sebep, ekonomik sıkıntı içerisindeyiz. Ama her şeye rağmen memleket bizim, çalışmaya, üretmeye devam edeceğiz.
“Tamamıyla tıbbi lavanta üretiyoruz”
Yağı çıkaracak şu an tesisimiz yok. Belli bir metrekarenin üzerine ürün çıkmayınca, tarla çıkmayınca yağ üretim tesisleri kurmak çok faydalı olmuyor, çok akıllıca olmuyor. Bizim hemen yakınımıza 24 kilometre mesafede organize sanayi bölgesindeki bir firmamız yağ çıkarma, sıcak buhar distilasyonu şeklinde yağ çıkarma sistemiyle bize yardımcı oluyorlar. O şekilde bir çalışmamız var. Yağlarımızı üretip şimdilik depoluyoruz. Eğer yurt dışı pazarı bulabilirsek ciddi katma değerli bir ürün. Çok basit bir hesap yapayım; bizim bölge tarlalar genellikle nadasla kullanılır. Bir yıl ekilir, bir yıl bekler. Ben bu aşamada küçük bir hesap yaptığımda; buraya buğday arpa cinsinden bir şey ekmiş olsaydım yıllık bana getirisi ortalama bin lira civarı olacak idi. Ama ben şimdi burada yağı çıkarttığımda eğer yağları gerçek fiyatıyla satabilirsem yaklaşık 70- 80 bin lira gibi bir rakama ulaşabilirim. Bu masrafları düştüğümüzde de nereden baksanız yüzde 50 masrafa gitmiş olsa bile yıllık 40- 50 bin lira bir getirisi olabilir, bir de her yıl bu durum. Buğdayın yaklaşık 50 katına ulaşabilme ihtimalimiz var. Fakat en büyük sıkıntımız az önce söylediğimiz gibi yurt dışı kanallarının açılması, yani uluslararası bir ürün haline gelmesi. Çünkü biz burada turistik bir amaç peşinde değiliz, tamamıyla tıbbi lavanta üretiyoruz. Üretmiş olduğumuz lavanta angusta folyo, sevtopolis ve tıbbi lavanta olarak geçer. İlaç sanayi ve kimya sanayinde şu anda yer alan bir ham maddedir.”
“Devlet desteği bu iş için ekim ve üretim noktasında çok zayıf”
Çiftçi Harun Haliloğlu, sulama imkanı olmadığından dolayı yılda bir kez ürün aldığını, sulama imkanı olan yerlerde iki defa ürün alınabildiğini kaydetti. Haliloğlu, “2021 yılı öncesinde bir üç-dört yıl şahsi olarak AR-GE çalışması yaptım, ‘Dünyada ne yapılır? Avrupa’da ne yapılır? Türkiye’de ne yapılıyor’ noktasında. Devlet desteği bu iş için ekim ve üretim noktasında çok zayıf olduğunu gördüm, destek almaya gerek görmedim. Devlet distilasyon tesisi kurulumunda şu anda TKDK ve diğer kalkınma acenteleri üzerinden destek veriyor. Böyle bir şey de şu anda yapma ihtimalim yok, en azından benim kullanım alanım dar olduğu için. Dolayısıyla devlet desteği almadım. Devletten hiçbir destek almadım. Sadece Yozgat İl Tarım Müdürlüğümüzdeki bazı değerli arkadaşlarımız ciddi danışmanlık hizmeti veriyorlar” diye konuştu.
]]>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan tarafından geçtiğimiz aylarda açıklanan “Emeklilere Ücretsiz Tatil” projesine başvurarak yurtlarda kalmaya hak kazanan vatandaşlar, Antalya’da tatilin tadını çıkarmaya başladı. Emekliler, 2023-2024 akademik yılın tamamlanmasından sonra temmuz ayında 1 aylığına açılan KYK yurtlarında, 15 Temmuz-15 Ağustos 2024 tarihleri arasında bir hafta süreyle ücretsiz misafir edilecek. Antalya’da Akdeniz Üniversitesi içinde Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Elmalı Hamdi Yazır yurdunda kalan emekliler memnuniyetini dile getirirken, bu uygulamadan herkesin faydalanmasını istediklerini dile getirdi.
“Türkiye genelinde müracaatın yüzde 25’i Antalya için yapılmış bulunmakta”
Emeklilerle kahvaltıda bir araya gelen Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürü (SGK) Ali Duru, “Emeklilerimizin bir hafta da olsa mutlu ve huzurlu vakit geçirmeleri amacıyla Çalışma Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında yapılan protokol çerçevesinde ilk emekli grubumuzu ağırladık. Bu kapsamda bugün onlara Antalya’mızın ikramlarını sunduk. Ülkemize hizmet etmiş emektarlarımıza teşekkür etme babında katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Emeklilerimizin taleplerini dinledik, dikkate alınması açısından gerekli kurumlara ileteceğiz. Türkiye genelinde müracaatın yüzde 25’i Antalya için yapılmış bulunmakta. Antalya’nın turizm kenti olması sebebiyle talep fazla. Gelenlerin Antalya ekonomisine de katkısı oluyor, burada sadece kalma işlemini gerçekleştirdikleri için yeme içme vb. ihtiyaçlarının tamamını dışarda karşılıyorlar.”
Antalya destinasyonunun güzelliği talebi artırdı
Gençlik ve Spor İl Müdürü Yavuz Gürhan ise, “Cumhurbaşkanımızın 2024 yılını Emekliler Yılı ilan etmesiyle birlikte bakanlıklarımız arası iş birliğiyle Türkiye’mizim emektarlarını şehrimizde ağırlıyoruz. Seyahatsever projemiz kapsamında da seyahat etmeyi seven gençlerimizi yurtlarımızda ağırlıyoruz, bu yıl da emektarlarımızı da misafir etmeye başladık. Şehrimizin doğal ve tarihi özelliklerini görmek isteyen vatandaşlarımız, Antalya’yı tanıyor. Antalya’nın inanılmaz bir destinasyon içinde oluşu tabii ki talebi artırıyor” diye konuştu.
“Bir daha böyle bir uygulama olursa hiç düşünmeden geliriz”
İstanbul’dan Antalya’ya 1 haftalık tatil için gelen Tülay Karyüz Çetinöz, 15 Temmuz Pazartesi günü Antalya’ya geldiklerini belirterek, geldikleri zaman kaldıkları ortamın videosunu çekerek arkadaşlarına ilettiğini ve herkesin bu uygulamadan faydalanması gerektiğini ifade etti. Çetinöz, “Projeyi güzel buldum, sabah çıktık akşama kadar gezdik. Lara’ya ve Konyaaltı bölgesine gittik, hafta sonu tekne turuna gidebiliriz. Daha önce günübirlik Alanya’ya gelmiştim, Antalya merkeze gelememiştim. Antalya merkeze ilk gelişim. Geldiğim zaman kaldığım yeri çekip arkadaşlarımla paylaştım. ‘Haberimiz yoktu, neden bize daha önce söylemedin?’ dediler. Bir mesaj üstüne geldik ama neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Herkese duyururuz. Benim hoşuma gitti” dedi.
“Klima sayesinde Antalya ve Erzurum’u bir arada yaşıyoruz”
Ankara’dan torunlarıyla birlikte gelen Nazife – Mehmet Atik çifti ise, “İnternet üzerinden başvuru yaptık ve kabul edildik, Her şey çok güzel ve çok temiz. Yurdu çok beğendik. Ücretsiz tatil uygulamasını çok iyi düşünmüşler, emekliler için güzel bir fırsat. Antalya’da deniz gidiyoruz, şelaleleri geziyoruz. Herkese tavsiye ederim. Memurlar çok yakın, çok anlayışlı. Odalarda klima var bu gibi. Antalya sıcak ama klima varken diğer tarafı Erzurum gibi, öyle bir yaşantımız var. Arabası olmayan için taksiyle denize mesafe 5 dakika.” İfadelerini kullandı. 130 oda kapasitesi bulunan Elmalı Hamdi Yazır yurdunda haftalık yaklaşık 200-250 arası misafir kabul edilebilecek. Emeklileri ücretsiz misafir etme imkanı, 15 Ağustos 2024 tarihinde sona erecek. – ANTALYA
]]>Türkiye İstatistik Kurumu, 2023 yılına ilişkin yükseköğretim istihdam göstergelerini açıkladı. Buna göre; lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı 2022 yılında yüzde 75,1 iken, 2023 yılında yüzde 75,6 olarak gerçekleşti. Ön lisans mezunları için kayıtlı istihdam oranı 2022 yılında yüzde 67,3 iken, 2023 yılında yüzde 67,7 olarak hesaplandı. Lisans seviyesinde en yüksek kayıtlı istihdama sahip olan bölümler yüzde 96,2 ile özel eğitim öğretmenliği, yüzde 95,3 ile tıp, yüzde 93,9 ile dil ve konuşma terapisi, yüzde 93,2 elektrik öğretmenliği ve yüzde 92,4 ile ebelik oldu. Lisans seviyesinde kayıtlı istihdam oranının en yüksek olduğu ilk 5 alan; yüzde 87,4 ile sağlık ve refah, yüzde 83,7 ile mühendislik, yüzde 79,8 ile imalat ve inşaat, yüzde 79,6 ile eğitim, bilişim ve iletişim teknolojileri, yüzde 74,8 ile iş, yönetim ve hukuk oldu.
ÖN LİSANSTA POLİS MESLEK EĞİTİMİ
Ön lisans seviyesinde en yüksek kayıtlı istihdama sahip olan bölümler yüzde 92,1 ile polis meslek eğitimi, yüzde 88,7 ile elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımı, yüzde 86,1 ile endüstriyel kalıpçılık, yüzde 85,5 ile metalurji, yüzde 84,7 avcılık ve yaban hayatı ve yüzde 84,7 ile kaynak teknolojisi oldu. Ön lisans mezunlarının eğitim ve öğretim alanlarına göre kayıtlı istihdam oranının en yüksek olduğu ilk 5 alan; yüzde 77,3 ile mühendislik, imalat ve inşaat, yüzde 71,7 ile doğa bilimleri, matematik ve istatistik, yüzde 71 ile hizmetler, yüzde 70,4 ile bilişim ve iletişim teknolojileri, yüzde 69,6 ile tarım, ormancılık, balıkçılık ve veterinerlik olarak gerçekleşti.
LİSANS MEZUNLARINDA İLK İŞ BULMA SÜRESİ 14,4 AY
Lisans mezunlarında ortalama ilk iş bulma süresi 2022 yılında 15 ay iken, bu süre 2023 yılında 14,4 ay oldu. Ön lisans mezunlarının ortalama ilk iş bulma süresi ise 2022 yılında 16,8 ay iken, 2023 yılında 15,9 ay olarak hesaplandı. Lisans mezuniyeti sonrası ilk iş bulma süre ortalamasının en kısa olduğu bölüm 2,3 ay ile dil ve konuşma terapisi oldu. İlk iş bulma süreleri tıpta 4,2 ay, özel eğitim öğretmenliğinde 4,2 ay, eczacılıkta 5,5 ay, ebelikte 7,3 ay oldu. Lisans mezunlarında ilk iş bulma süresi en kısa eğitim öğretim alanı ise yüzde 8,7 ay ile sağlık ve refah olurken; ilk iş bulma süresi mühendislik, imalat ve inşaatta 11,6 ay, bilişim ve iletişim teknolojilerinde 11,9 ay, eğitimde 12,1 ay ve hizmetlerde 13,5 ay olarak gerçekleşti. Ön lisans mezuniyeti sonrası ilk iş bulma süre ortalamasının en kısa olduğu bölüm 2,9 ayla polis meslek eğitimi oldu. Bu süreler optisyenlikte 9 ay, aşçılıkta 10,7 ay, sivil havacılık kabin hizmetlerinde 11,6 ay, eczane hizmetlerimde 11,9 ay kaydedildi. Ön lisans mezuniyeti sonrası ilk iş bulma süresinin en kısa olduğu eğitim öğretim alanı da 13,4 ay ile hizmetler olurken; ilk iş bulma süreleri doğa bilimleri, matematik ve istatistikte 13,7 ay, mühendislik, imalat ve inşaatta 14,4 ay, sağlık ve refahta 15,3 ay, bilişim ve iletişim teknolojilerinde 16,3 ay olarak gerçekleşti.
ORTALAMA KAZANCI EN YÜKSEK LİSANS BÖLÜMÜ PİLOTAJ
Lisans mezunlarının kazanç durumları incelendiğinde, aylık ortalama kazancı en yüksek olan beş bölüm sırasıyla; pilotaj, matematik mühendisliği, uçak mühendisliği, kontrol ve otomasyon mühendisliği, gemi makineleri işletme mühendisliği oldu. Ön lisans mezunlarında ise perakende satış ve mağaza yönetimi, polis meslek eğitimi, uçak teknolojisi, marka iletişimi ile elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımı oldu. SGK 4/A kapsamında ücretli çalışan lisans mezunlarının öğrenim gördükleri eğitim ve öğretim alanı ile uyumlu bir meslek grubunda çalışma oranının en yüksek olduğu ilk beş alan; yüzde 79,3 ile sağlık ve refah, yüzde 79,3 ile iş, yönetim ve hukuk, yüzde 63,9 ile mühendislik, imalat ve inşaat, yüzde 62,7 ile eğitim, yüzde 59,4 ile bilişim ve iletişim teknolojileri oldu. En düşük uyum ise yüzde 19,9 ile sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında gerçekleşti.
Ön lisans mezunlarının öğrenim gördükleri eğitim ve öğretim alanı ile uyumlu bir meslek grubunda çalışma oranının en yüksek olduğu ilk beş alan; yüzde 65,6 ile iş, yönetim ve hukuk, yüzde 59,5 ile mühendislik, imalat ve inşaat, yüzde 57,8 ile hizmetler, yüzde 45,4 ile sağlık ve refah, yüzde 44,3 ile doğa bilimleri, matematik ve istatistik oldu. En düşük uyum ise yüzde 8,1 ile sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında gerçekleşti.
]]>Denizli Sanayi Odası E-İhracat ve İhracat İstihbarat Akademisi’nden sorumlu 3 İhracat İstihbarat Uzmanı ve 2 Proje Temsilcisi, İspanya/Malaga’da bulunan Malaga Sanayi ve Ticaret Odası bünyesindeki “Hub Malaga Export” İhracat İstihbarat Merkezi’ni ve Malaga’da faaliyet gösteren önemli üretim merkezlerini ziyaret etti. Çalışma ziyareti kapsamında, e-uygulamalar alanındaki yeni ve en iyi uygulamalar (know-how), e-ihracat istihbarat, teknolojik gelişmeler ve veri tabanları gibi araştırma yöntemleri hakkında bilgi ve deneyimler paylaşıldı. Ayrıca, kurumlararası gelecekteki iş birliklerinin ilk adımları atıldı. Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (IPA)’nın “İstihdam, Eğitim ve Sosyal Politikalar Sektörel Operasyonel Programı” çerçevesinde, Türkiye Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği’nin desteğiyle finanse edilen, ‘DSO E-İhracat & İhracat İstihbarat Akademisi’ adlı proje ile ülkemizde ve dünyada mevcut olan e-uygulamaların takip edilerek, geliştirilmesi hedefi kapsamında; Akademi’den sorumlu 3 İhracat İstihbarat Uzmanımız ve 2 Proje Temsilcimiz, İspanya/Malaga’ya çalışma ziyareti gerçekleştirdi. Ziyarete, DSO Genel Sekreter Yardımcısı İsmail Tillem, DSO Sanayi ve Raporlama Müdürü Erhan Aslan, DSO İhracat İşlemleri ve Teşvikleri Uzmanları Aslı Öztürk ve Burcu Özcan Tarhan ile DSO Proje ve İş Geliştirme Uzmanı Duygu Ayhan Ekmekçi katılım sağladı. 3 gün süren çalışma ziyareti, ülkenin e-ihracat ve ihracat istihbaratı eğitimleri konusundaki köklü geçmişine dayanarak planlandı. Uzun yıllardır ihracatta e-uygulamalar üzerine çalışmalar yürüten Malaga Sanayi ve Ticaret Odası bünyesindeki “Hub Malaga Export” İhracat İstihbarat Merkezi, bölgedeki firmalarına ihracat istihbaratı hizmetleri sağlıyor.
Çalışma ziyaretinin ilk gününde; Denizli Sanayi Odası İhracat İşlemleri ve Teşvikleri Uzmanı Aslı Öztürk, Odamızın yürüttüğü çalışmaları içeren detaylı bir sunum gerçekleştirdi. Ardından Malaga Sanayi ve Ticaret Odası Temsilcileri, e-İhracat ve Uygulamaları hakkında bir sunum yaptı. Bu ziyarette, Odalar birbirini tanıma fırsatı elde ederken, bilgi ve deneyimler paylaşıldı ve kurumlararası gelecekteki iş birliklerinin ilk adımları da atılmış oldu. Günün devamında, Heyetimiz tarafından Malaga’da faaliyet gösteren Dijital Content Pole ve Malaga Techpark kurumları ziyaret edildi ve iyi uygulamalar yerinde gözlemlendi. Avrupa’daki en önemli teknoloji geliştirme bölgeleri arasında yer alan bu iki kurumda faaliyet gösteren firmaların çalışma konuları ile Malaga Ticaret ve Sanayi Odası’ndan aldıkları hizmetler, Oda ile iş birliği mekanizmaları ve ortaklaşa yürütülen projeler yerinde değerlendirildi.
Ziyaretin 2. Gününde; ‘Hub Malaga Export’ İhracat İstihbarat Merkezi’ndeki “Rekabetçi İhracat İstihbaratı” eğitimine katılım sağlandı. İspanya ve Malaga özelinde ithalat/ihracat rakamları, e-uygulamalar alanındaki yeni ve iyi uygulamalar (know-how), e-ihracat istihbaratı, teknolojik gelişmeler ve kullanılan veri tabanları gibi araştırma yöntemleri hakkında bilgiler alındı.
Ziyaretin 3. Gününde ise; Malaga’da faaliyet gösteren ve özellikle Malaga Sanayi ve Ticaret Odası’nın sunduğu ihracat istihbarat ve danışmanlık faaliyetlerinden yararlanarak ihracat kapasitesini geliştiren işletmelere ziyaretlerde bulunuldu. Bu kapsamda ziyaret edilen Fumihogar ve Snchez La Fuente firmalarında, firmaların faaliyet gösterdikleri işkolları hakkında yapılan sunumların ardından işletmelerin üretim hatlarında incelemelerde bulunuldu. Güncel projeler hakkında bilgilerin paylaşıldığı bu ziyarette, ilerleyen dönemlerde karşılıklı iş birlikleri ile ilgili görüşmeler ve fikir alışverişleri gerçekleştirildi.
Malaga Sanayi ve Ticaret Odası ile yapılan iş birliği sayesinde İspanya’ya yapılan bu ziyaretle; sadece iyi uygulamaların deneyimlenmesi değil, geleceğe yönelik kurumsal iş birliklerinin geliştirilmesi hedeflendi. Bu ziyaretle kurulan ağ sonucunda ise, birlikte yeni projeler geliştirilmesi, ekip çalışması imkanları sunulması ve gelecekte yeni bilgilerin paylaşılması planlandı. – DENİZLİ
]]>Osmanlı mutfağının lezzetlerinden biri olan ‘tahin’ İbni Sina’nın sağlık reçetelerine kadar uzanan bir kullanım alanına sahip. Bozkır ilçesindeki taş değirmenlerde öğütülen susamlar tahine dönüşerek sofralardaki yerini günümüzde de alıyor. İlçede babasından aldığı ve meslekte dördüncü kuşak olan 27 yaşındaki Hasan Hüseyin Turgut, şehir dışından aldıkları susamları ardıç odununun ateşinde yaklaşık 4 saat kavurduktan sonra değirmende susamı tahine dönüştürüyor. Tahin ustası Turgut, taş değirmende yaptığı tahini yurt dışı pazarına da gönderiyor.
“En önemli özelliğimiz susamların kara fırında çifte kavuruyor olmamızdır”
Susamların eski usul fırınlarda pişirdiklerini anlatan Hasan Hüseyin Turgut, “Burada susamları eski usul odun ateşinde kara fırında çifte kavuruyoruz. Bizim Bozkır tahinlerinin meşhur olmasının sebebi de budur. Geleneksel usullerle eski usul odun ateşinde kara fırında çifte kavrulmuş olmasıdır. İlk başta çiftçiden aldığımız susamlarımızı havuzlarımızda 24 ila 48 saat aralığında yıkıyoruz temizliyoruz. Yıkandıktan sonra eski usul odun ateşinde, kara fırınlarda çifte olarak kavuruyoruz. Kavrulmuş susamlarımız elendikten sonra da geleneksel eski usul taş değirmenlerde tahin olarak öğütüyoruz. En önemli özelliğimiz susamlarımızı eski usul odun ateşinde kara fırında çifte kavuruyor olmamızdır” dedi.
“Bir kere tadına bakan müdavimi oluyor”
4’üncü kuşat olarak ilçede tahin üreticiliği yaptığını aktaran Hasan Hüseyin Turgut, “Dedelerimizden almış olduğumuz üretim mirasını hiçbir değişikliğe uğratmadan geleceğe taşıyoruz. Odun ateşinde kavuruyoruz susamları. Geleneksel eski usul taş değirmenlerde öğütüyoruz. Dördüncü kuşağız ilkokul dördüncü sınıfta okuldan çıkar çıkmaz biz değirmenlere koşardık. Buradan ekmeğin arasına sıcak tahin sürüp burada karnımızı doyururduk. Burada tabii tahin doldurma işlemi yapardık. Araba yükleme işlemi yapardık. Bu şekilde yardımcı olurduk. Babamlara onlardan bu işi devraldık. Dördüncü kuşak olarak hiçbir değişikliğe uğratmadan bu işlemi aynı şekilde devam ediyoruz. Tahin üretimimizde iki çeşidimiz var. Çifte kavrulmuş ve tek kavrulmuş olmak üzere tek kavrulmuş halk arasında çiğ tahin olarak bilinir. Yani normalde susam tarladan çıktığı gibi tahin olmaz. Tek kavurma işlemi olur, ya da bu şekilde çifte kavurma işlemi olur. İki çeşit tahinimiz var. Bizim çifte kavrulmuş tahinimiz biraz daha lezzeti yoğun olur. Daha lezzetli olur bize göre. Ama tabii yeni nesil biraz daha bu tahini biraz daha acı tarzında olur diye de söylemler olur. Ama aslında bir acılık söz konusu değildir. Tamamen daha önce bizim çifte kavrulmuş tahini tüketmediklerinden dolayı. Damaklarına hitap etmez ama bir kere tadına bakan müdavimi oluyor, bir kere tadına bakan artık normal eski tek kavrulmuş tahinleri bile tüketmiyor” şeklinde konuştu.
“Bozkurt tahinlerimiz için 2020 yılında coğrafi tescilde aldık”
Tahinin çeşitli ürünlerle karıştırılarak bölgeye öz lezzet hazırlandığını belirten Turgut, “Bizim tahinlerimiz pekmezle karıştırılır, yöremizde köpüklü helvayla da ikram ederiz. Yöremize özel köpüklü helvamız var onunla da ikram ederiz. Gayet lezzetli olur ama tabii dışarıda en çok tahin pekmezle ikili olarak bilinir. Dünyaca ünlü meşhur Bozkurt tahinlerimiz için 2020 yılında coğrafi tescilde aldık. Yani bizim tahinimiz coğrafi işaretli, bozkır tayinidir. Tayinimizi Türkiye sınırlarını aşıp artık yurt dışında dahi ürünlerimiz var. Yani bunları sayacak olursak 4 ila 5 farklı ülkedeki marketlerde ürünlerimizin satışı vardır” diye konuştu. – KONYA
]]>ÇANAKKALE Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Ayaz, iklim değişikliği nedeniyle balık üreme sezonlarında kaymalar yaşandığına dikkat çekip, “Buna göre sezondan çok türe özel bazı av kısıtlamaları, yasakların getirilmesinin doğru olacağını düşünüyorum” dedi.
Çanakkale Boğazı’nda ve uluslararası sularda gırgır, trol ve çevirme ağlarına 1 Eylül itibarıyla av sezonu başlıyor. Ancak iklim değişimi nedeniyle deniz suyu sıcaklığındaki değişiklikler balıkların üreme sezonunda da değişikliklere neden oldu.
ÇOMÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Ayaz, iklim değişikliği nedeniyle balık üreme sezonlarında kaymalar olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ayaz, sürdürülebilir balıkçılık için balık stoklarına göre türlere özel yasakların getirilmesinin doğru olacağını kaydetti.
‘SU SICAKLIĞINA BAĞLI OLARAK OLUYOR’
Prof. Dr. Adnan Ayaz, bazı balıkların eylül ayında üremesi bittiğini vurgulayıp, “Özellikle hamsinin geçtiğimiz sezon içerisinde aralık ayında Çanakkale Boğazı’nda yumurtalarına rastladık. Dolayısıyla bir kayma mevcut. Bu su sıcaklığına bağlı olarak oluyor. Ancak bazı balıklar da ağustos ayının 15’inden sonra göç yoluna girmeye başlıyor. Kimi arkadaşlar av yasağı için ‘1 Ekim’ diyor. Kimi arkadaşlar ‘1 Kasım’a bile kayabilir’ diyor. Kimi arkadaşlar, ‘Erkene çekilsin avlamamız gereken kadar avlayamıyoruz’ diyor. Şöyle olabilir; 1 Eylül’de av sezonu yerinde durabilir ama bazı balıklarda balığa özel yasaklar getirilebilir” diye konuştu.
‘TÜRKİYE’DE SARDALYA DA KALMADI’
Sardalya stoklarında ciddi azalmalar gözlendiğini söyleyen Prof. Dr. Ayaz, “Sardalya bizim kanayan yaramız. Sardalya konusu önemli. Herkes hamsiye kitleniyor ama Türkiye’de sardalya da kalmadı. Ege Denizi’nde oldukça stoku azaldı. Geçtiğimiz yıllarda büyük sıkıntılar yaşandı. Sardalya aralık ayının 15’inde havyar dökmeye başlıyor. Şubat’ın 15’ine kadar en yoğun dönemi, 2 aylık bir dönemde havyar döküyor. Sardalyaya 2 aylık bir av yasağı gelebilir. Bu sefer de gırgır teknelerinin av sezonu kısalacağından belki gözden geçirip 1 Ağustos’a ya da 15 Ağustos’a kadar sardalya için sadece bir serbestlik uygulanabilir. Bu konuda çok hassas dengeler var. Küçük balıkçılarımız da sonuçta uzatma ağlarıyla sardalya avlıyor. Onlara da zarar vermemek için başka şeyler olabilir” ifadelerini kullandı.
‘KADEMELİ BİR YASAK GETİRİLEBİLİR’
Türkiye genelinde 4 yıldır alamana ağlarıyla ilgili yasaklar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ayaz, “Türkiye genelinde 15 Nisan ile 15 Mayıs tarihleri arasında alamana ağlarına yasak uygulanıyor. Ama tam buradan lüfer geçerken bizim Kuzey Ege, Çanakkale bölgesi, hatta Şarköy kadar olan balıkçılar av yapamıyorlar. Ama lüferin üreme sezonu mayıs-haziran aylarında olduğu için bu sefer de esas üreme sezonundayken İstanbul bölgesi ve Batı Karadeniz bölgesi lüferi av yapıyor. O zaman kademeli bir yasak getirilebilir buna. Balıkçılık yönetimi adil bir yöntem. O zaman 15 Mayıs ile 15 Haziran tarihleri arasında da o bölgede bir yasak yapılabilir. Amaç lüferi korumaksa pek çok çözüm getirilecek şeyler var. Av sezonu tamam 1 Eylül’de genel açılabilir. Ama bazı şeyleri kaydırmak suretiyle türlere özel yasaklar getirebilir. Arkadaşlarımız pek çok çalışma yapıyor. Larvaların durumuna bakıyor. Stokların üreme zamanı, üreme periyodu bunlar sürekli izlenmesi, takip edilmesi gerekiyor. Buna göre sezondan çok türe özel bazı av kısıtlama yasaklarının getirilmesinin doğru olacağını düşünüyorum” dedi.
]]>Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı’nın (BEBKA) Kırsal Kalkınma Mali Destek Programı çerçevesinde 2015 yılında kurulan Oylat Boğazı Kadınları Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, aldığı destek sayesinde istihdamı ve ciroyu katladı. Salça, erişte, tarhana ve reçel gibi geleneksel lezzetler, Oylat Çiftlik markası altında e-ticaret siteleri ve zincir marketlerin raflarında organik olarak sofralarla buluşuyor.
2016 yılından bu yana aktif üretim yapan Oylat Çiftlik’e, kooperatifin kurulum aşaması ve kapasite artırımı olmak üzere BEBKA tarafından 2 kez destek verildi. 2024 yılı fiyatlarıyla toplamda 9 milyon lirayı bulan projeler meyvelerini verdi. Mali destek sonrası doğru yatırımlar yapan kooperatif, sürdürülebilirlik esası altında kapasitesini büyük oranda artırdı. 2023 yılında 3 ton salça, 2 ton kızılcık suyu, 500 kilogram reçel üreten Oylat Çiftlik, 2023 yılında elde ettiği ciroyu, 2024 yılının ilk 6 ayında yakaladı. Kooperatifin büyümesinden dolayı memnuniyetini belirten Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı Genel Sekreter Vekili Sabri Bayram, “Verdiğimiz desteklerin sürdürülebilir olduğunu görmek BEBKA olarak bizi gerçekten çok mutlu ediyor” ifadelerini kullandı.
“Hayallerimiz var, hedeflerimiz büyük”
Hedefledikleri seviyelere emin adımlarla yürüdüklerini ifade eden Oylat Boğazı Kadınları Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Nurcan Yılmaz, “Yöresel gıda üretiyoruz. İçerisinde koruyucu ve renklendirici olmayan, geleneksel yöntemlerle üretilmiş tarhana, salça, erişte, reçel gibi ürünleri üretiyoruz. Biz 2015 yılında sosyal kalkınma projesi olarak kurulduk. Kooperatifimiz 6 farklı köyün kadınlarından oluşmaktadır. Bu kooperatif Kaymakamlığın projesiydi. Kooperatifin kuruluşunda finansal desteği BEBKA sağladı. İmalat binaları, restorasyon binaları ve içeride kullandığımız teknik imkanların hepsinin maddi desteğini BEBKA sağladı. 2015 yılında başlattığımız projemiz 2016 yılında tamamlandı ve üretime başlamış olduk. Üretimimiz arttıkça kapasitemizi genişletmek için BEBKA’ya tekrardan başvurduk. 2022-2023 yılları arasında yarı otomatik kapak kapatma makinesi, meyve-sebze kesme makinesi gibi makineler için maddi destek aldık. Kooperatifimizin tamamı kadın üyelerden oluşmaktadır. Kooperatifimizde 86 kadın çalışmaktadır. Kadınlarımız burada gönüllülük esaslı çalışırlar. Yevmiyelerini günlük alırlar. Yaz aylarında işler daha yoğun olduğu için kadınlarımız daha çok çalışırlar. Kooperatif üyesi kadınlarımızın emeğinin sonucunda ortaya koyduğu bir ürün çeşitliliğimiz var. Biz daha da ötesini hayal ediyorduk. Tabii bunun hayal değil gerçek olabileceğini görmüş olduk. Hayallerimiz var. Hedeflerimiz yine büyük. Hayallerimizi kademe kademe gerçekleştirdiğimiz için mutluyuz. Kadınlarımız ve annelerimiz çok becerikliler. Hakikaten çok güzel ürünler yapıyorlar. Geçen yıl daha fazla insana güzel ürün sunabilmek için kapasitemizi artırdık. BEBKA’dan almış olduğumuz destekten dolayı kapasitemiz geçen seneye göre 2-3 katı artmış durumda. Ürünlerimizi birçok zincir markete pazarlıyoruz. Ürünlerimiz uluslararası ve Türkiye’deki birçok markette bulunmaktadır. Kooperatifimizin Oylat Çiftlik isimli bir internet sitemizde var. E-ticaret anlamında dükkanımız var. Ürünlerimiz herhangi bir markette doğrudan karşınıza çıkabilir, ama ürünlerimize doğrudan ulaşmak istiyorlarsa internet sitemizi ziyaret edebilirler” şeklinde konuştu.
BEBKA’dan toplamda 9 milyon liralık destek
BEBKA olarak verilen destekler sonrası yapılan işlerden memnun olduklarını ifade eden Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı Genel Sekreter Vekili Sabri Bayram, “Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı (BEBKA) olarak projeye 2 farklı mali destek programıyla destek sağladık. Bunlar kırsal kalkınma mali destek programlarıydı. İlk projede kooperatifin kurulması için gerekli olan fiziksel altyapıyı sağladık. İkinci projede de kooperatifin mevcut olan kapasitesi artırıldı. İki projede de BEBKA’nın katkısının toplam 6,5 milyon lira olduğunu görüyoruz. Projenin toplam maliyeti 9 milyon lira oldu. Verdiğimiz desteklerin sürdürülebilir olduğunu görmek BEBKA olarak bizi gerçekten çok mutlu ediyor. Üretim değerlerine baktığımızda 2023 yılı verilerinde 3 ton salça üretimi gerçekleştiğini, 2 ton kızılcık suyu üretildiğini, 500 kilogram reçel üretildiğini görüyoruz. Bu ürünler dışında erişte, tarhana gibi ürünlerin de üretildiğini görüyoruz. Elde edilen gelir rakamlara bakıldığında 2023 yılında elde edilen cironun 2024 yılının 6 ayında yakalanmış olduğunu görüyoruz.” şeklinde konuştu.
‘2024 yılı teması kadın girişimciliği ve kadın istihdamı”
“Ajans destekleriyle ilgili olarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2024 yılını ‘kadın girişimciliği ve kadın istihdamının arttırılması’ teması olarak ilan etti” diyen Bayram sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizde tüm kalkınma ajansları olarak hem kadın girişimciliği hem kadın istihdamının arttırılması konusunda; proje destekleri ve faaliyetlerimizle bu temayı destekliyoruz. Bununla birlikte Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Sayın Emine Erdoğan’ın himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda ‘Anadoludakiler’ projesi yürütülmektedir. Bu proje sayesinde Anadolu’nun yerel zenginlikleri dijital bir platformda tanıtılmaktadır. Bu projeyi desteklemek açısından tüm ülkede geçerli olmak üzere, Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı ‘Anadoludakiler’ proje teklif çağrısı ilan edilmiştir. Bu çağrı ile yerel ürünlerin daha da geliştirilmesi ve tanıtılması noktasındaki projelere destek olacağız” – BURSA
]]>2018 yılında Bayburt’un Aydıncık köyünde keşfedilen, 3’te 1 oranında altınla eşdeğer olan Bayburt’a özgü kehribar, Kuyumculuk Teknolojisi Bölümü öğretmeni Gökhan Polat öncülüğünde kursiyerlerle atölyede işlenerek tespih, yüzük, bileklik, kolye, küpe gibi aksesuar haline getiriliyor.
İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Doğu Karadeniz Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığına (DOKAP) sunulan ‘Yöresel Üretim Yerinde İstihdam’ projesi çerçevesinde Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü bünyesinde kehribar işleme atölyesi kuruldu. Türkiye’de tek olma özelliği taşıyan kehribar taşının hediyelik eşya olarak değerlendirilmesi ve nitelikli insan gücünün yetiştirilmesi amacıyla kurulan atölyede, uygulamalı eğitimler verilmeye başlandı. Bununla birlikte kursta, kehribar işlemeciliği öğretilerek kehribar taşının bir sektör olarak Bayburt’ta yer bulması ve yaygınlaşması hedefleniyor. Hediyelik eşya olarak kullanılmasının yanında manevi ve tıbbi alanlarda da kullanımı bulunan kehribar taşının, bir yer altı zenginliği olarak Bayburt ekonomisine de katkı sağlaması amaçlanıyor.
Çalışmaların aralıksız bir şekilde titizlikle sürdüğünü söyleyen Kuyumculuk Teknolojisi Bölümü öğretmeni Gökhan Polat, “Aydıncık köyünde çıkan kehribar, yıllarca yakıt olarak kullanılmış. Biz bu ürünü kursiyerlerle birlikte çalışarak takı ve aksesuar haline getiriyoruz. Hem Bayburt yöresine katkıda bulunmak, hem de ülke ekonomisine katkı sunmak için çalışıyoruz” dedi.
“Hobisi işine dönüştü”
Uzun bir süre kehribar taşıyla hobi olarak ilgilenen Bayram İpek isimli kursiyer, geldiği kursta kehribar işleme tekniklerini öğrenerek, bir hevesle başladığı kehribar işinde şimdi profesyonel olarak devam ediyor. Bayburt kehribarını tüm dünyaya duyurmak amacıyla kehribar işleme işini severek yaptığını belirten İpek, “Yaklaşık 4 sene kadar Bayburt kehribarıyla yakından ilgilendim, 2 senedir de profesyonel olarak çalışıyorum. Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde açılan kehribar atölyesinde Bayburt kehribarından kolye, bileklik, tespih gibi farklı ürünler üzerinde çalışmalar yapıyoruz. Bizim buradaki yoğun çalışmalarımızın amacı, Bayburt kehribarını Türkiye’ye, tüm dünyaya duyurmak, kehribarı görünür kılmak” ifadelerini kullandı.
“Ülke ekonomisine katkı bulunup, Bayburt kehribarını dünyaya duyurmak istiyoruz”
Atölye çalışmaları hakkında bilgiler veren Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Selçuk Çakmak, atölyede üretilen ürünlerle ülke ekonomisine ciddi anlamda katkı sağlayacaklarını belirterek, “Kurumumuz bünyesinde istihdama yönelik mesleki beceri kazandırmaya yönelik, hobi kurslarımızın içerisinde kuyumculuk atölyemiz de mevcut. Bu atölyenin bizim için önemi büyük çünkü Bayburt’un bir değeri olan kehribar burada işleniyor. Sadece Bayburt’ta çıkarılan bir taştan bahsediyoruz, Bayburt kehribarının hem Türkiye’de hem de dünyada tanınması açısından atölyede yapılan çalışmaları önemsiyoruz. Kehribar, Erzurum’un Oltu taşından daha önemli bir taştır. Oltu taşı bildiğiniz fosilin kendisidir. Kehribar ise amber dediğimiz, çamın kendi reçinesinden oluşuyor ve sadece Bayburt’ta çıkıyor bu yönüyle çok değerli bir parça. Kehribarın tanıtılması lazım, onun içinde işlenerek hediyelik eşya haline getirilip insanların beğenisine sunulması gerekiyor. Bu atölyeyi kurma amaçlarımızdan biri de budur. Atölyemiz, geçtiğimiz yıl DOKAP projesi desteğiyle 350 milyon bütçe ile kuruldu. Atölyemizde, bu işe gönül vermiş kursiyerlerimizi eğiterek iş kurmalarını hedefliyor, amaçlıyoruz.
Bayburt kehribarının da bu anlamda tanınmasını arzu ediyoruz, bizim önceliğimiz bu” şeklinde konuştu. – BAYBURT
]]>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, dün TBMM Başkanlığı’na sunulan 53 maddelik vergi paketinin “çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınması’ ilkesiyle hazırlandığını, vergi paketinin dar gelirli vatandaşa yönelik hükümler içermediğini ifade etmişti.
Birlik Sağlık-Sen, Genel Sağlık-İş, HEP-SEN, SES ve Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası üyeleri, bugün “Vergide Adalet İstiyoruz” başlığıyla Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimliği önünde açıklama yaptı. Sendikalar adına ortak açıklamayı okuyan SES Kurum Temsilcisi Selin Akgöl, özel sağlık kuruluşlarından yüzde 10, sağlık çalışanlarından yüzde 35 vergi alındığına dikkat çekti.
“Yine yoksulluğa ve sefalete mahkum edildik”
Kamu emekçilerinin enflasyonun ve vergilerin altında ezilerek yoksulluğa mahkum edildiğini belirten Akgöl, şunları söyledi:
“Kamu emekçileri, işçileri ve emeklileri bir yanda TÜİK’in enflasyon oranları, diğer yanda vergi dilimleri, enerji, akaryakıt ve ÖTV’ye gelen zamlar nedeniyle yine yoksulluğa ve sefalete mahkum edildik. Vergi tarife dilimlerinin yeniden değerlemeye tabi tutulmaması ve asgari ücret artış oranından düşük açıklanması nedeniyle yaşadığımız kayıp bir yana ücretlerimiz yalancı TÜİK rakamlarına göre bile rekor kıran enflasyonun altında kaldı. Memur Sen’in imza attığı toplu iş sözleşmesi nedeniyle memurların maaş zammı yüzde 10 enflasyon farkı ise yüzde 8.85 oldu, toplam zam ise yüzde 19.31. İşçi toplu sözleşmelerinde yer alan enflasyon farkları da aynı şekilde TÜİK’in yalan enflasyonu altında ezildi. Bir de üzerine her ay yeni vergi dilimine giriyor, her ay daha da yoksullaşıyoruz. Yıl sonuna doğru yüzde 35’lere varan vergi dilimi kesintileriyle verdikleri üç kuruş zam da uçup gidiyor.
Bizler açlık ve yoksullukla boğuşurken, doğrudan ve dolaylı vergilerle kamu bütçesinin bütün yükü bizim üzerimize yıkılıyor. Şimdide vergiyi tabana yaymak adına yine emeğiyle geçinenlere yeni vergi uygulamaları açıklanıyor. Açıklanan paketler bu hafta TBMM’de görüşülecek. 2024 bütçesinde ‘vergi indirimi, muafiyeti, istisnası’ adı altında sermayeden 2 trilyon 210 milyar liralık vergi alacağından vazgeçen hükümet; biz emekçilerin vergide adalet talebini görmezden geliyor. Sermayedarlar, rantiyeciler ve yandaşlar en az yüzde 300 zenginleşirken, bizler daha da yoksullaşıyoruz.”
“Bizlerden ek vergi kesintileri yaptığınız oranlarda vergi aldığınız şirket var mı?”
Ülkede yoksul ve zengin sınıflar arasında vergi adaletsizliği olduğunu kaydeden Akgöl, şunları söyledi:
“Çalışanından emeklisine milyonlarca yurttaş toplanan tüm vergilerin yüzde 85’ini öderken ülkemizin gelirinin üçte biri toplumun yüzde 10’luk bir kesimine gidiyor. Kar rekorları ilan eden şirketler toplam verginin dörtte birini ödemiyor. Özel sağlık kuruluşlarından yüzde 10, sağlık çalışanından yüzde 35 vergi alınıyor. Yoksuldan alıp zengine veren bu vergi düzeninin değişmesini istiyoruz. Vergi dilimi sabitlensin, az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınsın istiyoruz. Biz vergilerimizi harcarken de adalet istiyoruz.
Soruyoruz… Özel hastaneler yüzde 10, şehir hastaneleri sıfır vergi verirken hekiminden hemşiresine, güvenliğinden sekreterine tüm çalışanlardan yüzde 35 vergi kesmekten ne zaman vazgeçeceksiniz? Bizlerden ek vergi kesintileri yaptığınız oranlarda vergi aldığınız şirket var mı? Vergi kaçıranları hepimizden daha iyi biliyor ve tanıyorsunuz. Neden hiç bu şirketlerin adını ağzınıza almıyorsunuz? Vergisini sildiğiniz, yüksek vergi muafiyetleri sağlayarak kamudan beslediğiniz şirketlere desteğinizi kesecek misiniz? Sağlık çalışanlarının emeklerinin karşılığını vermeyi, haksız ve adaletsiz vergi kesintilerinden vazgeçmeyi düşünüyor musunuz? Halktan alınan adil olmayan ekonomik ve sosyal eşitsizliğe kaynaklık eden dolaylı vergileri azaltmayı düşünüyor musunuz?”
“Gece gündüz demeden yoksullaşmaktan bıktık usandık artık”
Sağlık emekçilerinin taleplerini sıralayan Akgöl, şunları kaydetti:
“TBMM’ye sunulan vergi paketiyle ilgili açıklama yapan Maliye Bakanı Şimşek, halkı ikna etmek için ‘Vergide adaleti sağlayacağız’ açıklamaları yapıyor. Madem vergide adaleti sağlayacağız diyorsunuz, bunun için yoksulluk sınırı altında kalan tüm ücretlere insanca yaşayacak oranda zam verin. Çalışanlardan alınan gelir vergisi oranını en fazla yüzde 15’te sabitleyin, zenginlere servet vergisi getirin. Açlık sınırı altında kalmış asgari ücrete zam yapın ve vergi tarife dilimi oranlarında uyguladığınız Ali Cengiz oyunundan vazgeçerek yeniden belirleme oranlarını uygulayın ve asgari ücret artış oranında yükseltin. Sıfır zamma mahkum ettiğiniz emeklilere en az asgari ücret oranında zam verin. Sermayeye uygulanan vergi indirimi ve muafiyetlerinden vazgeçin! 5510 sayılı kanun ile emekçinin kıdem tazminatlarında yarattığınız tahribatı giderin. Bizler gece gündüz demeden yoksullaşmaktan bıktık usandık artık. Krizi biz yaratmadık, sermayeyi kurtarma planınıza da ortak olmayacağız.”
]]>
TARIM ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, hayvancılıkla ilgili ‘temel hayvancılık’ ve ‘ürün geliştirme’ başlıklarından oluşan yeni destekleme modelinin birkaç gün içinde Resim Gazete’de yayımlanacağını belirterek, “Performansa dayalı bir destekleme sistemi oluşturulduk. Destek konusu; her üretim için değil, performansa dayalı bir üretim için gerçekleşmiş olacak” dedi.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Mamak ilçesinde bulunan bakanlığa bağlı Uluslararası Hayvancılık Araştırma Merkezi’ni ziyaret etti. Yumaklı, merkezde bulunan 200 inek kapasiteli sığırcılık birimi, sağmal inek ahırı ve sağım hanelerini gezerek, bilgi aldı. Bakan Yumaklı, Uluslararası Hayvancılık Araştırma ve Eğitim Merkezi’nin hayvansal üretimde AR-GE ve inovasyonla ilgili önemli çalışmaların yapıldığı bir merkez olduğunu belirterek, “Burada ülkemizin hayvansal üretimini daha da ileriye taşıyacak çok önemli araştırma-geliştirme çalışmaları devam ediyor. Kısa bir süre önce 2024-2028 hayvancılık yol haritamızı açıklamıştık. Gen kaynaklarımızın korunması, geliştirilmesi, halk elinde ıslah, kaliteli yerli sperma üretimi gibi AR-GE faaliyetlerinin artırılması, yol haritamızın en önemli ayaklarını oluşturmaktadır. Şu an içinde bulunduğumuz bu merkez işte tüm bunlar için son derece önemli bir işlev görmekte. Hayvancılık yol haritamızın diğer önemli ayağı da özellikle hayvancılık işletmelerinin dirençli, güçlü ve sürdürülebilir bir üretim modeliyle çalışabiliyor olmasıydı. Tarımsal üretimde hem bitkisel hem hayvansal üretimde sürdürülebilir verimli, kaliteli, kayıtlı ve sektöre yatırım yapılan bir üretim planlaması bağlamında bu çalışmaları da başlatmıştık” dedi.
‘İLAVE DESTEK KAZANMIŞ OLACAKLAR’
Yumaklı, hayvancılıkta planlı üretim ile ilgili uzun süredir üzerinde çalıştıkları destekleme modelinin bugünlerde Resmi Gazete’de yayımlanma sürecinde olduğunu, yeni destekleme modelinde, destekleme tutarlarının katsayılar üzerinden belirlendiğini kaydetti. Yumaklı, performansa dayalı bir destekleme sistemi oluşturulduğunun altını çizerek, “Destek konusu; her üretim için değil, performansa dayalı bir üretim için gerçekleşmiş olacak. Bununla birlikte yeni destekleme programımızı ‘temel hayvancılık’ ve ‘ürün geliştirme’ destekleri olarak 2 ana başlıkta topladık. ‘Temel hayvancılık’ desteği büyükbaş hayvancılık, küçükbaş hayvancılık, arıcılık ve ipek böceği faaliyetlerini desteklenmesinden oluşacak. Her bir destek için de temel destek tutarları belirlendi. Aile işletmeleri, genç girişimciler, kadın girişimciler, 1’in derecede tarımsal örgüt üyeleri planlama bölgelerinde bu işleri yapanlar da temel desteklerin üzerine ilaveten bu ilave destekleri kazanmış olacaklar. Ayrıca suni tohumlama, soy kütüğü, ari işletmecilik gibi konularda da bütün bunların üzerine ilave destekler de verilmiş olacak” diye konuştu.
‘KADINLAR VE GENÇLERE İLAVE DESTEK’
Yumaklı, ‘ürün geliştirme’ desteklerinin ise çiğ süt, besilik erkek sığır (karkas) ve tiftik üretimine verileceğini belirtti. Yumaklı, “Yine bu başlıkta da aile işletmeleri, genç girişimciler, kadın girişimciler ilave desteklere sahip olmuş olacaklar. Yeni destekleme modelinde bulunan ilave desteklerin, özellikle kadınlar ve gençler için ilk kez verildiğini ifade etmek istiyorum. Onları üretime teşvik ederken aynı zamanda verimliliği arttırıcı kriterleri sağlayan üreticilerimizin de bu desteklerden daha fazla faydalanacağının altını çizmek istiyorum. Bütün amacımız ülkemizde bütün kategorilerde bitkisel üretimde, hayvansal üretimde, su ürünlerinde verimli ve kaliteli üretimi ve ülkemizin ihtiyacının yanı sıra ihraç edebilir ürünler üretebilmeyi de sağlamak olacak” dedi.
Yumaklı, destek modelinin Resmi Gazete’de birkaç gün içerisinde yayımlanmış olacağını vurgulayarak, “Dünyanın ve ülkemizin değişen ve gelişen şartları var. Bunları hepimiz çok yakından takip ediyoruz. Dolayısıyla bu destek modelimiz planlı üretimi destekleyecek. Bu modelimiz, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde inşallah ülkemizi daha müreffeh yarınlara da çıkarmış olacak. Lalahan Uluslararası Hayvancılık ve Eğitim Merkezi’nin bundan sonra sadece bizim ülkemize değil uluslararası boyutta bizlerden yardım ve destek isteyen bütün ülkelere hizmet vereceğimi de buradan ifade etmek isterim. Bu bağlamda da bu merkezin bütün tesislerinin yeniden revizyonu, ilaveleri de inşallah bu yılın sonuna kadar tamamlanmış olacak” ifadelerini kullandı.
FOTOPRAFLI
]]>TESK Yönetim Kurulu Toplantısı, Bursa Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’nin (BESOB) ev sahipliğinde Bursa’da gerçekleştirildi. TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken”n başkanlığında yapılan toplantıda, TESK Yönetim Kurulu üyeleri ve TESK Mesleki Eğitim Kurulları üyeleri hazır bulundu. Toplantı öncesi basın mensuplarına açıklama yapan Palandöken, konfederasyonun Türkiye’de yaklaşık 2 milyon 250 bin üyesi bulunduğunu ve ekonominin barometresi olduğunu belirterek, “Esnafın yüzü gülüyorsa, esnafın işi iyiyse vatandaşın da işi iyi. Tabii ücretler konusunda vatandaşın alışveriş yapabilmesi için ekonomik durumunun da iyi olması lazım. Ücretin artışıyla birlikte hayatı pahalandıran bir faktör ortaya çıkıyorsa, yükselen ücretin de bir değeri olmuyor. Bilindiği gibi meyve, sebze, bakliyat ve et fiyatları gerçekten de önemli bir miktarda yükseliyor. Sebebi de rekabet unsurunun ortadan kalkmasını temin eden ‘yatırımcı’ namı adında işi bilmeden iş yeri açanların, dolayısıyla da rekabetsiz kalan esnafın ayakta kalamayışının en büyük nedeni, enflasyonu yükseltmesi. Eğer size çeyrek ekmek lazımsa, küçük esnaf gidip alabildiğiniz tanıdık bir yüz” dedi.
‘ENFLASYONUN DÜŞMESİ İÇİN TEK ÇARE, FİYAT İSTİKRARI’
Yatırım yapılan gelişmiş ülkelerde örneği alınanla hiç uyuşmayan bir haksız rekabet olduğunu belirten Bendevi Palandöken, “‘Param var, banka, sanayi, perakende sektörü benim olacak’ diyen bir zihniyet. Esnaf, nasıl mücadele edecek? Züccaciyeci, billuriyeci, tuhafiyeci, terzi, bakkal, manav, kasap dikkat ederseniz son derece azalmış vaziyette ve yok olmuş. Bazı semtlerde bulamıyorsunuz da. Çünkü haksız bir rekabet ortada. Bunların önü açılıyor, perakende sektörü ortadan yok oluyor. Rekabet olmayınca Bursa’da, Hakkari’de, İstanbul’da da fiyat aynı. Fiyatlarında bir değişiklik yapmıyorlar. Çünkü sermayenin tekelindeki bir iş. Ucuz ve çağdaşlıkmış gibi görünen alışverişin diğer bir boyutu fiyatlara yansıyor. Esnafı, yanlarında tezgahtar yaptılar. Çiftçiyi de kendilerine işçi yaptılar. Fideyi veriyor, ürettiriyor. Ondan sonra ürünü toplayıp, kendi mağazalarına gönderiyor. Fiyatı da kendisi belirliyor. Siz diyorsunuz ki ‘Limon niye tarlada dökülüyor. Meyve-sebze para etmiyor da marketlerde niye bu kadar yüksek.’ Sebebi işte bu. Hem üretici hem nihai tüketici ve satıcı. En ücra köşede bile 3-5 tane esnafın iş yaptığı yerde bir bakıyorsunuz ki iyi analiz edilmiş, iyi yerleri keşfedilmiş, dolayısıyla o bölgelere de girmek suretiyle de piyasaların yükselmesine neden oluyorlar. Halbuki rekabetçi piyasanın oluşması, enflasyonun düşmesi için tek çare fiyat istikrarının sağlanması, piyasa dengelerinin oluşmasından geçiyor” diye konuştu.
‘ENFLASYONLA MÜCADELEDE ESNAFIN KORUNMASI ÖNEMLİ’
Esnafların problemlerinden de bahseden Palandöken, “İş yerlerinde bilindiği gibi stopaj var. Evlerde de bildiğiniz üzere yüzde 25’lik bir koruma vardı, o da kalktı. Vatandaşı biraz rahat ettiriyordu. En azından kiranın ayarlanması için, bizim de talebimiz iş yerlerinde de böyle bir uygulama olsun. Ama iş yerleri ve dükkanların kiraları, ev kiralarına karşı 2-3 kat arttı. Eğer işin iyiyse, iş yerinde oturabiliyorsun. İşin yoksa mal sahibi ‘Çık’ diyor. Kira artış oranları da malum. Dolayısıyla enflasyonla mücadelede devletin alacağı tedbirler, esnaf ve zanaatkarın yasadaki korunduğu şekliyle de mücadelesi önemli” dedi.
‘ELDEKİ TÜM MATERYALLER DEĞERLENDİRİLECEK’
“Bir tarafta işsizler ordusu, diğer tarafta da kendi kendine iş yeri müteşebbis olacak insan yok” diyen Palandöken, şöyle konuştu:
“Artık her şey tekelde, sermayede. ‘Ben yaparım, ithal ederim’ diyor. Etin fiyatı bireysel işletme kalmadığı için düşmez. Bursa’nın civarındaki köylerde hayvan yetiştiriliyor. İstanbul’un çevrelerinde sebze, meyve ve hayvanın olsun. Maalesef şehir hayatı, tüketici bir toplum haline geldi. Üretim yok. Köyde bile 2 tane tavuğu kapısına koymayıp, ‘Yumurtayı daha ucuz mal ediyoruz. Yemin çuvalı bin lira, ben yumurta alacağım, 3-4 lira olsa ne olur’ diyor. Toplum, tüketim toplumu haline geldi. Çünkü üretimi son derece yok sayıldı. Önemli arazilere de konut yapılmaya devam ediyor. Arazi de kalmadı. Yapılacak tek şey; enflasyonla mücadelede, vatandaşın bir kere güvenmesi lazım. Vatandaşın ekonominin düzeleceğine inanması lazım. Yapılan somut adımlarla bunu göstermeye gayret edeceğiz. Bakliyatın, yağın, etin fiyatı düşmesi, enflasyonla mücadeleye destek için yapılması gereken eldeki tüm materyaller değerlendirilecek. Rekabete açılacak. Bir kişinin 100-200 bin tane ineğe veya koyunu olursa, entegre tesisi olursa ne sütün fiyatını düşürebilirsiniz ne etin fiyatlarını düşürebilirsiniz.”
]]>26 Haziran 2024’te başlayan 2. sürgün çay sezonu devam ederken geçtiğimiz cumartesi gününden başlayarak 3 günlük tatili fırsat bilen çay müstahsilleri de biran evvel çaylarını toplayıp sürgünü bitirmek istedi. Tüm müstahsillerin aynı anda çay bahçelerine girmesi ise çay alım noktaları önünde izdihama yol açtı. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAKYUR) izdihamın ilk gününde kontenjanı dekara 50 kilograma düşürdü ancak bir çözüm olmayınca ertesi gün 30 kilograma düşürmek zorunda kaldı. Bunun da çözüm olmaması üzerine ÇAYKUR, kotayı 25 kilograma düşürdü. Bu durum üreticiler arasında mağduriyete neden olurken, özel sektör krizi fırsata çevirerek yaş çayın alım fiyatını 17 liradan kilogram başına 12 TL’lere kadar düşürdü.
Makasla günde 250 kg çay kesen üretici elektrikli çay kesme motorları ile günde 600 kg çay topluyor
İzdihamın en büyük sebebi olarak ise son yıllarda kullanılmaya başlanan ve bu yıl daha yaygın hale gelen elektrikli çay motorları neden olarak gösterildi. Makasla günde ortalama 250 kilogram çay toplayan bir üretici elektrikli motorla günde ortalama 600 kilogram çay toplamaya başladı. Bu durum ise çay üreticilerinin alım yerleri ve fabrikalarda uzun kuyruklar oluşturmasına, fabrikaların ise işleme kapasitelerinin üzerine çıkmasına neden oldu. Bütün olan bitenin üzerine yeni bir metot uygulayan ÇAYKUR bugün de 1 gün süre ile üreticilerden çay almayarak çay alımına ara verdi.
“Özellikle elektrikli çay kesme motoru ile çay toplayan üreticilerimizin izdihama yol açtığını görüyoruz”
Üreticilerin çayını toplayıp satmaktansa bahçede bekletmesi gerektiğinin altını çizen Çay Üreticileri Dayanışma Derneği (ÇAYÜDAD) Başkanı Mustafa Mavi, “2. sürgünün son dönemlerinde hava sıcakları aşırı derecede artınca çay bütün kesimlerde geldi. Vatandaşta bir an evvel çayı toplayıp satmak istedi. Toplarken de artık her evde neredeyse 2 tane bulunan şarjlı çay motorlarını aldılar. İnsanlar günde 1-2 ton çay toplayıp hem özel sektöre hem de ÇAYKUR’a satmaya çalıştı. Bütün Karadeniz’de aynı anda olunca yaklaşık 20 bin ton kapasitesi olan ÇAYKUR ve özel sektörde bir anda izdiham yaşanmasına ve tıkanmasına sebep oldu. Bugün ÇAYKUR’un yaptığı açıklamada ÇAYKUR’a ait bütün alım yerlerinde çay alımı yapılmayacağını, elindeki çayı işleyeceğini duyurdu. Çayın toplayıp biriktirmektense bahçede beklemesini öneriyoruz. Çünkü topladığı zaman daha çok fire veriyor. Özel sektöre çok düşük fiyatlara çay satacağına bekletsin. Nasıl olsa ÇAYKUR’a kotası var. Özellikle motorla çay toplayan üreticilerimizin izdihama yol açtığını görüyoruz. Bunun için üreticilerimizin biraz daha dikkatli ve özel sektöre mahkum olmayacak şekilde çay toplamalarını öneriyoruz” ifadelerini kullandı.
“Çayın toplayıp biriktirmektense bahçede beklemesini öneriyoruz”
Elektrikli motorların ÇAYKUR ve özel sektörde izdihama neden olduğunu kaydeden Mavi, “Yevmiyelerin çok artması üreticiyi farklı arayışlara soktu. 14-15 bin lira civarındaki çay motorlarına 4-5 günlük yevmiye fiyatına aldı ve kendi çayını toplamaya başladı. Vatandaşlara bu motorda hızla dağıldı. Üreticinin yaklaşık yüzde 50’si çay motoru kullanıyor. Bu da hem ÇAYKUR’u hem de özel sektörü izdihama sokuyor. Hem ÇAYKUR hem de özel sektör vatandaşın çay toplama hızına yetişemedi. Hazırlıksız yakalandılar. Burada üreticinin de her şeyi yapabileceğini gördük. İstediği zaman istediği şeyi yapabiliyor. Bizde şu anda diyoruz ki toplayıp çok düşük fiyattan satmaktansa tarlada bekletip zamana yaymalarını istiyoruz” şeklinde konuştu. – RİZE
]]>Kdz. Ereğli ve farklı şehirlerde turizm ve konaklama sektöründe faaliyet gösteren Ziraat Odası Başkanı Zafer Yalman, gençlere tarımdan para kazanıldığını göstermek için 25 dönüm araziye 30 bin adet patlıcan fidesi dikti. Maddi durumunun iyi olduğunu ve tarladan elde edeceği gelire ihtiyacı olmadığını belirten Yalman, tarım yaparak çok ciddi rakamların kazanılabileceğini söyledi. Kdz. Ereğli’nin sanayi kendi olarak anıldığını ancak milyonlarca metre kare arazinin boş olduğunu anlatan Yalman, ilçede herkese tarımın yapılabileceğini göstermek için böyle bir işe girdiğini anlattı. Gazetecilere açıklamalarda bulunan Yalman “Kdz. Ereğli’de çiftçilerimize önder olmak, çiftçilerimize tarımın nasıl yapılabileceğini, nasıl para kazanılabileceğini göstermek ve teşvik etmek için bu yıl 25 dönüm araziye il tarım müdürlüğünün çiftçimize yüzde 75 hibe desteği kapsamında patlıcan fidesi diktik. Bu 25 bin metre kare araziden 200 ila 300 ton arası ürün elde etmeyi bekliyoruz. İlk hasadımızı 2-3 gün önce yaptık. 20 Mayıs’ta dikmiş olduğumuz patlıcan fidelerini damlama sistemi kurarak, organik gübre kullanarak, herhangi bir kimyasal gübreden uzak durarak çiftçi olarak vatandaşımıza, pazara sunmayı hedefledik. Bölgemizde 150 bin nüfuslu bir ilçede yaşıyoruz, köyleri ile 200 bin. 2-3 ay Kdz. Ereğli bölgesine yetecek patlıcanı hasat edeceğimizi umuyorum. Bugün patlıcanı pazara indirdik. Organik patlıcanı tüm pazarcılarımıza, çiftçi olarak, üretici olarak Kdz. Ereğli pazarında, ziraat odasında veya isteyen yemek fabrikalarına ayırt etmeksizin toptan perakende 20 TL’den tarladan patlıcan veriyoruz. Vatandaş istiyor, biz ise günübirlik topluyoruz, hasat ediyoruz. Vatandaşa evinde ağız tadıyla ve korkmadan yiyebileceği bir ürün hasat ediyoruz. Diyeceğiz ki en sonunda; biz bu kadar para harcadık, bu kadar gelir elde ettik ve bundan da bu kadar mutluyuz diyebilmeliyiz.”
“Burada tarım olmaz dediler, biz yaptık oluyor”
Vatana yan gelip yatarak hizmet edilemeyeceğini belirten Yalman, makamda oturarak Ziraat Odası başkanlığı yapmayacağını söyledi. Ziraat mühendisleri ve teknikerlerin tarlalara girmesi gerektiğinin altını çizen Yalman “Tekniker, Ziraat Mühendisi arkadaşlarımızın tarlaya girmesini istiyorum. Ben Tekniker oldum, ben Mühendis oldum diyerek makamlarda evrak Mühendisliği yapan arkadaşlarımız 17-18 Bin TL’ye çalışmak mecburiyetinde kalır. Gelin kardeşim bu tarımı sizler öğreteceksiniz, sizler uygulayın ve yapın, sizler de para kazanın. Tarım yaparak araba da alabilirsiniz, en güzel tatili de yapabilirsiniz. Ben buna inanıyorum ve güzel gelir kazanacağımızı umuyorum. Yani kısacası aylık gelir hesaplaması yaptığımızda güzel kazançlar olacağına inanıyoruz. Tarımın yapılabileceğine kimse inanmıyordu. Benim için tam olarak 60 günlük serüven. Önceden burası futbol sahası olarak tasarlanmış ancak boş duran bir araziydi. Burada tarım olmaz diyorlardı, sağımız dere solumuz ırmak. Gülüç Irmağından gözümüzün önünde tonlarca su denize akıyor, güneş var. Biz dümdüz ovaları, ırmak kenarlarını fabrika yaptık ve tarımı dağda, bayırda yapmaya çalışıyoruz. Bu alanları geçtiğimiz dönemlerde biz fabrikalarından tarım alanı olarak tarım bakanlığı tarafından işlendi. Yani buralara artık fabrika yapılmıyor. Bu da bir fabrika. Burada 7-8 tane bayan çalışıyor, hasat ediyor, yevmiyelerini alıyor ve evlerinde eşlerine destek oluyor. Burada tarım olmaz mı? Karpuz, patlıcan, biber ve daha birçok şey olur. Şükürler olsun Allah’ıma bizi mahcup etmedi, güzel ürün oluyor. Devlet Tarsim sigortasında da yüzde 50 çiftçimize destek oluyor. Devletimiz yüzde 75 hibe desteğinde bulunuyor. Ziraat Teknikerimize ve Ziraat Mühendisimize ayrı hibeler var. yüzde 60 – yüzde 70 oranında hibe destekler var. Devletimiz diyor ki; bugün bu kadar ekonomik krizin altında tüm dünyada aynı, bir tek destekleri kesilmeyen tarım. İsteyene veriliyor” dedi.
25 dönüm araziden 4 milyon TL gelir hedefliyor
Tarımla ilgili olumsuz bir propaganda yürütüldüğünü ve bunun doğru olmadığını savunan Yalman konuşmasını şu şekilde sürdürdü: “Bazı arkadaşlarımız gübre gibi birçok şeyin pahalılığından tarım yapmak istemiyor. Gübreye zam geliyor ise patlıcana da geliyor. Kimse mağdur değil aynı zamanda ete de zam geliyor, bunlar mazeret değil. Kafelerde oturarak propaganda yapmak değil. Ben bugüne kadar farklı sektörlerde emek harcadım, alın teriyle ekmeğimi kazanmaya çalışıyorum. Patlıcan tarlasından gelecek gelire ihtiyacım yok. Tarım üzerinden de para kazanabileceğimizi gösteriyorum” ifadelerine yer verdi. – ZONGULDAK
]]>Sektörleri ortak akılla geleceğe hazırlayan BTSO sektörel konseyler çalışmalarına ara vermeden devam ediyor. BTSO Bilgi İşlem ve Otomasyon Teknolojileri Konseyi de bu vizyonla internet ve mobil iletişim altyapısı alanında önemli bir etkinliğe imza attı. İnternet ve mobil iletişim altyapısında yaşanan gelişmelere kalıcı çözümler üretmek amacıyla gerçekleşen çalıştay, konsey üyeleri ve sektör temsilcilerinin katılımıyla Bursa Business School’da gerçekleştirildi.
Çalıştay çerçevesinde oluşturulan çalışma grupları, ‘Dijitalleşme’, ‘Markalaşma’, ‘Yönetişim’ ve ‘Sürdürülebilirlik’ başlıklarıyla oturumlar gerçekleştirdi. Sektörün rekabetçiliğinin artırılması ve yol haritasının belirlenmesinin amaçlandığı çalıştaya, Bilgi İşlem ve Otomasyon Teknolojileri Konseyi Başkanı Osman Akın, E-Ticaret ve Dijitalleşme Konseyi Başkanı İlker Özgüven, Bilgi İşlem ve Otomasyon Teknolojileri Konseyi Başkan Yardımcısı İdris Doğrul, Bursa Büyükşehir Belediyesi Bilgi İşlem Daire Başkanı Hakan Arık, Türk Telekom Bursa Bölge Müdürü Mehmet Yılmaz Yazıcı ve sektör temsilcileri katıldı.
“Problemleri çözüme kavuşturmak adına ortak paydada buluştuk”
Bilgi İşlem ve Otomasyon Teknolojileri Konseyi Başkanı Osman Akın, konsey olarak önemli bir etkinliği gerçekleştirdiklerini söyledi. Çalıştayı konsey çalışmalarının sonucunda ortaya çıkan rapor doğrultusunda kurguladıklarını ifade eden Akın, “Bu doğrultuda Bursa’daki internet ve iletişim altyapısının gerek mobil tarafta gerekse de kablolu iletişim tarafında iyileştirilmesi ve sorunlarının çözülmesi noktasında bir çalıştay gerçekleştirdik. Organize sanayi bölgeleri ile Türkiye’nin sanayi başkentlerinden biri olan Bursa’da dijital dönüşüm son derece önemli. Teknolojik altyapımızı daha da güçlendirmemiz gerekiyor. Çalıştayda belediye, üniversite, Türk Telekom, AFAD ve Uludağ Elektrik gibi önemli kuruluşların temsilcileri ile problemleri çözüme kavuşturmak adına istişarelerde bulunduk. 4 ayrı oturumdan çıkan sonuçları BTSO olarak bir rapor haline getireceğiz. Bu raporu da ilgili kurumlarla paylaşarak kentimizin teknolojik altyapısındaki sorunları çözme noktasında çok önemli bir adım atacağız” dedi.
“İşimizin ana parçası dijital iletişim”
E-Ticaret ve Dijitalleşme Konseyi Başkanı İlker Özgüven, İnternet ve Mobil İletişim Altyapı Çalıştayı için tüm paydaşlarla bir araya geldiklerini ifade ederek, “BTSO E-Ticaret Meslek Komitesi olarak altyapı çalışmalarına çok önem veriyoruz. Çünkü işimizin ana parçası dijital iletişim. Bu organizasyonu gerçekleştirmemizde büyük katkısı olan BTSO Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın İbrahim Burkay başta olmak üzere Bilgi İşlem ve Otomasyon Teknolojileri Konseyi Başkanımız Osman Akın’a ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Bilgi İşlem ve Otomasyon Teknolojileri Konseyi Başkan Yardımcısı İdris Doğrul, gerçekleştirilen çalıştayda iletişimde karşılaşılan sorunları masaya yatırdıklarını söyledi. Doğrul, Bursa’nın iletişim teknolojilerindeki geleceği açısından özellikle “akıllı şehircilik” konusunda yapılacak çalışmalar ile altyapı sorunlarının çözümüne yönelik çok değerli sonuçlar ortaya çıkacağından bahsetti. İdris Doğrul, “Oturumlardan çıkan konular özellikle mevzuatların revize edilmesi konusunda önemli ipuçları veriyor. Bu ipuçlarını değerlendirebilirsek daha senkronize olmuş ve iletişim konusunda önü açık bir kent haline geliriz” dedi.
Bursa Büyükşehir Belediyesi Bilgi İşlem Daire Başkanı Hakan Arık ise dört oturumda gerçekleşen çalıştayın oldukça verimli geçtiğinden bahsederek, “Kamu kuruluşları, üniversiteler ve özel sektörün katılımıyla gerçekleştirilen bu tür çalıştayların devamını bekliyoruz. Bursa’ya değer katacağına inanıyoruz. Bu çalıştayda kentimizin internet altyapısındaki eksiklerini bir kez daha görmüş olduk. Sorunları çözme noktasında da buradaki katılımcılar ile önemli fikir alışverişlerinde bulunduk” diye konuştu. – BURSA
]]>(MANİSA)- Manisa’nın Salihli ilçesinde üreticiler artan maliyetler nedeniyle geçinemediklerini belirterek tepki gösterdi. Bir domates üreticisi, “Atadan dededen kalan yerlerimizi ekiyoruz. Eğer böyle devam ederse çiftçiliği bırakacağız. Maliyetler çok yüksek. Dönüm başına 30 bin lira masrafımız var ve 2 lira 30 kuruşa mal satıyoruz. Bu maliyetlerle bu işin içinden çıkamayız. Birinin yanında çalışmak zorunda kalacağız. Devlet böyle olursa bizi alacak bir yere koyacak ya da bu yerleri Avrupa’dan gelenlere vereceğiz ve onların yanında ırgat olarak çalışacağız” dedi.
Manisalı üreticiler, üretimlerinin karşılığını alamadıklarını belirterek girdi maliyetlerinin yüksek olmasına tepki gösterdi. Salihli Ziraat Odası Başkanı Cem Yalvaç, üreticileri gezerek sorunlarını tarlada dinledi. Yalvaç, şunları söyledi:
“Üretim olmazsa tükeniriz”
“Manisa’nın Salihli ilçesi Çapaklı Mahallesi’ndeyiz. Çapaklı köyümüzün ileri gelen çiftçileri var. Çiftçiler üzgün. Geçen sene sofralık domates 10-16 lira arasında satılırken bugün 4- 5 liraya düştüğünü öğrendik ve üzüldük. Geçtiğimiz senelerde 3 lira 30 kuruşa satılan domates, şimdi 2 lira 30 kuruşa satılıyor. Girdi maliyetlerimiz yüzde 100- 150 arttığı bu dönemde çiftçimiz perişan, üzgün. Bu nedenle devletin bu konuya müdahale etmesini, gerek TMO’nun gerekse tarımsal kooperatiflerin buna göre alım yapması gerektiğini düşünüyoruz. Pandemi gösterdi ki üretim olmazsa tükeniriz.”
“Bu maliyetlerle bu işin içinden çıkamayız”
Bir üretici, “Atadan dededen kalan yerlerimizi ekiyoruz. Eğer böyle devam ederse çiftçiliği bırakacağız. Maliyetler çok yüksek. Dönüm başına 30 bin lira masrafımız var ve 2 lira 30 kuruşa mal satıyoruz. Bu maliyetlerle bu işin içinden çıkamayız. Birinin yanında çalışmak zorunda kalacağız. Devlet böyle olursa bizi alacak bir yere koyacak ya da bu yerleri Avrupa’dan gelenlere vereceğiz ve onların yanında ırgat olarak çalışacağız” dedi.
Başka bir üretici de, “Yıllardır domates ekiyoruz. 3 yıldır domatesin fiyatı aynı. 2 sene önce 3 lira 20 kuruşa sattığımız domatesi geçen yıl 2 lira 50 kuruşa sattık. Bu sene 3 lira 30 kuruşa satıyoruz. Maliyetlerimiz çok yüksek. Bu nedenle tarım kredi kooperatiflerinden müdahale alımı yapılmasını istiyoruz. Daha önceki yıllarda bu yapılmıştı ama şimdi yapılmıyor. Bugün çayın 5 lira olduğu bir ülkede 1 lira 30 kuruş domates olur mu? Dertliyiz, dertlerimize derman arıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Bu domates kolay yetişmiyor”
Üretici Hüseyin Dinç ise “Bu domatesleri yetiştirme sebebimiz, insanlar domates yesin, çiftçi para kazansın. Ancak bu şartlarda para kazanamıyoruz. Geçen sene 2.5 liraya verdiğimiz domatesi, bu sene 2 liraya satıyoruz. Pandemide hiç durmadan çalıştık, insanlar doysun diye gecemizi gündüzümüze kattık. Ama şu anda mağdur olan biziz. Üretim var, verim var ama çiftçi şu anda memnun değil. Maliyet girdileri çok yüksek ve biz çok kötü durumdayız. Bu domates kolay yetişmiyor. Bir çocuk da kolay yetişmiyor. Biz bu domatese çocuk gibi bakıyoruz fakat şu anda çocuktan verim alamıyoruz” diye konuştu.
]]>
Wietoska, Türkiye’nin makro ekonomi politikalarındaki değişim, enflasyon ve faiz beklentileri ve yatırımcılarına Türkiye’ye bakışına ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Türkiye’nin geçen yıldan itibaren makro ekonomi politikalarındaki değişimi başlatarak çok iyi bir adım attığını söyleyen Wietoska, bu değişimin yerel seçimlerde de sürdürülmesinin önemli olduğunu dile getirdi.
Wietoska, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) yerel seçimlerden önce politika faizindeki 500 baz puanlık artışının “güçlü bir mesaj ve oyun değiştirici” olduğunu ifade ederek, “Bu adımın ardından bir U dönüşü oldu diyebiliriz. Yurt içi yatırımcılar ve yabancılar lirada bir devalüasyon bekliyordu ancak TCMB faiz artırımıyla para biriminde bir başka keskin değer kaybının stratejisinin bir parçası olmadığını açık şekilde ortaya koydu.” diye konuştu.
Yatırımcılarla iletişimin açık ve net olmasının da ileriye dönük politikalara olan güveni artırdığını söyleyen Wietoska, TCMB’nin önünde bir takım zorluklar bulunduğunu ancak bu sorunları aşabilecek gerekli çerçevenin bulunduğunu aktardı.
Wietoska, son aylarda Türkiye’ye ilişkin algının oldukça olumlu olduğunu, net rezervlerin 10 milyar doları aştığını ve uluslararası rezervlerin 150 milyar dolar seviyesine yaklaştığını anımsattı.
Yıl sonuna kadar politika faizinde 500 baz puan indirim beklentisi
Enflasyonun zirveyi gördüğüne dikkati çeken Wietoska, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ekonominin dengelenmesi açısından ilk aşama başarıyla tamamlandı. Şimdi ikinci aşama başlıyor. Enflasyon zirvenin ardından düşüşe geçiyor ve güçlü bir dezenflasyon süreci bekliyoruz. Yıl sonu itibarıyla enflasyonun yüzde 40 seviyesine gerileyeceğini öngörüyoruz. Bundan sonra ikinci aşamada enflasyonu yüzde 20’ye düşürmek asıl soru işareti olacak. Ayrıca, büyüme de yavaşlıyor ve büyüme yavaşladığında TCMB’nin reaksiyonu da önemli olacak.”
Wietoska, büyüme yavaşladığında ve enflasyon gerilediğinde faiz indirimi için doğru zaman olacağını belirterek, “Bu yıl kasım ve aralık olmak üzere 500 baz puan faiz indirimi öngörüyoruz. Bu baz senaryomuz ve gevşeme gelecek yılın başlarında da sürecektir.” dedi.
TCMB’nin sıkı para politikası duruşunu sürdürmesinin önemli olduğunu kaydeden Wietoska, “Kolay olmayacak ama daha önce dünyada yüzde 75 enflasyonu olan hiçbir ülke resesyona girmeden enflasyonu düşürmedi. Türkiye resesyona girmeden ekonomisini dengelemeyi başarabilirse eşsiz bir örnek olacak ki Türkiye’nin bunda başarılı olacağı konusunda oldukça iyimseriz. Ancak yarı yolda politika hataları olmamalı.” diye konuştu.
Yıl sonu dolar/TL beklentilerinin ise 37 olduğunu kaydeden Wietoska, TL’de reel anlamda değer kazancı öngördüklerini söyledi.
TL tahvillere 10 milyar doların üzerinde giriş olabilir
Uluslararası yatırımcıların Türkiye algısındaki değişimi de değerlendiren Wietoska, “carry trade” ve yabancı para cinsinden ticarete ilginin oldukça yüksek olduğunu ve son 6 ayda bu alanda Türkiye ile ilgilenmeyen yatırımcı neredeyse olmadığını söyledi.
Wietoska, ancak asıl önemli noktanın Türk lirası cinsinden tahvillere yatırım olduğunun altını çizerek, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Burada da bakış açısında büyük bir değişiklik söz konusu. Yabancılar tahviller konusunda oldukça heyecanlı. Kısa süre önce uluslararası yatırımcılarla bir toplantıdaydım ve Türkiye en gözde ülkelerden biriydi. Yatırımcılar sabit gelir ticaretine girmekle çok daha fazla ilgileniyorlar. Henüz yolun başındayız ancak son 8 haftada (Türk lirası cinsinden tahvillere) 8,5 milyar dolarlık giriş gördük. Bu rakam yıl sonuna kadar 20 milyar dolara kadar çıkabilir. Yani bu yılın sonuna kadar en az 10-15 milyar dolarlık daha tahvil girişi için imkan var. Önümüzdeki yıl bu rakam daha da artabilir ve mevcut yaklaşık 10 milyar dolara kıyasla toplamda 30-40 milyar dolara ulaşabilir.”
Deutsche Bank ekonomistleri, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 3,5 büyümesini bekliyor.
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2024 yılının Haziran ayına ilişkin konut satış istatistiklerini paylaştı. Bayburt’ta 2024 Haziran ayında 249 konut satıldı.
Türkiye genelinde Haziran ayında 79 bin 313 konut satıldı. Türkiye genelinde konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %5,2 azalarak 79 bin 313 oldu. Konut satış sayısının en fazla olduğu iller sırasıyla 13 bin 25 ile İstanbul, 6 bin 866 ile Ankara ve 4 bin 361 ile İzmir olurken, en az olduğu iller sırasıyla 34 ile Ardahan, 40 ile Hakkari, 44 ile Tunceli ve Bayburt oldu.
Konut satışları Ocak-Haziran döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre %3,7 azalışla 545 bin 74 olarak gerçekleşti.
İpotekli konut satışları 6 bin 813 olarak gerçekleşti
Türkiye genelinde ipotekli konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %49,4 azalış göstererek 6 bin 813 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı %8,6 olarak gerçekleşti. Ocak-Haziran döneminde gerçekleşen ipotekli konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre %57,7 azalışla 51 bin 415 oldu.
Haziran ayındaki ipotekli satışların, bin 547’si; Ocak-Haziran dönemindeki ipotekli satışların ise 12 bin 176’sı ilk el satış olarak gerçekleşti.
Diğer satış türleri sonucunda 72 bin 500 konut el değiştirdi
Türkiye genelinde diğer konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %3,3 artarak 72 bin 500 oldu. Toplam konut satışları içinde diğer satışların payı %91,4 olarak gerçekleşti. Ocak-Haziran döneminde gerçekleşen diğer konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre %11,1 artışla 493 bin 659 oldu.
İlk el konut satış sayısı 25 bin 425 olarak gerçekleşti
Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %1,8 azalarak 25 bin 425 oldu. Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışının payı %32,1 oldu. İlk el konut satışları Ocak-Haziran döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre %1,3 artışla 173 bin 324 olarak gerçekleşti.
İkinci el konut satışlarında 53 bin 888 konut el değiştirdi
Türkiye genelinde ikinci el konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %6,7 azalış göstererek 53 bin 888 oldu. Toplam konut satışları içinde ikinci el konut satışının payı %67,9 oldu. İkinci el konut satışları Ocak-Haziran döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre %5,8 azalışla 371 bin 750 olarak gerçekleşti.
Yabancılara Haziran ayında bin 440 konut satışı gerçekleşti
Yabancılara yapılan konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %45,1 azalarak bin 440 oldu. Haziran ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı %1,8 olarak gerçekleşti. Yabancılara yapılan konut satış sayısının en fazla olduğu iller sırasıyla 593 ile Antalya, 478 ile İstanbul ve 116 ile Mersin oldu.
Yabancılara yapılan konut satışları Ocak-Haziran döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre %45,7 azalarak 10 bin 461 oldu.
Ülke uyruklarına göre en çok konut satışı Rusya Federasyonu vatandaşlarına yapıldı
Haziran ayında ülke uyruklarına göre en fazla konut satışı sırasıyla 332 ile Rusya Federasyonu, 156 ile İran ve 102 ile Ukrayna vatandaşlarına yapıldı. – BAYBURT
]]>TÜİK tarafından açıklanan konut satış istatistikleri haziran ayı verilerine göre Türkiye genelinde 79 bin 313 konut satışı yapıldı. Konut satışının en fazla olduğu iller, 13 bin 25 ile İstanbul, 6 bin 866 ile Ankara ve 4 bin 361 ile İzmir olurken, en az olduğu iller ise 34 ile Ardahan, 40 ile Hakkari, 44 ile Tunceli ve Bayburt olarak sıralandı.
Konut satışları ocak-haziran döneminde yüzde 3,7 azaldı
Konut satışları ocak-haziran döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,7 azalışla 545 bin 74 olarak gerçekleşti. Türkiye genelinde ipotekli konut satışları haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 49,4 azalış göstererek 6 bin 813 oldu.
Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 8,6 olarak gerçekleşti. Ocak-haziran döneminde gerçekleşen ipotekli konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 57,7 azalışla 51 bin 415 oldu. Haziran ayındaki ipotekli satışların, bin 547’si; ocak-haziran dönemindeki ipotekli satışların ise 12 bin 176’sı ilk el satış olarak gerçekleşti.
Diğer satış türleri sonucunda 72 bin 500 konut el değiştirdi
Verilere göre, Türkiye genelinde diğer konut satışları haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 3,3 artarak 72 bin 500 oldu. Toplam konut satışları içinde diğer satışların payı yüzde 91,4 olarak gerçekleşti. Ocak-haziran döneminde gerçekleşen diğer konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre ise yüzde 11,1 artışla 493 bin 659 oldu.
İlk el konut satış sayısı 25 bin 425 olarak gerçekleşti
Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 1,8 azalarak 25 bin 425 oldu. Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışının payı yüzde 32,1 olurken, ilk el konut satışları ocak-haziran döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 1,3 artışla 173 bin 324 olarak gerçekleşti.
İkinci el konut satışlarında 53 bin 888 konut el değiştirdi
Türkiye genelinde ikinci el konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 6,7 azalış göstererek 53 bin 888 oldu. Toplam konut satışları içinde ikinci el konut satışının payı yüzde 67,9 olurken,. ikinci el konut satışları Ocak-Haziran döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre %5,8 azalışla 371 bin 750 olarak gerçekleşti.
Yabancılara Haziran ayında bin 440 konut satışı gerçekleşti
Yabancılara yapılan konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 45,1 azalarak bin 440 oldu. Haziran ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,8 olarak gerçekleşti. Yabancılara yapılan konut satış sayısının en fazla olduğu iller sırasıyla 593 ile Antalya, 478 ile İstanbul ve 116 ile Mersin oldu. Haziran ayında ülke uyruklarına göre en fazla konut satışı sırasıyla 332 ile Rusya Federasyonu, 156 ile İran ve 102 ile Ukrayna vatandaşlarına yapıldı.
]]>SWECO ve ACE, MESKİ’nin Pamukluk Barajı İçme Suyu Arıtma Tesisi Projesi ve Gülnar Ilısu İçme Suyu İsale Hattı Projesi kapsamında da saha gözlemleri yaptı. SWECO’nun uzman ekibi sahada yaptığı gözlemlerle, mevcut altyapı ve çevresel şartları detaylı bir şekilde analiz ederek, projelerin sürdürülebilirliği ve etkinliği konularında önemli tespitlerde bulundu. Ziyaret, MESKİ’nin projelerinin hayata geçirilmesinde kritik bir adım olan fizibilite çalışmalarının tamamlanmasına da büyük katkı sağladı. MESKİ değerlendirme toplantılarında, projenin bugüne kadar kaydettiği ilerlemeler ele alınarak, karşılaşılan zorluklar ve bunların çözümüne yönelik stratejiler görüşüldü.
Ziyaret kapsamında düzenlenen Sürdürülebilirlik Çalıştayı’nda ise ekolojik denge ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri üzerinde durularak, bu konularda farkındalığın artırılması amaçlandı. Bu çalıştay, MESKİ’nin projelerinin sürdürülebilir gelişimi için atılan önemli bir adım oldu.
MESKİ, kadın çalışanlarının iş hayatında cinsiyet ve fırsat eşitliği konularında görüşlerini aldı
MESKİ, iş hayatında cinsiyet ve fırsat eşitliğini sağlama konusunda da kararlılıkla çalışmaya devam ediyor. SWECO’nun ziyaretleri sırasında; hem MESKİ hem de Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin her kademeden kadın çalışanlarıyla iş hayatında cinsiyet ve fırsat eşitliği konularında toplantılar yapılarak, bu alandaki stratejiler ve iyileştirme fırsatları üzerinde duruldu. Kadın çalışanların katkıları ve görüşleri, bu süreçte değerli geri bildirimler sağladı.
MESKİ, 9 proje için çalışmalarına devam ediyor
MESKİ, proje kapsamındaki, Silifke 2. Kademe Atık Su Arıtma Tesisi, Karaduvar 2. Kademe Atık Su Arıtma Tesisi, Tarsus 2. Kademe Atık Su Arıtma Tesisi, Yeşilovacık Atık Su Arıtma Tesisi, Yenice Atık Su Arıtma Tesisi, Atakent-Atayurt-Arkum Ortak Atık Su Arıtma Tesisi ve Derin Deniz Deşarjı ile Çeşmeli-Kargıpınarı Derin Deniz Deşarjı, Kızkalesi Derin Deniz Deşarjı ve Bozyazı Derin Deniz Deşarjı projeleri çalışmalarına aralıksız devam ediyor.
“Halkın katılımı ve bilinçlendirilmesi çok önemli”
Çevre Haftası kapsamında çevre bilincini artırmak için kurumlara önerilerde bulunan SWECO temsilcisi Elena Romail, “Kurum çalışanları için bilinç oluşturmak ve özellikle halk katılımını sağlamak önemlidir. Özellikle kuruluşlarda bu bilinci sağlamak için, çalışanların eğitilmesi sağlanabilir. Çevre bilinci sağlamak üzere atölyeler organize edilebilir. İklim değişikliği kaynaklı oluşabilecek sorunların hafifletilmesi konusunda halkın katılımı ve bilinçlendirilmesi çok önemli” dedi.
Hvid, çevresel sürdürülebilirlik adına önerilerde bulundu
SWECO heyetinden Camilla Hvid ise çevrenin korunması için bireyin önce kendi yaptıklarını anlaması gerektiğini, daha sonra da bunu etrafındaki insanlara yayarak onlarda da bu çevre bilincinin sağlanması konusunda tavsiyelerde bulundu. Hvid, “Örneğin çevremizdeki insanlara kendi değiştirdiğimiz yaşam tarzını gösterip, bunları aşılamak şeklinde de onları isteklendirebiliriz. Çalışıyorsanız işyerinizde, okuyorsanız okulunuzda çevresel sürdürülebilirlik adına neler yapıldığına bakılarak, bunlardan feyz alınabilir. Belki de çalıştığınız yerde veya okulunuzda, çevresel sürdürülebilirlik ekibi ya da komitesi olabilir. Eğer yoksa bile kendi çalıştığınız yerde bu bilinci artırmak adına, siz de çalışmalar yapabilirsiniz. Bunları sağlarsak, birey olarak çevresel sürdürülebilirlik adına güzel bir etkiniz olacaktır” diye konuştu.
]]>Beril SÖNMEZ-Harun ŞAHBAZOĞLU/İSTANBUL, – İSTANBUL Ticaret Buluşması 2024 kapsamında Türkiye’ye gelen Yeni Taipei şehri ticari heyeti, bilişim sektöründen 20 şirketle birlikte bugün İstanbul’da Türk iş insanlarıyla buluştu.
Taipei Ekonomik ve Kültür Misyonu Ankara Temsilcisi Volkan Chi-Yang Huang’ın yanı sıra Yeni Taipei Belediye Başkan Yardımcısı Dr. Chu Tih-Ju, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye- Tayvan İş Konseyi Başkanı Necmettin Uzun’un konuşmalarıyla başlayan etkinlikte, Yeni Taipei’den bilişim teknolojileri alanında önde gelen şirket temsilcileri ürün gruplarını tanıttı. 300 binden fazla şirket ve fabrikaya ev sahipliği yapan Yeni Taipei şehri Belediye Başkan Yardımcısı Dr. Chu Tih-Ju, iş insanlarıyla yakın bağlar kurmak için sabırsızlıkla beklediklerini vurgulayarak ikili ticaretin teşvik edilmesi amacıyla 2019 yılında DEİK ile imzalanan MOU sonrasında karşılıklı çalışmaların başladığını belirtti.
TÜRKİYE, İSLAM DÜNYASI PAZARI İÇİN EN İYİ GİRİŞ KAPISI
Denizden, havadan ulaşım altyapısıyla lojistik açıdan hızla büyüyen Yeni Taipei şehri Belediye Başkan Yardımcısı Dr. Chu Tih-Ju, Türkiye’nin ekonomik büyümesinin hızlandığını belirterek “Geniş İslam dünyası içinde Türkiye, en hızlı açılım gösteren ülkedir. Eşsiz coğrafi konumu, farklı kültürleri harmanlamasına olanak tanımaktadır ve iş dünyası hem olgun hem de genişlemektedir. Tayvan iş dünyası için Türkiye, Ortadoğu, Orta Asya ve Kuzey Afrika’daki İslam dünyasının pazarına giriş için en iyi sıçrama tahtasıdır” dedi.
“TÜRKİYE, TAYVAN İÇİN EN ÖNEMLİ TİCARİ ORTAKLARINDAN BİRİDİR”
Taipei Ekonomik ve Kültür Misyonu Ankara Temsilcisi Volkan Chi-Yang Huang konuşmasında Tayvan’ın geniş çaplı ticaret yapan ve endüstriyel üretim kapasitesi olan ülkelerden biri olduğunu vurgulayarak “Yeni Taipei şehri, Tayvan’nın büyüklük açısından bir numaralı belediyesidir. Türkiye, Tayvan için en önemli ticari ortaklarından biridir. İki ülke arasındaki ikili ticaret 1.9 milyar dolardır” ifadelerini kullandı.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Tayvan İş Konseyi Başkanı Necmettin Uzun konuşmasında şunları kaydetti;
“Tayvan-Türkiye Ticaret Merkezi koordinasyonunda Tayvan heyetinin İstanbul temasları vesilesiyle gerçekleştirilen toplantıda sizlerle bir araya gelmekten büyük memnuniyet duymaktayız. Tayvanlı dostlarımızın büyük ilgi gösterdiği ortak toplantıda karşılıklı işbirliği olanaklarını birçok açıdan değerlendirme fırsatı bulduk. Temennim ikili ilişkilerimizde yakaladığımız pozitif ivmenin devam etmesidir.”
Yeni Taipei Belediye Başkan Yardımcısı Dr. Chu Tih-Ju ayrıca verdiği röportajında şu açıklamalarda bulundu:
“2019 yılında biz Tayvan ve DEİK ile anlaşmalara imza attık, Türkiye’deki ve Tayvan’daki sanayiler arasında ticari bağlantılar kurmak istiyoruz. Bu amaçla bugün 20 şirket ile buradayız. Şirketlerin hizmetleri arasında elektronik bileşen parçaları üreticileri, işlemci üreticileri, mekanik imalat ve sağlık hizmetleri için teknoloji ürünleri gibi sektörler yer alıyor. Bu ticaret buluşmasının başarılı olmasını dilerim.”
YATIRIM İÇİN DÜŞÜK ALTYAPI MALİYETİ
Yeni Taipei şehri ticari heyeti ile İstanbul’a gelen 20 şirket, sağlık alanındaki teknolojik cihazlardan yarı iletken test çözümlerine, dijital para kasasından ortopedik ekipmanlara, terminal blok konnektörlerden sentetik kağıtlara, elektronik birleşenlerden makine parçalarına kadar birçok ürünlerini tanıttı. Konuşmacılar, Yeni Taipei’in son yıllarda gösterdiği endüstriyel büyümeye dikkat çekerek yatırım için düşük altyapı giderleriyle en avantajlı şehirler arasında olduğunu belirtti. 2.7 milyon çalışan nüfusun yüzde 60’ının yüksek öğrenim gördüğü Yeni Taipei şehri endüstriyel olarak hızla büyümeye devam ediyor.
]]>
HAZİNE ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, TBMM Başkanlığı’na sunulan yeni vergi paketinin ‘Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınması’ ilkesiyle hazırlandığını, dar gelirli vatandaşa yönelik hükümler içermediğini belirtti.
Bakan Şimşek, bugün TBMM Başkanlığı’na sunulan yeni vergi düzenlemelerini içeren kanun teklifini DHA’ya değerlendirdi. Bakan Şimşek, uzun süredir teklif üzerinde ilgili tarafların görüşleri de alınarak çalışma yaptıklarını belirterek, “‘Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınması’ ilkemiz doğrultusunda dar gelirlilere yük getirmeyecek şekilde hazırlanan yeni vergi taslağımızın bakanlık bünyesindeki çalışmaları tamamlandı. İlk paket, hükümet ve partimizin ilgili organlarında da ele alındı. Artık konu Yüce Meclis’in takdirinde” dedi.
Şimşek, kayıt dışılığı önleyecek, vergide etkinlik, adalet ve verimliliği sağlayacak düzenlemeler yaptıklarını, vergi güvenliğini önceliklendirdiklerini ve istisnaların kaldırılması yönünde adım attıklarını söyledi. Taslağa son şeklini verirken tarafların taleplerine yönelik de düzenlemelere gittiklerini ifade eden Şimşek, “Taslağımız, dar gelirli vatandaşa yönelik hükümler içermemesine karşın bu şekilde itham edildiğimiz yönlere çekildi. Pakette, vergi adaletinin güçlendirilmesi, sermayeye yönelik vergi uygulamaları getirilmesi ve doğrudan vergilerin payının artırılması için düzenleme önerileri bulunuyor. Çalışmalarımızı, Türkiye’de vergilendirilmemiş alan bırakılmaması amacıyla yürütmeye devam edeceğiz. Kayıt dışılıkla kararlı mücadele ve gönüllü uyumu artıracak, bu yolla mali disiplini güçlendirecek adımlar atacağız” diye konuştu.
ÇOK ULUSLU ŞİRKETLERE ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ
Teklif ile yıllık konsolide hasılatı 750 milyon euro eşiğini aşan çok uluslu şirketlerin düşük vergileme yapılan ülkelerdeki şube, iştirak ve iş yerlerinin asgari yüzde 15 kurumlar vergisine tabi tutulmasına yönelik yeni bir vergileme sistemi oluşturulacak. OECD’nin kurallarına uyumlu hazırlanan model, çok uluslu şirketlerin kazançlarının her hal ve takdirde yüzde 15 vergi yükü taşımasını amaçlıyor. Asgari kurumlar vergisi uygulamasına geçmeyen ülkeler, vergileme haklarını bir başka ülkeye devretmiş oluyor. Türkiye’de nihai ana işletmesi yurt dışında bulunan 1024 grup bulunurken, bunların ülkede 2 bin 134 işletmesi yer alıyor.
Teklif ile ayrıca kurumlar vergisi mükelleflerinin hesaplayacakları kurumlar vergisinin tespitine yönelik vergi güvenlik müessesi getiriliyor. Mükelleflerin ödeyecekleri kurumlar vergisi, beyan ettikleri kazancın indirim ve istisnalar düşülmeden önceki tutarının yüzde 10’undan aşağı olamayacak. Yeni işe başlayanlardan 3 yıl asgari vergi alınmayacak, mevcut yatırım teşvik belgesi olan mükelleflerin hakları korunacak, bazı istisna kazançlar kapsam dışında bırakılacak. Mikro ve küçük işletmelerin teknoloji geliştirme bölgeleri kazanç istisnası ile AR-GE ve tasarım indirimleri kapsam dışında olacak.
YAP-İŞLET-DEVRET MODELİNE KURUMLAR VERGİSİ
Teklif ile Türkiye’deki büyük yatırımlardan elde edilen kazançlara da artırımlı kurumlar vergisi uygulanacak. Yap-işlet-devret modeli ile kamu işbirliği projeleri kapsamında faaliyet gösteren kurumların bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranı yüzde 25 yerine yüzde 30 olacak. Ayrıca mevcut uygulamada yatırım fon ve ortaklıklarının kazançlarının tamamı kurumlar vergisinden istisna tutuluyor. Bu istisna kar dağıtım şartına bağlanıyor. Teklif ile istisna kazancın yüzde 50’si ortaklara dağıtıldığında kar paylarını alanlardan gelir ve kurumlar vergisi alınacak.
SERBEST BÖLGLEERDE VERGİ İSTİSNASINA SINIRLAMA
Mevcut uygulamada serbest bölgelerdeki üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançların tamamı, üretilen ürünlerin yurt içine ya da yurt dışına satılıp satılmadığına bakılmaksızın kurumlar vergisinden istisna. Ancak bu istisna artık sadece ihracat gelirleri ile sınırlandırılacak. Böylece yurt içine yapılan satışlardan elde edilen kazançlardan vergi alınacak.
Teklif ile yurt içi asgari kurumlar vergisi uygulamasının yanı sıra, vergi güvenliğini sağlamak amacıyla ticari kazanç elde eden gelir vergisi mükellefleri ile kurumlar vergisi mükelleflerine yapılan bazı ödemelere gelir ve kurumlar vergisi kesintisi getiriliyor. Kapsama alınacak ödemeler Cumhurbaşkanı kararı ile belirlenecek. Hasılat ile beyan arasındaki fark izaha davet nedeni olacak. Ayrıca, serbest meslek kazancı ve ticari kazanç yönünden gelir vergisi mükelleflerinin yılın belirli zamanlarında hasılatları tespit edilecek, beyanları ile tespit edilen hasılatları arasında uyumsuzluk olanlar izaha davet edilecek.
CEZALARDA ETKİNLİK ARTACAK
Teklif ile cezalarda etkinliğin artırılması için düzenlemeler de yer alıyor. Usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları artıyor. Başkasına ait pos cihazı kullananlara, başkasının IBAN’ını kullananlara ağır cezalar geliyor. Ödemeleri başkalarının hesabına yapılan havaleler ile kabul edenlere ve hesaplarını başkalarına kullandıranlara ceza uygulanacak. Ayrıca kayıt dışı faaliyetlere artırımlı vergi ziyaı cezası uygulanacak. Kayıt dışı faaliyette bulunanlara uygulanacak vergi ziyaı cezası; verginin 1 katı olarak kesilecek cezalarda 1,5 kat, verginin 3 katı olarak kesilecek cezalarda 4,5 kat kesilecek.
Mevcut durumda mükellefler haklarında yazılan raporlar üzerine kaçakçılık cezası olmadığı sürece uzlaşma isteyebiliyor. Teklif ile uzlaşmanın konusu ceza ile sınırlandırılıyor. Vergi asılları için uzlaşma istenilemeyecek.
]]>GENÇAĞA KARAFAZLI
(RİZE) – Rize Ziraat Odası ve çay üreticileri Rize’de özel bir çay fabrikasının, devletin yaş çay satın alım fiyatının altında üreticiden çay satın almasını protesto etti. Rize Ziraat Odası Başkanı Bünyamin Arslan, “17 TL olan fiyatın çok altında 12- 13 TL gibi fiyatlarda yaş çay alan özel bir çay fabrikası, üreticinin emeğini gasp ediyor” dedi.
Yaş çay sezonunun devam ettiği bu günlerde Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR), günlük kapasite alımlarını aştığı gerekçesiyle 50 kilo olan yaş çay alımını 30 kiloya düşürdüğünü açıklamıştı. ÇAYKUR’un bu kararının ardından özel çay fabrikaları ise devletin açıkladığı 17 liranın altında 12 liradan çay almaya başladı.
Yaşanan durum üzerine çay üreticileri ve Rize Ziraat Odası özel sektör çay fabrikasının önünde basın açıklaması yaparak, fabrikayı protesto etti. Açıklamayı okuyan Rize Ziraat Odası Başkanı Bünyamin Arslan şunları söyledi:
“Bugün burada toplanmamızın sebebi 17 TL olan taban fiyatı çok altında alımların olmasıdır. 13- 12 TL gibi fiyatlarda özel sektör üreticinin emeğini gasp ediyor. Burada Rizeli üreticiler olarak bu emek hırsızlığına karşı dik durabilmek için bugün burada bir protesto ve basın açıklaması düzenliyoruz. Bugün çok düşük alım fiyatı verenler yaklaşık 1 milyar TL’yi 100 tane özel sektör çay fabrikası cebine koymuş durumdadır. Rizeli’nin, Karadenizlinin cebinden ikinci sürgün itibarıyla 1 Milyar TL gitmiş durumdadır. Bugün bu ahlaksız taban fiyatı altındaki alımlara üreticilerimizle birlikte ‘dur’ diyeceğiz. 15 Temmuz’da bu halk sokaklara çıktı. Bu işletmeciler görevini devam ettirebilsinler diye. Devlet daimi olarak ilerlesinler diye. Buradan Cumhurbaşkanına sesleniyorum. Rize’de kıyım var. Özel sektör günlük üretimin üstünde olduklarını mazeret gösteriyor. 12 TL’ye çay aldığınız da işliyorsunuz da 16 TL’ye aldığınızda niye işleyemiyorsunuz? Üreticilerimize sesleniyoruz çaya 2 gün ara verelim. İşleyemiyorsan kapat kapını. 12 TL’ye çay almak ahlak dışıdır. Rizeli’ye ihanettir.”
“Ben sermaye düşmanı asla değilim ama bunların yaptığı da terbiyesizlik”
Üreticiler de duruma tepkilerini şu sözlerle dile getirdi:
Şuayip Toptan: “Çayı kurtaracak olan sistem tektir. Bunların elinden kurtarmak için çayın esnafını bozmadan muhafaza edecek bir sistem lazım. Ben sermaye düşmanı asla değilim ama bunların yaptığı da terbiyesizlik”
Dursun Topaloğlu: “Bu insanlar yağmurda, çamurda sabahleyin kalkmışlar çaya girmişler sen 13 TL’ye bugün çay alıyorsun. O kadının emeğine yazık değil mi? O parayı sen alıp da cebine nasıl koyacaksın, onu nasıl yiyeceksin, Allah’tan Korkmuyor musunuz?”
Melahat Sarı: “Yani insanları perişan etmesinler kontenjan çok oldu, herkes bir nakliye tutuyor, arabayı tutuyor gidiyor. Yani kapının dibine çay vermek nerede? Gidip başka bir yere çay vermek nerede? Bir saatten fazla burada mağduruz yani. Ücretini de düşürmüşler şu andaki mağduriyetimizi görmesi lazım. Çay işini böyle bir sürü fabrika yaptı, işçi aldı nerede bunlar. Kontenjan olmasaydı güzel satılıyordu. Bir de özel sektör, şöyle tutturabildiğine hepsi farklı ücrete alıyor. Her şey de bir düzenleme oluyor da özel sektöre bir ‘dur’ diyemiyorlar mı?” şeklinde konuştu.
]]>
MEDİKAL firmalarına biriken 3,3 milyar liralık borçları nedeniyle 2018’den 2021 yılına kadar malzeme alınamadığından birçok ameliyatın ertelenip iptal edildiği Akdeniz Üniversitesi Hastanesi, borçlarını sıfırladı. Medikal firmalarının teşekkür için ziyaret ettiği Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, “Çok uzun zamandan bu yana üniversite hastanesi tarihinde ilk defa hiç borcu olmayan bir dönem yaşandı. Şu anda hiçbir sorun yok” diye konuştu.
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde, 2018 yılında biriken borçları nedeniyle ameliyat yapılamaz hale geldi. Birçok hayati operasyon malzeme temin edilemediği için ya iptal edildi ya da ertelendi. Hastanenin malzeme temini için açtığı ihalelere medikal firmaları katılmazken katılanlar da alacaklarının uzun vadede ödeneceğini öngördükleri için yüksek fiyatlar istedi. Yaşanan sorunlar nedeniyle 2018’den 2021 yılına kadar Sağlık Bakanlığı’na konuyla ilgili çokça şikayet gitti. Bazı medikal firma işletmecileri, alacaklarını tahsil edemedikleri gerekçesiyle hastane önünde eylemler yapıp seslerini duyurmaya çalıştı. 2021 yılında üniversite yönetiminin değişmesiyle, ilk gündem maddesi de ödenemeyen borçlar oldu. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, ilk olarak tasarrufa giderek borçları ödemeyi amaçladı ve 3 yıl içinde borçlar sıfırlandı.
Daha önceleri eylem yapmak ve alacaklarını tahsil edemedikleri için şikayetçi olmak üzere hastaneye giden medikal firması sahipleri borçlar sıfırlanıp 1 yıldır da düzenli ödeme aldıkları için bu kez teşekkür ziyaretine gitti. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan’ı makamında ziyaret eden medikal sektörü temsilcileri, iş birliklerinin devamını diledi. Ziyarete dair konuşan Prof. Dr. Özlenen Özkan, “Çok şaşırdım, beklemiyordum böyle bir ziyaret. 2021 yılı Ağustos ayında göreve geldik ve 3,3 milyar TL’lik borç vardı. Bunu ödememiz gerekiyordu. Tasarruf yaparak ödeme planı çıkardık ve bugün hiç borcumuz yok” diye konuştu.
Hastaneyi bugünlere getirmek için çok çabaladıklarını anlatan Prof. Dr. Özkan, “Elektrik ve su faturalarımızda tasarrufa gittik. En ideal hasta bakıcı, personel nasıl kullanılır bunu hesapladık. Ciroları artırdık ve borçlarımızı ödedik. Ameliyat sayımız 2 katına çıktı. Sağlık turizmi gelir artışımız 20 kat arttı” dedi.
‘MALZEME ALINAMADIĞI İÇİN AMELİYATLAR İPTAL EDİLİYORDU’
Prof. Dr. Özkan, malzeme aldıkları medikal firmalara vadettikleri tarihte ödeme yaptıkları için malzeme temininde sorun yaşamadıklarını ve daha uygun fiyatlara alabildiklerini ifade ederek, şöyle konuştu:
“5-6 ay vadeli alınca daha yüksek fiyatlardan satıyorlar haklı olarak. Ancak ödemeyi günü gününe yapınca daha kaliteli ve daha uygun fiyatlarda ürün alabildik. Çok uzun zamandan bu yana, üniversite hastanesi tarihinde ilk defa hiç borcu olmayan bir dönem yaşandı. Bazen hayati malzemelere ulaşamıyorduk. Bu durumu hastaya anlatamıyorduk. Biz arada kalıyorduk. Firmalar paralarını alamayacakları düşüncesiyle ihaleye girmiyordu. Malzeme alamadığımız için birçok ameliyatı ne yazık ki iptal etmek zorunda kalıyorduk. Çok ciddi sıkıntı yaşadığımız zamanlar oldu. Şu anda çok şanslıyız, hiçbir sorun yok.”
‘TEŞEKKÜR İÇİN GELDİK’
Akdeniz Medikalciler Derneği Başkanı Mustafa Ufuk Soy, ziyaretin amacının teşekkür etmek olduğunu söyledi. Üniversite hastaneleri ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerin ödemelerinden sıklıkla dert yandıklarını söyleyen Soy, “Devamlı şikayetçi olurduk. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi, son yıllarda ödemeleri çok düzenli yaptı ve bizi çok rahatlattı. Başka şehirlerdeki sektör temsilcileriyle görüşüyoruz. Genel bir şikayet durumu hala var. Biz Antalya’da bu sorunu artık yaşamıyoruz. Hep şikayet için gelirdik artık teşekkür için gelelim dedik” diye konuştu.
‘ALACAĞIMIN BİR KISMINDAN FERAGAT ETTİM’
Medikal firması işletmecisi Abdullah Doksan, 2 milyon lira alacağından 500 bin lira feragat ederek ancak ödemesini alabildiğini belirtti. Bugünlerde vadesi geçen alacağı olmadığını belirten Doksan, “Böyle olunca malzeme temini noktasında biz de hastane de sıkıntı yaşamıyor. Ödeme olmayınca malzeme temin edemiyorlardı. Kalp ve kanser hastaları için gerekli olan hayati ürünleri alamıyor ve hastalara almalarını söylüyorlardı. Şu anda hiçbir sorun yok” dedi.
]]>MUSTAFA USTA
(SİNOP) – Sinoplu Berber Resul Özel, “Bir araç yıkama 300 liraya mal olmuş. Bir araç yıkama 5 gün yeterli olur ama bir tıraş 1 ay boyunca yeterli olur. Haliyle bizim de kendi sosyal giderlerimiz var. Malum yüzde 38 elektriğe zam geldi. Dükkan sahipleri de kendi ihtiyaçları doğrultusunda kiramıza yüzde 100 zam yaptı” dedi.
Sinop’ta berber sektöründe hizmet veren esnaf, hayat pahalılığı karşısında kazandıkları paranın yeterli olmadığını belirtti. Resul Özel, şöyle konuştu:
“Kendi masraflarımız, envanter giderlerimiz hali hazırda aynı sabit fiyatta kaldılar ama hayat mücadelesi ve yaşantısı marketlerde yaptığımız alışverişte yaptığımız işin karşılığında bedelini alamadığımızı söylemek isterim. Kendi envanterlerimizi bir yıl kullanabiliriz ama hayat şartları ve mücadelesi, yapmış olduğumuz işin karşılığını yüzdeye vurduğumuz zaman aldığımız para alışverişlerimizde yüzde 200 kat artmıştır. Bazı müşterilerimizle sıkıntılar yaşıyoruz. Bazı müşteriler ‘yapmış olduğunuz işlem sadece el emeği, neden bu kadar para alıyorsunuz’ diyorlar. Her ne kadar el emeği çalışsak da hayat giderlerimiz elektriğimiz, suyumuz, doğal gazımız, yaptığımız market alışverişleri kazancımızın yeterli olduğunu düşünmediğini söylerim. Bazı müşterilerimiz ve arkadaşlarımız bize kızabilir ama en basit örneği bir araç yıkama 300 liraya mal olmuş. Bir araç yıkama 5 gün yeterli olur ama bir tıraş 1 ay boyunca yeterli olur. Haliyle bizim de kendi sosyal giderlerimiz var. Malum yüzde 38 elektriğe zam geldi. Dükkan sahipleri de kendi ihtiyaçları doğrultusunda kiramıza yüzde 100 zam yaptı. Burada yaklaşık 12 kişiye ekmek yediriyoruz. Biz de kendi ekonomik giderlerimizi düşünerek müşterilerimizden bunu lanse etmek zorundayız.
“10 bin lira engelli maaşım yetmediği için bu dükkanı işletiyorum”
Pandemi sürecinde meslektaşlarımızın tamamı dükkanı kapattı. Hala meslektaşlarımızdan iflas eşiğine gelen var. Hatta, Sinop’ta bir meslektaşımız kaportacıda elindeki makas, makine, tarak ile yakalandı ve ceza kesildi. Ben o dönem iflas ettim. İflas ettiğimden dolayı maddi sıkıntılar neticesinde kalp krizi geçirdim. Kendimi hayatta tutmak için elimizde çanta ile kapı kapı bodrumda ve bahçede dahi tıraş yaptığımı biliyorum. Çünkü, hayat çok zordu. Hükümet ‘Avrupa bizi kıskanıyor’ dediğinde İngiltere, Belçika, Almanya ki meslektaş arkadaşlarıma telefon açtım. Beni kıskanıyorsunuz dediğimde benim kıskanılmadığımı onların sayesinde öğrenmiş oldum. Ayrıca, burayı açarken de büyük krediler çekerek memleketime hizmet etmek için Sinop Üniversitesi Kampüsü’nün içerisine bir iş yeri açtım. Sinop’un KYK yurdu içerisine bir iş yeri daha açarak istihdam sağladım. Yaklaşık 17’ye yakın çalışanım vardı. Bu çalışan arkadaşlar memleketin dışından geldiği için 5 çalışanım maaşı, sigortası, ev masrafları derken çok fazla paralar harcamaya başladım. Aynı zamanda kredilerimi ödüyordum. Malum, ülkemizde deprem oldu. Üniversiteler kapandı ve ben 5 işçime çıkış vermek zorunda kaldım. Haliyle, çektiğim kredileri ödeyemediğimden dolayı ikinci kez bir kalp krizi daha geçirdim. Ayrıca, benim engelli kimlik kartım var. Bu kimlik kartına sahip olup yatalak olan hastalarımız var. 10 bin lira engelli maaşı alıyorum ve yetinemediğim için çalışmak zorundayım. Çalışamayan insanlar için ben bu ülkenin vatandaşı olarak onların haline acıyorum devletten de bu engelli maaş alan insanlara da yardım bekliyorum.”
“Emeğimizin karşılığını tam olarak alamıyoruz”
Berber Burak Eğilmez ise “Yaptığımız iş dolayısıyla, yaptığımız sanat dolayısıyla ekonomik durumumdan çok da memnun değilim. Emeğimizin karşılığını tam olarak alamıyoruz. Çünkü, müşteri bizi burada sabah 8’de de akşam 11’de de istiyor. Yoğun çalışma saatlerimiz var. Ama bunun karşılığını aldığımızı düşünmüyorum. Müşteriler haklı olarak tepki gösteriyorlar ama bizim de sadece dükkan masrafı olarak düşünmeyelim. Dışarıda harcadığımız market alışverişi, evimizin elektriği, doğal gazı, suyu bunlar bizi çok etkiliyor. Orada artış olup bizim fiyatlarımız da sabitlik olursa bizi çok etkiliyor. Bu konuda problemlerimiz var. Müşteri de bir yerde anlayışla karşılıyor. Çünkü, onlar da biliyor ülkemizin ekonomik sorunlarını” dedi.
]]>
Büyükşehir Tarım ve Peyzaj A.Ş. desteğiyle gençler artık köylere geri dönecek
BURSA – Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey Keles ilçesine giderek Tarım A.Ş.’nin çiftçilere saman ve küçükbaş hayvan dağıtımına katıldı. Çiftçiye ve köylüye verilecek desteklerle artık gençlerin köylerden şehre değil, şehirden köylere geri döneceğini ifade eden Başkan Bozbey, “Yeni projeleri hayata geçireceğiz. Çiftçimize mazot desteği de sağlayacağız. Akıllı projeler getirenlere destek olacağız” dedi. Bozbey, kendisinden destek isteyen yaşlı kadın üreticinin isteğini de anında yerine getirdi.
Türkiye’de bir ilke imza atarak makamını ilçelere taşıyan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, verdiği müjdelerle de vatandaşın yüzünü güldürdü. Dağ ilçelerinde tarım, hayvancılık, kırsal turizm ve kültürel faaliyetlerle ayağa kaldıracaklarını belirten Başkan Bozbey, yapılacak desteklerle şehirden köye geri göçü sağlayacaklarını söyledi. Bozbey’e saman ve hayvan desteği için Keles’e gelen Tarım Peyzaş A.Ş.’nin kamyonlarının yanında vatandaşlarla bir araya geldi. Vatandaşların isteklerini ve şikayetlerini dinleyen Başkan Bozbey, kendisinden destek isteyen yaşlı bir kadının ise isteğini anında yerine getirilmesini sağladı.
Vatandaşlarla yaptığı sohbette hayvancılığı çoğaltacaklarını belirten Başkan Bozbey, “BESAŞ olarak biz buradaki süt tesisimiz için süt alımını yapıyoruz. Fiyatları da köylümüzün de gelirini yükseltmek için yukarıya çekeceğiz. İşleyip bir çok yerdeki BESAŞ büfelerimizde satıyoruz. Sütünden yoğurduna, peynirinden kaşarına kadar en kaliteli ürünleri üretiyoruz. Daha farklı ürünleri de ortaya çıkaracağız. Biz en sağlıklı ürünü vatandaşımıza, vatandaşımızdan aldığımız süt veya diğer malzemelerle üreterek ulaştırıyoruz. Süt konusunda köylümüzün hayvancılıktan vazgeçmesini değil, tam tersine hayvancılığı arttırarak devam etmesini istiyoruz. Onun için elimizden gelen desteği sağlayacağız. Buradaki gençlerin gelirlerini yükseltirsek, şehirlere göçlerinin önüne geçmiş oluruz. Onun için çabalıyoruz” diye konuştu.
Başkan Bozbey, yaptıkları ve yapacakları destekleri açıkladı. Bozbey, “Çiftçimize ve hayvancılıkla geçimini sağlayan vatandaşımıza hem saman desteği, hem de küçükbaş hayvan konusunda destek veriyoruz. Zaten bundan önce de yaptıklarımız var. Ama bundan sonra bunları daha planlı bir şekilde bütün köylerimize, hayvancılığı yapmak isteyen hemşerilerimize ulaştırıp oralarda aile işletmeleri adı altında bu aile işletmelerini çoğaltarak hem gelirlerinin artmasını aynı zamanda da kendilerinin de bulundukları yerlerde güvenli bir yaşam sürmesini arzu ediyoruz. Dağ yöresi son derece önemli bir yer. Burada turizm, hayvancılık, özellikle tarım yapılıyor. Bugün buranın kirazı Avrupa’ya da ihraç ediliyor. Birçok yere gidip özel stantlarda satılıyor. Ama biraz daha tanıtmamız lazım” diye konuştu.
“Artık gençler, köylere göç edecek”
Yakın süre içinde bir kooperatif kurarak gereken desteği profesyonel olarak vereceklerini belirten Başkan Bozbey, “Biz de elimizden gelenin fazlasını vereceğiz. Bu sayede artık gençler şehre değil, şehirden gerisin geriye buraya yerleşecekler. Hem burada gelirlerini yükseltecekler aynı zamanda sağlıklı huzurlu bir yaşam sürecekler. Bunun yanında tabi sosyal imkanları ve kültürel imkanları da çoğaltmayı planlıyoruz. Bu yöremiz hem yaşanabilir aynı zamanda da temiz bir havayı soluduğumuz gibi sağlık bir hayat sürmemiz anlamında da önemli bir yer bunu mutlaka başaracağız ve sağlayacağız” dedi.
Başkanın yapmış olduğu açıklamadan mutluluk duyan vatandaşlar, ‘Sizlere çok güveniyoruz. Allah sizden bin kere razı olsun” diye temennide bulundu.
]]>Son 2 yıldır kira kontratı yenileme dönemlerinde yüzde 25 zam sınırı uygulanırken, bu sınır 1 Temmuz itibarıyla sona erdi. Temmuz ayında açıklanan kira artış oranının yüzde 65 civarında olduğunu belirten İzmir Emlak Kulübü Derneği Başkanı Rıdvan Akgün, kira bedellerinin bir anda yükseldiğini dile getirdi. Kiracılar ile ev sahipleri arasındaki anlaşmazlıkların arttığını ifade eden Akgün, “1 Temmuz’dan itibaren Türkiye genelinde bir milat başladı. Yüzde 25 kira artışı, 2 yıl devam etmişti. Ev sahipleri mutsuzdu, kiracılar mutluydu. İki yıl çabuk bitti. Kiracılar yüzde 65,07 zam oranıyla bu aydan itibaren karşı karşıya kaldı. Çaresizlik var. Artış yapmayanlar evi terk etmeye çalışıyor. Ödeyemeyecek konumda olanlar, yeni bir hayata tutunmaya çalışıyor. Kiracı-ev sahibi sorunları aldı başını gidiyor” diye konuştu.
‘TAHLİYELER GÜNDEME GELEBİLİR’
Kiracıların bir anda kira bedellerini çok artırmak istemediğini vurgulayan Akgün, iki yıldır bekleyen ev sahiplerinin de rakamları yükselttiğini söyleyerek, “Ev sahipleri, iki yıldır bekledim, diyor. Yüzde 65,07’nin 07’sini bile istiyor. Tahliyeler gündeme gelebilir. Sürece arabulucular ve hukukçular katılabilir” dedi. İzmir’deki ortalama kira fiyatlarından örnekler veren Akgün, “Yeni dönemde 3 artı 1 evin kirası, ortalama 20 bin lira olması gerekirken enflasyon artışı ile rakam çok yükseliyor. 15 bin liraya oturan bir kiracının yeni kira bedeli 23-24 bin liraya kadar çıkıyor. Halbuki ev boş olsa belki 20 bin liraya kiraya verilecek. Yüzde 65,07 rutinde çok yüksek. Ama geçmişten gelen yüzde 25’lerin verdiği ağır tahribattan dolayı yüzde 65,07’lere saldıran mülk sahipleri var” dedi.
‘SEKTÖRÜN BELİRLEYİCİSİ, EV SAHİPLERİ’
Kira bedellerinin yaz aylarında kaçınılmaz artış trendine girdiğini ifade eden Akgün, kiralık dairelerin giderek azaldığını belirterek, “Arz oluşmamış, talep çok fazla. İnsanlar ya evleniyor ya boşanıyor. Mülk sahipleriyle sorun yaşayan kiracılar tahliye ediliyor. Ciddi bir sirkülasyon var kira sektöründe” diye konuştu. İzmir’de boş bir dairenin fiyatının lokasyona göre, 15 ile 30 bin lira arasında değiştiğini kaydeden Akgün, ev sahiplerinin sektörün belirleyicileri olduğunu vurguladı. Akgün, şunları kaydetti: “Mülk sahiplerinin çoğu, kira bedellerini kendi belirliyor. 15 bin lira daireye 35 diyen de 40 diyen de var. Serbest piyasada mülk sahipleri istediği rakamı veriyor. Çaresiz kalan, ev arayan vatandaşlar, yüksek bedellerle karşı karşıya kalıyor. Fiyatı belirleyen mülk sahipleri, onlara destek veren de emlak müşavirleri oluyor.”
‘BANKA KREDİSİ ALABİLİYOR, EV KİRALAYAMIYORSUNUZ’
Ev sahiplerinin yeni kiracı ararken çok seçici davrandığının altını çizen Akgün, şöyle konuştu:
“Geçmişte insanlar, boş evlerini kiraya verebilmek için bin takla atardı. Şimdi ise öyle bir konuma geldik ki GBT (Genel Bilgi Toplama) isteyenler de var. KKB (Kredi Kartı bilgisi) isteyen de var. Ekonomik olarak insanların bankalara borcu olup olmadığı ile ilgili araştırma, findeks raporu isteyenler de var. Mutlaka kefil istiyorlar. Mutlaka çalışsın, düzenli geliri olsun, maaşı olsun, tahliye taahhütnamesi versin gibi şartları var. Bankaya gidip, krediyi rahat alıyorsunuz ama kolay kolay daire kiralayamayabiliyorsunuz. Kız istemeye gidiyorsunuz, gönüller bir olunca onu da çok rahat alıyorsunuz; ama bu tarafta mülk sahipleri, kiracılara inanılmaz kriterler dayatıyor. Kiracılara Allah yardım etsin. Yasa onlardan yana gibi bile görünse hepsine ev nasip etsin.”
]]>(EDİRNE) – Edirne’nin meşhur lezzeti tava ciğerin fiyatlarından, kentte yaşayanlar da yakınıyor. Emekli Bülent Örs, “Çarşıya çıksak yaklaşık 300 lira olan bir ciğeri nasıl yiyeceğiz? Yerlisi olarak bile çok uzun yıllardan beri daha yiyemedim” dedi.
Edirne’nin meşhur tava ciğeri de yüksek enflasyon ve ekonomik kriz nedeniyle dar gelirliler için ulaşılamaz hale geldi. Bir tabak tava ciğerinin fiyatı 300 ile 350 lira arasında değişiyor.
Şehrin en işlek noktalarından biri olan Saraçlar Caddesi’nde, ANKA Haber Ajansı’na konuşan yurttaşlar, tava ciğerine artık uzaktan bakar hale geldiklerini anlattı.
Emekli Bülent Örs, burada doğup büyüdüğünü ve 51 yaşında olduğunu belirterek, “Bir Edirneli olarak çok uzun yıllardan beri tava ciğeri maalesef yiyemiyoruz. Tek başımıza da çıktığımızda bir türlü boğazımızdan da geçmiyor. Evliyim. Bir kızım, bir oğlum, 5 de torunum var. Bunlarla çarşıya çıksak yaklaşık 300 lira olan bir ciğeri nasıl yiyeceğiz ki? Edirneliyim ben, yani yerlisi olarak bile çok uzun yıllardan beri henüz daha yiyemedim. Sarayiçi’nde bir kilo etin 2 bin lira olduğu, bir çocuk oyununun 100 TL olduğu, bir top dondurmanın 50 lira olduğu yerde asgari ücretle çalışan ne yapabilir ki? Üstelik bir de işsizim. TYP’den 9 aylık programa katıldım. Maalesef program 30 Haziran’da sona erdiği için şu anda da işsizim. Üstelik yüzde 81 de engelliyim. Ülke böyle, gidişatı böyle. Yapılacak herhangi bir şey de yok herhalde” diye konuştu.
“Ayda bir kere, o da torunlardan kalırsa yeriz”
Simit satan emekli Kerim Tüfekçi de şunları söyledi:
“Ülkenin genelinde Edirne ciğeri meşhurdur. Şu ekonomik krizden dolayı maalesef yerli halk ciğer yiyemiyor. Buranın bir şansı var; Bulgarlar, Yunanlar geliyor. Ekonomisi onların üzerinden yürüyor Edirne’nin. Emekli maaşları bugün 10 bin 500, 12-13 bin civarında. Emekli diye ev dahi kira vermiyorlar. Suriyelilere ev var. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına ev yok. Bugün ekonomi gitmiş, Türkiye gitmiş. Yani ciğer yiyecek bir şey yok insanlarda. Ekonomik durumu iyi olanlar var. Bu ülkede yaşayan var, yaşamayan var yani. Bir kısım ölüdür, bir kısım yaşıyor. Azınlık yaşayandır, çoğunluk ölendir. En son ben bir ay önce ciğer yedim. Ayda bir kere… O da maaşı alırsak, torunlardan kalırsa yeriz. Yoksa evde kendimiz yapıp yiyoruz. Tavuk ciğerini yiyoruz, dana ciğerini yiyemiyoruz. Ben simit satıyorum. Giyimime kuşamıma bak. Ben 10 bin 500 lira alıyorum. 1500’den aşağı bir pantolon alamazsın. İkinci el almaya başladık.”
“Önünden bile geçemiyoruz”
Emekli Ceyhan Ceylan da şöyle konuştu:
“Düne kadar yiyorduk, şimdi internetlerde görüyoruz. 300 lirayı geçmiş. Ayda yılda bir kere, ufak bir yer var meşhur olan bir yer değil, orada yemeye uğraşıyorum. Tatmak adına, az da olsa. Daha çok Edirne dışından gelenler, ünlü bir ciğerci var, orada çok kuyruk oluyorlar. O da çok garnitür vermesiyle meşhur olmuş. Önünden bile geçemiyoruz, yaklaşamıyoruz. Şu an 52 yaşındayım. Emekli oldum, 33,5 yıl ile. Yani 25 yılın üstüne 8,5 yıl fazla prim ödedim. Şu anda emekli maaşım çok kötü, 10 bin lira maaş alıyorum. Hani fazla prime fazla maaş vardı. Yok öyle bir şey. Ağır sanayide çalıştım, ondan dolayı maaşım yükselecekti; yok öyle bir şey. Bir leva 18 lira olmuş. Adamın yere düşen levası Türk parasına karşı 18 lira. Bizim bir liramızın hiçbir alım gücü yok. Sakız bile alamıyorsun artık. Gerek Bulgarlar gerek Suriyeliler, Türkiye’de çok rahat yaşıyorlar. Ülkemiz Bulgarlar için AVM, Suriyeliler için doğumhane. Yazıklar olsun yani gerçekten. O kadar sene emekli olmayı düşündüm, emekli olduktan sonra da öyle bir kötü zamana denk geldim. Hayallerimi bile bitirdiler”
]]>Çeşitli sebeplerden dolayı haciz yoluyla bağlanan araçlar kentteki yediemin otoparklarında yıllardır bekliyor. Sadece kent merkezinde binlerce otomobil ve motosikletin bulunduğu yediemin otoparklarında araçların birçoğunun çürümeye başladığı görüldü. Açık alanda kalan araçlar, yaz aylarında etkili sıcağa, kış aylarında ise yağışlara maruz kalıyor. Aralarında 1 milyon dolar (33 milyon TL) değerinde lüks otomobilin de bulunduğu yedieminlerde, işletme sahipleri icra iflas kanununda yer alan ‘6 ay’ maddesinin etkin bir şekilde kullanılmasının bu duruma çözüm olacağı görüşünde.
Antalya Otoparkçılar ve Oto Yıkamacılar Derneği Başkanı Hakan Topçu, 3 otoparkta yaklaşık 30 bin metrekare alanda 3 bin araç barındırdıklarını belirterek, bu araçların yüzde 80’ni icradan dolayı bağlı, yüzde 20’si ise trafikten sigorta, muayenesi olmayan ya da kaza güvenlikten dolayı bağlandığını söyledi.
“Bu bir milli servet”
Araçların arasında 20 seneye yakın bekleyen olduğunu da kaydeden Topçu, icradan bağlı olan bir aracı, araç sahibinin maddi imkanı varsa alabileceğini, alamadığı takdirde de icra tarafından satılması gerektiğini vurgulayarak, “Yakalama haciz koyan kişi ya da kurum bunun satışından sorumlu olması lazım. Depolarda 20 senedir araçlar duruyor. Bu bir milli servet. Ülkemizin ekonomik anlamda seferberliğe girdiği şu dönemde, tasarruftan bahsettiğimiz şu dönemde, burada biz bu şekilde devam ettiğimiz sürece sadece dolarları yakıyoruz. 2 sene açık alanda otoparkta kalan bir araç boyası olduğu gibi tamamen değişiyor. Çürüme de olan araçlar oluyor” dedi.
“Bir an önce buna bir çözüm bulunması ve hızlandırılıp ekonomiye kazandırılması gerekiyor”
Topçu, otoparktaki 3 bin aracın yüzde 60’nı atıl, yüzde 40’ını ise yeni olduğunu ve ihaleye çıkabilmesi için süresi dolan araçların hızlı bir şekilde satılarak çürümeye değil ekonomiye kazandırılması gerektiğini vurgulayarak, “Burada devletin kasasına para girecek, eğer vergi ve sigortadan bağlı varsa, mevcutta olan borcu da tahsil edecek. Bir an önce buna bir çözüm bulunması ve hızlandırılıp ekonomiye kazandırılması gerekiyor. Geçen yıl icra dairelerinin fiziki olarak araçların tespitini yapmaya başladığı tarih 2023’ün 4’üncü ayı. Bugüne kadar bizim otoparktan 287 tane araç tespit edilmiş, bunun 189’u satışa çıkarılabilmiş, bu araçlardan da 50 tanesi satış işlemi görmüş, bunun 5 tanesi satılmamış. Havanda su dövüyoruz. 1 yıl olmuş ancak günde 1 tane bile araba satamamışız. Bana göre icra iflas kanununda köklü değişiklik yapılması gerekiyor. 6 ay içerisinde alınmayan araçların satıldığı yönündeki kanun zaten vardı. Bu yeni çıkan bir kanun değil. Önemli olan bu kanunun işler hale gelmesi” diye konuştu.
“Motosikletlerin hacizli olarak otoparka bağlanmaları yanlış”
Otoparklarda bulunan hacizli motosikletlerle ilgili de konuşan Topçu, “2 bin lira değeri olan bir motosikleti icradan bağladığınız zaman, satışa çıkarmak için 3-4 bin lira masraf yapmanız lazım. Masrafı da satışa eklediğiniz zaman 2 bin liralık motosiklet, 8 bin liradan verilmek zorunda. Bu şekilde satılmıyor ve bekleye bekleye çürüyor, en sonunda hurda olarak alınıyor. Motosikletlerin hacizli olarak otoparka bağlanmaları yanlış. Eğer bir ekonomik değeri varsa, lüksse onlar olabilir ancak diğer motosikletlerin üzerine satılamaz şerhi konulup vatandaş binebilmesi gerekiyor” ifadelerine yer verdi. – ANTALYA
]]>Tarım ve Orman İl Müdürlüğünce, “Mera Islah ve Amenajman Projesi” çerçevesinde Ani Köyü’ndeki atıl arazinin ekonomiye kazandırılması amacıyla çalışma yürütüldü. İlk olarak 500 dekar alan yabancı ve istilacı ot olan yavşan otundan arındırılarak meraya fiğ tohumu ekildi.
Ani köyü yaylasında düzenlenen tören saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasıyla başladı. Törenin açılış konuşmasını Tarım ve Orman İl Müdürü Enver Aydın yaptı.
Aydın’ın ardından söz alan ve Kars’ın çok geniş meraları olduğunu, hayvanlarının da organik beslendiğini ifade eden Kars Milletvekili Adem Çalkın, “Tarım ve Orman İl Müdürlüğümüz çok büyük işler yapıyor. Zamanı geliyor hayvanlarımızla ilgili salgın hastalıklarda, hayvan üreme konusunda hayvanların yakın takibinde çiftçilerimizle ilgili yağış oluyor, dolu oluyor, hasat zamanı oluyor ve diğer zamanlar oluyor onları görüyorsunuz. Yani anlayacağımız çiftçinin kara gün dostu ofis diyorlar ama ben çiftçinin kara gün dostu Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’dür diyorum. Allah sizden razı olsun, emekleriniz çok büyük, hepinize teşekkür ediyorum” dedi.
Bu millet için, bu devlet için üretmek zorunda olduğumuzu ve ürettikçe güçleneceğimizi dile getiren Vali Ziya Polat, “Güçlendikçe mazlumların lideri olan milletimiz bu dünyaya adaleti getirecektir. Onun için hep beraber bizler, sahadaki sizler, STK’larımız, muhtarlarımız devletin tüm kurum ve kuruluşlarındaki sahadaki milletimizle kol kola girip üreteceğiz, üreteceğiz, üreteceğiz. Ürettiğimizi de iyi fiyata satmamız gerekiyor, iyi fiyata satmak için de iyi ürün yetiştirmemiz gerekiyor. Ham maddeyi maddeye çevirmemiz gerekiyor. Tarlada aldığımız ürünü, hayvanımızın karkas etini raflarda görmemiz gerekiyor. Geçtiğimiz günlerde bir fabrikamızı ziyaret ettim. Allah’a şükür karkas et, Kars sucuğu, Kars kavurması olarak raflardaki yerini almaya başladı ve yatırım yapan, yakında açılışını yapacağımız birçok fabrika da var. Bunu çiftçi kardeşlerimizden de bekliyoruz; kavılcamız, buğdayımız meşhur. Ancak biraz önceki köyde Esenkentli bir hemşehrimiz bana biçerdöverden veryansın etti. Biçerdöverler çok pahalı oluyor, saman alıyoruz diye. Bizim burada yapmamız gereken bir iş daha var. Hayvan besleyen insanımıza bizim saman değil de fiğ, yonca, korunga, silajlık mısır üretimini arttırmak için destek olmalıyız. Hayvanlarımıza saman yerine bunları yedirmemiz gerekiyor hem maliyetleri azaltmamız lazım hem de hayvanın hem et hem de süt verimini arttırmamız lazım. Saman mecburiyetten yedirilecektir. Ama biz maalesef biçerdövere herhalde saman karşısında veriyoruz. Biçerdöver biçiyor, otumuzu ve buğdayımızı veriyoruz saman alıyoruz. Biz, fiğ, korunga, silajlık mısır üretimine de inşallah önümüzdeki yıllarda itibaren devletimizin katkısıyla daha da arttıracağız” diye konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından hayvanlar meraya salındı. Kars’ta “2024 yılında 2 bin 400 dekarlık alanda aktif olarak yürütülen 5.790.910,45 TL maliyetli mera ıslah ve amenajman projeleri çiftçilerin yüzünü güldürüyor.
Ani köyünde 2.959.800,00 TL maliyetli mera ıslah ve amenajman projesi kapsamında büyük çoğunluğu istilacı bir yabancı ot olan yavşan otu ile kaplanarak tahrip olan meranın ıslahında üç ayrı ıslah yöntem uygulandı. – KARS
]]>Tarımda örnek kent olmak için çalışmalarınısürdüren Nilüfer Belediyesi, sağlıklı ürünlerin tarladan sofraya ulaşım aşamasında tüm adımlarda yer alıyor. Belediyenin tarım arazilerinde Nilüfer Tarımsal Kalkınma Kooperatifi (NİLKOOP) iş birliği ile toplam 350 dekarda meyve, sebze, buğday ve tıbbi aromatik bitki üretimi yapılıyor.Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, belediyenin tarım alanındaki faaliyetlerini yakından takip etmek amacıyla bir dizi ziyaret gerçekleştirdi. Başkan Yardımcısı Zerrin Güleş,NİLKOOPBaşkanı Süleyman Ayyılmaz, Nilbel A.Ş Başkanı İbrahim Mart, meclisüyeleri ve birim müdürlerinin de bulunduğu ziyaretlerde, BaşkanÖzdemir, tarım ürünlerinin üretiminden laboratuvar analizlerine, işlenmesinden satışına kadar olan süreçleri uzmanlardan dinleyerek bilgi aldı.
İlk olarak, Nilüfer Belediyesi tarafından ULUTEK’te kurulan, çiftçilere toprak, bitki ve sulama suyu analizi hizmeti sunan Nilüfer Tarımsal Analiz Laboratuvarı’nda incelemelerde bulunan Başkan Özdemir, laboratuvarın işleyişi hakkında çalışanlardan bilgi aldı. Nilüfer Ziraat Odası iş birliğinde NİLKOOP tarafından işletilen laboratuvarda yapılan analizlerin bilinçli tarım uygulamalarını artırdığını ve topraktan daha fazla verim alınmasını sağladığını belirten Özdemir, bu sayede çiftçilerin üretim giderlerinin de azaldığını vurguladı. Başkan Özdemir, çiftçilere laboratuvardan daha fazla faydalanmaları için de çağrı yaptı.
Başkan Şadi Özdemir, NİLKOOP iş birliği ile ekolojik tarım şartlarında üretim yapılanİrfaniye’deki tarım alanını ziyaret etmesinin ardından Konaklı Eko Çiftlik Projesi’nde gelinen son noktayı inceledi. Fadıllı’daki incir bahçelerini de gezen Özdemir, Fadıllı Muhtarı Nail Gülmez’e bahçelerden alınan yaprak örneklerinin analiz raporu sonuçlarını teslim etti.Bu başarılı örneklerle tarımda ekolojik üretimin yapılabileceğini en güzel şekilde ortaya koyduklarının altını çizen Özdemir, bu tarz uygulamaların artarak devam etmesi temennisinde bulundu.”Çiftçiliğin artmasını, topraklarımızın yeşermesini ve ayağa kalkmasını istiyoruz” diyen Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir sözlerine şöyle devam etti:
” Türkiye’nin kalkınmasının yolu tarımdaki örgütlenmeden geçiyor. Biz her zaman köylerimizde kooperatifleşmeyi destekliyor ve teşvik ediyoruz. Üretim yapan çiftçilerimizin her zaman yanlarında olacak ve onlara destek olmaya devam edeceğiz.”
Başkan Şadi Özdemir saha ziyaretleri kapsamında NİLKOOP tarafından üretilen veya kadın derneklerinden temin edilen ürünlerin işlenerek katkı maddesi ve koruyucu kullanmadan sofralara ulaşmasını sağlayan Hasanağa Gıda Merkezi’ni de ziyaret etti. Şadi Özdemir, son derece hijyenik şartlara sahip olan merkezde, salça, reçel, erişte, tarhana, peynir gibi birçok ürünün gıda mühendislerinin kontrolü altında hazırlandığını söyledi. Özdemir, Nilüfer Bostan satış noktaları yoluyla Nilüferlilerin sağlıklı gıdaya erişimlerini sağladıklarına vurgu yaptı.
Göreve geldikleri günden bu yana tarıma ayrı bir önem verdiklerini belirten Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, “Nilüfer’de tarımsal alanlarımızın korunması ve artırılması, çiftçimizin ekolojik yöntemlerle tarım yaparak emeğinin karşılığını almasını istiyoruz. Üretim anlamında çiftçimize her türlü teknik desteği sağlarken; Hasanağa Gıda Merkezi ve Nilüfer Kent Bostanları gibi projelerimizle gıdaların işlenmesi, paketlenmesi ve satışı gibi konularda da çalışmalar yürütüyoruz. Böylece hem üreticimiz kazanıyor hem de vatandaşlarımız sağlıklı gıdaya ulaşabiliyor” dedi. – BURSA
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Türkiye’de örnek gösterilen projelerinden biri olan Süt Kuzusu, 12’nci yılını geride bıraktı. İzmir’deki üreticilerden alınarak, yurttaşlara ulaştırılan sütler, ekonomik krizin etkilediği mutfaklara da önemli destek sunuyor. Çocukların süt içme alışkanlığı kazanmasını sağlamak amacıyla başlatılan proje sayesinde; 58 ekip, 30 ilçede, 615 mahallede 105 bin çocuğa ulaşıyor. Kapı kapı dolaşan ekipler, içinde 8 litre sütün yer aldığı paketleri ailelere teslim ediyor. Çocuklar projeden, 12’nci aynı doldurduktan sonra 48’nci ayına kadar faydalanabiliyor.
“İzmirliler bu çalışmayı benimsedi”
İzmir Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Sosyal Hizmetler Şube Müdürlüğü’nde görevli Süt Kuzusu Şefi Enes Yaşar, Türkiye’nin örnek projesi olan Süt Kuzusu’nun, her geçen gün büyüdüğünü söyledi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın verdiği katkı ve destekler sonucu süt ihalesinin 27 Haziran’da tamamlandığını ve sütlerin dağıtımı için yeniden yola çıktıklarını ifade eden Enes Yaşar, “Çocuklara süt içme alışkanlığı kazandırıyoruz. Hane halkına da destek oluyoruz. Çocuklarımız araçları kapıda gördüklerinde heyecanlanıyor. Koşup yanımıza geliyor. Bu projemiz 12 yılı geride bıraktı. Tüm İzmir halkı bu hizmeti benimsedi” dedi.
Süt Kuzusu’na talep arttı
27 Temmuz’a kadar 105 bin çocuğa süt ulaştırmış olacaklarını, 29 Temmuz’da da ikinci dağıtımın başlayacağını belirten Yaşar, “Bu projeyle çocuklarımızı, aileleri ve üretici kooperatiflerimizi destekliyoruz. Talep her geçen gün artıyor. Çünkü herkes evine süt almak zorunda. Bu projemizle hane halkına ciddi bir destek sağlanıyor. Çocuklara süt içme alışkanlığı kazandırma konusunda da başarılı olduğumuza inanıyorum” diye konuştu.
“Ev ekonomimize katkısı oluyor”
Yurttaşlar da Süt Kuzusu Projesi’nden oldukça memnun. Dört çocuk annesi Semra Çetin, “Çocuklarımız için çok iyi bir hizmet. Çocuğum ek gıdaya başladığı için gelen bu sütlerden faydalanıyoruz. Ev ekonomimize de katkısı oluyor. Hayat koşulları çok zor. Bu hizmetin mutfağımıza katkısı büyük” dedi. Dört çocuk annesi Hediye Hurşutoğlu da daha önce Konya’da oturduklarını ve böyle bir uygulama görmediklerini ifade ederek, “Daha önce süt satın alıyordum, şimdi almama gerek kalmadı. Çocuklarıma yetiyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne evimize verdiği bu katkıdan dolayı teşekkür ediyorum” diye konuştu.
“Süt almakta zorlanıyoruz”
Süt fiyatlarının yüksek olmasına değinen Filiz Yay ise “Süt Kuzusu Projesi’nin evimize katkısı çok büyük. Gelen zamlardan sonra süt fiyatları da uçtu. Bu da çocuklarımızı ve bizi olumsuz şekilde etkiliyor. Büyükşehir Belediyesi’ne çok teşekkür ediyorum” dedi. İki çocuk annesi Sibel Oktay da şunları söyledi: “Çocukların gelişmesi, sağlıklı büyümesi, kemiklerinin sağlıklı gelişmesi için süt çok önemli. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bize katkısı bu anlamda büyük. Eğer Büyükşehir süt dağıtmasaydı, biz bunu almakta çok zorlanırdık. Çünkü fiyatlar yüksek. Bir paket alıyoruz ama yetmiyor. Büyükşehir Belediyesi’nin getirdiği sütler sayesinde tatlı da yapabiliyoruz. Çocuklarımızın beslenmesinde rahatlıkla kullanabiliyoruz.”
Bütçeye önemli destek
Üç çocuk annesi Esra Özcan da aldıkları sütü ek gıda olarak çocuklara verdiğini belirtti. Özcan, “Yoğurt yapıyorum, tatlı yapıyorum. Çok katkısı oluyor. Bir paket süt bile çok pahalı. Bu hizmetin o nedenle bize katkısı çok büyük. Saymakla bitmez diyebiliyorum. Eğer Büyükşehir Belediyesi bu sütleri dağıtmasaydı çok büyük sıkıntı yaşardım” dedi. Üç çocuk annesi Ayşe Güler de “Uzun süredir bu projeden faydalanıyorum. Çok memnunum. Süt alacak gücümüz yoktu. O nedenle bu sütlerin gelmesi çok iyi oldu. Çocuklar için süt önemli bir gıda” diye konuştu.
]]>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğü’nün Türkiye genelinde 2426 tesisin basit konaklama belgesi almadığını duyurmasının ardından, seyahat acentelerinden bu tesislerle çalışmamalarını istemesi üzerine, küçük aile işletmelerinin yaşadığı sorunlara dikkat çekti. Belediyeler tarafından 28.07.2021 tarihinden önce tanzim edilen ve konaklama tesisi hüviyetindeki iş yeri açma ruhsatına sahip işletmelerin bakanlığa başvurarak Basit Konaklama Turizm İşletme Belgesi alma zorunluluğu getirildiğini kaydeden Başkan Bahar Bahar, “Belediyeden alınmış iş yeri açma ve çalışma ruhsatı ile faaliyette bulunan belediye belgeli oteller ismi ile anılan ve çoğunluğu küçük aile işletmeleri olan otellerimiz büyük sorun yaşamaktadır. Aslında belediye iş yeri açma ruhsatında pansiyon, ev pansiyonculuğu veya otel yazan işletmeler bugüne kadar konaklama hizmeti verebiliyorken, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca tüm konaklama sektörünü kendi kaydı ve yönetimi altına alınmasını amaçlayan bir düzenleme getirildi” dedi.
‘Düzenleme ile güvenlik ve vergi açığı kapatıldı’
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yapılan çalışmanın güvenlik ve vergi kaydı olduğunu vurgulayan Başkan Bahar, “Ülkemizde ticari bir işletmede konaklayan misafirleri güvenlik amacıyla kayıt altına almak, vergi açısından da bu konaklama hizmeti veren küçük yapıların kayıt altına alınmasını amaçlayan bir çalışma. Herhangi bir kritere bakılmaksızın bu küçük işletmelerin bakanlığa başvurmaları halinde “Basit Konaklama Turizm İşletme Belgesi” düzenlenmiş ve bu şekilde konaklama işletmesi olarak faaliyet gösteren tüm binalar kayıt altına alınmıştır. Yapılan düzenleme ile hem bir güvenlik hem de bir vergi açığı kapatılmıştır. Sektörün bütünlük içinde değerlendirilmesi ve yürütülmesi kuşkusuz isabetli olmuştur” ifadelerini kullandı.
Duyurular muhataplarına ulaşmadı
Basit Konaklama Turizm Belgesi başvurularında konunun muhataplarına ulaşmadığını gördüklerini ifade eden Başkan Ali Bahar, “Birçok iletişim aracı kullanılarak duyurulmuş olan uygulama muhataplarına ulaşmamış, belgeyi almaları için gereken süre maalesef kaçırılmıştır. Aile işletmeleri niteliğindeki küçük küçük otellerimizin ruhsatları bu günlerde belediyelerce iptal edilmekte ve Kültür ve Turizm Bakanlığı belgesi olmadığından iş yerleri kapatma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır” dedi. Ali Bahar, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bu önemli konuda gerekli düzenlemeleri yaparak, küçük aile işletmelerine destek olmasını umut ettiklerini belirtti.
Müracaata imkan verilmeli
Devasa otel yapılarının yanı sıra mimarisi ve özgün işletme tarzlarıyla ön plana çıkan işletmelerin konaklama ve misafir çeşitliliği oluşturduğunu vurgulayan Başkan Bahar, şu ifadelere yer verdi:
“Tüm bu özellikleriyle, ülke turizmine ve dolayısıyla ekonomisine katkı sağlamaktalar. En küçük biriminden en büyük birimine kadar ihtiyaç duyduğumuz konaklama işletmelerindeki çeşitliliğin davamı için Kültür ve Turizm Bakanlığı’mızdan daha önceden belediyeler tarafından düzenlenmiş olan otel veya pansiyon ruhsatına sahip olan tüm işletmelere istisnasız olarak Bakanlıkça yeni bir ek süre verilerek Basit Konaklama Turizm İşletme Belgesi’ne müracaatlarına imkan verilmesini, gerek ekonomimize gerekse turizmimizin çeşitliliği açısından yarar görmekteyiz. Küçük aile işletmeleri turizmimizin zenginliğidir. Konunun birçok küçük otel işleten ailenin yaşam kaynağı olduğu da unutulmamalıdır.” – ANTALYA
]]>Erdal Sağlam
Önümüzdeki hafta ekonominin gündeminde yine ağırlıklı olarak emekli maaşları ve TBMM’ye gelmesi beklenen vergi paketi bulunuyor. Bununla birlikte enflasyon hedefine ilişkin beklentiler ve faiz indiriminin zamanlamasını konuşmaya devam edeceğiz.
Temmuz başında çeşitli mal ve hizmetlerin fiyatlarına gelen yüklü zamlara karşılık asgari ücrette Temmuz ayı artışı yapılmayacağı kesinleşti. Haziran ayı enflasyonunun belli olmasıyla birlikte emekli maaş artışları da kesinleşirken konu artık tümüyle, kök aylığı düşük işçi emeklilerine yapılacak zamda kilitlendi.
Bunun böyle olacağı belliydi ama iktidar kök maaşlarda artışa yanaşmadığı için bazı emeklilerin Temmuz’da hiç zam almaması, ya da çok küçük oranlı zamlarla karşı karşıya gelmesi gerçeğiyle karşı karşıya kaldı. Bunun üzerine iktidar partisinde ve Hükümette, oluşan büyük tepki üzerine, bir çözüm arayışı başladı ve hala devam ediyor. Son olarak açıklama yapan AKP yöneticileri, hafta başında bu konuda bir karar verilip açıklanacağını söylediler.
Emekliler zamlı maaşlarını almaya başlamışken yaşanan bu gecikmenin nedeninin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yoğun yurt dışı seyahatleri olduğunu sanıyoruz. Aslında yapılacaklar, alternatifli olarak, belli ama büyük ihtimalle Cumhurbaşkanı’nın açıklaması için bekletiliyor diye tahmin ediyoruz. Bu arada yapılan açıklamalar, emeklileri memnun edecek bir çözüm yolu aransa da uygulanan ekonomik programın dengeleri gözetilerek yapılacağı yönünde.
Son dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’nin söylemleri, “Bizden programı bozacak popülist kararlar beklemeyin” noktasına geldi. Bu nedenle de, iktidara yakın medyada büyük beklentiler doğuracak haberler yazılmasına rağmen, sadece kök maaşı düşük işçi emeklilerine dönük bir çözüm arandığını tahmin ediyoruz. Bu çerçevede yapılacak zammın maliyetini düşürmek için kök maaş aynı kalırken, asgari emekli maaşı adı altında yapılacak artırım ile zammın tüm emeklilere yansımasının sağlanmaya çalışılacağı anlaşılıyor.
Yani 8 bin TL kök aylığı olup şu anda asgari emekli maaşı nedeniyle 10 bin TL alan bir emekli, düzenleme yapılmazsa, Temmuz ayında zam alamayacaktı. Şimdi asgari emekli maaşı 12 bin ya da 12 bin 500 TL civarına çıkarılarak, kök maaşı düşük kalsa da yüzde 25’lik zammı alması sağlanacak gibi gözüküyor. Dolayısıyla basında yer alan, tüm emekli maaşlarına ek zam yapılacağı gibi haberlerin, karar alınırken gündemde olacağını sanmıyoruz.
Vergi paketi gelmedi ama denetimler yoğunlaşıyor
TBMM’nin çalışma takvimi, daha doğrusu yaz tatiline giriş tarihi, Temmuz ayı sonuna kadar ötelenmişti. Bunun en önemli nedenlerinden birinin, bir türlü son şekli verilip de TBMM’ye gelemeyen vergi paketi olduğu tahmin ediliyordu. Ancak hala vergi paketine son şekli verilebilmiş değil. Bu durum da iktidar partisi ve iş dünyasından gelen, yeni vergi düzenlemeleri ile ilgili şikayetlerin fazla olduğunu gösteriyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda yapılan çalışmalar, bize anlatıldığına göre, birkaç kez son noktaya geldi ama hala vergi paketinin nasıl ve ne zaman çıkarılacağı belli değil. Şimdiden, artık kapsamlı bir vergi paketi olmayacağı, alınacak önlemlerin birkaç parça halinde gündeme geleceği söylenmeye başladı. Yani TBMM’nin yeni döneminde de büyük ihtimal bu yılın sonuna kadar vergi paketlerini konuşmaya devam edeceğiz.
Vergi paketindeki gecikmeye karşılık Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, pakette de yer almasını istediği, bazı uygulamalar hakkında şimdiden denetimlere başladığı görülüyor. Bakan Şimşek, pakette “nereden buldun” diye bilinen, harcamaları gelirlerinden çok fazla gözüken kişilere karşı yapılacak denetimin yolunu açacak bir düzenleme istiyordu. Ancak bu iş dünyasından büyük tepki görmüştü.
Bakan Şimşek, hafta sonunda Anadolu Ajansına yaptığı açıklamada, 5 milyon TL üzerinde aylık harcaması olup gelir beyan etmeyen kişilerin hesaplarının yoğun olarak denetimine başlandığını açıkladı. Kısacası, yasa olarak düzenleme yapma çabası sürerken, mevcut mevzuat çerçevesinde, vergi vermeyen kesimler için hedef olarak koyduğu kişilere karşı incelemeleri başlattığını söyleyebiliriz. Bakan Şimşek bir yandan enflasyonla mücadele, Türkiye’nin borçlanması ve cari açıktaki gerileme gibi ekonomideki olumlu haberleri “program işliyor” başlığı altında kamuoyuna anlatmaya devam ediyor. Ancak bununla birlikte bütçe gelirlerini artırmak için aldığı önlemlere, yasal düzenlemeyle yeni dayanakları oluşturamasa da mevcut koşullarda devam etmek istiyor. Çünkü bu yıl için bütçe açığının milli gelire oranını yüzde 5’e, 2025 yılı için de yüzde 3’e düşürme konusunda açıkladığı hedefleri tutturmak istiyor. Ancak bütçede gelecek ek disiplinler sayesinde, önümüzdeki döneme ilişkin enflasyonla mücadele hedeflerinin korunabileceğinin farkında.
Özetle; Bakan Şimşek, piyasalarda program için oluşan olumlu havanın devamı için yeni önlemler almaya çalışıyor. Yaşanan gecikmelere karşı da geçici önlemlerle yoluna devam ettiğini göstermek istiyor. Bu şekilde ne kadar devam edebilecek, onu da yılın sonuna doğru görebileceğiz.
]]>DTO Meclis Başkanı Salih Sarıkaya’nın idaresinde gerçekleştirilen oturumda, DTO Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Erdoğan bir önceki toplantılarından bu yana gerçekleşen sosyoekonomik gelişmeler ve sektörel verilerle ilgili değerlendirmesinin yer aldığı konuşmasında, geçen yılın aynı dönemine göre, yılın ilk 5 ayında şehrimizin Patentte yaptığı marka başvurusunun yüzde 7’den fazla, faydalı model başvurusunun yaklaşık yüzde 12, patent başvurusunun da yaklaşık yüzde 17 arttığına dikkat çekti. Başkan Erdoğan; “Faydalı modeldeki artışımız, ülke genelindeki oranın da üstüne çıktı. Marka, patent ve faydalı model başvurularındaki başarımız, Denizli’nin gerçek potansiyelini ve gücünü bir kez daha ortaya koymuştur. Hepinize, bugün burada olan ya da olmayan herkese, tüm üyelerimize, bu tablodaki katkıları ve emeklerinden dolayı tek tek teşekkür ediyorum” dedi.
DTO’ya kayıtlı yabancı sermayeli firma, 399’a yükseldi
Başkan Erdoğan ayrıca Denizli’de geçen ay 2, yılın ilk yarısında ise 16 yabancı sermayeli şirket daha kurulduğunu ve DTO’ya kayıtlı yabancı sermayeli firmaların 399’a yükseldiğini açıkladı; “Bunlar arasında Almanlarla ortaklık 82 firma ile ilk sırada. 57 farklı ülkeden gelen yabancı yatırımcıların şehrimizdeki girişimlerindeki sermaye oranları yüzde 61. Yabancı sermaye tutarı ise 403 milyon TL’yi aştı” diye konuştu.
Denizli’de konut satışı arttı
Erdoğan, konuşmasında, Denizli’de mayıs ayındaki konut satışının bir önceki aya göre yaklaşık yüzde 47,5 arttığını da duyurdu. Başkan Erdoğan, “Ülke genelindeki artışın da üzerine çıktık. Ancak geçen yılın aynı ayına göre ise yaklaşık yüzde 17 azaldı. Yılın ilk 5 ayındaki konut satışı da bir önceki yılın aynı dönemine göre yine yaklaşık yüzde 16 azaldı. Ülke genelindeki azalışın yaklaşık 6 katına ulaştı” dedi.
DTO, 22.000 üyeye ulaşmaya çok yaklaştı
Denizli Ticaret Odası’na geçen ay 103 üye daha kaydettiklerini de ifade eden Başkan Erdoğan, 44 üyenin ise kaydını sildirdiğini, 15 firmanın da tasfiye sürecine girdiğini belirtti. Erdoğan, “Haziranın sonu itibarıyla 21 bin 901 üyeye ulaştık. Faal üye sayımızı, son 1 yılda yaklaşık yüzde 6 artırdık. Oda olarak yılın ilk yarısında 427 sayısal takograf ile 390 K belgesi verdik. Ayrıca 141 kapasite raporu ile 154 iş makinasının tescilini onayladık. Bunların yanında 26 ekspertiz raporu, 6 yerli malı belgesi ile 6 da levhaya kayıtlı sigorta acentesi belgesi düzenledik. Yeni levhaya kayıtlı sigorta acentesi belgesi, geçen yılın ilk yarısına göre yüzde 200 arttı. Aynı dönemde odamıza gelen 3.327 evrak karşılığında 10.959 evrak düzenleyip verdik” diye konuştu.
DTO Meclisi, gündemini ele alıp raporları oylamasının ardından dağıldı. – DENİZLİ
]]>BALIKESİR’in Ayvalık ilçesindeki Deniz Hudut Kapısı’nda, hafta sonunu resmi tatil olan 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’yle birleştirerek tatil için Yunanistan’ın Midilli Adası’na gitmek isteyenler, uzun kuyruklar oluşturdu. 3 gün içinde Midilli Adası’nı ziyaret edeceklerin sayının 5 bini geçmesinin beklendiği bildirildi.
Hafta sonuna denk gelen 13 ve 14 Temmuz’u, resmi tatil olan 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü ile birleştirenler 3 günlük tatil fırsatına kavuştu. Tatilini Yunanistan’ın Midilli Adası’nda geçirmek isteyenler Ayvalık’a akın etti. İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara, Muğla, Balıkesir, Manisa ve Kocaeli gibi büyükşehirlerden gelen tatilciler, Ayvalık Deniz Hudut Kapısı önünde kuyruklar oluşturdu. 3 günlük tatil süresince Ayvalık ile Midilli arasında karşılıklı seferler düzenleyen 4 firmaya ait feribotların günde karşılıklı dörder sefer yapacakları bildirildi. Sabah ve öğle saatlerinde kalkan feribotlar yolcuların yanı sıra özel araçları da taşırken, her feribotun dolu gidip dolu geldiği öğrenildi. 3 günlük tatilin ilk gününde 2 bin kişinin Yunanistan’ın Midilli Adası’na geçtiği bildirildi. Tatil süresince bu sayının 5 bini aşması bekleniyor. İstanbul’dan gelen tatilcilerden Hasan Sekizkenar, Midilli’deki fiyatların Türkiye’ye göre daha uygun olduğunu ve yemekler başta olmak üzere hizmet kalitesinin daha yüksek olması nedeniyle 3 günlük tatil tercihini bu yönde yaptığını söyledi.
‘YUNAN ADALARINA SON ZAMANLARDA CİDDİ BİR TALEP VAR’
Ayvalık ile Midilli Adası arasında feribot işletmeciliği yapan bir firmanın sahibi Ali Jale ise 15 Temmuz tatili nedeniyle ciddi bir yoğunluğun olduğunu belirterek, “Bu durum hafta sonu ile pazartesi günün de tatil olmasının yanı sıra içinde bulunduğumuz yaz sezonunun da etkisiyle ortaya çıktı. Bugün bizim kendi firmamıza ait gemimizde bin kişi karşıya geçecek. Bu 15 Temmuz periyodu boyunca da 4-5 bin kişinin Midilli ‘ye geçmesini bekliyorum. Yunan adalarına son zamanlarda ciddi bir talep var. Kapıda Kolay Vize’nin olması da bu talepte bir etken. Bugün yine 300 ile 400 civarında vatandaşımız bu uygulamayla Midilli’ye geçmiş olacak” dedi.
‘ATTIĞIMIZ BU ADIMLAR MEYVESİNİ VERMEYE BAŞLADI’
Talepten memnun olduklarını belirten Jale, “Ancak şunu da belirtmek isterim ki; bu talebin oluşmasında biz ve bizimle birlikte Midilli -Ayvalık arasında seferler düzenleyen firmaların da etkisi büyük. Çünkü hepimiz dolu-boş gözetmeksizin her gün 6- 7 sefer düzenliyoruz. Bu seferlerin bazıları 300 kişi ile bazen de 10 kişi ile olabiliyor. Ama biz 12 ay süresince bu sefer programımızı sürdürdüğümüz için artık insanlar Midilli Adası’na ne kadar kolay gidilebileceğini de biliyorlar. Dolayısıyla bu talebin yoğunlaşmasını yavaş yavaş bizim gibi firmalarla birlikte temeller atarak oluşturduk. Şimdi ise attığımız bu adımlar meyvesini vermeye başladı. Tatilcilerimiz; Midilli Adası’nın hizmet kalitesi, gastronomi açısından iyi bir noktada olması, alacakları hizmetin karşılığının verdikleri parayla orantılı olmasından ve pek çok vatandaşımız Schengen vizesi alamamalarından dolayı adayı tercih ediyorlar” diye konuştu.
]]>MÜSİAD Şube Başkanı Yunus Akçin ve yönetimi basın mensupları ile bir araya geldi. Şehrin ekonomik sorunlarının ele alındığı toplantıda konuşan Akçin, şehrin yönetiminde görev alan yerel yöneticiler ve STK’ların gelişime katkı sağlayamadığını söyledi.
Malatya’nın Türkiye’nin en büyük 28. şehri olarak köklü tarihiyle önemli bir kültürel ve sosyal mirasa sahip olduğunu ifade eden MÜSİAD Malatya Şube Başkanı Yunus Akçin, “Ancak, böyle bir güzide şehrin ekonomik durumu içler acısı bir hale gelmiştir. Malatya, yıllardır ekonomik gelişim noktasında önemli bir mesafe kaydedememiştir. Türkiye’nin milli gelir sıralamasında 62. sırada yer almaktadır. Bunun birçok nedeni vardır. Bir şehri geliştiren, şehrin yetkili organları, belediye başkanları, Ticaret ve Sanayi Odası, Ticaret Borsası ve Sivil Toplum Kuruluşlarıdır. Bu yetkili organlar, şehrin gelişimine asıl katkıyı sunanlar olmalıdır. Ancak Malatya, bu anlamda büyük talihsizlik yaşamış, son 20 yılda görev alan yerel yöneticiler ve STK başkanları, şehrin gelişimini sağlayamamıştır” dedi.
En son 1978 yılında Malatya’da sanayi sitesinin yapıldığını ve o günden bugüne yeni bir sanayi sitesi planı dahi yapılmadığını ifade eden Akçin, “Küçük sanayi sitelerindeki esnaf ve sanatkarlar, fiziki şartlardan dolayı büyümeyi başaramamıştır. Maalesef bu meseleyi çözmesi gereken Esnaf Odası Başkanı, Belediye Başkanı, Ticaret ve Sanayi Odası yetkilileri gibi sorumlular, ortak bir karar alarak yeni bir sanayi sitesi ihtiyacını karşılayamamışlardır. Ancak 6 Şubat depreminden sonra sanayi sitesi inşaatına başlanmış olup, 714 adet iş yeri yapılacaktır. Ayrıca, acilen 2 bin 500 tane daha iş yerine ihtiyaç vardır. İşte bu geleceği öngöremeyen bakış açısı, şehrimizin bir adım ileriye gitmesini sağlayamamış, aksine geriye gitmesine sebep olmuştur” ifadelerine yer verdi.
Şehir planlaması yapılırken gündelik meselelerden uzaklaşılması ve gelecek öngörüsüyle 50- 100 yıllık planların yapılması gerektiğini belirten Akçin, “Bunun için Malatya’da yeni seçilen Belediye Başkanları, Ticaret ve Sanayi Odası, Esnaf Odaları ve Sivil Toplum Örgütleri ortak akıl yürüterek şehrin 50 yılını, 100 yılını planlamasına uygun yapılar yapılmasını sağlamalıdır” dedi.
“Şire pazarının, dünya kuru meyve ve kuruyemiş pazarına dönüştürülmesi lazım”
Malatya’nın önemli meselelerinden birisinin de Şire Pazarı’nın dönüştürülmesi olduğunu dile getiren Akçin, şunları söyledi:
“Yeni Şire Pazarı yapımıyla ilgili görüşmeler başladığında, sektörden biri olarak yeni bir Şire Pazarı yapılmaması konusundaki görüşümü defalarca dönemin Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreterine, Büyükşehir Belediye Başkanına, Malatya Ticaret Borsası’na ve birçok sivil toplum örgütü başkanına ifade ettim. Malatya, çok uzun yıllardır kayısı ihracatı yapan bir ildir. Ancak son 20 yılda Türkiye ihracatı yaklaşık 11 kat artarken, Malatya’nın ihracat oranı maalesef sadece yüzde 30-40 arasında bir artış göstermiştir. Malatya’nın başlıca ihracat ürünü olan kayısının yanı sıra ihraç edilecek ürün çeşitliliği artırılamadığı için ihracatımız neredeyse yerinde saymıştır. Bu durum bizim için olumsuz bir tablo sunmaktadır. Ancak, olumlu bir yön olarak 450 milyon dolarlık ihracat oranıyla yaklaşık 115 ülkeye ihracat yapmaktayız. Şimdi düşünmemiz gereken, bu olumsuz durumu nasıl olumlu duruma çevireceğimizdir.”
“Kuru kayısının, katma değerli ürün haline getirilmesi gerekiyor”
Kayısının Malatya için üretim, dış ticaret ve istihdam açısından en önemli ürün olduğunun altını çizen Başkan Akçin, dünyada üretilen kayısının önemli bir bölümünün taze kayısı olarak tüketildiğini belirtti. Bu anlamda Malatya’nın özellikle kuru kayısı alanında çok önemli bir yer teşkil ettiğini de ifade eden Akçin, “Dünya kuru kayısı ihtiyacının yaklaşık yüzde 85’i Malatya tarafından karşılanmaktadır. Ancak bu önemli ürünün başka bir ürüne dönüştürülmesi konusunda bugüne kadar başarı elde edilememiştir. Kuru kayısının adeta tek üreticisi konumunda olan ve rakipsiz görülen Malatya’nın bu ürünün dönüştürülerek kullanılmasını başaramamış olmasının başlıca nedeni ise finans kaynağı eksikliğidir. Dikkat çeken husus, bu noktada sürekli Malatya içinden bir girişim yapılması beklentisidir. Malatya’da bu anlamda birkaç deneme olduğu görülmektedir; ancak markalaşma ve pazara giriş anlamında sonuç alınamamıştır. Hal böyleyken, Malatya kuru kayısısının dönüştürülmesi için neler yapılabilir? Öncelikle bu durumun başlıca sebebi olan finans eksikliğinin giderilmesi gerekmektedir. Malatya’nın son yıllardaki kayısı ihracat miktarı yaklaşık 70 bin ton civarındadır. Bakanlar Kurulu kararıyla, ihracatı yapılan ürünler için ton başına 200 Dolar ihracat yapan firmadan alınarak yıllık toplam 14 milyon dolar bir kaynak oluşturulabilir. Bu kaynağın yarısı, yani 7 milyon doları ihracatçıya verilerek, kalan 7 milyon dolar ile kayısı tanıtım ve AR-GE birimi kurulabilir. Böylelikle kayısının bir ürüne dönüştürülmesi için çalışma yapılması için bir fon sağlanmış olacaktır. Ancak bu şekilde kayısının hak ettiği değere ulaşması sağlanabilir” şeklinde konuştu.
“TMO kuru kayısı alımı yapmalı”
Açıklanan 2024 yılı kayısı rekoltesine değinen Akçin, bu yıl Malatya’da 107 bin ton kuru kayısı beklendiğini söyledi. Çevre iller ile birlikte değerlendirildiğinde 120 bin ton kuru kayısı rekoltesine ulaşılacağının tahmin edildiğini ifade eden Akçin, “Son yıllarda rekolte düşüklüğü nedeniyle ihracat rakamlarında ciddi bir düşüş yaşanmıştır. 2023-2024 döneminde ihracatımız yaklaşık 65 bin ton civarında olacaktır. Bu yıl devreden kuru kayısı miktarı ise 20 bin ton civarında olmuştur. Toplamda 140 bin ton kuru kayısımız mevcuttur” ifadelerine yer verdi.
Malatya ekonomisinin yüzde 70’ini oluşturan kuru kayısının fiyat istikrarının önümüzdeki süreçte sağlanabilmesi adına Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO)’nin mutlaka kuru kayısı alımı yapması gerektiğini de belirten Akçin, ayrıca çiftçin memnun olacağı bir fiyat açıklanmasının de beklentiler arasında olduğunu söyledi. Aksi taktirde ileriki dönemlerde oluşacak fiyat istikrarsızlığının derin kırılmalara sebep olacağını kaydeden Akçin, “Halihazırda büyük bir deprem felaketi ile her anlamda sarsılmış, büyük maddi kayıp yaşamış ve en büyük geçim kaynağı kayısı olan bir şehir içinden çıkılması güç bir durum ile karşı karşıya kalacaktır. Tarım bakanımıza, TMO Genel Müdürümüze, Milletvekillerimize çağrıda bulunuyorum; bu konuyla alakalı acil bir şekilde durum değerlendirmesi yapılmalı ve ürün fiyatı açıklanıp alım yapılması konusunda gerekli hassasiyet gösterilmelidir” dedi.
Malatyalı iş insanlarına çağrı
Malatya’nın Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 depremlerinden en fazla etkilenen ikinci şehir olarak zorlu bir süreçten geçtiğini de hatırlatan Başkan Yunus Akçin, “Devletimiz depremin hemen ardından tüm gücüyle bölgeye yönelik çalışmalarını başlatmıştır. Deprem bölgesinde konutların yapılması, şehirlerin yeniden yapılandırılması, ticari, sosyal ve ekonomik faaliyetlerin canlandırılması için pek çok çalışma yürütülmektedir. Ancak, şehrimizin yeniden inşası, kalkınma ve istihdamın sağlanması, üretimin canlandırılması ve sanayinin kalkındırılması için Malatya’nın özellikle Malatyalılara ihtiyacı vardır. Bu çerçevede, Malatya’mızın yeniden ayağa kaldırılması için her birimizin elini taşın altına koyması gerekmektedir” dedi.
Bu süreçte Malatya Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerine verilecek desteklerin büyük önem taşıdığını belirten Akçin, konuşmasına şöyle devam etti:
“Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde yapılan genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamının yüzde 6’sı büyükşehir payı olarak ayrılmaktadır. Bu nedenle, Malatya merkezli ticari firmaların artırılması, belediyelere verilecek desteğin önemli bir unsuru olarak ortaya çıkmaktadır. Malatyalı iş insanları tarafından kurulan ticari firmalar ve şirketler Türkiye ekonomisinde büyük bir yer tutmaktadır. Malatyalı iş insanlarından, Malatya dışında İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirlerde merkezi bulunan firmaların, şirket merkezlerini Malatya’ya taşımaları, Malatya Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin gelirlerinin artmasına katkı sağlayacaktır. Elbette, hükümetin de bu konuda Malatyalı iş insanlarına destek vermesi gerekmektedir. Bu firmaların merkezlerini Malatya’ya taşımaları için gerekli teşvik ve yardımların hükümet tarafından sağlanması, MÜSİAD Malatya Şubesi olarak talebimizdir. Gün, Malatya’yı yeniden ayağa kaldırma günüdür. Gün, Malatyalının Malatyalılığını gösterme günüdür. Gün, omuz omuza mücadele etme, destek verme, kardeşliği gösterme günüdür. Bu nedenle, Malatyalı iş insanlarına çağrımızdır. Gelin, Malatya’mızı hep birlikte yeniden ayağa kaldıralım ve eskisinden de daha iyi hale getirelim! Doğup büyüdüğünüz, ata yurdunuz olan şehrinize sahip çıkma zamanıdır. Bugün Malatya’ya verilecek destek, şehrimizin dirilmesine ve içine düştüğü hüzünlü havadan çıkmasına büyük katkı sağlayacaktır.”
Malatya’da ortaya çıkan kötü bir alışkanlığın ise her isteyenin istediği gibi işyerinde tadilat yapabilmesi olduğunu söyleyen Akçin, “Örneğin, 3-4 yıl önce Sıtmapınarında bir işyerinin fiziki alanında yapılan yanlış tadilat işlemi, 30’a yakın vatandaşın yaralanmasına neden olan elim bir hadiseye yol açmıştır. Malatya, bu olumsuz hadiseyle Türkiye gündemine oturdu. Şehrin en merkezi yerinde bu şekilde bir tadilatın izin alınmadan yapılabiliyor olması ise bu şehrin ne kadar disiplinsiz, kuralsız yaşadığının güzel bir örneğidir. Yeni seçilen belediye başkanlarımız bu tür önemli konuları gündemine almalı, şehrin, mahallenin, semtin ihtiyaç duyduğu yaşam alanlarının planlamasını yapmalıdır. Şehrin ihtiyaç duyduğu istişare mekanizmasının tesis edilmesi, buna göre ihtiyaç duyulan alanlarda komisyonlar oluşturulması ve komisyonların her kesimden kişiyi temsil etmesi gerekir. Doğru kararların çıkması için bu mekanizmanın acilen kurulması ve çalıştırılması gerekmektedir. Şehirde bulunan STK’lar toplantıya çağrılıyor ve konu imar olmasına rağmen eğitim STK’ları, yardım STK’ları gibi herkes çağrılıyor. Olması gereken, Mimarlar Odası, Müteahhitlik Derneği gibi dernekleri çağırmaktır ki sorunun çözümü hakkında hızlı yol alınması sağlansın. Ayrıca bir toplantının gündemi olmalıdır, ilgililere gönderilmeli, ilgililer gerekli hazırlığı yaparak bu toplantılara katılmalı ve fikirlerini beyan etmelidir. Yaklaşık 1.5 yıldır bu görevi yapıyorum ve Valilik, Belediye gibi kurumlar tarafından toplantılara çağrılıyorum. Ancak toplantı gündemini sorduğumda “STK toplantısı, tüm başkanlarımız davetli” tarzında cevaplarla karşılaşıyorum. Biz, gündemi olmayan toplantılarda kaybedilecek 1 dakikası olmayan bir durumdayız. Zamanı verimli kullanmak, doğru kararlar almak için doğru zamanda doğru kişilerle toplantı ve istişare yapmak zorundayız” diye konuştu. – MALATYA
]]>Elazığ’ın Alacakaya ilçesinde bulunan Eti Krom Yıldırım A.Ş’ye ait maden ocaklarında çalışan işçiler, çeşitli haklar talep ederek isteklerinin yerine getirilmesi için yönetime süre tanımasının ardından eylem başlattı ve eylem yapan işçilerle iki gün önce bir araya gelen ve taleplerini dinleyen Eti Krom AŞ’nin sahibi Ali Rıza Yıldırım, “Yarın herkesi kapının önüne koyarım” derken işçi de, “İş sizin işiniz” deyince, “Cevap verme bana. Ben sana söz hakkı verince konuşacaksın. Ben burayı sıfır yaparım, yarında kapıya kilidi vururum. Burası devlette kilitliydi. Para da kazanmıyordu para da kaybetmiyordu. Ben burayı aldım, bu hale getirdim” diyerek tepki topladı.
Olay sonrası sosyal medya hesapları üzerinden video yayınlayan Vedat Aldanmaz isimli fabrikanın eski çalışanı, 22 Mayıs 2024 tarihinde bir arkadaşının intihar ettiğini, buna üzüldüğü ve işçi haklarının iyileştirilmesini talep ettikten sonra işten çıkarıldığını aktardı.
Aldanmaz yayınladığını videoda şu açıklamalarda bulundu: “Eti Krom AŞ’de 22 Mayıs tarihine kadar çalışmış bulunmaktaydım. Bir kardeşimizin 22 Mayıs 2024 tarihindeki intihar girişimi ile hüzünlendik ve bir gün iş bırakma eylemi gerçekleştirdim ve bu iş bırakma eyleminde değerli kardeşlerimizle ve birim yöneticimize de bildirdim. Bunu bildirmeme rağmen bu benim yasal hakkım olmasına rağmen bu benim psikolojimi etkilemesine rağmen işim 5. Ayın 22’si sabahı itibariyle feshedildi. Feshedilme gerekçesi ise elektrik bakım hattı Whatsapp grubunda 22 Mayıs 2024 tarihinde yazdığınız muhtelif mesajlarla mesai arkadaşlarınızı boykot ve direniş yapmaya davet ettiğiniz, memleketimizin zenginliği bir aileye peşkeş çekilmektedir şeklinde ifadeler kullanmanız, kazanlar dolusu çorbayı kendi işkembelerine indirirken hızlı davranan yönetim nasıl oluyor da sıra işçilere gelince aylardır bir çalışmayı bitiremiyor şeklinde yönetim hakkında hakaret içeren ifadelerde bulunduğum söyleniyor. Benim yazdığım bu mesajlar doğrudur, arkasındayım ama hiç kimseye hiçbir şekilde hakaret etmedim. Ben bir iş yerini kendi lehlerine alıp ve düzenli bir şekilde çalışmayı başaramayan başarısız insanlaraydı sitemim. Bunlar kalıplaşmış cümleler. Biz bu sözleri söylerken hemen işin feshedilmesine gerek yoktu. Biz gurbette gurbet türküleri söyleyerek hayatımızı devam ettirmek istemiyoruz. Biz kahraman bir halkız ve tarihler boyunca her zaman destanlar yazmışız. Hakkımda tutulan bu tutanağın ve savunmamın CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol’a ilettim. Alacakaya Belediye Başkanını tebrik ediyorum, Allah razı olsun. Direnişe destek verdiği için. Değerli arkadaşlar, tüm kamuoyundan ve basın mensuplarından destek bekliyoruz. Haksız yere işimiz feshedildi. Gerekçemiz, tazminat hakkımız, banka promosyonlarının alınması, maaşlarımızda iyileştirme ve firma ağır sanayi olduğu için haklarımızın ağır sanayi üzerinden SSK’mızın yatması. ve senede iki tane bayram ikramiyesi almamız. Bunlar bizim insanca yaşam sürebilmemiz için isteklerimizdi ki maalesef burada bizim insan gibi yaşamamızı istemeyenler önümüze set koydular. Kimse bizimle görüşme sağlayamadı. Elazığ Eti Krom A.Ş, Yarımca fabrika bölümünde çalışan hiçbir işçi bizi temsil etmiyor. Bizi sadece Sori ve Kef bölgesinde olan işçi kardeşlerimizdir. Haksız yere işim feshedildi, haksız yere ekmeğimden edildim ve hakkımı arıyorum. Hakkımı ararken de bütün milletvekillerimden ve belediye başkanlarımdan destek bekliyorum. Bu ateş sönmeyecek, bu usulsüzce davranışları ve hakaret içeren sözleri ben değil kendileri söylüyorlar. Ben bu kapıyı kapatırım ve hemen sizi buradan def ederim gibi cümleler kullanıyorlar. Bu memleketin zenginliğinin bir aileye peşkeş çekilmiştir sözümün tam yeridir. Çünkü sen bu coğrafyanın zenginliklerini alıp götürürken bu işçilerin emek terini hiçe sayıp bu kapıya kilidi vuramazsın. Sen kimsin diyoruz biz de. Elimizden geldiğinde direneceğiz ve direnirken de tüm yurttaşlarımızdan destek bekliyorum”. – ELAZIĞ
]]>Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek’, ‘suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama’, ‘resmi belgede sahtecilik’, ‘nitelikli dolandırıcılık’ suçlarına yönelik fenomen Neslihan ve eşi İnanç Güngen’e yönelik soruşturma başlatılmıştı. Yürütülen soruşturma çerçevesinde Güngenlerin ülke genelinde kendilerinin ve franchaiselarının 50 güzellik salonu olduğu ve sahte ustalık ve kalfalık belgeleri düzenleyerek, vasıfları uygun olmayan kişilerin iş yeri açmalarına aracılık ettikleri tespit edilmişti.
Haklarında 746 şikayet var
Neslihan ve İnanç Güngen’in yönetmeliklere aykırı ürettikleri cihazlarla ülke genelinde 44 ayrı ‘taksirle yaralama’ suçuna sebep oldukları ve benzer içerikli 746 şikayetin yer aldığı öğrenilmişti. Güngenlerin dolandırıcılık suçundan elde edilen suç gelirini diğer bayilerle yapılan anlaşmalar esnasında aklamaya yönelik eylemlerde bulundukları yönünde bulguların elde edildiği ve bu nedenle operasyonel çalışma planlandığı bilgisine de ulaşılmıştı.
Franchaise şubeleri de Güngen’lerden şikayetçi olmuş
Şüphelilerin sahte ustalık ve kalfalık belgelerini 2 bin TL’ye Ankara’daki sahte belge düzenleyen kişiye hazırlatıp, franchaiselarına 20 bin liraya sattıkları, MEB, Halk Eğitim Merkezi gibi kurumlarla yapılan yazışmada franchaiseların çoğunun sisteme kayıtlı belgesinin mevcut olmadığı, ürün takip sistemi konusunda Sağlık Bakanlığı ile yapılan yazışmada veri tabanına kayıtlı herhangi bir ürünlerinin bulunmadığı da belirlenmişti. Neslim Güngen’in franchaiselarından hizmet alan ve sağlığı olumsuz etkilenen müşterilerin şikayeti üzerine taksirle yaralamadan işlem yapılan franchaiseların kendilerine yasadışı makina satışı yapan Güngen aleyhine dolandırıcılık müştekisi oldukları da öğrenilmişti.
Sıradan ipleri ‘gençleştirme ipi’ adı altında satmışlar
Öte yandan herhangi bir özelliği olmayan yumak ipler ile marketten alınan sıradan nemlendirici kremlere Neslim Güngen etiketi basılarak kolajen ip tedavisi, gençleştirme ipi gibi adlar altında pazarlama yapıldığı ve müşterilerin bu şekilde mağdur edildiği bilgisine de ulaşılmıştı. Şüphelilerin franchaise anlaşması yapmak isteyen kişilerden isim hakkı adı altında yüksek meblağda para talebinde bulunduğu ve ödemelerin banka kanalıyla değil taşınır veya taşınmaz malların bedelsiz devri ile gerçekleştirildiği belirlenmişti.
Hesap hareketleri hacmi 1 buçuk milyar TL
Neslihan ve İnanç Güngen tarafından yönetilen şirketler arasında gerçeğe aykırı sözde ticari faaliyetlere konu sahte fatura kesildiği, şirketler arasında hesap hareketlerinin toplam hacminin 1,5 milyar TL olduğu ve hayatın olağan akışına aykırı hareketliliğin suçtan elde edilen gelirin aklanmasına yönelik olduğu öğrenilmişti. Şüphelileri yakalamaya yönelik 25 ilde 134 adrese eş zamanlı düzenlenen operasyonla aralarında Neslihan ve İnanç Güngen’in de yer aldığı toplam 65 şüpheli yakalanarak gözaltına alınmıştı.
Vergi müfettişi Neslihan Güngen ile kayıt dışı görüşmek istemiş
Öte yandan soruşturma kapsamında vergi tekniği raporu hazırlanması için görevlendirilen bir vergi müfettişinin hazırlanacak raporla ilgili şüpheli Neslim Güngen ile kayıt dışı olacak ve tutanaklara geçmeyecek şekilde görüşmek istediği de tespit edilmişti. Müfettiş hakkında gözaltı kararı verilirken, soruşturma kapsamında tüm mal varlıklarına el konulmuştu.
Gözaltına alınan fenomen Neslihan ve İnanç Güngen çiftinin de aralarında bulunduğu 43 kişi bugün öğle saatlerinde adliyeye sevk edilmişti.
Aralarında Neslihan ve İnanç Güngen’in de bulunduğu 17 şüpheli tutuklama talebiyle, 21 kişi ise savcılık tarafından adli kontrol şartıyla serbest bırakılması talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilmişti. Öte yandan 5 kişinin ise adli kontrol şartı olmaksızın serbest bırakıldığı öğrenilmişti.
Sulh Ceza Hakimliği’nce aralarında Neslihan ve İnanç Güngen’in de bulunduğu 17 şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderildi. 21 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. – İSTANBUL
]]>MUĞLA’da, son günlerde ulusal basın ve sosyal medyada çıkan Bodrum’da pahalılık haberlerine yönelik, bazı oda ve sivil toplum kuruluşları tarafından yapılan ortak açıklamayla, ilçede her keseye göre tatil yapılabilecek ve yemek yenebilecek tesislerin olduğuna dikkat çekildi. Açıklamada, sosyal medyadan yapılan paylaşımların karalama kampanyasına dönüştüğü vurgulandı.
Bodrum ilçesindeki bazı oda ve sivil toplum kuruluşları tarafından ‘Bodrum pahalı’ diye çıkan haberler ve sosyal medya paylaşımlarıyla ilgili Bodrum Marina’da basın toplantısı düzenlendi. Bodrum Ticaret Odası (BODTO) Başkanı Mahmut Serdar Kocadon, Deniz Ticaret Odası (DTO) Bodrum Şube Başkanı Orhan Dinç, Bodrum Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Erdoğan Başeymez, TÜRSAB Bodrum Bölge Temsil Kurulu Başkanı Mustafa Demir ve Bodrum Otelciler Derneği (BODER) Başkanı Ömer Faruk Dengiz toplantıya katıldı. Yapılan ortak açıklamada, ulusal basın ve sosyal medyada sistematik şekilde ‘Bodrum çok pahalı’ imajı yaratılmaya çalışıldığına dikkat çeken kurum başkanları, bundan duydukları rahatsızlığı dile getirdi.
Bodrum Ticaret Odası’na bağlı her işletmede mutlaka fiyat tarifesi olmak zorunda olduğunu dile getiren BODTO Başkanı Mahmut Serdar Kocadon, müşterilerin bu tarifeleri inceleyerek ürünü satın almalarını önererek, “Son zamanlarda ulusal basında ve sosyal medyada Bodrum’un çok pahalı olduğuna dair haberler çıkıyor. Biz de Bodrum sivil tolum kuruluşları olarak bir basın toplantısı yapıp karalamanın önüne geçmek istedik. Kimsenin Bodrum’un marka değerini böyle karalamalarla düşürmeye hakkı yok” dedi.
‘BODRUM’A VE TÜRK TURİZMİNE HAKSIZLIK YAPMAK DOĞRU DEĞİL’
Bodrum’un marka değerini kazanmak için çok uğraştığını ve işletmelerin 50 yıldır var olma mücadelesi verdiğini ifade eden Kocadon, yarımadada herkesin bütçesine uygun otel ve restoranlar olduğuna belirterek, “Ülkemizdeki enflasyonu bildikleri halde Bodrum’u bu kadar karalamak doğru değil. Bodrum lahmacun ile anılmaya başladı ve lahmacun fiyat skalası oldu. Burada isteyen 120 TL’ye de lahmacun yer, bu bir tercih. Eğer siz bulunduğunuz yere botla servis yapılacak şekilde özel hizmet dahilinde bir lahmacun sipariş ettiyseniz, elbette daha fazla para ödersiniz. Çeşitli karalama kampanyaları ile Bodrum’a ve Türk turizmine haksızlık yapmak doğru değil” diye konuştu.
“Bodrum Dünya’nın göz bebeği. Biz mavi yolculuğun başladığı, denizciliğin kültür olduğu bir kasabayız” diyen DTO Bodrum Şube Başkanı Orhan Dinç ise burada her keseye göre otel olduğu gibi, her keseye göre tekne tatili olduğunu söyledi. ‘Tekne pahalı tatildir’ algısını da kırmak istediklerini vurgulayan Dinç, “Tekne tatili, otel tatilinden çok daha farklı butik özel bir tatil. Fiyatlarımız 3 yıldır euro bazında ve hemen hemen aynı. Ancak maalesef sezonda istediğimiz seviyede değiliz. Mavi yolculuk yapan firmalarımızda yaklaşık yüzde 30 indirimler söz konusu. Kalitede ve hizmette her zaman göz bebeği olan Bodrum’a denizcilik sektörü olarak misafirlerimizi bekliyoruz” dedi.
Bodrum Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Erdoğan Başeymez ise Türkiye’de enflasyon sonucu işletme sahiplerinin mecburen bunu fiyatlara yansıtmak zorunda kaldığına değindi. ‘Bodrum pahalı’ algısını hiçbir şekilde kabul etmediklerini ifade eden Başeymez, “Özellikle yerli turistlerimiz karalama haberlere inanmasınlar. Bizim her bütçeye uygun işletmemiz var. Misafirlerimizi Bodrum’a bekliyoruz” diye konuştu.
Başeymez, gelen turistin Bodrum’un en marka yerinde tatil yapacaksa elbette bunun da bir bedeli olacağının altını da çizdi. Bodrum’daki işletmelerin boş olduğuyla ilgili iddialara ilişkin ise Başeymez, ilçedeki mekanlarda müşteri sayısında bir miktar düşüş olduğunu fakat boş olmadığını dile getirdi.
‘RAKİP DESTİNASYONLARIN FİYAT İNDİRMESİYLE TURİST DAHA UCUZ BÖLGELERE KAYDI’
BODER Başkanı Ömer Faruk Dengiz ise Bodrum’un pahalılık haberleri ile manipüle edilmemesi gerektiğini söylerken, işletmelerinden ellerinden geldiğince fiyat-hizmet dengesini korumaya çalıştığını belirtti. “Bodrum gerçekten güzel insanların ve güzel işletmelerin olduğu, çok özel bir yer. Bunun galiba farkında değiller” diyen Dengiz, bu sene erken rezervasyonların çok iyi gittiğini ancak sezona yaklaşıldığında rakip destinasyonların fiyat indirmesiyle turistin daha ucuz bölgelere kaydığına dikkat çekti.
‘ARTIK LAHMACUN KONUŞMAMALIYIZ’
TÜRSAB BTK Başkanı Mustafa Demir de açıklamasında şunları söyledi:
“Siz bir ürünü almadan önce fiyatını biliyor ve bu fiyatı ödemeye razı oluyorsunuz. Bu ürünü aldıktan sonra fişini paylaşmanız ya görgüsüzlüktür ya reklamdır ya da insanların emeğini boşa harcamaktır. Bodrum’da şu anda 3 bin TL’ye her şey dahil kişi başı otel de var, çok daha pahalısı da var. Haklı olarak basın pahalı olanı haber yapıyor. İnsanlar aldıkları hizmetten memnun ise burada bir sorun olmamalı. Bodrum’da 50 yıllık gelenekler var. Bodrum’daki bu sosyal medya fenomeni arkadaşlar bu 50 yıllık işletmeleri, gizli hazinelerimizi haber yapsınlar. Bodrum bir marka ve bu marka değerinin de dünyada bir karşılılığı var ve insanlar bunu ödemeye razı. Ama rakip destinasyonlar aynı kalitedeki hizmeti daha ucuza verince, turistler ister istemez oraya kayıyor. Bodrum turizminde de rakipler arttı, o sebeple bizim planlamamızda satan ürünü satmaya devam etmemiz gerekiyor. Lahmacun konuşmamalıyız artık. Bizim algıyı Bodrum’un güzelliklerine odaklandırmamız gerekiyor. Biz neyi daha iyi yaparsak rakiplerimizin önüne geçeriz bunu düşünmemiz gerekiyor. Bodrum gibi güzel bir markanın turist çekememesinde de bizim hatalarımız var. Otellerimizin fiyatını indirebilmesi için haksız rekabet olmaması gerekiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığımızın acilen otelci ile kısa süreli konaklama yapan işletmelerin rekabetini eşit hale getirmesi gerekiyor.”
]]>Ordu Büyükşehir Belediye Meclisi temmuz ayı olağan toplantısının 2. birleşimi, yapıldı. Belediyenin meclis salonunda yapılan toplantıda Büyükşehir Belediyesi Başkan Dr. Mehmet Hilmi Güler, yatırım alanında birçok müjde verdi, yapılan çalışmalar hakkında meclis üyelerine bilgilendirmelerde bulundu.
“Ulaşım alanında önemli yatırımlar başlıyor”
Ulaşım alanında yapılacak olan çalışmalar hakkında açıklamalarda bulunan Başkan Güler, “Bolaman Havzası projesi kapsamında Kabataş- Aybastı arasındaki 12 kilometrelik güzergahın imzası atıldı. Çalışmaları başladı, bu yol en kısa sürede hizmete alınacak. Aybastı- Gölköy arasında 34 kilometre arasındaki yolunda imzası atıldı çalışmalara başlanıyor. Öte yandan Akkuş-Niksar yolundaki 34 kilometrelik güzergahta da çalışmalar kısa süre içerisinde başlayacak. Ordu’muz da önemli bir aktiviteye başlıyor. Çambaşı yolu da çok önemli. O yolumuz içinde ihale görüşmeleri devam ediyor. Kısa sürede neticelenecek. Ordu’muzu dört bir yönden güzel hale getiriyoruz” diye konuştu.
“Fındıkta ikinci bir fiyat açıklayamayacaklar”
Fındık ile ilgili önemli çalışmalar yaptıklarını ve sonuç aldıklarını aktaran Başkan Güler, İtalyan firmanın açıklanan fiyatlar üzerine yeni bir fiyat açıklamayacaklarını belirtti. Başkan Güler, “Fındık ile ilgili çalışmalarımız çok iyi gidiyor. İnşallah fındık fiyatları ile ilgili daha önceki yıllarda yaşanan aksaklıklar çözülmüş olacak. Cumhurbaşkanımız bir fiyat açıkladıktan sonra ikinci bir fiyat açıklanmayacak. Bu doğrultuda bir noktada da fındığın bağımsızlığını ve özgürlüğünü sağlamış oluyoruz. Fındığın ve üreticinin hakkını gözetmiş oluyoruz. İnşallah bu durum yeni dönemde bölgemizin hayrına olur. İlerleyen günlerde de fındık yasası ile ilgili önemli girişimlerde bulunacağız” ifadelerine yer verdi.
“Fındıkta alternatif ürünler üretiyoruz”
Fındıktan alternatif ürünler üreterek, katma değerini arttırmak istediklerini ve bu alanda da yenilikler yaptıklarını dile getiren Başkan Güler, şöyle konuştu:
“Fındık ile ilgili yeni uygulamalar başlattık. Fındığı fındık olarak satarsanız 2 milyar dolar kazanıyorsunuz. Eğer çikolata üretimine girerseniz 8 milyar dolar kazanıyorsunuz. Bununla ilgili çalışmalar yaptık. Ürettiğimiz çikolata çok talep görüyor. Bir diğer müjdemiz ise aktif karbon üretim tesisi için binamız bitti. Cihazlar için siparişimizi verdik. Makinalar 3 ay içerisinde imal edilecek ve Ordu’ya getirilerek kurulumu yapılacak. Bundan sonra aktif karbonda da üretime geçip, önemli bir ithal girdisini belki de biz üreterek ihraç edeceğiz. 4 liralık fındık kabuğu aktif karbon olursa 5 dolara satılıyor. Biz fındık kabuğunu yakarken şimdi çok daha kıymetli bir ürüne dönüştüreceğiz.”
“15 ayda 15 kreş yapmak istiyoruz”
Kreş için çalışmaların başlayacağını da kaydeden ve 15 ay da 15 kreş yapmak istediklerini ifade eden Başkan Güler, “Kreş konusunda toplumumuzda büyük bir talep vardı. Seçim sürecinde bizde bu durumu dile getirmiştik. Şimdi 15 ayda 15 kreş açmak istiyoruz. Çalışan kardeşlerimizin ihtiyacı olan bir durumdu. Kısa sürede bu çalışmaları da hep birlikte yapmak istiyoruz” şeklinde konuştu.
Toplantıda daha sonra Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen yatırımların yer aldığı tanıtım filmleri izlendi. Daha sonrasında ise gündem maddelerinin görüşülmesinin ardından birleşim sona erdi. – ORDU
]]>Ekonomik potansiyelin güçlendirilmesi ve yıllık en az 10 bin kişinin istihdamının sağlanması hedefiyle kurulan Perpa İstihdam ve Kalkınma Merkezi, kapılarını açtı. Şişli Belediyesi ile Perpa Ticaret Merkezi arasında hayata geçirilen projeye ilişkin protokol, Perpa Konferans Salonu’nda düzenlenen törenle imzalandı. Törene Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Perpa Ticaret Merkezi A Blok Başkanı Hasan Sezgin, B Blok Başkanı Atakan Yücel’in yanı sıra, Şişli Belediye Meclis Üyeleri ile Perpa yöneticileri ve esnafı katıldı. Açılış programında İBB ve Şişli Belediye Meclis Üyesi Oğuz Demir sunum yaptı.
“Birlikte ayağa kaldıracağımız, birlikte bir dayanışmayla yürüteceğimiz bir süreçtir”
Programda konuşan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, “Şişli’nin göbeğinde, böylesi yüksek bir potansiyele ilişkin kenti gerçek gündelik konularla, gündelik sorunlarla buluşturacak ve bunu bir katma değer ekonomisine sıçratacak projeler konusunda eksik kaldığımızı gördük. Aslında bu proje bunun bir nüvesi, başlangıcıdır. Birlikte ayağa kaldıracağımız, birlikte bir dayanışmayla yürüteceğimiz bir süreçtir. Çünkü uzun süredir Türkiye, bir beton ekonomisiyle yürütülüyor. Biz, İstanbul’daki inşaat ekonomisiyle Türkiye’ye ve İstanbul’a ihanet eden bir siyasi iktidarın sebep olduğu ekonomik krizden çıkmak zorundayız. Bu da katma değeri yüksek, kentin kendi potansiyellerinin, bu kentin gençlerinin, akademisinin, iş adamlarının, KOBİ’lerinin gerçek potansiyellerini buluşturarak ve gerçek bir siyasal söz söyleyerek mümkün olacaktır. Aslında yapmak istediğimiz bu pilot projenin, böyle önemli bir sorumluluğunu düşünüyoruz. Burada 5 bin işletme, 5 bin potansiyel KOBİ, 5 bin potansiyel ticaret birimiyle Şişli’deki genç işsiz arkadaşlarımızı, işsizlerimizi, buraya değer katabilecek potansiyeldeki insan kaynağını buluşturmak bizim temel sorumluluğumuzdur, temel hedefimizdir. Dolayısıyla ben bu projenin hem Şişli ölçeğinde hem de makroda Türkiye ölçeğinde doğru stratejiyle, doğru birlikteliklerle hedefine ulaşacağından yana hiç şüphem yok ve çok örnek bir pilot proje olacağından dolayı çok umutluyum, çok ümitliyim. Bunun için elimizden geleni yapacağız” diye konuştu.
“Hedefimiz, 1 yılda 10 bin gencin istihdam edilmesi”
1 yıl içerisinde 10 bin genci istihdam etmek istediklerini söyleyen Şahan, “Buradan kuracağımız cümlenin bu çoklu krizler ortamında istihdama, ekonomi politikalarına, kentin merkezindeki bir potansiyele ilişkin kurduğu cümlenin değeridir. Yani bu sadece Perpa ile Şişli Belediyesi arasında kurulu basit istihdam, iş birliği ortaklığı gibi algılanmasını istemem. Bunun değeri çok daha yüksektir. O anlamda ben bu projede bize yol gösteren, bu projede bize gerçek samimi özverisiyle, iş birliğinin önünü açan Perpa yönetimine, iki blok yönetim başkanına, Hasan başkanımıza da çok teşekkür ederim. Birlikte deneyimleyerek, birlikte öğrenerek ilerleyeceğimiz bir süreç. İnşallah 1 sene sonra burada bu İstihdam ve Kalkınma Merkezi’nin sonuçlarını sunduğumuz bir toplantıda buluşuruz ve burada sayıları veririz. Deriz ki; 10 bine yakın gencimize buradaki potansiyelle iş bulduk. Buradaki bazı işletmelerin, kendi potansiyellerini hem ulusal hem de uluslararası kent ölçeğindeki değerine kavuşturduk. Onlara anlatmakta aracı olduk. Bazı uluslararası projelerde Perpa’yı anlattık. İnşallah bunları anlatırız. Hedefimiz budur. Çok teşekkür ederim” dedi. – İSTANBUL
]]>“TEKNOLOJİNİN TÜM ALANLARINDA MUAZZAM BİR DÖNÜŞÜM VAR”
Kacır, firmanın yeni nesil otomobiller ve modellerle ilgili bir üretim planı hazırladığını, Türkiye’de yeni nesil araç üretmeye yönelik güçlü bir planları olduğunu bildirdi. Bu planları Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak güçlü şekilde desteklediklerine dikkati çeken Kacır, şöyle konuştu; “Kendileriyle daha öte planlar yapmaya hazırlanıyoruz. Teknolojinin tüm alanlarında muazzam bir dönüşüm var. Biz de önemli yatırımcılarımızla, sanayicilerimizle 10 yıllık planlar hazırlıyoruz. Bu planlar Türkiye’nin kalkınma planlarıyla uyumlu şekilde hazırlanıyor. Arzu ediyoruz ki Türkiye yatırımcılar için öngörülebilir olsun.”
Kacır, Türkiye’nin yatırım teşviklerinin önemli bir enstrüman olduğuna işaret ederek, BYD’nin yatırımının da geçmiştekilere benzer şekilde destekleneceğini dile getirdi. Her bir proje için “terzi” usulü destek verdiklerini belirten Kacır, projenin öncelikli ihtiyacı neyse onu barındıran bir teşvik çerçevesi oluşturduklarını anlattı. Kacır, “kazan-kazan” stratejisine değinerek, “Önümüzdeki haftalarda BYD’nin yatırım teşvikine ilişkin de daha kapsamlı paylaşımlar yapacağız. Teşviklerde bizim yatırımcılara sunduğumuz ana unsurlar, yatırım yeri temini konusunda birtakım kolaylıklar sunuyoruz. İstihdama yönelik, vergi uygulamalarına yönelik farklı desteklerimiz de var. Hedefimiz, Türkiye’nin kalkınma yolculuğunda hızlanması, yatırımcılarla kazan-kazan ilişkisi oluşturabilmemiz.” ifadesini kullandı.
Türkiye’de gelecek dönemde hem elektrikli hem şarj edilebilir hibrit hem de diğer hibrit araçlarda üretimin payını artırmak istediklerini vurgulayan Kacır, “İçten yanmalı araçların payını adım adım hem üretimde hem de pazarda azaltmak istiyoruz. Bu yolda şimdiye kadar olduğundan daha hızlı koşmak istiyoruz. Bu yeşil dönüşümün tüm unsurlarını harekete geçirmek için çaba gösteriyoruz.” dedi.
“BYD’NİN ARDINDAN BİR BAŞKA FİRMAYLA İMZAYA YAKINIZ”
Kacır, BYD gibi hem mevcut hem de yeni markaların Türkiye’de yeni teknoloji yatırımlarını hızlandırmaları için gayret göstermeye devam edeceklerini dile getirerek şunları söyledi; “Özellikle son 1 ayda 2 markayla artık son noktaya geldik demiştim. Biriyle nihayetinde imzayı atmış olduk. Bir diğeriyle de yakın zamanda imza atma ihtimalimiz olabilir ama diğerleriyle de halen iletişim sürüyor. Nasıl Amerikalı, Avrupalı, Koreli ve Japon markalarla çok iyi işbirlikleri yaptıysak Çinli markalarla da işbirlikleri yapabiliriz. Yeter ki kazan-kazan anlayışı içinde hareket edelim. Onlar Türkiye’nin olanaklarından en etkin şekilde yararlansınlar, biz de onların sayesinde büyümemizde, kalkınma yolculuğumuzda hız kazanalım. Önümüzdeki dönemde benzer yatırım haberlerini hem bu sektörde hem diğer sektörlerde duyurmak arzusu içinde olduğumuzu ifade edebilirim, sürpriz olmaz.”
“TÜRKİYE DÜNYAYA TEKNOLOJİK ÜRÜNLERİ İHRAÇ EDEREK BÜYÜYECEK”
Önceliklerinin büyük ölçekli yatırımların Türkiye’ye gelmesi olduğuna dikkati çeken Kacır, ölçek ekonomisinin bugün küresel markaların en önemli rekabet unsurlarından biri olduğunu ve bazı sanayi kollarında özellikle yerli katma değerin oluşmasını beraberinde getirdiğini ifade etti. Kacır, Türkiye’ye yatırımların devam edeceğini dile getirerek, “BYD’nin yatırımı 1 milyar dolar olarak öngörülen bir yatırım. Diğer markaların yatırım tutarları biraz altında, biraz üstünde olabilir ama hassas olan Türkiye’de ölçek ekonomisi, rekabet gücü ve ihracat potansiyeli oluşturacak yatırımların hızla yükselmesi. Türkiye dünyaya teknolojik ürünleri ihraç ederek büyüyecek. Bu yatırımları biz bu yönüyle de çok önemsiyoruz.” diye konuştu.
Türkiye’yi küresel markalar için üretim havuzu ve merkezi haline getirmeyi amaçladıklarını vurgulayan Kacır, yatırım ve ihracatlarla sadece üretim değil, AR-GE ve inovasyon alanında da Türkiye’nin küresel düzeyde rolünün perçinleneceğini söyledi. Kacır, Türkiye’ye küresel yatırımların ilk defa yapılmadığına işaret ederek şu değerlendirmede bulundu; “AK Parti iktidarları döneminde 260 milyar doların üzerinde bir doğrudan yabancı sermaye girişi sağladığımızı söylememiz lazım. Geçtiğimiz yıl 1,6 milyar dolar Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye girişi gerçekleşti. AK Parti iktidarları öncesinde Türkiye küresel doğrudan yabancı sermaye akımından yüzde 0,2 pay alıyordu. Son 22 yıllık dönemde bu pay yüzde 1’e yükseldi. Yani bu pastadan aldığımız pay dilimimizi beş katına çıkardık. Bu tek başına aslında Türkiye’nin yatırımcılar için doğru adres olduğunun yatırımcılar tarafından ispatı niteliğindedir. Elbette önümüzdeki dönemde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını hızlandıracak adımlar atacağız.”
“FARKLI FİNANSMAN YÖNTEMLERİNİN ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ”
Türkiye’de sanayi alanlarının oluşturulmasıyla ilgili kapsamlı çalışma planları yaptıkları bilgisini veren Kacır, “Tüm kamu paydaşlarıyla birlikte çalışarak, Türkiye’nin 2053’e kadar tüm ulaşım yatırımlarını hesaba kattığımız, Türkiye’nin tüm hedeflerinin bir ortak paydada buluştuğu bir yaklaşımla Ulusal Sanayi Alanları Planı hazırlıyoruz. Bunun en önemli sonucu Türkiye’de organize sanayi ve endüstri bölgelerinin ölçeğini büyütmek olacak.” dedi.Kacır, halihazırda Türkiye’de sanayi alanlarına ayrılan payın toplam yüz ölçümünün yüzde 0,36 düzeyinde olduğunu belirterek şunları kaydetti; “Bunu yüzde 1’e çıkarmayı hedefliyoruz. Bunun için bu planın hazır hale gelmesi ve hızla bu sanayi alanlarının yatırımcılara sunulabilecek şekilde hazırlanması önemli. Burada önümüzdeki dönemde farklı finansman yöntemlerinin üzerinde çalışıyoruz. Bunun yanında yatırım teşvikleri tarafında da elimizde çok geniş bir enstrüman seti var. Önümüzdeki dönemde yeşil dönüşümü, dijital dönüşümü, yüksek katma değeri ve bölgelerin yerel dinamiklerinin ekonomik kıymete dönüşmesini beraberinde getirecek yatırımlarla ilgili yeni bir teşvik çerçevesi oluşturacağız. Bunları, Cumhurbaşkanı’mız tarafından bütün dünyaya ilan edilecek yeni bir Yüksek Teknoloji Teşvik Programı ile duyuracağız. Bu da küresel düzeyde yatırımcıların dikkatini çekecektir.”
]]>COVID-19’DAN SONRA, DÜNYA GENELİNDE SOSYAL MEDYA KULLANIMI YÜZDE 35 ARTTI
Uraloğlu, geçen yıl tekil mobil kullanıcı sayısının yüzde 2,4 artış göstererek 133 milyona ulaştığı bildirdi.
Dünya genelinde internet kullanımının büyük artış gösterdiğine işaret eden Uraloğlu, 2024’te dünya nüfusunun yüzde 67,1’inin yani 5,44 milyar insanın çevrim içi olduğunu belirtti.
Uraloğlu, küresel internet kullanıcı sayısının geçen yıla göre yüzde 3,4 arttığına dikkati çekti. Dünya çapında sosyal medya kullanıcı sayısının Kovid-19 salgınının başlangıcından bu yana yüzde 35’e yakın arttığını ve son 3 yılda 1 milyara yakın yeni kullanıcı geldiğini aktaran Uraloğlu, “Kullanıcı sayısındaki büyüme geçtiğimiz yıl önemli ölçüde yavaşlasa da halen artmaya devam ediyor. 2013 yılında 1,7 milyar, 2018’de 3,46 milyar olan kullanıcı sayısı nisanda bir önceki yıla göre yüzde 5,4 artışla 5,07 milyara ulaştı.” değerlendirmesinde bulundu.
TÜRKİYE’DEKİ 1 KİŞİ, GÜNDE ORTALAMA 7 SAAT 6 DAKİKAYI SOSYAL MEDYADA GEÇİRİYOR
Türkiye’nin nüfusa göre interneti benimseme oranında yüzde 86,5’le 36. sırada bulunduğunu bildiren Uraloğlu, açıklamasını şöyle sürdürdü:”Ülkemiz internette geçirilen süreye bakıldığında, günde 7 saat 6 dakikayla dünyada 19. sırada yer alıyor. Nüfusumuzun yüzde 86,5’i internet, yüzde 67,4’ü sosyal medya kullanıcısıyken, yüzde 93,8’i mobil bağlantı sahibi. Rapora göre, hücresel mobil internet için ortalama indirme hızı 37,66 megabit, sabit internet ortalama indirme hızı da 41,90 megabit. Türkiye’de internet kullanımının başlıca nedenleri, bilgi bulmak, haber ve etkinliklerden haberdar olmak, bir şeyin nasıl yapılacağını araştırmak, ürün ve marka araştırması yapmak ile aile ve arkadaşlarla iletişimde kalmak olarak belirlendi.”
TÜRKİYE, SOSYAL MEDYA FENOMENLERİNİ TAKİP ETMEDE DÜNYA 49’UNCUSU
Uraloğlu, Türkiye’de kullanıcı başına aylık sosyal medya kullanımında ilk sırayı 21 saat 24 dakika ile Instagram’ın, ikinci sırayı da 20 saat 54 dakika ile TikTok’un aldığını bildirerek, “Türkiye’de sosyal medya hesaplarından takip edilen profillerin başında arkadaşlar, aile ve tanıdığımız insanlar geliyor. Bunu, satın aldığımız ve satın almak istediğimiz markalar, televizyon şovları ya da kanallar ile eğlence içerikleri, fenomenler ve parodi hesaplar takip ediyor. Türkiye, dünyada sosyal medyada fenomenlerini takip etme oranında diğer ülkelere göre yüzde 11,7’yle 49. sırada bulunuyor.” ifadesini kullandı.
Dünya genelinde her hafta çevrim içi satın alım yapan internet kullanıcılarının oranına bakıldığında, Türkiye’nin yüzde 64,6’le 3. sırada yer aldığını belirten Uraloğlu, şunları kaydetti:
“Ücretsiz teslimat, kolay iade politikası, kuponlar ve indirimler, hızlı ve kolay ödeme ile müşteri yorumları gibi etkenler vatandaşların çevrim içi alışverişe yönelmesinde en önemli tercih sebepleri olarak karşımıza çıkıyor. Yeni marka, ürün ve hizmetleri keşfeden kullanıcılar incelendiğinde yüzde 36,8’inin sosyal medya reklamları aracılığıyla bu markaları keşfettiği belirlendi. Bu sıralamayı, arama motorları, televizyon ve uygulama reklamları ile marka veya ürünlerin internet siteleri takip etti.”
]]>Pehlivan, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) tarafından düzenlenen, İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından Türkiye’deki en büyük 500 sanayi kuruluşunun açıklandığı İSO 500 listesine giren Mersin firmaları ile Mersin’de şubesi veya fabrikası olan firmalara ödüllerinin verildiği törene katıldı.
Törende konuşan Pehlivan, bu tür anların elde edilen başarılı neticelerin iltifata tabi tutulduğu müstesna anlardan biri olduğunu söyledi. Bu anlara ve seviyelere ulaşmanın emek, özveri, yılmadan ve yorulmadan çalışmayı gerektirdiğine işaret eden Pehlivan, “Hangi alanda olursa olsun öncelikle iyi niyet, beraberinde iyi planlama yaparak vaktinde gerekli adımları atma ve bu adımların devamını getirerek gayretle çalışmak, bunu sürdürülebilir kılmak gerekir. Başarı elde ettikçe çıtayı biraz daha yukarılara çıkartmak, konusunda yeni hedefler belirlemek ve çizilen yeni hedefler doğrultusunda tempoyu daha da arttırarak başarılı neticelere ulaşmak böyle bir şeydir. İlimizde siz bunu başardınız. Sanayi ve ticaret alanında attığınız adımlar ve yaptığınız yatırımlarla başarılar elde ettiniz. Bu başarıları hep birlikte memnuniyetle müşahede ediyoruz. Zira bu alanlar, ülkemizin kalkınması ve gelişmesi sürecinde büyük paylara sahip oluyor. Bu yatırımlar hayata geçtiğinde üretim, istihdam, ihracat gibi ekonomide büyük önem arz eden sac ayakları olan alanlarda önemli gelişmeler ve mesafeler kat edilmiş oluyor” diye konuştu.
“Her şeye rağmen ülke olarak pedalları çevirmeye devam ediyoruz”
Dünyada ve Türkiye’de birtakım gelişmeler yaşandığını ve yaşanmaya devam ettiğini kaydeden Pehlivan, “Dünya kuruldu kurulalı problemsiz, sorunsuz, sıkıntısız hiçbir anın, hiçbir günün, hiçbir yılın olmadığını unutmamak gerekiyor. Muhakkak her çağın kendine göre bir takım sorun ve sıkıntıları olmuştur. Zaten hayatı anlamlı ve değerli kılan da budur. Eğer önünüzde tabiri caizse aşacağınız birtakım engeller yoksa o zaman meşakkatin, çalışmanın, yorulmanın ve başarı elde etmenin çok fazla kıymeti harbiyesi olmaz. Aslolan bu zorlukların üstesinden gelmek, zorluklara karşı mücadele etmek ve bu mücadele neticesinde yol almaktır. Yeni sorunların ortaya çıkmaması için de gayret sarf etmektir. Aslında ülke olarak yaşadığımız, pandemiyle başlayan, dünyadaki ülkeler arasındaki çatışmalarla devam eden, sonrasında asrın deniyor ama birkaç asrın felaketini içinde barındıran büyük bir afeti yaşadığımız bir ortamda, her şeye rağmen ülke olarak pedalları çevirmeye devam ediyoruz. Geçtiğimiz yıl ortalama 4,5’lik bir büyüme oranı, bu yılın ilk 6 ayında da 5,20 gibi bir büyüme oranı açıklandı. Diğer parametrelerin de buna eşlik etmesiyle daha büyük bir anlam kazanacak” dedi.
“İhracatını yüzde 17 gibi bir nispetle en çok arttıran il olduk”
Bunların olabilmesi için bir irade gerektiğine dikkat çeken Pehlivan, deprem gibi büyük bir felaket yaşanmış olmasına rağmen temponun adeta daha da yükseldiğini belirtti. Ekonomik sahada, birtakım yeni teşvikler ve uygulamaları yatırımcı ve girişimciyle buluşturarak yeni kulvarlar açmak suretiyle bu konuda yaşanan sıkıntıların bertarafı yönünde de büyük bir çaba olduğunu hep birlikte gördüklerini dile getiren Pehlivan, “33 milyonlara kadar ulaşan istihdam rakamları buna eşlik ediyor. İş gücüne katılma oranımız yüzde 55’lere kadar ulaşmış. Ülke olarak ihracatta geçtiğimiz yıl 256 milyar dolar gibi tüm zamanların en üst rakamına eriştik. İl olarak da bir önceki yıl 8,5 milyar dolar civarında olan ihracatımızı 9,8 milyar dolarlara kadar çıkarmak suretiyle ülke genelinde 7. sıraya kadar yükseldik. İhracatını yüzde 17 gibi bir nispetle en çok arttıran il olduk. Bunu sizlerin sayesinde yaptık. Sizler ürettiniz, yatırım yaptınız, ısrarla bu işlerinizin devamını sağlamak için gayret sarf ettiniz ve bu neticeler elde edildi” diye konuştu.
“Bütün yatırımcılarımız önemli bir sorumluluk üstleniyor”
Cumhuriyet kurulurken, Atatürk tarafından muasır medeniyetler seviyesinin üstü hedef olarak belirlendiğini kaydeden Pehlivan, şöyle devam etti: “Ecdadımızın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurduğu Cumhuriyetimiz 100 yaşına geldi. 100 yılı tamamladıktan sonra ikinci yüzyıl hedefleri, tıpkı birinci asır başlarında konulan hedefler doğrultusunda hareket ederek, üstüne Türkiye Yüzyılı vizyonu ve anlayışını yani bu ikinci yüzyılı Bizim Yüzyılı’mız yapmak için ekonomik, kültürel, spor, sanat gibi akla gelebilecek bütün alanlarda müşterek bir el birliği ve gönül birliğiyle çalışmaya devam etmemiz ve geleceği hep birlikte inşa etmemiz gerekiyor. İşte bu çağda söylenmesi gereken ve hedef olarak belirlenmesi gereken husus; bu konuda sizler ve sizlerin şahsında bütün yatırımcılarımız önemli bir sorumluluk üstleniyor. Bu misyonla beraber konunun eğitim boyutunu da katarak uygulama, projelendirme, vizyon katma ve her şeyden önemlisi köklerimizden beslenirken yapay zekadan bahsedilen teknolojik gelişmelerle, uzay teknolojilerini takip etmek; bilimi ve bilimin geldiği son noktayı, yeşil mutabakat ve dijitalleşme gibi iş alanlarına yansıma boyutlarını da takip ederek bir bütün olarak, hiçbir parçasını ve nüvesini ihmal etmeden yol almak, hep birlikte yaptığımız ve bundan sonra da daha etkin bir şekilde yapacağımız işlerdir.”
“Yılların emeği, özverisi ve gayreti var”
Konuşmasını yatırımcılara ve girişimcilere teşekkür ve tebrik ederek tamamlayan Pehlivan, “İSO 500 listesine dahil olmak öyle kolay bir mesele değildir. Yılların emeği, özverisi ve gayreti var” dedi.
Mersin- Tarsus Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Sabri Tekli ile MTSO Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır’ın da konuşma yaptığı programda, Vali Pehlivan tarafından İSO 500 listesine giren Mersin firmaları ile Mersin’de şubesi veya fabrikası olan firmalara gösterdikleri başarıdan dolayı teşekkür plaketi verildi. – MERSİN
]]>Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin, vatandaşların yoğun olarak kullandığı alışveriş alanlarından biri olan Yağcılariçi Çarşısı’nda esnafın talebini gerçekleştirerek, sıfır işgaliye uygulamasını kaldırdı. Önceki dönemde uygulamaya konulan sıfır işgaliye sonrasında satışlarında ciddi oranda düşme yaşadıklarını ifade eden bölge esnafı, Başkan Yetişkin’e uygulamanın kaldırılmasını talep etti. Esnaf ve vatandaşlarla konuşarak ortak akıl ile en doğru kararı alacaklarını ifade eden Başkan Yetişkin, gelen talepler doğrultusunda işgaliye uygulamasını 1,5 metreyi aşmamak kaydıyla kaldırdı.
Bu çerçevede harekete geçen Efeler Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, Yağcılariçi Çarşısı’nda çalışma yaparak dükkanların ön cephesinden ileriye doğru bir buçuk metre alan belirledi. Yapılan ölçümler doğrultusunda beyaz renkte çizilen şeritlerle bu alanlar işaretlenirken, belirlenen alanları kullanmak isteyen işyeri sahipleri 2464 sayılı Belediye Gelirler Kanunu’nun işgaliye ile ilgili 53’üncü maddesi gereğince işgaliye bedelini belediyeye ödeyerek ürünlerini dükkanlarının dışına çıkarabilecek. Alınan karardan memnun olduklarını ifade eden bölge esnafı ise Başkan Yetişkin’e teşekkür ederken, önemli olanın eşit uygulama olması ve herkesten metrekaresine göre işgaliye ücreti alınması olduğuna dikkat çektiler.
Sıfır işgaliye uygulamasının kaldırılmasının kendileri için iyi olduğunu ifade eden bölge esnaflarından Abdullah Oraklı; “Uygulamayı çok güzel bulduk, Allah razı olsun başkanımızdan. Geldi bizzat kendisi bizimle görüştü, ilgilendi. Daha önceden sıfır işgaliye vardı. Şimdi çizgi çektiler, çizgiye kadar yayınıyoruz. Bizim için böyle iyi oldu. Kendisine Yağcılariçi esnafı olarak teşekkür ediyoruz” dedi.
Kendilerinin dükkan önüne sergi açmadıklarını ancak komşu esnafları için önemli bir şey olduğuna dikkat çeken esnaflardan Semih Öztürk de; “Önceden herkes kapısının önüne yayınıyordu. Önceki dönem belediye başkanı sıfır işgaliye uygulamasını başlattı. 4 yıl boyunca böyle devam etti. Anıl Başkan gelince eski düzene geri geldik. Biz telefon işi yaptığımız için dükkan önüne pek işimiz olmuyor ama buradaki esnaf arkadaşlarımız memnun olunca biz de memnun oluyoruz. Başkanımıza teşekkür ediyoruz, bu uygulama güzel oldu” şeklinde konuştu.
Belediyenin bu uygulamasının güzel olduğunu ancak sıkı takip yapılması gerektiğini ifade eden esnaflardan Resul Çakmak ise “İnşallah devamı iyi olur. Güzel oldu düşüncesi var ancak herkes buna uyacak mı? Bugünlerde uyarız ama yarın ne olur bilmiyorum. Ben de diğer arkadaşlarıma bakarak uyuyorum. Buradaki görevliler burada aksaklıklara müsaade etmeyecek. Herkese eşit bir şekilde davranacak. Burada ben de olsam çizgiyi aşmışsam bana da gerekli cezayı yazacak yada yaptırım uygulayacak. Buraya araç girmiyor, bu konudan da şikayetçi değilim, aksine memnunum. Esnafın önü düzgün ve açık. Gelen araç sahipleri arabalarını gelişigüzel bırakıp gidemiyor. Eşyamı sırtımda da taşırım hiç önemli değil. Burada önemli olan insanların rahat hareket edebilmesi. O nedenle belediyemizin uygulaması şimdilik güzel ancak sıkı takip şart” dedi.
1,5 metrelik işgaliye sınırının yeterli olduğunu ifade eden bölge esnaflarından Necmettin Şimşek; “Daha önce çok kötüydü. Şu anda on numara oldu. Herkes de halinden razı ve iyi ki de böyle oldu. Yaklaşık 1 metre dışarı çıkabiliyoruz. Bu gayet yeterli bir seviye fazlası olunca sıkıntı oluyor” ifadelerine yer verdi. – AYDIN
]]>Avrasya Kalkınma Bankası (EABR) tarafından yayınlanan rapora göre, katılım finansmanı olarak da bilinen İslami finansın küresel pazardaki payı 2024 yılının başında 4 trilyon dolara, küresel bankacılık sektöründeki varlıkları ise yüzde 2’ye ulaştı.
Halihazırda İslami bankalar 40’tan fazla ülkede faaliyet gösterirken Körfez ülkeleri ile Güneydoğu Asya’nın yanı sıra Avrupa ve Kuzey Afrika’da da İslami finans sektörü aktif bir şekilde gelişiyor. İslami bankacılık sektöründe Avrupa’da 7,5 milyar dolarla İngiltere öne çıkıyor.
Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan gibi ülkelerde ise İslami finans sektörü daha yeni oluşuyor. İslami finansın bu ülkelerdeki payı yüzde 0,2 ile yüzde 1,5 arasında değişiyor ancak uzmanlar, İslami finansın Orta Asya ülkelerindeki büyük potansiyeline işaret ederek gelecekte bu sektörün büyüyeceğini belirtiyor.
EABR Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ruslan Dalenov, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2027 yılında İslami finansın dünya genelinde payının 6,7 milyon trilyon dolara çıkacağının tahmin edildiğini söyledi.
Dalenov, “Dünyada 90’dan fazla ülkede İslami finans bir derecede mevcut. Buradan İslami finansın her yerde kullanılabilecek evrensel bir araç olduğu sonucu çıkıyor. İslami finansın temelleri, kalıcı kalkınma, kar ve zararın paylaşılması, spekülasyonun yasaklanması, müşterinin mali durumunun bozulmasının önlenmesi gibi sürdürülebilir bir ortam oluşturan ilkelere dayanmaktadır.” diye konuştu.
Dalenov, Orta Asya ülkelerinde ise İslami finansın çok az payla temsil edildiğini ancak gelecek yıllarda sektörde büyüme potansiyeli gördüklerini ifade etti.
Orta Asya ülkelerindeki yatırım projelerini destekleyen bir banka olarak Avrasya Kalkınma Bankasının bölgede İslami yatırımların aktif destekçisi olmayı hedeflediğini dile getiren Dalenov, bu bağlamda geçen yıl Bankada yatırımcılara İslami finans ilkelerine uygun finansman sağlamak amacıyla “İslami pencere” oluşturduklarını söyledi.
“Batısından doğusuna her yerde insanlar alternatif arıyor”
İslam Kalkınma Bankası Enstitüsü Genel Müdür Vekili Dr. Sami Al-Suwailem de son 30 yılda dünyanın büyük ekonomik krizlere tanık olduğunu belirterek, “Bu krizler, ortak hakimiyetteki finansal sistemde ciddi sorunların ve eksikliklerin olduğunu gösterdi. Bu yüzden batısından doğusuna her yerde insanlar alternatif arıyor. Dünyada İslami finansa artan ilginin önemli nedenlerinden bir tanesi de budur.” değerlendirmesinde bulundu.
Al-Suwailem, İslami finansın Orta Asya bölgesine sağlayacağı katkıya işaret ederek, “İslami finansın temel görevlerinden biri de yoksullukla mücadele ve kaynağın reel ekonomiye hizmet etmesidir. Orta Asya ülkeleri, pek çok alanda ekonomik fırsatın yanı sıra büyük kaynaklara ve potansiyele sahiptir. Dolayısıyla İslami finans ile bölgenin kaynaklarından faydalanmasına, sahip olduğu potansiyeli açığa çıkarmasına ve bu refahı bölgedeki herkes için yaratmasına yardımcı olacağını düşünüyoruz.” dedi.
Kazakistan, İslami finans sektöründe Orta Asya’da lider konumda
Orta Asya ülkeleri özelinde İslami finansın yaklaşık yüzde 68’ine sahip olarak bölgede lider konumda yer alan Kazakistan’ın Finansal Piyasayı Düzenleme ve Geliştirme Ajansı Başkan Yardımcısı Oljas Kizatov da ülkede İslami finans sektöründe önemli bir gelişme beklediklerini belirtti.
Kizatov, “İslami finansın geliştirilmesi için klasik bankalar tarafından oluşturulan İslami pencereler çerçevesinde işlem yapma ve İslami bir bankayı geleneksel bir bankaya dönüştürme imkanını oluşturmayı planlıyoruz.” diye konuştu.
Oljas Kizatov, halihazırda ülkede 2 İslami bankanın faaliyet gösterdiğini kaydetti.
]]>Denizli Ticaret Odası’nın sektörel iş birlikleri ve dış ticareti artırmaya yönelik uluslararası temasları devam ediyor. DTO Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Erdoğan, Namangan Bölgesi Valisi Shavkat Abdurazakov’un başkanlığındaki Özbekistan heyetini ağırladı. Özbekistanlı iş insanları ile Denizlili iş insanları DTO’da bir araya geldi.
Özbekistan Cumhuriyeti’nin Namangan Bölgesi Valisi Shavkat Abdurazakov’un beraberindeki resmi heyette Özbekistan Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Maşrab Mamirov, Namangan Vali Yardımcısı kibjon Inamov, Namangan Bölgesi Belediye Başkanı nvar Otakhodjaev, Namangan Belediye Başkan Yardımcısı Abdulkhamid Komolkhonov, Chartak Bölgesi Belediye Başkanı Ilkhom Sattarov, Namangan Bölgesi Yatırım ve Ticaret Ofisi Başkan Yardımcısı Khondamir Akhunbabaev, Tekstil Sanayi Enstitüsü Rektörü Kurbonali Kholikov, Bölge Turizm Ofisi Başkanı Otabek Rasulov ile Namangan Valiliği Özel Kalem Müdürü khmad Mamadjanov yer aldı. Denizli iş dünyası ile ticari görüşmelerde bulunmak ve iş birliği ile yeni yatırım alanlarını değerlendirmek üzere gelen heyette ayrıca Namangan bölgesinde tekstil, seracılık, hayvancılık, gıda, çiçekçilik, turizm ve ilaç sektöründe yatırımları bulunan Özbekistanlı iş insanları da yer aldı.
DTO’yu ziyaretlerinde heyeti Başkan Erdoğan kapıda karşıladı ve öncelikle başkanlık makamında ağırladı. Daha sonra DTO hizmet binasında toplantıya geçildi. Toplantıya, farklı sektörlerden çok sayıda DTO üyesi iş insanın yanı sıra DTO Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Üyesi ve Güney Ege Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu (GESİFED) Başkanı Oktay Mersin de katıldı.
“Ülkelerimiz arasındaki ticari ilişki, artarak devam etmeli”
Ev sahibi sıfatıyla toplantının açış konuşmasını yapan DTO Başkanı Uğur Erdoğan, konuklarına Denizli’nin ticari ve sanayi potansiyelini anlattı; Denizli Ticaret Odası’nı tanıttı. İki ülke arasındaki kardeşlik bağlarını güçlendirecek yeni adımların atılması gerektiğini vurguladı. Erdoğan, yeni girişimlerin önünün açılması temennisinde de bulundu. Ayrıca, Denizli Ticaret Odası’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen buluşmanın, Türkiye ve Özbekistan arasındaki dostane ilişkilerin ticaret ve sanayi alanında daha da ileriye taşınması için önemli bir adım olduğunu vurguladı. Başkan Erdoğan, “Denizli Ticaret Odamıza kayıtlı Özbekistan sermayeli şirketler 7 tane. Yeni yatırımlar ve ticari iş birliklerimizle, bunu daha da artırmak istiyoruz. Denizli’den Özbekistan’a ihracatımız, geçen yıl, bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 33 arttı. 2024’te ise yılın ilk yarısını tamamlamadan 2022’deki ihracat tutarımıza yaklaştık. Geçen yılın aynı dönemine göre de yaklaşık yüzde 77 artırdık. Geçtiğimiz günlerde devlet başkanlarımızın belirlediği, ülkelerimiz arasındaki ticaret hacmini önce 5 milyar dolar sonra da 10 milyar dolara çıkarma hedefine, biz de Denizlili iş insanları ve Denizli Ticaret Odası olarak var gücümüzle katkı koymaya çalışacağız” dedi.
“Denizli ile ortak noktamız çok”
Namangan Bölgesi Valisi Shavkat Abdurazakov da konuşmasının başında, iki devlet başkanının ortaya koyduğu hedefin gerçekleştirilmesi için Denizli’de olduklarını ifade etti. Abdurazakov, “Bu hedefe yönelik elimizden gelen katkıyı koymaya çalışacağız. Tekstil, makine, metal işleme, gıda işleme ve tarım sektörleri, sanayimizin ana sektörlerinden. Vilayetimizde 38 bin adet şirket faaliyet göstermektedir; 7 bin adedi sanayi işletmesidir. Bunların 2 bin adedi ise tekstil sektöründedir. Yıllık 250 bin tondan fazla pamuk üretmekteyiz ve bunun tamamını da bu işletmelerde işliyoruz. Denizli ile ortak noktalarımız var… Bunların başında ev tekstili geliyor. Namangan’da tekstil gelişmiş durumda ve bizim firmalarımız da ürünlerini daha çok Avrupa’ya ihraç etmektedirler. Erkek üst giyim alanında önemli projeler gerçekleştirmekteyiz. Avrupa’nın önde gelen dünyaca ünlü giyim markalarına fason üretim yapmaktayız. Sayıları 73’ü bulan küçük sanayi bölgemizde, 2 bin adet şirket faaliyet göstermekte ve 63 bin kişi istihdam edilmektedir. Bu sanayi bölgelerine devletimiz tarafından altyapı konusunda ciddi destek verilmekte ve gümrük vergilerinden imtiyazlar tanınmaktadır. Namangan vilayetimiz, Türkiye’deki firmalarla dış hacmini son 4 yılda 281 milyon dolara ulaştırdı. Bunun 124 milyonu ihracat, geri kalanı da ithalattır. Mevcut potansiyelimiz ise daha yüksek. Umarım bugünkü toplantı ve bundan sonraki görüşmelerimiz, geri kalan kısmın da işler ve daha verimli hale getirilmesine katkı sağlar. Bu sene 40 gün süren geleneksel çiçek festivalimizde yurt dışından 200 bin, yurt içinden de 6 milyon ziyaretçimiz vardı. Gelecek yıl 64.’sünü düzenleyeceğimiz festivalimize Denizli Ticaret Odası yönetimini, üyelerini ve Denizlili iş adamlarımızı da davet ediyor ve bekliyoruz” diye konuştu.
Toplantı, katılımcıların sorularının cevaplandırılmasıyla sona erdi.
Başkan Erdoğan Namangan Bölgesi Valisi Shavkat Abdurazakov’a şehrin sembolü olan Denizli horozunun biblosunu, Vali Abdurazakov da Başkan Erdoğan’a Namangan’ın resmedildiği hediyeyi takdim etti. – DENİZLİ
]]>Bakan Bolat X hesabından yaptığı paylaşımda 2024 yılı Mayıs ayında cari işlemler açığına ilişkin verileri açıkladı. Paylaşımında 2024 yılı Mayıs ayında cari işlemler açığının geçen yılın aynı ayına göre yüzde 84,1 oranında azalışla 1,2 milyar dolar olarak gerçekleştiğini kaydeden Bolat, “Cari işlemler açığı 2024 yılı Ocak-Mayıs döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla %53,0 oranında azalışla 17,6milyar dolar olarak kaydedilmiştir.Böylelikle zirve noktası olan 2023 yılı Mayıs ayında 57,0 milyar dolar olarak gerçekleşen yıllıklandırılmış cari işlemler açığı bir yıl sonra 31,8 milyar dolar azalarak 2024 Mayıs ayı itibariyle 25,2 milyar dolara gerilemiştir. Aynı dönemde yıllıklandırılmış dış ticaret açığı ise 35,1 milyar dolar gerilemiştir. Böylelikle 2023 Mayıs ayına göre yıllıklandırılmış cari işlemler açığı dış ticarette uygulanan politikaların etkisi ile yüzde 55,8 oranında düşmüştür” ifadelerine yer verdi.
Paylaşımında 2024 Mayıs ayında yıllıklandırılmış bazda ihracatın yüzde 2,3’lük artış ile 260 milyar dolara yükseldiğini ifade eden Bolat, ithalatın ise yıllıklandırılmış bazda yüzde 7,8’lik azalışla 347,1 milyar dolara gerilediğini belirtti.
Paylaşımında yıllıklandırılmış dış ticaret açığının yüzde 28,7 oranında azalarak 87,1 milyar olduğunu ve ihracatın ithalatı karşılama oranının ise 7,4 yüzde puan artarak yüzde 74,9 olduğunu bildiren Bolat, “Dış ticaret açığındaki gerilemeye, hizmet ihracatımızdaki artış da eşlik etmektedir. Hizmet gelirleri Mayıs ayında yıllıklandırılmış bazda 105,0 milyar dolar ile rekorunu yenilemiştir. Hizmetlerin altında yer alan seyahat gelirleri ise 51,1 milyar dolara yükselmiştir. Mal ve hizmet ihracatını artırmaya yönelik destekler ve ithalatı düşürmeye yönelik tedbirlerin uygulamadaki sonuçları ile cari işlemler açığında önemli bir gerileme kaydedilmiştir. Mayıs ayında mal ihracatı yüzde 16 artış ile 24,1 milyar dolarlık rekor seviyede gerçekleşirken, mal ithalatı yüzde 10,4 oranındaki gerileme ile 30,6 milyar dolar olmuştur. Mal ticaretindeki bu iyileşmeye hizmet ihracatındaki artışlar katkı vermiş, ve cari işlemler açığında ciddi bir düşüş sağlanmıştır. Haziran ayında ise takvim ve Kurban Bayramı tatili etkisiyle cari açıkta geçici bir artış beklenmekle birlikte, yıl sonunda cari işlemler açığının Orta Vadeli Program ‘OVP’ hedefinin ‘34,7 Milyar Dolar’ altında gerçekleşeceğini öngörüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Bakan Bolat paylaşımının devamında “Dış ticaret dengesindeki olumlu gelişmeler, ekonomik büyümeyi daha dengeli bir yapıya kavuşturmakta ve cari işlemler hesabındaki iyileşmeyle birlikte makroekonomik istikrarı sağlamlaştırmaktadır. 2024 yılı genelinde ihracattaki artış ve ithalattaki azalış eğiliminin sürmesi beklenmekte olup, dış ticaretin cari işlemler dengesine ve ekonomik büyümeye pozitif katkı yapacağı öngörülmektedir” ifadelerine yer verdi.
Bolat paylaşımında Ticaret Bakanlığı olarak, küresel mal ve hizmet ihracatındaki payı artırmak amacıyla üretici ve ihracatçılarla yakın iş birliği içerisinde çalışmalara kararlılıkla devam edeceklerini kaydetti. – ANKARA
]]>İŞÇİLERE FIRÇA ÇEKTİ: CEVAP VERME BANA
Toplantıda adeta işçileri azarlayan Yıldırım’ın kullandığı, ‘Ben gazel dinlemeye gelmedim’, ‘Yarın herkesi kapının önüne koyarım’, ‘Bana tarih anlatma’, ‘Cevap verme bana. Ben sana söz hakkı verince konuşacaksın’, ‘Recep Tayyip Erdoğan yüzde 51 ile cumhurbaşkanlığını alıyor. Siz yüzde 51 değilsiniz’, ‘3 gün yevmiye cezası talep ediyorum’ gibi cümleler tepki çekti.
“İŞ HAKLARI FESİH, BU KADAR BASİT”
Bunun üzerine Eti Krom Yıldırım A.Ş sahibi Ali Rıza Yıldırım, “Eti Krom ailesi 1463 kişi. Şu anda azınlık. İş hakkı fesh. Bu kadar basit. Bunların hepsinin yerine adam alabiliriz. Çünkü çoğunluk devam ediyor. Bunlar devam etmeyenler, örgütlenme olmuş. Örgütünde başı belediye başkanı. Bu şirketin başkan kim. Belediye başkanı neden benim sahama girip, size hocalık ve imamlık yapıyor. Bana tarih anlatma. Sen yoktun ben burayı devletten sıfır aldım. Yarın da herkesi kapının önüne koyarım. Burası kapanır” diye konuştu.
“BEN SANA SÖZ HAKKI VERİNCE KONUŞACAKSIN”
İşçinin ‘iş sizin işiniz’ demesi üzerine cevap verme bana diyerek işçiyi azarlayan Yıldırım, “Cevap verme bana. Ben sana söz hakkı verince konuşacaksın. Ben burayı sıfır yaparım, yarında kapıya kilidi vururum. Burası devlette kilitliydi. Para da kazanmıyordu para da kaybetmiyordu. Ben burayı aldım, bu hale getirdim. Benim Eti Krom holdingin içinde küçük bir parça. Toplam ağırlığımız 1 milyon tona yakın. Eti Krom bunun içinde yüzde 15. Olmasa da olur ama siz burası kadar kıymetli bir iş yerine sahip olamayacaksınız. Belediye başkanı size birer tabanca ve kursun verdi. Hepinizi kafanıza sıkıyorsunuz” şeklinde konuştu.
İşçi, “Biz burada özlük haklarımızı istiyoruz. İkramiye ve taban maaşımıza zam istiyoruz. Bankadan alınan promosyonu istiyoruz. Haklarımız dışında bir şey istemiyoruz” ifadelerini kullandı.
“HER GELMEDİĞİ İŞ GÜNÜ İÇİN ÇARPI 3 GÜN YEVMİYE CEZASI TALEP EDİYORUM”
Yıldırım ise “Ben yüzde yüz haklıyım. Türkiye’de bir seçim oluyor. Recep Tayyip Erdoğan yüzde 51 ile cumhurbaşkanlığını alıyor. Siz yüzde 51 değilsiniz. Eylem neden çıktı? Sadece siz misiniz, başkaları da var. Onlar bunları istemiyor, sadece siz istiyorsunuz. Ben size verince herkese vereceğim. Size vermezsem hiçbirinize vermeyeceğim. Siz yasa dışı eylem nasıl yapıyorsunuz? Genel müdürlüğe haber vermeden iş başı yapmıyorsunuz. Her gelmediği iş günü için çarpı 3 gün yevmiye cezası talep ediyorum. Benim de hakkım var. Üretim kaybım var. Bu adamın yevmiyesi 500 lira veya bin lira olsun, benim kaybım 10 bin lira. Dava haklarım saklı kalmak kaydı ile yevmiye kesiyorum. Çünkü bilgi vermeden iş yerini terk ettiler. İş kanuna göre yasa dışı. Burası yasa dışı eylemlerin yeri değil. Burası propaganda yeri veya siyaset meydanı da değil. Özel bir şirkette çalışan personellersiniz. Eğer bir eylem yapmak istiyorsan yüzde 51 çoğunluk ile gelirsin önce buraya dilekçe verirsin. Ben 3 gün sona çalışmayacağım eylem yapmak istiyorum dersin. Haber vermeden eylem yapmak suçtur. Burada Eti Krom’a Yıldırım Holding’e verilen bir dilekçe var. Dilekçenin sahibi Alacakaya belediye başkanı. Alacakaya belediye başkanı önce bu sizin istediğiniz talepleri önce kendi işçilerine versin, ondan sonra gelsin benden istesin” diye kaydetti.
ETİ KROM ÜRETİMİ DURDURUP İŞÇİLERİ ÜCRETSİZ İZNE ÇIKARDI
Eylemin 11’inci gününde şirket KEF bölgesinde üretime geçici olarak ara verildiğini işçilerin de ücretsiz izne çıkarıldığını açıkladı. Şirket yetkilisinden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
”Yönetim Kurulu tarafından alınan karar gereğince KEF Maden işletmesinin ekonomik gerekçelerle aksi karar alınıncaya kadar geçici süre ile kapatılmasına, çalışan işçilerin ücretsiz izne çıkartılmasına karar verilmiştir. 9 Temmuz 2024 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere alınan kararlar, KEF Maden işletmesinde görev yapan Eti Krom AŞ, Yılkrom Maden ve Enerji Yat Tic. San. AŞ, Eti Beton ve Atık Geri Kazanım San. Tic. AŞ kadrosunda görev yapan mavi yakalı tüm çalışanlarımızı kapsamaktadır.”
]]>Turistlerin en uğrak noktalarından olan Tarihi Odunpazarı Evleri bölgesi, hava sıcaklıkları artması ve turizm dönemi gelmesine rağmen durgunluğu ile dikkat çekiyor. Önceki yılların aynı dönemlerine göre az sayıda ziyaretçisi olduğu gözlemlenen bölgede pek çok esnaf işlerinin azalmasından dert yakındı. Esnaf konunun artık ciddi bir hal almaya başladığını belirtirken, özellikle lületaşı ustaları yetkililere seslenerek bazı çalışmalar yapılmasını istedi. Kurban Bayramı’nın durgunluğuyla ilgili önceki günlerde de basına konuşan ustalar, işlerin bu şekilde devam etmesi halinde kış sezonuna doğru birçok işletmenin kapanabileceğini dile getirdi. Belediyenin reklam çalışmalarını arttırması gerektiğini düşünen lületaşı sanatçıları, yetkililerin kente nasıl turist çekilebileceği konusunda esnafla toplantı yapmasının iyi bir seçenek olabileceğini ifade ederek yeni girişimler beklediklerini kaydetti.
“Bu şekilde giderse bir esnaf dökülmesi olacak gibi görünüyor”
Tarihi Odunpazarı Evleri bölgesinde lületaşı ustalığı yapan Erol Güler, “Şu anda Odunpazarı’nda turizm göremiyoruz. Biz Ramazan Bayramı’nın beklentisiyle Kurban Bayramı’nın çok hareketli olacağını, ilginin çoğalacağını ve tatilin uzun süreli olmasının bizi yoğunlaştıracağını umarak hazırlıklarımızı hızlı bir şekilde yapıp bekledik. Ama maalesef umduğumuz gibi olmadı. Odunpazarı’ndaki turizm bir hayale dönüştü. Bayram geçeli o kadar zaman oldu, biz hala turizm ve turist yüzü görmedik diyebiliriz. Ortalık çok sakin geçiyor. Gerçekten hareketlilik bitti bitiyor gibi. Biz yetkililerden biraz buraların canlandırılmasını ve Odunpazarı’na el atmalarını bekliyoruz. İnanın şu anda esnaf kiralarını ödeyemeyecek duruma düşmek üzere. Eğer yaz böyleyse biz sonbaharda ne yapacağız? Bunun önü de kış. Eğer bu şekilde giderse burada bayağı bir esnaf dökülmesi olacak gibi görünüyor. Çözüm yolu, kardeş şehir ve belediyelerle bir anlaşma yapılabilir veya belediyenin yapacağı reklamlarla belki Eskişehir biraz daha hızlı canlılık sağlayabilir. Esnafla toplantı yapılıp istişare gerçekleştirilmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Çevremize nasıl turist çekebiliriz olayına girmemiz lazım” dedi.
“Turizm için pek ilgili yer yok”
Durgunluğa rağmen bölgenin güzelliklerini görmeye gelen turistler ise park sorununu öne sürüyor. Lületaşı ustası Eşref Tuncer de, bölgede yaşanan park sorununa değinerek, “Odunpazarı’nda turizm için pek ilgili yer yok. Daha geliştirilebilir. Bunu belediyeler yapar büyük bir ihtimalle. Park sorunu bizim kendi şehrimizde var. Eskişehir’in kendi halkı bu sorunu yaşıyor. Odunpazarı çok eski bir yer olduğundan adam Tepebaşı’ndan arabasına biniyor, buraya çekmek istiyor. Oturup arkadaşıyla konuşmak istiyor. Turlar da arabalarla geldiği için belediyenin bu yaptığı çok iyi. Araçların kıyıya köşeye konulması daha güzel. Çünkü herkes arabasını buraya çekmek istiyor. O zaman trafik daha çok tıkanıyor. Türkiye artık Eskişehir’i tanıyor. Ama lületaşı dünyada sadece Eskişehir’de çıkan ve burada işlenen tek madde olduğu için biraz reklamı olsa çok iyi olur” şeklinde konuştu. – ESKİŞEHİR
]]>Gevaş İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ve Artos Kadın Kooperatifi, ilçede bal üretiminin daha da yaygınlaşması için hazırladıkları ‘Pembe Maskeli Kadınlar Bal Üretiyor’ projesini Tarım ve Orman Bakanlığına sundu. Bakanlık tarafından kabul edilen proje kapsamında gönderilen 250 adet arılı kovanlar kadın girişimcilere teslim edildi. Teslim töreninde konuşan Gevaş İlçe Kaymakamı Bayram Yıldız, Van ve ilçelerinde tarıma yönelik faaliyetlerin Van Valisi Ozan Balcı’nın öncülüğünde devam ettiğini ifade ederek, “Artos Kadın Kooperatifi üyesi olan 10 üyeye 25’er adet arılı kovanın teslimini gerçekleştiriyoruz. Proje bedeli 900 bin TL olup bu tamamen yüzde 100 hibe şeklindedir. 25’er arılı kovanın yanı sıra bir takım arıcılık malzemesi de teslim ediyoruz. Ben projede emeği geçen herkese teşekkür ediyor, kadınlarımıza da faaliyetlerinde başarılar diliyorum” dedi.
“Marka değeri yüksek ballar elde etmek istiyoruz”
Tarım ve Orman İl Müdürü İbrahim Görentaş ise Van’da organik tarımı geliştirmek istediklerinin altını çizerek, “Bakanlığımıza sunduğumuz proje kapsamında daha önce eğitimiz 10 çiftçimize 25 adetten toplam 250 arılı kovan vereceğiz. İlimizde 178 bin kovanımız mevcut olup bunun 26 bini kara kovandır. Bu kara kovanı ilimizde yaygınlaştırarak, marka değeri yüksek ballar elde etmek istiyoruz. Ayrıca Van balını tanıtım amacıyla coğrafi işaret içinde başvurduk. İleriki süreçte coğrafi işaretini de alarak arıcılarımızı belli bir noktaya getirmeyi hedeflemekteyiz. Bunun tanıtımını iyi yaptığımız taktirde Gevaş balı da, Van balı da hak ettiği noktaya gelecektir. Çünkü 2 bin rakımda, bitki florası son derece gelişmiş olan bir balı tanıtmak için bu tür organizasyonlara ihtiyacımız var. Eğer biz coğrafi işaret alıp bu tür çalışmalar yaparsak balımız da hak ettiği noktaya gelecektir” ifadelerini kullandı.
“Hedefimizin balımızı bütün dünyaya tanıtmak”
Gevaş Artos Kadın Kooperatifi Başkanı Songül Güleç de amaçlarını kooperatifi daha da aktif hale getirip, arıcılık yapan kadınların hayaline dokunmak istediklerine vurgu yaparak, “Amacımız organik bal üretimini daha da fazlalaştırıp, daha fazla organik balı satışa sunmaktır. 7 kadın üye ile hakiki kara kovan bal üretimi yapıyoruz. Bizler ‘Pembe Maske’ markasını alarak; Gevaş ilçesinde, 3 bin 500 rakım yüksekliğindeki Artos Dağı eteklerinde, söğüt ağacı ile yapılmış ve etrafı çamurla sıvanmış kovanlardan kara kovan üretimi yapıyoruz. Pembe Maskeli arıcılar olarak hedefimiz kovan sayısını arttırmak ve bu proje ile balımızı bütün dünyaya tanıtmaktır. Çünkü balımızın prolin değeri dünya çapında en yüksek prolin değerine sahip. Bizde bu kadar endemik bitkisi fazla olan bir bölgede, bu kadar prolin değeri yüksek olan bir balı daha fazla satışa sunmayı hedefliyoruz. Bizler burada sadece bal üretimi yapmıyoruz. Aynı zamanda arı ürünleri, polen, propolis, arı ekmeği ve arı sütü üretimi de yaparak organik sertifikalı balı satışa sunuyoruz” şeklinde konuştu.
“Biz bu mesleğe aşığız”
Arıcılığın çok zor bir meslek olduğuna da değinen Güleç, “Bu şekilde bakınca arıcılık zor görünüyor ama içine girdikten sonra, arının dünyası çok farklıdır. İnsan hayatı ile birebir aynı olup eş değerdedir. Çalıştıktan sonra, güzel yönlerini aldıktan sonra zorluklarını aşıyoruz. Çünkü biz bu mesleğe aşığız” dedi. – VAN
]]>Ege Tütün İhracatçıları Birliği verilerine göre; yaprak tütün ihracatı yüzde 21’lik artışla 107,6 milyon dolardan 130,6 milyon dolara çıkarken, sigara ihracatından 218 milyon dolar, nargilelik tütün ihracatından 38 milyon dolar döviz getirisi sağlandı. Diğer tütün ürünleri ihracatından da 65 milyon dolarlık ihracat kayda alındı.
2023 yılında ihracatta yüzde 11’lik artış hızı yakaladıklarını ve 922 milyon dolar döviz getirisi sağladıklarını dile getiren Ege Tütün İhracatçıları Birliği Başkanı Ömer Celal Umur, 2024 yılının ikinci yarısında yapacakları ihracatla 1 milyar dolar ihracat hedefine ulaşmaya çalışacaklarını kaydetti.
Tütün sektörünün ihracat geliri yanında sağladığı istihdam ve vergi geliriyle Türkiye için kritik bir sektör olduğunun altını çizen Umur, “Türkiye, dünya tütün üretiminde yedinci sırada yer alırken, oriental tütün üretiminde ise dünya lideri. Türkiye’de üretilen sigaralarda yerli harman oranının yüzde 15’ten kademeli olarak yüzde 30’a çıkarılması kararı sonrasında Virginya ve Burley tipi tütün üretiminde önemli aşamalar kaydettik. Virginia tipi tütünde 20 milyon kilo üretimi geçtik, 30 milyon kiloya ilerliyoruz. Burley tütününde de 6 milyon kilo üretime ulaşmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu.
Türt tütün sektöründe sürdürülebilirlek temelli projelerle yollarına devam ettiklerinin altını çizen Umur şöyle devam etti; “Dünya standartlarını rahatlıkla karşılayabilen üretim teknolojilerine sahibiz. Ürünlerimizin kalitesi, üreticilerimizle yapılan sözleşmeli üretim ve sürdürülebilir tarım hedefine ulaşmak adına faaliyetlerimiz var. Üretimi artırmak, ihracat artışını desteklemek maksadıyla tütün tarımında sürdürülebilirlik çerçevesinde tütün ihracatçısı firmalardan oluşturulan çalışma grupları ile üretim, çevre, altyapı, işgücü, tütün tarımında su kullanımı gibi alanlarda çeşitli sosyal sorumluluk projeleri yürütmekteyiz. Bu projeler çerçevesinde; 60 bin tütün üreticimizin tarımsal girdi maliyetlerini azaltmak amacıyla Çiftçi Avantaj Kartı (ÇAK) faaliyete geçirdik. Tütün üreticilerine özel indirimler sunan firmalar oluşturulan kartlara tanımlanarak üyelik sistemi oluşturuldu. Kişisel koruyucu ekipmanlarının standardizasyonu ve geliştirilmesi üretimde kullanılan bitki koruma ürünlerinin boş ambalajlarının toplanma merkezlerinde toplanması, imhası ve geri dönüşümü ile ilgili projelerin hayata geçmesine yönelik çalışmalar devam etmektedir.”
Tütün ihracatında zirvede Irak, ABD ve İran var
Türkiye, 2024 yılının ilk yarısında 103 ülkeye tütün ve tütün mamulleri ihraç ederken zirvede 68 milyon dolarlık taleple Irak yer aldı. Irak’ı 61 milyon dolarlık ihracatla Amerika Birleşik Devletleri takip ederken, İran’a tütün ve tütün mamulleri ihracatı yüzde 195’lik artışla 14 milyon dolardan 42 milyon dolara çıktı.
Yaprak tütün ihracatında İran 39,6 milyon dolarlık taleple öne çıkarken, sigara ihracatında lider ülke 18,6 milyon dolarla Irak oldu. Irak, nargile tütünü ihracatında da 47,8 milyon dolarlık taleple zirvede yer aldı. – İZMİR
]]>Kentte bulunan bir balo salonunda gerçekleşen genel kurula, Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, ERÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, Kayseri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa, Kayseri OSB Başkanı Mehmet Yalçın, kamu kurum müdürleri, oda başkanları ve sanayiciler katıldı. Genel Kurulda saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından bir konuşma yapan Kayseri OSB Başkanı Mehmet Yalçın, “Kayseri, 2023’te 3,6 milyar dolarlık ihracatı ve 1,6 milyar dolarlık ithalatı ile Türkiye’nin önde gelen şehirlerinden biridir. İhracatın ithalatı karşılama oranına bakıldığında şehrimiz yüzde 100’ün üzerinde başarı elde etmektedir. Kayseri, Türkiye’nin cari açık probleminin çözümüne de pozitif katkı sağlamaktadır. Bu katkının artması için 2030’lara varmadan ihracattaki hedefimiz 5 milyar doları aşmak olmalıdır. Biz bu hedefe ulaşabileceğimize inanıyor ve sanayicilerimize güveniyoruz. Bu hedef doğrultusunda sanayicilerimize verilecek desteklerin artırılması önemlidir. Kayseri, makro ve mikro ekonomik göstergelerin daha da iyileşmesiyle birlikte atağa kalkacaktır. Bölgemiz, kuruluşundan bugüne kadar geçen 51 yıllık süreçte her yıl büyüme sağlamıştır. Türkiye’de ilk 3’ün içinde yer alan önemli üretim üslerinden biridir. Bölgemizde faaliyet gösteren yaklaşık bin 600 firmamız katma değer oluşturulmasında etkin bir şekilde yer almaktadır. İstihdamın artmasında önemli rol oynayan Bölgemizde, 100 bini aşkın çalışan üretime katkı sağlamaktadır. 2022 yılı Haziran ayında göreve geldiğimiz günden bugüne sanayicilerimizin menfaatlerine yönelik çalışmaktayız. Sanayici odaklı bir yönetim anlayışını sürekli olarak göz önünde bulundurmaktayız. Yasaların bize sunduğu çerçevede sanayicilerimize her türlü imkanı sunmaya devam etmekteyiz. Yalnızca sanayicimizin taleplerini karşılamak için hizmetlerimizi sürdürmekteyiz” şeklinde konuştu.
Sanayicileri desteklemek ve sıkıntılarını çözebilmek için çok sayıda projelerinin bulunduğunu dile getiren Mehmet Yalçın, “Bu projelerimiz kılı kırk yaran bir titizlikle ve emanete halel getirmeden yürütülmektedir. Kayseri OSB Meslek Yüksekokulu kurulması projemiz gerçekleşmiştir. 3 bölümde toplam 60 öğrencisiyle eğitime başlamıştır. Fuar Merkezimizi daha verimli kullanabilmek için çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Göreve geldiğimizde Kayseri fuarlar şehri olacak demiştik.2022 yılında 1 fuar yaptık. 2023’te 4 fuar gerçekleştirdik. İçinde bulunduğumuz 2024 yılı için de 8 fuar anlaşması yapılmıştır. 2025 yılında 10 fuar, 2026 yılında, yıl 12 ay her ay 1 fuar yaparak, siz sanayicilerimize verdiğimiz sözü tutmuş olacağız. Teknik Bilimler Fakültesi ve Meslek Yüksekokulu binası yapımı için proje hazırlama aşamasına gelinmiştir. Temellerini atacağımız projemiz kısa sürede hayırsever Mehmet Altun’un katkısı ile yükselecektir. Bugün burada onur konuğumuz olan Mehmet Altun amcamıza verdikleri desteklerden dolayı huzurlarınızda şükranlarımı sunmak istiyorum. Bu sayede üniversite-sanayi buluşması, ilimle-üretimin buluşması daha güçlü olarak sağlanacaktır. Kalifiye personel temini noktasında sıkıntı azalacaktır” dedi.
Kayseri OSB’nin büyük bir ihtiyaç olan sağlık merkezi kurulması projesinde uygulamaya geçildiğini aktaran Yalçın, “İnşallah 2025 yılı başlarında sağlık merkezimiz hizmet sunmaya başlayacaktır. Fevzi Mercan cami önünde yaklaşık 40 dükkan kapasiteli iş merkezi projemizde yapı imalatı başlamış ve temel kazısı yapılmıştır. 2024 yılı planlamamız çerçevesinde 28 kilometre asfaltlama çalışmamız başlamıştır. Göreve geldiğimiz günden bugüne yaklaşık 50 kilometre yolumuz asfaltlanarak yenilenmiş olacaktır. Bölgemiz sınırları içinde güvenliğin etkin şekilde sağlanması için çalışmalarımız sürmektedir. Yapımı planlanan 2 nizamiyemiz tamamlanmış, Güney çevre yolu nizamiyemizin inşaatı ise bitmek üzeredir. Polisimizin bölgemiz sınırları içindeki gece devriyesi aralıksız devam etmektedir. Yağmur suyu terfi merkezi kapasite artırımı projemizde sona gelinmiştir. Bugüne kadar 9 yeni aracı dahil ettiğimiz araç filomuzu yenilemeyi sürdürüyoruz. Yeni bir cami inşa projemizde ise ön çalışmaları 2024 yılı içinde bitirmeyi hedefliyoruz. Sanayicilerimizin kullanıma açık olacak sosyal tesis kurulması çalışmalarımız sürmektedir. Sanayi parseli taleplerinin karşılanması için ilgili makamlarla çalışmalar yürütülmeye devam etmektedir. Bölgemizde enerji alt yapısını güçlendirecek yatırımlarımız sürmektedir. Bilişim ve teknolojik alt yapımıza ilişkin e-OSB yatırımlarımız devam etmektedir” diye konuştu.
Yalçın, sözlerini şu şekilde sürdürdü:
Göreve geldiğimiz 24 Haziran 2022 tarihinden bu yana 1 kuruş dahi kredi kullanılmamış, 1 milimetrekare arsa satılmamıştır. Haziran 2022’den bu yana beytülmale el sürülmemiş, el sürdürülmemiştir. Basiretli yönetim anlayışımızın sonucu olarak, bölgemiz öz kaynakları artırılmıştır. Yatırıma dönük finans imkanları oluşturulmuş ve sürekliliği sağlanmıştır. Bölgemiz, güçlü mali yapısıyla adından söz ettirmektedir. Kayseri Organize Sanayi Bölgesi asli vazifelerine dönmüştür. Sunduğumuz hizmetlerin kalitesi artmış ve sürdürülebilir hale getirilmiştir. Hizmetlerini eksiksiz yerine getiren bölgemiz göz önünde bulunmaktadır. Kayseri OSB’nin yönetimi olarak, önemli işlere odaklanmış bulunmaktayız. Hedeflerimize doğru emin adımlarla yürüdüğümüzü gururla söyleyebilirim. Sizlerin; üretmek ve ihracat yapmak için gösterdiğiniz çabaların ve üstün gayretlerin farkındayız. Üzerimize düşen ne varsa tüm imkanlarımızla yanındayız. Bundan sonra da yanınızda olmaya devam edeceğimizi bilmenizi isteriz. Bu duygu ve düşüncelerle bir kez daha 21. Olağan Mali Genel Kurulumuzun Bölgemize, şehrimize ve ülkemize hayırlar getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Değerli katılımlarınızdan dolayı teşekkür ediyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.”
Vali Gökmen Çiçek ise yapılan faaliyetlerden dolayı OSB Yönetimine teşekkür ederek, “Geçen yıl afetten sonra bu genel kurula geldiğimde zamanın ne kadar hızlı geçtiğini bir kere daha görmüş olduk. Sanki 1 ay önceydi. Yine tıklık tıklım coşku içerisinde bir mali genel kurul yapılmıştı. Çok şükür şimdi yine aynı coşkunun devam ettiğini görüyorum. Organize Sanayi Bölgesi’nin Başkanını ve yönetimini tebrik ediyorum. Çünkü gerçekten takip ettiğimde özellikle fuarların artmış olması ve tüm Türkiye’de bilinir olması ve ihracatta direkt katkı sunduğunu görüyor olmasından dolayı çok mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum. Ayrıca Meslek Yüksekokulu’nun imzalarının atılması, fakültenin yapılacak olması ve sağlık merkezinin yine protokollerinin tamamlanması ve yapımına başlanması beni çok mutlu etti. Fuarların olması sadece sanayimize değil, turizmimize de büyük katkısı oldu. Fuar zamanı bütün otellerimizin dolu olduğunu bizzat otel sahiplerinden duymaktan da çok mutlu oldum” ifadelerini kullandı.
Yapılan oylamada faaliyet ve denetim raporları ile bütçe ‘oy birliği’ ile ibra edildi. – KAYSERİ
]]>Geçtiğimiz yıllarda yaşanan iklim değişiklikleri bu yılın hasat beklentilerini etkilese de, çiftçiler modern tarım teknikleri ve yerel bilgi birikimleriyle bu zorlukları aşmaya çalışıyor. Mart ve Nisan aylarında etkili olan sağanak yağışlar kimi yerde ürünlere zarar verse de, kimi yerde bereketli ürünlerin oluşması çiftçinin yüzünü güldürdü. Belediye Başkanı Şerif Arslan, buğday hasadına başlayan çiftçileri ziyaret ederek, bereketli hasatlar diledi. Başkan Arslan’a, Ticaret Borsası Başkanı Arslan Gür ve Ziraat Odası Başkanı Ferhat Arslan eşlik etti.
Burada bir konuşma yapan Belediye Başkanı Şerif Arslan, Alaca’nın tarım kenti olduğunu belirterek, “Çorum genelinde en çok sulu tarıma sahip arazileri barındırıyor. Koçhisar Barajı ile birlikte verimlerimiz artmış bulunuyor. Sulak alanlarda rekolte gayet güzel ancak, kıraç yerlerde problemler yaşanıyor. Yağış olursa bu topraklarda her zaman verim güzel oluyor. Yeni hasat sezonu hayırlı uğurlu olsun. Bol ve bereketli kazançlar diliyorum” dedi.
Baraj sularının geç açılmasıyla ilgili de açıklama yapan Başkan Arslan, “Geçtiğimiz dönemlerde vahşi sulamadan dolayı baraj sularımızda zaman zaman problemler yaşadık. Hem içme, hem de sulama suyu olduğu için sulamalar zaman zaman kesildi. Sulak arazilerden her zaman 5-6 misli daha verim alabilirsiniz. Sulama Birliği’nin biz Alaca’da kalmasını istiyorduk. Ancak geçmişte bu Mecitözü sulama birliğine verildi. Başkanlarımın şikayetlerini dikkate alacağız. İnşallah bunu tekrar Alaca’ya kazandıracağımızı düşünüyorum” şeklinde konuştu.
“Başkan Arslan artan anız yangınlarına dikkat çekti”
Belediye Başkanı Şerif Arslan, ilçe genelinde artan anız yangınlarına dikkat çekerek, çiftçilere bu konuda uyarılarda bulundu. Yaklaşan hasat dönemi ile birlikte anız yangınlarının arttığını kaydeden Başkan Arslan,”Hasat mevsimi ile birlikte özellikle anız yangınları artmaya başladı. Çiftçilerimiz haklı olarak tekrar ürün almak için anız yangını yapıyorlar ancak bununla birlikte tarla üzerinde mineraller ve birçok canlı telef oluyor. Buradaki yanan canlıların hesabını nasıl vereceğiz bunu düşünelim. Anız yangınların toprağa da zararı oluyor. Verim düşüyor. Tüm çiftçilerimiz bu konuda dikkatli olmalıdır. Sadece anız yakılmıyor, bu evlere ve ormanlara da sıçrıyor. Bu konuya dikkat çekmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
‘Baraj suları geç açılınca verim düştü’
Ticaret Borsası Başkanı Arslan Gür, “İlçemizde yaklaşık 120-130 bin dönüm arazi sulanabilir. Baraj ve altyapımız var devletimiz sağ olsun bunları yaptı. Tarım Bakanlığı’nın yaptığı bir yanlışı buradan söylemek istiyorum. Sulama konusunu Mecitözü’nde bir firmaya verdi. Kaymakamlık veya Belediye’ye verilmiş olsaydı sulama işi biz istediğimiz zaman sulayabilirdik. Biz sulama için gittik ücretlerini yatırdık, kartlarımızı aldık ancak 9 gün bayram tatil araya girdi. Bu süreçte su verilmedi. İklimlerde biraz kurak geçti ve bizler sulama yapamadık. Ekinler kuruduktan sonra suları açtılar. Burada bizim 100 bin dönüm arazide doğru düzgün sulama yapamadığımız için sulu tarıma göre aldığımız ürünün 4/3’ünü kaybetmiş bulunuyoruz. Buda Çorum Devlet Su İşleri Müdürlüğü’nün hatasından kaynaklanıyor. Nisan ve Mart ayları bizim için sulama konusunda önemliydi. Sulu tarımın bulunduğu alanda sulama sularının geç açılmasından dolayı çiftçilerimiz büyük zarar etmiş durumda. Yetkililerimizden bu konuya bir çare bulmalarını istiyoruz” şeklinde konuştu.
‘Bereketli bir yıl olsun’
Alaca Ziraat Odası Başkanı Ferhat Arslan da, “Sulu alanlarda rekoltemiz güzel ancak Başkanımızın da dediği gibi kuru alanlarda rekolte problemi yaşıyoruz. Barajlar geç açıldı suyu geç verdiler. Arıza verdiği söyleniyor ancak buna hazırlıklı olmaları gerekiyordu. 10 gün önce suları açarak deneme yapılsaydılar çiftçilerimiz böyle duruma düşürmezlerdi. Yine de buna şükür. Bütün çiftçilerimize hayırlı bir hasat dönemi diliyorum” dedi. – ÇORUM
]]>Program ile Gaziantep’te faaliyet gösteren firmalarının savunma sanayi sektöründe üretim yapmalarını sağlamak, mevcut kapasitelerini artırmak, savunma sanayine üretim yapan ve yüksek teknolojiye geçişi noktasında çalışmalarına katkı sağlanması hedefleniyor.
Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB), Gaziantep Sanayi Odası ve İpekyolu Kalkınma Ajansı (İKA) iş birliğinde düzenlenen programın açılış toplantısına, Gaziantep Vali Yardımcıları Hüseyin Kaptan, İlker Eker, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı Sanayileşme Daire Başkanı Murat Çizgel, Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, İpekyolu Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Burhan Akyılmaz, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Halil Uğur, GSO Yönetim Kurulu Üyeleri, TOBB Gaziantep KGK Başkanı Ayşen Ahi, savunma sanayii ana yüklenici firmaları olan ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN, MKE, TUSAŞ ve STM yöneticileri ile uzman ekipleri, kurum müdürleri ve Gaziantep firma yetkilileri katıldı.
“Hep birlikte hedeflerimize ulaşabileceğimize inanıyorum”
Gaziantep Vali Vekili Hüseyin Kaptan, programda yaptığı açılış konuşmasında, Gaziantep’in birçok alanda olduğu gibi savunma sanayi sektörü için de önemli bir potansiyele sahip olduğunu söyledi.
Gaziantep’in ekonomik anlamda ve sanayide üzerine düşeni her zaman başardığını, savunma sanayide de hedeflenen seviyelere çıkma başarısı göstereceğini ifade eden Kaptan, “Gaziantep, 10 milyar dolarlık ihracatı ile ülkemiz ekonomisine en büyük katkıyı sağlayan şehirlerimiz arasında yer alıyor. Bu şehirde savunma sanayi alanında sorumluluk alabilecek, bu işi yürütebilecek çok sayıda sanayicimiz var. Hep birlikte hedeflerimize ulaşabileceğimize inanıyorum. Bu programın hem şehrimiz hem de firmalarımıza katkı sağlayacağına inanıyoruz. Emeği olan herkese teşekkür ediyor, hayırlı olmasını diliyorum” dedi.
“Bizim hedefimiz yerli sanayiyi geliştirmek”
Gaziantep’in savunma sanayi sektöründe üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getirmek için hazır ve kararlı olduğunu kaydeden Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin de yaptığı konuşmasında, “Bizim hedefimiz yerli sanayiyi geliştirmek, güçlendirmekse bu noktada Gaziantep en büyük potansiyeli taşıyan şehirlerin başında geliyor. Ankara’daki savunma sanayi ile şehrimizin bu potansiyelini bir araya getirdiğimizde başaramayacağımız bir şey kalmaz. Bu noktada ‘Gaziantep Modeli’ de büyük önem taşıyor. Çünkü biz gücümüzü birlik ve beraberliğimizden alıyoruz. Bu şehir 100 yıl önce nasıl zor şartlar altında kahramanca mücadele verdiyse bugün de üreterek, ihracat yaparak, savunma sanayinde ülkemize değer katarak üzerine düşeni fazlasıyla yapacaktır. Bizim şehrimizi yerli ve milli savunma sanayinde başkent yapma hedefimiz var. Bunu yapabilme kabiliyetimiz, irfanımız, akılımız ve imanımız var. Bunu hep birlikte başaracağımıza yürekten inanıyorum. Şehrimiz ve ülkemiz için kritik öneme sahip olan bu alanda böylesine önemli bir programı gerçekleştiren Savunma Sanayii Başkanlığı, Gaziantep Sanayi Odası ve İpekyolu Kalkınma Ajansı’na teşekkür ediyor, hayırlı olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.
“Gaziantep Kurtuluş Savaşı’nda kendi cephanesini üreten bir kent”
GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi de, yaptığı konuşmasında savunma sanayisinde alınan mesafenin ülkemizin teknolojik gelişimine katkı sağladığı gibi güvenlik açısından da kritik önem taşıdığını söyledi.
Ünverdi, “Kurtuluş Savaşı’nda kendi cephanesini üreten bir kent olarak, bu başarıya katkıda bulunmak ve bu süreçte savunma sanayisinde şehrimizi daha etkin bir noktaya taşımak bizim de en büyük hedeflerimiz arasında yer alıyor” dedi.
Ünverdi, “Gazi şehrimiz; üretim, ihracat ve sağladığı istihdam ile ülkemiz kalkınmasında baş aktörlerden birisidir. Bizler de küresel krizler, ülkemiz ekonomik şartları ve depremle birlikte bölgemize özgü sorunlarımız olsa da sanayimizi yeniliklere adapte etmek, teknolojik dönüşümünü sağlamak ve sürdürülebilir sanayi hedefiyle çalışmalarımıza devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“Bu sebeple iki gün sürecek bu etkinliği çok önemli buluyoruz”
Konjonktürel gelişmelere bakıldığında Gaziantep’in sanayi kültürü, altyapısı, sanayi üretimindeki hacimsel büyüklüğü ile savunma sanayi alanında stratejik yatırımların yapılabileceği en uygun şehir olduğunu kaydeden Ünverdi, “Firmalarımızın savunma sanayisine tedarikçi olması ve sanayimizin teknolojik dönüşümüne katkı vermesi adına, Türk savunma sanayinin güzide kurumlarını şehrimizde ağırlamaktan mutluluk duyduk. Savunma sanayinin ana yüklenici firmalarının şehrimizde yatırım yapması en büyük beklentilerimiz arasında yer alıyor. Üretim, ihracat, ürün çeşitliliği ve istihdam gücümüzle biz buna hazırız. Böyle bir yatırım, şehrimizin katma değerli üretime geçişine katkıda bulunacak olup, Orta Doğu ve Körfez ülkelerine yakınlığımızla savunma sanayisinde de hem üretim hem ihracatımızla yeni rekorlara imza atacağımıza inanıyorum. Bu sebeple iki gün sürecek bu etkinliği çok önemli buluyoruz. Programımızın hayırlara vesile olmasını diliyor, Gaziantep Vali Yardımcılarımız Hüseyin Kaptan’a, İlker Eker’e, Büyükşehir Belediye Başkanımız Fatma Şahin’e Savunma Sanayii Başkanlığı Sanayileşme Daire Başkanı Murat Çizgel’e, İpekyolu Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Burhan Akyılmaz’a, ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN, MKE, TUSAŞ ve STM’nin kıymetli yöneticilerine, uzmanlarına, firmalarımızın değerli temsilcilerine ve tüm konuklarımıza teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
“Gaziantep gibi sanayisi ile güçlü olan şehrimizi savunma sanayisine entegre etmeyi hedefliyoruz”
“Savunma sanayinde ne kadar yerliyseniz o kadar bağımsızsınız” diyen Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı Sanayileşme Daire Başkanı Murat Çizgel de yürüttükleri çalışmalarda bu noktayı esas aldıklarını söyledi.
Ülkemizin savunma sanayi sektöründe artık bir dünya markası olduğunu belirten Çizgel, “Bu marka artık kendi kendine yetebilen bir savunma sanayi başarısı göstermiştir. Bunun yanında, bu başarı ile birlikte başka ülkelere de hizmet götürebilen ve ihracat yapan bir markadan söz ediyoruz artık. Bizim artık yeni vizyonumuz savunma sanayinde büyümeyi sağlamaktır. Yani yüz yapıyorsak bunu bine çıkarmamız gerekiyor. Bu büyümeyi etkin yapabilmenin en önemli yolu tedarik zincirini genişletmekten geçiyor. Bizim bu noktada da hedeflediğimiz başarıları yakalamamız gereklidir. Gaziantep gibi sanayisi ile güçlü olan şehrimizi savunma sanayisine entegre etmeyi hedefliyoruz. Bugün de bu nedenle buradayız. Bu noktada iş birliği içerisinde yeni adımlar atmaya kararlıyız. Toplantının hayırlı olmasını diliyor, emeği olan herkese teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
“Yürüttüğümüz projelerin ve çalışmaların neticesinde iyi sonuçlar almaya başladık”
Gaziantep Sanayi Odası ve İpekyolu Kalkınma Ajansı iş birliğinde özellikle son 5 yılda kurumsal çerçevede savunma sanayi ve makine-metal sektörlerine yönelik çalışmaları hızla artırarak sürdürdüklerini söyleyen İpekyolu Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Burhan Akyılmaz, “Yürüttüğümüz projelerin ve çalışmaların neticesinde iyi sonuçlar almaya başladık. Temel amacımız bu çalışmalarımızın ivmesini daha da artırmaktır. Savunma sanayi için en önemli sektörlerimizden birisi de kuşkusuz makine-metal sektörümüzdür. Sektöre yönelik attığımız çok önemli adımlar var ve bu yöndeki projelerimizi artırarak sürdüreceğiz. Hem masada hem de sahada şehrimiz ve ülkemiz savunma sanayisi için çalıştık ve çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
Açılış konuşmalarının ardından, savunma sanayisine üretim yapan ana yüklenici firmalar olan ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN, MKE, TUSAŞ ve STM’den gelen uzman ekipler, birer sunum yaparak üretim faaliyetleri, savunma vizyonu, savunma sanayi ve havacılık sektörünün geldiği son nokta ile yenilikçi teknolojiler hakkında bilgiler verdiler.
“Gaziantep Savunma Sanayii Tedarikçi Buluşması” etkinliği kapsamında, yarın Gaziantep Sanayi Odası’nda ana yüklenici firmalar ile Gaziantep firmaları bir araya gelerek ikili iş görüşmeleri gerçekleştirecekler. – GAZİANTEP
]]>Bakan Yumaklı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nde düzenlenen ‘2’nci Ulusal Su Kurulu Toplantısı’nda konuştu. Yumaklı, küresel iklim değişikliğinin en çok su kaynaklarını tehdit ettiğini belirterek, “Bugün dünyada 80 ülke su sıkıntısı çekiyor. 844 milyon insan içme suyu hizmetine erişemiyor. Dünya nüfusunun 4’te 1’inden fazla olan 2,1 milyar insan temiz suya ulaşamıyor. Biz de iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülkelerden biriyiz. Sahip olduğumuz kaynakları tüketmek değil, doğru yönetmek ve doğa dostu teknolojiler geliştirmek artık bir tercih değil, zorunluluktur. Biz de Sayın Cumhurbaşkanımızın, ‘Suyumuzu korumakla, vatanımızı korumak arasında mahiyet itibarıyla hiçbir fark yoktur’ şiarından hareketle ‘Suda sıfır kayıp’ ilkesi ile yola çıktık. Su kaynaklarımızı ulusal bilinçle korumak ve yönetmek üzere başlattığımız ‘Su Verimliliği Seferberliği’ni emin adımlarla hep birlikte sürdürüyoruz. Ülkemiz, tarımsal gayri safi milli hasılada Avrupa’da 1’inci, dünyada ise ilk 10 içinde yer alıyor. Ülkemizin bu başarı çıtasını daha da yükseltmek için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bu çalışmalar içinde etkin arazi kullanımı, tarımsal üretim planlaması ve su yönetimi konuları dünyada olduğu gibi ülkemizde de öncelikli gündem konularımız arasındadır. Suyu merkeze alan tarımsal üretim planlaması ile gıda arz güvencemizi garanti altına almayı hedefliyoruz” dedi.
‘YAPICI VE KOLEKTİF ADIMLAR ATMAYA MECBURUZ’
Bitkisel üretim odağında planlı üretim uygulamalarını eylül ayından itibaren yürürlüğe koyacaklarını kaydeden Bakan Yumaklı, “Bakanlık olarak, tarımda israfı ve kayıpları önleyerek tarımsal verimliliği artıracak sulama otomasyonu yatırımlarını ülke geneline yaymak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Altyapısı uygun bölgelerde, yapay zeka destekli sulama otomasyonu çalışmalarımıza devam ediyoruz. Su kaynaklarımız için yapıcı ve kolektif adımlar atmaya mecburuz. Ülke olarak, su kaynaklarımızın akılcı ve bütüncül bir yaklaşımla yönetilmesi amacıyla, havza ölçekli yönetim yaklaşımını benimsiyoruz. Bu bağlamda, havza ölçekli planlar hazırlıyor ve bu doğrultuda tedbirler alıyoruz. Nitekim bugün bu planlardan ikisi olan Sakarya Havzası Nehir Havza Yönetim Planı ile Marmara Havzası Taşkın Yönetim Planı’nın onaylanmasını birlikte değerlendireceğiz. Ulusal ölçekte havza ölçekli hidrolojik ve iklim bazlı su gözlem ağlarının geliştirilmesine öncelik veriyoruz. Taşkın Tahmini ve Erken Uyarı Sistemi’ni (TATUS), taşkın riski yüksek olan havzalarda kurmaya devam ediyoruz. Sistemin iyileştirilmesi ve 2028 yılında ülkemizin tamamında kurulması için çalışmalarımız sürüyor” diye konuştu.
‘SU KITLIĞI RİSKİNE KARŞI SENARYO ANALİZLERİMİZ SÜRÜYOR’
Bakan Yumaklı, suyun her damlasını değere dönüştürecek verimlilik çalışmaları ve su kıtlığı riskine karşı tedbirler geliştirmek için senaryo analizlerinin sürdüğünü belirterek, “Su Verimliliği Strateji Belgesi ve Eylem Planı’nı hazırladık. 2030 ve 2050 yıllarına yönelik sektörel ve bireysel su verimliliği hedeflerini belirledik. Temel verimlilik uygulamalarına yönelik eylem planlarını oluşturduk. Bu kapsamda; kişi başı 150 litre olan ortalama günlük su tüketimimizi, 2030 yılına kadar 120 litreye, 2050 yılına kadar ise 100 litrenin altına düşürmeyi hedefliyoruz. İçme suyu sistemlerinde ortalama yüzde 32 olan su kaybını, 2030 yılında yüzde 25’e ve 2050 yılında ise yüzde 10’a düşürmeyi amaçlıyoruz. Mevcutta yüzde 50 civarında olan tarımsal sulama randımanının, 2030 yılında yüzde 60, 2050 yılında ise yüzde 65’e yükseltilmesini hedefliyoruz. Endüstriyel üretimde 2030 yılına kadar yüzde 30, 2050 yılına kadar ise yüzde 50 su kazanımı hedefliyoruz. Bu amaçlar doğrultusunda, paydaşlarımızın iş birliğiyle uygulamaya geçirilen eylem planlarımızdaki gerçekleşmeleri titizlikle takip ediyoruz. Hazırlanan Su Kanunu ve Taşkın Kanunu taslaklarının yasalaşmasıyla birlikte, su kaynaklarımızın bütüncül bir yaklaşımla yönetilmesi için önemli bir mesafe almış olacağız. İnsan gücü ve finansal kaynaklarının optimizasyonuyla birlikte, su kaynaklarımızın miktar ve kalite olarak etkin yönetimi sağlanmış olacak. Amacımız, taşkın ve kuraklık risklerinin, afete dönüşmeden yönetimini sağlamaktır” dedi.
]]>Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarafından organize edilen hasat töreni, Yıldız Alparslan Tarım İşletmesi’nde “Bereket Hasat Zamanı ve Çiftçi Gülerse Memleket Güler” mottosuyla gerçekleştirildi. Törende bir konuşma yapan Muş Valisi Avni Çakır, hasadın çiftçilerin bayram günü olduğunu belirterek, “Muşluların maalesef illerinde sanayi tesislerinin pek fazla olmadığını, bu konuda geri kaldıklarını söylüyorlar ama sahip oldukları zenginlikleri aslında Türkiye’de kıskanılacak seviyede. Türkiye’nin en verimli üçüncü ovasındayız. Tarlasına emek veren vatandaşımızın arpa ve buğdayın boyu belden yukarı. Bu yıl ekim sahamız yaklaşık yüzde 10 arttı. Yaklaşık 2 milyon 95 bin dönüm alanda hububat ekildi. Bu yıl 670 bin ton civarlarında hasat bekliyoruz. Çok güzel yağışlar oldu. Çok bereketli bir üretim sezonu gerçekleştirdik. Bütün tarlalarda biçerdöverler var. Her tarafta hasat bayramı var. Bu yıl hububattan 7 milyar lira beklentimiz var. Muş’ta 1 milyon 250 bin küçükbaş hayvanımız var. Dolayısıyla Muşlu kardeşlerim ne kadar bereketli bir coğrafyada ne kadar önü açık bir coğrafyada ve ne kadar zengin olduklarını anlasınlar” dedi.
“Gelecekte Muş Ovası daha kıymetli olacak”
Muş Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne çok iş düştüğünü söyleyen Vali Çakır, “Tüm arkadaşlarımızla, yapay zeka, dron ile ilaçlamayla toprağı en güzel şekilde işlenmesi konusunda çiftçiler için çalışmaya devam edeceğiz. Gelecekte Muş Ovası daha kıymetli olacak. Tarım ve hayvancılık ilimizin geleceği. Muş, sektöründe her ürünün en kaliteli üretim merkezi. Çiftçi kardeşlerimizle ilimizde tarımı her yıl üzerine koyarak gelişmesine hep beraber şahitlik edeceğiz. Hasadımız bereketli olsun” şeklinde konuştu.
Muş Ovası’ndaki hububat ekim alanlarının genişliği ve verimliliği sayesinde ülke ekonomisine büyük katkı sağlandığını vurgulayan Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Gün, “Bizim topraklarımız çok zengin ve toprağımız suyla buluştuğu zaman kalitede verimin arttığı bir yerdeyiz. Biz mevcut yapımıza baktığımızda özellikle birçok ile nasip olmayan bir alanımız bulunmaktadır. 357 bin hektar alanda tarıma elverişli arazimiz bulunmaktadır. Bunun içerisinde de 162 bin hektarlık alanda da sulanabilir bir arazimiz mevcuttur. Şu anda da 72 bin hektarlık alanda da sulama yapılmaktadır. Bu elverişli alan içerisinde 357 bin hektar içerisinde özellikle Muş ilimizde bizim hem ülkemiz için hem de bizler için de önemli olan stratejik ürünümüz olan buğday ve arpa yetiştiriciliği yapılmaktadır. En fazla da bu üretim bu konuda çiftçilerimiz üretimi gerçekleştirmektedir” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından Muş İl Müftüsü İbrahim Halil Demir dua etti. Vali Çakır, buğday tarlasında biçerdöver ile hasat yaptı.
Programa, İl Jandarma Komutanı Albay Mehmet Kasım Ermiş, Muş Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Kantar, İl Emniyet Müdürü Serkan Karaman, kurum amirleri, belde belediye başkanları ve çiftçiler katıldı. – MUŞ
]]>MTSO organizasyonunda düzenlenen ‘Sanayiye Değer Katanlar Ödül Töreni’nde, Türkiye’nin 2023 yılı en büyük 500 sanayi firması listesinde yer alan Mersin firmalarına ödülleri verildi. MTSO Başkanı Hakan Sefa Çakır ve Meclis Başkanı Hamit İzol’un ev sahipliğinde düzenlenen törende, 2023 yılında İSO 500 listesinde yer alan 8’i Mersin Ticaret ve Sanayi Odasına, 2’si Tarsus Ticaret ve Sanayi Odasına ve biri de Silifke Ticaret ve Sanayi Odasına kayıtlı toplam 11 Mersin firmasının yanı sıra merkezi şehir dışında olup Mersin’de üretim yapanlarla birlikte 20 firma ödüllerini aldı. Ödül töreni sonrası sanayiciler, Mersin ekonomisi adına düşünce ve önerilerini dile getirip, kentin sosyo-ekonomik konularında yapabilecek işbirliklerini görüştü.
“Bize umut olup, kentimizi ayakta tutuyorsunuz”
Açılış konuşmasını gerçekleştiren MTSO Hakan Sefa Çakır, zorluklara rağmen üretmeye, ihracat yapmaya ve istihdamı korumaya devam eden Mersin firmalarını tebrik edip, kendilerine umut olduklarını, kenti ve ülkeyi ayakta tutuklarını söyledi. Firmaların gururunu ve sevincini paylaşmak için bir araya geldiklerini ifade eden Çakır, “Mersin ve ülke ekonomisine, sosyal kalkınmasına, oluşturduğunuz iş ve aşla sosyal huzurumuza destek verdiğiniz için Mersin iş dünyası ve Mersinliler adına teşekkür ediyorum. Başarılarınızın devamını diliyorum. MTSO olarak, bizlerin de her konuda yanınızda olacağımızı bilmenizi istiyoruz” diye konuştu.
“Başarı hikayeniz, Mersin ekonomisi için çok önemli”
Doğru bir ekonomik büyüme için yaptıkları planlamalarda firmaların görüş ve önerilerinden daha sık yararlanmak istediklerini belirten Çakır, “Kısacası başarı hikayeniz, Mersin ekonomisi için çok önemlidir. Artık sizler, Mersin’in diğer firmalarına birer rol-modelsiniz” ifadelerini kullandı. Nitelikli beyaz yaka gençleri kentte tutmak adına firmaların desteğini isteyen Çakır, “Tekniker ve teknisyenleri kentte muhafaza etmek zorundayız. Bu konuda tedariklerimizi yerelden yapmanız çok ama çok önemlidir. Hem sizler için yararlı hem de Mersin ekonomisi adına yararlı olacaktır” şeklinde konuştu.
“Kent ekonomisinin istikrarlı ve katma değerli büyümesini amaçlıyoruz”
Mersin ekonomisini değerlendirerek, istikrarlı ve katma değerli büyümeyi amaçladıklarını kaydeden Çakır, oda olarak bu anlamdaki hedeflerini şöyle sıraladı; “Dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm, kümelenme, yeni nesil uygulamalı (işbaşı odaklı) bir mesleki eğitim, yeni yatırım alanları oluşturmak, İhtisas OSB’ler ve sanayi siteleri oluşturmak.” Mersin’in 2023 yılı ihracatının 10 milyar dolara yaklaştığını, 2024 yılı hedeflerinin ise en az 13 milyar dolar olduğunu bildiren Çakır, en çok ihracat yapan 7’inci il konumundaki Mersin’in toplam dış ticaretinin 20 milyar doları aştığını kaydetti.
Pehlivan: “Ülkemizin kalkınması ve gelişmesi için büyük adımlar”
Mersin Valisi Ali Hamza Pehlivan da bu tür gurur anlarının devlet ve kurumlar nezdinde takdir gördüğünü belirtti. “Pandemiyle başlayan, ülkeler arası çatışmalarla devam eden, asrın felaketini içinde barındıran afeti yaşadığımız bir ortamda, ülke olarak pedalları çevirmeyi devam ediyoruz” diyen Vali Pehlivan, Mersin’in 8,5 milyar civarındaki ihracatını 9,8 milyar dolara çıkartarak, ihracatını en çok arttıran il olduğunu bildirdi.
Üretim anlamında atılan her adımın heyecan verici olduğunu söyleyen Pehlivan, gün sonunda sadece Mersin’in değil, bölge hatta ülkenin kazanacağını belirtti. İlk yüz yılı tamamlamanın gururuyla ikinci yüzyıla hazırlanılması gerektiğini vurgulayan Pehlivan, “İkinci yüzyılı, bizim yüzyılımız yapmak için her alanlarda gayretle, ele ele vererek çalışmaya devam etmemiz ve geleceği inşa etmemiz gerekiyor. Hedef olarak belirlenmesi gereken husus budur” dedi. – MERSİN
]]>Özbekistan Cumhuriyeti’nin Namangan Bölgesi Valisi Shavkat Abdurazakov’un beraberindeki resmi heyette Özbekistan Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Maşrab Mamirov, Namangan Vali Yardımcısı kibjon Inamov, Namangan Bölgesi Belediye Başkanı nvar Otakhodjaev, Namangan Belediye Başkan Yardımcısı Abdulkhamid Komolkhonov, Chartak Bölgesi Belediye Başkanı Ilkhom Sattarov, Namangan Bölgesi Yatırım ve Ticaret Ofisi Başkan Yardımcısı Khondamir Akhunbabaev, Tekstil Sanayi Enstitüsü Rektörü Kurbonali Kholikov, Bölge Turizm Ofisi Başkanı Otabek Rasulov ile Namangan Valiliği Özel Kalem Müdürü khmad Mamadjanov yer aldı. Denizli iş dünyası ile ticari görüşmelerde bulunmak ve iş birliği ile yeni yatırım alanlarını değerlendirmek üzere gelen heyette ayrıca Namangan bölgesinde tekstil, seracılık, hayvancılık, gıda, çiçekçilik, turizm ve ilaç sektöründe yatırımları bulunan Özbekistanlı iş insanları da vardı.
DTO’yu ziyaretlerinde heyeti Başkan Erdoğan kapıda karşıladı ve öncelikle başkanlık makamında ağırladı. Daha sonra DTO hizmet binasında toplantıya geçildi. Toplantıya, farklı sektörlerden çok sayıda DTO üyesi iş insanın yanı sıra DTO Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Üyesi ve Güney Ege Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu (GESİFED) Başkanı Oktay Mersin de katıldı.
“Ülkelerimiz arasındaki ticari ilişki, artarak devam etmeli”
Ev sahibi sıfatıyla toplantının açış konuşmasını yapan DTO Başkanı Uğur Erdoğan, konuklarına Denizli’nin ticari ve sanayi potansiyelini anlattı; Denizli Ticaret Odası’nı tanıttı. İki ülke arasındaki kardeşlik bağlarını güçlendirecek yeni adımların atılması gerektiğini vurguladı. Erdoğan, yeni girişimlerin önünün açılması temennisinde de bulundu. Ayrıca, Denizli Ticaret Odası’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen buluşmanın, Türkiye ve Özbekistan arasındaki dostane ilişkilerin ticaret ve sanayi alanında daha da ileriye taşınması için önemli bir adım olduğunu vurguladı. Başkan Erdoğan, “Denizli Ticaret Odamıza kayıtlı Özbekistan sermayeli şirketler 7 tane. Yeni yatırımlar ve ticari iş birliklerimizle, bunu daha da artırmak istiyoruz. Denizli’den Özbekistan’a ihracatımız, geçen yıl, bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 33 arttı. 2024’te ise yılın ilk yarısını tamamlamadan 2022’deki ihracat tutarımıza yaklaştık. Geçen yılın aynı dönemine göre de yaklaşık yüzde 77 artırdık. Geçtiğimiz günlerde devlet başkanlarımızın belirlediği, ülkelerimiz arasındaki ticaret hacmini önce 5 milyar dolar sonra da 10 milyar dolara çıkarma hedefine, biz de Denizlili iş insanları ve Denizli Ticaret Odası olarak var gücümüzle katkı koymaya çalışacağız” dedi.
“Denizli ile ortak noktamız çok”
Namangan Bölgesi Valisi Shavkat Abdurazakov da konuşmasının başında, iki devlet başkanının ortaya koyduğu hedefin gerçekleştirilmesi için Denizli’de olduklarını ifade etti. “Bu hedefe yönelik elimizden gelen katkıyı koymaya çalışacağız. Tekstil, makine, metal işleme, gıda işleme ve tarım sektörleri, sanayimizin ana sektörlerinden. Vilayetimizde 38 bin adet şirket faaliyet göstermektedir; 7 bin adedi sanayi işletmesidir. Bunların 2 bin adedi ise tekstil sektöründedir. Yıllık 250 bin tondan fazla pamuk üretmekteyiz ve bunun tamamını da bu işletmelerde işliyoruz. Denizli ile ortak noktalarımız var… Bunların başında ev tekstili geliyor. Namangan’da tekstil gelişmiş durumda ve bizim firmalarımız da ürünlerini daha çok Avrupa’ya ihraç etmektedirler. Erkek üst giyim alanında önemli projeler gerçekleştirmekteyiz. Avrupa’nın önde gelen dünyaca ünlü giyim markalarına fason üretim yapmaktayız. Sayıları 73’ü bulan küçük sanayi bölgemizde, 2 bin adet şirket faaliyet göstermekte ve 63 bin kişi istihdam edilmektedir. Bu sanayi bölgelerine devletimiz tarafından altyapı konusunda ciddi destek verilmekte ve gümrük vergilerinden imtiyazlar tanınmaktadır. Namangan vilayetimiz, Türkiye’deki firmalarla dış hacmini son 4 yılda 281 milyon dolara ulaştırdı. Bunun 124 milyonu ihracat, geri kalanı da ithalattır. Mevcut potansiyelimiz ise daha yüksek. Umarım bugünkü toplantı ve bundan sonraki görüşmelerimiz, geri kalan kısmın da işler ve daha verimli hale getirilmesine katkı sağlar. Bu sene 40 gün süren geleneksel çiçek festivalimizde yurt dışından 200 bin, yurt içinden de 6 milyon ziyaretçimiz vardı. Gelecek yıl 64.’sünü düzenleyeceğimiz festivalimize Denizli Ticaret Odası yönetimini, üyelerini ve Denizlili iş adamlarımızı da davet ediyor ve bekliyoruz” diye konuştu.
Toplantı, katılımcıların sorularının cevaplandırılmasıyla sona erdi.
Başkan Erdoğan Namangan Bölgesi Valisi Shavkat Abdurazakov’a şehrin sembolü olan Denizli horozunun biblosunu, Vali Abdurazakov da Başkan Erdoğan’a Namangan’ın resmedildiği hediyeyi takdim etti. – DENİZLİ
]]>KARA para akladıkları iddiasıyla tutuklanan Dilan ve Engin Polat’ın da aralarında bulunduğu 28 şüpheli hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede, Dilan ve Engin Polat çiftinin 3 suçtan toplamda 20 yıldan 40 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması isteniyor. Diğer 26 şüpheli hakkında ise çeşitli suçlardan değişen oranlarda hapis cezasıyla cezalandırılmaları talep edildi.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından Dilan ve Engin Polat’ın da aralarında bulunduğu 28 şüpheli hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. 75 sayfalık iddianamede sanık Engin Polat’ın yakın aile üyesi olan akrabalarıyla şirketler kurduğu, bu şirketlerde eşi Dilan Polat ile ortaklığı ve yöneticiliği bulunduğu, şirketlerin daha çok güzellik, kozmetik ve medikal alanlarda faaliyet göstermek amacıyla kurulmuş olduğu anlatıldı. İddianamede, şirketlerin çoğunluğunun mali müşavirinin ise dikkati çekici şekilde şüpheli Ahmet Gün olduğu belirtildi. İddianamede, Polatlar’ın tek elden yönetildikleri değerlendirilen şirketlerinin mal alışlarının büyük bir kısmının, Engin Polat’ın ailesinin ortağı veya yöneticisi olduğu şirketlerle yine hedef kişilerle bir şekilde bağlantılı olan tedarikçilerden gerçekleştirildiği ifade edildi. Bu tedarikçilerin gerçek bir mal alışı olmayan, beyanname vermeyen, çalışanı olmayan, bankacılık hareketi bulunmayan, hakkında sahte belge düzenleme kaydı olan şirketler olduğu ve sahte olduğuna dair kuvvetli şüphe barındıran mal alışlarının toplamının milyonlarca lirayı bulduğu, ilk tespitlere göre bu miktarın 250 milyon lira olduğu aktarıldı. Engin Polat’ın Milda Gayrimenkul Otomotiv Şirketi eliyle çok sayıda lüks taşıt ve gayrimenkul alımı yaptığı, Polat ve bu şirketin hesaplarında nakit yatırmayla biriken tutarların taşınmaz ve araç alımına yönlendirildiğinin tespit edildiği anlatıldı.
SAHTE FATURALARLA PARA AKIŞININ TAKİBİNİ ZORLAŞTIRMAK İSTEMİŞLER
İddianamede, yasadışı yollarla elde edilen paraları, kurulan çok sayıda şirket aracılığıyla dolaşıma soktukları belirtildi. Gerçek olmayan satışlara ait düzenlenen faturalarla vergi mevzuatına aykırı işlem yaparak elde edilen paraların takibini zorlaştırdıkları ifade edildi. İddianamede şirketlerde biriken paranın nakit olarak çekilerek toplandığı, ardınsan temiz şekilde tutulan Engin Polat’a ait Milda Gayrimenkul Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş. şirketine yine nakit olarak yatırılarak para akışının bu şekilde aklandığı anlatıldı. İddianamede, yasadışı yollardan edinilen paraların soğuk cüzdan yöntemiyle sisteme sokulmadan transfer edilerek aklanmaya çalışıldığı da aktarıldı. Örgütün sözkonusu faaliyetler sırasında, kısa sürede ulaştıkları şöhret ve tanınırlık sayesinde bir kısım gerçek ticari faaliyetlerde de bulunduğu, bu sayede aklama suçlarının en belirgin yönü olan takip ve kontrolün zorlaştırılmasını sağlamaya çalıştıkları belirtildi.
SİSTEMİ GİZLİ TUTMAK İÇİN ONLARCA ŞİRKET KURMUŞLAR
İddianamede, büyük bahis organizasyonlarını gizlemek için onlarca şirketin kurulduğu, bu şirketlerin soruşturmaya dahil edilen diğer şüphelilerin de yönetiminde ve ortaklığında olduğu belirtildi. Şüphelilerden Ahmet Gün’ ün, Engin Polat suç örgütünün şirketlerinin hemen hepsinde mali muhasebeci adı altında mali konulardaki organizasyonu yürütüp perdelemeleri sağladığı ifade edildi. İddianamede örgüt içerisinde yer alan tüm şüphelilerin fikir ve eylem birliği içerisinde “Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanuna muhalefet” suçunu işledikleri vurgulandı. İddianamede dolandırıcılık eylemiyle ilgili olarak Engin Polat’ın kurduğu organizasyon dahilinde yasadışı bahis oynatılmasını sağlamak amacıyla bazı kişilere ulaştığı, bu kapsamda teminat bedeli altında önden para alarak başka bir gelir kapısı daha oluşturduğu, 3. şahısları, hesaplarının yurtdışından gelen paraların çekilmesi için kullanmak amacıyla ikna etmeye çalıştığı ve bu şekilde insanlara vaatlerde bulunduğu belirtildi.
SAHTE FATURALARIN DEĞERİ 489 MİLYON 309 BİN LİRA
İddianamede, Engin Polat’ın hem bahis hem de hesap kullanım işlerinden para kazanmayı amaçladığı, yurtdışından yabancı para akışını başkalarının hesaplarını kullanarak sürekli canlı tutmayı hedeflediği, kaynağı yasadışı bahis oyunları olan, yurtdışı menşeli döviz cinsi paranın, aklama sürecine dahil edilmek üzere ülke finansal sistemine sokulmaya çalışıldığı belirtildi. Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı İstanbul Sektörel 3 Denetim Daire Başkanlığınca hazırlanan raporda, şirketlerin sahte fatura tutarının 489 milyon 309 bin 777 lira olduğu, bu tutarın 86 milyon 988 bin 913 lirasının katma değer vergisi (KDV) tutarına denk geldiği aktarıldı. Şirketlerin kendi aralarında da sahte faturalar düzenlediği, bunların tutarının 117 milyon 443 bin 863 lira olduğu ve 21 milyon 28 bin 562 liralık kısmının KDV tutarına denk geldiği belirtildi. Şirketlerin kanunen tutulması gereken defterlerin tutulmayıp vergi matrahını azaltacak şekilde, başka defter tutulması sebebiyle 214 milyon 786 bin 65 lira toplam tutara ulaştığı anlatıldı. Şirketlerin sahte belge temin etmek amacıyla özellikle Ahmet Gün tarafından organize edilen soruşturma dışı, sadece sahte fatura düzenlemek amacıyla kurulmuş şirketlere 46 milyon 103 bin 895 lira ödeme yaptığının görüldüğü de ifade edildi.
GÜZELLİK VE KOZMETİK MERKEZLERİ AÇARAK İYİ İMAJ ÇİZMEYE ÇALIŞMIŞLAR
İddianamede, şüphelilerin kastının vergi suçu işleme saikinin ötesine geçtiği, yasadışı bahisten gelen parayla oluşan zenginliğin perdelenmesi için bir kısım gerçek ticaretin de yapıldığı, kamuoyunda ve toplumda karşılığı olan güzellik merkezi ve kozmetik sektörü tercih edilerek, ulaşılan şöhretin bu kapsamda bir aparat olarak kullanıldığı anlatıldı. Ödenmesi gereken vergilerin dahi ödenmeyerek uhdede tutulması suretiyle haksız kazanç devşirildiği, haksız şekilde uhdede tutulan tutarların vergi suçları dışında kara para olarak nazara alınması gerektiği belirtildi.
ÖRGÜT, POLAT AİLESİNCE YÖNETİLMİŞ
İddianamede suç örgütünün yapısı anlatılarak, örgütün liderinin Engin Polat, yöneticilerinin ise Dilan Polat, Alper Kürşat Polat, Sezgin Polat, Ahmet Gün, Mustafa Özalp ve Sinem Sıla Doğu olduğu belirtildi.
POLAT ÇİFTİNE 40 YILA KADAR HAPİS TALEBİ
Hazırlanan iddianamede, Dilan ve Engin Polat hakkında “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme”, “Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” ve “Futbol ve diğer spor müsabakalarında bahis ve şans oyunları düzenlenmesi hakkında kanuna muhalefet” suçlarından toplamda 20 yıldan 40 yıla kadar hapis cezası isteniyor. Diğer 26 şüpheli hakkında ise farklı suçlardan değişen oranlarda hapis cezası talep edildi. İddianame İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkemenin iddianameyi kabul ettiği öğrenilirken, Polat çiftinin ilerleyen günlerde hakim karşısına çıkması bekleniyor.
]]>
Özbekistan heyetinin ziyareti kapsamında GTO’da gerçekleştirilen toplantıda “Özbekistan ile İş ve Yatırım Fırsatları” konuşuldu.
Toplantının açılış konuşmasına Türk dünyasının edebiyat, sanat, bilim ve kültür hayatının gelişmesine büyük katkı sağlayan ünlü şair ve devlet adamı Ali Şir Nevai’nin “Dünya halkı! Biliniz ki, düşmanlık iş değil. Birbirinize dost olun. Zira asıl iş dostlukta.” dizeleriyle başlayan GTO Başkanı Tuncay Yıldırım, “Ali Şir Nevai’nin dediği gibi asıl iş dost olabilmekte. Bizim baki olan dostluğumuz ve ortak kültürümüz inanıyorum ki ticari ilişkilerimizin güçlenmesine vesile olacak en kıymetli değerlerimiz” dedi.
“Özbekistan ile ticaretimiz arzu edilen seviyede değil”
Konuşmasında Gaziantep ekonomisi hakkında Özbek heyeti bilgilendiren ve Özbekistan ile olan ticari ilişkilere değinen Başkan Yıldırım, “Güçlü ihracatçı kimliğimiz ile dünyanın 193 ülkesine ihracat yapıyoruz. Bu ülkelerden biri de Özbekistan Ancak karşılıklı ticaret hacmimizi geliştirecek büyük bir potansiyel olmasına rağmen rakamlar arzu edilen seviyede değil. 2023 yılında 110 milyon dolarlık bir ticaretimiz olmuş. Bu da Türkiye – Özbekistan arasındaki ticaretin yaklaşık yüzde 4’üne tekabül ediyor” şeklinde konuştu.
“İş birliği yapacağımız çok fazla fırsat var”
Gaziantep’in Özbekistan ile hem ticari hem de kültürel alanda iş birliği yapabileceği çok fazla fırsatı olduğunu söyleyen Yıldırım, “Girişimde bulunmak, üretmek, satmak Gaziantep insanının doğal bir yeteneğidir. Şehir olarak elimizde üretime ve ticarete ilişkin çok güçlü bir know-how var Bu know-how ile Türkiye ekonomisinin lokomotif kentlerinden biri olarak aynı zamanda küresel ekonomide de fark edilen başarılara imza atıyoruz. Özbek iş insanları ile de bu bilgi ve deneyimimizi paylaşmak, onların tecrübelerinden yararlanmak, iş birlikleri geliştirmek isteriz. İki ülke arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesi, hem Türkiye hem de Özbekistan ekonomilerine büyük katkılar sağlayacaktır. Gaziantep’in girişimci iş insanları ve dinamik ekonomisi, Özbekistan’dan gelecek yatırımlar ve işbirlikleri için ideal bir partnerdir” ifadelerine yer verdi.
“Gelin birlikte çalışalım birlikte kazanalım”
Başkan Yıldırım’ın ardından kürsüye gelen Özbekistan Cumhuriyeti Navoi Valisi Normat Tursunov ise Özbekistan’ın en gelişmiş şehirlerinden olan Navoi’nin Valisi olarak geniş katılımlı bir heyete önderlik ederek Gaziantep’e geldiklerini belirterek “Gaziantep’i ve Gazianteplileri çok sevdik. Burada bulunduğumuz süre içerisinde kardeşlerimizin yanında kendi evimizde gibi hissettik” ifadelerini kullandı.
Navoi’nin Özbekistan ekonomisinde yüzde 15 paya sahip olduğunu vurgulayan Vali Tursunov, “Özbekistan Orta Asya’nın ortasında Navoi de Özbekistan’ın ortasında Altın ve uranyumda önemli bir üretim merkeziyiz. Navoi şehri doğal kaynaklar bakımından oldukça zengin bir şehir. Bu doğal kaynakların ekonomiye kazandırılmasında Gazianteplilerle çalışmayı çok isteriz. Bizler bu kaynakları Türk kardeşlerimizle paylaşmayı istiyoruz. Gelin birlikte çalışalım, birlikte kazanalım” diye konuştu.
Özbekistan’ın inşaat alanında da büyük gelişmeler kat ettiğini, her bölgede büyük inşaat projelerinin hayata geçirildiğini söyleyen Tursunov, bu projeler için inşaat malzemeleri ve ham maddelerin gerekli olduğunu, bu anlamda Gaziantepli iş insanlarına büyük fırsatlar sunulduğunu aktardı.
Tursunov ayrıca Özbekistan’ın dünyaya açıldığını fakat Türk iş insanları için özel avantajlar sunduklarını ekledi.
Açılış konuşmaları ardından Özbekistan heyetinde yer alan Yatırımlar, Sanayi ve Ticaret Bakanı Yardımcısı Aliyev Akram da sunum gerçekleştirerek Özbekistan’ın ekonomisi ve sunduğu fırsatlar hakkında GTO üyelerini bilgilendirdi.
Toplantı soru-cevap bölümü ve Özbekistan heyeti içerisinde yer alan iş insanları ile GTO üyelerinin B2B görüşmesiyle sona erdi. – GAZİANTEP
]]>Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (ALKÜ), yaptığı sürdürülebilirlik projeleri ve bilimsel çalışmalarla ülke çapında örnek gösterilirken bu projelerin de meyvelerini toplamaya başladı. Türkiye’de Kamuda Performans Sözleşmesi dolayısıyla yapıldığından bir ilk olan ALKÜ GES Projesi’nde, 7 Mart’ta ilk enerji verilmesinin ardından 4 aylık dönemde enerji ihtiyacının tamamı GES’ten sağlandı. ALKÜ Rektörü Prof. Dr. Kenan Ahmet Türkdoğan, projenin detaylarını ve üniversiteye olan büyük katkısını anlattı.
“Elektrik faturası ödemiyoruz”
ALKÜ Rektörü Prof. Dr. Kenan Ahmet Türkdoğan, ALKÜ GES Projesi verimi sayesinde hem ülkenin hem de üniversitenin ekonomisine büyük katkı sağlandıklarını söyledi. Üniversite olarak Türkiye’ye örnek olmanın gururunu yaşadıklarının altını çizen Rektör Türkdoğan, “Mart ayı itibariyle ALKÜ GES projemiz enerji üretimine başladı. GES Projemizde Santralimiz haziran ayı ile birlikte yaklaşık 1 MWh gücünde elektrik üretimi gerçekleştirdi. Üretilen bu enerjimizin yüzde 70’i ile üniversitemizin enerji ihtiyacını karşılıyoruz. Kalan yüzde 30 oranındaki enerjiyi de dağıtım sistemine satıyoruz. Bu şekilde 950 bin lira kar elde etmekle birlikte haziran ayı ödemesinin de hesabımıza 450 bin lira civarında yatmasını bekliyoruz. Üniversitemiz daha öncesinde 3 milyon lira civarında elektrik faturası ödüyordu. Şimdi biz bu faturayı ödemiyoruz ve ayda 300-320 bin lira civarında gelir elde ediyoruz. Kestel Yerleşkesindeki binaların çatıları ve otoparklarına kurulan 13 futbol sahası büyüklüğündeki projemiz, aktif olarak çalışıyor. Yasal çerçeveler içinde GES Projemizi büyütmeyi düşünüyoruz. Bunun yanında sıfır atık projelerimiz devam ediyor. Bu projelerimiz sayesinde üniversiteler arasında öne çıkmayı planlıyoruz” dedi.
“Yeşil dönüşümün öncüsü olduk”
ALKÜ olarak yeşil dönüşümün bölgede öncüsü olduk. Üniversitemizde kurduğumuz Mama ve Kompost Üretim Tesisimiz, sıfır atık projelerimiz ve GES Projemiz sayesinde ülkemizin ve üniversitemizin ekonomisine katkı sağlıyoruz. ALKÜ olarak proje başlangıcından bu yana elde ettiğimiz ekonomik kazançlarla enerji verimliliği alanında daha fazla yatırım yapabilmeyi hedefliyoruz. Genel kamu yararına hizmet etmekte olan projemiz, ülke genelinde enerji maliyetlerinin azalmasına ve enerji bağımsızlığının artmasına katkıda bulunuyor. Bu da milli ekonomiyi güçlendirerek ekonomik büyümeyi destekleyecek ve bu alanda öncü olacaktır. Projemiz, tüm ülkemize hayırlı olsun” dedi.
“Projelere devam edeceğiz”
Yerleşkelerinin tamamının enerji üretimini karşılayan, hiç elektrik faturası ödemeyen ALKÜ; aynı zamanda proje sayesinde 2 aydan kısa bir sürede 527 bin TL gelir elde etti. ALKÜ Enerji Yönetim Birim Sorumlusu Öğr. Gör. Leyla Akbulut, ALKÜ GES Projesi hakkında bilgi verdi. Proje sayesinde ALKÜ yerleşkelerinin elektrik faturası ödeme yükümlülüğünün ortadan kalktığını vurgulayan Akbulut, “Enerji ile ilgili üniversitemizin yatırımları 2022 yılı itibariyle enerji etütlerinin yaptırılmasıyla başladı. Üniversitemizin yıllık 2 milyon 100 bin kWh saatlik bir enerji tüketimi var. Enerji kayıplarını azaltmaya yönelik verimlilik artırıcı projeleri hayata geçiriyoruz. Bu projelerin ilki de Kamuda Performans Sözleşmesi kapsamında hayata geçirdiğimiz 1,7 MWh kurulu güce sahip olan GES santralimiz oldu. Kurulu santralimiz mart ayı itibariyle sisteme girdi. Mart ayından haziran ayına kadar geçen sürede yaklaşık üniversitemize 1 MWh gücünde bir enerji üretimi gerçekleştirdi. Bu enerjinin yüzde 70’ini üniversitemiz kullandı. Geriye kalan yüzde 30’luk kısım da sistem üzerinden satıldı. Böylece üniversitemize sıfır enerji tüketimiyle sadece enerji dağıtım sistem kullanım bedeli gelecek şekilde bir fatura geldi. Geçmiş yıllarda yaklaşık 3 milyon liralık fatura geldiği oluyordu. Şu anda sadece 584 lira gibi sistemin kullanımından kaynaklı bir fatura geldi. Bunun dışında ayrıca enerji satışımız gerçekleşti. Bu geçtiğimiz 4 ayda satıştan elde ettiğimiz gelir ise 950 bin lirayı buldu” diye konuştu.
Yatırımların artacağını dile getiren Öğr. Gör. Leyla Akbulut, “Üniversite olarak verimlilik artırıcı projeler kamuda da birbirini teşvik ediyor. Üniversite olarak bizim de 32 adet enerji verimliliği önlemimiz var. 13 futbol sahası büyüklüğündeki GES Projemiz, bu önlemlerden bir tanesini oluşturuyor. Kalan diğer projeleri de hayata geçirmeyi düşünüyoruz” ifadelerine yer verdi. – ANTALYA
]]>Dicle Elektrik, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde kuyu suyu ile tarımsal sulama yapan çiftçilerin kaçak elektrik tüketimini önlemek için tüm imkanlarını seferber etmiş durumda. Elektrik dağıtım şirketinin dronlu kaçak ekipleri son olarak Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesine bağlı kırsal Dedeköy Mahallesi’nde rutin kontrolleri sırasında, elektrik hattının altında bulunan tek katlı betonarme binalardan birinin tavanının delik olduğunu fark etti. Dikkatle yapılan kontrolde söz konusu yapının içerisinde bir adet trafo olduğu ve trafonun yaklaşık 14 metre yukarıdan geçen elektrik hattına kanca atmak suretiyle bağlandığı belirlendi. Dronlar trafonun 160 kVA gücünde olduğunu tespit etti.
Tarla sahibinin kayıtlı trafosu da var
Sulamada kayıt dışı trafo kullanılan 82 dönümlük pamuk ekili tarlanın sahibi N.O. adına kayıtlı başka bir trafonun da bulunduğu da tespit edildi. Yaklaşık 80 hanenin elektrik ihtiyacını karşılayabilecek bu trafoya el konulabilmesi için Dicle Elektrik avukatları cumhuriyet savcılığına başvuruda bulundu.
Kaçak trafoların yarısından fazlası Şanlıurfa’da
Dicle Elektrik, 2024 yılı içerisinde sorumluluk bölgesinde 381.940 KVA gücünde 2 bin 404 adet kayıt dışı trafo tespit etti. 152 bin 776 hanenin elektrik ihtiyacını karşılayabilecek güçteki bu trafolardan ancak 65’ine el konulabildi. Kayıt dışı trafoların yarısından fazlasının Şanlıurfa’da bulunduğunu belirten Dicle Elektrik Genel Müdürü Yaşar Arvas, “Bin 790’ı Şanlıurfa’da, 500’ü Mardin’de, 68’i Diyarbakır’da, 26’sı Batman’da, 19’u Şırnak’ta ve 1’i de Siirt’te tespit edilen trafolara el konulabilmesi için savcılık kararı gerekiyor. Enerji şebekesine ve ülke ekonomisine ciddi ölçüde zarar veren bu durumla mücadelemiz kararlılıkla devam edecek” dedi.
(1/2) Yatırım ve onarım çalışmaları engelleniyor
Açıklamalarını sürdüren Dicle Elektrik Genel Müdürü Yaşar Arvas, “Kaçak elektrik kullanımının önlenmesi için tüm imkanlarımızı seferber etmiş durumdayız. Yeni yöntemlerle mücadele ediyor, teknolojinin tüm imkanlarını kullanıyoruz. Bu, sadece şirketimizin değil, aynı zamanda ülkemizin enerji kaynaklarının korunması için hayati bir mücadele. Ancak bu mücadele sırasında çalışma arkadaşlarımızın yatırım bölgelerinde ve onarım çalışmaları esnasında kabul edilemeyecek müdahalelerle engellendiğini belirtmek zorundayım” dedi. Açıklamada, söz konusu şahıslar için hukuki alanda gerekli adımların atılacağı vurgulandı.
Milli ekonomiye zarar yıllık 10 milyar TL
Açıklamalarının devamında Şanlıurfa’da büyük çoğunluğu kuyudan sulama yapan çiftçiler tarafından kullanılan kaçak elektrikten kaynaklanan yıllık zararın 10 milyar TL’yi bulduğunu belirten Genel Müdür Arvas, bu rakamın hem ekonomik açıdan büyük bir kayıp olduğunu hem de enerji kaynaklarımızın verimli kullanılmadığına işaret ettiğini bildirdi. Arvas, “Bu nedenle, kaçak elektrikle mücadelemizi daha da yoğunlaştırarak sürdüreceğiz ve bu tür yasa dışı faaliyetlerin önüne geçmek için gerekli tüm adımları atacağız” ifadelerini kullandı. – ŞANLIURFA
]]>Bu kapsamda 15 gün boyunca ilgili kurumlar ve sektörden gelecek görüşler toplanacak ve gerekli görülmesi halinde yapılacak değişikliklerle Kurul, taslağa yönelik nihai kararını verecek. Taslakla, fatura ödemelerini düzenli yapan mesken abonelerinden yeni yapacakları sözleşmelerde güvence bedeli alınmaması planlanıyor. Mevcut durumda mesken aboneleri için 680-1135 lira arasında güvence bedeli alınıyor. Borcundan dolayı sözleşmesi iptal edilen aboneler ise yeni abonelik yaptırmak için yüzde 50 daha fazla güvence bedeli ödüyor.
YABANCI UYRUKLU ABONELERDEN DE YÜZDE DAHA 50 FAZLA GÜVENCE BEDELİ ALINACAK
Ayrıca, yabancı uyruklu tüketicilerin genellikle aboneliği sonlandırmadan kullanım yerini terk etmesinin yasal takibe konu kalıntı borç tutarını artırdığını tespit eden EPDK, yeni bir önlem aldı. Taslağın kabul edilmesi halinde tahsilat riski sebebi ile yabancı uyruklu tüketicilerin ilk abonelik işlemlerinde mevcut güvence bedeli, yüzde 50 daha fazla alınacak. Fatura ödemelerini 24 ay boyunca düzenli yapan yabancı uyruklu mesken aboneleri de bir sonraki aboneliklerinde güvence bedeli ödememe hakkına sahip olacak.
SÖZLEŞME İÇİN ABONEYE İMZA ŞARTI KOŞULMAYACAK
Taslak kapsamında sunulan değişikle, sektörün dijitalleşen dünyaya uyumu için kağıt ve zaman israfının da önüne geçilmesi hedefleniyor. Buna göre, yüz yüze yapılan ve çok sayıda sayfa içeren perakende satış sözleşmeleri aboneye imza için şart koşulmayacak ve bunun yerine temel bilgileri içeren özet niteliğinde bir sayfa abonenin imzasına sunulacak. Sözleşmenin tamamı ise dijital ortamda aboneye iletilecek. Sonlandırılan perakende satış sözleşmesi kapsamında unutularak talep edilmeyen ve iadesi yapılamayan kalıntı güvence bedeli bütün imkanlar kullanılarak hak sahibine ulaştırılacak. Ancak hak sahibine ulaşılamayan hallerde oluşan toplam tutar tarifeden düşmek suretiyle tüm tüketicilere tarife düşüşü olarak yansıtılacak. İlgili abonelerin güvence bedeli hakkı ise baki olacak ve talebi halinde ilgili şirketlerin söz konusu bedeli ödeme yükümlülüğü devam edecek.
KAÇAK ELEKTRİK KULLANANLARA VERİLEN CEZALAR ARTIRILIYOR
Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikler kaçak elektrik kullanımına yönelik yeni tedbirleri de içeriyor. Kaçak elektrik tespit, tahakkuk, faturalandırma ve tahsil aşamalarında şirketlerin uygulamalarında görülen eksiklikler ortadan kaldırılarak ilgili işlemlerde dağıtım şirketleri arasında uygulama birliği sağlanacak.
Kaçak elektrik kullanımı ceza katsayısı artırılacak ve kaçak kullanımı tespit edilen kişiler daha fazla ceza ödeyecek. Yüksek kaçak oranlı bölgelerde herhangi bir asayiş sorununa meydan vermeden kaçak miktarın tespiti ve önlenmesi için her türlü teknolojik imkan ve veri kullanımı artırılacak.
Değişiklik kapsamında, kaçak elektrik faturalarına dair borç kapsamında borç sahibine bildirim yapmadan dağıtım şirketi tarafından yasal takip işlemi başlatılmayacak. Öncelikle yüksek ceza katsayılı kaçak tüketim faturası düzenlenecek ve bu faturanın ödenmemesi halinde dağıtım şirketi bildirim yaparak icra yoluna gidecek.
]]>Antalya’da Korkuteli ilçesi Kargın Mahallesi’ne eşine ait araziyi değerlendiren emekli Dr. İbrahim Bodur, tarım alanına Antalya’nın coğrafi işaretli Korkuteli Karyağdı Armudu, karpuz, salçalık domates ve biber ekti. Ürünlerin ekim yerinin planlaması için büyük çaba harcadığını anlatan Bodur, emek verdiği tarım sektöründe maddi karşılık bulamayınca, seraları sürmek için kullandığı iki buçuk milyon değerindeki traktör ve makineleri de elinden çıkarmaya hazırlanıyor.
“Üretim sonuca ulaştırmadı”
Bodur, “Eşime ait buralar, 7 seneyi aşkın zamandır bu işi yapıyorum. Eşim pek ilgilenemiyordu, ben ilgileneyim istedim, o sırada da yönetimin ‘Tarlalarınızla ilgilenin’ tavsiyesi üzerine bir şeyler yapalım diye başladık. Buraya yerleşme anlamında kanunların izin verdiği bir yapılanma yaptık, sonra bu bahçeyi revize ettik, tek tek ne ekelim diye karar verdik, burada ekili olan ağaçlar Ankara armudu eski adıyla karyağdı armudu. Bütün ağaçların yerlerini tek tek haritacıya tespit ettirdim, aralıkları bellidir. Onları tek tek usulüne uygun ektirdim. Beş sene boyunca bunlar zaten meyve vermiyor, aynı çocuk gibi büyütüyorsunuz, her sene ilaçlıyorsunuz, her senenin sonunda buduyorsunuz, bunların hepsi büyük bir maliyet, beş sene sonra ufak ufak meyve vermeye başlıyor. 7 ila onuncu sene arası asıl meyveyi vermeye başladığı zaman, 7-8 sene hiç verim almadan yapabileceği zor bir iş. Ama yedinci senede de görüyorsunuz ki siz ne üretirseniz üretin sonuca varamıyorsunuz” diye konuştu.
Komisyoncular masrafın yarısını teklif etmedi
Ektiği ürünler tarım arazisinde yetişmeye başlayınca haldeki komisyonculara götürdüğünü fakat gıdaları değerinde satamadığını söyleyen Bodur, alıcıların çok düşük fiyat teklif ettiğini belirtti. Bodur, “Geçtiğimiz yıl buradaki bütün meyveleri usulüne uygun topladık, onlar traktörle soğuk hava depolarına taşındı, orada beklemeye başladık, görücüye çıkıyor, alıcılar masrafının yarısını bile vermiyor. Ben bu işi epey inceledim, gelenlerin hepsi birbirleriyle irtibatlı. Bir müddet sonra bu meyve ne olacak elimde kalacak düşüncesiyle ucuz pahalı demeden veriyorsunuz, nitekim öyle yaptım. Topladım baktım ki hiçbir şey olduğu yok, ürününüzü belli bir değerde satamıyorsanız ve bu sistem böyle olmayı bir türlü değiştiremiyorsa; o zaman dayanma gücünüzün sonuna gelmişsiniz demektir” dedi.
100 ton karpuz elinde kaldı
Emekli Doktor İbrahim Bodur, armut, domates, biber karpuz ektiği tarım arazisinde geçtiğimiz sene 100 ton karpuzun elinde kaldığını söyleyerek, satılan ürünle çiftçinin elinden çıkan ürünün fiyatı arasında uçurum olduğuna dikkat çekti. Bodur, şöyle devam etti:
“Karyağdı armudu, bunun dışında salçalık domates ve biber ektik, herkesin mecburi aldığı ürünler. Masrafını çıkarıp da biraz arttığı zaman oh bu sene zarar etmedik bakıyoruz, yani zarar etmemek kazandık gibi anlaşılıyor. Ayrıca tonlarca karpuz ektik evvelki sene, Antalya’da kilosu 15-20 TL’ye satılan karpuzu biz burada 75 kuruşa satamadık, 100 ton karpuz tarlada kaldı. Sistemin yaşaması için bizim oradan para kazanmamız gerekiyor, karpuzun kilosuna gelirken baktım, 15-20 TL’ye satıyorlar, buradaki çiftçi kilosunu 10 TL’ye satsa ihya olur. Ama o çiftçi bunu satamaz yani o parayı alamaz vermezler. Çünkü asıl parayı aradaki alıcılar komisyoncular onlar kazanıyor, izin vermezler.”
Belediyeler, yarı fiyatına gıda ürününü kabul etmedi
İbrahim Bodur, özenle yetiştirdiği ürünleri karşılık bulamayınca Antalya ve İstanbul’da hizmet veren belediyeleri arayarak, pazar fiyatının yarısına ürünleri belediyelere satma teklifinde bulunduğunu dile getirdi. Bodur, “İstanbul’da bir belediyeyi aradım, ilgili kişilerle beni görüştürdüler. Oradaki kişiye; ‘Bakın benim karpuzum kamyonum var, ben karpuzu kamyona yükleyip getireceğim. Pazarda kaç liraya satılıyorsa yarı fiyatına satacağım, bana sadece şuraya koyun kamyonu deyin getireceğim, bunun maliyetini de üstleneceğim’ dedim. ‘Şu an öyle bir uygulamamız yok’ dediler. Antalya’da bir belediyeyi de aradım, ‘Bana bir yer gösterin, kendi ürünümü oradaki pazarda satılan fiyatın yarı fiyatına satacağım’ dedim. ‘Öyle bir uygulama yok burada’ dediler. Yarı fiyata tarladan alıp geleceğim satacağım dediğim zaman o olmuyormuş” ifadelerini kullandı.
“Yeni jenerasyon çiftçi olmak istemiyor”
Çiftçilik yaptığı arazinin çok verimli bir arazi olduğunu aktaran İbrahim Bodur, durum böyle devam ederse ürünlerin parasıyla bile bulunamayacağının altını çizdi. Bodur, şu ifadelere yer verdi:
“Bu toprakları ben kazdım, 3 metre kazıyorum altından çikolata gibi toprak çıkıyor. Burası boydan boya iki tane derenin arası ve buraya eğer siz taş ekin, buradan apartman çıkar, o kadar verimli bir arazi. Ama insanlar para kazanamıyor, sistem buna asla izin vermiyor. Ülkede kıtlık açlık olacak ve insanlar biz nerede hata yaptık diyecek. Çok uzun bir vadede değil, küresel ısınmadan sonra bu ülkede bazı şeyleri parasıyla bile bulamaz olacağız, o zaman akıllanmayı öğreneceğiz. Esas önemli olan bir başka husus da bizim yeni jenerasyonumuzda. Eskiden buradaki çiftçi Osman amcadan sonra onun çocukları torunları devam ederdi, şimdi o da kesildi. Çocukların hepsi üniversitede okuyor, onu bir statü atlama olarak görüyorlar. Burada çalışmayı o okullara gittikten sonra kendilerine yakıştırmıyorlar, böylece yeni jenerasyon buradan uzaklaşmış durumda.”
Çiftçiliğe de ektiği ürünlere de veda ediyor
Uzun uğraşlar ve çeşitli denemeler sonucunda çiftçiliğe veda edeceğini açıklayan İbrahim Bodur, konuşmasını şu şekilde tamamladı:
“Çiftçi asla para kazanamıyor, kazansa ben kazanırım. En fazla dayanabilecek olan insan benim, gelecek sene ne yiyeceğim derdi olmayan bir insanım. Dolayısıyla eğer ben kazanamıyorsam, hiç kimse kazanamaz bu işten ve buraya gelirken de kendi kendime yemin ettim dedim ki; ‘asla pes etmeyeceksin, asla pişman olmayacaksın’. İtiraf ediyorum, pes dedim ve son derecede pişmanım. Buraya yatırdığım parayı bankaya yatırsaydım, bu topraklar beş kere daha satın alacak kadar konuma gelirdim. Kötü olan da bu zaten, çalışıp bir iş yapıp da bundan para kazanamayan bir kişi olması. Ağaçlar o kadar uzun sürede yetişiyor ki güneşin baharında, kışın çamurda budanıyor, bunların hepsi bir emek. Her santimetre karede bir emek var ve bunları ben şimdi yok hükmünde görüyorum ama burada bir milli servet yatıyor. Eşimle oturduk düşündük ne yapacağımızı, bunu kökletmek için şimdi cebimden ekstra para vereceğim ama ağaçlara kıyamıyorum. En sonunda dedim ki, tarlanın bir bölümünü köklemeyelim, yeşillik olsun. Karar aşamasındayız, armut bahçemiz dışında 13 dönüm daha bir yerimiz var, oradaki ağaçları kesin kökleteceğiz, bir hafta on gün içinde işlemlere başlayacağız.”
Korkuteli’nde çiftçilik yapan Ramazan Çalışkan ise, “Hayvancılık ve çiftçilik yapıyorum. Maliyetler çok pahalı, salçalık domates ekiyoruz, pazarda 20 TL, tüccar 5TL’ye alıyor. Tüccarın eli ayağı değmeden, bizden çok kazanıyor” dedi. – ANTALYA
]]>Kuru meyve ihracatında 2023 yılının ilk yarısında ortalama 3 bin 184 dolar olan ton başına ihraç fiyatı, 2024 yılının ilk yarısında yüzde 30’luk artışla 4 bin 128 dolara çıktı.
Dünya Sağlık Örgütü tarafından sağlıklı gıdalar listesinde yer verilen kuru meyvelerde Türkiye, çekirdeksiz kuru üzüm, kuru kayısı ve kuru incirde üretim ve ihracatta dünya lideri konumunda.
Çekirdeksiz kuru üzüm 240 milyon dolar ihracatla lider
Türkiye, 2024 yılının ilk yarısında yüzde 18’lik artışla 240 milyon dolarlık çekirdeksiz kuru üzüm ihraç etmeyi başarırken, çekirdeksiz kuru üzüm toplam 829 milyon dolarlık kuru meyve ihracatından yüzde 29 pay aldı.
Kuru kayısı ihracatı yüzde 2’lik gerileme yaşarken kuru kayısıdan elde edilen döviz miktarı 187 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.
Türkiye, 2024 yılının ilk yarısında 30 bin 254 ton kuru incir ihraç ederken, kuru incir ihracatından elde edilen döviz tutarı yüzde 23’lük ilerlemeyle 114 milyon dolardan 140 milyon dolara çıktı.
Antep fıstığı ihracatında yüzde 76’lık artış
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin güçlü ihraç ürünlerinden Antep fıstığı 2024 yılının ilk yarısında başarılı bir ihracat grafiği ortaya koydu. 2023 yılının Ocak-Haziran dönemini 55 milyon dolarlık Antep fıstığı ihracatıyla geride bırakan Türkiye, 2024 yılının aynı döneminde ihracatını yüzde 76’lık artışla 97 milyon dolara sürükledi.
Türkiye’nin kuru meyve ürün grubunda badem ihracatı 27 milyon 250 bin dolar olurken, çam fıstığı ihracatı yüzde 155’lik artışla 5,7 milyon dolardan 14,5 milyon dolara yükseldi. Türkiye, leblebi ihracatından 14 milyon dolar, ceviz ihracatından 13,3 milyon dolar kazandı. Kayısı ve zerdali çekirdeği ihracatı 5,5 milyon dolar ve elma kurusu ihracatı 5,2 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.
Ege İhracatçı Birlikleri Organik Ürünler ve Sürdürülebilirlik Koordinatörü Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Mehmet Ali Işık, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına başarılı bir giriş yaptıklarını, 2024 yılının ikinci yarısında da başarı çizgisini korumayı ve yılsonu için belirledikleri 1,8 milyar dolar ihracat hedefine ulaşmayı amaçladıklarını ifade etti.
Kuru meyve sektöründe öncelikli başlıklarının kalite ve gıda güvenliği olduğunu aktaran Başkan Işık, “Kuru meyve sektöründe kalite ve gıda güvenliğini ithalatçı ülkelerin istediği standartları sağlamak için Tarım ve Orman Bakanlığı, ihracatçılar, üreticiler, tüccarlar, üniversiteler çok uyumlu çalışıyoruz. Pazarlama ayağında da Ticaret Bakanlığımızın desteğiyle kümelenerek TURQUALITY ve UR-GE Projeleriyle Türk kuru meyvelerinin dünya genelinde bilinirliğinin artması ve daha fazla tüketilmesi için efor sarf ediyoruz. UR-GE Projemizde geleneksel ihraç pazarımız Avrupa’da konumumuzu güçlendirirken, Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Japonya, Brezilya, Hindistan, Güney Kore, Malezya ve Endonezya’yı hedef Pazar olarak belirledik. Bu pazarlara ihracatımızı artırmak için tanıtım çalışmaları yapıyoruz” diye konuştu.
ABD, İngiltere’yi de geçti ikinci sıraya yükseldi
Türkiye’nin kuru meyve ihraç ettiği 135 ülke ve gümrüklü bölge içerisinde Almanya’nın 2024 yılının ilk yarısındaki 106 milyon dolarlık talebiyle liderliğini sürdürdüğünü aktaran Işık şöyle devam etti: “ABD pazarında 25 yıldır katıldığımız fuarlar ve 5 yıldır sürdürdüğümüz Turkish Tastes isimli TURQUALITY Projesi sayesinde Yeni Dünya’daki konumumuz her geçen yıl güç kazanıyor. ABD’ye ihracatımız 2024 yılının ilk yarısında yüzde 45’lik artışla 60,6 milyon dolardan 88 milyon dolara yükseldi ve İngiltere’yi geçerek ikinci büyük pazarımız haline geldi. İngiltere’ye ihracatımızda yüzde 21’lik artışla 70,5 milyon dolardan 85 milyon dolara ilerledi. Bu ülkeleri Fransa, İtalya, Hollanda, Avustralya, Japonya, Kanada ve Rusya Federasyonu takip etti.” – İZMİR
]]>7-9 Kasım tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde (İFM) düzenlenecek Türk Ticaret Fuarı öncesi toplantı düzenlendi.
Toplantıda konuşan Kocaman, 2040 vizyonu ve 2026 stratejisi olduğunu söyledi.
“Türk dünyasının satın alma paritesine göre baktığımız zaman 4 trilyon doların üzerindeyiz.” diyen Kocaman, “Bu çok ciddi bir rakam. Nüfus 170 milyon, en büyük parçası dinamik ve iyi yetişmiş.” açıklamasında bulundu.
Kocaman, “İçeride birbirimizle ticaret maalesef iyi değil. Yani gerçek potansiyelimizi yansıtamıyoruz. Rakamlara baktığınız zaman kendi içinizdeki ticaret 50 milyar dolara yeni geldi.” diye konuştu.
Bu rakamın 2015 yılında 10 milyar dolar civarında olduğunu belirten Kocaman, “Son 2-3 sene içerisinde ciddi bir tabii artış var ama yeterli değil. Çünkü bizim en az 100 milyar dolar iç ticaretimiz olmalı.” dedi.
Kocaman, “Aksakallar Konseyimiz bir yeni proje üzerinde çalışıyor, ortak alfabe üzerinde çalışıyor. Bir komisyon kuruldu. Ülkelerimiz temsilciler verdi. 34 harften oluşan bir orta alfabe konusunda ümit verici gelişmeler var. İnşallah önümüzdeki dönemde Kazakistan ve Kırgızistan’ın bu konuda önemli adımlara atacağına inanıyoruz.” diye konuştu.
Kazakistan’da hazırlanmış yeni alfabenin gerçekten 34 harfli ortak alfabeye çok yakın olduğunu belirten Kocaman, burada da bir birlikten bahsedebildiğini, dilde, işte, fikirde birliğin artık Türk dünyasında oluşmakta olduğunun altını çizdi.
“Ortak bir çalışma kültürü inşa ettik”
Ömer Kocaman, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Artık bu sözle değil eylemle, fikirle, projeyle. Bunun belki de Türk dünyasında birliğin, beraberliğin en güzel vücuda geldiği teşkilat Türk Devletleri Teşkilatı. Yani tarihte bizler de ilk defa gönüllülük esasında bir araya geldik. Hiçbir dayatma, zorlama, bir savaş bir dış güç nedeniyle değil gönüllü olarak bir araya geldik, Türk devletinin teşkilatını kurduk. Bugün ekonomide siyasete gençlikten turizme, ulaştırmadan enerjiye birçok alanda proje yapıyoruz, işbirliği geliştiriyoruz. Biz her alanda, enerji, ekonomi, eğitim, turizm olsun mutlaka bir proje koyuyoruz ortaya. Tüm bürokrasilerimizi bu projenin etrafında topluyoruz. Bugün size örneğin enerji veya ulaştırma diyelim. Bakanlarımızı bir araya getiriyoruz en az iki defa. Çalışma grupları yapıyoruz. Online veya fiziki toplantı yapıyoruz.
Daire başkanları, uzmanlar bir araya geliyor. Türk dünyasında örneğin ulaştırma alanına nasıl işbirliği yapabiliriz? Hangi projeleri geliştirebiliriz? Geliştirilmiş, büyük projeler varsa Orta Koridor gibi bunu daha nasıl işlevsel hale getirebiliriz diye çalışıyorlar. Bu sayede ortak bir çalışma kültürü inşa ettik. Hem de bugünkü sistem içerisinde üye devletlerimizin ikili ilişkileri de çok çok hızlı gelişmeye başladı.”
“Fuar, Türk dünyasının birliğini, dostluğunu, gücünü gösterecek”
Özbekistan’ın İstanbul Başkonsolosu Şerzad Abdunazarov ise İstanbul’da çeşitli fuarlar olduğunu Türk Ticaret Fuarı’nın herkese fayda getireceğini Türk dünyasının birliğini, dostluğunu, gücünü göstereceğini açıkladı.
Abdunazarov, katılımcıları, insanlarının güler yüzlü olduğunu söylediği Özbekistan’a davet etti.
” Azerbaycan’ın geçen yıl dış ticaret cirosu yaklaşık 45 milyar dolar oldu”
Azerbaycan Cumhuriyeti’nin İstanbul Başkonsolosluğunda Ticaret Temsilcisi Başdanışmanı olan Cavid Abdullayev de “2023 yılında Azerbaycan’ın Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYH) 72 milyar dolardan fazla olmuştur. 2023 yılında aslında 193 ülkeyle dış ticaret ilişkisi kurmuştur.” diye konuştu.
Türk devletleri de dahil Azerbaycan’ın geçen yıl dış ticaret cirosunun yaklaşık 45 milyar dolar olduğunu kaydeden Abdullayev, bugün Azerbaycan’da faaliyetlere başlamanın girişimciler ve yatırımcılar için çok avantajlı olduğunu dile getirdi.
Abdullayev, “Azerbaycan 10 milyonluk bir nüfusa sahip, aynı zamanda 10 ülkeye gümrüksüz çıkışı olan bir ülke. O yüzden Azerbaycan’a yatırım yapanlar aslında 280 milyonluk bir pazara çıkış fırsatı elde etmektedir.” açıklamasında bulundu.
“Bu fuar, Türk devletleri arasında güçlü ticaret köprüleri oluşturacak”
Rok Uluslararası Danışmanlık Kurucusu ve Türk Ticaret Fuarı Organizatörü Aygün Aliyeva, “170 milyonluk nüfus ve 1,9 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğe sahip, doğu-batı arasında ticaretin kesişim noktasında bulunan Türk devletleri, zengin doğal kaynakları ve orta koridor olarak adlandırılan stratejik ticaret yolu üzerinde bulunmaları sebebiyle büyük fırsatlar sunuyor.” dedi.
Aliyeva, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Mevcut ekonomik potansiyelin artırılması, taraflar arasındaki entegrasyonun derinleşmesiyle mümkün hale gelebilecektir. Türk kimliği çatısı altında son 30 yıldır üst düzeyli ilişkiler geliştiren Türk Devletleri gümrük, ticaret, turizm, eğitim, ulaşım ve bir çok alanda işbirliğine gidiyor. Özel sektör temsilcileri de sürecin dışında tutulmamalı, karşılıklı yatırım, proje ve yardım girişimleri farklı alanları kapsayacak şekilde genişletilmelidir. Türk Ticaret Fuarı’nda ana amacımız, Türk devletlerinin iş insanlarının ekonomik ilişkilerini geliştirmek ve güçlendirmektir. Türk Ticaret Fuarı, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye, Özbekistan, Macaristan, Türkmenistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında ticaret, sanayi, yatırımlar, teknoloji ve hizmetlerin geliştirilmesini amaçlayan, devlet kurumlarınca desteklenen bir platformdur.
Bu fuar, firmaların doğru iş birlikleri kurmalarını sağlayacak ve Türk devletleri arasında güçlü ticaret köprüleri oluşturacaktır. Fuarda ülkelerdeki tüm ürün grupları ve yeni teknolojiler sergilenecek, ülkelerin yatırım fırsatları, önemli sektörler, iş insanlarının sorunları, çözüm önerileri ve diğer güncel konular, alanında uzman konuşmacılarla konferanslarda masaya yatırılacak, düzenlenecek olan ikili görüşmeler ve franchise görüşmeleriyle firmaların stratejik ortaklıklar kurmaları ve Türk devletlerinin ortak markalarının oluşturulması sağlanacaktır. Her sene düzenli olarak hem Türkiye hem diğer Türk Devletlerinde düzenleyeceğimiz Türk Ticaret Fuarı’nı bu hedeflere ulaşmamızı sağlayacak stratejik açıdan önemli bir adım olarak görmekteyiz.”
Fuarların, sağlam işbirlikleri için firmaların doğru buluşma noktaları olduğunu belirten Aliyeva, bu anlamda birlik içinde çalışmaya devam edeceklerini belirtti.
Aliyeva, “Azerbaycan Cumhurbaşkanımız İlham Aliyev’in dediği gibi, Bizim ailemiz Türk Dünyasıdır. Biz ortak çabalarımızla öyle yapmalıyız ki, Türk Devletleri Teşkilatı küresel arenada güç merkezi haline gelsin. Bunu ancak birlikte başarabiliriz.” açıklamasında bulundu.
]]>100’den fazla kadın kuaförü ve güzellik merkezinin bulunduğu Sultanbeyli’de konuyla ilgili Sultanbeyli Birleşik Esnaf ve Sanatkarlar Odası (SUBESO) tarafından toplantı düzenlendi. Toplantıya ilçede faaliyet gösteren kadın kuaförü ve güzellik merkezi işletmelerinin sahipleri ve Sultanbeyli Belediyesi zabıta ekipleri katıldı. Pazar günü kapatma kararının masaya yatırıldığı toplantıda işletme sahipleri de fikirlerini ve problemlerini dile getirdi.
İşletme sahibi Deniz Efil, “Sultanbeyli ilk geldiğimizde çok küçüktü, şu an gelişti. 3 iş yerim var, 35’e yakın personel çalıştırıyorum. Pazar günü kapatılması bizim için uygun değil. Biz pazar günü kapattık diyelim, müşteriler için de büyük sıkıntılar olacak. Biz kesinlikle pazar günü kapatılmasını istemiyoruz. Salı günleri zaten oturmuş bir sistemimiz var. Salı günleri kapatılsın, pazar günleri kesinlikle kapatılmasın. Tüm kuaför arkadaşlarımız da pazar günü kapatılmasına karşı. Bizim kiralarımız, personelimiz, vergilerimiz var. Biz cumartesi ve pazar günü çalışmadıktan sonra bizim kuaförlük yapmamızın bir anlamı yok” dedi.
“Talebimiz bu işin bir yıl daha ertelenmesi”
Sultanbeyli Birleşik Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Türkay Demir, “Türkiye genelinde kadın kuaförleri ve erkek kuaförleri, güzellik salonlarının haftada bir gün kapalı olması gerekiyor. Bununla alakalı bir karar alındı ve bu yıl itibarıyla uygulamaya konuldu. Keşmekeşlik ortaya çıktı. Ortada tartışılması gereken sorunlar varken, bugün uygulama tepeden inme oldu. Ama bu süre içerisinde konunun muhatapları olan özellikle ihtisas odaları ve federasyonumuz bu konuda bize herhangi bir çözüm önerisi noktasında bir şey sunmadı. Biz az önce ilçemizde hizmet veren bayan kuaförleri ile bir toplantı yaptık. Burada ‘Niye pazarları kapatılıyor. Biz pazar gününe geçemeyiz’ diye güçlü bir ses çıktı. Birçok problem ortada varken biz pazar günü kapatalım ama kapatmanın tarafı olan müşteriler buna ne kadar alıştı? Yıllardır İstanbul’da birçok ilçede uygulanan salı günü kapatılma uygulaması var. Bu uygulamanın geçiş sürecinin birden bu şekilde olması mümkün değil. Biz kişilere ne şekilde izin vereceğiz? Belki biz ilçe olarak bu geçiş sürecinde zorlanmayız ama İstanbul genelindeki bir odanın 39 ilçeyi nasıl yöneteceğini merak ediyorum. AVM’lerdeki güzellik salonları ve bayan kuaförleri kapatılacak mı? Sosyal medyadan duyduğumuz ve gördüğümüz kadarıyla ‘Biz kapatmayacağız, işimize bakacağız’ diyorlar. Bu geçiş sürecinin bence daha önce tartışılması, bugün bu sorunların çözülmüş olması ve o şekilde uygulamaya konulması gerekirken hiçbir çözüm üretilmeden tekrar bu şekilde ortaya koyulması, piyasaya büyük sıkıntı veriyor” diye konuştu.
“Pazar günü kapatma kararı vermek esnaf odalarımızı, ilçe belediyelerimizi, en önemlisi de esnafımızı zor duruma sokuyor” diye devam eden Demir, “İnsanlar haftada bir gün dinlenmek istiyor ama bu pazar günü olacaksa da pazar günü olsun, ama bu şekilde olmasın. Çünkü bunun arkasında kapatılmayan düğün salonları var, bu kadar geline esnaf nerede hizmet verecek? Gizli köşelerde ya da düğün salonu köşelerinde mi hizmet verilecek? Bu aksaklıkların çözümü elimizde yok. Konunun muhatapları olan başta Berberler ve Kuaförler Federasyonu, İstanbul ve büyük illerdeki ihtisas odalarımız bu sorunları lütfen çözsünler. Talebimiz bu işin bir yıl daha ertelenmesi, özellikle bayan kuaförleri için” “ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Soru: “Mikro kredi programınızın temelleri nelerdir ve bu programı başlatma fikri nasıl ortaya çıktı?”
Yaşam Ayavefe Temsilcisi: “Programımız, küçük ölçekli çiftçilere yönelik finansal desteğin eksikliğinden kaynaklanan bir ihtiyacı karşılamak amacıyla tasarlandı. Sürdürülebilir tarım uygulamalarını destekleyerek ve çiftçilerimizin üretkenliğini artırarak, hem çevresel hem de ekonomik bir etki yaratmayı hedefliyoruz.”
Soru: “Programın küçük çiftçilere etkisi nedir? Gerçek hayattan örnekler verebilir misiniz?”
Yaşam Ayavefe Temsilcisi: “Programımız sayesinde birçok çiftçi, tohum, gübre gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabildi ve üretimlerini artırabildi. Örneğin, Manisa’dan bir çiftçimiz, aldığı mikro kredi ile organik tarıma geçiş yaparak hem ürün kalitesini hem de gelirini artırdı.”
Soru: “Yaşam Ayavefe ve sürdürülebilir tarım arasındaki ilişkiyi nasıl tanımlarsınız?”
Yaşam Ayavefe Temsilcisi: “Sürdürülebilir tarım, tüm faaliyetlerimizin merkezinde yer alıyor. Çiftçilere sağladığımız finansal destek, onların daha çevre dostu ve sürdürülebilir uygulamaları benimsemelerini teşvik ediyor. Bu yaklaşım, gelecek nesiller için daha sağlıklı ve yaşanabilir bir dünya bırakma amacımızı destekliyor.”
Soru: “Programın geleceği hakkında neler söyleyebilirsiniz? Genişleme planlarınız var mı?”
Yaşam Ayavefe Temsilcisi: “Evet, programımızı daha fazla çiftçiye ulaştırmayı ve daha geniş bir coğrafyada etki yaratmayı hedefliyoruz. Ayrıca, çiftçilerin ihtiyaçlarına daha iyi yanıt verebilmek için finansal çözümlerimizi sürekli olarak geliştiriyoruz.”
Soru: “Son olarak, programınızın toplumsal katkıları hakkında neler söylemek istersiniz?”
Yaşam Ayavefe Temsilcisi: “Programımız, küçük çiftçilerin ekonomik olarak güçlenmelerine yardımcı olarak, kırsal kalkınmayı ve toplumsal refahı artırıyor. Ayrıca, sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaşmasıyla çevresel faydalar da sağlıyoruz. Bu çaba, toplumun genelinde olumlu bir değişim yaratmayı amaçlıyor.”
Yaşam Ayavefe Mikro Kredi Programının Temelleri
Yaşam Ayavefe tarafından hayata geçirilen mikro kredi programı, küçük ölçekli çiftçilere yönelik finansal destekler sunarak, onların ekonomik güçlenmelerine katkıda bulunmayı amaçlıyor. Bu program, özellikle sürdürülebilir tarım faaliyetlerini destekleyerek, çevresel ve toplumsal faydalar sağlamayı hedefliyor. Programın nasıl işlediği, temelleri ve küçük çiftçilere sağladığı fırsatlar üzerine bir röportaj gerçekleştirildi.
Soru: Mikro kredi programınızın temel amacı nedir ve küçük çiftçilere nasıl bir destek sağlıyorsunuz?
Yaşam Ayavefe: Programımızın temel amacı, finansal erişim imkanları kısıtlı olan küçük ölçekli çiftçilere uygun koşullarda kredi sağlayarak, onların tarımsal faaliyetlerini sürdürülebilir bir şekilde geliştirmelerine yardımcı olmaktır. Bu krediler sayesinde, çiftçilerimiz tohum, gübre gibi temel tarımsal girdileri satın alabilmekte, ayrıca modern tarım teknikleri eğitimleri gibi çeşitli destek hizmetlerine erişebilmektedirler.
Soru: Programın çiftçilere sağladığı faydalar nelerdir?
Yaşam Ayavefe: Programımız, çiftçilere finansal destek sağlamanın ötesinde, onları bilinçlendirme ve eğitme yönünde de önemli katkılarda bulunuyor. Sürdürülebilir tarım tekniklerinin benimsenmesi, verimliliklerinin artırılması ve ürün kalitelerinin iyileştirilmesi gibi konularda çiftçilerimizi destekliyoruz. Bu sayede, çiftçilerimizin gelir seviyelerinde önemli bir artış sağlamayı ve yaşam kalitelerini yükseltmeyi hedefliyoruz.
Soru: Programın sürdürülebilirliği açısından gelecek planlarınız nelerdir?
Yaşam Ayavefe: Gelecek dönemde, programımızı daha fazla çiftçiye ulaştırmayı ve destek kapsamımızı genişletmeyi planlıyoruz. Özellikle kadın çiftçiler ve genç çiftçilere yönelik özel programlar geliştirerek, tarımsal faaliyetlerde çeşitliliği ve kapsayıcılığı artırmayı amaçlıyoruz. Ayrıca, çiftçilerimizin karşılaştığı zorlukları daha iyi anlamak ve onlara daha etkili çözümler sunabilmek için sürekli olarak geri bildirim toplama süreçlerimizi güçlendireceğiz.
Soru: Programın toplumsal ve çevresel etkileri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Yaşam Ayavefe: Mikro kredi programımız, çiftçilerimizin ekonomik güçlenmelerinin yanı sıra, toplumsal ve çevresel sürdürülebilirlik açısından da olumlu etkiler yaratıyor. Sürdürülebilir tarım uygulamalarının teşvik edilmesi, toprağın korunması, su kaynaklarının daha verimli kullanılması gibi çevresel faydalar sağlıyor. Toplumsal açıdan ise, çiftçilerimizin sosyo-ekonomik statülerinin iyileştirilmesi, topluluklar arasında dayanışmanın güçlenmesi gibi önemli katkılar sunuyor.
Programın Küçük Çiftçilere Etkisi
Mikro kredi programlarının küçük ölçekli çiftçilerin hayatlarındaki dönüşümüne tanık olmak, bu girişimlerin değerini bir kez daha ortaya koyuyor. Bu bağlamda, özellikle Yaşam Ayavefe’nin başlattığı mikro kredi programı, tarımsal üretimde sürdürülebilirliği ve çiftçilerin ekonomik bağımsızlığını hedef alıyor. Röportajlarımız, programın gerçek etkisini gözler önüne seriyor.
Soru: “Programa katıldığınızdan bu yana işletmenizde hangi değişiklikleri gözlemlediniz?”
Çiftçi: “Öncelikle, Yaşam Ayavefe sayesinde tohum ve gübre gibi temel ihtiyaçlarımı karşılayabildim. Bu, üretim kapasitemi artırdı ve gelirimi yükseltti. Daha önce hiç mümkün olmayan bir sürdürülebilir üretim modeline geçiş yaptım.”
Soru: “Programın topluluk üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?”
Çiftçi: “Program, bizim gibi küçük ölçekli çiftçilere umut verdi. Komşularım arasında da benzer başarı hikayeleri var. Artık daha fazla insan, tarımsal faaliyetlerini genişletmeyi ve ailelerinin geçimini sağlamayı düşünüyor.”
Soru: “Programın size sağladığı en büyük avantaj nedir?”
Çiftçi: “Kesinlikle finansal esneklik. Daha önce bankalardan kredi almak bir hayaldi. Ancak Yaşam Ayavefe’nin sağladığı mikro kredi, hem uygun faiz oranları hem de geri ödeme koşullarıyla hayat kurtarıcı oldu.”
Soru: “Gelecekte programın gelişimine yönelik beklentileriniz nelerdir?”
Çiftçi: “Programın daha fazla çiftçiye ulaşmasını ve daha geniş bir çeşitlilikte destek sunmasını umuyorum. Bu sayede, kırsal kalkınma ve tarımsal sürdürülebilirlik konusunda daha büyük adımlar atılabilir.”
Yaşam Ayavefe’nin mikro kredi programı, küçük ölçekli çiftçilere yeni ufuklar açıyor. Finansal destek, eğitim ve danışmanlık hizmetleriyle çiftçiler, hem kendi yaşamlarını hem de topluluklarını dönüştürme fırsatı buluyor. Bu başarı hikayeleri, programın öneminin altını çiziyor ve gelecekte daha fazla çiftçinin bu fırsatlardan yararlanmasının önünü açıyor.
Yaşam Ayavefe ve Sürdürülebilir Tarım
Tarım sektöründe sürdürülebilirliğin önemi her geçen gün artarken, bu alandaki yenilikçi destekler de dikkat çekiyor. Özellikle Yaşam Ayavefe tarafından sağlanan mikro kredi programları, küçük ölçekli çiftçilere umut oluyor. Bu kapsamda, programın detaylarına ve sürdürülebilir tarım uygulamalarına olan katkılarına daha yakından baktık.
Programın nasıl işlediğini ve çiftçilere sağladığı avantajları öğrenmek için, Yaşam Ayavefe ile bir röportaj gerçekleştirdik. Programın koordinatörü ile yapılan görüşmede, mikro kredilerin çevresel sürdürülebilirliğe olan katkılarına dair önemli bilgiler edindik.
Soru: Mikro kredi programınızın temel amacı nedir?
Yaşam Ayavefe Koordinatörü: Temel amacımız, küçük ölçekli çiftçilerin ekonomik yüklerini hafifletmek ve onlara sürdürülebilir tarım uygulamalarını benimsemeleri için gerekli desteği sağlamaktır. Bu sayede hem çevreyi koruyor hem de çiftçilerimizin daha verimli ve sürdürülebilir bir şekilde üretim yapmalarını sağlıyoruz.
Soru: Program kapsamında çiftçilere sunulan destekler nelerdir?
Yaşam Ayavefe Koordinatörü: Çiftçilerimize, sürdürülebilir tarım tekniklerinin uygulanması, organik tarım yapılması ve yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanılması konularında eğitimler sunuyoruz. Ayrıca, uygun faiz oranlarıyla finansal destek de sağlıyoruz.
Soru: Programın çevresel sürdürülebilirliğe etkisi nedir?
Yaşam Ayavefe Koordinatörü: Programımız, çiftçilerin kimyasal gübre ve pestisit kullanımını azaltmalarını teşvik ediyor. Bu sayede toprağın ve su kaynaklarının korunmasına katkıda bulunuyoruz. Aynı zamanda, organik tarım yöntemlerinin benimsenmesiyle, biyolojik çeşitliliğin korunmasına da önemli bir katkı sağlıyoruz.
Programın başarısı, katılımcı çiftçilerin geri bildirimlerinde de kendini gösteriyor. Çiftçiler, Yaşam Ayavefe sayesinde sürdürülebilir tarım uygulamalarına geçiş yapmanın hem çevreye hem de ekonomik durumlarına olumlu etkilerini vurguluyorlar.
Sonuç olarak, Yaşam Ayavefe tarafından sunulan mikro kredi programı, sürdürülebilir tarım uygulamalarının teşvik edilmesinde önemli bir rol oynuyor. Program, çiftçilere ekonomik destek sağlamanın yanı sıra, çevresel sürdürülebilirliğe de katkıda bulunarak gelecek nesiller için daha yaşanabilir bir dünya hedefliyor.
Yaşam Ayavefe’nin Finansal Çözümleri ve Geleceği
Yaşam Ayavefe‘nin mikro kredi programı, küçük ölçekli çiftçilere yönelik finansal çözümler sunarak onların ekonomik koşullarını iyileştirmeyi amaçlıyor. Bu programın, sürdürülebilir tarım uygulamalarını destekleyerek, çiftçilerin üretim kapasitelerini artırmasına ve gelir seviyelerini yükseltmesine olanak tanıdığı biliniyor. Programın geleceğe yönelik genişleme planları ve daha fazla çiftçiye ulaşma hedefleri, kırsal kalkınma açısından büyük önem taşıyor.
Program hakkında daha fazla bilgi edinmek ve gelecek planlarına dair detayları öğrenmek için, Yaşam Ayavefe ile bir röportaj gerçekleştirdik. Röportajımızda, programın mevcut durumu, başarıları ve genişleme stratejileri üzerine konuştuk.
Soru: Mikro kredi programınızın şu anki durumu hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Yaşam Ayavefe: Şu anda programımız, yüzlerce çiftçiye ulaşarak, onların finansal erişimlerini kolaylaştırdı ve üretim kapasitelerini artırmalarına yardımcı oldu. Program, çiftçilere düşük faiz oranlarıyla kredi sağlayarak, sürdürülebilir tarım uygulamalarına geçiş yapmalarını teşvik ediyor.
Soru: Programın çiftçiler üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yaşam Ayavefe: Gözlemlerimize göre, programımıza katılan çiftçilerin gelir seviyelerinde önemli bir artış oldu. Ayrıca, sürdürülebilir tarım tekniklerini benimseyerek, topraklarını daha verimli kullanmaya başladılar. Bu da uzun vadede hem çevresel hem de ekonomik faydalar sağlıyor.
Soru: Gelecekte programı nasıl genişletmeyi planlıyorsunuz?
Yaşam Ayavefe: Gelecek planlarımız arasında, programın kapsamını genişleterek daha fazla çiftçiye ulaşmak yer alıyor. Özellikle kadın çiftçiler ve genç çiftçilere yönelik özel programlar geliştirmeyi hedefliyoruz. Ayrıca, teknolojik altyapımızı güçlendirerek, çiftçilere daha hızlı ve etkili bir şekilde finansal destek sağlamak istiyoruz.
Soru: Programınızın sürdürülebilir tarıma katkılarından bahseder misiniz?
Yaşam Ayavefe: Programımız, çiftçileri sürdürülebilir tarım uygulamaları konusunda bilgilendiriyor ve bu yönde teşvik ediyor. Bu sayede, toprağın korunması, su kaynaklarının daha verimli kullanılması ve kimyasal gübrelerin azaltılması gibi çevresel yararlar sağlanıyor. Sürdürülebilir tarım, hem çiftçilerimizin hem de gelecek nesillerin yararına.
Programın genişletilmesi ve daha fazla çiftçiye ulaşması, kırsal kalkınmanın desteklenmesi ve sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması açısından büyük önem taşıyor. Yaşam Ayavefe‘nin bu alandaki çalışmaları, çiftçilerin yaşam standartlarının yükseltilmesi ve çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması yönünde önemli adımlar atıyor.
Yaşam Ayavefe ve Toplumsal Katkıları
Yaşam Ayavefe ve Toplumsal Katkıları
Türkiye’nin dört bir yanından küçük ölçekli çiftçiler, Yaşam Ayavefe‘nin mikro kredi programı sayesinde hayatlarında önemli değişimler yaşadıklarını belirtiyorlar. Bu program, onlara sadece finansal destek sunmakla kalmıyor, aynı zamanda sürdürülebilir tarım uygulamalarını benimsemelerine de yardımcı oluyor. Bu yazımızda, programın toplumsal katkılarına ve çiftçilerin yaşamlarındaki değişimlere daha yakından bakıyoruz.
Soru: “Mikro kredi programı sayesinde yaşamınızda ne gibi değişiklikler oldu?”
Röportaj Yapılan Çiftçi: “Bu program sayesinde tarım arazimi genişletme ve daha verimli ürünler yetiştirme fırsatı buldum. Ayrıca, Yaşam Ayavefe tarafından sağlanan eğitimlerle, sürdürülebilir tarım tekniklerini öğrenerek, ürünlerimin kalitesini artırdım.”
Soru: “Programın topluluğunuz üzerindeki etkileri nelerdir?”
Röportaj Yapılan Çiftçi: “Program, topluluğumuzda birlik ve beraberlik duygusunu güçlendirdi. Birçok çiftçi, benim gibi, bu program sayesinde ekonomik olarak güçlenirken, aynı zamanda çevreye olan duyarlılıkları da arttı. Bu da toplumumuzda pozitif bir değişime yol açtı.”
Soru: “Sürdürülebilir tarım uygulamaları konusunda Yaşam Ayavefe‘nin desteği nasıl oldu?”
Röportaj Yapılan Çiftçi: “Program kapsamında, sürdürülebilir tarım uygulamaları hakkında detaylı bilgiler ve eğitimler aldık. Bu, hem üretimimizi artırmamıza hem de çevreye zarar vermeden tarım yapmamıza olanak sağladı.”
Programın sağladığı mikro krediler ve eğitimler, küçük ölçekli çiftçilerin yaşam kalitesini önemli ölçüde artırırken, topluluklarında da olumlu değişimlere yol açıyor. Yaşam Ayavefe‘nin bu girişimi, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkıda bulunuyor ve gelecek nesillere daha yeşil ve sağlıklı bir dünya bırakma hedefini destekliyor.
Muhabir: İZZET AYDIN
]]>ÇALIŞMA ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Türkiye İş Kurumu’nun (İŞKUR) genç istihdamı arttırmak için Genç Girişimci Teşvik Uygulaması ile yaptığı çalışmalara ilişkin, “Elde ettiğimiz son rakamlara baktığımızda 2024 Mayıs ayı itibarıyla 105 bin 724 kişinin ‘Genç Girişimci Teşvik Uygulaması’ndan yararlandığını görüyoruz. Biz bu rakamların daha da artmasını umuyoruz” dedi.
Bakan Vedat Işıkhan, yaptığı açıklamada, gençlerin girişimci olarak kendi işlerini kurmasının ve istihdama katılma teşebbüsünün çok değerli olduğunu belirterek, “Biliyorsunuz bizim bakanlık olarak kendi işinin sahibi olmak isteyenlere yönelik geçmişten bugüne çok fazla uygulamamız ve desteğimiz var. 2018 yılından bu yana uyguladığımız Genç Girişimci Teşvik Uygulaması bunlardan bir tanesi. Bu uygulamayla kendi işinin sahibi olmak isteyen genç girişimcilerimize sigorta prim teşviki sağlıyoruz. Bu uygulama 18-29 yaş arası genç girişimcilerimize yönelik. Yararlanacak genç girişimcilerimizin kazanç istisnasından faydalanması için kendi işinde fiilen çalışıyor veya işi sevk ve idare ediyor olması gerekiyor. Hazinece karşılanan 1 yıllık sigorta prim toplamı, teşvikten yararlanan her bir sigortalı için 82 bin 810 liradır. Elde ettiğimiz son rakamlara baktığımızda ise 2024 Mayıs itibarıyla 105 bin 724 genç girişimcinin bu teşvikten yararlandığını görüyoruz. Biz bu rakamların daha da artmasını umuyoruz. Gençlerimizin bu noktada daha fazla inisiyatif alması çok önemli. ‘Siz yeter ki adım atın, desteğiniz bizden’ diyoruz. Yatırım, üretim, istihdam odaklı bir çalışma hayatı aynı zamanda Türkiye Yüzyılı hedeflerimizin de temelini oluşturuyor. Bu sebeple yatırımın, üretimin önündeki tüm engelleri kaldırmak adına çalışmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
‘İŞKUR ARACILIĞIYLA 4 MİLYON 719 BİN 597 GENÇ İŞE YERLEŞTİRİLDİ’
Bakan Işıkhan, Türkiye’de genç işsizliğinin önlenmesi ve genç istihdamını artırmak için İŞKUR’un aktif iş gücü hizmetleriyle iş ve meslek danışmanlığı sistemini etkin bir şekilde kullandıklarını vurgulayarak, “15-24 yaş aralığındaki 4 milyon 719 bin 597 genç, İŞKUR aracılığıyla işe yerleşirken, 1 milyon 843 bin 710 genç mesleki eğitim kursları ve işbaşı eğitim programları gibi aktif iş gücü hizmetlerinden yararlandırılarak mesleki beceri ve nitelik kazandı. 5 milyon 416 bin 290 gencimiz ise bireysel danışmanlık hizmeti alarak kariyer planlamalarını yaptı. İş Kulüpleri aracılığıyla eğitimlerde 184 bin 856 gence iş arama motivasyonu ve yöntem desteği de sağlandı” dedi.
‘HEM MESLEK ÖĞRENDİLER HEM DE TECRÜBE KAZANDILAR’
Bakan Işıkhan, öğretimde, istihdamda veya eğitimde olmayanlara (NEET) yönelik çalışmalara ilişkin de “Gençlerimizin etkili danışmanlık hizmeti almaları ve İŞKUR faaliyetlerinden yararlanmaları amacıyla kuruma kayıtlı 15-24 yaş aralığındaki gençlere yönelik potansiyel NEET tespiti ve İş Avcılığı Danışmanlık Modeli de hayata geçirilerek etkin bir şekilde uygulanıyor. İş ve meslek danışmanlarımız geri planda potansiyel NEET bireyler için en uygun kurum hizmetlerini (açık iş, kurs, işbaşı eğitim programı vs.) belirliyor ve gençleri bu hizmetlerden haberdar ederek faydalanmalarını sağlıyor. Bu kapsamda; 2019 yılından 2024 Haziran dönemine kadar, İş Avcılığı Modeli ile yaklaşık 702 bin gence danışmanlık hizmeti verildi ve bu gençlerin 96 bin 551’i İŞKUR tarafından işe yerleştirildi. 38 bin 835 genç ise aktif iş gücü programlarından yararlandırılarak hem meslek öğrendi hem de mesleki tecrübe kazandı” ifadelerini kullandı.
]]>ENERJİ ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, “İletim sistemimizi genişletmek, artan ihtiyacı karşılayacak yeni yatırımları, kapsamlı yatırımları yapabilmek için önümüzdeki 10 yıl içerisinde yaklaşık 10 milyar dolarlık bir yatırım hedefimiz var” dedi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Ankara’da düzenlenen, Dünya Bankası Türkiye Enerji Dönüşümü Çalıştayı’na katılarak, Dünya Bankası yöneticileri ve enerji sektörünün temsilcileriyle bir araya geldi. Bakan Bayraktar, Türkiye’nin 2053 yılına kadar karbon nötr bir ekonomi olma hedefine ilişkin değerlendirmede bulundu. Bayraktar, bu hedef doğrultusunda yenilenebilir enerji kapasitesini artırmak, enerji verimliliğini en etkin şekilde uygulamak ve nükleer enerjinin yanı sıra kritik madenlerin de rolünü güçlendirmek istediklerini söyledi. Bayraktar, “Barajların üzerindeki alanları değerlendirerek yüzer GES’lerle toplam kurulu gücümüzü arttırmayı hedefliyoruz. Burada önümüzdeki 10 yıl için daha net ve somut bir hedef ortaya koyacağız. Hedefler için mutlaka şebekelerin ihtiyaç duyduğu yatırımları da yapmamız gerekiyor. Burada bizim karşı karşıya olduğumuz birkaç zorluk var. Bunların en başındaki husus, sistem işletmesinin, yani bizim elektrik işletim sistemimizin sağlıklı bir şekilde bu kadar yenilenebilir kaynağı sisteme katarken, doğru bir şekilde yönetilmesi ve bunun güçlendirilmesi ihtiyacı. Bu anlamda iletim sistemimizi genişletmek, artan bu ihtiyacı karşılayacak yeni yatırımları, kapsamlı yatırımları yapabilmek için de önümüzdeki 10 yıl içerisinde yaklaşık 10 milyar dolarlık bir yatırım hedefimiz var. Dolayısıyla daha güçlü bir iletişim şebekesinin sahibi olan bir Türkiye, aynı zamanda komşularıyla elektrikli iletim bağlantı kapasitesi daha artmış bir ülke. Bugün Gürcistan’da bizim 700 megavatı bulan bir enterkonneksiyonumuz var; ama komşularımızla mevcut kapasiteleri mutlaka artırmamız lazım. Avrupa yönünde mutlaka Bulgaristan’la ve Yunanistan’la olan mevcut enterkonneksiyon kapasitemizi daha da arttırmamız lazım. Dolayısıyla bir taraftan enterkonneksiyon kapasitesi artmış, iletim şebeke yatırımları, genişleme yatırımları artmış bir Türkiye’den bahsediyoruz” dedi.
‘TÜRKİYE’NİN ÇOK CİDDİ BİR POTANSİYELİ VAR’
Uluslararası Enerji Ajansı Elektrik 2024 Raporunu değerlendiren Bayraktar, “Rapora göre kritik ham maddelere olan talep küresel ölçekte 2030 yılına kadar bugünkü ihtiyacının iki katına çıkacak. Ama eğer biz küresel anlamda net sıfır emisyonu hedefliyorsak, 2030 yılına kadar bu talep yaklaşık üç katına çıkacak. Dolayısıyla böyle bir artan talebi karşılayacak bütün küresel anlamda artan bu talebi karşılayacak kaynakları da doğru bir şekilde ortaya koymamız gerekiyor. Bu anlamda Türkiye’nin çok ciddi bir potansiyeli var. Çok yakın bir zamanda biz Türkiye’de, Eskişehir Beylikova’da önemli bir nadir toprak elementi rezervi bulduk. Bunun en hızlı şekilde, en doğru şekilde ekonomiye kazandırılması sadece Türkiye için değil küresel ölçekte enerji dönüşümüne önemli katkılar yapacak” dedi.
Bayraktar, binalarda, tarımda, ulaştırmada ve birçok farklı sektörde enerji verimliliğinde ciddi bir potansiyel olduğuna dikkat çekerek, “Türkiye olarak biz bu konuda bakanlık olarak özellikle bu işin koordinasyonundan sorumlu kurum olarak 2024-2030 yıllarını kapsayan bir ulusal enerji verimliliği eylem programı tanımladık. Burada adeta her sektörde hangi alanlarda ne kadarlık bir iyileştirme yapacağımızı ifade ettik. Buna göre Türkiye’nin bu süre içerisinde yaklaşık 20 milyar dolarlık bir yatırım ihtiyacı var, bir yatırım hedefi var. Bunun sonucunda da Primer enerjide yüzde 16’lık bir tasarruf ve dolayısıyla enerji yoğunluğunu iyileştirme ve aynı zamanda yaklaşık 100 milyon tonluk bir karbon emisyonundan da kaçınma gibi bir sonuç ve hedefle karşı karşıyayız. Dolayısıyla enerji verimliliği konusu bizim büyük bir dikkatle üzerine eğileceğimiz, yine burada uluslararası finansal kuruluşlarla birlikte iş birliği yapacağımız önemli alanlardan bir tanesi” değerlendirmesinde bulundu.
]]>TARIM ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen Entegre ve Kontrollü Ürün Yönetimi (EKÜY) Projesi ile üreticiler, ilaç kalıntısı bulunmayan temiz ve kaliteli yaş meyve ve sebze üretiyor. Kalıntısız üretim yapan üreticilerin bahçelerine ise sembolik olarak mavi bayrak asılıyor. İzmir Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Şahin, “Tatilde plajlardaki mavi bayrağı gördüğünüzde belli standartlarının üzerinde temizliğe sahip olduğunu biliyorsanız, sera ve örtü altında yapılan bu bayrak çalışmasıyla da bu alanlarda kontrolü bir üretimin yapıldığını anlıyorsunuz” dedi.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ‘Tarladan sofraya güvenilir gıda’ misyonu doğrultusunda yürütülen Entegre ve Kontrollü Ürün Yönetimi (EKÜY) Projesi ile üreticiler, ilaç kalıntısı bulunmayan temiz ve kaliteli yaş meyve ve sebze üretiyor. Kalıntısız üretim yapan üreticilerin bahçelerine ise sembolik olarak ‘mavi bayrak’ asılıyor. Projenin başladığı 2010-2024 yılları arasında domates, biber, patlıcan, hıyar, şeftali, kiraz, erik, üzüm, mandalina, çilek, incir ve ayvada toplamda 10 bin 3 üreticiyle 186 bin 705 dekar alanda kalıntısız ürün üretildi. 2024 üretim sezonunda ise Türkiye’de 234 bin 64 dekar alanda üretim yapan 8 bin 468 üreticinin, İzmir’de 8 bin 540 dekar alanda üretim yapan 755 üreticinin bahçesine mavi bayrak asıldı.
‘İZMİR’DE BAŞLAYAN PROJE TÜM ÜLKEYE YAYILDI’
EKÜY Projesi bakanlıkta başlamadan, İzmir’de 2008-2009 yıllarında benzer bir projenin uygulanmaya başlandığını belirten İl Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Şahin, “Sonrasında bu ülke genelinde yayılmaya başladı. Türkiye’nin birçok noktasında özellikle örtü altı üretimi başta olmak üzere birçok üretim dallarında EKÜY Projesi yönetimi çerçevesinde üretimler yapılıyor. İzmir’de 2008 yıllarında başlayan bu proje daha sonrasında Bakanlığın tüm ülkeyi kapsayacak şekilde bir projesi haline geldi. Şu anda İzmir, proje içinde Türkiye’deki en önemli illerden biri. Hıyar, domates ve birçok sebze grubunda devam ediyor” dedi.
‘İZMİR’DE 755 ÜRETİCİ İLE 8 BİN 540 DEKAR ALANDA PROJE UYGULANIYOR’
Projenin İzmir’de 2010 yılında 6 ürün, 218 üreticiyle başladığını aktaran Şahin, 2010-2024 arasındaki geçen süre içerisinde hem üretici sayısı hem de ürün çeşitliğinin arttığını söyledi. Şahin, 2024 yılı üretim sezonunda, İzmir’de 755 üreticiyle 8 bin 540 dekar alanda projenin uygulandığını kaydetti. Üreticilere sertifika ve ürünlerinin ambalajının dışında yapıştırabilecekleri etiketleri verdiklerini aktaran Şahin, “Amacımız üreticiyi korumak. Çünkü üretici olmasa, sıkıntı yaşarız. Ama sadece üretici tarafında değil, tüketicinin rahatlıkla bu ürünlerin ulaşılabilir olması lazım. Ulaşırken de ürünün üzerinde nerede, hangi kimyasalın ne zaman kullanmış olduğunu bilmesi lazım” diye konuştu.
‘MAVİ BAYRAK, TEMİZ VE GÜVENİLİR GIDA ÜRETİMİNİN SEMBOLÜ OLDU’
Bahçelere asılan mavi bayraklarla ilgili konuşan Şahin, “Tıpkı plajlarda olduğu gibi temiz ve güvenilir gıdaya, kontrolü bir üretime sahip olduğunu gösteren bir bayrak. Bunun için üreticilerimiz çok ciddi gayret sarf ediyorlar. Bakanlığımızın tüm mensupları alınan bir numuneden kötü bir sonuç çıkmaması için de denetimlerini yapıyorlar. Bakanlığımızın EKÜY sistemi içerisinde ürünlerin etiketli, takip edilebilir, izlenebilir olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Tatilde plajlardaki mavi bayrağı gördüğünüzde belli standartlarının üzerinde temizliğe sahip olduğunu biliyorsanız, sera ve örtü altında yapılan bu bayrak çalışmasıyla da bu alanlarda kontrolü bir üretimin yapıldığını anlıyorsunuz. Bayrak, doğru kimyasalın doğru zamanda uygulandığı ve kalıntı bırakmaksızın üreticilerimizden tüketicilerimize ulaştığını belirten bir sembol” dedi.
‘ÇOCUKLARIMIZIN GÖNÜL RAHATLIĞIYLA YİYEBİLECEĞİ ÜRÜNÜ YETİŞTİRMEYE GAYRET EDİYORUZ’
Bahçesine mavi bayrak asılan üretici Yusuf Baş (51), “1997-98 yılında örtü altı seracılığa başladım. İyi tarım uygulamasına da yaklaşık 10 senedir devam etmekteyim. İyi tarım uygulamasını yaparken ürettiğimiz alandan çocuklarımızın gönül rahatlığıyla yiyebileceği ürünü yetiştirmeye gayret ediyoruz. Halkımızın kalıntısız, sağlığı için uygun şeyler yemesi için gayret ediyoruz. Ruhsatsız ilaç, hormon kullanmıyoruz. Mevsiminde üretim yapıyoruz. 15 dekar kapalı alanda üretim yapıyorum. Burada üretim yapanların çoğu bilinçli. Bayilerdeki ruhsatlı ilaçları, gübreleri kullanıyorlar. Sayımızın daha çok artmasını, halkımıza sağlığı için ne uygunsa onları kullanmasını tavsiye ederim” diye konuştu.
]]>Kuzeydoğu Anadolu Kalkınma Ajansı (KUDAKA) tarafından yapılan bir sektörel araştırmada, Oltu Taşı’nın ürün haline getirildikten sonra satışı ile ilgili süreçteki üretici – müşteri ilişkileri ortaya koyuldu. Araştırmanın sonuç kısmında süreçlerden birincisinin doğrudan satış olarak ifade edilen üreticinin kendi üretim ya da satış noktasında müşteriye ürününü arz etmesi ve ikinci olarakta dolaylı satış yani; üreticiden aracı üzerinden müşteriye ya da satış noktasına olan satış şeklinde dile getirildi.
“Oltu Taşı kullanıcılarını eğitim seviyesi yüksek”
Oltu Taşı ürünleri tercih eden tüketiciler üzerine yapılan anket çalışmasında ilginç sonuçlara ulaşıldı. Araştırma verilerine göre; Oltu Taşı tüketicilerin eğitim düzeyinin yüksek (%44,97’si lisans, %25,44’ü lisansüstü, %18,93’ü lise ve %7,1’i ilkokul mezunu), çalışan kesim (%31,43 memur, %14,86’sı işçi) ve orta gelirli olduğu tespit edildi. Oltu Taşı ürünlerin satın alınma yöntemleri ile ilgili olarak müşterilerin çoğunluğunun bu ürünleri Erzurum kent merkezine bulunan satış noktasından (Oltu Taşı ürünler satan dükkanların bir arada bulunduğu mekan olan Taşhan; %48,73), Oltu ilçesinde bulunan ve içerisinde 37 satış mağazasının çalıştırıldığı Oltu Taşı ve Gümüşçüler Çarşısı’ndan (%39,09) ve son yıllarda oranı artmasına rağmen çok yetersiz bir biçimde internetten (%4,57) aldıkları belirlendi.
“İthal ürünler Oltu Taşı’nı zorluyor”
Araştırmada, Oltu Taşı ürünlerinin Erzurum ve yakın çevresi ile ülke çapında satışa sunulabildiği belirtilerek, “Ancak yerelde satış daha fazla olmasına rağmen ulusal ölçekte müşterilerin ürüne ulaşması doğrudan yereldeki satış noktalarından internet veya telefon üzerinden olmaktadır. Oltu Taşı ürünlerin yerel pazarda kendilerine yer bulmasının en önemli sebebi Oltu Taşı’nın Erzurum’a ait turistik değerinin olmasıdır. Ulusal pazarda ise bu ürünler üreticilerin ya da aracıların ürünleri bizzat kendilerinin Erzurum dışında satışları ile yer bulmaktadır. Türkiye genelinde oluşturulmuş bir bayilik sistemi ya da satış ağı bulunmamaktadır. Oltu Taşı ürünlerin satıldığı Taşhan, Oltu Taşı Gümüşcüler Çarşısı gibi toplu satış merkezlerindeki mağazalarda Oltu Taşı ürünlerin yanı sıra son yıllarda ithal gümüş takılar ve süs taşlarının yoğunlukla satıldığı görülmektedir.” denildi.
“Rus Taşı’na yönelik önlemler alınmalı”
Oltu Taşı satan yerlerde ürün çeşitliliğinin ithal ürünlerde fazla olması tüketiciyi bu ürünlere yönlendirdiği vurgulanan araştırmada, daha sonra şöyle denildi ” Gürcistan’dan getirilen ve fiziksel özellikleri ile Oltu Taşına benzeyen Rus Taşı’nın piyasada Oltu Taşı adıyla pazarlanması tüketicilerde güven sorunu oluşturmaktadır. Oltu Taşı’ndan ayırt edilmesi oldukça zor olan Rus Taşı ürünlerin piyasaya ucuz olarak sürülmesi gerçek Oltu Taşı ürünlerin tercih edilmesi önünde bir engel oluşturmaktadır. Orijinal ürünler için kalite ve fiyat standardizasyonuna yönelik bir sertifikasyon uygulanmamaktadır. Belirli bir standartta üretilip belirli kalitedeki ürünlerin sabit fiyat ile satılması garantisinin tüketiciye verilmesi açısından oldukça önemli olan sertifika uygulaması satış sonrası hizmetlerde tüketicinin muhatap bulması için de gereklidir. Oltu’da faaliyet gösteren Oltu Taşı Sanatını Geliştirme, Sanatkarlarını Koruma ve Kalkındırma Derneği Oltu taşının marka tescil belgesini almıştır.” – ERZURUM
]]>Yaş meyve sebze ihracatı yüzde 1’lik artışla 1 milyar 718 milyon dolar olurken, meyve sebze mamulleri ihracatı yüzde 20’lik yükselişle 1 milyar 42 milyon dolardan 1 milyar 290 milyon dolara ilerledi.
Türkiye’de 60 milyon ton taze meyve sebze üretildiği bilgisini veren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, 60 milyon ton üretimin katma değere dönüşmesi, üreticinin emeklerinin karşılığını alması için ihracatın üreticinin sigortası konumunda olduğunu, Türk lezzetlerini dünyanın dört bir tarafına ihraç ederek hem ülkeye döviz kazandırdıklarını hem de üreticilerinin emeklerinin karşılığını aldığını dile getirdi.
TURQUALITY, UR-GE ve Fuarlarla ihracat hedefine koşuyoruz
” Kiraz, ayva, incir, kayısı üretiminde dünya birincisiyiz” diyen Uçak, “Vişne, salatalık, kavun ve karpuz üretiminde 2.sırada, Elma, biber, mandalina ve domates üretiminde 3.sırada bulunuyoruz. Meyve sebze üretiminde ilk 5’te olduğumuz toplam 15 ürün bulunuyor. Meyve sebze mamullerinde turşu ihracatında dünya lideriyiz. Meyve suları, kurutulmuş ve dondurulmuş meyve sebze üretim ve ihracatında dünyanın en modern tesislerine sahibiz. Sürdürdüğümüz Turkish Fresh and Processed Fruits and Vegetables Cluster URGE Projesiyle 41 firmamızın kümelenerek ihracatımızı artırmasını hedefliyoruz. Ege İhracatçı Birlikleri bünyesindeki 6 gıda birliği ABD pazarına yönelik sürdürdüğümüz Turkish Tastes isimli TURQUALITY Projesi sayesinde ABD’de taze meyve sebze ve meyve sebze mamulleri ihracatında önemli başarılar elde ettik. Uzakdoğu ülkelerine ihracatımızı artırmak için 2024 yılında 4 fuara katılım sağlamış olacağız. İhracat rakamları bu çabalarımızın karşılığını aldığımızı, meyvelerini topladığımızı ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.
Tazede domates, mamulde elma suyu ihracat lideri
Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği’nin 2024 yılının ilk yarısında ihracatının yüzde 4’lük artışla 595 milyon dolardan 618 milyon dolara çıktığını vurgulayan Başkan Uçak şöyle devam etti; “Türkiye geneli taze meyve sebze ihracatında domates 256 milyon dolarlık ihracatla zirvede yer alırken, mandalina 170 milyon dolarla ikinci, kiraz 143,5 milyon dolarla en çok ihraç edilen üçüncü ürün oldu. Meyve sebze mamulleri ihracatında elma suyu 131 milyon dolarlık performansla birinci olurken, domates salçası 106 milyon dolar, biber turşusu 88 milyon dolar döviz kazandırdı.”
Yaş meyve sebzede Rusya, meyve sebze mamullerinde ABD en çok ihracat yapılan ülkeler oldu
Taze meyve sebze ihracatında Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ülke 436,5 milyon dolarla Rusya Federasyonu olurken, meyve sebze mamulleri ihracatında en çok ihracat yapılan ülkeler listesinin bir numarasında 209 milyon dolarlık tutarla Amerika Birleşik Devletleri yer aldı.
Taze meyve sebze ihracatında Irak’a ihracat yüzde 200’lük artışla 50 milyon dolarlak 200 milyon dolara çıkarken, üçüncü ülke 174 milyon dolarlık ihracatla Almanya oldu. Almanya, meyve sebze mamulleri ihracatında ise; 176 milyon dolarlık Türk lezzeti talebiyle adını ikinci sıraya yazdırdı. Meyve sebze ihracatında üçüncü büyük pazarımız 89 milyon dolarlık ihracatla İngiltere oldu. – İZMİR
]]>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Denizcilik Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan ocak-haziran dönemine ilişkin denizcilik istatistiklerini değerlendirdi. Türkiye’nin deniz ticaretinden daha fazla pay alması için çalışmalarını hız kesmeden sürdürdüklerini ifade eden Uraloğlu, 2024 yılı Haziran ayında limanlarda elleçlenen yük miktarının 43 milyon 703 bin 341 ton olarak gerçekleştiğini kaydetti. Bakan Uraloğlu, “Ocak-haziran döneminde limanlarımızda elleçlenen yük miktarı ise toplam 269 milyon 182 bin 694 tona ulaştı. Haziran ayında limanlarımızdan yurt dışı limanlarına giden yük miktarı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,9 azalarak 11 milyon 266 bin 49 ton olarak gerçekleşti” şeklinde konuştu.
Uraloğlu, yurt dışı limanlarından Türkiye’ye gelen yük miktarının ise bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 5,4 azalarak 20 milyon 920 bin 316 ton olarak gerçekleştiğini kaydederek, haziran ayında yurt dışı yük taşımalarının bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,5 azalarak 32 milyon 186 bin 365 ton olarak gerçekleştiğini belirtti.
En fazla yük 7 milyon 208 bin 517 ton ile Aliağa’da elleçlendi
Haziran ayında bölge liman başkanlıkları bazında en fazla yük elleçlemesinin 7 milyon 208 bin 517 ton yük ile Aliağa Bölge Liman Başkanlığı idari sınırlarında faaliyet gösteren liman tesislerinde gerçekleştiğini bildiren Uraloğlu, “Aliağa Bölge Liman Başkanlığını 7 milyon 4 bin 32 ton ile Kocaeli Bölge Liman Başkanlığı ve 5 milyon 539 bin 625 ile İskenderun Bölge Liman Başkanlığı takip etti” dedi.
Uraloğlu, haziran ayında limanlarda deniz yoluyla yapılan transit yük taşımalarının 5 milyon 933 bin 804 ton, kabotajda taşınan yük miktarının ise 5 milyon 583 bin 172 ton olarak gerçekleştiğini ifade etti.
“Limanlarda 758 bin 659 ton soya fasulyesi elleçlendi”
Uraloğlu, haziran ayında taşınan yük cinsleri bazında bir önceki aya göre en fazla artış gösteren yük cinsinin soya fasulyesi elleçlemesi olduğunu kaydederek, “Limanlarda 758 bin 659 ton soya fasulyesi yük elleçlemesi gerçekleştirildi. Bunu ham petrol ile briketlenmemiş taşkömürü yükleri izledi. Haziran ayında portland çimento 739 bin 238 ton ile limanlarımızdan yurt dışına gitmek üzere gemilerle en fazla taşınan yük cinsi oldu” dedi.
Portland çimentoyu motorin ve klinker yük cinslerinin takip ettiğini kaydeden Uraloğlu, ham petrol yük cinsinin yurt dışından gelen gemilerde en fazla taşınan yükler arasında ilk sırada yer aldığını, listede ham petrolün ardından briketlenmemiş taşkömürü ve motorin yük cinslerinin yer aldığını söyledi.
En fazla yük İtalya’ya taşındı
Uraloğlu, haziran ayında limanlardan deniz yolu ile yurt dışına gitmek üzere yapılan yüklemelerde en fazla yük taşımasının İtalya’ya gerçekleştirildiğini, bunu ABD ve İspanya’ya yapılan taşımaların takip ettiğini aktardı. Deniz yolu ile limanlara en fazla yükün Rusya’dan geldiğini belirten Uraloğlu, “Haziran ayında limanlarımızda elleçlenen 32 milyon 186 bin 365 ton yurt dışı yükün yüzde 7,7’si Türk bayraklı gemilerle taşındı. Türk bayraklı gemilerle taşınan yurt dışı yük miktarı 2 milyon 493 bin 685 ton ile bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 14,1 azaldı. Yabancı bayraklı gemiler ile taşınan yurt dışı yük miktarı ise 29 milyon 692 bin 680 ton ile bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 3,6 azaldı” dedi.
Uraloğlu, haziran ayında limanlarda elleçlenen konteyner miktarının ise geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,2 artışla 1 milyon 137 bin 388 TEU’ya ulaştığına işaret ederek, yılın ilk yarısında limanlarda elleçlenen konteyner miktarının da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11,2 artışla 6 milyon 781 bin 483 TEU’ya çıktığını belirtti. – ANKARA
]]>Sezona dönüm başı 60 bin lira ile başlayan karpuzun şu anda dönümü 35 bin liraya düştü. Dönüm başı 25 bin lira maliyeti olan karpuzun önümüzdeki günlerde tekrar yükselişe geçmesi bekleniyor. Karpuz üreticileri, Adana’nın güneşten yanmış karpuzlarını marketlerin ucuza sattığını, bunun da piyasayı düşürdüğünü söyledi.
Karaburç Mahallesi’nde karpuz üretimi yapan Mehmet Bilgiç, “Karpuz bu sene sezona iyi başladı. Tarlaları yüksek fiyata aldılar. Ama şu anda piyasa durgun, satış yok. Adana’nın güneş yanık karpuzları marketlere düştü. Marketler ucuz ucuz satıyor, piyasayı bozdu. Marketler ucuz alıyor ve kilosunu 9-10 liraya satıyor. Bizim piyasamızı çok düşürdü. Şu anda dönümler 30-35 bin liraya kadar düştü. Zaten maliyeti 25 bin lira. Sezona dönümü 50 bin ila 60 bin lira arasında başlamıştık. ‘Adana’da karpuz yandı’ dediler. Sonradan hızlı bir düşüş oldu. Şu anda biz kara karpuzları kırmaya başladık. Ala karpuzların bir haftası var. Bu ayın 15’i gibi toparlayacağını düşünüyoruz. 15-20’si gibi Bilecik tarafıyla burası çakışır. Adana biter, biz de umduğumuzu buluruz. Geçen sene fiyatlar daha hızlıydı. Bu yıl da hızlı başladı ama geçen seneye göre dökümler biraz daha iyi. Bir canlılık olacağını tahmin ediyoruz” dedi.
Kavun üreticisi memnun
Samsun’un Bafra Ovası’nda 9 bin 500 dönüm alanda ekimi yapılan örtü altı kavun hasadı da başladı. 25 Nisan’da ekimine başlanan örtü altı kavunun hasadına başlayan birçok üretici, işçi yevmiyelerinin bin 150 lira olması nedeniyle hasadı kendileri yapıyor. Pazarlama sorunu yaşamadıklarını söyleyen Bilgiç kardeşler, hava şartlarının iyi gitmesi nedeniyle rekoltenin yüksek olduğunu söyledi. Üretici Yunus Emre Bilgiç, “Bugün ilk kavunumuzu topluyoruz. Bafra kavunu şu an piyasaya çıktı. Fiyatlar kilosu 8,5-9 lira arasında. Ovada kavunlar çıkmaya başlayınca fiyatlarda da düşüş yaşandı. İleri ki günlerde fiyatların yükselmesini bekliyoruz” diye konuştu.
Üretici Yavuz Selim Bilgiç ise “25 Nisan’da ekilen örtü altı kavunumuzun şu anda ilk hasadını gerçekleştiriyoruz. Maliyetler ağır ama kazanılmayacak bir para değil. Fiyatlar bence normal. İşçi yevmiyeleri günlük bin 150 lira. Ailemiz kalabalık olduğu için böyle bir şeye genelde gerek duymuyoruz. Ekim, kazma vesaire bu tür şeyleri işçilerle yapıyoruz ama hasadı kendimiz gerçekleştiriyoruz. Bunun sulaması, bakımı ayrıyeten pazarlamasını kendimiz yapıyoruz. Pazarlama konusunda bir sıkıntımız yok. İstek üzerine malı topluyoruz, pazara çekmiyoruz yeri hazır, müşterisi bizi bekliyor. Hava şartlarından dolayı dökümler çok güzel. Geçen sene hava şartlarından dolayı pek bir şey elde edemedik. Geçen seneye göre bu sene pazarlaması daha güzel. Geçen sene böyle bir fiyat yoktu, daha kötüydü. Maliyetimiz var ama üstesinden gelinmeyecek bir maliyet değil. Kavun kazandıran bir mahsul. Karpuzla kıyaslanmayacak bir ürün. Karpuzu bir kere toplarsınız, kavunun 7-8 kere hasadı olur. Bafra kavununun lezzetli toprağından kaynaklanıyor. Dışardan gelen kavunlarla kıyaslarsak Bafra kavunu hem daha dayanıklı oluyor hem de daha şekerli oluyor. Yıllardır bu işin içindeyiz. Satışı olmazsa, pazarlaması olmazsa üretimi yapılmaz. Sevilmeyen malı da kimse almaz. Sevilen malı satıyoruz. Bafra’mızın adını da yürütmeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı. – SAMSUN
]]>Merkezefendi Kültür Merkezi’nde Denizli İhracatçılar Birliği’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen programa Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun, önceki dönem Ekonomi Bakanı ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı/Ekonomi İşleri Başkanı Nihat Zeybekci, Ticaret Bakan Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, Cumhuriyet Halk Partisi Denizli Milletvekili Şeref Arpacı, Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdürü Mehmet Ali Kılıçkaya, Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkan Vekili Fikret Kileci, Denizli protokolü, Denizli Platformu’na bağlı oda ve derneklerin başkanları, ihracatçı birlikleri başkanları, sanayiciler ve ihracatçı firmalar katılım sağladı.
DENİB İhracatın Yıldızları Ödül Töreni kapsamında altı farklı kategoride firmalarımıza plaketleri takdim edildi. 2023 yılında imalatçı bazında ilk 20 firma, Uşak’ta faaliyet gösteren imalatçı bazında ilk 3 firma, ihracatçı bazında 1 milyon dolar üzeri ihracat yapan ve sektöründe birinci 15 firma, 5 milyon dolar üzeri birim fiyat başına en çok ihracat değerine ulaşan firma, Dış Ticaret Sermaye Şirketi olarak en fazla ihracat yapan firma ve son olarak Birliğimize 2023 yılında üye olup en fazla ihracat gerçekleştiren firma ödüllendirildi.
İhracat şampiyonu olan firmaları kutlayan DENİB Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Memişoğlu, “2023 yılı Denizli geneli ihracatımız yüzde 10,8 oranında azalışla 4,2 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu noktada, ihracat daralmasında yaşanan jeopolitik gerilimler, küresel enflasyon ve enflasyonla mücadele için alınan önlemler, sıkı para politikaları, PMI ve İhracat İklim Endeksinin art arda eşik değer olan 50’nin altında seyretmesi, taleplerde daralma, özellikle hazır giyim/ev tekstilinin öncelikli sektör olmamasıyla tüketici tercihlerinin değişmesi ihracatı etkiledi. Denizli’den 2023 yılında 25 farklı sektör ve 3 bine yakın ürün grubunda 185 ülkeye ihracat gerçekleştirdik. Tekstil-Konfeksiyon sektörünün Denizli’nin toplam ihracatındaki payı 1,4 milyar dolar ile yüzde 33,3, kablo sektörünün payı 812 milyon dolar ile yüzde 19,4, bakır tel sektörünün payı 568 milyon dolar ile yüzde 13,6, tarım sektörünün payı 333 milyon dolar ile yüzde 7,9 ve son olarak doğal taş sektörünün payı 252 milyon dolar ile yüzde 6 olarak kayıtlarımıza geçti. Ayrıca, 2023 yılında yaş meyve sebze, kuru meyve, hububat sektörlerinde dikkat çekici ihracat artışları yaşandı. 2023 yılında Denizli’den en fazla ihracat yaptığımız ilk üç ülke İngiltere, ABD ve Almanya olarak sıralandı. Denizli yıl genelinde en fazla ihracat yapan il sıralamasında 9. sıradaki yerini korudu. Her sene 300’e yakın yeni ihracatçı, 1.700 aktif ihracatçı sayımız ile toplam üye sayımız 5 bine yaklaşmış durumda. Bu vesileyle tüm ihracatçılarımıza sağladıkları katkıdan dolayı teşekkürlerimi sunuyoruz. İmalatçı bazında ödül alan Seval Kablo, 8544 GTİP kodu ürün grubunda yalnızca ilimizde değil, Türkiye çapında da zirvede yer alıyor” dedi.
DENİB iletişim faaliyetleri yoğun bir şekilde sürüyor.
DENİB olarak 2023 yılının başından itibaren çeşitli iletişim faaliyetlerine ağırlık verdiklerini belirten Başkan Memişoğlu, “Birliğimizce hazırlanan ‘İhracat 101’ isimli dijital kitapçık, özellikle uluslararası yolculuklarına yeni başlayan ya da başlamak isteyen firmalar için kılavuz niteliği taşımakla beraber mevcut ihracatçı firmalarımızın ihtiyacı olabilecek çeşitli bilgi, mevzuat ve uygulamalara yer veriyor. Ayrıca, ihracata yeni başlayan, başlamak isteyen ya da mevcut ihracatını geliştirmek isteyenler için ilham niteliği taşıması adına üyelerimiz arasında farklı ihracat hikayeleri olan, değişik sektörlerde faaliyet gösteren firmalarla röportaj yaparak sosyal medya hesaplarımızda paylaşıyoruz. İletişim ve tanıtım faaliyetlerimiz çerçevesinde önde gelen sektörlerimize yönelik tanıtım filmlerimizin hem Türkçe hem de İngilizce versiyonlarını hazırladık. Tekstil-konfeksiyon, bakır tel-kablo-emaye bobin teli, doğal taş, makine ve tarım sektör filmlerine ek olarak Birliğimizi ele alan genel tanıtım filmi de üyelerimize sunuldu. Özellikle düzenlediğimiz alım ve sektörel ticaret heyetlerinde ve katılmış olduğumuz fuar organizasyonlarında ürünlerimizi ve ihracatımızı tanıtmak amacıyla filmlerimize etkin bir şekilde yer veriyoruz. Her sene temmuz ayı içerisinde ocak-haziran dönemini kapsayan 6 aylık veriler ile ocak ayı içerisinde bir önceki yılın genelini ele alan verileri derleyerek üyelerimize sunuyor, web sitemizde ve sosyal medya hesaplarımızda paylaşıyoruz. Doğal taş, tarım, bakır tel-kablo-emaye bobin teli, makine ve tekstil-konfeksiyon sektörlerine yönelik olarak düzenlenen değerlendirme raporlarında Türkiye’nin ve ilimizin ihracat rakamları, ülke bazlı rakamlar, sektörün toplam ihracatımızdan aldığı pay, sektörden ihracat yapan firma sayıları gibi veriler yer alıyor. Her ay yayınladığımız güncel ekonomi verileri bülteni ile de o ay içerisinde yayınlanan en güncel makroekonomik verileri üyelerimiz için derleyerek sosyal medya hesaplarımız, web sitemiz ve e-posta aracığıyla sunuyoruz” dedi.
Yurt dışı pazarlama, eğitim ve danışmanlık faaliyetlerimiz devam ediyor.
Alıcılarla bire bir temas kurulan fuar ve heyet organizasyonlarına aktif bir şekilde devam edildiğini belirten Başkan Memişoğlu, şöyle konuştu:
“Denizli İhracatçılar Birliği olarak 2023 yılından bu yana geçen 1,5 senelik zaman diliminde 13 farklı ülkeye 4 ticaret heyeti, 4 alım heyeti, 6 fuar katılımı ve 7 UR-GE heyeti olmak üzere 21 adet yurt dışı pazarlama etkinliği düzenledik. ‘İş Çevikliği’ mottosuyla 2024 yılına yeni formatıyla başlayan DENİB Akademi etkinliklerine Akademi Master, Akademi Junior, Akademi Girişimci ve Akademi Profesyonel olarak 4 ayrı kategoride programlarımıza devam ediyoruz. İlimiz ve ülkemiz ekonomisine katkı sağlayan ihracatçılarımıza teşekkürlerimizi sunuyorum, ödül alan firmalarımızı tebrik ediyorum”
“Aklımızla hareket etmemiz gerekiyor”
Ülke ekonomisi için ihracatın ödemine değinen TİM Başkanvekili Fikret Kileci de “Esas olarak bilmemiz gereken, ihracatın ve ihracatçının bu ülke için ne kadar önemli olduğunu hatırlamamız gerektiğidir. İhracatçı, bu ülkenin dışarıdaki yüzlerinden en önemlisidir. İhracatı ve ihracatçıyı önemli görmemiz gerekiyor. Dünya sancılı bir süreçten geçiyor. Mantıklı hareket ettiğimizde kazançlı çıkacağız. Bazı şeyleri dibe vurmadan göremeyiz. Daha önce daha iyi değerlendirmeler yaptık. Değişen dünyaya ayak uydurmamız gerekmektedir. Tekstil sektörü Türkiye’de yüzde 12, dünya genelinde ise yüzde 8 daraldı. Tekstil konusunda üretim gücü olan bir ülkeyiz. Yöntem ve sürece uyum sağlarsak en başarılı sektör olmaya devam edeceğiz. Aklımızla hareket etmemiz gerekiyor” diyerek başarılı firmaları kutladı.
“Ben değil biz anlayışında olmalıyız”
Yaşanılan zorluklara karşı birlik ve beraberlik vurgusu yapan Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu ise “Üreten şehirlerin ayakta kalmalarının en önemli göstergesi ihracattır. Hep beraber kurtuluşa inanarak emek harcayan herkesi kutluyorum. Üretmek isteyen kim varsa kapımız sonuna kadar açık. Katma değerin artması için elimizden geleni yapacağız. Tarım ve hayvancılık da büyük önem taşıyor. Bu anlamda da mücadele etmemiz gerekiyor. Üreticinin girdi maliyetleri artmaktadır. İhracat farklı ülkelere kaymaktadır. Merkezi hükümetin bu anlamda adım atması gerektiğine inanıyoruz. Herkesin yüzünün güldüğü, ‘ben’ değil ‘biz’ diyen bir toplum olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.
“Sizlere minnettarız”
“Canla başla çalışan, refahı artıran herkese çok teşekkür ediyorum” diyen Ticaret Bakan Yardımcısı Özgür Volkan da konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Bakanlık olarak katkı sağlamak adına refahı yükseltmek için çalışmalarımız sürüyor. Artan ihracatımız sayesinde küresel yoldaki önemimizi bir üst seviyeye taşıyoruz. Ülkemiz hedefine emin adımlarla ilerlemektedir. Son 10 yılda yüzde 5.4 oranında büyüyerek önemli bir adım attık. İhracatımızdaki artış, ithalattaki düşüş açığımızı kapatmaya devam ediyor. Başarı hepimizindir. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ediyoruz. Dünya pazarlarında başarıyla rekabet ederek Türkiye’yi başarıyla temsil ediyorsunuz. Biz de elimizden gelen desteği vermeye devam ediyoruz. Denizli’nin katkıları örnek bir tablo ortaya koymaktadır. 680 milyondan 2.4 milyar dolara çıkararak ülkede 9. sıradadır. 2352 ihracatçımız var. İhracat, ithalatı yüzde 180 ile karşılamaktadır. Bakanlığımızın destekleriyle üretkenlik sağlayan şirketlerimiz adından söz ettirmektedir. Küresel firmalar haline gelmektedir. Küresel tedarik zincirinden Denizlili üç firmamız yararlandı. Sayının artmasını istiyoruz. 11 URGE projemiz var. Fuar destek ödemeleri de gerçekleştirdik. E-ihracat desteklerimizi de sürdürüyoruz. 12 firma Denizli’de yararlanmakta. Denizli, 177 ülkeye ihracat yapmaktadır. Tüm dünya ülkelerine girebilmesi için desteklerimiz sürecek. Ülkemizin ekonomik kalkınmasında önemli bir kılavuzsunuz. Sizlerin gayreti ülkemizin kalkınmasını sağlamaktadır. Bu nedenle sizlere minnettarız”
Konuşmaların ardından DENİB bünyesinde Denizli ve Uşak’ta faaliyet gösteren ihracat şampiyonu 41 firmaya ödülleri protokol üyeleri tarafından takdim edildi. – DENİZLİ
]]>Kastamonu’da “Kırsal Kalkınma Destekleri” çerçevesinde, 2024 yılında Kastamonu İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün destekleriyle hazırlanan 312 proje, Tarım ve Orman Bakanlığınca kabul edildi. Kabul edilen projelerden makine ekipman desteklerinde hazırlanan 299 projeye 79 milyon 660 bin TL ve ekonomik yatırımlar desteklerinde hazırlanan 13 projeye 71 milyon 210 bin TL olmak üzere toplamda 312 projeye 151 milyon TL hibe desteği sağlandı.
Tarım ve Orman Bakanlığının hibe desteğiyle alınan makine ve ekipmanlar Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinde dağıtımları gerçekleştirildi. Taşköprü Belediyesi Sosyal Tesisleri bahçesinde düzenlenen törende çiftçilere, makine ve ekipmanları dağıtıldı.
“68,5 milyar dolar tarımsal hasıla ile Türkiye, Avrupa’da birinci, Dünya’da da ilk 10 ülke arasında bulunuyor”
Törende konuşan Kastamonu Valisi Meftun Dallı, “Gıda, insanoğlunun en stratejik ihtiyacıdır. Her şeyden önce gıda gelmektedir. Taşköprü de başta sarımsak olmak üzere diğer ürünlerle de ilimizin tarımsal üretimine çok ciddi katkılar veren bir ilçemiz. Döven ile harman sürmüş, karasaban ile tarla sürmüş bir neslin artık son temsilcileri oluyoruz. O günleri gördükten sonra şu anda vatandaşlarımızın hibe olarak bakanlığımızın de destek verdiği makinelerin ne kadar önemli olduğunu, nereden nereye geldiğimizi son derece idrak edebiliyoruz. İnşallah çok daha iyi olacaktır. Taşköprü’de dağıttığımız makinelerin 45 milyon lirası hibe oluyor. Bütün bu dağıttığımız makinelerin çiftçilerimize hayırlı olmasını ve üretimlerini daha da arttırmalarını temenni ediyorum. Tarım ve Orman Bakanlığımızın da açıkladığı üzere 68,5 milyar dolar tarımsal hasıla ile Türkiye, Avrupa’da birinci sırada yer alırken dünyada da ilk 10 ülke arasında bulunuyor. Bu son derece gurur verici. Gıda, hem temini hem de sağlıklı bir ürün tüketimi olarak aslında bir milli güvenlik konusu haline gelmiştir. Kendi kendine yetiyor olmak bir ülke için son derece önemli bir noktadır. Bununla da ne kadar gurur duysak azdır. Elbette bunun sürdürülebilir olması için de makineleşme son derece önemlidir. Bundan sonraki yıllarda da Tarım ve Orman Bakanlığımız inşallah desteğiyle bizlerin de çabalarıyla daha güzel işler yapılacağına inanıyorum” dedi.
“Dışarıdan sık sık saman alınıyor gibi kirli siyasete kesinlikle alet olmamamız gerekiyor”
Programda konuşan Kastamonu Milletvekili Halil Uluay ise, “Devletimizin son yıllarda bu geliştirmiş olduğu hibe destekleriyle hem tarımımız gelişmekte hem göçün önüne bir nebze de olsa geçilmekte. Bu sayede soframıza gelen tarım ürünlerinin de maliyeti bir nebze olsa düşmektedir. Sık sık ‘dışarıdan saman alıyor, yok un alıyoruz, buğday alıyoruz’ gibi kirli siyasete kesinlikle alet olmamamız gerektiğini en iyi çiftçilerimiz biliyor. Çünkü öncelikle biz, gerek devletimizin destekleriyle gerekse çiftçilerimizin özverili çalışmalarıyla kendi yiyeceklerimizi, kendi hayvanlarımıza yetecek kadar besin bitkisini kendi kaynaklarımızla üretiyoruz” diye konuştu.
“Çiftçilerimizin bu aletleri kullanmaları sonucunda verimliliğin arttırılması önemli”
Kastamonu Milletvekili Serap Ekmekci de, “Kastamonu’nun istediğimiz ekonomik seviyeye gelmesi için kırsal kalkınmanın çok önemli olduğunu ya da en önemli aktörün bu olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden Bakanlığımıza, Tarım İl Müdürlüğümüze özverili çalışmaları sebebiyle teşekkür ediyorum. Ürünlerimiz çok kıymetli, gerek sarımsak gerekse diğer tarımsal ürünlerimiz çok kıymetliler. Bunların daha verimli halde üretilmesi ve pazarlanabilmesi için tarım uygulamalarının da buna yönelik olması gerekiyor. Bence en büyük etken burada da modern tarım tekniklerinin uygulanarak tarımda verimliliğin arttırılması, çiftçilerimizin modernizasyon dediğimiz tarım aletlerini ulaşımlarının gerek hibelerle gerek diğer desteklerle desteklenmesi ve çiftçilerimizin bu aletleri kullanmaları sonucunda da verimliliğin arttırılması önemli. İyi tarım uygulamaları ile de çevreci ve sürdürülebilir tarım politikalarının da bizim hedeflerimizin arasında olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“Soğuk hava deposunun Taşköprü’ye kazandırılmasını ümit ediyorum”
Taşköprü’nün önemli bir tarım kenti olduğuna vurgu yapan Taşköprü Belediye Başkanı Hüseyin Arslan ise, “Taşköprü, dünyaca ünlü sarımsağıyla ön plana çıkan bir bölgemiz. Tarım üretiminde önemli handikaplarımız bulunuyor. Bunların da giderilmesi gerekiyor. Bunlar giderilse daha önemli katkılar sunacak bölgemiz için. İlk öncelikle bunlardan bir tanesi toplulaştırma konusudur. Bu, çiftçilik ve tarımda rekabet açısından son derece ciddi bir kayba yol açıyor. Önemli ölçüde tarla parselleri verimsiz halde kaldığı, tarımda rekabeti yakalayamadığımızı ortaya koyuyor. Üzerinde durmamız gereken diğer konu da özellikle bölgemizde soğuk hava deposunun hayata geçirilmesidir. Bu konuda sarımsak bizlerin için en kıymetlisi oluyor. Çünkü 96 köyümüzün ve 3 bin 500 civarında ailemizin ürettiği sarımsağı özellikle fazla bir kayba uğramadan pazara sunulacağı ve rekabetimizin ve verimliliğimizin artacağı noktasında fikirlerimi daha önce ifade etmiştim. İnşallah bu konuda bakanlığımızın ve milletvekillerimizin destekleriyle soğuk hava deposunun Taşköprü’ye kazandırılması konusunda mesafe alırız diye ümit ediyorum” şeklinde konuştu.
“Bu yıl 312 projemizin tamamı kabul edilerek 150 milyon lirasını hibe olarak dağıtacağız”
Tarım ve Orman İl Müdürü Bekir Yücel Tanrıkulu da yapılan desteklerle ilgili bilgi vererek, “2006 yılından beri hem Kastamonu genelinde hem de Taşköprü’de makine dağıtım desteklemeleri çiftçilerimiz tarafından rağbet görmektedir. Özellikle 2024 yılına kadar olan desteklemelerde 250 milyon liraya yakın projede yüzde 50 hibe desteğiyle 125 milyon lira katkı sağlamışken, bu yıl 312 projemizin tamamı kabul edilerek 300 milyon liralık proje tutarının 150 milyon lirasını inşallah çiftçilerimize hibe olarak dağıtacağız. 2024 yılı içerisinde Taşköprü’de 110 çiftçimize 205 makine dağıtımı gerçekleştirildi. Yaklaşık 45,5 milyon lira hibemiz olacak, bunların proje tutarı da 90 milyon lira civarındadır. Şimdiden çiftçilerimize dağıtacağımız makinelerin hayırlı olmasını temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.
Öte yandan program çerçevesinde, Taşköprü’de 110 çiftçiye 215 adet makinelerinin teslimi yapılarak, projelerin uygulama süreci tamamlandığında çiftçilere 46 milyon TL hibe ödemesi gerçekleştirilecek. – KASTAMONU
]]>TÜRKİYE İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Hak-İş) ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) bir araya gelerek, asgari ücret, emekli maaşı, çalışan ücretleri ve vergi adaletsizliğine ilişkin talepleri içeren 10 maddelik bildiri açıkladı.
Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan ve DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türk-İş’te bir araya gelerek ortak açıklama yaptı. Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, ülke olarak bir ekonomik krizden geçildiğini belirterek, “Bundan 14 ay evvel kamuda Hak-İş’le beraber bir toplu iş sözleşmesi yaptık. Kamuoyunun tamamına yakınının memnun olduğu yüzde 90 oranında zammın bulunduğu bir ücret alındı. Zaman zaman ‘Odacının maaşı müdürü geçti, çöpçü öğretmeni geçti’ gibi meselelerle 1 ay boyunca muhatap olduk. Aradan 14 ay geçti, ekonomik yönden darmadağın olduk. Baktığınız zaman o dönemde bizim fazla aldığımızı söyleyen kesimler, şu anda kamuda öyle ücret dengesizlikleri var ki iki misline yakın ücret alıyorlar. 17 bin lirayla bırakın bir ayı bir hafta geçinme şansınız yok. Hala ‘ülkemizde asgari ücret fazladır, asgari ücret 10 sene önce şöyleydi’ gibi konuşmalar var. Bunları konuşmak anlamsız, ayıp ve günahtır. Tablo ortada, alınan paralar ortada ve marketlerde, raflarda olan fiyatlar da ortada” dedi.
‘BİZİM ÜZERİMİZDEN ELLERİNİ ÇEKSİNLER’
Depremin, savaşın, pandeminin maliyetini bildiklerini vurgulayan Atalay, “Fakat kötü bir ekonomik yönetimde bu maliyetleri de biz ödüyoruz. Düşünün enerji sektöründe 20 yıldır çalışan bir işçi 25 bin ile 30 bin arasında bir ücret alıyor. Patronuna sorduğunuz zaman ‘bu ücret yüksek bir ücret, bu ülkede çok rahat geçinilebilecek bir ücret’ diyor. ‘Allah size nasip etsin’ demek istiyorum; ama beddua etmek istemiyorum. Ülkemizde yüzde 20’lik bir kesim refah içinde yaşıyor, bedelini ise yüzde 80’lik bir kesim ödüyor. Özel sektördeki patronlar, kazandıkları para ve karları ortada. Ona rağmen 10 yıllık, 20 yıllık bir işçiye 10-15-20 bin lira parayı çok görüyorlar. Bunlar bizi köle zannediyorlar. Bu meseleyle ilgili üzerimize ne düşüyorsa noksansız yapmak zorundayız. Bu meseleyi emekçinin üstüne, dar ve sabit gelirlinin üstüne yıkmanın anlamı yok. Kemeri sık, faizi arttır, vergiyi yükselt, ‘bahşişten vergi nasıl alırım’ onun yoluna bak. Böyle bir yetkiyi bundan önceki Maliye Bakanı’na versen o da yapardı. Bizim üzerimizden ellerini çeksinler. 17 bin liranın ekonomiyi düzeltmeyle ilgili bir alakası yok. Bir yerde ekonomik kriz varsa orada huzur yoktur.”
‘ÜCRETLİLERİN PAYI AZALIYOR’
Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, makroekonomik göstergelere bakıldığı zaman büyüyen bir Türkiye’nin görüldüğüne dikkat çekerek, “Kişi başına düşen milli gelirler 13 bin dolara çıktı TÜİK’in rakamlarına göre. Üretim çarkları devam ediyor. Özel sektörde pek çok şirket 3 vardiya çalışıyor. Büyüme de devam ediyor, ihracat artıyor, işsizlik azalıyor. Bütün bu makroekonomik veriler ışığında çalışanların, emek hareketinin, dar gelirlinin, asgari ücretlinin tablosuna bakıldığında ise büyümeye rağmen, Gayrisafi Milli Hasıladaki artışa rağmen ücretlilerin aldığı pay artmıyor, azalıyor. Bu çerçevede bakıldığı zaman asgari ücretle çalışanların oranı da artıyor. Türkiye’de refahın adil paylaşımıyla ilgili tersine bir gidiş söz konusu. Seçim sonrası sadece bizim konfederasyonda 5 bin işçi işini kaybetti. Bunlar hiçbir suçları yokken, hiçbir cezai işlem uygulanmadan tamamen belediye başkanlarının inisiyatifiyle çıkarılıyor. Bu işten çıkarmalar bizi son derece üzüyor. Muhalefet partilerinin söyledikleri ve yaptıkları arasında ciddi fark var. Ekonomik kriz varsa işçiyi çıkartmak çözüm değildir, yeni istihdam üretmek çözüm olur. İşten çıkarmalara son verilmesini istiyoruz” dedi.
10 MADELİK BİLDİRİ
DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, 3 konfederasyonun imzası bulunan 10 maddelik taleplerinin yer aldığı bildiriyi okuyarak, şöyle dedi:
“Ücretlerin vergilendirilmesinde mevcut sistem ve tarife çalışanları mağdur ediyor. Vergi sistemi yeniden yapılandırılmalı. Çalışanlar üzerindeki doğrudan ve dolaylı vergiler azaltılmalıdır. Ücretleri düşük tutarak bunu sağlayamazsınız. İşçi, memur ve emekli maaşları TÜİK’in hesaplamalarına göre artırılıyor. Yaşanan enflasyonla açıklanan enflasyon arasında büyük bir fark var. Henüz zamlar ücretlere yansımadan elektriğe yüzde 38 zam yapıldı. Asgari ücret acilen artırılmalıdır. Çalışanların neredeyse yarısı asgari ücret seviyesinde ücret almaktadır. İstisnai olması gereken asgari ücret artık ortalama ücret haline geldi. Ülkedeki yüksek enflasyon sebebi, sermayenin bitmek bilmeyen kar hırsıdır, dar gelirli işçiler değildir. Enflasyonu düşürmek için işçilerden fedakarlık beklenemez. İşçiler enflasyonun sebebi değil mağdurudur. Kamuda ücret dengesizliğine son verilmeli. En düşük emekli aylığı asgari ücret seviyesinde olmalı. Milyonlarca emekli, asgari ücretin çok altında aylık alıyor. Emekli aylıkları hesaplanırken büyüme tümüyle hesaba katılmalıdır. Sendikal örgütlenmenin önündeki haklar kaldırılmalı. 696 KHK’nin kapsamı dışındaki taşeron işçiler kadroya alınmalıdır. Bu işçiler sürekli kadroya geçirilmeli ve kamuda taşeron işçi statüsüne son verilmelidir. Tasarruf tedbirleri gerekçesiyle çalışanların hakları aşındırılmamalı. Tasarruf adı altında işçinin emeğinin karşılığı olarak hak ettiği ücretten kesintiye gidilmesi ve sosyal haklarının azaltılması kabul edilemez. İnsan onuruna yakışan bir çalışma için mesleki hastalıkları azaltan ve çalışma şartlarını iyileştiren bir sistem oluşturulmalıdır. Çalışma hayatında ayrımcılık son bulmalıdır.”
]]>Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası (MATSO) Başkanı Seydi Tahsin Güngör, kent ekonomisinin en önemli gelir kaynağı olan turizme yönelik faaliyet gösteren Oda üyelerini ziyaret ederek talep ve sorunlarını dinledi.
Ziyaretlerde; Oda üyeleri turizm sezonunun yarısını tamamlamalarına rağmen, işlerinde geçen yıla göre büyük oranda düşüş yaşadıklarını ve maliyetlerini çıkarmakta zorlandıklarını belirtti. Programlar sonrası açıklama yapan Başkan Güngör, turizm sezonunun rekor sayıda bir turist beklentisi ile başladığını, ancak sezonun ortasına gelinmesine rağmen bunun gerçekleşmediğini belirterek, doluluk oranlarının yüzde 70 seviyelerinde kaldığını söyledi. Güngör, konaklama tesislerinin tam doluluğa ulaşamaması sebebiyle turizmcinin sıkıntılı bir sezon geçirdiğini dile getirdi.
“Antalya’nın en önemli sektörü turizm”
Manavgat’ta kent ekonomisinin en önemli gelir kaynağının turizm olduğuna dikkat çeken Başkan Güngör, “Kentimizin öncü sektörü bacasız sanayi turizmdir. Turizm sektöründe konaklama tesislerinin yeterince dolu olmaması, turizme hizmet veren diğer sektörleri de negatif yönde etkilemektedir. Turizm sezonunun yarılanmasına rağmen tesislerin doluluk oranlarının yetersiz olması, bölgedeki turizme yönelik olan tüm sektörleri olumsuz etkiliyor” diye konuştu.
“Beklenen rakamların yakalanamamasının çok sayıda nedeni var”
Turizm sezonunun ortasında olmasına rağmen konaklama tesislerinde yeterince doluluk sağlanamamasının birçok nedeni olduğunu belirten Başkan Güngör, “Konaklama tesislerinde yeterince doluluk sağlanmasının sebep olan birçok faktör bulunmaktadır. Avrupa Futbol Şampiyonası nedeniyle özellikle Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi vatandaşı tatillerini erteledi veya iptal etti. Avrupa’nın büyük tur operatörlerinden olan Alman FTI şirketinin iflas etmesi nedeniyle birçok turist tatillerini başka ülkelere kaydırması da bölgemize olumsuz yansıdı. Diğer bir neden ise Yunan adalarına kapı vizesinin açılması ile adalara düzenlenen turların maliyet açısından cazip gelmesi nedeniyle yerli turistlerin yunan adalarını tercih etmesi oldu” dedi.
Diğer bir nedenin ise yüksek enflasyondan kaynaklandığını belirten Güngör, “Döviz kurunun turizmciyi kurtaracak seviyelerde seyretmemesi fiyatlarımızın yüksek kalmasına neden olmaktadır. Bu durum ülke bazında rakip turizm destinasyonları ile rekabet şansımızı azaltmaktadır” diye konuştu.
Konaklama tesislerinde yeterinde doluluk oranları sağlanamaması nedeniyle turizme yönelik çalışan işletmelerin de etkilediğini ifade eden Başkan Güngör, “Turizme yönelik iş yapan üyelerimiz, işlerinin geçen yıllara göre büyük oranda düştüğünü belirtti” şeklinde konuştu. Turizmdeki işletmelerin ülke ekonomisine sağladığı katkının büyük önem taşıdığını da ekleyen Güngör, bu işletmelerin ülke ve kent ekonomisi için hayati önem taşıdığını kaydetti.
“Turizmciye yönelik destek paketi talebi”
Başkan Güngör, konuşmasını şu şekilde tamamladı: “Devletimizin tasarruf tedbirleri aldığını biliyoruz, ancak turizm sektöründe faaliyet gösteren üyelerimiz sezonun kötü geçtiğini belirterek, destek talebi konusunda Odamıza talepte bulunuyor. Turizm işletmelerine finansal erişim sağlayacak destek paketi çıkarılması başta olmak üzere; vergi indirimi ve SGK ödemelerinde kolaylık sağlanması gerektiğini düşünüyoruz.” – ANTALYA
]]>Elazığlı iş kadını Prof. Dr. Yasemin Açık, son dönemlerde çıkan haberlere ilişkin açıklamalarda bulundu. İftira kampanyasının bir grup tarafından yürütüldüğünü aktaran Prof. Dr. Açık, “Bugüne kadar kıymetli babamın hatırasını incitmemek, annemi, ağabeylerimi, tüm ailemi bu gündemden uzak tutmak ve saygınlığımızı zedelememek için sessiz kaldım. Fabrikanın kuruluş aşamasından günümüze kadar yapılan tüm iş ve işlemler yasalara uygun olarak yapıldı. Karalama kampanyasını yürütenler ile ilgili hukuki sürecin başlatıldı. Cumhuriyet tarihi boyunca Doğu Anadolu Bölgemize yapılmış en büyük özel sektör yatırımlarından biri olarak memleketim Elazığ’a kazandırdığımız fabrikamız ile ilgili son dönemde sistematik bir şekilde iftira, saldırı ve karalama kampanyası yürütülmektedir. Bir grup tarafından yürütülen bu asılsız suçlamalar karşısında, kıymetli babamın hatırasını incitmemek, annemi, ağabeylerimi, tüm ailemi bu gündemden uzak tutmak ve saygınlığımızı zedelememek için bugüne kadar sessiz kaldım. Ancak uzun zamandır kamuoyu önünde maruz kaldığım bu iftiralar karşısında şahsıma, aile itibarımıza ve kurumumuza daha fazla zarar verilmesinin önüne geçmek adına artık sessiz kalamayacağımı anladım ve bu açıklamayı yapmam zaruri hale geldi. Doğup büyüdüğüm, akademisyen olarak binlerce öğrenci yetiştirdiğim, bir sivil toplum gönüllüsü olarak başta kız çocuklarına ve kadınlara katkı sağlamak için gece-gündüz çalıştığım memleketim Elazığ ile ilgili en büyük hayallerimden biri, şehrin ekonomisine ve hemşehrilerimin sosyal yaşamına, istihdamına katkı sağlayabilmekti. Bu hayali gerçekleştirebilmek için 2012 yılında yola çıktım. Doğu Anadolu Bölgesi’nde girişimci bir kadın olarak yığınla sorunu ve bariyeri aşmak zorunda kalmama rağmen bir an bile yılmadım. Devletimiz, yatırım yapanı ve istihdam sağlayanı teşvik etmek için Elazığ dahil birçok yerde bedelsiz arsa tahsisi yaparken, biz fabrikanın kurulduğu alanı devletimize ücretini ödeyerek aldık. Mera vasfı bulunmadığından dolayı tahsisi kaldırılmış, bir dağın taşlık yamacında bulunan, yolu, suyu, elektriği olmayan bu arazide, doğup büyüdüğüm topraklara vefa borcumu ödemek amacıyla fabrikamızı kurduk. Kamunun sağladığı hiçbir imkan ve teşvikten yararlanmadık ama pek çok yatırımcı gibi bu yatırımı yüzde 100 öz kaynakla yapmak mümkün olmadığından sanayi alanına yapılacak bu yatırımın bir kısmında banka kredisi kullandık. Halen taşeronlar dahil 500 kişiye istihdam sağlayan, tedarikçilerimiz, paydaşlarımız ve aileleriyle birlikte yaklaşık 10 bin kişinin hayatına dokunan fabrikamızda tüm zorlukları göğüsleyerek aralıksız olarak üretmeye, çalışmaya devam ediyoruz. Fabrikamızın kuruluş aşamasından günümüze kadar geçen süreçte, hiçbir zaman ve hiçbir konuda hukuksuzluk, kanun ve kurallara aykırı herhangi bir işlem, kayırma ya da haksızlık olmamıştır. Tüm iş ve işlemler, kanunlara, kurallara, vicdana, adalete, hak ve hukuka uygun bir şekilde ve sosyal sorumluluk anlayışıyla yürütülmüş, ilgili kurumlardan ve bakanlıklardan tüm yasal izinler olması gerektiği şekilde ve sırasıyla alınmıştır. Kuruluş aşamasında olduğu gibi günümüzde de tüm denetimlerden başarıyla geçmekteyiz” diye konuştu.
“Ülkemizin hazinesine çok ciddi katkılar sağladık”
Bugüne kadar mali yükümlülükler kapsamında zamanında ve kuruşu kuruşuna vergi ödediklerini dile getiren Prof. Dr. Açık, “Hammadde saha harçları, devlet hakkı payları, primler, hibeler ile ülkemizin hazinesine çok ciddi katkılar sağladık. Daha geçtiğimiz ay kazandığımız ihracat şampiyonluğu ödülü ile ülkemizin cari açığının azalmasına destek olmanın gururunu yaşadık. Sadece şahsımı değil, aynı zamanda binlerce kişinin hayatına dokunan fabrikamızı ve yerel ekonomiyi de hedef alan bu karalama kampanyasına rağmen bundan sonra da yılmadan yolumuza devam edeceğiz. Şirketlerimizden hakkı olmadığı halde pay elde etmek için şimdiye kadar uyguladığı pek çok yöntemde ve açtığı davalarda haksız olduğundan dolayı sonuç alamayan kardeşim ve beraberindekilerin halihazırda yürüttüğü bu yakışıksız kampanyaya, ‘çamur at izi kalsın’ mantığıyla ve yalan iddialarla hakkımda açıklama yapanlara karşı her türlü adli ve hukuki süreç başlatılmış, tüm bilgi ve belgeler de ilgili mercilerle paylaşılmıştır. Kamuoyunun ve kamuoyu oluşturma potansiyeli olan vicdan sahibi kişilerin bu konudaki gerçek dışı ve dezenformasyon içeren asılsız iddiaları ciddiye almayacağına olan inancımız tamdır” diye konuştu. – ELAZIĞ
]]>TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay, HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan ve DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ücretler üzerindeki vergi yükü ve enflasyonla mücadele başta olmak üzere çalışma hayatının gündemindeki konulara ilişkin ortak basın toplantısı düzenledi.
Toplantıda bir konuşma gerçekleştiren TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay, ülke olarak bir ekonomik krizden geçtiklerini belirterek, “Bundan 14 ay evvel kamuda HAK-İŞ’le beraber bir toplu iş sözleşmesi yaptık. Kamuoyunun tamamına yakının memnun olduğu yüzde 90 oranında zammın bulunduğu bir ücret alındı. Zaman zaman sizlerin bir hafta sonra televizyonlarda ve gazetelerde ‘odacının maaşı müdürü geçti, çöpçü öğretmeni geçti” gibi meselelerle 1 ay boyunca muhatap olduk. Aradan 14 ay geçti, ekonomik yönden darmadağın olduk. Baktığınız zaman o dönemde bizim fazla aldığımızı söyleyen kesimler, şu anda kamuda öyle ücret dengesizlikleri var ki iki misline yakın ücret alıyorlar” açıklamasında bulundu.
Çalışma hayatında birçok sıkıntının olduğunu bunlardan birinin de asgari ücret olduğunu dile getirerek, “17 bin lirayla bırakın bir ayı bir hafta geçinme şansınız yok. Hala ülkemizde asgari ‘ücret fazladır, asgari ücret 10 sene önce şöyleydi’ gibi konuşmalar var. Bunları konuşmak anlamsız, ayıp ve günahtır. Tablo ortada, alınan paralar ortada ve marketlerde, raflarda olan fiyatlarda ortada bu meselede 3 sendika başkanı olarak depremin maliyetini biliyoruz, savaşın maliyetini biliyoruz, Covid’in maliyetini biliyoruz. Fakat kötü bir ekonomik yönetimde bu maliyetleri de biz ödüyoruz.
Kamuda ve özel sektörde verilen ücretlerin yeterli olmadığını dile getiren Atalay, “Düşünün enerji sektöründe 20 yıldır çalışan bir işçi 25 bin ile 30 arasında bir ücret alıyor. Patronuna sorduğunuz zaman ‘bu ücret yüksek bir ücret, bu ülkede çok rahat geçinilebilecek bir ücret’ diyor. ‘Allah size nasip etsin’ demek istiyorum ama beddua etmek istemiyorum. Ülkemizde yüzde 20’lik bir kesim refah içinde yaşıyor bedelini ise yüzde 80’lik bir kesim ödüyor” ifadelerini kullandı.
HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, yaptığı konuşmada ise makroekonomik göstergelere bakıldığı zaman büyüye bir Türkiye’nin görüldüğünü dile getirerek, “Kişi başına düşen milli gelirlere 13 dolara çıktı TÜİK’in rakamlarına göre. Üretim çarkları devam ediyor. Özel sektöre pek çok şirket 3 vardiya çalışıyor. Büyüme de devam ediyor, ihracat artıyor, işsizlik azalıyor. Bütün bu makroekonomik veriler ışığında çalışanların, emek hareketinin, dar gelirlinin, asgari ücretlinin tablosuna bakıldığında ise büyümeye rağmen, Gayrisafi Milli Hasıladaki artışa rağmen ücretlilerin aldığı pay artmıyor azalıyor. Bu çerçevede bakıldığı zaman asgari ücretle çalışanların oranı da artıyor. Türkiye’de refahın adil paylaşımıyla ilgili tersine bir gidiş söz konusu” şeklinde konuştu.
Arslan, Belediye işçilerinin de sorunlarına değinerek, “Seçim sonrası sadece bizim konfederasyonda 5 bin işçi işini kaybetti. Bunlar hiçbir suçları yokken, hiçbir cezai işlem uygulanmadan tamamen belediye başkanlarının inisiyatifiyle çıkarılıyor. Bu işten çıkarmalar bizi son derece üzüyor. Muhalefet partilerinin söyledikleri ve yaptıkları arasında ciddi fark var. Ekonomik kriz varsa işçiyi çıkartmak çözüm değildir yeni istihdam üretmek çözüm olur. İşten çıkarmalara son verilmesini istiyoruz” ifadelerine yer verdi.
DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu ise enflasyonunun sebebinin sabit gelirli olmadığını, asgari ücrette artış yapılması gerektiğini ifade etti. Çerkezoğlu, üç konfederasyonun taleplerinin yer aldığı ortak bildirisindeki 10 maddeyi de şu şekilde özetledi:
“Ücretlerin vergilendirilmesinde mevcut sistem ücretleri mağdur ediyor. Vergi sistemi yeniden yapılandırılmalı. Çalışanlar üzerindeki doğrudan ve dolaylı vergiler azaltılmalıdır.
Ücretleri düşük tutarak bunu sağlayamazsınız. İşçi, memur ve emekli maaşları TÜİK’in hesaplamalarına göre artırılıyor. Yaşanan enflasyonla açıklanan enflasyon arasında büyük bir fark var. Henüz zamlar ücretlere yansımadan elektriğe yüzde 38 zam yapıldı.
Asgari ücret acilen artırılmalıdır. Çalışanların neredeyse yarısı asgari ücret seviyesinde ücret almaktadır. İstisnai olması gereken asgari ücret artık ortalama ücret haline geldi. Ülkedeki yüksek enflasyon sebebi sermayenin bitmek bilmeyen kar hırsıdır, dar gelirli işçiler değildir. Enflasyonu düşürmek için işçilerden fedakarlık beklenemez. İşçiler enflasyonun sebebi değil mağdurudur.
Kamuda ücret dengesizliğine son verilmeli. Kamuda ücret farkı hat safhada. Buradaki ücret dengesizliği sona erdirilmeli.
En düşük emekli aylığı asgari ücret seviyesinde olmalı. Milyonlarca emekli, asgari ücretin çok altında aylık alıyor. Emekli aylıkları hesaplanırken büyüme tümüyle hesaba katılmalıdır.
Sendikal örgütlenmenin önündeki hakların kaldırılması: Mevzuatımızda yer alan düzenlemelere rağmen sendika üyesi olan işçilerin topluca işten çıkarılmasının önüne geçilmelidir.
696 KHK’nin kapsamı dışındaki taşeron işçiler derhal kadroya alınmalıdır. Bu işçilerin sürekli kadroya geçirilmesi ve kamuda taşeron işçi statüsüne son verilmelidir.
Tasarruf tedbirleri gerekçesiyle çalışanların hakları aşındırılmamalı. Tasarruf adı altında işçinin emeğinin karşılığı olarak hak ettiği ücretten kesintiye gidilmesi ve sosyal haklarının azaltılması kabul edilemez.
İnsan onuruna yakışan bir çalışma için mesleki hastalıkları azaltan ve çalışma şartlarını iyileştiren bir sistem oluşturulmalıdır.
Çalışma hayatında ayrımcılık son bulmalıdır.” – ANKARA
]]>“BUNLAR BİZİ KÖLE SANIYOR”
Basın toplantısında ilk konuşmayı yapan TÜRK-İŞ Başkanı Ergün Atalay’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle; “Şu an bir ekonomik kriz yaşıyoruz. Bu kriz ne 94 krizine, ne 2001 krizine, ne de 2008 krizine benzemiyor. Yaşanan ekonomik kriz öncekilere benzemiyor, asgari ücretle 1 ay değil 1 hafta geçinme şansınız yok, dayanma gücümüz kalmadı.
TÜİK’in açıkladığı rakamları kamuoyu gerçekci bulmuyor ve rakamlar piyasayla özdeşmiyor. Ülkemizde yüzde 20’lik kesim refah içinde yaşıyor, bedelini yüzde 80 ödüyor. Geçmişte kamuda ücretler yüksekti, normal bir ücret alıyordu. Şimdi kamu en düşük duruma düştü. Ama maalesef özel sektördeki patronlar, kazandıkları para ve kârları ortada. Ona rağmen 10 yıllık 20 yıllık bir işçiye 10-15-20 bin lira parayı çok görüyorlar. Bunlar bizi köle sanıyorlar. İşçiyi maraba zannediyor. Bizim üzerimizden ekonominin düzelmesinin şansı yok. Bizim üzerimizden ellerini çeksinler.”
CHP VE DEM PARTİLİ BELEDİYELERE ELEŞTİRİ
Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ) Başkanı Mahmut Arslan’ın açıklamaları ise şöyle: “Biz rekabet ediyoruz ama temel sorunlarda bir araya gelme mecburiyetimiz var. Belli konularda birleşmiş olmamız çok kıymetli. Makro ekonomi göstergelerine bakarsak olumlu bir seyir var. Üretim çarkları devam ediyor. Özel sektörde pek çok şirket üç vardiya çalışıyor. İşsizlik azalıyor. Peki emek hareketinin tablosu ne? Büyümeye rağmen emekçilerin milli gelirden aldığı pay azalıyor.
Maalesef en kolay iş, işten çıkarmalar. Muhalefet partilerindeki belediyelerden işten çıkarmalara son vermelerini istiyoruz. Refahın adil dağılımını gerçekleştirmek için yapılacak ilk iş sendikal örgütlenme önündeki engellerin kaldırılmasıdır.”
“GELİR VE VERGİ DAĞILIMI ADALETLİ OLSUN”
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu da şunları kaydetti; “Hepimizin yarattığı değer bu ülkede yaşayan 85 milyon rahatça yaşamasına yeter. Yeter ki kaynaklar adil dağıtılsın, gelir ve vergi dağılımı adaletli olsun. Demokrasinin olmadığı yerde emeğin hakkı olmaz. İşçi sınıfı başta olmak üzere bütün toplumsal kesimlerin seçimden seçime değil hayatın her alanında söz hakkına sahip olduğu bir ülkede bu sorunu çözebiliriz.
Emekten yana bütün siyasi partileri omuz omuza mücadeleye davet ediyoruz ve insan onuruna yakışan bir zam istiyoruz. Ortak açıklama metninde, asgari ücretten vergiye çalışmaya hayatına dair 10 başlık altında topladığımız konular yer alıyor. Yaşadığımız bu tablo tesadüfen ortaya çıkmış değil. Ülkeyi yöneten siyasi iktidarın siyasal ve sınıfsal tercihlerinin bir sonucudur.
Gerçek bir demokrasiyle bu sorunların üstesinden gelinebilir. Emeğine ekmeğine sahip çıkan herkesin, bütün sendikaları, emeğin yanında olan bütün siyasi partileri memlekete sahip çıkmak için herkesi yan yana omuz omuza mücadeleye davet ediyoruz.”
Çerkezoğlu, üç konfederasyonun ortak bildirisinde yer alan 10 maddeyi şöyle anlattı:
1- Vergide adalet: Ücretliler için gelir vergisi tarifesinin ilk dilimi 110 bin TL olarak belirlenmiştir. 2002 yılında brüt asgari ücret asgari ücretin 17 katıydı. Günümüzde 5 katına kadar gerilemiştir. Yılda 1,5 aylık ücretini vergi olarak ödemektedir. İşçinin eline geçen net tutar azalmaktadır ve refahının düşmesine neden olmaktadır. Vergi sistemi gelir adaleti göz önünde bulundurularak yeniden tasarlanmalıdır.
Ayrıntılar geliyor…
]]>Tüfekçi, AA muhabirine, fabrikada üretilen teknolojik ürünlerin dönüşümünün sağlanması ve maliyet optimizasyonunun geliştirilmesine yönelik AR-GE projelerine odaklandıklarını ifade etti.
PV fabrikası ve AR-GE merkezinin, Çin dışında dikey entegrasyon uygulanan tesis olarak öne çıktığını dile getiren Tüfekçi, ham maddeden son ürüne kadar üretimin fabrikada gerçekleştirildiğini anlattı.
Tüfekçi, 4 yıl önce faaliyete geçen merkezde 100’ün üzerinde mühendisin istihdam edildiğini belirterek, şöyle konuştu:
“Yüksek lisans ve doktoralı çalışanlarımız da var. Burada güneş modüllerinin uygulandığı sahalarla ilgili yapılan yenilikçi çalışmalar mevcut. Teknolojik çalışmalara 4 yıl içerisinde yaklaşık 25 milyon dolarlık bir yatırım, bir AR-GE harcaması gerçekleştirdik. Burası, ham maddeden ürüne tüm aşamalarıyla ilgilenen bir AR-GE merkezi. Temel odağımızla ürettiğimiz ürünlerde yerlileştirme ve dışa bağımlılığı azaltma üzerine çalışmalarımız var. Güneş panellerinin üretiminde ilk olarak kullanılan ingot denilen ham maddenin tohumlarını artık burada üretiyoruz. Bu materyali yerlileştirdik. Bu noktada Çin’e bağımsızlığımız azaldı. Hem yerlileştirme sağlıyoruz hem de panel malzemelerini üreten bir ekosistem yaratıyoruz.”
Yerlileştirme kapsamında AR-GE merkezinin katkısıyla panel yerliliğinin yüzde 70’ten yüzde 90’a ulaştığına dikkati çeken Tüfekçi, fabrikanın kuruluş amacının Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) projesine ekipman sağlamak olduğunu bildirdi.
Tüfekçi, “Konya Karapınar’daki dünyanın 5’inci büyük, Avrupa’nın en büyük güneş enerjisi santralinin yapımıyla tedarik çalışmalarını yürüttük. Kapasitemizi doldurmakla birlikte geçen yıl ve bu yıl ihracat gerçekleştirdik. Özellikle ABD pazarındaki regülasyonlara uygun üretim yapabiliyoruz. Avrupa pazarında Çin ürünlerine uygulanan bir yaptırım yok. Dolayısıyla Avrupa’da çok rekabetçi olduğumuzu söyleyemeyiz.” değerlendirmesinde bulundu.
AR-GE merkezinde verimlilik başta olmak üzere bir çok testin de gerçekleştirildiğini vurgulayan Tüfekçi, güneş enerjisi sistemlerinin 30 yıla yakın performans gösterdiğini kaydetti.
Tüfekçi, güneş enerjisi teknolojilerinin Türkiye genelinde kullanımında çeşitliliğe gittiğini belirterek, şunları kaydetti:
“Güneş panellerinde verimlilik kadar önemli olan bir unsur da güneş panellerinin kalitesi. Garanti süresinin uzun olması ve yatırımcının da yüksek performans alabilmesi noktasında kalite ön plana çıkıyor. 30 yıllık bir süreç içerisinde farklı hava koşulları oluşabilir. Dayanıklılık çok önemli bir unsur. Paneller örneğin 25 milimetre büyüklüğündeki standart dolu örneği ile test edilir. Bizim panelimiz 45 milimetrelik dolu testinden geçen bir panel. Aynı zamanda yüksek ışınıma dayanım testlerinden geçen bu paneller ürün açısından kalitesi ile öne çıkıyor.”
Tarımda kullanılan güneş enerjisi sistemleri üzerinde çalışmaların devam ettiğini, bu projelere küresel ve yerel boyutta katkı sağladıklarını ifade eden Tüfekçi, sözlerini şöyle tamamladı:
“Türkiye’de tarım GES uygulamaları devam ediyor. Tarımsal uygulamayla ilgili bizim yürüttüğümüz uluslararası bir proje var. Yaklaşık 5 milyon avro bütçeli tarım uygulamalarıyla ilgili bir projenin uluslararası koordinatörü olarak görev yapıyoruz. İspanya, Fransa, Polonya gibi ülkelerde pilot uygulamaları olacak. Türkiye’de de var tabii, koordinatör olduğumuz için. Uluslararası çalışmalar neticesinde aldığımız deneysel ve pilot sonuçları asıl uygulamalara dönüştüreceğiz.”
]]>Sadece Van halkı tarafından değil, çevre il ve İranlılar tarafından da tercih edilen Van Ferit Melen Havalimanındaki uçak sefer azlığı büyük sıkıntılara ve tepkilere sebep oluyor. Bölgede artan seyahat talebine karşılık veremeyen ve sadece sefer azlığı değil, havalimanının yetersizliği, Türkiye’nin en yüksek iç hat bilet fiyatları ile gündeme gelen Van, bayram tatili ve Kültür Bakanlığı festivali süresince yaşanan uçuş iptalleri ve rötarlarıyla da bölge halkını zora sokuyor. Van’ın yanı sıra çevre illerin de yükünü alan, İran ve Iraklıların da batı şehirlerine gitmek için tercih ettiği Van Ferit Melen Havalimanı, 9 günlük festival için Van’a gelmek isteyenlere en büyük engeli oluşturdu.
Konuyla ilgili açıklamada bulunan Van Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Nayif Süer, kentteki uçak sefer sayılarının, her geçen günü arattığını ifade ederek, bu durumun Van için bölge için ve Türkiye için üzücü bir durum olduğunu söyledi. Hem uçak seferlerindeki azalma, hem bilet fiyatlarının yüksekliğinin vatandaşlara sıkıntı yaşattığını anlatan Süer, “Hastamız oluyor farklı illere götüremiyoruz. Van’ın 3 ay yazı var. Van’ı ziyaret etmek, tatillerini Van’da geçirmek isteyen halkımız var. İl dışında olan Vanlılar var, ama maalesef bırakın Van’ı, biz artık bölgedeki herhangi bir ile bilet bulamıyoruz. Keşke Van’da havalimanı olmasaydı. Çünkü eskiden insanlar araçlarıyla, imkanlarıyla farklı illere gidebiliyorlardı ama şimdi insanlar günlerce bilet bulamıyor. Ben aileme bilet bulamadım ama uçağa bindim. Baktım ön koltuklar boştu. Niye bu koltuklar boş gidiyor? Yolda mı yolcu alacaklar? Ben bunu anlamıyorum. Ayrıca Irak’ta, İran’da bizim dostlarımız, tanıdıklarımız var. Van’da birkaç gün geçirdikten sonra Van üzerinden farklı illere gitmek istiyorlar ama onlar da uçaklarda yer bulamıyorlar. Yine ülkemizin farklı illerinden gelip Van’a yatırım yapmak isteyen, Van’da yatırımı olan insanlar var. Onlar da zorlanıyorlar. Hakikatten Vanlılar, bölgede işi olanlar zor durumda kalıyorlar. Onun için Ulaştırma Bakanlığı yetkilerinin acilen buna bir çözüm bulması lazım” dedi.
Van’da geçtiğimiz günlerde düzenlenen ve 9 gün süren festivale il dışından katılımın olmadığına dikkat çeken Süer, “10 gün boyunca Van’da bir festival düzenlendi. İl dışındaki insanlar gelmek istediklerini, bu etkinliğe katılmak istediklerini ama maalesef gelemediklerini söylüyorlar. Bu şehre bir festival organize edilmiş, ama dışarıdan gelmek isteyenler yer bulamıyor, gelemiyor. Bu üzücü bir durum. Belki vekiller ya da siyasiler istedikleri zaman uçak bileti bulabiliyorlar ama ben Van Ticaret Borsası Başkanı olarak aileme bile bilet bulamadım. Biz Vanlılar çok sıkıntı yaşıyoruz. Buna bir çözüm bulsunlar” ifadelerini kullandı.
“Festivalde kendimiz çaldık, kendimiz oynadık”
Dünyayı etkisi altına alan 2020 yılındaki salgın sebebiyle, Van’da uçak seferlerinin azaltıldığını, aradan geçen 4 yıla rağmen uçak sefer sayılarında artışa gidilmediğine dikkat çeken TÜRSAB Doğu Anadolu Bölgesel Yürütme Kurulu Başkanı Cevdet Özgökçe ise Van’ın yıllardır bu konuda sancılı olduğunu söyledi. Yaşanan bu sıkıntıyı defalarca gündeme getirdiğini ancak bir netice alamadığını vurgulayan Özgökçe, “Bir festival yapıldı ama festivali sadece Van halkı görebildi. Deyim yerindeyse kendimiz çaldık, kendimiz oynadık. Bu festivaller 16 ilde yapılıyor. Geri kalan 15 ilde yapıldığında; o şehir festival boyunca nefes alıyor, esnaf para kazanıyor, bir ticari döngüsü oluyor. Ama maalesef bizde böyle bir hareketlilik olmadı. Bunun tek sebebi de uçak sefer sayılarımızın yetersizliği ile ilgili oldu. Çünkü metropol şehirlerden insanlar Van’a gelemedi. Biz bu konuda çok yoğun telefonlar aldık. Van’a gelmek isteyenler oldu ama uçakta yer bulamadıklarını söylediler. Uçaklarda yer bulamadıkları için ve ilave uçak seferleri bırakılmadığı için festival sönük bir şekilde geçti” dedi.
“Uçak sefer sayılarından dolayı otellerimiz sinek avlıyor”
Van’ın İran’dan, Irak’tan ve komşu illerden yoğun misafir aldığına vurgu yapan Özgökçe, “İlimizin nüfusu yaklaşık 2 milyon. Böylelikle o insanlar Van üzerinden metropol şehirlere uçuyorlar. Yaklaşık 4 yıldır bazı günler 10, bazı günler ise 11 sefer uçaklarımız var. Van gidişli ve Van dönüşlü uçaklara baktığınızda yaklaşık 30- 40 güne kadar uçaklarda yer yok. Yer olanlarda ise, çok fahiş fiyatlara bilet bulabiliyorsunuz. Komşu illere baktığınızda günü birlik uçuşlarda yer var ve neredeyse bizim üçte birimize insanlar uçabiliyor. Bugün Avrupa’nın birçok kentine İstanbul’dan, İzmir’den ya da Antalya’dan 2 bin 500 – 3 bin TL’ye insanlar uçarkenk, biz acil durumlarda 7-8 bin TL’ye Van’a bilet bulamıyoruz. Bu konuda ciddi anlamda sıkıntı çekiyoruz. Siyasi aktörlerimiz bu konuda şu ana kadar aktif bir rol alamadılar. Turizmde en büyük ulaşım imkanımız uçaktır. Uçak bulamayınca biz kültür turları yapamıyoruz, grupları getirip gönderemiyoruz. Artık insanlar rahata alıştı. Zaman insanlar için çok değerli. İnsanlar bu sıcakta otobüslere binmek istemiyorlar. Uçak sefer sayıları ile ilgili ciddi anlamda bu şehir sıkıntı yaşıyor. Hastalar, hasta yakınları, yatırımcı gidip gelemiyor. Taziyesi, düğünü olan insanlar gidip gelemiyor. Ben gün içerisinde yaklaşık 200 telefon alıyorum. Hastamız var, düğünümüz var deyip yer bulmamı isteyen insanlar var. Bu konuda iş yapamıyoruz, iş hacmimiz düştü. Sezonun pik dönemi ama otellerimiz yüzde 25 doluluk oranında. Antalya, İzmir İstanbul’da, Karadeniz’de otellerde yer bulamazken bizim otellerimiz sinek avlıyor. Yani ağlanacak bir haldeyiz. Sivil havacılık ve Türk Hava Yolları’nın yetkililerine sesleniyoruz. Lütfen artık sesimizi duysunlar. Bu şehir bunu hak etmiyor. Van turizm kenti ve turizm anlamında çok zengin bir değere sahip bir şehir ama uçak olmadığı için biz insanları bu tarafa getiremiyoruz. Bu konuda yetkililere sesleniyoruz” diye konuştu. – VAN
]]>Türkiye’nin ihracatına en büyük katkıyı sağlayan ikinci bölge konumundaki Ege Bölgesi, Ticaret Bakanlığının faaliyet illerine göre ihracat istatistiklerine göre Haziran ayında 3 milyar 23 milyon dolar dövizi Türkiye’ye kazandırdı. Ege Bölgesi’nin 2023 yılı haziran ayındaki ihracatı 3 milyar 470 milyon dolar olmuştu. Ege Bölgesi’nin ihracatı haziran ayında yüzde 13 kan kaybetti ve ihracattaki kayıp derinleşti.
Ege Bölgesi illerinden İzmir, Muğla ve Afyonkarahisar 2024 yılının ilk yarısında, 2023 yılının aynı dönemine göre ihracatlarını artırmayı ya da korumayı başarırken, Ege Bölgesi’ndeki diğer iller 2023 yılı ihracat performanslarının gerisinde kaldı.
İzmir’in 6 aylık ihracatı 11,6 milyar dolar
Ege Bölgesi’nin ihracatını domine eden İzmir 1 milyar 555 milyon dolarlık ihracatla Ege Bölgesi ihracatının yüzde 51,5’luk dilimini tek başına gerçekleştirdi. Ege’nin incisi İzmir, 2024 yılının ilk yarısını 11 milyar 665 milyon dolarlık ihracatla geride bıraktı.
Kimya sektörü 162 milyon dolarlık ihracatla İzmir’de en çok ihracat yapan sektör olurken, Hazırgiyim ve konfeksiyon sektörü 100 milyon dolarlık ihracatla İzmir’de en çok ihracat yapan ikinci sektör olmayı başardı. Otomotiv endüstrisi sektörü 66 milyon dolarlık ihracatla zirvenin üçüncü basamağında yer buldu.
Manisa’nın ihracatı yüzde 23 geriledi
Şehzadeler şehri Manisa, Haziran ayında Ege Bölgesi’nde 540,5 milyon dolarlık ihracat performansı ortaya koydu. Manisa, İzmir’den sonra Ege Bölgesi’nde en çok ihracat yapan ikinci şehir olmayı sürdürdü.
Manisa’nın ihracatında elektrik-elektronik sektörü 146 milyon dolarlık tutarla açık ara lider olurken, iklimlendirme sektörü 46 milyon dolar, otomotiv endüstrisi 44 milyon dolar ihracat yaparak ilk üç sektör arasında yer aldı. Manisa’nın 6 aylık ihracatı 2 milyar 895 dolar olarak kayıtlara geçti. 2023 yılının ilk yarısında 3 milyar 753 milyon dolarlık ihracat yapan Manisa’nın ihracatı 2024 yılının ilk yarısında yüzde 23 eridi. Manisa, Ege Bölgesi illeri arasında ihracatı en çok düşen il oldu.
Denizli’nin ihracatında hazırgiyim ve konfeksiyon sektörü liderliğini sürdürdü
Ev tekstilinde Türkiye’nin ihracat merkezi konumunda olan Denizli, Haziran ayında 305,6 milyon dolarlık ihracat yapma başarısı gösterdi. 2023 yılının Ocak – Haziran döneminde 2 milyar 13 milyon dolar ihracata imza atan Denizli, 2024 yılının ilk yarısında yüzde 6’lık kayıpla, 1 milyar 884 milyon dolarda kaldı.
Denizli’nin ihracatında ilk üç sektörü 78 milyon dolarla hazırgiyim ve konfeksiyon, 70 milyon dolarla çelik ve 64 milyon dolarla elektrik-elektronik sektörleri sıralandı.
Balıkesir 1 milyar doları aştı
Ege Bölgesi’nde, Haziran ayında ihracatını artırabilen üç ilden biri olan Balıkesir, ihracatını yüzde 18 geliştirerek 176 milyon dolardan 208 milyon dolara ilerletti. Balıkesir’in 6 aylık ihracatı da 1 milyar 41 milyon dolar oldu.
Balıkesir’de Haziran ayında ihracatını yüzde 210’luk artışla 21 milyon dolardan 65 milyon dolara taşıyan elektrik-elektronik sektörü Balıkesir’in ihracatını sürükleyen sektör oldu.
Aydın’da madencilik sektörü lider
Evliya Çelebi’nin, “Dağlarından yağ ovalarından bal akar” diye tanımladığı Aydın’ın ihracatı Haziran ayında yatay bir seyir izledi. 2023 yılı Haziran ayında 119 milyon dolar ihracat yapan Aydın, 2024 yılının Haziran ayında 118 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırdı. Aydın’ın ihracatında madencilik sektörü 16 milyon dolarlık döviz getirisiyle lider sektör oldu.
Afyonkarahisar ihracat artış rekortmeni oldu
2024 yılının ilk yarısında ihracatını yüzde 22’lik artışla 299 milyon dolardan 365 milyon dolara ilerleten Afyonkarahisar, Haziran ayında yakaladığı yüzde 90’lık ihracat artış hızı yakaladı ihracatını 51 milyon dolardan 97 milyon dolara çıkardı ve Ege Bölgesi illeri arasında ihracat artış rekortmeni oldu.
Su ürünleri ihracatında Türkiye lideri olan Muğla, Haziran ayında 96 milyon 635 bin dolarlık ihracata imza atarken, 2023 yılı Haziran ayındaki 119 milyon dolarlık ihracat seviyesinin yüzde 19 gerisine düştü. Porselen ihracatının lideri Kütahya, Haziran ayında ihracatını yüzde 5’lik artışla 68 milyon dolardan 71,5 milyon dolara yükseltti. Uşak, 2024 yılı Haziran ayını 31,5 milyon dolar ihracat tutarıyla geride bırakırken, 2023 yılı Haziran ayı ihracatının yüzde 9 gerisinde kaldı.
Eskinazi; “Kaygılarımız gerçeğe dönüşüyor”
Yüksek enflasyon kaynaklı artan girdi maliyetlerine karşın enflasyon oranında artmayan döviz kurunun Türk ihracatçılarının rekabetçiliğini olumsuz etkilediğini her fırsatta dillendiren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, 2024 yılı ilk yarısındaki tablonun kaygılarını gerçeğe dönüştürdüğünü dile getirdi.
2023 ve 2024 yıllarına girerken hedeflerini “Mevcudu korumak” olarak belirlediklerini hatırlatan Eskinazi, “2023 yılında ihracatçılarımız ihraç pazarlarını korumak için sermayelerinin erimesi pahasına mücadele verdik ve ihraç pazarlarında mevcudumuzu korumayı başardık. 2024 yılında ise tablo daha da ağırlaştı. 2024 yılının ikinci yarısında ihracatçılara cansuyu verilmediği takdirde bu gerileme daha da derinleşecek” uyarısında bulundu. – İZMİR
]]>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, dev yatırıma ilişkin imzalar Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile BYD Yönetim Kurulu Başkanı Wang Chuanfu tarafından atıldı.

1 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM
Anlaşma çerçevesinde, BYD’nin Türkiye’de yaklaşık 1 milyar dolarlık yatırımla yıllık 150 bin araç kapasiteli elektrikli ve şarj edilebilir hibrit otomobil üretim tesisi ile sürdürülebilir mobilite teknolojilerine yönelik AR-GE merkezi kurması öngörülüyor. 2026 sonunda üretime başlaması hedeflenen tesiste, 5 bin kişiye kadar doğrudan istihdam sağlanması planlanıyor. Elektrikli araç satışlarında yılda yaklaşık 3 milyon otomobil üretimiyle zirvede yer alan BYD’nin, Türkiye’nin gelişen teknoloji ekosistemi, güçlü tedarikçi tabanı, olağanüstü konumu ve nitelikli iş gücü gibi sahip olduğu eşsiz avantajlarla yeni üretim tesisine yaptığı yatırımın, markanın yerel üretim yeteneklerini ve lojistik verimliliğini artırması bekleniyor. Bölgede yeni enerji araçlarına yönelik artan taleple birlikte Avrupa’daki tüketicilere de ulaşılması hedefleniyor.
“BU YATIRIM, OTOMOTİV SEKTÖRÜMÜZE GÜÇ KATACAK”
Açıklamada, görüşlerine yer verilen Bakan Kacır, anlaşmadan duyulan memnuniyeti dile getirdi. Kacır, “Elektrikli araç ve batarya teknolojilerinde lider küresel marka BYD’nin ülkemize yatırım kararı almasından memnuniyet duyuyoruz. Bu yatırım kararı, aralık ayında Çin’e yaptığımız ve BYD’nin 110 bin mühendisiyle günde 32 patent ürettiğine bizzat tanık olduğumuz ziyaretten bu yana uzun süredir devam eden görüşme ve istişarelerin ürünüdür. Yeni teknolojileri ve AR-GE’yi Türkiye’ye getirme çabalarımız, ülkemizin yalnızca uluslararası yatırımlar için bir merkez değil, aynı zamanda bir inovasyon ve ileri yeşil teknoloji merkezi olma potansiyelini de vurgulamaktadır. Yeni nesil araçların yüksek yerli katma değerle üretimine yönelik bu yatırım, otomotiv sektörümüze güç katacak.” ifadelerini kullandı.

“TÜRKİYE, OTOMOTİV SEKTÖRÜNDE DÖNÜŞÜMÜN LİDER ÜLKESİ OLACAK”
Avrupa’nın en büyük üçüncü otomobil üreticisi olan Türkiye’de, 35 milyar doların üzerinde yıllık tutarla ihracatın lider sektörü olan otomotiv sektöründe yeni nesil ve çevre dostu elektrikli araçlara yönelik dönüşümü öncelikli hedef olarak gördüklerini vurgulayan Kacır, şöyle devam etti: “Bu kapsamda milli markamız Togg, ülkemiz için öncü bir adım olmuştur. Ülkemizde üretim yapmakta olan diğer markaların da elektrikli araçlara yönelik yatırımları Bakanlığımızca desteklenmektedir. Elektrikli araçların yaygınlaşmasını destekleyici önemli unsurlardan biri olan şarj istasyonlarının tüm şehirlerimizde hızla yaygınlaşmasını sağladık. Türkiye, yeni yatırımlarla otomotiv sektöründe dönüşümün lider ülkesi olacak.”
“TÜRKİYE’YE GÜVENEN VE YATIRIM YAPANLAR KAZANMAYA DEVAM EDECEK”
Kacır, Türk otomotiv sanayisi için tarihi bir güne şahitlik ettiklerine dikkati çekerek, otomotiv sektöründe 8’i küresel marka olmak üzere 13 markanın üretim yaptığını bildirdi. 2002’de yaklaşık 300 bin olan araç üretiminin geçen yıl 1 milyon 400 bini aştığı bilgisini veren Kacır, şunları kaydetti: “Mevcut üreticilerimizin kapasite artışlarını her daim destekledik. Bunun yanında, ülkemize yeni marka yatırımları çekmek için de gayretlerimizi artırdık. BYD’nin yatırım kararı, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde sürdürdüğümüz yatırımcı dostu politikaların ve yatırımlara sunduğumuz desteklerin sonucudur. Türkiye, yatırımcılar için Gümrük Birliği yoluyla Avrupa pazarına ve 23 ülkeyle imzalamış olduğu serbest ticaret anlaşmalarıyla pek çok ihracat pazarına erişim kapısıdır. Türkiye’ye güvenen ve yatırım yapanlar kazanmaya devam edecektir.”

YATIRIM SİNYALİ 1 YIL ÖNCE VERİLDİ
Bakan Kacır, milyar dolarlık yatırımın sinyalini yaklaşık bir yıl önce vermişti. Kacır, 27 Temmuz 2023’te katıldığı bir yayında, “Bu ülkeye değer katacak her markaya veya firmaya Türkiye’nin kapısı açıktır. Türkiye’de üretim yapmayı arzu eden Avrupa markaları da var, Uzak Asya markaları da var. Onlarla yoğun şekilde görüşüyoruz. İnşallah hem o Manisa’daki araziyi bir yatırımla buluşturmak hem de başka yatırımları ülkemize çekmek için çaba gösteriyoruz. Önümüzdeki dönemde Türkiye’ye yeni küresel yatırımlar kazandıracağız.” ifadelerini kullanmıştı.
Aralık 2023’te Çin’de üretim yapan firmaları ziyaret eden Kacır, görüşmelerinin yatırıma dönüşeceğinin ipucunu vererek, şu değerlendirmeyi yapmıştı: “2022 yılında dünyada 23 milyon elektrikli ve şarj edilebilir hibrit araç satışı gerçekleşti. Bunun yüzde 60’ı yani 14 milyondan fazlası Çin’de gerçekleşti. Bu Çin’deki otomotiv firmalarının özellikle yenilikçi teknolojiler alanında dünyanın önüne geçmesine imkan tanıdı. Böylelikle çok sayıda Çin firması sadece Çin pazarına değil, artık küresel pazarlara da geliştirdikleri ürettikleri elektrikli araçları ihraç edebilir hale geldi. Önümüzdeki dönemde muhtemel ki pek çok ülkede otomobil pazarında yeni oyuncuların ortaya çıktığına şahitlik edeceğiz.”
]]>Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası’nda gerçekleşen protokole Çerkezköy TSO Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çetin, Filibe Ticaret Ataşesi Armağan Al, Bulgar-Türk İş Adamları Derneği Başkanı Donka Koleva, Çerkezköy TSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sinan Sifil, Yönetim Kurulu Üyeleri Ufuk Mangır, Bünyamin Fırat, Murat Narçın ve BULTİŞ Denetim Kurulu Başkanı Murat Güler, Yönetim Kurulu Üyesi Kina Yanakieva ile dernek üyesi Ahmet Pehlivan katılım sağladı.
Programda bölgeyi tanıtan Çerkezköy TSO Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çetin, “Üretim üssü bölgemizde odamız, 4 dev organize sanayi bölgesinde yer alan yaklaşık 7 bin üyeye hizmet veriyor. Bölgemizde 2 özel endüstri alanı, 33 adet Ar-Ge Merkezi, 5 adet Tasarım Merkezi ve 1 adet Teknoloji Tasarım Merkezi bulunmakta. AB uyumlu projelerimiz ile üyelerimizin birçok yenilikle tanışmasına ve ihracatta yeni kapılar açmasına destek oluyoruz. Bölgemizin ihracata katkısı da önemli bir seviyededir. 2023 yılında Çerkezköy gümrük müdürlüğünden alınan veriler neticesinde bölgemizden 1 milyar 898 milyon İhracat ve 1 milyar 961 milyon ithalat gerçekleştirilerek dış ticaret hacmimiz 3 milyar 860 milyon olmuştur. 2023 Ticaret Bakanlığı faaliyet iller İhracatı rakamımız ise 12 milyar 519 milyon olarak açıklanmıştır. Aynı zamanda Türkiye İhracatçılar Meclisinin (TİM) bu yıl ki verilerinde Odamız üyesi 35 firma yer almaktadır” ifadelerini kullandı.
“Ticarete önemli katkısı olacaktır”
İmzalanan protokol ile ilgili de açıklamalarda bulunan Başkan Ahmet Çetin, “İmzaladığımız protokol ile iki ülke arasındaki ticaretin, ekonomik, bilimsel ve teknik ilişkilerin geliştirilmesi, girişimcilere ve firmalara yönelik iş ilişkilerinin desteklenmesi sağlanacaktır. Üyelerimizin ticaretlerine, yeni iş anlaşmalarına imza atmalarına önemli katkısı olacaktır. İki ülke arasında ticaret köprüleri kurarak ihracat kapasitelerinin artırılması açısında değerli bir adım atıyoruz. İş birliğimiz, sadece bu alanda değil birçok farklı yenilikler buluşmamıza da vesile olacaktır” dedi.
“Güzel sonuçlar oluşturacağına eminim”
Bulgar-Türk İş Adamları Derneği Başkanı Donka Koleva, bölgenin ithalat ve ihracat için değerli bir konumda yer aldığını ifade ederek, imzalanan protokol ile iki ülke arasında değerli iş anlaşmalarının imzalanacağını belirtti. Başkan Kelova, “Çerkezköy, yüksek üretim kapasitesi ile bizlerin taleplerine cevap verebilecek değerli bir nokta. İmzaladığımız protokolün her iki taraf için de güzel sonuçlar oluşturacağına eminim” diye konuştu.
“Üstünde durulması gereken bölgelerden bir tanesi”
Başkan Donka Koleva’nın ardından değerlendirmelerde bulunan Filibe Ticaret Ataşesi Armağan Al, “Çerkezköy, Trakya bölgesinde önemle üstünde durulması gereken bölgelerden bir tanesi. Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası da gerçekleştirdiği proje ve faaliyetlerle bu bölgenin hak ettiği değeri görmesi ve daha da ileri gitmesi adına önemli adımlar atıyor. Bugün burada bu amaca hizmet etmek için bulunmakta mutluluk verici, şimdiden hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.
Fuara davet etti
Gerçekleşen konuşmaların ardından Çerkezköy TSO Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çetin, Odanın 4 – 6 Eylül tarihlerinde bu sene 8’incisini düzenleyeceği Çerkezköy Endüstriyel Fuarı 2024’e BULTİŞ üyelerini davet etti. Program, günün anlamına binaen iki heyetin birbirine plaket hediyesi ile son buldu. – TEKİRDAĞ
]]>MEDYADAN TAMAMEN ÇEKİLDİ
2018 yılında Doğan Medya Grubu’nu Demirören Holding’e satan Aydın Doğan ve Doğan Holding; Doğan Burda’nın satışıyla birlikte medya sektöründen tamamıyla çekilmiş oldu. Doğan, 1979’da Milliyet’i satın alarak 45 yıl önce medya sektörüne girmişti. Yüzde 38,22 oranındaki hissesi Doğan Şirketler Grubu Holding’de, yüzde 38,09 oranındaki hissesi Burda GmbH’de bulunan Doğan Burda’nın yüzde 23,69 oranındaki hissesi diğer ortaklar arası ve BİST’te işlem görüyor.
KAP’A AÇIKLAMA YAPILDI
Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı Çağlar Göğüş’ün, Genel Müdürlük/İcra Kurulu Başkanlığı’nı Cem Başar’ın yaptığı Doğan Burda Dergi Grubu’ndan KAP’a yapılan açıklama şöyle: “Şirketimizin 19.559.175 Türk Lirası ödenmiş sermayesinde; Doğan Şirketler Grubu Holding A.Ş.’nin (Doğan Holding) sahip olduğu % 38,22 oranındaki pay (7.474.920 adet pay) ve Burda GmbH’ın sahip olduğu % 38,09 oranındaki pay (7.449.670 adet pay) olmak üzere toplam % 76,30 oranındaki payın (14.924.590 adet pay); Alt Capital Holding A.Ş. (4.791.998 adet DOBUR payı), Re-Pie Portföy Yönetimi A.Ş. Altun Capital Girişim Sermayesi Yatırım Fonu (3.422.856 adet DOBUR payı), Re-Pie Yatırım Holding A.Ş. (5.476.569 adet DOBUR payı) ve Re-Pie Portföy Yönetimi A.Ş.’ye (1.233.167 adet DOBUR payı) (Alıcılar) yapılan pazarlıklar neticesinde, bazı uyarlamalara tabi olarak toplamda 10.000.000 Amerikan Doları bedel (Satış Bedeli) ile satılmasına (İşlem) yönelik olarak Doğan Holding ve Burda GmbH ile Alıcılar arasında 08/07/2024 tarihli ‘Pay Devir Sözleşmesi’ akdedilmiştir.

Mezkûr ‘Pay Devir Sözleşmesi’ne istinaden; Doğan Holding’in % 56 ve Burda GmbH’ın % 44 oranında pay sahibi olduğu Dergi Pazarlama Planlama ve Ticaret A.Ş. sermayesini temsil eden tüm payların, değerleme raporunda takdir edilecek değere göre Şirketimize devredilmesi hedeflenmektedir. İşlemin Rekabet Kurumu’na yapılacak bildirim de dâhil olmak ve fakat bunlarla sınırlı olmamak üzere, tüm kapanış koşullarının yerine getirildiğinin anlaşılması durumunda tamamlanacağı öngörülmektedir. Söz konusu payların satışına yönelik olarak yapılabilecek bir özel durum açıklamasının Şirketimizin meşru çıkarlarına zarar verebileceği dikkate alınarak açıklama yapılması ertelenmiştir. Pay sahiplerimize ve kamuoyuna saygılarımızla duyurulur.”

2018’DE DOĞAN MEDYA GRUBU’NU SATMIŞTI
Bünyesinde CNN Türk, Kanal D, Hürriyet, Posta ve Fanatik, Doğan Haber Ajansı ve D Smart’ı da bulunduran Doğan Medya Grubu Mart 2018’de Demirören Holding’e satılmış, halka açık bir şirket olarak hisseleri Borsa İstanbul’da işlem gören Doğan Burda Dergi Grubu ise bu satış kapsamı dışında bırakılmıştı.
“DÜĞMEYE BASTIM VE YIKTIM”
Bir dönem sahip olduğu medya ile gücü ile iktidar partileri üzerinde etkili olduğu bilinen Aydın Doğan’ın “Refah-Yol Hükümeti döneminde Maliye, Hazine, Dış Ticaret Müsteşarlığı üzerime gelmeye başladı. Hesaplarımı incelemeye aldılar. İki ayım kalmıştı. Ya ben dedim, ya da 54. Hükümet. Düğmeye bastım ve yıktım. Hükümeti yıkmasaydım, ben yıkılacaktım” şeklindeki sözleri kamuoyunda uzun süre yankılanmıştı.
]]>Gaziantep ismiyle özdeşleşen, kent ve bölge ekonomisi için büyük önem taşıyan ‘Yeşil Altın’ Antep fıstığında, 2024 yılının ilk erkenci ürünü hasat edildi.
Doğal rengine ve tadına hasat mevsiminde yaklaşık bir ay önce kavuşan sezonun ilk Antep fıstığı için GTB’de ödül töreni düzenlendi.
GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Özmen ve Genel Sekreter Özgür Bayram’ın katılımıyla gerçekleştirilen törende, 2024 yılının ilk fıstığını yetiştiren çiftçi Abdurrahman Açıkgöz Cumhuriyet altınıyla ödüllendirildi
“Antep fıstığı bizim gözbebeğimiz”
GTB tarafından yılın ilk Antep fıstığına yönelik her yıl geleneksel olarak düzenlenen ödül töreninde konuşan GTB Yönetim Kurulu Başkanı Akıncı, “Antep fıstığı Gaziantep’in göz bebeği tarım ürünlerinin başında gelmekte. Bu topraklarda yüzlerce yıldır bolluk ve bereketin simgesi olarak kabul edilen Antep fıstığının ilk hasadını bu nedenle her yıl adeta bir bayram sevinci içerisinde karşılıyoruz” dedi.
Antep fıstığının Gaziantep için tarımsal bir üründen çok daha öte bir değer olduğuna işaret eden Akıncı, “Ata yadigarı, kültürel ürünümüz Antep fıstığı bu topraklar için sadece ekonomik bir değer değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi ve marka değeri oluşturmakta. Şehrimizin ismini taşıyan, yeşil altın olarak gördüğümüz Antep fıstığı; güçlü sosyal ve kültüre etkileşiminin yanı sıra Gastronomi kenti unvanımızın da en büyük tamamlayıcı unsurudur” şeklinde konuştu.
Borsadan ilk fıstığa cumhuriyet altını ödül
Antep fıstığı ile ilgili farkındalık oluşturmak ve çiftçiyi üretime teşvik etmek amacıyla her yıl geleneksel olarak sezonun ilk kırmızı ben fıstığını yetiştiren üreticiyi ödüllendirdiklerini kaydeden Akıncı, amaçlarının hem Gaziantep Ticaret Borsasının kuruluşundan bu yana gerçekleştirdiği önemli bir geleneği yaşatmak hem de üretimi zor ve meşakkatli olan Antep fıstığını yetiştiren üreticiyi küçük bir hediyeyle de olsa onura etmek olduğunu söyledi.
Bu sene Antep fıstığında var yılı olduğunu hatırlatan Akıncı, bazı bölgelerde yaşanan dolu olayı ve kendini hissettiren iklimsel değişikliklerine rağmen verimli bir sezon geçmesini beklediklerini belirterek, üreticilere bereketli bir hasat mevsimi temennisinde bulundu.
İkinci defa ilk fıstığı yetiştirdi
Yılın ilk Antep fıstığını üreten çiftçi Abdurrahman Açıkgöz ise ikinci kez yılın ilk Antep fıstığını yetiştirmenin mutluluğunu ve gururunu yaşadığını dile getirdi.
Geçen yıl da Gaziantep Ticaret Borsasına senenin ilk mahsul Antep fıstığını kendisinin getirdiğini hatırlatan Açıkgöz, “Köyümüzde yıllardır Antep Fıstığı üretimi ile iştigal etmekteyiz. Yaklaşık 150-200 dönümlük bir bahçede üretim yapıyoruz. Bahçemizde bulunan fıstıkların bir kısmı Barak Yıldızı ismiyle adlandırdığımız özel cins fıstık ağaçlarından oluşmakta. Bu ağaçlar kendi cinslerinden yaklaşık bir ay önce olgunlaşarak hasada hazır hale gelmekte. Bu sene sabah erken dalından kopardığımız ilk kırmızı kabuklu fıstıkları borsaya getirdim. Geçen seneki ilk fıstığa göre göre bu seneki fıstıklarımız 10 gün daha önce olgunlaştı. Tüm çiftçilerimize kazasız ve verimli bir sezon diliyorum ayrıca Gaziantep Ticaret Borsamıza fıstık üreticilerimize gösterdiği yakın ilgi ve desteklerinden dolayı teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından sezonun ilk kırmızı kabuklu Antep fıstığını yetiştiren çiftçi Abdurrahman Açıkgöz’e tam altın takdim edildi. – GAZİANTEP
]]>İZMİR’de yüksek kar vaadiyle iş ve spor dünyasından 300 milyon lira dolandırdığı ileri sürülen, intihar girişiminde bulunan, sonra da psikiyatri servisine yatırılan Denizbank Bornova Şube Müdürü Hatice Ö.’nün (48), ifadesi ortaya çıktı. Hatice Ö., “Borçlarım vardı, çıkmaza girdim. Ödemek için böyle bir yola başvurdum. Çırpındıkça daha da bataklığa saplandım. Tüm işlemler bankacılık faaliyetleri çerçevesinde yapılmıştır. Suçsuzum” dedi.
Denizbank Bornova Şubesi’nde, yeni bir Seçil Erzan vakası yaşandı. Olay dönemi Karşıyaka Spor Kulübü Yönetim Kurulu üyesi ve Karşıyaka Altyapı Basketbol Şube Başkanı olan Denizbank Bornova Şube Müdürü Hatice Ö., iddiaya göre, yüksek kar vaadiyle fon ve altın alıp değerlendirmek üzere kulübün 3 yöneticisi ile 7 iş insanından yaklaşık 300 milyon TL topladı. Ancak, topladığı paraları fona yatırmayan, altın da almayan Hatice Ö.’nün parayı döviz bürosu sahibi Serkan Çelik’e gönderdiği ileri sürüldü. İddiaya göre; Hatice Ö., para topladığı kişilere zaman zaman ihtiyaçları kadar para gönderdi ancak bir süre sonra iş insanları dolandırıldıklarını anladı. Mağdurlar durumu polis ekiplerine bildirip, Hatice Ö. hakkında şikayetçi oldu.
YEMEK YEMEYİ REDDEDİYOR
Polis olayla ilgili çalışma başlatırken, yüzlerce kişiyi benzer şekilde dolandırdığı ileri sürülen Hatice Ö. hakkında, 27 Haziran’da gözaltı kararı çıkarıldı. Yakalama çalışması başlatan polis ekipleri, Hatice Ö.’nün evinde çok sayıda ilaç içip intihar girişiminde bulunduğunu belirledi. Ekipler, Hatice Ö.’nün, intihar teşebbüsünün ardından pişman olup gittiği İzmir Şehir Hastanesi’nde tedaviye alındığını saptadı. Hayati tehlikesi bulunmayan Hatice Ö.’nün başında, polis beklemeye başladı. Yemek yemeyi reddeden Hatice Ö.’nün, doktorlara göre ifade verecek durumda olmadığı belirtildi. Daha sonra Hatice Ö., psikiyatri servisine yatırıldı. Operasyon kapsamında ayrıca banka personeli E.Y. ile döviz bürosu çalışanı A.A. da ifadesine başvurulmak üzere gözaltına alınıp emniyete götürüldü.
DÖVİZ BÜROSU SAHİBİ TUTUKLANDI
Hatice Ö.’nün paraları gönderdiği öne sürülen döviz bürosunun sahibi Serkan Çelik (48), emniyetteki işlemlerinin ardından 28 Haziran’da adliyeye sevk edildi. Çelik’in ifadesinde, “Hatice Ö., bana para getirdi. Ben ise o paraları altına ve dövize çevirdim. Sonrasında da kendisine iade ettim. Suçlamaları kabul etmiyorum” dediği öğrenildi. Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği, Çelik’i tutukladı.
YÜKLÜ MEVDUAT SAHİPLERİ HEDEF ALINMIŞ
Polis ekipleri ayrıca döviz bürosunda, Denizbank Bornova Şubesi’nde ve belirlenen bazı adreslerde aynı gün arama yaptı. Ayrıca Hatice Ö. ile tutuklanan döviz bürosu sahibi S.Ç.’nin mal varlıklarına el konulduğu öğrenildi. Öte yandan Hatice Ö.’nün, özellikle Denizbank’ta yüklü miktarda mevduata olanları gözüne kestirip hedef aldığı, temas grup dolandırıcılık ağının içerisine düşürdüğü öne sürüldü.
Emniyetteki işlemlerinin ardından banka personeli E.Y. ile döviz bürosu çalışanı A.A. adliyeye sevk edildi. Her iki şüphelinin de ifadesinde suçlamaları kabul etmediği, bir personel olarak rutin görevlerini yaptıklarını, herhangi bir usulsüzlüğe karışmadıklarını söylediği öğrenildi. Nöbetçi sulh ceza hakimliği E.Y. ve A.A.’yı yurt dışına çıkış yasağıyla serbest bıraktı.
‘SUÇSUZUM’
Hastanede tedavisi süren Hatice Ö’nün, doktorların uygun görmesi üzerine ifadesi alınabildi. Hatice Ö. ifadesinde, “Borçlarım vardı, çıkmaza girdim. Ödemek için böyle bir yola başvurdum. Mağdurların paralarını da hep bir önceki mağdurun taleplerini karşılamak için kullandım. Faiz ve dolar kurundaki dalgalanmalardan dolayı işin içinden çıkamadım. Çırpındıkça daha da bataklığa saplandım. Yaptığım tüm işlemler bankacılık faaliyetleri çerçevesinde usulüne uygun yapılmıştır. Suçsuzum” dedi.
]]>Adana’da elcilik yapan 60 yaşındaki İsmail Güneş, iddiaya göre Ocak ayında Mersin’de tüccarlık yapan M.F. ile Adana ve Mersin’de belirlenen bahçelerde narenciye ürünlerini toplamak için haftalık 92 bin 500 liraya anlaştı.
“Kayıp oğlunu buldum”
İşçilerle ilk hafta narenciyeyi toplayan Güneş, ilk haftalığı almak için M.F.’nin yanına gittiğinde M.F., “Kardeşim senin depremde Hatay’a yardım götüren ve kaybolan oğlun Mehmet Güneş’i buldum. Şu anda kendisi Suriye’deymiş. Askerimiz operasyon ile kurtarıp sana kavuşturacak” dedi. Bunun üzerine M.F.’den para istemeyen İsmail Güneş, otomobil kiralayıp M.F.’den gelecek haberi bekledi ancak daha sonra, “Oğlunu daha kurtaramadılar. Bize haber verdiklerinde gidip alacağız” yanıtını aldı.
4 hafta para almadan çalıştılar
İsmail Güneş, 4 hafta boyunca her para almaya gittiğinde “Oğlundan haber var” denilerek kandırıldı ve toplamda 370 bin lira dolandırıldı.
“Para veremiyorum, beni şikayet edin”
En sonunda işi bırakan İsmail Güneş’e M.F., “Gidin beni şikayet edin, para veremiyorum” dedi.
Başka mağdurlar da ortaya çıktı
Güneş’i dolandıran M.F.’nin başka elci ve bahçe sahiplerini de dolandırdığı ortaya çıktı. Merkez Yüreğir ilçesinde toplanan elci ve bahçe sahipleri şimdi bir an önce M.F.’den alacaklarını istiyor.
“Evimi satacağım”
Grup adına İhlas Haber Ajansı’na konuşan İsmail Güneş, “Buradaki tüccarlara, çiftçilere biz işçi temin ediyoruz. Bunlar işçilerimizi işe götürüyorlar, getiriyorlar ve tam ücretleri ödeme zamanında ya telefonumuzu engelliyorlar ya da cevap vermiyorlar. Polise şikayet edeceğiz dediğimizde ise gidin şikayet edin bizi diyorlar, şikayet ediyoruz yine de bir ücret alamıyoruz. İşçileri biz işe götürdüğümüz için işçiler ‘biz çiftçiyi tanımayız sizi biliriz’ diyorlar. Şimdi ben mağdur oldum ve evimi satmak zorunda kalacağım” dedi.
“Oğluma olan zaafımı bana karşı kullanmasaydı”
M.F.’nin kendisini oğlunu kullanarak dolandırdığı için üzgün olduğunu anlatan Güneş, daha sonra şunları söyledi:
“Bütün kış boyunca narenciye kestik. Sözleşmemize göre ise her cuma günü ödeme yapılacaktı. İlk ödeme geldiğinde benim depremden bu yana kayıp bir oğlum vardı. Cuma günü, ‘kardeşim müjdemi isterim oğlunu bulduk’ deyince ben de o gün kendisinden para talep etmedim. Oğluma olan zaafımı bana karşı kullanarak 370 bin TL benim paramı dolandırdı. Her hafta cuma günü geldiğinde oğlumun üzerinden gelişmeler var, oğlunu getireceğiz, oğlunu Suriye’de bulduk gibi cümleler ile beni oyalayıp kandırdı. Keşke oğluma olan zaafımı bana karşı kullanmasaydı.”
“Oğlumun bulunmasını istiyorum”
İsmail Güneş, hem dolandırıldığı parayı kurtarmak hem de oğlunu bulabilmek istediğini belirterek, “Biz çiftçinin yardımcısı oluyoruz. Ben para almadığım zaman işçinin de parasını ödeyemiyorum. Burada 4 aydır ücretini ödeyemediğim çalışan var çünkü karşı taraftan para alamadım. Oğlum Mehmet Güneş’i (32) aramızda 270 bin TL toplayıp depremzedelere yardım etmesi için Hatay’a gönderdik. 7 Şubat’tan bu yana haber alamıyoruz kendisinden. Onun da bir an önce bulunmasını istiyorum” diye konuştu.
Diğer mağdurlar ise türlü türlü bahanelerle kendilerine para ödenmediğini, M.F.’den şikayetçi olduklarını söyledi. – ADANA
]]>55. Uluslararası Cezayir Fuarı’na (FIA 2024) Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu’nu (EİB-İİB-GAİB) temsilen Koordinatör Birlik olarak, Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği koordinasyonunda İstanbul Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği ile Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği de ortak bir info stant ile katıldı.
Kuru meyve ve mamulleri ihracatı yüzde 150 arttı
Ege İhracatçı Birlikleri Sürdürülebilirlik ve Organik Ürünler Koordinatörü Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Işık, “Cezayir’de düzenlenen “55. Uluslararası Cezayir Fuarı (FIA)”na ülkemiz “Onur Konuğu Ülke” statüsünde katıldı. Türkiye’nin Cezayir’e ihracatı geçen sene yüzde 31 artışla 2,5 milyar dolara yükseldi. Türkiye’den Cezayir’e gerçekleştirilen kuru meyve ve mamulleri ihracatımız ise bir önceki yıla göre yüzde 150 artış göstererek 19 milyon dolar olarak gerçekleşti. Türkiye geneli kuru meyve ve mamulleri ihracatında, Birliğimizin payı yüzde 60’tır. Türkiye’nin Afrika’ya açılan kapısı ve Afrika’daki en büyük yatırım ortağı Cezayir ile ticari işbirliğimizi geliştirme konusunda önemli bir adım attık.” dedi.
Su ürünleri ve hayvansal mamuller ihracatında yüzde 83 yükseliş
Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Girit, “2023 yılında sektörümüzün Türkiye geneli Cezayir’e ihracatı 2,1 milyon dolar iken 2024’ün ilk yarısında Cezayir’e yüzde 83 artışla 3 milyon dolarlık su ürünleri ve hayvansal mamuller ihracatı gerçekleştirildi. Türkiye’nin son yıllarda ihracatta yıldız ürünlerinden olan Türk somonunun Cezayir pazarında bilinirliliğinin artırılması için çeşitli tanıtım ürünleriyle sektör konusunda bilgi aktardık. Süt ve süt ürünlerinde de önemli bir potansiyel söz konusu. Cezayir’e su ürünleri ve hayvansal mamuller ihracatımız çok kısıtlı kaldığından bunun geliştirilmesi çalışmalar yürütüyoruz.” diye konuştu.
Fuar açılışına Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecit Tebbun, Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş katılım sağladı. Sonraki günlerde Cezayir Büyükelçisi Muhammed Mücahit Küçükyılmaz ve Ticaret Müşavir Yardımcısı Mehmet Emin Yiğitbaşı stantları ziyaret etti.
55.’si gerçekleştirilen Uluslararası Cezayir Fuarı (FIA 2024)’na 48 bini aşkın ziyaretçi, ayrıca 26 Türk firması ve 26 adet İhracatçı Birliği info-standlı katılım sağladı.
2024 yılı Ocak-Haziran döneminde Türkiye’nin Cezayir’e ihracatı yüzde 12 artışla 1,1 milyar dolar olarak gerçekleşti. Cezayir ile ihracatımızda öne çıkan sektörler ise hububat bakliyat yağlı tohumlar ihracatı yüzde 125 artışla 239 milyon dolar, demir çelik ve demirdışı metaller ihracatı yüzde 17 artışla 168 milyon dolar, kimyevi maddeler ve mamulleri ihracatı 166 milyon dolar, makine ve aksamları yüzde 4 artışla 157 milyon dolar, taşıt araçları ve yan sanayi ihracatı 94 milyon dolar olarak gerçekleşti. – İZMİR
]]>AGRESİF BÜYÜMEYİ YENİ BİR SEVİYEYE TAŞIDILAR
Şirketin Türkiye temsilcisi ATMO Group’tan yapılan açıklamaya göre, SWM Motor, 2023 yılı sonunda giriş yaptığı Türkiye pazarını, global büyüme stratejisinin merkezlerinden biri olarak belirledi. Şirket, bu kapsamda Türkiye’de üretim yapmak için başvuruda bulundu. ATMO Group, üretim girişimiyle agresif büyümesini yeni bir seviyeye taşıdı.
HER GEÇEN GÜN ÜRÜN GAMINI GENİŞLETİYORLAR
SWM Motor, kısa süre önce giriş yaptığı Türkiye pazarında G01, G01F, G03F ve elektrikli hafif ticari X30L EV modelleriyle Türk tüketicisinin karşısına çıktı. SWM Motor Türkiye, haziran ayı itibarıyla G05 isimli yeni D-SUV modeliyle ürün gamını genişletti.

“YILDA 50 BİNDEN FAZLA ARAÇ ÜRETECEĞİZ”
Açıklamada, konuya ilişkin görüşleri yer alan ATMO Group Üst Yöneticisi (CEO) Anton Chernov, markaya Türkiye’de ilginin yoğun olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı; “ATMO Group olarak Türkiye’de yatırım yapmaya ve daha fazla proje geliştirmeye ilgi duyuyoruz. Türkiye’deki çalışan sayımız geçen yıla göre iki katına çıktı. Gelirimiz her yıl artıyor ve gelişim için uzun vadeli bir planımız var. Şu anda yıllık 50 binden fazla araç üretim kapasitesine sahip bir üretim tesisi üzerinde çalışıyoruz. Üretim tesisi, Türkiye pazarının ihtiyaçlarını karşılayacak ve aynı zamanda Balkan ülkeleri ve AB bölgesindeki diğer pazarlara da ihracata odaklanacak. Türkiye’de üretim için aylar öncesinden Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile görüşmelere başladık. Ayrıca Ticaret Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ile görüşmelerimiz devam ediyor. Yeni projelerimiz için güçlü yerel ortaklarla aktif olarak iletişim halindeyiz. Ancak yatırım projesi hakkındaki nihai karar, devletten sağlanan destek tedbirlerine bağlı olacaktır.”
TİCARİ ARAÇLAR DA ÜRETECEKLER
Chernov, Türkiye’de modern hibrit ve elektrikli araçların yanı sıra bir dizi ticari aracın üretimini gerçekleştirmeyi planladıklarını kaydederek, “Tüm detayları netleştirmek için aktif olarak çalışıyoruz ve bu konuda devletin desteğini ve aktif yardımını umuyoruz” açıklamasında bulundu.

“TÜRKİYE İŞ GELİŞTİRME AÇISINDAN YÜKSEK POTANSİYELE SAHİP”
SWM Türkiye Ticari Direktörü Burak Azmanoğlu da Türkiye’de markaya yoğun ilgi olduğunu vurgulayarak, şu bilgileri paylaştı; “Son dönemdeki yasal düzenlemelerdeki değişikliklerle birlikte mevcut iş modelimizi, yerel üretim seçeneklerini de içerecek şekilde gözden geçirmeye başladık. Türkiye, uzun vadeli iş geliştirme açısından yüksek potansiyele sahip bir bölge. Profesyonel ve güçlü bir bayi ağı kurduk ve yeni ortaklar katılmaya devam ediyor. Satış sonrası hizmetler ve yedek parça tedarikinde genişleyen bayi ağımızla müşterilerimizi destekliyoruz. Türkiye genelinde ilk parti gelen araçlarımız yollarda. İlk müşterilerin yorumları çok olumlu oldu ve Türkiye’de markanın imajı için çok şey yaptık. Amacımız, Türk müşterilere yüksek kaliteli SUV modellerini uygun fiyatlarla sunmaya devam etmek ve istediğimiz konuma gelene kadar Türkiye’deki operasyonlarımızın gelişimine yatırım yapmaya devam edeceğiz.”
]]>TÜRKİYE İhracatçılar Meclisi (TİM) Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, bu yıl dünyada buğday üretiminin 800 milyon ton, Türkiye’de ise 21,5 milyon ton olarak beklendiğini söyledi. Tiryakioğlu, bu rakamlara göre dünyada kişi başına buğday üretiminin 100, Türkiye’de ise 250 kilo olduğunu ifade ederek, “Ülkemizin buğday üretimindeki gücü; hububat, bakliyat ve yağlı tohumlar sektörümüzün iştigal alanındaki performansına da doğrudan yansıyor. 2023 verilerine göre yıllık buğday unu ve makarna ihracatımızın toplamı 5 milyon tonu buluyor. Geçen yıl 164 ülkeye 3,5 milyon ton buğday unu ihracatı gerçekleştiren Türkiye, 2015 yılından beri bu alanda dünya ihracat şampiyonluğunu da elinde bulunduruyor” dedi.
Aynı zamanda Gaziantep Ticaret Borsası Meclis Başkanı olan TİM Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, Türkiye’nin yılın ilk 6 aylık döneminde hububat, bakliyat ihracatının bir önceki yıla göre yüzde 6,9 artışla 5,9 milyar dolar olduğunu söyledi. En fazla ihracatın Irak ve ABD’ye yapıldığını kaydeden Tiryakioğlu, Rusya ve ABD’de artan yağışlar ve yüksek üretim beklentisinin hububat fiyatlarını gevşettiğini, Türkiye’de buğdaya getirilen ithalat yasağının da fiyatları aşağı yönlü etkilediğini belirterek, “Küresel ölçekte ürün arzının yükseldiği, para arzının ise sınırlı olduğu böyle bir dönemde, Türkiye dengeli bir ticaret politikası yürütüyor. Buğday ithalatına tekrar izin çıktığı zaman; başta makarna sektörü olmak üzere gıda alanındaki farklı sektörlerimiz için ham madde girdisi olarak temin edeceğimiz buğdayda uygun fiyatlar bulabiliriz” diye konuştu.
Bu yıl dünya buğday üretiminin 800 milyon tona yakın seviyelerde olacağının altını çizen Tiryakioğlu şunları söyledi:
“Bu veriler dünya nüfusuna vurulduğu zaman, dünyada yıllık kişi başına 100 kilo buğday üretimi yapıldığı anlamına geliyor. Diğer taraftan 85 milyon nüfuslu Türkiye, yılda 21,5 milyon tonluk rekolte ile kişi başına 250 kilo buğday üretiyor. Ülkemizin buğday üretimindeki gücü; hububat, bakliyat ve yağlı tohumlar sektörümüzün iştigal alanındaki performansına da doğrudan yansıyor. 2023 verilerine göre yıllık buğday unu ve makarna ihracatımızın toplamı 5 milyon tonu buluyor. Geçen yıl 164 ülkeye 3,5 milyon ton buğday unu ihracatı gerçekleştiren Türkiye, 2015 yılından beri bu alanda dünya ihracat şampiyonluğunu da elinde bulunduruyor. Bu stratejik ürünü iştigal alanında tutan bizim sektörümüzün bir özelliği de bisküvi-pasta, kakaolu mamuller, yağlı tohumlar ve baharatlar gibi kilogram başına ortalama birim fiyatları 2 ila 4 dolar arasında değişen katma değerli ürünleri kapsıyor oluşudur.”
Tarımsal ürünlerde Avrupa’da birinci olan Türkiye’nin bir başka özelliğinin hububat, bakliyat alanında dış ticaret açığı vermemesi olduğunun altını çizen Tiryakioğlu, “2023 verilerine göre 1,5 milyon tondan fazla bisküvi-pasta, 1,5 milyon tona yakın bitkisel yağ, 1 milyon tondan fazla şeker ve şeker ve mamulleri, 1 milyon tona yakın kakaolu mamul ihraç eden Türkiye, sektörün toplam dış ticaretinden yılda 12,5 milyar dolara yakın gelir elde etti. TÜİK’in hesaplamasına göre hububat, değirmencilik ürünleri, malt, nişasta, yağlı tohum ve meyveler, muhtelif tane, tohum ve meyveler, saman ve kaba yem, şeker ve şeker mamulleri, kakao ve kakao müstahzarları, yenilen çeşitli gıda müstahzarları, hayvanlar için hazırlanmış kaba yemler şeklimde tanımlanan fasıllarda Türkiye’nin toplam ithalatı ile toplam ihracatı benzer seviyelerde seyrediyor. Kısacası Türkiye; dünyanın değişik coğrafyalarından farklı kültürlere ve farklı alım gücüne sahip kesimlerin gıdaya yönelik ihtiyaçlarına özel çözümler üretirken bu alanda dış ticaret açığı vermeyen bir ülke olmanın haklı gururunu yaşıyor” ifadelerini kullandı.
]]>“ÇOK KAZANANDAN ÇOK VERGİ ALACAĞIZ”
Şimşek konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede yürüttükleri çalışmalarla amaçlarının vergide adalet ve etkinliği artırmak olduğunu bildirerek, “Çok kazanandan çok vergi alacağız. Kayıt dışılığı azaltarak bütçe finansmanını iyileştireceğiz.” diye konuştu. Akaryakıt piyasasında rekabet eşitliğinin sağlanması ve kayıt dışı ekonomiyle etkin şekilde mücadele edilmesi amacıyla birçok düzenleme ve çalışmayı hayata geçirdiklerini anımsatan Şimşek, akaryakıt istasyonlarında gerçekleştirilen satış işlemlerinde vergi güvenliğini sağlamak ve denetim etkinliğini artırmak amacıyla istasyonlarda akaryakıt pompalarına bağlı ödeme kaydedici cihazlara plaka bilgilerinin otomatik tanımlanmasına imkan sağlayan bir takip sistemi kurma kararı aldıklarına işaret etti.
Şimşek, Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi’nin Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü tarafından devreye alınacağını aktararak, “Darphane tarafından geliştirilen sistemle, akaryakıt istasyonlarında yapılan akaryakıt satışlarında taşıtların plaka bilgisi yeni nesil akaryakıt pompa ödeme kaydedici cihazlara otomatik olarak güvenli şekilde gönderilecek. Uygulama başlama tarihi olan 1 Ocak 2025’ten itibaren araç plakalarının ödeme kaydedici cihazlara girişi elle yapılamayacak. Zorunluluk getirilen taşıtlar için sistem kapsamında düzenlenmeyen belgeler, vergi kanunları bakımından hiç düzenlenmemiş sayılacak.” ifadesini kullandı.
2022 YILINDA VERGİ KAYBI 15 MİLYAR LİRA SEVİYESİNDE
Türkiye’de 2,5 milyon vergi mükellefinin 8 milyon taşıtı olduğunu ve taşıtların 2,5 milyonunun özel şirketlere ait taşıt tanıma sistemlerini kullandığını kaydeden Şimşek, şöyle devam etti; “Özel Taşıt Tanıma Sistemleri üzerinden yıllık yaklaşık 223 milyar lira değerinde akaryakıt alımı gerçekleşiyor. Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi’nin tüm ticari taşıtlarda kullanılması ile taşıt tanıma sistemi kullanmayan ve akaryakıt istasyonlarında plakaları sisteme elle girilen 5,5 milyon ticari aracın yıllık yaklaşık 490 milyar lira değerinde akaryakıt alımı yapması öngörülüyor. Vergi mükelleflerine ait 8 milyon aracın tamamının sisteme dahil olmasıyla 713 milyar liralık akaryakıt tüketimi dijital olarak takip ve izleme altında olacak. Akaryakıt sektöründe sadece 2022 yılında 75 milyar lira değerinde usulsüz fiş ve faturalar sebebiyle yıllık en az 15 milyar lira seviyesinde vergi kaybının oluştuğu belirlendi. Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi’nin devreye alınmasıyla elle plaka girişi ve bu sayede usulsüz akaryakıt fişi düzenlenmesi engellenerek akaryakıt istasyonlarındaki vergi kaybının önlenmesi için önemli bir adım atılmış olacak.”
Ülkede bireysel araçlarla birlikte 29 milyon araç bulunduğunu bildiren Şimşek, bireysel araçların ilk etapta sisteme gönüllü olarak dahil olabileceğine dikkati çekti.
“TÜM YAKIT İKMAL BİLGİLERİ SAKLANACAK”
Şimşek, sistemin, akaryakıt istasyonlarına ve taşıtlara monte edilecek cihazlar ve yazılımıyla entegre bir alt yapı olarak tasarlandığını bildirdi. Taşıtların yakıt depo giriş ağzına “taşıt tanıma birimi” adı verilen, akaryakıt pompalarındaki tabancalara da “taşıt tanıma okuyucusu” adı verilen cihazlar yerleştirileceğini anlatan Şimşek, bu iki cihaz yoluyla edinilen taşıt kimlik bilgisinin kasaya güvenli şekilde iletileceğini ifade etti.
Sistem kapsamındaki paydaşların bilgi, veri, iş ve işlemlerinin girişlerini yapabilecekleri bir portal ile bir çağrı merkezini de hizmete alacaklarına işaret eden Şimşek, uygulama kapsamında üretilen her türlü verinin elektronik ortamda aktarıldığı ve depolama, analiz ile izleme işlemlerinin gerçekleştirilebildiği veri merkezleri olacağını da söyledi. Şimşek, taşıtların istasyonlardan akaryakıt alım sürecinin otomatik yöntemlerle yapılması için cihazlar ve taşıt bilgilerinin birbiriyle ilişkilendirildiğini bildirerek, aynı zamanda pompa, kasa, akaryakıt istasyonu ve akaryakıt dağıtım şirketinin bilgilerinin de ilişkilendirildiğine dikkati çekti. Akaryakıt alımının tüm sürecindeki cihaz ve modüllerin, kendi aralarında güvenlikli şekilde iletişim kurduğunu anlatan Şimşek, “Tüm bilgiler yapılan yakıt ikmal işlemlerini doğrulamak üzere güvenli olarak saklanacak.” dedi.
“GEREKLİ CİHAZLAR YIL SONUNA KADAR TAKILACAK”
Bakan Şimşek, uygulama kapsamına girecek kesimlere yönelik uyarılarda da bulunarak, şunları kaydetti; “Akaryakıt istasyonu işleten mükelleflerin, yıl sonuna kadar en az bir pompa ünitesinin tabancasına söz konusu cihazı taktırması zorunlu. Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi’yle, kiralama yoluyla edinilen veya işletmeye dahil olan ve işte kullanılan yaklaşık 8 milyon araca 31 Aralık’a kadar taşıt tanıma birimi takılması zorunluluğu bulunuyor. Akaryakıt istasyonlarının, bu sistemin kurulması ve işletilmesi sürecinde gereken her türlü desteği vermesi önem taşıyor. Sistem kapsamında yapılmış bağlantıların korunması ve sistemin sürekli çevrim içi bağlantılı olmasının sorumluluğu akaryakıt istasyonu işleten mükellefe ait olacak.”
]]>Bursa’nın kırsal Keles ilçesinde 900 rakımda sera kuran çiftçi Mehmet Sakarya, bölgenin iklim nedenleriyle tarıma uygun olmamasına rağmen süs bitkileri yetiştiriyor. Deniz seviyelerine göre 5 kat daha fazla verim aldığını söyleyen Sakarya, Uludağ’dan eriyen kar sularını kullanarak 1 dönüm alana 1 kilogram gübre ile sulama yapılabildiğini, seraların merkezi Yalova’da bile en az 5 kilogram gübre kullanıldığını aktardı. Yakın bölgede başka süs bitkisi üretilmediğinden toprakta hastalık olmadığını kaydeden Sakarya ayrıca, bölgeden çıkan ürünlerin daha uzun ömürlü olduğunu ifade etti.
“Kamu bizi desteklerse daha ileriye gideriz”
Üretim konusunda sorun yaşamadıklarını fakat pazarlama konusunda daha çok desteğe ihtiyaç duyduklarını söyleyen Mehmet Sakarya, “Toplamda 15 dönümde çalışıyoruz. Şu an yazlık begonya gibi yazlık bitkilerde çalışıyoruz. Nasip olursa Eylül ayında kışlık bitkilerde başlayacağız. İklimsel olarak dezavantajlı bir bölgede yaşıyoruz. Rakımın yüksek olduğu bir bölge. Bu bölgede bir değişiklik yapmak gerekiyordu. Bizim şartlarımızda açık alanda üretim yapmak biraz zor. İnsanlar bu sene fasulye ve patatesi kırağıdan dolayı ikinciyi ektiler. 6-10 Mayıs arası bir don yaşandı. Dolayısıyla örtü altı üreticiliğine geçmemiz gerekiyordu. Ufak ufak denemelerle başladık. Bu yıl bizim üretimde 7 yılımız. Üretim yapıyoruz. Ürettiklerimizle kamunun ihtiyacını karşılamaya çalışıyoruz. Bu işte üretmekten daha önemlisi ürünü iyi pazarlayabilmek. Üretimde iyi bir ivme yakaladığımızı düşünüyorum. Mevsimlik üretimimizi 3 milyona çıkardık. Kamudan desteğimizi aldık. Şimdiye kadar bizi desteklediler. Biz dağın başında olduğumuz için yoldan geçen kişiye ürün satma şansımız yok. Bizim müşterimiz kamu. Kamu bizi desteklerse daha ileriye gideriz. Biz yaz döneminde kadın işçilere 450 lira yevmiye ödedik. Biz burada köyde boş olan bütün insanlara iş imkanı sağladık. 1 yıl içinde bin kişiye iş imkanı sağladık” dedi.
“Bu yıl 3 milyon adet üretimimiz gerçekleşti”
Sezonda 3 milyon adet üretim yaptıklarını ve desteklenmeleri durumunda daha da büyüyebileceklerini belirten Sakarya, “Üretici olarak 14 tane üyemiz var. Hedefimiz üreticiyi arttırmak. Üreticiyi çoğaltabilmemiz için kamunun da bize destek olması lazım. Biz burada çiçek üretiyoruz. Sebze üretimine ve topraksız tarıma da başladık. Biz bölge olarak örtü altı üreticiliğine geçmemiz gerekiyor. Kamu bize destek verirse gelişmememiz için hiçbir sebep yok. Süs bitkisi üretiminde su çok önemli bir etken. Bizim en büyük avantajımız su. Bir kilo gübreyle 1 dönüm yer suluyoruz. Yalova’da 5 kilo gübreyle 1 dönüm yer suluyorlar. Dezavantajlarımız olduğu kadar avantajlarımız da var. Bulunduğumuz konum mevsimlik bitki üretimi için çok güzel. Bu avantajı fark ettik. Yalova’dan İstanbul’dan tecrübeli insanlar da geldi. Buranın süs bitkisi üretimi için güzel bir bölge olduğunu söylediler. Bizim burada yaşadığımız en büyük zorluk pazarlama. Üretim kısmı çok kolay pazarlama için aynı şeyleri söyleyemem. Bu seneki üretimiz 3 milyon adet. Bu rakamı 1 milyona kadar düşürdük. Kamu kuruluşları ürün alımında bize destek oldular” ifadelerini kullandı.
“Fiyat nedeniyle müşteriler Bursa’yı tercih ediyor”
Diğer bölgelere göre maliyetlerin düşük olması sebebiyle daha verimli çalıştıklarını aktaran Sakarya, “Bu işe başlarken İzmir Büyükşehir Belediyesini örnek aldık. İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde 5 tane kooperatifi idare ediyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de aynı şekilde 18 yıl boyunca kırsal bölgelerde kooperatifler kurmuşlar. Bizde bu modelleri örnek alarak bu işe giriştik. Ufak tefek aksamalar olsa da işlerimiz iyi gidiyor. Bu işin ana merkezi Yalova’dır. Biz burada aile işçiliği yaptığımız için bizim maliyetimiz oraya göre biraz daha düşük. Müşteriler bizim piyasamızın Yalova ve Bursa merkeze göre biraz daha düşük olduğu için bizi tercih ediyorlar” dedi. – BURSA
]]>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Azerbaycan’ın Şuşa kentinde Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmi Zirve Toplantısı’nda konuştu. Yılmaz, “Günümüzdeki küresel sınamalar karşısında en güçlü dayanağımız Türk dünyasının birlik ve beraberliğidir” dedi.
Cumhurbaşkanı Cevdet Yılmaz, Azerbaycan’ın Şuşa kentinde düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmi Zirve Toplantısı’nda, Türk Devletleri arasındaki ikili ilişkilere, bölgesel ve küresel problemlere dikkat çekti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Türkiye yüzyılı vizyonumuz çerçevesinde yürüttüğümüz dış politikamızın esaslarından biri ülkemizin ötesinde Türk dünyasında da barış, refah ve güvenliğe katkı sunmaktır. Günümüzdeki küresel sınamalar karşısında en güçlü dayanağımız Türk dünyasının birlik ve beraberliğidir. Türk Devletleri Teşkilatı bu birlik ve beraberliğin en somut tezahürüdür. Büyük çabalarla gerçekleştirdiğimiz atılımlar sayesinde aile meclisimiz Türk Devletleri Teşkilatı’nın geldiği işbirliği düzeyinden hepimiz gurur duyuyoruz. Dünyanın ekonomi ağırlık merkezlerinin değiştiği ve coğrafyamızın öneminin giderek arttığı bir dönemde Türk dünyası olarak ülkelerimiz arasındaki bağları daha da güçlendireceğimize inanıyorum. Türk yatırım fonunun 18 Mayıs 2024 itibarıyla açılış toplantılarının yapılması bu yöndeki ortak irademizin açık göstergesidir. İstanbul’da gerçekleşen söz konusu toplantıya ben de bizzat katıldım. Türk yatırım fonunun, Türk dünyasının ekonomik ve ticari kalkınmasına önemli katkı sağlayacağına yürekten inanıyorum. Macaristan’ında fona üye olmak için başvurmasından memnuniyet duyduğumuzu belirtmek istiyorum. Umuyoruz ki geçtiğimiz yıl Ankara’da kurulmasına karar verdiğimiz Sivil Koruma Mekanizması başta olmak üzere müzakerelerini sürdürdüğümüz çalışmalarımızı birer birer hayata geçireceğiz. Bu çalışmalarımızın süratli bir şekilde takip edilebilmesi için sekretaryamızın güçlendirilmesinin öncelikli bir mesele olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda atılan tüm adımları destekleyeceğiz” dedi.
“KARABAĞ AZERBAYCANDIR VE HEP AZERBAYCAN KALACAKTIR”
Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki müzakereler hakkında değerlenirmelerde bulunan Yılmaz, “Bundan 3 yıl önce 15 Haziran 2021’de bu kadim şehirde Türkiye ve Azerbaycan arasındaki eşsiz ilişkileri taçlandıran Şuşa Beyannamesi imzalandı. 8 Kasım 2020 tarihinde Şuşa’nın işgalden kurtarılmasıyla Azerbaycan’ın 44 günlük vatan muharebesindeki zaferi de resmi olarak ilan edilmişti. Aradan geçen sürede azad olan tüm bölgelerde olduğu gibi Şuşa’daki kalkınma ve gelişme gururla şahit oluyoruz. Bir kez daha Karabağ Azerbaycandır ve hep Azerbaycan kalacaktır diyoruz. Biz başından beri bu zaferi sadece işgalin sonu değil, Güney Kafkasya’da barış, refah ve istikrar yolunda tarihi bir fırsat penceresinin açılışı olarak gördük. Bu çerçevede müzakereleri büyük emek ve titizlikle yürütülen Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış anlaşmasının biran önce imzalanmasının Güne Kafkasya’da kapsamlı bölgesel çözümün önümüzdeki en büyük engeli ortadan kaldıracağına inanıyorum. Güney Kafkasya’da kalıcı barış ve istikrarın tesisi sadece bölge ülkeler için değil, bölgesel ulaşım hatlarının nihayet açılacak olması nedeniyle küresel güvenlik ve bağlantısallık bakımından da büyük önem taşımaktadır. Söz konusu hatların açılması bölgesel işbirliğini arttırarak, Orta Asya, Karadeniz ve Hazar havzalar dahil tüm Türk dünyası için büyük avantajlar yaratacak yeni fırsatları beraberinde getirecektir. Uluslararası kurumların on yıllar boyunca Azerbaycan’a karşı adaletsizliğe kayıtsız kalmasına rağmen, Azerbaycan halkı Sayın Cumhurbaşkan İlham Aliyev’in kararlı liderliğinde kendi kahramanlığı sayesinde hakkını geri almıştır. Birinci Karabağ Savaşı sonrasında yerlerinden edilen 1 milyon Azerbacanlı kardeşimiz için sesini çıkarmayan devletlerin bugün haksız ve temelsiz suçlamalarla kardeş Azerbaycan’ı hedef almaları hiçbir şekilde kabul edilemez. Türk dünyası olarak bu temelsiz suçlamalara karşı Azerbaycan’a güçlü destek vermemiz kardeşliğimizin olduğu kadar adaletin de gereğidir” İfadelerini kullandı.
Türk Devletlerinin coğrafi açıdan enerji projelerindeki rolüne vurgu yapan Yılmaz, “Küresel düzlemde yaşanan gelişmeler enerji arz güvenliğinin ve enerji alanında işbirliğinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Kaynak açısından zengin ve önemli coğrafi konumda yer alan Türk devletlerinin rolü bu düzlemde kritik önem taşımaktadır. Doğu ile batıyı birbirine bağlayan büyük ölçekli enerji ve ulaşım altyapı projelerini hep birlikte başarıyla hayata geçiriyoruz. Azerbaycan ile bu alanda hayata geçirdiğimiz projeler örnek niteliğindedir. Başta Türkmen doğalgazı olmak üzere Hazar ötesi kaynakların Türkiye ve Avrupa’ya taşınması hem bizlerin ulusal refahına hem de Avrupa’nın enerji güvenliğine katkı sağlayacaktır. Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde enerji mekanizmasının kurulmasından memnunuz. Bu kapsamda ortak projeler geliştirilmesini desteklemekteyiz. Başta yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve piyasa regülasyonları olmak üzere üye ülkelerin ihtiyaç duyabilecekleri konularda deneyim paylaşımına hazırız. Günümüzde doğu batı ekseninde artan ticaret akışıyla birlikte bölgemiz önemli ulaşım koridorlarının kavşağında merkezi bir konuma yerleşti. Bu çerçevede biz de bölgesel bağlantısallığı kolaylaştıracak şekilde altyapı projelerine yatırımlarımızı ve Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde çalışmalarımızı arttırdık. Türk Devletleri Teşkilatı üyeleri arasında ulaştırma alanında imzalanan belgelerin hayata geçirilmesine büyük önem atfediyoruz. Orta koridoru geliştirme konusunda ülkelerimizce yapılacak çalışmalar hem işbirliğimizi güçlendirecek hem de Türk dünyasının küresel rolünü ortaya koyacaktır” diye konuştu.
“BM İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ 31’İNCİ TARAFLAR KONFERANSI’NA EV SAHİPLİĞİ İÇİN ADAYLIĞIMIZI DUYURDUK”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Bu yıl 29’uncusu yapılacak olan BM iklim Değişikliği Taraflar Konferansı’na Azerbaycan’ın ev sahipliği yamasından memnuniyet duyduğunu belirterek, ” İklim değişikliği ve çevre sorunları yüzleşmemiz gereken en zorlu küresel krizler arasında yer alıyor. İklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik çabalara sürdürülebilir kalkınma ve yeşil dönüşüm temelinde katkıda bulunuyoruz. Bu kapsamda 2053 yılı için net sıfır emüsyon hedefimizi ve yeşil kalkınma vizyonumuzu ilan ettik. Ulusal katkı beyanımızda sera gazı emüsyon azaltım hedefimizi 2 katına çıkarttık. 2026 yılında düzenlenecek BM iklim Değişikliği 31’inci Taraflar Konferansı’na ev sahipliği için adaylığımızı duyurduk. Bu konuda bizi destekleyen ülkelere teşekkür ederiz. Azerbaycan’ın BM İklim Değişikliği 29’uncu Taraflar Konferansı’na ev sahipliği yapacak olmasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Özellikle iklim finansmanı konusunda önemli kararların alınacağı bu konferans kapsamında ve hazırlık sürecinde yakın işbirliğimizi ve desteğimizi sürdüreceğiz. Azerbaycan’ın bu konferansa ev sahipliği bölgesel işbirliği açısından da büyük önem taşıyor” dedi.
“COĞRAFYAMIZIN ÇEVRESİNDE YÜKSELEN KRİZLER SADECE BİZLER İÇİN DEĞİL TÜM ULUSLARARASI DÜZEN İÇİN SINAMA TEŞKİL ETMEKTEDİR”
Bölgede ve dünyada yaşanan çatışmalar hakkında değerlendirme yapan Yılmaz, “Kıbrıs meselesinde adil, kalıcı, sürdürülebilir ve adadaki gerçekleri esas alan bir çözüme yönelik çabalarımızı sürdürüyoruz. Bu bağlamda 2022 yılındaki Semerkant Zirvesi’nde KKTC’ye gözlemci statüsü verilme kararı Kıbrıs Türklerine Türk dünyasının dayanışma ruhunu göstermekle kalmamış aynı zamanda KKTC’nin uluslararası sahada görünürlüğünü ve temaslarını arttırmasına imkan sağlamıştır. Coğrafyamızın çevresinde yükselen krizler sadece bizler için değil tüm uluslararası düzen için sınama teşkil etmektedir. Türk devletleri Teşkilatı olarak burada üreteceğimiz huzur ve istikrarın yakın çevremize de sirayet etmesini arzu ediyoruz. Ukrayna’da savaşın ilk gününden beri barışın tesis edilmesi yönündeki çağrılarımızı ve diplomatik çabalarımızı sürdürüyor uluslararası toplumu da bu yönde uyarmaya devam ediyoruz. Başta Gazze olmak üzere bölgemizdeki çatışmaların kalıcı bir şekilde sonlandırılması hepimizin önceliğidir. Özellikle Gazze’de yaşanan soykırıma varan katliamlar hepimizin yüreğini dağlamaktadır. Üzerimize düşen vazife el ve güç birliğiyle yanı başımızda süregiden bu insani trajediye dur demektir. Sorun İsrail’in yıllardır devam eden Filistin topraklarını işgalidir. Bu işgal sona ermeden Filistin halkının direnişi de bitmez. Kalıcı ateşkes bir an önce sağlanmalı, insani yardımlar kesintisiz şekilde mazlum Gazze halkına ulaştırılmalı ve 1967 sınırları temelinde iki devletli çözüm hayata geçirilmelidir” ifadelerini kullandı.
]]>
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, birtakım ziyaret ve açılış için geldiği Bilecik’te İl Genel Meclis Salonu’nda tarım sektöründe faaliyet gösteren işletmeler ve yatırımcılar ile buluştu. Bakan Yumaklı yaptığı açıklamada, “Bizler Türkiye’nin dört bir tarafında en geniş teşkilata sahip bakanlıklardan bir tanesiyiz. Bizler gittiğimiz illerde, Türkiye’nin üretiminin ve üreticinin yüzyılı olma vizyonunu ortaya koyduğumuz bir dönemde bunları birlikte gerçekleştirdiğimiz sektör paydaşlarımızla mutlaka bir araya geliyoruz. Dünyaya hükmeden bir imparatorluğun filizlendiği Bilecik’ten tekrar saha programlarımıza başlamış olduk. Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz büyük, çünkü biz iddiası olan bir ülkeyiz. Üretim ve üreticinin yüzyılı olması vizyonuyla çalışıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye’nin ikinci yüzyılına dair ortaya koyduğu vizyona biz de Tarım ve Orman Bakanlığı olarak kendi sorumluluklarımız ve görev alanlarımız itibariyle katkıda bulunmak durumundayız. Ülkenin dört bir tarafını il il, ilçe ilçe geziyoruz. Üreticilerimizle bir araya geliyoruz. Kimi zaman bir salonda oluyor kimi zaman herhangi bir sivil toplum kuruluşu bize burada yapalım dediği bir alanda oluyor mutlaka bir araya geliyoruz. Bizler çok geniş bir teşkilatın mensupları olarak sahadan aldığımız bütün bilgileri değerlendirme kabiliyetine sahibiz ” dedi.
“Gıda milliyetçiliği diye bir kavram ortaya çıktı”
Bakan Yumaklı açıklamasının devamında, “Bakanlığımızın çok önem ve altını çizdiği bir husus var. O da gıda arz güvenliğidir. Ülkeler artık kendi pozisyonlarını gıdalarını güvence altına almak üzerine kurup bir strateji üzerinden yürütmeye başladılar. Belki duydunuz, gıda milliyetçiliği diye bir kavram ortaya çıktı. Önce kendisini düşünen, ihtiyaçlarının tamamını bir şekilde garanti altına alacak politikalarla devam ediyor. Bu sadece gıda tarafında bu şekilde ama bununla da yetinilmiyor. Çünkü tarımsal üretim aynı zamanda sanayinin de ham maddesini veren istihdama katkıda bulunan çok geniş bir alan. Neden ülkeler bu derece katı bir şekilde gıda arz güvenliklerine temin etmeye teşkil etmeye çalışıyorlar? Çünkü iklim değişikliği denen kavram başta olmak üzere; göçler, konjonktürel değişiklikler, ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar bu dönemde artık bizim hayatımızın tam da göbeğine giren değişiklikler oldu” dedi.
“Son 22 yılda Bilecik’te de tarım ve orman alanında çok ciddi bir altyapı oluşturulmuş durumda”
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Bilecik’te bugün bir ayda yağacak yağmurun birkaç saatte yağması ile çok yoğun taşkınlar tarım alanları gördüğü zararlarla uğraştığını, ülkenin başka bir tarafında orman yangınları başta olmak üzere çok farklı konularla yüz yüze kaldığını söyledi. Yumaklı, “Biz yaptığımız her işte yeni normalde dediğimiz bizi etkileyecek hususlara bundan sonra gözetmek durumundayız. Çünkü başta tarım sektörü olmak üzere sektörler bundan çok hızlı ve çabuk etkilenir durumdalar. Biz de burada illerin tek tek özelliklerine göre onların altyapılarını güçlendirmek üzere yatırımlarımızı bunlara göre planlıyoruz. Son 22 yılda Bilecik’te de tarım ve orman alanında çok ciddi bir altyapı oluşturulmuş durumda. Yeterli mi? Hiçbir şey yeterli olmaz. Çünkü sürekli gelişen, değişen, büyüyen bir ülkeyiz. İhtiyaçlarımız farklılaşıyor, ulaşmak istediğimiz hedefler farklılaşıyor. Bugünün fiyatlarıyla 10.2 Milyar TL Bilecik’teki tarım orman altyapısı için yapılan yatırımın bedelidir. Su alanında 6.6 milyar TL bunun su alanıyla alakalı sulama tesisleri var 80’in üzerindedir. Kırsal kalkınma yatırımları var. Özellikle yüzde 57’si orman olan bu şehrin ormanla ilgili altyapısı ve bundan elde edeceği kazançlar var. 4 tarımsal ovası var. Tüm bunları yaparken yine en başta söylediklerime referans vereceğim, gıda arz güvenliğimizi teminat altına almak bizim temel hedefimiz” ifadelerine yer verdi.
“Sektör paydaşları ile omuz omuza yapmadığınız hiçbir şey başarılı olma şansı yok”
Bakan Yumaklı açıklamasının devamında, “2023 yılında tarım kanununda yapmış olduğumuz değişikliklerle hatta devrim niteliğinde bu hususları ortaya koyduk. Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kaydolunamamasından tutun da sözleşmeli üretimin problemlerinin çözülerek bunun daha aktif hale getirilmesi üretim planlaması hususları artık bundan sonra bizim en çok konuşacağımız hususlar. Dünyada tarımsal üretim açısından büyükler olarak kabul edilen üretim hacimleri itibariyle büyük ülkelerin gündemi diye baktığımızda bizim gündemimizden hiçbir farkı yok. Dolayısıyla onlar da sürdürülebilir bir üretim istiyorlar. Onlar da sularını yönetmek istiyorlar, topraklarını korumak istiyorlar. Onlar da her halükarda tarımsal sanayiyi geliştirmek istiyorlar. Bizlerle onların gündemleri arasında bir fark yok. Bizleri ayıracak tek husus 2023’ten bu yana gelen ve artık bizim gündemimizde üst sıralarda olan hususları ne kadar yapıp ne kadar yapamayacağımızla alakalı. Bakanlık olarak, siz çok iyi kanunlar, yönetmelikler çıkartabilirsiniz. Ama bu tek başına hiçbir zaman yetmez. Sektör paydaşları ile omuz omuza yapmadığınız hiçbir şey başarılı olma şansı yok. Ben buna her zaman için inanan birisiyim. Dolayısıyla bu zamana kadar yapmış olduğumuz ve bundan sonra da yapacağımız bütün değişikliklerin yeniliklerin mutlaka ve mutlaka sektör paydaşlarıyla birlikte olmasına özen gösteriyoruz” dedi.
“Hayvan hastalıkları ile mücadele konusu ıslah konusu ve diğer konular bunun en önemli maddeleridir”
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, geçtiğimiz hafta Türkiye’deki 9 ürün konseyi ile Mersin’de bir toplantı yaptıklarını anlatarak, “Bunların arasında hububat, çay, fındık vardı. Aklınıza gelebilecek Türkiye için önemli olan ürünlerin konseyleri buradaydı. En son 2001 yılında yapılmış olan tarım sayımıyla biz inşallah bunu programa aldık. 2026 yılı içerisinde tamamlayacağız. Yine hayvancılık yol haritası açıkladık. Özellikle bu da ülkemizde tartışma konusudur. Ama bütün onlara kulağınızı tıkayarak sektördeki bütün arkadaşlarımızla birlikte bundan sonra Türkiye’de kendimiz üretimimizi nasıl daha sürdürülebilir nasıl daha verimli nasıl daha kaliteli kayıtlı bir şekilde ve tekraren sektöre yatırım yapılır şekilde olabilecek bunların üzerinde çalışıyoruz. Bundan sonraki 5 yılda uygulayacağımız hayvancılık yol haritamızı da açıklamış olduk. Çok kritik iki konuyu söyleyeyim. Hayvan hastalıkları ile mücadele konusu ıslah konusu ve diğer konular bunun en önemli maddeleridir. Kadınların ve gençlerin daha pozitif ayrımcılığı olacak bir destekleme modelini de şu ana kadar mevcut modelin dışına çıkarmış olduk. Yani bunları ayrıştırdık. Artık eskisi gibi sizin bakanlık olarak vermiş olduğunuz destekler çok fazla biz bazen bunları yönetmek de zorluk çekiyoruz. Anlamakta zorluk çekiyoruz diye üreticilerimizin bizzat kendilerinden gelen hususu biz bundan sonra üretim planlamasına yönlendirecek şekilde söylediğim ana unsurları içerisine barındıracak şekilde İnşallah uygulamış olacağız. Bunları uygularken bu üretimin içerisinde yer alacak olan gençlerin ve kadınların bunlardan fazla faydalanacağına söylemek istiyorum. Bilecik gibi büyük metropollere son derece yakın bir şehrin de bu anlamda ciddi bir avantajı olduğunu buradan söylemek istiyorum” ifadelerine yer verdi.
“Gıda güvenilirliği konuda da farklı uygulamalar geliştirdik”
Bakan Yumaklı son olarak, “IPARD programları vardı. Bunu 81 ile yaygınlaştırdık. Eminim Bilecik’te burada yatırımlarla alakalı çok iyi projeler çıkaracak. Ama peşinen söyleyeyim burada projeler yarışacak. İllerin arasında projeler yarışacak. Sadece proje yapmış olmak için değil, biraz önce söylediğim ana unsurları içinde barındıran projelere biz öncelik vermiş olacağız. Biz genelde bazı şeylerde mesafeliyiz. Bunlardan bir tanesi de tarımsal sigortalar. Biraz bunu gereksiz gibi görüyoruz açıkçası. Önümüzdeki dönemde benim bütün ekip arkadaşlarımın sizlerle en çok konuşacağı konulardan bir tanesi de bu olacak. 1 aylık yağmurun birkaç saat içerisinde hatta belli bir yere yağması söz konusu. Bizlerin hiç tahmin etmediğimiz hasarları yaşaması ve neredeyse bir sene beklediğimiz ürünün o alın terimizin birkaç saat içerisinde yok olması söz konusu. Bunları engelleyecek tek şey tarımsal sigortalardır. Bu konuda da özellikle sizler ileri gelenlersiniz. Bulunduğunuz yerlerde mutlaka ama mutlaka diğer üreticilerimizi de bu konuda cesaretlendirmenizi özellikle istirham ediyorum. Bizim bakanlığımız birçok disiplinle çalışıyor. Gıda güvenilirliği konuda da farklı uygulamalar geliştirdik. Uygulamalarımızı da her geçen gün vatandaşımızın uygulaması için ya da beğenisi için sunuyoruz. Bunlardan bir tanesi de özellikle bizim denetimlerimizin yapıldığı işletmelerin karekod yöntemi ile sizlerin kullanmış olduğu mobil telefonlarınızdan anlaşılabilmesi yani herhangi bir gıda satan üreten bir yeri gittiğinizde oradaki karekodu okutarak siz bu işletmenin ne zaman denetlendiği ile alakalı bütün bilgileri orada görebileceksiniz. Burada biz hiçbir zorlama yapmıyoruz. Neden zorlama yapmıyoruz? Çünkü eğer kendisine güvenen işletmeler varsa bu karekodu kullanarak o tüketicilere kendilerini anlatmalarını istiyoruz” dedi. – BİLECİK
]]>Yılın ilk yarısında ihracatı miktar bazında yüzde 25 artan hububatçıların ihraç ettiği ürün toplamda 6,2 milyon tona ulaştı.En fazla ihracat gerçekleştirilen Irak’tan sağlanan gelirin yüzde 10,7 arttığı altı aylık dönemde, ABD sektörün ihracatında ikinci sırada yer aldı. Bu dönemde ürün gruplarından bisküvi-pasta ihracatı 811 milyon dolar, bitkisel yağ ihracatı 696 milyon dolar, buğday unu ihracatı ise 675 milyon dolar oldu.
Yurt içi ve yurt dışı gelişmeler ekseninde buğday piyasasındaki gelişmelere değinen TİM Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, Türkiye’nin uyguladığı buğday ithalatı yasağının küresel etkilerini değerlendirerek, “Özellikle Rusya ve ABD’de artan yağışlara bağlı olarak yüksek üretim beklentisiyle hububat fiyatlarındaki gevşeme sürüyor. Ülkemizde buğday alım fiyatlarının enflasyonla mücadeleyi önde tutan oranlarda güncellenmesi ve buğdaya ithalat yasağı getirilmesi de tarımsal bir emtia olarak buğdayın küresel fiyatlarını aşağı yönlü etkiliyor. Küresel ölçekte ürün arzının yükseldiği, para arzının ise sınırlı olduğu böyle bir dönemde, Türkiye dengeli bir ticaret politikası yürütüyor. Buğday ithalatına tekrar izin çıktığı zaman; başta makarna sektörü olmak üzere gıda alanındaki farklı sektörlerimiz için hammadde girdisi olarak temin edeceğimiz buğdayda uygun fiyatlar bulabiliriz” dedi.
“Türkiye kişi başına yaklaşık 250 KG buğday üretiyor”
Bu yıl dünya buğday üretiminin 800 milyon tona yakın seviyelerde olacağının altını çizen Tiryakioğlu, “Bu veriler dünya nüfusuna vurulduğu zaman, dünyada yıllık kişi başına 100 KG buğday üretimi yapıldığı anlamına geliyor. Diğer taraftan 85 milyon nüfuslu Türkiye, yılda 21,5 milyon tonluk rekolte ile kişi başına yaklaşık 250 KG buğday üretiyor. Ülkemizin buğday üretimindeki gücü; hububat, bakliyat ve yağlı tohumlar sektörümüzün iştigal alanındaki performansına da doğrudan yansıyor. 2023 verilerine göre yıllık buğday unu ve makarna ihracatımızın toplamı 5 milyon tonu buluyor. Geçen yıl 164 ülkeye 3,5 milyon ton buğday unu ihracatı gerçekleştiren Türkiye, 2015 yılından beri bu alanda dünya ihracat şampiyonluğunu da elinde bulunduruyor. Bu stratejik ürünü iştigal alanında tutan bizim sektörümüzün bir özelliği de bisküvi-pasta, kakaolu mamuller, yağlı tohumlar ve baharatlar gibi KG başına ortalama birim fiyatları 2 ila 4 dolar arasında değişen katma değerli ürünleri kapsıyor oluşudur” şeklinde konuştu.
“Hububat alanında dış ticaret açığı vermeyen bir ülkeyiz”
Tarımsal hasılada Avrupa’da birinci olan Türkiye’nin bir başka özelliğinin hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri iştigal alanında dış ticaret açığı vermemesi olduğunun altını çizen Tiryakioğlu, “2023 verilerine göre 1,5 milyon tondan fazla bisküvi-pasta, 1,5 milyon tona yakın bitkisel yağ, 1 milyon tondan fazla şeker ve şeker ve mamulleri, 1 milyon tona yakın kakaolu mamul ihraç eden Türkiye, sektörümüzün toplam dış ticaretinden yılda 12,5 milyar dolara yakın gelir elde etti. TÜİK’in hesaplamasına göre hububat, değirmencilik ürünleri, malt, nişasta, inülin, yağlı tohum ve meyveler, muhtelif tane, tohum ve meyveler, saman ve kaba yem, şeker ve şeker mamulleri, kakao ve kakao müstahzarları, yenilen çeşitli gıda müstahzarları, hayvanlar için hazırlanmış kaba yemler şeklimde tanımlanan fasıllarda Türkiye’nin toplam ithalatı ile toplam ihracatı benzer seviyelerde seyrediyor. Kısacası Türkiye; dünyanın değişik coğrafyalarından farklı kültürlere ve farklı alım gücüne sahip kesimlerin gıdaya yönelik ihtiyaçlarına özel çözümler üretirken bu alanda dış ticaret açığı vermeyen bir ülke olmanın haklı gururunu yaşıyor” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Samsun TSO Haziran Ayı Olağan Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Haluk Akyüz başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantıda söz alan Samsun TSO Yönetim Kurulu Başkanı Salih Zeki Murzioğlu, iki toplantı arasında yürüttükleri faaliyetler hakkında meclisi bilgilendirdi.
Yüzde 14,8 artış
Murzioğlu, konuşmasında, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) yayımladığı ihracat rakamları hakkında da meclise açıklamalarda bulundu. Murzioğlu, TİM verilerine göre 2023 yılının ilk altı ayında 593 milyon 393 bin dolarlık ihracat gerçekleştiren Samsun’un, 2024 yılının aynı döneminde 681 milyon 75 bin dolar ihracat yaptığını söyledi. Murzioğlu, geçen yıla göre Türkiye ihracatında yüzde 2 oranında artışa rağmen, Samsun’daki artışın ise yüzde 14,8 oranında olduğuna dikkat çekti.
En çok ihracat yapılan ülkeler
Konuşmasında, TÜİK’in verilerine de yer veren Başkan Murzioğlu, Samsun’un 2024 yılının 5 beş ayında toplam 165 ülke ve dört serbest bölgeye ihracat gerçekleştirdiğini kaydetti. Murzioğlu, Samsun’un en fazla ihracat yaptığı beş ülkenin ise sırasıyla Özbekistan, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya Federasyonu, Hollanda ve Almanya olduğunu, bu ülkeleri, Irak, Ukrayna, Gürcistan, Birleşik Krallık ve Yunanistan’ın takip ettiğini açıkladı. İlk 5 ayda gerçekleştirilen ihracatın yüzde 54’ünün bu ülkelere yapıldığını hatırlatan Murzioğlu, Samsun’un ilk 5 ayda yaptığı ihracatla Türkiye sıralamasında 19’uncu basamakta olduğunu hatırlattı.
En fazla ihracat yapılan ürünler
2024 yılının ilk 5 aylık döneminde Samsun’dan en fazla ihraç edilen ürünler hakkında da bilgi veren Başkan Murzioğlu, “İlimizden bu yıl en fazla ihracat yapılan beş kalem ürünlerin başında, değirmencilik ürünleri, kazanlar, makineler ve mekanik cihazlar, motorlu kara taşıtları, silahlar ve mühimmat, bunların aksam, parça ve aksesuarı ile elektrikli makine ve cihazlar geldi. Bunları ise balıklar ve kabuklu hayvanlar, demir ve çelikten eşya, yenilen meyveler ve sert kabuklu meyveler, kauçuk ve kauçuktan eşya ile ağaç ve ahşap eşya, odun kömürü takip etti. Verilere baktığımızda ise ilimizin 84 fasılda ihracat yaptığını görüyoruz” diye konuştu.
“Başarıları daim olsun”
Konuşmasında, oda olarak tüm güçleriyle ihracatı artırıcı yardımcı etkenleri harekete geçirmek için çaba harcadıklarına dikkat çeken Başkan Murzioğlu, “Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin 2023 yılında yaptıkları ihracat tutarlarına göre Türkiye’nin ilk 1000 firması arasına ilimizden 9 firma, İstanbul Sanayi Odası’nın her yıl hazırladığı Türkiye’nin İlk 500 Büyük Sanayici Kuruluşu arasına da 6 firmamız girerek göğsümüzü kabarttı. Yaşanan tüm ekonomik zorluklara rağmen firmalarımızın başarıları takdire şayandır. Bir kez daha sizlerin huzurunda ilimizin ekonomik gelişimi ve kalkınması hedefinde üreterek, ihracat yaparak, iş ve AŞ sağlayarak katkıda bulunan firmalarımızın yöneticilerini, çalışanlarını ve tüm emeği geçenlerini yürekten kutluyor, başarılarının devamını diliyorum” şeklinde konuştu.
“Rekabet gücünü korumalıyız”
“Her zaman dile getirdiğimiz gibi, ülkemizin ve şehrimizin kalkınma için kim bir çivi çakıyorsa sonuna kadar yanındayız ve destekçisiyiz” diyen Murzioğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sanayicinin kazanması yeni yatırım, yeni istihdam kapıları demek, başarıları daim olsun. Biz şehrimizin daha yüksek ihracat rakamlarına ulaşacağını biliyoruz. Üretim ve yatırıma daha fazla destek olup sanayimizin rekabet gücünü korumalıyız. Oda olarak tüm gücümüzle şehrimizin ihracatını geliştirmenin çabası içindeyiz ve olmaya da devam edeceğiz.”
Meclis, gündem maddelerinin görüşülüp karara bağlanmasının ardından sona erdi. – SAMSUN
]]>TÜRKİYE Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, “20 sene önce dünyada mobilya ihracatında Türkiye’nin adı bile geçmezdi. Ama bugün Allah’a çok şükür, Türkiye mobilya ihracatında dünyada 11’inci sıraya geldi” dedi.
Dünya Odalar Federasyonu ve TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Bursa’nın İnegöl ilçesinde düzenlenen, İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası (İTSO) 2023 yılı İhracatın Yıldızları Ödülleri Töreni’ne katıldı. İhracatta derece alan firmaların sahiplerine plaketlerinin verildiği törende konuşan TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, “Mobilyada zaten İnegöl marka olarak bilinmektedir. Dünya tanıyor, dünyada da hepimiz gurur duyuyoruz, İnegöl’ün geldiği noktadan. Yine tekstil alanında da İnegöl’ümüz hızla gelişiyor. Ayrıca pek çok kaliteli tarımsal üretim de var burada, bizim İnegöl’ümüzde. Adeta ekmeğini taştan çıkartan, dünyaya ismini duyuran İnegöl’ün, girişim gücüyle, yani sizlerle iftihar ediyorum. Böyle ekonomik değerlere ihtiva eden İnegöl’de, özel sektörümüzü en iyi şekilde temsil eden bir ticaret sanayi dalı bulunmaktadır. Yaklaşık 134 yıllık tarihi geçmişiyle, kurumsal yapısıyla kalkınmasına ve zenginleşmesine öncülük etmektedir. Yavuz Uğurdağ başkanımız da müthiş bir azimle ve heyecanla sizler için çalışmaktadır. Avrupa standartlarında da üyelerine İnegöl ticaret sanayi odamız hizmet vermektedir. Akredite bir oda, yani 5 yıldızlı bir oda olarak hizmet vermektedir. Bunu da zaten belgesini almış durumda. Ben Yavuz başkanla beraber, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Genel Kurulu’nda kendisiyle birlikte çalışıyorum. Tecrübelerimden de Ankara’da sizler adına istifade ediyorum. Sizleri de en iyi şekilde Ankara’da temsil etmektedir. Hem İnegöl’e değer katan çalışmalar yapıyor hem de sizlerin her sıkıntısını Ankara’da getirip, çözüm aramaktadır. Proje üretiyor, üyelerimizin derdine çözüm getiriyor İnegöl ve sizler daha çok zenginleşin diye çalışıyor. Buna bizzat şahit olan bir kardeşinizim” ifadelerini kullandı.
‘İNEGÖL 1,5 MİLYAR DOLARA ULAŞAN İHRACATIYLA MARKA HALİNE GELDİ’
İTSO’nun, ilçenin ihracat eksenini geliştirmek için çaba sarf ettiğinin altını çizen Hisarcıklıoğlu, ” Chicago’da ticaret merkezimizle birlikte çalışma yapmaktadır. Miami’deki bir merkez açılması noktasında kendisiyle beraber istişarede bulunacağız. O da bünyemizde bulunan tahkim ve ara buluculuk merkezi ile ticarette karşımıza çıkan hukuki itilafları en hızlı şekilde çözmesine yardımcı oluyor. Bakın ticari anlaşmazlıklar eskiden 4 gün sürerken, 2 yıl birinci derece, 2 yıl ikinci derece, şimdi 20 günde artık nihayete erebilir hale geldi. Odamızın sunduğu tüm bu imkanlardan değerli kardeşlerim siz de istifade edin. Özellikle İnegöl ihracatta çok önemli ve değerli. 1,5 milyar dolara ulaşan ihracatıyla, İnegöl sadece yurt içinde değil, yurt dışında da marka haline gelmiş durumda. Türkiye’nin en çok ihracat yapanlar listesinde 5 İnegöllü firmamız yer almaktadır. 20 sene önce dünyada mobilya ihracatında Türkiye’nin adı bile geçmezdi. Ama bugün Allah’a çok şükür, Türkiye mobilya ihracatında dünyada 11’inci sıraya geldi” diye konuştu.
]]>Yerli üretime, atalık tohumlara ve coğrafi işaretli ürünlere sahip çıkmak amacıyla 2021’de kurulan Alfa Arge Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi, 15 kadınla faaliyetlerini sürdürüyor.
Uzak Doğu mutfağında yaygın olarak kullanılan siyah sarımsak üretimi yaparak işe başlayan kadınlar, bu ürünün tüketimini yurt içi ve dışında artırmayı amaçlıyor.
Kooperatif Başkanı Ebru Akad, AA muhabirine, katma değeri yüksek bir ürünle tüketiciye ulaşmayı hedeflediklerini belirterek, ” Türkiye’nin tarımsal üretiminde bir sorun yok. Ancak üretimin pazarlanmasında bir sıkıntı olduğunu düşünerek, farklı ve işlenmiş bir ürünle pazara girelim istedik. Bu nedenle siyah sarımsak üretimine başladık. Siyah sarımsak, Avrupa Birliği’nden coğrafi işaret tescili bulunan Taşköprü sarımsağının özel yöntemlerden geçirilmesiyle elde ediliyor.” dedi.
“Siyah sarımsak rengini ısı ve nemden alıyor”
Siyah sarımsağın fermantasyon süreciyle oluştuğunu anlatan Akad, “Bildiğimiz beyaz sarımsak topraktan alınıyor. Yaklaşık 60 gün, 60-90 santigrat derece sıcaklıktaki özel fırınlarda ve bellirli orandaki nem altında ısıtılıyor. Böylelikle siyah hale geliyor. İçinde bulunan maddeler bu şekilde daha fazla değerleniyor. Sağlık açısından da değerli olduğu biliniyor.” diye konuştu.
Akad, siyah sarımsağı, mürdük, püre ve çeşni olarak 3 farklı türde ürettiklerini bildirerek, bu ürünün dokusu, tadı ve kokusunun beyaz sarımsaktan farklı olduğuna işaret etti.
Siyah sarımsağa, İstanbul ve Ankara’daki restoranlar ile Antalya ve Ege Bölgesi’ndeki tüketicilerden talep geldiğini aktaran Akad, “Bizim amacımız bu ürünü ihraç etmek. Türkiye ham madde ihraç eden bir ülke. Biz bunu tersine çevirerek, işlenmiş ürünü de ihraç edelim istiyoruz. Siyah sarımsağı, başta Avrupa ve ABD pazarına ihraç etmeyi amaçlıyoruz.” ifadesini kullandı.
“Kadın kooperatifleri eğitimle desteklenmeli”
Akad, kooperatifte, tarhana kıtırı ile elma, muz, vişne, üzüm ve hurma gibi meyvelerin dondurularak kurutulmasıyla elde edilen atıştırmalık da ürettiklerini söyleyerek, “Çok farklı ürünlerimiz var. Dolayısıyla bu ürünlere mutlaka katma değer katmak ve bunları geliştirmek gerekiyor. Bunu yaptığınızda yurt dışından talep de daha fazla oluyor.” değerlendirmesinde bulundu. Akad, kadın kooperatiflerine, katma değeri yüksek ürünler üretebilmesi için eğitim desteği verilmesini de talep etti.
“Antioksidan özelliği çiğ sarımsağa göre yüksek”
Medicana International Ankara Hastanesi Uzman Diyetisyeni Çağrı Yüksel de belirli sıcaklık ve nem altında yapılan eskitme işlemi sırasında sarımsak bileşenlerinde birçok reaksiyonun gerçekleştiğini söyledi.
Bu değişikliklerin, siyah sarımsağın kalite ve antioksidan özelliklerinde çiğ sarımsağa kıyasla artışa neden olduğunu anlatan Yüksel, “Siyah sarımsak, öncelikle daha yüksek fenolik bileşikler, flavonoidler ve sülfürik bileşikler içeriğine atfedilen gelişmiş antioksidan aktivitesiyle bilinir. Bu bileşikler, güçlü antioksidan özelliklerine katkıda bulunur.” dedi.
Yüksel, siyah sarımsağın bazı kronik hastalıklarda fayda sağlayabileceğini belirterek, “İlaç kullanan kişilerin siyah sarımsak tüketiminde uzman hekim tavsiyesi alması önemli. Siyah sarımsağın günlük tüketim miktarı uzmanlar tarafından en fazla 4 gram olarak tavsiye edilir. İnsan sağlığını destekleyici ürünler arasında yer alan sarımsak günlük 4 gramdan fazla tüketilirse yan etkilere sebep olabilir.” diye konuştu.???????
]]>Bursa’nın dağ ilçelerinden Keles ve Orhaneli’de yaban mersininde hasat başladı. Orhaneli, Keles, Büyükorhan ve Harmancık ilçelerinde yaklaşık 750 dönüm tarlada yaban mersini yetiştiriliyor. Bu yıl bölgede 200-250 ton arasında yaban mersini rekoltesi bekleniyor. Meyvenin kilogram fiyatı ise 300 liradan alıcı buluyor. Üretilen yaban mersinleri iç piyasa haricinde Hong Kong, Filipinler, Singapur, Katar gibi farklı ülkelere de ihraç ediliyor.
Birçok vitamini içinde barındırıyor
Türkiye’de son yıllarda yaygınlaşan ve içinde demir, fosfor, kalsiyum, magnezyum, manganez, çinko gibi birçok vitamin ve minareli içeren bu meyve insan sağlığı için de önemli rol oynuyor. Uzmanlar bu meyvenin, kan şekeri seviyesini dengelemesinden kalp hastalıkları riskinin azaltılması, gözlere iyi gelmesinden bağışıklığın güçlenmesine kadar birçok faydası olduğunu dile getiriyor. Meyve dondurulmuş, taze ve kuru olarak tüketilebilirken, reçelinin de yapıldığı biliniyor.
İhracatı da yapılıyor
Orhaneli’de 10 yıldır 5 dönüm arazisinde yaban mersini üreticisi Kağan Altınok, “Yaban mersini ekmeye 5 sene önce başladım. Fideleri 2 yaşında aldım. Fide çeşitliliği bol olduğu ve ticari amaçlı düşündüğüm için yaban mersini tercih ettim. Aromatik tadı yüksek ve verimi iyi olan bu meyvenin 60 çeşidi var. Çiftçimiz 6 cinsini yetiştiriyor. Rakımdan dolayı biz burada Toro, Duke, Bluecrop ve chandler cinslerine ağırlık verdik. Ürünlerimizin hasadı yaz aylarında yapılıyor. Güneşi gören, mor olan yaban mersinlerini kooperatifimizde değerlendiriyoruz. Koparıldığı zaman üzerindeki ‘flulukları’ sakın yıkamayın. Yaban mersini göz, tansiyon ve şeker gibi birçok hastalığa iyi geliyor. Kooperatifimiz olarak bunları yurtiçinde değerlendiriyoruz. İlk etapta Türk firmalarına verip daha sonra yurtdışı firmaları ile bağlantı kuruyoruz. Geçen sene Hong Kong ve Filipinlere ihracat yaptık. Yaban mersininin en önemli özelliği aromatik tadı ve lezzetidir. Dağlık bölge olduğu için kışın soğuya dayanması ve yaz sıcaklarında morarmasından dolayı lezzeti ve tat bakımından dünyadan bir numara” diye konuştu.
“Kilogram fiyatı 300 lira”
2018 yılından beri Keles’te üretim yapan Serdar Burcan, “Bu işe 2018 yılında devlet desteği ile başladım. İlk başta bir dönüme 325 tane fide diktim. Daha sonra ilerletip 800 tane daha aldım. 2021 yılında Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin getirdiği fidanlarla daha fazla diktim. Bu işi elimden geldiğince ilerletmeye çalışıyorum. Şu anda su sorunundan dolayı üretimde sıkıntı çekiyoruz. Pazar payı pek bilinmediği için satışlarda zorlanıyoruz. Domates ve biber gibi çok sık satılmadığı için alıcı bulmak zor. Yaklaşık bin 800-2 bin civarında fidanım var. Kilosu 300 liradan alıcı buluyor. Yarım kiloluk paketlerle satış yapıyoruz. Yaban mersini her toprağa uygun değil. Tahliller yapıyoruz sonucuna göre dikim yapıyoruz. Uygun değilse yaptığımız emek boşa gidiyor. Köyümüzde benim haricimde 2-3 kişi daha yapıyor. Keles’te toplamda 10 kişi yapıyor. Göz, şeker, kalp hastalıklarına iyi geliyor. Bazı vatandaşlar çok tüketiyor” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>Son yıllarda ilginin giderek arttığı Trabzon bugünlerde en yoğun günlerini yaşıyor. Körfez ve Ortadoğu ülkelerinden Trabzon Havalimanına dış hatlardan günde yaklaşık 12 ülkeden direkt uçak seferleri yapılırken, bu ülkeler arasında ağırlıklı olarak Körfez Ülkeleri yer alıyor. Kuveyt, Amman, Sharjah, Jeddah, Riyad, Dammam, Muscat, Doha, Bahreyn, Dubai ve Abu Dhabi gibi ülkelerden her gün Trabzon’a uçuşlar yapılırken, Körfez ülkelerinden gelenler özellikle yaylaları tercih ediyor.
Turizm sezonu ile ilgili değerlendirmelerde bulunan TÜRSAB Doğu Karadeniz Bölge Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Tuna, Trabzon Havalimanı’nda dış hatlara inen uçak sayısının 21 olduğunu belirterek, “Trabzon’a geçen sene 1 Temmuz 2023’de 15-16 uçak iniyordu bugün 21 uçak olarak iniyor. Fakat bu hem acentelerimizin hem otellerimizin doluluk oranlarına yansımıyor. Bununla alakalı bakıldığında bunun birçok nedeni var. Özellikle kayıt dışı tesislerimizin bölgedeki fazlalığı bugün 2 bin rakamları konuşuluyor. Bunlar çok korkunç rakamlar. Bu bağlamda bizim sektör olarak memnuniyetle karşıladığımız Bakanlığımızın aldığı bir kanun tasarısı var. Ama bu memnuniyet sanırım yerel yönetimlerde de idarelerde çok memnuniyetle karşılandığını düşünmüyorum. Bugün gelin görün denetimler bir o kadar etkisiz. Bugün çok basit işte ilk denetleme 100 bin, ikinci denetleme 500 bin, üçüncü denetleme de 1 milyon olarak bu açıklanmış. Ama maalesef sahada bunun karşılığını göremiyoruz” dedi.
Trabzon’da konaklayan turistlerin günübirlik turları tercih ettiğini kaydeden Tuna, “Trabzon özeline baktığında Uzungöl turizm destinasyonlarından bir tanesi. Çal mağarası olsun, Hıdırnebi olsun işte bugün Batum, Ayder kullanılan birçok destinasyon. Bu bağlamda mesela Ordu’da çok güzel yatırımlar yapılıyor. Günübirlik Ordu turları var. Tabii ki misafirlerimiz buralar tercih ediyorlar. Misafirler Trabzon konaklasa bile günübirlik turlar buralara yapılıyor. Bugün Batum turu ile günübirlik olarak gidip gelinebiliyor. Giresun, Rize, Ordu bu bağlamda günübirlik olarak kullanılıyor” şeklinde konuştu.
“TÜRSAB’tan başka denetleme yapan bir kurum yok”
Doğu Karadeniz turizmini değerlendiren Tuna, “Gerçekçi olursa çok iç açıcı görmüyoruz. Rakamlar ortada. Her yıl yüzde 20-30 bandına varan artışlar söz konusu ama bir o kadar da gerileme var. Bugün işte Temmuz ayındayız. Şehrin kalabalığı ortada. Otellerin doluluk oranları ortada. Ama inşallah düzeleceğini ümit ediyoruz. Bununla alakalı da aslında birçok etken var. Biraz yerele de girersek şöyle bir örnek vereyim. 2 yıl önce bizim turizm konseyimiz vardı. Bu konseyi kapattık. Bunun yerine Bakanlık talimatıyla beraber Trabzon Tanıtım Ajansı kuruldu. Bu kurum 14 aydan beri toplantı yapmıyor. Şimdi 2 tane kültür yolu festivali geçirdik. Toplantı yapmadık. Sonuçlar ortada. Çok emek var. Çok şey yapılmış. Yani bakıldığında ama bir o kadar da eksik bir o kadar da yetersiz. Niye? Şehirle birleştiremiyoruz. Bu bağlamda yine şöyle bir örnek vereyim. Trabzon’da bir şeyleri düzeltmeniz gerekiyor. Nedir bu? Otel denetlemelerini konuşuyoruz. Şu anda saha da net olarak söylüyorum TÜRSAB’tan başka denetleme yapan bir kurum yok. Bizde iki tane personelimizle beraber sahada denetleme yapmaya çalışıyoruz. Kayıt dışı çok fazla. Bu kayıt dışı derken illa tesis olarak baz almayın. MA plakalı araçlarla insanlar tur yapıyor. Bugün havalimanının durumu ortada. Bunları birleştirecek, düzeltecek olan bizleriz. Nedir bu? Hep beraber ortak akılla aynı masanın etrafında oturup bu turizmi yönetmeniz gerekiyor” diye konuştu.
“Kayıt dışını konuşmak bile istemiyorum”
Trabzon’a gelen turistlerin konaklaması sürelerini yükseltmek için yatırımların yapılması gerektiğinin altını çizen Tuna, “Arap turistler şehrimizi ve bölgemizi tercih ediyorlar. Fakat bunu daha fazla nasıl yukarı çıkarabiliriz? Daha fazla nasıl onların burada konaklama sürelerini nasıl yükseltebiliriz? Bunları yıllar önce yapmamız gerekiyordu. Yani geldiğimiz noktada bir turist işte Uzungöl’e gitti. Ayder’e gitti. Sonuç eğlenebileceği bir lokasyon var mı? Onlara zaman geçirebileceğiniz lokasyonlar var mı? Bunların yatırımlarını yapıyor muyuz? veya özel sektöre yaptırabiliyor muyuz? Bunları konuşmamız gerekiyor. Ordu ne yaptı? Çok güzel yatırımlar yapıyor. Belli atraksiyon alanları oluşturmuş. Müşteri istiyor, takip ediyor. Biz Trabzon’da neden bunu yapamıyoruz? Yıllardan beri Trabzon’da bir fuar alanımız yok. Bir eğlence merkezimiz yok. Biz bunu konuştuğumuz zaman yıllardan beri hep şu var. Gülcemal yapılacak oraya yönelecek. Gülcemal ne zaman bitecek. Trabzon’da turizmde sürdürebilirliği konuşuyoruz. Sadece Orta Doğu olarak bakmamamız gerek. Bugün Trabzon şehrinin fuar ve kongre merkezi yok. Şehrimizde fuar ve kongre merkezi yapamıyoruz. Yok. Neden yapamıyoruz? Bir proje var. Armada projesi bekliyoruz sonuçlanacak. Kaç yıl geçti? Burada bu kadar yatırım var. Kayıtlı 250 otelden bahsediyoruz. Kayıt dışını konuşmak bile istemiyorum. Maalesef 60 güne bu yatırımları sığdırmamamız gerekiyor. Şehrin yöneticileri, yatırımcıları hep beraber bir araya gelip bunu ortak akılla beraber güç birliğiyle beraber çözmemiz gerekiyor. İnşallah iyi adımlar atarız” ifadelerini kullandı.
Trabzon’a birçok ülkeden yabancı turist geldiğini belirten Tuna, ” Yunanistan’dan da geliyorlar. Almanya’dan, Fransa’dan direkt uçuşlar var. Ama bu biraz gurbetçi özelinde. Sümela ve Kızlar Manastırımız var. Tercih ediliyor. İnşallah sayıları artar. Sezon olarak ta bakıldığında Yunanistan’ın sezonu şehrimize aslında işte Ocak ve Haziran aylarında daha çok tercih ediyorlar. Ama bunları işte bizim çeşitlendirmemiz gerekiyor. Sadece Ortadoğu yeşilimiz, mavimiz çok güzel değil. Farklı alternatifler, farklı pazarlara şehrin bileşenleriyle, yöneticileriyle, yatırımcılarıyla dediğim gibi ortak akılda buluşup yeni pazarlara açılmamız gerekiyor. İnşallah sürdürülebilir olur diye düşünüyorum” dedi.
Öte yandan Trabzon’a geçtiğimiz yıl yerli ve yabancı olmak üzere toplam 1 milyon 319 bin 299 kişi ziyaret etmişti. 2022 yılına göre yüzde 38 artan turist sayısının 706 bin 532 yabancı, 612 bin 767 de yerli turist olmuştu. Kente gelen turistler de yoğunluklu olarak Uzungöl, Sümela Manastırı, Sera Gölü, Çal Mağarası, Şahinkaya, Boztepe, Ganita ve Ayasofya Camisi’ne ilgi göstermişti. – TRABZON
]]>Samsun Büyükşehir Belediyesi, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü ve yüklenici firma arasında 10 yeni tramvay aracı alım sözleşmesi imzalandı. İlk tramvayların 24 ay sonra teslim edileceği ihale kapsamında Samsun’da kullanılacak tramvaylar Türkiye’de yüzde 10 eğimde gidebilen, yüzde 70 yerlilik oranına sahip ilk hafif raylı sistem araçları olarak faaliyet gösterecek. İmza töreninde yüzde 70 yerlilikle Türkiye’de raylar üzerinde giden ilk araçlar olacak tramvayların 24 aydan önce teslim edilmesi için ise gerekli çaba gösterilecek.
“Yüzde 10 eğimle çıkan tramvay Türkiye’de başka yerde yok”
Samsun’a alınacak tramvayların özelliklerinin başka yerde daha önce kullanılmadığına dikkat çeken Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Dr. Yalçın Eyigün, “Bakanlığımız, büyükşehirlerin raylı sistem çözümlerine destek veriyor. 950 kilometreyi aşkın 12 ilimizde raylı sistem var. Bunun 470 kilometresinden fazlasını bakanlığımız gerçekleştirdi. Ama mali açılarına baktığımızda yüzde 75’inden fazlasına tekabül ediyor. Samsun’a daha önce bir raylı sistem iş birliğimiz gerçekleşmemişti. 10 yeni tramvay aracı alımı ile ilgili ilk adımın gerçekleşmesi başkanımızın takibi iledir. Tabii ki Cumhurbaşkanımızın tensibi ve talimatıyla. Biz seçimden önce de iş birliği yaptık. Teknik iş birliğini başlatmıştık. Samsun’un ulaşımıyla ilgili hangi konular var, neler yapmalıyız, neler yapılmalıdır anlamında ilk örneği bu sadece. İnşallah ikinci örneği şehir hastanesine gidecek raylı sistem hattı olacaktır. Burada bizim projenin birkaç farkı var Samsun’da. Yüzde 10 eğimle çıkan tramvay Türkiye’de başka yerde yok. Dünyada çok azdır. Yüksek eğime çıkan, yüksek motor gücü gerektiren özel araçlar Samsun’unkiler. Dolayısıyla bu motor gücünde hem de aynı zamanda yüzde 70 yerlilikle ilk defa denenecek, ilk defa başarılacak” dedi.
“Tramvaylarda engelliler için özel çözümler, Wi-Fi erişimi, şarj cihazları gibi yolcunun konforunu artıracak muhtelif yenilikler olacak”
Tramvaylarla ilgili yeniliklerden de bahseden Dr. Yalçın Eyigün, “Daha önce ben 2008’lerden hatırlarım ki o zamanki yapım ihalelerimizde araç alırken yüzde 8 ile 10 civarında yerlilik şartını sağladığımızda seviniyorduk. Sonra 30’a çıkardık. Ankara metrolarında yüzde 51’e çıkardık. Daha sonra İstanbul metrolarında ve havalimanı metrolarımızda yüzde 60’ı gerçekleştirdik. Kayseri tramvayında da bunu yaptık. Şükür ki Samsun’da en yüksek yerlilik oranı olan yüzde 70’i gerçekleştireceğiz. Sözleşmemizin şartı bu. Yerli firmamızın da kazanması sevindirici ve yüzde 70 yerlilikle Türkiye’de raylar üzerinde giden ilk araçlar olacak, bu alacaklarımız. Araçlar çevreci. Elektrikle çalışan, yolcu konforunu düşünerek mevcut araçlardaki neleri geliştirebilirize bakıyor olacağız. Dünyadaki gelişmeler, bizim yaptıklarımız dolayısıyla Büyükşehir Belediyemizle beraber bu araçların sadece yerlilik anlamında değil, iç konforu, yolcunun rahatı, iç rahatlığı, gençlerimizin bisikletle, scooterle binmelerini sağlayacak, engelliler için özel çözümler, Wi-Fi erişimi, şarj cihazları gibi yolcu bilgilenme ekranları gibi yolcunun konforunu artıracak muhtelif yenilikler olacak. 466 yolcu kapasitesi var bir aracımızda. Çift yönlü sürüş imkanı veriyor. 42 metre uzunluk olacak. 2 milyar liralık bir ihale. 2 milyar artı KDV bedelli bu iş. Bu araçlar mevcut filoya eklendiğinde bir kere kapasite artacak. Yolcu konforu artacak. Sıkışıklıklar özellikle pik saatlerde sabah ve akşam azalmış olacak. Tabii, raylı sistemi geliştirme hedefimiz Samsun’da yeni hatlar eklendikçe de araç ihtiyacı açısından dengeli bir büyüme olacak. İnşallah bu güzel adımlar devam eder. Başkanımızın bu enerjisi, bu heyecanı, bu vizyonu bence Samsun’a da çok şey katacak. Biz de elimizden geldiğince genel müdürlüğümüzün kapsamına giren işler itibariyle hep beraber olacağız. Allah muvaffak etsin” diye konuştu.
Başkan Doğan: “24 aydan önce tramvaylarımızı almayı arzu ediyoruz”
İlk teslimatları planlanan süreden daha önce alma arzusunda olduklarının altını çizen Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, “Altyapı Genel Müdürlüğümüz, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız, Cumhurbaşkanımızın talimatları doğrultusunda 10 tane yeni trenin Samsun’a alınması noktasındaki talimatlarıyla ihale yapılmış oldu. İhaleyi de yine yerli bir firma Bozankaya firması aldı. Allah nasip ederse 24 ayda ilk trenler gelecek ama süreçten daha önce yeni trenlerimizi alalım arzusundayız. Tabii, yerlilik oranının yüksek olması, yerli bir firmanın Samsun’un trenlerini yapacak olması bizim için ayrı bir mutluluk. Samsun’un ulaşımı için 10 tane yeni trenin yapılacak, alınacak olması, bunu Cumhurbaşkanımız tarafından Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızca alınacak olması ayrı bir mutluluk. Hem Cumhurbaşkanımıza hem Ulaştırma ve Altyapı Bakanımıza hem genel müdürümüze çok kıymetli desteklerinden dolayı milletvekillerimize önceki dönem büyükşehir belediye başkanımıza huzurlarınıza teşekkür etmek istiyorum. Samsun için önemli bir fırsat olmuştur” şeklinde konuştu.
“Şehir Hastanesine ulaşımın raylı sistemle yapılması en büyük arzumuz”
İmza heyeti ile birlikte Samsun Şehir Hastanesi yolunu da inceleyeceklerini belirten Başkan Doğan, “Hep birlikte Şehir Hastanesi güzergahını da inceleyeceğiz. Orayla alakalı da raylı sistemin Şehir Hastanesine ulaşmasıyla alakalı da proje çalışmamız var. Yarın inşallah proje ihalesini yapıyoruz, proje yapımıyla alakalı. İnşallah oranın proje yapımıyla alakalı ihalesinden sonra da süreç içerisinde yatırım programını aldırarak hastaneye ulaşımında raylı sistemle yapılması en büyük arzumuz. Hem genel müdürümüze hem yüklenici şirketimizin çok kıymetli yetkililerine huzurlarınızda tekrar teşekkür ediyorum. Hem Samsun’umuz için hem ülkemiz için hem ulaşımımız için Samsun halkı için hayırlı olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum” ifadelerini kullandı.
İhaleyi alan yüklenici firmanın yönetim kurulu üyesi Emrah Dal ise istenilen özelliklerdeki tramvayları, planlanan süreden önce teslim etmek için ellerinden gelen çabayı göstereceklerini söyledi.
Açıklamaların ardından Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan ile Dr. Yalçın Eyigün ve Emrah Dal arasında sözleşme imzalandı. – SAMSUN
]]>Tasarruf tedbirleri kapsamında memurların haklarının kısıtlandığına dikkat çeken Memur Sen’e bağlı Büro Memur Sen Manisa Şube Başkanı Murat Özkan, hükümetin tasarruf adı altında kamu çalışanlarını mağdur ettiğini söyledi.
Kamuda uygulanacak tasarruf tedbirleri paketi hakkında sendikalar olarak itirazlarını içeren maddeleri zaman içerisinde paylaştıklarını anlatan Özkan, “Kamu görevlisi arkadaşlarımızın karşı karşıya kaldıkları onlarca çözüm bekleyen problemlerden, çözümü kolay ve bunun için kamu idaresi tarafından sözleri verilmiş, gecikmesi kangrene neden olabilecek, acil çözüm bekleyen, kamu çalışanlarının tümünü ya da ekseriyetini etkileyen öncelikle 1. dereceye gelmiş devlet memurlarına 3600 ek gösterge verilmesi, Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilen toplu sözleşme ikramiyesinin yeniden verilmesi, yardımcı hizmetler sınıfının kaldırılması, fahiş kira artışları ve yaşanılan hayat pahalılığı karşısında devlet memurlarına yapılacak kira yardımı, fazla çalışma ile resmi tatil ve bayram günlerinde yapılan çalışmaların karşılığının ödenmesi, tasarruf tedbirleri kapsamında iptal edilecek olan servis hizmetinin devamının sağlanması şeklindedir. 3600 ek gösterge konusu ilk defa 6. Dönem Toplu Sözleşme’de karara bağlanan, ilk olarak 4 meslek grubuyla sınırlı tutulan ve 7. Dönem toplu sözleşmede ‘1. dereceye yükselmiş kamu görevlilerinin 3600 ek göstergeden yararlanması hususunda yetkili Konfederasyon olarak Memur-Sen’le ortak çalışma yapılması’ şeklinde karara bağlanan ve Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından meydanlarda defaatle sözü verilen bir husustur. 7. Dönem Toplu Sözleşmesinden 9 ay ve verilen sözlerden 1 Yıl geçmiş olmasına rağmen halen herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Toplu Sözleşme ikramiyesi, ilk toplu sözleşme yani 2012 Yılından itibaren var olan HAK’tır. Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yüzde 2 sınırlaması sebebiyle AYM’ye başvurması neticesinde 2024 Mart ayında bir bütün olarak iptal edilmiştir. İptal sonrası Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının ‘kamu görevlilerinin kazanılmış haklarını kimseye yedirmeyecekleri’ beyanları neticesinde en kısa zamanda çözüme kavuşması beklentimizken, ilk torba yasada yer almadığını görmek derin bir hayal kırıklığına neden olmuştur. Toplu Sözleşme İkramiyesinin geri verilmemesi, karşılığı 2024 bütçesinde yer alan 330 TL’nin sendika üyesi her bir kamu görevlisinin cebinden çıkması anlamına gelmektedir. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından AYM kararının bir fırsat olarak değerlendirilmesi Türkiye Cumhuriyeti gibi büyük bir devletin yöneticilerine hiç yakışmamıştır. Sinekten yağ çıkarılacaksa da bunun yeri ve kaynağı kamu görevlilerinin kazanılmış hakları olmamalıdır. Kamuda Yardımcı Hizmetler Sınıfında yaklaşık olarak 110 bin devlet memuru görev yapmaktadır. Bunların ekser çoğunluğu, bu hizmet sınıfındaki işlerden daha çok Genel İdare Hizmetleri ve Teknik Hizmetler Sınıfının görev alanına giren işlerde istihdam edilmektedir. 657 Sayılı Kanunun ilk hazırlandığı yıllarda YHS personeli tarafından yapılan işler, halihazırda işçiler eliyle görülmektedir. Net olarak tanımlanmamış bu görevlerin farklı statü ve ücret gruplarında yer alan kişiler tarafından yapılması kaçınılmaz çatışmalara ve memnuniyetsizliğe neden olmaktadır. YHS günümüz gerçekleri ve ihtiyaçları dikkate alınarak ortadan kaldırılmalı ve bu hizmet sınıfında görev yapan memurlar, eğitim durumları ve görev alanları esas alınarak GİH ya da THS’na geçirilmelidir.” dedi.
“Büyükşehir tazminatı olmalı”
Açıklamasında yapılması gerekenlerden de bahseden Özkan, “Bir türlü durdurulamayan hayat pahalılığı, var olan enflasyonist ortam sonucunda oluşan fahiş kira fiyatları özellikle büyükşehirler ve kıyı kentlerinde kamu görevlilerinin istihdam ve görevde tutulmasını zorlaştırmakta, buralarda görev yapanlarında maaşlarının yarıdan fazlasının ev kirasına gitmesine neden olmaktadır. Bu nedenle, öncelikle büyükşehirlerde görev yapan kamu personeline büyükşehir tazminatı olmalı, müteakiben benzeri olumsuz ekonomik şartların görüldüğü diğer illere de devlet memuru aylık katsayısına bağlanarak kira tazminatı olmalıdır. 2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununda kamu görevlilerinin fazla çalışma saat ücreti 10 TL olarak belirlenmiştir. Toplu Sözleşme kazanımlarıyla bu tutar 50 TL’ye çıkabilmektedir. En yüksek hali bile emeğin karşılığı olmaktan çok uzaktır. Sayın Cumhurbaşkanımıza sunumu yapılan son vergi reformunda yer alan ve Hazine ve Maliye Bakanlığının vergi toplayıcılar için ön gördüğü 280 TL/saat fazla çalışma ücreti bu gerçeğin itirafı olması ve makul rakamın tespiti açısından kıymetlidir. Ayrıca, günün 24 saatinde devamlılık gösteren hizmetlerde vardiya usulüyle çalışan 112 Acil Çağrı Merkezi çalışanları, koruma ve güvenlik görevlisi vb. Devlet memurlarının resmi tatil, idari izin ve bayram tatillerine denk gelen çalışmaları normal çalışma olarak kabul edilmekte, bu çalışmalar karşılığı her hangi bir ilave ücret ya da izin verilmemektedir. Kamu ya da özel sektörde bu işi yapan işçi statüsünde ki kişiler, çalışma mesailerine göre özellikle idari izin, resmi tatil ile dini bayram günlerinde yaptıkları çalışmalar karşılığı, 1, 2 hatta 3 kat zamlı mesai ücreti almakta, devlet memuru ve sözleşmeli olarak bu görevi ifa edenler ise, bu ve benzeri haklardan faydalanamamaktadır. Kamu görevlisi arkadaşlarımızın da, bu zamanlarda yaptıkları çalışmalar için fazla çalışma olarak değerlendirilip farklı bir fazla çalışma ücreti ya da farklı bir ilave izin verilmek suretiyle çalışmalarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Hak, adalet ve demokrasi bilinciyle görevimiz; temsil ettiğimiz tüm kamu görevlilerinin haklı taleplerinin sesi olmak için çalmadık kapı bırakmamak ve yasaların tanımladığı görev, sorumluluk ve izinler çerçevesinde bugün itibarıyla bu taleplerimiz için eylemlilik sürecini başlatıyoruz. Daha önce de böyle bir süreci yaşadık; yollara, meydanlara indik ve mücadelemiz sonrası kazandık. Şimdi yeniden ülke genelinde bir eylem takvimini bugün itibarıyla başlatıyoruz. Bu eylem sürecini de siz değerli basın mensupları aracılığıyla teşkilatımıza, kamu çalışanlarımıza ve kamuoyuna açıklıyoruz.” şeklinde konuştu.
“Yürüdük yine yürürüz”
Murat Özkan açıklamalarını şöyle tamamladı: “Geçtiğimiz hafta Tüm Türkiye genelinde Büro Hizmet kolunda bulunan 51 kurum ve kuruluşta 350 bin kamu çalışanı ile omuz omuza bir hafta boyunca taleplerimizi içeren kokartları yakamızda taşıyacağımızı açıkladık ve bugüne kadar da taşıdık. Bu hafta eylemimiz ise ülke genelinde, bütün şubelerimizce gerçekleştireceğimiz kitlesel basın açıklamalarımız ve taleplerimizi içeren imza kampanyasını başlatmaktır. Belirlediğimiz tarihe kadar bu taleplerimizin gerçekleşmemesi halinde, yürüme eylemi gerçekleştireceğiz. 3600 Ek gösterge talebimizi, 3 milyon 600 bin adım atarak Bolu’dan Ankara’ya yürüyerek tekrar gündeme taşıyacağız. Yürüdük, yine yürürüz. Yeter ki, kamu görevlilerinin kazanımları gasp edilmesin. Yeter ki, kamu görevlilerinin haklı talepleri kazanıma dönüşsün. Elimizden alınan kazanımlarımız geri verilinceye, taleplerimiz kazanıma dönüşene kadar mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz.” – MANİSA
]]>Kocasinan Belediyesi; İl Tarım ve Orman Müdürlüğü işbirliğiyle genç çiftçilere yönelik ‘Tıbbi Aromatik Bitki Yetiştiriciliği ve Pazar Payı’ hakkında belediye seminer salonunda eğitim düzenledi. Eğitime, Başkan Çolakbayrakdar’ın yanı sıra Kayseri İl Tarım ve Orman Müdürü Bülent Saklav, Kocasinan İlçe Tarım ve Orman Müdürü Abdülaziz Yıldırım ve genç çiftçiler katıldı. Kayseri’de Kocasinan’ın diğer ilçeler içerisinde en fazla tarımsal üretim yapan bir ilçe olduğunu vurgulayan Başkan Çolakbayrakdar; “Kayseri’de tarım, hayvancılık ve ziraatın yüzde 20’si Kocasinan bölgesinde yapılmaktadır. Geriye kalan yüzde 80’lik kısmı ise şehrin 15 ilçesi paylaşmaktadır. Bundan dolayı her alanda projeler geliştiriyoruz. Metropol ilçemiz olmasına rağmen kırsal ilçelerimizde yoğun bir şekilde tarım, ziraat ve hayvancılıkla uğraşılıyor. Bu noktada kendimize bu işi görev edindik. Çiftçi kardeşlerimize daha fazla ne yapabiliriz. İşin diğer tarafında sanayi, savunma ve enerji ne kadar kıymetliyse gıda da o kadar kıymetli ve değerlidir. Bu doğrultuda yerelde kenti imkanlarımızla bu potansiyeli daha fazla yaygınlaştırmak için yoğun gayret ediyoruz. Özellikle tarım işletmeleri aile işletmeleridir ve günden güne tarım işletmeleri küçülüyor, yok oluyor. Gençler, tarımın içerisinde bulunmak istemiyorlar. Gençler, köyde kalmak istemiyorlar. Hatta ve hatta hem gittiğimiz köylerde duyduğumuz genç çiftçilerden, ‘Başkanım kız vermiyorlar’ diyorlar. Bu doğrultuda gençlerimizi bir özendirici ve tarımın içerisinde daha fazla olmaları için ‘Köyümde Hayat Var Projesi’ni hayata geçirdik. Geleneksel yöntemlerle teknoloji buluşturarak tarımın yapılmasını daha doğru olabileceği kanaatindeyiz. Bölgede yüksek gelir getirici tıbbi ve aromatik bitkilerin üretimini yaygınlaştırmak amacıyla 2017 yılında yetiştirdiğimiz; lavanta, adaçayı, melisa, yaban kekiği, ekinezya ve nane gibi ürünlerin hasadını yaptık. Bizim amacımız ürün çeşitliliğini artırarak, çiftçimize ek gelir sağlamaktır. Ardından şehrimizin, bölgemizin ekonomisine daha sonrasında ise makro ölçekte ülkemizin ekonomisine katkı sağlamaktır. Tıbbi aromatik bitkilerinde seçeceğimiz pilot bölgeyle inşallah daha fazla genç çiftçilerimiz bu işin içinde olacak. Bu zamana kadar olduğu gibi bundan sonrada her şartta ve her zaman çiftçilerimizin yanında ve destekçisiyiz” ifadelerini kullandı. Kayseri’nin Türkiye’de ilk 10’da 18 tane ürünü olduğunu ve ekili alan büyüklüğünde ise Türkiye’de 6’ncı sırada yer aldığına dikkat çeken İl Tarım ve Orman Müdürü Bülent Saklav ise; “Sanayi ve ihracattaki olağanüstü başarının yanında Kayseri, tarım ve hayvancılıkta da önemli yerde bulunmaktadır. Ekili alan büyüklüğünde Türkiye’de altıncı sırada bulunan ve Türkiye’de ilk onda 18 tane ürünü olan bir şehirdir. Tıbbi aromatik bitkilerde ise Aspir de birinci ve kimyonda ikinci sırada yer alan Kayseri, Türkiye’nin yüzde 30’nü karşılamaktadır. Bu noktada belediyemizin destekleriyle genç çiftçilerimiz hem üretim yapacaklar hem de ülkemize katkı sunacaklar. Sayın Ahmet Başkanımıza çok teşekkür ediyorum. Nerdeyse iki günde bir tarım programında başkanımızla birlikte çiftçi kardeşlerimizle beraber oluyoruz. Başkanımızın verdiği desteklerinden dolayı cani gönülden teşekkür ediyorum. Çiftçilerimizin her zaman yanındayız” diye konuştu.
Konuşmaların ardından ‘Tıbbi Aromatik Bitki Yetiştiriciliği ve Pazar Payı’ hakkında Ziraat Yüksek Mühendisi Bilal Demir ve Ziraat Yüksek Mühendisi Hasan Aslancan bilgi verirken, Tıbbi aromatik bitkilerin pazar payı hakkında Auran Şirketleri Kurucusu ve CEO’su Abdullah Karataş ise genç çiftçilere bilgiler aktardı. – KAYSERİ
]]>Antalya, Burdur ve Isparta illerinden 1 Ocak ila 30 Haziran 2024 tarihleri arasında gerçekleşen toplam ihracat ise geçen yılın aynı dönemine kıyasla 1,39 oranında gerileme ile 1 milyar 331 milyon 865 bin 700 dolar oldu. Yaş meyve sebze sektörü bölgeden en fazla ihracat gerçekleştiren sektör olurken, Almanya en fazla ihracat gerçekleştirilen ülke oldu. Bölge ihracatı kesintisiz bir şekilde devam edip 1,5 milyar dolara doğru yaklaştığını kaybeden Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Mirza Çavuşoğlu, yüksek maliyetler nedeniyle küresel pazarlarda rekabet edememek, tır şoförlerinin vize sorununun devam etmesi ve 9 günlük Kurban Bayramı Haziran ayında ihracatın 4,4 oranında gerilemesinde etkili olduğunu söyledi.
Haziran ayında bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yaş meyve sebze sektörü yüzde 6,29 gerileme ile 74 milyon 929 bin 310 dolar ihracat gerçekleştirdi. Doğal taş ağırlıklı maden sektörü ihracatı ise bu dönemde yüzde 4,92 oranında gerileme ile 39 milyon 45 bin 437 dolar oldu. Bölge ihracatı önemli sektörlerinden ağaç mamulleri ve orman ürünleri sektörün ihracatı ise yüzde 15,83 oranında gerileme ile 23 milyon 100 bin 181 dolar olarak gerçekleşti. Bölgenin gelişimini ve ihracatını artıran sektörlerinden kimyevi maddeler ve mamulleri sektörünün ihracatı ise 0,59 oranında gerileme ile 18 milyon 654 bin 715 dolar oldu. Listenin beşinci sırasında ise yüzde 162,89 oranında ihracat artışı ve 18 milyon 395 bin 895 dolar ihracatla makine ve aksamları sektörü yer aldı.
Haziran ayında bölgeden en fazla ihracat yüzde 2,16 oranında artış ve 42 milyon 998 bin 408 ile Almanya’ya gerçekleşti. Almanya’yı yüzde 92,66 gibi rekor oranda artış ve 34 milyon 744 bin 636 dolar ihracatla Rusya Federasyonu takip etti. Listenin üçüncü sırasında Çin yer aldı ve bu ülkeye gerçekleşen ihracat yüzde 23,02 oranında düşerek, 18 milyon 339 bin 748 dolar oldu. Dördüncü sırada yer alan Birleşik Devletlere olan ihracat yüzde 37,53 oranında artışla 9 milyon 880 bin 60 dolara ulaştı. Ciddi oranda bir ihracat artışının yaşandığı ülke ise beşinci sıradaki Hollanda oldu. Hollanda’ya ihracatı yüzde 119,98 oranında artışla 8 milyon 953 bin 211 dolara yükseldi.
“En fazla ihracatı yaş meyve sebze ve mermer ağırlıklı maden sektörü”
Antalya, Burdur ve Isparta’dan 6 aylık dönemde en fazla ihracatı yaş meyve sebze ve mermer ağırlıklı maden sektörü gerçekleştirdi. Bu iki sektör ihracatı toplam ihracatın yarısına erişti. ve bu rakamlarla iki sektörün bölge ekonomisinde ne kadar önemli bir yere sahip olduğu gözler önüne serildi. 6 aylık dönemde birinci sıradaki yaş meyve sebze sektör yüzde 8,57 oranında kayıpla 445 milyon 133 bin 366 dolar ihracat gerçekleştirdi. İkinci sırada yer alan maden sektörü ise yüzde 6,12 oranında artışla 239 milyon 17 bin 512 dolar ihracat gerçekleştirdi. Bu dönemde ağaç mamulleri ve orman ürünleri sektörü yüzde 6,27 oranında artışla 160 milyon 212 bin 379 dolar ihracat gerçekleştirme başarısını gösterdi. Kimyevi maddeler ve mamulleri sektörü ise 0,20 oranında düşüş ile geçen yılın 6 aylık dönemindeki ihracatı gerçekleştirdi. Sektörün bu dönemde ihracatı 125 milyon 361 bin 390 dolar oldu. Listenin beşinci sırasındaki makine ve aksamları sektörü ise yüzde 47,21 oranında ihracat artışı ile 50 milyon 964 bin 231 dolar ihracat gerçekleştirdi.
Batı Akdeniz’den Haziran’da olduğu gibi 6 aylık süreçte de en fazla ihracatın yüzde 4,80 oranında artış ve 122 milyon 369 bin 599 dolar ile Almanya’ya yapıldığını kaydeden Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Mirza Çavuşoğlu, “Listenin ikinci sırasında ise yüzde 12,55 oranında artış ve 118 milyon 526 bin 694 dolar ihracatla Çin yer aldı. Üçüncü sıradaki Rusya’ya ise yüzde 3,52 oranında artışla 116 milyon 822 bin 304 dolar oldu. Ukrayna yüzde 13,49 oranında gerileme ve 68 milyon 133 bin 804 dolar ihracatla dördüncü sırada yer aldı. Listenin beşinci sırasında yer alan Birleşik Devletlere yüzde 28,47 oranında artışla 62 milyon 501 bin 96 dolar ihracat yapıldı” dedi. – ANTALYA
]]>Anız yakılmasının tarım alanlarına ve çevreye verdiği zararlara dikkat çeken İbrahim Sağlam, “Tarımsal üretimin ana kaynağı olan toprağın biyolojik, kimyasal ve fiziksel yapısının ve çevrenin korunarak, doğal denge içerisinde toprağın verimliliğinin sürdürülebilirliği için gerekli önlemleri almak başlıca görevimiz. Hububat tarımında, hasadı takiben toprağın yapısına ve çevreye vereceği zarar göz önüne alınarak, anız yakılmasının önlenmesi için denetimlerimizi sürdürmekte ve tedbirler almaktayız. İl Müdürlüğümüz ekipleri tarafından, 2024 yılında anız yakılmasını önleme ile ilgili çalışmalarımız yıl boyunca sürdürülmekte olup, il/ilçe tarım ve orman müdürlüklerimizce çiftçi eğitimi programlarında geniş bir şekilde anız yangınlarına yer verilmekte, zararları etraflıca anlatılmaktadır. Yapılan eğitim-yayım çalışmalarında yerel yönetim imkanları ve sivil toplum örgütlerinin katkıları sağlanarak çevreye duyarlılık yaygınlaştırılmaktadır” diye konuştu.
Sağlam şöyle devam etti:
“Anız, tarımsal üretim sonucunda biçilmiş olan hububatların toprakta kalan kök ve saplarına verilen isimdir. Anız toprağa karıştırıldığında toprakta ayrışarak, ‘humus’ adı verilen ve toprağın verim gücünü artıran maddeyi meydana getirir. Ayrışma sırasında, anızın yapısında bulunan, bitkiye yarayışlı bitki besin maddeleri toprağa geçerek toprağın verim gücünü artırır. Çiftçilerimiz, bir an önce toprağın hazır hale gelmesi ve mazot tüketimini azaltmak için bilinçsizce anız yakma yoluna gitmektedir. Anız yakılması, tarım alanlarına birçok zarar vermektedir: Ekolojik denge bozulur, orman yangınlarına sebep olur, hava kirliliğini artırır, arazideki enerji iletim ve haberleşme hatları zarar görür, topraktaki organik madde miktarı azalır, toprakta su ve rüzgar erozyonuna sebep olur ve en önemlisi toprak verimliliğini azaltır.”
Anız yakanlara ceza
Anız yakmanın hukuki boyutuna değinen İl Müdürü İbrahim Sağlam, “Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 25.11.2023 tarih ve 32380 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2024/01 nolu Tebliğ’inin, ‘L’ bendinde ‘Anız yakanlara her dekar için 386,79 TL idari para cezası verilir. Anız yakma fiilinin orman ve sulak alanlara bitişik yerler ile meskün mahallerde işlenmesi durumunda ceza beş kat artırılır.’ İlimizde ekin ürün ekilişi yapılan yerlerde kontrollü anız yakılmasına da müsaade edilmeyecektir. Ayrıca biçerdöverlerde en az iki adet altışar kilogramlık yangın söndürme tüpü bulundurma mecburiyeti vardır. Bulundurmayanlara da 2024 yılı için 2 bin 52 TL idari para cezası uygulanmaktadır. Sürdürülebilir bir tarımsal üretim için mutlak gerekli olan tarım topraklarımızın verimliğinin korunması, kesinlikle anız yakma alışkanlığının bırakılmasına bağlıdır” şeklinde konuştu.
“Çocuklarımızın geleceğini karartmayalım”
Çiftçilere seslenen Sağlam, “Değerli çiftçilerimiz, gelecek nesillere bırakacağımız en büyük miras, iyi ve verimli bir topraktır. Anız yakarak geçim kaynağınız olan toprağı fakirleştirip çocuklarımızın geleceğini karartmayalım” ifadelerini kullandı. – SAMSUN
]]>181 milyon dolarlık ihracata imza atan Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği zirvedeki yerini korurken, Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği 121 milyon dolarlık döviz getirisiyle ikinci ve Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği 101 milyon dolarlık ihracatla üçüncü sırada yer aldı.
Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği ise Haziran ayını yüzde 4 artışla 97 milyon dolar ihracatla geride bıraktı.
Ege Maden İhracatçıları Birliği ihracatını yüzde 2 artışla 91 milyon dolara yükseltti. Ege Tütün İhracatçıları Birliği ihracatını yüzde 6 artışla 80 milyon dolara çıkardı.
Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği yüzde 9 artışla 67 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi.
Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği’nin ihracatı 63 milyon dolara olarak gerçekleşti.
Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği, Haziran ayında 60 milyon dolarlık ihracat rakamını kayda aldı.
Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin 2024 yılı Haziran ayında ihracatı 55 milyon dolar oldu.
Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği, Haziran ayında 24 milyon dolarlık, Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği ise 11 milyon dolarlık dövizi Türkiye’ye kazandırmayı başardı.
178 farklı ihraç pazarına ulaştık
Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, “Birliğimizden yapılan sanayi ürünleri ihracatımız 688 milyon dolar, tarım sektörlerimizin ihracatı 550 milyon dolara olarak gerçekleşti. Haziran ayında 178 farklı ihraç pazarına ulaştık ve 73 ülke ve bölgeye ihracatımızı artırmayı başardık. Avrupa Birliği’ne ihracatımız 2024’ün Haziran ayında 626 milyon dolarlık hacme ulaşırken toplam ihracatımızda Avrupa kıtasının payı yüzde 53 olarak kayıtlara geçti. İhracatımızdaki ilk beş ülke; Almanya’ya 139 milyon dolar, ABD’ye yüzde 114 milyon dolar, İtalya’ya 86 milyon dolar, İspanya’ya 84 milyon dolar, Birleşik Krallık’a 73 milyon dolar olarak gerçekleşti. Sürdürülebilir büyüme için düşük enflasyon şart; düşük enflasyon içinde daha çok üretim şart. Ne kadar fazla üretirsek enflasyonu o kadar düşürebiliriz. Bizim stratejimiz; “Çok üret, çok ihraç et, enflasyon daha çabuk düşsün.” olmalıdır. Kur oranlarımız faiz ve enflasyonun gerisinde kaldı. Bu şekilde sanayide, ticarette, dijitalleşmede, tarımda katma değer temelli üretimi ıskalıyoruz. Ekonominin faiz-enflasyon-kur sarmalından kalıcı olarak çıkarılmasını, 2025 yılından itibaren enflasyon görünümünün daha olumlu olacağını ümit ediyoruz.” dedi.
Ege Bölgesi’nin ihracatı 2 milyar 245 milyon dolar
Ege Bölgesi, 2024 yılının Haziran ayında ihracatını 2 milyar 245 milyon dolara taşıdı. İzmir, Ege Bölgesi ihracatına 1 milyar 204 milyon dolarlık katkı sağlarken, bu ihracatın 212 milyon dolarlık dilimi Ege Serbest Bölgesi ve İzmir Serbest Bölgesi’nden geldi. 2024 yılı Haziran ayında Manisa, 355 milyon dolarlık performans ortaya koyarken, Denizli 344 milyon dolarlık ihracatla Manisa’yı takip etti. Balıkesir ihracatını 117 milyon dolara ilerleterek Ege Bölgesi illeri arasında dördüncü sıraya adını yazdırdı. Ege Bölgesi ihracatına, Muğla ise 79 milyon dolarlık katkı sağladı. Ege Bölgesi illerinden Aydın 67 milyon dolarlık, Kütahya 33 milyon dolarlık ihracat yaparken, Afyonkarahisar Haziran ayında 24 milyon dolar, Uşak 19 milyon dolar ihracata imza attı. – İZMİR
]]>Türkiye-Suudi Arabistan İnşaat Forumu, Türkiye Müteahhitler Birliği (TBM) organizasyonunda, Suudi Arabistan Belediye, Kırsal İşler ve Konut Bakanı Majid Al-Hogail ve Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu’nun katılımıyla İstanbul’da gerçekleştirildi.
Forumun kapanış oturumunda konuşan Al-Hogail, iki ülke liderlerinin iradesi ve yetkililerin çalışması sayesinde Türkiye ile Suudi Arabistan arasında ekonomik ilişkilerin gelişmeye devam ettiğini söyledi.
Al-Hogail, iki ülke arasındaki ticareti olması gerektiği seviyeye getirmek için karşılıklı ziyaretler yaptıklarını ve bu çabaların devam edeceğini belirterek, “Bu ziyaretimizde ticari ilişkilerimizi büyütmek için bize eşlik eden Suudi şirketlerimiz de oldu. Onların yüzünün güldüğünü görüyorum. Onların bu ziyarete katılmalarından ötürü gurur duyuyorum. Her iki ülkenin de karşılıklı yatırımlarda avantajları bulunuyor. Birlikte çalışmaya devam etmemiz gerektiğine düşünüyor ve diyaloğun devamı için şirketlerimizi cesaretlendiriyorum.” diye konuştu.
Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 projeksiyonu kapsamında çok fazla konut ve altyapı projesini hayata geçireceklerini aktaran Al-Hogail, bu konuda Türkiye’den ve Türk müteahhitlik sektöründen faydalanmak istediklerini belirtti.
Al-Hogail, Türk iş dünyası için Suudi Arabistan’da büyük bir iş potansiyeli söz konusu olduğunu ifade ederek, Türk yatırımcıları Suudi Arabistan’da görmekten ve iş insanlarını desteklemekten mutluluk duyacaklarını sözlerine ekledi.
“İnşaat sektörünü diğer sektörlerle destekleyeceğiz”
Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu da Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ikili ticari ve ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesine büyük önem verdiklerini belirterek, son 1,5 yıldır ikili ticaret hacminin artış eğiliminde olduğunu söyledi.
Sadece inşaat alanında değil birçok sektörde ticaretin arttığına dikkati çeken Tuzcu, ülke liderlerince ortaya konulan hedeflere ulaşmak için emin adımlarda ilerlediklerini ifade etti.
Tuzcu, birkaç yıl öncesinde imkansız gibi görünen 10 milyar dolar ticaret hacminin artık ulaşılabilir olduğunu belirterek, “Bu süreçte şirketlerimiz açığı kapatmak için önemli bir çaba gösterdi, ilişkilerimiz iyileşti. Şu an çok iyi bir yoldayız. Suudi Arabistan çok önemli projeleri hayata geçirmeye hazırlanıyor. Oradaki projeler ilgi çekici ve cezbedici, ayrıca son zamanlarda bu projelerin daha fazla ilgi çektiğini de görüyoruz. Bu noktaya liderlerimizin vizyonu sayesinde ulaştık.” diye konuştu.
Son birkaç yılda Suudi Arabistan’dan Türkiye’ye 1 milyona yakın turist geldiğini aktaran Tuzcu, nüfusa oranlandığında bu sayının oldukça iyi ve memnuniyet verici olduğunu dile getirdi.
Tuzcu, Türkiye’nin inşaat alanındaki bilgi ve başarısının tüm dünya tarafından bilindiğini ifade ederek, Türkiye’nin Suudi Arabistan’daki müteahhitlik hizmetlerinde ise 2023 yılında 16 proje ile yaklaşık 3 milyar dolara ulaştığı bilgisini paylaştı.
Türkiye ve Suudi Arabistan’ın işbirliği çerçevesinde gideceği uzun bir yol olduğunu dile getiren Tuzcu, inşaat sektörünü diğer sektörlerle destekleyerek ticari ilişkileri geliştirmeye devam edeceklerini sözlerine ekledi.
“Müteahhitlerimiz Suudi Arabistan’da aktif rol almayı heyecanla bekliyor”
TMB Başkanı Erdal Eren ise Türk müteahhitlerin yüksek kalite ve maliyet etkin çözümleri ile tanındığını belirterek, müteahhitlerin zorlu projeleri zamanında tamamlama yetenekleri ile öne çıktığını söyledi.
Türk müteahhitlerin farklı finansman modellerinde önemli bir deneyime sahip olduklarını ifade ederek, şunları kaydetti:
“Türk müteahhitler, inşaat projelerinin ötesine geçerek enerji, turizm, sağlık ve ulaştırma alanlarında önemli yatırımlar yapmaktadır. Müteahhitlerimiz bugüne kadar beş kıtada 136 ülkede toplam 12 bin projeyi, 509 milyar dolarlık bir hacimle üstlenmiştir. Özellikle, Suudi Arabistan, Türk müteahhitlik şirketlerinin toplamda 27,8 milyar dolar değerinde 402 proje üstlendiği altıncı en büyük pazar olarak öne çıkmaktadır. Firmalarımız Suudi Arabistan’da yol, köprü, tünel, demir yolu, havaalanı, liman, kentsel altyapı, boru hattı, konut, iş merkezi, sağlık ve turizm tesisleri, baraj, enerji ve petrokimya tesis projelerini başarıyla gerçekleştirmiştir. Müteahhitlerimizin Suudi Arabistan’daki gelecek projelerde aktif rol almayı heyecanla beklediklerini vurgulamak isterim.”
Öte yandan, forum kapsamında, yol ve geri dönüşüm projelerinde uzmanlaşan 35 Türk müteahhitlik firmasının temsilcileri ile bu konularda işbirliği için gelen 23 Suudi firmanın temsilcileri ikili iş görüşmeleri gerçekleştirdi.
]]>İki ülke arasında 2024 yılında gerçekleşen ithalat-ihracat değerleri incelendiğinde ise 2024’ün ilk 4 ayında ticaret hacmimizin neredeyse 350 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini görülmekte. Türk iş dünyası için umut vadeden bir diğer durum ise Mart ve Nisan aylarında gerçekleştirilen ticarette Türkiye’nin ihracat fazlası veriyor olması. Zaten birkaç senedir azalma trendinde olan ticaret açığımızın bu sene sonunda ticaret fazlasına dönüşme ihtimali bizleri hem mutlu hem de motive ediyor.

Türkiye’nin Litvanya’nın dört bir yanından turist çekebilecek zengin bir kültürel mirasa, tarihi yerlere ve doğal güzelliğe sahip. 2012-2019 yılları arasında ülkemizi ziyaret eden Litvanyalı turist sayısı düzenli şekilde artarak, 2019 yılında 230 bine ulaştı ve rekor kırdı. Covid-19 salgını sebebiyle ülkemizi ziyaret eden Litvanyalı turist sayısında düşüş yaşanmış olsa da turist sayısı 2022 yılında 251 bin, 2023 yılında ise 277 bini aştı. Bu sayılara baktığımızda, Covid-19 salgını öncesi artış eğiliminin tekrar yakalanmış olduğunu görüyoruz. Bu değerler tekrar canlanan turizm sektörümüz için Litvanya’nın potansiyeli yüksek ve dikkat çekici bir pazar olduğunu gösteriyor.

Litvanya’nın bilgi teknolojisi, mühendislik ve yaşam bilimleri gibi alanlarda yüksek eğitimli ve yetenekli bir işgücüne sahip. Litvanya, ticari operasyonlar için modern altyapıya büyük miktarda yatırım yapıyor. Litvanya, özellikle rüzgar ve biyokütle olmak üzere önemli yenilenebilir enerji potansiyeline sahip. AB pazarına erişime ek olarak ürün ve hizmetlerinin ihracatı için fırsatlar sunuyor. Litvanya, yenilenebilir enerji sektörünü daha da geliştirebilir ve kendisini temiz teknolojilerde lider olarak konumlandırabilir. Bu durum yatırımları artırabilir ve sürdürülebilirlik hedeflerine katkıda bulunabilir.

DEİK/Türkiye-Litvanya İş Konseyi olarak, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin gelişmesi için çalışmalara devam ediyoruz. İş Konseyi olarak, Mayıs ayında Vilnius’a heyet ziyareti gerçekleştirdik. Ziyaretimizde, T.C. Vilnius Büyükelçi Görkem Barış Tantekin, İş Konseyi karşı kanat kuruluşu Litvanya Ticaret, Sanayi ve Zanaatkarlar Odaları Birliği, Vilnius Ticaret ve Sanayi Odası Türk-Litvan Ticaret Odası Başkanı ve T.C. Ticaret Baltık Ülkelerinden sorumlu Vilnius Ticaret Müşaviri Ümit Ateşağaoğlu ile toplantılar gerçekleştirdik. Ayrıca, iki ülke arasındaki ticaret ve yatırım ilişkilerinin geliştirilmesi amacıyla Litvanya Ekonomi ve İnovasyon Bakanlığı da dahil olmak üzere birçok görüşme gerçekleştirdik. Ticaret ve yatırımın artırılması hususunda Litvanya’da mukim bulunan Türk iş insanları aradaki bağlantıyı sağlayarak çok önemli bir konuda destekte bulunuyorlar. Bu sebeple ziyaretimizde DEİK/ Dünya Türk İş Konseyi Litvanya ülke ve şehir temsilcileri ile bir araya geldik ve yeni kurulan Türk-Litvan Ticaret Odası’na ziyarette bulunarak ileriki dönemde iş birliğimizi artırmaya ve beraber etkinlikler gerçekleştirmeye karar verdik.

Türkiye ile Litvanya arasındaki ticaret, yatırım ve iş birliğini teşvik etmek ve kolaylaştırmak amacıyla 2024 yılının başında resmen kurulan Türk-Litvan Ticaret Odası (TLCC), Mayıs ayı sonunda Litvanya’da açılış etkinliğini gerçekleştirdi. TLCC&’nin iş birliği koşullarını iyileştirerek iki ülke ekonomisine de önemli bir katkı sağlaması bekleniyor. İş Konseyi olarak, Litvanya Ticaret, Sanayi ve Zanaatkarlar Odaları Birliği, Litvanya Sanayiciler Konfederasyonu ve Litvan İş Kadınları Derneği ile iş birliği ve karşılıklı ziyaret ve toplantılar ile iş dünyalarını bir araya getirmeye devam edeceğiz.
]]>Haziran ayı ihracat rakamları hakkında bilgi veren Başkan Hüseyin Memişoğlu, “Haziran ayı ihracat verileri açıklandı. Ülkemiz ihracatı yüzde 10,6 azalışla 18,6 milyar dolar olarak gerçekleşti. TİM tarafından açıklanan Denizli ihracatı yüzde 1,9 azalışla 344 milyon dolar seviyesinde seyrederken, Denizli İhracatçılar Birliği’nce kayda alınan ihracat yüzde 0,4 artışla 262 milyon dolar oldu. Haziranın ilk yarısında Denizli ihracatı yaklaşık yüzde 20 artıdaydı. Özellikle bayram tatili öncesindeki son 2 iş günü, 2024’ün yüksek ihracat yapılan günleri arasında yer alarak dikkat çekti. Bayram tatili ve iş günü sayısı haziran ayı ihracatının seyrinde etkili oldu. Ocak-Haziran döneminde Denizli ihracatı yüzde 2,5 artışla 2 milyar 137 milyon dolar, DENİB tarafından kayda alınan ihracat ise yüzde 4,7 yükselişle 1 milyar 668 milyon dolar oldu” dedi.
“Haziranda Denizli ihracatının sektörel görünümü”
Tekstil, elektrik-elektronik, demir-demir dışı metaller, tarım ve madencilik hakkında artış ve azalışları aktaran Memişoğlu, “Haziran ayında Denizli ihracatını sektörel olarak değerlendirdiğimizde; tekstil-konfeksiyon ihracatının yüzde 20,4 azalışla 97 milyon dolar, elektrik-elektronik ihracatının yüzde 8,1 artışla 64 milyon dolar, demir-demir dışı metaller ihracatının yüzde 12,5 artışla 55 milyon dolar, tarım ihracatının yüzde 10,2 azalışla 22 milyon dolar, madencilik ihracatının ise yüzde 14,6 azalışla 20 milyon dolar oldu” dedi.
“Lider İngiltere zirveyi bırakmıyor”
Haziran ayını diğer ülke bazında değerlendirmeyi alan Memişoğlu, “Denizli’nin haziran ayı ihracatını ülke bazında değerlendirdiğimizde lider konumda olan İngiltere’ye ihracatımız yüzde 27,4 artışla 55 milyon dolar olarak kaydedildi. İkinci sıradaki ABD’ye ihracatımız yüzde 0,3 artışla 35 milyon dolar, İtalya’ya ihracatımız yüzde 21,5 artışla 32 milyon dolar, Almanya’ya ihracatımız yüzde 24,2 azalışla 26 milyon dolar, Hollanda’ya ihracatımız yüzde 13,2 azalışla 15 milyon dolar olarak gerçekleşti. Almanya’nın ilk üç sırada yer almaması göze çarptı. Haziran ayında Denizli’den Fas, Kolombiya ve Portekiz’e olan ihracat artışları dikkat çekti” ifadelerini kullandı.
” Cezayir’de Uluslararası Genel Ticaret Fuarı’na katıldık”
Cezayir’de Uluslararası Genel Ticaret fuarını değerlendiren ve haziran ayında İngiltere heyeti düzenleyen Memişoğlu, “5 – 28 Haziran 2024 tarihleri arasında Londra’da Denizli Ev Tekstili Sektörü URGE projesi kapsamında 12 firmamız İkili iş görüşmeleri gerçekleştirdi ve pazar araştırması yaptı. Aynı tarihlerde Cezayir’de gerçekleştirilen 55. Foire Internationale d’Alger (FIA) – Cezayir Uluslararası Genel Ticaret Fuarı’na katılarak ihracatçı sektörlerimizin tanıtımına katkıda bulunduk. Denizli İhracatçılar Birliği olarak, ihracatçı sektörlerimizin yanında olmaya, sektörlerimizi güçlendirme misyonumuzla hareket etmeye devam edeceğiz” dedi.
“9 Temmuzda DENİB’den 1 günde 2 büyük etkinlik”
9 Temmuz’da Denizli İhracatçılar Birliğinde 2 büyük etkinlik olacağını belirten başkan Memişoğlu, “9 Temmuz 2024 Salı günü iki büyük etkinlik gerçekleştireceğiz. İlki 15.00-18.00 arasında İhracatın Finansmanı Buluşmaları-Denizli etkinliği olacak. İhracatı Geliştirme A.Ş., Türk Eximbank ve ilgili bankaların yetkililerince ihracatın finansmanı konuları ile bölge ihracatına ilişkin veriler, analizler ve fırsatlar paylaşılarak ihracatçılarımızın öneri ve beklentileri konularında değerlendirmelerde bulunulacak. Programda yer alacak banka temsilcileri etkinlik boyunca kesintisiz bir şekilde ihracatçılarımızla iletişim halinde olacaklar” şeklinde konuştu.
Ardından ise Memişoğlu, DENİB İhracatın Yıldızları Ödül Törenimiz gerçekleştirilecek. Farklı kategorilerde 41 firmamızı ödüllendireceğimiz etkinlikte bu sene yeni kategoriler de eklendi. Her iki etkinliğe tüm üyeleri bir kez daha davet etmek istediğini belirtti. – DENİZLİ
]]>Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından Sülekler Mahallesi’nde kurulan güneş enerjisi ile çalışan pompaj sistemi bölgenin su sorunu çözüldü. Su kaynağına en yakın elektrik 6 kilometre uzaklıkta bulunan ve aktif olarak kullanılmayan kuyu bu sistemle yüzde 100 güneş enerjisiyle çalışır hale getirildi. Sülekler Mahallesi şimdilerde bahçelerde yetişen erik, vişne, kayısı ile adından söz ettiriyor.
Korkuteli Sülekler Mahallesi’nde yıllardır taşıma su ile tarım yapan çiftçiler, elektrik olmadığı için yeraltı su kaynaklarından yararlanamıyordu. Antalya Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından kurulan GES ile şebekeden bağımsız olarak enerjiyi güneşten sağlayarak sulamada yüzde 100 ücretsiz enerji desteği sağlandı. Kurulan GES ile elektriğe kavuşan mahallede sondajla 80 metreden su çekilip, üreticinin bahçesine boru sistemiyle ulaştırılıyor. Türkiye’de bir ilk olan güneş enerjisiyle çalışan tarımsal sulama sistemi ile Sülekler Mahallesi’nin kurak arazileri sulanabilir hale geldi. Hububata dayalı üretim yapılan Sülekler Mahallesi meyvecilik üretim merkezine dönüştü.
GES ile ürünlerde kalite yakalandı
S. S. Sülekler Köyü Sulama Kooperatifi Başkanı Durmuş Ünver, Sülekler Mahallesi’nde yaşanan su sıkıntısı nedeniyle daha önce göletten açık kanaldan sulama yapıldığını ve 600 dönümlük alanın sulanabildiğini söyledi. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı Güneş Enerji Sistemi ve boru destekleri ile Sülekler’de su sorununu çözdüklerini söyleyen Ünver, “Gölet yetersiz kalıyordu arazi büyüktü. Kuru mahsul ekiyorduk nohut, buğday, arpa gibi. Burada gerçekten çok verimli kaliteli arazilerimiz vardı ama su sıkıntısı olduğu için dikim yapamıyorduk. Su olmadığı için meyveler yeterli sulanamıyordu. Kayısı ve vişnenin yüzde 40’ı ölü fiyatına gidiyordu. Ürün iyi olmayınca mecburen meyve suyuna veriyorduk. GES Projesi olduktan sonra çok kaliteli meyveler üretmeye başladık. Erik, vişne ve kayısıya döndük. Türkiye’nin en kaliteli ürünlerini yetiştiriyoruz. GES projesinden sonra yüzde 100 kaliteyi yakaladık. Ekonomik olarak bize yüzde yüz katkı sağladı” dedi.
Geri göçü teşvik eden proje
Üretici Durmuş Ünver de bölgede arazi kurak olduğu için ancak arpa, buğday, nohut üretimi yapılabildiğini belirterek, baba mesleği olan çiftçiliği bırakıp Antalya merkeze göç etmek zorunda kaldığını söyledi. Antalya’da aşçı olarak çalışırken Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Sülekler’e GES yaptığını anlatan Ünver, “Beni köye geri döndüren şey Büyükşehir Belediye Başkanımız Muhittin Böcek’in 2 yıl önce mahallemize yapmış olduğu GES Projesi oldu. Kayısı ağaçlarım 2 yılda bu hale geldi. Benim gibi şehre göç edip şimdi buraya dönmeyi düşünenler var. Şu anda toprağımız verimli. Toprak suya kavuşunca artık her şey çok güzel olmaya başladı. Meyveciliğin dışında domates, salatalık, biber yetiştiriyoruz. İhracata da gönderiyoruz” diye konuştu.
Her yer bağ bahçe oldu
Yüzleri GES ile gülen Süleklerli üreticilerden Osman Asar da, “GES gündeme gelince yaylamız bir anda değişti. Her yer bağ bahçe olmaya başladı. Eskiden buğday olan yerler şimdi bahçe olmaya başladı. Buraya yapılan hizmetler GES ile sınırlı kalmadı sulama borusu geldi altyapımız değişti” sözleriyle mutluluğunu dile getirdi. – ANTALYA
]]>ANKARA Üniversitesi Gayrimenkul Geliştirme ve Yönetimi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Harun Tanrıvermiş, kira artış sınırının kaldırılmasıyla kira fiyatlarının enflasyon oranlarına göre belirleneceğini söyleyerek, “Bu durumda, sosyal ve ekonomik dengeyi sağlamak için devletin çeşitli önlemler alması gerekmektedir. Düşük gelirli kiracılara kira yardımı sağlanması, gayrimenkul sahiplerine makul kira artışları karşılığında vergi teşvikleri sunulması ve konut arzını artırıcı politikalar uygulanması, bu sürecin olumsuz etkilerini hafifletecektir” dedi.
Ankara Üniversitesi Gayrimenkul Geliştirme ve Yönetimi Bölümü tarafından, konut kirasında yüzde 25 sınırlamasının sektöre yansıması ve uygulamanın sona ermesinden sonraki sürece ilişkin çalışma yapıldı. Bölüm Başkanı Prof. Dr. Harun Tanrıvermiş, yüksek enflasyon karşısında kira artış oranının yüzde 25 ile sınırlandırılmasının kiracılar için mali koruma ve istikrar sağlasa da ev sahipleri için reel gelir kaybına ve yatırım teşviklerinin azalmasına yol açtığını kaydetti. Prof. Dr. Tanrıvermiş, ayrıca konut arzında azalma ve kayıt dışı ekonominin büyümesi gibi olumsuz sonuçlar da doğurduğunu kaydetti.
ENLASYON ORANINDA ARTIŞ
Prof. Dr. Harun Tanrıvermiş, 2 Temmuz’dan itibaren konut kiralarındaki artış oranının Tüketici Fiyat Endeksi’ndeki (TÜFE) 12 aylık ortalamalara göre belirleneceğini söyleyerek, “Bu işlemde bir önceki kira yılında TÜFE’deki 12 aylık değişim oranını geçmemek koşuluyla taraflar arasında serbestçe belirlenebilecektir. 2 Temmuz öncesinde kira artışını yüzde 25 olarak yapan konut sahipleri, 2 Temmuz sonrasında ayrıca ek bir zam veya artış talep edemeyecektir. 2 Temmuz öncesi dönemde sözleşme yapan kiracılar için bir sonraki yıl beklenecek ve kira için yenileme dönemi geldiğinde artık TÜFE 12 aylık ortalaması kadar artış yapılacaktır. Konutlarda kira zammı için 12 aylık TÜFE ortalaması üst sınırdı. Bunu aşmayan bir oran belirlenmesi mümkün olup, bunu aşacak bir talep geçersiz olacak. Sözleşmelerde kira artışı mevcut enflasyona göre yaklaşık yüzde 65 oranında artırılabilecek” diye konuştu.
Prof. Dr. Tanrıvermiş, yeni dönemde sözleşmelerde konut kira artışlarının fiyat endekslerine bağlanabileceği gibi sabit bir oranın da taraflar tarafından belirlenebileceğini belirterek, “Kira sözleşmesinde artış sabit bir oran olarak belirlenmiş; örneğin her yıl yüzde 30 oranında artırılacağı yazıyorsa yüzde 25 sınırı sebebiyle uygulanamayan bu kural artık uygulanabilir hale gelecektir” ifadelerini kullandı.
‘KONUT ARZI ARTIRILMALI’
Prof. Dr. Harun Tanrıvermiş, kira artış sınırının kaldırılmasıyla, kira fiyatlarının enflasyon oranlarına göre belirleneceğini, bunun da hanelerin geçim harcamalarının artmasına neden olacağını söyleyerek, “Kira fiyatlarının serbest piyasa koşullarına göre belirlenmesi, enflasyon oranlarının kira artışlarına doğrudan yansımasına neden olacaktır. Enflasyonun yüksek olduğu bir dönemde, kira fiyatları da hızla yükselebilir, bu da kiracıların mali yükünü artıracaktır. Bu durum, özellikle gelirleri enflasyon oranında artmayan kiracılar için ciddi bir ekonomik baskı yaratabilir. Bu durumda sosyal ve ekonomik dengeyi sağlamak için devletin çeşitli önlemler alması gerekmektedir. Düşük gelirli kiracılara kira yardımı sağlanması, gayrimenkul sahiplerine makul kira artışları karşılığında vergi teşvikleri sunulması ve konut arzını artırıcı politikalar uygulanması, bu sürecin olumsuz etkilerini hafifletecektir” dedi.
‘ORTA VADEDE DENGE KURULACAKTIR’
Prof. Dr. Harun Tanrıvermiş, diğer taraftan yeni dönemde kiralık konut pazarının canlanabileceğine dikkat çekerek, “Öncelikle kira parasındaki artışın hem yasal, hem de Türkiye uygulamalarında genel kabul görmüş dayanağına göre işlem yapılması dönemi başlayacaktır. Kira geliri yetersiz bulunması nedeniyle boşta tutulan konutların kiraya verilmesiyle birlikte kira fiyatlarında düşüş olabileceği tahmin edilmektedir. Diğer yandan yapılacak aşırı yüksek kira artışları sonucunda kiraların ödenememesi sorunu ortaya çıkabilecek ve mahkemelerde tahliye davalarında artış yaşanabilecektir. Bu sorunun çözümüne boş konut vergisinin olumlu katkısı olacaktır. Diğer yandan zaman içinde artacak konut üretimi ve boş tutulan konutların da kiralanması veya satılması halinde orta vadede piyasada denge kurulacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi (MASKİ) Genel Müdürlüğü 35 milyon TL yatırım bedeliyle Turgutlu ilçesine bağlı Çıkrıkçı Mahallesi’nde başlattığı alt ve üstyapı çalışmalarını tamamladı. Altyapı çalışmaları kapsamında 8 kilometre içme suyu hattı, 8 kilometre kanalizasyon hattı imalatı ile bin 500 kişilik fosseptik imalat çalışması gerçekleştirildi. Altyapı çalışmalarının ardından ise 50 bin metrekarelik üstyapı çalışmalarıyla mahalle yepyeni bir görünüme kavuşturuldu.
“Hiçbir eksiğimiz yok”
Yapılan çalışmalarla birlikte mahallenin hiçbir eksiği kalmadığını ifade eden mahalle muhtarı Apdil Gülten, “Mahallemizin altyapı ve üstyapısı yenilendi. 3-4 aylık kısa bir zamanda hiç aksama olmadan çalışmalar sırasıyla bitirildi. Üstyapı çalışmaları kapsamında kilit parke döşemesi yapıldı. Şu an parke taşı olmayan sokağımız kalmadı. Mahallemiz çok güzel, harika bir görünüme büründü. Hiçbir eksiğimiz yok diyebiliriz. Mahallemiz güzelleşti, ivme kazanmış oldu. Çalışmalardan önce sularımız sağlıklı değildi, koku sorunumuz vardı. Artık koku sorunumuz kalmadı. Sularımız pırıl pırıl akıyor. Parke taşları döşenince çamur, toz ve toprak sorunumuz da kalmadı. Tertemiz oldu. Herkes rahatlıkla yaşıyor. Ferdi Başkanımıza ve çalışan tüm arkadaşlarımıza teşekkür ederiz” dedi.
“Sularımız daha tazyikli akıyor”
Mahalle sakini Beytullah Altınten, “Çalışmalardan memnunuz. Yağmur yağdığında artık çamur sorunundan kurtulduk. Sularımız daha tazyikli akıyor. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanımıza, MASKİ Genel Müdürlüğü’ne ve emeği geçenlere teşekkür ederiz” dedi.
“Tozdan, çamurdan kurtulduk”
Çalışmalarla birlikte mahallenin toz ve çamurdan kurtulduğunu ifade eden mahalle sakini Erol Torlak, “Bizim mahallede kahvehanemiz var. Altyapı yapılmadan önce kahvenin arka tarafında bulunan fosseptiğin dolması nedeniyle sorun yaşıyorduk. Yapıldıktan sonra bu anlamda çok rahatladık. Çok memnunuz. Mahallemiz Türkiye’nin güzel köylerinden bir tanesi, çalışmalarla daha iyi oldu. Taş döşeme işleri de bitti, köyümüz temizlendi, tozdan çamurdan kurtulduk. Belediye başkanımıza teşekkür ederiz” dedi.
“Çalışmalar köyümüze güzellik kattı”
Mahalle esnafı Mehmet Uslu, “Çalışmalardan memnunuz. Her sokakta kilit parke taşı yoktu, tamamlandı. Çalışmalardan önce müşteriler marketime giremiyorlardı, çamur ve toz çok oluyordu. Böyle daha iyi oldu. Köyümüze de güzellik kattı” dedi.
“Mahalleyi yepyeni bir görünüme kavuşturduk”
Çalışmalarla ilgili bilgi veren Yatırım ve İnşaat Dairesi Başkanlığı’na bağlı kontrol mühendisi Esra Türker, “MASKİ Genel Müdürlüğü olarak 35 milyon TL yatırım bedeliyle Turgutlu ilçesine bağlı Çıkrıkçı Mahallesi’nde alt ve üstyapı çalışması gerçekleştirdik. İş kapsamında 8 kilometre içme suyu hattı, 8 kilometre kanalizasyon hattı imalatı ile bin 500 kişilik fosseptik imalatı gerçekleştirdik. Üstyapı çalışmaları kapsamında ise 50 bin metrekarelik kilit parke taşı döşeme çalışması gerçekleştirdik ve mahalleyi yepyeni bir görünüme kavuşturduk” ifadelerini kullandı. – MANİSA
]]>Şişli Belediyesi ile GİRVAK ortaklığında hayata geçirilen Şişli Girişim Vadisi, girişimcilik faaliyetlerine yerel yönetim desteği sağlamak ve yeni projeler üretmek üzerine tasarlandı. İlk etapta Şişli’nin mevcut ekosisteminin ve girişimcilik potansiyelinin değerlendirilmesi amacıyla Şişli Habitat Sanat Merkezi’nde ‘Şişli Girişim Vadisi İhtiyaç Analizi ve Paydaş Beklentileri Çalıştayı’ düzenlendi. Çalıştaya başta Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ile GİRVAK Yönetim Kurulu Başkanı Sina Afra olmak üzere yerel yönetim temsilcileri ve girişimciler katıldı.
Çalıştayın açılışında konuşan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Şişli Girişim Vadisi projesini hayata geçirmenin heyecanını yaşadığını belirtti. Projenin önemine değinen Şahan, “Seçim döneminde vaatlerimizde de bahsettiğimiz ve sonrasında da hızlıca uygulamaya geçmek istediğimiz bir sürecin ilk günü bugün. Bizler çok heyecanlıyız. Hep söyledik Şişli sadece kendinden ibaret bir ilçe değil. Şişli İstanbul’un merkezi; gündüz nüfusu 3 buçuk milyon olan bir metropolden bahsediyoruz. Bu metropolün potansiyelinden bahsediyoruz. Şişli Belediyesi olarak özellikle bu masadaki görevimiz, bu moderasyonu sağlamak ve bu kentin sorunlarına, konularına ilişkin yapıcı, inovatif girişimleri teşvik etmek ve kentin sorunlarını kentin girişimci aklıyla beraber çözümüne ilişkin yol haritaları sunmak” diye konuştu.
“Şişli Girişim Vadisi’nin paydaşları çoğalmalı”
Yerel yönetimin moderasyon göreviyle önümüzdeki dönem Şişli Girişim Vadisi’nin Şişli’nin kendi potansiyelinden kaynaklı olarak çok önemsediğine vurgu yapan Şahan, şunları söyledi:
” İstanbul Sanayi Odası’nın ilk 500’e giren şirketinin 56’sı Şişli’de. Borsa İstanbul’da işlem gören 482 şirketin 73’ü Şişli’de. 2022 yılı verisine göre sağlık ihracatının yüzde 63’ünü tek başına gerçekleştiriyor Şişli sınırları içindeki şirketler ve sektörler. Yine Osmanbey ve Nişantaşı, 843 moda ve tekstil tasarım firmasının bulunduğu gerçek bir merkez. Esentepe ve Mecidiyeköy arasındaki bölgede bilişim alanında ‘freelance’ ve ‘homeoffice’ çalışan bin 600’ün üzerinde mühendisten bahsediyoruz. Şişli Girişim Vadisi, kendi potansiyelinin kentin kendi sorunlarıyla konuşabilen bir projeye dönüşmesi amacıyla burada bir aradayız.”
Başkan Şahan, Şişli Girişim Vadisi’nin paydaşlarının çoğalması gerektiğini kaydetti. Şahan, “Burada kendi potansiyellerine, kendi sorunlarına ilişkin çözümler kullanmak için yerel yönetim olarak elimizden geleni yapacağız. Bu anlamda Şişli Girişim Vadisi aslında sadece Şişli için değil, İstanbul için de çok önemli bir proje olacağı düşüncesindeyiz. Buradan konuşacağımız her cümlenin, oluşturacağımız her yeni projenin her çözümün, her yeni girişimin İstanbul’a ışık tutacağını düşünüyoruz. Biz yerel yönetim olarak, önümüzdeki dönem hem sürecin taşıyıcısı hem moderasyonu hem de kolaylaştırıcı aktörü olarak elimizden geleni yapacağız. Bu masalardan beklentimiz çok yüksek” dedi.
Sina Afra: “Şişli Girişim Vadisi benim çok inandığım bir proje”
GİRVAK Yönetim Kurulu Başkanı Sina Afra ise Şişli’nin Türkiye’deki en yoğun ‘start-up’ların, teknoloji şirketlerinin ve merkezlerinin yer aldığı bir ilçe olduğunu; Şişli Belediyesi’nin de bu potansiyele sahip çıktığını ifade etti. Afra, “Zaten buna sahip çıkan bir girişimci kitlesi var ama bence bunu bir adım daha ileriye taşıyıp Şişli Girişim Vadisi adı alında markalaştırıp bunu nasıl destekleyebileceğimizi düşünürsek, bence iki üç sene sonra bunun sonuçlarına biz bile şaşırabiliriz. Girişimcilik Vakfı olarak bu sürece yardımcı olmak istiyoruz. Şişli Girişim Vadisi, bizim ve benim çok inandığım bir proje. Umarım hep beraber çok güzel fikirlerle çok güzel bir yoldan yürüyeceğiz” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Haziran ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Buna göre, TÜFE’deki değişim 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 1,64, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 24,73, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 71,60 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 65,07 olarak gerçekleşti.
Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 47,84 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 107,11 ile eğitim oldu.
Ana harcama grupları itibarıyla 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre en çok azalan ana grup yüzde 0,58 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 3,79 ile konut oldu.
Endekste kapsanan 143 temel başlıktan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 5’li Düzey) 2024 yılı Haziran ayı itibarıyla, 35 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 5 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 103 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.
Özel kapsamlı TÜFE göstergesi (B) yıllık yüzde 70,40, aylık yüzde 1,90 oldu
İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 1,90, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 25,39, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 70,40 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 68,25 olarak gerçekleşti.
Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yıllık yüzde 50,09 arttı, aylık yüzde 1,38 arttı
Yİ-ÜFE 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 1,38 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 19,49 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 50,09 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 47,97 artış gösterdi.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde yıllık yüzde 52,80 arttı
Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 72,33 artış, imalatta yüzde 52,80 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 10,78 artış ve su temininde yüzde 78,43 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında yüzde 46,89 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 63,36 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 64,13 artış, enerjide yüzde 30,41 artış ve sermaye mallarında yüzde 53,68 artış olarak gerçekleşti.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde aylık yüzde 1,18 arttı
Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 2,67 artış, imalatta yüzde 1,18 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 2,72 artış ve su temininde yüzde 4,20 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında yüzde 0,71 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 1,57 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,95 artış, enerjide yüzde 2,22 artış ve sermaye mallarında yüzde 1,53 artış olarak gerçekleşti. – BAYBURT
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Haziran ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Buna göre, TÜFE’deki değişim 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 1,64, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 24,73, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 71,60 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 65,07 olarak gerçekleşti.
Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 47,84 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 107,11 ile eğitim oldu.
Ana harcama grupları itibarıyla 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre en çok azalan ana grup yüzde 0,58 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 3,79 ile konut oldu.
Endekste kapsanan 143 temel başlıktan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 5’li Düzey) 2024 yılı Haziran ayı itibarıyla, 35 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 5 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 103 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.
Özel kapsamlı TÜFE göstergesi (B) yıllık yüzde 70,40, aylık yüzde 1,90 oldu
İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 1,90, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 25,39, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 70,40 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 68,25 olarak gerçekleşti.
Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yıllık yüzde 50,09 arttı, aylık yüzde 1,38 arttı
Yİ-ÜFE 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 1,38 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 19,49 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 50,09 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 47,97 artış gösterdi.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde yıllık yüzde 52,80 arttı
Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 72,33 artış, imalatta yüzde 52,80 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 10,78 artış ve su temininde yüzde 78,43 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında yüzde 46,89 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 63,36 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 64,13 artış, enerjide yüzde 30,41 artış ve sermaye mallarında yüzde 53,68 artış olarak gerçekleşti.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde aylık yüzde 1,18 arttı
Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 2,67 artış, imalatta yüzde 1,18 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 2,72 artış ve su temininde yüzde 4,20 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında yüzde 0,71 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 1,57 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,95 artış, enerjide yüzde 2,22 artış ve sermaye mallarında yüzde 1,53 artış olarak gerçekleşti. – ERZİNCAN
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘kenevir üssü’ olarak nitelendirdiği Samsun’da geçen yıllarda düşen kenevir üretimi, fabrikaların kurulması ve sanayide kullanılması ile tekrar artışa geçti. Samsun, Türkiye’de kenevir üretiminde tekrar ilk sıraya yükselirken Samsun Tarım ve Orman İl Müdürü İbrahim Sağlam, il genelinde 253 üreticinin izinli olarak kenevir ürettiğini ifade etti.
“Kenevirin son kalesi Samsun”
Samsun’un kenevir için önemli bir konum olduğunu ifade eden İbrahim Sağlam, “Kenevir, son derece stratejik bir ürün. Kimyadan sağlığa, sağlıktan sanayiye, sanayiden tekstil ve uçak sanayine kadar birçok alanda kullanılabiliyor. Kenevirin son kalesi ilimiz Samsun’dur, 2013 yılında 7 dekara kadar azalan kenevir üretimi 2020 yılında 2 bin 633 dekar alanda tohum 14 dekar alan da lif üretimine sahiptir. 2021 yılında ise 113 dekara kadar gerileyen tohumluk üretimi üreticinin aslında kendir (kenevir) tarımından vazgeçmeyeceğine işaret etmektedir. Bakanlığımızın tarımsal desteklemeler deki münavebe kuralları da dikkate alındığında kenevirin yazlık tarla bitkileri için iyi bir münavebe bitkisi olduğu bilinmekte bu durumda 2022 yılında başlayan yatırımlarla birlikte yine Samsun için öncelikli ürünler arasında olan kenevirde 2024 yılı için 1 Ocak – 1 Nisan’da üretim izini müracaatı alınmış ve 240 üretici bin 650,5 dekar alanda tohum 2 bin 973,1 da lif olmak üzere toplam 4 bin 623,751 dekar alanda üretim gerçekleştirilecek. Havza’da da 13 üretici 255 bin 764 da lif üretecek. Böylece toplam 3 bin 228,9 dekar alanda lif üretilmiş olacak. Toplam üretim alanı da 4 bin 879,5 dekar alana yükselecek. Toplam üretici sayısı 253 kişi olacak bicimde üretim devam etmektedir” dedi.
“Yeşil altının üretimi Samsun’da artarak devam edecek”
Kenevirin bazı bitkiler gibi yetiştirilmesinin zor olmadığına değinen Müdür Sağlam, “Bugüne kadar üretime ilgili kurak etkisi dışında belirgin bir sorunla karşılaşılmamıştır. Endüstri ve sanayi bitkisi olan kenevirin Samsun’daki önemi kültürünün bilinmesi, girdi maliyetlerinin ( ilaç, gübre) diğer yazlık ürünlere göre düşük olması, kışlık ürünlerden sonra yetiştiriciliğinin ekolojik olarak uygun olması önemini artırmaktadır. Mamul değil hammadde olan kenevirin sanayisi ile birlikte kıtığı (lif alındıktan sonra kalan çubuk) lifi ve tohumu ile yeşil altın olarak ilimizde tarımı artarak devam edecektir. Ürünün sadece CBD ve THC olarak değerlendirilmesi kenevire haksızlık olacaktır. Kadim zamandan beri tarımı bilinen ürün Samsun için önemli bir katma değerdir. Sözleşmeli tarım modeli ve sanayide değerlendirilmesi ile birlikte (ip, kedi kumu) kenevir iyi bir münavebe bitkisi olarak ilimize ve ülkemize yüksek katma değer sağlayacaktır. İlimizde resmi ya da gayri resmi sözleşmeli tarımda üretim yapılan bitkinin değerlendirme alanlarının çok geniş olması bir katma değerdir ancak özellikle il dışından gelen ya da yurtdışından gelen girişimcilerin diğer ürünleri bırakıp sadece bitkideki metabolitler üzerine yoğunlaşması ve sanki dünyanın her yerinde metabolitlerin (THC – CBD) ilgili çok rahat üretim kullanım ve çalışmalar yapılıyormuş gibi yaklaşımda bulunması ve sosyal medyadaki bilgi kirliliği girişimcileri yanlış yönlendirmektedir. Konuyla ilgili bakanlığın ve sahada denetim yapan yönetmelik kapsamında ki kurumların güncel bilgilerle donatılması önemlidir” diye konuştu.
“70 ülke tarafından üretimi, ithalatı ve ihracatı kontrol altına alındı”
Halk arasında kendir olarak bilinen kenevirin dünyadaki birçok ülke tarafından üretim, ithalat ve ihracatının kontrol altına alındığına da değinen Sağlam, şunları söyledi:
“TEK sözleşmesiyle üretimi ithalat ve ihracatı bizimle birlikte 70 ülke tarafından kontrol altına alınan bitkilerden bir tanesi olan kenevir, sanki diğer ülkelerde çok rahat üretiliyor, kullanılıyor, satılıyor, ithalat ve ihracat yapılıyor gibi bir yaklaşımla gelmeleri oldukça yanlıştır. 12 Haziran 2024 tarihinde ilimizde düzenlenen ve sahada çalışan daha önce kenevir yetiştiriciliği hakkında eğitim almayan personele yönelik düzenlenen çalışmada bazı sonuçlar çıkmıştır. Buna göre yetiştiricilik kontrol denetim ve üretici yönlendirme konusunda tecrübe sahibi olan personel mutlaka güncel bilgilerle donatılmalıdır. Bölgede yetiştiriciliği tavsiye ettiğimiz sertifikalı Narlı ve Vezir dışında Vezirköprü popülasyonu mevcut olup bunun dışında farklı çeşitlerin bölgeye girişi kesinlikle engellenmelidir. Dış dölek bitki olan elimizdeki çeşitlerin sertifikalı çeşitler dahil genetik ve morfolojik özellikleri değişebilir. Bu da ileriye dönük sıkıntı oluşturacaktır. Yerel yönetimlerden de destek alınarak tarlaların endüstriyel kenevir olduğu ve uyuşturucu özelliği olmadığı yönünde uyarıcı tabelalarla farklı müdahalelerin önlenmesi sağlanacaktır.” – SAMSUN
]]>Çanakkale’nin kendine has aroması ve rengiyle markalaşan domatesi, lezzetini Kaz Dağları ile Çanakkale Boğazı’ndan esen rüzgarların yanı sıra potasyum oranı yüksek topraklarından alıyor. Raf ömrü uzun olan Çanakkale domatesi, özellikle İstanbul, İzmir ve Ankara gibi metropollerde tüketicilerin ilk tercihi oluyor. Lezzetinin sırrı, rüzgar ve toprak olan meşhur Çanakkale domatesi sofralarda ise tüketiciye ayrı bir lezzet sunuyor.
Çanakkale’de her yıl bir kısmı sofralık, bir kısmı da salçalık olmak üzere 80 bin dönüm alanda domates dikimi yapılıyor. Yaklaşık 700 bin ton domates üretiliyor. Kendine has kokusu ve lezzetiyle Türkiye’de meşhur olan Çanakkale domatesinin ilk turfanda olan fideleri yaklaşık bir ay önce toprakla buluştu. İlk, orta ve son turfanda olarak dikimi yapılan ilk fideler Nisan ya da Mayıs ayında hava şartlarının durumuna göre toprakla buluşmaya başlar. Belli aralıklar ile Temmuz ayının ortalarına hatta sonuna kadar fideler toprakla buluşmaya devam eder. Çanakkale’de yetişen domateslerin ilk hasatları Temmuz ayının ortalarında tezgahlardaki manavlardaki pazarlardaki marketlerdeki yerlerini alır. İklim şartlarına göre Aralık ayı ortalarına kadar tezgahlarda o muhteşem aroma ve tatları ile kalır.
Merkez ilçeye bağlı Çıplak köyü muhtarı ve domates üreticisi olan Ufuk Göçoğlu, Çanakkale’nin tarihiyle, doğa güzellikleriyle ve tarımıyla meşhur bir şehir olduğunu belirterek, “24 Mayıs’ta toprakla fidelerimizi buluşturduk. Tahmini 90 günde meyve alımına başlanacak. Yaklaşık 2 ay sonra ürünlerimizi toplamaya başlayacağız. İlk turfan için erken domates fidesi diken arkadaşlar var. Çanakkale’de tarladan 20 Temmuz’dan itibaren Çanakkale domatesinin hasadına başlanır. Çanakkale domatesinin bu kadar lezzetli olmasının sebebi ise, Kaz Dağları’ndan esen rüzgarlarla, Kaz Dağları’ndan, barajdan gelen suyla ve toprağın özellikleriyle Çanakkale domatesi lezzetiyle, kokusuyla Çanakkale’de, Türkiye’de ve dünyada bilinmektedir. İstanbul ve İzmir’e domates sevkiyatı oluyor. Ama günden güne domates üretimi biraz daha azaldı. Kumkale dediğimiz bölgeye halciler gelmeye başladı. Bizim bu bölgede yaklaşık 110 dönüm domates ekimi var. Günden güne de bu domates ekimi azalıyor. Girdi maliyetinin yüksek olmasından dolayı, tuta dediğimiz zararlının bitkiye zarar vermesinden ve en önemlisi de mevsimlik işçi bulamadığımızdan dolayı yavaş yavaş Çanakkale domatesi dikimi bitmek üzere. Şu anda bu tarlada 10 dönüm domates ekili, 30 bin TL dönüm maliyeti var. Yani 10 dönüme, 300 bin TL gibi bir maliyeti var. Ortalama 7-8 ton domates alınıyor. Yaklaşık şu anda 4 lira bir girdi maliyeti var. Biz 4 liranın üstünde satmamız lazım ki, para kazanabilelim” dedi. – ÇANAKKALE
]]>Nükleer Santraller Zirvesi’nin 10’uncusu İstanbul’da gerçekleşti. Ankara Sanayi Odası (ASO) ve Nükleer Sanayi Derneği (NSD) tarafından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın destekleriyle gerçekleşen zirveye ilk gün bin 600 ziyaretçi ve 252 firma katılım sağladı.
2-3 Temmuz tarihlerinde düzenlenen 10’uncu Nükleer Santraller Zirvesi (NPPES) İstanbul’da kapılarını açtı. Nükleer enerjinin global oyuncularını, tedarikçileri, akademisyenleri, sivil toplum kuruluşlarını, yerli ve yabancı nükleer enerji uzmanları ile profesyonellerini bir araya getiren zirvede nükleer enerji sektörünün sıfır karbon ekonomisindeki rolü, Türkiye’nin nükleer enerji alanındaki gelecek planları, yeni teknolojiler ve sektörün finansmanı gibi başlıklar ele alınacak. Zirveye Rusya, Çin Halk Cumhuriyeti, Güney Kore, Almanya, İngiltere, Slovenya, İtalya, Fransa, Bulgaristan, Hindistan, Romanya ve İsviçre’den sektör temsilcileri de katılım sağladı.
10’uncu Nükleer Santraller Zirvesi’nin açılışını Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Nükleer Enerji ve Uluslararası Projeler Genel Müdürü Yusuf Ceylan, ASO Başkanı Seyit Ardıç, NSD Başkanı Alikaan Çiftçi, Akkuyu Nükleer A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Anton Dedusenko, Yeni Nükleer İzleme Enstitüsü (NNWI) Başkanı Tim Yeo ile Şangay Nükleer Mühendislik Araştırma ve Tasarım Enstitüsü (SNERDI) Uluslararası Projeler Başkanı Min FEI gerçekleştirdi.
“AKKUYU, TEK BAŞINA İSTANBUL’UN ELEKTRİK İHTİYACININ KARŞILANMASINI SAĞLAYACAK”
Zirve kapsamında Mersin’de yapımı devam eden Akkuyu NGS’deki güncel durum da değerlendirildi. Akkuyu’daki birinci güç ünitesinde inşaat ve kurulum çalışmalarının tamamlandığını aktaran Akkuyu Nükleer AŞ Üretim ve İnşaat Organizasyon Direktörü Denis Sezemin, “Birinci güç ünitesinde, özellikle reaktör binasında çok önemli bir aşamaya gelindi. Burada yakıt yükleme makinası diye tanımlanan çok önemli bir ekipmanın kurulumu devam ediyor. Bu ekipman kurulduktan sonra reaktöre yakıtın yüklenme işleminde önemli bir aşamaya geçilecek. Bir güç ünitesinin devreye alınması sadece temiz elektrik enerjisinin üretimini ifade etmez, bölgedeki tüm altyapıyı etkiler. Akkuyu’daki nükleer santral 4 güç ünitesinden oluşuyor, bu dört güç ünitesinin tamamı devreye alındığında 1 yılda Türkiye için 18 milyon ton karbondioksiti önleyecektir. Ayrıca bu dört güç ünitesi devreye alındığında 35 milyar kilovat elektrik üretimi yapılacaktır. Bu da tek başına İstanbul’un elektrik ihtiyacının karşılanmasını sağlayacaktır. Nükleer santral devreye alındıktan sonra sadece bölge değil, Türkiye genelinde olumlu yönde değişiklikler olacaktır. Öncelikle Türkiye önemli bir deneyim sahibi olacaktır. Türkiye’de nükleer sektörün gelişmesiyle diğer sektörler de olumlu anlamda bu etkiden faydalanacaktır. Bölgesel anlamda ise hem üstyapı hem de altyapıda yukarı yönlü bir ivmeye vesile olacaktır. Öte yandan Akkuyu NGS, bulunduğu bölgede en fazla vergi ödeyen tesis olacak. Dünya genelindeki deneyimlere bakıldığında; nükleer santralde istihdam edilen 1 kişi, yan sanayilerde 10 kişilik istihdam yaratmaktadır. Bu Türkiye için de ekonomik anlamda önemli bir katkı olacaktır. Dolayısıyla nükleer güç santralinin devreye alınmasındaki uzun süreç Türkiye’ye önemli ölçekte deneyim ve istihdam sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.
“BİR NÜKLEER TESİSİN YAPIMINDAKİ MALİYETLERİN YÜZDE 40’INI GÜVENLİK SİSTEMLERİ OLUŞTURUYOR”
Nükleer santrallere karşı olumsuz yaklaşımlara yönelik de değerlendirmelerde bulunan Sezemin, ” Rusya Federasyonu’nda halihazırda faaliyet gösteren nükleer güç santrallerine yakın bölgelerde yaşayan halkın yüzde 90’ı bu üretimi destekliyor. Çünkü olumlu etkileri birebir deneyimliyor. Rosatom, Akkuyu NGS projesinde en modern güvenlik önlemlerini alıyor ve buna yönelik üst düzey güvenli reaktörler kullanıyor. Akkuyu’da Nükleer Düzenleme Kurulu’yla yoğun iş birliği içerisinde çalışmalar yürütülüyor. Nükleer Düzenleme Kurulu’nun denetlemelerine ilaveten bağımsız yapı denetim kuruluşları da çalışmalarımızın her aşamasını denetliyor. Nükleer tesisler, inşaat aşamasında iç ve dış etkenlere dayanıklı şekilde tasarlanıyor. Tsunami, deprem gibi doğal afetlere dayanıklı bir şekilde tasarlanıyorlar. Bir nükleer tesisin yapımındaki maliyetlerin yüzde 40’ını güvenlik sistemleri oluşturuyor. Dolayısıyla tüm maliyeti dikkate aldığımızda yüzde 40 hiç de azımsanmayacak bir rakam” dedi.
]]>Eğirdir Gölü’nde, av yasağının kalkmasıyla kerevit avlanmaya başlandı. Türkiye’nin 490 ton olan kerevit üretiminin yüzde 20’sini karşılayan Eğirdir Gölü’nde kalkan av yasağıyla balıkçılar kerevit avı için göle açıldı.
Isparta Eğirdir Gölü’nde kerevit stoklarının güçlenmesi ve yeni av sezonunda daha bol ve karlı avcılık için Eğirdir Gölü’nde 8 ay süren kerevit avı yasağı 1 Temmuz’da sona erdi.
Sabah saatlerinde Eğirdir Merkez Su Ürünleri Kooperatifi üyesi balıkçılar, kayıklarıyla açıldıkları gölde yanlarında getirdikleri kasaları kooperatif merkezine getiriyorlar. Burada 10,5 santimetre boyu üzerindeki kerevitler alınıp tekrar kasalara konularak ihraç yapacak olan fabrikalara gönderiliyor.
Bu yıl kerevit bolluğu yaşandığını ifade eden S.S. Eğirdir Merkez Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Ayhan Küçükköse, “2024 yılı kerevit sezonumuz 1 Temmuz tarihi itibariyle açılmıştır. Şu anda Eğirdir Gölü’nde kerevitimiz gayet güzel gözüküyor. 10,5 santimetre üzeri kerevit alıyoruz. Kooperatif üyelerimizden kerevitleri alıp önce burada bir seçme işlemi yapıyoruz daha sonra fabrikaya gönderiyoruz. Eğirdir Gölünde 450 tekne bulunmakta, 1000’e yakın aile geçimini kerevitten sağlamaktadır” dedi.
“Kilosu 135 TL’den alınıyor”
Küçükköse, “Bir avcımız yaklaşık 40-60 kilogram ağırlığında kerevit yakalıyor. Kilogram başına 135 TL’ ödüyoruz” dedi.
Son yıllarda yaşanan iklim değişikliği nedeniyle Eğirdir Gölü’nün yaklaşık 4 metre çekildiğini ve göl üzerinde aşırı otlanma yaşandığını ifade eden Balıkçılar Kooperatifi Başkanı Küçükköse, “Eğirdir Gölü’nde son yıllarda iklimden dolayı bir kuraklık var. Yağışlarımız çok az. Bundan 6 yıl önce buralar hep suydu. Ama şu an 4 metre çekilmiş durumda. Suların çekilmesinden dolayı sığlaşınca göl üzerinde aşırı derecede otlanma mevcut. Avcılarımızda bu durumdan mağdur durumda. Çünkü kerevit pinterlerimiz oturmuyor ve teknelerimiz bazı bölgelerde yürümeyecek pozisyona girdi” diye konuştu.
Kuzey Avrupa ülkelerine ihraç ediliyor
Eğirdir Gölü’nden avlanan kerevitlerin Kuzey Avrupa Ülkelerine ihraç edildiğini de ifade eden Eğirdir Merkez Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Ayhan Küçükköse, “Eğirdir Gölü’ndeki kerevitlerimiz özellikle Kuzey Avrupa ülkeleri, İsveç, Rusya, Fransa, Almanya, Amerika, İsrail, Çin’e kadar gidiyor. Döviz olarak katkıda bulunmak istiyoruz. Memleketimize ve balıkçılarımıza hayırlı uğurlu olsun. Sezonumuz kazasız, belasız geçer” şeklinde konuştu.
“8 yaşından bu yana balıkçılık yapıyor”
Eğirdir’in köklü ailelerinden biri olan ve 8 yaşından bu yana balıkçılıkla uğraştığını, ifade eden Ayşen Binatlı da, “Ben 8 yaşımdan beri babamla beraber balıkçılık yapıyordum. Şimdi ise eşimle beraber balıkçılık yapıyorum. Eşime hem destek oluyorum hem de birlikte kazanç sağlıyoruz” ifadelerine yer verdi.
Eğirdir’de 35 yıldır balıkçılıkla uğraşan ve geçimini Eğirdir Gölü’nden karşılayan S.S. Eğirdir Merkez Su Ürünleri Kooperatifi Başkan Yardımcısı İbrahim Sayı, “Ürünümüz bol, bütün avcılarımız bereket içinde olsun” dedi.
Sayı, “1 Temmuz itibariyle kerevit sezonumuz açılmıştır. Ürünümüz bol. Bütün avcılarımız bereket içinde olsun. Kerevitlerimiz 10,5 santimetre üzeri alınıyor, bunun altındaki kerevitler tekrar büyümesi için göle bırakılıyor. Güzel bir sezon olmasını diliyorum” dedi. – ISPARTA
]]>ANKARA Üniversitesi’nden Prof. Dr. Harun Tanrıvermiş, “Konut krizinin temel nedenleri arasında arz eksikliği, yüksek inşaat maliyetleri ve kredi erişimi zorlukları gibi faktörlerin bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Kamu kurumlarının kiralık konut ve sosyal konut üretimine yönelmesi ve kiralık konut pazarının büyütülmesi zorunludur” dedi.
Ankara Üniversitesi Gayrimenkul Geliştirme ve Yönetimi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Harun Tanrıvermiş, Ankara Üniversitesi Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu binasında düzenlediği basın toplantısında, konut kiralarındaki artışı yüzde 25 ile sınırlayan düzenlemenin sona ermesine ilişkin değerlendirmede bulundu. Prof. Dr. Tanrıvermiş, yüzde 25 artış sınırı uygulamasının bitmesiyle, kiralarda yeniden enflasyon rakamlarının belirleyici olacağını hatırlatarak, “Öncelikle Türk hukukunda konut kira artışı yıllık olarak yapılmakta ve mevcut sözleşmeler de bu esasa dayalı olarak hazırlanmıştır. 2 Temmuz öncesi dönemde sözleşme yapan kiracılar için bir sonraki yıl beklenecek ve kira için yenileme dönemi geldiğinde artık TÜFE 12 aylık ortalaması kadar artış yapılacaktır. Konutlarda kira zammı için 12 aylık TÜFE ortalaması üst sınırdır. Bunu aşmayan bir oran belirlenmesi mümkün olup, bunu aşacak bir talep geçersiz olacaktır. 1 Temmuz 2024 tarihi dahil, önceki dönemde süresi biten kira sözleşmelerinde artış yüzde 25 olması gerekirken, 2 Temmuz 2024 tarihinden sonra yenilecek sözleşmelerde kira parası yıllık TÜFE değişimi kadar artırılacaktır” diye konuştu.
İnşaat ve arsa maliyetlerinin artması nedeniyle yeni konut üretiminin azaldığını belirten Prof. Dr. Tanrıvermiş, “Konut kredisi faiz oranlarının da yükselmesi en önemli sebepler arasında yer almaktadır. Kira sınırlamasının kaldırılmasıyla konut üretiminde artış olabileceği düşünülse de bu tek başına krizin çözümüne etki etmeyecektir. Konut krizinin temel nedenleri arasında arz eksikliği, yüksek inşaat maliyetleri ve kredi erişimi zorlukları gibi faktörlerin bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, TOKİ ve belediyeler olmak üzere kamu kurumlarının kiralık konut ve sosyal konut üretimine yönelmesi ve kiralık konut pazarının büyütülmesi zorunludur” dedi.
‘UZUN VADEDE KONUT STOKU ARTACAKTIR’
Ayrıca, kira sınırlamasının sona ermesinin olumlu etkilerine değinen Prof. Dr. Tanrıvermiş, “Kira artış sınırının kaldırılması, konut yatırımcılarını ve inşaat sektörünü teşvik edici etki yapar. Serbest piyasa koşullarında kira fiyatlarının belirlenmesi, konut yatırımcıları için daha cazip olabilir ve bu da konut stokunun artmasına katkıda bulunabilir. Bu şekilde uzun vadede konut arzının artması ve kira fiyatlarının dengelenmesine yardımcı olabilir. Kira fiyatlarının 12 aylık ortalama TÜFE’ye göre belirlenmesi ve ev sahipleriyle kiracıların TÜİK’in her ay açıkladığı enflasyon verilerini takip etmesi, kira fiyatlarının serbest piyasa koşullarına göre belirlenmesini sağlayacaktır. Bu da arz-talep dengesinin kurulmasına olanak verecektir. Piyasaya müdahale edilmediğinde, dengelenmenin sağlanabileceği ve kiracılar ile ev sahipleri arasındaki anlaşmazlıkların azalabileceği düşünülmektedir. Ayrıca kira sınırlamasının kaldırılmasıyla kiralık ev sayısının ve konut satışlarının artması beklenmektedir. Bu da konut yatırımları ve inşaat sektörü için teşvik edici olacaktır. Uzun vadede bu durum konut stokunun artmasına katkı yapacaktır” dedi.
Prof. Dr. Tanrıvermiş, sınırlamanın kaldırılmasının olası olumsuz etkilerine ilişkin de “Kira artışları, genel enflasyon üzerinde yukarı yönlü bir baskı yaratabilir ve bu da daha geniş ekonomik etkiler doğurabilir. Bu olası etkileri yönetmek için çeşitli önlemler alınabilir. Örneğin, düşük gelirli kiracılara devlet tarafından kira yardımı sağlanabilir. Gayrimenkul sahiplerine makul kira artışları karşılığında vergi teşvikleri sunulabilir. Ayrıca, uzun vadede konut üretimini artıracak politikalar ve teşvikler uygulanabilir” ifadelerini kullandı.
]]>Konya- Karaman Bölgesindeki yerel üreticilerin desteklenmesi, geleneksel kültürlerin yaşatılması, yerel potansiyellerin keşfedilmesi, coğrafi özgünlüğü olan, geleneksel yöntemlerin kullanıldığı, mevcut ya da potansiyel olarak iş üretme ve bölgesel ekonomiyi destekleme potansiyeli olan ürünlerin kültürlerin desteklenmesi ve geniş kitlelere tanıtılmasının hedeflendiği programa, kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, birlikler ve kooperatifler, sivil toplum kuruluşları, organize sanayi bölgeleri, sanayi siteleri, serbest bölge işleticileri, teknoloji transfer ofisi şirketleri ile teknoloji geliştirme bölgesi, endüstri bölgesi ve iş geliştirme merkezi gibi kuruluşların yönetici şirketleri, kar amacı güden tüzel kişiler (yalnızca sosyal sorumluluk projeleri için) başvuru yapabilecekler.
MEVKA’dan yapılan açıklamada, Mevlana Kalkınma Ajansı tarafından Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı kapsamında ilan edilen teklif çağrısına yapılacak başvuruların ve ek belgelerin en geç 19 Temmuz 2024 saat 17.00’a kadar sogep@mevka.org.tr adresine yalnızca e-posta ile gönderilmesi gerektiği belirtilerek, “Ajansa sunulacak projeler SOGEP’in genel mantığı ve Anadoludakiler konseptinin kriterleri dikkate alınarak ivedilikle değerlendirilecek olup uygun olduğu değerlendirilen projeler 26.07.2024 tarihine kadar KAYS’a girilerek Bakanlık onayına sunulacaktır. Ajans tarafından SOGEP-Anadoludakiler proje başvuru süreci iki aşamalı olarak yürütülecektir. Ön değerlendirme Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı Uygulama Usul ve Esasları çerçevesinde ajans tarafından yapılacak olup nihai değerlendirme ise Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yapılacaktır” denildi.
İlan ettikleri SOGEP-Anadoludakiler Proje Ön Başvuru İlanı hakkında açıklamalarda bulunan MEVKA Genel Sekreteri Dr. İhsan Bostancı, “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen Anadoludakiler Platformu ile yerel üreticilerimizin desteklenmesi, geleneksel kültürlerin yaşatılması, yerel potansiyellerin keşfedilmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda coğrafi özgünlüğü olan, geleneksel yöntemlerin kullanıldığı, mevcut ya da potansiyel olarak iş üretme ve bölgesel ekonomiyi destekleme potansiyeli olan ürünlerin/kültürlerin desteklenmesi ve geniş kitlelere tanıtılması hedeflenmektedir. Bu minvalde Bakanlığımız tarafından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın teşrifleri ile Anadoludakiler Sergisi ve Tanıtım Programı düzenlenerek platformun geniş kitlelere duyurulması amaçlanmıştı. Yine bu amaç doğrultusunda, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü tarafından tüm illerimizde eş zamanlı olarak çağrı programı ilan edilmiş durumda. Ajans olarak bizler de Anadolu’nun kadim coğrafyalarından olan Karaman ve Konya illerimizde kültürel değerlerimizi, mirasımızı ve geleneksel yöntemlerimizi koruyan, sürdürülebilir yöntemler ile yerel ekonomiyi canlandıran projelere destek vermek amacıyla SOGEP-Anadoludakiler Çağrı Programı’nı ilan etmiş bulunuyoruz. Ajansımız tarafından yürütülecek olan program çerçevesinde belirlenen; Yerel Değer, Ürün, Üretim Biçimi, Gelenek ve Kültürel Mirasın Korunarak Yaşatılması ve Ticaret Hacminin Artırılması önceliğinde; Konya-Karaman Bölgesi’ndeki kültür mirasını canlı tutarak geleneksel ve yerel bilginin hatırlanması ve yeni nesil ile buluşturulması, geleneksel ürün ve hizmetlerin yeni nesil üretim, satış ve pazarlama kanalları ve teknolojik yaklaşımlarla ticarileştirilmesi ve kültür deneyimleme, atölye ve üretici turizm faaliyetlerinin geliştirilmesine yönelik projeler, Sosyal Girişimcilik Ekosisteminin Güçlendirilmesi önceliğinde; gıda, tarım ve el sanatları sektörlerindeki sorunlara yönelik tasarım odaklı düşünerek yeni nesil ihtiyaçları gören, sosyal sorunları çözerken ekonomik değer üreten uygulamaların geliştirilmesi ve yeni nesil çiftçilerin teşvik edilmesine yönelik projeler, Yerel Gıda Sistemlerinin Geliştirilmesi önceliğinde; Bölgemizde yerel gıda sistemlerini desteklemek amacıyla yakın çevrelerindeki kırsal bölgelerde gıda üretiminin teşvik edilmesi, alım garantili üretimin desteklenmesi, bölgedeki çiftçilerin kırsalda ve üretimde kalmalarına yönelik sosyal, ekonomik, üretici dijital toplulukların kurulmasına yönelik projeler, Döngüsel Gıda Ekosisteminin Geliştirilmesi önceliğinde ise; gıda atık ve artıkların yeniden kullanılabilir kaynaklar olarak gıda sistemi içinde tutulması, gıda güvenliği ve dayanıklılığı ve çevre dostu yöntemlerin kullanılmasına yönelik projeler destek kapsamında değerlendirilecektir. Bu çağrı programında minimum proje bütçesi 1 milyon lira olup, kar amacı güden kurum ve kuruluşlar için destek oranı en fazla yüzde 50, kar amacı gütmeyen kurum ve kuruluşlar için ise destek oranı en fazla yüzde 90 olarak belirlenmiştir. Bu vesile ile bölgemizde yer alan uygun başvuru sahipleri arasından kadim Anadolu Toprağının bereketini, eşsiz Anadolu Mutfağının birikimini ve Anadolu insanının el becerisini ortaya koyarak yenilikçi bakış açısıyla değer katacak projeler beklediğimizi de özellikle ifade etmek istiyorum. İlan ettiğimiz bu program, ajansımız tarafından daha önce ilan edilen SOGEP (Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı) Çağrı Programları ile aynı mantıksal çerçevede değerlendirilecek olup, başvuru süreci iki aşamalı olarak yürütülecektir. Ön başvurular sonrasında uygun bulunan proje önerileri, Bakanlık onayına sunulacaktır. Ön başvuru formu ve ek belgelerin gönderileceği son tarih 19 Temmuz 2024 saat 17.00 olarak belirlenmiş olup başvuruların sogep@mevka.org.tr adresine e-posta ile gönderilmesi gerekmektedir. Başvuru ile ilgili olarak ayrıntılı bilgi, ön başvuru rehberi ve ön başvuru eklerine ajansımızın www.mevka.org.tr internet sitesinden ulaşılabilmektedir. Proje yazma kültürünün üst düzeyde olduğu bölgemizde, ilan ettiğimiz program kapsamında bölgemizin sosyal ve kültürel açıdan gelişimine katkı sunacak pek çok proje başvurusunun geleceğine inanıyor, programın hayırlara vesile olmasını diliyorum” dedi. – KONYA
]]>Denizli Sanayi Odası Meclisi Temmuz Ayı Olağan Toplantısı, Odamız Müjdat Keçeci Meclis Salonu’nda yapıldı. Toplantı, Meclis Başkanı İ. Okan Konyalıoğlu’nun oturumu açmasıyla başladı. Meclis’in gündeminde; İSO-500 Listesi, TİM verileriyle Türkiye’nin 1000 ihracatçı firması, Türkiye’nin gri listeden çıkarılması kararı, elektrik fiyatlarına zam, Vergide Uzlaşma Müessesesi’nin kaldırılmasına yönelik karardan geri adım atılması, asgari kurumlar vergisi düzenlemesi, Çivril OSB ziyareti, 11 Haziran tarihinde gerçekleştirdiğimiz Verimlilik Çalıştayımız ve Meclis Üyelerimize gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerin ayrıntıları konuşuldu.Güncel veriler, Haziran Ayı Oda Faaliyetleri ve gelecek ay yapılması planlanan çalışmalar hakkında meclis üyelerini bilgilendiren DSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Serter, İSO-500 Listesi ve TİM verilerinin sonuçlarına değinerek konuşmasına başladı, tüm zorluklara rağmen üretime devam ederek listede yer alma başarısı gösteren firmaları tebrik etti. İSO-500 Listesinde yer alan firmaların üretim merkezlerinin Denizli’den farklı illere doğru kaydığına dikkat çekildi.
Konuşmasında Türkiye’nin gri listeden çıkarılmasının olumlu yansımaları olacağını belirten Serter, “Türkiye, içinden geçtiği finansal krizi aşma konusunda, FATF’ın gri listesinden çıkarak önemli bir dönemeci geçmiş oldu. Türkiye’de sadece yapısal ve mali politika alanında değil, uluslararası organize suç örgütleriyle mücadele konusunda da önemli adımlar atıyor. Bu adımların devamı yargı alanında yapılacak reformlarla gelebilir.” ifadelerine yer verdi. Güncel konu başlıklarına dair değerlendirmelerde bulunan Serter, üzerinde çalışılan asgari kurumlar vergisini de meclis gündemine taşıdı. TBMM’ye verilmesi beklenen Torba Yasa Teklifi’nde, yeni ve mevcut maddelerde değişiklik öngören çok sayıda düzenlemenin yer aldığını belirten Serter, “Bunlar arasında en önemlisi, 2024 yılında 1 milyon 164 bin şirketi ilgilendiren Asgari Kurumlar Vergisi düzenlemesi. 2023 yılı sonu itibarıyla 1,1 milyon Kurumlar Vergisi mükellefi bulunuyor. Özellikle yerel seçimler ile depremin oluşturduğu maliyetlerin karşılanmasına yönelik olarak hazırlanan Torba Yasa Teklifi’ndeki düzenlemelerden, 400-500 milyar TL civarında ek vergi geliri elde edilmesi bekleniyor.” dedi.
Giderek artan kayıt dışılık ve vergi ödememe alışkanlığına dikkat çeken Serter, “Kurumlar vergisi mükelleflerinin yaklaşık yarısının zarar ya da matrahsız beyanname verdiği, bu mükelleflerin 5,7 trilyon TL gibi bir bilanço karı, 60 trilyon TL hasılatı olduğu tespit edildi. Bu kadar yüksek hasılat ve kara göre ödenecek vergi çıkmaması veya zarar beyan edilmesinde; yüksek faiz oranıyla borçlanmak, döviz kredisi kullanılması, teşvik belgeli yatırımlarda indirimli kurumlar vergisi uygulaması, KKM istisnası gibi nedenler etkili.” diye konuştu.
“Artan maliyetlere ek yeni zamlar geliyor”
EPDK’nın 1 Temmuz 2024 tarihinden itibaren geçerli olacak yeni elektrik tarifelerine de dikkat çeken Serter, “Bu yeni tarifelerle birlikte mesken abone grubu için elektrik fiyatlarına yüzde 38 oranında zam yapıldı. Ticarethane ve sanayi tarifelerinde de bir artış olacağı aşikar. Artan maliyetlere bir de bu zamlar ekleniyor. Elektrik tarifesindeki değişikliğin Tüketici Fiyatları Endeksi’ne etkisinin sınırlı olmasını bekliyor. Mesken tarifesindeki değişikliğin temmuz ayı enflasyonuna etkisinin 0,53 puan, 2024 yıl sonu enflasyonuna etkisinin ise 0,67 puanda kalacağı hesaplanıyor. Mesken ve ticarethane tarifelerindeki artışın ise yıl sonu enflasyonuna muhtemel etkisinin 1,1 ila 1,2 puan olması öngörülüyor.” dedi.
Denizli sanayisinin gerçek potansiyelini ortaya koyabilmesi ve hak ettiği payı alabilmesi için çalıştıklarını belirten Serter, “Doğru destek, doğru hamleler, doğru planlama, doğru üretim ile çağı yakalamış bir Denizli sanayisi inşa etmek için tüm paydaşlara büyük görevler düşüyor.” ifadesine yer verdi.
Konu ile ilgili olarak Ecogreen Enerji Regülasyon ve Enerji Ticaret Müdürü Meriç Çoban, elektrik sanayi tarifesindeki güncel duruma dair verileri ve öngörüleri meclis üyeleri ile paylaştı.
“Verimlilik çalıştayımızın çıktılarını önemsiyoruz”
DSO’nun öncülüğünde 11 Haziran tarihinde gerçekleştirilen Verimlilik Çalıştayı’na da değinen Serter, “200 firmanın bir arada olduğu en geniş katılımlı toplantımızdı. Verimlilik ile ilgili önemli bir ihtiyaç olduğunu anlamış olduk. İşveren ve çalışanların verimlilikten beklentileri de bu çalışmanın sonucunda ortaya çıkacak. Sonuçları merak ediyor ve yakından takip ediyor olacağız.” dedi.
DSO Başkan Yardımcısı Serter’in konuşmasının ardından Meclis Üyeleri de Verimlilik Çalıştayı ile ilgili görüşlerini dile getirdi.
Haziran Ayı içerisinde gerçekleştirilen Üye ziyaretleri ve Denizli Sanayi Odası’nın gündemini oluşturan konu başlıklarının da görüşüldüğü Meclis toplantısında, DSO’nun Temmuz Ayı içerisinde planladığı eğitim programlarına değinildi.
DSO Meclis Başkan Yardımcısı İlhan Sicimli sunumunu gerçekleştirdi. Oldukça verimli bir ziyaret olduğunu belirten Sicimli, bu ziyaretten elde edilen durumları Denizli Model Fabrika’nın oluşum ve yapım sürecine önemli katkı sağlayacağına inandığını kaydetti.
Toplantı, dilek ve temennilerin aktarılmasıyla sona erdi. – DENİZLİ
]]>ANKARA’da internete koyduğu ilanla evini 15 bin 850 TL’ye kiraya vermek isteyen S.K (59), kendisine ulaşan emlakçının ‘Evini 20 bin liraya kiraya verebilirim’ teklifini, ‘Sizin gibiler yüzünden ev kiraları tavan yaptı’ diyerek reddetti. S.K., emlakçı ile yazışmalarını sosyal medyada paylaşıp, Ticaret Bakanlığı’na şikayette bulundu. Bakanlık tarafından konut ilan fiyatlarında fahiş artış yaptığı belirlenen 889 emlak işletmesine 88 milyon 900 bin lira para cezası uygulandığı belirtildi.
Daha önce emlak işi yapan S.K., evini internetteki ilan sitesi aracılığıyla 15 bin 850 TL’ye kiraya vermek istedi. S.K.’ye ulaşıp mesaj gönderen emlakçı, ‘Evini 20 bin liraya kiraya verebilirim’ teklifini iletti. Ev sahibi S.K. ‘Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak sizin bu kiraları yükseltme çabanız vicdanınızı rahatsız etmiyor mu ‘ Benim 15 bin 850 liraistediğim kirayı siz nasıl 20 bin liraya çıkarabiliyorsunuz ‘ Sizin gibi emlakçılar yüzünden kiralar tavan yaptı’ yazarak, tepki gösterdi. Ev sahibi emlakçı ile yazışmalarını da sosyal medyada paylaştı, ayrıca Ticaret Bakanlığı’na ve Ankara Tüm Emlakçılar Odası’na şikayette bulundu.
DHA’ya konuşan ev sahibi S.K., daha önce kendisinin de emlak işi ile uğraştığını belirterek, “Ben bir kiralık daire ilanı verdim. İlana 16 bin lira civarında bir fiyat yazdım. Bir emlakçı arkadaş bana ulaştı, ‘Dairenizi 20 bin liraya kiraya verebilirim, memur kefili var, kendileri de memur’ dedi. Ben de kendisini yanıtladım; ‘Neden böyle bir şey yapmak istiyorsunuz, ben 16 bin liraya razıyken siz neden 20 bin lira rakam belirttiniz?’ dedim. Kendisine bunun piyasayı yükseltmek olduğunu ve örnek olacağını söyledim. Ben diğer emlakçıları tenzih ediyorum. Tüm emlakçılar elbette bu şekilde değildir. Belki o emlakçının kimliği belli olsa, dürüst çalışan emlakçılar da buna tepki gösterir. Belki acemidir, belki fevri davrandı, bilemiyorum ama bu şekilde davranmanın sonucunda fiyatların yükseldiğini düşünüyorum” dedi.
EMLAKÇILAR ODASINDAN İNCELEME
Ankara Tüm Emlakçılar Odası Başkanı Hakan Akçam, emlakçı ile ilgili inceleme başlattıklarını belirterek, “İlanı ben de gördüm, takip ediyorum. Ev sahibine mesaj atıp fiyatı yükseltmek istemiş. Emlak danışmanları fiyatın belirleyen tarafı değildir. Böyle kendisini bilmeyen, yaptığı işi bilmeyen kişileri görerek bizim meslektaşlarımızı aynı kefeye koymak yanlış olur. Her meslekte olduğu gibi bizim mesleğimizde de bu tarz insanlar mutlaka çıkacaktır. İlk çıktığı zaman müdahalemizi yapıyoruz. 16 bin liralık bir evi bir emlakçının ’20 bin TL’ye veririz’ demesinin kabul edilebilir bir yönü yok. Bu noktada emlak danışmanı bize kayıtlıysa gerekli yasal işlemlerini yapacağız, eğer bize kayıtlı değilse de zaten ilgili kurumlara resmi başvurularını başlatacağız. ‘Emlak danışmanıyım’ diyen vatandaşın, bu çıkışı, böyle bir pazarlama statüsü vatandaşı etkiler mi? Bence çok etkilemez. Ancak art niyetli, zaten malının ederini yükseltmek isteyen fakat böyle bir pozisyon bekleyen insanları etkiler” ifadelerini kullandı.
BAKANLIK: GEREKİRSE İLAVE TEDBİR ALIRIZ
Ticaret Bakanlığı’ndan alınan bilgiye göre; satılık ve kiralık konut ilan fiyatlarında fahiş artış yaparak piyasayı ve serbest rekabeti bozan ve tüketici mağduriyetine sebep olduğu belirlenen 889 emlak işletmesine toplam 88 milyon 900 bin TL idari para cezası uygulandı. 81 ilde ticaret il müdürlükleri aracılığıyla yapılan denetimlerde geçen yıl ayrıca bin 201 emlak işletmesine çeşitli eksiklikler nedeniyle 91 milyon 207 bin 655, bu yıl ise şimdiye kadar 353 emlak işletmesine 27 milyon 103 bin 27 lira idari para cezası uygulandı. Bakanlıktan yapılan açıklamada, “Bakanlık olarak, manipülatif fiyat artışlarına yol açan ve vatandaşımızın güncel ekonomik konjonktür kaynaklı yaşadığı zorlukların suistimal edilmesine sebebiyet veren ve ilan platformlarından temin ettiğimiz konut ilanlarına yönelik inceleme ve denetimlerimiz 81 ilimizde ticaret il müdürlüklerimiz aracılığıyla devam etmektedir. Ticaret Bakanlığı olarak gerek piyasanın adil, rekabetçi ve istikrarlı şekilde işlemesini sağlamak gerekse manipülatif fiyat artışlarının piyasada yarattığı olumsuzlukların önüne geçmek amacıyla emlak sektörüne yönelik denetimlerimiz önümüzdeki günlerde de hız kesmeden devam edecek olup, ihtiyaç duyulması halinde sektöre yönelik bakanlığımızca ilave tedbirlerin alınmasında herhangi bir tereddüt duyulmayacaktır” denildi.
]]>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar, ülke gündeminde olan ve önümüzdeki günlerde yasalaşması planlanan yeni vergi paketini değerlendirdi. Türkiye’de vergi konusunda bir reforma ihtiyaç olduğunu ifade eden Başkan Ali Bahar, “Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek iş dünyası örgütlerinin yöneticileriyle bu konuda bir toplantı yapıyor olsa da paketin içinde ne olduğunu, medya yansımaları dışında şu ana kadar net olarak öğrenmek mümkün olmadı. Dolaylı vergilerin toplam vergi geliri içindeki payı çok yüksek, ücretliler üzerindeki vergi yükü de yine oldukça yüksek” dedi.
“İyileştirilmesini umuyoruz”
Vergilendirilmeyen kazançların kayıt dışılığı yukarı çektiğini yıllardan beri dile getirdiklerini ifade eden Başkan Ali Bahar, “Sanayi ve hizmet sektörlerinde merdiven altı üretim yapanların denetlenmemesi sebebiyle hem vergi kaybına hem de adil olmayan bir rekabet ortamına maruz kalıyoruz. Etkinlik ve etkililik diye iki farklı kavram var. Birincisi işleri doğru yapmak; ikincisi ise doğru işleri yapmak. ‘Birinci aşamayı tamamlamadan ikincisine mi geçiyoruz?’ diye kendimize sormalıyız. Öncelikle vergisini ödemeyenlere, kaçak çalışanlara, vergi kaçıranlara odaklanmak gerekiyor. Sayısı artırılabilecek bu örneklerin iyileştirilmesini istiyor ve umuyoruz” diye konuştu.
“Vergi ödeyenleri cezalandırmayalım”
Vergi iyileştirmesi gerçekleşmeden vergi artışının yapılmasıyla, kayıt dışı ile gerçek vergi ödeyenlerin rekabet edemeyeceğini dile getiren Başkan Bahar, “Vergi ödeyenleri cezalandırmayalım. Ancak, mevcut süreç üzerine bazı eleştirilerimiz var. Birincisi, son haftalarda gündemde olan vergi paketinin detayları konusunda bir netlik olmaması, planlanan değişiklikler üzerinde kapsamlı tartışmalar yapılmasını engelledi. Asgari kurumlar vergisi, yurt dışı çıkış harcı, serbest bölgelerdeki şirketlerin vergilendirilmesi, ar-ge merkezi ve teknopark şirketlerinin vergi istisnalarının kaldırılması gibi konuların tartışılması gerekir” dedi.
Parça parça revizyon yapmak yerine yeni vergi mevzuatında köklü, reformist ve geçiş sürecini öngören bir sistematik olması gerektiğinden yana olduklarını belirten Bahar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Temel sorunumuz olan doğrudan-dolaylı vergi konusunun küçük manevralar ile değil stratejik bir dönüşüm ile ıslah edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu sürecin tüm kesimlerin görüşleri alınarak ve yeniden revizyona ihtiyaç duyulmayacak şekilde yürütülmesi gerekiyor. Vergi değişiklikleri konusu iş dünyasını çok meşgul ediyor. Daha iki ay önce enflasyon muhasebesini konuşurken, şimdi bambaşka bir vergi gündemimiz var. İş dünyası olarak sürekli kendimizi ekonomik gelişmelere ve mevzuat değişikliklerine karşı kollayan bir durumdayız. Biz bunu istemiyoruz. Bir kere yapalım ve yıllarca bunu konuşmayalım istiyoruz.”
“Zamanlama yanlış”
Serbest bölgedeki şirketlerden kurumlar vergisi alınmasının gündemde olduğunu ifade eden Başkan Bahar, “1985 yılında yayımlanan 3218 Sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nun birinci maddesi, serbest bölgelerin doğrudan yabancı yatırımları artırmanın ve ülkemize teknoloji girişini hızlandırmanın temel amaç olduğunu söylüyor. Ancak, bu yatırımların ülkeye gelmesini sağlamak kadar ülkemizde kalmasını sağlamak da önemli. Bizim başarılı denebilecek bir serbest bölgeler sistemimiz var. Bu yapıya zarar vermek bir yana geliştirmemiz ve desteklememiz gerekiyor. Oysa biz maçın ortasında kural değiştiriyoruz. Üstelik doğrudan yatırım girişine en çok ihtiyaç duyduğumuz dönemde” diye konuştu. Değişiklik yapılması planlanan teknoparklardaki Ar-Ge merkezi olan şirketlere yönelik vergi istisnalarının kaldırılması konusunu içerik, zamanlama ve iletişim açısından son derece yanlış bulduklarını kaydeden Bahar, “Yıllardır ülkemizde yüksek teknolojili üretim ve ihracat artsın diye çalışıyoruz. Bakın ihracatta yüksek teknolojinin payı hala yüzde 3,7 düzeyinde. Hal böyle iken ‘gidin bize yüksek teknolojili üretim yapın’ dediğimiz girişimcilere biz şimdi tanıdığımız istisnaları kaldırıyoruz. Vergi gelirinin her 1 lirası önemlidir buna şüphe yok ancak odaklanmamız gereken alan bu olmamalı” dedi. – ANTALYA
]]>Her yıl milyonlarca tatilciyi ağırlayan Antalya’nın bu yılki turist hedefi, 17 milyon. Ramazan ve Kurban bayramlarında yoğunluk yaşanan kentte, 650 bin yatak kapasiteli turizm tesisleri tam kapasite doldu. Yoğun sezona giriş yapılan bugünlerde Antalya’nın dünyaca ünlü Konyaaltı Sahili, turistlerin en çok tercih ettiği yerlerden biri oldu. Tatilciler, sahilde plaj işletmelerinin yanı sıra halka açık bölümleri de tercih edebiliyor. Halka açık bölümlerde şezlong, şemsiye bulunmuyor. Havlusunu serip şemsiyesini açarak yanında getirdiği yiyecek ve içecekleri tüketen tatilci, günü en az maliyetle değerlendirebiliyor. Tatilci eğer işletmeleri tercih ederse şemsiye, şezlong, yiyecek ve içeceğin yanı sıra özel localarda değişen fiyatlarda hizmet alabiliyor.
LOCALAR 3 BİNDEN BAŞLIYOR
Localar, tatilcilerin sıklıkla tercih ettiği yerlerden. 6 ya da 8 kişilik kapasiteleriyle localar, meyve tabağı ve locaya özel hizmet veren personel nedeniyle özellikle Rus ve Alman tatilciler tarafından tercih ediliyor. 3 bin liradan başlayan fiyatlar sahil bandında değişiklik gösterip, 5 bin liraya kadar çıkıyor. Loca yerine şemsiye ve şezlong tercih edenlerin cebinden ise minimum 300 lira çıkıyor. Yiyecek ve içecekle gün boyu şezlong ve şemsiyenin kişi başı alkolsüz maliyeti de 1500 lira.
‘FİYATLARDA ARTIŞ YAPMADIK’
Sahildeki işletmelerden birinin sorumlusu Erdoğan Kudal, fiyatlarda artış yapmadıklarını söyledi. Geçen yılki fiyatlardan vatandaşa ve tatilcilere hizmet sunduklarını belirten Kudal, “300 lira, şemsiye ve şezlong fiyatımız. 3 bin liraya 8 kişilik özel menülere sahip localarımız da var. Locada gün boyu gölgelik bir alan imkanı oluyor. Sürekli ilgilenen bir arkadaşımız ve ikramlarımız oluyor” dedi. Kudal, sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemeği imkanı sunduklarını da belirterek, “Gün boyu her türlü yiyecek ve içecek imkanını sunuyoruz. Minimum maliyetle misafirlerimiz, 1 günde burada 1500 lira ödemiş oluyor” diye konuştu.
SERPME KALVALTI 1000 LİRA
Sahildeki işletmelerde kahvaltı, genelde serpme kahvaltı şeklinde veriliyor. Denize sıfır serpme kahvaltının maliyeti, 900 liradan başlıyor. Öğle yemeği hamburger olurken, akşam yemeklerinde tavuk, et ya da balık ızgara şeklinde sunuluyor. Tercihe göre fiyatlar değişiklik gösteriyor. Sahildeki bir başka işletmenin yetkilisi Malik Velizade, ilgiden memnun olduklarını söyledi. Şezlong ücretinin 350 lira olduğunu belirten Velizade, “Kahvaltı tabağı, çift kişilik ya da tek kişilik. Tek kişi 200 lira, serpme olursa 1000 lira. Öğlen hamburger 250 lira, akşam yemeğinde ızgara tercih ederlerse minimum ceplerinden 1500 lira çıkar. Locayı tercih ederlerse 5 bin lirayı buluyor” dedi.
‘TÜRKİYE ÇOK PAHALILAŞMIŞ’
Tatil için ABD’den Antalya’ya geldiğini, 2 aydır Konyaaltı Sahili’nde denize girip, güneşlenerek vaktini değerlendirdiğini anlatan Bora Kılıçoğlu, fiyatların şaşırtıcı olduğunu söyledi. Kılıçoğlu, “Genel olarak Türkiye çok pahalılaşmış. Antalya, Bodrum ve İstanbul’a göre daha hesaplı. Restoranların fiyatları çok artmış. Neredeyse ABD seviyesinde. Artık ABD’de kazanıp, Türkiye’de harcamak o kadar kolay değil” dedi. Bora Kılıçoğlu’nun eşi Jennifer Kılıçoğlu da Antalya’ya 30 yıldır geldiğini, fiyatların bu yıl çok arttığını söyledi.
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, bu yılın ilk yarısında Türkiye’nin en büyük ve modern fuar alanı Fuar İzmir ile Kültürpark’ta, 15 fuar ve çok sayıda etkinlik gerçekleştirildi. İzmir’i ve düzenlendiği sektörleri dünyayla buluşturan fuarlar, şehrin uluslararası bir ticaret ve kültür merkezi olma hedefini desteklerken iş dünyası ve ziyaretçiler için de yeni fırsatlar sundu. Yılın ilk döneminde Fuar İzmir ve Kültürpark’ta, AGROEXPO – Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Fuarı, HORECA Fair-Uluslararası Otel Restoran, Kafe, Çamaşırhane Ekipmanları, Ağırlama ve Konaklama Teknolojileri Fuarı, HORECA EDT – Uluslararası Ev Dışı Tüketim Fuarı, Pack Fair Türkiye Ambalajlama Paketleme Teknolojileri Fuarı, Food Fair Türkiye Gıda Ürünleri Fuarı, IMATECH – Endüstriyel Üretim Teknolojileri Fuarı, MODEKO – İzmir Mobilya Fuarı, OPTICWORLD – Optik, Gözlük, Oftalmoloji ve Teknolojileri Fuarı, Marble İzmir – Uluslararası Doğaltaş ve Teknolojileri Fuarı, İZKİTAP FEST – İzmir Kitap Fuarı, MAST İzmir Boat Show – Tekne, Tekne Ekipmanları ve Deniz Aksesuarları Fuarı, IAAF İZMİR – İzmir Sanat ve Antika Fuarı, WENERGY – Temiz Enerji Teknolojileri Fuar ve Konferansı, OLIVTECH – Zeytin, Zeytinyağı, Süt Ürünleri, Şarap ve Teknolojileri Fuarı, İzmir Kahve Fuarı ile First Lego League yerel ve ulusal turnuvaları, Dünya Robot Olimpiyatı (World Robot Olympiad-WRO) Türkiye Finali, İzmir Tattoo Fest, İzmirCon 2024 etkinliği gerçekleştirildi. Yüzlerce firmanın katılımcı olduğu fuar ve etkinlikler; Türkiye’nin dört yanından ve 100’ü aşkın ülkeden on binlerce ziyaretçiyi ağırlarken ortaya çıkan katma değer; kent ve ülke ekonomisine, istihdama, ihracata katkı sağladı.
Fuarların da katkısıyla ilk 5 ayda İzmir’den 10 milyar 315 milyon dolarlık ihracat
T.C. Ticaret Bakanlığı’nın ihracat istatistiklerine göre; İzmir, ilk 5 aylık dönemde Türkiye’nin en fazla ihracat yapan üçüncü şehri oldu. 2024 yılı Ocak-Mayıs döneminde Türkiye’nin ihracatı yüzde 4,5 oranında artışla 106 milyar 914 milyon dolar olarak gerçekleşti. Aynı dönemde, İzmir’in ihracatı ise Türkiye ortalamasının üzerinde bir artışla yüzde 6 artarak 10 milyar 315 milyon dolar oldu. Bu dönemde İzmir’in Türkiye’nin toplam ihracatındaki payı da yaklaşık yüzde 9,6 olarak gerçekleşti.
Modadan turizme birçok fuar düzenlenecek
İzmir, yılın ikinci yarısında da çok sayıda fuar ve dünya çapında etkinliğe ev sahipliği yapacak. Bu yıl 93.’sü gerçekleştirilecek İzmir Enternasyonal Fuarı 30 Ağustos- 9 Eylül, LOGISTECH – Lojistik Depolama ve Teknolojileri Fuarı 11-13 Eylül, EXPO SPORT – Spor & E-Spor Fuarı 19-22 Eylül, PET İZMİR-İzmir Evcil Hayvan Ürünleri Fuarı 25-28 Eylül, INTERFRESH EURASIA – Sebze, Meyve, Ambalaj, Depolama, Lojistik, Tarım Makine ve Teknolojileri Fuarı 26-28 Eylül, FASHION PRIME -Tekstil, Hazır Giyim Tedarikçileri ve Teknolojileri Fuarı 9-11 Ekim, FASHIONTECH İZMİR – Hazır Giyim, Konfeksiyon ve Baskı Makineleri, Tekstil Baskı Teknolojileri Fuarı 9-12 Ekim, FUTURE FISH EURASIA – Uluslararası Su Ürünleri İhracat ve İşleme, Akuakültür ve Balıkçılık Teknolojileri Fuarı 10-12 Ekim, BEAUTY EXPO – İzmir Estetik, Kozmetik, Güzellik Fuarı 25 – 27 Ekim, İZKİTAP – İzmir Kitap Fuarı 26 Ekim-3 Kasım, IF WEDDING FASHION İZMİR – Gelinlik, Damatlık ve Abiye Giyim Fuarı 19-22 Kasım, TTI İZMİR – Uluslararası Turizm Ticaret Fuar ve Kongresi 5-7 Aralık, TTI HEALTH – Sağlık Turizmi Fuarı 5-7 Aralık tarihlerinde düzenlenecek.
İki fuar ilk kez düzenleniyor
İlk kez düzenlenecek FASHION HOME İZMİR – Ev Tekstili Fuarı 9 – 11 Ekim, ARÜSTEK – 1. Araç Üstü Ekipmanları, İş Makineleri ve Teknolojileri Fuarı da 23-26 Ekim 2024 tarihleri arasında Fuar İzmir’de ziyaretçilerini ağırlayacak.
WRO Dünya Finali İzmir’de
Dünyada robotiğe meraklı çocukları İzmir’de buluşturacak Dünya Robot Olimpiyatı (World Robot Olympiad-WRO) Uluslararası Finali, 28-30 Kasım 2024 tarihlerinde Fuar İzmir’de gerçekleştirilecek. Her yıl farklı bir ülkenin ev sahipliğinde gerçekleşen Dünya Robot Olimpiyatları, bu yıl İzmir Büyükşehir Belediyesi, İZFAŞ ve Bilim Kahramanları Derneği iş birliğinde yapılacak ve 3 bini aşkın katılımcıyı İzmir’de buluşturacak. 90 ülkeden programa katılan takımlar ‘Earth Allies’ temasıyla robotik çözümler geliştirmek ve doğa ile uyum içinde yaşamanın yollarını keşfetmek üzerine çalışacak.
Yılın ikinci yarısında başta 93. İzmir Enternasyonal Fuarı olmak üzere, düzenlenecek fuarların yüz binlerce kişiyi ağırlaması bekleniyor. İzmir, fuarlarıyla ve etkinlikleriyle uluslararası alanda adından söz ettirirken şehrin refahını ve Türkiye’nin ihracatını büyütmeye devam edecek. – İZMİR
]]>USULSÜZ FATURA KULLANIMINA SON
Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının akaryakıt sektöründe usulsüz fatura kullanımının önüne geçmek ve vergi kaybını engellemek için geliştirdiği yerli ve milli sistem olan UTTS’nin tüm altyapı çalışmaları tamamlandı. UTTS, akaryakıt alan vergi mükellefi araçları otomatik tanıyarak fiş ve faturalarda bu bilginin yer almasını sağlayacak. Böylece araç plakalarının manuel olarak sisteme girilmesinden kaynaklanan usulsüz fatura uygulaması son bulacak. Gelir İdaresi Başkanlığı, UTTS sayesinde akaryakıt sektöründe usulsüz fatura kullanımından kaynaklanan ve her yıl 15 milyar lirayı bulan vergi kaybının önüne geçmeyi hedefliyor. UTTS, devletin vergi güvenliğini sağlarken diğer taraftan da akaryakıt sektöründe rekabet ortamı oluşturacak.
SADECE VERGİ MÜKELLEFLERİ İÇİN ZORUNLU
UTTS, sadece vergi mükellefi olan kişi ve kuruluşlar için zorunlu olacak. Bu kişi ve kuruluşların, iş yerlerine ait veya kiralama yoluyla edindikleri taşıtlara taşıt tanıma birimini 31 Aralık 2024’e kadar taktırmaları gerekecek. UTTS kapsamında yükümlü kılınmamış bireysel taşıt sahipleri ise sistemden isteğe bağlı şekilde faydalanabilecek. Sistem kapsamında vergi mükellefleri, akaryakıt harcamalarını gider gösterebilmek için söz konusu alışverişleri sırasında, UTTS kapsamında düzenlendiğini gösteren ödeme kaydedici cihaz fişi almakla yükümlü kılındı. 31 Aralık 2024’ten sonra UTTS’den düzenlenmeyen belgeler, vergi kanunları bakımından hiç düzenlenmemiş sayılacak ve vergi indirimine konu edilemeyecek.
PLAKA BİLGİSİ MANUEL GİRİLEMEYECEK
Türkiye’de trafiğe kayıtlı 29 milyon taşıtın 8 milyona yakını akaryakıt harcamalarını gider göstererek vergi indirimi elde eden vergi mükelleflerine hizmet veren araçlardan oluşuyor. Bunların da 3 milyona yakını ticari Taşıt Tanıma Sistemi bulunan araçları kapsıyor. Yakıt harcamalarını giderleştirmek için araçların kiralama yoluyla edinilmesi veya işletmeye dahil olması ve işte kullanılması gerekiyor. Mevcut sistemde akaryakıt dolumu yapılan aracın plaka bilgisini istasyon görevlisi elle giriyor. İşlem sırasında taşıta ait olmayan bir plakanın bilgisi girilerek usulsüz fatura oluşturulabiliyor.
Uygulamadaki bu boşluğu kullanan bazı mükellefler, kullanmadıkları ya da kullandıklarından fazla akaryakıt harcamasını faturalandırıyor. Bu fatura gider olarak gösterildiğinde vergiden düşülüyor. UTTS ile 2025 başından itibaren bu tür uygulamaların son bulması bekleniyor.

SİSTEMİN İŞLEYİŞİ
Kurulum ve işletme görevi Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğüne verilen UTTS’nin paydaşları arasında akaryakıt dağıtım şirketleri ve akaryakıt istasyonu işletmecileri, yetkili donanım üreticileri, yetkili taşıt ve istasyon montaj firmaları, yeni nesil pompa ödeme kaydedici cihaz üreticileri (YN Pompa ÖKC) ve taşıt sahibi mükellefler yer alıyor.
Sistem kapsamında yükümlü kılınan taşıtların yakıt depo girişlerine, taşıt tanıma birimi takılacak, bu sayede taşıtın sahiplik ve plaka bilgisi kayıt altına alınacak. Akaryakıt istasyonlarında pompa tabancasına takılan taşıt tanıma okuyucu cihaz, şifre çözümleme işlemlerini, iletişim modülündeki güvenlikli haberleşme anahtarı ile yapacak. Böylece UTTS yükümlüsü taşıtların yakıt dolum işleminde plaka bilgisi otomatik olarak YN Pompa ÖKC’ye aktarılacak, fatura ve satışa ilişkin veriler de UTTS’ye işlenecek. Bu taşıtlar için artık plaka bilgisinin sisteme elle girilmesi mümkün olmayacak.
KAYIT VE KURULUM AŞAMASI BU YIL TAMAMLANACAK
Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi Uygulama Genel Tebliği, Resmi Gazete’nin 5 Ekim 2023 tarihli sayısında yayımlanarak yürürlüğe girmişti. Tebliğle akaryakıt satışlarında, yeni nesil akaryakıt pompa ödeme kaydedici cihazlara plaka bilgisinin otomatik olarak iletilmesine ve bu kapsamda oluşturulan sistemin teknik özelliklerinin belirlenmesine ilişkin düzenlemeler yapıldı. UTTS’nin “www.utts.gov.tr” adresli portalı martta paydaşların kullanımına açıldı. Sistemde, ağustosa kadar akaryakıt istasyonlarına ilişkin kurulumlar için teknik hazırlık çalışmalarının tamamlanması planlanıyor. UTTS donanımlarının montaj, onarım ve servis işlemlerini sadece Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünün yetkilendireceği firmalar yürütebilecek. Birim montajını yetkili taşıt montaj firmaları, akaryakıt istasyonlarına taşıt tanıma okuyucusu ve güvenlikli haberleşme cihazının kurulumunu ise yetkili istasyon montaj firmaları yapacak. Tebliğ kapsamında YN Pompa ÖKC’lerin yazılımlarında güncelleme yapılarak UTTS entegrasyonu sağlanacak. Akaryakıt dağıtım şirketleri dilerlerse işletmekte oldukları taşıt tanıma sistemlerini UTTS’ye entegre edebilecek.
]]>Türkiye’nin tahıl ambarı olarak bilinen Konya Ovasında arpa hasadı başladı. Konya’da 38 bin 873 kilometrekare yüzölçümünün yüzde 47’si tarım arazisi olarak kullanılan Konya Ovasında kış sezonundaki yetersiz yağışlar hububat ürünlerinde verim düşürdü.
“Özellikle kıraç alanlarda beklediğimiz kaliteyi yakalayamadık”
Geçen yıla oranla ekim alanlarında artış yaşanırken, kuralık nedeniyle rekoltede yüzde 10 kadar düşüş yaşanabileceğinin altını çizen Ziraat Mühendisleri Odası Konya Şube Başkanı Burak Kırkgöz, “Konya ovasında arpa hasadı başladı. Bayramın üçüncü gününden itibaren Konya’da yoğun şekilde arpa hasadı yapılıyor bundan sonraki süreçte de buğday hasatlarıyla devam edecek. Bu yıl biraz daha geçen yıla göre hasatlarımızda 15 günlük bir erken başlama söz konusu. Bunun en büyük nedenlerinden bir tanesi de iklim. Bu yıl maalesef beklediğimiz yağışları, beklediğimiz dönemlerde alamadık. Özellikle on ikinci aydan sonra beklediğimiz kar yağışları maalesef Konya Ovası’nda yeterli miktarda yağmadı. Arkasından yağmur yağışları oldu lakin hububatların özellikle arpaların ihtiyaç duyduğu dönemde bu yağışlar gelmedi. Daha sonraki dönemlerde bu yağışlar geldi. Tabii iklimin de bu olumsuzluklar da üzerine eklenince bu yıl arpa rekoltesinde biraz düşüş olacak kanaatindeyiz. Geçen yıla oranla yüzde 5’lik hububat ekiliş alanlarında artış var, lakin iklimin bu şekilde olmasından kaynaklı olarak yaklaşık olarak yüzde 10’luk civarda rekoltede düşüş olacağını düşünüyoruz. Özellikle kıraç alanlarda beklediğimiz kaliteyi yakalayamadık. Bunun da etkisini borsadaki satıştaki fiyatlarda da görebiliyoruz. Kaliteli ürünlerde fiyatları iyi gidiyor. TMO fiyatlarının üzerinde gidiyor ama kalitesi düşük arpaların fiyatları biraz daha düşük fiyatlarda seyrediyor” dedi.
“Erken hasattan kesinlikle kaçınmaları gerekiyor”
Başlayan hasat döneminde çiftçilere seslenen Başkan Kırkgöz, “Çiftçilerimizin bu dönemden sonra dikkat edecekleri özellikle buğdaylarda erken hasattan kesinlikle kaçınmaları gerekiyor. Nem oranı yüksek hububat tarlalarının biçmemelerini, biraz daha beklemelerini tavsiye ediyoruz. Bu dönemler biraz riskli dönemler ara ara yağışlar gelebiliyor. Bu yağışlarda doluya çevirebiliyor arkasından felaketler de gelebiliyor. Bu tarz felaketlere çiftçilerimizin inşallah yakalanmazlar inşallah bu tarz felaketlerle karşılaşmazlar. Çok fazla acele etmemelerini arazilerini hasat ederken de biçerdöverlerini kontrol ederek verimli bir hasat geçirmelerini temenni ediyoruz” şeklinde konuştu.
“Yağışlar beklenenin altında olduğu için geçen yıla oranla rakamlar düşük kalıyor”
Konya Ovası’nda hububat üretimine büyük destek sağlayan Altınekin’de de hasat aralıksız sürüyor. Sezonun geçen yıla oranla rakamlarda düşüş yaşandığını aktaran İlçe Kaymakamı Muhammed Emin Baştürk, “Geçen yılla kıyasladığımız zaman geçen yılın Mart ve Nisan ayındaki yağışlar beklenenin altında olduğu için geçen yıla oranla rakamlar düşük kalıyor. Buğdayda geçen yıl, 74 bin ton elde etmişken bu yıl biraz daha düşük olacak maalesef. Yine arpada da 55 bin ton elde etmişken bu rakam da yine biraz daha aşağıda olacak gibi gözüküyor. Tabii malumunuz küresel iklim değişikliğiyle de mücadele ediyoruz. Bunun da etkisi var. Yağışlar artık beklenildiği zamanlarda olmuyor. Dolayısıyla tarımda da bir değişiklik meydana geliyor. Bu yüzden rakamlar biraz daha altında olacak gibi ama yine de burada mesela şu anda bir çiftçimiz ile birlikte hasada katıldık. Burası 43 dönüm bir arazi ve buradan dönüm başına bin 500 ton verim elde edeceğini bekliyoruz ve bu rakamın iyi olduğunu söylüyorlar. Tabii daha tam net rakamlara ulaşmış değiliz. Dolayısıyla inşallah hasadımızı tamamladığımız zaman geçen senenin rakamlarının da üzerine çıkarız diye umut ediyoruz” diye konuştu. – KONYA
]]>Gaziantep Sanayi Odası Mesleki Eğitim Merkezi’nde (GSOMEM) gerçekleştirilen seminere, GSO Yönetim Kurulu Üyesi/GSOMEM Yönetim Kurulu Başkanı Ali Can Koçak, GSO Yönetim Kurulu Üyesi Melike Yüksel, SOYDER Başkanı Ahmet Aydın, GSO Genel Sekreteri Yusuf İzzettin İymen, Genel Sekreter Yardımcısı/Endüstriyel Gelişim Hizmetleri Koordinatörü İbrahim Çalı, kurum ve firma temsilcileri katıldı.
PEFC sertifikasyonunun tanıtımı, kapsamı ve işleyişinin anlatıldığı toplantıda, sertifikasyonunun avantajları ve etki alanları, AB’ye ihracatta PEFC sertifikasının önemi, Türkiye’de PEFC’nin mevcut durumu ve sertifikasyonunun temin süreçleri hakkında bilgilendirmelerde bulunuldu.
Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren GSOMEM Yönetim Kurulu Başkanı/GSO Yönetim Kurulu Üyesi Ali Can Koçak, “Bildiğiniz üzere küresel ısınma ve iklim değişikliği karşısında sera gazı emisyonlarının azaltılması için bir dizi tedbir alınmaya başlanmıştır. Ülkemiz de Paris İklim Anlaşması ile bu sürece dahil olmuş, anlaşmada belirtilen taahhütleri yerine getireceğini bildirmiştir. Bu süreç dünyamızın geleceği ve içeriğinde yer alan ekonomik yaptırımlar nedeniyle kritik önem taşımaktadır. Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında 2026 yılında sınırda karbon düzenlemesinin uygulanmaya başlanması öngörülmektedir” dedi.
Orman ürünleri, kağıt, mobilya ve tekstil sektörlerinde PEFC sertifikasyonunun ormanların sürdürülebilirliği için önemli bir belge olduğunu ifade eden Koçak, “Bu belge, hammaddesi orman ürünleri olan sektörlerimizi yakından ilgilendirmekte olup, bu sektörlerde ihracat yapan firmalar için önem arz etmektedir. PEFC sertifikasyonu, firmaların Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı uyum sürecinde de olumlu katkıda bulunmaktadır. Gaziantep’in ihracatında, orman ve ağaç ürünleri yüzde 5 oranında paya sahiptir. Dolayısıyla orman, ağaç ve mobilya ürünlerinin ilimizde önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu sektörde faaliyet gösteren firmalarımızın rekabetlerini sürdürebilmeleri ve doğamızı korumak adına bu sertifikasyona sahip olmalarını bizler de çok önemsiyoruz. Toplantımızın hayırlı olmasını diliyor, iş birlikleri için Sürdürülebilir Orman Yönetimi, Ürün ve Hizmetleri Belgelendirme Derneğine ve tüm katılımcılarımıza teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
SOYDER Başkanı Ahmet Aydın da konuşmasında, ormancılık sektörü adına yürütmüş oldukları faaliyetleri anlatarak, “Orman yönetimi hepimizin, ülkemizin ve dünyamızın geleceğini yakından ilgilendiren en önemli konuların başında gelmektedir. Sürdürülebilir Orman Yönetimi, Ürün ve Hizmetleri Belgelendirme Derneği olarak geçmiş dönemde, dünyada en yaygın sertifikasyon sistemlerinden biri olan Orman Yönetim Sertifikasyonu Onay Programı’nın (PEFC) bizim ülkemizde de uygulanması için gerekli çalışmaları hayata geçirmiştik. Bu noktada sektör paydaşlarımız ile birlikte hareket ettik. Bunun yanı sıra gerekli müracaatların sonucunda 11 Kasım 2020 tarihinde ise 54. ünite olarak tüm Türkiye’de PEFC adına faaliyet yürütme yetkisi SOYDER’e verildi. Bizler aynı zamanda PEFC Türkiye adı altında da çalışmalarımızı sürdürüyoruz. PEFC Türkiye olarak yerel ormanlar için belgelendirme sistemi ve orman ürünlerine bağlı üretim gözetim zinciri için standartlar ve prosedürler geliştiriyor, yayınlıyor ve isteyenler için uygunluğunu denetliyoruz. Toplantımızda da firmalarımızla bu konuları paylaşarak faydalı olmayı hedefledik. Organizasyonun düzenlenmesinde bizlerle iş birliği yapan Gaziantep Sanayi Odası ve iştiraki Gaziantep Sanayi Odası Mesleki Eğitim Merkezine teşekkür ediyoruz” diye konuştu.
Açılış konuşmalarının ardından orman sertifikasyonu Onaylama Programı’nın (PEFC) tanıtımı, kapsamı ve işleyici gibi konularda bir sunum gerçekleştirildi.
Seminer, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi. – GAZİANTEP
]]>Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, şirketin çalışmaları ve gelecek hedeflerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Türkiye Yüzyılı’nın başladığı vakitte bir söz verdiklerinin altını çizen Ali Taha Koç, “Teknolojide ülkemizin en parlak yıllarını Türkiye Yüzyılı’nda yazacağız” dedi.
Koç, “Türkiye’nin Turkcell’i olarak hayatın her alanındayız. Spordan kültür sanata ve teknolojiye kadar Türkiye’nin bugününe ve yarınlarına yatırım yapan projelere imza atıyoruz. Bu alanlar arasında spor çok özel bir yere sahip. Zira sporun ülke tanıtımına ve Türkiye markasına katkı sağlayan en etkili yollardan biri olduğuna inanıyoruz. Bu anlayışla 2002 yılında bu yana Türkiye’de sporun en büyük destekçisi konumundayız. Futboldan atletizme, bireysel sporlardan takım sporlarına kadar çok geniş bir yelpazede spora destek oluyoruz ve bu desteği her yıl daha da büyüterek yola devam ediyoruz. Uzun yıllar süper lige isim sponsoru olarak destek olduk. Anadolu kulüplerimize sponsorluklar yaptık. Türkiye Futbol Federasyonu’nun 2002 yılından beri destekçisiyiz. Anlaşmamız kapsamında; Milli Takımlar ana sponsorluğu, eMilli Takımlar ana sponsorluğu, Turkcell Süper Kupa isim sponsorluğu, Turkcell Kadın Futbol Süper Ligi isim sponsorluğu bulunuyor. Kadın futbol liginin ilk isim sponsoruyuz. 10 yılı aşkın süredir atletizm ve yüzme federasyonlarının destekçisiyiz. Yine 10 yıldan uzun süredir engelli branşlarına da desteklerimiz var. 30 yıllık serüvende birçok spor organizasyonuna adımızı verdik. Spor mekanlarına isim sponsorlukları yaptık. Spora ve sporcularımıza yatırım yaparken önceliğimiz kupalar ya da şampiyonluklar değil. Sporun birleştirici gücüne inanıyor, Türkiye’nin yarınları olan gençlerin gelişimi için taşıdığı öneme odaklanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Şirket olarak 30 yıldır kullanıcı, yatırımcı ve Türkiye’ye değer kattıklarını söyleyen Koç, “Bu 30 yıl sadece bizim şirket tarihimiz değil aynı zamanda Türkiye’nin dijital yolculuğunun da ta kendisi. Turkcell, Türkiye’nin telekomünikasyon ve teknoloji tarihinde izleri olan, stratejik öneme sahip bir marka. Şirket olarak, kuruluşumuzdan bu yana sektörde birçok yeniliğe imza attık. İlklerin markası olduk. Ülkemizin teknolojiyi sadece kullanan değil, üreten bir konuma gelmesi için var gücümüzle çalışıyor, Türkiye Yüzyılını Dijitalin Yüzyılı yapma hedefiyle yola devam ediyoruz. 30 yıldır Türkiye’de Turkcell = Teknoloji. DNA’mızdaki teknoloji liderliği, inovasyon ve girişimcilik sayesinde her zaman teknolojik yenilikçiliğe odaklanarak bireylerin ve kurumların dijitalleşme yolculuğuna öncülük ediyoruz. Nitekim geldiğimiz noktada farklı stratejik alanlarda Türkiye’nin lider markası konumundayız: Türkiye’nin Lider Mobil Operatörü, Lider Sistem Entegratörü, Lider Veri Merkezi İşletmecisi, Lider Dijital Servis Sağlayıcısı. Dediğim gibi, bugün geldiğimiz noktada sadece bir telekom operatörü olmanın çok ötesine geçerek teknolojiyi üreten bir şirket konumuna geldik. Nitekim Türkiye’nin gururu Togg’da kullanılan yapay zeka algoritmalarının birçoğunu ise Turkcell olarak biz sağlıyoruz. 30 yıllık bu dönüşüm sürecinde, uzun zaman önce iletişim alanındaki faaliyetlerimiz sadece sesli iletişimle sınırlı kalmaktan çıktı. Paycell, TV+, BiP, fizy, lifebox, GAME+, Turkcell Global Bilgi, Turkcell Superonline, veri merkezlerimiz, enerji santrallerimiz ve daha pek çok şirketimizle kişilere ve endüstrilere yenilikçi çözümler sunuyoruz. Kısacası 1994 yılında Türkiye’yi cepten ilk “Alo” ile tanıştırarak başladığımız bu yolculuk, milyonlarca insanın hayatını kolaylaştırarak ülkemizin dijital dönüşümüne öncülük ettiğimiz, Türkiye’nin lider iletişim ve teknoloji şirketi olduğumuz bir noktaya ulaştı. O yüzden gururla diyebiliriz ki bugün “Her şey Turkcell’le çalışıyor, Turkcell herkesle çalışıyor” açıklamalarında bulundu.
“Türkiye’nin gururu Togg’dan da ulaşılabilir hale getirdik”
Ali Taha Koç, sözlerine şöyle devam etti: “Herkesi birbirine bağladığımız” çağdan “her şeyi birbirine bağladığımız” çağa geçiş yaptık. Ben bu döneme “birliktelik çağı” diyorum. Bu birliktelik çağında dijital servislerimizle de kullanıcıların her zaman yanında olmaya çalışıyoruz. Bu servislerimiz sadece bilgisayarlar ve cep telefonlarından değil, artık bağlantılı olan birçok cihazdan da erişilebilir hale geliyor. Bunun son örneklerinden biri olarak en popüler servislerimizden biri olan TV+’ı yine ortağı olduğumuz Türkiye’nin gururu Togg’dan da ulaşılabilir hale getirdik. Ana misyonumuz, dijital çağın lideri olarak Türkiye’ye öncülük etmek. Geleceğe yönelik bu hızlı değişimde liderlik rolü üstlenmek için belirlediğimiz dört ana odak noktasıyla yatırımlarımızı şekillendiriyoruz: siber güvenlik, veri, enerji ve yapay zeka. Milyonlarca insan gibi yüzbinlerce şirket de Turkcell’in güçlü altyapısı ve teknolojisiyle çalışıyor. Türkiye’nin dijital yolculuğunda iz bırakan tarihimize baktığımızda gururla görüyoruz ki; teknolojinin olduğu her yerde Turkcell var, her şey Turkcell’le çalışıyor, Turkcell herkesle çalışıyor. Turkcell, Türkiye’nin dijital dönüşümünün lokomotifi. Bizim için teknolojinin ve dijital dönüşümün en büyük faydası hem insan refahını artırmak hem de hayatı kolaylaştırmak. Bunun için de öncelikle dijital okur yazarlığı daha da yaygınlaştıracağız. Bu noktada siber güvenlik, bizim için olmazsa olmaz bir odak. Teknoloji şirketi yetkinliğimize entegre şekilde siber güvenlik ve bilgi güvenliği tecrübelerimizi de hem kurumsal hem bireysel müşterilerimizin hizmetine sunuyoruz. Bu alanda geliştirdiğimiz yeni teknolojilerle müşterilerimizin artan taleplerine çözümler geliştiriyoruz. Siber ortamda ortaya çıkan tehditleri belirliyor, muhtemel saldırı ve olayların etkilerinin azaltılması ve ortadan kaldırılmasına yönelik önlemler geliştirerek, ilgili aktörlerle paylaşılması için ulusal ve uluslararası düzeyde iş birlikleri yapıyoruz. Vatandaşlarımıza teknolojinin imkanlarıyla sadece kesintisiz bağlantı değil, aynı zamanda güvenli bağlantı sağlamaya devam edeceğiz. Verinin güvenliği bizim için artık en az sınırlarımızın güvenliği kadar önemli ve öncelikli” diye konuştu.
“Türkiye’nin en büyük ve en kaliteli veri merkezi işletmecisi konumundayız”
Ali Taha Koç, “Bugün, veri merkezlerimizde Turkcell dışında yaklaşık 4 bin yerli ve yabancı şirket ve kuruma bulut ve veri barındırma hizmeti veriyoruz” dedi. Koç, Türkiye’yi dünyanın en önde gelen veri ve bulut teknolojileri üssü haline getirme amacı doğrultusunda 2021 yılında Avrupa Veri Merkezi’nin açılışını gerçekleştirdikleri hatırlatarak, “Avrupa Veri Merkezi’yle birlikte bu alanda bugüne kadar yaptığımız yatırımlar 2,5 milyar TL’yi aştı. Güvenilirliği uluslararası sertifikalarla kanıtlanmış Turkcell veri merkezlerinde sunduğumuz ihtiyaca uygun çözümler ile kurumlar ve şirketler IT altyapılarını güvenle saklayabiliyor. Verinin üretilmesinden depolanmasına, kurumsal entegrasyonundan veri güvenliğine kadar uçtan uca hizmet sunuyoruz. Ülkemizdeki bireylerin ve kurumların yanı sıra birçok global şirket de veri merkezi eksenli hizmetlerimizi ve bulut çözümlerimizi kullanıyor. Gebze, İzmir, Temelli ve Avrupa olmak üzere 4 yeni nesil veri merkezimiz var. Aklınıza gelen pek çok banka, e-ticaret siteleri, enerji şirketleri, alternatif operatörler bizim müşterimiz. Tier-3 Tasarım, Tesis ve Operasyonel Sürdürülebilirlik alanlarında uluslararası sertifikalara sahip ilk şirketiz. Bu çok değerli. Üç başlıkta da bu seviyede olmak herkesin sağlayamayacağı bir başarı. Ayrıca 9 şiddetine dayanıklı yapılar inşa ettik. Verilerimizi sadece siber tehditlere karşı değil, doğal afetlere karşı da koruyoruz. Bu alana büyük önem veriyoruz. Veri merkezi şirketi kurmayı planlıyoruz. Bu noktada “hyper-scaler” olarak adlandırabileceğimiz, küresel bir markayı Türkiye’ye getirmeyi hedeflediğimizi de söylemek isterim. Benzer şekilde 30 yıldır olduğu gibi bundan sonraki dönemde de iletişim ve teknoloji imkanlarıyla Türkiye’nin verisini korumak ve Türkiye’yi dijitalleştirmek için çalışacağız” dedi.
Koç, şirket olarak hayatın her alanında olduklarını belirterek, “Kurulduğumuz günden bu yana sevinçte ve üzüntüde milyonların buluştuğu bir marka olduk. İşimiz sadece haberleşmeyi sağlamak ya da teknoloji üretmek değil. İçinde bulunduğumuz toplum için katma değer üretecek projeler ortaya koymayı, en az asli iş alanımız kadar önemsiyoruz. Teknolojinin fırsat eşitleyici gücü ile toplumun her kesiminin potansiyellerini ortaya koyabilmeleri için uygun ortamı oluştururken bilgiye eşit erişim imkanı sağlıyoruz. Turkcell, 30 yıllık tarihi boyunca Kardelenler, Van İçin Türkiye Kumbarası, Engelsiz Eğitim, Geleceği Yazan Kadınlar gibi çok ses getiren projelerle kritik süreçlerde toplumun farklı kesimlerinden milyonlarca vatandaşımızın yanında oldu. Afet bölgesindeki yaraları yerinde sarmak için ‘Gönül Bağı Projeleri’ni hayata geçirdik. Afetzede vatandaşlarımız ve onların bölge dışında eğitim gören birinci derece yakınları için ‘İstihdam Seferberliği’ başlattık. Bugüne dek olduğu gibi bundan sonra da hayatın her alanında Turkcell olacak. Biz Türkiye için dijital operatör olmanın çok ötesindeyiz” diyerek sözlerini noktaladı. – İSTANBUL
]]>S.S. Kayseri Ticaret Karma Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi, Mali Genel Kurulu üyelerin yoğun katılımıyla Rifat Hisarcıklıoğlu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Genel kurul, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından başladı. Divan Başkanı seçilen Bekir Yıldız yaptığı konuşmada, “Kayseri bir esnaf şehri. Esnafların işyeri hususunda çalışmaları, gayretleri, birer makul işyeri sahibi olmak için oldukça önemli. Kooperatifi kuruluşundan itibaren yakından takip ediyorum. Hakikaten çok önemli aşamalardan geçti. Önce arsa temini daha sonra bu arsanın planlanması sonra Milli Emlak’tan makul fiyatlarla devredilmesi gibi uzun yıllar süren işleri kısa sürede başardılar. Başkan ve Yönetim Kurulu üyeleri iğne ile kuyu kazar gibi çalıştılar. Büyük emek ve özveri gösterdiler. Gayret edenlere, emek koyanlara minnet borçluyuz” dedi.
Gündem maddelerinin oy birliği ile kabul edildiği mali genel kurulda konuşan Kooperatif Başkanı Ömer Gülsoy, sözlerine kooperatif arsasının alınmasında büyük emekleri olan Bekir Yıldız’a teşekkür ederek başladı. Gülsoy, “Şehrimizde ticaret sitelerinin kurulmasında fikir babası olan, ticaret sitelerine öncülük eden, şehrimizin ekonomisine, ticaretine ve gelişmesine uzun yıllar katkılar veren, bizimde bu sitemizin kurulmasında, arsamızın alınmasında desteğini hiç esirgemeyen, çoğu zaman akıl danıştığımız, istişare ettiğimiz, bize müthiş katkılar veren, yoğun programlarına rağmen Divan Başkanlığımızı yapan kıymetli büyüğümüz Bekir Yıldız Başkanımıza, şehrimizin abisi Bekir abimize şükranlarımı sunuyor, teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Sitenin kurulacağı arsanın kooperatife tahsis edilmesinde büyük payı olan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’ye teşekkür eden Gülsoy, “Her daraldığımızda, sıkıntı yaşadığımızda, önümüzü açan, bize destek veren, tek gayesi şehrimizin ve ülkemizin kalkınması olan, her daim Allah rızası için çalışan bugünde en zor bir görevi yürüten gururumuz Sayın Mehmet Özhaseki Bakanımıza özellikle teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Başkan Gülsoy, kooperatife katkıda bulunan Kayseri Valisi Gökmen Çiçek’e, Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç’a, Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar’a, Tarım İl Müdürü Bülent Saklav ile kurum kuruluşların yöneticilerine teşekkür etti. Yaptıkları çalışmalar hakkında da bilgiler veren Gülsoy; “Şehrimizin marka değerini artıracak, üyelerimiz, şehrimiz, ülkemiz için yararlı olacak, ekonomik katkı sağlayacak bir çalışma olması için gayret gösteriyoruz. Kayseri’ye yakışır bir proje çıksın diye çabalıyoruz” diye konuştu Slayt eşliğinde kooperatif üyelerine arsa hakkında da bilgiler veren Başkan Gülsoy, “Kocasinan İlçesi Buğdaylı Mahallesinde toplam 1 milyon 780 bin m2 büyüklüğe sahip, şehir merkezine 14 km, havaalanına 7 km, şehri hastanesine ise 16 km uzaklıkta. Toplam büyüklüğün yüzde 86,5 gibi çok büyük bir oranı kamuya ait. Bu söz konusu alan Eski Sanayi Bölgesi’nin 4,2 katı, Yeni Sanayi Bölgesi’nin ise 2,2 katı, Orta Sanayiinin 25 Katı, Doğu Sanayiinin 7,8 katı, Ağaç İşlerinin ise 3,7 katı büyüklüğünde. Bu arazinin imara açılması için Tam 19 Kurumun olur görüşü uzun emeklerimiz sonucu almayı başardık” dedi. Arsa çalışmalarını da üyelerle paylaşan Başkan Gülsoy; “Normal süreçte dahi en az 5 yıl uğraşılan bahse konu çalışmaları 2 yıl gibi bir zamanda imar planlarının Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü’nde onaylattık. Peşinatı yatırdık. Taksitlerini de ödemeye başladık. Allah tamamına erdirsin” dedi. Üyeler tarafından merak edilen sorulara da cevap veren Gülsoy, şunları söyledi;
“Bu işler uzun soluklu işler. İnce çalışmak gerekiyor. Çünkü küçük bir iş değil. Projesiyle, planlamasıyla zaman alan işler. Kimin yapacağı, nasıl yaptıracağımız gibi ince ince düşünmek gerekiyor. Kısa sürede olup bitecek bir durum değil. Süreç isteyen bu durum karşısında sizlerden de anlayış bekliyoruz. Biz istiyoruz ki yapım sürecinde hiçbir kafa karışıklığına mahal vermeyelim. Süreç, tamamen şeffaf yürüsün. Bu konuda da iki önemli etken var. Birincisi sitemizi devlet destekli, TOKİ marifetiyle yapalım diyoruz. Ama hepinizin bildiği gibi ülkemizde 6 Şubat’ta asrın felaketini yaşadık. Deprem bölgesinde yaralar sarılmaya devam ediyor. Rabbim bir daha böyle bir afetle karşılaştırmasın. Deprem bölgesinde de müthiş bir çalışma var. O sebeple TOKİ marifeti ile biraz zor gözüküyor. İkincisi ise içerisinde bulunduğumuz ekonomik durum ve finansman maliyetleri Tüm şartların hepsini göz önünde bulundurarak değerlendirmeler yapıyoruz. Arkadaşlarımız sürekli kafa yoruyorlar. Yaptığımız değerlendirmeler ve görüşmelerimiz sonucunda da en geç 1 veya 2 yıl sonra inşaata başlarız diye umut ediyorum. En erken 1 yıl sonra inşaatımıza başlayabiliriz.”
Kooperatif Başkan Yardımcısı Hasan Köksal, teknik konular ve proje detayları konusunda sunum gerçekleştirdi. Konuşmaların ardından Yönetim Kurulu ve Denetim Kurulu Faaliyet Raporları okunarak oy birliği ile kabul edildi. Başkan Ömer Gülsoy toplantı sonunda mali genel kurula katılan tüm üyelere teşekkür etti. – KAYSERİ
]]>Holdingden yapılan açıklamaya göre, Rapor, Adapazarı Şeker, Aytaç Gıda, Bizim Toptan, Kerevitaş, ŞOK Marketler ve Ülker’in 1 Ocak-31 Aralık 2023 faaliyet dönemini kapsıyor.
Yıldız Holding ve şirketlerinin sosyal ve çevresel performans göstergelerinin konsolide edildiği ve GRI Standartları Temel Seçeneğine uygun olarak hazırlanan raporda, Yıldız Holding’in “Doğanın Geleceği İçin Çalışıyoruz”, “Paydaşlarımızla Güçleniyoruz” ve “Geleceğe İlham Veriyoruz” başlıkları altındaki taahhütlerine ve yenilikçi projelerine yer veriliyor.
Raporda Yıldız Holding’in imzacısı olduğu Birleşmiş Milletler (BM) Küresel İlkeler Sözleşmesi (UNGC) ve BM Kadının Güçlenmesi Prensipleri (WEPs) kapsamındaki faaliyetleri ve performansının yanı sıra Holding’in BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na (SDGs) olan doğrudan ve dolaylı katkısı da aktarılıyor.
2050’ye kadar tüm değer zincirinde “net sıfır” sera gazı emisyonu hedefiyle çalışmalarını sürdüren Yıldız Holding, bu taahhüdünü somut aksiyonlarla destekliyor. Bu hedefe yönelik olarak daha önce Ülker ve Kerevitaş’ta başlatılan karbonsuzlaşma projesine, 2023’te Aytaç ve Bizim Toptan da dahil edildi. Yıldız Holding ve şirketlerinde plastik azaltımı konusunda da önemli gelişmeler kaydedilirken, holdingin “İş Dünyası Plastik Girişimi”ne vermiş olduğu 2023’e kadar 1000 ton taahhüdü aşılarak, 2 bin 250 ton plastik azaltımı sağlandı.
Tüm şirketlerinde yeşil dönüşüm yolculuğuna hız veren Yıldız Holding, şirketlerindeki yenilenebilir enerji yatırımlarını da hızlandırdı. Aytaç’ın fabrika arazisinde kurulacak güneş enerjisi santraliyle de fabrikanın elektrik ihtiyacının tamamı yenilenebilir kaynaklardan sağlanacak.
Kadın platformu öncülüğünde fırsat eşitliğine yönelik çalışmalar
Yıldız Holding, 2021’de kurduğu Kadın Platformu öncülüğünde tüm değer zincirinde fırsat eşitliğine yönelik çalışmalarına devam ediyor. 2030’a kadar tüm yönetim kademelerinde çeşitliliği artırmayı, üst yönetimdeki kadın oranını güçlendirmeyi hedefleyen Yıldız Holding’de fırsat eşitliği temelli dönüşüm sonrası grup şirketlerinde görev alan kadın yönetim kurulu üyesi oranı yüzde 14’ten yüzde 26’ya yükseldi. Holdingin temel prensiplerinden biri olan eşit işe eşit ücret yaklaşımını uluslararası standartlara göre belgelemek amacıyla gönüllü başvurulan ve birinci fazı başarıyla tamamlanan uluslararası sertifikalandırma sürecinde ise son aşamaya gelindi.
Holding’in fırsat eşitliği ve kapsayıcılığa yönelik çalışmaları 2023 Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’ndeki özel oturumda dünyaya örnek gösterildi.
Geleceğe ilham vermek odağında tüm şirketlerinde, yeni ürün geliştirmeden sürdürülebilir ambalaj uygulamalarına, su tüketimini azaltmadan tarımda teknolojik uygulamalara kadar birçok alanda AR-GE faaliyetlerine devam eden Yıldız Holding, gıda ve perakende sektörleri başta olmak üzere faaliyet gösterdiği tüm sektörlerde liderliğini pekiştirmek üzere inovasyon yatırımlarını sürdürüyor.
2030’a kadar sürdürülebilirlik odaklı inovasyon yatırımlarını iki katına çıkarmayı hedefleyen Holding’in yenilikçi çalışmaları “Yerinde AR-GE Merkezi” statüsü alan Yıldız Tech tarafından yürütülüyor.
“Yıldız Holding ve tüm şirketlerinde sürdürülebilirlik odaklı çalışmaları hızlandırdık”
Açıklamada görüşlerine yer verilen Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Üst Yöneticisi (CEO) Mehmet Tütüncü, Yıldız Holding’de, “İsrafsız Şirket” iş modeliyle uzun zamandır yürütülen sürdürülebilirlik çalışmalarına bütüncül bir sistem dönüşümü anlayışıyla devam edildiğini belirtti.
Tütüncü, faaliyet gösterdikleri coğrafyalarda etki ettikleri geniş ekosistemde tüm paydaşlarıyla birlikte güçlenerek dönüşmeyi hedeflediklerini vurguladı.
2024’te 7’ncisini yayımladıkları sürdürülebilirlik raporunda “Bu Dünya Bizim” yaklaşımıyla hayata geçirdikleri ilerlemeyi, hedefleri ve somut aksiyonları paylaşmaktan memnuniyet duyduklarına dikkati çeken Tütüncü, “Yıldız Holding ve tüm şirketlerinde sürdürülebilirlik odaklı çalışmaları hızlandırdık. Sürdürülebilirlik raporumuz da bu yöndeki başarılı performansımızı gözler önüne seriyor. Bu uzun yolculukta, sürdürülebilirlik alanında şimdiye dek kat ettiğimiz gelişmenin ötesine geçmek için cesur ve kararlı adımlar atmaya devam edeceğiz.” açıklamalarında bulundu.
]]>Konya’nın Çumra ilçesinde çiftçilik yapan arkadaşlar el ele vererek kurdukları kooperatif üzerinden kenevir ekimi yapmak için Tarım ve Orman Bakanlığına başvuruda bulundu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı üzerine 19 ilde ekimi yapılan kenevir, Konya’da üretimi yapılması için izin verilerek 50 gün önce ekimi yapıldı. 80 yılın ardından ilçedeki çiftçiler 20 dekar alanda 4 çeşit kenevir üretimine tekrar başladı. Bölgedeki su sorununa dikkat çeken Çumra Anadolu Üretim ve Pazarlama Kooperatifi Başkanı Mahmut Şenyüz, “Su sorunu her tarafta olduğu gibi bizim bölgemizde de var. Suya çare ararken aklımıza bu geldi. Biz Çumra Anadolu Üretim Pazarlama Kooperatifini kurduk ve arkadaşlarla beraber bu işe başladık. Önceleri herkes bizimle dalga geçti. Biz de şimdi millete bunu gösteriyoruz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve Tarım Bakanına özellikle teşekkür ederim” dedi.
“Kenevir ekiminin Konya bölgesine yayılmasını istiyoruz”
Bölgedeki kooperatif kurduktan sonra çalışmaları hızlandırarak ekimi gerçekleştirdiklerini anlatan Mahmut Şenyüz, “Arkadaşlarla birlikte keneviri incelemek için Samsun’a gittik. Samsun’da bizlere kenevirin artık 19 ilde ekilebileceğini söylediler. Biz de kooperatif olarak hemen başladık. Bu yıl biz de burada bir AR-GE çalışması yaptırdık ve ekiyoruz. Bundan sonra inşallah burada yaygınlaşır. Konya’nın tüm bölgesinde yaymaya çalışıyoruz. Yani tarım bitkisi güzel olur diğer bitkilere rakip değil, onlara bir alternatif ürün olarak ekimi yapılabilir. Susuz olduğu için bizim tercihimiz bu yüzdendi. Tarım Bakanlığı desteği ile biz bunu ekmiş bulunuyoruz. Kenevirle ilgili hedeflerimiz Konya bölgesine yayılmasını istiyoruz. Tarım İl Müdürlüğü, İlçe Tarım Müdürlüğüyle beraber 31 ilçenin her tarafında tarımsal sulamada su sıkıntısı var. Bu ürün suyu az tüketiyor. Ekiminden sonra 2 defa sulama yaptık ve boyu şimdiden 2 metreye ulaştı. Bundan sonra muhtemelen bir kere daha sulama yaparız. Ürünün 5 metre büyümesi lazım ve şu anda 2 metrenin üstünde” şeklinde konuştu.
“Biz bu işi başaracağız”
80 yılın ardından tekrar bölgede kenevir üretmeye başladıklarını belirten Mahmut Şenyüz, “Hasat için yeni biçerdöver aldık. Kenevirin çiftçiye neredeyse hiçbir masrafı yok. Onun için çiftçiye ciddi anlamda bir katma değer sağlar. 1940’lı yıllarda kenevir ekimi yasaklanmış. Şimdi AK Parti hükümeti zamanında Cumhurbaşkanımızın talimatı ile 19 ilde ekimine tekrar izin verildi. Şimdi 20’inci ilde biz olduk ve binlerce kere teşekkür ediyoruz. Biz bu işi başaracağız inşallah” şeklinde konuştu.
Kenevir bitkisinin farklı alanda kullanılacağını söyleyen Çumra Anadolu Üretim ve Pazarlama Kooperatifi Başkan Yardımcısı Mustafa Özaydın ise, “Bizim burada ilk defa ekilince merak eden sanayicilerimiz gelip gidiyor. Kenevirin sapından 100 metrekare hiç demir, beton ve çimento kullanmadan sapını öğüterek ev yapacaklar” dedi. – KONYA
]]>BAKAN ŞİMŞEK: VERGİDE ADALETİ TESİS EDECEĞİZ
Başkan Şimşek’in açıklamalarından satır başları şu şekilde; “Şu anda birçok kesim vergiden imtina etmeye çalışıyor. Ciddi bir kayıtdışılık var. Biz bununla mücadele ederek sonuç alacağız. Verginin tabanını büyüterek sonuç alacağız. İstisnaları kaldırarak sonuç alacağız. Vergide adaleti tesis edeceğiz. Çok kazanandan çok, az kazanandan az. OECD ülkelerinde toplanan tüm vergilerin milli gelire oranı %34. AB ortalaması yüzde 41’in üzerinde. Türkiye’de yüzde 20,8. En düşük vergi yüküne sahip ikinci ülkeyiz. OECD ülkeleri içerisinde. Dolaylı vergilerin milli gelire oranı yüzde 9,1. AB’de bu oran 13,6. Sorun, doğrudan vergi gelirleri Türkiye’de düşük. Yani şirketlerden aldığımız vergiler.
“KOPARTILAN YAYGARALAR DOĞRU DEĞİL”
Vatandaşımıza yeni bir vergi yükü getirmek değildir amacımız. Asgari ücreti vergiden istisna bizim hükümetimiz kıldı. Eskiden en düşük gelir vergisi dilimi yüzde 22’ydi. Bunu yüzde 15’e düşürdük. En düşük gelir vergisi oranı 35’ti bunu 40’a çıkarttı AK Parti hükümeti. Geçen sene gelir gelmez kurumlar vergisini yüzde 20’den 25’e çıkarttık. Dolayısıyla kopartılan yaygaralar doğru değil.
“KAYIT DIŞIYLA MÜCADELEDE GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ”
KDV şu anda birçok gıda ürününde yüzde 1. Çiftçimizin gübresinden yeminden sıfır KDV alıyoruz. Birçok sektörde indirimli KDV oranı uyguluyoruz. Hanelerde kullanılan elektrikte KDV’yi biz indirdik. 850 bin esnafımızı tamamen vergiden muaf hale getirdik. Biz bu vergi paketinde yurtdışı merkezli çok uluslu şirketlerden asgari yüzde 15 kurumlar vergisi.Yurtiçinde kurumlar vergisini çalışıyoruz. Avukatlarımızın yıllık ortalama beyan ettiği mathrah 17500 TL. Bunlar çok düşük rakamlar. Biz bunları takip edip, izah isteyeceğiz. Kayıt dışıyla mücadele edeceğiz. Biz şunu anlatmaya çalışıyoruz. Asgari kurumlar vergisini, asgari gelir vergisini, kayıt dışılıkla mücadele ve istisnaların kaldırılmasını konuşuyoruz.
“KRİPTO VARLIKLARI VERGİ KAPSAMINA ALACAĞIZ”
Kripto varlıkları vergi kapsamına alacağız. Belki bu pakette değil ancak bir sonraki pakette borsa kazançlarının da vergilendirilmesini çalışıyoruz.
“İŞLETMELERDE ARTIK HASILAT TESPİTİNE GİDECEĞİZ”
Biz işletmelerde artık hasılat tespitine gideceğiz. Kasaya oturacağız, sabahtan kapanışa kadar hasılat tespiti yapacağız. Bunu değişik günlerde, değişik aylarda tekrarlayacağız. Beyan bununla uyumlu değilse ‘izah’a davet edeceğiz. Bunun için de yetki talep edeceğiz. 2023’te 454 bin firma zarar beyan etmiş. Sembolik kâr beyan edenleri de eklerseniz, kurumlar vergisine tabi şirketlerin yarısından fazlası vergiden kaçmaya, kaçınmaya çalışıyor. Biz şu anda Hazine ve Maliye Bakanlığı olarak yapay zeka ile ilgili rapor hazırlayabilirim diyen olursa kapımız açık. 1,2 milyon mükellefimiz zarar beyan etti. Büyük bir kısmının beyanları ile hasılatları konusunda büyük uyumsuzluklar var. Çok kazananları buradan uyarıyorum. Kayıt dışı çabalarının cezaları ağırlaşacak. Denetimleri sıklaştıracağız. Giderek daha çok algoritmaları ve yapay zekayı devreye alacağız.
VERGİ PAKETİNDE NELER VAR?
Bugünkü vergi paketinde ne var diye sorarsanız. Bizim süzgecimizden geçen, Çok uluslu şirketlerden asgari kurumlar vergisi Türkiye’de faaliyet gösteren tüm şirketlerden asgari kurumlar vergisi. Yap-işlet devret kapsamında yapılan firmaların vergi oranını kurumlar vergisinin üzerine çıkartmayı arzuluyoruz. Taslak çalışmamızda, bahşiş, moto kurye yok.”
]]>5 aylık dış ticaret değerleri
Ticaret Bakanlığı verilerine göre Erzurum’da bu yılın ilk 5 ayında 17 milyon 923 bin dolar değerinde ihracat, 28 milyon 432 bin dolar değerinde ithalat kaydedildi. 2024’ün ilk 5 ayı düzeyinde dış ticaret değeri 46 milyon 355 bin dolar olarak bildirildi.
Aylık değişim
Veriler üzerinden DOSİAD tarafından gerçekleştirilen hesaplamalara göre, Erzurum’da Nisan ayına göre ihracat yüzde 90,3 oranında arttı, ithalat değeri yüzde 32,4 oranında düşüş kaydetti. Dış ticaret değeri toplamı da yüzde 1,91 oranında düşüş gösterdi.
Erzurum ihracatın ithalatı karşılama oranı
DOSİAD analizlerinde, Erzurum’da ihracatın ithalatı karşılama oranı Mayıs 2024 döneminde yüzde 931, 5 aylık kayıtta ise yüzde 63,03 olarak bildirildi. Dış ticaret değeri toplamında ihracatın payı yüzde 38,66, ithalatın payı ise yüzde 61,3 olarak hesaplandı
Erzurum 2024 Nisan verileri
Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2024 yılı Nisan ayı kapsamında 3 milyon 139 bin dolarlık ihracat, 9 milyon 491 bin dolarlık ithalat olarak toplam 12 milyon 631 bin dolar değerinde dış ticaret gerçekleştirilmişti.
Erzurum ihracat aylık dağılım
Ticaret Bakanlığı Dış Ticaret Verilerine göre Erzurum’dan Ocak ayında 2 milyon 965 bin, Şubat ayında 2 milyon 984 bin, Mart ayında 2 milyon 861 bin, Nisanda 3 milyon 139 bin, Mayısta 5 milyon 974 bin dolar kaydında ihracat yapıldı.
Erzurum ithalat aylık dağılım
Ticaret Bakanlığı Dış Ticaret Verilerine göre Erzurum’dan Ocak ayında 3 milyon 875 bin, Şubat ayında 3 milyon 737 bin, Mart ayında 4 milyon 913 bin, Nisan ayında 9 milyon 491 bin, Mayıs ayında 6 milyon 415 bin dolar düzeyinde ithalat gerçekleştirildi.
Erzurum dış ticaret aylık dağılım
Erzurum’da 4 aylık düzeyde Ocak ayında 6 milyon 840 bin, Şubat ayında 6 milyon 721 bin, Mart ayında 7 milyon 774 bin, Nisan ayında 12 milyon 631 bin, Mayıs ayında 12 milyon 389 bin dolar değerinde dış ticaret kaydedildi.
Dış ticaret açığı mayıs ayında yüzde 48 azaldı
Dış ticaret açığı Mayıs ayında yüzde 48 azaldı. Genel ticaret sistemine göre ihracat yüzde 11,3 arttı, ithalat yüzde 10,4 azaldı.
Türkiye İstatistik Kurumu ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle genel ticaret sistemi kapsamında üretilen geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat 2024 yılı Mayıs ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 11,3 artarak 24 milyar 66 milyon dolar, ithalat yüzde 10,4 azalarak 30 milyar 568 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Ocak-Mayıs döneminde ihracat yüzde 4,5 arttı, ithalat yüzde 9,2 azaldı.
Genel ticaret sistemine göre ihracat 2024 yılı Ocak-Mayıs döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 4,5 artarak 106 milyar 877 milyon dolar, ithalat yüzde 9,2 azalarak 143 milyar 682 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Mayıs ayında enerji ürünleri ve altın hariç ihracat yüzde 9,2 artarken ithalat yüzde 8,0 azaldı.
Enerji ürünleri ve nakdi olmayan altın hariç ihracat, 2024 Mayıs ayında yüzde 9,2 artarak 20 milyar 112 milyon dolardan, 21 milyar 969 milyon dolara yükseldi.
Mayıs ayında enerji ürünleri ve nakdi olmayan altın hariç ithalat yüzde 8,0 azalarak 26 milyar 65 milyon dolardan, 23 milyar 971 milyon dolara geriledi.
Enerji ürünleri ve nakdi olmayan altın hariç dış ticaret açığı Mayıs ayında 2 milyar 2 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret hacmi yüzde 0,5 azalarak 45 milyar 940 milyon dolar olarak gerçekleşti. Söz konusu ayda enerji ve altın hariç ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 91,7 oldu.
Dış ticaret açığı Mayıs ayında yüzde 48 azaldı.
Mayıs ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 48 azalarak 12 milyar 495 milyon dolardan, 6 milyar 502 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Mayıs ayında yüzde 63,4 iken, 2024 Mayıs ayında yüzde 78,7’ye yükseldi.
Dış ticaret açığı Ocak-Mayıs döneminde yüzde 34,3 azaldı
Ocak-Mayıs döneminde dış ticaret açığı yüzde 34,3 azalarak 56 milyar 33 milyon dolardan, 36 milyar 805 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Ocak-Mayıs döneminde yüzde 64,6 iken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 74,4’e yükseldi.
Mayıs ayında imalat sanayinin toplam ihracattaki payı yüzde 94,8 oldu
Ekonomik faaliyetlere göre ihracatta, 2024 Mayıs ayında imalat sanayinin payı yüzde 94,8, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,1, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,7 oldu.
Ocak-Mayıs döneminde ekonomik faaliyetlere göre ihracatta imalat sanayinin payı yüzde 94,2, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,7, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,6 oldu.
Mayıs ayında ara mallarının toplam ithalattaki payı yüzde 68,9 oldu.
Geniş ekonomik gruplar sınıflamasına göre ithalatta, 2024 Mayıs ayında ara mallarının payı yüzde 68,9, sermaye mallarının payı yüzde 14,7 ve tüketim mallarının payı yüzde 16,1 oldu.
İthalatta, 2024 Ocak-Mayıs döneminde ara mallarının payı yüzde 70,0, sermaye mallarının payı yüzde 14,6 ve tüketim mallarının payı yüzde 15,3 oldu.
Mayıs ayında en fazla ihracat yapılan ülke Almanya oldu
Mayıs ayında ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 1 milyar 902 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 1 milyar 521 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 1 milyar 475 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 148 milyon dolar ile Irak, 1 milyar 124 milyon dolar ile İtalya takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,8’ini oluşturdu.
Ocak-Mayıs döneminde ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 8 milyar 609 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 6 milyar 459 milyon dolar ile ABD, 5 milyar 893 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 5 milyar 433 milyon dolar ile İtalya ve 5 milyar 378 milyon dolar ile Irak takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,7’sini oluşturdu.
İthalatta ilk sırayı Çin aldı
İthalatta Çin ilk sırayı aldı. Mayıs ayında Çin’den yapılan ithalat 3 milyar 862 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 3 milyar 780 milyon dolar ile Rusya Federasyonu, 2 milyar 282 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 879 milyon dolar ile İtalya, 1 milyar 456 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 43,4’ünü oluşturdu.
Ocak-Mayıs döneminde ithalatta ilk sırayı Rusya aldı. Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 19 milyar 90 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 17 milyar 846 milyon dolar ile Çin, 10 milyar 806 milyon dolar ile Almanya, 8 milyar 498 milyon dolar ile İtalya, 6 milyar 931 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 44,0’ını oluşturdu.
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ihracat yüzde 9,6 arttı.
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre; 2024 Mayıs ayında bir önceki aya göre ihracat yüzde 9,6 artarken, ithalat yüzde 9,6 azaldı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise; 2024 yılı Mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 11,6 artarken, ithalat yüzde 12,1 azaldı.
Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı yüzde 3,8 oldu.
Teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri, ISIC Rev.4 sınıflaması içinde yer alan imalat sanayi ürünlerini kapsamaktadır. Mayıs ayında ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 94,8’dir. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 3,8’dir. Ocak-Mayıs döneminde ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 94,2’dir. Ocak-Mayıs döneminde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 3,4’tür.
Mayıs ayında imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 82,9’dur. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 10,3’tür. Ocak-Mayıs döneminde imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 80,5’tir. Ocak-Mayıs döneminde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 11.
Özel ticaret sistemi
Özel ticaret sistemine göre ihracat 2024 yılı Mayıs ayında 22 milyar 26 milyon dolar oldu.
Özel ticaret sistemine göre, 2024 yılı Mayıs ayında, ihracat bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 12,6 artarak 22 milyar 26 milyon dolar, ithalat yüzde 8,8 azalarak 28 milyar 940 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Mayıs ayında dış ticaret açığı yüzde 43,1 azalarak 12 milyar 150 milyon dolardan, 6 milyar 914 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Mayıs ayında yüzde 61,7 iken, 2024 Mayıs ayında yüzde 76,1’e yükseldi.
İhracat 2024 yılı Ocak-Mayıs döneminde 97 milyar 83 milyon dolar oldu
Özel ticaret sistemine göre ihracat, 2024 yılı Ocak-Mayıs döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 4,1 artarak 97 milyar 83 milyon dolar, ithalat yüzde 9,4 azalarak 134 milyar 642 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Ocak-Mayıs döneminde dış ticaret açığı yüzde 32,1 azalarak 55 milyar 321 milyon dolardan, 37 milyar 559 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Ocak-Mayıs döneminde yüzde 62,8 iken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 72,1’e yükseldi. – ERZURUM
]]>Hepsiburada, KOBİ’lere sunduğu destekleri tanıtarak, platforma eklenen yeni özellikleri paylaştı. E-ticaret platformunun KOBİ’ler için uçtan uca dijitalleşme desteği sağlayarak yerli üreticilerin ve KOBİ’lerin ürünlerini Türkiye ve dünya ile buluşturduğunu vurgulayan Hepsiburada Ticari Grup Başkanı Ender Özgün şöyle konuştu:
“Hepsiburada İş Ortağım portalındaki dönüşüm sayesinde, e-ticarete başlamak isteyen bir işletmenin 3 saat içerisinde ilk satışını yapabilmesine olanak sağlayacağız. Bu sayede önümüzdeki bir yıl içinde 100 bin işletmeyi e-ticarete taşımayı hedefliyoruz. Şirket olarak amacımız ticaretin dijitalleşmesine liderlik etmek. Sahip olduğumuz teknolojik yetkinlikleri ve 25 seneye yakın tecrübeyi Türkiye’nin KOBİ’lerini dijitale taşımak için kullanmaya hazırız.”
Hepsiburada ekosistemiyle bugüne kadar 400 bin işletmeyi e-ticaretle tanıştırdıklarını ve 5 milyon kişinin istihdamına katkı sağladıklarını da sözlerine ekleyen Ender Özgün, “Şirket olarak, lojistik, reklam ve finansal teknoloji çözümlerinin yanı sıra Hepsiburada İş Ortağım Platformu ile KOBİ’lerin e-ticarete giriş bariyerlerini ortadan kaldırmayı ve e-ticaretteki başarılarını artırmayı amaçlıyoruz. Anahtar teslimi çözümlerimizle Türkiye’nin KOBİ’lerini e-ticaretle tanıştırıyor, onları büyütüyor ve isterlerse e-ihracatla yurt dışına taşıyoruz” dedi.
Satışların yüzde 68’i iş ortaklarımızdan geliyor
E-ticaret platformunun ilk çeyrekte bir önceki yılın birinci çeyreğine oranla sipariş adedinde yüzde 22, toplam satış hacminde ise yüzde 138 oranında büyüdüğünü ve satışların yüzde 68’inin pazaryerinden geldiğini belirten Özgün şöyle konuştu:
“Dünya KOBİ Günü vesilesiyle, Türkiye’nin dört bir yanındaki küçük ve orta ölçekli işletmelerimizin başarılarını ve ekonomimize kattıkları değeri kutluyoruz. Şirket olarak, KOBİ’lerin dijital dünyada büyümelerine ve gelişmelerine destek olmayı sürdürüyoruz. İnovasyon ve dijital dönüşüm yolculuğunda KOBİ’lerin yanında yer alarak, onların rekabet gücünü artırmalarına ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmelerine katkıda bulunmaktan gurur duyuyoruz. Tüm KOBİ’lerimizin Dünya KOBİ Günü’nü en içten dileklerimizle bir kez daha kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz.”
Reklamdan pazarlamaya, ödeme çözümlerinden kargoya tam destek
İşlerini büyütmek isteyen işletmelerin en önemli ihtiyacının doğru kitleye erişim olduğunu paylaşan Ender Özgün, “Yapay zekaya dayalı reklam çözümleri geliştiren HepsiAds ile iş ortaklarımıza dijital pazarlama stratejileri sunuyoruz. Farklı medya kanallarında reklam çözümleri sunarak, KOBİ’lerin geniş bir pazarlama yelpazesine erişimini sağlıyoruz, ürün ve mağaza görünürlüğünü artırıyoruz. Kişiselleştirilmiş pazarlama stratejileri, influencer iş birlikleri ve ürün tanıtımları gibi çeşitli reklam hizmetleriyle, müşteri erişimi ve satış artışı elde etmelerini hedefliyoruz” dedi.
Satışların devamlılığında müşteri memnuniyetinin önemini de hatırlatan Özgün, “Hızlı ve sorunsuz bir kargo süreci, e-ticarette müşteri deneyiminin en önemli unsurlarından biri. İş ortaklarımızın ürünlerini HepsiJet ile 81 ile taşıyarak pürüzsüz bir kargo denetimi sunuyoruz. Bugün Hepsijet satın alınan ürünlerin yüzde 82’sini ertesi gün teslim ediyor. Ayrıca HepsiJet ile anlaşmalı kargo fiyat avantajlarına ve rekabetçi teslimat seçeneklerine sahip oluyorlar. Böylece hem zamandan hem de maliyetten tasarruf etmelerini sağlıyoruz” diye konuştu.
Müşterilerine ve iş ortaklarına sundukları yeni nesil ödeme çözümlerine de değinen Hepsiburada Ticari Grup Başkanı Ender Özgün, “Hepsipay ile iş ortaklarımıza ödeme ve vadelendirme hizmetleri sunarak satış süreçlerini hızlandırıyor ve kolaylaştırıyoruz. E-ticarete yeni adım atan işletmelere hızlı ve güvenli bir ödeme geçidi sunarak dijitalleşme sürecinin en önemli adımlarından birinde uçtan uca destek oluyoruz” dedi.
Yapılan açıklamaya göre, bugüne kadar Hepsiglobal ile 10 bin işletmeyi e-ihracata açan e-ticaret platformu, özellikle kadın girişimciler için özel bir program yürüterek, kadınların ekonomideki yerini güçlendirmeyi de hedefliyor.
E-ticaret platformu üzerinden satış yaparak işlerini e-ticarete taşıyan dört işletme, İş Ortağım platformunun e-ticaret performanslarına katkısını anlattı.
“Hepsiburada Limiti ile satışlar yüzde 40 arttı”
Rahatlık ve şıklığı bir arada sunan aktif kıyafetler tasarlayan Los Ojos’un kurucusu Yaşar Tavşancı, “E-ticaret platformunun sunduğu şimdi al, sonra öde çözümü olan Hepsiburada Limiti sayesinde satışlarımızda yüzde 40’lık bir artış sağlamayı başardık. Yine e-ticaret platformu tarafından sağlanan influencer desteği de satışlarımızın artmasında önemli bir faktör oldu. Hepsijet’in hızlı teslimat ve bilgilendirme hizmetleri de müşteri memnuniyetlerinin artmasına büyük katkı sağladı” dedi.
“HepsiJet’le siparişlerimizin yüzde 95’i ertesi gün teslim”
Oteller için havlu, nevresim, çarşaf, yastık ve yorgan gibi ürünler üreten Varol Tekstil’in yöneticisi Yaşar Varol, “HepsiJet’le siparişlerimizin tamamına yakını ertesi gün teslim edildiği için müşteri memnuniyetini üst düzeyde tutuyoruz. Bu da satışlarımızı artırıyor. Satışlarımızın artışında yine e-ticaret platformunun işletmelere özel sunduğu influencer desteği de önemli rol oynuyor” diye konuştu.
“Ayda 3 adede düşen sipariş sayımız günde 100’e yükseldi”
Beş kuşaktır zeytin üreticisi bir aileden gelen Cansu Bulan 2016 yılında Boztepe Zeytincilik’i kurdu. Boztepe Zeytincilik, e-ticaret platformunun Girişimci Kadınlara Teknoloji Gücü programı desteklerinden ve yerli üreticilerin satış hacmini artırmaya yönelik HepsiTürkiye’den programlarından yararlanan markalar arasında yer alıyor. Cansu Bulan, e-ticaret platformu ile iş ortaklığının Boztepe markasına katkılarını şöyle anlattı:
“Hamilelik sürecinde mağazamla ilgilenememiştim ve siparişlerim çok düşmüştü. İşin e-ticaret ayağını yeniden güçlendirmek istediğim noktada e-ticaret platformu yetkilileriyle görüştüm. Girişimci Kadınlara Teknoloji Gücü programı kapsamında yüzde 50 komisyon indiriminden yararlanmamı sağlayarak bana destek oldular. Efsane Kasım dönemindeki kampanya katılımımız sayesinde de ayda 3 adede kadar düşen siparişim günde 100’e yükseldi.”
Aynı zamanda HepsiJet müşterisi de olan Boztepe Zeytincilik, taşrada ürünleri sipariş verecek kargo şirketi bulamazken, ürünlerin zarar görmeden teslim edilmesinde sıkıntı yaşarken HepsiJet sayesinde müşteri memnuniyetinde önemli iyileşme sağladıklarını da belirtiyor.
“ABD’den Kore’ye e-ticaret platformunun iş ortaklarının sofrasında yer aldık”
The EVOO World Ranking’de iki yıldır üst üste Dünyanın En İyi 4. Zeytinyağı Üreticisi seçilen Nova Vera, e-ticaret platformunun Girişimci Kadınlara Teknoloji Gücü ve HepsiTürkiye’den programlarının yararlanıcıları arasında yer alıyor. Bahar Alan tarafından 2017 yılında Ayvalık’ta kurulan Nova Vera’nın Fabrika Müdürü Mustafa Al markanın e-ticaret platformundaki yolculuğu ile ilgili şöyle konuştu:
“Bir yandan butik kalmayı önemseyen, diğer yandan dünya liginde yarışan ve dünyanın en iyi 4 markasından biri olan markamıza ait yüksek besin (polifenol) değerli ürünlerimizi, kaliteli ve sağlıklı gıdaya önem veren, sağlıklı yaşamı hayatının vazgeçilmez bir parçası haline getirmeye çalışan Türk tüketiciyle buluşturmak isteyen bir markayız. Hepsiburada’daki e-ticaret serüvenimiz de bu amaç doğrultusunda Girişimci Kadınlara Teknoloji Gücü ve HepsiTürkiye’den programlarından yararlanarak başladı. Sadece komisyon indirimlerinin değil, HepsiAds reklam bakiyesi desteğinin, Efsane Kasım kampanyasının büyük faydasını gördük. Reklamlarla platform içinde görünürlüğümüzü artırarak binden fazla takipçiye, çok sayıda beğeni ve yoruma ulaştık. Tüm bunların satışlarımıza faydasını da doğrudan deneyimledik. E-ticaret platformundaki kampanya dönemlerinde satışlarımızı yüzde 50’ye kadar arttırdık. Aynı zamanda e-ticaret platformunun ABD’den Kore’ye kadar iş ortaklarına sunduğu hediyeler arasında yer almak da bizim için son derece onur vericiydi.” – İSTANBUL
]]>Dünya Türk İş Konseyi (DTİK) 28 Haziran Cuma günü Mercure City Hotel’de, Stuttgart’ın önde gelen Türk kökenli iş insanları, sivil toplum örgütü temsilcileri ve basın mensupları ile bir araya geldi.
Toplantıda DTİK’in Türkiye- Almanya ilişkilerindeki önemi ve yurt dışındaki Türk kökenli iş insanlarından oluşan büyük bir platform olduğu vurgulandı. Stuttgart Başkonsolosu Makbule Koçak Kaçar’ın ve Ticaret Ataşesi Oya Demirkan’ın da katıldığı toplantıda DTİK Almanya Temsilcisi Kemal Şahin şunları söyledi:
“DTİK, Türk kökenli ve Türkiye dostu iş insanlarını bir araya getiren bir platformdur. Ayrıca Almanya’daki Türk dernekleriyle de iş birliği yapmaktadır. 2023 Eylül ayında Cumhurbaşkanımızın da katıldığı, 4 bin katılımcı ile gerçekleşen büyük kurultayda, dünya genelinde bölge ve ülke temsilcileri seçildi. Dünyada 6,5 milyon Türk kökenli vatandaşımız var. Ben de 3,5 milyon Türkü temsil edecek ‘Almanya Temsilcisi’ seçildim. Türkiye ve Almanya çok güçlü ticaret ilişkilerine sahip. Aynı zamanda Almanya, Türkiye’nin AB içindeki en önemli ticaret ortağıdır. Türk-Alman ekonomik ilişkileri son dönemde artan ivmeyle oldukça olumlu seyrediyor. Almanya ile ikili ticaret hacmimiz 2023 yılında 55 milyar dolara ulaşmıştır. Bu sene 60 milyar dolar bekliyoruz. Türkiye’de 8 binden fazla Alman firması faaliyet gösteriyor. Türkiye son 20 yılda 260 milyar dolar uluslararası doğrudan yatırım aldı. Bunun içinde Almanya’nın payı 25 milyar dolar. Almanya’da yaklaşık 100 binin üzerinde Türk girişimci yılda 80 milyar euro ciro yapıyor. ve 500 bin kişiyi istihdam ediyor. Turizm konusunda ise Almanya en güçlü pazarımız. Almanya’daki gurbetçiler de dahil 10 milyon turist geliyor.”
“TÜRK TOPLUMUNUN GELİŞMESİNİ VE GÜÇLENMESİNİ HEDEFLİYORUZ”
DTİK Almanya Temsilcisi Şahin, DTİK’in Türk toplumunun gelişmesine katkıda bulunmayı hedeflediğini belirterek, “Ben aynı zamanda DEİK Türkiye-Almanya İş Konseyi Yürütme Kurulundayım. DEİK-DTİK iş birliğiyle konferanslar yapacağız. Kobilerin dijitalleşmesi, yeşil dönüşüm, vize konusu ve Gümrük Birliği Anlaşması’nın güncellenmesi için çalışacağız. DTİK, yurt dışında yaşayan bütün Türk toplumunun gelişmesini ve güçlenmesini hedefliyor. Aynı zamanda Türk şirketlerin ve girişimcilerin büyümesine katkı sağlayacak. 2023 Eylül’de seçildiğimizden beri Almanya’nın en önemli eyaleti Kuzey Ren-Vestfalya’dan (NRW) başlayarak birçok şehirde toplantılar yaptık. Şehir temsilcilerimizi belirlemeye ve üye kazanmaya çalıştık. Geçtiğimiz Nisan ayında Düsseldorf, Köln, Hamburg, Frankfurt, Stuttgart, Bremen ve Kiel şehir temsilcilerimizi atadık. Sertifikalarını aldılar. Almanya’nın diğer önemli şehirlerine de temsilciler atayacağız. Bu temsilcilerimizle birlikte bulundukları bölgelerde Türk iş dünyası ile bir araya gelip DTİK’i, kendimizi, faaliyetlerimizi ve misyonumuzu anlatıp bu networke katmak için çaba sarf edeceğiz. Güçlü bir yapılanmayla, kazan-kazan temelli bir anlayışla, ciddi bir network oluşturacağız. Türkler ve Almanlar için yararlı girişimler başlatacağız. Türk iş insanlarına, Alman pazarındaki fırsatları sunacağız. Alanında uzman kişilerle girişimcilerimizi buluşturacağız. Bilgi alışverişi yapmalarını sağlayacağız ve değişik konularda konferanslar yapacağız. Hep söylüyoruz “Yani, Bilenler bilmeyenlere anlatacak” ifadelerini kullandı.
Şahin, Almanya’daki Türk iş dünyasının çıkarlarını savunmak için de çalışacaklarını belirterek, “İş dünyasında inovasyon ve teknolojinin önemi artık çok büyük. Almanya, teknolojik ve endüstriyel başarılarıyla dünya çapında lider bir ülke. Bu alanlarda yenilikçi ve rekabetçi olmak için beraber çalışmalıyız. Ayrıca Almanya’daki Türk iş dünyasının çıkarlarını savunmak ve ticari engelleri kaldırmak için de çalışacağız. Bunun için iki ülke bürokratları ve yerel yöneticileri ile güçlü iş birlikleri yapacağız. İlgileneceğimiz en önemli konulardan biri de göçmen öğrencilerin iyi eğitim alması ve iyi kariyer yapmalarına yardımcı olmak” dedi.
“DTİK’DE 90’I AŞAN ÜLKE TEMSİLCİSİ BULUNUYOR”
DTİK’de 90’dan fazla ülkeden temsilci bulunduğunun altını çizen Şahin, “DTİK olarak amaçlarımızdan biri de Almanya’daki Türk iş insanı ile örneğin Çin’deki bir Türk iş insanın bizim aracılığımızla bir araya gelmesi, ticaret ve yatırım ilişkisi kurmasını sağlayabiliriz. DTİK bunu yapacak alt yapıya sahip. DTİK üyelerimiz, sadece Türkiye’den ve yaşadıkları ülkeden değil DTİK ağının yayıldığı tüm ülkelerden haberdar olacaklar. Diğer ülkelerdeki iş ve kariyer fırsatlarından da yararlanabilecekler. DTİK, güçlü bilgi ağı ve geniş imkanları sayesinde sizlerden gelen istek ve önerileri ilgili kurum ve kuruluşlara iletebilecek. DTİK olarak iş insanları ve yatırımcıların yanı sıra ‘Genç DTİK’ projesiyle öğrencilere ve ‘Friends of Türkiye’ projesiyle de Türk dostu yabancı vatandaşlara da ulaşıyoruz. DTİK, kendimizi ve başkalarını geliştireceğimiz, bulunduğumuz ülkeyle ve Türkiye’deki iş insanlarıyla iş birliği yapacağımız ayrıca Türkiye Almanya ilişkilerini geliştirebileceğimiz bir kazan-kazan platformudur” dedi.
“BU PLATFORM SAYESİNDE DAHA DA GÜÇLENECEĞİZ”
Toplantıyı organize eden DTİK Stuttgart Şehir Temsilcisi Hakan Balcılar ise şunları söyledi:
“DTİK bulunduğumuz coğrafyada etkinliğimizi artırmak amacı ile faaliyet göstermekte olup, bu anlamda bir platform sunmaktadır. Bu platformdaki etkinlikleri de dünyanın çeşitli bölgelerindeki iş konseyleri aracılığı ile yapmaktadır. DTİK Avrupa İş Konseyi altında Almanya’daki faaliyetlerimi Başkanımız Kemal Şahin Bey önderliğinde bu yılın başından itibaren yürütmekteyim. DTİK’ in kapısı Almanya’da yaşayan bizler ve dostlarımız için kısaca herkes için açıktır. Hukukta olduğu gibi, DTİK her kişiye ve işletmelere eşit uzaklıktadır. Bizler Almanya’da aslında her alanda varız. Akademik kariyer yapmış profesörlerimizden öğretmelerimize, siyasetçilerden doktorlara, mühendislerden teknik elemanlara, ticaretin her alanında faaliyet gösteren başarılı değerli iş insanlarımız ile her yerde olmak istiyoruz. Yani hepimiz bu platformun bir parçası olmalıyız. Küçüklü büyüklü birçok firmada, çok çeşitli kademelerdeyiz. Bu platform sayesinde hepimiz daha güçleneceğiz. Ekip çalışarak birbirimizin eksiğini tamamlayıp daha fazla iş yapacağız. Deprem bize çok şeyi öğretti. Biz fedakar bir toplumuz, yarım ekmeği olan dahi ekmeğini paylaştı. Bizim amacımız birbirimizle dayanışma içinde ekmeği büyütmek yani bir olan ekmeği iki yapmaktır. Bu gücü bulmak için hepimizin üye olup beraber çalışmamız gerekir.”
“HEM TÜRKİYE’YE HEM ALMANYA’YA YAPILAN KATKILAR ÇOK ÖNEMLİ”
Stuttgart Başkonsolosu Makbule Koçak Kaçar yaptığı konuşmada, hem Türkiye hem de Almanya’ya yapılan katkıların önemine vurgu yaparak, “Hem Türkiye’ye hem Almanya’ya yapılan katkılar çok önemli. Ben bunu her zaman diplomatik bir dille söylüyorum ama Kemal Bey bugün bunu böyle somut ete kemiğe büründürerek neler yapılabileceğini geçmişte kendi tecrübelerinden hareketle Kuzey Ren-Vestfalya’daki örgütlenmelerden hareketle çok güzel anlattı. Yaptığınız tüm çalışmaları bizim bölgemizde de yapabiliriz ben de desteklerim birlikte de çalışabiliriz. Türk toplumu burada her şeyiyle hazır ama bu yansıtma noktasında biraz daha koordineli çaba gerektiğini hissediyorum. DTİK’te bunu yapıyor. Birlikte güzel şeyler yapacağımıza inanıyorum” dedi.
]]>Unutulmaya yüz tutmuş ata tohumlarını yeniden gün yüzüne çıkaran Mersin Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığının, ilk olarak 2020 yılında Silifke’nin Balandız Mahallesi’nde başlattığı ‘Yerel Buğday Çeşitlerinin Yerinde Korunması ve Pazarlanması’ projesi yayılmaya devam ediyor. Balandız Mahallesi’nde 13 üreticiye toplam bin 625 kilogram tohum desteği sağlanmasıyla başlayan proje kapsamında, 2023-2024 yılında Silifke’de 11 mahallede toplam 130 üreticiye 16 bin 250 kilogram ‘yerel buğday tohumu’ dağıtımı yapıldı. Büyükşehir Belediyesinin destekleri sayesinde artan girdi maliyetlerine rağmen üretimlerini sürdürebilen üreticiler, projenin başladığı günden bu yana toplamda 26 bin kilogram tohum desteğinden yararlandı.
İklim ve üretim koşullarına göre dönüm başına 200-300 kilo ürün hasadı yapılırken, Büyükşehir Belediyesi üreticilere geri alım garantisi vererek hasat işleminden sonra üretilen ürünlerin pazarlanması konusunda da destek sağlıyor. Büyükşehir Belediyesi, projenin ilk uygulandığı 2020- 2021 yılında ürünleri, Toprak Mahsülleri Ofisi’nin belirlediği buğday fiyatının 2 katına üreticilerden satın aldı.
“Son 4 yılda 214 üreticiye 26 bin kilogram atalık buğday tohumu dağıttık”
Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığında görev yapan ziraat teknikeri Hakan Haykut, hem kültürel mirası korumak hem de yerel tohum çeşitlerini artırmak amacıyla söz konusu projeyi sürdürdüklerini belirterek, “2020 yılında ilk olarak Silifke’ye bağlı Balandız Mahallesi’nde 13 üretici ile bu programa başladık. 2020-2024 yılları arasında çeşitli mahallelerde programı geliştirerek devam ettik. Son 4 yıl içinde 214 üreticimize toplam 26 bin kilogram atalık buğday tohumu dağıttık. Bu kapsamda dağıtmış olduğumuz tohumlardan, daha sonra Mersinden Kadın Kooperatifi de satın almak suretiyle bölgedeki çiftçilere katkıda bulundu” dedi.
Üreticilerden çok iyi dönüşler aldıklarını da kaydeden Haykut, proje ile Türkiye’de rol model olduklarını ifade ederek, “Antalya ve Adana Büyükşehir Belediyesinden de talepler gelmeye başladı. Tabii ki bu da Başkanımız Vahap Seçer ve eşi Meral Seçer’in sayesinde oldu. Birçok belediye şu anda bizleri örnek alıyor. Biz de tecrübelerimizi aktarıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Belediyenin tarımsal destekleri, insanları üretime teşvik ediyor”
Gülnar Kayrak Pelitpınarı Sulama Kooperatifi Başkan Yardımcısı ve Pelitpınarı Mahalle Muhtarı İsa Şahin, atalık buğday ekim projesine 2 yıldır devam ettiklerini söyledi. İlk yıl 5 kişiyle başladıklarını ve bu yıl 10 kişi olduklarını söyleyen Muhtar Şahin, “Büyükşehir Belediyesinin destekleri, insanları üretime teşvik etti. Tarımsal destekler gerçekten yerinde. Önceden bu tarlalara sadece buğday ve nohut ekilirdi. Şimdi Başkanımız ve kooperatifimizin sayesinde artık çileğimiz, bademimiz, kirazımız var. Yavaş yavaş sulu tarıma geçiyoruz ve bunun devam etmesini istiyoruz” şeklinde konuştu.
Üreticiler, atalık tohumun yaygınlaşmasından ve verilen desteklerden memnun
5 yıl önce küçük bir arazide belediyenin atalık tohum desteğiyle üretime başladıklarını söyleyen üreticilerden Huriye Saz, “Büyükşehir Belediyesi, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin belirlediği fiyatın çok daha üstünde bir fiyatla ürünlerimizi satın alarak bizi destekledi. Şimdi daha büyük arazilerde bu işi yapıyoruz. Atalık tohumun yaygınlaşması bizi çok mutlu ediyor. Modern tohumların genetiğiyle oynandığı için sağlıklı ve lezzetli olmadığını biliyoruz. O yüzden hem daha lezzetli hem daha sağlıklı olan bu buğdayın yaygınlaşmasını istiyoruz. Ayrıca dedelerimizin topraklarını boş bırakmayarak, ülke ekonomisine katkı sunuyor ve üretimi de artırmış oluyoruz” diye konuştu. – MERSİN
]]>KESOB Başkanı Şeyhi Odakır; yaz sezonunda gurbetçilerin de gelmesiyle piyasalarda hareketliliğin başladığını söyledi. Başkan Odakır, “Önümüzde yaz sezonu var. Gurbetçilerimiz de yavaş yavaş gelmeye başladı. Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği olarak her yıl düzenli olarak gurbetçilerimizi havaalanında karşılıyoruz. Gurbetçilerimiz tabi ki şehrimizin ekonomisine bir hareketlilik sağlıyor, canlılık getiriyor. Çünkü geldiklerinde burada düğünler yapılıyor. Düğünün yapılması nedeniyle beyaz eşya, mobilya, sarraflarda hareketlilik yaşanıyor. Onun için gurbetçilerimize sadece yaz sezonunda değil her zaman sahip çıkmamız gerekiyor” dedi.
“Küçük esnafların ayakta kalması lazım”
Vatandaşların alışverişlerini küçük esnaflardan yapmasını tavsiye eden Başkan Odakır; “Vatandaşlarımızın özellikle alışverişlerini küçük esnafımızdan yapmasını istiyorum. Bir bakkalın, kasabın, manavın ayakta kalması lazım. Büyük yerlerden de alışverişler yapılacak ama küçük olmadan büyük olmuyor. Küçük esnafımızın desteklenmesine inanıyorum” ifadelerini kullandı.
“50 bin esnafın 33 bini odamıza kayıtlı”
Kayseri’de sicile kayıtlı 50 bin esnaf ve sanatkarın bulunduğunu aktaran Odakır; “Oda olarak her zaman esnafımızın, sanatkarımızın yanındayız. Şehrimizde şuanda KESOB’a bağlı yaklaşık 33 bin kayıtlı esnafımız var sicile kayıtlı. Yaklaşık maliye kaydı olan 50 binin üzerinde bir esnaf ve sanatkar var. Bunun 17 bininin sicil kaydı yok. Sicile kayıt mecburi olmadığı için kayıt yapılmıyor. Bunların tabi biran önce kayıt altına alınması gerekiyor. Bir sanatkarın işyeri açabilmesi için ustalık belgesinin olması gerekiyor. Bu belgeyi aldıktan sonra maliye kaydı yaptıracak, ardından oda kaydını yaptırması gerekiyor. Vatandaş, kredi gibi resmi bir işi olduğunda oda kaydını yaptırıyor” şeklinde konuştu.
Oda olarak gerçekleştirdikleri projeler hakkında da bilgiler veren Başkan Şeyhi Odakır; Yeşilyurt Oto Sanayi Sitesi’nin ve TOKİ 4. Etap konutlarının bu yıl sonu teslim edeceğini ifade etti. Odakır; “Biraz da oda olarak esnafımızın menfaatine olacak işler yapmamız gerekiyor. Oda olarak site çalışmalarına devam ediyoruz. İnşallah Sanayi Bakanlığı destekli Yeşilyurt Oto Sanayi Sitemiz bu yılın sonunda teslim olacak. Cumhurbaşkanımıza, bakanlarımıza ve milletvekillerimize teşekkür ediyorum. Bu sanayi sitesi tamamen Sanayi Bakanlığı desteğiyle yürüyor. Yüzde 60’ı bakanlık desteği, yüzde 40’ını üyelerden alıyoruz. 2 yıl ödemesiz, 11 yıl vade yüzde 2 faizli bir kredi kullanıyoruz. Derler ya; ‘Baba oğula vermez’ böyle bir kredi yok. İnşallah sanayi sitesini bu yılın sonuna bitireceğiz. Konut olarak 1., 2., 3. Etap’ları teslim ettik, 4. Etap’ta da 1 ay sonra inşallah kuralar çekilecek. Bu yılın sonuna da konutlarımızı teslim edeceğiz” dedi.
Oto esnafına elektrikli araçlar ile ilgili eğitim de vereceklerini sözlerine ekleyen KESOB Başkanı Şeyhi Odakır; “Oda olarak bir projemiz daha var. Oto esnafına elektrikli araçlarla ilgili eğitim vereceğiz. Bu proje kalkınma ajansı ile birlikte yapıldı. Tamamen KESOB’un projesidir, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve İŞKUR destek veriyor. Teknoloji ve Sanayi Bakanlığı projeyi kabul etti, 12 milyon TL’lik, 18 ay sürecek bir proje. Burada elektrikli araçlarla ilgili esnaf ve sanatkarımızı komple eğitimden geçireceğiz” diye konuştu. – KAYSERİ
]]>Hepsiburada, Dünya KOBİ Günü’nde e-ticareti büyütecek anahtar teslim çözümlerini ve Hepsiburada İş Ortağım platformu üzerinden KOBİ’lere sunduğu destekleri tanıtarak, platforma eklenen yeni özellikleri paylaştı. Hepsiburada’nın KOBİ’ler için dijitalleşme desteği sağlayarak yerli üreticilerin ve KOBİ’lerin ürünlerini Türkiye ve dünyayla buluşturduğunu belirten Hepsiburada Ticari Grup Başkanı Ender Özgün, “Hepsiburada İş Ortağım portalındaki dönüşüm sayesinde, e-ticarete başlamak isteyen bir işletmenin 3 saat içerisinde ilk satışını yapabilmesine olanak sağlayacağız. Bu sayede önümüzdeki bir yıl içinde 100 bin işletmeyi e-ticarete taşımayı hedefliyoruz. Amacımız ticaretin dijitalleşmesine liderlik etmek. Sahip olduğumuz teknolojik yetkinlikleri ve 25 seneye yakın tecrübeyi Türkiye’nin KOBİ’lerini dijitale taşımak için kullanmaya hazırız” dedi.
Hepsiburada ekosistemiyle bugüne kadar 400 bin işletmeyi e-ticaretle tanıştırdıklarını ve 5 milyon kişinin istihdamına katkı sağladıklarını aktaran Özgün, “Hepsiburada olarak, lojistik, reklam ve finansal teknoloji çözümlerinin yanı sıra Hepsiburada İş Ortağım Platformu ile KOBİ’lerin e-ticarete giriş bariyerlerini ortadan kaldırmayı ve e-ticaretteki başarılarını artırmayı amaçlıyoruz. Anahtar teslimi çözümlerimizle Türkiye’nin KOBİ’lerini e-ticaretle tanıştırıyor, onları büyütüyor ve isterlerse e-ihracatla yurt dışına taşıyoruz” diye konuştu.
ÖZGÜN: SATIŞLARIN YÜZDE 68’İ PAZARYERİNDEN GELİYOR”
Hepsiburada’nın ilk çeyrekte bir önceki yılın birinci çeyreğine oranla sipariş adedinde yüzde 22, toplam satış hacminde ise yüzde 138 oranında büyüdüğünü ve satışların yüzde 68’inin pazaryerinden geldiğini belirten Özgün şöyle devam etti:
“Dünya KOBİ Günü vesilesiyle, Türkiye’nin dört bir yanındaki küçük ve orta ölçekli işletmelerimizin başarılarını ve ekonomimize kattıkları değeri kutluyoruz. Hepsiburada olarak, KOBİ’lerin dijital dünyada büyümelerine ve gelişmelerine destek olmayı sürdürüyoruz. İnovasyon ve dijital dönüşüm yolculuğunda KOBİ’lerin yanında yer alarak, onların rekabet gücünü artırmalarına ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmelerine katkıda bulunmaktan gurur duyuyoruz. Tüm KOBİ’lerimizin Dünya KOBİ Günü’nü en içten dileklerimizle bir kez daha kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz.”
“FARKLI MEDYA KANALLARINDA REKLAM ÇÖZÜMLERİ SUNARAK, KOBİ’LERİN GENİŞ BİR PAZARLAMA YELPAZESİNE ERİŞİMİNİ SAĞLIYORUZ”
İşlerini büyütmek isteyen işletmelerin en önemli ihtiyacının doğru kitleye erişim olduğunu vurgulayan Özgün, “Yapay zekaya dayalı reklam çözümleri geliştiren HepsiAds ile iş ortaklarımıza dijital pazarlama stratejileri sunuyoruz. Farklı medya kanallarında reklam çözümleri sunarak, KOBİ’lerin geniş bir pazarlama yelpazesine erişimini sağlıyoruz, ürün ve mağaza görünürlüğünü artırıyoruz. Kişiselleştirilmiş pazarlama stratejileri, influencer iş birlikleri ve ürün tanıtımları gibi çeşitli reklam hizmetleriyle, müşteri erişimi ve satış artışı elde etmelerini hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.
Satışların devamlılığında müşteri memnuniyetinin önemini de hatırlatan Özgün, “Hızlı ve sorunsuz bir kargo süreci, e-ticarette müşteri deneyiminin en önemli unsurlarından biri. İş ortaklarımızın ürünlerini HepsiJet ile 81 ile taşıyarak pürüzsüz bir kargo denetimi sunuyoruz. Bugün Hepsijet satın alınan ürünlerin yüzde 82’sini ertesi gün teslim ediyor. Ayrıca HepsiJet ile anlaşmalı kargo fiyat avantajlarına ve rekabetçi teslimat seçeneklerine sahip oluyorlar. Böylece hem zamandan hem de maliyetten tasarruf etmelerini sağlıyoruz” diye konuştu.
Müşterilerine ve iş ortaklarına sundukları yeni nesil ödeme çözümlerine de değinen Özgün, “Hepsipay ile iş ortaklarımıza ödeme ve vadelendirme hizmetleri sunarak satış süreçlerini hızlandırıyor ve kolaylaştırıyoruz. E-ticarete yeni adım atan işletmelere hızlı ve güvenli bir ödeme geçidi sunarak dijitalleşme sürecinin en önemli adımlarından birinde uçtan uca destek oluyoruz” dedi.
HEPSİBURADA İŞ ORTAĞIM PROJESİYLE SATICILARA DESTEK VERİYOR
Hepsiburada, Nisan ayında başlattığı yeni programla, İş Ortağım platformuna katılan satıcılara yüzde 60’a varan komisyon indirimleri, 1.000 TL HepsiAds reklam bakiyesi ve 29,99 TL’den başlayan avantajlı kargo fiyatları sunuyor. Ayrıca, satıcılar 5 bin lira değerinde alışveriş kuponu kazanabiliyor. Bugüne kadar Hepsiglobal ile 10 bin işletmeyi e-ihracata açan Hepsiburada, özellikle kadın girişimciler için özel bir program yürüterek, kadınların ekonomideki yerini güçlendirmeyi de hedefliyor.
Hepsiburada üzerinden satış yaparak işlerini e-ticarete taşıyan dört işletme, İş Ortağım platformunun e-ticaret performanslarına katkısını anlattı.
TAVŞANCI: HEPSİBURADA LİMİTİ İLE SATIŞLAR YÜZDE 40 ARTTI
Kıyafet tasarlayıp Hepsiburada’da satış yapan Yaşar Tavşancı, “Hepsiburada’nın sunduğu şimdi al, sonra öde çözümü olan Hepsiburada Limiti sayesinde satışlarımızda yüzde 40’lık bir artış sağlamayı başardık. Yine Hepsiburada tarafından sağlanan influencer desteği de satışlarımızın artmasında önemli bir faktör oldu. Hepsijet’in hızlı teslimat ve bilgilendirme hizmetleri de müşteri memnuniyetlerinin artmasına büyük katkı sağladı” dedi.
VAROL: HEPSİJET’LE SİPARİŞLERİMİZİN TAMAMINA YAKINI ERTESİ GÜN TESLİM EDİLİYOR
Oteller için havlu, nevresim, çarşaf, yastık ve yorgan gibi ürünler üreten bir tekstil mağazasının yöneticisi Yaşar Varol, “HepsiJet’le siparişlerimizin tamamına yakını ertesi gün teslim edildiği için müşteri memnuniyetini üst düzeyde tutuyoruz. Bu da satışlarımızı artırıyor. Satışlarımızın artışında yine Hepsiburada’nın işletmelere özel sunduğu influencer desteği de önemli rol oynuyor” diye konuştu.
BULAN: AYDA 3 ADEDE KADAR DÜŞEN SİPARİŞİM GÜNDE 100’E YÜKSELDİ
Beş kuşaktır zeytin üreticisi bir aileden gelen Cansu Bulan’ın kurduğu zeytin markası da Hepsiburada’nın Girişimci Kadınlara Teknoloji Gücü programı desteklerinden ve yerli üreticilerin satış hacmini artırmaya yönelik HepsiTürkiye’den programlarından yararlanan markalar arasında yer alıyor. Cansu Bulan, Hepsiburada ile iş ortaklığının markasına katkılarını şöyle ifade etti:
“Hamilelik sürecinde mağazamla ilgilenememiştim ve siparişlerim çok düşmüştü. İşin e-ticaret ayağını yeniden güçlendirmek istediğim noktada Hepsiburada yetkilileriyle görüştüm. Girişimci Kadınlara Teknoloji Gücü programı kapsamında yüzde 50 komisyon indiriminden yararlanmamı sağlayarak bana destek oldular. Efsane Kasım dönemindeki kampanya katılımımız sayesinde de ayda 3 adede kadar düşen siparişim günde 100’e yükseldi.”
AL: ABD’DEN KORE’YE HEPSİBURADA’NIN İŞ ORTAKLARININ SOFRASINDA YER ALDIK
Bahar Alan tarafından 2017 yılında Ayvalık’ta kurulan gıda markasının Fabrika Müdürü Mustafa Al Hepsiburada’daki yolculuğu ile ilgili şöyle konuştu:
“Bir yandan butik kalmayı önemseyen, diğer yandan dünya liginde yarışan ve dünyanın en iyi 4 markasından biri olan markamıza ait yüksek besin (polifenol) değerli ürünlerimizi, kaliteli ve sağlıklı gıdaya önem veren bir markayız. Sağlıklı yaşamı hayatının vazgeçilmez bir parçası haline getirmeye çalışan Türk tüketiciyle buluşturmak isteyen bir markayız. Hepsiburada’daki e-ticaret serüvenimiz de bu amaç doğrultusunda Girişimci Kadınlara Teknoloji Gücü ve HepsiTürkiye’den programlarından yararlanarak başladı. Sadece komisyon indirimlerinin değil, HepsiAds reklam bakiyesi desteğinin, Efsane Kasım kampanyasının büyük faydasını gördük. Reklamlarla platform içinde görünürlüğümüzü artırarak binden fazla takipçiye, çok sayıda beğeni ve yoruma ulaştık. Tüm bunların satışlarımıza faydasını da doğrudan deneyimledik. Hepsiburada’daki kampanya dönemlerinde satışlarımızı yüzde 50’ye kadar arttırdık. Aynı zamanda Hepsiburada’nın ABD’den Kore’ye kadar iş ortaklarına sunduğu hediyeler arasında yer almak da bizim için son derece onur vericiydi.”
]]>İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’ndeki program Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ile Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katılımlarıyla gerçekleştirildi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından “Anadolu’daki Bereket, Birikim ve Beceri” mottosuyla hayata geçirilen proje, Kalkınma Ajansları ve Bölge Kalkınma İdareleri aracılığıyla yürütülecek.
Emine Erdoğan, program öncesinde, beraberindekilerle el dokuması kumaşlar, halılar, takılar, doğal kokular, aksesuarlar ve gıdaların sergilendiği “Anadoludakiler” sergisini gezdi, Kalkınma Ajansları Genel Müdürü Ahmet Şimşek ile stant yetkililerinden ürünler hakkında bilgi aldı. Emine Erdoğan ayrıca, sergi gezisi sırasında davetliler, stant görevlileri ve basın mensuplarıyla fotoğraf çektirdi.
Emine Erdoğan, bakır ürünlerin yer aldığı stantta, bakır kaseye vurarak işleme yaptı.
Sanatçı Özhan Eren’in türkü söyletisi ile “Anadoludakiler” grubunun dans gösterisiyle başlayan programda, projenin tanıtım videosu izletildi.
Programın açılış konuşmasını yapan Kalkınma Ajansları Genel Müdürü Ahmet Şimşek, (SOGEP)-Anadoludakiler programının içeriğine ilişkin bilgilendirmelerde bulundu.
Programda konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır da, “Binlerce yıldır medeniyetlere ev sahipliği yapmış, uygarlıkların beşiği, tarih ve kültür hazinesi Anadolu, zenginliklerinin, bizleri birleştiren harcımızdır. Bolluğun ve bereketin coğrafyası Anadolu, jeostratejik konumuyla, yer altı ve yer üstü kaynaklarıyla, havasıyla, suyuyla, bizi biz yapan eşsiz sevdamızdır. Bire bin veren bereketli topraklarıyla, bin bir çeşit çiçeğin açtığı kadim mirasımızdır” dedi.
“21 Coğrafi işaretli ürün Avrupa Birliği nezdinde tescil edildi”
Kacır, bugün itibarıyla tescilli 1597 coğrafi işaret ve geleneksel ürüne sahip olduklarını ifade ederek, “Zengin kültür ve tarım mirasımızın temsilcisi coğrafi işaretli ürünlerimiz, uluslararası sahada da kalitesini ve özgünlüğünü kanıtlıyor. Gaziantep baklavasından Aydın incirine, Malatya kayısısından Milas zeytinyağına, Giresun tombul fındığından Antakya künefesine, Ayaş domatesinden Maraş tarhanasına kadar 21 coğrafi işaretli ürünümüzü Avrupa Birliği nezdinde de tescil ederek bu ürünlerimizin uluslararası tanınırlığına ve korunmasına katkı sağladık” şeklinde konuştu.
Kalkınma Ajansları eliyle sürdürülebilir kalkınma hedeflerine yönelik yaklaşık 26 bin projeye 75 milyar liranın üzerinde destek verdiklerini hatırlatan Kacır, “Yararlanıcıların eş finansmanı ile birlikte 126,5 milyar liralık yatırım hacmi oluşturduk. Yine son 5 yılda tamamı hibe olan, 344 milyon avro uluslararası kaynağı yerel kalkınma amaçlı projeler için şehirlerimize sunduk. 2014’ten bu yana GAP, DAP, KOP ve DOKAP Bölge Kalkınma İdarelerimizle başta tarım ve sulama olmak üzere, kültür, sosyal içerme, turizm, kırsal kalkınma ve enerji alanlarında 4 bin 750 projeye 32,6 milyar lira destek sağladık” ifadelerini kullandı.
Kacır, Anadoldakiler Destek Programına ilişkin de açıklamalarda bulunarak, “Bugün bu kıymetli buluşmada sizlerle bir müjdeyi de paylaşmak isterim. ‘Anadoludakiler’ hareketimiz kapsamında, 81 ilimizin tamamında, Kalkınma Ajanslarımız ve GAP Bölge Kalkınma İdaremiz tarafından yerel üretim ve kalkınmaya yönelik Anadoludakiler Destek Programı’nı bugün itibarıyla başlatıyoruz. Kriterlerimiz çerçevesinde projeleri başarılı olan girişimcilerimizi, kooperatiflerimizi, usta ve zanaatkarlarımızı bu program ile destekleyeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, ‘Yerel Kalkınma Hamlesi’ vizyonumuz doğrultusunda, yerel üretim değerlerimizi yenilikle buluşturan, geleneksel değerlerden beslenen, sanayi ve teknolojiden güç alan bir yerel kalkınma modelini adım adım hayata geçireceğiz. Yerel üreticilerin geleneksel bilgi ve becerilerini modern teknolojiyle harmanlayarak, bir taraftan ürün kalitesini geliştirirken diğer yandan üretim kapasitesini artırmaya devam edeceğiz. Bölgesel potansiyelleri keşfederken, yerel ekonomilerimizi canlandıracağız. Bölgeler arasındaki eşitsizliği azaltırken, her kesimden insanımızın yaşam kalitesini yükselterek topyekün kalkınmayı tesis edeceğiz” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ise yaptığı konuşmada, “Bu projeyle Anadolu’muzun yerel ve geleneksel ürünlerini tanıtmayı, yeniliklerle günümüze taşımayı, vatandaşlarımız ve tüm insanlığın istifadesine sunmayı amaçlıyoruz. Aynı zamanda, yerel ürünlerimizi markalaştırarak ve küresel pazarlara taşıyarak ulusal kalkınmayı desteklemeyi hedefliyoruz. İnanıyorum ki bu anlamlı projenin her bir destekçisi, insanlığın asırlardır ilmek ilmek dokuduğu Anadolu medeniyeti kumaşına, kendi ipliğinden bir düğüm atacak, yaşatmak istediğimiz mirası daha güçlü bir şekilde geleceğe taşıyacaktır. Bizi biz yapan Anadolu, toprakla buluşarak berekete, soframıza erişerek birikime, kalbimizden dökülerek beceriye dönüşür” ifadelerini kullandı.
Emine Erdoğan, modern iletişim teknolojilerinin tüketim merkezli, haz ve hız odaklı bir yaşamın aracı haline gelirken dünyayı kültürel bir kuraklığa sürüklediğini vurgulayarak, “Buradan, kendi alanlarında uzman sanatçılarımıza, şeflerimize, tasarımcılarımıza, kamuoyu önüne çıkmış tanınmış isimlerimize seslenmek istiyorum. Hepiniz bir mesajın taşıyıcısı, bir temsiliyet merkezi, adeta modern birer hikaye anlatıcılarısınız. Tükenmez içeriği ve başka yerde bulunmaz zenginliğiyle Anadolu, en değerli mesajınız, anlattığınız en özel hikayeniz olsun. Her birinizin, ‘Anadoludakiler’ projesinin dijital kültür elçileri haline gelmesini, birikim ve becerilerinizle yerel girişimlere yol göstermenizi temenni ediyorum” şeklinde konuştu.
Bakan Kacır, Emine Erdoğan’a Kütahya çinisinden yapılan tabloyu takdim etti.
Moderatörlüğünü Danilo Zanna’nın yaptığı, şef, seyyah ve araştırmacı Ömür Akkor, Talip Murat Kolbaşı ve tasarımcı Dilek Hanif’in konuşmacı olduğu panelin de yer aldığı programda, sanatçı Fırat Neziroğlu atölye çalışması yaptı.
“Anadoludakiler” projesiyle, toprakların tarımsal bereketinin, mutfak kültürünün kilerleri dolduran birikiminin, zanaatkarların becerilerinin çeşitliliğinin ve zenginliğinin hikayelerle görünür kılınıp, girişimciler ve kooperatifler için yenilikçi girişim fırsatlarını ortaya çıkarmanın yanı sıra yerel ve bölgesel kalkınmanın desteklenmesi hedefleniyor.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 2024 yılında ülke genelinde yürütülecek olan “SOGEP-Anadoludakiler” Programı’na ilişkin proje teklif çağrısı başladı. Proje teklif çağrıları Kalkınma Ajansları ile Bölge Kalkınma İdarelerinin web sayfalarında ilan edildi. – MALATYA
]]>Emine Erdoğan, “Anadoludakiler” projesinin tanıtım programında yaptığı konuşmada, bugün toprağın bereketini, mutfak kültürünün birikimini, usta ellerin becerisini yeniden keşfetmek ve yaşadıkları dünyanın istifadesine sunmak amacıyla bir arada olduklarını söyledi. Şair Edip Cansever’in “İnsan yaşadığı yere benzer. O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer” mısralarını aktaran Erdoğan, “Biz, bu toprağın insanları, hepimiz Anadolu’ya benzeriz. Büyüklerimizin anlattığı
hikayelerin irfanıyla ruhlarımız mayalanır. Buğdayın rengi tenimize işler, dumanlı dağların, reyhan ve kekiğin, Fırat ve Dicle’nin kokusu üzerimize siner. Bizi biz yapan Anadolu, toprakla buluşarak berekete, soframıza erişerek birikime, kalbimizden dökülerek beceriye dönüşür” diye konuştu.
Emine Erdoğan, medeniyetler beşiği bu toprakların insanlığın ilk ana yurdu, keşiflerin coğrafyası olduğunu, tarihte ilklerin ve teklerin burada yaşandığını kaydetti. Bilinen ilk parşömenin Bergama’da üretilmesinin, ilk resmin Çatalhöyük’te çizilmesinin, ilk tohumun Mezopotamya’da atılmasının, ilk masalın Anadolu’da anlatılmasının tarihteki bu ilklere verilecek örneklerden yalnızca birkaçı olduğuna dikkati çeken Erdoğan, asırlardan bugüne ulaşmayı başarmış Anadolu’nun eşsiz hazinelerinin varisleri tarafından yeniden keşfedilmeyi beklediğini bildirdi.
“Sanayi ve teknolojiden güç alan bir yerel kalkınma modelini adım adım hayata geçirme kararlılığına sahibiz”
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ise konuşmasında, “Bizler de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak Cumhuriyetimizin ikinci asrında, ‘Türkiye Yüzyılı’na yelken açarken Anadolu’da bin yıldır sürdürdüğümüz merhamet ve adalet medeniyetinin maddi ve manevi tüm unsurlarını ihya ve yeniden inşa etmek adına kolları sıvadık. Dünyada eşi benzeri olmayan bu kıymetli zenginliğimizi yerel kalkınmamızın temel taşı olarak görüyoruz. Bugüne kadar dezavantajlı vatandaşlarımızı ekonomik hayata kazandıran Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı, ülke sathında yeni çekim merkezleri oluşturan Cazibe Merkezlerini Destekleme Programı, hizmet ve üretim üssü şehirlerimize uluslararası alanda rekabet gücü kazandıran Üreten Şehirler Programı, genç istihdamını güçlendiren Çalışan ve Üreten Gençler Programı gibi farklı destek mekanizmalarını hayata geçirerek Kalkınma Ajanslarımız eliyle sürdürülebilir kalkınma hedeflerimize yönelik yaklaşık 26 bin projeye 75,5 milyar lira destek verdik. Bugün bu kıymetli buluşmada sizlerle bir müjdeyi de paylaşmak isterim. ‘Anadoludakiler’ hareketimiz kapsamında 81 ilimizin tamamında Kalkınma Ajanslarımız ve GAP Bölge Kalkınma İdaremiz tarafından yerel üretim ve kalkınmaya yönelik Anadoludakiler Destek Programı’nı bugün ilan ediyoruz. Kriterlerimiz çerçevesinde projeleri başarılı olan girişimcilerimizi, kooperatiflerimizi, usta ve zanaatkarlarımızı bu program ile destekleyeceğiz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ‘Yerel Kalkınma Hamlesi’ vizyonumuz doğrultusunda yerel üretim değerlerimizi yenilikle buluşturan, geleneksel değerlerden beslenen, sanayi ve teknolojiden güç alan bir yerel kalkınma modelini adım adım hayata geçirme kararlılığına sahibiz” dedi.
Batı Akdeniz Bölgesi’nden de birçok ürünün yer aldığı sergide Antalya ilinden Söğle peyniri, Döşemealtı halısı, Alanya koza ipeği çiçeği, ekşili erik tarhana, Barak kilimi, su kabağı sanatı; Isparta ilinden gül suyu, minyatür Isparta halısı, Yalvaç keçesi tanıtılırken, Burdur ilinden ise sipsi, Tefenni ve Karamanlı rezeneleri ve Burdur ceviz ezmesi tanıtıldı.
SOGEP-Anadoludakiler Proje Teklif Çağrısı ilan edildi
Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı tarafından yapılan açıklamada, “Antalya, Burdur ve Isparta illerinden program kapsamında başvuru yapacakların SOGEP– Anadoludakiler programına ilişkin projelerinin bilgi formu, bütçe ve iş planını hazırlamaları ve bu dokümanları BAKA (Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı) ile paylaşmaları beklenmektedir. Projeye ilişkin olarak Proje Bilgi Formu, Proje Bütçesi ve İş Planı’nın 19.07.2024 (Cuma) tarihine kadar sogep@baka.gov.tr adresine e-posta ile gönderilmesi gerekmektedir. Uygun bulunan projeler nihai başvuru aşamasına alınacak olup bu noktadan sonra proje geliştirme çalışmaları doğrudan Ajans koordinasyonunda yapılacaktır. Detaylı bilgi için baka.gov.tr web sitesini ziyaret edebilirsiniz” denildi.
Anadoludakiler Platformu ile toprakların zenginliğini dijital platformda paylaşarak yerel üreticilerin desteklenmesi, geleneksel kültürün yaşatılması ve yerel potansiyellerin keşfedilmesi amaçlanıyor. Uygulandığı illerde yerel dinamikleri harekete geçirerek yoksulluk, göç ve kentleşmeden kaynaklanan sosyal sorunları gidermek, değişen sosyal yapının ortaya çıkardığı ihtiyaçlara karşılık vermek, toplumun dezavantajlı kesimlerinin ekonomik ve sosyal hayata daha aktif katılmalarını sağlamayı amaçlayan program ile yerel değerlerin katma değerli hale gelmesi hedefleniyor. – ANTALYA
]]>Özenç KILIÇ/ TİCARET Bakanlığı, otomotiv ticaretinde 6 ay 6 bin kilometre ve ilan kısıtlaması düzenlemesinin 1 Ocak 2025’e kadar uzatıldığını açıkladı. Pandemi sürecinde otomotivin yatırım aracı haline geldiğini belirterek, sıfır araç ile ikinci el araç arasında fiyat marjı oluşmasına vurgu yapan İstanbul Motorlu Araç Satıcıları Derneği Başkanı Hayrettin Ertemel uygulamanın uzatılmasıyla ilgili, “Düzenleme tekrar bir 6 ay uzatılarak belki de şu anda o süreçte enflasyonu ciddi manada körükleyen araç fiyatlarının, tekrar frenlenmesi anlamında olumlu olacaktır diye düşünüyoruz” dedi.
Ticaret Bakanlığı, otomotiv ticaretinde uygulanan 6 ay 6 bin kilometre ve ilan kısıtlaması uygulamasının 1 Ocak 2025’e kadar uzatıldığını açıkladı. Bakanlıktan yapılan açıklama ile düzenlemeye uymayan otomobil yetkili bayileri ile oto galerilere bugüne kadar yaklaşık 52 milyon lira, ilan kısıtlamasına aykırı hareket edenlere ise yaklaşık 90 milyon lira idari para cezası uygulandığı belirtildi. Açıklamada düzenlemenin, fiyat istikrarı, sıfır araçlara ulaşımın kolaylaştırılması, haksız kazançla mücadele ve stokçuluk ile mücadeledeki önemine vurgu yapıldı. İstanbul Motorlu Araç Satıcıları (İMAS) Derneği Başkanı Hayrettin Ertemel, düzenlemenin uzatılmasını ve sektöre etkilerini yorumladı.
“BAKANLIĞIMIZIN GÖRÜŞÜ TEKRAR BU ARAÇ PİYASASINDA YAŞANAN DALGALANMANIN OLUŞMAMASI”
Otomotivin pandemi sürecinde bir yatırım aracı haline geldiğini belirten Ertemel, “İkinci el fiyatları sıfır araç fiyatlarını geçmişti ve bakanlığımız bununla alakalı 6 ay ve 6 bin sınırlaması getirmişti. Bu bir 6 ay daha uzatıldı. Burada bakanlığımızın görüşü araç piyasasında yaşanan dalgalanmanın tekrar oluşmaması” dedi.
“FİYATLAR 7-8 AYDAN BERİ TEDBİRLERLE DURDU”
Ertemel, “Fiyatlar bildiğiniz gibi 7-8 aydan beri alınan tedbirlerle ciddi manada hem durdu hem de araca erişim konusunda hiçbir problem kalmadı. Tekrar bu kaosun yaşanmaması anlamında bakanlığımız böyle bir karar aldı” diye konuştu.
“CİDDİ CEZALAR UYGULANIYOR”
Ertemel, “Bildiğiniz gibi o süreçlerde kayıt dışı diye tabir ettiğimiz birçok kişi işi bu olmadığı halde araç alım satımı üzerinden ciddi manada haksız kazanç elde ettiler. Bakanlığımız da bunlarla ilgili ciddi yaptırımlar uyguluyor. Noterlik bilgi sistemlerinden kimin ne kadar araç alıp sattığı şu an hala tespit ediliyor. Bunlara ciddi cezalar uygulanıyor. Bizim tavsiyemiz hiçbir zaman yetki belgesi olmayan kişilerin alım satım yapmasını tavsiye etmiyoruz” şeklinde konuştu.
“ARAÇ FİYATLARININ FRENLENMESİ KONUSUNDA OLUMLU OLACAKTIR”
Ertemel, “Bizim isteğimiz ve beklentimiz şuydu pandemi öncesi olduğu gibi, tüketicinin sıfır araca erişim konusunda sıkıntı yaşamaması. Sıfır araçla ikinci el arasında da belirli bir marjın oluşmasıydı. Alınan tedbirlerle şu anda bu sağlanmış durumda. Tekrar bir 6 ay uzatılarak belki de şu anda o süreçte enflasyonu ciddi manada körükleyen araç fiyatlarının tekrar frenlenmesi anlamında olumlu olacaktır diye düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
“SIFIR ARAÇLAR ÖNE SÜRÜLDÜ ÖNEMLİ BİR DURGUNLUK VAR”
Galerici Şahin Aldağ ise, “Şu anda bayilerde sıfır araçlar öne sürüldüğü için ikinci el araçlarda önemli de bir durgunluk var. Biz halkın güzel araçlara binmesini, herkesin araç sahibi olmasını isteriz. Tabi galericileri de, esnafı da düşünmek lazım, süreç nasıl ilerler bilmiyorum ama fiyatlarda düşüş ve önemli bir durgunluk var. Bayilerde sıfır araç konusunda önemli bir rekabet var şu anda” dedi.
]]>
SANAYİ ve Teknoloji Bakanlığı tarafından otomotiv sektöründe sıfır araç satışlarında 7 Temmuz’da uygulanacak ve araçlarda daha önce opsiyonel olarak sunulan çarpışma önleyici, yorgunluk algılama sistemi, acil durum frenleme asistanı gibi güvenlik sistemlerinin; zorunlu ve standart olarak yer almasını sağlayacak Genel Güvenlik Yönetmeliği’nin 31 Ağustos’a ertelendiği açıklandı. Kararın, piyasaya ve bayi stoklarındaki yönetmeliğe uygun olmayan araçlara olası etkilerini yorumlayan İstanbul Motorlu Araç Satıcıları Derneği Başkanı Hayrettin Ertemel, “Zaten bayiler ellerinde olan bu araçlarla ilgili yaklaşık 2 aydır ciddi kampanyalar düzenlemekte. Fakat bu araçların adedi de her geçen gün azalıyor. Bu süre içerisinde bu tip araçların tamamen tüketileceğini öngörüyoruz” dedi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın otomotiv sektörüne yönelik Genel Güvenlik Yönetmeliği’nin (GSR) uygulama tarihi 7 Temmuz 2024’ten, 31 Ağustos 2024 tarihine ertelendi. Sıfır araçlarda daha önce opsiyonel olarak bulunan çarpışma önleyici, yorgunluk algılama sistemi, acil durum frenleme asistanı, şerit takip sistemi, geri görüş kamerası, kör nokta uyarıları gibi sistemlerin standart hale geleceği yönetmeliğin ertelenmesiyle, yönetmeliğe uygun olmayan bazı araçların bir süre daha mevcut uygulamalar kapsamında satışına devam edileceği öğrenildi. İstanbul Motorlu Araç Satıcıları Derneği Başkanı Hayrettin Ertemel, donanımsız araçlarla ilgili stok durumunu ve ertelemenin piyasaya etkilerini değerlendirdi. Ertelemenin yalnızca ulusal tip onayı ile üretilen araçları kapsadığına dikkat çeken Ertemel, çok satılan bu araçlarla ilgili indirimlerin sürdüğünü belirterek, uygulama başlangıcına kadar stoklardaki benzer araçların tükeneceğini düşündüklerini ifade etti.
“DİĞER ARAÇLARDA 7 TEMMUZ’DA HAYATA GEÇİYOR”
Ertemel, “7 Temmuz’da GSR yönetmeliği hayata geçecek. Bu yönetmeliğin içinde bildiğiniz gibi araçlarda opsiyonel olan bazı aksesuarların standart hale gelmesi, örnek vermek gerekirse; geri dönüş kamerası, çarpışma önleyici gibi aksesuarları sayabiliriz. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bu yönetmeliğin 2 ay ertelendiğini duyurdu. Burada önemli bir ayrıntı var, bu erteleme ulusal tip diye tabir ettiğimiz Türkiye’de üretilen yerli araçlarda oldu. Çünkü, AB müktesebatına göre 7 Temmuz’da tüm ülkeler bu GSR yönetmeliğini hayata geçirmek durumunda. Bunun için özellikle belirtmek istiyorum; yerli üretim dediğimiz bazı marka ve modellerde bu erteleme gerçekleşiyor, diğer araçlarda 7 Temmuz’da hayata geçiyor” dedi.
“İTHAL EDİLEN ARAÇLARIN ÇOĞUNDA BU YÖNETMELİĞE UYGUN ARAÇLAR GELDİ”
Ertemel, “Yurtdışından ithal edilen araçların çoğunda bu yönetmeliğe uygun araçlar geldi. Bizim ürettiğimiz bazı araçlarda, marka ve modellerde bu aksesuarlar yoktu. Onlar da 31 Ağustos’tan itibaren bu aksesuarları kullanmak zorunda kalacaklar” şeklinde konuştu.
“BU YÖNETMELİKTEN SONRA BİR FİYAT ARTIŞI ÖNGÖRMÜYORUZ”
Ertemel, “Bunun piyasaya yansıması nasıl olur derseniz, şu anda otomotiv fiyatları yatay bir seviyede. Biz tekrar bu yönetmelik hayata geçtikten sonra bir fiyat artışı öngörmüyoruz. Bunun yansımaları fiyatsal anlamda 2025’in ilk çeyreğinde olacağını öngörüyoruz. İkinci el otomotivde de fiyatlar yatay seviyede, artmıyor. Son tüketici için bunun fırsata çevrilmesinde fayda olduğunu düşünüyoruz” dedi.
“BU SÜRE İÇERİSİNDE ARAÇLARIN TAMAMEN TÜKETİLECEĞİNİ ÖNGÖRÜYORUZ”
Ertemel, “Zaten bayiler ellerinde olan bu araçlarla ilgili yaklaşık 2 aydır ciddi kampanyalar düzenlemekte. Fakat bu araçların adedi de her geçen gün azalıyor. Bu süre içerisinde bu araçların tamamen tüketileceğini öngörüyoruz. Fiyatlarda o anlamda çok fazla düşüş olmaz, gerekli düşüşler şu an yapılmış durumda. Son 6-7 aya baktığımızda fiyatları artmayan tek ürün de herhalde otomotivdir şu anda” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE’DE ÜRETİLEN YEDEK PARÇA STOĞUNUN ERİTİLMESİYLE ALAKALI”
Erteleme kapsamındaki araçlara değinen Ertemel, “Bunlar çok satılan araçlar, o araçlarla ilgili 1-2 ay uzatılma yapıldı. Burada da Türkiye’de üretilen mevcutta olan yedek parça stoğunun eritilmesiyle alakalı önemli bir karar olduğunu düşünüyoruz” dedi.
]]>
TÜRKİYE İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2024 Mayıs ayında 2’nci el otomobil satışları, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 20,62 düşüşle 741 bin 828’den 588 bin 886’ya geriledi. Motorlu Araç Satıcıları Federasyonu Genel Başkanı Aydın Erkoç, “TÜİK verilerine göre, geçen yılın ocak-mayıs döneminde 3 milyon 335 bin 221 adet olarak gerçekleşen 2’nci el otomobil pazarı, bu yılın aynı döneminde yüzde 16,38 oranında gerileyerek 2 milyon 789 bin 45 adet olarak gerçekleşti. Otomotiv piyasasındaki performans kaybı gün geçtikçe belirginleşiyor” dedi.
Türkiye’de 2024 Mayıs ayında 2’nci el otomobil satışları yüzde 20,62 geriledi. TÜİK verilerine göre; 2023’ün mayıs ayında 741 bin 828 olan 2’inci el otomobil satışı, bu yılın aynı ayında yüzde 20,62 düşüşle 588 bin 886 adet oldu. 2’nci elde tüm taşıtların toplam satışı da aynı dönemde 1 milyon 104 bin 572’den, 920 bin 604’e düştü. Otobüs ve motosiklet satışlarında mayıs ayında bir miktar atış olurken; diğer tüm motorlu kara taşıtları satışlarında azalma görüldü. Buna göre; 15 bin 468 minibüs, 4 bin 259 otobüs, 142 bin 796 kamyonet, 18 bin 607 kamyon, 120 bin 420 motosiklet, 1830 özel amaçlı taşıt ve 28 bin 338 traktör satıldı.
5 AYLIK DÖNEMDE YÜZDE 16 DÜŞÜŞ
Motorlu Araç Satıcıları Federasyonu Genel Başkanı Aydın Erkoç, “TÜİK verilerine göre, geçen yılın ocak-mayıs döneminde 3 milyon 335 bin 221 adet olarak gerçekleşen 2’nci el otomobil pazarı, bu yılın aynı döneminde yüzde 16,38 oranında gerileyerek 2 milyon 789 bin 45 adet olarak gerçekleşti. Otomotiv piyasasındaki performans kaybı gün geçtikçe belirginleşiyor. Türkiye’de yaklaşık 70 bin motorlu araç satıcısı var. Bunlar şahıslardan aldığı araçları üzerine çok cüzi bir kar koyup öyle satıyorlar. Bankaların faiz oranlarını yükseltip, kredilendirmeyi düşürmelerinden dolayı insanların bir kısmı zaten faize yöneldi. Diğer bir kısmı da kredi bulamadığı için, ikinci elde araç alma işi durağan hale geldi” dedi.
Erkoç, 2’nci el otomobilde yüzde 75 oranında bir düşüş olduğunu söyleyerek, “Yaklaşık yılda 10 milyona yakın araç alınıp satılıyordu Türkiye’de. Bu araç alım satımları muhtemelen bu sene bu rakamları bulmayacak ve biz 2025’de bunun biraz daha devam edeceğini düşünüyoruz, en azından 6’ncı aya kadar. Bunun da sebebi krediye ulaşımdaki sıkıntılar. Bu da ister istemez bizim otomobil piyasasını durdurdu, durağanlaştırdı. Türkiye’nin iki tane lokomotif sektörü varsa bunlardan birisi inşaat, birisi de otomotiv. En çabuk da etkilenen piyasalar da otomotiv ve inşaat oluyor. Şu anda otomotiv ikinci elde tamamen durma noktasına geldi” diye konuştu.
‘ARAÇ ALMANIN TAM ZAMANI’
Erkoç, şu an araç almanın tam zamanı olduğunu da belirterek, “Sebep gerek 2’nci eldeki durgunluklar, gerekse sıfır otomobilde kampanyalardan dolayı fiyatların çok uygun olması. Vatandaşımız araç alacaksa bu piyasanın durgunluğundan faydalansın. Bundan sonra araç fiyatlarının yükseleceğini düşünüyoruz. Sebebi de biliyorsunuz birkaç tane uygulama yürürlükte. Bunlardan bir tanesi Çin’den gelen araçlara ÖTV oranının yükseltilmesi. Ciddi bir pazar vardı. Bu araçların fiyatı yükselince ister istemez ikinci ele yansıyacak. Yine bunu bahane gösterip bazı Avrupa’dan gelen araç fiyatları da yükselecek. O yüzden ‘araç almanın tam zamanı’ diyoruz. Vatandaşlarımız için imkan dahilinde otomobil almayı bekletenler şu anda araç alsın” ifadelerini kullandı.
]]>TOKAT’ın Erbaa ilçesinde kesme çiçekçilik sektörüne nitelikli iş gücü sağlamak için başlatılan proje kapsamında 300’ü kadın, toplam 400 kişi hem eğitim alıyor hem de üretime katılıyor. Yılda 20 milyon çiçeğin üretildiği şehirde hedef yıllık 45 milyon dal çiçek üretim rakamına ulaşıp, Türkiye’nin 2’nci büyük üretim merkezi olmak. Erbaa Kaymakamı İsmail Altan Demirayak, “Kısa vadede yaklaşık 900 dönüm olan üretim alanımızı, bin dönümün üzerine çıkartmayı, yıllık üretim hacmimizi de 25 çiçek türünde 40-45 milyon adet kesme çiçek sayısına ulaşmayı hedefliyoruz” diye konuştu.
Erbaa ilçesinde yılda 25 çeşitte 20 milyon dal çiçeğin üretildiği kesme çiçekçilik sektörünün istihdam ihtiyacının karşılanması için Erbaa Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle proje hazırlandı. Nitelikli iş gücü ihtiyacının karşılanması için 300’ü kadın toplam 400 kişi eğitim programına alındı. Uygulamalı eğitim için çiçek serası da kurulan proje kapsamında, eğitim faaliyetlerine katılanların sektöre dahil edilmesi, kurulan serada üretim yapması ve kurulacak kooperatifle gelir elde etmesi planlanıyor. Yaklaşık 100 kişinin eğitiminin tamamlandığı ilçede, toplam 900 dönüm alanda çiçek üretimi yapılıyor. Erbaa’da, Türkiye’nin 2’nci üretim merkezi olmak, hedefleniyor.
Özellikle kadınları gelir getirici faaliyetlerle desteklemek için projeyi geliştirdiklerini ifade eden Erbaa Kaymakamı İsmail Altan Demirayak, “Erbaa Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından 2023 yılı programı kapsamında bir proje gerçekleştirdik. Projemizin adı ‘Erbaa Çiçeklerle Güçlensin’ projesidir. Bu projenin destekçisi, Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı SOGEP programıdır. Bu proje kapsamında özellikle Erbaa’da kesme çiçekçilik konusunda kadın istihdamını arttırmak, bu alanda özellikle kadınlarımızın daha fazla üretimde bulunarak gelir getirici faaliyetlerle destekleme hedefindeydik. Şu anda bulunduğumuz alan, Tokat Valiliği İl Özel İdaresi tarafından altyapısı oluşturulmuş Tokat İl Özel İdaresi’nin mülkiyetinde bulunan yaklaşık 700 dönümlük bir alan. Burada 560 dönümlük kapalı sera alanında, kesme çiçekçilik üretim faaliyeti devam ediyor. Bunun dışında geçmiş yıllarda da ilçemizde muhtelif yerlerde 302 dönümlük alanda kesme çiçekçilik üretimi devam etmektedir. Dolayısıyla 900 dönüme yakın bir alanda yıllık yaklaşık 20 milyon adet 25 ayrı çeşitte kesme çiçek üretimi halihazırda gerçekleştirilmektedir” dedi.
EĞİTİM VE ÜRETİM
Projeyle 300 kadının sektöre dahil olacağını ifade eden Demirayak, “Bizim burada oluşturduğumuz organize çiçek üretim bölgesi 108 üreticinin aktif şekilde üretimde bulunduğu bir üretim bölgesidir. Erbaa’mız toprak yapısı, iklim özellikleri itibarıyla kesme çiçekçilik üretimi bakımından fevkalade elverişli bir bölgedir. Bizim zaten Erbaalı üreticilerin geçmiş yıllardan bu yana, son 30 yıldır Antalya’da kesme çiçekçilik üretimi konusunda bir deneyimi bulunmaktaydı. O deneyimi Erbaa’ya taşımak suretiyle buradaki uygun koşulları da değerlendirerek Tokat Valiliği İl Özel İdaresi ve Erbaa Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliği olarak burada organize kesme çiçek üretim bölgesi oluşturmuş olduk. Bu kadar geniş alanda kesme çiçekçiliğin gerçekleştirilebilmesi, istihdam ihtiyacını da nitelikli iş gücü ihtiyacını da ortaya çıkarttı. Biz özellikle bu SOGEP kapsamında 400’e yakın iş gücünü nitelikli hale getirerek, çiçekçilik konusunda eğiterek ve bunların 4’te 3’ü kadınlardan oluşacak şekilde en az 300 kadınımızı bu üretim sektörünün içine dahil etmek suretiyle burada gelir getirici bir faaliyeti desteklemeyi hedefliyoruz. Proje kapsamında sadece eğitim vermiyoruz. 3 dönümlük bir sera kurduk, bu hibe programı kapsamında 3 dönümlük bir seramız var. Eğitim süreci sonunda kadınlarımızın oluşturduğu bir üretici kadın kooperatifi vasıtasıyla 3 dönümlük seramızın işletilmesini gerçekleştireceğiz. Bu seradaki üretim faaliyetine kadınlarımızı dahil edeceğiz. Mevcut kurduğumuz serada hem eğitim hem üretim faaliyetinde bulunacaklar. Hem oradan elde ettikleri gelirler o kooperatif vasıtasıyla kadınlarımıza geri dönmüş olacak” diye konuştu.
‘KARADENİZ’E KESME ÇİÇEKÇİLİK TİCARET MERKEZİ KURMAYI HEDEFLİYORUZ’
Kaymakam Demirayak, açıklamasında, “Önümüzdeki dönemde bizim hedefimiz, yazlık üretimde özellikle nisan-aralık arasındaki yazlık ve sonbahar döneminde üretim açısından baktığımızda, Yalova’dan sonra Türkiye’de ikinci büyük üretim merkezi olmayı hedefliyoruz. Biz kısa vadede yaklaşık 900 dönüm olan üretim alanımızı, kapalı seralardaki üretim alanımızı, bin dönümün üzerine çıkartmayı, akabinde de yıllık üretim hacmimizi 25 çiçek türünde 40-45 milyon adet kesme çiçek sayısına ulaşmak suretiyle, biz yazlık üretimle Yalova’dan sonra Türkiye’de 2’nci üretim merkezi olacağız. Bunu hedefliyoruz. Buna ilişkin yeterli nitelikli iş gücünü oluşturacağız. Yeterli alanımız var. Buna ilişkin desteklerimizi sürdüreceğiz. Bir adım sonrasında da burada bir soğuk hava deposu ve mezat alanı oluşturmak suretiyle bütün Karadeniz Bölgesi’nin kesme çiçekçilik ticaret merkezini kurmayı hedefliyoruz” dedi.
]]>Singapur’un iki yıl süreyle üstlendiği dönem başkanlığında bu yıl 23-28 Haziran’da 6’ncısı düzenlenen ve Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) bünyesinde faaliyet yürüten FATF Genel Kurulu tamamlandı. OECD’nin açıklamasına göre, FATF Genel Kurulu iki ülkeyi “gri liste” olarak tabir edilen “artırılmış izleme sürecinden” çıkardı. AA muhabiri, FATF’ın yapısı, gri liste uygulaması ve Türkiye’nin bu listeden çıkarılmasının muhtemel etkilerini derledi.

Türkiye’nin özellikle terörizmin finansmanı ve kara paranın aklanmasına karşı yürüttüğü mücadeledeki başarısının da tescili olarak görülen sürece ilişkin soru ve cevaplar şöyle:
1- FATF NEDİR?
FATF, 1989 yılında ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada’dan oluşan G-7 ülkelerinin Paris’teki toplantısında hükümetler arası bir organizasyon olarak kuruldu. Bu yapının görev süresi kuruluşundan itibaren periyodik olarak uzatılırken Nisan 2019’da alınan kararla süresiz hale getirildi. Kuruluşun karar merci olan Genel Kurul yılda 3 kez toplanıyor. FATF Başkanı, Genel Kurul tarafından FATF üyeleri arasından 2 yıl için atanıyor.

2- KURULUŞA HANGİ ÜLKELER ÜYE?
FATF’ın 37 ülke ve 2 bölgesel kuruluş olmak üzere 39 üyesi bulunuyor. Kuruluşun üyeleri arasında ABD, Almanya, Avusturya, Avustralya, Arjantin, Belçika, Birleşik Krallık, Brezilya, Çin, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Güney Afrika, Hindistan, Hollanda, Hong Kong, İtalya, İrlanda, İsrail, İspanya, İsveç, İsviçre, İzlanda, Kanada, Güney Kore, Lüksemburg, Malezya, Meksika, Norveç, Yunanistan, Japonya, Türkiye, Yeni Zelanda, Portekiz, Rusya, Singapur, Suudi Arabistan, Avrupa Komisyonu ve Körfez İşbirliği Konseyi yer alıyor.
3- FATF’IN FAALİYET ALANLARI NELER?
FATF, çalışma konularında “politika belirleyici” bir rol üstleniyor. Kuruluş, kara paranın aklanması, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı ile mücadelede uluslararası standartları belirleyici bir kuruluş olarak faaliyet gösteriyor.

4- FATF’TA DENETİM SİSTEMİ NASIL İŞLİYOR?
FATF’ın bu alanda 40 tavsiyesi bulunuyor. Bunlar, ülkelerle karşılıklı değerlendirme yoluyla incelenerek takip süreçleri işletiliyor. Teknik uyum ve etkililik yönlerinden yapılan değerlendirmelerle ülkede terörizmin finansmanı suçunun unsurlarının FATF standartlarıyla uyumu kontrol ediliyor. Bu suçlarla mücadelede etkin soruşturma/kovuşturma yapılıp yapılmadığı, suç gelirlerinin takip edilip edilmediği, yabancı ülkelerle etkin bir adli işbirliği yürütülüp yürütülmediği gibi hususlar inceleniyor. FATF, denetimleri kapsamında sadece terörizmin finansmanı suçunu değil, aklama suçu ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı konularında da getirdiği standartlarla ülkelerin uyumunu değerlendiriyor. Kuruluşun 40 tavsiyesi arasında uluslararası işbirliğinden yetkili makamların yetki ve sorumluluklarına, önleyici tedbirlerden kara para aklama ve müsadereye kadar geniş çaplı başlıklar yer alıyor.
5- GRİ LİSTE NEDİR?
Gri liste, FATF tarafından kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelede yetersiz kalan ülkeleri belirlemek amacıyla oluşturulan bir liste niteliği taşıyor. Kuruluş, ülkelerle bu alandaki eksikliklerin giderilmesi için çalışmalar yapıyor.

6- TÜRKİYE İÇİN GRİ LİSTE SÜRECİ NASIL İŞLEDİ?
FATF’a 24 Eylül 1991’de üye olan Türkiye, bugüne kadar başlangıç tarihleri 1994, 1998 ve 2006 yılları olan 3 FATF değerlendirmesinden geçti. Dördüncü değerlendirme 2018’de başladı ve 2019’da tamamlandı. Söz konusu karşılıklı değerlendirme raporu ve sonrasında hazırlanan izleme dönemi sonrası raporla birlikte Türkiye, Ekim 2021’de “artırılmış izlemeye tabi ülkeler”in yer aldığı “gri liste”ye dahil edildi.
7- TÜRKİYE, LİSTEDEN ÇIKMAK İÇİN NELER YAPTI?
Karşılıklı değerlendirme sürecinden bu yana Hazine ve Maliye, Adalet ve İçişleri bakanlıkları, Türkiye’nin, FATF “gri listesinden” çıkarılmasına yönelik çok yoğun bir çalışma sergiledi. 40 tavsiyedeki hususlar birer birer yerine getirildi. Türk Ceza Kanunu’ndan Terörle Mücadele Kanunu’na Ceza Muhakemesi Kanunu’ndan Türk Ticaret Kanunu’na, Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’dan Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’a kadar mevzuatta düzenlemeler yapıldı. FATF, Ekim 2021’de yayımladığı duyurunun Türkiye ile ilgili bölümünde 7 hususa vurgu yaparken Haziran 2023 Genel Kurulu sonrasında bu hususların sayısı 2’ye düştü. Söz konusu eksiklikle ilgili çalışmalar için kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelede görevli ihtisas mahkemelerinin ve savcılıklarının belirlenmesinin ardından özel soruşturma büroları kuruldu. MASAK yeniden yapılandırılırken tüzel kişiler için risk analizi çalışması tamamlanarak, suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanında etkinliğin artırılmasına ilişkin Ulusal Strateji Belgesi yürürlüğe konuldu. Son olarak kripto varlıklarla ilgili düzenleme de Singapur’daki toplantı öncesi TBMM’de kabul edildi ve bu varlıklar konusunda Sermaye Piyasası Kuruluna çeşitli yetkiler verildi. Böylece Türkiye, 40 tavsiyenin tamamını yerine getirmiş oldu.

8- HANGİ ÜLKELER GRİ LİSTEDE YER ALIYOR?
FATF’ın Singapur’daki Genel Kurulu’nda yapılan değerlendirmeler sonucu Monako ve Venezuela kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele konusunda “eksiklikleri olduğu” gerekçesiyle gri listeye alındı. Bu iki ülkenin yanı sıra Bulgaristan, Burkina Faso, Kamerun, Hırvatistan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Haiti, Mali, Mozambik, Nijerya, Filipinler, Senegal, Güney Afrika, Güney Sudan, Tanzanya ve Vietnam FATF’in artırılmış izleme sürecinde kalmaya devam etti.
9- GRİ LİSTEDEN ÇIKMANIN FAYDALARI NELER?
Türkiye’nin gri listeden çıkmasının finansal sistemine olan güveni daha da güçlendirmesi, bankacılıktan reel sektöre kadar pek çok alanda olumlu yansımalarının görülmesi bekleniyor. Bu sayede bankaların uluslararası finansal ilişkilerinin güçlenmesi ve kredi notlarının artması öngörülüyor. Böylece bankaların daha düşük maliyetle fonlama sağlayabileceği ve uluslararası piyasalardan daha fazla kaynak bulabileceği değerlendiriliyor. Enerjiden inşaat ve altyapıya, turizmden sanayi ve imalata, gayrimenkulden diğer sektörlere kadar kararın uluslararası alanda olumlu etkilerinin hissedilmesi bekleniyor.

10- BUNDAN SONRA NELER OLACAK?
Türkiye’nin gri listeden çıkışının özellikle uluslararası ekonomik ilişkilerde olumlu yansımalarının olması bekleniyor. Ülkenin finansal sistemine güvenin artmasına paralel olarak uygulanan ekonomik program hedeflerine ulaşılmasının kolaylaşması öngörülüyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı, “Türkiye, terörizmin finansmanı ve kara paranın aklanmasıyla mücadelesini bundan sonra da uluslararası standartlarla tam uyum içinde kararlılıkla yürütecektir” mesajı verirken MASAK ve diğer kurumların idari ve teknik kapasitesinin daha da güçlendirileceğini, gerektiğinde yasal ve idari düzenlemelerin hayata geçirileceğini vurgulamıştı. Ayrıca, kararın Türkiye’ye uluslararası kaynak girişini hızlandırıcı etkide bulunması ve borçlanma maliyetleri üzerinde de pozitif etki yaratacağı tahmin ediliyor. Türk lirası varlıklara ilginin artması da beklentiler arasında yer alıyor.

AA muhabiri, FATF’ın yapısı, gri liste uygulaması ve Türkiye’nin bu listeden çıkarılmasının muhtemel etkilerini derledi.
Türkiye’nin özellikle terörizmin finansmanı ve kara paranın aklanmasına karşı yürüttüğü mücadeledeki başarısının da tescili olarak görülen sürece ilişkin soru ve cevaplar şöyle:
1- FATF NEDİR?
FATF, 1989 yılında ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada’dan oluşan G-7 ülkelerinin Paris’teki toplantısında hükümetler arası bir organizasyon olarak kuruldu. Bu yapının görev süresi kuruluşundan itibaren periyodik olarak uzatılırken Nisan 2019’da alınan kararla süresiz hale getirildi. Kuruluşun karar merci olan Genel Kurul yılda 3 kez toplanıyor. FATF Başkanı, Genel Kurul tarafından FATF üyeleri arasından 2 yıl için atanıyor.
2- KURULUŞA HANGİ ÜLKELER ÜYE?
FATF’ın 37 ülke ve 2 bölgesel kuruluş olmak üzere 39 üyesi bulunuyor. Kuruluşun üyeleri arasında ABD, Almanya, Avusturya, Avustralya, Arjantin, Belçika, Birleşik Krallık, Brezilya, Çin, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Güney Afrika, Hindistan, Hollanda, Hong Kong, İtalya, İrlanda, İsrail, İspanya, İsveç, İsviçre, İzlanda, Kanada, Güney Kore, Lüksemburg, Malezya, Meksika, Norveç, Yunanistan, Japonya, Türkiye, Yeni Zelanda, Portekiz, Rusya, Singapur, Suudi Arabistan, Avrupa Komisyonu ve Körfez İşbirliği Konseyi yer alıyor.
3- FATF’IN FAALİYET ALANLARI NELER?
FATF, çalışma konularında “politika belirleyici” bir rol üstleniyor. Kuruluş, kara paranın aklanması, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı ile mücadelede uluslararası standartları belirleyici bir kuruluş olarak faaliyet gösteriyor.
4- FATF’TA DENETİM SİSTEMİ NASIL İŞLİYOR?
FATF’ın bu alanda 40 tavsiyesi bulunuyor. Bunlar, ülkelerle karşılıklı değerlendirme yoluyla incelenerek takip süreçleri işletiliyor. Teknik uyum ve etkililik yönlerinden yapılan değerlendirmelerle ülkede terörizmin finansmanı suçunun unsurlarının FATF standartlarıyla uyumu kontrol ediliyor. Bu suçlarla mücadelede etkin soruşturma/kovuşturma yapılıp yapılmadığı, suç gelirlerinin takip edilip edilmediği, yabancı ülkelerle etkin bir adli işbirliği yürütülüp yürütülmediği gibi hususlar inceleniyor. FATF, denetimleri kapsamında sadece terörizmin finansmanı suçunu değil, aklama suçu ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı konularında da getirdiği standartlarla ülkelerin uyumunu değerlendiriyor. Kuruluşun 40 tavsiyesi arasında uluslararası işbirliğinden yetkili makamların yetki ve sorumluluklarına, önleyici tedbirlerden kara para aklama ve müsadereye kadar geniş çaplı başlıklar yer alıyor.
5- GRİ LİSTE NEDİR?
Gri liste, FATF tarafından kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelede yetersiz kalan ülkeleri belirlemek amacıyla oluşturulan bir liste niteliği taşıyor. Kuruluş, ülkelerle bu alandaki eksikliklerin giderilmesi için çalışmalar yapıyor.
6- TÜRKİYE İÇİN GRİ LİSTE SÜRECİ NASIL İŞLEDİ?
FATF’a 24 Eylül 1991’de üye olan Türkiye, bugüne kadar başlangıç tarihleri 1994, 1998 ve 2006 yılları olan 3 FATF değerlendirmesinden geçti. Dördüncü değerlendirme 2018’de başladı ve 2019’da tamamlandı. Söz konusu karşılıklı değerlendirme raporu ve sonrasında hazırlanan izleme dönemi sonrası raporla birlikte Türkiye, Ekim 2021’de “artırılmış izlemeye tabi ülkeler”in yer aldığı “gri liste”ye dahil edildi.
7- TÜRKİYE, LİSTEDEN ÇIKMAK İÇİN NELER YAPTI?
Karşılıklı değerlendirme sürecinden bu yana Hazine ve Maliye, Adalet ve İçişleri bakanlıkları, Türkiye’nin, FATF “gri listesinden” çıkarılmasına yönelik çok yoğun bir çalışma sergiledi. 40 tavsiyedeki hususlar birer birer yerine getirildi. Türk Ceza Kanunu’ndan Terörle Mücadele Kanunu’na Ceza Muhakemesi Kanunu’ndan Türk Ticaret Kanunu’na, Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’dan Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’a kadar mevzuatta düzenlemeler yapıldı. FATF, Ekim 2021’de yayımladığı duyurunun Türkiye ile ilgili bölümünde 7 hususa vurgu yaparken Haziran 2023 Genel Kurulu sonrasında bu hususların sayısı 2’ye düştü. Söz konusu eksiklikle ilgili çalışmalar için kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelede görevli ihtisas mahkemelerinin ve savcılıklarının belirlenmesinin ardından özel soruşturma büroları kuruldu. MASAK yeniden yapılandırılırken tüzel kişiler için risk analizi çalışması tamamlanarak, suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanında etkinliğin artırılmasına ilişkin Ulusal Strateji Belgesi yürürlüğe konuldu. Son olarak kripto varlıklarla ilgili düzenleme de Singapur’daki toplantı öncesi TBMM’de kabul edildi ve bu varlıklar konusunda Sermaye Piyasası Kuruluna çeşitli yetkiler verildi. Böylece Türkiye, 40 tavsiyenin tamamını yerine getirmiş oldu.
8- HANGİ ÜLKELER GRİ LİSTEDE YER ALIYOR?
FATF’ın Singapur’daki Genel Kurulu’nda yapılan değerlendirmeler sonucu Monako ve Venezuela kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele konusunda “eksiklikleri olduğu” gerekçesiyle gri listeye alındı. Bu iki ülkenin yanı sıra Bulgaristan, Burkina Faso, Kamerun, Hırvatistan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Haiti, Mali, Mozambik, Nijerya, Filipinler, Senegal, Güney Afrika, Güney Sudan, Tanzanya ve Vietnam FATF’in artırılmış izleme sürecinde kalmaya devam etti.
9- GRİ LİSTEDEN ÇIKMANIN FAYDALARI NELER?
Türkiye’nin gri listeden çıkmasının finansal sistemine olan güveni daha da güçlendirmesi, bankacılıktan reel sektöre kadar pek çok alanda olumlu yansımalarının görülmesi bekleniyor. Bu sayede bankaların uluslararası finansal ilişkilerinin güçlenmesi ve kredi notlarının artması öngörülüyor. Böylece bankaların daha düşük maliyetle fonlama sağlayabileceği ve uluslararası piyasalardan daha fazla kaynak bulabileceği değerlendiriliyor. Enerjiden inşaat ve altyapıya, turizmden sanayi ve imalata, gayrimenkulden diğer sektörlere kadar kararın uluslararası alanda olumlu etkilerinin hissedilmesi bekleniyor.
10- BUNDAN SONRA NELER OLACAK?
Türkiye’nin gri listeden çıkışının özellikle uluslararası ekonomik ilişkilerde olumlu yansımalarının olması bekleniyor. Ülkenin finansal sistemine güvenin artmasına paralel olarak uygulanan ekonomik program hedeflerine ulaşılmasının kolaylaşması öngörülüyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı, “Türkiye, terörizmin finansmanı ve kara paranın aklanmasıyla mücadelesini bundan sonra da uluslararası standartlarla tam uyum içinde kararlılıkla yürütecektir” mesajı verirken MASAK ve diğer kurumların idari ve teknik kapasitesinin daha da güçlendirileceğini, gerektiğinde yasal ve idari düzenlemelerin hayata geçirileceğini vurgulamıştı. Ayrıca, kararın Türkiye’ye uluslararası kaynak girişini hızlandırıcı etkide bulunması ve borçlanma maliyetleri üzerinde de pozitif etki yaratacağı tahmin ediliyor. Türk lirası varlıklara ilginin artması da beklentiler arasında yer alıyor.
]]>‘Güneşin altın yumurtası’ Malatya kayısısında hasat sezonu başladı. Dünya kuru kayısı üretiminde söz sahibi olan Malatya’da Avrupa Birliği Coğrafi İşaret Belgeli kayısının dalından 115’den fazla ülkeye ihracat serüveni de başladı. Her yıl olduğu gibi bu yılda il protokolünün katılımı ile ‘Hasat Bayramı’ düzenlendi.
Hasat bayramında ilk olarak söz alan Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve Malatya Ziraat Odaları Birliği Başkanı Yunus Kılınç, bu yıl şimdiye kadar olmadığı kadar yaş kayısı ihracatının olması olduğunu belirtti. Hacı Haliloğlu kaysısının dünyada artık tanınmış ve rekor kıran bir kayısı türü olduğunu belirten Kılınç, “Hem kuru da hem yaşta üreticilerimizin bu yıl daha bereketli bir verim elde etmesini diliyorum. Şu anda öyle bir noktaya geldik ki eğer tarım teknolojilerini geliştirmez isek eğer tarım teknolojilerini devreye sokmaz isek işçiyle bu yükü kaldırmamız mümkün değil” dedi.
Daha sonra konuşan Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan ise artık kayısının sadece Malatya’yı ilgilendiren bir ürün olmaktan çıktığını belirterek, “Gerek bölge ekonomisi, gerekse ülke ekonomisi açısından da çok önemli bir ürün olduğunu hep beraber müşahede ediyoruz” ifadelerine yer verdi.
Dünyanın dört bir yanına yapılan ihracatla Malatya kayısısını insanların damak tatlarıyla buluşturduklarını belirten Özcan, “Bununla beraber de ülke ekonomisine ve bölgeye ve Malatya’ya yaklaşık 3 milyar dolar da gelir sağlamış olduk. Son 3 yılda tahmini rekoltelerde iklim değişikliğinin oluşturduğu olumsuzluklarla beraber de çok önemli bir gerileme yaşadık. Ürünün çok az olması fiyatını artırıyor gibi görünse de ama ürünün az olması pazarlarımızı da kaybetmemize sebep olacak bir tablo çıkarıyor ortaya. Dolayısıyla burada bu yıl özellikle üretim miktarımızın da yüksek olması, önceki yıllara göre bizi çok daha heyecanlandırıyor. ve bu yönü inşallah şu anda devam eden yaş kayısı ihracatımızda beraber yine 1 Ağustos itibariyle de yeni mahsulle kuru kayısı ihracatımızda dünyanın 110 ülkesi üzerindeki her bölgeye her alana gitmek için oradaki tüketiciye ulaşmak için inşallah gayret edeceğiz. Bu yıl sayın valim Hong Kong’a ve Malezya’ya yaş kayısı gönderiyoruz” şeklinde konuştu.
Malatya Tarım ve Orman İl Müdürü Osman Akar’da Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre dünyada yaklaşık 550 bin ton hektar alanda yaklaşık 4 milyon ton kayısı üretiminin yapıldığını belirterek, Türkiye’nin hem alan hem de üretim miktarı olarak ilk sırada yer aldığını söyledi. Türkiye’deki 16 milyon kayısı ağacının yarısından fazlasının Malatya’da bulunduğunu da belirten Akar, “Bu sayı her yıl giderek artmaktadır. Türkiye kayısı üretim alanının yüzde 62’si, yaş kayısı üretiminin yüzde 38’i, kuru kayısı üretiminin yüzde 85- 95’i ve dünya kuru kayısı üretiminin yaklaşık yüzde 55’ini Malatya’mız karşılamaktadır” dedi.
Programda son olarak söz alan Malatya Valisi Ersin Yazıcı’da Malatya çiftçisinin başta kayısı olmak üzere ürettiği her ürününü Avrupa ve dünya standardında üretmek zorunda olduğunu belirterek, “Büyük oranda da Malatya çiftçimiz bunu başarıyor. Asla ve asla katiyetle bundan bir santim sapmak yok, en iyi kayısıyı biz üreteceğiz. En çok ürettiğimiz kayısı başka bir ülkenin kayısısından kaliteli olmamalı” dedi.
Bu yıl 107 bin ton civarında bir rekolte tahmininde bulunduklarını da hatırlatan Vali Yazıcı, “Geçen yıl 77 bin tondu. Bu yıl yaklaşık 30 bin ton daha fazla. Şimdi rekolte çok oldu diye işte geçen yıla göre yüzde 30-40 civarında fazlalık var diye tüccarlarımız yan gelip yatmasın lütfen. Bu işi yapan bu işten ekmek yiyen, para kazanan tüccarlarının da sanayicimizin de bu yıl geçen yılın en az yüzde 25 fazlasına ulaşması için bir hedef verelim buradan” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Vali Yazıcı ve diğer protokol üyeleri kayısı hasadı yaptı. Toplanan kayısılar kuruması için sergene bırakılırken mevsimlik işçilerin mesaisi de başlamış oldu.
Doğanşehir yolu üzerinde gerçekleştirilen hasat bayramına Malatya Valisi Ersin Yazıcı, Yeşilyurt Kaymakamı Kutsal Baytak, Yeşilyurt Belediye Başkanı İlhan Geçit, Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan, Ziraat Odaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve Malatya Ziraat Odaları Birliği Başkanı Yunus Kılınç, Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Recep Bentli ve çiftçiler katıldı. – MALATYA
]]>Bursa’nın dağ yöresi ilçelerinden Keles’te coğrafi işaretli Keles kirazının hasadına başlandı. Keles’e bağlı Gelemiş Mahallesi’ndeki kiraz üreticileri, sezonun olumlu geçtiğini ve yüksek rekolte beklediklerini söyledi. 50 yıllık üretim geçmişine sahip olan Keles kirazında rekoltenin bu yıl 22 bin dekarda 18 ila 22 bin ton arasında olması bekleniyor.
Keles kirazının özellikleri pazar payını arttırıyor
Keles kirazlarının iklim ve coğrafi şartlardan dolayı daha dayanıklı olduğunu belirten kiraz üreticisi Zeki Yürüten, “Bu sene mahsulümüz çok iyi. Çok kaliteli bir ürün yetiştirdik. Rekoltemiz de diğer yıllara oranla yüksek. Keles kirazı çok kaliteli ve yüksek kesimde üretildiği için dayanıklı bir üründür. Burada geceleri soğuk geçer. Bu soğukla kirazlar da dayanıklı hale gelir. Uzun yola gidebilir, dolaba konulmadan 1 hafta dayanabilir” şeklinde konuştu.
Günlüğü bin liraya mevsimlik işçi bulunamıyor
Haziran ayında başlanan kiraz hasadında çalışacak mevsimlik işçi bulamadıklarını ifade eden Yürüten, “Şu anda ürünümüzü 55 ila 60 lira arasında veriyoruz. Ama daha da artması lazım, çünkü maliyetlerle kafa kafaya gidiyor. Maliyetinin büyük bir kısmı ilaçlara gidiyor. İşçi bulmakta sıkıntımız var. Hasat için çalıştırabileceğimiz işçi bulamıyoruz. Günlük bin lira yevmiye ve 3 öğün yemek veriyoruz ama yine de çalıştırabileceğimiz kimseyi bulamıyoruz. Geçtiğimiz yıllarda mevsimlik işçiler de geliyordu fakat bu sene gelmedi. Kendi kendimize topluyoruz. Ürünü yetiştiremiyoruz. Yetiştiremezsek de ürün kararıyor ve pazar payını kaybediyor” dedi.
“Keles kirazının 50 yıllık bir hikayesi var”
Keles kirazının 50 yıllık bir tecrübe eseri olduğunu aktaran Keles Belediye Başkanı Ali Doğru, “Keles’in kirazı meşhur. Geçtiğimiz yılda önceki dönem Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’ın girişimleri ve önceki dönem Keles Belediye Başkanı Mehmet Keskin’in destekleri ile Keles kirazının tescili alındı. Sandıklarımızda da Keles kirazı coğrafi işareti etiketleriyle yerini almış durumda. Coğrafi ve iklim olarak Keles kirazının 50 yıllık bir hikayesi var. 50 yıldan günümüze bir tecrübe ortaya çıkmış. Ürettiğimiz ürün hem iç piyasaya hem de yurt dışına ihracat olarak gitmekte. Haziran ayında başlayan hasat temmuz sonuna kadar devam ediyor. 600 rakımdan başlayıp bin 300 rakıma kadar uzanan bir bölgede kiraz üretimi Keles’te gerçekleşmiş oluyor. Keles’in kışı soğuk ve sert. Özellikle ilkbahar dönemi yağmurlu ve ılıman geçmesi kirazın soğukluk derecesini arttırdığı için iklimi ve toprak yapısının uygun olması hasebiyle Keles’te böyle bir ürün ortaya çıkmış durumda. Coğrafi işaret de alındığı için bizim için kıymetli. İriliği, lezzeti ve et sertliği kirazın kalitesini arttırmış oluyor, Keles kirazının en önemli özelliği bu aslında. Bu özelliği ile iç piyasa ve yurt dışında değeri var. Hasadımızın bereketli olmasını diliyorum” dedi.
“Keles kirazını dünya markası haline getirmek için elimizden gelen desteği vereceğiz”
Keles kirazını dünya çapında tanıtmak için çalışmalara başladıklarını söyleyen Başkan Doğru, “Bizim pazar konusunda çalışma yapmamız gerekiyor. Ürün toplama merkezlerinin sayısını arttırmak ve biraz daha profesyonel yöntemlerle pazarlama tekniklerini arttırma noktasında çiftçilerimiz ve muhtarlarımızla el ele vermek suretiyle önümüzdeki sezonda çiftçimizin yanında olmaya gayret edeceğiz. Kiraz üretimi budamasından itibaren, ilaçlaması, gübrelemesi ve hasadı ciddi bir emek gerektiriyor, bu emek çok kıymetli. Biz de Keles Belediyesi olarak çiftçimizin yanındayız. Önümüzdeki süreçte pazarlama konusunda hangi yöntemleri deneyeceğimizin istişarelerini yapacağız. Keles kirazını dünya markası haline getirmek için elimizden gelen desteği biz belediye olarak sağlamaya hazırız” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>KTO Meclis Salonu’ndaki programa Konya Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Öztürk, KTO Meclis Başkanı Ahmet Arıcı ve oda meclis üyeleri katıldı. Toplantıda bir konuşma gerçekleştiren Vali Vahdettin Özkan, “Konya’mıza değer katan ve Konya’mızın sanayisine, ticaretine, bireysel gelişimine, eğitimine, sağlığına direkt ve dolaylı olarak katkı veren herkese teşekkür ederim. İnsanımızın refahı ve mutluluğu için kendimizi, ailemizi, çevremizi, firmamızı, şehrimizi, ülkemizi ve milletimizi geliştirmemiz gerekmektedir. Artık yalnızca köyümüz veya mahallemiz değil, tüm dünya bizimle rekabet ediyor. Bu nedenle stratejik bir bakış açısı ile hareket etmek hem devletimiz hem de milletimiz açısından büyük önem taşıyor” dedi.
“Konya; milli ve manevi duygular açısından, tarihi birikimi ve kültürel değerleriyle zengin bir şehir”
Konya’nın milli ve manevi duygular açısından, tarihi birikimi ve kültürel değerleriyle zengin bir şehir olduğunu vurgulayan Vali Özkan, “Bu değerleri korumak ve gelecek nesillere aktarmak hepimizin sorumluluğudur. Aynı şekilde, kültürel gelişim ile maddi kalkınmanın da doğrudan ilişkili olduğunu unutmamalıyız. Dünyayla rekabet etmek için kültürel değerlerimizle beraber ekonomik gücümüze de sürekli artırmalıyız. Bu bağlamda sanayicilerimize ve işçilerimize teşekkür ediyorum. Konya’mız, rekabet gücünü her geçen gün artırmaktadır. Mevcut potansiyelimizi tam olarak kullanamamış olabiliriz, ancak bu potansiyele ulaşma yolunda hızla ilerlediğimizi görmekten memnuniyet duyuyorum. Üretim, ticaret, istihdam ve ihracat ile Konya’mıza büyük katkılar sağlıyorsunuz. Bu dayanışmanın daim olmasını önemsiyorum” dedi.
“İyi bir ulaşım altyapısı, sağlık ve eğitim, mesleki eğitim gibi kamu hizmetleri, yatırım ortamını iyileştiren faktörlerdir”
Son yıllarda ulaşım, sağlık, eğitim hizmetlerine erişimde büyük mesafeler kat edildiğini belirten Vali Özkan, “Gerçekleştirilen yatırımlar, yatırımcıların motivasyonunu artırarak yatırım ortamını iyileştirdi. İyi bir ulaşım altyapısı, sağlık ve eğitim hizmetleri, mesleki eğitim gibi unsurlar, yatırım ortamını iyileştiren faktörlerdir. İletişim altyapısının iyileştirilmesi ve bilgi teknolojilerinin etkin kullanımı da bireysel yatırımlarda temel altyapılar arasında yer almaktadır. Dünyadaki istikrarsızlıklar, savaşlar ve çevresel faktörler yaşam kalitemizi olumsuz etkiliyor. Kamu hizmetlerine erişim konusunda bu hususlara dikkat etmemiz gerekiyor. Eğitim ve sağlık gibi klasik kamu hizmetleri yanında çevreye duyarlılık da önem kazanıyor” ifadelerini kullandı.
“Gelecekte rekabet gücümüzün temeli, değerlerimizin ve gençlerimizin korunmasıdır”
Vali Vahdettin Özkan, “Gelecekte rekabet gücümüzün temeli, değerlerimizin ve gençlerimizin korunmasıdır. Uyuşturucu madde kullanımı gibi zararlı alışkanlıklarla mücadelede tüm kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve bireyler olarak büyük sorumluluk taşıyoruz. Çocuklarımızı bu tehlikelerden korumak için anneler, babalar, öğretmenler, spor camiası ve diğer kuruluşlarla koordineli çalışmalıyız. Milli Eğitim Bakanlığı, Konya’daki uyuşturucuyla mücadele eylem planında önemli adımlar atmıştır” dedi.
“İlçelerde OSB kurulması ve mevcut OSB’lerin genişletilmesi konusunda önemli ilerlemeler kaydedilmiştir”
Konya’da organize sanayi bölgelerinin yaygınlaştırılması konusunda ciddi adımlar atıldığını ifade eden Vali Özkan, “İlçelerde OSB kurulması ve mevcut OSB’lerin genişletilmesi konusunda önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Marmara Bölgesi’ndeki yatırım doygunluğu ve deprem riski, Konya ve çevresinde yatırım iştahını artırmaktadır. Yatırımlarda inovasyon, Ar-Ge, yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm konularına odaklanmalıyız. Konya, 180’in üzerinde ülkeye ihracat yapan 3 bin 400’den fazla firması ile güçlü bir ihracat potansiyeline sahiptir. 2023 yılında alınan yatırım teşvik belgeleri, şehrimizin gelişme trendini ortaya koymaktadır. Yatırım ortamının iyileştirilmesi konusunda daha fazla inovatif ve katma değerli yatırımlara odaklanmalıyız” dedi.
“Kentsel olarak yeşile duyarlı, depreme dayanıklı ve iyi planlanmış bir şehirleşme hedefliyoruz”
Konya’nın vizyonunun mutlu bireylerin yaşadığı, eğitime, sağlığa kolay erişimin olduğu bir şehir olduğunu vurgulayan Vali Özkan, kentsel olarak yeşile duyarlı, depreme dayanıklı ve iyi planlanmış bir şehirleşme hedeflediklerini belirterek kırsal kalkınma yatırımları ile şehirdeki hizmetleri kırsala taşıyarak dengeli bir gelişim sağlamayı amaçladıklarını ifade etti.
“Konya’nın güçlü yanlarını ve iyileştirilmesi gereken alanlarını bilerek, hep birlikte daha iyi bir geleceğe ulaşacağız”
Lojistik merkezi olarak Konya’nın stratejik öneminin büyük olduğunu belirten Vali Özkan, “Mersin demiryolu bağlantısı gibi projelerle bu potansiyeli artırmalıyız. Su arzının sürdürülebilir kılınması, havza bazlı tarımsal üretim ve destekleme modeli, tarımda sürdürülebilirliği artıracaktır. Yenilenebilir enerji yatırımları da bu sürece katkı sağlayacaktır. Tarımda zirai ilaç kullanımının kontrollü ve doğru yapılması, sağlığımız ve sürdürülebilir tarım açısından büyük önem taşımaktadır. Devlet yatırım programında birçok büyük proje devam etmektedir. Ticaret ekosisteminin iyileştirilmesi için hukuki düzenlemeler, izlenebilir ve mukayese edilebilir sistemler kurulmalıdır. Konya’nın güçlü yanlarını ve iyileştirilmesi gereken alanlarını bilerek, hep birlikte daha iyi bir geleceğe ulaşacağız” şeklinde konuştu.
Vali Özkan, Konya’nın kalkınmasına büyük katkı sunan KTO Başkanı Selçuk Öztürk, KTO Meclis Başkanı Ahmet Arıcı ve tüm üyelere teşekkür etti.
Ticaret ekosistemi içinde kamu kurumları ve ticaret erbabının koordinasyonuna ilişkin istişarelerin yapıldığı toplantıda; Konya’da sanayi ve istihdamın geliştirilmesi noktasında yapılması gereken çalışmalar ile ihtiyaç, talep ve öneriler hakkında karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
Konya Valisi Vahdettin Özkan’ın konuşmasının ardından Meclis Toplantısı’na geçildi. Meclis Başkanı Ahmet Arıcı’nın yönettiği toplantıda gündem maddeleri görüşüldü. Konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelen Konya Ticaret Odası Başkanı Selçuk Öztürk, “Meclis toplantımızda bizlerle birlikte olan Konya Valimiz Vahdettin Özkan’a katılımları ve toplantımıza katkıları için teşekkür ediyorum. İş alemimizin Konya Valiliğimizle işbirliği içinde olması şehrimizin ekonomik kalkınmasında önemli bir birlikteliktedir. Bu birliktelik ruhu, Konya’nın küresel dünyada yerini almasında önemli bir motivasyon kaynağıdır” dedi.
Gündemdeki ekonomik ve sosyal konularla ilgili görüşlerini paylaşan Başkan Öztürk, Konya Ticaret Odası, KTO Karatay Üniversitesi ve KTOTEK’in faaliyetleri ile ilgili sunum yaparak konuşmasını tamamladı. – KONYA
]]>KOSAM, “Türkiye İçin Yeni Akredite Göçmen Çalışma Vizesi: Bir Model Önerisi” raporunu kamuoyu ile paylaştı. Türk iş dünyasının uzun süredir gündeminde olan ve özellikle sanayi, inşaat ve tarım sektörlerinde kritik noktaya gelen kalifiye işçi arayışına çözüm niteliği taşıyan rapor, aynı zamanda ülkemizdeki geçici koruma statüsündeki göçmenleri de yakından ilgilendiriyor. Ülkemizin sosyo-politik gündemiyle birleştirerek hazırlanan “Türkiye İçin Yeni Akredite Göçmen Vizesi: Bir Model Önerisi” raporu, ekonomi güvenliğini önceliklendirerek işletmelerin uluslararası piyasalarda rekabet gücünü artırmayı hedefliyor. Paylaşılan rapor; sonuç odaklı pratik çözümlerle, nitelikli ve kalifiye göçmenlerin farklı değerlendirilmesi gerektiğini ve planlamanın buna uygun yapılması önceliğini savunuyor.
Göç politikasının, ülkenin geleceğinde ve şekillenen yeni dünya düzeninde önemli rol oynayacağını kaydeden KOSAM Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Can Başaran raporla ilgili şu ifadelere yer verdi:
“Raporumuzda göçmen işçi istihdamının geçmişini, bugünü ve geleceğini, farklı ülkelerde uygulanan çalışma vizesi ile kart modellerini ele aldık. Göçmen işgücü, gelişmiş ülkelerin ekonomisine önemli katkılar sağlıyor. Türkiye ise yüksek nitelikli ve kalifiye yabancı çalışanlar için büyük bir potansiyel taşıyor. Ancak bu potansiyelin değerlendirilebilmesi için yabancıların çalışma koşullarının yeniden gözden geçirilmesi, incelenmesi ve yenilikçi çözüm önerileri geliştirilmesi gerekiyor. Türkiye’nin küresel işgücü piyasasında rekabeti artırmaya yönelik özgün politikalar üretmesi gerektiğini biliyoruz. Raporumuzda Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu işgücünü ‘yüksek nitelikli’ ve ‘kalifiye’ olarak iki başlık altında sınıflandırarak konuyu inceledik. Bu sayede önerdiğimiz modeller için çok daha verimli ve uygulanabilir sonuçlar elde ettik. İnşaat, sanayi ve tarım ülkemiz ekonomisinin bel kemiğini oluşturan en önemli sektörler. Kalifiye işçi açığı, bu sektörlerin varlığı ve gelişimlerine darbe vuruyor; sektörel yavaşlamalar ise ülke ekonomimizde ciddi ihracat kayıpları yaşatıyor. Tam da bu sebeplerle Akredite Göçmen İşçi Vizesi modelimiz ekonomi güvenliği için de önemli bir çözüm sunuyor.”
“Ela Kart kalifiye işçi ihtiyacını karşılamak amacıyla geliştirildi”
Lütfi Can Başaran, göçmen işçi vizesi modellerinin detaylarını açıklarken, her bir modelin Türkiye’nin ekonomik ve sosyal dinamiklerine nasıl uyum sağlayacağına da değindi. Başaran; “Ülkemizde hali hazırda mevcut olan Turkuaz Kart uygulaması genişletilmeli ve güncellenmelidir. Turkuaz Kart ile odaklanılan yüksek nitelikli işgücü modelinin bilim, teknoloji ve sanayi alanlarında ülkemize katkı sağlayacak profesyonelleri çekmek için ideal bir uygulama olduğu kanısındayız. Ela Kart ise bu karttan farklı olarak kalifiye işçi ihtiyacını karşılamak amacıyla projelendirildi. Bu model özellikle ara eleman açığını kapatarak, iş dünyasında verimliliği artıracak. Puan temelli sistem, her iki alandaki ihtiyaçlara esnek ve sürdürülebilir yanıtlar vererek, sektörlerin talep ettiği niteliklere sahip göçmen işgücünü, hızlıca ülkemize kazandıracaktır” dedi.
Göçmen işçi entegrasyonunun sadece ekonomik faydalar sağlamakla kalmayıp, kültürel zenginlik ve sosyal uyum açısından da önemli olduğunu vurgulayan Başaran; “Göçmenlerin ülkemize uyum sağlaması ve burada kendilerini güvende hissetmeleri, toplumsal barış ve dayanışma için kritik öneme sahip. Bu nedenle, eğitim programları ve sosyal destek mekanizmalarının geliştirilmesini de önemsiyoruz” dedi. – KONYA
]]>Bu yıl Denizli genelinde yaşanan kuraklık ve yüksek sıcaklıkların da etkisi ile hasat dönemi daha erken başladı. Denizli’nin Güney İlçesine bağlı Aydoğdu Mahallesinde kekik hasadı gerçekleştirildi. Gerçekleştirilen hasada Denizli Valisi Ömer Faruk COŞKUN, Güney Kaymakamı Ahmet Murat TÜRBE, Denizli İl Tarım ve Orman Müdür Yardımcısı Saffet ÜGE, İlçe Müdürleri ile teknik personellerin yanı sıra muhtar ve çiftçiler katılım sağladı. 2023 yılında İlimizde 19 bin 714 hektar alanda 26 bin 983 ton kekik üretimi gerçekleştirildi. Pamukkale, Güney, Çal, Buldan, Bekilli, Tavas ve Kale İlçeleri üretimin en yoğun yapıldığı yerler. Ülkemiz kekik ekim alanlarının yüzde 91,2’sine sahip olan Denizli, üretimin yüzde 89.6’sını karşılamaktadır.
Baharat, ilaç, kozmetik ve kimya sektörü başta olmak üzere pek çok kullanım alanı bulunan kekik, ülkemizin tıbbi ve aromatik bitkiler dış ticareti içerisinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Dünyada kekik dış ticaret hacmi doğadan toplananlarla birlikte 25 bin ton civarındadır. Bunun yaklaşık yüzde 75’i ülkemiz tarafından karşılanmaktadır. 2023 yılında 16bin 966 ton kekik ve 68,5 ton kekik yağı ihracatından 55,2 milyon dolar gelir elde edilmiştir. Bu verilere göre Dünya kekik üretimi ve ticaretinde Denizli ayrı bir yere sahiptir. Denizli’de üretilen kekikler başta ABD, Almanya, İtalya, Kanada, Polonya, Hollanda, Fransa, Japonya ve Avustralya olmak üzere dünyanın pek çok ülkesine ihracatı yapılmakta.
2024 yılında yaklaşık 150 bin dekar alandan 12-14 bin ton civarında rekolte beklenen kekik piyasasında fiyatlar ürünün kalite ve randımanına göre kilogramı 40-50 TL civarlarında olması bekleniyor.
Denizli İl Tarım ve Orman Müdür Yardımcısı Saffet ÜGE konuşmasında; “Türkiye genelinde kekik üreticilerinin karşılaştığı sıkıntılar, özellikle pandemi döneminde Tıbbi Aromatik bitkilere olan ilginin artmasıyla daha belirgin hale gelmiştir. Talebin ani artışı, üreticileri hızlıca üretim kapasitelerini artırmaya yönlendirmiş ancak talep dengesizliği ve içinde bulunduğumuz ekonominin belirsizliği, üreticilerin karar alma süreçlerini zorlaştırmıştır. Ayrıca, kekik üreticileri arasında yapılan çalıştaylar ve toplantılar, sektördeki işbirliğini güçlendirerek sorunlara ortak çözümler bulma konusunda önemli bir adım olmaktadır. Bu yıl, geçen yıllarda kekiklerine bakamayan üreticilerin fazla olmasından dolayı ayrıca ben bu işi kolay bir iş olarak görüyordum, ek iş olarak ben bunu yapabilirim, Hafta sonları uğraşarak da nasıl olsa bir şekilde idare ederim diyen, diğer insanların da öyle olmadığını görerek bıraktığı bir yıl oldu. Bu nedenle biraz hem alan düştü hem yağışın olmamasından dolayı sıcaklıkların etkisiyle de ürün miktarı da tabi biraz az. Yani bu iş böyle böyle dengeyi bularak gerçekten bu işi yapan üreticiler emeğinin karşılığını alacaktır,” dedi.
2024 yılında yaklaşık 150 bin dekar alandan 12-14 bin ton civarında rekolte beklenmekte olup kekik piyasasında fiyatlar ürünün kalite ve randımanına göre kilogramı 40-50 TL civarındadır.
Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun, “Aydoğdu Mahallesi’nde devam eden kekik hasadına katılarak çiftçilerimizin emeklerine ortak olmak istedik. Üreticilerimizin alın teriyle ortaya çıkan bu ürünlerin ekonomimize önemli katkıları var. Her bir çiftçimize bereketli ve hayırlı kazançlar diliyorum” dedi. – DENİZLİ
]]>1 milyar 412 milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesi Hindistan’da, her yıl binlerce düğün yurt dışında yapılıyor. Bütçesi 500 bin Eurodan başlayan Hint düğünlerinde ailenin ekonomik gücüne göre, bu rakam 100 milyon eurolara çıkabiliyor. Düğün yapmak için Tayland, Endonezya, Güneydoğu Asya ve Avrupa ülkelerine giden Hindistanlılar, yaklaşık 10 yıldır yapılan tanıtımlarla Türkiye’yi tercih etmeye başladı.
Inventum Global Kurucu Ortağı Bünyat Özpak, Hint düğünlerinin Türkiye’de ve Antalya’da gerçekleştirilmesi için uzun yıllardır sıkı bir çalışma yürüttüklerini kaydederek, Hindistan Başbakanı Narendra Modi tarafından ülkede gerçekleştirilen seçim öncesi “Hindistan’ın parası Hindistan’da kalsın” mantığıyla düğünlerin Hindistan’da gerçekleştirilmesi isteğinin ardından, Hindistan pazarında azalma yaşandığına dikkat çekti.
Hindistan seçimi, düğünlerin önünde engel oluşturdu
Turizmci Özpak, şu ifadelere yer verdi: “Antalya özelinde çok uzun sene çalıştık, talepler doğdu ve gelişti, fakat bu sene özelinde Hindistan’da farklı bir politika var. Hindistan Başbakanı Narendra Modi tarafından ‘Düğünler Hindistan’da olsun’ talebi üzerine politika yürütülüyor. Bu durum bizi biraz etkiliyor, varlıklı insanlar hükümete ters gözükmek istemiyor. Bu sebeple Hindistan pazarında azalma var, bu sadece Antalya’yla ilgili değil, tüm rekabet ettiğimiz ülkelerde de Hint düğünlerinde bir azalma söz konusu. Antalya’da Hindistan pazarı sektöründe yüzde 70-75’lik bir düşüş var hem talep hem ciro anlamında. Fakat tabii yeni bir seçim oldu, Başbakanın kararı biraz daha seçim propagandası gibiydi. ‘Daha iyi yönetmek adına paranın içeride kalması gerekiyor, ben de düğünlerin burada yapılmasını sağlayarak, parayı içeride tutuyorum’ propagandasını yürüttü. Seçimler sonucunda tek parti iktidar olmadı, iki parti görev yapıyor. Dolayısıyla bu politikaya devam ederler mi bilmiyorum, seçim koalisyonla kazanılabildi. Ne olacağını merakla bekliyoruz.”
İngiltere’de 6 milyon Hint nüfusu var
Turizmci Bünyat Özpak, Hindistanlılar için hayatın en önemli etkinliklerinin başında evliliğin geldiğini söyleyerek, Hintlerin ekonomik güçlerine göre, düğüne ciddi kaynak ayırdığını belirtti. Bünyat Özpak, dünya genelinde Hint düğünlerinin yıllık cirosunun 40-42 milyar dolar seviyesinde olduğunu aktardı. Özpak, konuşmasına şu şekilde devam etti: “Hindistan’da çok büyük potansiyel var, ekonomik problem de yok. Pandemi de dahil büyüme oranları ortada. Problem, şu an ülkenin parasının başka bir yere çıkmaması üstüne. İngiltere’de de bir yapılanmamız var, orada çok ciddi bir Hint nüfusu var. 6 milyona yakın Hint vatandaşı bulunuyor, o bölgeye çok iyi çalıştık, bu sene açığımızı oradan kapattık. Çok fazla düğün organizasyonu yaptık, biraz dengeledik. “
Antalya’da 12 Hint düğünü yapıldı
Hindistan hükümetinin aldığı kararlar nedeniyle Antalya’da 2024 yılında 12 Hint düğünü yapılabildiğini açıklayan Bünyat Özpak, önemli olanın kişi başı harcama olduğunu dile getirdi. Özpak, “Bu yıl 12 Hint düğünü yapıldı, ileri tarihli teyitli olanlar var. Hindistan’dan da düğün için gelecek olanlar var. Hint düğünlerinde kişi başı harcamalarda, bin 500 Euro’dan 12 bin Euro’ya kadar kişi başı harcama gördük. Dikkat edilmesi gereken öge kişi başı harcama. 500 kişilik Hint düğününü baz alırsak, 2 milyon dolar harcandıysa onu böldüğünüz zaman kişi başı harcaması ortaya çıkıyor. Az ve öz, tam bizim istediğimiz gibi bir pazar. Çok yolcu getirmek çok para getirmiyor, daha az kişiyi konuk edip, daha çok para harcayanı getirmek fayda sağlıyor.” diye konuştu.
“Vize konusu hafifletilmeli”
Hindistan vatandaşlarının vize almakta da sıkıntı yaşadığına değinen Bünyat Özpak, Hintlilerin vizeden muaf tutulması ya da vizelerinin hafifletilmesi yönünde ki taleplerini aktardı. Özpak, konuşmasını şu şekilde tamamladı: “Turist bekleyen ülkeyseniz, Hindistan çok önemli bir ülke. Nüfusu, orta sınıfı çok, en çok milyarder olan üçüncü ülke. Para çok Hindistan’da, sadece düğün olarak değil yani turist olarak da çok önemli bir ülke, yaklaşık 30 milyon kişi her sene Hindistan’dan turist olarak yurt dışına çıkıyor. Biz vize uyguluyoruz ve 200 kusur dolarlık bir bedel istiyoruz. ve bunun prosedürü de çok zor, Hintli vatandaş temsilcimiz olmayan şehirdeyse vize alması 20-25 günü bulabiliyor. Düğün yapacak bir insandan vize istediğimiz zaman, bizi olumsuz şekilde etkiliyor. Vize, Çin’e uygulandığı gibi elektronik vize uygulamasıyla alınabilir. Bunun uygulandığı takdirde, alacağımız veriler ortada. Çin’in mesafesi turist profili çok farklı. Hindistan’ın profili bizim bölgeye uygun ve bizimle ters orantılı sezonları var. Biz bu durumları yetkililere aktarıyoruz, umarım vizeler kalkar. Vizelerin hafifletilmesi ya da muaf tutulması durumunda Hindistan’dan 1 senede 1 milyon vatandaşın geleceğini düşünüyorum. Gelecekte daha iyi bir pozisyonda olmamız ve daha bilinen bir ülke olmamız, bu adımlardan geçiyor.” – ANTALYA
]]>Kelkit Belediye Başkanlığı toplantı salonunda düzenlenen Kelkit Havzası Kalkınma Birliği Encümen Toplantısında proje masaya yatırıldı.
Tokat Valisi ve Kelkit Havzası Kalkınma Birliği Başkanı Numan Hatipoğlu başkanlığında yapılan toplantıya Gümüşhane Valisi Alper Tanrısever, Bayburt Valisi Mustafa Eldivan, Kelkit Kaymakamı Kadir Algın, Gümüşhane İl Genel Meclisi Başkanı Av.Eşref Balki, Kelkit Belediye Başkanı Ünal Yılmaz, Şebinkarahisar Belediye Başkanı Ömer Şentürk, birlik yetkilileri, ajans temsilcileri ve diğer ilgililerin katıldı.
Toplantıda Kelkit Havzası Entegre Rehabilitasyon Projesi hakkında uzmanlar tarafından sunum eşliğinde bilgi verilerek bir sonraki toplantının proje çerçevesinde geniş katılımlı olarak Eylül ayında yapılması kararlaştırıldı.
Bölgesel kalkınma ve işbirliği amacıyla gerçekleştirilen toplantıda Kelkit Havzasında tarımsal çeşitliliğin fazla olduğu, hayvancılık faaliyetleri açısından önemli bir potansiyele sahip olmasına rağmen uzun yıllardan bu yana göç veren bir havza olduğu vurgulanarak hazırlanan Kelkit Havzası Entegre Rehabilitasyon Projesiyle havzadaki doğal kaynakları yöneten ve buralarda yatırım yapan tüm Valilik kuruluşları olan resmi kurumların, birlikler ve STK’lar ile birlikte bu havzadaki yatırımları entegre bir yaklaşımla ve birliktelik içinde gerçekleştirilmesi hedeflendi.
Toplantının açılışında konuşan Gümüşhane Valisi Alper Tanrısever, havzaya ismini veren Kelkit ilçesinde böyle bir toplantıya ev sahipliği yaptıkları için çok mutlu olduklarını belirtip gelen tüm misafirlere teşekkür ederek projenin çok önemli olduğunu vurguladı.
Tokat Valisi ve Kelkit Havzası Kalkınma Birliği Başkanı Numan Hatipoğlu ise proje için oluşturulan konsept belgeyi görüşmek üzere bir araya geldiklerini ve havzada yer alan tüm Valilik, STK ve üniversitelerin de katılımıyla Eylül ayında geniş katılımlı bir toplantı yapacaklarını söyledi.
“Havzada 2,5 milyona yakın bir nüfusu mevcut”
Bölgesel kalkınma ve işbirliği amacıyla Erzincan, Giresun, Gümüşhane, Sivas ve Tokat illeriyle bu illerin İl Özel İdareleri yanında 14 ilçenin oluşturduğu Kelkit Havzası Kalkınma Birliğinin amacının doğal çevreyi, su kaynaklarını, orman varlığını korumak ve geliştirmek, hava su ve toprak kirliliğini önlemek, bunları oluşturan sebepleri ortadan kaldırma olduğunu kaydeden Vali Hatipoğlu, “Biz bu görevler çerçevesinde yeniden bir iş tanımı yaparak bunun yanında ulusal ve uluslararası ölçekte neler yapılabilir konusu hakkında eylem planı hazırlamaya çalışıyoruz. Projenin ilk taslağını Orman Bakanlığı’ndan arkadaşlarımızın desteğiyle yaptık. Kelkit havzası oldukça geniş bir alanı kapsayan ve aynı zamanda yaklaşık olarak illeriyle beraber 2,5 milyona yakın bir nüfusu mevcut. En çok göç veren yerlerden de birisi. Aynı zamanda erozyonun ve benzeri küresel etkilerin, iklimsel etkilerin çok fazla olduğu bir alan” dedi.
“Bölgeyi ancak entegre olarak ele alırsak, bir bütün yaklaşımla ele alabilirsek kurtaracağız”
Vali Numan Hatipoğlu mücadelenin entegre yapılması gerektiğinin altını çizerek, “Çünkü bireysel olarak bu devasa sorunlara ne bir ilçe olarak ne bir il olarak tam olarak mücadele edebilmek çok mümkün olmayacak. O anlamında da güç birliğini yapmak büyük bir önem taşıyor. Bu proje ile bu önemli havzadaki doğal kaynakları yöneten, buralarda yatırım yapan tüm Valilik kuruluşları olan resmi kurumların, birliklerin, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin ve benzeri birimlerin bu havzadaki yatırımları entegre bir yaklaşımla birliktelik içinde gerçekleştirmesini hedefliyoruz. Bölgeyi ancak entegre olarak ele alırsak, bir bütün yaklaşımla ele alabilirsek kurtaracağız. Bu anlamda yatırımları bütüncül ve biraz sürdürülebilir açıdan değerlendirmek gerekiyor. Zeki insan kendi aklını, akıllı insan başkalarının da aklını kullanır diyerek ortak aklı kullanma doğrultusunda bir çalışma içerisinde olmak istiyoruz” diye konuştu.
Toplantının ardından misafir Valiler Gümüşhane Valisi Alper Tanrısever’le Kaymakam Kadir Algın ve Belediye Başkanı Ünal Yılmaz’a hayırlı olsun ziyaretlerinde bulundu. Belediye Başkanı Ünal Yılmaz’da misafirlerine Kelkit’in ata mirası Zilli Kilim hediye etti. – GÜMÜŞHANE
]]>“KARA PARA YÖNÜNDEN DE ARAŞTIRILMASI GEREKİYOR”
Ateş, Hamburg’da gazetecilerle düzenlediği sohbet toplantısında, DenizBank Bornova Şube Müdürü Hatice Ö. hakkındaki dolandırıcılık iddialarıyla ilgili konuştu. Ateş, 2002’de satın aldıkları Tarişbank’ın çalışanlarının yüzde 90’ından fazlasıyla yollarına devam ettiklerini, Hatice Ö’nün de bir Tarişbank çalışanı olduğunu hatırlattı.
Hatice Ö’nün “annesi ve kendisinin sağlık sorunları nedeniyle borçlu olduğunu” söylediğini öğrendiklerini aktaran Ateş, şöyle devam etti:
“Söz konusu olayla ilgili haberleri buradan takip ediyoruz. Şu ana kadarki incelemelerde henüz bankada bir borç-alacak kaydı görünmüyor. Bir bankacılık işlemi mi, değil mi? Bunu savcılıkla beraber Teftiş Kurulumuz inceliyor. Savcılığa, mali polise bilgi verdik. Kara para yönünden araştırılması da gerekiyor. Aynı inceleme sürecini önceki olayda da yapmıştık (Seçil Erzan olayı). Bu ilk olay çıktığında ilk 2-3 saatlik araştırmamız sonucu, müştekilerin verdikleri paralarla ilgili de kameralarımızda bir kayda ya da borç-alacak kaydına rastlamadığımız için zaten bunun bir saadet zinciri olduğu hissiyatı başta uyanmıştı. Gerek BDDK gerek savcılık gerekse bilirkişi bizi teyit etti.
“RAKAMLAR VE İDDİALAR TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜ”
Mevcut olayda ise inceleme sürdüğü için henüz bir dolandırıcılık vakası mı ya da zimmet mi bir değerlendirmede bulunamıyorum. Fakat şunu söyleyebilirim ki sosyal medyaya yansıyan rakamlar ve iddialar tamamen hayal ürünü. Teftiş Kurulumuzun bize ilettiği rakamlar ile söz konusu haberlerde yer alan rakamlar arasında dağlar kadar fark var. Yine isimleri kullanılan iş insanları ile de herhangi bir bağlantı görülmemiş olup bunun da üretilmiş olduğu anlaşılmaktadır. İncelemelerin önümüzdeki haftanın başına kadar sonuçlanacağı kanaatindeyim.”
Ateş, zimmet ve dolandırıcılık olaylarının dünyanın her yerinde olduğunu, bu nedenle bankaların milyon dolar primler ödeyerek bu tür zararlarını teminat altına aldığını, sigorta poliçeleri yaptırdığını anlattı.
“BİZ BİRAZ GÜNAH KEÇİSİ OLDUK”
Hakan Ateş, şubelerde teftişlerin yılda bir, bazı şubelerde ise iki yılda bir olabildiğini aktararak, diğer bankalarda da bu tür olaylar yaşandığını kaydetti.
Ateş, “Biz biraz günah keçisi olduk. Birçok bankada karşılaşılan benzer işlemler basında haber olarak yer bulmazken bizimle ilgili en küçük gelişme enteresan şekilde sosyal medyada yer buluyor.” dedi.
“DENETİMLER SIKLAŞTI”
Dünyanın hiçbir yerinde bir şube müdürünün elden para almayacağını, böyle bir yetkisi de bulunmadığını ifade eden Ateş, “Son olaydan sonra bankada denetimler sıklaştı. Bunun sonucu olarak da daha sonraki dönemlerde ortaya çıkması muhtemel olan vakaların üst üste tespiti sağlandı. Bir şeyler var ama ne olduğunu henüz tam biz de bilmiyoruz. Savcılığa bildirdik, iddiaları araştırıyoruz. Şube Müdürü’nün ise şu anda hastanede olduğu bilgisi tarafımıza iletildi.” diye konuştu.
]]>25 Kasım 2024 tarihine kadar başvuruların internet üzerinden kabul edileceği ödüllü fotoğraf yarışmalarına Türkiye genelinden çok sayıda amatör ve profesyonel fotoğraf sanatçısının katılım sağlaması bekleniyor.
GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, geçen yıl yaşanan deprem felaketi nedeniyle erteledikleri ‘Gaziantep’te Hasat Mevsimi’ fotoğraf yarışmasını bu sene sanatsal etkinlikler takvimine yeni ekledikleri ‘Kadim Şehir Gaziantep’ fotoğraf yarışmasıyla birlikte gerçekleştirdiklerini bildirdi.
“Sadece Gaziantep fotoğrafları kabul edilecek”
Başvuruların alınmaya başlandığı her iki fotoğraf yarışmasının konusunun ve amacının birbirinden farklı olmasına rağmen ortak paydalarının Gaziantep olduğunu belirten Akıncı, “Türkiye’den çok sayıda fotoğraf tutkununun ilgi gösterdiği Gaziantep’te Hasat Mevsimi fotoğraf yarışmamız tarımı merkezine alan sanatsal bir aktivitemiz. Bu yarışmadaki temel gayemiz şehrimizin zengin tarım ürünlerini tanıtmak ve unutulmaya yüz tutmuş geleneksel hasat yöntemlerini fotoğraf kareleriyle geleceğe taşımak. Yarışmamızın temel kuralını ise fotoğrafların Gaziantep il sınırları içerisinde çekilmiş olması oluşturmakta. Gaziantep dışında çekilen hiçbir fotoğraf karesi jüri üyelerimiz tarafından değerlendirmeye alınmayacak. Aynı şekilde bu yıl startını verdiğimiz diğer bir yarışmamız ‘Kadim Şehir Gaziantep’ fotoğraf yarışması da tamamen Gaziantep’i odağına alan bir etkinlik. Bu yarışmadaki temel hedefimiz ise Gazi şehrimizin tarihi, turistik ve kültürel zenginliklerini tanıtmak ve yıllar içerisinde mekanlar ile insanlar arasında oluşan bağı fotoğraflarla kent arşivi haline dönüştürmek. Fotoğraf sanatının gücü ile Gaziantep’in kadim tarihini ve modern dokusunu bir arada sunacak olan bu yeni yarışmamız, hem fotoğraf sanatına ilgi duyanları bir araya getirecek hem de şehrin tanıtımına katkı sağlayacak. Her iki yarışmamızda da katılımcılarımız, Gaziantep’in eşsiz güzelliklerini keşfetme ve paylaşma fırsatı bulacaklar” dedi.
Başvurular GTB’nin web sitesi üzerinden
Fotoğraf yarışmalarına eser kabullerinin 24 Haziran 2024 tarihi itibariyle başlandığını kaydeden Akıncı, 25 Kasım 2024 tarihine kadar devam edecek yarışmaya tüm Türkiye’den fotoğraf tutkunlarının eserleriyle katılım sağlayabileceklerini söyledi.
Yarışmaya iştirak edecek katılımcılara kolaylık ve zaman kazandırmak açısından eserlerin Gaziantep Ticaret Borsasının resmi web sitesi www.gtb.org.tr adresi üzerinden kabul edildiğini aktaran Akıncı, posta yoluyla yapılacak müracaatların ise kabul edilmeyeceği uyarısında bulundu.
Dereceye giren eserlere ödül
Her iki fotoğraf yarışmasının birbirinden bağımsız olduğunu ve farklı kategorilerde değerlendirilerek ödüllendirileceğini vurgulayan Akıncı, seçici kurulun belirleyeceği sonuçlara göre, dereceye giren katılımcılara iki farklı kategoride altın ödülleri verileceğini söyledi.
Katılımcıların yarışmalarla ilgili tüm detaylı bilgilere ve başvuru şartlarına GTB’nin resmi web sitesi üzerinden ulaşabileceklerini vurgulayan Akıncı, yarışma duyurularının ise GTB sosyal medya hesapları üzerinden katılımcılara zaman zaman hatırlatılacağını sözlerine ekledi. – GAZİANTEP
]]>Meclis toplantısı öncesinde bir basın açıklaması gerçekleştiren GTO Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım; Gaziantep’in ticari hayatında yaşanan gelişmeler, Geçici Koruma Altındaki Suriyelilerin şehrin ekonomik ve sosyal yapısına olan etkileri ile konut sorunu dahil olmak üzere pek çok konu hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Toplantının açılışında yaptığı konuşmada Meslek Komitelerin, GTO Meclisinin ve Yönetim Kurulunun çalışmalarına katkı sunan en önemli unsurlardan olduğunu vurgulayan GTO Meclis Başkanı M. Hilmi Teymur, Meslek Komite üyelerinin sektörlerin seçilmiş önde gelen kişileri olduğunu ve kent ticaretinin nabzını tuttuğunu söyledi.
Sektörlerin sorunlarına ve ihtiyaçlarına Meslek Komiteler sayesinde son derece hakim olduklarını belirten Teymur, “Meslek Komite üyelerimizden tek ricamız hem aylık meslek komite toplantılarımızda hem de meclis toplantılarımızda mutlaka gündemlerinin olması Bizleri, oda çalışanlarımızı sektörle ilgili gelişmelerden haberdar ederek, sektörlerin gelişmesine, yaşanan sorunların çözülmesine katkı sağlamanız kent ticareti açısından oldukça önemli. Biliyorsunuz ki Yönetim Kurulumuz, sizlerden gelen talepleri ısrarlı bir şekilde takip ediyor, sorunların çözümü için çalmadık kapı bırakmayarak önemli bir rol oynuyor” dedi.
“İSO 500 ve TİM 1000, 2023 ekonomisinin fotoğrafını çok net gösteriyor”
Meclis toplantısında Gaziantep Ticaret Odasının haziran ayında yürüttüğü faaliyetler hakkında Meclis ve Meslek Komite üyelerini bilgilendiren Yıldırım, geçtiğimiz günlerde açılanan TİM 1000 ve İSO 500 listelerini de değerlendirerek, “Biliyorsunuz ‘Türkiye’nin İlk 1000 İhracatçısı 2023’ araştırmasına göre Gaziantep’ten 59 firma ihracat şampiyonları arasında yer aldı. Aynı şekilde ‘Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2023 Araştırması’nda da 29 Gaziantepli firma listeye adını yazdırdı. Potansiyelimize bakınca aslında bu listelerde çok daha fazla firmamızın yer alması gerekiyor fakat hem TİM 1000 hem de İSO 500 araştırma sonuçları esasında 2023 ekonomisinin fotoğrafını çok net gösteriyor. 2023 çok zor bir yıldı. Özellikle bölgemizde yaşanan ve hala yaralarını sarmaya devam ettiğimiz deprem felaketinin, uygulanan ekonomik politikaların, küresel daralmanın firmalarımız üzerindeki olumsuz etkilerini araştırma gözler önüne sermiş durumda. Araştırmalarda; karlılıkta azalış ve finansman maliyetlerinin artışını görüyoruz. Üretim motivasyonunun düştüğünü, ihracatın daraldığını, karların enflasyonun altında kaldığını görüyoruz. Gaziantep’in her iki listede yer alacak potansiyele sahip çok daha fazla firması olduğunu biliyoruz. Önümüzdeki süreçte bu potansiyeli ortaya çıkarak ekonomik iklimin oluşması en büyük temennimiz” ifadelerini kullandı.
GTO Meclisi Adnan Yıldırım’ı ağırladı
GTO’nun haziran ayı olağan meclis toplantısının ikinci bölümünde Ekonomi Eski Bakan Yardımcısı ve Eximbank Eski Genel Müdürü Adnan Yıldırım ağırlandı.
Başkan Yıldırım’ın konuşması ardından kürsüye gelen ve ilgiyle takip edilen bir sunum gerçekleştiren Adnan Yıldırım; ulusal ve küresel ekonomik gelişmeler ile ticaret, vergi düzenlemeleri, Merkez bankasının kararları, finansmana erişim ve ihracat gibi konularda GTO Meclis ve Meslek Komite üyelerini bilgilendirdi. – GAZİANTEP
]]>(İSTANBUL)- Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Nakliyat-İş Sendikası, asgari ücretin artırılması talebiyle İstanbul’daki Yeditepe TIR Garajı önünde eylem yaptı. Sendika Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, “İşçileri, emekçileri, kamu emekçilerini, köylüleri, açlığa ve yoksulluğa mahküm eden bu ekonomik politikaya karşı direnmeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Asgari ücretin ikinci altıncı ayda da gerçek enflasyon oranında artırılması gerekir diyoruz” dedi.
Asgari ücretin artırılması talebiyle sendikaların eylemleri sürüyor. DİSK’e bağlı Nakliyat-İş Sendikası da İstanbul’un Bahçelievler ilçesindeki Yeditepe TIR Garajı önünde eylem yaptı. Protestoda “Sefalet ücretine, yoksullaşmaya, açlığa hayır. Direne direne kazanacağız” yazılı pankart açıldı. “İnsanca yaşamak istiyoruz” sloganının atıldığı eylemde konuşan Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, “Neresinden bakarsak bakalım, yaşam standardına bakalım, işçileri ve emekçileri daha fazla yoksullaşmaya, açlığa mahküm etmek isteyen bu politikalara karşı direnmeye ve mücadele etmeye devam ediyoruz” dedi. Küçükosmanoğlu, şunları söyledi:
” Rize’de, Karadeniz’de çay üreticilerine uygulanan taban fiyat politikasıyla köylüler de çiftçiler de açlığa mahküm edilmektedir. Bütün bu olan biten karşısında ne yazık ki sendikal hareket de alması gereken tutumu almış değil. Yani bu kadar açık. Günlerden beri söyleniyor. Asgari ücrete ikinci altıncı ayda zam yapılmayacağı söyleniyor ancak sendikal harekete bakıyoruz, etkili bir eylem var mı, yok. Biz de Nakliyat-İş Sendikası olarak aslında işçi sınıfının bir çığlığını, işçi sınıfının bu meseleye bakışının nasıl olması gerektiğini bir kez daha kamuoyuyla paylaşmak istedik. Direnmeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Yani işçileri, emekçileri, kamu emekçilerini, köylüleri, açlığa ve yoksulluğa mahküm eden bu ekonomik politikaya karşı; açlığa, yoksulluğa karşı direnmeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz. O bakımdan buradan bir kez daha çağrı yapıyoruz. Asgari ücretin ikinci altıncı ayda da gerçek enflasyon oranında artırılması gerekir diyoruz.
“Asıl yapılması gereken, servetin vergilendirilmesi”
2024 için bizim belirlediğimiz asgari ücret 36 binin üzerine enflasyon oranında bir artışın yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Tüm ücretlerin, kamu emekçilerinin, işçilerin, emekçilerin ücretlerinin de reel olarak bu yoksullaşma, bu açlığa mahküm etme karşısında artırılması gerekir. Bizim mücadelemiz devam edecek. Toplu sözleşmelerde ve örgütlenme mücadelemizde sarı sendikacılığa karşı bu mücadelemiz de devam ediyor. Hepimizin bildiği gibi yeni vergiler gündemde. Yani bir taraftan bahşişten, işte motokuryenin yapmış olduğu hizmetten, ev kirasından vergi alınmanın hesabı yapılıyor. Bir tarafta bunlar yapılıyorken bir taraftan bir para babasının milyarlarca lira vergisi bir kalemde silindi. Orada da adaletsizlik var. İşçilerin, emekçilerin eline geçmeden vergiden kesiliyor. Yüzde 15’le başlayan vergi oranı yıl sonuna kadar yüzde 35’lere çıkıyor. Bu yetmezmiş gibi hala işçilerden ve emekçilerden KDV artışlarıyla, diğer vergi düzenlemeleriyle yeni vergilerin getirilmesi gündemde. Burada asıl yapılması gereken, servetin vergilendirilmesi. Bir diğer talebimiz de bu”
]]>Bu yıla kadar Anzerli arıcılar ballarının sağımını gerçekleştirdikten sonra kooperatifleri ve Rize İl Tarım ve Orman Müdürlüğü aracılığı ile tahlil edilmesi için Hacettepe Üniversitesi Arı ve Arı Ürünleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü’ne gönderiyordu. Burada laboratuvar ortamında incelenen ballar Anzer’deki çiçek çeşitliliği bakımından inceleniyor ve çıkan rapora göre Anzer Balı olup olmadığına karar veriliyordu. Uygun ballar Rize Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarafından üzerine coğrafi işaret bandrolü vuruluyor, diğer ballar ise işlemsiz sahibine teslime diliyordu.
Bu yıl ise Hacettepe Üniversitesi Arı ve Arı Ürünleri Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Rize İl Tarım ve Orman Müdürlüğü arasında bir protokol yapıldı. Protokole göre Hacettepe Üniversitesi Anzer’deki bal üretiminin yoğun olduğu 10 bölgeye kendi kovanlarını 1 ay sonra açmak için kurarak mühürledi. 1 ay sonra yeniden açılacak olan petekten alınan numune bu yılın referans ürünü olacak. Yani bal sağımının sona ermesi ile Hacettepe Üniversitesi Arı ve Arı Ürünleri Uygulama ve Araştırma Merkezi’ne gönderilen bal numuneleri, üniversitenin elindeki çiçek listesi değil kendi kovanlarından aldıkları referans ballar örnek alınarak tahlil edilecek.
“Değişen iklim koşulları, küresel ısınma ve mevsimler arasındaki farklılık nedeniyle çiçeklenme her yıl değişiyor”
Anzer’de başlatılan yeni uygulama hakkında bilgi veren Hacettepe Üniversitesi Arı ve Arı Ürünleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Aslı Özkırım, değişen iklim koşullarının, küresel ısınmanın ve mevsimler arasında ki farklılık nedeniyle çiçeklenmenin de her yıl değiştiğine dikkat çekti. Bu nedenle bu yıl Anzer Yaylası’ndaki 10 ayrı bölgeye hem çiçek florasını tespit etmek hem de yaylaya has Anzer Balı’nı belirlemek için petekler yerleştirdiklerini kaydeden Özkırım “Anzer Balı bizim için ülkemiz açısından uluslararası ve ulusal düzeyde çok önemli bir değerdir. Anzer Balı ve Anzerli arıcılarımızla Hacettepe Üniversitesi’nin buluşması 40 yıl öncesine dayanır. Yaklaşık 40 yıl önce Hacettepe Üniversitesi Arıcılık Merkezi Müdürümüz Profesör Doktor Kadriye Sorkun’un çalışmalarıyla Anzer Yaylası’ndaki vejetarasyon ve flora, çiçeklerin tanımlanması etkinlikleri, çalışmaları tamamlanmış ve Anzer Balının kimlik kartı çıkarılmış. Yıllardır Rize İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’yle yapmış olduğumuz protokol gereğince Anzer Balına numunelendirilmesi, örneklendirilmesi ve analizleriyle ilgili ortak çalışma yürütüyoruz. Numuneler, Rize İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından alınıyor. Ardından şahit numune, Rize İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nde kalmak üzere diğer paralel numunede bize gönderiliyor ve biz polen analizi yaparak Anzer Balı numunesinin içindeki polenlerin yayladaki çiçeklerden kaynaklanıp kaynaklanmadığına bakıyoruz ve buna göre Anzer Yaylası’nda üretilmiş ibaresini koyuyoruz. Diğer yandan şu bir gerçektir ki Anzer Yaylası’ndaki çiçek çeşitliliği sadece Anzer’e özgü bir çeşitlilikten oluşmamakta. Sadece Anzer’e özgü çiçekler var ancak benzer çiçekler farklı bölgelerde de bulunmakta. Diğer yandan yine iklim değişimi, küresel ısınma ve mevsimler arasındaki farklılık, değişim nedeniyle çiçeklenme de her yıl değişkenlik göstermekte. İşte tam da bu sebeple Anzer Balımızın değerini ve kalitesini çok Çok daha somut verilerle ortaya dökmek amacıyla bu yıl itibariyle bilimsel anlamda değişik bir metodoloji uygulama kararı aldık. Bu kararı Rize İl Tarım Orman Müdürlüğü ve Anzer’deki kooperatiflerimizle birlikte yürütme sürecindeyiz. Artık Anzer Yaylası’ndaki bal sezonunun başlangıcında Hacettepe Üniversitesi burada olacak. Rize İl Tarım Orman Müdürlüğüyle birlikte Anzer Yaylası’nda yoğun arıcılık yapılan 10 bölgede sağlık ve üretim koşulları açısından uygun bulduğumuz kovanların ballık kısmına boş ve temiz petekler konularak kovanlar mühürlenecek. Mühürlenme işlemi şu anlama geliyor. Bir daha o kovana bal sezonu boyunca kimse dokunamaz. O mühür bozulamaz. Dolayısıyla dün başlattığımız bu çalışmada 10 bölgede biz seçtiğimiz kovanların üst kısmına temiz kaplar petekler koyduk ve kovanları mühürledik” dedi.
“Referans balımız 2024 yılında Anzer’deki hava koşulları ve çiçeklenmeye bağlı olarak yine Anzer’den elde edilecek”
1 ay sonra mühürlenen peteklerin açılmasıyla elde edilecek balın referans balı olarak kullanacağını ifade eden Özkırım “Böylelikle resmi olarak da buradan duyurmak isterim ki bir temmuz itibariyle bal sezonu, Anzer Balı’nın üretim sezonu açılmış oldu. Hacettepe Üniversitesi de Rize İl Tarım Orman Müdürlüğü, kooperatiflerimiz ve muhtarlarımızla birlikte. Bir ay sonra Hacettepe Üniversitesi olarak buraya yine geleceğiz. Mühürlemiş olduğumuz kovanlardan ballarımızı alacağız. Bu malları bu yılın referans balı olarak kullanacağız ve diğer üreticilerimizin ballarını bu ballarla mukayese ederek analiz edeceğiz. Böylelikle istediği kadar farklı bölgelerle benzerlik göstersin, istediği kadar ayırt edici özelliği olsun. Referans balımız 2024 yılında Anzer’deki hava koşulları ve çiçeklenmeye bağlı olarak yine Anzer’den elde edilecek. Bu Anzer Balı’nın o kendine özgün kalitesi için sadece laboratuvarda değil üretim aşamasında da her şeyi kontrol altında tutmamızı sağlayacak ve Anzerlilerin kendi değerlerini korumak adına yapmış olduğu mücadeleye bilimsel katkı sunacak. Çünkü Hacettepe Üniversitesi’nin misyonu hukuksal değil, bilimsel anlamda Anzer Balı’na gereken değeri göstermek olacak” diye konuştu.
“Referans balları Anzer Balı’nın bundan sonraki süreçte garantörü olacak”
Uygulamanın geçmişten bugüne gelen Azner Balı’nın geleceğe taşınması için garantörü olduğunu, bilimle gerçekliği birleştirerek kalitenin artması için uygulamanın uygulandığını ifade eden Özkırım sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu uygulama Anzer Balı’nın bundan sonraki süreçte garantörü olmak ve bilimsel metotlarda günceli yakalamak için. Bizim amacımız, üniversitelerin amacı Ar-Ge’dir. Dolayısıyla metodolojimiz, gerçeklikle bilimi birleştirmek için Hacettepe Üniversitesi sahaya da kendi balını koydu. Dolayısıyla bu hem objektiviteyi sağlar. Orada hiç müdahale edilmemiş, mühürlenmiş bir kovanın sezon boyunca topladığı balı referans bal kabul edersiniz. Böylelikle bağıl bir örnekleme yapmazsınız. Ama öbür türlü referans balınız olmazsa gelen numuneleri sadece kağıt üzerindeki çiçek listesinden kontrol edersiniz. O yıl mevsim çok nemli geçer. O yıl mevsimi çok güneşli geçer ve gerçeklikten uzaklaşabilirsiniz.” – RİZE
]]>TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Mersin Deniz Ticaret Odası Başkanı Cihat Lokmanoğlu’nun moderasyonunda gerçekleştirilen toplantıda, oda ve borsa başkanları faaliyet alanlarına ve görev yaptıkları ilçelere ilişkin gelişmeleri aktardı ve taleplerini iletti. Toplantının açış konuşmasını yapan Lokmanoğlu, istişare toplantılarının kentin öncelikli sorunlarının tespiti açısından faydalı olduğunu, dile getirilen sorunların TOBB nezdinde dikkatle ele alınacağını söyledi.
Mersin’in avantajları
Ülkenin en önemli ticaret merkezlerinden biri olan İstanbul’un sıkışmış durumda olduğundan Mersin, Kayseri ve Konya bölgesinin İstanbul’a alternatif olarak planlandığına değinen Lokmanoğlu, Mersin’in, Güneydoğu, Doğu Anadolu, İç Anadolu bölgelerini de içeren çok geniş hinterlandıyla avantajlı durumda bulunduğunu söyledi. Kayseri ve Konya bölgesinde sanayileşmenin planlandığını belirten Lokmanoğlu, bu bölgeye geçişin, gelişmiş lojistik altyapısı nedeniyle Mersin’den yapılabileceğini, dolayısıyla bu konu üzerinde yoğunlaşarak lobi yapılması gerektiğini ifade etti.
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hakan Sefa Çakır ise konuşmasında bölgedeki balık çiftliklerini, OSB’lerin durumunu ve narenciyede yaşanan sorunları değerlendirdi. Kurulacak balık çiftliklerinin turizm gibi diğer sektörlerle çatışmaması gerektiğini ifade eden Çakır, kıyıya uygun mesafede ve denizi kirletmeyecek şekilde kurulabilecek balık çiftliklerinin akademisyenlerle çalışılıp bilimsel verilerle planlanması gerektiğini vurguladı.
Mersin’de OSB’lerin çok hızlı geliştiğine dikkat çeken Çakır, OSB’lere yatırımcı taleplerinin çok dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini; yer tahsisi için sezonluk çalışan firmalardansa çevreye zarar vermeyen, istihdam oluşturan ve katma değeri yüksek ürünler üreten firmaların tercih edilebileceğini belirterek bu konuda seçici davranılması çağrısında bulundu. Narenciyede yaşanan sorunları aktaran Çakır, ihracatta yurtdışındaki firmalarla rekabet edilemediğini, iklimden kaynaklı sorunlar nedeniyle daha çok ilaçlama yapılması gerektiğini belirtti. Akdeniz sineği nedeniyle bölgede meyve üretiminde ve ticaretinde sıkıntılar yaşandığını dile getiren Çakır, Akdeniz meyve sineği ile mücadeleye destek verilmesi gerektiğini söyledi.
Kentteki oda ve borsaların ortak projeler üretebileceğini belirten Çakır, Yörex Fuarına da ortak bir stant ile katılma ve birlikte hareket etme önerisinde bulundu.
Anamur Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Tuna, ilçede 13 Haziran’da hizmete başlayan Anamur İskelesi ve haftada 4 gün yapılan Anamur- Kıbrıs deniz otobüsü seferleri hakkında bilgi verdi. İskelenin sadece yaz döneminde değil Anamur ekonomisine katkı vermek üzere yıl boyunca çalışmasını arzuladıklarını belirtilen Tuna, oda ve borsa başkanlarının lobi ve tanıtım çalışmalarına destek olmasını istedi.
“Mut zeytinyağının tanıtım faaliyetleri arttırılmalı”
Mut Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Şahin Sezer, Mut’un önemli bir tarım ilçesi haline geldiğini belirttiği konuşmasında, Mut zeytini ve zeytinyağının asit ve polifenol değerlerinin başka hiçbir yerde olmadığını, hiç ilaç kullanmadan sofralık zeytin ve zeytinyağı üretebildiklerini, böyle bir potansiyeli olmasına rağmen ürünlerinin reklamının yapılamadığını, bu konuda destek beklediklerini kaydetti. Zeytine verilen desteğin yetersiz olduğunu vurgulayan Sezer, ürünlerini limana ulaştırabilmek için Silifke-Mut bağlantı yolunun yapılmasını gerektiğini de sözlerine ekledi.
Toplantıda Mersin Erdemli karma OSB’si hakkında bilgi veren Erdemli Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Orhan Sarı, 875 dönüm arazi üzerinde çalıştıklarını, 88 dönümlük alanında kamulaştırma çalışmalarının yapıldığını bildirdi. Turizm beldesi Kızkalesi’nde fiber ve kanalizasyon konusunda ciddi yatırım eksikliği bulunduğuna dikkat çeken Sarı, konuşmasında ayrıca Erdemli-Çiriş arasındaki otoyol çalışmasının hızlandırılması gerektiğini söyledi.
Silifke Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Nurettin Kaynar’da en önemli sorunlarının ulaşım olduğunu, bölgedeki liman ve nükleer santral çalışmaları nedeniyle trafik yoğunluğunun çok arttığını ancak Mut-Silifke-Anamur güzergahında yol çalışmaların yavaş ilerlediğini belirtti.
Tarsus Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ruhi Koçak ise OSB’ler konusunda uzmanlaştıklarını belirttiği konuşmasında, hayata geçirilecek OSB’ler için yapılması ve yapılmaması gerekenleri anlattı. Adana- Mersin havzasının tam ortasında bulunduğu için Tarsus’un bir başarı hikayesini yazdığını söyleyen Koçak, her iki bölgeden de yatırımcı alabildiklerini, OSB’lerin ancak talep varsa kurulabileceğini belirtti.
Mersin Ticaret Borsası ı Abdullah Özdemir ise Mersin Limanı yük verileri üzerinden bölgedeki bakliyat ticaretini değerlendirdi. Mersin Limanı üzerinden 1 milyon 648 bin ton baklagil ithalatı, 622 bin ton baklagil ihracatı yapıldığına dikkat çekti.
Tarsus Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Üyesi İlhan Titiz de AB ülkelerine yapılacak ihracat açısından organik tarım ile ilgili çalışmakta fayda gördüklerini, yaş meyve ve sebze sektörünün gelişmesi için coğrafi işaretleme ve markalaşma ve tanıtım faaliyetlerine önem verilmesi gerektiğini söyledi.
“Ana konteyner limanı projesini takip ediyoruz”
Toplantının sonunda Mersin Deniz Ticaret Odası Genel Sekreteri Mesut Öztürk de bölgedeki limancılık faaliyetleri ile yük ve gemi trafiği hakkında bilgi verdi. İskenderun Körfezindeki Isdemir Limanı’nın büyük kısmının konteyner limanına dönüştürülmesine start verildiği bilgisini veren Öztürk, Mersin için planlanan ana konteyner limanı projesini de takip ettiklerini söyledi. – MERSİN
]]>EMEKLİYE % 25.81 ZAM
Merkez Bankası’nın Piyasa Katılımcı Anketi’ne göre haziran ayında enflasyon yüzde 2.52 olacak. Bu tahmine göre 6 aylık enflasyon oranı yüzde 25.81’e yükselecek. Finansal Kurumlar Birliği’nin anketine göre ise haziranda enflasyonun yüzde 3.17 olarak açıklanması bekleniyor. Buna göre ise 6 aylık enflasyon yüzde 26.61 olarak gerçekleşecek. Emekli maaşları, 6 aylık enflasyon oranında zamlanıyor. TCMB piyasa katılımcıları anketi tahminine göre emekliler yüzde 25.81 oranında zam alacak. Finansal Kurumlar Birliği’ne göre ise emekli zammı yüzde 26.61 olacak.
12 BİN 500 LİRA OLACAK
Emeklilerde, zam oranı kök maaşlara uygulanacak. Merkez Bankası’nın anketindeki tahminin gerçekleşmesi halinde kök maaşı 10 bin lira olan bir emeklinin maaşı 12 bin 581 lira olacak. 15 bin lira olan emekli maaşı 18 bin 871 lira olacak. 20 bin lira olan emekli maaşı 25 bin 162 liraya yükselecek. Finansal Kurumlar Birliği tahminine göre ise 10 bin lira olan bir emeklinin maaşı 12 bin 661 lira, 15 bin lira olan emekli maaşı 18 bin 991 lira, 20 bin lira olan emekli maaşı 25 bin 332 liraya yükselecek.
ENFLASYON FARKI
Memur ve memur emeklisi maaşlarına yapılacak zam oranı, toplu sözleşme zammı ve enflasyon farkının toplamı üzerinden hesaplanıyor. Memur ve memur emeklileri yılın ilk altı ayın toplu sözleşme ile yüzde 15 zam almıştı. Toplu sözleşme gereği ilk altı aydan doğacak enflasyon farkını da almaları gerekecek. Dolayısıyla altı aylık enflasyonun yüzde 15’i aşan bölümü enflasyon farkı olarak maaşlara yansıyacak. Ayrıca memur ve memur emeklilerinin toplu sözleşmeden doğan ikinci altı ay için yüzde 10’luk zam hakkı bulunuyor.
MEMURA % 20.35 ZAM
Haziran enflasyonu yüzde 2.52 olarak açıklanırsa memur ve memur emeklileri yüzde 20.35 kümülatif zam alma hakkına sahip olacak. Bu rakam baz alındığında en düşük emekli maaşı 32 bin 861 liradan 39 bin 548 liraya yükselecek. En düşük memur emekli maaşı ise 17 bin 739 liraya yükselecek. Finansal Kurumlar Birliği’nin yüzde 3.17’lik tahmini gerçekleştiği takdirde ise enflasyon farkı yüzde 10.1, zam oranı ise yüzde 21.11 olacak.
ÖĞRETMENE 53 BİN TL
Yılın ikinci yarısında yüzde 20.35 oranında zam yapılması durumunda üniversite mezunu bir memurun maaşı 34 bin 235 liradan 41 bin 202 liraya çıkacak. Şube müdürünün yeni maaşı 59 bin 544 liraya yükselirken, uzman öğretmenin maaşı 53 bin lirayı geçecek. Yılın ikinci yarısında yapılacak zamla başkomiser maaşı 58 bin 875 liraya, polis memuru maaşı 53 bin 305 liraya, uzman doktor maaşı 98 bin 718 liraya çıkacak.
]]>NİSANUR YILDIRIM
(ANKARA) – Çalışma ekonomisi uzmanı Prof. Dr. Aziz Çelik, 6 aylık enflasyonun yüzde 26 civarında olacağını belirterek “Asgari ücret, bütün ücret seviyesini belirliyor. Temmuzda emekli ve memurlara ne olacak diye konuşuyoruz ama işçilerin ücretlerinde herhangi bir artış olmayacak. Yıllık enflasyonun yüzde 75 olduğu bir dönemde asgari ücretin artmaması toplumsal bir facia” dedi. Çelik, emekli aylıklarına zammın kök aylığa yapılacak olması nedeniyle 4 milyon emeklinin sıfır zam alma riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti.
Milyonlarca memur ve emekli, 3 Temmuz’da açıklanacak haziran ayı enflasyon oranını bekliyor. Buna göre; 6 aylık enflasyon farkı belli olacak ve memur maaşları ile emekli aylıklarının zamları netleşecek.
TÜİK, mayıs ayı enflasyonunu aylık yüzde 3,37, yıllık yüzde 75,45 olarak açıkladı. Yıllık enflasyon mayıs ayında zirveyi gördü. 5 aylık enflasyon ise yüzde 22,72 oldu.
İşçi emeklileri 5 aylık enflasyona göre yüzde 22,72 zam alacak. Memur ve memur emeklisinin zammı ise en az yüzde 17,38 olacak. Emekliler, 2024 yılının ilk 6 aylık dönemi için yüzde 49,25 oranında maaşlarına zam almıştı.
Öte yandan hükümet, asgari ücrete ise zam yapmayı düşünmüyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, dün AKP Grup Toplantısı öncesinde; “Asgari ücrete herhangi bir artış olmayacak. Aralık ayında yine birlikte olacağız. Yeni asgari ücreti belirleyeceğiz. Herhangi bir değişiklik yok” diye konuştu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın Karatepe, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile görüşmesinin ardından “4 saatin sonunda acı reçeteyi yine vatandaşa çıkaran anlayışlarında bir değişim iradesi olmadığını maalesef gördük” demişti.
Kocaeli Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aziz Çelik, memur maaşları, emekli aylıklarını bekleyen tehlikeyi ve asgari ücrete temmuz ayında zam yapılmayacak olmasını ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
Çelik, şunları söyledi:
“Tahminim, 6 aylık enflasyonun yüzde 26 civarında olması”
“Temmuz ayında emekli aylıkları ve memur maaşlarında esas alınacak enflasyon 6 aylık enflasyon olacak. 3 Temmuz’da haziran ayı enflasyonu açıklandığında 6 aylık enflasyon netleşmiş olacak. Tahminim, bu 6 aylık enflasyonun yüzde 26 civarında olması. Biraz aşağı, biraz yukarı olabilir. Yüzde 26-27 bandında bir enflasyon olacağını tahmin etmek güç değil. Bu enflasyon oranı gerçek durumu yansıtmıyor. TÜİK’in ölçmüş olduğu enflasyon manipüle edilmiş ve şaibeli bir enflasyon. Şeffaf değil, o yüzden inandırıcı da değil. Bu inandırıcı olmayan enflasyon oranları, on milyonlarca çalışanın, emeklinin temmuz ayında alacağı zamlara esas olacak. TÜİK, aslında Türkiye’de gelirlerin, ücretlerin, maaşların, emekli aylıklarının en büyük belirleyeni durumunda.
“6 aylık enflasyon oranında zam yapılması bütün emeklilerin 6 aylık enflasyon oranında zam alması anlamına gelmiyor”
Bu tartışmalı enflasyon bile temmuz ayında memurlara ve emeklilere tam olarak yansımayacak. Bu, bütün emekliler ve memurlar için çantada keklik değil. İşçi ve BAĞ-KUR emeklilerine yasa gereği 6 aylık enflasyon oranında zam yapılacak. Bu tartışmasız bir gerçek ancak 6 aylık enflasyon oranında zam yapılması bütün emeklilerin 6 aylık enflasyon oranında zam alması anlamına maalesef gelmiyor.
” Zam, kök aylığa yapılıyor”
Emeklilerin 2 tür aylığı var. Birincisi aldıkları aylık, yani bankamatikten çektiklerinde ellerine geçen aylık. İkincisi ise kayıtlı, kök aylıkları. Kök aylıklarıyla tamamlanan aylıkları ya da ellerine geçen arasındaki farkı Hazine ödüyor. O yüzden kök aylıkları daha düşük. Örneğin 8 bin liranın bir emeklinin kök aylığı olduğunu düşünelim. Buna Hazine 2 bin lira katkıda bulunarak emeklinin eline 10 bin lira geçiyor. Buna ‘en düşük aylık’ adını veriyoruz. Ancak enflasyon artışı ya da aylıklardaki artış, tamamlanan ya da ele geçen aylığa yapılmıyor. Zam, kök aylığa yapılıyor. Böyle olduğu zaman kök aylığı 8 bin lira olan emekli ama 10 bin lira alan emekliye yüzde 25 zam yaparsanız 2 bin lira alır. Yani 10 bin lira almaya devam eder. Eğer hükümet özel bir düzenleme yapıp 10 bin lira olan en düşük emekli aylığını en az enflasyon kadar artırmazsa emeklilerin bir bölümü sıfır zam alacak. Bir bölümü enflasyonun altında zam alacak.
“4 milyon emekli sıfır zam alma riskiyle karşı karşıya”
Öte yandan ortalama emekli aylıklarının 12 bin lira civarında olduğu düşünülecek olursa yapılacak olan yüzde 25’lik zammın emekli aylıklarını getireceği yer yine ortalama olarak asgari ücretin altı olacak. Emekliler açısından resmi enflasyon kadar zam almak bile bir anlam ifade etmiyor. Bazı emekliler ki bunların sayısı yaklaşık 4 milyon, enflasyondan daha düşük zam alma hatta sıfır zam alma riskiyle karşı karşıya. Eğer hükümet bir yasa çıkarıp bunu değiştirirse işçi-BAĞ-KUR emeklileri resmi enflasyonu alabilir.
“Memur ve memur emeklilerinin 5,5 puan civarında kaybı olacak”
Memur ve memur emeklileri toplu sözleşmeye göre zam alacaklar, yasaya göre değil. Memur ve memur emeklilerini bekleyen tehlike ise enflasyonun yaklaşık 5,5 puan altında bir zamla karşı karşıya kalacaklar. Daha önce yüzde 15 toplu sözleşme zammı almışlardı. Şimdi yüzde 10 zam alacaklar. Daha önce almış oldukları yüzde 15’lik zam 6 aylık enflasyondan düşülecek, geriye enflasyon farkı kalacak. Sonra o enflasyon farkı üzerine yüzde 10 zam alacaklar. Bu da yüzde 26’lık bir enflasyon söz konusu olursa yüzde 20 civarında bir zam alırlar. Memur ve memur emeklilerinin 5,5 puan civarında temmuz ayında kaybı olacak. Memur ve memur emeklileri de resmi enflasyon artışı kadar artışı temmuz ayında alamayacak.
“Bir memur, temmuzdan sonra emekli olduğunda çalışırken aldığı aylığın yüzde 40-41’ini alabilecek”
Memur emeklilerini bekleyen bir başka acı gerçek ise memur maaşları ile memur emekli aylıkları arasındaki makas açılacak. Çalışırken alınan aylık emekli olunduğunda çok daha düşecek. Geçen yıl bir memur çalışırken 100 alıyorken emekli olduğunda aylık 70-71 alıyordu. Mesela bu aylarda emekli olan bir memur çalışırken aldığı ortalama aylığın yüzde 70’ini emekli aylığı olarak alabiliyordu. Ancak şimdi emekli olursa ya da temmuzdan sonra emekli olduğunda çalışırken aldığı aylığın yüzde 40-41’ini alabilecek. Bunun sebebi, memurlara ilave ödeme adı altında verilen bir miktar var. Bu miktar, emekli aylıklarında ve emekli ikramiyesinde dikkate alınmıyor. Çalışırken bu parayı alıyorlar fakat emekli olduklarında bu aylıklarına yansımıyor. Dolayısıyla temmuz ayında resmi enflasyon kadar artış bile emekliler açısından söz konusu olmayacak.
“Temmuzda resmi ve tartışmalı enflasyon kadar bile memurların ve emeklilerin zam alması mümkün olmayabilir”
Bunların giderilmesi mümkün mü? Elbette, bu tehlikelerin giderilmesi mümkün. Hükümet bir yasa değişikliği yaparak emekli aylığının alt sınırını yükseltebilir. Memur ve memur emeklilerinin kaybını giderecek bir yasa değişikliği yapabilir. Yasal değişikliklerle mümkün. Ancak hükümetin izlemiş olduğu ekonomi politikası kemer sıkmayı esas alıyor. Yani ücret ve maaş gelirlerini, emekli aylıklarını düşürmeyi hedefliyor. Bunları düzeltecek adımların atılmasını maalesef güç görüyorum. Temmuz ayında resmi ve tartışmalı enflasyon kadar bile memurların ve emeklilerin zam alması mümkün olmayabilir.
“Açlık sınırının yıl sonuna doğru 25 bin lirayı, bir işçinin yaşam maliyetinin 30 bin lirayı bulması mümkün”
Temmuz ayında asgari ücret de önemli bir konu. Hükümet, Merkez Bankası, Maliye ve Çalışma Bakanı neredeyse ağız birliği etmişcesine asgari ücretin arttırılmayacağını söylüyorlar. Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nu toplatıya çağırma yetkisi hükümette olduğu için toplantıya çağırmadıkları sürece Asgari Ücret Tespit Komisyonu bir karar alamayacak. Siyaseten asgari ücretin artmayacağı konusunda karar vermiş durumdalar. Asgari ücret, mayıs ayı itibarıyla 19 bin lira civarında olan açlık sınırının altında. Açlık sınırı yıl sonuna doğru yükselecek. Açlık sınırının 25 bin lirayı bulması, bir işçinin yaşam maliyetinin 30 bin lirayı bulması son derece mümkün. Siz yıl boyunca asgari ücreti 17 bin lirada tutacaksınız. Bu, asgari ücretin alım gücünün erimesi anlamına gelecek.
“Emekliler ve memurlar yüzde 20-25 civarında zam alacak ama işçiler için bu söz konusu değil”
Yılbaşında asgari ücrete, memur maaşlarına, emekli aylıklarına aynı oranda zam yapıldı. Yüzde 49,5. Temmuz ayında tartışmalı da olsa, miktarları değişse de enflasyon ya da enflasyonun biraz altında yüzde 20-25 civarında emekliler ve memurlar artış alacak. Ancak işçiler için asgari ücret artmadığından dolayı bu söz konusu olmayacak. Asgari ücret artmayınca diğer özel sektör çalışanlarının ücretleri de artmayacak. Çünkü asgari ücret, diğer ücretleri de yukarıya itiyor. Asgari ücretin artmaması özel sektördeki diğer ücretlerin de artmaması anlamına geliyor. Milyonlarca ücretli çalışan işçinin temmuz ayında gelirlerinde bir artış olmayacak. Ama enflasyon artmaya devam edecek. Bu çok ciddi bir yoksullaşmayı beraberinde getirir. Enflasyonun faturasının vatandaşlara çıkması anlamına gelecek. Gerek sendikaların gerekse siyasal muhalefetin bu meselenin üzerine gitmeli.
“Yıllık enflasyonun yüzde 75 olduğu bir dönemde asgari ücretin artmaması toplumsal bir faciadır”
Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda işçi tarafını temsil eden TÜRK-İŞ, asgari ücretin artması konusunda sözlü olarak bile herhangi bir ısrarda bulunmuyor. Hükümet de kendi politikasının gereği ve bir yandan da güçlü bir baskı gelmediği için asgari ücreti artırmayı gündemine almıyor. Asgari ücret artışı emekli aylıkları kadar önemli bir konu. Çünkü bütün ücret seviyesini belirliyor. Asgari ücret, 17-18 milyon kişilik işçi kitlesinin ücret seviyesini belirleyecek bir şey. Asgari ücretle çalışanlar kadar diğerleri de bundan etkilenecek. Bu, daha fazla gündeme gelmeli. Temmuzda emekli ve memurlara ne olacak diye konuşuyoruz ama işçileri hiçbir şey olmayacak. İşçilerin ücretlerinde herhangi bir artış olmayacak. Bir tek sendikalı olanların TİS zammı varsa onlar olacak. Bu kadar yoğun, yıllık enflasyonun yüzde 75 olduğu bir dönemde asgari ücretin artmaması toplumsal bir faciadır.”
]]>Başkan Özakalın KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu’nu ziyaretinde, KOSGEB’in genel destekleriyle ilgili düşüncelerini ve reel sektörün bu konudaki talep ve beklentilerini aktardı. Özakalın, ETSO Yönetim Kurulu Üyesi ve 2. OSB Müdürü Fırat Karakaya ile 1. OSB Başkanı Murat Urkuç ve 1. OSB Yönetim Kurulu Üyesi Emre Çizmelioğlu’nun da iştirak ettiği ziyarette, 2014-2020 döneminde uygulanmakta olan 6 farklı AB programını bir araya getiren ‘Tek Pazar Projesi’ne Erzurum’un da dahil edilmesinin önemini vurguladı.
Özakalın, “Tek Pazar Projesi’ne Erzurum da dahil edilsin”
Özakalın, 2021-2027 mali döneminde program bütçesi 4 milyar avro olan ve iç pazarın iyileştirilmesi, işletmelerin, vatandaşların, tüketicilerin ve özellikle KOBİ’lerin korunması ve bu alanlarda politika üretilmesi için istatistiklerin iyileştirilmesini amaçlayan söz konusu proje kapsamında ETSO’nun kentteki üniversitelerle birlikte azami katkı sağlayabileceğini söyledi. Bölgede merkez il konumunda olan Erzurum’un proje kapsamına alınmasının KOBİ’lerin gelişmesine, üretim, ihracat ve istihdamın artmasına da önemli etkileri olacağını dile getiren Başkan Özakalın, KOBİ’lerin rekabet gücünün artırılması, kapasitelerinin geliştirilerek daha dirençli hale gelmeleri için onları güçlendirmeyi amaçlayan ve ‘Finansmana Erişim’, ‘Pazarlara Erişim’, ‘Çerçeve Koşulların İyileştirilmesi’ ile ‘Girişimcilik ve Girişimcilik Kültürü’ bileşenlerine sahip hayati öneme sahip bu programın Erzurum’da uygulanması için gereken tüm işbirliklerine hazır olduklarını ifade etti.
KOBİ’lere yönelik her coğrafyadan kamu ve özel sektör kuruluşunu bir araya getiren Avrupa İşletmeler Ağı’nın, ülkemizde hem ulusal hem de uluslararası iş birliğinin geliştirilmesine hizmet ettiğini ve kamu ve özel sektör ortaklığının başarılı bir örneğini oluşturduğunu belirten Başkan Özakalın şunları söyledi; “Mevcut durumda COSME Programında Konsorsiyum Lideri KOSGEB Elazığ Müdürlüğü, Konsorsiyum Ortakları ise; KOSGEB Elazığ Müdürlüğü, Fırat Üniversitesi, Van Ticaret ve Sanayi Odası, Fırat Sanayici ve İş Dünyası Federasyonu, Erzurum ATA Teknokent Teknoloji Geliştirme Bölgesi, Kuzeydoğu Anadolu Kalkınma Ajansıdır. Konsorsiyum ortakları arasında ETSO olarak biz de yer almak istiyoruz. Erzurum’un, bölgeyi temsil eden önemli bir konumda olmasından ve sahip olduğu kaynaklar ve girişimci potansiyeli sebebiyle bu projeden sağlanacak faydanın maksimum düzeyde olacağına inanıyoruz.”
Ziyaretten duyduğu memnuniyeti ifade eden KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu ise Başkan Özakalın’ın projeye Erzurum’un da dahil edilmesi yönündeki talebine olumlu baktığını kaydederek, konuyla ilgili gerekli çalışmaların başlatılacağını Açıkladı.
Msb Lojistik Genel Müdürü Tuğgeneral Ataç’la Görüşme
Başkan Özakalın KOSGEB ziyaretinin ardından Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Lojistik Genel Müdürü Tuğgeneral Ahmet Hamdi Ataç’ı da ziyaret etti. Yapılan görüşmelerde geçtiğimiz günlerde 2. OSB 3. Etap alanın genişletilmesi hususunda Milli Savunma Bakanlığı ile varılan mutabakatın detayları konuşuldu. Başkan Özakalın görüşmede, MSB ile varılan mutabakat neticesinde 3. Etap’a dahil edilecek alanla ilgili sürecin hızlandırılması için destek talebinde bulundu. – ERZURUM
]]>KUDAKA’nın hazırladığı raporda; jeotermal sahaların rezervuar sıcaklıklarına göre 3 grupta toplandığı ifade edilerek, “Yüksek entalpili sahalar (150o C’dan yüksek sıcaklık), orta entalpili sahalar (70-150o C arası sıcaklık), düşük entalpili sahalar (20-70o C arası sıcaklık). Erzurum ve çevresindeki önemli jeotermal sahalar düşük entalpili sahalar olduğundan (36o C-43o C) genellikle termal turizm amaçlı kullanılmaktadır. Termal turizmin en önemli özelliği uygun tesislerde termal kür uygulamasının yılın 12 ayı devam etmesi ve kür süresine göre uzun konaklamayı gerektirmesidir. Bununla beraber, Erzurum ve ilçelerinde sağlık ve termal turizm açısından ulaşılan seviye standartların çok çok gerisindedir.” denildi.
“Potansiyel daha etkin kullanılmalı”
Sağlık ve termal turizmde sağlıklı yaşama uygun doğal çevreye, iklim koşullarına, sosyo-kültürel çevre olanaklarına ve şifa özelliklerine ayrıca doktor denetiminde fizik tedaviden yararlanma, dinlenme, eğlence-spor gibi insan sağlığını korumak, zinde kalmak, hastalıkları tedavi ve rehabilite etmek amacıyla yapılmış modern termal tesislere ihtiyaç duyulduğu belirtilen “Erzurum’un Termal Turizm Potansiyeli” raporunda daha sonra şu ifadelere yer verildi, “Erzurum’da bulunan jeotermal enerji potansiyelini daha etkin biçimde harekete geçirebilmek ve bu sayede dört mevsim turizm olanağı sağlayarak ekonomiye katkı sağlamak açısından şu hususların yerine getirilmesi gerekmektedir; İl sınırları içinde yer alan jeotermal potansiyelin tanıtımı yapılarak, termal turizm konusunda ulusal ve uluslararası düzeyde il ile ilgili farkındalık oluşturulmalıdır. Bu amaçla her yıl panel ve sempozyumlar düzenlenmeli ve alanın bu potansiyeli ile ilgili farkındalık ortaya konulmalıdır. Belediyeler ve kaymakamlıkların elinde buluna tesislerin etkin çalıştırılması ve bu tesislerin kar edebildiğinin gösterilmesi alana özel sektörün gelmesine katkı ağlayabilecektir. Bu nedenle, Erzurum Merkez, Pasinler ve Aziziye İlçelerinde termal tesislerin yapımı ve geliştirilmesi konusunda ilde yer alan üniversitelerin ilgili bölümleri, İl özel İdaresi, Belediyeler ve turizm yatırımcıları ortak çalışmalar yapmalıdırlar. Bu amaçla uygun ortamlar oluşturulmalıdır.”
“Modern tesislere ihtiyaç var”
Erzurum’un zengin termal su potansiyeli olmasına rağmen modern termal tesislere sahip olmadığı vurgulanarak, “Bu nedenle; Erzurum’da tüm ihtiyaçlara tam olarak cevap verecek termal tesislerin (Termal otel, termal havuzlar, kaplıca, hamam, sauna, kür merkezleri, sağlık merkezleri, kür parkları v.s.) yapılması gereklidir. Bugünkü teknoloji ile termal sular ekonomik mesafelere taşınabilmektedirler. Bu nedenle potansiyeli fazla olan termal alanlardan kent merkezi de dahil olmak üzere sıcak sular başka alanlarda da kullanılabilmelidir. Örneğin, Küçüktüy köyündeki jeotermal su Palandöken Kayak Merkezine verilebilir ve Aquapark gibi tesislerde kullanılabilir. Termal otel ve kür merkezlerinde belirli bir sürede devam eden tedavi sırasında insanların tedavi aktiviteleri dışında kalan vakitlerini değerlendirecekleri ve yerli halkın da gelir elde edebileceği kullanımlar planlanıp yapılmalıdır.” tespitlerine yer verildi.
“”Kış turizmi ile entegre edilmeli
Kış aylarında kış turizmi ile entegre olabilecek bir termal turizm planlaması yapılması gerektiği anlatılan raporda, “Özellikle UNIVERSIADE ile kazanılmış kış turizmi potansiyelinin termal turizme de yönlendirilmesi uygun olacaktır. Bugünkü şartlarda termal sular hiçbir özelliği bozulmadan ekonomik olması durumunda belli mesafelere izoleli paket borular ile ısı kaybı olmadan taşınabilmektedir. Bu uygulama kompleks termal tesisler için gerekli şartların, uygun ve yeterli arazinin teminini kolaylaştırmaktadır. Termal tesislerin kırık ve çatlak sistemlerinden su almaları sürdürülebilirlik açısından olumsuzluklar taşımaktadır. Bu nedenle tesislerin yapımında gelecekte 26 suyu garanti edecek teknikler kullanılmalı ve yeterli sayı ve kapasitede kuyular açılmalıdır. Jeotermal akışkanın çevreye boşa atılmaması için reenjeksiyon mutlaka yapılmalı ve denetlenmelidir.” denildi. – ERZURUM
]]>Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, hasadı başlayan kayısıya ilişkin yazılı değerlendirme yaptı. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, 2022 yılında dünyada 558 bin hektar alanda, 3 milyon 863 bin ton kayısı üretimi gerçekleştiğini belirten Bayraktar, “Ülkemiz 803 bin ton üretim ile dünya kayısı üretiminin yüzde 20,8’ni gerçekleştirerek ilk sırada yer aldı. Ülkemizi ikinci sırada yüzde 11,7 oranında pay ve 451 bin ton üretim miktarı ile Özbekistan, yüzde 7,9 oranında pay ve 305 bin ton üretim rakamı ile üçüncü sırada İran izliyor” ifadelerini kullandı.
“Kayısı üretiminin bu sene yüzde 6,7 artışla 800 bin ton olacağı öngörülüyor”
Bayraktar, dünyada üretilen kayısının sofralık olarak tüketildiğini belirterek, “TÜİK verilerine göre ülkemizde 2023 yılında, 1 milyon 450 bin dekar alanda 750 bin ton kayısı üretimi gerçekleşti. Toplam üretimin yüzde 43,8’ini gerçekleştiren Malatya 328 bin 767 ton üretimle ilk sırada yer alıyor. Mersin 156 bin 950 ton üretim ve yüzde 20,9 pay ile ikinci sırada yer alırken, bu illeri yüzde 5’er pay alan Kahramanmaraş, Hatay ve Iğdır takip ediyor. Geçen yıl 750 bin ton olan kayısı üretiminin, bu yıl ilk tahminlere göre yüzde 6,7 artışla 800 bin ton olacağı öngörülüyor” diye konuştu.
“Kuru kayısı ihracatından 402 milyon 178 dolar gelir elde edildi”
Bayraktar, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“FAO verilerine göre, dünyada 2022 yılında 472 milyon dolar karşılığında 362 bin ton taze kayısı, 514 milyon dolar karşılığı 134 bin ton kuru kayısı ihracatı gerçekleşti. Ülkemiz hem taze hem de kuru kayısı ihracatında dünyada ilk sıradadır. TÜİK verilerine baktığımızda ülkemiz için önemli bir ihracat ürünü olan kayısı ve yan ürünlerinden 2023 yılında 503 milyon 353 bin dolar ihracat geliri sağlandı. 2023 yılında ülkemizde 71 bin 486 ton taze kayısı, 70 bin 535 ton kuru kayısı olmak üzere toplam 142 bin 21 ton kayısı ihracatı gerçekleşti. Taze kayısı ihracatından 58 milyon 634 bin dolar, kuru kayısı ihracatından ise 402 milyon 178 dolar ise gelir elde edildi.”
“Geçen sene 30 liradan satılan kuru kayısıya bu yıl tüccar 33 lira fiyat veriyor”
Normallerin üzerinde seyreden sıcak havanın kayısı hasadının erken başlamasına neden olduğunu söyleyen Bayraktar, “Yeni sezon olmasına rağmen kayısı geçen yılın fiyatlarıyla piyasada işlem görüyor. Rekoltenin yüksek olmasını fırsat bilen tüccarlar, kayısıya geçen sezonun fiyatını veriyor. Üreticinin geçen yıl 30 liradan sattığı taze kayısıya bu yıl tüccar 33 lira fiyat veriyor. Kuru kayısı fiyatlarında da aynı durum yaşanıyor. Geçen yıl 200 liraya kadar yükselen kuru kayısı fiyatları bu yıl 130-140 liraya kadar gerilemiş durumdadır” şeklinde konuştu.
“Toplama işçiliği 450 liradan bin liraya çıktı”
Girdi maliyetlerini de işaret eden Bayraktar, “Son bir yılda mazot fiyatlarında yüzde 109, gübre fiyatlarında yüzde 37, tarım ilacı fiyatlarında yüzde 67 artışlar oldu. Bu yıl kayısı üreticisini birde sulama ücretleri zorladı. Yüksek seyreden sıcaklıklar nedeniyle daha fazla sulama yapıldı. Artan sulama ücretlerinin yanı sıra sulama sayısının da artması maliyetleri daha fazla artırdı. Yine geçen yıl 450 lira olan toplama işçiliği bu yıl 2 katını da aşarak 1000 liraya çıktı” açıklamasında bulundu.
Kayısı fiyatlarının artan maliyetleri karşılamaktan uzak olduğunu öne süren Bayraktar, “Mayıs ayı üretici market fiyat değişimlerinde üreticide 140 lira olan kuru kayısı, marketlerde 362 lira 76 kuruşa satılıyor. Üreticilerimiz maliyetini karşılayamazken, kuru kayısı marketlerde yüzde 160 fazlaya satılıyor. Son yıllarda sağlıklı beslenmeye yönelik çabaların artması kuru kayısının diyet listelerinde her zaman tercih edilen ürün olması ile kuru kayısı tüketiciler tarafından daha fazla tercih ediliyor. Bu artan ilginin üreten çiftçiye refah olarak yansıması beklenirken, piyasada gerçekleşen düşük fiyatlar üreticilerimizi mağdur ediyor” ifadelerine yer verdi.
Bayraktar, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Geçen yıl yaşanan deprem felaketi sonrası, yıkılan binaların, depoların tesislerin altında binlerce ton kayısı enkaz altında kaldı. Üreticilerimiz geçen sezonu zararla kapattı. Depremi yaşamış insanlarımıza destek olmak, artan maliyetler ve yaşanan ekonomik sıkıntılar karşısında üreticimizi korumak adına TMO kuru kayısı alımı yapmalı, piyasada fiyatları artırmalıdır.” – ANKARA
]]>İSŞP, asgari ücretle ilgili Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamayı okuyan Liman-İş Sendikası Marmara Bölge Başkanı Mülazım Dursun, şunları söyledi:
“Milyonlarca emekli ise sadece ayda 10 bin lira ile yaşama tutunmaya çalışmaktadır”
“Ücretler artırılsın, zamlar ve pahalılık durdurulsun. Bizler, sayıları on milyonlarla ifade edilen işçilerin, kamu emekçilerinin, emeklilerin sözcüleriyiz. 1 Temmuz’dan geçerli olacak şekilde ücret ve maaşlarımızın geçinebileceğimiz, asgari düzeyde de olsa insanca yaşayabileceğimiz bir düzeye yükseltilmesini istiyoruz. Mayıs 2024 itibarıyla açlık sınırının 18 bin 969, 22 TL, yoksulluk sınırının 61 bin 788, 99 TL olduğu günümüzde, milyonlarca asgari ücretli işçi 17 bin 2 liraya ya da az biraz daha fazla bir ücretle çalışmaktadır. Milyonlarca emekli ise sadece ayda 10 bin lira ile yaşama tutunmaya çalışmaktadır. Yani, milyonlarcamız açlık sınırının altında geriye kalanlarımız yoksulluk sınırının altında yaşamaya çalışıyoruz.
“Çarkların kimin çıkarı için döndüğünü açıkça göstermektedir”
Bununla birlikte ücret ve maaşlarımız reel olarak sürekli erimekte, alım gücümüz düşmeye devam etmektedir. Asgari ücret ilan edildiği 2024 Ocak ayına kıyasla reel anlamda 3 bin 863 lira erimiştir. Hem emek hem de sermaye ve hükümet tarafında konunun muhatapları taleplerimiz karşısında kulak tıkamayı inatla sürdürmektedir. En başta da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan. Görüyoruz ki biz ürettikçe, yeni değerler yarattıkça yoksullaşırken birileri sırtımızdan zenginleştikçe, zenginleşiyor. 2016 yılında emeğin ulusal gelirden aldığı pay yüzde 32 iken 2022 yılında bu oran yüzde 23,7’e kadar gerilemiştir. Aynı dönemde sermayenin payı ise yüzde 41, 6’dan yüzde 49,9’a yükselmiştir. Çarkların kimin çıkarı için döndüğünü açıkça göstermektedir.
“Bunun adı hükümet eliyle ‘yasal soygun’ dan başka bir şey değildir”
Maalesef ki enflasyonun, hayat pahalılığının, ekonomik sıkıntıların kaynağı olarak işçi ücretlerini gösterilmektedir. Patronlar işçilerin ürettiği her değerin kaymağını alırken, işçilere düşen ise sadece yoksulluk, geçim sıkıntısı enflasyonla boğuşmak olmuştur. İşçi-emekçilerin derdini dert etmedikleri aşikardır. Çalışanların emeği ile geçinenlerin başında bir türlü geçindiremeyen asgari kölelik ücreti yanında bir de vergi soygunu var. Toplam vergi gelirlerinin yüzde 75’ini biz işçilerden emekçilerden dar gelirlilerden alınmaktadır. Bordrodan kes gitsin, koy vergi dilimini, al KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerle işçinin yükü artık arşı geçmiştir. Buradan soruyoruz: Dünyanın neresinde ‘vergi dilimi’ gibi ucube bir yöntemle işçinin aylık ücretinin aylar sonra ciddi oranlarda düştüğü bir ülke? Bunun adı hükümet eliyle ‘pasal soygun’ dan başka bir şey değildir.
“Yeter artık elinizi işçinin, dar gelirlinin, emeklinin cebinden çekin”
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek eliyle yeni vergi paketleri hazırlanıp Meclis’e sevk ediliyor. Vergiyi tabana yayma adı altında; yoksul halkın, yaşama tutunmaya çalışan engellilerin, bahşişle geçimini sağlamaya çalışanların, ölümle burun-buruna çalışan motokuryelerin ceplerine el uzatılıyor. Diğer yandan açıklanan yeni istatistiklerle kar oranlarını yüzde binlere çıkaran holding şirketlerine, banka ve finans çevrelerine, patronlar dünyasına dokunulmadığı gibi; sıfır faizli kredilerle teşvik paketleriyle vergi aflarıyla daha çok beslenmeye devam ediliyor. İşçi Sendikaları Şubeler Platformu olarak diyoruz ki; yeter artık! Elinizi işçinin, dar gelirlinin, emeklinin cebinden çekin. Ekonomik krizin, enflasyonun ve hayat pahalılığının sebebi milyon dolar vergilerini affettiğiniz sermayedarlar, kredilerle, teşviklerle beslediğiniz işbirlikçi patronlar ve emek karşıtı uyguladığınız ekonomi politikalarıdır.
“Vergi dilimi nedeniyle aylık ücretlerimiz düşmektedir”
Kamu çerçeve protokolünün hışmına uğrayan yüzbinlerce kamu işçisi yoksulluk sınırının yarısı kadar bir maaşa mahküm edilmiştir. Gerçek bir ek zam talebi için seslerini yükselten kamunun bir kolu olan savunma sanayisi işçilerinin yaşamsal bu talebi barikatlarla engellenmiş görmezden gelinmiştir. Yine eğitim emekçilerinin, özel sektör öğretmenlerinin günlerdir sokakta seslerini duyurdukları Taban maaş talebi yüz binlerce eğitim emekçisinin talebidir. Eğitim emekçilerinde de görüldüğü gibi Özel Sektörün her alanı acımasızca emek sömürmeye devam etmektedir. Temmuz ayı bizim için fiziken yakıcı (sıcak) olduğu kadar ekonomik olarak da yıkıcı bir aydır. Çünkü, yılın ortasına gelindiğinde ücret ve maaşlarımız erimekte, enflasyon ve hayat pahalılığı belimizi bükmektedir. Dahası vergi dilimi nedeniyle aylık ücretlerimiz düşmektedir.
“Bizler anormal olan bu normalliği kabul etmiyoruz”
Bizlere hala sabredin çağrıları yapılmaktadır. Biz emekçilere zorla dayatılmaya ve giydirilmeyen çalışılan bu ekonomik kefeni ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yeni vergi programını kesinlikle reddediyoruz. Emekçilerin bu yoksulluk enflasyon kıskacını daha da kötüye götürecek olan bu programa ne uyacak koşulları ne de katlanacak sabırları kalmamıştır. Son günlerde kamuoyuna yansıyan ve hükümet yetkililerinin normalleşme süreci ifadeleri yer alıyor? Bizler de işçiler olarak soruyoruz? Bu normalleşmenin içeriği nedir? Yoksa daha önceki emek karşıtı sürpriz olmayan gerçekte işsizliğin, açlığın, kölece çalışma koşullarının artması, sömürünün katmerleşmesi, haksızlığın, adaletsizliğin artması olacak ise bizler anormal olan bu normalliği kabul etmiyoruz.
“Temel tüketim maddeleri başta olmak üzere fiyat artışları durdurulmalıdır”
İşsizlik büyürken, ekmeğimizin küçüldüğü, hak ve özgürlüklerimiz ayaklar altına çiğnendiği, hukuksuzluk ve adaletsizliğin tavan yaptığı böyle bir dönemde bizler için normalleşme ancak ve ancak işçi-emekçilerin insanca yaşayacak yaşam koşullarının sağlanmasından başka bir anlam ifade etmemektedir. Buradan bir kez daha taleplerimizi dile getiriyoruz. Asgari ücrete temmuz zammı derhal sağlanmalıdır. Temmuz zammı lütuf değil ihtiyaçtır bu yüzden meşru hakkımdır vazgeçmeyeceğiz. Enflasyonun ve hayat pahalılığının nedeni işçi ücretleri değildir. 1 Temmuz’dan geçerli olmak üzere ücret ve maaşlara en az gerçek enflasyon kadar zam yapılmalı ve refah payı eklenmelidir. Az kazanandan az-çok kazanandan çok vergi alınmalı asgari ücretli vergiden muaf tutulmalıdır. Patronlardan, servet sahibi kurum ve kişilerden servet vergisi alınmalıdır. Temel tüketim maddeleri başta olmak üzere fiyat artışları durdurulmalıdır.
]]>Bir önceki yıla göre 30 sıra birden yukarı yükselerek 334. Sırada yerini alan Aşkale Çimento’nun sağladığı başarı tüm Erzurum sanayicilerine örnek bir hikayeyi ortaya koyarken, Aşkale Çimento’nun ve bağlı bulunduğu Erçimsan Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Lütfü Yücelik, bu başarıya ilişkin özet bir değerlendirmede bulundu.
Her ne kadar listede 334. Sırada görünse de, aslında Aşkale Grubuna bağlı Kavçim Entegre Çimento Fabrikasının ayrı bir tüzel kişiliği bulunması sebebiyle hesaplamalara dahil edilmediğini, Kavçim’in de dahil edilmesi durumunda 243. sıraya yükselmiş olacağını vurgulayan Yücelik sözlerine şu şekilde devam etti:
“Erçimsan Holding ve Aşkale Çimento bizim için sıradan bir şirket değil. 30 yıllık bir emeğin, bir gönül seferberliğinin meyvesidir. Yüzde yüz yerli ve Türk sermayesine sahip bir şirket olarak bizi pek çok şirketten farklı kılan şey, hayır dualarının üzerine inşa edilmiş bir geçmişe sahip olmamızdır. 30 yıl önce bir fabrika ile çıktığımız yolda, bugün Türkiye’nin en büyük dördüncü çimento üreticisi olarak kimsenin hayal dahi etmeyi düşünmediği bir noktaya geldik. Aşkale Çimento’yu Türkiye’nin 500 Dev şirketi içerisine taşıyabilmiş olmak ve uzun yıllardır bu listede yer alıyor olmak elbette memnuniyet ve gurur veriyor. Listedeki pek çok şirket birden farklı sektördeki faaliyetleriyle ilk 500’e girerken, bizim bunu sadece çimento sektörüyle başarmış olmamız da ayrı bir nokta. Üstelik, Aşkale Grubumuzun listedeki yeri hesaplanırken Kavçim fabrikamız bu hesaplamaya dahil edilmiş olsa, 334 değil de 243. sıraya kadar yükselmiş olacağız.”
Dev 500 Sanayici içerisinde yer alabilen tek Erzurum şirketi olarak Aşkale Çimento’nun yıllardır yakalanmış olduğu bu başarının sebebi sorulduğunda ise, Yücelik şu hususları vurguladı: “Biz Aşkale Çimento’yu bir evlat gibi görüp 30 yıllık emekle büyüttük. Bunu, çıktığımız yolda sırt sırta verdiğimiz hemşerilerimizle birlikte başardık. Az önce ifade ettiğim gibi, bu bir gönül seferberliğiydi ve başarının sırrı da tam olarak budur. Gelecek hayalimizden hiçbir zaman vazgeçmedik, ama günün şartlarını da asla görmezden gelmedik. Ayaklarımız yere basarak attığımız planlı ve stratejik adımlar sayesinde bizim asıl hedefimiz Türkiye’nin ilk 10 Dev Şirketi arasına girebilmek. Bu dediklerimi okuyacak olanların bir kısmı muhtemelen bu hayalimize de güleceklerdir. Ama biz bu konularda tecrübeliyiz. 30 yıl önce gülünen hayallerimiz nasıl bugün tek tek gerçeğe döndüyse, 30 yıl sonra da bugünkü hayallerimizi bir bir alkışlayacakları günler gelecektir. Bu başarı, emekleriyle gece gündüz demeden Aşkale Çimento’yu omuzlarında taşıyan çalışma arkadaşlarımızın sayesinde elde edildi. Çalışma arkadaşlarımızın her birine ve bizlere olan güvenini hiçbir zaman esirgemeyen Erzurumlu kardeşlerime tek tek teşekkür ediyorum.”
Lütfü Yücelik, Erzurum’dan başka bir şirketin de bu listede yer almamış olmasının en büyük üzüntüsü olduğunu belirtirken, ilerleyen yıllarda Erzurum’daki farklı şirketlerle birlikte ilk 500’de yer almanın mutluluğunu yaşama isteğinin en büyük duası olduğunu vurguladı.
Bu başarıların önümüzdeki yıllarda katlanarak büyüyeceğini ümit eden Erzurum halkının, ilerleyen dönemlerde Aşkale Çimento tarafından yapılacak atılımları da merakla beklediği görülüyor. – ERZURUM
]]>Kayseri’de faaliyet yürüten ABC Nakliyat’ta tır şoförlüğü yapan Elif Eşgünoğlu, mesleğe tutkusunun babasından başladığını söyledi. Babasının da tır şoförü olduğunu ve kendisine öncülük ettiğini aktaran Eşgünoğlu, “Çocukluktan beri bu mesleğin içindeyim, babam tır şoförüydü. Baba esleği olduğu için öncülük etmiş oldu. Aşinaydım, uzun yolda yüksek araç hoşuma gidiyordu. Sonrasında çevrem ve arkadaşlarım çok destek oldu. Bir anda kursa gidip ehliyeti aldıktan sonra mesleğin içerisine girmiş oldum” dedi.
“Kontağı çalıştırdıktan sonra yeter ki tekerimize taş değmesin”
Meslek hayatında 4 ülke gördüğünü ve en uzun yolculuğunun 17 gün sürdüğünü aktaran Elif Eşgünoğlu, “Şu ana kadar 4 ülke gördüm. Genelde Asya bölgesine çalıştığım için bu yolculuklarda kadın şoför olanağı daha düşük, daha yalnız başımızayız. Bir kısım ‘helal olsun kocaman tırı götürüyorsun, getiriyorsun, maşallah’ diyen de var, ‘kadın evinde oturmalı’ diyen kesim de var. Benim bu konuda en çok diri tutan şey; ‘yapamazsın’ diyenlere diyorum ki ‘şu an buradayım ve yapıyorum’ cevabımdır. En uzun yolculuğumda İran- Tahran’a gittim, yaklaşık 5 bin 600 kilometreyi buldu, 17 gün de yolculuk sürdü. Onun haricinde Azerbaycan – Rusya sınırına kadar sevkiyatımızı gerçekleştirdik. Yolun uzunluğu ya da kısalığı çok etkilemiyor aksine keyif veriyor. Yani kontağı çalıştırdıktan sonra istersek fizana gidelim, yeter ki tekerimize taş değmesin” ifadelerini kullandı.
“Lastiği söküp takarken elbette zorluk yaşarız ama temiz bir şekilde yaparız”
Meslekte karşılaştığı zorluklara değinen Eşgünoğlu, yolculuk sırasında yaşadıklarının da kendisini mutlu ettiğini ifade etti. Her yolculuğunda unutamayacağı anlar yaşadığını kaydeden Eşgünoğlu, “En can alıcısı; Azerbaycan seferimi tamamlarken gümrük kapısında olan bir komutan tarafından tanınmam oldu. Kahramanmaraş Depremi’nde beni Hatay’da gördüğünü ve unutmadığını söyledi. Gönüllü çalıştıktan sonra kilometrelerce uzaklıktaki insanla karşılaşmak beni çok duygulandırdı. Onun haricinde Asya bölgesi olduğu için kadın şoför görmediklerinden genelde el sallarlar. Selamlaşarak yolculuğumuza devam ediyoruz. Hoşuma gidiyor açıkçası. Zorlukları elbette ki var. Bir kadın olarak erkek kadar güçlü değiliz. Örneğin bir lastiği söküp takarken elbette zorluk yaşarız. Belki daha uzun sürede yaparız ama temiz bir şekilde yaparız. Onun dışında insanlar sevecen karşılıyorlar” diye konuştu.
Hedefinin bir filoya sahip olarak kendisi gibi hevesli kadınlara öncülük yapmak olduğunu da sözlerine ekleyen Elif Eşgünoğlu, “Meslek olarak bu mesleği seçtim ve bunda da ilerlemek istiyorum. Hayalim bir filoya sahip olmak ve benim gibi hevesli olan kadın şoförlerimize öncü olabilmek. Olursa ne mutlu bana. Hedeflerim doğrultusunda ilerlemeye çalışacağım” dedi.
Tır şoförü Yasin Bayram ise, erkeklerin ağırlıklı olduğu sektörde kadın meslektaşlarının bulunduğundan dolayı mutlu olduğunu ifade etti. – KAYSERİ
]]>Yenişehir’de tarımsal kalkınmaya yönelik çalışmalarda bulunmak, bölgedeki üreticilere destek vermek ve kaliteli ürünleri vatandaşlara ulaştırmak amacıyla faaliyet gösteren Yenişehir Tarımsal Kalkınma Kooperatifinin Olağan Genel Kurul Toplantısı, Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Belediye Başkanı Özyiğit’in de katıldığı genel kuruldaki seçimde Harun Gökalp başkanlığa seçildi.
Toplantıda konuşan Özyiğit, Değirmençay Mahallesi’ndeki Manavşa Arı Merası için çalışmaların davam ettiğini söyledi. Oluşturacakları arı merasına yılın farklı dönemlerinde çiçek açan bitkiler ektiklerini ifade eden Özyiğit, bu sayede arılar yılın 11 ayı polen bulabilme imkanına sahip olacağını kaydetti. Özyiğit, balın yanı sıra propolis ve arı sütü de üreterek markalaştıracaklarını vurguladı.
Kooperatif çatısı altında 3 ürün markalaştı
Kooperatif çatısı altında yaptıkları ilk işin Yenişehir’in tarımsal ürünlerini markalaştırmak ve tüketicilerle buluşturmak olduğunu dile getiren Özyiğit, Yenişehir Karahacılı Nar Ekşisi, Yenişehir Çavak Portakal Reçeli ve Yenişehir Değirmençay Zeytinyağı’nı markalaştırarak, bu ürünlerin patentini aldıklarını belirtti. Bu ürünlerin pazarlanması için kooperatif market açtıklarını ifade eden “Kooperatifimizle hem üreticinin emeğini, hem de ürünün kalitesini koruduk” diye konuştu.
Yenişehir’de üretilemeye başlanan safranla ilgili de bilgi veren Özyiğit, “Değirmençay Safran Yetiştiriciliği Projesi’ni hayata geçirdik. Proje ile kentimizde ilk kez safran üretilmesini sağladık. Safranın kilogramı şu anda ortalama 500 ile 600 bin TL arasında değişiyor. 3 yıldır hasadını gerçekleştiriyoruz ve 4’üncü yılımıza giriyoruz. Safran bitkisinin soğanları da her geçen yıl artıyor. Bu da daha çok üretim anlamına geliyor” dedi.
“Üreticilere doğru bilinen yanlışları anlattık”
Tarımda girdi maliyetlerinin üreticileri zor durumda bıraktığını belirten Özyiğit, çiftçilerin mali yükünü azaltmak için organik solucan gübresi ürettiklerini ve bugüne kadar 60 bin litrenin üzerinde dağıtım gerçekleştirdiklerini kaydetti. Tarımda doğru üretim tekniklerinin önemine dikkat çeken Özyiğit, şöyle devam etti: “Bilimden ve teknolojik imkanlardan faydalanmak gerekiyor. Aynı zamanda planlı hareket etmek ve tüm süreçleri yakından takip etmek olmazsa olmaz. Bu nedenle Yenişehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Müdürlüğümüzü kurduk. Müdürlüğümüz bünyesinde görev yapan ziraat mühendislerimiz aracılığıyla tarımsal danışmanlık hizmetimizi başlattık. Üreticilerimize ekim ve dikim yöntemleri, budama, hastalıkla mücadele, gübreleme, sulama ve hasat ile ilgili yerinde bilgiler veriyoruz. Üreticilere doğru bilinen yanlışları anlattık. Geleneksel yöntemleri geride bırakan üreticilerimiz, doğru bilinen yanlışların farkına vardı. Üretimini artırdı, ürün kalitesini yükseltti.”
“Yöresel bir arı ırkı oluşturacağız”
Manavşa Arı Merası Projesi hakkında da bilgi veren Özyiğit, “Değirmençay’da orman vasıflı 600 dönüm arazide Türkiye’de bir ilk olacak Manavşa Arı Merası için çalışmalarımız devam ediyor. Bu proje ile hem yöresel bir arı ırkı oluşturacağız, hem de bal, propolis ve arı sütü üreterek markalaştıracağız. Oluşturacağımız arı meramıza yılın farklı dönemlerinde çiçek açan bitkiler ektik. Bu sayede arılar yılın 11 ayı polen bulabilme imkanına sahip olacak. Eğitimini almış arıcılarla, toplam 600 kovanda bal üretimini gerçekleştireceğiz. İnanıyorum ki Değirmençay’da dünyanın en güzel balını üreteceğiz” diye konuştu. – MERSİN
]]>(ANKARA) – Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, mayıs ayında 232 bin 401 adet taşıtın trafiğe kaydı yapıldı. Trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre yüzde 18,4 arttı.
TÜİK, mayıs ayına ilişkin motorlu kara taşıtları istatistiklerini açıkladı. Buna göre; mayıs ayında 232 bin 401 adet taşıtın trafiğe kaydı yapıldı. Mayıs ayında trafiğe kaydı yapılan taşıtların yüzde 47,9’unu motosiklet, yüzde 38,5’ini otomobil, yüzde 7,5’ini kamyonet, yüzde 3,5’ini traktör, yüzde 1,7’sini kamyon, yüzde 0,5’ini minibüs, yüzde 0,3’ünü otobüs ve yüzde 0,1’ini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.
Trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre yüzde 18,4 arttı
Mayıs ayında trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre özel amaçlı taşıtta yüzde 61,5, otobüste yüzde 38,8, otomobilde yüzde 38,2, kamyonda yüzde 31,1, minibüste yüzde 26,2, traktörde yüzde 25,7, kamyonette yüzde 25,6 ve motosiklette yüzde 4,4 arttı.
Trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 4 arttı
Mayıs ayında geçen yılın aynı ayına göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı minibüste yüzde 48,9, otobüste yüzde 31,6, motosiklette yüzde 9,7 ve otomobilde yüzde 3 artarken özel amaçlı taşıtta yüzde 29,5, traktörde yüzde 18,8, kamyonette yüzde 9,8 ve kamyonda yüzde 8,3 azaldı.
Trafiğe kayıtlı toplam taşıt sayısı mayıs ayı sonu itibarıyla 29 milyon 791 bin 66 oldu
Mayıs ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı taşıtların yüzde 52,5’ini otomobil, yüzde 18,6’sını motosiklet, yüzde 15,4’ünü kamyonet, yüzde 7,5’ini traktör, yüzde 3,3’ünü kamyon, yüzde 1,7’sini minibüs, yüzde 0,7’sini otobüs ve yüzde 0,3’ünü özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.
920 bin 604 adet taşıtın devri yapıldı
Mayıs ayında devri yapılan taşıtların yüzde 64’ü otomobil, yüzde 15,5’ini kamyonet, yüzde 13,1’ini motosiklet, yüzde 3,1’ini traktör, yüzde 2’sini kamyon, yüzde 1,7’sini minibüs, yüzde 0,4’ünü otobüs ve yüzde 0,2’sini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.
89 bin 419 adet otomobilin trafiğe kaydı yapıldı
Mayıs ayında trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 9,5’u Renault, yüzde 9,5’u Volkswagen, yüzde 8,6’sı Chery, yüzde 8,1’i Fiat, yüzde 5,4’ü Hyundai, yüzde 5,4’ü Peugeot, yüzde 5’i Citroen, yüzde 4,7’si Opel, yüzde 4,4’ü Toyota, yüzde 4’ü Skoda, yüzde 3,5’u Dacia, yüzde 3,5’i Honda, yüzde 3,1’i Ford, yüzde 2,8’i MG, yüzde 2,7’si Mercedes-Benz, yüzde 2,2’si BMW, yüzde 2,0’ı Nissan, yüzde 1,6’sı Audi, yüzde 1,4’ü Kia, yüzde 1,4’ü Volvo ve yüzde 11,1’i diğer(2) markalardan oluştu.
Ocak-Mayıs döneminde 1 milyon 62 bin 420 adet taşıtın trafiğe kaydı yapıldı
Ocak-Mayıs döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı yüzde 23 artarak 1 milyon 62 bin 420 adet olurken, trafikten kaydı silinen taşıt sayısı yüzde 3,6 azalarak 11 bin 620 adet oldu. Böylece Ocak-Mayıs döneminde trafikteki toplam taşıt sayısında 1 milyon 50 bin 800 adet artış gerçekleşti.
Ocak-Mayıs döneminde trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 65,1’i benzin yakıtlı
Ocak-Mayıs döneminde trafiğe kaydı yapılan 433 bin 4 adet otomobilin yüzde 65,1’i benzin, yüzde 13,2’si hibrit, yüzde 12,6’sı dizel, yüzde 7,9’u elektrikli ve yüzde 1,2’si LPG yakıtlıdır. Mayıs ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı 15 milyon 651 bin 542 adet otomobilin ise yüzde 35’i dizel, yüzde 32,7’si LPG, yüzde 29,5’i benzin, yüzde 1,8’i hibrit ve yüzde 0,7’si elektriklidir. Yakıt türü bilinmeyen(3) otomobillerin oranı ise yüzde 0,2’dir.
Ocak-Mayıs döneminde en fazla 1300 ve altı silindir hacimli otomobil kaydı yapıldı
Ocak-Mayıs döneminde trafiğe kaydı yapılan 433 bin 4 adet otomobilin yüzde 31,9’u 1300 ve altı, yüzde 22’si 1401-1500, yüzde 17,7’si 1301-1400, yüzde 13,5’i 1501-1600, yüzde 6,3’ü 1601-2000, yüzde 0,7’si 2001 ve üstü motor silindir hacmine sahiptir.
Ocak-Mayıs döneminde kaydı yapılan otomobillerin 168 bin 341’i gri renkli
Ocak-Mayıs döneminde trafiğe kaydı yapılan 433 bin 4 adet otomobilin yüzde 38,9’u gri, yüzde 25’i beyaz, yüzde 12,8’i siyah, yüzde 11,8’i mavi, yüzde 6,3’ü kırmızı, yüzde 2,7’si yeşil, yüzde 1’i turuncu, yüzde 0,5’i sarı, yüzde 0,5’i mor ve yüzde 0,4’ü diğer renklidir.
]]>Daha önce Sibirya ve Galler’deki çeşitli işlerin yanı sıra turizm sektöründe de çalışan 28 yaşındaki Nilay Boyluoğlu, böcek korkusu olmasına rağmen, kendini ait hissettiği doğaya dönmeye karar verdi. Yurtdışındaki başarılı dolu turizm kariyerini geride bıraktıktan sonra, korkularını yenerek baba mesleği arıcılığı devam ettirmek isteyen Boyluoğlu, Odunpazarı Belediyesi tarafından hizmete açılan Arıköy’de eğitim aldı. Burada donanımını arttıran kadın girişimci kent merkezinden 38 kilometre uzaklıktaki Mihalgazi ilçesinin Karaoğlan Mahallesi yakınlarında bulunan sarp arazide 200 kovanın adeta başına geçti. Hayali olan sürdürülebilir hayatta babasıyla birlikte üretim yapan Nilay Boyluoğlu’nun yeni hedefi ise markalaşıp, kadın arıcılarla bir araya gelmek.
“Babam da sağ olsun her zaman arkamda”
Uluslararası turizmdeki görevini bırakıp Eskişehir’in dağlarında arılarıyla bal üreten Nilay Boyluoğlu, “Bu serüvenim tamamen işte, turizmden sonra yurt dışı projeler için koşturdum. Yurt dışında tamamen sürdürülebilir doğal odaklı bir projeye gittim. Ondan sonra Galler’de ofis işinde çalıştım sonrasında dedim ki ben bu ikisini neden bağlamayayım? Sürdürülebilir bir ortamda yaşamak istiyorum proje işleriyle de kendimi büyütmek istiyorum. En sonunda dedim; ‘babacığım ben yanında seninle bu yolda ilerlemek, sana destek olmak istiyorum’. Babam da sağ olsun her zaman arkamda, böyle başladı yolculuğumuz. Şu anda işte bir sosyal medyam var, orada keyifli videolar, bilgiler paylaşıyorum. Daha da ilerlemeyi düşünüyorum. Tabii ki desteklere de başvuracağım bu süreçte, bir yıllık bir arıcıyım daha yeniyim. Daha çok kadın arıcıyla birlikte olmak istiyorum ki Eskişehir’de çevresinde kadın arıcıyı kendime çekmek istiyorum. Burada böyle birlikte ilerleyebileceğimiz sadece kadınlarla ilerleyebileceğimiz” dedi.
“Her kovanın bal verimi 16 ile 20 kilogram”
Üretim bilgileri hakkında bilgi veren Nilay Boyluoğlu şöyle devam etti;
“Türkiye ortalaması normalde bir kovana yıllık düşen bal verimi 16 ile 20 kilogram. Hani bu arılara bırakılan kuluçkalıktaki arılara bırakılır, 0lması gereken budur. Bize yine 15-16 kilo kalıyor ama değişebiliyor. hani. Bazı kovanlar alamaya da biliyorsun. Şu an toplamda bizim 200 kovanımız var. Ama hani ben yeni başlayan olduğum için kendi kovanlarım da ayrı 10 kovanla başladım, 20’ye çıkarttım bölme yaparak. Arı bakımları her dönem değişiyor, şu anda bir bal hasadı için çalışıyoruz. İşte arıları geliştiriyoruz, geliyoruz, suları boşaldıysa ki bu demek ki arılar yavruya yatıyor. Daha çok su içiyorlar. Sularını kontrol ediyoruz, önceden bellidir zaten yapacağımız işler. İşte bugün gelip şu kovana bakılacak. Bu kovanın anası yok belki işte, bu kovana bir de takviye vermemiz gerekiyor gibi olaylarımız var.” – ESKİŞEHİR
]]>BTSO Haziran Ayı Meclis Toplantısı Oda Hizmet Binasında gerçekleştirildi. BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İsmail Kuş, 6 Haziran’da 135. yaşını kutladıkları Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın kökleri Osmanlı’dan Kurtuluş Savaşı’na, Cumhuriyetin ilanından günümüze kadar uzanan dev bir çınar olduğunu söyledi. İsmail Kuş, BTSO’nun tarih boyunca kentin büyümesinde ve Türkiye’nin kalkınmasında hep öncü ve lider bir kuruluş olduğunu da vurguladı. Küresel ticarette ve ülke ekonomisinde önemli bir değişim dönüşüm süreci yaşandığını hatırlatan İsmail Kuş, bir taraftan bu dönüşümü gerçekleştirirken, diğer yandan da ülke olarak yüksek enflasyon ve mevcut faiz oranlarının sosyal yaşamda ve ticaret hayatındaki olumsuz etkilerini azaltmak için mücadele verdiklerini söyledi.
“Enflasyonda düşüş bekliyoruz”
Uygulanan para ve maliye politikalarının yanı sıra yatırım ortamını iyileştirecek ve işletmeleri destekleyecek adımların kritik önem taşıdığını ifade eden İsmail Kuş, “Toplumun her kesimini derinden etkileyen ve sürdürülebilir büyümenin önünde ciddi engeller oluşturan yüksek enflasyon ve yüksek faizin oluşturduğu tahribatı azaltmanın yolu etkin ve akılcı politikalardır. Bugüne kadar atılan kararlı adımlar, özellikle yılın ikinci yarısından itibaren enflasyonda düşüş beklentimizi artırmıştır. Faiz indirimi için gerekli şartların da oluşmasıyla işletme sermayesi ve yeni yatırımların da yolu açılacaktır. Kaynakların etkin ve verimli kullanılması, tasarrufların üretime, yatırıma ve ihracata yönlendirilmesi, sağlıklı bir büyüme ve kalkınma yolunda en önemli hamleler olacaktır.” ifadelerini kullandı.
“İşletmelerimiz ekonominin can damarıdır”
Yeni vergi paketinin adil ve sürdürülebilir olmasının kritik önemine işaret eden İsmail Kuş, şöyle devam etti: “Yeni vergi düzenlemeleri zaten büyük zorluklarla mücadele eden işletmelerimizin yükünü daha da ağırlaştırmamalıdır. İşletmelerimiz, ekonomimizin can damarıdır ve onların ayakta kalması, ülkemizin ekonomik istikrarı için hayati önem taşımaktadır. Bu nedenle, yeni vergi politikalarında, üretimin, istihdamın ve ihracatın aktörleri olan reel sektörümüzün rekabet gücünün ve sürdürülebilirliğinin de gözetilerek uygulanması en önemli beklentimizdir. Ayrıca kayıt dışı ekonomi ile mücadele etmek de önceliklerimiz arasında yer almalıdır. Kayıt dışı çalışanların ve işletmelerin kayıt altına alınmasını sağlayacak adımlar, hem vergi adaletini hem de ekonomik şeffaflığı artıracaktır. Hepimiz için sabır ve fedakarlık gerektiren bu dönemin en az hasarla atlatılmasını ve ülkemizin arzu ettiğimiz refah seviyesine hızla yükselmesini temenni ediyorum.”
“135 yıllık mirası ileriye taşımayı sürdüreceğiz”
BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur, 6 Haziran 1889 tarihinde Osman Fevzi Efendi ve arkadaşlarının Koza Han’da attığı ilk adımın Bursa’nın ekonomi tarihinin yönünün değiştiği anlardan biri olduğunu belirterek, “Tarihte bazı anlar vardır. Bugün Odamız 55 bini aşkın üyesiyle Türkiye’nin en önemli sivil toplum kuruluşlarımızdan birisi haline geldi. Bu mirası daha da ileriye taşımak adına var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Yakaladığımız sinerji, sergilediğimiz birlik ve beraberlikle Odamızda hizmet bayrağını çok daha ileri taşımaya, bölgesinde güçlü, dünyada söz sahibi bir Bursa için hedeflerimiz doğrultusunda azimle çalışmaya devam edeceğiz.” dedi. – BURSA
]]>İSTANBUL – Sarıyer Zekeriyaköy’de nüfusun artmasıyla birlikte elektrik dalgalanmaları yaşandığını söyleyen esnaf, BEDAŞ’a tepki gösterdi. Bölgedeki trafoların yetmediğini, elektrik kesintileri nedeniyle dükkanlarındaki elektronik cihazların bozulduğunu belirten esnaf, yetkililere seslenerek çözüm istedi.
Sarıyer Zekeriyaköy’de yaşayan vatandaşlar, nüfusunun artmasıyla birlikte bölgede bulunan trafoların yetmediğini elektrik dalgalanmaları nedeniyle zaman zaman kesinti yaşandığını söyledi. Elektrik kesinleri sonucu sattıkları elektronik eşyaların zarar gördüğünü söyleyen esnaf, zararlarının büyük olduğunu belirtti. BEDAŞ’a defalarca başvuruda bulunduklarını, Zekeriyaköy Muhtarı Semra Özkaya ile beraber imza topladıklarını ancak sorunun çözülmediğini ifade eden vatandaşlar, bölgeye bir an önce el atılmasını istedi.
“BEDAŞ’ı göreve davet ediyoruz”
BEDAŞ’ın çözüm noktasında yetersiz olduğunu söyleyen Zekeriyaköy Muhtarı Semra Özkaya, “Sıkça kesilen elektrik özellikle yaz aylarında klima kullanılmasının artmasıyla daha sık yaşanmakta. BEDAŞ’ın gerekli yatırım planlarını yapmadığını düşünüyoruz. Özellikle veteriner kliniği, diş kliniği gibi esnafın yoğun olduğu 1. Cadde’de elektrik kesintileri sık sık olur. Bunun nedeni de trafo yetersizliği. Belediyenin imar planlarında trafo alanları var. Biz gerekli müracaatları esnafın da başvurusu ile yaptık. Belediye gerekli trafo alanlarını tahsis edeceklerini ancak BEDAŞ’ın bu alanları kullanabilmesi için bir bedel ödemeleri gerektiğini söyledi. BEDAŞ’ı göreve davet ediyoruz ve trafoları yatırım programlarına almalarını sabırsızlıkla bekliyoruz. Ayrıca havadan geçen elektrik hatlarının da yer atına alınmasını istiyoruz. Çünkü burası bir orman köyü havadan geçen hatların yangına sebebiyet verdiği de aşikar. BEDAŞ’ın ciddi bir yatırım programı altında buraya bütçe ayırmasını hem halkım hem de kendi adıma talep ediyorum. Bu voltaj sorunu Zekeriyaköy’deki yapılaşma ve nüfus arttıkça artarak devam ediyor. Yanmayan sokak lambaları dahil talebimizi iletiyoruz. ‘Ekipman yetersiz, personel yetersiz, yatırım bütçesine alınacak bekliyoruz’ gibi baştan savıcı cevaplarla karşı karşıya kalıyoruz. Biraz ciddiyet bekliyorum” dedi.
“Açıkçası bezdik”
Elektrik kesintileri yüzünden zararının büyük olduğunu belirten restoran yöneticisi Şehmuz Karagöz, “Yaz aylarında özellikle çok büyük bir elektrik sorunumuz var. Bunun yanı sıra günde belki 6-7 defa elektrik gidip geliyor. Bu kesintiler dükkanda elektronik ne varsa yakıyor. Önlem olması açısından kendimize jeneratör aldık ve jeneratör kullanıyoruz ama gece biz olmuyoruz. Bu bölgede çok yoğun oldu. Önceden 10 villa varken şimdi 110 villa var. Bu evlerin elektrik tesisatı, elektrikli araçları var. Bunların artması sonucu mevcut trafo yetmiyor. Geçen bir cihazımız yandı ve 10 bin TL para verdik. Bunun gibi birçok örneğimiz var. Gece eve gidiyoruz sabah geldiğimizde elektrik kesilmiş, jeneratör kapanmış ve ürünlerimiz bozulmuş. Elektrik akımının gidip gelmesi büyük yangınlara da sebep oluyor. Hava çok sıcak olduğunda müşteriler için klimaları açıyorum fakat bu sefer de akım yetersiz olduğundan tenteleri açamıyorum. Zekeriyaköy eski Zekeriyaköy değil. Önceden 10 işletme vardı şimdi 100 işletme var. Elektrik yetmiyor açıkçası bezdik. Elektrik kesilince sistem gidiyor. Müşterilere hizmet veremiyoruz ve bu saatlerce sürüyor. Nereden bakarsanız yıllık en az 100 bin TL zararımız var” diye konuştu.
“Elektriği kapatır mısın garajımı açamıyorum”
Zekeriyaköy’de kuru temizlemecilik yapan Mehmet Karakum ise, “Bu elektrik problemi bir türlü çözülemeyen bir problem. İmza topladık, belediyeye gittik, muhtarımıza gittik. Bir türlü çözüm bulamadık ve devamlı elektrik sorunu yaşıyoruz. Yaz aylarında daha çok elektrik kullanıldığı ve bizim de araçlarımız elektrikli araç olduğu için elektrik voltajını düşük alıyoruz. Bu da bizim işimize yansıyor. Geçen komşumuz geldi elektriği kapatır mısın garajımı açamıyorum dedi. Sorun burada bu kadar büyük. Biz elektrik olmadan çalışamıyoruz. Bu sorun yüzünden müşteri kaybımız oluyor. Mağduruz, aslında birçok yere başvurduk ama çözüm bulamadık. İnşallah çözüme kavuşur temennimiz bu” dedi.
]]>20 Haziran gecesi Diyarbakır’ın Çınar ilçesine bağlı Köksalan Mahallesi’nde henüz belirlenemeyen bir sebeple çıkan yangın, rüzgarın etkisiyle yayılarak Bağacık, Yazçiçeği ve Ağaçsever ile Mardin’in Mazıdağı ilçesine bağlı Yücebağ ve Yetklinler Mahallesi’ne sıçradı. 15 kişinin ölümüne ve 73 kişinin yaralanmasına yol açan yangının çıkışıyla ilgili incelemeler sürerken, yangının elektrikten kaynaklandığı iddialarıyla ilgili Dicle Elektrik’ten açıklama yapıldı. Dicle Elektrik Yönetim Kurulu Başkanı Memet Atalay, yaptığı açıklamada,”Yangının elektrik kaynaklı olmadığı belge ve görüntülerle sabit. Ancak vatandaşlarımızdan, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın sonuçlarını sabır ve sükunetle beklemelerini istirham ediyoruz” dedi.
Yangın çıkış sebebini uydu ve farklı kamera kayıtları ile doğruladıklarını iddia eden Atalay, “20 Haziran’da meydana gelen yangının ardından saha ekiplerimizle birlikte yaptığımız ilk çalışmalarda yangının elektrik hatlarından kaynaklanmadığını tespit etmiştik. Ardından yangın ile ilgili basına, kamuoyuna ve savcılığa intikal eden iddiaları da cevaplamaya devam ediyoruz. Yangının başladığı Köksalan Mahallesi mezarlık bölgesinde elektrik hattımızın bulunmadığını bir kez daha ifade etmek isterim. Yangının hemen ertesi günü saat 10: 00 sularında Köksalan Mahallesi’nin genelinde, hem köy içi alçak gerilim şebekesi hem de orta gelirim şebekesinin bulunduğu alanlarda yaptığımız incelemelerde herhangi bir iletken kopukluğu, direk düşmesi veya alçak gerilim arızasına rastlamadık. Bu tespitlerimizi son olarak yaptığımız detaylı tespit ve incelemelerle, uydu görüntüleri ve farklı kamera kayıtları aracılığıyla da doğruladık” dedi.
‘Yangın, özel mülkte anız yakımından sonra yayıldı’
Yangının iki farklı özel mülkte gerçekleştirilen anız yakımından kaynaklandığını belirten Atalay, şunları söyledi:
“Bazı medya organları ve sosyal medya kanallarında yangının elektrik kaynaklı olduğu iddia edilmiş olsa da, biz elektrik hatlarından kaynaklanmadığını kanıtlarıyla beraber tekrar ifade ediyoruz. 17 Haziran 2024 ve 20 Haziran 2024 tarihlerinde Sentinel 2 uydusundan aldığımız görüntülerde de görüleceği üzere, yangının anız yakımından kaynaklı olduğu görülmektedir. Nem ve ısı göstergeleri de anız yakımının, yangından saatler önce parsellerin çevrilerek planlı bir şekilde yapıldığını net olarak gösteriyor. Arazinin, anız yakımı olmadığını iddia eden ve valilik açıklamasını da yalanlayarak yangının elektrik tellerinin tutuşmasından kaynaklandığını belirten sözde görgü tanığının ailesine ait olduğu tespit edildi. Yangının meydana geldiği diğer arazinin de bir başka tanığın ailesine ait bir alan olduğu da tespit ettik.”
‘Görsel deliller adli makamlara sunuldu’
Bazı medya organlarınca yangına ilişkin servis edilen kamera görüntülerinin de 23 Haziran 2024 tarihine ve gündüz saatlerine ait olduğunu aktaran Atalay, “15 vatandaşımızın vefatı ve onlarca insanımızın yaralanması ile sonuçlanan yangın, 20 Haziran 2024 tarihinde akşam saatlerinde başlamışken, medya ve sosyal medya mecralarında yayılan söz konusu kamera kaydı 23 Haziran 2024 tarihine ait olup gündüz saatlerini gösteriyor. 24 Haziran Pazartesi günü sabah saatlerinde, Mardin’in Derik ilçesinde bir meyve bahçesinde çıkan ve elektrik tellerinden kaynaklı olduğu öne sürülen bu yangın videosunda, kamera kaydında kamera görüntülerinde kayıt tarihinin ‘2024.06.23’ olduğu açıkça görülüyor. Yangında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Konuyla ilgili tüm görüntü ve delilleri, kamu kurumları ve ilgili makamlarla paylaşmaya devam ediyoruz. Yangının elektrik kaynaklı olmadığı belge ve görüntülerle sabit. Ancak vatandaşlarımızdan, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın sonuçlarını sabır ve sükunetle beklemelerini istirham ediyoruz” açıklamalarında bulundu.
]]>
“Ormanlara yakın alanlarda ateş yakmayalım”
Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nin Haziran ayı iki oturumu, Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in başkanlığında yapıldı. Bursa Büyükşehir Belediyesi ekiplerinin Kurban Bayramı tatili boyunca yaptığı çalışmalar hakkında bilgi veren Başkan Mustafa Bozbey, Tarım Peyzaj AŞ marifetiyle kentin dört bir tarafında 355 araç ve 1500 personelle temizlik, peyzaj ve yangınla mücadele çalışmaları yapıldığını söyledi. İtfaiye Dairesi Başkanlığı’nın da 550 personelle 481 yangın ve 104 kurtarma olayına müdahalede bulunduğunu belirten Başkan Bozbey, cankurtaran ekiplerinin de toplam 51 boğulma vakasına müdahale ettiğini hatırlattı. Özellikle Büyükorhan ilçesinde yaşanan orman yangınının herkesi derinden üzdüğünü ifade eden Başkan Bozbey, “Büyükşehir Belediyesi iştirakleri ve BUSKİ ekiplerinin de katılımıyla toplam 24 araçla yangın söndürme işlemlerine destek verildi. Tarım Peyzaj AŞ ekipleri de Büyükorhan’daki yangın bölgesine 14 tankerle ulaşarak itfaiye teşkilatının en büyük destekçisi olmuştur. Yurdumuzun çeşitli yerlerinde de yangınlar olmuş ve vatandaşlarımız hayatlarını kaybetmiştir. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Mekanları cennet olsun. Yaralılara şifalar diliyorum. Aslında yangınların müsebbibi insanoğludur. Ormanlara yakın alanlarda ve ani tutuşabilecek alanlarda asla ateş yakmayalım. Lütfen yanan izmaritleri, cam ve benzeri eşyaları gelişi güzel doğaya atmayalım. Bursalılardan özellikle ricamız var. Ne olur ormanlık alanlarda piknik yapmayalım. Ormanlara atık atmayalım” dedi.
“Halk otobüslerinde klima kontrolleri yapıldı”
Zabıta Dairesi Başkanlığı ekiplerinin de bayram tatili boyunca denetimlerine devam ederek kamu düzenini bozacak uygulamaların önüne geçtiğini dile getiren Başkan Bozbey, yaya yollarının işgaline ve sahillere yönelik de kontrollerin ekipler tarafından yapıldığını anlattı. Başkan Bozbey, “Ayrıca BURULAŞ Genel Müdürlüğü’ne bağlı özel halk otobüslerinde klima kontrolleri yapıldı. Ekiplerimiz, kliması açık olmayan otobüslerin şoförlerini ikaz ederek klimaları açmalarını sağladı. Takiplerimiz ve kontrollerimiz devam ediyor. Otobüs şoförlerinin bu konuda daha dikkatli olmalarını rica ediyoruz” diye konuştu.
“Besaş olarak para kazanmanın derdinde değiliz”
Besaş ekmeğine yapılan fiyat düzenlemesine de değinen Başkan Mustafa Bozbey, göreve geldikleri andan itibaren her adımı kamu adına attıklarını belirtti. İşin hakkaniyet boyutunun gözetilmesi gerektiğini de ifade eden Başkan Bozbey, “Besaş ekmeğine son zam Temmuz 2023’te yapılmıştır. 400 gram ekmek 7.5 lira olmuştur. Yaklaşık bir yıl geçmesine rağmen ana girdi olan unda yüzde 100’e yaklaşan bir artış olmuştur. Bununla birlikte işçiliğe ve diğer kalemlere gelen zamlarla birlikte maliyetlerde yüzde 100’ün üzerinde artış yaşanmıştır. Buna rağmen biz ekmeğin kilosunu 31 lira civarında tuttuk. Yani 400 gram olarak üretilen ekmeği 12.5 lira yaptık. Besaş olarak para kazanmanın derdinde değiliz. Tam tersine vatandaşlarımızın ekmeği sofralarına maliyetine götürmesi için çaba harcıyoruz. Artan girdi maliyetleri sebebiyle tamamen Belediye bütçesinden karşılanacak bir zarara doğru giden süreç vardı. Elbette ülkemizde enflasyon ve fiyat artışları olmasın istiyoruz. Bu sayede biz de 400 gram ekmeği aynı fiyata satabilelim. Geldiğimiz süreçte yüzde 100 maliyet artışlarına rağmen bizim yaptığımız fiyat artışı yüzde 67’dir. Fiyatı yüzde 33 civarında aşağıda tutarak Bursalıların lehine adım attığımızı belirtmek istiyorum. Piyasada satılan ekmeklerin kilosu 50 lira civarındayken, Besaş ekmeğinin kilo fiyatı 30 lira civarındadır. Akaryakıta veya una gelecek zamlarla Belediye olarak belki de tekrar Besaş’ı finanse etmek durumunda kalacağız. Vatandaşımızın alım gücünü de yaşanan sorunları da biliyoruz. Ama bir de işin sürdürülebilir olması gerekir. Bunun için de fiyatların zaman zaman yine Bursalıların lehine düzenlenmesi gerekiyor. Biz de bunu yaptık” diye konuştu. – BURSA
]]>Panel programı çerçevesinde ilk olarak açılış konuşmaları yapıldı. Ardından KalDer tarafından düzenlenen Türkiye Sürdürülebilir Gelecek Ödülleri çerçevesinde büyük ödüle layık görülen Borçelik firmasından Serkan Ürkmez, ödül sürecinde elde ettikleri birikim ve tecrübelerini katılımcılarla paylaştı. Tepebaşı Belediyesi Başkan Yardımcısı Suat Yalnızoğlu da Tepebaşı Belediyesi’nin iyi sürdürülebilirlik uygulamaları ve yerel yönetimlerin sürdürülebilirliğe nasıl yaklaşmaları gerekliliği konusunda katılımcılara bilgi verdi. Gerçekleştirilen son oturumda ise Türkiye Sürdürülebilir Gelecek Ödülleri çerçevesinde bir diğer büyük ödüle layık görülen Akçansa Firması Sürdürülebilirlik Müdürü Erhan çalışkan ve Büyükçekmece Fabrika Müdürü Erhan Arslan gerçekleştirdikleri iyi uygulamaları anlattı.
“Geleceğimizi düşünerek hareket etmek zorundayız”
Panelin açılış konuşmasını gerçekleştiren Başkan Ataç, “İçinde bulunduğumuz bu binayı sanatın sürdürülebilirliğini sağlamak için yaptık. Konuk sanatçılarımız ile kent halkımız burada buluşacak. Kentimizin geleceğini şekillendirmek ve sürdürülebilirlik konusunda yeni uygulamaları konuşmak için burada toplandık. Bizler geleceğimizi düşünerek hareket etmek zorundayız. Aksi halde gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmamız mümkün olmayacaktır. Belediyemiz uzun süredir sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak için çeşitli projeler üretmektedir. Bu çerçevede sürdürülebilirlik ve yenilenebilir enerji, atık yönetimi gibi alanlardaki çalışmalar önceliğimiz arasında yer alıyor. Tepebaşı Belediyesi’nde yaklaşık 2 bin 500 dönüm suladığımız yeşil alan var. Kişi başı 12,15 metrekare yeşil alan düşüyor. Türkiye genelinde bu rakam 6-7 civarında. Enerji verimliliği çalışmalarımızla da kamu binalarında temiz enerji üretimini sağlıyor ve karbon ayak izini azaltıyoruz. 2009’da göreve tekrar seçildiğimizde, yeni hizmet binamızı ısıtmak ve soğutmak zor oluyordu. 400 adet güneş paneli hibesi aldık. 100 bin lira da eş finans yaptık, o 400 paneli belediyenin çatısına yerleştirdik. Bitince TEDAŞ dedi ki, bunu bizim çift yönlü sayaca bağlayalım. Biz de zaten bunu istiyorduk, bağladık. Hafta içi elektrik alıyoruz, hafta sonu elektrik satıyoruz. Yüzde 20 tasarruf ediyoruz. Zaten ilk 3 yılda parasını çıkardı. Kentimizdeki sosyal projelerimizde dezavantajlı grupların yaşam şartlarını iyileştirmek ve ekonomik fırsatlar verebilmek için çalışıyoruz. Eğitim, sağlık gibi alanlarında yaptığımız yatırımlarla daha adil ve kapsayıcı bir toplum oluşturmayı amaçlıyoruz. Bugün yapılan bu etkinlikle de sürdürülebilirlik konusundaki farkındalığın artacağına inanıyorum. Hep birlikte kentimizi ve dünyamızı daha yaşanabilir bir hale getirebiliriz” diye konuştu.
“Ne kadar önemli olduğunu iyi anlamalıyız”
KalDer Şube Başkanı Burak Erdinç ise, “Bizler bu gün çevresel problemler, sosyal olumsuzluklar ve ekonomik krizlerle mücadele ederken, gelecekte dünyamızın nasıl olacağını hiç düşünüyor muyuz? Gerek üretirken gerekse tüketirken günümüz şartlarını düşünmenin yanında, dünyamızı yaşanabilir bir şekilde gelecek nesillere bırakmayı asla ihmal etmemeliyiz. Sürdürülebilirlik kavramını ve bunun için yapılanların ne kadar önemli olduğunu iyi anlamalıyız. KalDer olarak bizler geçtiğimiz yıl başlattığımız sürdürülebilirlik ödülüyle beraber, kuruluşlara, toplumlara hatta bireylere kadar eğitimlerle çalışmalarımızı desteklemekteyiz. Aramızda ödül alan kuruluşlarımızın temsilcileri var, onlar bize bilgi ve deneyimlerini aktararak değişik bir bakış açısı kazandıracaklardır. Ayrıca yerelde Tepebaşı Belediyesi’nin yerelde yapmış olduğu örnek uygulamaları bizimle paylaşmaları bizlere farklı bir bakış açısı katacaktır” ifadelerini kullandı.
Vecihi Hürkuş Havacılık ve Teknoloji Parkı’nda gerçekleşen panele Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç’ın yanı sıra KalDer Şube Başkanı Burak Erdinç ve çok sayıda Eskişehirli katıldı. – ESKİŞEHİR
]]>Bilecik’te TMO hububat alımına başladı
BİLECİK – Bilecik’te Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından hububat alımı başlarken, Vali Şefik Aygöl, ” İl Özel İdaresine ait 58 dönümlük bir arazi olduğunu ve bu alana tarım kompleksi yapılması konusunda fikir birliğine vardık” dedi.
Bilecik’te buğday ve arpaları hasat eden çiftçiler TMO tarafından alımlarının başlamasının ardından traktörlerine yükledikleri mahsulü kent merkezine getirdi. Bilecik Belediye Kantarına sabah saatlerinde gelmeye başlayan çiftçiler TMO yetkililerince alınan numuneler, analiz edilerek ürünlerin kalitesi göre ton başı en düşük 8,500 en yüksek 9 bin 250 TL’den fiyat belirlediler. Burada Bilecik Valisi Şefik Aygöl, Bilecik TSO Başkanı Mehmet Ergün ve Bilecik Ziraat Odası Başkanı Ahmet Sevinen burada üreticilerle bir araya geldi. Burada alımlar hakkında bilgi veren Bilecik Valisi Şefik Aygöl, “Biz daha önce de söz verdiğimiz gibi zamanında alımlara başladık. Önümüzdeki haftada Gölpazarı ilçemizde başlayacağız. Öncelikle bu seneki hedefimiz 70 bin ton civarında bir buğday alımı, 15 bin tonda arpa alımı şeklinde hedefimiz var, beklentimiz var. 10 ay önce yine böyle bir özellikle buğday alımı başladığı dönemde aslında alım yerimizin TMO’nun yerinin çok uygun olmadığı, çiftçilerimize daha uygun bir yer bulma konusunda bir açıklamamız olmuştu. Hatta bir komisyon oluşturduk, o komisyon güzel bir çalışma yaptı. Şehrin 3 bölgesinde hazine arazilerinden bizlere yer önerildi. Hem çiftçimizin, hem ziraat odamızın talebi şu anda karayollarının Yenişehir yolu üzerindeki özellikle şantiye olarak kullanıldığı alanı talep ettiler. Orada 2 tane sıkıntımız var. Evet, çok uygun bir yer, çiftçilerimiz açısından, köylerimizin geliş gidiş açısından uygun bir yer. Birincisi bizim oradaki yol çalışması muhtemelen bir buçuk iki seneye kadar hala devam edecek. Orada şantiye, karayolları hizmetine devam edecek. İkincisi il belediyemiz o konu tahsis kendilerinde. Onlarında ihtiyacı olduğu konusu vardır ama gerekirse fedakarlık yapabileceği yönünde bir çalışma ile bir aşamaya geldik” dedi.
“Bilecik’e bir tarım kompleksi olacak”
Vali Aygöl açıklamasını devamında, “İl Özel İdaremize ait 58 dönümlük bir arazimiz var hastanenin Yenişehir yolu tarafında. Biz orada bir adliye binası çalışmasına başlıyoruz inşallah. Onun yanında arazimiz devam ediyor. Ziraattan görevli arkadaşlarımız, başkanımız, TMO Bölge Müdürümüz bir değerlendirme yapacaklar. Vatandaşların gelişi, gidişi, kullanım açısından uygun derler ise biz çok kıymetli araziyi İl Genel Meclisimize sunup oradan kararımızı alıp bir tarım kompleksi yapmak istiyoruz. Bunu yaparken malumlarımız Tarım İl Müdürlüğümüzün binasının ve özellikle teşkilatın diğer birimlerinin değişimi ile ilgili bir çalışma içerisindeyiz. İnşallah onu yakın zamanda ihalelerine çıkmayı hedefliyoruz. Bizler kurumlarımızla fedakarlık yapmaya, şehrimize hizmet anlamında gerekirse mülkümüzü devretmeye hazır olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Bu değerlendirme sonucu karar verirse biz daha önce yaptığımız çalışmada 1-2 sene sonrayı beklemek durumunda kalmayacağız. Aksi takdirde biz o arazinin bize devrinin 1-2 sene süreceğini tahmin ediyoruz. Biz bugün arkadaşlarımızla yaptığımız değerlendirmede böyle bir sonuca vardık. İnşallah ilgili birimlerimizde hızlı bir şekilde kararlarını verip, yatırımlarımız planlama konusunda hızlı bir şekilde hareket edersek önümüzdeki sene bunların belki inşaatlarını görme fırsatı bulacağız. Biz alımları belki gelecek senede burada yapma durumumuz olabilir ama sonraki senelerde bu işi şehir adına kurtarmış olacağımızı değerlendiriyoruz” ifadelerine yer verdi.
]]>(İSTANBUL) Akaryakıta 21 Haziran’da yapılması planlanan ancak ertelenen zam gece yarısı itibarıyla pompa satış fiyatlarına yansıdı. Buna göre benzine 2 TL, motorine ise 1,68 TL zam uygulandı. Zamlarla birlikte İstanbul’da benzin ve motorinin litresi 42 TL’yi aştı. Akaryakıta gelen zamlar yurttaşları isyan ettirdi. Ozan Güç “Ben kontak çevirmeyi değil anahtarı elime almaya çekiniyorum. O derece sıkıntı yaşıyoruz” diye konuştu.
Akaryakıta 21 Haziran’da yapılması planlanan ancak bayram tatilinden sonraya ertelenen zam, bugünden geçerli olmak üzere pompaya gece yarısı itibarıyla yansıdı. İstanbul’da benzinin litresi 42,27 TL, motorinin litresi 42,38 TL, LPG’nin fiyatı 18,81 TL oldu.
Akaryakıta 3 Temmuz’da yeni bir zam daha eklenecek. 3 Temmuz’da TÜİK tarafından açıklanacak Haziran ayı enflasyon verisinin ardından ÖTV’le motorin ve benzin fiyatlarının 50 liraya dayanacağı öngörülüyor.
İstanbul’da sürücüler, akaryakıta yapılan zamlara ilişkin tepkilerini, ANKA mikrofonuna şöyle dile getirdi:
“Millet memleketine bile gidemiyor artık”
Muharrem Zengin: Artık öyle bir duruma geldi ki bu zamlara millet alıştı. Zamlara alışmamız hiç iyi değil. İnsanlar artık tepki bile vermiyor. Artık öyle bir boyuta geldi ki 70 lira-100 lira olsun diye millet söylenmeye başladı. Artık 100 lira da olsa kimsenin sesi çıkmayacak. Bu konuyla ilgili yetkililerin bir an önce bir çözüm bulmasını istiyoruz. Elektrikli araçların bu kadar yoğun kullanıldığı bir ülkede petrol zamlarının bu kadar fazla olması hiç normal değil. Umarım bir an önce bir çözüm bulunur çünkü herkes bu konuda muzdarip. Artık 50 TL’lik benzin alanlar evinin önüne bile gidemez her halde. En az yakan araba 2-3 liradan aşağı yakmıyor. Bu da çok ciddi bir maliyet. Millet memleketine bile gidemiyor artık. Öyle bir hal aldı.
“Ayağını gaza götüremiyorsun artık”
Turgut Şakar: Hayırlı olsun, söylenecek bir şey yok. Kafadan 100 lira yapalım herkes rahat etsin. 100 lira olsun kimse sıkıntı çekmesin. Zamlara alışsan da alışmasan da böyle. Bari toptan olsun ki sabaha zam gelecek diye kimse korkmasın. Toptan yapsın herkes rahat etsin. Kontağı çevirmek bir yana ayağını gaza götüremiyorsun artık. Eskiden 50 TL benzin alanlar devam etsin. Öyle yapa yapa litresi 100 lira olacak. Önceden akaryakıt 40-50 lira olacak desen kim inanırdı? Şimdi de 100 lira olacak. Gör bak ne zaman olacak.
“Artık zamlara şaşırmıyoruz”
Görkem Tutkun: Artık zamlara şaşırmıyoruz. Alıştık artık zam üstüne zam, zam üstüne zam olduğu için. Akaryakıt almaya mecburuz da yakıt olmadan hiçbir yere gidemiyoruz artık. İşten dolayı mecburen araçla gitmek zorunda kalıyoruz. Ekonomi de kötü. Her şeye zam geliyor. Asgari ücrete ara zam da olmayacak. Çalışan olduğumuz için de yakıtlara zam geliyor, bizim cebimizi düşünmüyorlar, kendi ceplerini düşünüyorlar.
“Bir yere giderken 40 takla atıyoruz”
Esra Gezer: Ülke nereye doğru gidiyor ben de bilmiyorum. Artık yorum yapılacak bir şey de kalmadı bu konuyla alakalı. Kimse bu durumdan memnun değil. İnşallah bir an önce yetkililer de artık sesimizi duyar ve bir önlem almaya başlar. Yoksa halimiz her anlamda zor sadece akaryakıtta değil. Gerçekte insanlar çok zor geçiniyorlar. Allah herkesin yardımcısı olsun. Kontağı çevirmeye korkuyoruz. Bir yere giderken 40 takla atıyoruz. Herkes gibi biz de hesap yapıyoruz. Ama nereye kadar bu şekilde gideriz bilmiyorum takibi. Bir yerde tıkanıyoruz tabii ki. Eskisi gibi planlı programlı bir yaşama şeklimiz yok. Artık mümkün olduğunca yaşamaya çalışıyoruz diyebilirim.
Yusuf Demir: Diyecek bir şey bulamıyorum. Artık geçim zor. Allah hayırlısını versin. Kontağı çevirmeye korkuyoruz. Arabaya binmeye dahi korkuyoruz. Sigortayı zor yaptırıyoruz artık. Yine de Allah devletimizi başımızdan eksik etmesin.
“Ben kontak çevirmeyi değil anahtarı elime almaya çekiniyorum”
Ozan Güç: Ben istiyorum ki devletimiz buna daha çok dikkat etsin. Milletin canı yanıyor. Devletimiz illaki buna bir çaresini bulacaktır. Devletimize güveniyoruz. Elbette sıkıntılar yaşıyoruz ama bu sıkıntının geçici olduğunu düşünüyorum. Ben kontak çevirmeyi değil anahtarı elime almaya çekiniyorum. O derece sıkıntı yaşıyoruz.
]]>İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından hazırlanan, Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarının belirlendiği ‘Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması’nın 2023 yılı sonuçları kamuoyu ile paylaşıldı. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan tarafından açıklanan ‘Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması’nda 2023 yılında üretimden satışlara göre en büyük kuruluş 484 milyar liralık satışlarıyla Tüpraş oldu. 2023 yılında üretimden satışlara göre ikinci büyük kuruluş 238 milyar lira ile Ford Otomotiv oldu. Üçüncü sırada ise yaklaşık 227 milyar liralık üretimden satışlarıyla Star Rafineri yer aldı. İSO 500’ün ilk 10’unda yer alan şirketlerde 2022 yılına göre iki değişiklik oldu. Geçen yıl ilk 10’da yer almayan Mercedes-Benz ve Gramaltın Kıymetli Madenler ilk 10’a yükseldi.
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, “Üretimden satışlarda büyüme bir önceki yıl yüzde 119 iken, 2023 yılında yüzde 42,1’e gerilemesinin nedenlerine baktığımızda; yavaşlayan küresel talep, 6 Şubat’ta ardı ardına yaşadığımız deprem felaketleri ve seçimler sonrasında ekonomi politikalarında yaşanan değişim belirleyici rol oynadı” dedi.
“Üretimden satışlarda yüzde 42,1’lik artış”
İSO 500’de üretimden satışların 2023 yılında yüzde 42,1 artarak 4 trilyon 485 milyar liradan 6 trilyon 375 milyar liraya çıktığını ifade eden Erdal Bahçıvan, “2021 ve 2022 yıllarına göre zayıf bir performansa işaret eden bu artışın 2022 yılının sonundan itibaren geldiğini tahmin etmek zor değildi. Üretimden satışlarda büyüme bir önceki yıl yüzde 119 iken, 2023 yılında yüzde 42,1’e gerilemesinin nedenlerine baktığımızda; yavaşlayan küresel talep, 6 Şubat’ta ardı ardına yaşadığımız deprem felaketleri ve seçimler sonrasında ekonomi politikalarında yaşanan değişim belirleyici rol oynadı. Üretimden net satışlardaki asıl dramatik görüntüyü reel değişimlerde görüyoruz. İSO 500 Büyük kuruluşlarının üretimden satışlardaki reel değişimlerine baktığımızda şu sonuç dikkat çekiyor: 2023 verileri yıl sonu tüketici enflasyonu ile arındırıldığında, üretimden satışların 2022 yılına göre reel olarak yüzde 13,8 gerilediği görülüyor. Reel değişimleri hesaplarken son yıllarda hep yaptığımız gibi bu yıl da, yıl sonu TÜFE enflasyonunu kullandık. Fakat diğer taraftan biliyoruz ki 2023 yılı boyunca yıllık enflasyon oldukça değişken bir seyir izledi. Hangi göstergeyi kullanırsak kullanalım, 2023 yılında İSO 500’ün üretimden satışları enflasyonun altında kaldı ve reel olarak gerileme gösterdi” dedi.
Zorlu küresel rekabet koşullarının etkisiyle İSO 500’ün ihracatının 2022 yılına göre yüzde 2,9 düşüş ile 95,1 milyar dolara gerilediğini kaydeden Bahçıvan, “2023 yılında zayıflayan küresel büyüme dinamiklerine rağmen ülkemizin ihracatı binde 5 oranında artarak 255,4 milyar dolara ulaşmıştı. Aynı yılda Türkiye sanayi ihracatı ise binde 2 düşüşle 245,6 milyar dolara gerilemişti. 2023 yılında İSO 500 ve genel olarak Türkiye sanayi sektörü, ihracat pazarlarındaki durgunluktan olumsuz etkilendi” diye konuştu.
“Karlılıklarda reel olarak gerileme yaşandı”
2023 yılında İSO 500’ün satışlarının yanı sıra karlılıklarının da zayıf kaldığını dile getiren Erdal Bahçıvan, sözlerini şöyle sürdürdü: “2023’te İSO 500’ün faaliyet karı yüzde 39,7 artarak; 671 milyar liradan 937 milyar liraya çıktı. Buna karşılık faaliyet karlılığı oranı, 0,3 puan düşüşle yüzde 12,8’den yüzde 12,5’e geriledi. İSO 500 kuruluşlarının bir diğer karlılık göstergesi olan faiz, amortisman ve vergi öncesi karı yüzde 45,5 artışla 808 milyar liradan 1 trilyon 175 milyar liraya yükseldi. Aynı yılda FAVÖK karlılığı oranı 0,3 puan artışla yüzde 15,4’ten yüzde 15,7’ye çıktı. Son olarak, İSO 500’deki vergi öncesi kar ve zarar toplamının yüzde 32,9 artarak 485 milyar liradan 645 milyar liraya yükseldiğini görüyoruz. Ancak satış karlılığı oranının 0,7 puan düşüşle yüzde 9,3’ten yüzde 8,6’ya inmesi dikkat çekiyor. Tüm kar büyüklüklerindeki artışlar, 2023 yılı enflasyonunun altında kalırken, bu da reel olarak gerilemeye işaret etti. İSO 500’de vergi öncesi dönem kar ve zarar büyüklüğüne göre 2022 yılında kar eden kuruluş sayısı 442 iken, bu sayı 2023 yılında 404’e indi. Zarar eden kuruluş sayısı da 58’den 96’ya yükseldi. Bu sayı, 2018 sonrasındaki en yüksek değer olarak tespit edildi.”
“Finansman giderleri 2023’te yüzde 92,5 arttı”
2023’ün en çarpıcı gelişmelerinden birinin de, uzun yıllardır ilk kez ortaya çıkan net kambiyo zararı olduğunu söyleyen Erdal Bahçıvan, “Buna karşılık kambiyo işlemleri haricindeki diğer gelirlerden elde edilen net kar, 282 milyar liraya çıkarak kur zararını fazlasıyla telafi etti. Bu sayede toplam faaliyet dışı gelirlerin net satışlara oranının yüzde 2,1’den yüzde 3,6’ya çıktığı anlaşılıyor. Bu noktada, söz konusu gelirler içerisinde faiz, temettü, iştirak, menkul kıymet, duran varlık satışı, komisyon vb. gibi kalemlerin yer aldığını hatırlatmak isterim. Sanayinin son 10 yıldaki üretim faaliyeti dışı gelirlerinin dönem kar ve zarar toplamı içindeki paylarına da dikkat çekmek istiyorum. Bu pay, üst üste dört yıl düşüşle 2022’de yüzde 22,9’a kadar geriledikten sonra 2023’te yüzde 41,3’e çıkmış ve geçmiş yıllardaki ortalamasına yaklaşmış gözüküyor” ifadelerini kullandı.
İSO 500’ün finansman giderlerinin de 2023’te yüzde 92,5 artarak 277 milyar liradan 533 milyar liraya yükseldiğini dile getiren Erdal Bahçıvan, “Böylece finansman giderlerinin faaliyet karına oranı 15,6 puan artışla yüzde 41,3’ten yüzde 56,9’a çıkmış durumda. Son 12 yıllık ortalamanın yüzde 57 olduğu düşünüldüğünde; yıllardan beri hep işaret ettiğimiz üzere sanayicinin elde ettiği karın yarısından fazlasını finansman giderlerine ayırmaya devam ediyor” dedi.
“Enflasyon düzeltmesi bilançoda özkaynak payını artırdı”
2023 yılında enflasyon düzeltmesi sonrası verilere bakıldığında, İSO 500’ün aktif toplamının yüzde 126 artarak 3,9 trilyon liradan 8,8 trilyon liraya yükseldiğinin altını çizen Erdal Bahçıvan, bu artışın 2,9 trilyona yakın kısmının enflasyon düzeltmesinden kaynaklandığını söyledi.
Aktiflerin alt kalemlerine inildiğinde, enflasyon düzeltmesinin esas olarak duran varlıkları etkilediğini kaydeden Bahçıvan, “Duran varlıklar yüzde 242 artarak 1,4 trilyon liradan 4,7 trilyon liraya ulaştı. Bu artışın 2,7 trilyonluk kısmı enflasyon düzeltmesine bağlı olarak gerçekleşti. Dönen varlıklardaki artış ise yüzde 63 ile çok daha düşük kaldı ve enflasyon düzeltmesi bu kalemde sadece 173 milyar liralık katkı yaptı. Özkaynaklar 2023’te enflasyon düzeltmesi sonrası verilerle yüzde 245 artarak 1,4 trilyon liradan 4,8 trilyon liraya çıktı. Bu kalemde enflasyon düzeltmesinin etkisi 2,8 trilyon ile oldukça yüksek. Toplam borçlardaki etki ise düzeltmenin parasal olmayan kıymetlere uygulanmış olması nedeniyle çok daha düşük düzeyde gerçekleşti. Düzeltme sonrası verilerle toplam borçlar yaklaşık yüzde 60 artarak 2,5 trilyon liradan 4 trilyon liraya çıkarken, düzeltmenin etkisi 31 milyar lira ile sınırlı kaldı. Enflasyon düzeltmesinin etkisiyle İSO 500’ün kaynak yapısında özkaynaklar lehine önemli bir gelişme sağlandı. 2022’de yüzde 35,7 olan özkaynak payı, 2023’te düzeltme yapılmaması halinde yüzde 33,2’ye düşecek iken, düzeltme sonrası yüzde 54,5’e yükseldi. Enflasyon düzeltmesi İSO 500’ün bilançosunda özkaynak payını 21,3 puan artırarak toplam borçların üzerine çıkardı” diye konuştu.
“Mali borçlar 1,3 trilyon liradan 2 trilyon liraya çıktı”
İSO 500’de mali borçların yüzde 54 artışla 1,3 trilyon liradan 2 trilyon liraya çıktığını kaydeden Erdal Bahçıvan, sözlerine şöyle devam etti: “Diğer borçlarda ise yüzde 66’ya yakın bir artışla 1,2 trilyon liradan yine 2 trilyon liraya yükseliş söz konusu. Enflasyon düzeltmesinin yalnızca parasal olmayan kıymetlere uygulanması nedeniyle mali borçlar hiç etkilenmezken diğer borçlardaki etki ise yüzde 1,6 ile oldukça sınırlı kaldı. 2021 ve 2022 yıllarına benzer şekilde 2023’te de diğer borçların mali borçlardan daha hızlı arttığını görüyoruz. Bu durum muhtemelen geçtiğimiz yılın ikinci yarısında finansmana erişim koşullarında yaşanan sıkılaşmanın etkilerini taşıyor. Diğer taraftan vade yapıları incelendiğinde ise kısa vadeli mali borçlardaki artışın yüzde 53 ile uzun vadeli mali borçlardaki yüzde 56’lık artışın hafif altında kaldığı dikkat çekiyor. Kısa vadeli mali borçların toplam borçlar içerisindeki payı yüzde 51,7 ile uzun vadeli borçların üzerinde kaldı ve önceki yıla göre önemli bir değişim kaydetmedi.”
“Sanayinin teknolojik dönüşümü için umut verici”
Her yıl yapılan araştırma ile birlikte ‘Sanayide Teknoloji Yoğunluklarına Göre Oluşturulan Katma Değer Dağılımı’nın da incelendiğini belirten Erdal Bahçıvan, “Sanayimizin düşük, orta ve yüksek teknoloji ile bağını en somut şekilde ortaya koyan bu verilerde son yıllarda genellikle durağan, değişmeyen bir seyir vardı. Fakat bu yıl sanayimizin orta-yüksek ve yüksek teknolojiye doğru olumlu bir kırılma yaşandığını görüyoruz. 2022 yılına göre 2023 yılında, yüksek ve orta-yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerin oluşturulan toplam katma değer içindeki payını 4 puan artırması sanayimizin teknolojik dönüşümü adına umut vericidir” dedi.
“Halka açık şirket satısı 85’e çıktı”
Sermayenin tabana yayılması ve özellikle sanayi kuruluşlarının kaliteli finansal kaynağa erişimi açısından şirketlerin halka açılmalarının da büyük önem taşıdığını, son yıllarda sanayi kuruluşlarında nitelikli finansmana erişim bağlamında hisselerini halka açma seçeneğini kullanma eğiliminin arttığını ifade eden Erdal Bahçıvan, “İSO 500 içinde halka açık kuruluşların sayısı 2017-2021 döneminde 65-69 bandında seyrettikten sonra 2022’de 8 adet, 2023’te 12 adet artarak 85’e yükseldi. Böylece İSO 500 içinde halka açık kuruluş sayısı bugüne kadarki en yüksek düzeyine ulaştı. Sanayi şirketlerimizin halka açılmaya dönük ilgisinin 2024’te de sürdüğünü görüyoruz ve bu süreci sanayi firmalarımızın sermaye piyasası araçlarını daha fazla kullanması açısından olumlu buluyoruz” dedi.
Türk sanayi sektöründe yabancı sermaye paylı kuruluşların da önemli rol oynamaya devam ettiğini anlatan Bahçıvan, 2010’lu yıllarla birlikte düşüş eğilimi gösteren yabancı sermaye paylı kuruluşların sayısının 2023 yılında 8 adet artışla 116’ya yükseldiğini, bunu İSO 500’ün olumlu göstergelerinden biri olarak gördüklerini kaydetti. İSO 500’ün istihdamının da 2023 yılında yüzde 1,9 artarak yaklaşık 804 bin kişiye yaklaştığını aktaran Bahçıvan, aynı yılda ödenen maaş ve ücretlerdeki artışın da yüzde 120 civarında gerçekleştiğini söyledi.
“Yüksek enflasyonun oluşturduğu hasar büyük”
2022 yılında ekonomide rasyonaliteden kopuş ve ekonomik uygulamalardaki ‘gel-git’lerin ekonomide oluşturduğu tahribatın çok konuşulduğuna vurgu yapan Bahçıvan, “İSO 500’ün 2023 sonuçlarını bir anlamda ‘finansal istikrardan uzaklaşmanın ilk etkisinin yüksek enflasyon olacağı, enflasyonist bir büyüme yapısının da nitelikli ve sürdürülebilir olamayacağı’ gerçeğini gösteren mikro bir laboratuvar olarak görmeliyiz. Artık hepimiz biliyoruz ki yüksek enflasyon şirket bilançolarında geçici bir illüzyon oluşturuyor. Zaman geçtikçe gerçeklerle yüzleşiyoruz. İSO 500’ün temel göstergelerinin bize söylediği de bu. Bizim reel sektör olarak yaşadıklarımız bir yana; yüksek enflasyonun kamu maliyesi, mali dünya ve hepsinden de önemlisi toplumda oluşturmuş olduğu hasar büyük. Çünkü enflasyon sadece ekonomik bir hasar değil, sosyolojik, psikolojik ve en önemlisi ahlaki, etik bir etki de oluşturuyor” diye konuştu. – İSTANBUL
]]>Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin yerelden kalkınma hedefleri doğrultusunda oluşturulan Sapadere İpek Evi’nde ilk kez ipek böceği üretim ve yetiştiriciliğine başlandı. Restore edilen eski köy okulunun içerisinde yer alan özel odalarda dut yapraklarıyla beslenen ipek böcekleri, dört farklı evrenin ardından kozaya dönüşecek. İpek böceklerinin oluşturduğu kozalardan elde edilen ipek iplerden de üretim atölyelerinde çeşitli ürünler üretilecek. Bölgede unutulmaya yüz tutmuş kültürel mirasın yeniden canlandırılmasıyla bölge halkına hem ekonomik gelir hem de turizme yeni bir katkı sunulacak.
Bölgede dokumacılık yeniden canlanacak
Sapadere İpek Evi sorumlusu Ayşenur Özdoğan Gülmez, “Sapadere uzun yıllar boyunca ipek böcekçiliği yaparak çoğu ailenin geçimini sağladığı ve bu gelirle emekli olduğu bir bölgemiz. Zaman içerisinde bölgenin ismi gibi sapa bir yerde kalmasıyla gençler kentlere göç etmeye başlamış ve bu sebeple köyde kalan yaşlı kesim de ipek böcekçiliğine ara vermek zorunda kalmış. Hazırladığımız proje kapsamında 2019 yılında bölge halkına dut fidanları dağıtımına başladık” dedi.
İpek böceği yetiştiriliyor
Büyükşehir Belediyesi’nin bu süreçte mahallenin kullanılmayan atıl durumdaki okul binasını baştan sona yenileyerek İpek Evi Üretim Merkezi’ne dönüştürdüğünü söyleyen Gülmez, şu bilgileri verdi: “Bu güzel alanda ipek böceği yetiştiriciliğine ilk kez başlamış bulunuyoruz. İpek böceklerimiz için özel olarak hazırladığımız sınıflarda yeşillenen dut ağacı yapraklarıyla günde üç kere böceklerimizi besliyoruz. Titizlikle yürütülmesi gereken bir süreç dut yapraklarının kesinlikle ilaçlı olmaması organik olması gerekiyor. Nisan ayı itibariyle ilk yapraklar oluşmaya başladığında böceklerimizi yumurtadan çıkarıyoruz ve böceklerimiz larva haline geliyor. Bu süreçten sonra çeşitli evreleri uyku dönemleri var. Şu anda üçüncü dönem büyüme evresindeler. Bu süreçten sonra artık şaha geçiş süreci dediğimiz koza örme sürecine girecekler ve ipek kozalarımız oluşacak.”
Yeniden ekonomik gelir sağlanacak
“Kendi ürettiğimiz kozalarımız ile Eylül ayında başlayacak kurlarımızda ip çekimini yaparak ipek dokumalarımızı dokumaya başlayacağız” diyen Gülmez, diğer atölye kurslarıyla da kadınlara katkı sunacak farklı ürünlerin üretimleriyle ilgili eğitimler verilmeye devam edileceğini söyledi. Bu ürünlerin satışından bölge halkının yeniden gelir sağlaması, bölgede dokumacılığının yeniden canlandırılması ve tersine göçün hızlandırılması hedefleniyor.
Alternatif turizm
Bölgeye Nisan ayından başlayarak Eylül ayına kadar yaz döneminde günlük 1500 -2000 arası turist geldiğini söyleyen Sapadere İpek Evi Sorumlusu Ayşenur Özdoğan Gülmez, projenin turizme de hizmet edeceğini ifade etti. Bina içerisinde yer alan yöresel müze ve ipek üretim atölyelerini turistlerin ziyaret edebileceğini söyleyen Gülmez, “Kurduğumuz stantlarda bölge halkımız ürettikleri ürünleri satışa sunabilecek. Bölgeye kültür turizmi için de önemli bir renk ve alternatif sunmuş olacağız” dedi.
Yerinde ve anlamlı bir çalışma
Emekli olduktan sonra sakin bir yer olması sebebiyle eşiyle birlikte Sapadere’ye yerleşen emekli psikolog Bekir Örmeci Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin yeniden hayata geçirdiği ipekböcekçiliğinin bölge için önemli bir kazanım olduğunu söyledi. Örmeci, “İnsanlar kırsal alanlardan uzaklaştıkça kültürel değerlerimiz olan el sanatları da ne yazık ki azalmaya başlıyor hatta yavaş yavaş yok oluyor. Ancak Antalya Büyükşehir Belediyemizin burada yaptığı gibi atıl vaziyetteki eski köy okullarını yenileyip yok olmak üzere olan bu el sanatlarını yeniden canlandırmak istemesini son derece yerinde ve anlamlı buluyorum. Başkanımız Muhittin Böcek’e destekleri için teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Özlem Örmeci de Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin çok yoğun bir çaba ve çalışması sonucu köy okulunun değişimine şahit olduklarını dile getirerek, “İpek böcekleri yetişmeye başladı. Ben de böcek yetiştiriciliğini öğrenmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Muhittin Böcek Başkanımıza çok teşekkürlerimizi sunuyoruz. Böyle güzel bir çalışmayı başlattılar. İpek böcekçiliğini yaşatmak bence çok önemli” ifadelerini kullandı. – ANTALYA
]]>SEYFİ ÇELİKKAYA
(YOZGAT) – Yozgat’ta Toprak Mahsulleri Ofisi’nde (TMO) uygulanan randevu sistemi nedeniyle sırası gelinceye kadar ürününü tarlada bekletmek zorunda kalan çiftçiler sisteme tepkilerini dile getirdii. Randevu sisteminin kaldırılmasını isteyen bölge çiftçisi, “Ekini sıcaktan yanmaması için biçtirmek zorundayız. Randevu alıyoruz, randevuya göre biçerdöver bekliyor, nakliye için araç bekliyor. Bu da ek fiyat demek. Randevu olmadan erken gelen teslimatını yapmış olsa tarlada bekleme olmaz, masraf da düşer” dedi.
Türkiye’nin en fazla hububat ekiminin yapıldığı bölgeler arasında yer alan Yozgat’ta bu yıl kuraklık ve hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi nedeniyle hasat erken başladı. 20 gün önce başlayan hasat devam ederken TMO’nun alımları dün itibarıyla başlattığı kaydedildi. Hem ürünün fazla olmaması hem de randevu ve kota uygulaması nedeniyle TMO’nun ve özel siloların alım merkezlerine gelen çiftçinin fazla beklemeden ürününü teslim ettiği bildirildi. Bu nedenle randevu sisteminden bu yıl vazgeçilip, erken gelene öncelik verilerek, alımların yapılmasının çiftçinin mağduriyetini önleyebileceği vurgulandı.
“İki senedir nakliyeci esnafı biraz sıkıntıda, bu sene işler de düştü”
Tarlada hasadın yapılıp, biçerdöver tarafından kasasının dolmasını bekleyen nakliyeci Ekrem Ceylan, 14 yıldır nakliyecilik yaptığını belirterek, iki yıldır nakliyeci esnafının zor bir dönem geçirdiğine dikkat çekip, şöyle dedi:
“Nakliyeci esnafıyım, dededen toruna bu işi yapıyoruz. Biz köyden buğday yüklüyoruz, burada ofisimiz buğday alıyor, çelik silolar var, lisanslı depocular. Köylüyle anlaşıyoruz, üç lira, örnek konuşuyorum, biz oraya gitmeden, parayı almadan yakıta zam geliyor. Petrolcü de nitekim üstüne koyuyor bu sefer. Geliyoruz adama diyoruz ki; Süleyman abi böyle böyle oldu. ‘Ya bana ne’ diyor, çok sıkıntılar yaşıyoruz. İki senedir nakliyeci esnafı biraz sıkıntıda, bu sene işler de düştü. Yakıttan ziyade bazı şeyler bizi çok çok yoruyor. Her şey yakıtla bitmiyor. Bu arabanın lastikleri en önemlisi, bir lastik üç lirayken on lira oldu, yani üç lirayken on lira oldu, direkt böyle oldu. Bir cıvata, bir lirayken on lira oldu. Diyeceksiniz ki senin araban da bir liraydı, on lira oldu da, olmasaydı benim arabam da, keşke böyle de şeyler olmasaydı. Fırsatçı insanlar çoğaldı. Sanayiye giremiyoruz, paran varsa sanayide iş yaptırırsın. Paran yoksa sanayide iş yaptıramazsın. Artı insanları kolaylaştırmaya yönlendirdiler. Zaten öyle tamir falan yok. Kaldır at, yenisini getir.”
“Tayyip’ten çok AK Partiliydim. Ben bu yıl gibi böyle bir dünya görmedim”
Yozgat’ın Yerköy ilçesinde 35 yıldır biçercilik yapan, bu yıl ise ek olarak çiftçilik yapmaya başlayan Ömer Güder, artan maliyetlere karşılık, üreticinin ürettiğinin bedelini alamadığını anlatarak, şöyle konuştu:
“Biçim yapıyorum şu anda. Geçen sene ben bu köyde 110 bin liraya biçtim, şu anda 130 lira diyor köylü. Köylü de haklı. Geçen sene mazot 27 liraydı, 42 lira. Geçen sene biçerin bir parmağı 15 liraydı, şu anda 50 lira. Bir kayış bin liraydı, 5 bin lira oldu. Bir şoför (biçerdöver operatörü) 30 bin liraydı, 90-100 bin lira oldu. Güneydoğu’daki adam 250 bin liraya gidiyor, şoför olarak üç aylığına. Böyle bir hayat var mı? Böyle bir dünya var mı? Mazot 27 liraydı, 47 lira oldu. Böyle bir dünya varsa çiftçiye dön, ekin hiç yok. Geçen sene ben arpayı 7 bin liraya verdim, bu sene 7 bin 250’ye verdim. Zaten ekin yok, mazot parası yok. Mazot parası biçer kaldı, parası yok, bitti. Köylüye dön köylü para yok diyor, mahsul satmayınca. Petrolcü litre yazıyor, yarın zam gelecek, onu öde. Bu nasıl bir dünya ya? Samimi olarak söylüyorum; AK Partiliydim. Bak tam olarak söylüyorum, Tayyip’ten çok AK Partiliydim. Ben bu yıl gibi böyle bir dünya görmedim. Böyle bir dünya var mı abi ya? Geçen sene 110 liraya bu sene biç 130 liraya. Arpayı geçen sene sat 7 bin liraya, şimdi sat 7 bin 250 liraya. Para da yok. Gerçekten ben şimdiye kadar hep Tayyip’e verdim. Bu dönemde Tayyip’e verdim. Bak bu dönemde Tayyip’e verdim diyorum. Ama böyle bir şey var mı abi ya? Böyle bir şey var mı ya? Böyle bir şey varsa söylerim. Şu anda mazot parası yok cebimizde, kart patladı. Bu nasıl olacak? Bilmiyorum. Hayat durdu.”
“Randevu nedir? Hastaneye gitmiyoruz, postaneye gitmiyoruz”
Randevu sisteminden de yakınan Güder, “Bu yıl çiftçiliğe de başladım. 35 yıldır biçercilik yapıyordum. Babam ekip biçiyordu, ben çiftçiliğe başladım. Bu sene bir 50 dönüm yer icarladım. Tam 60 bin lira masraf ettim. Tarlam da burası, ben geri 50 bin lirayı alamam. 20 bin lirayı zor alırım. Motor parası yok, biçer parası yok, 20 bin lirayı zor alırım. Benim suçum, günahım ne ya? Geçen sene 9 bin liraya verdik buğdayı, bu sene de 9 bin lira. Böyle bir dünya varsa desinler. Tarım Bakanı desin ki; böyle bir dünya var desin. Gerçekten inanmıyorum. Böyle bir dünya varsa söylesin. Mehmet Şimşek söylesin. Ekonomi… Sıka sıka, sıka sıka kemer de kalmadı. Al, al bir şey kalmadı. 35 yıldır biçercilik yapıyorum. Ben böyle bu yıl gibi görmedim. Bir de randevu çıktı. Burada ekin biçiliyor, adamın randevusu var. Burayı koyuyoruz, şuraya gidiyoruz. Randevu nedir? Hastaneye gitmiyoruz, postaneye gitmiyoruz. Böyle bir randevu var mı? Bankadan sıra beklemiyoruz, bu biçim. Buraya bırakıp, oraya gidiyoruz leylek gibi geziyoruz. Mevsimlik bir şey, böyle randevu olur mu? Bir litreye yakıyorsa dönümde iki litre çıkıyor. Randevu neymiş randevu? Abi hastaneye mi gidiyoruz ya? Çiftçiye kota kondu bir de randevu çıkarttılar. Adamın tarlası kaldı, randevusu yok. Allah vermesin bir yangın çıksa yanacak adamın tarlası. Biçer yatıyor, Tır yarım oldu, adamın randevusu bitti. Biçer kaldı bu gün” diye konuştu.
“Mahsulümüz de yok, biz masraflarımızı dahi alamıyoruz şu anda”
Yozgat’ın Bahçecik köyünden Sümmani Akgül, bu yıl mahsulün olmadığını, bu nedenle de yaptıkları masrafları dahi alamayacaklarına vurgu yaparak, şunları söyledi:
“10 yıldır çiftçilik yapıyorum. Eskiden beri köylüyüm ama sanayiciydim, şimdi çiftçilik yapıyorum. Vatandaş gerçekten ne yapacağını bilmez bir durumda. Şu anda o sezon bitmiş, iki aydır ekim biçim yapılıyor. Sezon bitmek üzere ofisimiz daha şu anda yeni alıma başlamıştır. Bundan 20 gün önce Yerköy’de biçerdöverler ekin biçiyordu, Güneydoğuyu dahil etmiyorum. Daha dün fiyat açıklandı, zaten açıklanan fiyat bir şey değil. Geçen yılki fiyata veremiyoruz. Mahsulümüz de yok, biz masraflarımızı dahi alamıyoruz şu anda. Hangi bir derdimizi anlatacağız? Şu anda zaten yangın, kuraklık bizlerin kendi hatalarımızı devlete, hükümete veya hiç kimseye mal edemeyiz. Sigorta yaptırmadıysak bu kendi sorunlarımız. Ama devlet de sorumluluk alanın içindeki yapması gerekenleri yapmıyor. Bugün randevu sistemi var. Randevuya kardeşim gelmiyorsan o adamın randevularını iptal et. veya ediyorsan da o insanları çalıştır. Şu anda mahsul yok, ülkemizde genel olarak. Mahsulümüz yok, bunu biliyorsunuz. Ofis gece gündüz çalışsa ne olur ki? Bırak çalışmayı, şu anda randevu almışlar ama ofiste alım çok az, giden yok, randevudan dolayı. Silolarda sıra beklemiyor adam gidiyor hemen yıkıp geliyor ama randevudan dolayı gidemiyor. Şu anda benim biçerdöverler yatıyor, niye yatsın? Hemen biçer, gider, yıkar gelir, bu randevunun sakatlıkları olmasa. Zaten bir kota sistemi çıkarmışsın. Ben kotama göre vereceğim. Hiçbir çiftçi bundan şikayetçi değil ki, oraya gidip de beklemekten. Kardeşim herkes erken gelen gelsin yıksın gitsin. Mahsulüm kuruyor, kuruduğu yerde denesi dökülüyor.”
“4 bin liraya, 4 bin 500 liraya arpa istiyorlarmış. 6 bin liraya, 7 bin liraya buğday diyorlarmış”
Çiftçi Akgül, “Geçen yıl 7 bin liraya sattık arpayı, 8 bin liraya sattık buğdayı. Bu sene de aynı fiyata satıyoruz. Belki satamayacağımız gün de olacak, oradan geçmeyen buğdayları tüccarlar almıyor. 4 bin liraya, 4 bin 500 liraya arpa istiyorlarmış. 6 bin liraya, 7 bin liraya buğday diyorlarmış. Zararına bir şeyler” dedi ve şunları belirtti:
“Şimdi adam benden para istiyor, biçerdöverci, haklı. İşçime para veremiyorum diyor. Sen işçisin çalıştığının hakkını alabileceksin bakalım. O adam benden alamayınca veremeyecek. Ben devletten alamayınca veremeyeceğim, zincirleme. 45 gün sonra diyor. Ben 45 gün sonra vereceğine de inanamıyorum. Daha bundan kısa bir süre önce, geçen yılki verdiğim prim paramı aldım, bir yıl geçmiş, daha yeni ve daha da almadık insanlar var. Şu anda mazota en az 4 – 5 bin lira civarında zam geleceği söyleniyor, bir iki gün içinde. Biz adamlarla fiyat kestik, ‘mazota zam gelirse ben otlarım’ diyor. Ben diyorum anlaştık arkadaş. Ne yapacak bilmiyoruz.”
]]>
Toplantının açılış konuşmasını yapan KAYSO Meclis Başkanı Abidin Özkaya; uzun tatil aralıklarının bazı sektörler için avantaj sağladığını ancak üretim yapan sektörler için dezavantaj oluşturduğunu belirterek, “İşletmelerimiz çalışmasa dahi sabit giderlere katlanmak zorunda kalıyorlar. Üretimden kayıp günlerin maliyetleri verimsizlik, ilave mamul maliyeti ve ürün fiyatlarında artış olarak karşımıza çıkmaktadır. Uzun tatil aralıkları tüm bu olumsuzluklar göz önünde bulundurularak yeniden değerlendirilmelidir” dedi. Finansmana erişimdeki zorlukların devam ettiğini ifade eden Özkaya, kredi kullanım vade tarihlerinde çok az bir gevşeme olsa da maliyetlerin hala yüksek olduğunu, bunun da üretim ve yatırımın önünde engel teşkil ettiğini söyledi. Özkaya, yurt dışı pazarlardaki ekonomik durgunluğun, yakın coğrafyamızdaki savaşların ve özellikle Çin menşeili ürünlerin pazar hakimiyetinin artmasının ihracatı olumsuz etkilediğini de dile getirdi. Ticari kredi kartlarındaki limit ve taksit sınırlandırmalarının üretimde aramalı tedarikini sıkıntıya soktuğunu belirten Özkaya; “Halen çek ve senedin itibarsızlaştığı bir dönemden geçmekteyiz. Çek ve senet ödeme aracı olmaktan çıkmış vaziyettedir. Kartlardaki bu sınırlama işletmelerimizin alacak kalitesini düşünmekle birlikte, kayıt dışılığın da önünü açmaktadır. Bu konunun ilgili paydaşlarla istişare halinde daha makul bir şekilde çözüleceğine olan inancımızı korumaktayız” diye konuştu.
“Ülke olarak üretmekten başka çaremiz yok”
Daha sonra konuşmalarını yapmak üzere kürsüye gelen KAYSO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Büyüksimitci; Türkiye’nin tüm dünyada olduğu gibi yüksek enflasyon başta olmak üzere bir takım ekonomik sorunlarla mücadele ettiğini belirterek, “Ekonomik sıkıntılar gelip geçer, önemli olan bizim sanayiciler olarak üretime devam ediyor olmamız. Ülke olarak güçlü olmak, dünyadaki ekonomik çalkantılardan daha az etkilenmek istiyorsak, bizim ülke olarak üretmekten başka çaremiz yok. Bunun içinde çok çalışmak ve üretim alanlarımızı genişletmek zorundayız” dedi. Oda olarak yeni planlı sanayi alanları üzerinde çalıştıklarını açıklayan Başkan Büyüksimitci, “Türkiye’de sanayi için ayrılan alanın, toplam yüz ölçümüne oranı sadece binde 3 seviyelerinde. Bu oran Fransa’da yüzde 2,5, Almanya’daysa yüzde 4,4 oranında. Yeni planlı sanayi alanları üreterek, ülkemizi hızla daha yukarı oranlara taşımak zorundayız. Oda olarak bunun gayreti çerisindeyiz. Erciyes OSB’mizdeki çalışmalarımız hızla devam ediyor. Hazineye ait parsellerin Erciyes OSB adına tescili kısa bir süre içerisinde tamamlanacak. Yılsonuna kadar özel mülkiyetlerin kamulaştırılması ve imar planlarının hazırlanıp onaylatılmasını da tamamlayabilirsek, 2025’in başında altyapı çalışmalarına başlamış olacağız. İnşallah alt yapıyı da hızlıca tamamlayarak bölgemizi yatırım yapılabilir hale getireceğiz” dedi.
“Sırada iki OSB daha var”
İki OSB üzerinde daha çalıştıklarını açıklayan Büyüksimitci; “Bunlardan bir tanesi, Uzay, Havacılık ve Savunma İhtisas OSB, diğeri ise Geri Dönüşüm İhtisas OSB. İnşallah buraların da projelerini tamamlayıp, bir an önce hayata geçirebilirsek, üretime, istihdama ve ihracata, dolayısı ile ülkemizin gelişip kalkınmasına daha fazla destek olacağız” şeklinde konuştu. Başkan Büyüksimitci, “Önümüzde bizleri yakından ilgilendiren çok önemli dönüşüm süreçleri var. İkiz dönüşüm, verimlilik ve sürdürülebilirlik bunların başında geliyor. Bu konulara her fırsatta değinmeye çalışıyorum çünkü, yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüme ayak uyduramazsak ihracatımız ciddi manada sekteye uğrayacak, AB ülkeleri ile ticari ilişkilerimiz aksayacak yada yüksek oranlarda vergiler ödemek zorunda kalacağız. Oda olarak sanayicilerimizi bu süreçlere hazırlamak adına onlarca eğitim ve panel düzenledik. Neredeyse her ay bir etkinlik düzenliyoruz. Tüm bu çalışmalarla, yeşil mutabakata hazır bir Kayseri sanayisi hedefliyoruz” dedi. Başkan Büyüksimitci, model fabrikaların üretimde verimliliği artırmaya ve dijital dönüşümü sağlamaya yönelik iyi bir fırsat olduğunu belirterek; “Model fabrikalardan eğitim alan firmalarımız kısa bir sürede hiçbir yeni yatırım yapmadan, sadece üretime bakış açısını değiştirerek, verimliliklerini artırıyor. Her zaman ifade ediyorum, Kayseri Model Fabrikadan hizmet alan firmalarımızda yüzde 20 ila yüzde 240 arasında günlük üretim artışı sağlanıyor. Tüm sanayicilerimizi bir kez daha Kayseri Model Fabrika’nın eğitimlerine katılarak üretimde verimliliği artırmaya davet ediyorum” şeklinde konuştu.
TİM tarafından açıklanan ‘Türkiye’nin ilk 1000 ihracatçısı 2023’ listesinde 21 Kayserili firma olduğunu açıklayan Başkan Büyüksimitci, üreterek ve ihracat yaparak ülke ekonomisine katkı sunan tüm firmalara teşekkür edip, başarılarının devamını diledi. – KAYSERİ
]]>Tatilciler, Başkan Ömer Günel tarafından şemsiye ve şezlongların ücretsiz hale getirildiği halk plajlarında denizin, kumun ve güneşin tadını doyasıya çıkardı. Uygun fiyata sunduğu kaliteli hizmetle dikkat çeken Kuşadası Belediyesi’ne ait Arya Tesisleri dolup taşarken Sevgi Plajı’nda yer alan kamp, karavan alanı Ada Camping tam kapasite ile hizmet verdi. Kentin güzelliklerinin tadını çıkaran tatilcileri en iyi şekilde ağırlamak için çalışan Kuşadası Belediyesi’nin ilgili ekipleri ise yaptığı kesintisiz mesai ile yüzleri güldürdü.
Kuşadası Belediyesi, 10 yıllığına sorumluluğunu üstlenmesinin ardından şemsiye ve şezlongları ücretsiz hale getirdiği plajlarda yürüttüğü bakım, onarım ve temizlik çalışmaları ile ziyaretçilerini pırıl pırıl karşıladı. 9 günlük bayram tatili boyunca Kuşadası plajlarında bulunan şemsiye ve şezlonglardan ücretsiz yararlanan tatilciler Başkan Ömer Günel’e teşekkür etti.
Kuşadası Belediyesi’ne ait Arya AŞ.’nin işlettiği şık ve estetik turistik tesisler, tüm yıl boyunca olduğu gibi bayram tatilinde de büyük ilgi gördü. Uygun fiyata sunduğu kaliteli hizmetle 7’den 70’e her kesime hitap eden Arya Tesisleri, kenti ziyaret eden yerli ve yabancı turistlerin mola vermek, dinlenmek ve açık havada sosyalleşmek için tercih ettikleri işletmelerin başında geldi. Konumları, renkli tasarımları, konforlu oturma alanları ve lezzetli menüleri ile fark oluşturan Arya Tesisleri, 9 günlük bayram tatili boyunca yüz binlerce kişiyi ağırladı.
Kurban Bayramı boyunca bütçelerine uygun tatil yapmak isteyenlerin adresi ise Kuşadası Belediyesi tarafından Sevgi Plajı’nda hizmete açılan kamp ve karavan alanı Ada Camping oldu. Denize yakın konumu ve doğa ile iç içe güvenli ortamı ile kısa sürede çocuklu aileler başta olmak üzere kamp ve karavan tutkunlarının gözdesi haline gelen Ada Camping, 9 gün boyunca tam kapasite ile hizmet verdi. İçerisinde sosyal etkinlik alanları, restoran, kafe ve marketin de bulunduğu Ada Camping, konuklarına unutulmaz bir tatil deneyimi yaşattı.
9 günlük bayram tatili için Kuşadası’nı seçen turistler, dinlenmenin ve eğlencenin tadını çıkarırken Kuşadası Belediyesi’nin ilgili ekipleri tam kadro sahada olmayı sürdürdü. 7/24 mesai yapan Kuşadası Belediyesi ekipleri, yetki ve sorumluluk alanlarında bulunan tüm sorunları kısa süre içerisinde çözüme kavuşturdu.
Kurban Bayramı tatilinde en yoğun mesai yapan ekiplerin başında Kuşadası Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü ekipleri geldi. 9 günlük tatil için Kuşadası’nı tercih eden yerli ve yabancı turistlerin kent genelinde bıraktığı tonlarca atığı toplamak için 3 vardiya halinde kesintisiz çalışan ekipler, bayram tatili boyunca her gün ortalama 370 ton evsel atık topladı. 9 gün boyunca toplam 3 bin 330 ton atık toplanarak düzenli depolama alanına ulaştırıldı.
Bayram tatili öncesinde başlayan ek temizlik mesaisi ile ziyaretçilerini pırıl pırıl karşılayan Kuşadası Belediyesi tarafından tatil süresince sunulan kesintisiz temizlik hizmeti memnuniyetle karşılandı. Kuşadası Belediyesi tarafından kısa sürede çözülmesi mümkün olan ivedi sorunları gidermek üzere kurulan Acil Müdahale Birimi ise yaptığı 7/24 mesai ile gelen taleplere anında yanıt verdi. – AYDIN
]]>(MANİSA)- Manisa’nın Salihli ilçesinde kayısı üreticileri perfect cinsi kayısı ekip kurutma işlemi uygulamaya başladı. Üreticilerden Özay Aydoğan, “Biz kayısı üretimi yapıyoruz. Yıllardır yaptığımız bu üretimden 3- 5 yıldır para kazanamıyoruz. Kazanamadığımız için yeni çalışmalar yaparak kayısıda nasıl değişik bir şeyler yapabiliriz diye uğraşıyoruz. Şu anda yaptığımız iş kayısıyı kurutmak. Bu konuda başarılı olursak hep birlikte para kazanacağız. Bizim bütün derdimiz para kazanmak değil, ülke ekonomisine katkı sağlamak” dedi.
Salihli ilçesinde, 202 kayısı yetiştiricisinin bulunduğu 4 bin 741 dekar arazide kayısı üretimi yapılıyor. Salihli ilçesine bağlı Dombaylı, Akören, Kırdamları ve Adala’da kayısı yetiştiricileri faaliyet gösteriyor. Salihli bölgesinde 500 ton civarında üretim yapıldığı, Ziraat Odası kayıtlarına girdi.
Tarladan toplanan kayısılar, islim odasında kükürt yakılarak doğal bir şekilde kurutuluyor. Ardından 2 ile 5 gün arasında güneşte sergi bezinde kurutuluyor. Kurutulan kayısılar, tekrar islim odasında kapalı hava almayan kısımda kükürt yakılarak kurutma işlemine tabi tutuluyor. Salihli Ziraat Odası Başkanı Cem Yalvaç, “Manisa’nın Salihli ilçesine bağlı Dombaylı Mahallesi’ndeyiz. Mahalle muhtarımız Ata Özer ve yanımda çiftçilerimiz bulunmakta. Toplanan kayısılar şu anda Akören ve Dombaylı Mahallesi’nde, 2 bin dekar arazide üretiliyor. Malatya’daki gibi islim odasında işlemlerden sonra sergiye konuluyor. Bu kayısılarımız şu anda sergide kurutuluyor ve çekirdekleri çıkartılarak satışa sunulacak. Bu konuda en az Malatya kadar iddialıyız” dedi.
“Çok kaliteli olacak gibi gözüküyor”
Dombaylı Mahalle Muhtarı Atakan Özer, şunları söyledi:
Bölgemizde 2 bin ile 2 bin 500 dönüm arasında kayısı ve çeşitleri var. Perfect cinsi kayısımızı Malatya’daki gibi islim odasında kükürtleyerek bir gün sonra sergiye atıyoruz. Bu kayısının ilk denemelerini yaptık. Çok kaliteli olacak gibi gözüküyor. Bu bir deneme aşaması. Bir gün sonra bunların ‘fıtlatma’ dediğimiz çekirdek çıkarma işlemini yapacağız. Daha sonra satışa hazır hale gelecek. Bu da çiftçilerimizin bu kayısıyı çok iyi değerlendirmesini sağlayacak. Bütün köylümüz bundan faydalanmış olacak. İlk denemeleri yaptık, inşallah hayırlı olur. Bizler köyümüz adına güzel şeyler yapmayı düşünüyoruz. İyi fiyatlara satarız, köylü de para kazanır.”
Dombaylı’dan Sulama Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim Güçlü, “Dombaylı mahallesi çiftçisi iyi bir çiftçidir. Şimdiye kadar yaş olarak sattığımız kayısılarımızı artık kurutarak satacağız. İnşallah köyümüz için hayırlı olur” diye diye konuştu.
“Çiftçiyi koruyun yeter”
Mahalle Muhtarı Atakan Özer şunları söyledi:
“Kayısıdan bayağı sıkıntı yaşadık. En fazla da pazarlama konusuydu. Bu sıkıntıların pazarlama ile bitmediğini de biliyoruz. Mazot zamları, gübre ve ilaçlama maliyetleri böyle olunca çiftçi o kadar yakınmaya başladı ki bu işten kurtulmanın peşindeydi. Bir alternatif geliştirelim, ürettiğimiz ürünü elimizde saklama şansı olsun dedik. Bize destek veren hocayla birlikte Ziraat Odası’nın desteği ile bu kurutma işlemini gerçekleştirdik. Başarılı olabildik diyorum. Belki bu şekilde para kazanabiliriz. Yoksa bu işin altından kalkamayacaktık. Bu maliyetlerin altından kalkamayacağız. Çiftçiliği bırakmak zorunda kalacağız. Biz bunu istemiyoruz. Bizim işimiz üretmek. Babamızdan dedemizden hep böyle gördük. Toprağın içinde büyüdük. Çocuklarımızın da bu yönde ilerlemesini istiyoruz. Ben çocuğumu bile ziraat mühendisi yetiştirdim. Bu sıkıntılar çocuklarımızı arazilerden uzaklaştırdı. Bu da bizi üzüyor. İnşallah başarılı oluruz. Çiftçiyi koruyun yeter.”
“Ülke ekonomisine katkı sağlamak istiyoruz”
Çiftçi Özay Aydoğan ise, “Biz kayısı üretimi yapıyoruz. Yıllardır yaptığımız bu üretimden 3- 5 yıldır para kazanamıyoruz. Kazanamadığımız için yeni ARGE çalışmaları yaparak kayısıda nasıl değişik bir şeyler yapabiliriz diye uğraşıyoruz. Şu anda yaptığımız iş kayısıyı kurutmak. Bu konuda başarılı olursak hep birlikte para kazanacağız. Bizim bütün derdimiz para kazanmak değil, ülke ekonomisine katkı sağlamak. Bunun için üretmeye devam etmemiz lazım. Üretimi bırakmamamız lazım. Üretmeliyiz, üretmeliyiz, üretmeliyiz. Sadece bunu söyleyebilirim” dedi.
]]>
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Kurban Bayramı tatili öncesi ve tatil süresince Bakanlık olarak şehirler arası otobüslere yönelik aldıkları sıkı tedbirler sayesinde fahiş fiyattan bilet satışının önüne geçtiklerinin altını çizdi.
Uraloğlu, “Kurban Bayramı tatilinde şehirler arası otobüs seyahatlerinde büyük bir yoğunluk yaşandı. 14 Haziran 2024 Cuma gününden bugüne kadar 107 bin 896 şehirler arası otobüs seferi gerçekleştirildi ve bu seferlerde 3 milyon 782 bin 90 yolcu seyahat etti. Bayram tatili öncesi ve bayram tatili süresince yurt genelinde yaptığımız denetimlerde ?ise 13 bin 855 otobüs denetimi gerçekleştirdik. Bu denetimlerde otobüs işletmecilerine bin 628 ceza ve 34 bin 591 uyarı olmak üzere toplamda 23 milyon 453 bin 8 lira tutarında idari işlem uygulandı” dedi.
Bakan Uraloğlu, 9 günlük Kurban Bayramı tatili sebebiyle tatil öncesi ve sonrası, yollarda ve yolcu taşımacılığında oluşacak yoğunluklara yönelik alınan tedbirler ve denetimler sayesinde vatandaşların bayram tatili boyunca rahat ve huzurlu bir şekilde yolculuk yaptığını belirterek, “Bu sürede ekiplerimiz ve kolluk kuvvetlerimiz ile 7 gün 24 saat sahada denetimlerimizi gerçekleştirdik. Vatandaşlarımızın huzurlu, rahat ve güvenli bir şekilde yolculuklarını gerçekleştirmeleri için bayram tatili öncesi ve bayram süresince yurt genelinde otobüs denetimlerimizi etkin bir şekilde uyguladık.” dedi.
FAHİŞ BİLET UYGULAYAN İŞLETMELER TEK TEK İNCELENDİ
Kurban Bayram tatilinde şehirler arası otobüslerde fahiş fiyatlı bilet satışlarının önlenmesine yönelik denetimleri aralıksız olarak gerçekleştirdiklerini söyleyen Bakan Uraloğlu, Bakanlığa bildirilen ücret tarifelerine uymayan işletmecilerin tek tek incelenip gerekli idari para yaptırımların uygulandığını ifade etti.
Uraloğlu, “Kurban Bayramı tatilinde şehirler arası otobüs seyahatlerinde büyük bir yoğunluk yaşandı. 14 -23 Haziran tarihleri arasında 107 bin 896 adet otobüs seferi gerçekleştirildi ve bu seferlerde 3 milyon 782 bin 90 adet yolcu taşındı” diye konuştu.
“BAYRAMA GÜVEN İÇİNDE GİRİN DİYE DENETİMLERİMİZİ ARTIRDIK”
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ekipleri ve kolluk kuvvetleri işbirliği ile çalışmaları yürüttüklerini vurgulayan Bakan Uraloğlu, “Bayram tatili öncesi ve bayram süresince şehirler arası otobüs seyahatlerine yönelik U-ETDS sistemi üzerinden elektronik olarak yaptığımız denetimlere ilave olarak, yolcu terminallerinde, yol kenarlarında ve karayolları denetim istasyonlarında öncelikle; fahiş fiyatlı bilet satışı, korsan ve yetki belgesiz taşımacılık ve emeklilere yönelik % 20 indirim uygulanıp uygulanmadığına dair 13 bin 855 otobüste denetim yaptık” açıklamasını yaptı.
Yapılan denetimler kapsamında Karayolu Taşıma Kanunu’na aykırı bir şekilde faaliyette bulunan otobüs işletmecilerine 23 milyon 453 bin 8 lira tutarında idari işlem uygulandığını yineleyen Bakan Uraloğlu, “Bu denetimlerimiz sadece bayramı kapsamıyor. Fahiş fiyatlı bilet satışının önüne geçilmesi, yolcu taşımacılığında düzenin sağlanması ve emeklilere ücret tarifesi üzerinden %20 indirim uygulanması için, yurt genelinde otobüs denetimlerimiz etkin bir şekilde devam etmektedir” şeklinde konuştu.
]]>(İZMİR) – Kira oranlarındaki fahiş artışları önlemek amacıyla iki yıl önce başlatılan yüzde 25 tavan artış uygulamasının sona ermesine günler kala İzmir Emlak Komisyoncuları Odası Başkanı Mesut Güleroğlu, kararı değerlendirdi. Güleroğlu, “5-6 bin lira olan evlerin fiyatları 15-20 bin liralara çıktı. O yüzden müdahalenin son bulması çok doğru bir karar. Piyasayı akışına bırakmak gerekir” dedi.
Konut piyasasında gözler kirada yüzde 25 sınırına ilişkin karara çevrildi. Kira fiyatlarında fahiş artışları önlemek amacıyla iki yıl önce başlatılan tavan artış uygulaması 1 Temmuz 2024 tarihi itibarıyla sona erecek.
İzmir Emlak Komisyoncuları Odası Başkanı Mesut Güleroğlu, kararı ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
Güleroğlu, sınırın kalkmasının doğru bir karar olduğunu ifade ederken, son yıllarda yaşanan fahiş artışların nedeninin de artış sınırlaması olduğunu savundu.
Güleroğlu ayrıca, yeni vergi paketiyle birlikte yıllık ödenen kira vergisinin her ay alınması ve kiralardan yüzde 20 vergi alınmasına ilişkin taslak düzenlemeyi de değerlendirdi.
“Piyasayı akışına bırakmak gerekir”
Kira artışlarında yıllık yüzde 25 artış sınırının kalkmasının doğru bir karar olduğunu ifade eden Güleroğlu, şunları söyledi:
“Yüzde 25 ile sınırlandırma çok doğru bir karar değil. Sadece enflasyonu baskılamak ve fazla artışı önlemek adınaydı. Konutlarda yüzde 25, iş yerlerinde yine TEFE üzerinden artışlar yapılmaya başlandı. Bu konuda aradaki ikilim de fazlalaştı. Birinci yıl oldu… İkinci yıl da bu müdahale gelince mal sahiplerinin otomatikman yeniden evlerini kiraya vermeleri konusunda aradaki farkı kapatabilmek için kiralara zam yaptılar. 5-6 bin lira olan evlerin fiyatları 15-20 bin liralara çıktı. O yüzden müdahalenin son bulması çok doğru bir karar. Piyasayı akışına bırakmak gerekir.”
“Hep bir müdahale var”
Konut satışlarına da değinen Güleroğlu, yaşanan krizin “eşi benzeri olmadığını” belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Bu arada en büyük sıkıntımız… Konut fiyatlarımız şu anda stabil. Yaklaşık 6-7 aydan beri artan bir konut fiyatı yok. Bu çok büyük bir avantaj yaratıyor. Ancak konut alabilecek kişiler de kredi kullanamıyor. ya kredinin yüzde 20’sini veriyorlar ya da az kredi alabildiği için ev alamıyor. Konut kredi faiz oranları 3,20-3,25 olunca otomatikman piyasada bir durgunluk başladı. Bu süreç devam ediyor. Bu sürecin devam etmesi de peşin parayla alanlara büyük avantaj sağlıyor. Ben 34 senedir bu işi yapıyorum. Daha önce de krizler gördüm ama böyle bir kriz görmedim. Hep bir müdahale var. Bu müdahaleler piyasanın dengesini bozduğu için fiyatları yukarıya doğru çekiyor.”
“Konut açığı da otomatikman kira fiyatlarına yansıyan bir durum oluşturuyor”
Konut açığı olduğunu kaydeden Güleroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Normalde boşaltılan bir daireye yeni giren kiracı piyasalara göre belirlenen bir fiyata girer. Ama içinde oturan bir kiracı varsa burada da TEFE artışına göre bir artış sağlanacak. TÜİK’in açıkladığı rakamlar üzerinden artışlar yapılıyor. TEFE’nin artış oranı belli. 59,2’ydi. Bu ay ise TÜİK’in açıklayacağı rakama göre hareket edilecek. Kira konutlarına gelince… Konut satamayan müteahhit bekliyor. Üretilemeyen konutlar var, nüfus artıyor. Konut açığı var. Konut açığı da otomatikman kira fiyatlarına yansıyan bir durum oluşturuyor. Bunu da izleyeceğimiz günlerde göreceğiz.”
“Kiranıza yüzde 20 daha fazla bir zam olacağına kanaat getirebiliriz”
Bankaya yatırılan kiranın yüzde 20’sinin vergi olarak kesildikten sonra kalanın ev sahibine aktarılmasını öngören düzenlemeyi de değerlendiren Güleroğlu, uygulamanın kira zamlarına ek artış anlamına geldiğine dikkati çekerek, şunları söyledi:
“Alınacak tedbirler doğru kararlar. Ancak bu kararları alırken her şeyi bir sisteme sokmalıyız. Önce sistemi kurmanız gerekiyor. Sistem kurulmadan bir oradan vergi alayım, bir buradan vergi alayım… Bu mevzuatla ilgili kalktı, kalkacak gibi konuşmalar var. Ama eğer kalkmazsa otomatikman bugünkü kiranıza yüzde 20 daha fazla bir zam olacağına kanaat getirebiliriz. Özellikle vergisel boyutların yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Vergi afları getirilmesi gerekiyor. Bu sistem yapıldığında taşlar yerine oturur.”
]]>ÖZGÜR DEDEOLUK
(AYDIN)- Aydın’ın Karacasu ilçesinde 45 derece sıcaklıkta tütün kırımı yapan üreticiler sıcaklardan ve gelen zamlardan şikayet etti. Üretici Fatma Çevik, “Bıktık yaşamaktan bıktık, her gün panikle kalkıyoruz. Her şeye geliyor zam, bizim işe gelmiyor. Ne oldu, rençper bitti. Ben gerçekten ‘yeter’ diyorum. Güneş öldürücü. Belli olmuyor mu halimizden. Sıcak çok fena. Öldük, öldük sıcaktan. Millet denizde yüzüyor biz burada yüzüyoruz. Emekli olacağım diye burada gece gündüz çalışıyorum ama verdikleri 10 lira maaş. Karın doymaz bu parayla” dedi.
Aydın’da 35 bin dekar ile en çok tütün üretim alanına sahip olan ve bin 200 tütün üreticisinin bulunduğu Karacasu’da yüzlerce tarım işçiliği de tütünden geçim sağlıyor. 45 derece sıcakta tütün kırımı sürerken işçi ve üreticiler sıcaktan çok aralıksız gelen zamlardan ve gelecek kaygısından dert yandı. Şubat ayında başlayan tohum ekiminin ardından nisan ayında fidan dikimleri yapıldı. Mayıs ayı sonunda başlayan kırımlar 45 derece sıcakta devam ediyor. Yağışların olmaması sebebiyle sulama yaparak ürünlerini yetişmeye çalışan üreticilerin günlerinin büyük bir bölümü tarlada geçiyor. Sıcaklardan dolayı gece 02.30’da tarlaya giren çiftçiler sabah 11.00’e kadar kırım yapıyor. Tütünlerin sıcakta yanmaması için hummalı bir şekilde çalışan üreticiler öğleden sonra saat 16.00’da bir kez daha tarlaya girip akşam 08.00’e kadar kırım yapıyor. Günde bazen çift mesai yaparak ürünleri zarar görmeden hasat etmeye çalışan üreticiler evleri haline dönen tarlalarda kavurucu sıcakla ve gelecek kaygısı ile mücadele ediyor.
“Memur alıyor maaşını gidiyor denize”
40 yıldır gerek üretici gerek işçi olarak tarımın içinde olan Fatma Çevik, şunları söyledi:
“Bıktık yaşamaktan bıktık, her gün panikle kalkıyoruz. Her şeye geliyor zam, bizim işe gelmiyor. Ne oldu, rençper bitti. Ben gerçekten yeter diyorum. Güneş öldürücü. Belli olmuyor mu halimizden. Sıcak çok fena. Öldük, öldük sıcaktan. Biz alışkınız ama yeni yetmeler zorlanıyor. Piştik biz zaten. Gece 02.30’ta girip sabah 11.00’da çıkıyoruz. Akşam 16.00’da girip akşam 08.00’de çıkıyoruz. 40 yıldır yapıyorum. El atsınlar bizden tarafa. Emeklilik yaşını 55’e çeksinler. Biz yorulduk artık. Bir memur az da alsa 9 gün tatili var. Hani bizim tatil? Biz bayramın 2. günü tarlaya girdik. Bayram seyran yok. Etleri soktuk dolaba, koştuk tarlaya. Çocuklarımızın masrafı ağır, Bağ-Kur öyle. Memur alıyor maaşını gidiyor denize. Sosyal hayat, marka, giyim her şey az da olsa var. Biz gezemiyoruz. Hiçbir şeyimiz yok. Kirli çamaşırın içindeyiz işte. Terin içinde kirin içinde, sırtımız yağdanlık gibi oldu. Memnun musunuz; memnunuz diyoruz artık. Ne diyebiliriz. Memnun mu oluruz? Millet denizde yüzüyor biz burada yüzüyoruz. Emekli olacağım diye burada gece gündüz çalışıyorum ama verdikleri 10 lira maaş. Karın doymaz bu parayla. Çoluğumuz çocuğumuz okuyor. Sesimizi duyan yok.”
“Yağışın olmamasından dolayı boylanmadı”
Üretici Özlem Evlatoğlu ise, “44 yaşındayım. Çocukluğumdan bu yana bu işi yapıyorum. Üretici olmadığım zamanlar da yevmiyeye gittim. Herkesin bu şekilde tütünü yok. Ekici bu sene çok daha mağdur. Daha çok yıkıldı. Yeterince büyümedi. Geçen yılki kadar tütün asla yok. Sıcaklardan kaynaklandı. Yağmurun, yağışın olmamasından dolayı boylanmadı küçük kaldı. Bu şekilde az da olsa büyüdüyse suyun sayesinde. Devamlı suladığımız için. Dikerken de kuru toprağın içine diktik. Su verdik vermesek bu şekilde olmazdı zaten. Haftada suladık, 15 günde bir suladık. İnsan boyu tütün olması lazım aslında. İklim değişikliklerinden dolayı kaynaklanıyor” dedi.
“Emeğimizin karşılığını biz de almak isteriz”
Sözlerini sürdüren Evlatoğlu, şu ifadelere yer verdi:
“Şubat ayından bu yana tütünle ilgileniyoruz. Çocuğumuz gibi gözümüz gibi bakıyoruz. Emeğimizin karşılığını biz de almak isteriz. Yeri geliyor yemek yapamıyoruz. Kuru soğan ekmek yiyip geçiyoruz. Buraya gelmek zorundayız. Gece gündüz uykumuz yok. Başka işimiz mesleğimiz de yok. Gece 02.30’da başlıyoruz mesela sabah 11.00’e kadar. Sonra 16.00’dan akşam 20.00’ye kadar kırıyoruz yine. Şubatta tohumu attım. Nisan’da dikimi yaptım. Mayıs’ın 24’ünde kırıma başladık. O zamandan beri tarlalardayız. Çocuk gibi ilgileniyoruz. Bir kilo zeytin yağı 250- 300 lira ama bir kilo tütün 180 lira. Bu bizim emeğimizi kurtarmıyor yani. Maliyetler ağır. Bir depo mazot 45 lira. Bir işçi yevmiyesi bin 100 lira. İşçiye verdiğimiz para gözümüzde değil ama bir kilo tütünün 200 lira olmasını isterdik. Bizim sesimizi duysunlar başka hiçbir şey istemiyorum. Güneş de olsa artık emeğinizin karşılığını almak için bunları toplamamız lazım. Bu yüzden artık sıcaklar bile koymuyor. Her şeye rağmen tütün ucuz kaldı.
“Sözleşmeyi 180’den imzaladık ama 200 olmasını beklerdik”
Kendin yaparsan kurtarıyor. Çok fazla işçi çalıştırırsan zor. Geçen sene kilo fiyatı 115 liraydı. Sonra 122,5 oldu baş fiyat. Bu sene sözleşmeyi 180’den imzaladık ama 200 olmasını beklerdik. Maliyetler ağır. Geçen sene bir yevmiye 600 liraydı. Bugün bin 200 lira oldu. Yüzde yüz arttı ama tütün kilo fiyatı yüzde yüz artmadı. Bir kilo mazot 40- 45 lira. Emeğimiz çok ve emeğinizin karşılığını istiyoruz. Emeğimizin karşılığını tam anlamıyla alamıyoruz. Devam da etmek zorundayız. Çünkü başka çaremiz yok. Eşim emekli ama 10 bin lira emekli aylığı da yetmiyor ki. 2 çocuğum var. İkisi de okuyor. Evimiz kira değil ama başka gelir kaynağımız yok. Günlük işe gitsen kazanmıyorsun. Üretip elimizde 5-10 kuruş kalsın çoluğumuzun çocuğumuzun ihtiyacını karşılayalım diyoruz. Kalıyor mu kalıyor Allah’a şükür. Çocuklarımız için çalışmak zorundayız. Başka çaremiz yok. Çocukluğumuzdan bu yana bu işi yapıyoruz. Severek de yapıyoruz. Ekmeğimizi helalindan kazanıyoruz. Sıcak da olsa bize koymuyor çok şükür çünkü helalinden kazanıyoruz. Helal para her zaman iyi bir şeydir.”
]]>
Doğu Anadolu Bölgesinin sahip olduğu coğrafi ve iklim şartları sonucunda kısıtlı olan tarımsal ürün çeşitliliği ve veriminin yanı sıra, tarımsal arazi varlığının çok küçük parçalar halinde kullanılıyor olmasının tarım sektöründeki üretkenlik ve verimliliği azalttığı tespit edildi.
“Tarla bitkileri üretiminin yaygınlaştırılması gerek”
DAP Eylem Planı’nda bölgenin diğer illerine kıyasen yükseltinin daha düşük olduğu Elazığ, Erzincan, Iğdır ve Malatya illeri başta meyve ve sebze üretiminde olmak üzere önemli bir potansiyel ihtiva ettiği belirtilerek, ” DAP Bölgesinde üretilen bitkisel ürünlerin toplam tarım alanı içindeki payına bakıldığında en yüksek oran yüzde 42 ile tahıllara ait olduğu görülmektedir. Ardından diğer bitkisel ürünler (yem bitkileri, endüstri bitkileri ve tıbbi bitkiler) yüzde 25 ile karşımıza çıkmaktadır. Bölgede en düşük oranda üretilen ürünler ise, meyve, içecek ve baharat bitkileri ile sebzedir. Buradan yola çıkarak, tarla bitkileri üretiminin yaygınlaştırılması amacıyla iklim, toprak, topografya, su kısıtı ve ekim nöbeti dikkate alınarak; hangi ürünün, hangi bölgede, ne kadar üretileceği belirlenerek, tarımsal hasılayı artıracak planlı üretim yapılmalıdır.” denildi.
“Yem bitkileri üretiminde Türkiye’nin yüzde 70’ine sahip”
Kişi başına düşen bitkisel üretim değerine bakıldığında 2013 yılından 2019 yılına kadar bölgedeki tüm illerde artış sağlandığı vurgulanan araştırmada şöyle denildi, “2013 yılında en yüksek değer Erzincan ilinden elde edilirken; 2019 yılında Sivas ilinden elde edilmiştir. Bölge illerinden Sivas, tarımsal arazi varlığı bakımından en fazla alana sahip il olmakla birlikte, bitkisel üretim değerleri açısından Malatya en fazla katma değer üreten il konumundadır. Bu durumun ortaya çıkmasında Malatya’da meyve üretiminin baskın olması yatmaktadır. Bitkisel üretim verilerinden anlaşılacağı üzere Türkiye içindeki en yüksek paya sahip olan ürün kayısı ve korunga olmuştur. Bunları yonca, domates ve fiğ üretimi takip etmektedir. Diğer taraftan, bölge yem bitkileri üretiminde Türkiye’nin yüzde 70’ine sahiptir. Bölgede hayvancılık potansiyeli yüksek olduğundan yem bitkileri üretimi de yüksektir.”
“Bölgenin sebze üretimi kısıtlı”
Bölge meyveciliği irdelendiğinde Malatya ve Elazığ illerinin diğer illerden ayrıştırılarak incelenmesi gerektiği vurgulanan araştırma sonuçlarına göre, Malatya ve Elazığ illeri bölgenin toplam kurulu meyve bahçesi alanının yüzde 74,6’sına sahip iken; Malatya tek başına bölgenin toplam kurulu meyve bahçesi alanının yüzde 57,1’ine sahip bulunduğu ifade edilerek, “Malatya, Türkiye’nin en önemli kayısı üretim merkezi olması itibarıyla, kuru kayısı ihracatında özel bir önemi bulunmaktadır. Türkiye yaş kayısı üretiminin yarıdan fazlasını sağlayan ilde üretim yoğun olarak kuru kayısıcılığa yöneliktir. Ancak kurutulan kayısının yaklaşık yüzde 90-95’i ihraç edilmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, gerek ağaç sayısı gerekse yaş ve kuru kayısı üretim miktarları ile Malatya sadece ülkemizin değil, bütün dünyanın kayısı üretim merkezi konumunda bulunmaktadır. Bölgenin sebze üretimi kısıtlıdır. Sebze üretiminin artırılması için özellikle bölge şartlarında üretimi yapılabilen sebzelerin ekimi ve uygun alanlarda örtü altı sebze üretiminin teşvik edilmesi önem arz etmektedir.” İfadesi kullanıldı. – ERZURUM
]]>Karpuzu her yıl erken dikim yaparak ilk çıkaran Osmaneli ilçesi Medetli köyünde coğrafi işaret tescili alan Osmaneli karpuzunda günün ilk ışıklarıyla tarlaya giden üreticiler hasada başlıyor. Toprak yapısı ve iklim şartlarından dolayı karpuz üretimine elverişli olan ilçeye karpuz hasadı için Şanlıurfa, Mardin, Adana ve Diyarbakır’dan tarım işçileri geliyor.
Medetli köyünde yılın ilk karpuzunu alan Kütahyalı hal sahibi (Kabzımal) Faruk Kap “Yetiştiricimiz tarla sahibi Yaşar Aksoy abimiz Medetli köyünün karpuzunun aromasının çok yüksek olduğunu öncelikle belirmek isterim. Beş yıldır Medetli köyünden karpuz almaktayım. Yaşar abimin böyle kaliteli karpuz yetiştirdiği için eline emeğine sağlık bu yılın ilk hasadını yaptık. Buradan aldığımız karpuzları Türkiye’nin her iline gönderiyoruz. Medetli köyünde her yıl 500 dönüm karpuz alıyorum. Her yıl köyde gelenek haline getirdiğimiz Kurban kesimini ilk tarlaya girdiğimde ve sezon kapanışında mutlaka yapıyorum. Hasadımız ve kazandığımız paralar bereketli olsun diye kurbanımızı kesiyoruz işçilerimiz ile köylülerimiz ile birlikte sezona başladık diye hep birlikte kestiğimiz kurbanımızı tüketiyoruz. Bol bereketli bir sezon olsun inşallah” dedi.
Tüketicinin iyi karpuzu nasıl anlayacağını söyleyen hal sahibi Faruk Kap “Öncelikle karpuz alacakların dikkat etmesi gereken en önemlisi tüketici karpuzu eline aldıklarında tatlı bir aynası olduğunu görmeli, sesinden anlamalıyız tın tın ses gelmeli elimiz ile karpuza vurunca” dedi
İşçibaşı Şanlıurfalı Mehmet Kaplan “Medetli karpuzunun ilk kırımına başladık. Allah hayırlı uğurlu etsin bu yıl hasat güzel, karpuz güzel, bu tarlada çalışan işçilerimiz Adana’daki işçilerimiz oradaki karpuz sezonu bu sene dolu vurması nedeni ile erken bitti. Biz de işçilerimiz ile birlikte Medetli köyüne geldik. Kırk iççi ile sabahın erken saatlerinde tarlaya geliyoruz karpuz kırımına akşam gün batıncaya kadar devam ediyoruz. Yeni karpuz sezonu herkese hayırlı uğurlu bereketli olsun” dedi.
Tarla Sahibi Yaşar Aksoy “Bu sene ürünlerden de fiyatlardan da memnunuz, diğer senelere bakarak bu yıl havalar kurak gidince ürünlerimiz çok kaliteli ve normalden 10 gün önce ürünlerimiz yetişti. Biz bu sene ürünlerimizden memnunuz inşallah tüccarda tüketicide menün kalır. Bu sene Medetli köyünde ilk karpuz benim karpuz oldu 65 dönüm tarlanın ilk hasadı yapmakta bana nasip oldu. Hayırlı bereketli çiftçimizin yüzü gülecek bir sezon olmasını diliyorum” dedi
Köy Muhtarı Gürhan Karaca “Köyümüz İstanbul’a 2 saat, Eskişehir, Sakarya ve Bursa, illerine 1 saat mesafede olan bir köydür. Köyümüzde 4 bin, 5 bin dönüm karpuz dikimi ve üretimi yapılmaktadır. Karpuzumuz birçok illerden gelen halci arkadaşlarımız tarafından alınarak Türkiye’nin her iline gönderilmektedir. Köyümüz Osmaneli İlçesi civarında en çok karpuz ekimi ve üretimi yapan bir köyümüzdür. Bu yılın ilk karpuz haşatını Kütahya ilinden halci (Kabzımal) Faruk Kap arkadaşımız yaptı. Üreticimiz köyümüzden Yaşar Aksoy 65 dönüm arazisi içerisinde ilk karpuzunu yetiştirerek ilk hasadını yaptı. Aroması, tadı ve şekliyle köyümüzün karpuzu herkes tarafından kalite olarak bilinmektedir. Bu sene karpuz üretiminden köylümüz gayet memnundur. Geçen sene dönümü 20 bin, 25 bin bandında giderken bu sene dönümü 50 bin ila 60 bin arasında satılmaktadır. Alan satan hayrını görsün bu seneki ilk hasadımızda burada başladı bol bereketli bir yıl olsun” dedi – BİLECİK
]]>Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Temmuz 2023’te yayımlanan bir TV belgeselinde, Suudi Arabistan’ın önde gelen inşaat projelerine yönelik şüphelerden bahsedilirken verdiği yanıt buydu.
Neredeyse bir yıl sonra şüphelerden bazılarının doğru olduğu ortaya çıktı.
Son aylarda Suudi Arabistan, Vizyon 2030’un merkezini oluşturan geniş çöl projesi Neom’a dair planlarını küçültmüş gibi görünüyor.
Bu, Körfez devletinin fiili hükümdarı Prens Muhammed’in ülke ekonomisini petrole bağımlılıktan uzaklaştırmak için öncülük ettiği ekonomik çeşitlendirme programı.
Suudi Arabistan, Neom’un yanı sıra trilyonlarca dolar değerinde 13 büyük inşaat projesi, kendi deyimiyle “giga projeleri” de geliştiriyor. Bunlar arasında başkent Riyad’ın eteklerindeki bir eğlence şehri, Kızıldeniz’de çok sayıda lüks ada tesisi ve diğer turistik ve kültürel yerler bulunuyor.
Ancak düşük petrol fiyatları hükümet gelirlerini etkileyerek Riyad’ı bu projeleri yeniden değerlendirmeye ve yeni finansman stratejileri keşfetmeye zorladı.
Hükümetle bağlantılı, adının açıklanmasını istemeyen bir danışman BBC’ye projelerin gözden geçirildiğini ve yakında bir kararın verilmesinin beklendiğini söyledi.
“Karar birçok faktöre dayanacak. Fakat yeniden bir ayarlama yapılacağına şüphe yok. Bazı projeler planlandığı gibi ilerleyecek ancak bazıları gecikebilir veya küçülebilir.”
2017 yılında duyurulan Neom, ülkenin kuzey batısındaki bir çöl bölgesinde 10 fütüristik şehir inşa etmeyi amaçlayan 500 milyar dolarlık bir plan.
Bunlardan en iddialısı ise The Line. Bu, Empire State Binası’ndan daha yüksek, 500 metre yükseklikte duran iki bitişik, paralel gökdelen duvarından oluşan doğrusal bir şehir olacak. Ancak aralarındaki boşluk da dahil olmak üzere toplam genişlik yalnızca 200 metre olacak.
Orijinal plan, 170 km uzunluğunda olması ve dokuz milyon nüfusa ev sahipliği yapmasıydı.
Ancak ayrıntılara hakim kaynaklara ve basına göre, projeyi geliştirenler artık ilk modülün bir parçası olarak 2030 yılına kadar sadece 2,4 kilometrelik yolu tamamlamaya odaklanacak.
The Line ilk duyurulduğunda, parklar, şelaleler, uçan taksiler ve robot hizmetçiler gibi olanaklarla kentsel yaşamı yeniden tanımlayacak “karbonsuz doğrusal bir şehir” olarak ilan edilmişti.
Şehirde yol veya araba olmayacak; birbirine bağlı, trafiğe kapalı topluluklardan oluşacak. Aynı zamanda şehir sınırları içinde maksimum yolculuk süresi 20 dakika olan ultra yüksek hızlı bir tren de içerecek.
Bu özelliklerden kaçının ilk aşamanın parçası olacağı belli değil.
Neom, The Line’ın yanı sıra sekizgen şeklinde, yüzen bir sanayi kentini ve 2029’da Asya Kış Oyunları’na ev sahipliği yapacak bir dağ kayak merkezini de içeriyor.
Neom’un danışma kurulunda yer alan eski bir bankacı olan Ali Shihabi, Vizyon 2030 kapsamındaki projeler için belirlenen hedeflerin kasıtlı olarak “aşırı iddialı olacak şekilde tasarlandığını” söylüyor.
“Sadece bir kısmının zamanında teslim edileceğinin açıkça anlaşıldığı, aşırı iddialı projeler olması gerekiyordu. Ancak bu kısım bile önemli” diyor.
Neom’un küçültülmesi, Suudi Arabistan hükümetinin karşı karşıya olduğu finansman zorluklarına ışık tutuyor.
Neom’un masrafları Suudi hükümeti tarafından, Kamu Yatırım Fonu (PIF) aracılığıyla ödeniyor.
Neom’u inşa etmenin resmi maliyeti olan 500 milyar dolar, ülkenin bu yılki tüm federal bütçesinden yüzde 50 daha fazla. Ancak analistler, projenin tamamının hayata geçirilmesinin 2 trilyon dolardan fazlaya mal olacağını tahmin ediyor.
Suudi Arabistan’ın hükümet bütçesi, dünyanın en büyük petrol ihracatçısının küresel fiyatları artırmak için üretimi kısmaya başladığı 2022’nin sonlarından bu yana açık veriyor. Hükümet bu yıl için 21 milyar dolar bütçe açığı öngörüyor.
PIF sıkıntıyı hissediyor. Yaklaşık 900 milyar dolarlık varlığı kontrol etse de Eylül ayı itibarıyla sadece 15 milyar dolarlık nakit rezervi vardı.
Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Suudi Arabistan eski şefi ve şu anda Arap Körfez Ülkeleri Enstitüsü’nde misafir araştırmacı olan Tim Callen, Neom ve diğer büyük ölçekli projeler için sermaye artırmanın gelecekte zor olacağını söylüyor:
Ülke, sermayeyi desteklemek için başka yollar deniyor.
Bu ayın başlarında ulusal petrol şirketi Saudi Aramco’nun yaklaşık 11,2 milyar dolar değerindeki hisselerini sattı. Bu gelirin çoğunun, şirket 2019’da halka açıldığında en büyük hak sahibi olan PIF’e gitmesi bekleniyor.
Geçtiğimiz yılın Temmuz ayında, Suudi Arabistan liderliğindeki OPEC+ petrol üreticisi ülkeler grubu, fiyatları desteklemek amacıyla üretimi kısıtlamıştı.
Riyad gönüllü olarak arzını günde bir milyon varil azalttı. Ancak bu ay OPEC+ bu kararı tersine çevirdi ve Ekim ayından itibaren kademeli olarak üretimi artırmaya başlayacak.
IMF’ye göre Suudi Arabistan’ın bütçesini dengeleyebilmesi için petrol varil fiyatının 96,20 dolar olması gerekiyor. Ham petrolün ana göstergelerinden biri olan Brent varil başına 80 dolar civarında seyrediyor.
Ülke aynı zamanda PIF’e fon akışını sürdürmek için devlet tahvili satışına da güveniyor. Diğer zorluk ise doğrudan yabancı yatırımın hedeflerin çok altında kalmasıydı, bu da Riyad’ın özel şirketlerden ve uluslararası yatırımcılardan fon çekme mücadelesinin altını çiziyor.
Callen, “Yatırımcıları aşırı iddialı buldukları projelere girmeye ikna etmek çok zor olacak” diyor ve ekliyor: “Geri dönüşlerinizin nihayetinde nereden geleceği belli değil.”
Körfez ülkesi aynı zamanda ekonomik çeşitlendirme stratejisinin bir parçası olarak turizm, madencilik, eğlence ve spor gibi sektörlere de para aktarıyor.
Son yıllarda Suudi Arabistan, 2027’deki Asya Futbol Kupası, 2029’daki Asya Kış Oyunları ve World Expo 2030 gibi birçok önemli uluslararası etkinliğe ev sahipliği yapma hakkını kazandı. Aynı zamanda 2034 FIFA Dünya Kupası’nın tek teklif sahibi oldu. Tüm bu projeler önümüzdeki yıllarda büyük yatırımlar gerektirecek.
Shihabi, hükümetin, bu uluslararası etkinliklere zaman yaklaştıkça öncelik vermesini bekliyor. “Belirli teslim tarihlerine uymamız gereken projelere öncelik verilecek” diyor.
Nisan ayında, Riyad’da düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu özel toplantısında, ülkenin Maliye Bakanı Muhammed Al-Jadaan, hükümetin bir “egosu” olmadığını ve ekonomisini gerektiği gibi dönüştürmek için Vizyon 2030 planını uyumlandıracağını söyledi.
“Rota değiştireceğiz, bazı projelerin kapsamını genişleteceğiz, bazı projelerin ölçeğini küçülteceğiz, bazı projelerin hızını artıracağız” dedi.
]]>Deyr el Balahlı bir Filistinli olan Muhammed el-Kloub, birçok satıcının elektronik ödeme kabul etmediğini, bu nedenle banka hesabındaki paranın değersiz hale geldiğini söylüyor.
Özellikle İsrail’in Gazze’ye, Filistin vergi gelirlerinden ayrılan payları dondurmasının ardından, son aylarda Gazze’de nakit bulmak çok zor hale geldi.
Nakit krizi
Gazze savaşının ilk aylarında yerlerinden edilenlerin sayısı arttıkça Gazzeliler, nakit çekmek umuduyla bankamatiklerin ( ATM’lerin) ve bankaların önünde sıraya girdi.
Bazıları sırasının kendilerine gelmesi için günlerce bekledi.
Çatışmalarda gittikçe daha fazla banka yok edildi. Bazı siviller, Gazzelilerin “para takası mafyaları” olarak adlandırdığı, kaos ve panik ortamını para kazanmak için fırsat bilen çetelerle karşı karşıya kaldılar.
24 Mart’ta, savaşın başlamasından altı ay sonra, Filistin Merkez Bankası olarak görev yapan Filistin Para Otoritesi “devam eden bombalama, elektrik kesintisi ve sahadaki zorlu durum nedeniyle Gazze Şeridi’ndeki hiçbir yönetim bölgesinde, banka şubelerinin açılmasının mümkün olmadığını” duyurdu.
Bu, çoğu ATM’nin de kullanım dışı kalmasıyla daha önce görülmemiş bir nakit krizine yol açtı.
11 Mayıs’ta Filistin Para Otoritesi, çevrimiçi bankacılık hizmetleri, elektronik cüzdan ve banka kartlarını kullanarak anında elektronik ödeme hizmetini başlattı.
Ancak internet kesintisi önemli bir sorundu ve hizmet geniş çaplı kullanılamadı.
Muhammed, “Sekiz aydır süren savaş boyunca, özellikle de artık ürünler dükkan yerine kamplardaki ‘tezgahlarda’ satılırken, elektronik işlemleri kabul eden sadece tek bir mağaza bulabildim” diyor.
Gazze ekonomisinin temeli ne?
Gazze’deki mevcut nakit krizine neyin sebep olduğunu anlamak için buradaki finans sistemine daha yakından bakmak faydalı olabilir.
Gazze ekonomisi, Hamas’ın 2007’de Gazze Şeridi’nin tam kontrolünü ele geçirmesinden bu yana uygulanan ablukadan ciddi şekilde etkilendi.
İsrail, militan grubun saldırılarını durdurmak için ablukanın gerekli olduğunu söylüyor.
Gazze Şeridi’ndeki bankalar ya Filistin Para Otoritesi’ne ve Ramallah’taki Filistin hükümetine bağlı ya da özel sektöre ait ve Hamas hükümetine bağlı.
Filistin Para Otoritesi, 1994 yılında imzalanan Paris Anlaşması kapsamında kuruldu ve Oslo Anlaşmalarına eklendi.
Bu anlaşma, Filistin ekonomisini ve mali işlemlerini İsrail bankacılık sisteminin doğrudan denetimi ve kontrolü altına aldı.
Anlaşmaya göre İsrail, Filistin Yönetimi adına vergi topluyor. Bunları İsrail maliye bakanlığının onayı ve imzasından sonra, belirli bir yüzde düşüldükten sonra aylık olarak Filistin Para Otoritesi’ne aktarıyor.
Vergi gelirleri olarak bilinen bu fonlar, Filistin Yönetimi’nin mali gelirinin en büyük bölümünü temsil ediyor ve bir kısmı da Gazze Şeridi’ne tahsis ediliyor.
Hamas 2007’de Gazze Şeridi’nin kontrolünü ele geçirdiğinde, Gazze’deki binlerce sivil çalışan maaşlarını Filistin Yönetimi’nden alıyordu. Bunlar Gazze’deki Para Otoritesine bağlı bankalar aracılığıyla transfer ediliyordu.
Gazze’ye nakit, Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu’nun (UNRWA) yardımı ve Gazze’deki doların ana kaynağı olarak kabul edilen Katar yardımı şeklinde de geliyordu.
Gazzeli ekonomi araştırmacısı Ahmed Abu Qamar, bu gelir akışlarını “nakit paraya ulaşmanın resmi yolları” olarak tanımlıyor.
BBC’ye, ürünleri nakit paraya çevirmek gibi “gölge ekonomi” olarak tanımlanan resmi olmayan yolların da bulunduğunu söylüyor.
Ancak resmi olmayan yollardan elde edilen nakit paranın, para döngüsünde veya “para arzında” görünmediğini ekliyor.
Gazze Şeridi’nde iki milyondan fazla vatandaşın normal yaşamasına olanak sağlayacak sağlıklı bir ekonomik döngü oluşturmak için Gazze’nin tüm mali kaynaklarının yetersiz olduğunu vurguluyor.
Finansal işlemlerde kullanılan üç para birimi:
Savaşın etkisi
Savaşın başlamasının ardından İsrail yetkilileri, Gazze Şeridi’ne tahsis edilen vergi gelirlerini Filistin Para Otoritesi’ne aktarmayı reddediyor.
İsrail, bu paranın Hamas’ı finanse etmeye yardımcı olduğunu öne sürüyor.
Filistin Maliye Bakanlığı Kasım 2023’te, “İsrail Maliye Bakanlığı’nın, bir kısmının maaş, çalışan ödeneği ve Gazze Şeridi’ndeki harcamaları içerdiği bahanesiyle aylık vergi gelirlerinden 600 milyon şekel kesinti yaptığını” duyurdu.
Yılın başında İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Gazze’ye “bir şekel” girmesi halinde Filistin Yönetimi’ni tüm vergi gelirlerinden mahrum bırakacağı yönünde tehdit etti.
Ocak ayında sosyal medyada “Gazze’ye tek bir şekel dahi girmeyecek” şeklinde bir paylaşım yaptı.
Gazze’den çıkan nakit kaynakları, Refah sınır kapısından ayrılan kişilerin çıkış düzenlemelerinde yaptıkları ödemelerle de azaldı. Çoğunlukla kişi başına onbinlerce doları bulan bu çıkış ücretleri, Gazze Şeridi’ndeki dolar arzını önemli ölçüde tüketti.
Hasarlı banknotlar da nakit sıkıntısında yer alıyor. Daha önce Filistin ile İsrail arasında yapılan bir anlaşma uyarınca, hasarlı banknotlar yenileriyle değiştiriliyordu. Ancak savaşın başlamasından bu yana bu süreç durdu ve bu banknotlar değersiz hale geldi.
Karaborsa
Muhammed el-Kloub, karaborsaya başvurmak zorunda kaldığını söylüyor. Bir mağazadan yüzde 10 ila yüzde 20 arasında değişen bir komisyon karşılığında nakit çekiyor. Ancak burada çalışan Mahmut Bakr el-Louh bu yolun bile karmaşık hale geldiğini söylüyor.
Daha önce komisyon karşılığında nakit çekme hizmeti veren birçok mağazanın penceresinde “nakit yok” tabelaları bulunuyor. Mahmut, paraya erişimi olanların “arkadaşlarını kayırdığını” söylüyor.
Ahmed’in (gerçek adı değil) komisyon karşılığında nakit para sağlayan bir işi var.
BBC’ye, hesabından 40.000 şekel çekerken kendisinin uğradığı zararı telafi etmek için bu işe başladığı anlattı.
Kendisinin yüzde 10 komisyon ödemesi gerektiğini söyleyen Ahmed, müşterilere nakit sağlama karşılığında yüzde 13 komisyon kesiyor.
Kazancı günlük ihtiyaçlarının ancak küçük bir kısmını karşılıyor. Ancak karaborsaya başvuran Gazzeliler, bu “gaspın” günlük zorlukları daha da ağırlaştırdığından şikayetçi.
]]>Fatih Sultan Mehmet Han’ın “çeşmi cihan (dünyanın göz bebeği)” olarak nitelendirdiği ve tarihi kalesi UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Amasra ilçesi, tarihi, kültürü, gastronomisi, doğası ve denizi ile yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgisini görüyor. Kruvaziyer turizmi ile son 3 yılda 50 bini aşkın Rus turistin geldiği Amasra, son 8 günde ise nüfusunun 80 katı turisti ağırladı. 5 bin 60 yatak kapasitesi bulunan ilçedeki konaklama tesislerinde bayram tatili boyunca yüzde 100 oranında doluluk yaşandı. Yazlık ve diğer konutlarla birlikte ilçedeki konaklama ruhasatı bulunmayan toplam 8 bin 800 bağımsız bölümde de yüzde 100’e ulaşan doluluk yaşandı. Amasra Kaymakamlığı’na ait kayıtlara göre ilçeye 120 bin araç giriş çıkışı olurken, bu araçlardan 10 bini ise tur otobüs ve minibüsleri oldu. Bakir koyları, tarihi mekanları, doğayla bütünleşen güzelliklerinin yanı sıra balık ağırlıklı mutfak kültürüyle de tatilcilerin ilgi gösterdiği ilçe, günübirlikçilerle birlikte 8 günde toplamda 500 bini aşkın turisti ağırladı. Amasra’da son 6 ayda ağırlanan turist sayısı ise 1 milyon kişiyi aştı.
İlçede dizilerde ve çekilen birçok fotoğraf ve video karelerinde yer alan Kemere Köprüsü, kent müzesi, Bzotepe Adası ve Ağlayan Ağaç bölgesi turistlerin öncelikli olarak gezip gördüğü yerler oluyor. Roma döneminde inşa edilen ve UNESCO Geçici Miras Listesi’ndeki Amasra Kalesi’nin yarımada ile Boztepe Adası’nı birbirine bağlayan 5.89 metre genişliği ve 26.69 metre uzunluğundaki Kemere Köprüsü, Türkiye’nin deniz üzerindeki en kısa köprüsü olma unvanını da taşıyor. Amasra’nın tarihi çarşı ve sokaklarına da ilgi gösteren turistler, muhteşem doğa ile birlikte ilçe merkezindeki Tarlaağzı, Bozköy ve Çakraz bölgelerindeki plajlarda denizin ve güneşin keyfini sürebiliyor. Türkiye’nin doğusundan güneyine kadar her bölgesinden yerli turistin ilgisini gören Amasra ilçesi, denizi bulunmayan bölgelerin yanı sıra Ege, Marmara, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinden de gelen binlerce turiste ev sahipliği yapıyor.
Amasra Belediye Başkanı Recai Çakır, Kurban Bayramı tatili öncesinde 500 bin turist beklediklerini ve gelen turist sayısının biraz üzerine çıktığını kaydetti. İlçedeki tüm kamu görevlileri ile alınan ortak tedbirlerle yarım milyon insanı sorunsuz ağırlamanın sevincini yaşadıklarını aktaran Başkan Çakır, güzel geçen hava şartları nedeniyle de gelenleri memnun uğurladıklarını kaydetti. Bayram tatilinin son gününde de ilçedeki yoğunluğun sürdüğünü ifade eden Çakır, “Kurban Bayramı öncesinde 500 bin turist bekliyorduk, gelen turist sayısı 500 bini aştı. İlçeye giriş çıkış yapan araç sayısı 120 bin olarak kaydedildi. Yoğunluğumuz devam ediyor. Son 6 ayda ise ilçemizde ağırladığımız turist sayısı 1 milyonu aştı. Yaz döneminde de en iyi şekilde misafirlerimizi ağırlamaya devam edeceğiz” diye konuştu
Bölge sakinleri Ramazan Bayramı’nda daha fazla yoğunluk yaşandığını belirtirken, bölgeye gelen ve ilçenin güzelliklerini ilk kez görenler ise hayran kaldıklarını ifade ederek, ilk fırsatta yeniden Amasra’ya gelmek istediklerini söylediler.
2023 yılında 2 milyon 200 bin turist ağırlayan Amasra’da 2024 yılı sonuna kadar 3 milyon yerli ve yabancı turisti ağırlama hedefine ulaşması için yürütülen çalışmaların da son hızıyla devam ettiği kaydedildi. – BARTIN
]]>Ayvalık Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Melih Çakırca, Türkiye genelinde son yıllarda küçük çapta sermayesiyle, zincir marketler gibi dev sermayeler karşısında yok olmaya başlayan esnaf ve sanatkarların güncel ekonomik olumsuzluklar karşısında evlerine ekmek götürebilmek ve ailesini geçindirebilmek için insanüstü gayretler içerisinde olduğunu savundu. Çakırca, “Böylesi ekonomik şartlarda bir yandan enflasyonla mücadele eden, bir yandan istihdam ettiği personelinin maaşlarını çıkarmaya çalışan esnaf, yüksek dükkan kiraları ve ödediği vergilerle ayakta kalabilme mücadelesi verirken, ‘Ayvalık esnafı kazık atıyor’, ‘Ayvalık’ta esnaf maliyetin 10 kat üzerinde fiyatlarla müşterisini aldatıyor’ şeklindeki spekülasyonlar son derece mesnetsiz ve haksızca yapılan dedikodulardır” dedi.
Son derece durgun bir kış sezonunun ardından, geçtiğimiz Ramazan ve Kurban Bayramı süresince sosyal medya mecralarında bazı hesaplardan yüksek fiyatlı adisyonların fotoğrafların paylaşıldığına ve bu paylaşımların altına da Ayvalık esnafı için kabul edilemeyecek kadar ağır, hatta hakaretamiz yorumların yazılmasından duyduğu üzüntüyü dile getiren Melih Çakırca, “Ayvalık’ımız; sadece ülkemizin değil, turizm alanında dünyanın cazibe merkezi konumundadır. Takdir edilirse Ayvalık’ımız bugün; Antalya, Bodrum, Çeşme, Kuşadası gibi turizm merkezleriyle turizm alanında yarışan bir ilçedir. Turistik bölgelerde fiyatların normalin biraz üzerinde olması da son derece normaldir. Çünkü turizm bölgelerinde dükkan kiraları, personel ücretleri ve maliyetler de aynı paralelde yüksek bir konumdadır. Ama gurme dünyasının parlayan yıldızı olarak gösterilen Ayvalık’ımızın farkı ise onlarca yıldır müşterisine verdiği kaliteli hizmetlerle marka haline dönüşmüş mekanların sayısının oldukça fazla olmasında gizlidir. Bu mekanların özelliği en kaliteli ürünleri müşterisine maliyet hesabı gözetmeksizin en iyi şartlarda sunabilmek ve bunun karşılığında da müşterinin memnuniyetini kazanabilmeyi başarabilmesidir. Bahsettiğim marka haline gelmiş restoran ve işletmelere giden insanlarımız zaten para hesabı yapmayan ve tamamen kaliteli hizmet alabilmek için bu mekanların müdavimi olanlardır” dedi.
“Az bir maliyetle üretip, bu ürünleri fahiş fiyatlarla satışa sunan sezonluk işletmelere yönelik elimizde resmi bir yaptırım uygulaması ne yazık ki yok”
Ayvalık’ta sezonluk işletme kiralayanların arasında bazı girişimcilerin bu marka mekanları baz alarak kalitesiz ürünlerle, bu marka haline dönüşmüş mekanların fiyatlarıyla satış yapmaya yeltendiklerini de üzülerek gördüklerini vurgulayan Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Çakırca, “Serbest piyasa şartlarında kalitesiz malzemelerle hazırladıkları ürünleri, daha az bir maliyetle üretip, bu ürünleri fahiş fiyatlarla satışa sunan bu tür sezonluk işletme sahiplerine yönelik yapabileceğimiz resmi bir yaptırım ne yazık ki bulunmamaktadır. Ama ben marka haline dönüşmüş mekanlarımızla, düşük kaliteli mal ve hizmetleri bu marka mekanlarla aynı fiyatlarla satışa sunmaya çalışan sezonluk işletmelerin başarılı olabildiğine hiç rastlamadım. Tatilcilerimiz bu bahsettiğimiz düşük kaliteyle hizmet vermeye çalışan işletmelere en fazla bir kez gidiyor ve bir daha da adımlarını bile atmıyorlar. Yani müşteri bu işletmelere gerekli cezayı böylelikle zaten kesmiş oluyor” açıklamasında bulundu.
“Sapla saman ayrılmalı”
Her turistik bölgede olduğu gibi Ayvalık’ta da esnaf arasında kalitesiz ve düşük maliyetle ürettiklerini yüksek fiyatlarla satmaya çalışanların olabileceğine işaret eden Melih Çakırca, “Ama sayısı bir elin parmaklarını bile geçmeyen işletmelerin varlığı yüzünden, Ayvalık’taki tüm işletmelerin fahiş fiyatlarla satış yapıyormuşçasına bir algının oluşturulması da doğru değildir. Ayvalık esnafı yıllardır olumsuz ekonomik şartlara rağmen müşterisine en iyi hizmeti makul fiyatlarla sunmaya çalışmaktadır. Bu yüzden de tatilcilerimizden ve özellikle de vatandaşlarımızdan talebimiz; sapla samanı birbirinden ayırmaya çalışın. Bir esnafın hatasını tüm Ayvalık esnafına mal etmek çok büyük haksızlıktır. Lütfen bu hataya düşmeyin. Biz Ayvalık’taki esnaf ve sanatkarlarımıza güveniyoruz. Onların arkasındayız. Bu duygularla tüm tatilcilerimize ve Ayvalık sevdalılarına gönül rahatlığıyla ilçemize gelerek tatil yapmaları çağrısında bulunuyoruz ” diye konuştu. – BALIKESİR
]]>(YALOVA) – Bayram tatili sonrası İstanbul’a dönerken İDO Topçular Arabalı Vapur İskelesi’ni kullanan sürücüler, Osmangazi Köprüsü’nün yüksek ücretinden yakındı. Sürücüler köprüyü neden kullanmadıklarını, “Osmangazi Köprüsü gidiş-dönüş 800 lira. Bir de ufacık bir yer yapmışlar, Altınova arası ufak bir yer. Oradan da 40 lira haraç kesiyor”, “Taşımacılık yapıyorum. Bizim aracımız ikinci sınıf geçtiği için bayağı bizim belimizi büküyor. Bunu da müşteriye yansıtamıyoruz”, “Yol geçiş ücretleri pahalı. Yol geçişleri yaklaşık 8 litre benzine, mazota denk geliyor” diyerek ifade etti.
Bayram tatilini fırsat bilen birçok yurttaş memleketine giderken bir kısmı da tatilini Ege ve Akdeniz’de kıyı bölgelerinde geçirdi. Dönüş yapan tatilciler, yollarda yoğunluk oluşturuyor.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun açıkladığı verilere göre, Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından işletilen otoyol ve köprüler ile birlikte kamu-özel iş birliği ile yapılan otoyollardan ve köprülerden 14- 21 Haziran tarihleri arasında toplam 21 milyon 67 bin 377 araç geçti. Kamu-özel iş birliği projelerinden geçenlerin sayısı 7 milyon 654 bin 309 oldu.
Çoğunluğu İstanbul’a dönmekte olan sürücüler, Yalova’daki İDO Topçular Arabalı Vapur İskelesi’nde ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Tek yön 275 lira olan feribotu, 399 lira istenen Osmangazi Köprüsü tercih ettiklerini dile getiren yurttaşlar, otoyol geçiş ve akaryakıt ücretlerinin yüksekliğinden dert yandı.
“Var mı böyle bir haraç”
Bir yurttaş, “Nostaljileri kullanalım. Eski gemilerimiz. 40 yıllık hizmet var burada. Bunları kullanalım. Burada ekmek yiyen bir ton insan var. Ne varsa eskide var. 40 lira zam gelmiş. Köprü gidiş-dönüş 800 lira. Bir de ufacık bir yer yapmışlar, Altınova arası ufak bir yer. Oradan da 40 lira haraç kesiyor. Olur mu öyle şey? Bir araba 440 liraya geliyor. 275 lira burada. Düşün biraz ya. Burada yakıtta da tasarruf var. Bin-bin 500 kişi ekmek yiyor. Olur mu öyle şey? 440 lira, yazık günah ya. Şuradan şuraya gidiyorsun, 50 lira kesiyor. Var mı böyle bir haraç? Ayıptır” diye isyan etti.
“Akaryakıttan başımız dertte”
Bursa’dan gelen bir sürücü de tepkisini “Şu anda yollar güzel, otoban da açık. Aşağısı da açık. Feribotumuz da açık. Biraz zam geldi ama olacak. Ekonomi bu halde. Osmangazi bizim olmadığı için feribotu kullanıyorum ben. Osmangazi bizim Türkiye Cumhuriyeti’nin olsaydı ben de orayı kullanırdım. Akaryakıttan başımız dertte. Ben zaten normalde de servisçiyim. Her hafta 3 bin liralık mazot yakıyorum. Önceden 700-800’lük yakıyorduk. Çok kötü” şeklinde dile getirdi.
“Biz artık paralı yolları kullanmıyoruz”
İstanbul’dan Manisa’ya dönen bir aile ise “Bizim gidişimiz rahat. Yolların açık olacağını sanıyorum ama dönüşlerinki sıkıntılı olacaktır büyük ihtimal. İstanbul’a girişler çok oluyor çünkü. Hakikaten biz artık paralı yolları kullanmıyoruz. Osmangazi Köprüsü’nün fiyatı çok yüksek bizim için. Tamamen normal yoldan gideceğiz biz. Biz Manisa’dan İstanbul’a fulleyip geliyorduk. O yetiyordu bize. İstanbul’un içinde de geziyorduk. Gayet bizim için ekonomik de iyiydi ama şimdi bayramda buraya gelirken bile çok düşündük fiyatlar açısından. Mazot fiyatı çok yüksek çünkü” dedi.
“Aracımız ikinci sınıf geçtiği için bayağı belimizi büküyor”
Araç taşımacılığı ve çekiciliği yapan bir işçi, “Bursa Karacabey’den geliyorum. İki günden beri gelip gidiyorum. Hem çok kalabalık hem de yol ücretleri bayağı bir pahalı. Bizim aracımız ikinci sınıf geçtiği için bayağı bizim belimizi büküyor. Bunu da müşteriye yansıtamıyoruz. Taşımacılık yapıyorum. O yüzden biraz sıkıntılı. Birazcık iyileştirme olsa çok güzel olacak. 770 TL gidiş-dönüş bilet alıyoruz. 770 lira da bizi bayağı bir büküyor. Hem bir de 45-50 dakika sürüyor karşıya geçmemiz. Osmangazi’den geçsek işin içinden çıkamıyoruz. Birazcık fiyatlara iyileştirme olsa sevinirim” diye konuştu.
“Yol geçişleri yaklaşık 8 litre mazota denk geliyor”
Yalova’dan dönen bir sürücü, “İlk kez bu kadar boş, güzel bir yolda geldim. Yol geçiş ücretleri pahalı. Ben Balıkesir’den dönüyorum. Yol geçişleri yaklaşık 8 litre benzine, mazota denk geliyor. Ben Osmangazi’den asla geçmem” dedi. Yalova’dan dönen yurttaş, “9 günlük tatilimiz çok güzel geçti. Pazartesi günü ne yapacağız, bilmiyoruz açıkçası. Şu anda yol durumu gayet güzel. Diğer araçları, diğer köprüleri düşününce çok da kötü olduğunu düşünmüyorum. Osmangazi Köprüsü sanırım 400 lira. Yine hala daha karlı. Akaryakıt fiyatları rahatsız ediyor ve çok da mutlu değiliz. Düzeleceğini de zannetmiyoruz” diye konuştu.
“Osmangazi’yi kullanmıyoruz genel olarak”
Bursa Nilüfer’den dönen kişi, “Biraz zamlı ama ne yapalım? Osmangazi’den daha avantajlı burası. Biraz da gezmiş oluruz.” derken feribotla gidiş-dönüş 510 lira ücreti uygun bulduğunu söyleyen başka sürücü ise “Osmangazi daha pahalı, onu kullanmıyoruz genel olarak. Akaryakıt fiyatları pahalı olsa da olmasa da kullanıyoruz” şeklinde konuştu.
Arabasının arkasına bağladığı mini karavanla Ayvalık’tan dönen bir yurttaş, “Güzel tatildi. Karavanla geziyoruz. Biraz pahalı Osmangazi açıkçası, o yüzden burayı tercih ettik. Fiyatlar biraz olumsuz etkiliyor ama yapacak bir şey yok” dedi.
İskele önünde 21 yıldır sebze-meyve sattığını söyleyen bir yurttaş da şöyle konuştu:
“Buraya zam geldi 275 TL oldu. Çoğu insan köprüden gidiyor. Arasında fazla bir fark yok. 125 lira fark olduğu için herkes köprüden gidiyor. Normalde buranın böyle ana baba günü olması lazım. Hiçbir şey yok şu anda burada. İDO zam yaptığından dolayı böyle daha iyi. Millet de rahatladı. Fazla dönüş olmuyor. Giden gitti zaten. 1 Haziran’da zam geldi. 210 lirayken burada çok sıra vardı. 275 olduğundan dolayı biraz böyle oldu ama daha iyi oldu. Yoğunluk yok. 17 tane gemi çalışıyor şu anda. Çok hızlı çalışıyor. Bayramda da o kadar kalabalık olmadı. Karşıdan çok vasıta geldi. Değişen hiçbir şey olmadı.”
]]>CHP’li Ömer Fethi Gürer, fasulye, kabak, soğan gibi çeşitli sebze ürünlerini yetiştiren üreticiyi çalıştıkları tarlada ziyaret etti. Gürer, üreticilere yaptıkları masrafların karşılığında sattıkları üründe kazanç sağlayıp sağlayamadığını sordu.
Kadın üretici, “Karnımızı zor doyuruyoruz, çalışıyoruz; çoluk çocuk, karı koca burada işçi gibi çalışıyoruz ama anca ekmeğimize yetiyor. İşçi ücretleri arttı, mazot arttı, gübre ve ilaç fiyatları arttı. Ayrıca bu tohumlar bir kısmı ithal tohum mu bilmiyorum ama hep ilaca bağımlı. Şu anda biberlerimize bakın, ufacık kurtlar var. Önceden böyle şeyler bilmezdik, ilaçlar pahalı, birini alsam diğerini alamıyorum” diye konuştu.
“40 senedir bir ev alamadım”
Gürer, fasulye yetiştirmenin maliyetini ve ne kadara satmaları durumunda kendilerini kurtaracağını sorması üzerine çiftçi, “En az 60-70 TL. İki üç kişi bu işle uğraşıyor, yevmiyeleri 700 TL, yeme içme her şey bana ait. Sadece yevmiyeleri 700 TL. Tarlamız var, yapacak başka işimiz yok, mecburen çalışıyoruz. Doğduğumuzdan beri toprakla uğraşıyoruz. 40 senemi verdim, hala oturacak evim yok” dedi.
“Üreten kazanamadığı için mutlu değil”
Gürer, “40 senedir sebze yetiştiriciliği yapıyor ama oturacak evi yok, çünkü kendi işçiliğini ve emeğini dahi katmadan üretmeye devam ediyor. Eli öpülecek insanlar bunlar. Kentlerde ürün alırken fiyat değerlendiriliyor ama o fiyatın yükselmesi bu üreticinin suçu değil. Girdi maliyetleri artıyor, fide, ilaç, gübre, tohum ve mazot fiyatları artıyor. Maliyet artınca, kurtarabildikleri fiyata ürünü satmak zorunda kalıyorlar. Üreten de mutlu değil ama fedakar insanlar, bayramları yok, seyranları yok. Tüm emekleri ve çabaları ürettikleri ürünün değer bulması için. Zarar etmemeliler, çünkü borçlanıyorlar, sıkıntı yaşıyorlar, çocuklarını okutuyorlar. Okulu bitiren çocuklar iş sahibi olamıyor. Üniversite mezunu, diplomalı iş bulamıyor. Çocuğu üniversite mezunu, işsiz, tarlada da çalışmak istemiyor. Anneler babalar üretimin içinde mutlu değiller” diye konuştu.
“Sebzecilik artık para kazandırmıyor”
Gürer’e derdini anlatan kadın çiftçi, “Ben, çocuğumu okutmak için buralarda çalıştım. Erkek işi de gördüm, kadın işi de gördüm. O çocuğumu okutayım diye. Altı senedir çocuğum boşta, bir şeye sahip olamadı. Özel derslere gidiyor, ders saati 100 TL. Yani 30 yaşına gelmiş bir adama 10 bin lira maaş, 7 bin 500 lira maaş olur mu? Hangi çağda yaşıyoruz? Şimdi bakın, 30 yaşında evi yok, hanımı yok, çocuğu yok. Hadi ben yarın öldüm. Gözüm görürken en azından evlendireyim. Daha olmadı” dedi.
Sebzeciliğin artık para kazandırmadığından ve en önemli girdilerini tarım ilaç masraflarının oluşturduğundan bahseden kadın çiftçi, yıllar önde kullandıkları tohumlarda kurtlanma olmadığını, ancak şimdi çiçek oluşmadan dahi minik kurtların olduğunu, bu durumun tohumlardan kaynakladığını düşündüğünü söyledi. Üretici ayrıca bu durumun ilaç masraflarını artırdığını ve üretim maliyetinin yükselmesine neden olduğunu belirtti.
“Üreticiye destek verilmeli”
2002 yılında ülkemizde 270 bin ton kuru fasulye yetiştiğini, bu rakamın geçen yıl 243 bin tona düştüğünü ve de ithalat yapıldığını belirten Gürer, “Bu yöneticiler ithalata kafa yoracaklarına, üreticiye destek verseler, sebze üreticisini destekleseler, tarlada bitki üretene destek verseler, sorunlarıyla ilgilenseler ülkenin geleceği kurtarılmış olur. Kuru fasulye, mercimek, nohut, pirinç gibi temel tüketim ürünlerinde dahi ithalat ile açık gideriliyor. Bu sorunu çözmenin yolu, bu ürünleri üretenleri desteklemek, sorunlarını çözmek, üretim içinde kalmalarını sağlamak ve girdi maliyetleri düşmesi sağlamakla olasıdır” dedi.
]]>
Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nde Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan’ın katılımıyla Çakırgöl Kış Turizmi Merkezi Projesi çalıştayı gerçekleştirildi. Toplantıya Trabzon Valisi Aziz Yıldırım, Gümüşhane Valisi Alper Tanrısever, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, Gümüşhane Belediye Başkanı Vedat Soner Başer, eski Devlet Bakanlarından Faruk Nafiz Özak, AK Parti Gümüşhane Milletvekili Celalettin Köse, AK Parti Trabzon İl Başkanı Sezgin Mumcu, AK Parti Gümüşhane İl Başkanı Mehmet Emin Erdoğdu, Trabzon İl Kültür Müdürü Tamer Erdoğan, Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Erkut Çelebi, Gümüşhane Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İsmail Akçay ve Gümüşhane İl Genel Meclisi Başkanı Eşref Balki katıldı.
“Bölge turizmi 12 aya çıkarılacak”
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan, bölgenin turizminin gelişmesi amacıyla bir çalıştay düzenlediklerini belirterek, “Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin çerçevesinde 2004 yılında Trabzon ve Gümüşhane milletvekillerimizin ve Faruk Özak bakanımızın girişimleriyle 2005 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla Çakırgöl, kış turizmi merkezi ilan edilmişti. O günden bu yana bölgede planlama ve master plan çalışmaları sürmektedir. Doğu Karadeniz bölgemiz, Trabzon, Rize, Gümüşhane ve Artvin turizm açısından çok ciddi bir cazibe merkezi haline gelmiştir. Son yıllarda kültür, inanç, gastronomi ve doğa turizmi nedeniyle bölgeye seyahat edenlerin sayısı artmaktadır. Bu ihtiyaçtan yola çıkarak, Türkiye’nin 2028’de 100 milyar dolar gibi devasa bir turizm hedefi bulunmakta ve bu hedeflere ulaşmak için ülkemizin her bir bölgesindeki turizm ürünlerini ve kültürel değerlerini turizm ürününe dönüştürme çalışmalarımız sürmektedir. Bu çerçevede, Trabzon ve Gümüşhane illerimiz ile ilgili tüm taraflar, belediyeler ve valiliklerimizle Çakırgöl Kış Turizm Merkezi’nin altyapı sorunlarının çözülmesi ve bölgeye 12 ay turizmin gelmesi için neler yapılabileceği konusunda fikir jimnastiği gerçekleştirdik” dedi.
“İstişarelerle ortak aklı ortaya koyduk”
Bakan Yardımcısı Alpaslan, istişarelerle ortak aklı ortaya koyduklarını belirterek, Çakırgöl’ün altyapı birliğini kurarak yolların, kanalizasyonun, su projelerinin hızla yapılması ve bölgenin önemli bir turizm destinasyonu haline getirilmesi için gerekli kararları aldıklarını ifade etti. Çakırgöl’ü bir kış turizm merkezi olarak 12 ay boyunca turizme hizmet edecek bir destinasyona dönüştürmeyi hedeflediklerini vurgulayan Alpaslan, “Bu çalışmaları hep beraber gerçekleştirerek Çakırgöl’ü yatırımcılarla buluşturacağız. Başta valilerimiz, belediye başkanlarımız ve vekillerimiz olmak üzere tüm taraflara teşekkür ediyorum. Herkesin heyecan duyduğu ve ortak akılla iş birliği içerisinde hareket etme kararı aldığı bu süreçte, hızlı bir şekilde projeleri hayata geçireceğiz ve Çakırgöl’ü bölgenin önemli turizm değerlerinden biri olarak vatandaşlara sunacağız. Ben hayırlı olsun diyorum, çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.
“İki ilin oluşturacağı model yapı ile start verilecek”
Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç ise, Çakırgöl Kış Turizmi Merkezi Projesi için ilgili tüm taraflara teşekkür ederek, “Toplantıda tüm taraflarla kararlılık teyit edildi. Bundan sonraki modelle ilgili bakanlığımızın koordinasyonunda iki ilin oluşturacağı model yapı ile beraber start vereceği konusunda ittifak yapıldı. Bölgenin turizmi açısından çok önemli olan bu projede ilgili tüm taraflara teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. – TRABZON
]]>Hazine ve Maliye Bakanlığının hazırladığı vergi paketinden tüm kesimler payını aldı. Pakette, belediyelerin borçlarından OSB’lere, kıymetli maden mevduat hesaplarından iflaslara kadar geniş kapsamlı düzenlemeler öneriliyor.
Vergi paketinde düzenlemelerin hedefleri, “Vergilemede güvenliğin sağlanması ve kayıt dışılıkla mücadele; vergi adaletinin güçlendirilmesi ve dolaysız vergilerin payının artırılması, vergi tabanın genişletilmesi, vergilendirmede basitlik ve vergiye uyumun artırılması, bazı istisnaların kaldırılması veya uygulanma şeklinin değiştirilmesi, cezaların etkinliğinin artırılması, devreden KDV’nin ve KDV iadelerinin azaltılması; ithalatın azaltılmasına katkı sağlanması, ithalat ve yurt içinde vergilendirmenin uyumlaştırılması, tahsilat etkinliğinin artırılması ve ihtilafa neden olan bazı konuların çözülmesi” şeklinde sıralanıyor.
Kanun teklifine dönüştürülerek TBMM’ye sunulması beklenen vergi paketinde, usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları düzenlemeleri yer aldı. Usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları her yıl yeniden değerleme oranında artırılıyor. Ancak “gelinen noktada bu cezaların caydırıcılığının azaldığının görüldüğü” belirtilerek, usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarının artırılması, bazı özel usulsüzlük cezalarının tekrarında artırımlı ceza uygulanması önerisi yapıldı.
Özel usulsüzlük cezaları artırımlı olacak
Usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarına ilişkin bazı kalemler ile mevcut ve artırılması öngörülen ceza miktarları şu şekilde sıralandı:
Fatura verilmemesi ve alınmaması (asgari) ödeme kaydedici cihaz fişi düzenlenmemesi: 3 bin 400 liradan birinci tespitte 10 bin, ikinci tespitte 20 bin, üçüncü tespitte 30 bin, dördüncü tespitte 40 bin, beşinci tespitte 50 bin, altıncı ve sonraki her bir tespit için 100 bin TL.
Muhasebe standartlarına uymama: 40 bin TL’den 100 bin TL’ye
Tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etme zorunluluğuna uymama: İşleme konu tutarın yüzde 5’i oranında alınan ceza yüzde 10’a ve 8 milyon 700 bin TL olan üst sınırın 20 milyon TL’ye
Tutulması mecburi olan defterlerden herhangi birinin tutulmamış olması (Sermaye şirketleri): 1100 TL’den 20 bin TL’ye
Serbest meslek erbabının defter kayıtlarının ve ilgili vesikaların noksan, usulsüz veya karışık olması: 660 TL’den 10 bin TL’ye
İşe başlamanın zamanında bildirilmemesi (İkinci sınıf tüccar): 330 TL’den 5 bin TL’ye
Vergi beyanname, bildirim, evrak, vesika ve eklerine ilişkin şekil, muhteviyat hükümlerine uyulmaması (Sermaye şirketleri): 580 TL’den 10 bin TL’ye
Bazı evrak ve vesikaların bulunmaması veya ibraz edilmemesi (İkinci sınıf tüccar): 150 TL’den 3 bin 500 TL’ye
Basılı kitap ve süreli yayınlar
Hazine ve Maliye Bakanlığınca hazırlanan vergi paketinde, kitap ve süreli yayınların tesliminde uygulanan KDV istisnası da kaldırılıyor. 3065 sayılı Kanun uyarınca basılı kitap ve süreli yayınların teslimi KDV’den istisna tutuluyor. Uygulamada, istisna kapsamında olmayan yayınlar ve kırtasiye ürünlerine de istisna uygulandığının tespit edildiği, mükelleflerin istisna nedeniyle genel giderleri ve ATİK yüklenimlerini de iade alabildiklerinin belirlendiği gerekçeleriyle bu istisnanın yürürlükten kaldırılması önerildi. İstisna öncesi dönemdeki gibi indirimli oranda KDV uygulanması, uygulamanın kanuni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yapılacak işlemler için geçerli olması öngörüldü. 2023 yılı içinde toplam işlem bedeli 64,1 milyar TL olan bu istisnanın kaldırılmasıyla toplam 2,3 milyar TL gelir bekleniyor.
Kayıt dışı çalıştıranlara artırımlı ceza
Pakete göre, kayıt dışı faaliyetlerde vergi kaybı cezaları da artırımlı uygulanacak. Vergi idaresinin bilgisi dışında çalışanlara kesilecek vergi ziyaı cezasının verginin bir katı olarak kesilecek cezalarda 1,5 kat, verginin 3 katı olarak kesilecek cezalarda 4,5 kat olarak uygulanması öneriliyor.
İflaslarla ilgili düzenleme
Vergi paketinde iflaslarla ilgili de düzenleme öngörülüyor. Kamu alacaklarının tahsil güvenliğini sağlamak ve oluşabilecek ihtilafları önlemek amacıyla kanunda yer alan hileli iflas ifadesi iflas şeklinde değiştirilecek.
Yem ve gübre teslimlerine KDV geri geliyor
Yem ve gübre teslimlerinde KDV istisnasının kaldırılması istendi. Bunun gerekçeleri ise “Uygulamada istisnadan ithalatçılar ile bu ürünlerin ticaretini yapanların yararlanması, istisnanın çiftçilerin alım bedellerine olumlu olarak yansımaması, istisnanın ithalatı cazip kılması (2023 yılında yaklaşık 100 Milyar TL); bu ürünlerin her aşamadaki tesliminin istisna olması nedeniyle alım ve satımı istisna kapsamında olan aracıların taşıma vb. giderler ile ATİK yüklenimlerine ilişkin iade taleplerinin takibindeki sıkıntılar yaşanması, doğalgazın gübrenin temel girdisini oluşturması ve istisna kapsamında doğalgazın KDV’sinin iade edilmesi” gösterildi. Beklenen fayda sağlanamadığından istisnanın kaldırılması önerilen vergi paketinde, “Tarım ve Orman Bakanlığı bütçesinden çiftçiye doğrudan destek ödemesi olarak ayrıca ödeme yapılması ve eskiden olduğu gibi yem teslimlerinde yüzde 10, gübre teslimlerinde yüzde 20 KDV uygulanması uygun olacaktır” ifadeleri yer aldı.
2023 yılında yem için toplam işlem bedelinin 394,2 milyar TL olup istisnanın kaldırılması halinde toplam etkisinin 15,1 milyar TL; 2023 yılında gübre için toplam işlem bedeli 254,7 milyar TL olup istisnanın kaldırılması halinde toplam etkisinin 18,8 milyar TL olacağının tahmin edildiği vurgulandı.
Belediyelerin cari borçları, genel bütçede ayrılan paydan öncelikle kesilecek
Vergi paketinde, “belediyelerin borcunun birikmemesi için” öneriler de yer aldı. “Belediyelerin Cari Borçlarının Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Ayrılan Paylarından Öncelikle Kesilmesi” başlıklı öneride, belediyelerin, bağlı kuruluşlarının ve belediye şirketlerinin gerek vergi gerekse SGK prim borçlarının sürekli arttığı, yapılandırma kanunları kapsamında 10 yıllık ödeme imkanları verilmesine rağmen bu Kanunların şartlarının da yerine getirilmeyerek yapılandırma hükümlerinin ihlal edildiği belirtildi. 5779 sayılı Kanun gereğince il özel idareleri ve belediyeler ile bu idarelere bağlı kuruluşların ve bunlara ait tüzel kişilerin vergi, prim, Hazine alacağı, geçmiş uzlaşma Kanunları kaynaklı borçları ve İller Bankası’na olan borçları için bu idareler adına her ay genel bütçe vergi gelirleri tahsilatı toplamı üzerinden ayrılacak tutardan kesinti yapılarak alacaklı idarelere ödendiği anlatıldı. Bu borçlar için kendilerine verilen payın azami yüzde 40’ının kesilebildiği, yapılacak kesintilerin oranlarını, alacakların çeşidine, alacaklı kuruluşlar dahil çeşitli kriterlere göre Cumhurbaşkanı’nın belirlemeye yetkili olduğu vurgulanan vergi paketinde, kesinti oranının sınırlı olması ve alacaklı kuruluşların çokluğu nedeniyle vergi ve SGK alacaklarına yeterli tutarda ödeme de yapılamadığı kaydedildi.
Vergi paketinde, bu durum nedeniyle 5779 sayılı Kanun’da düzenleme yapılarak il özel idarelerinin, belediyelerin, bu idarelere bağlı kuruluşların ve bunlara ait tüzel kişilerin, gelir (stopaj) vergisi ve katma değer vergisi beyannameleri üzerine tahakkuk eden vergiler ile sosyal güvenlik primlerinin vadesini izleyen ayda bu idarelere ödenecek paydan kesilmesi yoluyla tahsilatının sağlanması önerildi. Böylece yeni borç birikimi önleneceğinden bütçe gelirlerine ve prim gelirlerine olumlu katkı sağlayacağı belirtildi.
Bağışlanan tesislerin inşası için mal teslimi ve hizmette uygulanan KDV istisnası kısmi istisnaya dönüştürülecek
Mevcut durumda genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere bağışlanan tesislerin inşasına ilişkin mal teslimleri ile hizmet ifaları KDV’den istisna tutuluyor. Vergi paketinde, bu istisna nedeniyle mükelleflerin iade talep etmemesinin devreden KDV tutarlarının artmasına neden olduğu belirtilerek, devreden KDV’nin azaltılması amacıyla bu istisnanın kısmi istisnaya dönüştürülerek devam etmesi istendi.
2023 yılı içinde toplam işlem bedeli 2,5 milyar TL olan bu uygulamanın, kısmi istisnaya dönüşmesi halinde toplam etkisinin 107 milyon TL olacağı tahmin ediliyor.
Devreden KDV’ler için düzenleme
5 yıldan fazla devreden KDV’nin gider veya maliyet olarak dikkate alınmasına ilişkin önerilerin de yer aldığı vergi paketinde, mükelleflerin alışları dolayısıyla ödedikleri KDV’nin, satışları üzerinden tahsil ettikleri KDV’den fazla olması halinde aradaki farkın mükelleflere iade edilmeyip, sonraki dönemlerde hesaplanan KDV’den mahsup edilmek üzere devredildiği anlatıldı.
Pakette, bunun yerine, mükelleflerin KDV beyannamelerinde yer alan indirilecek KDV tutarlarının 5 takvim yılı süresince indirim yoluyla giderilememesi halinde, bu süre sonunda yapılacak vergi incelemesi ile bu devreden KDV tutarının mükelleflerin gelir veya kurumlar vergisinin tespitinde gider olarak dikkate alınması önerildi. Ayrıca birleşme, devir ve bölünme işlemlerinde, bu işlemler nedeniyle devreden KDV ve iade hakkının 5 takvim yılı kriterine veya zamanaşımına bağlı olmaksızın vergi incelemesi yoluyla yeni şirkete devrine imkan sağlanması istendi.
Organiza sanayi bölgeleri ile ilgili KDV istisnalarının kısmi istisnaya dönüştürülmesi öngörülüyor
Oganize sanayi bölgeleri (OSB) ile küçük sanayi sitelerinin su, kanalizasyon, arıtma, doğalgaz, elektrik, haberleşme, yenilenebilir ve diğer enerji tesisleri ile yol yapımına ve küçük sanayi sitelerindeki iş yerlerinin inşasına ilişkin, bunlara veya bunlar tarafından oluşturulan iktisadi işletmelere yapılan mal teslimleri ile hizmet ifaları KDV’den istisna bulunuyor. Ayrıca halihazırda bunların arsa ve iş yeri teslimleri de KDV’den istisna tutuluyor. Bu istisnanın “kısmi istisna”ya dönüştürülerek devam etmesi gerektiği belirtilen pakette, “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca sicil verilerek tüzel kişilik kazanan OSB sayısı 361 olup bunların 269 adedi faaliyette, 92 adedinde ise proje, kamulaştırma ve inşaat işlemleri devam etmektedir.2023 yılı içinde toplam işlem bedeli 13 milyar TL olup kısmi istisnaya dönüşmesi halinde toplam etkisinin 616 milyon TL olacağı tahmin edilmektedir” denildi.
Serbest bölgelerdeki istisna
Serbest bölgelerdeki üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançların tamamı, üretilen ürünlerin yurt içine ya da yurt dışına satılıp satılmadığına bakılmaksızın kurumlar vergisinden istisna tutuluyor. Bölgede imal edilen ürünlerin FOB bedelinin en az yüzde 85’inin ihraç edilmesi durumunda çalışanların ücretleri gelir vergisinden istisna tutuluyor. Bu nedenle, serbest bölgelerde faaliyet gösteren kurumların münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançların istisna olması, yurtiçine yaptıkları satışlardan elde edilen kazançlara tanınan istisnanın kaldırılması öneriliyor.
Pakette, 2023 yılı itibarıyla 652 mükellefin 42 milyar TL kurumlar vergisi istisnasından faydalandığı, vergi etkisinin yaklaşık 10 milyar TL olacağı hesaplandı. Düzenlemenin ihracatın teşvik edici yönü bulundğu, ayrıca, istisnanın ihracat ile sınırlandırılmasının tahmini gelir etkisinin 7 Milyar TL olacağının tahmin edildiği vurgulandı.
Kıymetli maden mevduat hesapları
Vergi paketinde, “Esas faaliyet konusu kıymetli maden alım satımı olmayan işletmeler, yatırım amaçlı olarak altın, gümüş, platin ve paladyum gibi kıymetli madenleri satın almakta ve aktiflerine kaydetmektedirler. Bu kıymetli madenler dövizde olduğu gibi değerlenmediğinden, kıymetlere ilişkin değer artışları satış aşamasına kadar vergilendirilmemektedir. Diğer taraftan kıymetli maden mevduat hesapları, banka açısından bir borç, işletmeler için ise bir alacak niteliği arz etmektedir. Söz konusu hesaplar da döviz hesaplarında olduğu gibi değerlemeye tabi tutulmadığından, vergilendirme vadesinde yapılmaktadır” gerekçesi anlatılarak, şu öneride bulunuldu:
“Aktifte yer alan kıymetli madenler ile mevduat hesaplarının döviz ve döviz hesaplarında olduğu gibi borsa rayici ile değerlenmesi bu değerleme sonucu, geçici vergi dahil hesap dönemleri itibariyle değerleme farklarının vergilendirilmesi, işletmelerin aktifinde yer alan kıymetli madenlerin borsa rayici ile değerlenmesinin gelir artırıcı etkisinin olacaktır. Kıymetli maden mevduat hesaplarının (fiziki ve kaydi) değerleme gününde borsa rayici ile değerlenmesi neticesinde ise bankalar açısından gider, hesap sahibi işletmelerce gelir etkisi olacaktır. Bankacılık sisteminde kıymetli madenlere dayalı hesapların büyüklüğü 852 Milyar TL olup, bu tutarın 52,7 Milyar TL’si ticari işletmelerindir. Düzenlemenin 1 Ocak 2024 tarihinden itibaren elde edilen kazançlara uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girmesi önerilmektedir.”
]]>Avrupa İstatistik Ofisi’nin verilerine göre, Mayıs 2023-Mayıs 2024 döneminde Avrupa Birliği ülkeleri ve üye ülkeler arasında yıllık konut kira artışı, yüzde 125,10 oranla en fazla Türkiye’de olurken; Türkiye’yi yüzde 12,80 oranla Macaristan izledi.
Yüzde 25’lik tavan uygulaması sonlanacak mı?
Kira ücretlerine getirilen yüzde 25’lik tavan uygulaması, 8 Haziran 2022’de Türk Borçlar Kanunu’na kiralardaki artışı baskılayıp kontrol etmek amacıyla geçici madde olarak eklenmiş, maddenin yer aldığı 7409 sayılı Kanun 11 Haziran 2022’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmişti. Söz konusun uygulamada, bir yıllık dönemde yenilenecek kira sözleşmelerindeki artışların, bu oranı geçemeyeceği söylendi. Daha sonra, 1 Temmuz 2023’te dolan uygulamanın süresi, bir yıl daha uzatılmıştı. Gayrimenkul değerlendirme platformu olan Endeksa’ya göre, kiralardaki yüzde 25’lik tavan sınırlandırmasının 2 yıllık döneminde Türkiye genelindeki kira fiyatları nominal olarak yüzde 265 arttı.
Uygulamanın süresi 1 Temmuz 2024’te sona erecek. Uygulamanın devam edip etmeyeceği konusunda ise Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Devam etmesi için ben bir sebep görmüyorum, etmemesi gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla bu yönde bir çalışma yok. Zaten o düzenleme bir süreliğine yapılmıştı” demişti.
Uygulamanın sonlandırılması durumunda kiralardaki artış oranı, yıllık enflasyon oranı üzerinden hesaplanacak. Buna göre, Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı mayıs ayı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yüzde 75,45 oldu. Bunun üzerine, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, haziran ayı itibarıyla dezenflasyona girildiğini sosyal medya üzerinden şöyle açıklamıştı:
“En kötüsü geride kaldı! Geçmiş 12 ayın birikimli etkilerini içeren yıllık enflasyonda en yüksek seviyeyi bu ay gördük. Enflasyonla mücadelede geçiş dönemi böylece tamamlandı, dezenflasyon sürecine giriyoruz. Enflasyonda kalıcı düşüş haziranda başlayacak. Yıllık enflasyon yüksek ihtimalle üçüncü çeyrek sonunda yüzde 50’nin altına gerileyecek. Dezenflasyon öngören piyasa yıllık enflasyonu 12 ay sonra yüzde 33,2, 24 ay sonra yüzde 21,3 bekliyor. Önümüzdeki dönemde beklentiler hedeflerimize daha da yakınsayacak. Mali disiplini güçlendirerek dezenflasyon sürecine verdiğimiz destek artarak devam edecek. Fiyat istikrarına ulaşmak sabır ve zaman gerektiriyor, hedefimize ulaşmakta kararlıyız.”
Konutlardaki kira artışı krizi büyüyecek mi?
Bakan Şimşek’in haziran ayı itibarıyla enflasyonda kalıcı düşüşün yaşanmasını beklediklerine dair olan açıklamasından sonra, gerçek kira endeksinin son bir yılda yüzde 125,10 olmasıyla bu durumun konut kira artış oranlarına nasıl yansıyacağı merak konusu oldu.
Emlakçı Munise Akpınar, ANKA Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada “Tavan uygulaması, ev sahipleri ve kiracılar arasında tartışmaya konu olmuştu. Fakat şimdi ev sahiplerinin bize gelip kiracılarına tahliye taahütnamesi dayattığını çok fazla gördük. Bu durum sıkıntı verebilir. Barınma çok büyük bir sorun ve olmaya da devam edecek. Vatandaşlar, artık ev satın alamıyor. Bu yüzden vatandaşların kiraya çıkma talebi arttı, haliyle ev sahipleri de kira fiyatlarına zam istiyor” dedi.
]]>SAKARYA – 9 Mart 1913 tarihinde Adapazarı İslam Ticaret Bankası adıyla kurulan ve daha sonra adı Türk Ticaret Bankası olarak değiştirilen kurumun yapısı, 111 yıl aradan sonra Adapazarı Ticaret Müze’si olarak kapılarını açtı.
Adapazarı’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 103’üncü yılı çeşitli etkinliklerle kutlandı. Etkinlikler, Ağa Camii’nden Orhan Camii’ne 21 Haziran anısına kortej yürüyüşü gerçekleştirildi. Mehteran ekibinin eşlik ettiği yürüyüşte vatandaşlara karanfil hediye edildi. Kurtuluş Korteji ve Mehteran Gösterisinin ardından 13.45’de Tarihi Orhan Camii’nde sela, bayrak asımı ve ikramlar yapıldı. Ayrıca 9 Mart 1913 tarihinde Adapazarı İslam Ticaret Bankası adıyla kurulan ve daha sonra adı Türk Ticaret Bankası olarak değiştirilen kurumun yapısı, 111 yıl aradan sonra Adapazarı Belediyesi’nin katkılarıyla Adapazarı Ticaret Müze’si olarak törenle açıldı. Törende konuşan Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, Adapazarı’nın düşman işgalinden kurtuluşuna değinerek zafer gününde Adapazarı Ticaret Müze’sinin de açılmasının büyük bir guru kaynağı olduğunu vurguladı.
“Her bir eşya Adapazarı’nın ticaret ruhunu bizlere gösterecektir”
Törende konuşan Adapazarı Belediye Başkanı Mutlu Işıksu, “Adapazarı tarih boyunca ticaretin ve kültürel zenginliklerin buluştuğu bir şehir olmuştur. Bugün bu zengin mirasın en değerli sembollerinden biri olan Adapazarı İslam Ticaret Bankası’nın restore edilen tarihi binasında buluşuyoruz. Bu bina sadece bir yapı değil, geçmişin hatıraları, ticaretin izleri ve yarınlara ışık tutan bir hazine niteliğindedir. Adapazarı İslam Ticaret Bankası 1913 yılında ekonomik esarete karşı bir direnişle büyük bir gayret ve büyük bir özveriyle kurulmuştur. Kurucuları arasında yer alan değerli isimleri minnetle yad ediyoruz. Türkiye’nin ilk özel bankası olan Adapazarı İslam Ticaret Bankası’nın tarihi binası şimdi Adapazarı Ticaret Müzesi olarak yeni bir kimlik kazanıyor. Bu müze sadece bir sergi alanı değil aynı zamanda geçmişin değerlerini geleceğe taşıyan, genç nesillere ilham veren ve ticaretin ruhunu yaşatan bir merkez olacaktır. Ayrıca Türk Ticaret Bankası’nın da katkılarıyla bu müze, ekonomik tarihimizin ve ticaret kültürümüzün en değerli örneklerini barındırarak ziyaretçilerine eşsiz bir deneyim sunacaktır. Bu tarihi bina Adapazarı’nın zengin ticaret geçmişini ve kültürel mirasını daha da geniş bir perspektifle yansıtacaktır. Burada sergilenecek olan her bir eser Adapazarı’nın ticaret tarihine tanıklık eden şehrimizin ekonomik ve kültürel gelişimine katkı sağlayan kıymetli hatıralardır. Her bir eşya Adapazarı’nın ticaret ruhunu bizlere gösterecektir” dedi.
“1913 yılında burada atılmış olan adım ekonomik bağımsızlığımıza giden ilk adımdır”
Sakarya Valisi Yaşar Karadeniz, “Müze aslında bizim 1 asır önce siyasi bağımsızlığımızın kazanmanın yanında ekonomik bağımsızlığımızın da kazanma yolundaki atılan ilk adımlardan birisidir. Bu açıdan oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Zira bildiğiniz gibi ülkemiz hem işgal edilmişti 1918’den sonra hem de ekonomik olarak zaten birçok yapılmış olan uluslararası anlaşmalarla ekonomik birçok imkanlar yabancıların elindeydi. Artı ülkemizde yaşayan azınlıklar da bu diğer vatandaşlarımıza göre, Müslüman tebaaya göre çok daha farklı imkanlara sahiptiler. İşte bu süreçte 1913 yılında burada atılmış olan adım ekonomik bağımsızlığımıza giden ilk adımdır” diye konuştu.
]]>KONUT SATIŞLARI MAYIS AYINDA YÜZDE 2,4 AZALDI
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2024 yılı Mayıs ayı ‘Konut Satış istatistikleri’ verisini açıkladı. Buna göre, ülke genelinde konut satışları bir önceki yıla göre yüzde 2,4 azalırken, bir önceki aya göre yüzde 46,3 arttı. Türkiye genelinde Mayıs ayında 110 bin 588 konut satıldı. Bir önceki ay 75 bin 569 konut satılmıştı.
Konut satış sayısının en fazla olduğu iller sırasıyla 18 bin 814 ile İstanbul, 9 bin 861 ile Ankara ve 6 bin 306 ile Antalya olurken, en az olduğu iller sırasıyla 37 ile Bayburt, 46 ile Ardahan ve 60 ile Hakkari oldu.
Konut satışları Ocak-Mayıs döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,4 azalışla 465 bin 761 olarak kaydedildi.
EN ÇOK SAYIDA KONUT SATIŞININ YAPILDIĞI İLLER
En çok sayıda konut satışının gerçekleştiği iller; İstanbul, Ankara, Antalya, İzmir, Bursa, Mersin, Gaziantep, Balıkesir, Tekirdağ, Adana, Konya, Kocaeli, Kayseri, Şanlıurfa, Aydın, Samsun, Sakarya, Diyarbakır, Manisa, Eskişehir, Muğla, Denizli, Yalova, Hatay, Çanakkale, Kahramanmaraş, Elazığ, Mardin, Erzurum, Afyonkarahisar olarak kaydedildi.
İPOTEKLİ KONUT SATIŞLARI 9 BİN 909 OLARAK GERÇEKLEŞTİ
Türkiye genelinde ipotekli konut satışları Mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 63,9 azalış göstererek 9 bin 909 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 9 olarak gerçekleşti. Ocak-Mayıs döneminde gerçekleşen ipotekli konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 58,7 azalışla 44 bin 602 oldu.
Mayıs ayındaki ipotekli satışların 2 bin 316’sı; Ocak-Mayıs dönemindeki ipotekli satışların ise 10 bin 629’u ilk el satış olarak gerçekleşti.
İPOTEKLİ SATIŞ TÜRÜ KAYDINDA EN ÇOK SAYIDA EL DEĞİŞTİREN İLLER
İpotekli satış türü kaydında en çok sayıda el değiştirme, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Tekirdağ, Kocaeli, Antalya, Gaziantep, Manisa, Kayseri, Denizli, Mersin, Samsun, Eskişehir, Adana, Balıkesir, Diyarbakır, Aydın, Konya, Sakarya, Çanakkale, Muğla, Ordu, Erzurum, Kırıkkale’de belirlendi.
DİĞER SATIŞ TÜRLERİ SONUCUNDA 100 BİN 679 KONUT EL DEĞİŞTİRDİ
Türkiye genelinde diğer konut satışları Mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 17,3 artarak 100 bin 679 oldu. Toplam konut satışları içinde diğer satışların payı yüzde 91,0 olarak gerçekleşti. Ocak-Mayıs döneminde gerçekleşen diğer konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 12,6 artışla 421 bin 159 oldu.
DİĞER SATIŞLAR
Diğer türde satışların en yüksek olduğu iller; İstanbul, Ankara, Antalya, İzmir, Bursa, Mersin, Gaziantep, Balıkesir, Adana, Konya, Tekirdağ, Kocaeli, Şanlıurfa, Kayseri, Aydın, Sakarya, Samsun, Diyarbakır, Manisa, Eskişehir, Muğla, Yalova, Denizli, Hatay, Elazığ, Mardin, Kahramanmaraş, Çanakkale, Erzurum, Afyonkarahisar olarak bildirildi.
İLK EL KONUT SATIŞ SAYISI 35 BİN 558 OLARAK GERÇEKLEŞTİ
Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı Mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 3,3 artarak 35 bin 558 oldu. Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışının payı yüzde 32,2 oldu. İlk el konut satışları Ocak-Mayıs döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 1,8 artışla 147 bin 899 olarak gerçekleşti.
İKİNCİ EL KONUT SATIŞLARINDA 75 BİN 30 KONUT EL DEĞİŞTİRDİ
Türkiye genelinde ikinci el konut satışları Mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,9 azalış göstererek 75 bin 30 oldu. Toplam konut satışları içinde ikinci el konut satışının payı yüzde 67,8 oldu. İkinci el konut satışları Ocak-Mayıs döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5,6 azalışla 317 bin 862 olarak gerçekleşti.
YABANCILARA MAYIS AYINDA 2 BİN 64 KONUT SATIŞI GERÇEKLEŞTİ
Yabancılara yapılan konut satışları Mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 34,8 azalarak 2 bin 64 oldu. Mayıs ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,9 olarak gerçekleşti. Yabancılara yapılan konut satış sayısının en fazla olduğu iller sırasıyla 797 ile Antalya, 668 ile İstanbul ve 164 ile Mersin oldu. Yabancılara yapılan konut satışları Ocak-Mayıs döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 45,8 azalarak 9 bin 21 oldu.
Ülke uyruklarına göre en çok konut satışı Rusya Federasyonu vatandaşlarına yapıldı.
Mayıs ayında ülke uyruklarına göre en fazla konut satışı sırasıyla 437 ile Rusya Federasyonu, 207 ile İran ve 171 ile Ukrayna vatandaşlarına yapıldı.
]]>AA muhabirinin, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) yıllık doğal gaz raporundan derlediği verilere göre, Türkiye’nin Karadeniz’deki doğal gaz keşfi üretime yansımaya başladı.
Buna göre, yurt içinde toptan satış lisansı sahibi 8 şirket doğal gaz üretme yetkisine sahip bulunuyor.
Söz konusu şirketler tarafından geçen yıl üretilerek sisteme verilen doğal gaz miktarı, 2023’te önceki yıla göre yüzde 113 artarak 807,3 milyon metreküpe yükseldi. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Thrace Basin Natural Gas Corporation Türkiye ve Park Place Energy Limited en fazla üretim yapan şirketler olarak öne çıktı. Türkiye’nin doğal gaz üretimi 2019’da 473,9 milyon metreküp, 2020’de 441,3 milyon metreküp, 2021’de 394,4 milyon metreküp ve 2022’de 379,8 milyon metreküp olarak kayıtlara geçmişti.
EPDK raporunda, “Bu artışın önemli bir kısmı Karadeniz Sakarya Gaz Sahasında keşfi yapılan doğal gazın Eylül 2023 itibarıyla üretilerek sisteme verilmeye başlanmasından kaynaklanmıştır.” ifadesi kullanıldı.
EN AZ ÜRETİLEN İL 4 BİN METREKÜPLE HATAY OLDU
Lisans sahibi şirketlerce satışa sunulan gazın üretiminin yapıldığı illerde, ilk sırada 337,8 milyon metreküple Karadeniz gazının ön plana çıktığı Zonguldak yer aldı.
Zonguldak’ı 243,3 milyon metreküple Tekirdağ, 108,7 milyon metreküple Kırklareli, 55,9 milyon metreküple Düzce ve 55,9 milyon metreküple İstanbul izledi.
Üretim yapılan 10 ilde en az doğal gaz katkısının sisteme sunulduğu şehir ise 4 bin metreküple Hatay oldu.
Türkiye’de EPDK’den toptan satış lisansı alan şirketler, TPAO, Arar Petrol Ve Gaz Arama Üretim Pazarlama Anonim Şirketi, Park Place Energy Limited, Thrace Basin Natural Gas Corporation Türkiye, Petrogas, Atlı Makina İnşaat Nakliyat Madencilik Turizm Doğal Enerji Kaynakları Üretim Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Marsa Turkey B.V. ve Transatlantic Petroleum Ham Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim Anonim Şirketi olarak kayıtlara geçti.
SAKARYA GAZ SAHASI’NDA ÇALIŞMALAR DEVAM EDİYOR
Rapora göre, geçen yıl üretilen doğal gaz, üretim bölgelerinde bulunan sınai ve ticari kuruluşlara, dağıtım şirketlerine, ithalatçı şirketlere, toptan satış şirketlerine ve kuyu başından sıkıştırılmış doğal gaz lisansı sahibi şirketlere sunuldu.
Yaklaşık 10 bin kilometrekarelik bir alan olan Sakarya Gaz Sahası’nda üretim yapılan kısım 2 bin 200 kilometrekareden oluşuyor. Toplam sahanın yüzde 25’inde keşif yaparak üretime başlayan Türkiye, bölgede çalışmalarını sürdürüyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar da 19 Nisan’da yaptığı açıklamada, Karadeniz’de Sakarya Gaz Sahası’nda doğal gaz üretimini artırmaya yönelik çalışmaların sürdüğünü ve günlük doğal gaz üretiminin mayıs ayı gibi 5 milyon metreküpe çıkmasının hedeflendiğini belirterek, “Bu sahada çok farklı lokasyonlarda rezervi yükseltecek yeni keşifler gelebilir.” ifadesini kullanmıştı.
Son olarak 24 Mayıs’ta konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Bayraktar, Sakarya Gaz Sahası’nda Göktepe-1 ve Göktepe-2 kuyusunda yürütülen sondaj faaliyetleri kapsamında temmuzda yeni keşif haberi vermeyi umduklarını belirtmişti.
]]>Arslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada,Türkiye’nin Sırbistan ile ticaretinde net ihracatçı olduğunu belirterek, iki ülke arasındaki dış ticaret hacminin 2017 yılında 1 milyar dolar barajını aştığını, 2022 yılında ise 2,3 milyar dolar seviyesine yükseldiğini ifade etti.
Geçen yıl dış ticaret hacminin bir önceki yıla göre yüzde 5,3’lük düşüş yaşayarak 2,2 milyar dolar olduğunu anımsatan Arslan, “Nisan 2023 ile Mart 2024 döneminde Türkiye’nin Sırbistan’a ihracatı 1.560 milyon dolar olurken Türkiye’nin Sırbistan’dan ithalatı ise 726 milyon dolar oldu.” diye konuştu.
Arslan, iki ülke arasında ticaret hacmini büyütmek için önemli fırsatların bulunduğunu kaydederek, “100’üncü yılını geride bırakarak ikinci yüzyılına güçlü bir adım atan Türkiye, siyasal ve ekonomik istikrarı, üretimdeki gücü, stratejik konumu ve vizyoner yatırımcılarıyla geleceğe güvenle bakıyor.” ifadelerini kullandı.
HEDEF 5 MİLYAR DOLARLIK TİCARET HACMİ
Orta Vadeli Program ve 12’nci Kalkınma Planı ile ekonomik anlamda sağlam adımlar atan Türkiye’nin son dönemde yatırım çekmek ve iş ortamını geliştirmek için atılımlar yapan Sırbistan’la güçlü bir ticaret hacmi oluşturmaya hazır olduğunu belirten Arslan, şunları aktardı:
“Aynı şekilde Türkiye’nin üretimdeki gücü, genç ve nitelikli insan kaynağı, gelişmiş teknolojik altyapısı, yatırımcı dostu ticari ortamı Sırp yatırımcılar açısından yeni imkanlar sunuyor. Bu fırsatlar doğrultusunda, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye Yüzyılı’nda, iki ülke için ortaya koyduğu 5 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine ulaşacağımıza canı gönülden inanıyoruz.”

“SIRBİSTAN’DA 1000 TÜRK FİRMAMIZ YAKLAŞIK 10 BİN KİŞİYE İSTİHDAM SAĞLIYOR”
Osman Arslan, Türkiye ve Sırbistan arasındaki ekonomik ilişkilerin daha da güçlenmesinin sadece iki ülkenin değil, aynı zamanda bölgesel istikrarın ve refahın artmasına da katkı sağlayacağına işaret etti.
Gerek Halk Bankası’nın verdiği finansal destekler gerekse DEİK Türkiye-Sırbistan İş Konseyi’nin yürüttüğü ticari diplomasi faaliyetleriyle üzerlerine düşen görevi bu alanda gerçekleştirdiklerini aktaran Arslan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Ülkelerimiz açısından ticari kapasitenin geliştirilmesinin sadece Türkiye ve Sırbistan açısından değil, bölgede yaşayanların birbirleriyle entegrasyonu açısından çok stratejik ve kıymetli olduğuna inanıyorum. Buradan hareketle Türkiye ve Sırbistan özel sektör temsilcilerinin üçüncü ülkelere de örnek bir iş birliği içerisinde olmasını arzu ediyorum.”
Arslan, Balkanlar ve Avrupa arasında bir kavşak görevi gören stratejik konumu ile ticaret ve transit geçiş açısından potansiyel avantajlara sahip Sırbistan’ın Avrupa pazarında önemli hedefleri olan şirketler ve yatırımcılar açısından ilgiyle takip edildiğine dikkati çekerek, “Halk Bankası olarak Sırbistan’da bulunmamızın oluşturduğu sinerji, Türkiye’den gelecek firmaların Sırbistan’da yatırım yapma iştahını artırıyor. Sırbistan’da 1000 Türk firmamız yaklaşık 10 bin kişiye istihdam sağlıyor.” dedi.
“YATIRIMLARIN TOPLAM DEĞERİ SON 10 YILDA 1 MİLYON DOLARDAN 400 MİLYON DOLARA YÜKSELDİ”
Osman Arslan, Sırbistan’ın özellikle bilişim ve mühendislik gibi sektörlerde iyi eğitimli ve vasıflı bir iş gücüne sahip olmasının da teknoloji ve mühendislik alanında yatırım yapmayı planlayan şirketlere önemli avantajlar sağladığını dile getirdi.
Türkiye olarak Sırbistan’daki yatırımların toplam değerinin son 10 yılda 1 milyon dolardan 400 milyon dolara yükseldiğini belirten Arslan, “Son yıllarda müteahhitlik firmalarımızın faaliyetlerinde de artış yaşanıyor. Bu alanda faaliyet gösteren firmalarımız, 57 adet proje ile yaklaşık 1 milyar dolarlık iş hacmine sahip.” açıklamasını yaptı.
Arslan, TCMB verilerine göre, 2022 yılında Türkiye’nin Sırbistan’da stok yatırım tutarının 307 milyon dolar seviyesinde olurken öne çıkan yatırımların tekstil sektöründen gerçekleştiğini ifade etti. Arslan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Otomotiv, makinalar, sağlık ve enerji sektörleri yatırımların yoğunlaştığı diğer sektörlerdir. Türk müteahhit firmalarının Belgrad-Sarajevo otoyolu başta olmak üzere inşaat yatırımlarının yanı sıra yenilenebilir enerji sektöründe de ortak proje fırsatları bulunuyor. Geçtiğimiz günlerde Ticaret Bakan Yardımcımız Mahmut Gürcan ile Belgrad Büyükelçimiz Hami Aksoy’un katılımlarıyla gerçekleştirdiğimiz Türkiye-Sırbistan Yuvarlak Masa toplantısında da değinildiği üzere EXPO 2027’nin Sırbistan’da düzenlenecek olması Türk firmalarımız açısından da önemli bir fırsat oluşturuyor.”
]]>Bankalararası Kart Merkezi (BKM) Mayıs ayı verilerini açıkladı. Buna göre, 1,6 milyar adet kartlı işlem sonucunda 1,3 trilyon TL ödeme işlemi gerçekleşti. Mağaza içi yapılan her 5 kartlı ödemeden 4’ü temassız gerçekleşti. İnternetten Kartlı Ödeme 374,3 milyar TL oldu.
KART SAYILARI GELİŞİMİ
Mayıs ayı itibarıyla Türkiye’de kredi kartı sayısı 123,1 milyon, banka kartı sayısı 191,6 milyon ve ön ödemeli kart sayısı 94,8 milyon adet oldu. 2023 yılının Mayıs ayı ile kıyaslandığında kredi kartı adedinde yüzde 15’lik, banka kartı adedinde yüzde 8’lik, ön ödemeli kart adedinde ise yüzde 21’lik artış yaşandı. Toplam kart sayısı ise 409,5 milyon adede ulaşarak geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13 artış gösterdi.
KARTLI ÖDEME TUTARI GELİŞİM
Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlar ile Mayıs ayında yapılan toplam ödeme tutarı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 103 artarak 1.273 milyar TL oldu. Kartlı ödemelerin 1.072,9 milyar TL’si kredi kartları ile yapılırken 176,7 milyar TL’sinde banka kartları, 23,4 milyar TL’sinde ise ön ödemeli kartlar kullanıldı. Kredi kartı ile yapılan ödemelerde önceki yılın aynı dönemine göre büyüme oranı yüzde 111, banka kartı ile yapılan ödemelerde yüzde 64 olurken ön ödemeli kartlar ile yapılan ödemelerde ise bu oran yüzde 129 oldu.
KARTLI ÖDEME İŞLEM ADEDİ GELİŞİMİ
Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlar ile Mayıs ayında yapılan toplam ödeme adedi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 22 artarak 1,58 milyar adet oldu.
Kartlı ödemelerin 897,7 milyon adedi kredi kartları ile yapılırken 569,2 milyon adedinde banka kartları, 118 milyon adedinde ise ön ödemeli kartlar kullanıldı. Kredi kartları ile yapılan ödeme adetlerinde büyüme oranı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25, banka kartları ile yapılan ödeme adetlerinde yüzde 13 olurken ön ödemeli kartlar ile yapılan ödeme adetlerinde ise bu oran yüzde 46 oldu.
İNTERNETTEN KARTLI ÖDEME TUTARI GELİŞİMİ
İnternetten kartlı ödemeler, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 108 artarak 374,3 milyar TL’ye yükseldi. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı ise yüzde 29 oldu.
İnternetten kartlı ödeme adedi gelişimi
İnternetten kartlı ödeme adedi, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 20 artarak 230 milyon adede yükseldi. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı ise yüzde 15’dir.
TEMASSIZ ÖDEME GELİŞİMİ
Kartlarla yapılan temassız ödeme adedi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 33 artarak 1.028,2 milyon adet oldu. Temassız ödeme tutarı ise geçen yılın aynı dönemine yüzde 137 artarak 377,6 milyar TL oldu. Mayıs ayında mağaza içi yapılan her 5 kartlı ödemeden yaklaşık 4’ü temassız gerçekleşti.
]]>ALTIN, BAKIR VE GÜMÜŞÜ 3’E KATLADI
İklim değişikliğinin etkisiyle hükümetler nükleer santrallerin ürettiği karbonsuz enerjiye yeniden ilgi duyarken Rusya- Ukrayna savaşı nedeniyle Rus enerjisine alternatif arayışları da nükleer enerjiye olan ilgiyi artırdı. Nükleer enerjiye dönüş ise uranyum fiyatlarını tırmandırdı. Uranyum fiyatları son 5 yılda yüzde 233 yükseldi. Böylece uranyumun kazancı altın, gümüş ve bakırı 3’e katladı.
ŞİRKETLERİN HİSSELERİ DE UÇTU
Uranyum fiyatlarındaki artış borsada işlem gören şirketlerin hisselerine de yansıdı. Dünyanın en büyük uranyum üreticisi olarak Kazakistan’ı geride bırakması beklenen Kanada’daki uranyum şirketlerinin çoğu son 4 yılda yüzde 400’den fazla artış gösterdi. Kanada’nın Saskatchewan eyaletinde uranyum arayışları süren ve yeni kurulan NexGen Energy adlı madencilik şirketi 2028 yılına kadar satış yapmayı beklememesine rağmen şirketin piyasa değeri neredeyse 4 milyar dolara ulaştı. Şirketin piyasa değerinin artmasında Saskatchewan’ın Athabasca Havzası’ndaki toprakların mineral oranının yüksekliği etkili oluyor. Toprak o kadar çok mineralle dolu ki, NexGen’inki de dahil olmak üzere bazı madenlerde uranyumun satılmadan önce seyreltilmesi gerekiyor. Toronto’daki Scotiabank’ta madencilik analisti olan Orest Wowkodaw’un tahminine göre NexGen madeni tüm küresel arzın yüzde 13’ünü oluşturacak.
ARZ- TALEP DENGESİZLİĞİ CAZİBESİNİ ARTIRIYOR
Uranyum işinin cazibesinin büyük bir kısmı arz ve talebin dengesiz olmasından kaynaklanıyor. Çin, Hindistan, Japonya, ABD ve Avrupa’dan metale olan talep, madencilerin topraktan çıkarabileceğinden çok daha hızlı bir şekilde artıyor. Sektöre veri sağlayan TradeTech’in başkanı Treva Klingbiel’in tahminine göre 2030’lara kadar talep arzı yılda 100 milyon pounddan fazla aşabilir. Rusya’nın izolasyonu ise arz açığını daha da arttırıyor. Avrupa ülkeleri elektrik santrallerinin çoğunu besleyen Rus doğalgazının yerine alternatif yakıtlar bulmak için çabalamakla kalmıyor, aynı zamanda ham ve zenginleştirilmiş uranyum için de Rusya’ya bel bağlamış durumda.
DÜNYA GENELİNDE 61 NÜKLEER ENERJİ SANTRALİ İNŞAA EDİLİYOR
Bugün dünya genelinde 61 nükleer enerji santrali inşa halindeyken yaklaşık 90 tanesi planlama aşamasında ve 300’den fazlası da teklif edilmiş durumda. Hatta yıllar önce kapatılmış olan eski santrallerin yeniden açılması için de bir çaba var. Yeni reaktörler devreye girdikçe, dünyanın ilave uranyum cevherine olan ihtiyacı da artıyor. Ancak bu patlamanın geçmişte olduğu gibi iflas etme riski de bulunuyor.
“TEST ETMEK İÇİN GEREKEN ŞEY ÖLÜMCÜL BİR KAZA”
Nükleer enerjiye yönelik yeni keşfedilen hevesi ciddi bir şekilde test etmek için tek gereken şeyin başka bir ölümcül kaza olduğu belirtiliyor. Diğer bir yandan radyoaktif atıkların nasıl ve nerede bertaraf edileceğine dair soru işaretleri de bir dizi inşa girişiminin önündeki en önemli zayıflık olmaya devam ediyor.
]]>İBB MECLİSİ’NDE PEK ÇOK KALEME ZAM
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Meclisi haziran ayı üçüncü birleşimi, Meclis 1. Başkanvekili Nuri Aslan başkanlığında Saraçhane’deki belediye binasında yapıldı. Mecliste, İBB iştirak şirketi İSPARK tarafından işletilen otoparkların ücretlerine yüzde 50’ye varan oranda zam yapılması teklifi görüşüldü.
İSPARK ÜCRETLERİ YÜZDE 35 ZAMLANDI
Zam teklifi kapsamında, kapalı katlı otoparklar ve açık otoparklar ile yol kenarı otoparklarında; Beşiktaş, Beyoğlu, Fatih, Kadıköy, Şişli, Üsküdar, Ataşehir, Bakırköy, Beykoz, Bayrampaşa, Bahçelievler, Eyüpsultan, Güngören, Kartal, Kağıthane, Maltepe, Pendik, Sarıyer, Zeytinburnu, Tuzla ve Ümraniye’de araçlar için 1 saate kadar otopark ücretinin yüzde 35 zamla 52 liradan 70 liraya yükseltilmesi istendi.
Bu ilçelerde, 1-2 saat arası otopark ücretinin 66 liradan 90 liraya, 2-4 saat arası ücretin yüzde 50 zamla 73 liradan 110 liraya, 4-8 saat arası ücretin 101 liradan 135 liraya, 8-12 saat arası ücretin 134 liradan 180 liraya ve 12-24 saat arası ücretin de 202 liradan 270 liraya yükseltilmesi talep edildi.
Teklifte kapalı katlı, açık otopark ile yol kenarı otoparklarda; Adalar, Arnavutköy, Avcılar, Bağcılar, Başakşehir, Beylikdüzü, Büyükçekmece, Çatalca, Çekmeköy, Esenler, Esenyurt, Gaziosmanpaşa, Küçükçekmece, Sancaktepe, Silivri, Sultangazi, Sultanbeyli ve Şile ilçelerinde ise 36 lira olan 1 saatlik park ücretinin 50 liraya çıkarılması gerektiği belirtildi.
Bu ilçelerde, 1-2 saat arası ücretin 45 liradan 60 liraya, 2-4 saat arası ücretin 58 liradan 80 liraya, 4-8 saat arası ücretin 73 liradan 100 liraya, 8-12 saat arası ücretin 112 liradan 150 liraya, 12-24 saat arası ücretin ise 146 liradan 195 liraya yükseltilmesi istendi.
ORMAN, KORU VE MESİRE ALANLARINA GİRİŞLER DE ZAMLANDI
Orman, koru ve mesire alanlarına giriş ücretlerine de artış talep edildi. Buna göre giriş ücretinin otomobiller için 104 liradan 141 liraya, minibüs-kamyonet-panelvan için 298 liradan 403 liraya, midibüs için 524 liradan 708 liraya, otobüs-kamyon için 1050 liradan 1418 liraya, motosiklet için de 69’dan 94 liraya çıkarılması istendi. Mecliste yapılan oylamada, İSPARK otopark ücretlerine zam teklifi, AK Parti’nin “hayır” oyuna karşı CHP’li üyelerin oylarıyla kabul edildi.
İSPARK’ın yeni ücret tarifesinin onaylandıktan sonra yürürlüğe gireceği belirtildi. İSPARK otopark ücretlerine en son 11 Ekim 2023’te yüzde 57’e varan oranlarda zam yapılmıştı.
ÖĞRENCİ YURTLARINA YÜZDE 50 ZAM
Meclis’te, İBB Mali Hizmetler Daire Başkanlığı Gelirler Şube Müdürlüğünün 2024 yılı revize ücret tarifesi görüşüldü. Teklifte, yükseköğrenim öğrenci yurtlarında aylık 1300 lira olan ücretin, yüzde 50 artışla 1950 liraya yükseltilmesi istendi. Meclis’te yapılan oylamada, İBB öğrenci yurtları ücretlerine zam teklifi, AK Parti’nin “hayır” oyuna karşı CHP’li üyelerin oylarıyla kabul edildi. Zam, 1 Eylül 2024 tarihi itibarıyla geçerli olacak. İBB’nin öğrenci yurtlarına en son 13 Eylül 2023’te yüzde 36,84 zam yapılmıştı.
]]>???????Şirketten yapılan açıklamaya göre, 2022’deki ilk araştırma gibi yine “Method Research Company” ile gerçekleştirilen yeni araştırma, bireylerin hastane tercihi, yaşam tarzı, hastalıklar, koruyucu sağlık hizmetleri kullanımı, sağlık bilgisine erişim ve gelecek beklentileri hakkındaki görüşlerini ortaya koyuyor.
Türkiye’nin çeşitli illerinde yaşayan, farklı demografik özelliklere sahip, 18-65 yaş arasındaki 400’den fazla kadın ve erkek ile yüz yüze yapılan görüşmelerden elde edilen araştırma sonuçları, Siemens Healthineers Türkiye Görüntülemeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ertan Cömert ve Türk Radyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Can Çevikol’un katılımıyla gerçekleştirilen basın toplantısında paylaşıldı.
Toplantıda şirketin sağlık okuryazarlığını artırmayı amaçladığı projelerini tek çatı altında toplayan “Bilmende Fayda Var” platformu da Kurumsal İletişim Direktörü Nesrin Kalay Bozpınar tarafından tanıtıldı.
Yüzde 55’lik kesimin ilk tercihi devlet hastanesi
Siemens Healthineers Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Raporu’na göre Türkiye’de kendini sağlıklı görenlerin oranı yüzde 64. Bu oran 2022’deki ilk araştırmada yüzde 71 seviyesindeydi. Araştırmaya göre bireylerin öncelikli sağlık merkezi tercihi yine devlet hastanesinden yana. Yüzde 55’lik kesimin ilk tercihi devlet hastanesi, bunu yüzde 25 ile özel hastaneler izledi.
Devlet hastanelerinin tercih edilme oranı 2022’deki araştırmada yüzde 61 özel hastanelerin tercih edilme oranı ise yüzde 22 çıkmıştı. Tercih dağılımında üniversite hastanelerinin ve sağlık ocaklarının oranı ise yüzde 10 seviyesinde çıktı.
Araştırmaya göre halkın yüzde 75’i kronik hastalıklarının farkında değil. Farkında olanlar en çok yüksek tansiyon, diyabet, astım ve tiroid/guatr hastalıklarına sahip.
“Check-up yaptırmıyorum” diyenlerin oranı yüzde 78 çıkarken, düzenli check up’a gidenlerin kontrollerini ortalama 3,5 yılda bir yaptırdığı belirlendi.
Araştırmada dikkat çeken sonuçlardan biri de mamografi çektirme oranı. 2022’deki araştırmada düzenli mamografi kontrolü yaptıranların oranı yüzde 36 iken bu yıl bu oran yüzde 23’e geriledi. 30 yaş üzeri kadınların yüzde 77’si hiç mamografi çektirmediğini belirtirken, yüzde 74’ü mamografi çektirmemelerine gerekçe olarak “İhtiyaç duymadım” yanıtını verdi.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Türk Radyoloji Derneği Başkanı ve Akdeniz Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Can Çevikol hem kamuda hem de özel sektörde yıllardır meme kanseri farkındalığına yönelik çalışmalar ve kampanyalar yapıldığını belirtti.
Çevikol, “Bu çalışmalara rağmen yüzde 77’lik kesimin hayatında hiç mamografi çektirmemiş olması, ülkemizdeki en yaygın hastalıklardan meme kanserinde erken tanı ve tedavi için engel teşkil ediyor. Kanser tedavilerinden haberdar olmayanların yüksek oranda olması da dikkat çekici. Bireylerin sağlıkla hayatlarına devam edebilmeleri ve sağlık sistemimizdeki yükün azaltılması için halkımızdaki farkındalığın ve sağlık okuryazarlığı oranının artırılması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
“Avrupa’da her iki ölüm nedeninden birisi nörovasküler ve kardiyovasküler hastalıklar”
Rapora göre katılımcıların sahip oldukları ya da atlattıkları kalp krizi, metabolik hastalıklar, karaciğer yağlanması gibi hastalıklarda önemli artış görülmedi. Buna karşın nörolojik hastalıkların oranı yüzde 7’ye yükseldi. Bu oran 2022’deki ilk araştırmada yüzde 3 seviyesindeydi.
Prof. Dr. Can Çevikol, Hem dünyada hem de ülkemizde, son yıllarda özellikle nörovasküler, kardiyovasküler ve kanser hastalıklarında artış gözlemlediklerini aktararak şöyle devam etti:
“Avrupa’da her iki ölüm nedeninden birisi nörovasküler ve kardiyovasküler hastalıklar. Bu artışı, kişilere özel genetik ve çevresel sebeplerin yanında nüfusun yaşlanmasına bağlayabileceğimiz gibi, düzenli sağlık kontrollerinin yaptırılmamasına ve kişilerin yaşam tarzlarına da bağlayabiliriz. Araştırma sonuçlarından halkımızın check-up yaptırma oranının ve spor alışkanlığının oldukça düşük olduğunu, stres seviyesinin yüksek seyrettiğini, neredeyse yarısının sigara içtiğini ve bu oranların 2022’ye göre artış gösterdiğini görüyoruz. TÜİK verileriyle karşılaştırıldığımızda da çıkan sonuçlar benzerlik gösteriyor. Tüm bu konular özellikle nörovasküler, kardiyovasküler ve kanser hastalıklarının artışında önemli rol oynuyor. Halkımızın sağlık konusundaki farkındalığının düşük olması, erken tanı ve tedavi için büyük engel teşkil ediyor”.”
Radyolojide radyasyon dozu bilinmiyor
Katılımcıların yüzde 68’i radyoloji hizmetleri ile ilgili bilgileri doktor ve hemşireden, yüzde 34’ü internetten, yüzde beşi ise sosyal medyadan edindiğini belirtti. Tomografide cihaz markasına göre radyasyon dozunun değişiklik gösterdiğini, on kişiden dokuzu bilmiyor. Yüzde 43’lik kesim, doz farkı hakkında bilgilendirildiğinde tercihlerinin değişeceğini belirtti.
Siemens Healthineers Görüntülemeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ertan Cömert de Ülkemizde görüntüleme sistemlerinde yapılan çekim sayısının OECD ülkelerine göre yüksek olduğunu halkın büyük bir kısmının radyoloji konusundaki bilgisinin yetersiz kaldığını aktardı.
Çömert, “Örneğin katılımcıların yüzde 85’i MR cihazlarında radyosyona maruz kaldığını zannediyor, ancak MR cihazları tomografi cihazlarının aksine radyasyon kullanmaz. Tomografide ise hastanın maruz kaldığı radyasyon dozu oldukça önemli, ancak halkımız doz konusunda bilgi sahibi değil. Sağlık Bakanlığı bu anlamda halk sağlığını koruma konusunda oldukça titiz çalışarak, uygulama dozlarının düşük tutulmasını sağlıyor, uygulama dozunu her çekimde hasta başına kayıt altına alıyor ve takip ediyor.” ifadelerini kullandı.
Günümüzde yeni nesil, yapay zeka kullanan cihazların hem hastalar hem de sağlık profesyonelleri için tüm süreci ciddi ölçüde rahattığına işaret eden Cömert sözlerini şöyle tamamladı:
“Biz, ‘Sağlık sektöründe çığır açan yeniliklere öncülük ediyoruz. Herkes için. Her yerde’ diyerek bakıma erişimi artırmayı temel hedeflerimizden biri olarak belirledik. Görüntüleme teknolojilerinde düşük radyasyon dozu, yüksek çözünürlük ve hasta konforu odağında cihazlar geliştiriyoruz. Radyoloji alanında düşük dozla kullanım olanağı sunan görüntüleme cihazlarına dünya genelinde erişimi artırmak, üzerinde önemle durduğumuz konulardan biri. Özellikle bilgisayarlı tomografi gibi radyasyon temelli alanlarda ve pediyatride düşük doz en önemli önceliklerimiz arasında.”
]]>ÇALIŞMA ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, “Kısa Çalışma Ödeneği’nden yararlanmak için gereken; son 3 yılda 600 gün prim ödeme şartını 450’e güne düşürdük. Uygulamanın sigortalı bakımından 4 haftadan kısa olabilmesinin istisnalarını düzenledik. Yaptığımız bu düzenlemelerle her şart ve koşulda işverenlerimiz ve çalışanlarımız arasındaki dengeyi koruyarak hareket ettiğimizi de belirtmek isterim” dedi.
Bakan Işıkhan, Çalışma Genel Müdürlüğü tarafından bakanlıkta düzenlenen 1’inci Sektör Buluşması Programı’na katıldı. Işıkhan, çeşitli sektör temsilcilerinin yer aldığı toplantıda gerek içeride gerekse dışarıda yaşanan birçok sorun ve engele rağmen, ‘Türkiye Yüzyılı’ yürüyüşünü emin adımlarla sürdürmenin gayreti içerisinde olduklarını belirterek, “Elbette bu vizyonun başarılı bir şekilde hayata geçirilmesini sağlayacak en önemli araç, ekonomik kalkınma ve üretim sürecidir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde; yatırım, üretim, istihdam ve ihracat temel unsurlarıyla inşa edilmiş yerli ve milli bir ekonomik büyüme modeli bu sürecin teminatı olacaktır. Ülkemizin çeyrek asra yaklaşan büyüme yolculuğunu bugünlere taşıyan da bu bakış açısı olmuştur. Elbette bu zaman diliminde ülkemiz doğal afetler, savaşlar, küresel krizler gibi pek çok hadiseden olumsuz etkilenmiş ve birçok engelle karşı karşıya kalmıştır. Geçmişte gerek içeride gerekse dışarıda ve bölgemizde yaşanan sorunların, ilerleyişimizi sekteye uğrattığı dönemler olmuştur. Ancak bunlardan hiçbiri uzun vadeli hedeflerimize ulaşmamıza engel teşkil etmemiştir” dedi.
ÖDENEK İLE İLGİLİ DEĞİŞLİKLİKLER
Ekonomiye ve çalışma yaşamına ilişkin devam eden başarılı ilerleyişin korunabilmesi ve ileri taşınabilmesi için çalışmalarını çok yönlü ve etkili iş birlikleriyle yürütmelerinin önemli olduğuna işaret eden Işıkhan, “Yeni hayata geçirdiğimiz düzenlemelerde de doğal afetler, küresel krizler gibi çalışma hayatına risk oluşturabilecek gelişmelerin etkisini en aza indirmek için çalışmaya devam ediyoruz. Bu kapsamda bugün Resmi Gazete’de yayımlanan Kısa Çalışma Ödeneği Yönetmeliği’nde yaptığımız değişikliklerde de bu hassasiyeti gözettik. Yapılan değişikliklerden bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Kısa Çalışma Ödeneği’nden yararlanmak için gereken son 3 yılda 600 gün prim ödeme şartını 450’e güne düşürdük. Uygulamanın sigortalı bakımından 4 haftadan kısa olabilmesinin istisnalarını düzenledik. Yaptığımız bu düzenlemelerle her şart ve koşulda işverenlerimiz ve çalışanlarımız arasındaki dengeyi koruyarak hareket ettiğimizi de belirtmek isterim” diye konuştu.
‘SEKTÖR TEMSİLCİLERİMİZLE BİR ARAYA GELMEYİ PLANLIYORUZ’
Işıkhan, istihdamın geliştirilmesine yönelik sonuç odaklı politikaların belirlenmesinin en temel amaçlarından olduğunu belirtip, “Bu anlayışla bakanlık olarak; ‘Sektör Buluşmaları’ adı altında özellikle ekonomimizde ve istihdamda öne çıkan sektörlerin temsilcileriyle bir araya gelmek ve çözüm odaklı istişarelerde bulunmak amacıyla yeni bir çalışma başlatıyoruz. Bu amaç doğrultusunda; iş gücü piyasalarının geçmişten gelen yapısal sorunlarını çözmek, gelecekte karşılaşılması muhtemel güçlükleri ve fırsatları bir arada değerlendirerek, sektörlerde istihdamı geliştirecek ortak aklın geliştirilmesi için sektör temsilcilerimizle bir araya gelmeyi planlıyoruz” dedi.
‘2005’TEN BU YANA EN DÜŞÜK SEVİYEDE’
İstihdam ve iş gücünde en iyi verilerin elde edildiği bir sürecin yaşandığına dikkat çeken Işıkhan, “Politikalarımızın ve reformlarımızın etkisini çok şükür hızlı bir şekilde görüyoruz. Bildiğiniz gibi dün, TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) tarafından nisan ayı iş gücü verileri açıklandı ve işsizlik oranında Kasım 2012’den bu yana 11,5 yılın en iyi seviyesine ulaşmış durumdayız. İşsizlik oranı aylık bazda 0,1 puan, yıllık bazda ise 1,5 puan azalarak yüzde 8,5’e geriledi. İşsiz sayısı da 484 bin kişi azaldı. İstihdam sayısı geçen yıla göre 1 milyon 240 bin kişi artarak 32 milyon 266 bin kişiye yükseldi. İstihdam oranı da 1,5 puan artarak yüzde 49 olarak gerçekleşti. Genç ve kadınlarda da son yılların en iyi seviyelerine ulaştık. Genç işsizlik verisi, 2005 yılından bu yana en düşük seviyede olmuştur. Kadınlarda ise yıllık bazda işsizlik 2,9 puan azalarak yüzde 11,1 olarak gerçekleşmiştir. Bu verileri, çalışma hayatına katılımın ve istihdamın artmasını, iş imkanlarının çeşitlenerek genişlemesinin ve ülkemizin istikrarlı büyümesinin bir yansıması olarak değerlendiriyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Visa, Türkiye’deki 40’ıncı yılını düzenlediği bir basın toplantısı ile kutladı. Visa’nın Türkiye’deki ekonomik katkılarının ve gelecek planlarının aktarıldığı toplantıda geçmiş 40 seneden iç görüler paylaşıldı. Yaklaşan 2024 Paris Olimpiyatları’nda spora ve sporcuya verilen destek ve yatırımın da konuşulduğu toplantıda Visa Türkiye Genel Müdürü Samile Mümin “Türkiye’deki turizm gelirlerinin artmasında ve kayıt dışı ekonominin daralmasında etkimiz büyük” dedi.
Visa, 1984 yılında Türkiye’nin ilk uluslararası kredi kartının Visa logosuyla pazara sunulmasından bu yana Türkiye’deki varlığının 40’ıncı yılını kutluyor. Şirket yaptığı değerlendirmede, 40 yıl süresince Visa’nın ekonomiye katkıları, ülkemize teknoloji transferleri ve yatırımları ile Türkiye’den çıkan yenilikçi ödeme çözümlerine vurgu yaptı. Visa’nın global liderleri de şirketin 40’ıncı yıl kutlamalarında Visa Türkiye’deki liderlik ekibi, üye banka ve finans kuruluşları ile bir arada olmak için Türkiye’ye geldi. Visa Türkiye Genel Müdürü Samile Mümin, Visa Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Laçin Öğe, Visa Güney Avrupa İş Geliştirme Başkanı Jak Telyaz, Visa Güney Avrupa Danışmanlık ve Analitik Başkanı Sertan Şener ve Visa Türkiye Üye İlişkileri Grup Başkanı Burcu Altun İstanbul’da düzenledikleri basın toplantısı Visa’nın Türkiye’de geçirdiği 40 yılının anlatıldığı bir kısa film gösterimi ile başladı.
“KARTLA ÖDEMELER DÜNYASINDA HALA BÜYÜYECEK CİDDİ BİR PAY VAR”
Visa’nın hikayesinin Türkiye’de 40 sene önce Visa Kart basılması ile başladığını söyleyen Samile Mümin geçmişten günümüze ödemeler sisteminin uğradığı değişimlere dikkat çekti. Büyümeye devam edeceklerinin mesajını veren Mümin konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Hikayemiz 1984 yılında ilk Visa kartının basılması ile başladı ve aslında Türkiye’nin kartla ödemeler hikayesi de çok paralellik taşıyor Visa’nın kendi hikayesi ile. Tabii o zamanlardaki ödeme deneyimi çok farklıydı. Bugün geldiğimiz noktada artık temassız ödemeler, mobil ödemeler, online ödemeler, gömülü finans gibi pek çok noktada bulunuyor kartla ödemeler. Esasında baktığımızda Türkiye’de hala tüketici harcamalarının sadece yüzde 53’ü kartla ödemelerle yapılıyor. Dolayısıyla kartla ödemeler dünyası anlamında büyüyecek hala ciddi bir yer var diye görüyoruz.”
“TURİZM GELİRLERİ VE KAYIT DIŞI EKONOMİNİN DARALMASINDA ETKİMİZ BÜYÜK”
Mümin, Visa’nın geçmişten bugüne Türkiye’ye olan ekonomik katkılarından da söz etti. Turizm gelirleri ve kayıt dışı ekonominin azalmasındaki etkilerinin büyük olduğunu ve bu katkıların da sağladıkları güvenle mümkün olduğunu söyleyen Mümin, “Kartla ödemelerin Türkiye’deki en önemli 2 faydasından 1’incisi turizm gelirleri oluyor. Yani yurt dışındaki kart sahibi turistlerin Türkiye’ye gelmesi ve bize kartlarını kullanarak ödemeler yapması, alışveriş yapması ve bunu yaparken de güvenli ve kolay bir şekilde bu işlemlerini gerçekleştiriyor olması önemli bir faktör. Çünkü bu sayede her yıl milyarlarca dolarlık döviz girdisinin Türkiye’ye gelmesine biz aracılık ediyoruz. 2’nci konu ise en az 1’incisi kadar önemli: Kayıt dışı ekonomi ve kayıt dışı ekonominin daralmasında kartla ödemeler dünyasının payı. Yeni yaptırdığımız araştırmalardan birinde görüyoruz ki; kartla ödemeler, dijital ödemeler tarafındaki artışın yüzde 10’luk bir artış, kayıt dışı ödemeler tarafında yaklaşık yüzde 6’lık bir daralmaya sebep oluyor. Dolayısıyla bu anlamdaki kartla ödemeler dünyasının katkısı ve etkisi büyük” dedi.
“GLOBAL’DE 10 MİLYARINCI TOKENIMIZI ÜRETTİK”
Türkiye’deki ‘token’ teknolojisi hakkında da bilgiler veren Mümin, “Türkiye gibi çok inovatif ve teknolojinin ödemeler altyapısını çok gelişkin olduğu bir ülkede bizim Visa olarak getirdiğimiz inovasyon ve teknolojik yeniliklere de mutlaka değinilmeli. Token da bunlardan biri.” diye konuştu. Mümin şöyle devam etti:
“Token teknolojisi sizin hassas kart bilgilerinizin, aslında dijital bir kod olarak kodlanması, bir token oluşturulması ve tokenın da sadece o karttan tahsilat yapacak iş yeri tarafından çözülebilmesi diye özetleyebilirim. Bunu Türkiye’deki yerel veri merkezlerinde, Türkiye’deki verinin Türkiye’de kalması düsturuyla 2022 yılında hayata geçirdik. Global’de de 10 milyarıncı tokenımızı geçtiğimiz hafta içerisinde ürettik ve anons ettik. Bu anlamda Türkiye’de de yeni gelişmelerle ciddi anlamda yaygınlaşmayı bekliyoruz.
YENİ ÜRÜNLERİMİZİN OYUN DEĞİŞTİRİCİ YENİLİKLER OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUZ
Samile Mümin Visa’nın Türkiye’de 40 yılı geride bırakırken gelecek planlarının neler olduğunu ise şöyle aktardı:
“Geleceğe dair ödemeler dünyasında tüketici ihtiyaçları ve talepleri çok net. Tüketiciler kolay ödeme yapmak istiyorlar, hızlı ödeme yapmak istiyorlar, güvenli ödeme yapmak istiyorlar. Tüm bunları yaparken de aslında yapay zeka ile birlikte gözlemlediğimiz bir trendde çok daha kişiselleştirilmiş personelize ödeme deneyimlerine sahip olmak istiyorlar. Dolayısıyla bizim buradaki güvenlik katmanı açısından ‘token’ teknolojimiz çok önemli. Yine ödemelerin daha kişisel hale getirilmesi ve ödeme kontrolünün tüketicinin eline geçmesi anlamında da geçtiğimiz dönemde lansmanını yaptığımız 3-4 yeni ürünümüz var. Visa Flexible Credential ve Tap to Everything gibi. Ciddi anlamda bunların oyun değiştirici yenilikler olduğunu düşünüyoruz.”
DİJİTAL ÖDEMELERİN EKONOMİK BÜYÜMEYE KATKISI
Dijital ödemeler, dünyada ve Türkiye pazarında ekonomik büyüme ve inovasyonun itici gücü konumunda. Visa, 40 yıldır Türkiye’nin dijitalleşme yolculuğuna destek olmak üzere finans kurumları ve iş ortaklarıyla birlikte iş birliği yaptı. Dijital ödemeler, aynı zamanda kayıtlı ekonominin de olmazsa olmaz unsurlarından biri. Araştırmalar, dijital ödemelerin ekonomideki payı arttığında kayıt dışı ekonominin azaldığını, ekonomik büyüme ve istihdam üzerinde olumlu etki yarattığını gösteriyor.
VISA, TÜRKİYE’DE ULUSLARARASI PARA HAREKETLERİ VE TURİST HARCAMALARINA İMKAN SAĞLAYARAK EKONOMİYE KATKI SAĞLIYOR
Türkiye’deki kart kabul ağının yaygınlığı, Visa’nın getirdiği uluslararası işlerlik ve ile dünyanın en gelişmiş güvenlik ürün ve hizmetleriyle korunan ödeme altyapısı sayesinde turistler 40 yıldır Türkiye’de ödemelerini güvenle gerçekleştiriyor. Türkiye’de yabancı Visa kartlarıyla yapılan ödemeler, ülke ekonomisine her yıl milyarlarca dolar değerinde döviz girişi sağlıyor. Visa Akdeniz Turizm Analizine göre 2023 yılı, Visa kartlı ziyaretçi sayısında yıllık %20, Visa kartları ile yapılan turist harcamalarında ise %16 artışla, Türkiye’de turizmde rekorlar yılı oldu. 2018-2023 yılları arasındaki son 5 yılda, yabancı kartlarla yapılan ortalama harcamalar Akdeniz Havzasında yaklaşık 2 katına çıkarken, Türkiye’de 3 kata yakın büyüklüğe ulaştı.
40 YILDA TEKNOLOJİ VE İNOVASYON YATIRIMLARI İLE KNOW-HOW TRANSFERİ
Visa, Türkiye’deki yolculuğu boyunca teknoloji alanında pek çok yeniliği getirdi. Visa Token Service teknolojisini devreye almak üzere, Türkiye’nin verisini Türkiye’de saklayacak şekilde inşa edilen veri merkezi 2022 yılında hayata geçti. Token’lar, kart sahibinin hassas verilerini benzersiz bir dijital kodla, değiştiriyor ve sahteciliği azaltmak üzere ekstra bir güvenlik katmanı sağlıyor. Bunun yanı sıra Visa, 2021’den bu yana 30’a yakın ilde şehir içi toplu ulaşımda temassız ödemeleri devreye aldı ve Türkiye’deki illerin yarıdan fazlasını kapsama hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Şirket, küçük işletmelerin dijital ticaretin getirdiği avantajlardan yararlanarak büyümesini desteklemek için akıllı telefonları POS terminallerine dönüştüren ve küçük işletmelerin basit bir dokunuşla temassız ödeme kabul etmelerini sağlayan Tap to Phone çözümünü de hayata geçirdi. Visa’nın Türkiye’deki 40 yıllık yolculuğuna bakıldığında teknoloji alanında Türkiye’ye önemli başka katkıları da dikkat çekiyor. Şirket 1993 yılında uygulamaya alınan BKM Switch sisteminde Türk Bankalarının ATM ve POS ağlarının birbirinin kullanımına açılması için önemli bir know-how desteği sağladı. 1994 yılında ise uydu bağlantıları üzerinden uluslararası işlem yapmaya olanak veren VSAT (Visa Satellite) Teknolojisini Türkiye’ye getirdi.
Visa, Türkiye’deki üye banka ve finans kuruluşları ile iş birliği içinde, bazıları türünün ilk örneği olan birçok yenilikçi çözümü de hayata geçirdi. Örneğin 2022’de Türkiye, Avrupa’nın ilk Visa Signature kartının lansmanına tanık oldu. 2010 yılında, Avrupa’nın hem banka hem de kredi kartını aynı temassız kart üzerinde birleştiren ilk Visa Simply One’ı Türkiye’de pazara sunuldu. 2006 yılında Avrupa’nın ilk dikey tasarımlı Visa kartı yine Türkiye’de kullanıma sunuldu. 1992 yılında ise dünyadaki ilk Visa Electron kartı yine Türkiye’de çıkarıldı.
11 İLDE 12 BİN ÇOCUĞA ‘OLİMPİK DEĞERLER’ SOSYAL SORUMLULUK PROJESİ İLE ULAŞACAĞIZ
Visa Türkiye Genel Müdürü Samile Mümin düzenledikleri basın toplantısında 2 aydan az bir zaman kalan 2024 Paris Olimpiyatları hakkında konuştu. 3 sporcuya destek verdiklerini hatırlatan Mümin sporcularla Türkiye’de olimpiyat sonrası sürdürecekleri projelerini de aktardı. Mümin,” Biz Visa olarak 40 yıldır globalde olimpiyatların ana sponsorlarındanız. Visa Türkiye olarak da bu sene Team Visa başlığı altında 3 tane sporcumuzu destekliyoruz. Bunlar milli boksörümüz Buse Naz Çakıroğlu, milli tekvandocumuz Hakan Reçber ve paralimpik okçumuz Öznur Cüre Girdi. 3’ü de çok başarılı, gençlere örnek olacak sporcular. Kendilerinden Avrupa şampiyonlukları da gelmeye başladı. Diğer taraftan da bu sporcularımızı ‘Olimpik Değerler’ sosyal sorumluluk projesi altında Anadolu’nun pek çok şehrindeki gençlerle buluşturacağız. 11 ilde yaklaşık 12 bin çocuğa ulaşmayı düşünüyoruz. Buralarda ‘Olimpik Değerler’ eğitimi vereceğiz. Olimpiyat ve Spor Şenlikleri düzenleyeceğiz ve ablalarıyla, abileriyle, olimpiyatlara katılan madalya kazanan arkadaşlarımızla onları bir araya getirip onlara ‘Ben de yapabilirim’ duygusunu aşılamaya çalışacağız. Bununla ilgili faaliyetlerimiz başladı. İlk şenliğimiz de yakın bir zaman içerisinde Gaziantep’te olacak. Şu anda olimpiyat hazırlıkları çok yoğun ve sporcularımız kamptalar. O yüzden onların zamanlarını çok fazla almıyoruz ama 2024 yılı ‘Olimpiyat Yılı’ olduğu için yılın sonuna kadar bu anlamda farklı faaliyetlerimiz ve aktivitelerimiz Türkiye’nin her tarafında devam edecek.
]]>Santos-Paulino, Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) tarafından düzenlenen “YASED Küresel Yatırım Günleri” etkinliğinde AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Ülkenin farklı sektörlerinde yaşanan çeşitlenme ve olgunluk aşamasının, yatırım için önemli bir fırsat sunduğunu ifade eden Santos-Paulino, “Türkiye’nin yatırımcı çekmenin yanı sıra önemli bir yatırımcı olmaya başladığını ve ülke ekonomisinin ulaştığı olgunluğu görmek çok güzel.” diye konuştu.
Santos-Paulino, enerji projelerinin sadece yatırım akışı açısından değil, aynı zamanda sektörde istihdam yaratılması açısından da önemli etkileri olduğuna işaret ederek, “Fakat yatırımcıların bu sektörde faaliyet göstermeyi sürdürmelerini sağlamak, önemli yatırım ve ön yatırım planları gerektirmesi sebebiyle geleneksel bir üretim tesisini yönetmekten çok daha zor.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’nin ekonomik büyümesine katkıda bulunabilecek kaynak çeşitliliğine sahip olduğuna dikkati çeken Santos-Paulino, şöyle devam etti:
“Ülkenin ekonomik büyümesine katkıda bulunabilecek hizmet, altyapı ve yenilenebilir enerji sektörü gibi birçok kaynağı mevcut. Ülke yenilenebilir enerji sektörüyle çok fazla yatırım çekiyor. Bu da daha fazla yatırım çekmek için büyük bir fırsat.” dedi.
Merkez Bankasının politikaları yatırımcılar için olumlu sinyal veriyor
Santos-Paulino, küresel ekonomideki çoklu kriz ortamı göz önüne alındığında, geçen yıl dünyadaki pek çok ekonomi gibi Türkiye’de de yatırım akışının yavaşladığına işaret ederek, “Bu süreçte izlenen makroekonomik politikalar, özellikle Merkez Bankasının politikaları ve Türkiye ekonomisinin çeşitlendirilmesi noktasında olumlu sinyaller verdi.” dedi.
Küresel jeopolitik gerilimlerin ülkelerin ekonomilerini etkilediğine işaret eden Santos-Paulino, söz konusu durumun gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin sürdürülebilirlik faktörlerini de ticaret, yatırım ve çeşitli kanallar aracılığıyla etkilediğini aktardı.
Santos-Paulino, çeşitli zorluklara rağmen yatırım konusunda ülkeler için olumlu sonuçlanabilecek fırsatların da olduğuna işaret ederek, özellikle gelişmiş bir altyapıya sahip olmayan ülkelerin, “sürdürülebilirlik gündemi” altında yatırım çekme fırsatı olduğunu dile getirdi.
Özellikle az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin sürdürülebilir kalkınma başta olmak üzere birçok sektör yatırımında diğer ülkerin gerisinde kaldığına dikkati çeken Santos-Paulino, bu ülkelerin de fırsatlardan yararlanabilecekleri ortamların yaratılması gerektiğini söyledi.
Türkiye daha fazla yatırımcı çekebilir
Santos-Paulino, Doğrudan Yabancı Yatırım’ın (FDI) artması için çeşitli temel ekonomik göstergelerde istikrar sağlanması gerektiğini belirterek, “Makroekonomik istikrar da bunlardan biri. Aynı zamanda ulusal ekosistem, ülkenin Paris Anlaşması gibi küresel belirlenmiş hedeflerle uyumlu bir vizyonunun olup olmadığı, sektörel politikalar ve ülkenin bu politikalara uyum sağlamaya devam etme durumu da bu noktada belirleyici unsur olarak karşımıza çıkıyor.” dedi.
YASED gibi bir derneğe sahip olmanın da yatırımcıları sektöre çekmek konusunda önemli rol oynadığının altını çizen Santos-Paulino, bu gibi oluşumların yatırımcıların içinde bulunduğu ortamı daha şeffaf hale getirdiğini söyledi.
Santos-Paulino, ayrıca yatırımcıların ülkelere yatırım yapmadan önce belli başlı ilkelere dikkat ettiklerini ifade ederek, şunları kaydetti:
“Günün sonunda yatırımcılar üç konuya bakar. Yatırımlarının geri dönüşü, kurumsal çerçeve ve ülkede faaliyet gösterecek tesis. Türkiye, diğer gelişmekte olan pazarlara kıyasla bu konularda avantajlı. Dolayısıyla, ülke böyle devam ederse, ülkede sektöre daha fazla yatırım çekme potansiyelini gerçekleştirebilir.”
]]>
Termal Su Ve Eşsiz Sosyal Olanaklar Tek Çatı Altında
Dünya Sağlık Örgütü’nün oksijen kalitesi için belirlediği 600 ile 900 metre yükseklik değerine göre 750 metrelik rakımda konumlandırılan V Orman Resort, tertemiz doğayı en özel detaylarıyla ziyaretçilerine sunuyor. 2 bin 300’den fazla minerale sahip termal suyun yer aldığı V Orman Resort, 70 adet villa, 28 adet 1+1 ve 18 adet 2+1 Süit daireden meydana geliyor. Süit daireler, 46 bağımsız bölümden oluşurken, her bağımsız bölümde teras balkonlar yer alıyor. Sahip olduğu özellikler ve benzersiz konumuyla öne çıkan V Orman Resort’un içerisinde yer alan V Orman Hotel, alışveriş merkezi, kongre salonları, oyun köyü, spor alanları, SPA merkezi gibi çok sayıda donatıyı bünyesinde barındırıyor. Ayrıca proje içerisinde yer alan sosyal tesislerde bulunan çocuk parkı, açık ve kapalı havuz, basketbol sahası, spor salonu, çardak alanları, hobi bahçeleri, termal su, restoran gibi tüm ihtiyaçlara cevap verecek alternatifler, V Orman Resort ziyaretçilerinin kullanımına sunuluyor.
Sürdürülebilir Konaklama Deneyimine İsra Holding İmzası
400 bin metrekareden fazla yeşil alana sahip olan V Orman Resort, şehrin kalabalığından uzak kalmak isteyen ancak merkezi noktalara yakın olmak isteyenler için eşsiz bir konum avantajı sunuyor. İstanbul ve Ankara’ya sadece 2 saatlik mesafede yer alan V Orman Resort, Bolu’ya 45 dakika, Abant Gölü’ne 30 dakika, Sünnet Gölü’ne 19 dakika, Göynük ve Çubuk Gölü’ne 25 dakikalık lokasyonda bulunuyor. V Orman Resort’un sahip olduğu ayrıcalıklarla çok özel bir proje olduğunu ifade eden V Orman Resort Genel Müdürü M. Hakan Sevencan; “Ülkemizin en özel tabiatına sahip bölgelerinden Bolu Mudurnu Taşkesti’de hayata geçirdiğimiz V Orman Resort projemiz, İstanbul ve Ankara’ya 2 saat, bölgenin doğal güzelliklerine ise çok kısa mesafedeki konumuyla öne çıkıyor. Eşsiz bir konaklama deneyimi yaşatan V Orman Resort, sahip olduğu sosyal alternatiflerle de tüm ihtiyaçlara cevap verecek detayları bünyesinde barındırıyor. Yıl boyunca huzurlu ve dinlendirici bir atmosfer sunan bu projede İsra Holding’in doğaya saygılı, sürdürülebilir yaklaşımını her detayda görmek mümkün. Holding olarak, bu özel tesisimizde konaklayacak misafirlerimizin memnuniyetini en üst seviyede tutmayı amaçlıyoruz.Doğal güzelliklerin tam kalbinde, huzur dolu bir konaklama deneyimiyle birlikte konuklarımız burada hem doğanın seyrine doyacak, hem de bölgenin benzersiz doğasını keşfedecek” dedi.
]]>EDİRNE’de ziraat odaları başkanları heyeti, geçen hafta açıklanan buğday fiyatına tepki göstererek, revize edilmesi talebinde bulundu. Edirne Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Arabacı, “Açıklanan bu fiyatlar, maliyetlerimizin, Türkiye gerçeklerinin ve Türkiye’de yaşanan enflasyonun çok altındadır. Fiyatları kabul etmiyoruz ve fiyatların tekrar revize edilerek üretimin sürdürülebilir olması için gerekli adımların atılmasını talep ediyoruz” dedi.
Tarım ve Orman Bakanlığı, 7 Haziran’da Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) buğday alım fiyatını, makarnalık buğdayda ton başına 10 bin, ekmeklik buğdayda ise 9 bin 250 lira olarak açıklarken, destekleme priminin ise 1750 lira olacağı ifade edildi. Açıklamanın ardından bir araya gelen Edirne merkez ve 8 ilçesindeki ziraat odaları başkanları, fiyata tepki göstermek amacıyla basın açıklaması yaptı. Edirne Ziraat Odası’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen açıklamada Uzunköprü, Enez, Meriç, İpsala, Havsa, Keşan ve Lalapaşa ziraat odaları başkanları da hazır bulundu. Başkanlar adına açıklamayı okuyan Edirne Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Arabacı, açıklanan alım fiyatının Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin bir önceki hafta açıkladığı 10,87 TL’lik maliyetin çok altında olduğunu dile getirerek, şöyle dedi:
“Buğdaya, arpaya verilen bu düşük fiyatla zarar eden buğday ve arpa üreticisinin üretimden koparılması kaçınılmaz bir son olacaktır. Kıymetli yetkililerimizin gece gündüz demeden, alın teriyle çalışan buğday ve arpa üreticisinin maliyet artışını hiç göze almadan fiyat açıklaması, üreticinin ölüm fermanıdır. Geçen yıla göre son 1 yılda mazotta yüzde 105, gübrede ortalama yüzde 30, ilaçta yüzde 52 ve işçilik oranlarında yüzde 75 oranında bir artış söz konusudur. ‘Ekilmedik bir karış ver bırakmayın’ ve ‘Sen yeter ki üret’ denilerek çıkılan bu yolda, buğday ve arpa üreticisi, bugün kaderine terk edilmiştir. Çiftçinin kazanacağı bu parayla 12 ay geçineceği gerçeği hiç dikkate alınmamıştır. Çiftçilere göre, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin ürün bedellerini 45 günde ödeyecek olması, ‘Buğdayı bana getirmeyin’ anlamına geliyor. Hem fiyatın düşük, hem de ödemenin geç olması TMO’nun buğday ‘almama’ politikası uygulayacağını gösteriyor. Kara gün dostu olarak bilinen Toprak Mahsulleri Ofisi, buğday ve arpa üreticisinin yanında durmalıdır.”
‘BU TARIM POLİTİKASI ÜRETİCİYE ZARAR VERİYOR’
Kurumların, üreticiyi desteklemesi gerektiğini kaydeden Arabacı, “Geçtiğimiz üretim dönemlerinde 1 ton buğday ile 375 litre mazot ve 916 kilo gübre alırken bugün açıklanan rakam ile 227 litre mazot ve 646 kilo gübre alınabiliyor. Bizlerin anlamadığı nokta şudur ki TÜİK’e göre bugün yıllık enflasyon yüzde 75, girdi fiyatlarındaki artış yüzde 50 ama bizim buğday alım fiyatındaki artış ise yüzde 12’dir. Hiçbir girdi fiyat artışında kontrol sağlanamıyorken, her sektör istediği gibi kendi fiyatlarını açıklıyorken, üreticiyi desteklemek için kurulan kurumların işi enflasyon ile mücadele değil, üreticiyi desteklemektir. Geçen yıl ekmek 5 TL iken, bugün ekmek 10 TL’dir. Tüketicinin ekmeğine gelen zam yüzde 100 iken, uygulanan bu tarım politikaları ile parayı kim kazanıyor ve kimler kollanıyor? Geçen yıl buğdayı 8 bin 250 TL’den alan TMO, bugün bu buğdayı 10 bin 250 TL’den satarken, çiftçimizden yeni sezon buğdayı 9 bin 250 TL’den almak istiyor. Uygulanan bu tarım politikaları çiftçiye büyük zarar veriyor. Bu zararlardan bir an önce dönülmeli ve çiftçi olarak sabrımız sınanmamalıdır” diye konuştu.
Arabacı, fiyatın mutlaka revize edilmesi gerektiğini belirterek, “Bu nedenle açıklanan bu fiyatlar maliyetlerimizin, Türkiye gerçeklerinin ve Türkiye’de yaşanan enflasyonun çok altındadır. Fiyatları kabul etmiyoruz ve fiyatların tekrar revize edilerek üretimin sürdürülebilir olması için gerekli adımların atılmasını talep ediyoruz. Eğer bu fiyat revize edilmezse; şu anda Edirne’de 1 milyon 300 bin dönüm buğday ekilişi önümüzdeki yıl 1 milyon 100 bin dönüme düşer. Önümüzdeki yıl da tarım politikası kötü giderse bu ekiliş daha aşağıya düşer. Biliyorsunuz biz buğday ekilişi olarak kendi kendimize tamamen yetemiyoruz. Bazen 18-20 milyon tonlara çıkıyoruz ve o zaman yetiyoruz ama biliyorsunuz ki biz ihracat da yaptığımız için un ve makarna, bizim aşağı yukarı yıllık 29 milyon ton buğday ihtiyacımız var. Kurak senelerde ya da düşük olan senelerde ülke olarak 13 milyon ton buğday çıkarabiliyoruz. O yüzden bizim üretimi azaltmak değil, arttırmaya ihtiyacımız var. İnşallah bunu da devletimizin uygulayacağı tarım politikalarıyla bu ekilişleri çoğaltır, verimliliğimizi arttırırız diye umuyorum” dedi.
]]>Antalya’da örtü altı üretimde tozlaşma için faydalanılan bombus arıları, üreticiye büyük katkı sağlıyor. Özellikle domatesin tozlaşmasında kullanılan ve önceki yıllarda ithal edilen bombus arıları, bugünlerde ihraç edilecek duruma geldi.

MİKROSKOPLARLA İNCELENİYOR
Antalya’daki firmalar hem iç piyasaya hem yurt dışına koloniler halinde sundukları bombus arılarıyla ülke ekonomisine katkıda bulunuyor. Arılar, yavruyken yerleştirildikleri kutularda özenle bakılıyor. Her anları yakından takip edilen bombus arıları, mikroskoplarla inceleniyor.
PCR testleri de yapılan arıların moleküler düzeyde bir sorunu olup olmadığına dikkat ediliyor. Yetişkinlik aşamasına gelen kraliçe arıların da içinde olduğu koloniler, istenilen sayıda satılarak seralara yerleştiriliyor.

3 AYDA 110 BİN KRALİÇE, 85 BİN KOLONİ İHRAÇ EDİLDİ
Antalya’da 5 firma bombus arısı üreterek üreticilere sunuyor. Önceki yıllarda ithal edilen bombus arıları, artık Türkiye’de, özellikle Antalya’da üretilerek hem iç piyasanın ihtiyacını karşılıyor hem de ihraç ediliyor. İhracat rakamları da gün geçtikçe artıyor. 2021 yılında yaklaşık 600 bin koloni bombus arısı ve 1 milyona yakın kraliçe arı üretilen kentte, aynı yıl 66 bin koloni ihraç edildi. Yaklaşık 1 milyon 700 bin euro ihracat geliri elde edildi. 2024 yılına gelindiğinde ise hem ihracat rakamlarında hem de elde edilen döviz gelirinde artış gözlendi.

“2 MİLYON EURO DA GELİR ELDE EDİLDİ”
Bitkisel Üretim ve Bitki Sağlığı Şube Müdürü Dr. Safinaz Arslan, Azerbaycan, Belçika ve İran başta olmak üzere 25 ülkeye ihracat yapıldığını söyledi. Arslan, “2023 yılında 106 bin koloni bombus arısı, 92 bin kraliçe bombus arısı ihracatı yaptık. 3 milyon euro gelir elde edildi. 2024 yılı ilk 3 ayında 85 bin koloni bombus arısı, 110 bin kraliçe bombus arısı ihracatı yaparak geçen yıla göre artışa geçtik. 2 milyon euro da gelir elde edildi” dedi.
Antalya’daki bir firmanın genel müdürü Yağız Süzen, bombus arılarının sürekli çalışma odaklı olduğunu, bal arılarına göre dar alanlarda daha verimli olduklarını söyledi. Yavruları için polenleri topladıklarını, bu sayede tozlaşmaya katkı sağladıklarını ifade eden Süzen, “Biz onlara tam anlamıyla ‘kanatlı tarım işçisi’ diyoruz.
Talep çok yoğun. Üreticilerimiz bombus arılarından yüzde 98 oranında faydalanmakta. Türkiye olarak ciddi oranda da ihracatımız var. Üretimimizin 3’te 1’ini ihraç ediyoruz. Rusya, Azerbaycan, Türki Cumhuriyetler, Körfez ülkelerinin çoğuna gönderiyoruz. Üreticinin bombus arısına ilgisi hız kesmeden devam ediyor” diye konuştu.
]]>Bankadan yapılan açıklamaya göre, Endeavor Türkiye ve Akbank işbirliğiyle hazırlanan,”Uluslararası Ağları Etkinleştirme: Türk Girişimcilik Ekosistemini Güçlendirme Raporu”, Türkiye’nin büyüyen şirketleri için uluslararası alanda faal Türk girişimcilerin taşıdığı değeri ortaya koyuyor.
Alanında ilk olan araştırma, Türk girişimcilerin küresel çapta çalışmalarını incelerken, Türkiye’deki ekosistemle bağına da ışık tutuyor. Böylece, Türkiye’den daha fazla girişimin dünyaya açılması ve ekosistemin güçlenmesi için veri odaklı öneriler sunuyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Akbank Bireysel Bankacılık ve Dijital Çözümler Genel Müdür Yardımcısı ve Endeavor Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Burcu Civelek Yüce, araştırmanın Türk girişimcilik ekosisteminde henüz dokunulmamış bir potansiyele işaret ettiğini bildirdi.
İnovasyon merkezleri Akbank LAB, kurum içi girişimcilik platformları Akbank+, uluslararası kurumsal girişim sermayesi kolları Akbank Ventures, start-up ve teknogirişimcilere özel hizmet sundukları aktaran Yüce, Akbank Girişim Bankacılığı gibi önemli atılımlara sahip olduklarını, Endeavor Türkiye başta olmak üzere farklı kurumlarla iş birliği içerisinde girişimcilere yönelik özel programlar ve destek mekanizmaları sunduklarını belirtti.
“Yurt dışında önemli bir kaynağa sahibiz”
Alınan inisiyatiflerle ekosistemin öncüleri arasında yer aldıklarını vurgulayan Yüce, Akbank olarak, Türkiye’nin uluslararası bağlarını güçlendirilmesine, deneyim, uzmanlık ve ‘know-how’ paylaşımına hız katmak olduğunu aktardı.
Yüce, Türkiye’de bir ilki temsil eden Endeavor Insight Araştırması’nın Türkiye’nin bu anlamda da yurt dışında önemli bir kaynağa sahip olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Türkiye girişimci ağı, bugün ABD’den Birleşik Arap Emirlikleri’ne çok geniş bir coğrafyaya yayılmış durumda. Uluslararası arenada faal olan girişimcilerimiz yüksek teknik bilgi gerektiren işlerde uzmanlaşıyor. Yapay zeka, makine öğrenimi, yazılım gibi geleceğin teknolojileri alanında uzmanlığa sahipler ve sergiledikleri performansla da fark yaratıyorlar. Bu deneyimi ve kaynağı da Türkiye’ye aktarmaya, böylece daha fazla girişimin dünyaya açılmasında rol almaya hazır ve istekliler. Bunu sağlayabilmek için Endeavor araştırmamızın veri temelli önerilerinden faydalanmak, sistemli bir iletişim ve dayanışma ağı yaratmak büyük önem taşıyor. Akbank olarak bu adımların atılmasına öncülük etmeyi bir misyon olarak ele alıyoruz. Hem finansal hem de finansal olmayan destek mekanizmalarının oluşturulması, deneyim paylaşımı ve ekosistemin güçlendirilmesi için yenilikçi çözümler geliştirmeye devam edeceğiz.”
Endeavor Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Emre Kurttepeli ise tüm girişimci adaylarına ve Endeavor girişimcilerine, her zaman global düşünmeleri yönünde mesaj verdiklerine işaret etti.
Kurttepeli, “Bu araştırma ile yurt dışındaki Türk girişimcilerin ayak izini sürerken, ekosistemimizi geliştirmek adına bu ağın ne kadar değerli olduğunu, veriler ile görme fırsatına erişiyoruz. Türkiye’den dünyaya açılan girişimcilerimizin yarattığı değeri ve bu süreçte edindikleri deneyimleri paylaşmak, ülkemizin girişimcilik ekosistemini daha da güçlendirmek için büyük bir öneme sahip. Global arenada başarılı olmanın yolu, sadece yenilikçi fikirler geliştirmekten değil, aynı zamanda bu fikirleri dünya çapında hayata geçirebilecek bir vizyon ve strateji oluşturmaktan geçiyor. Bu bağlamda, girişimcilerimizin küresel düşünme yeteneği, başarının anahtarı.” değerlendirmesinde bulundu.
Girişimcilik ekosisteminde “Birlikten kuvvet doğar.” atasözünün geçerli olduğuna değinen Kurttepeli,”Farklı coğrafyalarda iş kurmuş girişimcilerle kurulan iş birlikleri, yeni pazarlara açılma ve farklı bakış açıları kazanma noktasında yakın gelecekte önemli fırsatlar sunacak. Birlikte çalışarak, güçlü bir sinerji yaratabilir ve Türkiye’nin girişimcilik alanındaki potansiyelini en üst seviyeye çıkarabiliriz.” ifadelerini kullandı.
400 Türk girişimciyle görüşüldü
Endeavor Insight, yurt dışında çalışmalarını sürdüren 400 Türk girişimciyle yapılan görüşmelerle, girişimcilerin Türk girişimcilik ekosistemini destekleme potansiyellerini değerlendirdi.
Buna göre, yurt dışındaki Türk girişimcilerin yüzde 50’sinden fazlası Amerika Birleşik Devletleri’nde, yüzde 20’si ise İngiltere’de faaliyet gösteriyor. Almanya ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi farklı bölgelerde de Türk girişimcilerin faaliyetleri bulunuyor.
Türk girişimcilerin faaliyetleri, yapay zeka ve makine öğrenimi, tüketici uygulamaları ve yazılım, kurumsal yazılım ve reklam teknolojileri gibi alanlarda yoğunlaşıyor. Bu alanlar, Türkiye’deki yerel ekosistemle de paralellik gösteriyor.
Girişimcilerin yüzde 70’ten fazlası, Türkiye’de ekiplerle çalışıyor veya ülkede operasyonları bulunuyor. Ayrıca girişimcilerin yüzde 35’i, çalışanları arasında daha sonra kendi girişimini kuranların olduğunu belirtiyor.
Araştırmaya katılan girişimcilerin yüzde 69’u mentorluk yapıyor ve bu grubun yüzde 53’ü, Türkiye’deki girişimcileri destekliyor. Yurt dışındaki girişimcilerin yüzde 40’ı da Türkiye’de yatırım yapmaya istekli olduğunu kaydediyor.
Kendilerine Türkiye’deki girişimci ekosisteminin gelişimi için mentorluk yapma, yatırım yapma veya ağlarındaki insanlarla tanıştırma konusunda ne düşündükleri sorulduğunda ise girişimcilerin yüzde 97’si, yardımcı olmaya istekli veya çok istekli olduğunu vurguluyor. Ancak girişimcilerin yaklaşık yüzde 90’ı, Türkiye’deki ekosistemle bağlantı kurmalarını sağlayan bir mekanizma olmadığını belirtiyor.
Endeavor Insight araştırmacıları, yurt dışındaki Türk girişimcilerle yapılan görüşmelerden yola çıkarak ekosistemi güçlendirmek için yurt dışındaki ağın ve destek mekanizmalarının şekillendirilmesi, pazarlara açılım ve küresel politikaların desteklenmesi, geri verme kültürünün oluşturulması, rol modellerin öne çıkarılması tavsiyelerinde bulundu.
]]>Şirketten yapılan açıklamaya göre, toplamda 576 hektarlık sahanın 65 hektarlık bölümünde ağaçlandırma ve bitkilendirme süreci sona erdi. Toprakla buluşan yaklaşık 150 bin fidanın ve bitkinin bakımı devam ediyor.
Rehabilitasyonu paydaşlar adına izleme sürecini üstlenen Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD), süreçle ilgili hazırladığı final raporunu tamamlayarak kamuoyu ile paylaştı.
TTKD’nin raporunda doğaya geri kazandırma çalışmalarının planlanan şekilde hayata geçirildiği, süreç içinde yapılan incelemelerde saptanan eksikliklerin giderildiği belirtildi.
YK Enerji, Türkiye’nin en büyük rehabilitasyon çalışmalarından birini hayata geçirmek için 2023’te TTKD ile “Doğaya Geri Kazandırma Projesi İzleme Protokolü” imzalamıştı. Bu protokol çerçevesinde TTKD, madencilik faaliyetlerinin tamamlandığı 576 hektarlık maden sahasının ağaçlandırılması ve bölge ekosistemine kazandırılma sürecinin ilk etabı olan 65 hektarlık pilot uygulamayı izledi ve raporladı. Bu süreçte TTKD Bilim Kurulu’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İlhami Kiziroğlu liderliğinde yüksek orman mühendislerinden oluşan heyet saha ziyaretleri yaparak çalışmaları yerinde inceledi.
Pilot uygulama olan 65 hektarlık alanda dikim işlemlerinin sona ermesinin ardından hazırlanan final raporunda görüşlerine yer verilen TTKD Genel Başkanı Ali Rıza Koç, şirketin kendilerine ulaşarak doğaya geri kazandırma çalışmalarını konunun uzmanlarıyla planlamak istemelerini değerli bulduklarını belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Doğaya geri kazandırma çalışmaları, Türkiye’de belki de en önemli açmazlardan biri. Toplumda kolaylıkla göz ardı edilebileceğine dair yüksek bir algı var. Bu algıyı ancak bu iş birlikleri ile kırabiliriz. Pilot uygulamanın yapıldığı bu alanda sahadaki tespitler ve uygulama sırasındaki gelişmelere yönelik olarak sürekli aksiyonlar alındı ve çalışmanın nasıl daha başarılı olacağının yolları arandı.”
Kiziroğlu’nun liderliğinde yüksek orman mühendislerinden oluşan heyetin sahada incelemelerde bulunarak kamuoyu ile iki rapor paylaştığını aktaran Koç, “Bu raporları derneğimizin internet sitesinde herkese açık bir platformda yayınladık. Bu yıl kasımda başlayacak 511 hektarlık büyük alan için bir ön çalışma gerçekleşmiş oldu. Oldukça başarılı bir çalışma süreci geçirdik, bundan sonraki etaplarda da YK Enerji’ye destek vermeyi umuyoruz. Hepimizin tüm çabası, ülkemizin değerlerini korumak ve değerlendirmek.” değerlendirmesinde bulundu.
YK Enerji Genel Müdürü Erol Demir de, Türkiye için örnek olacak doğaya geri kazandırma projelerinin pilot uygulaması olan ilk etabını başarıyla tanımladıklarını vurgulayarak, “Bu durumun paydaşlar adına süreci izleyen TTKD tarafından da tespit edilmiş olması bizler için gurur kaynağı. TTKD ekipleri, planlamadan uygulamaya tüm süreçlerde bize önemli destek sağladı. Saha incelemelerinde saptadıkları eksiklikleri ve önerilerini paylaştılar. Biz de bu değerli bilgiler ışığında gerekli düzenlemeleri yaparak süreci tamamladık. Yılın son döneminde yine kasımda başlayacak dikim faaliyetlerine Hüsamlar maden ocağının devamı olan 511 hektarda devam edip toplamda 576 hektarlık eski maden sahasını doğaya geri kazandırma çalışmalarımızı tamamlamış olacağız.” ifadelerini kullandı.
]]>Yeşilyurt Ziraat Odası Başkanı Doğan Solmaz, kirazda hasada başladıklarını ve ürünlerinin ise oldukça verimli olduğunu ifade etti.
“UMUYORUZ Kİ BU YIL KİRAZ ÜRETİCİMİZ HAK ETTİĞİ DEĞERİ ALIR”
Coğrafi işaret belgeli olan dal bastı kirazlarının bu yıl aroma bakımında çok kaliteli olduğunu ifade eden Solmaz, ” Türkiye’de nam yapmış bir kirazımız. İhracatçı gelirse İnşallah bu yıl da üreticilerimizin yüzü gülecek. Bu sezon da ürünlerimiz de çok kaliteli, seyrek tuttu ürün kalibrasyonu çok güzel” dedi.
Bu yıl ilçede 800 ton civarında kiraz hasadı olmasını beklediklerini de ifade eden Başkan Solmaz, “Umuyoruz ki bu yıl kiraz üreticimiz hak ettiği değeri alır. Geçen yıl biliyorsunuz büyük bir afet yaşadık. Bundan dolayı çiftçilerimiz mağdur durumda” ifadelerine yer verdi.
GÜNLÜK 2 BİN TL’YE İŞÇİ BULUNAMIYOR
Bu yıl üreticinin en büyük sorunlarından birinin de işçi bulmak olduğunu dile getiren Solmaz, “En büyük sorun işçi sıkıntısı. Yerelde çalışanlar kalacak yeri olmadığı için il dışına çıkınca şu anda işçi bulmakta zorlanıyoruz. Bir işçinin maliyeti günlük 2 bin TL. Günde ortalama 60 kilo kiraz derecek” dedi.
Pazarda kirazın kilogram fiyatının da 60 ila 75 TL arasında gittiğini de ifade eden Başkan Solmaz, “Çiftimiz bir yıllık emeğini alamıyor ama aracılar burada kilo başına 15-20 TL alarak çiftçinin 2 senede kazanamadığını bir ayda kazanıyorlar. Bu mağduriyetimizin giderilmesini istiyoruz” şeklinde konuştu.
“İŞÇİ OLMADIĞI İÇİN MECBUR BEN KENDİM TOPLUYORUM”
Solmaz ayrıca kiraz üreticileri için hijyenik bir toplama alanı oluşturulması gerektiğini de belirterek bu şekilde ihracatçıların Yeşilyurt’a daha fazla geleceğini söyledi.
Kiraz üreticisi Mehmet Ali Özendi ise bu yıl kiraz hasadında işçi bulmakta güçlük yaşadıklarını söyledi. Günde 2 bin TL’ye kiraz toplayacak işçi bulamadığını ifade eden Özendi, “Şu an bir devlet memuru bile 40 bin TL alırken bizler 60 bin TL’ye ayda çalışacak işçi bulamıyoruz. İşçi olmadığı için mecbur ben kendim topluyorum, yetiştiremediğimden de ürünün ağaçta kalma riski var” diye konuştu.
KİRAZI İŞÇİ BULAMAYINCA KÖYLÜLER İMECE USULÜ TOPLADI
Adana’nın Kozan ilçesinde kiraz hasadı için işçi bulamayınca köylüler kirazı imece usulü hasat etti.
Kozan’da bin 100 rakımlı Dikenseki mevkiinde 7 dönüm arazisine 130 kiraz ağacı diken ve ilaçsız tarım ile kiraz üretimi yapan Ali Ağluç, Napolyon cinsi ürettiği kirazı köyündeki komşuları ile imece usulü topladı. Hasat için işçi bulamadığını kaydeden Ağluç, bu yıl verim aldığı 30 ağaçtan memnun olduklarını 100 ağacın iklimdeki olumsuzluklar nedeniyle tutmadığını kaydetti.

“YEVMİYELİ İŞÇİ BULAMIYORUZ”
Şiirler okuyarak hasat yapan Ağluç, “Bin 100 rakımda hasat yapıyoruz. Kışın yağmur nedeniyle fidanların hepsi tutmadı. 130 fidanın 30’u tuttu. Sıcaklık nedeniyle bu yıl daha erken hasat yaptık. Kışın yaşanan sıcaklar nedeniyle çiçekler kurudu” diye konuştu.
Dalında 30 liradan hasat yaptıklarını belirten Alguç, şöyle devam etti:
“Ağaçların tutmadığına sevindim aslında. İşçi bulamıyoruz. Hasadımız 20 günde tamamlanıyor. Ama işçi yok bulamadığımız için zor bir hasat oluyor. 6-7 kişilik ekiple topladık. Yevmiyeli işçi bulamıyoruz. Köylülerle imece usulü hasat yaptık.”
]]>Bayraktar, konuşmacı olarak katıldığı ve aynı zamanda Rus yetkililerle görüşmelerde bulunduğu St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu (SPIEF) kapsamında, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Türkiye için enerji konusunda doğal gaz ve nükleerin öne çıkan konular arasında yer aldığını dile getiren Bayraktar, bu iki konuda Rusya ile yoğun bir işbirliğinin yürütüldüğünü söyledi.
SPIEF’te gerçekleştirdiği konuşmada, Türkiye’nin enerjideki hedeflerini anlattıklarını ifade eden Bayraktar, “Önümüzdeki süreçte neler yapmayı planladığımızı anlatarak, işbirliği imkanlarını da değerlendirdik.” dedi.
Bayraktar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Türkiye’de doğal gaz ticaret merkezi kurulmasıyla ilgili bir hedef ortaya koyduklarına işaret ederek, “Bu hedefle alakalı yaptığımız ve bundan sonra yapacaklarımızın bir anlamda yol haritasını değerlendirdik.” ifadesini kullandı.
Türkiye’de doğal gaz ticaret merkezi kurulmasına yönelik çalışmaların devam ettiğini belirten Bayraktar, “Doğal gaz merkeziyle alakalı tabii ki en önemli konulardan birisi altyapının, fiziki altyapının buna hazır olmasıdır. Türkiye de özellikle son yıllarda yaptığı yatırımlarla bu konuda çok önemli çalışmalar kaydetti. Şimdi İstanbul Finans Merkezi’nde BOTAŞ ve Gazprom ortaklığında bir işletme şirketi kurmayı planlıyoruz.” dedi.
Söz konusu plan doğrultusunda görüşmeler yaptıklarını anlatan Bayraktar, gelecek aylarda somut çalışmaları ortaya koyup ticaret merkezini hayata geçirmek istediklerini söyledi.
Türkiye’de doğal kaynak ticareti planlanıyor
Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerde nükleerin tuttuğu önemli yere işaret eden Bayraktar, “Nükleer, Türkiye’nin enerji portföyünde ve vizyonunda da önemli bir yer ifade ediyor. Zira özellikle Türkiye’nin hem baz yükte temiz enerji elde etmesi açısından ve uzun dönemde enerji ihtiyacını, arz güvenliğini sağlaması açısından nükleer oldukça büyük bir öneme sahip.” diye konuştu.
Bayraktar, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde (NGS) yoğun bir çalışmanın yürütüldüğünü anlatarak, “30 bin civarında insan şu anda orada hummalı bir şekilde özellikle ilk reaktörü önümüzdeki aylarda devreye alabilmemiz için bir çaba gösteriyor. Burada ilgili muhataplarımızla buna ilişkin çalışmalarımızı da değerlendirdik.” dedi.
Türkiye’nin 2050’ye kadar toplam 12 reaktör ve 15 bin megavatlık nükleer güce ulaşmayı hedeflediğinin altını çizen Bayraktar, bununla ilgili Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’la istişareler yürüttüklerini kaydetti.
Rusya ile Türkiye arasındaki doğal gaz ticaretinde 2026’da 40’ıncı yıla girileceğini belirten Bayraktar, “Doğal gazın yanı sıra, nükleerde ilişkilerimizi 22’inci yüzyıla taşıyacak bir santral projesiyle ve gelebilecek diğer projelerle ilgili konuşurken, yeni bir alanı biraz daha yoğun olarak önümüzdeki süreçte devreye alıyoruz. Bu da doğal kaynaklar alanıdır.” dedi.
Bu konuda Rusya Doğal Kaynaklar Bakanı Alexander Kozlov ile görüşmeler yaptıklarını vurgulayan Bayraktar, “Bu, özellikle arama, üretim ve metal ticaretiyle alakalı olarak yine bizim İstanbul Finans Merkezi’nde kurmayı, geliştirmeyi düşündüğümüz Türkiye Enerji ve Maden Borsası’yla yakından alakalı bir konudur. Oldukça kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdik. Ümit ediyorum bu şekilde işbirliğimiz çok daha ileri bir seviyeye gelecek.” ifadelerini kullandı.
Nükleer enerjiye ihtiyaç tüm dünyada artıyor
Nükleer enerjinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu ve Türkiye’nin önümüzdeki 30 yıl içerisinde karbon nötr bir ekonomi olma hedefinde önemli bir yer tuttuğuna işaret eden Bayraktar, “Dolayısıyla aslında bu küresel ısınmayla ve Türkiye’nin yapacağı katkıyla alakalı önemli, çok zor ve değiştirmemiz gereken birçok şeyin olduğu bir hedef. Ulaştırmadan tarıma, tarımdan sanayiye, enerjiye kadar birçok alanda değişikliklere ihtiyaç duyuyoruz.” diye konuştu.
Bayraktar, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de elektrikleşmenin önemli oranda büyüdüğüne dikkati çekerek, binalarda, ulaştırmada, sanayide, dijitalleşmenin ve yapay zekanın getirdiği etkiyle elektrik talebinin daha da artacağını söyledi.
Söz konusu talebi karşılarken temiz kaynaklara ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Bayraktar, “Biz çok önemli bir yenilenebilir enerji ülkesiyiz, bu yenilenebilir kaynakları da sisteme doğru şekilde koyabilmek için mutlaka bizim bunları destekleyecek baz yük santrallere ihtiyacımız var.” dedi.
Doğal gazın bu alanda daha çevreci olduğu için ön plana çıktığını belirten Bayraktar, sıfır emisyona sahip nükleerin, yenilenebilir enerjinin daha çok devreye alınması açısından da önem taşıdığını kaydetti.
Söz konusu eğilimin tüm dünyada yaşandığına işaret eden Bayraktar, “COP28’de dünya enerji dönüşümüyle alakalı, küresel ısınmayla mücadelede mutlaka şu andaki kurulu nükleer gücü üç katına çıkarmayla alakalı önemli bir hedef ortaya koyduk. Aslında bu bizim uzun zamandır ortaya koyduğumuz hedeflerle de örtüşen bir durumdur.” dedi.
]]>EV SAHİPLERİ KİRALARDA FAHİŞ ARTIŞ YAPABİLİR Mİ?
Kira artışında yüzde 25 zam sınırının Temmuz 2024 itibariyle sona ermesi bekleniyor. Yüzde 25 zam sınırının uzatılmayacak olması bazı vatandaşları düşündürürken, bu durum “ev sahipleri kiralarda fahiş artış yapabilir mi?” sorusunu gündeme getirdi. İzmir’de yaşayan Avukat Ali Onar da, söz konusu yüzde 25 sınırın kalkmasıyla kiracıları nelerin beklediğini anlattı. Ali Onar, vatandaşların paniğe kapılmaması gerektiğini ifade ederek, ev sahiplerinin kafasına göre zam yapamayacağını söyledi.
ARTIŞLAR ARTIK ESKİSİ GİBİ ENFLASYONA GÖRE YAPILACAK
Onar, Borçlar Kanunu’nda kira tavan artış oranının yer aldığını anlatarak, eskisi gibi yıllık enflasyon ortalamasına göre artış oranının belirleneceğini dile getirdi. Ali Onar, “Borçlar Kanunu’nun geçici maddesine eklenen bir maddeyle kira tavan artış oranı, yüzde 25 olarak belirlenmişti. Eğer herhangi bir yasal düzenleme yapılmaz ise Temmuz 2024 itibariyle yüzde 25’lik tavan oran sona erecek. Esasen, Borçlar Kanunu’muzda kira bedellerinin belirlenmesi için bir ‘tavan uygulaması’ söz konusu. Bu ne demek? Bir dengenin kurulması, makul bir kira bedelinin belirlenmesi için Borçlar Kanunu’muzda kira artış oranı mevcut; yani günlük deyimle enflasyonun 12 aylık ortalaması alınacak. Temmuz ayında kira sözleşmesi sona eren bir kiracı için bakılacak ilk kriter, eğer kira sözleşmesinde bir hüküm yok ise 12 aylık enflasyon ortalaması alınacak. Takriben yüzde 70.9 gibi bir rakam olması öngörülüyor. Bunu aşması mümkün olmayacak” dedi.
“TARAFLAR KİRA ARTIŞ YÜZDESİ BELİRLEMİŞ OLSALAR DAHİ BU SÖZLEŞME GEÇERLİ OLMAZ”
“Taraflar arasında kira bedelinin artırılmasına ilişkin bedel belirlenmemiş ise bu 12 aylık ortalamayla belirlenecek” diyen Ali Onar, muhtemel kiracı ve ev sahibi arasındaki bir davada enflasyon oranının dikkate alacağına vurgu yaptı.
Onar, “Merkez Bankası tarafından açıklanan aylık ve yıllık enflasyon miktarı, ay bazında açıklandığı için belirlenen kira bedeli de buna ilişkin olacak. Temmuz 2024’ün 12 aylık ortalaması yüzde 79 olarak açıklandığı takdirde, kira tavan miktarı yüzde 79 kadar arttırılabilir. Hemen şunu belirteyim; taraflar kendi aralarında kira artış yüzdesi belirlemiş olsalar dahi bu sözleşme geçerli olmaz. Herhangi bir dava söz konusu olduğunda mahkeme, tavan miktarını dikkate alarak karar verecektir. Yasa, kiracı ile ev sahibi arasında makul bir denge sağlamak istemektedir” diye konuştu.
“5 YIL DOLDUĞUNDA TAVAN ARTIŞLARI GÖZETİLMEZ”
5 yıl ve üzeri kira sözleşmelerine dikkat çeken Avukat Ali Onar, “5 yılı doldurmuş olan sözleşmelerde böyle bir tavan miktarı yok. Dolayısıyla 5 yıl dolduktan sonra tavan miktarı gözetilmeksizin kira bedelinin artışı söz konusu olabilecektir. Bu elbette kiralayanın lehine olan bir durum” ifadelerine yer verdi.
Onar, şöyle devam etti: “Ev sahipleri keyfi bir artış yapamayacaklar. Yüzde 100, yüzde 200 gibi artışlar yapamazlar. Kira sözleşmelerinde böyle bir hüküm olsa dahi bu söz konusu olamaz. Bir tavan miktarı belirlenmiştir. Bu tavan miktarını aşan artışlar geçersizdir. Dolayısıyla burada kiracının korunması söz konusu olur. Kiracı yasal yollara müracaat ederse, kanunda öngörülen artış bedelinin uygulanmasını talep etme gibi bir hakkı söz konusu olacaktır.”
Avukat Ali Onar, son olarak kiraların mutlaka bankalar aracılığıyla, “kira” açıklaması yazılarak yatırılması gerektiğini de sözlerine ekledi.
]]>YÜZDE 50’NİN TASARRUF EDECEK GELİRİ YOK
Para biriktiremediğini belirtenlerin yüzde 49,8’i tasarruf edecek gelirinin olmadığını söylerken tüzde 23,3’ü aylık harcamasının yüksek olduğunu, yüzde 12,6’sı borçlarının olduğunu, yüzde 5,5’i beklenmedik masraflardan dolayı para biriktiremediğini belirtti.
Ayrıca yüzde 5’i para biriktirme konusunda planlamaya sahip olmadığını, yüzde 1,4’ü alışveriş bağımlısı olduğunu ve yüzde 0,2’sinin birikim amacı olmadığı için para biriktiremediği anlaşıldı.
EN ÇOK YASTIK ALTI BİRİKİM TERCİH EDİLİYOR
Araştırmada yer alan katılımcıların yüzde 70,4’ü Türkiye’de tasarruf yapmanın çok zor olduğunu ve yüzde 13,9’u zor olduğunu ifade etti. Yüzde 11,5’i orta düzeyde olduğunu belirtirken yüzde 2,2’si kolay ve yüzde 2’si çok kolay olduğunu söyledi.
Katılımcılara, ‘Tasarruf imkânınız olsa hangi aracı tercih edersiniz?’ sorusu yöneltildi ve yüzde 47,7’si fiziki altın (yastık altı birikim, gram, çeyrek ziynet vs.) biriktirebileceğini belirtti.
Yüzde 25,3’ü döviz (Euro, dolar vs.), yüzde 22,5’i altın, yüzde 21,8’i Türk lirası mevduat (Faiz geliri), yüzde 8’i Borsa İstanbul, yüzde 6,6’sı katılım hesapları (Faizsiz birikim hesapları), yüzde 4,5’i döviz mevduat (Faiz geliri), yüzde 3,7’si bireysel emeklilik hesapları, yüzde 1,8’i kripto para piyasasını tercih edeceğini dile getirdi.
EN ÇOK GİYİM VE AYAKKABIDAN TASARRUF YAPILIYOR
Araştırmada katılımcılara en çok hangi alanlarda tasarruf yaptıkları da soruldu.
Katılımcıların yüzde 22,3’ü giyim ve ayakkabıdan, yüzde 16,1’i eğlence ve sosyalleşme masraflarından kısarak tasarruf yaptığını belirtti. Yüzde 14,6’sı elektrik kullanımı, yüzde 12,3’ü su kullanımı, yüzde 9,8’i gıdadan ve yüzde 8,8’i her alanda tasarruf yaptığını söyledi.
Ayrıca yüzde 3,8’i hediye ve bahşiş masraflarında, yüzde 2,8’i doğalgaz kullanımında, yüzde 2,3’ü kişisel bakım masraflarında, yüzde 1,8’i konut masraflarında ve yüzde 0,7’si sigorta masraflarında tasarrufa gidiyor.
HALKIN YARISI TATİLE GİTMİYOR
Para biriktirmenin de tasarruf yapmanın da zor olduğu anlaşılan bu araştırmada katılımcılara tatil alışkanlıklarındaki değişkenlik de soruldu.
Katılımcıların yüzde 50,7’si artık tatile gitmediğini ifade etti. Bununla birlikte yüzde 31,7’si bütçesi daha uygun yerleri tercih ettiğini belirtirken yüzde 11,1’i tatil planlamasında herhangi bir değişim yaşamadığını söyledi. Tatil süresini daha kısa tutarak tasarruf ettiğini belirtenler toplumun yüzde 6,5’ini oluşturdu.
Araştırmaya göre halkın yüzde 46,5’i kişisel mali durumunun kötü olduğunu ifade etti. Ne iyi ne kötü diyenlerin oranı ise yüzde 42,2. Kişisel mali durumu iyi olanların oranı yüzde 11,3 olarak belirlendi.
Katılımcıların yüzde 53,3’üne göre Türkiye’nin mevcut ekonomik durumu, tıpkı kişisel mali durumu gibi kötü. Ne iyi ne kötü diyenlerin oranı yüzde 15,8 iken ülkenin ekonomisiyle ilgili iyimser olanların oranı yüzde 30,9 olarak araştırmaya yansıdı.
]]>Tuğrul Arıkan, Anadolu Isuzu’nun hedeflerine ve otobüs pazarına gelişmelere ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
İç pazar açısından 2024’ün biraz daha zor bir sene olacağını dile getiren Arıkan, şunları söyledi:
“Çünkü makro ekonomik tedbirlerin bir şekilde etki yapacağını hesap etmiştik. İlk 2-3 ayda çok hissetmedik ama özellikle marttan sonra hissetmeye başladık. Bu tedbirlerin tabii bizim ticari araç üreticisi olan müşterilerimizi etkileyen en büyük kısmı finansman. Yani finansmanın bulunabilirliği ve maliyeti. Bu açıdan bir şekilde pazarda tabii 2023’e göre genel anlamda bir daralma olmasını bekliyoruz. Şu anda onu tartıyoruz ne kadar olabileceğini ama bütün hesabımızı, kitabımızı da ona göre yapmış durumdayız. Bu makro ekonomik tedbirlerin bir etkisi olacak pazara. Oluyor zaten ve olacak bu.”
-“Yurt dışı satışları açısından talep sorunu yok”
Yurt dışı satışları açısından bakıldığında talep sorunu olmadığını belirten Arıkan, şöyle devam etti:
“Yani Avrupa pazarları veya Orta Doğu pazarları, Orta Asya pazarları açısından bakarsak talep açısından daha rahat durumdalar. Çünkü oralarda bir enflasyonda düşüş ve enflasyon düşüşüyle birlikte de faizlerde biraz daha kabul edilebilir bir seviyeye gelinmiş durumda. Fakat orada da ana sorunumuz şu anda rekabetçilik. Rekabetçiliği de şöyle tarif etmek lazım. Tabii Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı bir enflasyon sorunu var. Bu enflasyon da tabii özellikle yerli girdisi yüksek olan firmaları ciddi anlamda etkiliyor. Bizim yerli girdimiz oldukça yüksek. Biz bununla övünüyoruz. Her zaman da yüksek olacak. Yani özellikle kamyonlarda yüzde 50’den başlayan otobüslerde yüzde 60’tan başlayan bir yerlilik payımız var. Fakat bu dönemde tabii biraz sıkıntı yaratmıyor değil. Neden? Çünkü enflasyon devam edip yerli girdilerimizi arttırırken döviz kurları daha stabil bir pozisyonda. Tabii bu bir şekilde bizim döviz bazlı maliyet yapımızı olumsuz etkiliyor. Ama bu sadece bizim sorunumuz değil Türkiye’deki birçok ihracatçının da yaşadığı bir konu. Bunu yönetmeye çalışıyoruz.”
“Daha da ağırlıklı yüklenerek gideceğiz ihracatta”
Önümüzdeki 2 yılın zor bir dönem olacağını ancak ihracat pazarlarından hiçbir zaman çekilme gibi bir durumun söz konusu olmadığına dile getiren Arıkan, “Ama bu ihracatımızı olumsuz etkilemeyecek. Önemli projelerimiz var ihracat tarafında. Bunlar da hem Avrupa hem Orta Doğu’da hem Orta Asya’da. Bunlar devam edecektir. Daha da ağırlıklı yüklenerek gideceğiz ihracatta. Bu dönemi de aşacağımıza inanıyorum.” dedi.
Arıkan, elektrikli otobüslere özellikle toplu ulaşımda, toplu ulaşımda ilginin devam etmesini beklediklerini ifade ederek, “Çünkü toplu ulaşım açısından baktığınız zaman her gün 250-300 kilometre yapan araçla burada yakıt maliyeti açısından önemli bir katkısı oluyor. Bakım maliyeti açısından önemli bir katkısı oluyor. Toplu ulaşımda bu ağırlık devam edecek.” diye konuştu.
-“Elektrikli geçişi servis, turizm veya uzun şehirlerarası yolculuklarda zaman alacak”
Elektrikli geçişinin servis, turizm veya uzun şehirler arası yolculuklarla ilgili otobüslerde biraz daha zaman alacağını dile getiren Arıkan, “Geçiş başlayacaktır ama burada toplu ulaşım kadar hızlı olmayacak gibi gözüküyor. Ama zamanla o da değişecek. Hatta işte belki uzun hatlar için hidrojen bazlı yakıtlı otobüslerin tercihi daha çok olacaktır. Bu konuda da birçok şirket bizim gibi çalışıyor zaten.” ifadesini kullandı.
Arıkan, Türkiye’de elektrikli otobüs kullanımına ilişkin ise “Elektrikli otobüslere Türkiye’de geçiş için hem desteklerin hem de finansmanın daha rahat, daha uzun vadeye gelmesi gerekiyor. O yüzden de biraz daha geriden geliyor. Ama talep çok. Bütün belediyelerle olan konuşmalarımız ciddi anlamda elektrikli otobüse bir talebe işaret ediyor.” dedi.
Tuğrul Arıkan, dünyada otobüs sektöründe trendlerin sadece yakıt değil teknoloji ve bağlanabilirlik ekseninde de şekillendiğini sözlerine ekledi.
]]>Ticaret Bakan Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, “Afrika kıtasından da 26 ülkenin yer aldığı İslam Ülkeleri ile İhracatı Geliştirme Stratejisi kapsamında İslam ülkelerine olan ihracatımızı 2023 yılında altmış 66,4 milyar dolardan 2028 yılında inşallah 112,5 milyar dolara ulaştırmayı hedeflemekteyiz” dedi.
Teknopark Ankara’da ‘İhracat ve Ekonomi Buluşması’ gerçekleştirildi. Programa, Ticaret Bakan Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, WCI Forum Başkanı Utku Bengisu, Ekonomist Prof. Dr. Abdulkadir Develi ile çok sayıda davetli katıldı. Programda, Afrika’ya ihracat fırsatları ve ihracatçılar için stratejik öneriler ve Türkiye ile küresel ekonomik gelişmeler konuları ele alındı.
Programda konuşan Ticaret Bakan Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, küresel ekonomi ve ticarette ılımlı bir toparlanma eğiliminin gözlendiğini, jeopolitik ve ekonomik risklerin önemli ölçüde devam ettiğini belirterek, “Bu kapsamda 2024 ve 2025 yıllarına ilişkin küresel ekonomik büyüme ve ticaret tahminleri hala tarihsel ortalamaların altında seyrediyor. Ancak tüm bunlara rağmen Türkiye ekonomisi küresel ekonomideki bu belirsizliklere rağmen güçlü performansını sürdürmekte. Türkiye ekonomisi 2024 yılının ilk çeyreğinde ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,7 gibi çok önemli bir oranda büyüme gösterdi. Böylelikle Türkiye ekonomisi son 15 çeyrektir kesintisiz bir büyüme performansını başarıyla sürdürüyor. Özellikle ihracatı arttırmaya ve ithalatı düşürmeye yönelik atılan adımlar neticesinde 2024 yılının ilk çeyreğinde yüzde 5,7’lik büyümenin 1,6 yüzde puanı dış ticaretten geldi” dedi.
‘DESTEK ORANLARIMIZI DAHA TEŞVİK EDİCİ, DAHA ARTAN ORANLARDA VERMEKTEYİZ’
Bakan Yardımcısı Ağar, Ticaret Bakanlığı olarak hayata geçirdikleri bütün politikalar ile dünyanın her yerinde var olmaya önem verdiklerini ifade ederek, şunları söyledi:
“Dünyanın en uzak köşelerindeki ülkelerde dahi ticari ilişkileri geliştirmek için de pazar çeşitliliği anlamındaki faaliyetlerimizi devam ettiriyoruz. Bu minvalde hayata geçirmiş olduğumuz çeşitli pazara giriş stratejilerinde ülkemizle Afrika kıtası arasında her alana yayılan karşılıklı bağların dostluk esasına dayanan ticari iş birliğine yansıması için Afrika kıtası ülkelerine de ayrı bir ehemmiyet gösteriyoruz. Bu doğrultuda 2003 yılından itibaren bakanlığımız tarafından uygulanan Afrika ülkeleriyle ticari ve ekonomik geliştirilmesi stratejimiz ile kıta ülkeleriyle var olan köklü ve güçlü tarihi bağlarımızı ticari ve ekonomik yönden geliştirmeye ve derinleştirmeye devam ediyoruz. Halihazırda 26 ülkede Afrika’da 28 merkezde 32 tane ticaret müşavirimiz bu anlamda görev yapıyor. Ama bu sayı elbette ki Afrika ülkelerinin sayısına kadar ulaştırma noktasında da imkanlarımız ölçüsünde çalışmalarımıza devam edeceğiz. Yine Afrika kıtası özelinde dış ticaret rakamlarına baktığımızda kıta ile karşılıklı ticaretimizin son 20 yılda yaklaşık 5 kat artışla 2023 yılında 32 milyar dolar gibi bir rakama ulaştırdığını görüyoruz. Yine 2024 yılında da Afrika ülkelerinde aynı trende devam ettiriyoruz. Ocak-Mayıs dönemine baktığımızda Afrika’ya ticaret hacmimizin yüzde 9,6 oranında artarak 13,6 milyar dolar seviyesine ulaştığını görmekteyiz. Bu anlamda bu karşılıklı ticaretin daha da arttırması amacıyla uzak ülkeler stratejisi diye farklı bir strateji daha yürürlüğe koyduk. Uzak ülkeler stratejisi kapsamında 18 tane ülke belirledik. Bu 18 ülke arasında iki tane Afrika ülkesi de var. Birisi Güney Afrika Cumhuriyeti diğeri Nijerya. Bu ülkelere yönelik ihracatımızda biraz daha destek oranlarımızı daha teşvik edici, daha artan oranlarda vermekteyiz. Bu çerçevede Afrika kıtasından da 26 ülkenin yer aldığı İslam Ülkeleri ile İhracatı Geliştirme Stratejisi kapsamında İslam ülkelerine olan ihracatımızı 2023 yılında 66,4 milyar dolardan 2028 yılında inşallah 112,5 milyar dolara ulaştırmayı da hedeflemekteyiz.”
‘AFRİKA PAZARININ GELECEK VİZYONUNU ORTAYA KOYDUK’
WCI Forum Başkanı Utku Bengisu ise burada yaptığı konuşmada, Afrika’da her yıl 3,25 trilyon dolarlık ekonomi döndüğünü söyleyerek “54 ülke var. 1,5 milyara yakın insan yaşıyor. ve 3,25 trilyon dolarlık bir ekonomi dönüyor. Her yıl Afrika aşağı yukarı yılda 1 trilyon dolarlık ithalat gerçekleştiriyor. Dolayısıyla Türkiye buradan pay alabilir mi, Türk firmaları bu pazarda bir farkındalık oluşturabilir mi diye bir beyin jimnastiği yaptık. Afrika’nın ticaretinde lider konumunda olan ülkelerin başarı hikayelerini de inceledik. Afrika’nın bizim bildiğimiz Afrika pazarı olmadığını anlatmaya çalıştık. Dolayısıyla bu büyük pazarın Türk firmaları tarafından konsantre bir şekilde daha nitelikli bir analiz yapılarak bu pazara özel bir stratejiyi nasıl geliştirebiliriz diye konuştuk. Mesela Ordu’dan bir firmanın 2 milyon dolarlık bir başarı hikayesi oldu. Kayseri’den bir firmanın 2,5 milyon dolarlık bir başarı hikayesini gördük. Batman’da hayatında hiç Afrika’yı bilmeyen bir şirketin 3 ayda 200 bin dolarlık ihracat başarısına tanıklık yaptık. Bu stratejilerle firmalar doğrudan nasıl gelir yaratabildi, kendilerine ihracat girdisi yarattı ve firmalar kendini nasıl güçlendirdi? Onların hikayelerini hep beraber irdeledik ve Afrika pazarının bir gelecek vizyonunu da ortaya koyduk. Yani 2050 yılında bu pazar nasıl olacak? 2050 yılında bu ekonomi ne kadar büyüyecek? Biz nerede olmalıyız? Rakiplerimiz nerede? Onları nasıl geçebiliriz? Onlar üzerinde ciddi kafa yorucu bir toplantı gerçekleştirdik” dedi.
’75 MİLYAR DOLARLIK TÜRKİYE-AFRİKA TİCARET HACMİ HEDEFİ’
Bengisu, 74 organizasyon gerçekleştirdiklerini ve bugüne kadar 54 Afrika ülkesinin 46’sına ayak bastıklarını belirterek “Bu farklı ülkelerde sahada gezerek Türkiye’den mal alabilecek potansiyel firmaların listelerini oluşturmaya çalıştık. Türk firmalarına burada ilişkiler kodlamaya çalışıyoruz. Türk firmalarımızın ihracatına katkı verecek gönüllüleri oluşturmaya çalışıyoruz. Türkiye’nin dört bir tarafında seminerler yapıyoruz. İhracat videolarıyla da insanlara motivasyon sağlayıp bu pazardan daha çok Türk firmasının yararlanmasını istiyoruz. 75 milyar dolarlık Türkiye-Afrika ticaret hacmi hedefine daha güçlü bir kodla, daha güçlü bir kadroyla yürümek için organizasyonlarımızı devam ettiriyoruz. Hedefimizi bu yöne, bu rotaya doğru çevirdik” diye konuştu.
‘KÖRFEZ ÜLKELERİNDE ÇOK CİDDİ İVMELENME SÖZ KONUSU’
Ekonomist Prof. Dr. Abdulkadir Develi de Afrika ile olan ihracatın geliştirilmesinin önemli olduğunu kaydederek “Türkiye’nin şu anda yıllık bazlı ihracatı 260 milyar dolar ve rekorlar kırmaya da devam ediyoruz. Dünyada uygulanan sıkı para politikalarına, yaşanan depreme, daralan ülke ekonomisine rağmen ben şunu söylüyorum, Türkiye’nin ekonomisini Avrupa ve ABD ile mukayese etmemek lazım. Biz genç, dinamik bir ekonomiyiz. Biz büyümek durumundayız. Büyümeyi destekleyecek sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi ‘sağlıklı büyüme modelinden’ bahsediyoruz. Biz büyüdükçe cari açığın artması değil, ihracat ile desteklememiz gerekir. Döviz getirici faaliyetler ile desteklenmiş, büyüdükçe cari dengeyi yormayan bir büyüme modelinden bahsediyoruz. Buradaki en önemli parametre ise, ihracat ve ihracatçının bu noktada desteklenmesi. Pazarların başında Afrika geliyor. Körfez ülkelerinde gerçekten çok ciddi ivmelenme söz konusu. Afrika’yı bir şekilde okuyarak, ihracat ile desteklerle, pazarları anlayarak araştırarak hem firma hem de ülke bazında bizim refahımızı pozitif yönde etkileyecektir” ifadelerini kullandı.
]]>Şira-Space şirketinin 3 yıllık çalışması sonucu ortaya çıkan projeyle uzay boşluğundaki kullanılmayan uydu ve roket parçalarının elektromanyetik ağlarla toplatılarak uzay istasyonuna getirilmesi, imha edilmesi ya da yenilenmesi hedefleniyor.
Geçen marttan itibaren dünya genelinde düzenlenen bilim kongrelerinde sunumları yapılan proje, uzay alanında faaliyet gösteren firmaların ilgisini çekti.
Uluslararası birçok kuruluşun radarına giren, 30 iş birliği anlaşması yapılan projenin, Türkiye’deki ilgili kurumlarla yürütülecek çalışmaların ardından “milli proje” kapsamında yoluna devam etmesi hedefleniyor.
NASA, UAESA ve İngiltere Savunma Bakanlığından iş birliği teklifi
Firmanın üst yöneticisi Gurur Gaye Günal, AA muhabirine, 3 yıllık yoğun çalışmanın neticesinde uluslararası alanda uzayda bir ilk olan uzay çöplerinin geri dönüşüm ve yenilenmesine dair proje geliştirdiklerini söyledi.
Projenin sunumunu dünya genelinde farklı ülkelerde düzenlenen bilim kongrelerinde yaptıklarını anlatan Günal, “Bu proje kapsamında ilk defa uzayda otonom ve robotik sistemlerle uzay çöplerinin toplanarak geri dönüştürülmesi, uygun olduğu halde yenilenerek tekrar uzaydan yörüngeye fırlatılması gündemde olacak.” dedi.
Günal, bu projenin benzerinin şimdiye kadar dünyadaki hiçbir uzay ajansı ya da uzay firması tarafından teklif dahi edilmediğini, ilk kez bir Türk şirketinin böyle bir projeye imza attığını kaydetti.
Projenin Avrupa Uzay Ajansı’nın uzay çöplerinin azaltılmasına ilişkin çıkardığı uygulama kuralları doğrultusunda da ilgi çekici olduğunu belirten Günal, şöyle konuştu:
“Çünkü artık yeni fırlatılacak olan uyduların da uzay çöplerinin azaltılmasına yönelik önlemlerin alınması suretiyle fırlatılması söz konusu olacak. Bu kapsamda biz hem uzayda yenilenebilir bir ekonomi yaratmış oluyoruz hem de bu zorunlulukları daha da kolaylaştırıyoruz. Projemiz NASA, İngiltere Savunma Bakanlığı, Birleşik Arap Emirlikleri Uzay Ajansı (UAESA) gibi birçok farklı kurumun ilgisini çekti. Bize buralarda da şirketimizi kurmamız ve bu projeyi birlikte yönetmemiz doğrultusunda teklifler geliyor. Bunları da önümüzdeki günlerde daha kapsamlı biçimde değerlendireceğiz. Şu anda Lüksemburg’ta şirketimizin bir şubesini açma yönünde çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Avrupa’yla ve dünyayla iş birlikteliklerimizi bu kapsamda geliştireceğiz.”
“Milli proje” hedefi
Günal, projenin millileştirilerek yoluna devam etmesini arzu ettiklerini vurgulayarak, “Yaklaşık 375 milyar dolar getiri öngören bu proje kapsamında 30 iş birliği anlaşması yaptık. Bununla ilgili Türkiye’de TÜBİTAK, TUA ve ilgili bakanlıklarla gerekli görüşmeleri yaptık. Önümüzdeki günlerde dünyada ilk olan bu uzay projesinin milli olmasını, milli bir proje olarak sahiplenilmesini bekliyoruz.” ifadesini kullandı.
Projenin milli bir proje olarak yürürlüğe girmesiyle Türkiye’de bulunan uzay sanayi sektörü ve üniversitelere de fayda sağlayacağını anlatan Günal, şunları kaydetti:
“Barışçıl bir biçimde uluslararası iş birlikteliklerini de uzayda teşvik eden bir proje olduğu için hem politik anlamda hem ekonomik anlamda hem de bilimsel başarılar anlamında çok ciddi kazanımlar sağlayacaktır. Burada yapılacak olan iş birliktelikleri kapsamında istihdamın artması, farklı iş kollarının gündeme gelmesi, yapılacak olan iş birliktelikleriyle bilgi paylaşımının gündeme gelmesi söz konusu olacaktır.”
]]>Konuyla ilgili itirazlar yükselince Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, açıklama yaparak mağduriyetin giderilmesini istedi.
“İADE EDİLMELİ”
Palandöken “Otobüs, kamyon, çekici ve tankerden 2 bin 462 TL ücret alınıyor. Yine aynı şekilde bu araçların egzoz muayene fiyatı 180 TL’den 256 TL’ye çıktı. Bu parayı nakit ödediğiniz zaman ek bir masraf yok ancak vatandaşlarımız ödemelerini kredi kart ile yaptıklarında araç muayene ücretine göre kart komisyonu kesiliyor. Haksız ve yasal olmadan ortalama en düşük komisyon ücreti olarak 50 TL alınıyor. Bu ek ücretler iade edilmeli ve denetimler artırılmalı” çağrısında bulundu.
TÜVTÜRK, araç muayene ücret bedellerinin ödenmesinde banka kartı ve kredi kartıyla yapılan ödemelerde, muayene ücreti haricinde herhangi bir ek ücret alınmadığını belirterek, komisyon alındığına dair haberlerin gerçeği yansıtmadığını bildirdi.
TÜVTÜRK BASIN AÇIKLAMASI YAPTI
TÜVTÜRK, basında yer alan “TÜVTÜRK’ün kredi kartı komisyonu aldığına” dair haberlere ilişkin kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla basın açıklaması yaptı.
Açıklamaya göre, araç muayene ücretleri, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 35’inci maddesine göre 2004’te belirlenmiş olup, o tarihten itibaren her yıl Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından açıklanan Yeniden Değerleme Oranı’nda artırılmak suretiyle düzenleniyor.
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ve TÜVTÜRK arasında 2007’de imzalanan imtiyaz sözleşmesi uyarınca, TÜVTÜRK tarafından verilen araç muayene hizmetlerine ilişkin ücret, nakit olarak tahsil edilirken, elde edilen gelirlerin yüzde 50’si doğrudan hazineye, ödenen diğer vergi ve harçlarla birlikte toplam cironun yüzde 69’u ilgili kamu idarelerine aktarılıyor.
Öte yandan, gelen yoğun talep üzerine, araç muayene istasyonlarında nakit ödemeye alternatif olarak kredi kartıyla ödeme imkanı 2021 itibarıyla hizmete sunuldu.
KOMİSYON DEĞİL HİZMET BEDELİ
TÜVTÜRK, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Kredi kartı veya banka kartı ile yapılan ödemeler, 6493 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca, müşterilerimize tek seferlik ödeme hizmeti sunan bir hizmet sağlayıcı firma üzerinden gerçekleştirilmekte ve sunulan tek seferlik ödeme hizmeti karşılığında, hizmet sağlayıcı firma tarafından müşterilerimizden bir ‘hizmet bedeli’ tahsil edilmektedir. TÜVTÜRK olarak tarafımızca araç muayene ücret bedellerinin ödenmesinde alternatif ödeme aracı olarak sunulan banka kartı ve kredi kartı ile yapılan ödemelerde, muayene ücreti haricinde herhangi bir ek ücret alınmamaktadır. Basında yer alan ‘TÜVTÜRK’ün kredi kartı ile yapılan ödemelerde komisyon aldığına’ dair haberler gerçeği yansıtmamaktadır, kamuoyunun bilgilerine sunulur.”
]]>Şırnak ve Hakkari ziyareti kapsamında beraberindeki heyet ve iş insanları ile birlikte Şırnak’ın Cizre ilçesine gelen İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan, Cizre Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığını ziyaret edip, Oda Başkanı Ömer Faruk Yıldırım, Meclis Başkanı Mesut İverendi ve yönetim kurulu üyeleri ile bir araya geldi. Konferans salonundaki programda katılımcılara yönelik kısa bir konuşma yapan Cizre Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ömer Faruk Yıldırım, sürekli bazı sorun ve sıkıntılardan dolayı geri kalmış, geri bırakılmış bu topraklarda ticaretin gelişimi için emek sarf eden bir sanayi odası olduklarını belirterek, “İstanbul Sanayi Odası gibi ülkemizin güzide odalarından arkadaşlarımızın olması bizi ziyadesiyle memnun etmiş inşallah bu gelişin tarihi şehrimizde ticaretin gelişimine, sanayileşmeye ve gençlerimizin istihdamına bir katkısı olur” dedi.
“İSTANBUL’DA MUTLU OLMANIN YOLU CİZRE’DE MUTLU OLMAKTAN GEÇİYOR”
Tarihin, bilimin, kültürün ve dinler diyaloğunun buluştuğu bir yerde olduklarını ifade eden İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan, “İstanbul’dan buraya gelmemizin temelinde sizin bu bölgedeki heyecanınıza, bu bölgenin yeni gelişmekte olan kalkınmasına şahit olmaktan da ötürü birlikte bunu ülkemiz adına nasıl değerlendirebilir fikriyatı yatıyor. Çünkü inanıyoruz ki İstanbul’da mutlu olmanın yolu Cizre’de mutlu olmaktan geçiyor. İstanbul’da huzurlu ve mutlu yaşamak istiyorsak Cizre huzurlu ve mutlu olmalı. Cizre’deki gençler huzurlu ve mutlu olmalı. Cizre’deki gençler geleceğe yönelik umut beslemeli” diye konuştu.
İSTANBUL’DAKİ ÇALIŞMA PROTOKOLÜ ŞIRNAK’A TAŞINACAK
O tohumun ilk tohumlarını atmak adına kendilerine ait sorumluluklarının olduğunu belirten Bahçıvan, “İstanbul’da meslek liselerine yönelik başlatmış olduğumuz projenin başka şehirlere de taşınması noktasındaki ilk uygulama örneğini bugün Şırnak’ta valimiz ile beraber bir mesleki eğitim ortak çalışma protokolü haline getireceğiz ve inşallah bu konuda İstanbul’da elde etmiş olduğumuz ve sanayicilerimizin gönüllü bir şekilde meslek liseleri ile birlikte çalışmasının protokolünü Şırnak’a ve Şırnak’ın kıymetli ilçelerine nasıl taşıyabiliriz noktasında bir model başlatıyoruz. Cumhuriyet ülkesinin gelecek yıllarında da bu bölgenin pırıl pırıl gençleri kendi ekonomilerine, kendi bölgelerine katma değeri çok daha güçlü katkılar sunabilecek bir hale getirmek” diye konuştu.
İstanbul Sanayi Odası Meclis Başkanı Ender Yılmaz ise, “Ticaretimiz vesilesi ile iki şehrimize arasında ticari ve sanayi ilişkilerin daha güçlenmesi adına atılacak adımların ülkemizin ekonomik büyümesine katkı sağlayacağını inancımız tamdır. Cizre zengin tarihi ve kültürel dokusu ile birlikte ticaret ve sanayideki dinamik yapısıyla bölgesel kalkınma da önemli bir role sahip olduğunu hepimiz biliyoruz” şeklinde konuştu. Yapılan konuşmaların ardından yapılan hediye takdiminden sonra İSO heyeti, Vali Cevdet Atay ile görüşmek üzere Şırnak’a geçti.
]]>İstanbul Sanayi Odası (İSO) heyeti Cizre Ticaret ve Sanayi Odası’nı ziyaret etti. Gerçekleştirilen ziyarette İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, bölgedeki gençlerin eğitimine yönelik ‘İSO Mesleki Eğitim İş birliği Projesi’ni hayata geçireceklerini duyurdu. Bu projeyle, sanayicilerin gönüllü bir şekilde meslek liseleriyle çalışması ve İstanbul’daki meslek liselerinin iş yapma kültürünün Şırnak’ta yaygınlaştırılması amaçlanıyor. Proje kapsamında Şırnak Valisi Cevdet Atay ve İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan arasında iş birliği protokolü imzalandı.İmzalanan protokolle Şırnak’taki meslek liselerinin kalifiyeli eleman yetiştirmesine katkı sağlanması hedefleniyor.
İstanbul Sanayi Odası (İSO) heyeti Cizre Ticaret ve Sanayi Odası’nı (CTSO) ziyaret etti. Gerçekleştirilen toplantıya İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, İSO Meclis Başkanı Ender Yılmaz, İSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcıları İrfan Özhamaratlı ve Cemal Keleş, Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Sultan Tepe, Yönetim Kurulu Üyeleri Kemal Akar, Vehbi Canpolat, Hüseyin Çetin, Faruk Sarı, Murat Çökmez ve meclis üyeleri ile CTSO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Yıldırım ve CTSO Meclis Başkanı Mesut İverendi katıldı.
Toplantıda İstanbul ve Şırnak arasındaki ticari ve sanayi ilişkiler ele alındı. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, bölgedeki istihdamın arttırılması ve eğitime katkı sağlamak adına Şırnak’ta İSO Mesleki Eğitim İş birliği Projesi’ni hayata geçireceklerini duyurdu. Gerçekleştirilecek projeyle meslek liselerindeki eğitimin niteliğinin artırılması hedefleniyor. Proje kapsamında Şırnak Valiliği’nde Şırnak Valisi Cevdet Atay ve İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan arasında iş birliği protokolü imzalandı.
ATAY: BURADAKİ İSTİHDAMA ÇOK CİDDİ FAYDALAR SAĞLAYACAĞINA İNANIYORUM
Şırnak Valisi Cevdet Atay iş birliğine ilişkin, “Bugün burada bir okul protokolü imzalayacağız. Sizleri şehrimizde ağırlamaktan dolayı mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum. Karşılaştığımız insanların genelde iş konusunda talepleri oluyor. Burada da inşallah İSO’nun iş birliği içerisinde bir model ile buraya yeni yatırımcılar getirerek belki burada ki işsizliğe, buradaki istihdama çok ciddi faydalar sağlayacağına inanıyorum. Burası ciddi anlamda avantajlar içeren bir şehir. Geçmişte hep kötü olaylarla anılan şehrimiz Allah’a hamd olsun bugün güvenlik içerisinde herhangi bir olaya maruz kalmadan emin ellerde. Tam yatırıma muhtaç halde bekliyor. İnşallah İSO’daki arkadaşlarımızın buraya yatırımları söz konusu olacak. Bu şehre çok ciddi katkıları olur, memleket için de ciddi faydalar sağlayacağına inanıyorum” dedi.
BAHÇIVAN: İSTANBUL’DA HUZURLU OLMANIN YOLU CİZRE’DE MUTLU OLMAKTAN GEÇİYOR
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan ise “Bu seyahat bizim için hakikaten çok anlam taşıyor. Uzun zamandan beri sözümüz vardı. İstanbul Sanayi Odası olarak her sene ülkemizin farklı bölgelerine meclis ziyaretlerimiz oluyor. Şırnak ve ilçeleri bir de yarın gideceğimiz Hakkari bugüne kadar İstanbul sanayisi tarihinde eksik bırakmış olduğumuz noktalardı, borcumuz büyüktü. Çok şükür Allah nasip etti, bugün inşallah bu borcu kapatıyoruz. Ben inanıyorum ki önümüzdeki yıllar, bu bölgenin geçmiş yıllarda olduğu gibi yine insanlık ve dünya tarihinde söz sahibi olacak yılların ilk işaretleri. Yeter ki biz birlikteliğimizi, huzurumuzu, kardeşliğimizi bozmayalım. Zaten bizim de İstanbul’dan buraya gelmemizin temelinde sizin buradaki bu heyecanınıza, bölgenin gelişmekte olan yeni kalkınmasına şahit olmaktı. Şahit olmaktan da ötürü bunu ülkemiz adına nasıl değerlendirebiliriz fikriyatı yatıyordu. Çünkü inanıyoruz ki İstanbul’da huzurlu olmanın yolu Cizre’de mutlu olmaktan geçiyor. Biz eğer İstanbul’da huzurlu ve mutlu yaşamak istiyorsak Cizre huzurlu ve mutlu olmalı, Cizre’deki gençler huzurlu olmalı, Cizre’deki gençler gelecek adına umut beslemeli. Bu umudun ilk tohumlarını atmak adına kendimize ait bir sorumluluğumuz var. Eğer bu konuda o fidanlar adına bir tohum ekebilirsek İstanbul Sanayi Odası olarak bundan büyük bir gurur duyacağız” diye konuştu.
“MESLEK LİSELERİYLE BERABER BU İŞ YAPMA KÜLTÜRÜNÜ BÖLGEYE TAŞIYACAĞIZ”
‘İSO Mesleki Eğitim İş birliği’ Projesinden bahseden Bahçıvan, “İstanbul’da meslek liselerine dönük başlatmış olduğumuz projenin başka şehirlere taşınması noktasındaki ilk uygulama örneğini bugün Şırnak’ta Sayın Valimizle beraber bir mesleki eğitim ortak çalışma protokolü haline getireceğiz. Sanayicilerimizin gönüllü bir şekilde meslek liseleriyle birlikte çalışmasını Şırnak’a ve Şırnak’ın kıymetli ilçelerinde nasıl taşıyabiliriz noktasında bir model başlatıyoruz. Bizzat Milli Eğitim Bakanımızın ve İl Milli Eğitim müdürümüzün bilgisi dahilinde olan bir proje olacak. Bu konudaki deneyimlerimizi ve İstanbul’daki meslek liseleriyle beraber bu iş yapma kültürünü bölgeye taşıyacağız. Geleceğimizin en büyük kazancı ve teminatı olan gençlerimizi işsiz ve umutsuz kalmak değil, daha genç yaşlarında bir meslek sahibi edebilmek ve Türkiye’nin de en önemli problemi olan bu işsizliği ve mesleksizliği çözmek adına İstanbul tecrübesini bu bölgeye aktarmış olacağız. Bu proje, bir okul yapmaktan daha ziyade var olan okulları nasıl geliştirebiliriz noktasındaki hayalimiz ve vizyonumuzdur” ifadelerini kullandı.
“GENÇLER KENDİ BÖLGELERİNE ÇOK DAHA GÜÇLÜ KATKILAR SUNABİLECEK HALE GELECEK”
Bahçıvan, “Buradaki gençlerimizin geleceğe dönük eğitimine sunabileceğimiz her bir katkı bizim için çok kıymetli. İnşallah Türkiye’nin gelecek yıllarında da bu bölgenin pırıl pırıl gençleri kendi ekonomilerine ve bölgelerine çok daha güçlü katkılar sunabilecek hale gelecek. Hepimizi dönem dönem üzen başka sapkın arayışlara girmek yerine ülkemizin geleceği konusunda gençlerimizi yetiştirmek, geliştirmek adına gayretlerimizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Hatta bırakın Türkiye’yi uluslararası boyutta da bu gayretlerimizi devam ettireceğiz” dedi.
YILMAZ: ÜLKEMİZİN EKONOMİK BÜYÜMESİNE KATKI SAĞLAYACAĞINA İNANCIMIZ TAM
İSO Meclis Başkanı Ender Yılmaz da “Bu ziyaretimiz vesilesiyle iki şehrimiz arasında ticari ve sanayi ilişkilerinin daha güçlenmesi adına atılacak adımların, ülkemizin ekonomik büyümesine katkı sağlayacağına inancımız tam. Cizre’nin zengin tarihi ve kültürel dokusuyla beraber, ticaret ve sanayideki dinamik yapısıyla bölgesel kalkınmada önemli bir role sahip olduğunu hepimiz biliyoruz. İstanbul Sanayi Odası olarak bu potansiyeli daha ileriye taşıyacak iş birliklerine ve projelere de büyük önem veriyoruz. Özellikle sanayicilerimizin beklentileri ve çözüm önerileri üzerine odaklanarak çalışma hayatına yenilikçi bir anlayışla yaklaşım sergiliyoruz. Ayrıca sürdürülebilir kalkınma ve çevre dostu üretim yöntemleri konusunda yürüttüğümüz faaliyetler İSO’nun toplumsal sorumluluk bilincinin de bir göstergesi. Cizre’ye olan iş birliğimizin bu hedef doğrultusunda önemli bir adım ve her iki taraf için de önemli katkılar olacağına da inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
YILDIRIM: TİCARETİN GELİŞİMİ İÇİN EMEK SARF EDEN BİR MESLEK ODASIYIZ
CTSO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Yıldırım ise “Bazı sıkıntılardan dolayı geri kaldığımız topraklarda ticaretin gelişimi için emek sarf eden bir meslek odasıyız. İSO gibi ülkemizin güzide odalarından arkadaşların burada bulunması bizi ziyadesiyle mutlu etti. İnşallah bu gelişiniz şehrimizde ticaretin, sanayinin gelişimine ve gençlerimizin istihdamına bir katkısı olur” diye konuştu.
]]>Zengin yayla ve meralara sahip olan Doğu Anadolu’da besiciler, yetiştirdikleri hayvanları İl Tarım ve Orman Müdürlüğünde yapılan kontrol ve işlemlerin ardından batı illerine sevk için hazırlıyor.
Büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar kamyonlara yüklenerek yaklaşan Kurban Bayramı öncesi İstanbul, Ankara, İzmir ve Kocaeli başta olmak üzere ülkenin farklı illerine götürülüyor.
Şu ana kadar söz konusu illerden 87 bin 45 küçük ve büyükbaş kurbanlık sevki gerçekleştirildi.
Erzurum, Ağrı ve Kars’taki hayvan borsalarında da bayram yaklaştıkça yoğunluk artıyor. Besiciler, yaylalar ve ahırlarda besleyip bakımını yaptıkları hayvanları satmak için kamyonlara yükleyip sabahın erken saatlerinde hayvan borsasına getiriyor. Besiciler ile bütçelerine uygun kurbanlık almak isteyen vatandaşlar arasında zaman zaman sıkı pazarlıklar yaşanıyor.
Vatandaşlar, Tarım ve Orman Bakanlığının “Tarım Cebimde” uygulaması ile küpe sorgulama kısmından kurbanlıklarının sağlık durumu, ırkı, aşıları ve diğer tüm bilgilerini hızlı ve kolay bir şekilde ücretsiz olarak kontrol edebilecek.
Erzurum’dan 59 bin 800 kurbanlık sevk edildi
Erzurum Tarım ve Orman İl Müdürü Alpaslan Kenger, AA muhabirine, sevklerde şu ana kadar herhangi bir salgın hastalık veya başka bir olumsluzlukla karşılaşmadıklarını söyledi.
Geçen yıla göre sevklerde değişkenliğin olduğunu anlatan Kenger, şöyle devam etti:
“Geçen yılki sayılarımıza bu yıl büyükbaş hayvan sevkimizde yüzde 50 artış yaşanırken, küçükbaş hayvan sevkinde tam tersi durum var. Geçtiğimiz kurban sezonunda 30 bin büyükbaş hayvan sevk etmiştik, bu sene 45 bin 500 büyükbaş hayvan sevk ettik. Geçen sene 29 bin küçükbaş hayvan sevkimiz gerçekleşirken bu yıl 14 bin 300 küçükbaş hayvan batı illerimize gönderdik.”
Kurbanlık hayvan gönderiminin tamamlanmak üzere olduğunu ve nadiren sevklerin olabileceğini ifade eden Kenger, sağlıklı hayvan sevki noktasında aşılama çalışmalarının da gerçekleştirildiğini bildirdi.
Açıldığı günden bu yana 158 bin hayvan denetlendi
Bu yıl ilk defa Kurban Bayramı sezonunu geçiren ve Türkiye’de pilot olarak kurulan Erzurum Veteriner Yol Kontrol ve Denetim İstasyonu’nda sevk döneminde günlük ortalama hayvan taşıyan 200 aracın kontrol edildiğini kaydeden Kenger, “İstasyon açıldığı günden bu yana 4 bin 500 araçta, 140 bin büyükbaş, 18 bin küçükbaş hayvan kontrol ettik.” diye konuştu.
Ağrı’dan 11 bin 500 kurbanlık gönderildi
Ağrı Tarım ve Orman İl Müdürü Mehmet Hüseyinoğlu da tarım ve hayvancılıkta ülkenin önde gelen şehirlerinden olan Ağrı’da 350 bin büyükbaş, 1 milyon 400 bine yakın da küçükbaş hayvanın bulunduğunu söyledi.
Kurban Bayramı’na sayılı günler kala batı illeri ve büyükşehirlere ciddi bir hayvan sevki yapıldığını anlatan Hüseyinoğlu, bu hayvanlar gönderilmeden 21 gün önce şap aşısı yapıldığını belirtti.
Ekiplerce hayvanların kontrol edildiğini ve sağlıksız olanların gönderilmesine izin vermediklerini vurgulayan Hüseyinoğlu, şöyle devam etti:
“Geçen yıl Ağrı’dan Kurban Bayramı süresince 12 bin 500 büyük ve 25 bin de küçükbaş hayvan batı illerine sevk edildi. Bu sene de yaklaşık geçen seneki rakamları bekliyoruz. Şimdiye kadar 6 bin 500 büyükbaş, 5 bin de küçükbaş hayvan sevki yapıldı. Bayram yaklaştıkça bu sevkler artacaktır. Tüm Türkiye’ye sevkler yapılıyor çünkü Ağrı’nın geçim kaynağı hayvancılık.”
Kars’tan 15 bin 745 kurbanlık sevk edildi
Kars Tarım ve Orman İl Müdürü Enver Aydın ise merada doğal beslenen hayvanların tercih nedeni olduğunu, kurbanlık hareketliliğinin de yoğunlaştığını söyledi.
Bulaşıcı hayvan hastalıklarının engellenebilmesi ve sağlıklı gıda tüketiminin sağlanabilmesi için denetimlerin tüm hızıyla devam ettiğini vurgulayan Aydın, kentten hayvan sevklerinin de tüm hızıyla sürdüğünü kaydetti.
Kars’ta 29 bin 730 büyük, 31 bin 123 de küçükbaş kurbanlık hayvanın bulunduğunu dile getiren Aydın, “Bu miktar, ilimizin kurbanlık hayvan ihtiyacını karşılamaya yeterli düzeydedir. Ayrıca il dışına da ilimizden kurbanlık hayvan sevki yapılmaktadır. Bu güne kadar Kars’tan diğer illere 8 bin 325 büyük ve 7 bin 420 küçükbaş hayvan sevki gerçekleştirilmiştir.” ifadelerini kullandı.
]]>Türk ve Arap Ülkeleri İşbirliği Derneği’nin (TÜRAP) Arap ülkeleri ve Türkiye arasında ekonomik iş birliğini artırmak amacıyla Turabexpo Fuarcılık desteğiyle düzenlediği Türk-Arap Ekonomi Zirvesi ile 10’uncu Türk-Arap Gıda ve Gıda Teknolojileri Fuarı başladı.
2 gün sürecek zirveye Ticaret Bakan Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, TÜRAP Genel Başkanı Sabuhi Attar, Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Erkut Çelebi, Arap Gümrük Müşavirleri Birliği Başkanı Mamdoh Abdullah Alrefaee, Irak Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Majid Al- Lachmawi, Arap Devletleri Ligi Misyonu Büyükelçisi Abdelhamid Hamza, Arap ve Türk iş insanları katıldı.
“ARAP DEVLETLERİ TÜRKİYE’NİN İHRACATINDA ÇOK ÖNEMLİ BİR PAYA SAHİP”
Türkiye’nin 2023 yılında 255,4 milyar dolar gibi bir rakamla Türkiye ihracat tarihinin en yüksek rakamına ulaştığını vurgulayan Ticaret Bakan Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, “TÜRAB’ın organizasyonu ile düzenlenen gıda ve gıda teknoloji fuarında bir aradayız. 3 Haziran’da açıkladığımız mayıs ayı ihracat verilerine göre de Türkiye’nin bugün yıllıklandırılmış ihracatı 260. 1 milyar dolar seviyesine ulaşmış durumda. Bu durumda Arap ülkeleri ve İslam İş Birliği Teşkilatı ve körfez ülkeleriyle yapmış olduğumuz dış ticaret Türkiye’nin ihracatında çok önemli bir paya sahip. 2023 rakamlarına göre yüzde 26’sını İslam İş Birliği Teşkilatı üyesi ülkelere gerçekleştiriyoruz. Bu payı inşallah 2028 yılında yüzde 30’lara ulaştırmayı hedeflemekteyiz. Bu anlamda Arp ülkeleri ve körfez ülkeleriyle, çok ciddi ticari faaliyetler yürütüyoruz. Genel ticaret heyetleri, sektörel ticaret heyetleri, o ülkelerde düzenlenen fuarlar ve ülkemizde düzenlenen bu tarz fuarlar oluyor. Körfez ülkelerinden Arap ülkelerinden katılımlar bu tarz ihracatımızın gelişimine katkı sunuyor. Bugün düzenlenen bu etkinlik ve fuarda bu platformlardan bir tanesi. İnşallah her geçen sene bu fuarın da arttığını ve artacağını mutlulukla bildiriyoruz. Bu da Arap ülkeleri ile körfez ülkeleri ile ticaretimizin gelişimine çok büyük bir katkı sunuyor” dedi.
‘TÜRKİYE İLE İŞ BİRLİKLERİNİN ARTMASI İÇİN YATIRIMLARI DESTEKLİYORUZ’
Derneklerinin Arap ilişkilerinin ve iş birliklerinin ilerlemesi için sürekli proje ürettiğini belirten TÜRAP Genel Başkanı Sabuhi Attar ise “Projelerden en önemlisi de şu an gerçekleşen fuar çünkü direkt olarak Arap alım heyeti ile gerçekleştiriyoruz. Türk firmaları ile bir araya gelerek hem kendi mallarını tanıtıp hem de, alınacak olan malları inceliyorlar. Masaya oturarak bunlarla ilgili anlaşmalar yapıyorlar. Ayrıca Arap ülkelerinden gelen iş adamlarını Türk yatırımcılar adına teşvik ediyoruz ve yardım ediyoruz. Hem Türk hem Arap ülkelerinden müşavirlerimiz var bu şekilde istedikleri tüm desteği alıyorlar. Lojistik, gümrük her anlamda ne gerekliyse yan hizmetler ve altyapımız hazır. En iyi şekilde bu hizmeti veriyoruz. Her türlü kolaylığı sağlıyoruz. Yeter ki burada masaya oturup çalışsınlar. Biz mevcut projelerini geliştiriyoruz ve ortaklık kurmaya çalışıyoruz. Bu dönemde serbest ekonomik piyasa uygulandığı için Türkiye’ye yatırımcıları davet ediyoruz. Yatırım ve sanayi alanındaki projelerde hem Türkiye hem de Arap ülkelerinin gelişimi için hem de iş birliklerinin artması adına Türkiye’deki yatırımları destekliyoruz. Herkesi bu açık pazara davet ediyoruz. Arap ve Türk firmaları bizden bu desteği alsınlar. Hem daha doğru hem de daha süratli olarak ilerlemeye ulaşırlar. Ticaret ihracat bilmeyen firmaları dahi güzel bir şekilde destekliyoruz” diye konuştu.
‘YENİ İŞ BİRLİKLERİNİN YENİ KAPILAR AÇACAĞINDAN EMİNİM’
Arap Gümrük Müşavirleri Birliği Başkanı Mamdoh Abdullah Alrefaee de “İki ülkenin ekonomisini güçlendirmek konusunda çabalıyoruz en önemli hedefimiz aydınlatma bilgilendirme ve doğru danışmanlık hizmetleri vermek. Ayrıca gümrük konusuyla ilgili her türlü yardımı vermeye hazırız. Tüm engelleri çözmek ilk hedefimiz gümrük işlemlerini kolaylaştırmak için çabalıyoruz son yıllarda ülkeler arasında ticaret ve yatırım alanında çok büyük mesafeler ve fırsatlar oluştu. Türkiye ve Arap ülkeleri arasında yatırımlar arttı bunu yakından görüyoruz artık tüm dünya ülkelerini etkileyecek adımların artmasını temenni ediyoruz. Yeni iş birliklerinin yeni kapılar açacağından eminim” dedi.
Açılış konuşmaların ardından konuşmacılara plaket takdim edildi ve hatıra fotoğrafı çekildi.
]]>SEDDK 2. Başkanı Mehmet Verim, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, ilk olarak Ocak 2022’de duyurulan ve 28 Eylül 2023’te işleme ilişkin usul ve esasları belirlenen uygulamanın haziran ayı itibarıyla hayata geçtiğini söyledi.
Verim, “BES’te birikimi bulunan katılımcılar, bankalardan kullanacakları krediler için ilgili BES hesaplarındaki birikimlerini kredi süresiyle sınırlı olmak üzere bankaya devredip finansmana daha rahat erişim sağlayabilecek.” dedi.
Sürecin nasıl işleyeceğine ve katkılarına ilişkin açıklamalarda bulunan verim, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bankalar, Emeklilik Gözetim Merkezi (EGM) tarafından geliştirilen merkezi bilgi sistemi aracılığıyla kredi kullanacak katılımcıların BES birikimlerine dair gerekli sorgulamaları yapabilecek. Alacağın devri sözleşmesinin onaylanması halinde bankalar, çekilen kredinin yüzde 20 fazlasına kadar tutarı, örneğin 100 milyar liralık kredi için 120 milyar lirayı teminat olarak isteyecek. Bu tutar kredi yükümlülükleri tamamlanana kadar Kurumumuz tarafından belirlenen ve bankaların seçeceği emeklilik yatırım fonuna (temlik fonu) devredilecek.”
“TEMİNAT OLARAK TUTULACAK BİRİKİMLER TEMLİK FONUNDA DEĞERLENECEK”
Mehmet Verim, bankaların kredi borcu ödenmemesi ihtimaline karşı teminat olarak tutacağı birikimin temlik fonunda değerlenmeye devam edeceğini, hesapta kalan tutarın ise sonradan sisteme ödenecek katkı payı tutarları ile birlikte katılımcının tercihine göre yatırıma yönlendirileceğini söyledi.
Alacağını bankaya devreden katılımcının devir sözleşmesi tamamlanana kadar birikimlerini başka şirketlere aktaramayacağına dikkati çeken Verim, şunları kaydetti:
“Kredi borcu ödendiğinde alacağın devri sözleşmesi sona erecek ve temlik fonunda yer alan tutarlar bu fondan çıkıp yine katılımcının tercih ettiği fonlara yönlendirilecek. Kredi borcu ödenmediğinde ise banka blokeli şekilde temlik fonunda değerlenen payların satışını talep ediyor. Satılan fon paylarından elde edilen tutarla banka alacağını alıyor, kalan tutar olursa yine katılımcının BES hesabına aktarılıyor”
“ALACAĞIN DEVRİ İÇİN 4 AYRI FON BELİRLENDİ”
SEDDK 2. Başkanı Verim, alacağın devri fonlarını kurmak için, alınan karara uygun olarak teklifte bulunan “Anadolu Hayat ve Emeklilik” ile “Türkiye Hayat ve Emeklilik” şirketlerini yetkilendirdiklerini söyledi.
Verim, “Alacağın devri için faizli ve faizsiz olmak üzere 4 ayrı fon belirlendi. Her iki şirket faizli ve faizsiz fon seçeneği sunacak. Anadolu Hayat ve Emeklilik şirketinin faizli fonu ile Türkiye Hayat ve Emeklilik şirketinin faizsiz fonu devreye alındı. Hacmin artacağı öngörüldüğü için kalan fonlar 1 Ocak 2025’te kullanıma açılacak.” şeklinde konuştu.
KISMEN ÖDEME UYGULAMASI
Mehmet Verim, eğitim, doğal afet, evlilik ve konut alımı gibi durumlarda BES’ten çıkmadan ve sahip olunan haklardan vazgeçmeden hesaplarda biriken tutarların, devlet katkısı dahil, yüzde 50’sini alabilme hakkı sağlayan Kısmen Ödeme Uygulaması’nın da 1 Temmuz’da devreye alınacağını hatırlattı.
EGM ve emeklilik şirketlerinin entegrasyon süreçlerinin tamamlandığını dile getiren Verim, test süreçlerinin başarılı geçtiğini anlattı. Verim, doğal afet, evlilik ve ev alacakların kısmen ödeme esaslarının belirlendiğini kaydederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Eğitim halini düzenleyen maddeleri sektörün talebi doğrultusunda revize edeceğiz. 18 yaş altı katılımcılar sisteme 2 yıl önce dahil olmaya başladı. Kısmen ödeme uygulamasında 5 yıl şartı arandığı için bu alanda henüz bir başvuru oluşmayacak. Kısmen ödeme alanındaki çekişlerin havuzu yüzde 1 etkileyeceğini öngörüyoruz. Hem kısmen ödeme hem de alacağın devri uygulamalarıyla BES’e olan talep daha da artacaktır.”
]]>AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Tosyalı, son birkaç yılda teknoloji, inovasyon ve AR-GE çalışmalarıyla 100’den fazla sürdürülebilirlik projesi gerçekleştirdiklerini anlattı.
Üretimin sürdürülebilirliği için endüstri 4.0 yatırımlarına ağırlık verdiklerine dikkati çeken Tosyalı, yapay zeka algoritmaları ve iş süreçlerinin takibi için dijital teknolojilere önemli yatırımlar yaptıklarını belirtti.
“Bu sayede hem üretimin devamlılığı ve verimliliğini hem de enerji tasarrufunu sağlıyoruz, aynı zamanda emisyonlarımızı da düşürüyoruz.” diyen Tosyalı, fabrikada kullandıkları ileri teknolojilerle yüzde 30 daha az elektrik enerjisi ve yüzde 15 daha az doğalgaz tükettiklerini aktardı.
Tosyalı, yüksek fırınlara göre yüzde 70, geleneksel ark ocaklarına göre yüzde 20 daha az karbon ayak izi ile çevreci bir tesis oluşturduklarının altını çizdi.
Güneş enerjisine yapılan yatırımlar ile dünyanın en büyük çatı üstü güneş enerjisi santraline sahip olduklarını hatırlatan Tosyalı, “GES projemizle yaklaşık 171 milyon kilogram karbon salınımını engelledik. 2025 itibarıyla planladığımız GES yatırımlarıyla toplam elektrik kullanımımızın yüzde 50’sini öz üretimimizden temin edeceğiz.” diye konuştu
“Çelik sektörü, küresel karbon salımının yüzde 7’sinden sorumlu”
Yeşil çelik dönüşümündeki en büyük zorluklardan birinin, üretimde kullanılan enerjiden kaynaklanan emisyonlar olduğunu belirten Tosyalı, hurdadan çelik üretiminin henüz istenen seviyede olmadığını ve sektörün kömüre bağımlı olduğunu ifade etti.
Başta Avrupa olmak üzere sektörün ana gündem maddelerinden birinin şu anda hidrojen olduğunu aktaran Tosyalı, “Hedefimiz, çalışmalarımızı tamamlayıp tamamen yeşil hidrojen ile yeşil çelik üretmek. Tüm yeni yatırımlarımızı da tesislerimizde hidrojeni kullanabilecek şekilde yapıyoruz. Avrupa Birliği genelinde çeşitli sektörlerde 80 hidrojen projesi için 17 milyar avronun üzerinde kamu desteğine onay verilmiş.” şeklinde konuştu.
Tosyalı, yeşil çelik dönüşümünün ekonomiye hem geçiş aşamasında hem de sonrasında önemli katkıları olacağına işaret ederek, şunları kaydetti:
“Çelik sektörü, küresel karbon salımının yüzde 7’sinden sorumlu. Enerji kaynaklı salımların ise yüzde 10’unu çelik sektörü gerçekleştiriyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın araştırmalarına göre yıllık 650 milyar dolarlık temiz enerji üretimi var ve bunun 380 milyar doları güneş enerjisi yatırımı. Temiz teknoloji yatırımları kömür, gaz ve petrol yatırımlarını geçmiş durumda.”
Tosyalı Holding’in, 2030 ve 2050 için sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüğünü ve yeşil çelik üretiminde öncü olmayı hedeflediğini belirten Tosyalı, şu şekilde konuştu:
“Tosyalı olarak dekarbonizasyon çalışmalarımızla karbon ayak izimizi her geçen gün daha da düşürüyoruz. Güneş ve hidrojen gibi temiz enerji kaynaklarının kullanımı, döngüsel üretim ve teknoloji inovasyon ve AR-GE çalışmalarıyla üretim süreçlerini geliştirerek karbonsuz çelik üretimi sağlamak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.”
“Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakma bilinciyle, çalışmalarımızı sürdürüyoruz”
OYAK Maden Metalürji Finansal Yönetim ve Mali İşler Grup Başkan Yardımcısı Serdar Başoğlu da, Erdemir’de, sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda yeşil çelik üretimine yönelik atılan adımları anlattı.
Erdemir’de gerçekleştirecekleri yeşil dönüşüm hakkında bilgi veren Başoğlu, önemli adımlarından biri olarak Elektrik Ark Ocağı (Electric Arc Furnace-EAF) tesislerinin devreye alınacağını bilgisini paylaştı.
Başoğlu, bu adımla birlikte, hurda tüketimine dayalı çelik üretimini artırarak birim sera gazı emisyonlarını azaltmayı hedeflediklerini ve aynı zamanda müşterilerine kaliteli çelik tedarik etmeyi sürdüreceklerini söyledi.
Sera gazı emisyon azaltımında önemli bir diğer adımın, yeşil dönüşümün en önemli yapı taşlarından biri olarak gördükleri DRI teknolojisini hayata geçirmek olduğunu anlatan Başoğlu, “Bu teknoloji ile kömür kullanımını azaltarak, indirgeyici olarak ilk etapta doğalgazı, ardından yeşil hidrojeni kullanarak fosil yakıta olan bağımlılıkları önemli derecede azaltacağız.” dedi.
Başoğlu, üretimin çeşitli aşamalarında kömür yerine emisyon faktörü sıfır olan biyokütle kullanımı ile proses emisyonlarını iyileştireceklerinin altını çizerek, “Bir diğer önemli adımımız da satın alınan elektrik kaynaklı emisyonlarımızı azaltmak adına ülkemizin çeşitli bölgelerinde Türkiye’nin en büyük kapasiteli lisanssız güneş enerji santrallerini kurmak olacak.” şeklinde hedeflerini paylaştı.
Yeşil çelik dönüşümünün mevcut üretim teknolojilerinin terk edilerek çevre dostu üretim teknolojilerine dayalı yeni bir üretim altyapısına geçmeyi gerektirdiğine değinen Başoğlu, bu dönüşümün çevresel, teknolojik, finansal, ticari ve sosyal boyutlarda önemli etkileri olacağını aktardı.
Başoğlu, yeşil çelik dönüşümünün getireceği mali yükün nasıl karşılanacağı ve çevreci teknolojilerin endüstriyel çapta kullanıma hazır olma durumunun dönüşümün önündeki en büyük engeller olduğuna dikkati çekti.
Yeşil dönüşüm sürecinin verimlilik ve rekabet gücünü artıracağını, yeni sektörler ve teknolojiler ortaya çıkaracağını, iş imkanlarının gelişimi ve yeni pazar ve tedarik zincirlerinin oluşumu gibi faydalar sağlayacağına değinen Başoğlu, “AB’deki düzenlemelere mukabil, Türkiye’de devreye alınması gündeme gelen politik düzenlemelerle, parasal kaynakların ülke içinde kalması sağlanacak. Bu sayede oluşacak fon birikimiyle de yeşil dönüşüm desteklenebilecek.” açıklamalarında bulundu.
Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefine katkı verecek şekilde Net Sıfır Yol Haritaları ile 2030, 2040 ve 2050 için somut hedefler belirlediklerini kaydeden Başoğlu, şunları kaydetti:
“Çevreye olan diğer etkilerini en düşük seviyeye indirmek amacıyla ölçüm ve izleme sistemlerini geliştirip, daha çevreci uygulamaları devreye almak için yatırımlarımızı önceliklendirdik. Azalan su kaynaklarını daha verimli kullanmak için su resirkülasyonunu artırarak, su tüketim projeksiyonlarımızı doğadan daha az su çekecek şekilde şekillendiriyoruz. Aynı zamanda biyoçeşitliliği koruyacak projeleri desteklemeye devam ediyoruz. Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakma sorumluluğumuzun bilinciyle, çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”
]]>Türkiye’nin gül bahçesi Isparta’da gül çiçeği hasadı aralıksız olarak devam ediyor. Sabahın erken saatlerinde toplanan güller, kantarlarda tartıldıktan sonra fabrikalara ulaştırılıyor. Fabrikalarda gül çiçeklerinden gül yağı, ve gül suyu elde ediliyor. Dünya piyasasında kozmetik ve parfümeri alanında kullanılan ve geçtiğimiz yıl 12 bin euro’ya kadar çıkan bir kilogram gül yağı, yaklaşık 4 ton gül çiçeğinden elde ediliyor.
“10-11 BİN TONUN ÜZERİNDE BİR REKOLTE BEKLENMEKTEDİR”
İklim şartlarından dolayı Isparta’da bu yıl hasadın erken başladığını söyleyen Gülbirlik Genel Müdür Yardımcısı Nafiz Koçak, “Güller her gün sabah erken saatlerde toplanarak kendi organizasyonlarımızla, nakliyelerimizle fabrikalarımıza nakillerini yaparak işlenmek üzere fabrikalara yolculuğu başlıyor gülün. Fabrikaya gelen güller erken saatlerde işlemeye tabi tutuluyor. İşçilerimiz tarafından kaynatılmak üzere kazanlara aktarılıyor ve yaklaşık iki saatlik kaynama işlemine tabi tutularak günün sonunda artık ham madde olarak gül üretimini gerçekleştirmiş oluyoruz” dedi. Yıllık yağış oranının bu yıl düşük olduğunu söyleyen Koçak, “Sezonun yağmurlu geçmesi gül için çok önemli. Yağmurun gülü beslemesi gülün daha kaliteli, yağ oranının daha iyi olması demek. Bu yıl geçen yılki yağmur sezonunu yakalayamadığı için biraz bölgede don olayı ve biraz da dolu şartlarında sıkıntılar oluştu bu da istenilen rekolteleri biraz aşağı çekti. Bu yıl bu da bizim hesaplamalarımıza, değerlendirmemize göre yaklaşık 10-11 bin tonun üzerinde bir rekolte beklenmektedir yine bu şartlara rağmen” şeklinde konuştu.
12 BİN EURO’NUN ÜZERİNDE OLMASI BEKLENİYOR
Dünya gül yağı ihtiyacının yüzde 65’inin karşılandığı Isparta’da gül yağı konusunda dünya üzerinde marka haline geldiğini söyleyen Koçak, “Kalite deyince Isparta gülü ve Isparta gül yağı akla geliyor. Bu dünyanın artık standardı oluşturmuş. Bizde de baktığımız zaman dünyanın bir yıllık üretim miktarı var. Biz de müşterilerimize, kendi pazarımıza hitap eden belirlediğimiz, planladığımız miktarda gül yağı ve gül konfeti üretimini yapıyoruz. Bu yıl geçen yılki miktarımıza yakın miktarlarda tekrar bir üretim planlaması yaptık ve bunu da gerçekleştirmek üzereyiz. Sezonun bitmesi ile geçen yıl baktığınız zaman gül yağının piyasa ihracat fiyatları yaklaşık 12 bin euro civarlarında idi. Bu yıl da ekonomik şartlar ve bazı etkenleri de göz önünde bulundurduğumuzda sanırım yine 12 bin euro’nun üzerinde olması bekleniyor. Şu an net bir rakam vermek doğru değil bunda ama 12 bin euro’nun üzerinde olacağı kanaatindeyiz. Göstergeler bunu gösteriyor çünkü” dedi.
“FRANSA, İNGİLTERE, AMERİKA, HİNDİSTAN VE JAPONYA’YA İHRAÇ EDİYORUZ”
Elde edilen gül yağının dünya üzerinde birçok ülkeye ihracatının sağlandığını söyleyen Koçak, “Fransa başta olmak üzere dünya üzerinde İngiltere, Amerika Hindistan belli aralıklarla Japonya ama bunun en yoğun merkezi Fransa olarak bilinmektedir. Çünkü kozmetik ve parfümleri sanayinin en büyük esans firmaları o bölgede olduğu için yoğunluk olarak Fransa’ya ihraç edilmektedir. Bu saydığımız ülkelere de yıl içerisinde belli miktarlarda ihracatlar yapılmaktadır” açıklamalarında bulundu.
]]>“TÜRKİYE’DE 26 YILDA MİLLİ GELİR 4 KATINA ÇIKTI”
Türkiye Sınai Kalkınma Bankasının (TSKB) ilkini düzenlediği TSKB Kalkınma Günü’nde konuşan Lopez, büyüme açısından Türkiye’nin son 20 yılına bakıldığında önemli adımlar atıldığını söyledi. Türkiye’nin bu dönemde yüzde 5,4 ortalama bir büyüme sağlandığına dikkati çeken Lopez, “Üç ana başlıktan bahsedebiliriz. Bunların ilki büyümedir ve büyüme olmadan kalkınma olmaz. Öncelikle büyümeyi sağlamamız gerekiyor.” diyerek şöyle devam etti:
“İkinci başlık, işin sosyal boyutu, kapsayıcılık. Büyümenin sadece belli bir kesim için değil, toplumdaki tüm kesimler için geçerli olmasını sağlamalıyız. Üçüncüsü de sürdürülebilirlik; yeşil büyüme dediğimiz kavramı besleyecek olan sürdürülebilirlik boyutu. Türkiye’de 26 yıllık süre zarfında kişi başına düşen milli gelir 4 katına çıktı. Yani reel olarak 4 katına çıktığını söyleyebiliriz 20-30 yıl içerisinde. Bu başarının muhakkak takdir edilmesi gerekli. Son 20-25 yıldaki başarının önümüzdeki 20 yılda da devam etmesini sağlamamız gerekiyor. Bunun üzerine koyulması gerekiyor. Yüksek enflasyon ortamında yatırımların daha verimli, üretken sektörlere akması çok kolay değildir. En iyi sektörün ne olduğunu kestirmek çok mümkün olmayabilir her zaman.”
“YATIRIMLAR EKONOMİYİ VERİMLİ KILACAK SEKTÖRLERE AKMALI”
Lopez, yatırımların kendini koruyabilecek sektörlere kaydığını belirterek, ekonomi içerisinde büyümeyi sağlamak için yatırımların ekonomiyi verimli ve etkili hale getirecek sektörlere akması gerektiğini hatırlattı. Kısa vadede bununla ilgili sıkıntılar olabildiğini belirten Lopez, “Bir, iki yıldan bahsetmiyorum ama önümüzdeki döneme baktığımızda belli bir süre sonra enflasyonun etkisi azalacak. Bununla ilgili olarak da sabırlı olmak gerekiyor.” dedi.
Humberto LopezBüyüme bağlamında biraz daha uzun vadeli bir ufukta değerlendirilmesi gereken bir hususun ise üretkenlik ve verimlilik olduğunun altını çizen Lopez, “Küresel piyasalarda rekabetçi olabilmek için aynı girdiler, aynı iş gücü, aynı sermaye unsurlarıyla daha fazla ve daha düşük maliyetle üretim yapabilmeniz gerekir.” dedi.
Lopez, Türkiye’de verimlilik faktörüne bakıldığında son 10 yılda bunun bir miktar azaldığını vurgulayarak, enerji geçiş stratejisinin önemli olduğuna dile getirdi.
“İSPANYA’DA ELEKTRİK AVRUPA’DAN YÜZDE 40 DAHA UCUZ”
Kısa süre öncesine kadar pek çok ülkede büyümeden bahsedildiğini anlatan Lopez, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir taraftan iklim değişikliğiyle ilgili hususlara vurgu yapılıyordu. Süreci birlikte yürütmek mümkün. Büyüme için çalışmalar yürütürken enerji geçişiyle ilgili çalışmaları da yürütmek ve başarılı olmak mümkün. İspanya son yıllarda yenilenebilen enerjiye, özellikle güneş ve rüzgar enerjisine, büyük ağırlık verdi. Şu anda İspanya’da elektrik fiyatı Avrupa’nın kuzeyindeki birçok ülkeden yüzde 40 daha ucuz. Yani sabahleyin 3 saat kadar bir süreyle düşük bir pik var. Neredeyse sıfır. Çünkü bir arz fazlası var. Pik saatleri farklı. “Elektrik fiyatlarının düşmesi tüketiciler için iyidir’ diye açıklanabilecek bir şey değil. Sonuçta bu sebepten yatırımlarını şekillendiren firmalar var. Enerji açısından baktığımızda Türkiye, lider ülkelerden biri. Elektrik üretim kapasitesinin bugün Türkiye’de yaklaşık 105 bin megavat olduğunu söyleyebiliriz.”
“GÜNEŞ PANELLERİNİN DAHA FAZLA KULLANILMASI DESTEKLENECEK”
“Dünya Bankası tarafından dünyadaki ilk yeşil fonlardan birini Türkiye’de devreye aldık.” diyen Lopez şunları kaydetti:
“Üretim mühendisliği alanında değişiklikler yapacak olan firmalara aktarılacak bu fonlar. Burada tabii ki kalkınma bankaları güneş panellerinin daha fazla kullanılmasına destek verecek. Sadece güneş enerjisi santralleri oluşturulmasından bahsetmiyorum. Aynı zamanda çatı güneş enerjisi santrallerinin oluşturulmasından da bahsediyorum. Biz ülkelerin tutarlı hareket etmesini bekliyoruz. Burada uyum önemli. Ülkeler arasında kutuplaşmaları değil uyumu teşvik etmek istiyoruz, zorluklara uyum sağlama yetilerinin artırılmasını istiyoruz. Türkiye’de bir güçlenme söz konusu uyum açısından ve bu bağlamda enflasyonla alakalı Türkiye’de birtakım zorluklar yaşandı. Son yıllarda ise Türkiye kişi başına düşen milli geliri artırdı.”

“SANAYİDE ARTAN İSTİHDAM TARIMDA DÜŞÜYOR”
Lopez, ülkelerin zenginleştikçe tarım sektörünün ekonomideki ağırlığının düştüğünü, hizmet ve sanayi sektörünün payının da arttığını belirtti.
Son 10 yılda Türkiye’deki istihdamın yüzde 10 civarında artarken tarım sektöründe yüzde 9 civarında azaldığını kaydeden Lopez, “Endüstri, sanayi ve hizmet sektöründe iş gücü niteliği artarken, istihdam artarken tarım sektöründe bunların azaldığını görüyoruz.” diye konuştu.
]]>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, TUSAŞ’ın Kahramankazan’daki tesislerinde 610 numaralı hangar önünde düzenlenen törende ortak açıklamada bulundu.
Uraloğlu, Türksat 6A uydusunun yapımında emeği geçenlere teşekkür ederek, “1994 yılında Türksat 1B uydusuyla başlayıp bugün Türksat 6A uydusuyla taçlanan bir süreçten bahsediyoruz. Türkiye 6A uydusunu öncelikle Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız, TÜBİTAK Uzay, ASELSAN, TUSAŞ ve savunma sanayimizin işbirliğiyle ortaya çıkardık.” ifadelerini kullandı.
Türksat 6A’nın yüzde 90’a varan bir yerlilik oranına sahip oluğunun altını çizen Uraloğlu, “Uzun süren bir gayret. Bugün artık hemen arkamızda paketlenmiş durumda. Bir konteynerin içerisine ana uydumuzun ana parçasını koyarak dünyanın en büyük kargo uçağı Antonov’la beraber inşallah bu akşam yola çıkarıyoruz. Bir günlük uçuş süresinden sonra ABD’nin Florida eyaletindeki SpaceX’in fırlatma tesislerine göndermiş olacağız. Burada da yine temmuzun ikinci haftasından başlayan süreçte hava şartlarına bağlı olarak bir haftalık zaman diliminde inşallah yörüngesine fırlatmış olacağız. 42 dereceye oturacak, 35 bin 786 kilometrelik bir uzaklıkta olacak ve buradaki bütün testler sonucunda da inşallah bu sene sonu itibarıyla hizmete almayı öngörüyoruz.” diye konuştu.
Uraloğlu, Türksat 6A ile yeni kapsama alanları elde edileceğini, 5 milyar nüfusun kapsanacağını belirterek, “Bu da dünya nüfusunun yüzde 65’ine tekabül ediyor. Buralara hizmet sağlamış olacağız ve aynı zamanda hizmet satarak 250 milyon dolara üretilmiş olan uydumuzun artık geri dönüşüyle ilgili de bir süreci yakalamış olacağız.” dedi.
Türkiye’nin haberleşme uydusu üretebilen sayılı ülkeler arasına girdiğini vurgulayan Uraloğlu, “Neler yapabildiğimizi gerçekten göstermiş olan bir eserden bahsediyoruz. 3A, 4A, 4B’deki Türk mühendislerinin eğitim ve üretime katkısıyla başlayan süreci Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonuyla hayata geçirmiş oluyoruz. Yani ertesi gün ne olacağını düşündüğümüz bir Türkiye’den, artık 2035’leri, 2053’leri, 2075’leri planlayan bir ülke durumuna geldik. Yolculuğumuz hayırlı olsun inşallah.” değerlendirmesinde bulundu.
“Uydumuzun yörüngeye yerleşme operasyonunu ekiplerimiz gerçekleştirecek”
Bakan Kacır da konuşmasında, savunma sanayinde olduğu gibi uzay teknolojilerinde de insan kaynağına yatırım yaparak, AR-GE ve inovasyon altyapısını güçlendirerek yerlileşme ve millileşme hamlesine devam edeceklerini söyledi.
2000’li yılların başından itibaren, BİLSAT, RASAT ve GÖKTÜRK uydularıyla elde ettikleri gözlem uydusu üretme kabiliyetini metre altı çözünürlüklü milli görüntüleme uydusu İMECE ile taçlandırdıklarını belirten Kacır, “Görevdeki ilk yılını başarıyla tamamlayan İMECE ile dünyanın her yerinden hiçbir kısıt olmadan görüntü alabiliyoruz.” ifadesini kullandı.
Kacır, TÜRKSAT 6A projesiyle de uydu teknolojindeki yetkinlikleri, görüntüleme uydularına nazaran daha yüksek irtifada, daha uzun süre görev yapan ve sofistike teknolojik ekipmanları bünyesinde barındıran haberleşme uydularının üretiminde de kullandıklarını dile getirdi.
Tasarım, alt bileşen üretim, entegrasyon ve test olmak üzere tüm aşamalarıyla yerli gerçekleştirilen proje sürecinde uydunun uçuş bilgisayarları, güç dağıtım ve düzenleme birimleri, yıldız izler, tepki tekeri, elektrikli itki sistemi (EİS) gibi 24 farklı çeşitte 84 ekipmanı yerli ürettiklerini anlatan Kacır, şöyle devam etti:
“Çevresel testler öncesi ve sonrasında gerçekleştirilen işlevsel testlerle uydumuzun uzay şartlarına uygunluğunu doğruladık. TÜBİTAK Uzay, TUSAŞ, ASELSAN ve CTech ekiplerinin çalıştığı projenin üretim ve test süreçlerini tamamladık. Ülkemiz tarihinde bugüne kadar üretilen en yüksek değere sahip teknolojik ürünü uydumuzun fırlatma alanına nakliyesi için bir aradayız. Uydumuzun ve yer destek ekipmanlarının fırlatma alanına transferi sonrasında, fırlatma öncesi kontrol testlerini, yakıt dolum faaliyetlerini ve fırlatma aracıyla entegrasyon çalışmalarını arkadaşlarımız yürütecek. Son sağlık testleri sonrasında 8 Temmuz haftasında fırlatılması planlanan uydumuz dünyadan 35 bin 786 kilometre uzaklıkta yer sabit yörüngede görev alacak. Fırlatma sonrasında uydumuzun yörüngeye yerleşme operasyonunu kendi ekiplerimiz gerçekleştirecek.”
“Milli uydu markamızı oluşturacağız”
Kacır, yapılacak yörünge kabul testleri ve devreye alma işlemleri sonrasında TÜRKSAT 6A’nın, ülkenin ulusal uydu operatörü Türksat AŞ’ye 15 yıldan fazla işletmesi için teslim edileceğini ve hizmet vermeye başlayacağını bildirdi.
Uydu bünyesindeki yazılımların tamamen yerli imkanlarla geliştirilmesi, entegrasyon ve test faaliyetlerinin Türkiye’de yürütülmesi sayesinde yakaladıkları yerlilik oranının da iftihar kaynağı olduğunu vurgulayan Kacır, “Dönem dönem 400’e yakın arkadaşımızın ortak çalışma yürüttüğü bu projeyle ülkemizin uzay alanında yetişmiş personel gücünün artırılmasını sağladık. Bugüne kadar haberleşme uydularını yurt dışı firmalardan temin eden ülkemiz, TÜRKSAT 6A ile kendi haberleşme uydusunu üretebilen 11 ülkeden biri olacak. Proje ile kazandığımız yetkinliklerle gelecek dönemde uydu geliştirme faaliyetlerimizi artırarak devam edeceğiz. Uydu teknolojilerinde bugüne kadar elde ettiğimiz AR-GE ve üretim kabiliyetimizi ticarileştireceğiz. Ülkemizin stratejik güvenliği için milli uydu markamızı oluşturacağız. Iddiamızı yeni projelerle sürdüreceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Kacır, uydu üretimi ve geliştirme sürecinde elde ettikleri teknolojik yetkinlikler ve operasyonel kabiliyetlerden Ay Misyonu’nda yararlanacaklarını ifade ederek, teknoloji tarihinde önemli bir viraj olan TÜRKSAT 6A’nın fırlatma gününde o tarihi anlara şahit olmayı diledi.
Uzay teknolojilerinin uydu ile sınırlı olmadığına dikkati çeken Kacır, “İnşa ettiğimiz teknoloji ekosistemiyle uzayın sunduğu fırsatlardan yararlanmaya hazır durumdayız. Sayın Cumhurbaşkanı’mız Milli Uzay Programı’mızı ilan etti. Program kapsamında 10 hedef belirledik. Bu hedeflerden birisi de ‘Türk Astronot ve Bilim Misyonu’dur. Misyon kapsamında 13 bilimsel deneyi astronotumuz Alper Gezeravcı tamamladı. Diğer astronotumuz Tuva Cihangir Atasever de 8 Haziran’da yörünge altı uçuşu gerçekleştirecek. Astronotumuz mikro yerçekimi ortamında, biyolojik moleküllerden gen analizlerine, metabolizma değişimlerinden baskılayıcı hücrelere, insülin kaleminden radyasyon analizine kadar 7 deneyi icra edecek.” diye konuştu.
Kacır, gelecek dönemde Milli Uzay Programı’nı başarılı yürütmek adına uzay çalışmalarına devam edeceklerini bildirerek, program kapsamında Ankara’da Uzay Teknoloji Geliştirme Bölgesi kuracaklarını, uzay sanayini geliştireceklerini anlattı. Uzaya bağımsız erişim programını kararlılıkla sürdüreceklerini belirten Kacır, şunları kaydetti:
“Ay Programımız kapsamında, milli imkanlarla geliştirdiğimiz EİS sistemine sahip, kendi mühendislerimizin ve bilim insanlarımızın tasarladığı ve ürettiği uzay aracıyla Ay’a erişeceğiz. Türkiye ulusal gözlemevleri çatısı altında, ileri seviyede uzay gözlemleri için Doğu Anadolu Gözlemevi Projesini tamamlayarak, bölgemizin en gelişmiş teleskopuna sahip olacağız. TEKNOFEST’i düzenlemeyi sürdüreceğiz. Uzay bilimi ve teknolojilerinde insan kaynağımıza yatırım yapmaya devam edeceğiz. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında, ‘Türkiye Yüzyılı’nda küresel uzay ekonomisinden pay alan, uzayın sunduğu fırsatlarından en üst düzeyde yararlanan, uzay bilimi ve teknolojilerinde varlığını ispat eden Türkiye’ye şahitlik edeceğiz.”
]]>Türkiye’nin doğal gaz üretimi şirketlerinden Trakya Havzası Doğalgaz Şirketi (TBNG) Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin desteğiyle hazırladığı 2024 Yılı Yeni Sondaj Programı çerçevesinde, Silivri ve Tekirdağ’da açtığı yeni kuyulardan gaz çıkarmaya başladı. Gerçekleştirilen 10 milyon dolar yatırımla açılan 4 yeni kuyuda, 3 milyar TL ekonomik büyüklüğe sahip 300 milyon metreküp doğal gaz rezervine ulaşıldı. İlk önce Silivri, ardından da Tekirdağ’da ilk ateşin yanmasıyla birlikte mevcut rezerv, dağıtıma hazır hale geldi. Tekirdağ ve Silivri’de toplam 85 kuyudan günlük 250 bin metreküp doğal gaz çıkarma kapasitesine sahip olan TBNG, 2024 sondaj programı ile günlük üretimi yüzde 50 oranında artırmayı hedefliyor. Sondaj programının bitmesi ile beklenen günlük üretim artışının 125 bin metreküp olması bekleniyor.
“YERLİ VE MİLLİ DOĞAL GAZ”
Yapılan çalışmalar hakkında açıklamalarda bulunan TBNG CEO’su Sinan Furat, “Tekirdağ’da daha önce keşfini yaptığımız sahada dün gece itibarıyla gaz yakımına başlayarak aslında üretim aşamasına geçtik. Ülkemize kazandırdığımız bu yerli ve milli doğal gazı, yerin 2 bin 800 metre altından çıkararak bulunduğumuz bölgedeki sanayicilere bu hafta ulaştırmaya başlıyoruz” dedi.
“TPAO’NUN İZİNDEN GİTMEYE DEVAM EDİYORUZ”
Şirketin CEO’su Sinan Furat yaptığı açıklamada, “Şu anda Tekirdağ’ın Köseilyas Mahallesi’ndeyiz, şirketimizin burada gerçekleştirmiş olduğu sondaj faaliyetlerini görüyoruz. 2024 yılındaki sondaj programımızın dördüncü kuyusu burası. İlk kuyumuz Silivri, daha sonra 2. ve 3. kuyularımızı Tekirdağ’da sondaj faaliyetlerini bitirerek üretime verdik. Şu anda bulunduğumuz Köseilyas Mahallemizde günlük 50 bin metreküp üretim hedeflemekteyiz. Sondaj faaliyetlerimiz bitmek üzere, bundan sonraki test aşamalarımız daha sonra da üretim aşamasına geçmiş olacağız. Ülkemizde son 3 yılda enerji alanında önemli atılımlar yapıldı, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisimizin destekleriyle yurt dışından aldığımız finansman kaynaklarıyla şu anda yer altından çıkardığımız doğal gazı, yerli ve milli doğal gazı üretime vermiş bulunmaktayız. Özellikle burada ülkemizin enerjide arz güvenliğinin ne kadar önemli bir konu olduğunu belirtmek istiyorum. Milli gururumuz TPAO şu anda Gabar’da petrol üretimlerine, aynı zamanda da Karadeniz’de doğal gaz üretimlerine devam ediyorlar. Biz de özel sektör oyuncuları olarak TPAO’nun izinden gitmeye devam ediyoruz. Ülke olarak özellikle enerjide yerli kaynaklarla, yerli ve milli enerjimizi üretmek zorundayız bunun bilincindeyiz” dedi.
“YÜZDE 50 ÜRETİMİ ARTIRMA HEDEFİMİZE GÜNBEGÜN YAKLAŞIYORUZ”
CEO Furat, açıklamasının devamında, “2024 yılında sondaj faaliyetlerimiz devam edecek, bundan sonraki hedefimiz 5. kuyumuz yine Tekirdağ’da olacak. Aslında baktığınızda Tekirdağ uzun süredir doğal gaz faaliyetlerinin yapıldığı bir bölge. Şu anda bizim halihazırda yaklaşık 85 kuyumuz var ve günlük 250 bin metreküp doğal gaz üretimi gerçekleştiriyoruz. Aynı zamanda yeni sondaj programıyla, yüzde 50 üretimi artırma hedefimize günbegün yaklaşıyoruz. Sondajını bitirip devreye aldığımız kuyularla bu 250 bin metreküp günlük üretimi yüzde 50 artıracağız. Özellikle bu sektörde bizim lisans konusunda devlet büyüklerimizden, bakanlığımızdan halihazırda zaten destek görüyoruz. Yatırımlarımızı daha da artırmak istiyoruz, yatırım iştahımız oldukça fazla, amacımız ülkemize daha fazla yurt dışından finansman getirerek bu finansmanı yerli ve milli doğal gazı üretime geçirebilmek. İnşallah lisanslar konusunda da devlet büyüklerimizden gerekli desteği aldığımızda da daha fazla yatırım, daha fazla sondaj, daha fazla kuyu faaliyetlerimize devam edeceğiz. Bu da tabii ki yıllık 50 milyar dolarlık enerji maliyetimizi, yurt dışından almak zorunda olduğumuz enerji ithalatımızı daha da aşağılara çekecek. Ülkemiz şu anda özellikle petrolde, Sayın Bakanımızın da en son verdiği bilgilerde öğrendiğimiz kadarıyla özellikle petrolde kendi ihtiyacının yüzde 10’nuna yaklaşan bir kısmını karşılar duruma geldi. Bu rakamlar önceden bizim hayal ettiğimiz rakamlardı ama artık bugün gerçekleşiyor. Doğal gazda da bundan 3-4 yıl önce yüzde 1 bile olmayan yerli üretim, çok kısa sürede 3 sene de yüzde 3’e çıkmış durumda. Bakanımızın açıklamalarından anladığımız kadarıyla bu rakam yıl sonunda daha da yukarı çıkacak. Türkiye’nin enerji alanında yerli enerji üretiminde bu sıçraması tabii ki sektör oyuncuları olarak bizleri de çok sevindiriyor. İnşallah ileride bu rakamlar daha da yukarı çıkacak” diye konuştu.
YÜZDE 100 TÜRK MÜHENDİSLERLE
Şirketin Teknik Müdürü Gürkan Karakaya yaptığı açıklamada, “Sondaj faaliyetlerimize 2014 yılı başında başladık, Bu kuyuyla beraber 4. kuyumuzu tamamladık. Trakya bölgesi rezervuar yayılımı ve kalitesi açısından oldukça yüksek potansiyele sahip bir bölge Özellikle bu yıl kazdığımız kuyulardaki gazlı kuyuları keşfetmemiz bu yüksek potansiyeli olduğunun önemli bir göstergesi. Arama faaliyetlerimize ve üretim faaliyetlerimize devam ediyoruz. Bu kuyuyla beraber önümüzdeki yıl yüzde 100’de yüzde 100 Türk mühendislerimizin teknik çalışmalarıyla beraber tekrar sondaj faaliyetlerimize başlayacağız. Bu yıl kazdığımız kuyulardan toplamda 300 milyon metreküp yeni rezerv keşfettik. Şirket olarak bugüne kadar yaklaşık 3 buçuk milyar metreküp gaz ürettik. Bu kazdığımız kuyularla beraber üretimi yüzde 50 artırıp bu üretimi sanayicilerimize vermeyi planlıyoruz. Bu kuyumuzla beraber gazımızı yaktık, testlerimizi yaptık, testlerin akabinde boru hatlarımızı döşeyerek iki hafta içerisinde burada bulduğumuz gazı sanayicilerle buluşturacağız” diye konuştu.
]]>Eskişehir’de yaşayan Halil İbrahim Sarıkaya, gazetecilik ve yazarlıktan emekli olduktan sonra antika işine yöneldi. Yazılı eserler koleksiyonerliği ve bilirkişi olarak antika mezatlarında da görev yapan Sarıkaya geçtiğimiz ocak ayında PTT Kargo ile ‘rubu tahtası’nı İstanbul’a göndermek istedi. Fakat Sarıkaya’nın iddiasına göre kargosu bir türlü istediği adrese ulaştırılmadı. 5 aydır kargosunun nerede olduğunu öğrenmek için çalmadık kapı bırakmayan antika meraklısı, bir sonuç elde edemedi. Yetkililerden de bu süreçte sağlıklı bir cevap alamadığını belirten Sarıkaya, 5 ay sonunda kargosunun kayıp olduğunu ve bunun bedeli olarak ise PTT tarafından hesabına 700 TL yatırıldığını iddia etti. Gönderdiği on binlerce liralık antikasının kaybolmasına karşılık yatırılan rakamı komik bulan Halil İbrahim Sarıkaya, PTT yetkililerinin ilgisiz olduğundan dert yandı. Durumu gerekli yerlere bildirdiğini belirten Sarıkaya, hakkını arayacağını ifade etti.
“BİRİNCİ AYDA KARGO GÖNDERDİM, ŞU AN BEŞİNCİ AYDAYIZ”
Halil İbrahim Sarıkaya, “Yaklaşık 17 yaşından beri ticaret yapıyorum, yani 37 yıldır ticaretle uğraşıyorum. Şu anda 57 yaşındayım. Bugüne kadar kendimi bildim bileli PTT Kargo ile çalıştım. Kurumsal bir kimliği, resmiyeti olduğu için tercih ettim. En son Ocak ayında kargo gönderdim, şu an beşinci aydayız, 5 aylık verdiğim mücadele sonucunda PTT Genel Müdürlüğü dahil ulaşamadığım, görüşemediğim insanlar nedeniyle kargom kayboldu ve mağdur oldum. Mağdur olunca haber oldum, dolayısıyla hak arama noktasında bugün PTT Eskişehir Bölge Müdürlüğü’nün önünde açıklama ihtiyacı hissettim. Elimizde kayıp olduğuna dair gönderdiğimiz evraklar var. Tabii arzu ediyoruz ki, bu tür şeylerin olmasın, insanların mağduriyet yaşanamasın veya erişilebilirlik olsun. Yani en çok üzüldüğüm şey de kaybettiğim emtianın miktarından ziyade PTT Genel Müdürlüğü’nde ulaşılacak kimsenin olmaması. Kargo sürecinde mesaj gelmemesi, hiçbir şekilde yetkililere ulaşamamak ve ciddiye alınmamak bir vatandaş olarak açıkçası beni çok üzdü” dedi.
“HESABIMA 700 TL GİBİ BİR BEDEL YATTI”
Gönderdiği ‘rubu tahtası’nın Osmanlı zamanından kaldığını ve değerinin en az 35 bin TL olduğunu belirten Halil İbrahim Sarıkaya, tazminat olarak verilen 700 TL’yi komik bulduğunu söyleyerek şöyle devam etti:
“Osmanlı döneminde zaman zaman karşılaştığımız mezatlarda gördüğümüz astronomiyle ve güneşle takvimiyle ilgili Osmanlı’nın kullandığı rubu tahtası denilen bir şey vardır. Yani ahşap bir ağaç üzerine yapılmış rubu tahtası şeklinde bir emtia. Bunları zaman zaman kendi aramızda arkadaşlarımıza gönderiyoruz, değiştirme durumlarımız oluyor veya bedeli karşılığında el değiştirdiği oluyor. Mezatlardan aldığımız da olabiliyor. Yine buna benzer bir rubu tahtası şeklinde bir aracımız vardı. Bunu bedeli karşılığında İstanbul’daki bir arkadaşımıza gönderdik. Ancak PTT Kargo karşı tarafla iletişime geçiyor, onlar almadıklarını bize aylar sonra bir yazı göndererek kaybolduğunu resmi olarak belgeliyor ve bir tazminat hakkımız doğduğunu söylüyorlar. Bunu alıcı tarafına iletiyorlar, satıcıya herhangi bir bilgi verilmiyor. O da beni aradı, ‘Tazminat hakkı doğdu, bunu da gönderici olarak senin alman gerekiyormuş, müracaat eder misin’ dedi. Yine Eskişehir PTT Müdürlüğü’ne geldim, kargo servisine müracaatımı yaptım. Onlar da bir dilekçe vermem gerektiğini söylediler ve bedelini sordular. En alt 35 bin lira bir bedel olduğunu, bunun ucunun açık yani 150-200 bin liraya kadar da piyasa değeri olduğunu söyledim. Ancak yazmış olduğum dilekçeden sonra vermiş olduğum banka iban numarama 700 TL gibi bir bedel yattı. Yani 35 bin liranın karşılığında bırakın yarısını yatırmayı, yani sadaka ya da fitre verir, dalga geçer gibi oldu. Üstelik bu süreçte ben vermiş olduğum mücadele içerisinde ne PTT Genel Müdürlüğü kaldı, ne AKİM’i, BİMER’i, CİMER’i kaldı, ne PTT Eskişehir Baş Müdürlüğü kaldı, ne de oradaki yetkililer kaldı. Hiçbir kimseye hiçbir şekilde ulaşamadım. Bulunması durumunda o bedel benden talep edilecekmiş. O kadar trajikomik ki keşke benim 35 bin TL değerindeki ürünüm bulunsa da bana verdikleri 700 TL’yi geri iade etsem. Yani güler misiniz, ağlar mısınız? Biz bugün PTT Müdürlüğüne güvenemezsek, nereye güveneceğiz? Özel şirketlerin kargolarının durumu malum zaten. Ben hukuksal anlamda bütün haklarımın saklı kalması şartıyla yasal haklarımı kullanacağım. Sonuna kadar mücadele edeceğim. Belki o 700 liranın karşılığında 70 bin lira harcayacağım ama en azından bu örnek olsun istiyorum. Herkesin PTT kargonun ne kadar vasat, ne kadar işine sadık olmayan ve ehil olmayan insanlar tarafından bilmesini istiyorum. PTT Genel Müdürü’nü de istifa etmeye davet ediyorum.”
]]>Geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 35 oranında artış yakaladıklarını belirten Başkan Fatih Doğan, ihracat hacminde en güçlü ivmelenmeyi Malta, Slovenya, Hollanda, Yunanistan, ABD ve İtalya pazarlarında elde ettiklerini söyledi.
Üretici fiyatlarında son iki ayda yüzde 6 oranında artış yaşanırken döviz kurunun yatay seyretmesi, hatta düşüş eğiliminde olmasının ihracatçı firmaların uluslararası pazarlarda rekabetçiliğini zayıflattığını dile getiren AKİB Koordinatör Başkanı Fatih Doğan, “Uygun maliyetli ve uzun vadeli krediye erişim konusunda yaşanan sıkıntılarımız da maalesef devam ediyor. Bu zor dönemde dahi Akdenizli ihracatçılar olarak üretimi ve ihracatı sürdürülebilir kılmak için yoğun bir çaba harcıyor, ülkemize döviz kazandırmayı sürdürmenin gayretini gösteriyoruz.” dedi.
“ÜLKE İHRACATINA YÜZDE 7,9 ORANINDA DESTEK VERDİK”
Yılın beşinci ayında 24,1 milyar dolarlık ülke ihracatına yüzde 7,9 oranında destek verildiğini kaydeden Başkan Fatih Doğan, AKİB’e bağlı 8 Birliğin 6’sının dış satım performansını artırma başarısı gösterdiğini aktardı.
AKİB’in mayıs ayı ihracatını bağlı Birliklere göre değerlendiren Başkan Doğan, “Yılın beşinci ayında en fazla ihracatı yüzde 94 artış ve 636,7 milyon dolar değer ile Akdeniz Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliğimiz gerçekleştirdi. Akdeniz Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliğimiz yüzde 32 artış ve 367,4 milyon dolar değer ile ikinci sırada, Akdeniz Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliğimiz yüzde 22 artış ve 181,5 milyon dolar değer ile üçüncü sırada yer aldı. Yine mayıs ayında Akdeniz Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliğimiz 139,2 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi. Akdeniz Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliğimiz 104,7 milyon dolar, Akdeniz Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliğimiz 99,7 milyon dolar, Akdeniz Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliğimiz ise 34,5 milyon dolar, Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliğimiz 30,2 milyon dolar ihracata imza attılar” diye konuştu.
“MALTA VE SLOVENYA PAZARLARINDA 4 HANELİ ARTIŞLAR YAKALADIK”
Dünya genelinde 215 ülke ve bölgeye ihracat gerçekleştiren AKİB’in mayıs ayında Malta ve Slovenya pazarlarında 4 haneli artışlar sağladığını vurgulayan Başkan Fatih Doğan, Hollanda, Yunanistan, ABD ve İtalya pazarlarında da ihracat hacminde üç katından fazla ivmelenmenin büyük moral verdiğini söyledi. Başkan Doğan, şu bilgileri verdi:
“Mayıs ayında en fazla ihracat yaptığımız ülkeler listesinde yüzde 318 artış ve 122 milyon 64 bin dolar değer ile Hollanda birinci sırada yer aldı. Bu ülkeyi yüzde 13 artış ve 117 milyon 284 bin dolar değer ile Irak, yüzde 170 artış ve 98 milyon 580 bin dolar değer ile ABD takip etti. Söz konusu dönemde ihracat hacminde en güçlü artışları sağladığımız ülkelere baktığımızda yüzde 6 bin 662 artış ve 47 milyon 290 bin dolar değer ile Malta, yüzde 1.070 artış ve 27 milyon 479 bin dolar değer ile Slovenya, rekor kırdığımız pazarları oluşturdu. Bu ülkeleri yüzde 318 artış ve 122 milyon 64 bin dolar değer ile Hollanda, yüzde 282 artış ve 52 milyon 242 bin dolar değer ile Yunanistan, yüzde 170 artış ve 98 milyon 580 bin dolar değer ile ABD, yüzde 104 artış ve 71 milyon 218 bin dolar değer ile İtalya izledi. Mayıs ayında anlamlı ihraç artışları sağladığımız diğer pazarlar arasında Mısır, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve İspanya yer aldı.”
Başkan Fatih Doğan, 2024 yılı Ocak-Mayıs döneminde AKİB’in yüzde 23 artış sağlayarak 7 milyar 348 milyon dolar ihracat değerine eriştiğini, son 12 aylık bölge ihracatının ise yüzde 3 artışla 17 milyar 508 milyon dolar düzeyinde gerçekleştiğini sözlerine ekledi.
]]>FTI tarafından yapılan açıklamada, FTI Touristik GmbH bünyesinde olmayan Sonnenklar TV, Alman Seyahat acente zinciri TVG haricindeki tüm şirketler için 3 Haziran itibariyle Münih Yerel Mahkemesine iflas başvurusunda bulunulduğu belirtildi.
TÜRKİYE’DE BİRÇOK OTELE TURİST GÖNDERİYORDU
Türkiye’de birçok otele turist gönderen ve işbirliklerinin yapıldığı FTI şirketinin uzun zamandır ciddi bir mali krizde olduğuna değinen Hamit Kuk, “Almanya’nın en büyük ilk 4 operatöründen bir tanesi, daha önceki süreçlerde ciddi bir mali krizde olduğunu biliyorduk. Dolayısıyla bu açıdan üzgünüz, çünkü FTI Türkiye spesiyalisti bir tür operatörü. Almanya’nın en büyük dördüncü tur operatörü, Türkiye ve Mısır’a ağırlıklı yolcu gönderen bir tur operatörüydü. Bu açıdan Türk turizmcisi olarak üzgünüm, tabii bu iş nedeniyle uzun vadede başka sorunlar da ortaya çıkacak. Çünkü buradaki Antalya’daki veya Ege bölgesindeki otellere olan borçlar diğer tedarik şirketlerine olan borçları var. Sadece bu borçlar sorun değil, bu borçların yanında Türkiye spesiyalisti olması vesilesi bir boşluk da ortaya çıkacak. Bugüne kadar ki tecrübelerimiz de hep şunu gördük, yurt dışında Türkiye’ye yolcu gönderen tur operatörleri iflas ettiği zaman o firmaların boşlukları hemen doldurulamıyor, en az beş yıl on yıl uğraşılıyor. Dolayısıyla FTI’ın iflas etmiş olmasının iki türlü zararı var, bir buradaki tedarikçi firmalarına olan borçları, iki bu firma Türkiye’ye yaklaşık 1 milyonun üzerinde yolcu gönderen bir firma. 1 milyon yolcuyu bir şekilde tekrar önümüzdeki yıllarda başka firmalar üzerinden Türkiye’ye getirmek kolay olmayacak” dedi.
“KAYYUM ATANMASI İHTİMALİNİ OLUMLU BİR YAKLAŞIM OLARAK GÖREBİLİRİZ”
Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Saatçioğlu, geçtiğimiz Mart ayında katıldıkları turizm fuarı ITB Berlin’de FTI’ın yaşadığı krizin gündeme geldiğini dile getirdi. FTI’ın Türkiye açısından çok önemli bir tur operatörü olduğuna işaret eden Saatçioğlu, sakin bir şekilde konuyu ele almanın doğru bir yaklaşım şekli olacağını ifade etti.
Saatçioğlu, “Uzun zamandan beri FTI ile ilgili sıkıntılar konuşuluyordu, en son ITB Fuarı’nda da ana konulardan biri FTI finansal durumunun belirsizliği olmuştu. Türkiye açısından çok önemli bir tur operatörü olan FTI ve Meeting Point konusunda turizmcilerin aklıselim ve sakın panik yapmadan konuyu ele alması çok önemli. Otellere borcu ne kadar olursa olsun, rasyonel bir şekilde konuyu ele alması gerekmektedir. Biz otelciler olarak FTI’ın ve Meeting Point’in ayakta kalması için sektör temsilcileri ile organize olarak hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Hali hazırda FTI üzerinden yapılmış 1 milyon rezervasyon tüm dünyada yapılmış. Birçok turist mağdur olmadan, şu an otellerimizde bulunan ve gelecek olan FTI ve Meetıng Point misafirleri konusunda paniğe kapılmadan, akıllıca hareket etmemiz çok önemlidir. Bundan sonra gelecek rezervasyonlarda ne şekilde işlem yapacağımızı Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ve AKTOB’un belirlemesi önemli. Hatırlarsanız daha önce de Thomas Cook da yaşadığımız olumsuz süreçte yasadıklarımızdan ders almalıyız. Şu an FTI’ı satın alan Carters grubunun konuya nasıl yaklaşacağını, Alman hükümetinin resmi olarak nasıl bir yol izleyeceğini de bilmiyoruz. FTI şirketine kayyum atanması ihtimalini olumlu bir yaklaşım olarak görebiliriz”.
]]>Ulusal ve uluslararası ölçekte pazarlama biliminin gelişmesine katkı sağlamayı amaçlayan kongrenin bu yıl ki ana teması “Pazarlamada Yapay Zeka” olarak belirlendi. Günümüzde her alanda olduğu gibi pazarlama alanında da dijital ve teknolojik değişimlerin etkisinin hızla arttığının görülmesi ve bu değişimin bir sonucu olarak tüketicilerin istek ve ihtiyaçlarının yönetimi geleneksel pazarlama stratejilerinden farklılaşmayı ve sürece yeni bir bakış açısı ile yaklaşmayı gerektirdiği vurgulanan kongrede özellikle son dönemde yapay zekanın pazarlamada kullanımı dikkat çeken bir araştırma sahasına dönüştüğü belirtildi.
30 Mayıs – 1 Haziran 2024 tarihleri arasında büyük bir katılımla düzenlenen kongre, hem akademik çevrelerden hem de iş dünyasından birçok önemli ismi bir araya getirerek, yapay zeka teknolojilerinin pazarlama stratejilerine olan etkisini kapsamlı bir şekilde ele aldı.
Yapay Zeka, Önemli Adımların Atılmasına Yardımcı Olacak
Kongrenin açılış konuşmasını gerçekleştiren Vali Yardımcısı Çelik, “Şehrimizde böylesine etkili bir organizasyona ev sahipliği yapacak olmanın bahtiyarlığıyla bu yıl kongreye ana tema olarak seçilen ‘Yapay Zeka’ gibi günümüzde her alanda etkisini hızla hissettiğimiz çok önemli bir konunun ele alınacak olması bizleri ziyadesiyle heyecanlandırmaktadır” dedi.
Vali Yardımcısı Çelik konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Uzman akademisyenlerin ve gelişimin en güçlü temsilcisi olan öğrencilerin bir araya gelmesiyle çok değerli bilgilerin paylaşılacağı bu kongreye kaynak teşkil eden konuları anlamak ve üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmek; ülkemizin geleceği için yapay zeka alanında önemli adımlar atmamıza yardımcı olacaktır. Hep birlikte her alanda olduğu gibi pazarlama alanında da hızla etkisinin arttığı gözlemlenen dijital ve teknolojik değişimleri takip ederek ülkemizin başarılarına yeni başarılar ekleyebiliriz.”
Kongrede, Yapay Zekanın Pazarlama Alanında Sunduğu Yeniliklerin Altı Çizildi
Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. T. Şükrü Yapraklı ise kongrenin sonunda yaptığı açıklamada, Atatürk Üniversitesinin böyle prestijli bir etkinliğe ev sahipliği yapmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, yapay zekanın pazarlama alanında sunduğu yenilikler ve fırsatların altını çizdi. Bu tür teknolojik gelişmelerin Erzurum gibi gelişmekte olan şehirler için büyük bir potansiyel taşıdığını vurgulayan Yapraklı, 3 gün boyunca devam eden etkinlikte alana yönelik önemli başlıkların ele alındığını ve yaşanan sorunlar ile çözümlerine odaklanıldığını ifade ederek verimi yüksek bir kongre geçirildiğini dile getirdi.
Konuyla ilgili görüş ve önerilerini dile getirmek için kürsüye çıkan Atatürk Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hüseyin özer ise çağın imkanlarına yönelik gerçekleştirilen bu kongrenin hayırlara vesile olmasını dileyerek göstermiş olduğu yakın ilgi ve destek için Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı ile tüm katılımcılara teşekkür etti ve bir sonraki kongrede buluşma temennisi ile değerlendirmesini sonlandırdı.
Kongre, Türkiye ve dünyanın dört bir yanından gelen akademisyenler, araştırmacılar ve sektör profesyonellerinin katılımıyla zengin bir içeriğe ev sahipliği yaptı. Katılımcılar, yapay zeka uygulamalarının pazarlama stratejilerinde nasıl kullanılabileceğine dair birçok sunum ve panel gerçekleştirdi. – ERZURUM
]]>Fiyat istikrarının sağlanması için çizilen yol haritası doğrultusunda atılan adımların sonrası birçok alanda TL varlıklara yönelim, pozitif yönde ilerlerken, gelecek dönemde bu ilginin daha da artması bekleniyor.
TCMB’NİN ADIMLARI TL VARLIKLARA TALEBİ DESTEKLEDİ
Enflasyonla mücadele kapsamında yaklaşık son 1 yılda 4.150 baz puanlık faiz artırımıyla birlikte Dr. Fatih Karahan başkanlığında TCMB’nin kullandığı etkili iletişim dili ve art arda gelen sadeleştirme adımları, hem yurt içi hem de yurt dışında TL varlıklara talebi destekledi.
Merkez Bankasının fiyat istikrarı konusundaki kararlılığını yansıtan adımlar, dezenflasyonist sürecin başlayacağına ilişkin beklentilerin güçlenmesini sağlarken, TL’ye artan ilgi, TCMB uluslararası rezervlerine de “güçlü şekilde” yansımaya devam ediyor. Yabancı kurumların son dönemde yayınladıkları raporlarda da TL varlıklara yönelik artan ilgi öne çıkıyor.
NET REZERVLERDE 2 AYDA 66,5 MİLYAR DOLARLIK İYİLEŞME
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, TCMB’nin swap hariç net rezervleri, 29 Mart 2024’te eksi 65 milyar dolar seviyesinde gerçekleşirken, 31 Mayıs ile biten haftada 1,5 milyar dolara çıktı. Böylece Merkez Bankasının net rezervleri pozitife geçerken, bu durum, 2 ayda swap hariç net rezervlerde 66,5 milyar dolar ile “çok güçlü bir iyileşme” olduğuna işaret etti.
Söz konusu dönemde brüt rezervler 123,1 milyar dolardan 143,6 milyar dolara yükselirken, uzmanlar, TL’ye geçiş ve yabancı girişlerinde gözlenen olumlu seyrin uluslararası rezerv yükselişine destek vermeye devam edeceği görüşünü yineledi.
Türkiye ile gelişmekte olan ülkelerin CDS ortalaması arasındaki fark yaklaşık 98 baz puana geriledi
Söz konusu durumda, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadele kapsamında attığı adımların etkisiyle yaşanan olumlu süreç, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu artırmalarını da beraberinde getirdi.
TÜRKİYE’NİN KREDİ NOTU B+’YA YÜKSELDİ
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings ve Standard&Poor’s (S&P), Türkiye’nin kredi notunu “B”den “B+”ya yükseltirken, temmuzda Türkiye değerlendirmesi bulunması beklenen bir diğer kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in de Türkiye’nin kredi notunu yükseltmesi öngörülüyor.
Türkiye’nin kredi risk primindeki iyileşme de söz konusu gelişmelerde önemli rol oynarken, son 1 yıllık dönemde ülkenin 5 yıllık kredi risk primi (CDS), yaklaşık 450 baz puan gerileyerek 261 baz puanla son 4 yılın en düşük seviyesine indi.
Böylece Türkiye ile gelişmekte olan ülkelerin CDS ortalaması arasındaki fark yaklaşık 98 baz puana gerileyerek, Aralık 2020’den bu yana en düşük seviyeye indi.
DEVLET İÇ BORÇLANMA SENEDİ STOKU 2017’DEN BU YANA EN YÜKSEK SEVİYEYE ÇIKTI
Söz konusu fiyatlamalar TL varlıklara olan ilgiyi önemli oranda desteklerken, yurt dışında yerleşik kişilerin 24 Mayıs haftasında Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) stoku 9 milyar 857,8 milyon dolarla Mayıs 2017’den bu yana en yüksek seviyeye çıktı. Yabancılar, 2021’den bu yana ilk kez 9 hafta üst üste DİBS’te alım tarafında yer alırken, 9 haftalık periyotlarda DİBS alımlarına bakıldığında, yabancıların 7 milyar 457,6 milyon dolarla Ağustos 2012’den bu yanaki en yüksek alımı gerçekleştirdiği görüldü.
Ekonomi yönetiminin attığı adımlar, ekonomide pek çok göstergede olumlu gelişmelerin yaşanmasını sağlıyor. 12 ay sonrası enflasyon beklentisi mayısta yüzde 33,2’ye inerken, gelecek yıl sonu enflasyon öngörüsü de yüzde 25,61’e geriledi. Mart ayı verilerine göre, yıllıklandırılmış cari açık 31,2 milyar dolara geriledi. Yıllıklandırılmış cari açıkta Mayıs 2023’ten bu yana gerçekleşen iyileşme yaklaşık 26 milyar dolar oldu.
TÜFE YILLIK YÜZDE 75,45 ARTTI
Öte yandan, bugün yurt içinde açıklanan makroekonomik verilere göre, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) mayısta aylık yüzde 3,37, yıllık yüzde 75,45 arttı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bugün açıklanan mayıs ayı enflasyon verilerine ilişkin sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda, enflasyonda “en kötüsü”nün geride kaldığını belirterek, “Enflasyonda kalıcı düşüş haziranda başlayacak. Yıllık enflasyon yüksek ihtimalle üçüncü çeyrek sonunda yüzde 50’nin altına gerileyecek.” ifadelerini kullandı.
]]>(ANKARA) – Ticaret Bakanı Ömer Bolat, mayıs ayı dış ticaret verilerini açıkladı. Buna göre, ihracat mayıs ayında yüzde 11,4 oranında artarak 24.1 milyar dolar oldu. Dış ticaret açığı ise mayısta yıllık yüzde 47,8 azalarak 6,5 milyar dolara geriledi.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, mayıs ayı dış ticaret verilerini Türkiye İhracatçılar Meclisi’nde (TİM) açıkladı.
Buna göre; 2024 yılı mayıs ayında geçen yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 11,4 oranında artışla 24 milyar 75 milyon dolar, ithalat yüzde 10,3 oranında azalışla 30 milyar 593 milyon dolar oldu. 2024 yılı ocak-mayıs döneminde ise, ihracat yüzde 4,5 oranında artışla 106 milyar 914 milyon dolar, ithalat yüzde 9,3 oranında azalışla 143 milyar 674 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret hacmi, yüzde 1,9 oranında azalarak 54 milyar 668 milyon dolar oldu. Dış ticaret açığı ise mayısta yıllık yüzde 47,8 azalarak 6,5 milyar dolara geriledi.
İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 78,7
2024 yılı ocak-mayıs döneminde geçen yılın aynı dönemine göre; ihracat, yüzde 4,5 oranında artarak 106 milyar 914 milyon dolar, ithalat, yüzde 9,3 oranında azalarak 143 milyar 674 milyon dolar, dış ticaret hacmi, yüzde 3,8 oranında azalarak 250 milyar 588 milyon dolar olarak gerçekleşti.
2024 yılı mayıs ayında geçen yılın aynı ayına göre; ihracatın ithalatı karşılama oranı 15,3 puan artarak yüzde 78,7 olarak gerçekleşti. Enerji verileri hariç tutulduğunda, ihracatın ithalatı karşılama oranı 17,9 puan artarak yüzde 88,1 oldu. Enerji ve altın verileri hariç tutulduğunda ise, ihracatın ithalatı karşılama oranı 14,4 puan artarak yüzde 91,7 olarak gerçekleşti.
En fazla ihracat sırasıyla Almanya, ABD ve İngiltere ile oldu
Mayıs ayında en fazla ihracat yapılan ülkeler sırasıyla; 1 milyar 902 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 475 milyon dolar ile ABD ve 1 milyar 448 milyon dolar ile İngiltere oldu. Mayıs ayında ihracatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ihracat içerisindeki payı yüzde 48,2 oldu.
En fazla ithalat sırasıyla Çin, Rusya ve Almanya ile oldu
Mayıs ayında en fazla ithalat yapılan ülkeler sırasıyla; 3 milyar 861 milyon dolar ile Çin, 3 milyar 780 milyon dolar ile Rusya ve 2 milyar 283 milyon dolar ile Almanya oldu. Mayıs ayında ithalatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ithalat içerisindeki payı yüzde 59,4 oldu.
Mayıs ayında en fazla ihracat yapılan ülke grupları sırasıyla; Avrupa Birliği (AB-27) 9 milyar 933 milyon dolar, Yakın ve Ortadoğu ülkeleri 3 milyar 952 milyon dolar ve diğer Avrupa ülkeleri ile 3 milyar 742 milyon dolar oldu.
Mayıs ayında en fazla ithalat yapılan ülke grupları sırasıyla; Avrupa Birliği (AB-27) 10 milyar 209 milyon dolar, Asya ülkeleri ile 8 milyar 209 milyon dolar ve diğer Avrupa ülkeleri ile 6 milyar 25 milyon dolar oldu.
Ürün grupları bazında en çok ihracat 12 milyar 214 milyon dolarla ile “Hammadde (Ara malları)” grubunda yapıldı. Bu grubu sırasıyla 8 milyar 502 milyon dolarla ‘Tüketim Malları’ ve 2 milyar 823 milyon dolarla ‘Yatırım (Sermaye) Malları’ grupları takip etti.
]]>
Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birliklerinin (GAİB) yaptığı yazılı açıklamaya göre bölgenin ihracatı Mayıs ayında 1 milyar doların üzerine çıktı. Bölgenin ihracat üssü Gaziantep’in Mayıs ayı ihracatı ise 902 milyon dolar oldu. Gaziantep, en çok ihracat yapan iller arasında ise 6. sırada yer aldı.
Bölgenin ihracatı geçtiğimiz yılın Mayıs ayına göre yüzde 4,8 artarak 1 milyar 47 milyon 712 bin dolar oldu. 186 ülkeye ihracat yapan bölge ihracatçılarının en fazla ihracat yaptığı ülkeler sırasıyla Irak, ABD, Suriye, Birleşik Krallık ve Almanya oldu. Bu dönemde bölgede en fazla ihracat yapılan ürünler ise makine halıları, pastacılık ürünleri, plastikler ve mamulleri, kumaşlar, iplikler, değirmencilik ürünleri, bitkisel yağlar, diğer gıda müstahzarları, ağaç ve orman ürünleri ile demir-çelik mamulleri oldu.
İhracatta bölgede önemli bir yer edinen Gaziantep, Mayıs ayında ihracatını bir önceki yıla göre yüzde 3,7 oranında artırarak 902 milyon 26 bin dolar şeklinde gerçekleştirdi. Bu rakamlarla bölgeden ve Gaziantep’ten en yüksek Mayıs ayı ihracatı kayda alınmış olundu. Bölgedeki diğer illerin Mayıs ayı ihracatı ise şu şekilde: Kahramanmaraş 99,4 milyon dolar, Mardin 87,4 milyon dolar, Malatya 30,1 milyon dolar, Şanlıurfa 28,1 milyon dolar, Diyarbakır 22,6 milyon dolar, Kilis 8,5 milyon dolar, Adıyaman 4,0 milyon dolar.
Mayıs ayı ihracat rakamlarını değerlendiren GAİB Koordinatör Başkanı Ahmet Fikret Kileci, “Küresel ve yerel ölçekteki ekonomik ve diğer anlamdaki tüm zorluklara rağmen bölge ihracatçımız yeniden 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptı. Burada bizim temel hedefimiz önce 2022 seviyesine ulaşıp o rakamları stabil hale getirmek sonrasında da ekonomide sağlanacak istikrarla birlikte ihracatımızı daha da ileri seviyelere taşımaktır. İhracatçılarımız, devletimizden birçok alanda destek bekliyor. Biz ülkemize döviz kazandırıyoruz. Katma değerli üretim yapan, döviz kazandıran sektörlere yönelik çeşitli destek mekanizmalarının ortaya koyulması gerekiyor. İşçilik maliyetlerimiz, enerji maliyetlerimiz ve bazı kalemlerdeki üretim maliyetlerimiz rekabet ettiğimiz ülkelere göre bir hayli yüksek. Kamu otoritelerinin, alacakları kararlarda ihracatımızın sürdürülebilirliğini koruma konusunu önceliklendirmesini bekliyoruz” dedi.
“İhracatı bir bütün olarak ele alıyoruz”
Konuşmalarında birlik faaliyetlerine de değinen Kileci, “Tekstil Birliğimiz ve Halı Birliğimizde tasarım yarışmaları süreçlerimizi devam ettiriyoruz. Bu kapsamda Doku Kumaş Tasarım yarışmamızı gençlere anlatmak için bu ay boyunca bir dizi Üniversite Sanayi Sektör Buluşması düzenledik. İzmir, Denizli, Uşak, Isparta ve Çanakkale illerindeki üniversiteli gençlerle bir araya gelerek onlara Doku’yu, tekstil sektörünü anlattık. Halı Tasarım yarışmamızın 1. Jüri değerlendirmesini yaptık. X. Makine Halısı Tasarım yarışmasında yarı finale kalan öğrenciler ve Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okuyan öğrencilerimizi Gaziantep’te gerçekleştirilen Halı fuarına davet ettik. Aynı zamanda öğrencileri üretim tesislerimizde ağırladık. Tekstil Birliğimizce yürüttüğümüz Yeşil Yetenekler eğitimimizi tamamladık. Hububat Birliğimiz ise Venezuela’dan gelen heyeti Birlik Binamızda ağırladı. Görüşmelerde yakın zamanda yapacağımız Venezuela- Panama ticaret heyetinin detaylarını görüştük. Aynı zamanda Hububat Birliğimiz Irak’ta çeşitli temaslarda bulundular. Kuru Meyve Sektör Kurulunun Hindistan pazarında yürütülecek olan tanıtım çalışmalarını konu alan Turquality toplantısına Kuru Meyve Birliğimizce katılım sağlandı. Yüz yüze eğitimlerimizi sürdürdük. Gördüğünüz gibi ihracatı bir bütün olarak ele alıyor, her alanda var olmaya çalışıyoruz. Çalışmalarımıza her gün bir yenisini daha ekleyerek ihracat serüvenimize devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. – GAZİANTEP
]]>Vali Hulusi Şahin, MÜSİAD Antalya’nın düzenlediği Dost Meclisi toplantısının onur konuğu oldu. Toplantıya; Antalya Cumhuriyet Başsavcısı Yakup Ali Kahveci, Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Orhan Özdemir, kamu kurum müdürleri, esnaf odaları temsilcileri, banka bölge ve şube müdürleri, belediye ve STK temsilcileri ile çok sayıda iş adamı katıldı.
Dost Meclisi’nde konuşma yapan Vali Hulusi Şahin, Türkiye’nin önemli sivil toplum kuruluşlarından biri olan MÜSİAD Antalya’nın çalışmalarını takip ettiğini ve ülke ekonomisi ve istihdama katkı sağladıkları önemli projelerinden dolayı takdir ettiğini söyledi. Şahin, “Ülkemizin milli değerlerine bağlı, derdi memleket olan siz değerli MÜSİAD üyelerinin çalışmaları ve gayretleri ile daha fazla üretim ve ihracat yaparak ülkemizin kalkınması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye olarak maddi ve siyasi gücümüz daha fazla olduğunda bu bölgede ve İslam coğrafyasında birileri bir şey yaparken Türkiye ne der nasıl davranır diye düşünmeli” ifadelerini kullandı.
Filistin’den bahseden Vali Şahin, “Bugün vermek istediğim mesaj Siyonizm’in nasıl insanlık dışı katliam, soykırım yaptığıdır. Bizler dünyada 1.8 milyar Müslüman bir olmalı, birlik olmalı ve buna son vermek için çalışmalıyız” dedi.
Karz-ı Hasen sandığı uygulaması
MÜSİAD Antalya’nın, Karz-ı Hasen ve Antalya Şube Meslek Lisesi Hamilik Projesi tanıtım videolarının izletilmesinin ardından Başkan Ali Akçay, öncelikle Karz-ı Hasen sandığından bahsederek, “Sadece MÜSİAD üyelerinin üye olabildiği belirli miktarda kısa vade faizsiz borç alınan bir sandık uygulamasıdır. 6 Şubat depreminden sonra MÜSİAD Genel Merkezi’nin Vakıf Katılım ile yaptığı protokol sonrası toplanan miktarın 3 katı kadar ve daha uzun vade tanınarak deprem bölgesinde bulunan üyelerimizin kullanımına sunulmuştur” dedi.
MÜSİAD Antalya ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile yapılan protokolde Meslek Lisesi Hamilik Projesinden de bahseden Akçay, meslek liselerinde 9. sınıftan itibaren işe başlatarak teknoloji, tecrübe, iş ahlakı ve aileye katkı noktasında fayda sağladıklarını ifade etti.
Personel sorununa çözüm bekleniyor
Türkiye’nin personel ve finansa ulaşım konusunda iki önemli sorunu olduğuna da değinen Akçay, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:
“Çevremizde personel sorunu sebebi ile işini tasfiye etmek, satmak isteyen insanlar fazlası ile mevcut. Bu sorunları çözmek için herkese iş düşüyor. Personel sorununun asıl kaynağı da 10 binlerce kişinin para kaybettiği ama konuşmadığı, 3-5 kişinin para kazandığı ve bunu çokça konuştuğu, borsa ve kripto paralar hakkında bilgi sahibi olunmadan herkesin rahatça ulaşabildiği, sadece gençler değil toplumda küçük esnaftan emeklisine kadar kolay para kazanma isteğidir. Borsaya ve kripto paraya erişimin denetimli ve kısıtlayıcı olması gerekmektedir. Şans eseri kazanan gereksiz örnek gösterilirken, aslında daha fazla yaşanan kayıplar da çok büyük infialler ile sonuçlanmaktadır. İnsanların izlediği filmlerde Hollywood’da nasıl Amerikan rüyası insanlara filmlerde işleniyor ise ülkemizde de yayınlanan dizi ve filmlerde sanayide çalışan bir başrol oluşturup gençlere rol model yapmalıyız. Üniversite okumuş gençlerin sadece beyaz yakalı ofiste çalışmak isteği yüzünden hiçbir sektörde iş gücü bulunamamaktadır. Üretim ve ihracat odaklı bir ülke konumuna gelmek için ne gerekiyorsa MÜSİAD Antalya olarak her türlü çalışmaya teşvik ve tavsiye edici, ihtiyaç halinde maddi ve manevi destekçi olmaya razı ve hazırız.”
Ali Akçay, sadece ülkede değil dünyada da enflasyonun artmasından ve buna bağlı olarak genel giderlerin de artması nedeniyle ülkedeki birçok büyük firmanın ekonomik sıkıntı içerisinde olduğunu vurguladı. “Bankaların finans erişimini kısıtlamaları çare değil daha büyük çöküşler getirecektir” diyen Akçay, sorunları şöyle özetledi:
“Ülkemizde son yıllarda artan konkordato sayıları da bunu ispatlamaktadır. Bu günleri atlatmak için birlik ve beraberlik içerisinde olmamız elzemdir. Dünyada ve ülkemizde geçerli olan; katma değer katarak üretim yapan sektörlerin önü açılmalı teşvikler ve destekler çoğaltılmalıdır. Şahsi değil ülke ekonomisi düşünülerek milli servet bilinci içerisinde hareket edilmelidir. Başkan olmadan önce söylediğim ve her platforma dile getirdiğim bir konu; ülke ekonomisi için neyi üretebiliyorsak ihraç etmeli, ithal etiğimiz ürünlerden tasarruf yapmalı, yerli ve milli ürünleri kullanmayı teşvik ve tavsiye etmeliyiz.”
Ali Akçay, sözlerinin devamında, “7 Ekim’den bu yana Orta Doğu’da yaşanan vahşetten dolayı Filistinli kardeşlerimize olan desteğimizi, yaptığımız programlar ve bağışlarla her fırsatta gösterdik ve göstermeye devam edeceğiz. Filistin konusu unutturulmamalı ve normalleştirilmemelidir” ifadelerini kullandı.
Akçay, katılım sağlayan üyelere ve misafirlere teşekkür ederek konuşmasını sonlandırdı. – ANTALYA
]]>Emir Efe BENLİOĞLU/İSTANBUL TİCARET Bakanı Ömer Bolat, 2024 yılı Mayıs ayı dış ticaret verilerini açıkladı. Bolat, “Dünya ihracatının yüzde 5 küçüldüğü bir takvim yılında Türkiye olarak geri gitmedik, ileriye gittik. Tarihin en yüksek Mayıs ayı İhracatını başardık” dedi.
Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, Türkiye İhracatçılar Meclisi Dış Ticaret Kompleksi Şehit Ömer Halisdemir Konferans Salonu’nda 11.00’da düzenlenen programla 2024 Mayıs ayı dış ticaret rakamlarını açıkladı. 2023 yılı faaliyetlerini özetleyen tanıtım filmiyle başlayan programa, TİM Başkanı Mustafa Gültepe, TİM Yönetim Kurulu, İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç ve çok sayıda davetli katıldı.
“CUMHURİYET TARİHİMİZİN EN YÜKSEK AYLIK İHRACATI OLDU'”
2024 Mayıs ayının 100 yılın rekorunu kırdığını belirten Bakan Bolat, “Cumhuriyet tarihinin en yüksek aylık ihracatına ulaştık; 24,1 Milyar Dolar. Mayıs 2024, 100 yılın ve bin 207 ayın en yüksek aylık ihracatı oldu” dedi.
3 FARKLI REKOR KIRILDI
Bolat, “Dünya ihracatının yüzde 5 küçüldüğü bir takvim yılında Türkiye olarak geri gitmedik, ileriye gittik. Tarihin en yüksek Mayıs ayı İhracatını 2024 Mayıs ayında başardık. Yüzde 11,4’lük artışla 24,1 Milyar Dolara ulaştık. Bir yıl önce Mayıs ayında 21,6 Milyar Dolardaydık. Böylece tarihin en yüksek Mayıs ayı ihracatını aşmış olduk. Tam 2,5 Milyar Dolarlık bir artış başarılmış oldu. Cumhuriyet tarihinin en yüksek aylık ihracatına ulaştık; 24,1 Milyar Dolar. Mayıs 2024, 100 yılın ve 1207 ayın en yüksek aylık ihracatı oldu. 3’üncü rekoru açıklıyorum. Yıllıklandırılmış ihracatta rekor; tam 260 Milyar 100 Milyon dolar. Burada hatırlarsanız yıla 255,4 Milyar dolar 2023 yılı Türkiye rekoru olarak başlamıştık. ve geçen 5 ay içinde zorlu bir süreç vardı. Son bir yıl içinde 2.3’lük artışla 260 Milyar 100 Milyon Dolara ulaşmış bulunuyoruz. Böylece son 1 yılda net 6 Milyar dolar artışımız var” diye konuştu.
“NET 6 MİLYAR DOLAR TASARRUF SAĞLAMAYI BAŞARDIK'”
İhracatın ithalatı karşılama oranının tasarrufu artırdığına vurgu yapan Bolat “Gerek dış ticaret açığımızın azalması gerek ihracatın ithalatı karşılama oranın yükselmesi de vereceğimiz müjdeli haberleri oluşturmaktadır. İthalatımızda Mayıs ayında yüzde 10,3 lük bir azalma başarıldı. Bu da 3,5 Milyar Dolarlık bir azalma demektir. Mayıs ayında yüzde 50’ye yakın, yüzde 48 oranında dış ticaret açığımız azaldı. ve tam 6,5 Milyar dolara geriledi. Net 6 milyar dolar bir tasarruf başardık. 2024’ün ilk 5 ayında ihracatımız yüzde 4,5 artarak yaklaşık 107 milyar dolara yükseldi. Böylece ilk 5 ayda net 4,6 Milyar dolar ihracat artışı sağlamış olduk. İthalattaki 5 aylık azalma ne kadar biliyor musunuz? 14,6 Milyar dolar. İhracatımızdaki net artış kaç? 4,6 Milyar dolar. Toplam 19,2 Milyar dolarlık bir döviz tasarrufu sağlamış oldu” dedi.
“13 TEMMUZ’DA MERKEZ BANKASI YILLIKLANDIRILMIŞ CARİ AÇIĞI AÇIKLAYACAK”
26 milyar dolarlık cari açık tahmininde bulunan Bolat, “Şu anda Mayıs sonu itibarıyla yıllıklandırılmış dış ticaret açığımız sadece 87 Milyar dolardır arkadaşlar. Nereden geldik? 122,2 Milyar dolardan geriye geldik bir yıl içinde. Tasarrufumuz ne kadar oldu? 35,2 Milyar dolar oldu. Şimdi bir tahminimiz var. Yıllıklandırılmış cari açığımız 2024 Mayıs ayı rakamı 13 Temmuz günü açıklanacak. Şimdiden gününü tarihini saatini verelim. 2024 Mayısı için 13 Temmuz günü Türkiye’nin cari açığı Merkez Bankası tarafından açıklandığında inşallah 26 milyar doları veya aşağısını görebileceğiz. Bu da Türkiye’nin ödemeler dengesi tablosu için, döviz rezervleri tablosu için, kredi risk primi için çok önemli bir veri olarak karşımızda olacak.” diye konuştu.
EN ÇOK İHRACAT YAPAN SEKTÖRLER
TİM Başkanı Mustafa Gültepe ise, Mayıs ayında en fazla ihracat yapan sektörleri; Otomotiv Endüstrisi (3,2 Milyar Dolar) Kimyevi Maddeler ve Mamuller (3 Milyar Dolar) Hazırgiyim ve konfeksiyon (1,6 Milyar Dolar) Elektrik ve Elektronik (1,5 Milyar Dolar) Çelik Sektörü (1 Milyar 466 Milyon Dolar) olarak açıkladı. Program, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, TİM Başkanı Mustafa Gültepe ve çok sayıda davetlinin aile fotoğrafı çekimi ile sona erdi.
]]>
Hasan YILDIRIM/İSTANBUL, TİCARET Bakanı Ömer Bolat, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu tarafından (DEİK) düzenlenen Türkiye- Kosova İş Forumu’na katıldı. Bakan Bolat, burada yaptığı konuşmada, “Yıllar içinde ticaret hacmimizde kazandığımız olumlu ivmenin devam edeceğine, 2024 yılının sonuna kadar 1 milyar dolar seviyesine ulaşacağımıza inanıyorum” şeklinde konuştu.
Bolat, “Son 20 yılda, mal ihracatımız 7 kat artarak, 2023 yılında 255.4 milyar dolara ulaştı. Mal ihracatımızı 2024 yılında 260 milyar doların üzerine, 2026 yılında ise 300 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz” dedi.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Genel Merkezi’nde düzenlenen Türkiye-Kosova İş Forumu’na katıldı. İş Forumuna Kosova Başbakanı Albin Kurti, Kosova Başbakanı Özel Kalemi Luan Dalıpı ile DEİK Türkiye – Kosova İş Konseyi Başkanı Batuhan Özdemir ve İş konseyi üyeleri katıldı. Kosova Başbakanı Albin Kurti’nin de aralarında olduğu heyetle ekonomik ilişkileri değerlendiren Bolat, iş forumunda İngilizce bir konuşma da yaptı.
Türkiye ve Kosova arasındaki ekonomi forumunda konuşan Ömer Bolat “Son 20 yılda, mal ihracatımız 7 kat artarak ve 2023 yılında 255.4 milyar dolara ulaştı. Mal ihracatımızı 2024 yılında 260 milyar doların üzerine, 2026 yılında ise 300 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Hizmetler ihracatı açısından, 2023 yılında 100 milyar dolar seviyesini aştık. Hizmetler ihracatımızı 2024 yılında 110 milyar dolara çıkarmak için çabalarımızı sürdürüyoruz. İhracatımız ve yatırımlarımız açısından, Avrupa ve Balkanlar bölgesi özel bir yere sahiptir. Kosova, bu anlamda, bağımsızlığını ilan ettiği günden bu yana elde ettiği ekonomik gelişmeyle Balkanlar bölgesinde önemli bir rol oynamıştır. Kosova’nın son 15 yılda büyük ekonomik atılım içerisinde olması bizleri sevindirmektedir” diye konuştu.
“KOSOVA POZİTİF BÜYÜME KAYDETMEKTEDİR”
Bolat “Bağımsızlığını ilan ettiği 2008 yılında Gayri Safi Yurtiçi Hasılası (GSYİH) 5 milyar dolarken, 2023 yılında bu rakamı 2 katına çıkararak 10 milyar dolara ulaşmıştır. Benzer şekilde, kişi başına düşen gelir seviyesi 2023 yılında 6 bin dolara çıkarak 2 katına ulaşmıştır. Ayrıca Kosova, 2008 yılından bu yana pozitif büyüme kaydetmektedir. Bu büyümenin temel nedeninin, Kosova’nın bölgesel işbirliği ve çeşitli uluslararası kuruluşlara üyelikleri sonucu ticaret ağının genişlemesi ve yatırımların artması olduğunu görüyoruz. Bu bağlamda, Kosova 2007’de Orta Avrupa Serbest Ticaret Anlaşması’na (CEFTA), 2009’da Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’na, 2012’de Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’na ve 2013’te Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası’na üye olmuştur. Diğer taraftan AB ve Türkiye başta olmak üzere serbest ticaret anlaşmaları da bu gelişmelere pozitif katkı sağlamıştır” dedi.
“2024’TE 1 MİLYAR DOLAR TİCARET HACMİ SEVİYESİNE ULAŞACAĞIMIZA İNANIYORUM”
Türkiye’nin Kosova’nın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden biri olduğunu söyleyen Bolat, “Kosova’nın istikrarını, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tam olarak destekliyoruz. Kosova’nın istikrarı, Balkanlar’ın istikrarı demektir. Türkiye ve Kosova arasındaki gelişen ticaret ilişkileri de, kazan kazan prensibine uygun olarak her iki ülkeye de katkı sağlamaya devam etmektedir. 2023 yılında Kosova ile ticaret hacmimiz 785 milyon dolara ulaşmıştır. Yıllar içinde ticaret hacmimizde kazandığımız olumlu ivmenin devam edeceğine, 2024 yılının sonuna kadar 1 milyar dolar seviyesine ulaşacağımıza inanıyorum” şeklinde konuştu.
“TÜRKİYE VE KOSOVA İŞBİRLİĞİNİ ARTIRACAKTIR”
Avrupa Birliği (AB) adayı olarak Kosova’nın Türkiye için önemli bir ticaret ortağı olduğunu söyleyen Bakan Bolat “Türkiye ve Kosova’nın kardeş ülkeler olarak yakın ve verimli işbirliklerini gelecekte de artıracağına içtenlikle inanıyorum. Sayın Başbakan Kurti’nin Sayın Cumhurbaşkanımızla Ankara’da yapmış olduğu görüşmelerin ve bugün düzenlediğimiz İş forumunun bunun için eşsiz bir fırsat sunduğuna inanıyorum. Bugün burada bulunan tüm değerli iş insanlarımızın, ülkelerimiz arasındaki ekonomik ve ticari ilişkileri daha da geliştirmek için bu fırsatı en iyi şekilde değerlendireceklerine inancım sonsuz ” diye konuştu.
“TÜRK MÜTEAHHİTLER KOSOVA’DAKİ ALT YAPI PROJELERİNE DAHA FAZLA KATILMAK İSTİYOR”
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak ise, “Bu toplantının mevcut ilişkilerimizi pekiştiriceğine inanıyorum. Bilgi ve tecrübemizin gücüyle işbirliklerimizi derinleştirmek temel hedefimizdir.İlişkilerimizin mükemmel olduğunu biliyorum. Bundan son derece memnuniyet duyuyorum. Bazı detaylar vereceğim.Kosova’da toplam yatırımlarımız 430 milyon Euro’ya ulaştı ve bu rakamla Kosova’ya doğrudan yabancı yatırım yapan 6. ülkeyiz. Müteahhitlerimiz 1.5 milyar Euro’luk projelerin altını çizerek 10 bine yakın istihdam sağlıyor ve Türk bankaları Kosova’da hizmet veriyor” dedi. Olpak,
Türkiye’nin Kosova’daki yatırımlarından da bahseden Olpak, “Başlıca yatırımlar; havalimanı işletmeciliği, elektrik dağıtımı ve altyapı projeleri.Aramızdaki ikili ticaret hacmi 750 milyon dolar civarında. İşbirliğimizi geliştirmemize yardımcı olacak birkaç noktanın da altını çizeyim. Türk müteahhitler ve teknik danışmanlar Kosova’daki altyapı yenileme projelerine daha fazla katılmak istiyor.” diye konuştu.
Kosova Başbakanı Albin Kurti de İş forumunda İngilizce bir konuşma yaptı.Atatürk’ün modernizasyon ve barış prensipleri tüm dünyadaki insanlar arasında yankılanmıştır. Türkiye ile tarihsel bir geçmiş temelinde bağlıyız. Uluslarımız arasındaki ilişkiler tarihi değerlere saygıya dayanmaktadır.” dedi.
]]>
TRABZON – Trabzon’da “Doğu Karadeniz’de Alternatif Turizm Markalaşma Yolunda” adlı proje ile ilgili program düzenlendi.
Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı tarafından da desteklenen programa Trabzon Valisi Aziz Yıldırım, Trabzon Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Gürkan Üçüncü, Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, Yomra Belediye Başkanı Mustafa Bıyık, Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörü Hamdullah Çuvalcı, Doğu Karadeniz Sağlık Turizmi Derneği Başkanı Mustafa Yılmaz, Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Kemal Akpınar, TÜRSAB temsilcileri, turizm temsilcileri ve davetliler katıldı.
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde alternatif turizm alanlarında farkındalık oluşturmanın hedeflendiği proje ile ilgili törenin açılış konuşmasını yapan Doğu Karadeniz Sağlık Turizmi Derneği Başkanı Mustafa Yılmaz, Doğu Karadeniz’in zengin doğal ve kültürel potansiyelinin, alternatif turizm için eşsiz bir zemin sunduğunu belirterek “Projemizin önemli bir yönü de iş birliği ve paydaşlık kültürüdür. Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı’nın teknik destek programıyla sağlanan destek, projenin başarılı bir şekilde yürütülmesine olanak sağlamıştır. Aynı zamanda TÜRSAB gibi sektörün önemli temsilcileriyle iş birliği içinde çalışarak, turizm endüstrisinin bölgeye olan katkısını artırmayı hedefliyoruz. Bu projenin sadece turizm sektörüne değil, aynı zamanda bölgenin genel kalkınmasına da olumlu etkileri olacağına inanıyoruz. Yerel ekonomiyi canlandırmak, istihdamı artırmak ve kültürel mirası korumak gibi hedeflerle yola çıktık. Bu hedeflere ulaşmak için kararlılıkla çalışacağımızı ve projemizin başarılı bir şekilde tamamlanacağına inancımız tamdır. Bu proje, Doğu Karadeniz Bölgesi’nin eşsiz doğal güzellikleri, tarihi ve kültürel zenginlikleri ve diğer turizm kaynakları ile öne çıkan alternatif turizm potansiyelini harekete geçirerek bölgenin kalkınmasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Projemizin temel hedefleri, bölgenin sahip olduğu alternatif turizm imkanlarını ulusal ve uluslararası platformlarda tanıtmak ve pazarlamak, bölgeye özgü alternatif turizm ürün ve hizmetlerini geliştirmek ve çeşitlendirmek, yerel halkın turizmden daha fazla gelir elde etmesini sağlayacak girişimciliği teşvik etmek, sürdürülebilir turizm uygulamalarını geliştirerek bölgenin doğal ve kültürel mirasını korumak” dedi.
Programda konuşan Trabzon Valisi Aziz Yıldırım ise “Trabzon’daki turizm üç aydan ibarettir gibi görülüyor. Belki bunun haklılık payı da var. Ama değil. Bütün dünyada yaz olunca insanlar tatile çıkarmış. Bu bir gerçektir. Trabzon da bundan faydalanır. Peki Trabzon’da on iki ay turizm yapabilir miyiz? Kış turizminden bahsediliyor. Hayat bulabilir mi diye bahsediliyor. Bununla ilgilenen çok değerli arkadaşlarımız, turizmcilerimiz var. Hepsi güzel. Kış turizmi ne kadar olur bizde? Herhalde bunun ölçümleri yapılıyordur. 2-3 bilemiyorum. Daha fazlası da olur. Belki 6 ay ancak yıl 12 ay. Demek ki bir altı ayımız daha varsa o altı ayı da farklı bir şekilde değerlendirme mecburiyetimiz var. Sağlık konusunda böyle bir çalışma yapılmış. ve bugün hakikaten küçümsenmeyecek, önemsenecek ciddi bir rakam haline getirmiş, gelir haline gelmiş olan bir sağlık turizmimiz var. Bunun geliştirilmesi için, arttırılması için, bu pastadan pay alabilmemiz konusunda arkadaşlarımız ellerinden gelen en büyük gayreti ortaya koyuyorlar. Bir kere hizmet kalitesi çok önemli. Sürdürülebilir hizmet kalitesi de çok önemli” diye konuştu.
“Müthiş bir potansiyeli bünyesinde barındıran bir alandan bahsediyoruz” diyerek sözlerine başlayan Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, “Ama maalesef üzülerek söylüyorum, yeterince bu alandan faydalanamıyoruz. Şehrimizin de inanılmaz bir potansiyeli var aslında ama ne zaman turizme ilişkin bir toplantıya katılsam hep 3 aylık bir periyoddan ve belli bölgeden gelen insanlardan bahsediyoruz. Orta Doğu’dan gelen turistlerden bahsediyoruz. Turizmi çeşitlendirmemiz gerektiğinden bahsediyoruz. On iki aya yaymamız gerektiğinden bahsediyoruz. Evet mutlaka bunu başarmalıyız artık. Bu anlamda ben uzun yıllar Trabzon’da yaşamış ve siyaset yapmış bir insan olarak şunu söyleyeyim. Mutlaka ama mutlaka bu konuştuklarımızı düşündüklerimizi yetkin insanların anlatacaklarını mutlaka artık hayata geçirme aşamasına gelmiş olmamız lazım. Her şeyimiz var. Müthiş bir coğrafyamız var. Evet yaylalarımız çok güzel, doğamız çok güzel, tarihi yerlerimiz çok güzel. Ama sıkıştık kaldık, böyle üç aylık bir periyot ve belli bir bölgede. Bu kabuğu artık hep birlikte kırmak zorundayız. Bunun herkese çok önemli faydalar getireceğinin bilincindeyiz. Çünkü gerçekten bu meselenin, bu başlığın, ne kadar önemli olduğunun bilincindeyiz. Bu başlığa ilişkin, söylenecek şeylerin ne kadar önemli olduğunun bilincindeyiz” şeklinde konuştu.
]]>Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı (DOKA) tarafından da desteklenen programa Trabzon Valisi Aziz Yıldırım, Trabzon Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Gürkan Üçüncü, Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, Yomra Belediye Başkanı Mustafa Bıyık, Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Rektörü Hamdullah Çuvalcı, Doğu Karadeniz Sağlık Turizmi Derneği (DOKSAD) Başkanı Mustafa Yılmaz, Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı (DOKA) Genel Sekreteri Kemal Akpınar, TÜRSAB temsilcileri, turizm temsilcileri ve davetliler katıldı.
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde alternatif turizm alanlarında farkındalık oluşturmanın hedeflendiği proje ile ilgili törenin açılış konuşmasını yapan Doğu Karadeniz Sağlık Turizmi Derneği (DOKSAD) Başkanı Mustafa Yılmaz, Doğu Karadeniz’in zengin doğal ve kültürel potansiyelinin, alternatif turizm için eşsiz bir zemin sunduğunu belirterek “Projemizin önemli bir yönü de iş birliği ve paydaşlık kültürüdür. Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı’nın teknik destek programıyla sağlanan destek, projenin başarılı bir şekilde yürütülmesine olanak sağlamıştır. Aynı zamanda TÜRSAB gibi sektörün önemli temsilcileriyle iş birliği içinde çalışarak, turizm endüstrisinin bölgeye olan katkısını artırmayı hedefliyoruz. Bu projenin sadece turizm sektörüne değil, aynı zamanda bölgenin genel kalkınmasına da olumlu etkileri olacağına inanıyoruz. Yerel ekonomiyi canlandırmak, istihdamı artırmak ve kültürel mirası korumak gibi hedeflerle yola çıktık. Bu hedeflere ulaşmak için kararlılıkla çalışacağımızı ve projemizin başarılı bir şekilde tamamlanacağına inancımız tamdır. Bu proje, Doğu Karadeniz Bölgesi’nin eşsiz doğal güzellikleri, tarihi ve kültürel zenginlikleri ve diğer turizm kaynakları ile öne çıkan alternatif turizm potansiyelini harekete geçirerek bölgenin kalkınmasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Projemizin temel hedefleri, bölgenin sahip olduğu alternatif turizm imkanlarını ulusal ve uluslararası platformlarda tanıtmak ve pazarlamak, bölgeye özgü alternatif turizm ürün ve hizmetlerini geliştirmek ve çeşitlendirmek, yerel halkın turizmden daha fazla gelir elde etmesini sağlayacak girişimciliği teşvik etmek, sürdürülebilir turizm uygulamalarını geliştirerek bölgenin doğal ve kültürel mirasını korumak” dedi.
Programda konuşan Trabzon Valisi Aziz Yıldırım ise “Trabzon’daki turizm üç aydan ibarettir gibi görülüyor. Belki bunun haklılık payı da var. Ama değil. Bütün dünyada yaz olunca insanlar tatile çıkarmış. Bu bir gerçektir. Trabzon da bundan faydalanır. Peki Trabzon’da on iki ay turizm yapabilir miyiz? Kış turizminden bahsediliyor. Hayat bulabilir mi diye bahsediliyor. Bununla ilgilenen çok değerli arkadaşlarımız, turizmcilerimiz var. Hepsi güzel. Kış turizmi ne kadar olur bizde? Herhalde bunun ölçümleri yapılıyordur. 2-3 bilemiyorum. Daha fazlası da olur. Belki 6 ay ancak yıl 12 ay. Demek ki bir altı ayımız daha varsa o altı ayı da farklı bir şekilde değerlendirme mecburiyetimiz var. Sağlık konusunda böyle bir çalışma yapılmış. ve bugün hakikaten küçümsenmeyecek, önemsenecek ciddi bir rakam haline getirmiş, gelir haline gelmiş olan bir sağlık turizmimiz var. Bunun geliştirilmesi için, arttırılması için, bu pastadan pay alabilmemiz konusunda arkadaşlarımız ellerinden gelen en büyük gayreti ortaya koyuyorlar. Bir kere hizmet kalitesi çok önemli. Sürdürülebilir hizmet kalitesi de çok önemli” diye konuştu.
“Müthiş bir potansiyeli bünyesinde barındıran bir alandan bahsediyoruz” diyerek sözlerine başlayan Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, “Ama maalesef üzülerek söylüyorum, yeterince bu alandan faydalanamıyoruz. Şehrimizin de inanılmaz bir potansiyeli var aslında ama ne zaman turizme ilişkin bir toplantıya katılsam hep 3 aylık bir periyoddan ve belli bölgeden gelen insanlardan bahsediyoruz. Orta Doğu’dan gelen turistlerden bahsediyoruz. Turizmi çeşitlendirmemiz gerektiğinden bahsediyoruz. On iki aya yaymamız gerektiğinden bahsediyoruz. Evet mutlaka bunu başarmalıyız artık. Bu anlamda ben uzun yıllar Trabzon’da yaşamış ve siyaset yapmış bir insan olarak şunu söyleyeyim. Mutlaka ama mutlaka bu konuştuklarımızı düşündüklerimizi yetkin insanların anlatacaklarını mutlaka artık hayata geçirme aşamasına gelmiş olmamız lazım. Her şeyimiz var. Müthiş bir coğrafyamız var. Evet yaylalarımız çok güzel, doğamız çok güzel, tarihi yerlerimiz çok güzel. Ama sıkıştık kaldık, böyle üç aylık bir periyot ve belli bir bölgede. Bu kabuğu artık hep birlikte kırmak zorundayız. Bunun herkese çok önemli faydalar getireceğinin bilincindeyiz. Çünkü gerçekten bu meselenin, bu başlığın, ne kadar önemli olduğunun bilincindeyiz. Bu başlığa ilişkin, söylenecek şeylerin ne kadar önemli olduğunun bilincindeyiz” şeklinde konuştu. – TRABZON
]]>TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve KTO Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Öztürk, KOSAM tarafından hazırlanan “Bir Ekonomi Güvenliği Meselesi: Marmara-Orta Anadolu Sanayi Dönüşümü” raporunun ekonomik, sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik açısından büyük faydalar sağlayacağını vurguladı. Başkan Öztürk; raporun, Marmara Sanayi Bölgesi’ndeki İstanbul, Kocaeli ve Bursa illerini içeren sanayi tesislerinin önemli bir kısmının Orta Anadolu Sanayi Bölgesi’ndeki Aksaray, Ankara, Karaman, Kayseri, Kırıkkale, Kırşehir, Konya, Nevşehir, Niğde ve Yozgat illerine taşınmasının detaylı analizini içerdiğini ifade etti. Başkan Öztürk, “Marmara Sanayi Bölgesi, Türkiye ekonomisinin neredeyse yarısını oluşturuyor. Bu bölgenin doğal afetler ve diğer risklere karşı kırılganlığı, ülkenin ekonomi güvenliğini de etkiliyor. Ayrıca, nüfus yoğunluğunun ve sanayileşmenin oluşturduğu çevresel kirlilik ve trafik sorunları, Marmara Bölgesi’nin taşıma kapasitesini zorluyor. Sanayi tesislerinin Orta Anadolu’ya taşınması, bölgelerarası gelişmişlik farklarını azaltmaya ve adaletli gelir dağılımına katkı sağlayacak. Raporda, bu yükün azaltılmasıyla bölgenin ticaret ve sanayi sürdürülebilirliğinin artacağının da altı çiziliyor” dedi.
Marmara Sanayi Bölgesi’nin Orta Anadolu’ya taşınmasının uzun vadeli ekonomik ve çevresel faydalar sağlayarak, ülkenin kalkınma hedeflerine ulaşmasına katkıda bulunacağını belirten Başkan Öztürk, “Orta Anadolu’daki şehirlerin mevcut altyapısı ve sanayicilerin deneyimleri, ülkenin kalkınma hedeflerine ulaşmasına uygun bir ortam sağlıyor. Orta Anadolu, geniş arazi imkanları, ulaşım altyapısının gelişmişliği ve iş gücü potansiyeliyle sanayinin yeniden yapılandırılması için ideal bir bölge olarak öne çıkıyor. Bölgedeki sanayi faaliyetlerinin artması, yerel ekonominin canlanmasına, işsizlik oranlarının düşmesine ve bölgesel kalkınmanın hızlanmasına imkan tanıyacak” şeklinde konuştu.
Başkan Öztürk, “Raporda, ülkenin ekonomik ve demografik yoğunluğunun tek bir bölgede konumlandırılması ve planlanmasının getirdiği risklerin detaylı analizi yer alıyor. Alt yapının geliştirilmesi, lojistik bağlantıların sağlanması ve sanayinin taşınması gibi kritik adımlar içeren bu stratejik dönüşüm, Türkiye’nin ekonomik yapısını daha dengeli ve sürdürülebilir bir temele oturtarak hem ekonomik hem de çevresel açıdan uzun vadeli faydalar sağlayacak” ifadelerini kullandı.
Başkan Öztürk, KOSAM tarafından hazırlanan “Bir Ekonomi Güvenliği Meselesi: Marmara-Orta Anadolu Sanayi Dönüşümü” raporunun, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmada önemli bir yol haritası sunduğunu kaydederek, “TOBB Başkanımız M. Rifat Hisarcıklıoğlu, 80. Genel Kurul’da rapordan önemli alıntılar yaparak Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ve genel kurul üyelerine de konunun önemini aktardı. ‘Orta Anadolu hattında yeni bir sanayi havzası kurmalıyız. Bu dönüşümün Türkiye’yi geleceğe taşıyacak tarihi bir adım olacağına inanıyoruz’ şeklinde konuya ve raporumuza verdiği önemi gösteren başkanımıza teşekkür ediyorum” diye konuştu. – KONYA
]]>Bolat, DEİK Genel Merkezi’nde düzenlenen Türkiye-Kosova İş Forumu’ndaki konuşmasında, Türkiye ve Kosova arasında bugüne kadarki ilk ekonomi forumunun düzenlendiğine işaret etti.
Türkiye ekonomisinin büyümesini sürdürdüğünü, ihracatın bu büyümenin ana motoru olmaya devam ettiğini belirten Bolat, son 20 yılda, mal ihracatının 7 kat artarak, 2023’te 255,4 milyar dolara ulaştığını anımsattı.
Bolat, mal ihracatını 2024’te 260 milyar doların üzerine, 2026’da ise 300 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini belirterek, şunları kaydetti:
“Hizmetler ihracatı açısından, 2023’te 100 milyar dolar seviyesini aştık. Hizmetler ihracatımızı 2024 yılında 110 milyar dolara çıkarmak için çabalarımızı sürdürüyoruz. İhracatımız ve yatırımlarımız açısından, Avrupa ve Balkanlar bölgesi özel bir yere sahiptir. Kosova, bu anlamda, bağımsızlığını ilan ettiği günden bu yana elde ettiği ekonomik gelişme ile Balkanlar bölgesinde önemli bir rol oynamıştır. Kosova’nın son 15 yılda büyük ekonomik atılım içerisinde olması bizleri sevindirmektedir. Bağımsızlığını ilan ettiği 2008 yılında Gayri Safi Yurt içi Hasılası (GSYH) 5 milyar dolar iken, 2023’te bu rakamı iki katına çıkararak 10 milyar dolara ulaşmıştır. Benzer şekilde, kişi başına düşen gelir seviyesi 2023 yılında 6 bin dolara çıkarak iki katına ulaşmıştır.”
Ayrıca Kosova’nın, 2008’den bu yana pozitif büyüme kaydettiğine işaret eden Bolat, “Bu büyümenin temel nedeninin, Kosova’nın bölgesel işbirliği ve çeşitli uluslararası kuruluşlara üyelikleri sonucu ticaret ağının genişlemesi ve yatırımların artması olduğunu görüyoruz. Bu bağlamda, Kosova 2007’de Orta Avrupa Serbest Ticaret Anlaşması’na (CEFTA), 2009’da Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’na, 2012’de Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’na ve 2013’te Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası’na üye olmuştur. Diğer taraftan AB ve Türkiye başta olmak üzere serbest ticaret anlaşmaları da bu gelişmelere pozitif katkı sağlamıştır.” diye konuştu.
“Yüzyıllara dayanan tarihi, siyasi ve ekonomik bağlarımız bulunmakta”
Bakan Bolat, Türkiye ile Kosova’nın yüzyıllara dayanan tarihi, siyasi ve ekonomik bağları bulunduğunu, ortak kültür ve derin köklü ilişkilerin, ülkeler arasındaki kardeşlik temellerini oluşturduğunu dile getirdi.
“Türkiye, Kosova’nın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden biridir.” diyen Bolat, şöyle devam etti:
“Kosova’nın istikrarını, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tam olarak destekliyoruz. Kosova’nın istikrarı, Balkanlar’ın istikrarı demektir. Türkiye ve Kosova arasındaki gelişen ticaret ilişkileri de kazan-kazan prensibine uygun olarak her iki ülkeye de katkı sağlamaya devam etmektedir. 2023’te Kosova ile ticaret hacmimiz 785 milyon dolara ulaşmıştır. Yıllar içinde ticaret hacmimizde kazandığımız olumlu ivmenin devam edeceğine, 2024 yılının sonuna kadar 1 milyar dolar seviyesine ulaşacağımıza inanıyorum. Serbest Ticaret Anlaşmamız, bu rakamların artmasında önemli bir etkiye sahiptir. Ticari ilişkilerimizi çeşitlendirir ve bölgesel fırsatlardan faydalanırsak, önümüzdeki yıllarda ticaret rakamlarımızda yeni rekorlara ulaşabiliriz.”
Bakan Bolat, Türk şirketlerinin 2023 itibarıyla Kosova’da 429 milyon avro değerinde önemli yatırımcılar olduğunu, şu anda Kosova Merkez Bankası istatistiklerine göre, Türkiye’nin Kosova’da en çok yatırım yapan 6. ülke konumunda olduğunu söyledi.
Diğer taraftan, Kosova’da önemli Türk şirketlerinin havaalanı işletimi ve elektrik dağıtımı alanlarında yatırımlarının olduğunu görmekten memnuniyet duyduklarını vurgulayan Bolat, “Önde gelen Türk finans şirketleri ve bankaları ile sağlık sektöründeki öncü kuruluşlarımız da Kosova’da faaliyet göstermektedir. Amacımız, mevcut yatırımları önümüzdeki dönemde de artırmaktır.” ifadelerini kullandı.
“Türk inşaat şirketleri, Kosova’da bugüne kadar 1,5 milyar dolar değerinde 30 projeyi başarıyla sonuçlandırmıştır”
Bakan Bolat, konuşmasında Türk müteahhitlerinin havaalanları, endüstri tesisleri, otoyollar ve enerji santralleri gibi büyük ölçekli ve yüksek katma değerli projelerde dünya çapında ve haklı bir ün kazandığını anlattı.
Türk inşaat şirketlerinin, Kosova’nın ekonomik büyümesine uzun zamandır katkıda bulunduğunu bildiren Bolat, “Türk inşaat şirketleri, Kosova’da bugüne kadar 1,5 milyar dolar değerinde 30 projeyi başarıyla sonuçlandırmıştır. Teknik müşavirlik konusunda, firmalarımız Kosova’da 9,3 milyon dolar değerinde 19 projeyi tamamlamıştır. 2030 Akdeniz Oyunları’nın resmi olarak Priştine’de düzenleneceğini görmekten memnuniyet duyuyoruz. Bu büyük organizasyonda Kosovalı dostlarımızla her zaman işbirliğine hazırız.” şeklinde konuştu.
İşbirliği potansiyeli bulunan alanlar hakkında değerlendirmelerde bulunan Bolat, bu bağlamda, enerjinin de bu alanlardan birisi olduğuna dikkati çekti.
Bolat, küresel enerji krizini aşmak ve dünyayı temiz enerjiyle buluşturmak için yeşil enerjiye geçişin herkes için hayati öneme sahip olduğunu aktararak, “Bu amaçla, Avrupa Yatırım Bankasının Kosova’ya 33 milyon avro yatırımla yenilenebilir enerji alanında destek sağlaması önemlidir. Yine Kosova’nın, 2022-2031 Enerji Stratejisi’ni yenilenebilir enerji kaynaklarını geliştirmek ve özel sektör yatırımlarını teşvik etmek amacıyla hazırlamış olması bizi sevindirmektedir. Şirketlerimizin bu strateji çerçevesindeki yenilenebilir enerji ihalelerine ilgi gösterdiğini ve bu alanda Kosovalı dostlarımıza destek vermeye hazır olduklarını vurgulamak isterim.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye-Kosova JETCO’nun Kurulmasına İlişkin Protokol imzalanacak
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Kosova ile ticaret ve ekonomik ilişkileri daha yüksek seviyelere çıkarmak, yatırımları artırmak, enerji ve inşaat olmak üzere tüm bu alanlarda ortaklığı geliştirmek konularının Türkiye için öncelik olduğunu dile getirdi.
Ülkeler arasındaki ekonomik işbirliğinin geliştirilmesinin, iki tarafın ekonomilerine büyük katkı sağlayacağını ve bölgenin ekonomik altyapı ve refahını da artıracağını ifade eden Bolat, bu amaçla, yarın Ankara’da Kosova Sanayi, Girişimcilik ve Ticaret Bakanı Rozeta Hajdari ile Türkiye-Kosova JETCO’nun Kurulmasına İlişkin Protokolü imzalayacaklarını bildirdi.
Bolat, “Bu mekanizma ile ekonomik ve ticari ilişkilerimizin geliştirilmesi için somut adımların atılmasını sağlayacak dinamik ve hızlı bir sistemi oluşturacağız. Çabalarımızın her iki ülkenin refahına katkıda bulunacağından şüphemiz bulunmamaktadır. Avrupa Birliği adayı olarak Kosova, Türkiye için önemli bir ticaret ortağıdır. Türkiye ve Kosova’nın kardeş ülkeler olarak yakın ve verimli işbirliklerini gelecekte de artıracağına içtenlikle inanıyorum.” diye konuştu.
]]>Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde görevli Doç. Dr. Ahmet Şakir Dokuz, Dr. Öğr. Üyesi Yeşim Dokuz ve araştırma görevlisi Alper Ecemiş, personel sirkülasyonu fazla firmalardaki yeni çalışanların eğitim sürelerinin kısaltılması amacıyla çalışma yaptı.
Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) desteğiyle Niğde Teknopark’ta şirket kuran akademisyenler, oryantasyon eğitiminin kısaltılması için sanal gerçeklik gözlüğü ile kullanılan yazılım geliştirdi.
Geliştirilen yazılımın, imalat sektöründe makine ve metal işleme alanlarında, gıda ve tarım ürünleri üretiminde, otomotiv sektöründe, savunma sanayiinde hassas üretim sistemlerinde ve hizmet sektöründe kafe ve restoranlardaki endüstriyel cihazların öğrenilmesinde yaygın şekilde kullanılması amaçlanıyor.
Yazılım ve yapay zeka üzerine faaliyet gösteren şirketin 3 kurucu ortağından Doç. Dr. Ahmet Şakir Dokuz, AA muhabirine, geçen yıl KOSGEB’den aldıkları AR-GE ve inovasyon desteğiyle şirket kurduklarını ve 10 stajyerle çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi.
Bir şirkete alınan personelin oryantasyon süresinden geçtiğini ve bu süreyi kısaltmak için yazılımı geliştirdiklerini anlatan Dokuz, şöyle konuştu:
“Yeni personel firmaya giriş yaptığında süreci oryantasyon eğitimiyle bir haftada öğrenirken, sanal gerçeklik destekli uygulamamızla bir gün sonrasında cihazı kullanabilir hale geliyor. Yazılımın en büyük avantajı bu. Özellikle personel sirkülasyonunun yoğun olduğu firmalar en çok bu konudan şikayetçi. Yeni personel alınıp yetkin kıvama geldiğinde başka bir şirkete geçebiliyor. Bu geçiş ne kadar çok olursa şirketin o kadar çok personel alıp eğitmesi gerekiyor. Biz yeni gelen bir personeli mümkün olan en hızlı şekilde sisteme dahil etmek adına sanal gerçeklik tabanlı eğitim sistemini öneriyoruz.”
Şirketlere özellikle dijitalleşmede çok büyük bir alternatif sunduklarını ifade eden Dokuz, video tabanlı eğitim sistemleri yerine insanların deneyimleyerek sürece dahil oldukları bir eğitim sistemi önerdiklerini, şu anda görüştükleri iki firmanın bulunduğunu belirtti.
Dr. Öğr. Üyesi Yeşim Dokuz da endüstriyel sistemlerde öğrenmenin kolay ve kalıcı yolunu bulmaya çalıştıklarını dile getirdi.
Deneyimlenerek yapılan görsel eğitimlerin sözel öğrenimlere göre daha kalıcı olduğunu vurgulayan Dokuz, şöyle devam etti:
“Artırılmış gerçeklik teknolojisiyle personeli sisteme katarak işletmelerin personel eğitim öğrenimini sağlamaya çalıştık. Projemizde artırılmış gerçeklik tabanlı bir eğitim sistemi oluşturduk. Eğitimi dijitalleştirerek bireyi gerçek cihazlara dokunmadan sanal modeller üzerinden cihazları kontrol etmesini ve öğrenmesini sağladık.”
Personel, eğitimin ardından teste tabi tutuluyor
Araştırma görevlisi Alper Ecemiş ise geliştirdikleri artırılmış gerçeklik ürününü iOS ve Android işletim sistemli cihazlarda başarılı bir şekilde gösterebildiklerini anlattı.
Uygulamada 2 farklı aşamanın olduğunu ifade eden Ecemiş, şunları kaydetti:
“Bunlardan ilki personelin eğitimi. Önce personel sanal gerçeklikte bir endüstriyel cihazın ne işe yaradığını, adımlarının ne olduğunu, nereye basması ve basmaması gerektiğini, kullanım kılavuzunu 3 boyutlu bir şekilde duyu organlarının hepsini kullanarak öğrenebiliyor. Bunu sanal bir şekilde gerçekleştirdiği için maddi zarara veya eğitimin veriminde düşüşe maruz kalmıyor. Aynı zamanda bir denetim mekanizmamızda var. İlk başta personeli eğitiyoruz, sonra teste tabi tutuyoruz. Test aşamasında personele bu ipuçlarını vermiyoruz. İpuçlarını vermediğimiz için kendi öğrendiği şekilde düğmelere basmasını bekliyoruz. Personel sanal düğmelere doğru bastıysa bir sonraki aşamaya geçiyor. Yanlış bastıysa diyoruz ki ‘bunun eğitiminde bir aksaklık var. Tekrardan eğitime devam etmeli.’ “
]]>Bisiklet, en çok kullanıldığı ülke Hollanda’da 7’den 70’e her yaş grubunun günlük hayatının parçası durumunda bulunuyor.
Yapılan araştırmaya göre ülkede bisiklet, yüzde 42 eğlence, yüzde 16 işe, yüzde 13 okula ulaşım, yüzde 23 alışveriş için, yüzde 6 oranında da diğer amaçlarla kullanılıyor.
Bisiklet kullanımı için özel altyapıya sahip Hollanda’da, 37 bin kilometrelik bisiklet yolu bulunuyor. Ülkenin ova şeklindeki coğrafi yapısı bisiklet kullanıcılar için avantaj sayılıyor.
“Bisikletler diyarı” olarak bilinen 18 milyon nüfuslu ülkede, yaklaşık 24 milyon bisiklet bulunuyor. Ülkede aile başına ortalama 3 bisiklet düşüyor.
Ulaşımda bisiklet, sağlığa faydalı, ekonomik ve özellikle büyük şehirlerde trafik sorununa takılmayı önlediği için tercih ediliyor.
“Bisiklet sürmeyi 3 yaşımda öğrendim”
Bisiklet kullanıcısı Tas Pesch, AA muhabirine bisiklete binmenin özgürlük olduğunu belirterek, “Sanırım tüm Hollandalılar gibi bisiklet sürmeyi 3 yaşındayken üç tekerlekli bisikletle öğrendim.” dedi.
Kendisi için bisikletin ulaşım aracı olmanın yanı sıra güzel yerler görmek, açık havada bulunmak ve egzersiz yapmak anlamına da geldiğini dile getiren Pesch, “Yani ben her zaman her şeyi bisikletle yaptım.” diye konuştu.
Jelle de Vries de bisikletin şehir içinde güzel ve hızlı bir araç olduğunu kaydetti.
Bisikletin park yeri sorunu yaşatmadığına işaret eden Vries, “İstediğiniz yere park edebilirsiniz. Her zaman bisiklete çok alıştım. Bir de ara sıra doğaya çıkardığım spor bisikletim var ama bunu daha çok fonksiyonel bir bisiklet olarak görüyorum. Küçük bir köyden geliyorum. İnsanlar orada her zaman bisiklet kullanırdı.” ifadelerini kullandı.
Yaşlanınca da bisiklet kullanmaya devam edeceğini söyleyen Vries, “Bence her yere kolayca, hızlı bir şekilde gidebilmek harika bir şey.” dedi.
“15 kilometreye kadar bisiklet sürmek arabayla gitmekten daha iyidir”
Renske Biesta da çocuklarını sürekli bisiklet ile taşıdığını, bunun çocuklarını da mutlu ettiğini belirterek, “Çocuklarım doğduğundan beri onlarla beraber bisiklet sürüyorum. 15 kilometreye kadar bisiklet sürmek arabayla gitmekten daha iyidir.” şeklinde konuştu.
Jan Beukers da, 60 yılı aşkındır bisiklet sürdüğünü kaydederek, “Bisiklet özgürlük, geniş alan ve kolaylık. Her yere gidiyorum. Sağlık için de iyi ama bence kolaylığı çok iyi. Ulaşımı kolay, park etmesi kolay, park ücreti yok ve akaryakıt almanız gerekmiyor.” ifadelerini kullandı.
“Dünyanın en büyük bisiklet parkı”
Hollanda Bisikletçiler Birliğinin verilerine göre, Hollanda, dünya genelindeki 1 milyar bisikletin yüzde 2,3’üne sahip.
Ülkede her yıl yaklaşık 1 milyon yeni bisiklet satılıyor, halkın büyük çoğunluğu ikinci el bisiklet kullanıyor.
Paylaşımlı bisiklet uygulamasının aktif olduğu ülkede, 300’den fazla noktada yaklaşık 22 bin bisiklet bulunuyor.
Her yıl 500 bin bisikletin de çalındığı Hollanda’da, bu hırsızlığın yol açtığı zarar yıllık 600 milyon doları buluyor.
Ülkede ilk bisiklet yolu, 1885 yılında Utrecht’teki Maliebaan Sokağı’nda açıldı.
Hollanda’da halk, 1970’li yıllarda otomobillerin karıştığı trafik kazalarının artması üzerine bisiklet kullanımına yöneldi.
37 bin kilometrelik bisiklet yolunun bulunduğu ülkede, bisikletle kişi başı yılda ortalama 1108 kilometre, ülke genelinde ise yılda yaklaşık 19 milyar kilometre yol kat ediliyor.
Kanalların, ağaçların ve duvarların kenarlarına da park edilen bisikletler, en fazla başkent Amsterdam, Utrecht ve Groningen kentlerinde kullanılıyor.
Ülkede tren istasyonlarının çevresi bisikletler için park yeri olarak ayrılırken, Utrecht Tren İstasyonu’nun yanındaki İstasyon Meydanı’nın altında bulunan “İstasyon Meydanı Bisiklet Parkı”, 12 bin 500 bisiklet kapasitesiyle “dünyanın en büyük bisiklet parkı” ünvanına sahip.
]]>Türkiye ekonomisinin lokomotif kenti Bursa’da arsa fiyatlarının enflasyondan çok daha yüksek düzeyde arttığına dikkat çeken gayrimenkul temsilcileri, kentin konut üretimi ve yeni sanayi yatırımları ihtiyacının had safhaya çıktığını söyledi. BTSO Ana Hizmet Binası’nda gayrimenkul sektör temsilcilerini buluşturan BTSO 54. Meslek Komitesi Genişletilmiş Sektör Analiz Toplantısı’nda konuşan İsmail Duyar, “Bursa’da gayrimenkul fiyatları enflasyonun üzerinde artıyor. Artışın bu şekilde büyük olmasının sebebi sadece enflasyon kaynaklı değildir. Bunun gayrimenkule yönelik taleple de bağlantılı olduğunu unutmamak gerekiyor. Gayrimenkule yönelik talep ise ihtiyaçla doğru orantılı” ifadelerini kullandı.
Bursa’da gerek konut, gerekse de konut dışı gayrimenkullerde ciddi bir ihtiyacın ortaya çıktığını belirten İsmail Duyar, şöyle devam etti;
“Yeni arsaların konut imarına açılmaması sebebiyle, vatandaşlar konutlara istediği fiyatlarda ulaşamıyor. Aynı durum ticaret tarafında da geçerli. Sanayicimizin ucuz, ulaşılabilir ve rekabetçiliğini destekleyecek alanlara ihtiyacı var. Ancak mevcut şartlar sebebiyle sanayici, elindeki parayı arsa ve binaya harcamak zorunda kalıyor. Oysa üreticilerimizin kaynaklarını işletme sermayesi, araştırma geliştirme faaliyetleri ve pazarlamaya ayırmasını sağlamak zorundayız. Çünkü üretim, istihdam ve ihracatı da geliştirecektir.”
“Sanayide değer artışı var, rant olarak anmak doğru değil”
Sanayi yatırımlarının önemli bir altyapı ile gerçekleştirildiğine işaret eden İsmail Duyar, değer artışının da bunun neticesinde ortaya çıktığını söyledi. Planlanmamış, altyapısı olmayan, ölçülemeyen ve vergilendirilemeyen toprak ile elde edilen gelirin rant olarak anıldığını ancak planlı sanayi alanlarında böyle bir durumun olmadığını kaydeden Duyar, şöyle devam etti:
“Biz diyoruz ki, bu ciddi kontrol edilebilir, planlanmış, altyapısı hazırlanmış araziler sanayiciye konut üreticisine verilsin ki sanayici, emeğini, sermayesini toprağa, inşaata ve binaya harcamadan üretimine ve ihracatına baksın. Bugün konuta erişememek sosyolojik sorunları da beraber getiriyor. Bu konuyu lütfen rant çerçevesinde değil, sosyolojik ve ekonomik anlamda değerlendirelim.”
“Son 5 yılda konut fiyatları bin 23 arttı”
BTSO Meclis Üyesi İsmail Duyar, toplantıda sektör temsilcilerine kentteki arazi ve konut fiyatlarındaki değişime ilişkin bir sunum yaptı. Buna göre, Bursa’da satılık konut metrekare birim fiyatı 2019 yılının Ocak ayından bu yılın Nisan ayına kadar geçen yaklaşık 5 yıllık dönemde yüzde bin 23, yani on kat arttı. Satılık konut metrekare birim fiyatı, son 2 yılda yüzde 250, son 1 yılda ise yüzde 55 artışla 22 bin 272 lira oldu. Bursa’da konut imarlı arsa metrekare birim fiyatı son 5 yılda yüzde 760, son iki yılda yüzde 298, son bir yılda ise yüzde 80 arttı. Kentte arazi, bağ, bahçe ve tarla metrekare birim fiyatı ise son 5 yılda yüzde bin 162, son 2 yılda yüzde 440, son bir yılda ise yüzde 111 arttı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre Türkiye’nin Nisan ayı enflasyonu yıllık bazda yüzde 69,80 olarak açıklanmıştı.
“Mahalle araları üretim tesisleriyle doldu”
BTSO 54. Komite Başkanı Özkan Aydemir ise, Bursa’nın 17 sanayi bölgesinin yanı sıra, küçük sanayi siteleriyle üretime, istihdama ve ihracata çok büyük katkı sağladığını söyledi. Son 5-6 yılda kentteki sanayi bölgelerinin yetersiz kaldığını gözlemlediklerini belirten Aydemir, “Bursa’ya yatırım yapmak isteyenler için büyük ölçekli sanayi arsaları bulunmuyor. O yüzden Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin ve ilçe belediyelerinin mutlaka bazı bölgeleri sanayi yatırımları için açması gerekiyor. Bu yapılmadığı takdirde Nilüfer ilçesinde olduğu gibi kaçak yapılaşmanın da önü açılacak.” dedi.
Konut ve sanayi alanlarının hızla planlanması gerektiğini ifade eden Özkan Aydemir, “Bursa’nın merkez ilçeleri Yıldırım, Osmangazi ve Nilüfer’de mahalle aralarında atölyeler oluştu. KOBİ ölçeğindeki firmalar, uygun üretim yeri bulamadıkları için mahalle aralarındaki dükkanlara yöneldi. Çalışan sayısını da dikkate aldığımızda şehir içinde sıkışıp kalan üretim tesislerinin kente aslında büyük bir zarar verdiği de bir gerçek. Bu firmaların mutlaka toplu olarak bir yerlere çıkarılması gerekiyor. Hem altyapısı hem de lojistik imkanlarıyla yeni sanayi bölgelerinin oluşturulması Bursa’ya büyük değer katacaktır” şeklinde konuştu. – BURSA
]]>Çakır, ülke ekonomisinin güçlenmesinde önemli rol oynayan üretimden daha çok kazanç elde edilmesi gerektiğini söyledi. “Nüfusu 100 milyona yaklaşan, hatta sığınmacılarla birlikte bu rakamı geçecek bir ülkeyseniz, bir de nüfusunuzun yarısı 30 yaş ortalamasında olan genç bir ülkeyseniz üreten bir ülke olmak zorundasınız” diyen Çakır, sözlerini şöyle sürdürdü: “Nüfusu 15-20 milyon olan ülkeler belki bazı hizmet sektörleriyle ekonomilerini döndürebilir. Bizim ekonomimiz için de hizmet sektörleri çok önemli. Ancak, sadece hizmet sektörleriyle 100 milyonluk bir nüfusun iş ve AŞ beklediği bir refah ekonomisine ulaşamayız.”
Türkiye’nin üretim çeşitliliği ve kalitesiyle dünyada ilk 5 ülke içinde gösterildiğini hatırlatan Çakır, arzu edilen katma değeri oluşturamamanın nedenlerini; “Plansızlık, verimsizlik, yüksek teknolojili üretime yeterli şekilde entegre edememek, nitelikli insan kaynağı eksikliği ve insan kaynağını doğru kullanama” olarak açıkladı. Bunların dışında, katma değer oluşturma konusundaki en önemli eksiklerden birinin de markalaşmayı başaramamak olduğuna dikkat çeken Çakır, “Üretiyoruz ama başka markalara üretiyoruz. Taşeronluk yapıyoruz. Kendi markalarımızı oluşturma konusunda iyi değiliz. ya da bu kolaycı yolu daha rahat buluyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
“Fason üretimle bir yere varamayız”
Markalaşmanın önemine işaret eden Çakır, şöyle devam etti: “Türk iş dünyası olarak, KOBİ’ler özelinde başka küresel firmaların personeli gibiyiz. Bizim 5 dolara ürettiğimiz bir ürünü, bir dünya markası bizden alıyor ve sadece marka değeri ile 100 dolara satıyor. Hamallığı biz yapıyoruz, emeği biz veriyoruz ama oluşturdukları marka katma değer ile parayı onlar kazanıyor. Çok üretiyoruz ama az kazanıyoruz. Bu sürdürülebilir bir durum değil. Yarın iş gücü avantajımız bitebilir, bir gün lojistik avantajımız bitebilir. O zaman bugün kazandığımızı da kazanamaz duruma gelebiliriz. Türkiye fason üretim cenneti konumunda ama bizim için değil, dünya markaları için bir cennet. Bundan dolayı, Türkiye ekonomisi fason üretimle bir yere varamaz. Üretmek yetmez, markalaşmak zorundayız. Türkiye ve özelinde Mersin kendi markalarını oluşturmak zorundadır.”
Dünyanın ekonomik anlamda en gelişmiş ülkelerinin aynı zamanda en çok küresel markaya sahip olan ülkeler olmasının bir tesadüf olmadığını vurgulayan Çakır, “Bu ülkeler zengin ve gelişmiş oldukları için çok markaya sahip değiller; aksine, çok markaları olduğu için zenginler” ifadelerini kullandı.
“Markalaşma artık bir vizyon ve bilgi meselesi”
Eskiden marka oluşturmanın daha zor, uzun ve maliyetli bir süreç olduğunu vurgulayan Çakır, “Dahası böyle bir kültürümüz ve farkındalığımız yoktu. Artık, teknolojiyle küçülen dünyada ve bilgi iletişim teknolojileri ile kolaylaşan bu süreçte markalaşma daha kolay. Yani, markalaşma artık bir vizyon ve bilgi meselesi. Unutmayalım, ürünler fani ama markalar bakidir. Başkasına iş yaparak, ürettiğimiz kaliteli ürünlere başkalarının markalarını basarak zenginleşemeyiz. Dünya kalitesinde ürün üreten firmalarımız artık kendi markalarını oluşturmak zorundadır. Özellikle, patent, marka hakları ve coğrafi işaret gibi konulara önem vermeliyiz” diye konuştu.
Çakır, MTSO olarak bu konularda hem bölgesel ürünlere sahip çıktıklarını, hem de hukuk müşavirlikleri vasıtasıyla firmalara ücretsiz danışmanlık verdiklerini sözlerine ekledi. – MERSİN
]]>Öğretmen Akademisi Vakfı (ÖRAV) ve kurucusu Garanti BBVA’nın iş birliğiyle 2022’de hayata geçen EşitBiz Projesi küçük yaş gruplarıyla çalışan öğretmenlere erişiyor. Proje kapsamında 2022 yılının Ocak ayından bugüne kadar 1.974 öğretmene toplam 34 bin 470 saat eğitim verildi ve öğretmenler aracılığıyla 30 bin 828 öğrenciye ulaşıldı.
EşitBiz Projesi kapsamında düzenlenen yüz yüze eğitimlere ek olarak bu yıl öğretmenlere ve konuya ilgi duyan herkese ilham verecek bir konferans gerçekleştirildi. Toplumsal rollerin eşitliğini merkeze alan “EşitBiz: İlham Veren Buluşma” isimli konferansta eğitimciler, uzmanlar ve Türkiye’nin farklı şehirlerinden EşitBiz’e katılmış öğretmenler konuşmacı olarak yer aldı.
Etkinliğin açılış konuşmalarını Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı ve ÖRAV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tuba Köseoğlu Okçu ile ÖRAV Genel Müdürü Arzu Atasoy yaptı. Ardından Gökçe “ÇeÇe” Gürçay’ın beden perküsyonu atölyesiyle eğlenceli vakit geçiren katılımcılar Olcayto Ezgin’in “Çeşitli ve Kapsayıcı Eğitim ile Eşitliğe Ulaşmak” başlıklı sunumunu dinledi; toplumsal rollerin eşitliği çerçevesindeki kavramları günlük hayattan örneklerle somutlaştırma fırsatı buldu. Etkinlik, öğretmenlerin yakından takip ettiği Prof. Dr İsmihan Zeliha Artan’ın “İpek Kızım Aslan Oğlum Sınıfta” ve Prof. Dr Belma Tuğrul’un “Ayna Ayna Söyle Bana” başlıklı oturumlarının yanı sıra hediye çekilişleriyle tamamlandı. Konferans boyunca katılımcılar kendi aralarında da eşit bir gelecek için hem sınıf ortamında hem de günlük hayatlarında yapabileceklerini değerlendirdi.
Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı ve ÖRAV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tuba Köseoğlu Okçu “Garanti BBVA olarak toplumsal rollerin eşitliği konusunda çalışanlarımız, paydaşlarımız için olduğu kadar toplumsal boyutta sosyal etki oluşturmayı ve konuyu gündemde tutmayı sorumluluğumuz olarak görüyoruz. EşitBiz projemiz de bu sorumluluğun bir parçası. Toplumsal rollerin eşitliğini yaşamın doğal bir parçası haline getirmek ancak küçük yaşlarda farkındalık oluşturmakla mümkün olabilir. Bunu sağlayacak olan kişiler ise aileler ve öğretmenler. Biz de ÖRAV’la beraber bu sorumluluğumuz çerçevesinde öğretmenlere ulaşıyoruz. EşitBiz, ülkemizde eşitlikçi bir hayat oluşturabilmemiz için yürüttüğümüz en sürdürülebilir ve uzun vadede etkisini en fazla göreceğimiz çalışmalardan biri. ÖRAV ekibine projemizin etki alanını her geçen yıl genişlettikleri için teşekkür ediyoruz” dedi.
ÖRAV Genel Müdürü Arzu Atasoy “Kurucumuz ve daimi destekçimiz Garanti BBVA ile 2022 başında hayata geçirdiğimiz EşitBiz Projesi kapsamında, okul öncesi ve ilkokul eğitiminde görev alan öğretmenlerin öğrencilerinin sosyal gelişimini destekleyen unsurları kavramsal düzeyde tanımalarını, toplumsal rollerin küçük yaşlardan itibaren sosyal gelişimi nasıl etkilediğini fark etmelerini ve eğitim öğretim materyalleri ile sınıf içi düzenlerini bu farkındalıkla değiştirmelerini hedefliyoruz. Bu doğrultudaki çalışmalarımıza büyük bir motivasyonla devam edeceğiz” dedi.
Eğitimciler için özel olarak düzenlenen konferansta meslektaşlar arası deneyim paylaşımı da yapıldı
Katılımcılar kendileri için özel olarak hazırlanan ve deneyim paylaşımına imkan sunan etkinliğin mesleki ve kişisel boyutta çok yararlı olduğunu ifade ettiler. Eşitliğin toplumsal refaha ve huzura, bireylerin potansiyellerini gerçekleştirebilmesine ve dayanışmanın güçlenmesine katkı sunmasını gündeme taşıdılar.
Etkinliğe katılan eğitimcilerin vurguladığı bir başka konu da kurumların bu eşitlik anlayışının çocukluk yaşlarından itibaren benimsendiğini bilerek konuyu önceliklendirmelerinin ne kadar kritik olduğu ve yine kurumların bu alanda verdiği desteklerin sürdürülebilir bir gelecek için atılan en önemli adımlardan olmasıydı. – İSTANBUL
]]>İstanbul Ticaret Odası (İTO) tarafından açıklanan mayıs ayında kentte perakende fiyatı en fazla artan ve azalan ürünlerle değişim oranlarında köprü geçiş ücretleri yüzde 60 ile zirvede yer aldı.
İTO’nun açıklamasına göre, mayıs ayında İstanbul’da perakende fiyatı en fazla artan ürün, ulaştırma ve haberleşme harcamaları grubunda yer alan köprü geçiş ücreti oldu. Köprü geçiş ücreti, mayıs ayında yüzde 60 ile fiyatı en fazla artış gösteren ürün oldu. Yılbaşından bu yana 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprülerindeki tek yön geçiş ücretlerine yüzde 182,4, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde ise yüzde 157,9 zam yapıldı. Avrasya Tüneli’nde son zam oranı yüzde 40, birikimli zam oranı yüzde 111,3 oldu.
KÖPRÜ GEÇİŞ ÜCRETLERİNDEKİ ARTIŞ ZİRVEDE
Buna göre, İTO’nun İstanbul Ücretliler Geçinme İndeksi’nde yer alan 242 ürünün 147’sinin perakende fiyatı artarken, 21 ürünün fiyatı düştü, 74 ürünün fiyatı ise değişmedi. Mayıs ayında ulaştırma ve haberleşme harcamaları grubunda yer alan köprü geçiş ücreti yüzde 60 ile fiyatı en fazla artış gösteren ürün oldu.
Mayıs ayının zam şampiyonu olan köprü ücretlerine yılbaşından bu yana yüzde 182’ye varan zam geldi. Son olarak mayıs ayında yüzde 60 zamlanan 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprülerindeki tek yön geçiş ücretlerine yılbaşından bu yana yüzde 182,4 zam yapıldı. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde tek yön geçiş ücretine gelen zam ise yüzde 157,9 oldu. Avrasya Tüneli’nde ise son zam oranı yüzde 40, birikimli zam oranı yüzde 111,3 oldu.
Gıda harcamaları yaş kuru sebze ve meyveler alt grubunda yer alan sivri biberin fiyatı yüzde 44,57 azalarak fiyatı en fazla düşen ürün oldu. Fiyatında azalış izlenen diğer ürünler, gıda harcamaları grubundan yüzde 28,37 ile erik, yüzde 25,17 ile taze fasulye, yüzde 24,73 ile domates, yüzde 23,04 ile bezelye, yüzde 9,36 ile kıvırcık salata ve yüzde 9,02 ile yeşil soğan olarak kayıtlara geçti.
BİLİMSEL VE EDEBİ KİTABA YÜZDE 43,75 ZAM
Fiyatında artış yaşanan diğer ürünlerin bazıları, kültür eğitim ve eğlence harcamaları grubundan yüzde 43,75 ile bilimsel ve edebi kitap, yüzde 37,12 ile şehir şebeke suyu, giyim harcamaları grubundan yüzde 29,62 ile kadın iç çamaşırı, gıda harcamaları yaş kuru sebze ve meyveler alt grubundan yüzde 26,68 ile limon, ev eşyası harcamaları grubundan yüzde 23,92 ile ütü, giyim harcamaları grubundan yüzde 16,18 ile erkek iç çamaşırı, gıda harcamaları grubundan yüzde 15,90 ile kabak, yüzde 13,71 ile çikolata ve ev eşyası harcamaları grubundan yüzde 13,20 ile çamaşır suyu olarak belirlendi.
]]>Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy, İhlas Haber Ajansı’na (İHA) özel açıklamalarda bulundu. Engin Aksoy, yeni mali yılı sonuçlarını değerlendirirken, şirket olarak iş birliklerini ve dijitalleşme alanında yaptıkları çalışmalar hakkında bilgiler verdi.
“Türkiye’nin ve sektörümüzün geleceğine duyduğumuz güvenle yatırımlarımıza devam ediyoruz “
Yeni mali yıl sonuçlarını değerlendiren Engin Aksoy, “Şirket olarak, Türkiye’nin ve sektörümüzün geleceğine duyduğumuz güvenle yatırımlarımıza devam ediyoruz. Nisan 2023 – Mart 2024 arası dönemi kapsayan mali yıl sonuçlarına göre, servis gelirlerimiz 48,5 milyar TL; Faiz, Amortisman ve Vergi Öncesi Kar’ımız 17,5 milyar TL olarak gerçekleşti. Mobil abone sayımız 25,3 milyona, sabit genişbant abone sayımız 1,4 milyona ulaştı. Faturalı abone sayımız ise 19,8 milyona yükseldi. Vodafone Yanımda ve Online Self Servis gibi dijital kanallarımızı kullanan aylık aktif müşteri sayımız 16,9 milyon olurken, bu müşterilerimizin aylık toplam etkileşimi 404 milyona ulaştı. Mali yılımızda müşterilerimizin toplam mobil data kullanımı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 20,1 artışla 4 bin 902 petabyte’a yükseldi.
Bu dönemde dijital servisler alanında da gelişmeye devam ettik. Her Şey Yanımda online alışveriş platformumuzun ziyaret edilme sayısı 190 milyona yaklaştı. Yeni nesil mobil finans çözümümüz Vodafone Pay’in ürünlerini kullanan toplam kullanıcı sayısı ise 5,5 milyona ulaştı. Bine yakın farklı işlem yapabilen kişisel dijital asistanımız TOBi’nin aylık tekil kullanıcı sayısı 10 milyona, aylık sohbet sayısı ise 39 milyona yükseldi” dedi.
“OSB Dijital Dönüşüm Programı kapsamında 2 bin dijital elçi yetiştirdik”
OSB Dijital Dönüşüm Programı’na değinen Aksoy, “Vodafone Business olarak OSB’leri, şirket yöneticilerini ve çalışanların dijital bilgi seviyesini anlamayı, güncel dijital gündem hakkında onları bilgilendirmeyi ve Türkiye’deki OSB’ler genelinde işletmelerin güvenilir danışmanı olmayı hedefliyoruz. Bu hedefle, geçen yıl Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu (OSBÜK) ve Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) akademisyenleri ile birlikte ‘OSB Dijital Dönüşüm Programı’nı hayata geçirmiştik. Program kapsamında; ilk senede 1000 dijital elçi yetiştirirken, programın ikinci dönemi de bu yılın ocak ayı itibarıyla yeniden başlatıldı. Üç ay süren bu eğitimlerimizin sonunda ise artı 1000 katılımcıya daha YTÜ akademisyenleri ve OSBÜK tarafından sertifika verilirken, toplamda 2 bin dijital elçi yetiştirmiş olduk.
Bunun yanında bu programın tamamlayıcı bir ayağı olarak gördüğümüz, ‘Sanayide Dönüşüm Buluşmaları’nı hayata geçirdik. OSB’lerin ve işletmelerin, dijital dönüşümü için atılan çok önemli bir adım olarak gördüğümüz bu etkinlik serisi ile işletmelerin dijital dönüşümüne katkı sağlamaktan mutluluk duyuyoruz. İlkini Şubat’ta, OSBÜK ev sahipliğinde Konya’da gerçekleştirdiğimiz Sanayide Dönüşüm Buluşmaları’nın ikincisini de Mayıs’ta İstanbul Deri OSB’de yaptık. Bu buluşmalarla amacımız, Anadolu’nun kilit noktalarında bulunan sanayicilerimizle bir araya gelerek, onları yeni teknolojik çözümlerle buluşturmak. Hedefimiz ise rekabet ortamında şirketlerimizin iş yapış süreçlerini dijital çağa uygun hale getirmek ve sanayi şirketlerimizin dijital dönüşümleri için sunduğumuz çözümlerle onların sürdürülebilir ve istikrarlı büyümesine katkı sağlamak” şeklinde konuştu.
“Sanayide Dijital Yetkinlik Analizi ile ilk fazda, 10 bin işletmenin kendi dijital olgunluk skorlarını ölçümleyeceğini öngörüyoruz”
Sanayide Dijital Yetkinlik Analizi hakkında bilgi veren Aksoy, “Dijitalleşme çağında işletmelerin, yenilikçi teknolojileri iş yapış şekillerine adapte edebilmesinin büyük önem taşıyor. Bunun için de şirketlerin dijital olgunluk seviyelerinin yüksek olması gerekiyor. Bu noktada KOBİ’lerimizdeki çalışanların dijital farkındalık düzeylerini ölçümleyebilmenin son derece kritik. Bu doğrultuda bizler de Yıldız Teknik Üniversitesi akademisyenleri iş birliği ve OSBÜK’ün desteğiyle imalat sanayi sektöründeki şirketlerin kendi kendilerine dijital olgunluk seviyelerini ölçümleyebilecekleri bilimsel bir test hazırladık. Sanayide Dijital Yetkinlik Analizi adını verdiğimiz testimizin içerisinde 6 farklı grupta sorular yer alırken; KOBİ segmenti ağırlıklı olmak üzere işletmelerimiz, dijital olgunluk seviyelerini öğrenerek gelişim göstermesi gereken alanlarının röntgenini çekebilecek. Böylece bu şirketlerin hangi alanlarda ilerlemesi gerekiyorsa, Vodafone Business’ın teknoloji adaptasyonu ve inovatif çözümleriyle bu alanlarda fark oluşturabilecekler. Testin sonunda ise işletmelerimiz dijital olgunluk skorları ve o skoru nasıl geliştirebileceklerine dair önerilerin yer alacağı bir rapor görecek.
Artan rekabet ve dijitalleşme çağında dijitalde var olmak adına şirketler için son derece önemli bulguları ve yol haritasını ortaya koyacak olan Sanayide Dijital Yetkinlik Analizi ile ilk fazda, 10 bin işletmenin kendi dijital olgunluk skorlarını ölçümleyeceğini öngörüyoruz” ifadelerini kullandı.
“Vodafone Grubu 175 ülkede 175 milyondan fazla nesneyi birbirine bağlıyor”
Bulut ve IoT alanında yapılan yatırımlara vurgu yapan Aksoy, “Dijitalleşme yolculuğunda bulut teknolojileri en önemli odak noktalarımızdan birisi. İş ortaklarımız uzaktan çalışma ve yönetme, iş sürekliliğini sağlama ve verileri daima güvende tutma gibi son dönemde ön plana çıkan tüm kurumsal ihtiyaçlarını Vodafone Veri Merkezi portföyündeki Veri Merkezi & Bulut çözümleriyle karşılayabiliyor. Değişik lokasyonlardaki sunucuları tek bir çatı altında toplayan Sanal Sunucu hizmetimiz, işletmelere ait bilgileri, uygulamaları ve IT bileşenlerini Vodafone Veri Merkezi’nde bulunan sunuculardan oluşan yedekli bulut altyapısı üzerinde, birbirinden bağımsız ve izole olarak barındırmasını sağlıyor. Halihazırda toplam beş veri merkezimiz; özel ve güvenlikli server’larımızla bulut alanında Vodafone Business olarak biz de işletmelerimize hizmet sağlıyoruz.
Bununla beraber Edgnex Data Centres By DAMAC’la, İzmir’de yeni bir veri merkezi kurmak için güçlerimizi birleştirdik. Yaklaşık 100 milyon dolarlık yatırımla kurulacak bu veri merkezimiz, 6 megawatt kapasiteye kadar ulaşarak Vodafone’un Ege Bölgesi’ndeki en büyük kapasiteli veri merkezlerinden biri olacak. Yeni merkezle birlikte Vodafone’un Türkiye’nin büyükşehirlerinde bulunan veri merkezlerinin sayısı altıya, beyaz alan büyüklüğü ise 13 bin 500 metrekareye kadar ulaşacak.
Yine bu yılın başında Vodafone Grubu, Microsoft ile 10 yıllık büyük bir stratejik ortaklığını duyurmuştu. Bu iş birliği kapsamında Avrupa ve Afrika’da 300 milyondan fazla işletme, kamu sektörü kuruluşu ve tüketici için dijital hizmetleri dönüştürmeyi amaçlanıyor. Grubumuz ayrıca önümüzdeki 10 yıl içinde Microsoft ile birlikte geliştirilen ve Vodafone’un bağlantı hizmetlerini de kullanacak olan bulut ve yapay zeka hizmetlerine de 1,5 milyar dolarlık yatırım yapmayı planlıyor.
Vodafone Grubu bugün 175 ülkede 175 milyondan fazla nesneyi birbirine bağlayarak dünyanın en büyük IoT hizmet sağlayıcısı konumunda yer alan bir teknoloji şirketi konumuna gelmiş bulunuyor. Grubumuzdan aldığımız bu güçle de Vodafone Business olarak kendimizi sadece bir telekom şirketi olarak değil, inovasyonlarıyla işletmelerin tüm teknolojik ihtiyaçlarına yanıt veren bir dijital iş ortağı ve teknoloji danışmanı olarak konumluyoruz” dedi.
Siber güvenliğe dikkat çeken Aksoy, “Vodafone Business olarak müşterilerimizin kritik uygulamalarını kesintisiz ve güvenli, verimli şekilde yönetmeye son derece önem veriyoruz. Şu anda en kritik konuların başında gelen siber güvenlik alanında şirketlerimizi proaktif bir yaklaşımla yönlendiriyoruz. Siber güvenlik çözüm portföyümüzü dört ana aksiyon ekseninde oluşturduk; Ölç, Koru, Algıla ve Cevap Ver Müşterilerimize iş sürekliliği sağlama hedefimiz doğrultusunda da, geçtiğimiz aylarda açılışını yaptığımız Vodafone Türkiye Ankara Merkezi’mizde Siber Güvenlik Operasyon Merkezi’mizi faaliyete geçirdik. 300’den fazla metrik ile sistem takibi yapabildiğimiz Siber Güvenlik Operasyon Merkezleri’mizde, işletmelerdeki siber olayların izlemesini, raporlamasını ve şüpheli olaylara anında müdahale edilmesini 7/24 sağlamamızın yanı sıra, şirketlere siber güvenlik altyapılarının oluşturulması ve geliştirilmesi konusunda proje bazlı çözümler sunuyoruz. SoC ekiplerimiz, oluşan olayların hızlı bir şekilde analiz edilmesine ve işletmelerin kayıplarının en aza indirmesine, sömürülen güvenlik açıklarının azaltılmasına ve gelecekteki saldırılara karşı önlem alınmasına yardımcı oluyor” diye konuştu.
“Türkiye’de toplamda 1 milyondan fazla araca Acil Çağrı Sistemi servisi sağlıyoruz”
Engin Aksoy sözlerini şöyle tamamladı: “Bugün tüm sektörlerin odağında dijitalleşme ve IoT teknolojilerinin bulunuyor. Otomotiv sektörü de bu alanda en fazla atılım yapan sektörlerin başında geliyor. IoT, yapay zeka, sensörler ve diğer iletişim protokollerini entegre ederek araçlar arası ve çevresel etkileşimi mümkün kılan teknolojilerden olan bağlantılı araçlar ise sürücü güvenliğini artırmak ve kullanıcı deneyimini geliştirerek kolaylaştırmanın yanında, araç içi verilerin anlık alınması, yazılım güncellemelerinin uzaktan yapılabilmesi de günümüzün en inovatif teknolojilerinden.
Bizler de Vodafone Business olarak tam da bu noktada şu anda 37 farklı otomobil markasına Türkiye’de toplamda 1 milyondan fazla araca Acil Çağrı Sistemi (e-Call) servisi sağlıyoruz. Bunun yanında 300 binden fazla araçta e-SIM çözümü sunarken, 35 binden fazla araçta ise sahip olduğumuz altyapımız sayesinde Bağlantılı Araç (Connected Car) çözümümüzle sürücülerin ve yolcuların sürüş deneyimlerine yepyeni bir soluk getiriyoruz. Vodafone Business olarak işletmelerin dijitalleşmesine liderlik ederken, önümüzdeki dönemde özellikle bu alandaki yatırım payımızın daha da artacağını belirtebilirim.” – İSTANBUL
]]>SERRA TAYLAN
(ELAZIĞ) – Tüm Emekliler Derneği Elazığ Şube Başkanı Mehmet Kayabaş, Kurban Bayramı öncesi emeklinin mağduriyetlerinin devam ettiğini belirterek, “Kurban kesecek durumda değiller. Yüzde 80’inin durumu iyi olmadığı için kapı komşusundan takip edecek. Kim kurban kesiyor? Bana bir parça et verecek mi? Bir de evinde çocuğu varsa içeri girip oturup ağlayacak” dedi.
Tüm Emekliler Derneği Elazığ Şube Başkanı Mehmet Kayabaş, emekli, dul ve yetimlerin yaşadıkları sorunlara ilişkin açıklama yaptı. Emeklilerin taleplerini sıralayan Kayabaş, emeklilerin yüzde 80’inin geçinemeyecek durumda olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
“Emeklinin yüzde 80’inin durumu iyi değil. Kurban kesecek durumda değiller. Yüzde 80’in durumu iyi olmadığı gibi kapı komşusundan takip edecek. Kim kurban kesiyor? Bana bir parça et verecek mi? Bir de evinde çocuğu varsa içeri girip oturup ağlayacak çoğu içeri girip. Bugün kurbanı değil bir hindi bile alamıyor. Gerçekten alamayız. Nasıl alacağız? Bugün onlar için bayram değil, kara bir bayram.
“Emekliler hiç bir platformda temsil edilmiyor”
‘Çalışanlara her türlü imkan veriliyor. Emeklilere sendikal hak verilmiyor. Kişisel müracaatlar yapılıyor, bir yıl devam ediyor. Bir yıl sonra devam etmiyor. Türkiye genelinde azami 10-15 yerde müracaatlar yapıldı. Bir yıl dolar dolmaz tekrar iptal ediyorlar. Emeklinin sendikal hakkı yok. Çalışana var, ama emekliye yok. Sosyal Güvenlik Kurumu emeklilerin maaşını düzenlerken, hesaplama yaparken, Emekliler Derneği’nden de yetkili olarak ortamda bulunması lazım. Mütevelli heyetinde olması lazım. Maalesef emeklileri bırakmıyorlar. Emekliler kesinlikle ikinci sınıf vatandaş değil, dördüncü, beşinci sınıf vatandaş oldu.
“Ben kahveye gidemiyorum, tatile nasıl gideyim?”
Emeklilerimize, KYK yurtları tatil alanlarından bahsediliyor, yardım yapılıyor. İndirim yapılacakmış. Ben çarşıya gidip gelmekten çekiniyorum. Kahvede oturmaktan çekiniyorum, arkadaşlarıma çay ısmarlayamıyorum. Bir çay 15 lira olmuş, ben günde 5 tane çay ısmarlasam düşünün ayda 750-800 lira çaya para vereceğim. Ailemin çoluğun çocuğun rızkını oraya vereceğim. Kahvelere bile gidemiyoruz, tatile nasıl gidelim?
“SSK çatısı altında kurumlara farklı uygulamalar kaldırılsın”
Emekli emekliler öncelikle intibak istiyorlar. Hizmete ve ödeme primine dayalı, tüm emeklileri kapsayacak intibak yasası acilen çıkartılmasını istiyoruz. En düşük emekli maaşı asgari ücretle eşitlenmeli. Katsayı ve gösterge sistemine geçilmeli. SSK çatısı altında kurumlara farklı uygulamalar kaldırılmalı. Emeklilik yaşa değil, hizmete dayalı olmalı. Bayram ikramiyeleri asgari ücrete endekslenmeli. Refah payı, milli gelir payı ile birlikte verilmeli. Emekli maaşları artışları peşin ödenmeli. Emekliler parasını harcıyor. Bir yıl ya da 6 ay sonra gelen zamlardan faydalanıyor. Çalışanlara nasıl peşin ödeniyorsa, emeklilere de peşin ödenmeli. Yüzde 4 olan ek ödeme yükseltilsin. Banka promosyonları 3 yıllık değil, yıllık yapılmalı. Emeklilere sendikalaşma hakkı tanınmalı. Sağlıkta uygulanan katkı payı kaldırılmalı. Biz hasta özel hastanelerde yüzde 200’lük farkın mutlaka kaldırılmasını istiyoruz.”
]]>
Avrupa Birliği desteğiyle Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü, proje kapsamında Eskişehir, İzmir ve Gaziantep’te düzenlenen mini zirvelerin sonuncusu olan organizasyonda, akademisyenler ve iş dünyasının başarılı isimleri konuk oldu. Uzmanlar hızla değişen dünya ekonomisi ve dijitalleşme karşısında istihdam ihtiyacı artan sektörler, kadın girişimciliği ve geleceğin istihdam imkanları hakkında önemli bilgiler verdi.
“Atakum’u sanayi değil ama turizm kenti yapma konusunda mücadelemiz var”
Atakum Belediye Başkan Yardımcısı Suat Yıldız, programda yaptığı konuşmada, “Atakum, yaz aylarında 350-400 bin nüfusa ulaşan, kışın 300 bin nüfusu istihdam eden ama nüfus kayıtlarında 250 bin hatta 247 bin görünen bir ilçemiz. Bu yönüyle Karadeniz’in hatta Türkiye’nin birçok ilinden daha büyük. Atakum bir sanayi şehri değil, turizm şehri de olamadı. Atakum’u sanayi değil ama turizm kenti yapma konusunda mücadelemiz var. Atakum, Karadeniz’deki en yüksek eğitim seviyesine sahip insanların yaşadığı bir kent. 30 bin nüfuslu bir üniversite Atakum sınırları içerisinde yer alıyor. Atakum’un kendi istihdamının haricinde yaklaşık 8-10 bini de, Türkiye genelinde üniversite okumak için gelen ve mezun olduğunda hayatlarını burada idame ettirmek isteyen gençlerimizle dolu. Yaklaşık bir buçuk aylık başkan yardımcısıyım. Önüme en çok gelen konu, işsizlik projeleri. Şu an bize gelen üniversite eğitimi almış gençlerin iş başvurusu 3 bini buluyor. Geleceğin mesleklerini çok planlayamıyoruz. Bir sektörde bir iş yaparken işçisinden, teknisyeninden teknikerinden mühendisinden ara elemanından en üst noktadaki projecisine kadar bir istihdam ve yetiştirme alanı sağlamak gerekir. ‘Geleceğin Meslekleri ve Kadın Girişimciler Zirvesi’nin ve benzer projelerin bu konuda çok büyük katkı sağlayacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.
Ankara Büyükşehir Belediyesi Projeler Şube Müdürü Ömer Faruk Sarı, moderatörlüğünü yaptığı zirvede proje hakkında bilgi vererek, “Geleceğin meslekleri ve kişilerin kendilerini daha donanımlı hale getirmesi gereken alanlar sürekli değişiyor. Bu değişime de gençlerimiz, ailelerimiz ve tüm bireylerimizin hazır olması gerekiyor. Eskiden üniversite mezunu olmak yeterli bir kavramken artık kişilerin kendilerini dönüştürme ve çalışmalarını ona göre yön verme ihtiyacı doğdu” diye konuştu.
“Çiftçilerden yoğun talep var”
Helimore Havacılık Kurucu Genel Müdürü Başak Demir, programda hayata geçirdikleri yerli üretim yazılımına sahip zirai insansız hava aracı üretimi ve insansız hava aracının kullanıldığı alanlar hakkında bilgi verdi. Demir konuşmasında, “Tarımda çok büyük açık olduğunu ve pazarda da 34 milyar dolarlık bir pazar payının olduğunu fark ettik. Hızlı bir şekilde bu sektöre girdik. Ekosistem büyüyor, tarım sektöründeki çiftçilerden yoğun talep bulunuyor. Tarım haricinde arama kurtarma sektöründe çalışmalar gerçekleştiriyoruz” dedi.
Ondokuzmayıs Üniversitesi (OMÜ) Grafik Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Ayşe İri Öztürk, markaların piyasada tutunması için hedef kitleye doğru mesajı iletmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Bir markanın pazarda yer edinebilmesi ve pazar payını koruyabilmesi için mutlaka arka planındaki hikayeleri tüketicilere anlatması gerekir. ‘Bu marka nasıl doğdu, marka farklılığı nedir, marka farkındalığı konusunda tüketicilere ne söylemek ister?’ Tüm bunları misyonuna uygun şekilde paylaşması gerekir. Ayrıca bir markanın tüketiciye karşı her zaman dürüst ve iletişime açık, etkileşim içinde olması çok değerli” şeklinde konuştu.
Programda Lebleby Games Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Ercan Karabulut, İdeha Enerji Mühendislik Proje Danışmanlık Kurucu Genel Müdürü ve Elektrik Yüksek Mühendisi İlknur Yılmaz ve Cybernova Siber Güvenlik ve Yazılım Teknolojileri Akademisi Kurucusu, OMÜ Öğretim Görevlisi Dr. Hakan Can Altunay da birer konuşma yaptı. – SAMSUN
]]>Yunus Emre Enstitüsü (YEE), Türkiye ile Mısır arasındaki kültürel ve tarihi ilişkilerin pekiştirilmesine yönelik programlar düzenlemeye devam ediyor. Enstitü, Mısır’ın başkenti Kahire’de bulunan temsilciliği aracılığıyla Mısırlı Türkologlar, kültür ve sanat camiasının önemli isimlerinin yer aldığı heyeti Ankara’da ve İstanbul’da ağırladı. İki ülke arasındaki müşterek değerlere vurgu yapılması ve kültürel etkileşime zemin hazırlanması amacıyla düzenlenen program kapsamında başta Türkoloji alanına yönelik yapılan destekler ve Türkçe öğretimi olmak üzere çeşitli alanlarda iş birliklerine ortam hazırlandı.
İskenderiye Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümünde Prof. Dr. Seyyid Muhammed es-Seyyid, Türkiye ve Mısır’ın tarih sahnesinde uzun yıllar boyunca aynı şemsiye altında yaşadığını belirtti. Mısır’da pek çok üniversitede görev yaptığına değinen Seyyid, Sogah’taki bir üniversitede ve İskenderiye Üniversitesi’nde Türkçe bölümü açtığını kaydederek iki üniversitede de Türkçe bölümünün Mısırlı gençler tarafından çok rağbet gördüğünü ifade etti.
“TÜRKİYE VE MISIR ARASINDA GEÇMİŞTEN GELEN VE GELECEĞİ AYDINLATAN ORTAK BAĞLAR VAR”
Zekazik Üniversitesinde Türkoloji alanından Prof. Dr. Mahmud el-Adl ise Türkiye ve Mısır’ın müşterek tarihinin derinliğine işaret ederek iki ülke arasında geçmişten gelen ve geleceği aydınlatan ortak bağlarının olduğunu söyledi.
KAHİRE YEE’DE 14 YILDA 50 BİN KURSİYER TÜRKÇE KURSLARINA KATILDI
Kahire YEE Koordinatörü Emin Boyraz, “Kahire YEE olarak 2010 yılından itibaren aralıksız bir şekilde Mısır’da faaliyetlerimizi yürütmeye devam ediyoruz. Dünyada Türkçeye en çok ilgi gösterilen ülke olmanın motivasyonuyla faaliyetlerimize ivme kazandırmaya devam ediyoruz” diye konuştu.
Mısırlı heyete eşlik eden Koordinatör Boyraz, Kahire YEE’ninTürkiye ve Mısır arasındaki kültürel ilişkileri daha da güçlendirmek amacıyla faaliyetlerini yürüttüğünün altını çizerek “Gerçekleştirmiş olduğumuz ziyaretlerle iki ülke arasında kültürel diplomasi alanındaki çalışmaların daha da hız kazanacağına inanıyoruz. Özellikle sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın 2024 yılının Şubat ayında Mısır’a yaptığı ziyaretten sonra tüm çalışmalarımız daha da ivme kazandı” değerlendirmesinde bulundu.
Koordinatör Boyraz, Enstitünün Mısır’da yürüttüğü Türkçe öğretimi faaliyetlerine değinerek, “Kuruluşundan günümüze kadar Enstitümüz tarafından düzenlenen Türkçe kurslarınakayıt yaptıran kursiyer sayısı katlanarak arttı. 14 yıl boyunca yüz yüze ve çevrim içi Türkçe kurslarımıza 50 bin kursiyer katıldı” ifadesini kullandı.
Mısır Yükseköğretim Bakanlığı Müsteşarı ve Mısır-Amerikan Konseyi Başkanı Prof. Dr. Mahmud Azmi ise “Türkiye ve Mısır, Orta Doğu’daki en güçlü iki merkezdir ve Orta Doğu’nun bel kemiği olarak çalışıyorlar” diye konuştu.
Azmi, Türkiye ve Mısır’ın kültürel ilişkilerinin tarihinin yüzyılları aştığını ifade ederek Türkiye’de bulunmaktan son derece mutlu olduğunu söyledi.
Zekazik Üniversitesinde Türkoloji alanında Prof. Dr. Mahmud el-Adl, “Mısır, Türkiye’ye baktığında Osmanlı Devleti’nin içinde ne kadar büyük bir yerinin olduğunu hatırlıyor. Bu da Kahire’nin faziletlerindendir” dedi.
Gazeteci Halid eş-Şami de Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkilerin siyasi, ticari, kültürel ve sosyolojik düzeyde gelişmeyi sürdürdüğünü belirterek “Bunu CumhurbaşkanıSayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyaretiyle de gördük. Anlaşmazlıkların giderildiğini ve karşılıklı olarak iki ülke arasında yatırımlar için yeni kapıların aralandığını görüyoruz” ifadelerini kullandı.
YEE’nin Türkiye-Mısır kültürel ilişkilerin güçlendirmede önemli rol oynadığını söyleyen Şami, iki ülkenin de her alanda ilişkileri güçlendirmeye yönelik çaba gösterdiğini belirtti.
]]>Dışişleri Bakanı Fidan, Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Politbüro Üyesi ve Çin Halk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Yi’nin daveti üzerine 3-5 Haziran tarihlerinde Çin’i ziyaret edecek. Bakan olarak ilk kez Çin’i ziyaret edecek olan Fidan’ın mevkidaşı Yi’nin yanı sıra Devlet Başkan Yardımcısı Han Zheng ile Çin Komünist Partisi Politbüro Üyesi, Merkezi Siyasi ve Hukuki İşler Komisyonu Başkanı Chen Wenqing ile görüşmesi bekleniyor. Çin’de yaşayan vatandaşlarla da bir araya gelecek olan Fidan, Pekin’deki temaslarının ardından 4-5 Haziran tarihlerinde Urumçi ve Kaşgar’ı da ziyaret edecek.
Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ne 2012’den bu yana en üst düzey ziyaret
Fidan Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ne de gidecek. Fidan’ın ziyareti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde Nisan 2012’de yaptığı ziyaretten sonra Türkiye’den en üst düzey ziyaret niteliğini taşıyor. Bakan Fidan, Türkiye’nin Uygur Türkleri’nin temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve Çin’de refah ve huzur içerisinde yaşamalarının önemini gündeme getirecek.
İkili ticaret hacminin 2023 yılında 48 milyar doları geçtiği Çin, Türkiye’nin Asya’da birinci ve dünyada üçüncü en büyük ticaret ortağı. Ekonomik ve ticari ilişkiler Fidan’ın temaslarında önemli bir yere sahip. Görüşmelerde, ikili ticaretin daha dengeli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması ile Çin’den Türkiye’ye yeni teknolojiler alanında yatırımlara dair iş birliği imkanlarının ele alınacağı öğrenildi. Üst düzey bir Dışişleri yetkilisi, “Ukrayna, Gazze ve Kızıldeniz’deki gelişmelerin küresel tedarik hatlarının güvenliğini ve bazı ulaştırma koridoru projelerini olumsuz etkilediği bir dönemde Kuşak ve Yol Girişimi ile Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor Girişimimizin uyumlaştırılması çalışmaları hakkında da görüş alışverişinde bulunulacak” bilgisini paylaştı. Bakan Fidan’ın gündeminde enerji, sivil havacılık ve turizm iş birliği gibi konular da yer alacak.
Türkiye’nin “Tek Çin” politikası izlediğini belirten yetkili, görüşmelerde Çin Halk Cumhuriyeti’nin egemenlik ve toprak bütünlüğüne verdiği önemin öne çıkarılacağına değindi. Ayrıca, başta Gazze olmak üzere Ukrayna ve Asya-Pasifik’teki gelişmeler de ele alınacak.
Gazze’de kalıcı ateşkes ve ikili devletli çözüm gündemde olacak
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin-Arap Ülkeleri İşbirliği Forumu 10. Bakanlar Konferansı açılış töreninde yaptığı konuşmada Çin’in, 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan tam bağımsız bir Filistin devletinin kuruluşunu ve Filistin’in Birleşmiş Milletler’e tam üyeliğini savunmuştu. Cinping, çözüm için geniş kapsamlı, yetkin ve etkili bir uluslararası barış konferansının toplanmasını desteklediğini de belirtmişti. Türkiye ile Çin’in Filistin meselesinde benzer görüşlere sahip olduğunu ifade eden yetkili, Fidan’ın temaslarında Gazze’de bir an önce kalıcı ateşkesin sağlanması ve iki devletli çözüm için atılabilecek adımların önemli bir yere sahip olacağını aktardı.
]]>Trabzon’un Ortahisar Belediyesi yaklaşan Kurban Bayramı nedeniyle Akoluk Mahallesi’nde 20 dönümlük alanda kurban satış ve kesim alanı hizmete girdi. 120 adet büyükbaş havyan çadırı ile 70 adet küçükbaş hayvan çadırının kurulacağı alana Türkiye’nin değişik illerinden besiciler gelmeye başladı. Çoğunlukla Doğu Anadolu Bölgesi’nden gelen üreticilerin hayvanları satışa sunduğu kurban sahasında yemekhane, çay ocağı ve lavabo gibi alanlar da oluşturuldu. Bazı besicilerin çadır kurma işlemlerine devam ettiği kurban pazarına getirilen büyükbaş hayvan fiyatları ise 80 bin TL’den başlayarak 160 bin TL’ye kadar çıktı.
“Alacağım oni İsmail”
Kurban Bayramı’na sayılı günler kala besiciler ile vatandaşlar arasında ise sıkı pazarlıklar da başladı. Büyükbaş hayvan fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle pazarlıkların kıran kıran geçtiği kurban satış yerinde Trabzonlu Rahman Durmuş ile Bayburtlu besici İsmail Balık’ın arasında geçen pazarlık kameralara yansıdı. Bayburtlu besicinin satışa sunduğu danayı 80 bin TL’ye almak isteyen Rahman Durmuş’un ‘Bismillah’ diyerek başladığı pazarlık süreci dakikalarca sürdü. 85 bin TL’den aşağıya düşmeyen Bayburtlu besici İsmail Balık’ın kolunu hiç bırakmayan, kolunu her sallayışta besmele çeken ve diyalogları ile herkesi güldüren Rahman Durmuş “İsmail alacağım oni, gerekirse benim için zarar et” diyerek sonunda 80 bin TL’den kurbanlığını almayı başardı.
“Çok sıkı pazarlık yaptık”
Çok sıkı pazarlık yaptıklarını kaydeden Rahman Durmuş, geçen yıla göre bu yıl alım gücünün zorlaştığını belirterek “Yaklaşık 30 yıldır bu pazarlardayız. Geçen yıla göre bu yıl alım gücü zorlaşacak. Hayvan pahalı. Yem ve imalatı pahalı. Ondan dolayı bu maliyetlere çıkıyorlar. İnşallah dileğimiz üreticilerin hayvanların hepsini satarak buradan mutlu bir şekilde gitmesini istiyoruz. Seneye tekrar bu insanlar bu üretimi yapıp Trabzon’a gelsin ve insanlar kurban ibadetini yapsınlar. Çok sıkı pazarlık yaptık. Kurban kesenlerden ricam üreticileri üzmesinler. Zor şartlarda bu hayvanlar bakılıyor” dedi.
Bayburtlu besici İsmail Balık da “Yem pahalı. Hayvanların buraya gelmesi ve yerler yüksek maliyetler. Onun için mecburen hayvanın fiyatı yükseliyor. Her yıl Kurban pazarı için Bayburt’tan Trabzon’a geliyoruz. Bu sene 24 büyükbaş hayvan ile geldik. Bu sene şuana kadar 2 kez satış yaptık” ifadelerini kullandı.
“Vatandaşlar şuanda sadece soruyor, almıyor”
Yaklaşık 12 yıldır Trabzon’a hayvan satmak için geldiklerini belirten Adem Tekeş ise “Bu sene de nasip oldu Ağrı’dan Trabzon’a geldik. İnşallah hayvanları satıp döneceğiz. Baktığımızda çadır sayısının iki katına yükseldiğini görüyoruz. Geçen sene 80-85 çadır vardı bu sene 160’a çıktı. İnşallah herkes satışını yapıp evine döner. Bu sene 30-35 tane hayvanla geldik. Geçen sene yaklaşık 50 hayvan ile gelmiştik. Taban yüksek olduğu için satılmaz diye az hayvanla geldik. Kilogram işi 500-550 arasında değişiyor. Vatandaşlar şuanda sadece soruyor, almıyor” diye konuştu.
Hüseyin Kibar isimli besici ise “Kurban pazarı kuruldu hayvanlarımızı getirdik. Şuanda satışlar biraz yavaş. Vatandaş alamıyor. Geçen sene güzel satış yapmıştık. İnşallah bu sene de satılacak. Fiyatlara baktığımızda en ufak hayvan 80 bin TL’den başlıyor. 150-160 bin TL’ye kadar çıkıyor. Vatandaşın alım gücü zayıf. Havalar kötü gittiği için kimse gelmiyordu. Havaların ısınmasıyla vatandaşların pazara geleceğini düşünüyoruz” şeklinde konuştu.
]]>Yunus Emre Enstitüsü (YEE), Türkiye ile diğer ülkeler arasında çeşitli alanlarda iş birliklerinin artırılması ve geliştirilmesi amacıyla etkinlikler düzenlemeye devam ediyor. YEE, İngiltere’den gelen ve aralarında İngiltere Parlamentosu üyeleri, iş insanları, belediye meclisi üyelerinin yer aldığı heyeti Türkiye’de ağırladı. Ankara ve İstanbul’da 28 Mayıs-1 Haziran tarihlerinde düzenlenen etkinlik kapsamındaki toplantılara katılan İngiliz heyet, Sanayi Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, milletvekilleri ile bir araya gelmek üzere TBMM’yi ve ticaret alanındaki sivil toplum kuruluşlarını ziyaret etti.
Stratejik iş birliklerinin teşvik edilmesi amacıyla düzenlenen toplantılarda, Türkiye ve İngiltere arasındaki tarihi bağların birçok alanda kurulacak ve geliştirilecek iş birlikleriyle nasıl güçlendirileceği konuşuldu.
İngiliz heyet ile İstanbul Ticaret Odası’nda bir toplantı düzenlendi. Toplantıda, İstanbul Ticaret Odası Genel Sekreteri Doç. Dr. Nihat Alayoğlu, üyelerinin 800 bine yaklaştığını ve Türkiye ekonomisinin yaklaşık yüzde 50’sini İTO üyesi kuruluşların şekillendirdiğinden bahsetti. İngiltere ile olan 19 milyar dolar olan ticaret hacminin 30-35 milyar dolar olmasının beklendiğini söyledi. Heyet Başkanı Lord Syed Salah Kamall ise heyette bulunan iş adamlarının iş kollarından bahsederek potansiyel iş birlikleri konusunda konuştu. Toplantıda savunma sanayisinden bilişim sektörüne, sağlıktan inşaata kadar çok sayıda alandaki iş birlikleri ve yatırımların nasıl yapılabileceği ve artırılabileceği konuları masaya yatırıldı.
İTO’DAKİ TOPLANTININ ARDINDAN İNGİLİZ HEYET, İSTANBUL VALİSİ DAVUT GÜL’Ü ZİYARET ETTİ
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’nde (MUSİAD) gerçekleşen toplantıda MUSİAD Başkanı Mahmut Asmalı, etik konusunun iş yaşamındaki öneminden bahsederek kendilerine üye olmak için müracaat eden işletmelerde aradıkları ilk özelliğin etik ilkelere riayet etmek olduğunu vurguladı. Yaptıkları faaliyetlerin bünyelerindeki 14 bin üye ile Türkiye ve tüm dünyaya faydalı olma amacını taşıdığını belirten Asmalı, sosyal sorumluluk projelerine de büyük önem verdiklerini kaydetti. İngiliz ve Türk iş adamlarının faaliyet alanlarını tanıttıkları toplantıda, potansiyel iş birlikleri istişare edilerek mobilya sektöründen ambalaj sanayisine kadar birçok alanda yapılacak yeni ortak yatırımlar konuşuldu.
Uluslararası Ticaret Eşleştirme Platformu (UTEP) ile yapılan toplantıda, İngiliz ve Türk iş adamları arasında iş birliklerini kolaylaştıracak platformların kurulması hakkında konuşuldu. Toplantıda, bu platformların stratejik iş birliklerinin teşvik edilmesi ve ticaret ile yatırım fırsatlarının keşfedilmesinin nasıl kolaylaştırılacağı masaya yatırıldı.
Lord Syed Salah Kamall, etkinliğin Türk politikacılar ile İngiliz iş adamlarının bir araya gelmesini sağladığını belirtti. Politika yapımının yanı sıra kişiler arası ilişkilere, kültürel diplomasi ve iş dünyası diplomasisine de odaklanılmasının önemli olduğunu vurgulayan Kamall, Yunus Emre Enstitüsü’nün tüm bu unsurları bir araya getirmesinin oldukça önemli olduğunu ifade etti.
“SADECE KAR DEĞİL, AYNI ZAMANDA AHLAKA ÖNEM VERMEK”
Kadınların hamilelik sürecinde yaşadığı sorunları ve anne-bebek ölümlerini azaltmak için Giant Health isimli bir sağlık şirketi kuran Asif Syed Ahmed, etkinliğin bu zamana kadar katıldığı en iyi etkinlik olduğunu belirterek, hem politik elitlerin hem de iş adamlarının buluştuğu toplantıların oldukça ilham verici olduğunu söyledi. Toplantılarda sıkça yinelenen ‘sadece kar değil aynı zamanda ahlaka önem vermek’ ilkesinin oldukça takdir ettiğini ifade eden Ahmed, ‘değer insanı’ ve ‘amaç insanı’ kavramlarının birlikte zikredilmesinin oldukça faydalı ve ufuk açıcı olduğundan bahsetti. Türkiye’yi çok sevdiğini belirten Ahmed, Türk öğrencilerinin olduğunu ve Türkiye’de hem yetenek hem de harekete geçme yeteneğine sahip çok sayıda insan bulunduğunu, ancak fırsatlarının olmadığını ve bu toplantılarla bu tür insanlara ulaşmak istediklerini ifade etti.
“KÜLTÜRLERİN BİR ARAYA GELMESİ VE BİRBİRİNİ ANLAMAK HERKESİN SORUMLULUĞU”
Yunus Emre Enstitüsünün İngiltere ve Türkiye arasındaki ilişkilerdeki rolüne değinen Ahmed, “Hükümetler arası ilişkiler, işletmeler arası ilişkiler ve kişiler arası ilişkiler vardır. İş dünyası, eğitim, sosyal ve kültürel alanlarda çok sayıda iş başarılabilir. İstanbul ve Londra oldukça kozmopolit şehirler. Kültürel olarak çok fazla bağlantılandırılabilecek unsur var ve Türkiye aracılığıyla dünyadaki, aralarında Müslüman ülkelerin pazarlarının da olduğu birçok pazara ulaşabiliriz. Dünyada 7 milyar insan var ve teknoloji ve harekete geçmekle ürünlerimizi çok sayıda insana ulaştırabiliriz ve Yunus Emre Enstitüsü bize bu konuda yardımcı olabilir. Bu dünyada ekmek bölüşülürse nice sorunların çözülecektir” dedi. Ahmed, kültürlerin bir araya gelmesinin ve birbirini anlamanın barış inşa etmek konusunda herkesin üstüne vazife olan bir sorumluluk olduğunun altını çizdi ve iş adamlarının aynı zamanda barışı sağlayıcılar olduğunu dile getirdi.
Toplantılardan sonra anne ölümleriyle ilgili projesi konusunda iş birlikleri yapmak istediğini belirten Ahmed, “Biz kadın olmasak da annemiz, kızımız veya eşimiz kadın. Yani kadın sağlığı sadece kadınlara özgü değil ve kadın erkek meselesi değil. Kadınların varlığı insanlığın varlığı için olmazsa olmaz. Bu nedenle bu alan oldukça kıymetli ve önemli” diye konuştu. Bu nedenle hamilelik sırasında yaşanan sorunların ve anne ölümlerinin önüne geçmenin öneminden bahseden Ahmed, bu alanda faaliyetlerini sürdüreceğini dile getirdi.
]]>(YOZGAT)- Yozgat’ta önce don sonrasında da yaşanılan kuraklık, üzüm bağları ve meyve ağaçlarına ciddi oranda zarar verdi. Bağ yetiştiriciliği ve ıslahı konusunda uzman olan Prof. Dr. Emine Sema Çetin, “Bu bölge gibi kurak bir ekolojide bizim bağ tesis ederken mutlaka anaçların kurağa dayanıklı olmasına dikkat etmemiz gerekiyor” dedi.
Ekonomisi tarımsal üretime bağlı olan Yozgat’ta bu yıl birçok tarım ürünü soğuk, sıcak, dolu, kuraklık gibi nedenlerden zarar gördü. Son yağışların neden olduğu sel, ekili alanlara ciddi zarar verdi. Soğuk havanın ardından hava sıcaklıklarının artması, sonrasında da kapalı bir hava durumunun yaşanması beraberinde ürünlerde hastalıklara neden oldu, zararlıların popülasyonu arttı. Havanın sürekli değişkenlik göstermesinden meyve bahçeleri ve üzüm bağları da olumsuz etkilendi.
Yozgat’ın Bahçecik köyünden Seyit Yolcu, “Üzüm bağlarımızdaki sorun soğuk. Soğuk bu hale getirdi. İlacını zaten ilacını, gübresini verdik, budamasını yaptık, kükürdünü verdik ama kurudu. Tekrardan bu şekil yeşeriyor. Cevizler de aynı. Tamamen meyveler döküldü. Orada komple kayısılar yerde. Önce soğuk vurdu, sonradan da güneşi görünce dökülmeye başladı. Kuraklıktan dolayı dökülmeye başladı” dedi.
“Mevcut bağlara baktığımızda hepsi yaşlı, verimden düşmüş bağlar”
Bağ yetiştiriciliği ve ıslahı konusunda uzman olan Yozgat Bozok Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçelikleri Bölümünden Prof. Dr. Emine Sema Çetin, bölgede bulunan üzüm bağlarında görülen olumsuzlukların tek kaynağının kuraklık olmadığını, bağların çok yaşlı olmaları nedeniyle veriminin de düşük olduğunu bildirdi. Çetin, şöyle konuştu:
“Bölgemiz aslında çok eskiden ciddi anlamda bağcılığın yapıldığı bir bölge. Çok yakınımızda olan Hattuşa’daki kazılarda, kazılarla elde edilmiş materyallere baktığımız zaman burada ciddi bir bağcılık kültürü olduğunu görüyoruz. Üreticilerimize sorduğumuzda; iyi miktarda ürün aldıklarını söylerler ama aslında biz bağcılıkta bir dekardan yaklaşık iki tonun altına düşmemesi gerektiğini söyleriz. 300- 400 kilo alan üreticimiz dahi iyi bir ürün aldığını söyler. Ne yazık ki bu ortalamanın çok çok altındadır. Yozgat’ın şu anda en büyük sorunu bağların yaşlı olması, verimden düşmüş olması.”
“Anaçların kuraklığa dayanıklı olması gerekir”
Yozgat’ında yer aldığı İç Anadolu bölgesinin en fazla yağışı mayıs ayında alıp, ardından da kurak bir dönemin yaşandığına dikkat çeken Prof. Dr. Çetin, “Bizim bağcılıkta en büyük problemimiz filoksera adında bir zararlıdır. Bu tüm dünya bağlarına bulaşmış durumdadır. Bunun tek çözümü, Amerikan asma anaçları üzerine aşılı fidanları kullanmaktır. Yerli bağlarımız, Vitis vinifera türü bu bölgelerin kendi türüdür, bu bölgeye adapte olmuş bir türdür. Dolayısıyla bu bölge gibi kurak bir ekolojide bizim bağ tesis ederken mutlaka anaçların kurağa dayanıklı olmasına dikkat etmemiz gerekiyor çünkü Yozgat bölgesi, İç Anadolu Bölgesi en fazla yağışı mayıs ayında alıyor ve arkasından kurak bir dönem geliyor. Bölgemizdeki bağlar verimden düşmüş bağlar. Dolayısıyla en ufak bir problemi ciddi anlamda hissedeceğimiz bağlar. Tolere edemiyor, artık yaşlandığı için bu bağlar. O yüzden biz üreticilerimizi yeni bağ tesis edecek üreticilerimizi mutlaka aşılı fidanlarla bağ tesis etmesini tavsiye ediyoruz” dedi.
]]>Emir Efe BENLİOĞLU/ İSTANBUL, KURBAN Bayramı sebebiyle Türkiye’nin birçok şehrinden İstanbul’a getirilen hayvanlar kurban pazarlarında görücüye çıktı. Türkiye Kasaplar Besiciler Et ve Et Ürünleri Federasyonu Bölge Başkan Vekili Veysel Günal, “Bu sene halkımız rahat olsun, Türkiye’de yeteri kadar kurbanlık var. Küçükbaşlar şu anda gelmedi, havanın sıcaklığından dolayı. Küçükbaşlar da kurbana 1 hafta kala giriş yapacaklar. Burada kurban fiyatları 80 bin liradan başlayıp 250 bine kadar gidiyor ” dedi. Kurban pazarında ‘Kızılelma’ adı verilen bin 650 kilogram ağırlığındaki dana ise 650 bin liradan satışa çıkarıldı.
Kurban Bayramı için İstanbul’a getirilen hayvanların şehre girişine dün gece yarısı itibariyle izin verildi. İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerinin kontrolünden geçirilen hayvanlar kurban pazarlarındaki yerlerini almaya başladı. Sultangazi Belediyesi Kurban Pazarı’nın ilk gününde satıcıların hazırlıkları sürerken müşteriler de çadırları gezmeye başladı. Türkiye Kasaplar Besiciler Et ve Et Ürünleri Federasyonu Bölge Başkan Vekili Veysel Günal kurban pazarlarındaki faaliyetleri ve Türkiye’de bu yılki kurbanlık hayvan durumunu değerlendirdi. Günal, “Bu sene halkımız rahat olsun, Türkiye’de yeteri kadar kurbanlık var. Kimse kapılmasın, yani yeteri kadar hayvanımız var. Küçükbaşlar şu anda gelmedi, havanın sıcaklığından dolayı. Küçükbaşlar da kurbana 1 hafta kala aşağı yukarı giriş yapacaklar. Ama büyükbaşların yüzde 30’u girdi, yüzde 70’i bu hafta içinde tamamen dolar. Müşterilerimiz de bekliyoruz. Çok güzel geçmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyoruz. Burada kurban fiyatları 80 bin liradan başlayıp 250 bine kadar gidiyor. Tabi bu hayvanın ağırlığına göre gidiyor. Hayvanlardan 3 kişilik olan var 5 kişilik olan var 7 kişilik olan var” dedi.
“TELEFONLA SİSTEME GİRDİĞİ ZAMAN HAYVAN HAKKINDA HER ŞEYİ GÖRÜR”
Kurbanlık almak isteyenlere bazı hatırlatmalarda bulunan Günal, “Kurban alırken halkımız ilk önce gözüne, rengine, hayvanın duruşuna, kulağı kesik olmaması, boynuzu kırık olmaması, daha canlı daha parlak olması, 2 yaş dediğimiz 24 ayı doldurması lazım. Böylece hayvan kurban vasfını taşımış olur. Etçi ırklardan fiyatı bu yüzden farklı olur. Bir de hayvan alırken vatandaşlarımız şunlara çok dikkat etmeli. Pasaportu, 2 yaş dediğimiz, TR dediğimiz kulağında Tarım Bakanlığı’nın web sitesi vardır. Bu siteye girdiğimizde bu hayvanın annesi, babası, doğum yeri, nereden geliyor bunları telefonla sisteme girdiği zaman zaten görür.” diye konuştu.
“KIZILELMA, 1 TON 650 KİLO İLE GÖRÜCÜYE ÇIKACAK”
Kurban pazarlarında her yıl yapılan en güzel hayvan yarışmasını kazanmak için bu yıl aday olan hayvan hakkında da bilgi veren Veysel Günal, “Bu sene de güzel bir danamız var. Onun ismini de sizlerin huzurunda ‘Kızılelma’ koyuyoruz. Kızılelma, 1 ton 650 kilo ile inşallah görücüye çıkacak. Fiyatı da 650 bin lira inşallah Kızılelma’mız Türkiye’nin lensi olacak. Türkiye’nin bir Kızılelma’sı, yarışmaya da podyuma da yakışan bir kızıl elma olacak” dedi.
“1-2 GÜNE KALMAZ İĞNE ATSAN BURADA YERE DÜŞMEZ”
Kurbanlık almak için hayvan pazarına gelen Muhittin Akıncı, “Ortam normal şu an sakin ama fiyatlar yüksek. Yani alıcı bakımından da satıcı bakımından da fiyatlar yüksek. Biz ortak kesiyoruz, 2 kişi. Baktık 150, 150, 180’e kadar çıkıyor. Daha almadım bakıyorum. Çadırların hepsini gezeceğiz, başka yerlere de gideriz. Fiyat nerede uygunsa oradan kısmet olursa alacağız.ö dedi. Pazarlığı tamamlayıp kurbanlık hayvanını satın alan Yakup İfaret ise, “Hayvan görüldüğü gibi gayet güzel bir hayvan. Zaten bu arkadaş benim senelerden beri aldığım bir arkadaş. Sultangazi Belediyesi de burada bütün imkanları da sağlıyor. Aldık hayvanımızı, arkadaş sağ olsun gelmeden arıyoruz, görüşüyoruz. Allah kısmet ederse Kurban Bayramı’nın ikinci günü kesimhaneye gidip orada kesilecek. Allah inşallah bizim ve tüm Müslüman aleminin kesmiş olduğu kurbanları kabul eyler. Yoğunluk şu an o kadar değil ama 1-2 güne kalmaz iğne atsan burada yere düşmez. Belki hayvan bile bulamazsınız” şeklinde konuştu.
“HİZMETLERİMİZİ 24 SAAT ESASINA DAYANARAK BURADA SÜRDÜRÜYORUZ”
Sultangazi Belediyesi Kurban Pazarı’ndaki faaliyetler hakkında bilgi veren Veteriner Hekim Soner Bozkurtlar da, “Burada bu sene 200 çadır kurduk. Bunlardan 160 tanesi büyükbaşlar için, 40 tanesi küçükbaş hayvanlar için hizmet verecek. Burada veteriner işleri olarak hayvan kontrollerimiz, hayvanların sağlık kontrolleri, yaş kontrolleri, kurbanlık vasfı taşıyıp taşımadıklarının kontrollerini gerçekleştiriyoruz. Aynı zamanda hem buraya ziyarete gelecek olan vatandaşlarımız için hem de burada hayvan satmaya çalışan çadır sahipleri için haşere mücadelesi ve sinek mücadelesini hizmetlerimizi 24 saat esasına dayanarak burada sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>
Trabzon’un Ortahisar Belediyesi yaklaşan Kurban Bayramı nedeniyle Akoluk Mahallesi’nde 20 dönümlük alanda kurban satış ve kesim alanı hizmete girdi. 120 adet büyükbaş havyan çadırı ile 70 adet küçükbaş hayvan çadırının kurulacağı alana Türkiye’nin değişik illerinden besiciler gelmeye başladı. Çoğunlukla Doğu Anadolu Bölgesi’nden gelen üreticilerin hayvanları satışa sunduğu kurban sahasında yemekhane, çay ocağı ve lavabo gibi alanlar da oluşturuldu. Bazı besicilerin çadır kurma işlemlerine devam ettiği kurban pazarına getirilen büyükbaş hayvan fiyatları ise 80 bin TL’den başlayarak 160 bin TL’ye kadar çıktı.
Böyle pazarlık görülmedi
Kurban Bayramı’na sayılı günler kala besiciler ile vatandaşlar arasında ise sıkı pazarlıklar da başladı. Büyükbaş hayvan fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle pazarlıkların kıran kıran geçtiği kurban satış yerinde Trabzonlu Rahman Durmuş ile Bayburtlu besici İsmail Balık’ın arasında geçen pazarlık kameralara yansıdı. Bayburtlu besicinin satışa sunduğu danayı 80 bin TL’ye almak isteyen Rahman Durmuş’un ‘Bismillah’ diyerek başladığı pazarlık süreci dakikalarca sürdü. 85 bin TL’den aşağıya düşmeyen Bayburtlu besici İsmail Balık’ın kolunu hiç bırakmayan, kolunu her sallayışta besmele çeken ve diyalogları ile herkesi güldüren Rahman Durmuş “İsmail alacağım oni, gerekirse benim için zarar et” diyerek sonunda 80 bin TL’den kurbanlığını almayı başardı.
^Çok sıkı pazarlık yaptık”
Çok sıkı pazarlık yaptıklarını kaydeden Rahman Durmuş, geçen yıla göre bu yıl alım gücünün zorlaştığını belirterek “Yaklaşık 30 yıldır bu pazarlardayız. Geçen yıla göre bu yıl alım gücü zorlaşacak. Hayvan pahalı. Yem ve imalatı pahalı. Ondan dolayı bu maliyetlere çıkıyorlar. İnşallah dileğimiz üreticilerin hayvanların hepsini satarak buradan mutlu bir şekilde gitmesini istiyoruz. Seneye tekrar bu insanlar bu üretimi yapıp Trabzon’a gelsin ve insanlar kurban ibadetini yapsınlar. Çok sıkı pazarlık yaptık. Kurban kesenlerden ricam üreticileri üzmesinler. Zor şartlarda bu hayvanlar bakılıyor” dedi.
Bayburtlu besici İsmail Balık da “Yem pahalı. Hayvanların buraya gelmesi ve yerler yüksek maliyetler. Onun için mecburen hayvanın fiyatı yükseliyor. Her yıl Kurban pazarı için Bayburt’tan Trabzon’a geliyoruz. Bu sene 24 büyükbaş hayvan ile geldik. Bu sene şuana kadar 2 kez satış yaptık” ifadelerini kullandı.
“Vatandaşlar şuanda sadece soruyor, almıyor”
Yaklaşık 12 yıldır Trabzon’a hayvan satmak için geldiklerini belirten Adem Tekeş ise “Bu sene de nasip oldu Ağrı’dan Trabzon’a geldik. İnşallah hayvanları satıp döneceğiz. Baktığımızda çadır sayısının iki katına yükseldiğini görüyoruz. Geçen sene 80-85 çadır vardı bu sene 160’a çıktı. İnşallah herkes satışını yapıp evine döner. Bu sene 30-35 tane hayvanla geldik. Geçen sene yaklaşık 50 hayvan ile gelmiştik. Taban yüksek olduğu için satılmaz diye az hayvanla geldik. Kilogram işi 500-550 arasında değişiyor. Vatandaşlar şuanda sadece soruyor, almıyor” diye konuştu.
Hüseyin Kibar isimli besici ise “Kurban pazarı kuruldu hayvanlarımızı getirdik. Şuanda satışlar biraz yavaş. Vatandaş alamıyor. Geçen sene güzel satış yapmıştık. İnşallah bu sene de satılacak. Fiyatlara baktığımızda en ufak hayvan 80 bin TL’den başlıyor. 150-160 bin TL’ye kadar çıkıyor. Vatandaşın alım gücü zayıf. Havalar kötü gittiği için kimse gelmiyordu. Havaların ısınmasıyla vatandaşların pazara geleceğini düşünüyoruz” şeklinde konuştu. – TRABZON
]]>ARAÇ Kiralamacıları Konfederasyonu (AKKON) İzmir İl Başkanı Ahmet Demir, sahte kimlikle araç kiralamanın arttığını ve kiralanan araçların zaman zaman yasa dışı işlerde kullanılabildiğini söyledi. Demir, araç kiralama şirketlerinin müşterilere araçlarını emanet ederken aldığı çeşitli güvenlik önlemlerinin, sahte kimlik kullanımı ile etkisiz hale getirilebildiğini belirtti. Sahte kimlikle araç kiralama eyleminin hem dolandırıcılık hem de resmi belgede sahtecilik suçları nedeniyle bazı yaptırımlara tabi tutulduğunu ifade eden Doç. Dr. Candide Şentürk Akaner ise “Dolandırıcılık suçunun nitelikli halleri de söz konusu olabiliyor. Resmi belgede sahtecilik denildiğinde temel halini esas alırsak 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası var” dedi.
Yazın gelmesiyle birlikte araç kiralamada artış yaşandı AKKON İl Başkanı Ahmet Demir, sahte kimlikle araç kiralamalarının arttığını belirtti. Demir, ahte kimlik kullanımının araç kiralama şirketleri için hem maddi hem de manevi kayıplara yol açtığını söyledi. AKKON olarak Türkiye genelinde her il ve ilçelerde başkanlıkları ve İzmir’de 182 üyeleri bulunduğunu belirten Demir, “Kurban Bayramı ve yaz aylarının gelmesiyle beraber işlerimiz yoğunlaştı. Ama bazı olumsuz durumlar da yaşanıyor. İyi niyeti suistimal eden müşteriler oluyor. Sahte kimliklerle kiralanan araçlar, genellikle yasa dışı faaliyetlerde kullanılabiliyor veya iade edilmiyor. Bu durum, şirketlerin ciddi maddi zararlar yaşamasına yol açıyor. Hırsızlık olaylarına karşı bazı önlemler almaya çalışıyoruz. Emniyetle birlikte hareket ediyoruz. Her gelen müşteriyi emniyete bildiriyoruz. ‘Şu araç şu kişiye verildi’ diye bilgi akışı sağlanıyor. Ancak bazı müşteriler sahte kimlikle bize geliyor. Bunu yaparken de dış görünümü iyi olan bazı aracı insanları tercih ediyorlar. Biz de bakıyoruz, e-Devlet’ten herhangi bir suç dosyası varsa araç teslim edilmiyor. Kredi kartından findeks durumuna yani kredi notuna bakarak araç teslim ediyoruz. Ama başka birinin kimliğiyle gelenlere aracı verdikten sonra hırsızlık olayları yaşanabiliyor” dedi.
‘BİYOMETRİK KİMLİK DOĞRULAMA SİSTEMLERİ KULLANILSIN’
Kiralık araçların zaman zaman yasa dışı işlerde kullanılabildiğini anlatan Demir, uyuşturucu ticareti yapılabildiğini ya da çalınan araçların parçalanıp nakte çevrilebildiğini vurguladı. Araç kiralama sektöründe sahte kimlik sorununu en aza indirmek için çeşitli önlemler alınabileceğini söyleyen Demir, şunları söyledi:
“Öncelikle, kimlik doğrulama süreçlerinin daha güvenli ve teknolojik yöntemlerle desteklenmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda, biyometrik kimlik doğrulama sistemleri, sahte kimlik kullanımını büyük ölçüde engelleyebilir. Parmak izi, yüz tanıma ve iris taraması gibi biyometrik verilerle kimlik doğrulama, sahte kimliklerin tespit edilmesini kolaylaştıracaktır. Bunun yanı sıra kimlik doğrulama süreçlerinin daha titiz bir şekilde yürütülmesi ve personelin bu konuda eğitilmesi önemlidir. Araç kiralama şirketlerinin, müşterilerinden aldığı kimlik bilgilerini detaylı bir şekilde incelemesi ve doğrulama yapması, sahte kimlik kullanımını önlemede etkili olacaktır. Ayrıca, sahte kimlik tespitine yönelik yazılımlar ve veri tabanlarıyla entegre çalışan sistemler, sahte kimliklerin hızla tespit edilmesine yardımcı olabilir. Bu suçlar eskiden de vardı ama son yıllarda arttı. Araçlar büyük bir sermaye olarak görülüyor. Kimse araç alamayınca ‘rent a car’dan araç kiralama arttı. Araç gidince mağdur olan biz oluyoruz. İyi niyeti suistimal suçundan işlem görüyorlar ama cezalar bizce yetersiz.”
‘1 YILDAN 5 YILA KADAR HAPİS’
İzmir Ekonomi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Candide Şentürk Akaner de 2015 yılında yapılan yasal düzenlemeyle araç kiralama şirketlerine birtakım yükümlülükler getirildiğini söyledi. Araç ve araçları kiraladıkları kişilerin kimlik bilgilerine, kolluk kuvvetlerinin erişebildiğini belirten Akaner, ‘Resmi belgede sahtecilik’ ve ‘Dolandırıcılık’ suçları ile Yargıtay içtihatlarında da sıklıkla karşılaştıklarını dile getirdi. Sahte bir kimliğin düzenlenmesinin ‘Belgede sahtecilik’ suçu olduğunu anlatan Doç. Dr. Akaner, “Sahte kimlikle birlikte araç kiralama şirketine giderek kendi yararına, şirketin de zararına uğramasına sebep olunması aldatıcı bir işlem sayılıyor. Böylece dolandırıcılık suçunu da işlemiş oluyor. Türk Ceza Kanunu’nda var olan açık bir hüküm gereği hem resmi belgede sahtecilik hem dolandırıcılık suçundan ayrı ayrı cezai hüküm bulunmasıyla karşılaşılıyor. Dolandırıcılık suçunun nitelikli halleri de söz konusu olabiliyor. Resmi belgede sahtecilik denildiğinde temel halini esas alırsak 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıyla karşılaşılan bir suç tipi var” dedi.
‘FIRSAT KAPISI’
Sahte kimliğin oluşturulması sırasında kamu görevlisine yalan beyanda bulunmanın da bir suç unsuru olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Akaner, resmi belge aracılığıyla bir araç kiralanmasının söz konusu olabileceğini belirterek şöyle konuştu:
“Özellikle yaz ayları geldiğinde Ege ve Akdeniz Bölgesi’ne turistlerin gelmesiyle beraber çok fazla bu suç tipleriyle karşılaşılıyor. Şikayet üzerine suç ortaya çıkıyor ve yerel mahkeme kararları ya da bölge adliye mahkemesine hatta daha öncesinde Yargıtay’a giden dosyalar üzerinden haberdar oluyoruz. Tamamıyla sıfırdan olmayan bir kişi üzerinden kimlik oluşturulması bu suçun oluşması için yeterli. Suç işlemeye meyilli kişiler tarafından bir fırsat kapısı olarak görülüp bu suç artıyor.”
]]>Side- Manavgat bölgesinde faaliyet gösteren turizm acentesi satış pazarlama sorumlusu Faruk Boztaş, Türkiye’ye gelen turistleri alternatif turizm kapsamında Akseki-İbradı-Ürünlü-Belenalan köylerine gelip, buradaki tarihi doğal güzellikleri ve Altınbeşik Mağarasını gösterdiklerini söyledi.
Yıllardır bu bölgedeki yapmış oldukları çalışmalar neticesinde insanların yaban bitkilerini gösterme fırsatını da bulduklarını söyleyen Boztaş, “Geçen yıl bu bölgeye misafirlerimizi getirdiğimizde bazı misafirlerimizin mersin yaprağı, ada çayı, kekik, defne bitkilerini götürdüklerini tespit ettik. Daha sonradan bize bunlarla ilgili geri dönüşüm yazıları yazdılar. Bizde elimizdeki kaynaklara göre insanlara burada hangi bitkinin ne işe yaradığını tarif etmeye çalıştık. Bu kaynaklar tamamen Türkiye’de çalışılmış olan ve üniversitelerden gelen kaynaklar. Özellikle insanlara bu doğru bilgiyi insanlara doğru vermek açısından bu kitapları getirttirdik” dedi.
“Defne yaprağı KOAH hastalığına iyi geldi”
Geçen yıl Almanya’dan Türkiye’ye gelen ve Akseki turuna katılan hanımefendi eşinin KOAH hastası olduğunu, Akseki’nin Belenalan köyünden aldığı mersin yaprağı çayını kullandığını ve kendilerine defalarca mail atarak kendilerine bu yapraktan göndermelerini istediklerini anlatan Boztaş, “Bunu biz maalesef gönderemedik. Fakat kendisi yeniden Türkiye’ye geldi ve tekrardan bize ulaştı. Aslında onların amaçlarının aynı tura katılmak değil, Belenalan köyüne gelip bu bitkileri almak için geldiklerini söylediler. Kendilerinin Almanya’da birçok baharatçılarda aradıklarını ve Akseki’deki özelliklerde olmadığını söylediler. Kendisinin de aynı zamanda diyabet hastası olduğunu ve bunun içinde defne yaprağını belirli bir beslenme programını uygulayarak defne yaprağını takviye olarak kullandığını ve ilaçları tamamen bıraktığını söyledi. Kendisi artık herhangi bir ilaç kullanmadığını, adaçayı, kekik çayını da soğuk algınlığı, mide ve bağırsak rahatsızlıklarında kullandıklarını, bunların ilaçlardan daha iyi geldiğini söylediler. Biz bu bilgileri kendilerinden alıp daha sonrasında diğer misafirlerimize de ulaştırmaya çalışıyoruz. Bu bitkilerin gerçekten faydasını kendi üzerimizde de görüyoruz. Kendimizde kullanıyoruz. Doğru zamanda, doğru yerde, doğru saatte kullanıldığı zaman bu bitkiler tamamen şifa kaynağı olarak görülüyor” diye konuştu.
“Akseki bölgesinde bulunan bitkiler şifa kaynağı”
Rakım olarak Akseki bölgesinde bulunan bitkilerin daha şifalı olduğuna dikkat çeken Boztaş, “Biz sonuçta bitki uzmanı değiliz. Bu konuda Türkiye’de çok değerli hocalarımızdan bilgi alışverişinde bulunduk. Kendileri bize bunlarla ilgili kitaplar gönderdiler. O kitaplardan yola çıkarak gelen misafirlerimize taşımaya çalıştık ve bununla ilgili çok olumlu şeyler var. Özellikle Akseki bölgesinde bulunan bitkilerin yapılan araştırma sonucunda sadece bu bölgede toplanan bazı bitkilerin faydasının olduğunu tespit ettik. Kıyı şeridinde toplanan bir defneyaprağı ile Akseki’de topladığımız bir defneyaprağının aynı olmadığını gördük. Dolayısı ile buranın hem hava, hem iklim, hem de toprağındaki zengin mineralleri bu bitkileri tamamen beslediğini inanıyoruz. Bundan dolayı ülkemizde bulunan bitkileri aslında doğru kullanılıp insanlara doğru aktarılmasını ve bunun artık ileride bir ihracat için bire bir sebep olmasını öngörüyoruz. Bu şekilde olursa hem turizme deniz ve kum değil aynı zamanda sağlık turizmine de bir şekilde çevirebileceğimize inanıyoruz. Bu bölgede yaklaşık 4 yıldır bu şekilde çalışmamız var. Artık bu bölgenin insanların meyvesini topladığını görüyoruz. Bu bölgede bulunan insanlar, burada yaşayan insanlar, Yörüklerimiz bu işi benimsediler. Eskiden yanından geçtikleri bitkilere şimdi altın gözüyle bakıyorlar. Umarım ülkemiz açısından da faydalı bir gelişme olur” şeklinde konuştu.
“Yeniden bitki almaya geldim”
Almanya’da yaşayan ve yaşlılar evinde hemşire olan Mandy Freısleben, “Geçen sene bu turu yapmıştım. Bu bitkileri alıp Almanya’ya götürmüştüm. Bu bitkilerin aynısını Almanya’da çok aradım fakat kesinlikle bulamadım. Bitkilerden güzel beklentilerim oldu. Tekrardan bu yıl Almanya’dan gelerek aynı tura katıldım. Tek amacım ise aynı yerden bu bitkileri satın almak oldu. Kendim Adaçayı, defneyaprağı, mersin yaprağını çeşitli hastalıklar için kullandım. Bundan şifa buldum. Bunun için bu tura katılarak Akseki’den bu bitkileri bulup yeniden yerinde aldığım için mutluyum. Zeytin yaprağı çayını mide ve bağırsak sağlığı ve aynı zamanda zayıflamak için kullandık. Mersin yaprağını da KOAH hastalığı için kullandık. Defneyaprağını da kendimde diyabet olduğu için kullandım” diye konuştu.
“46 yıldır hekimin yanında asistanlık yapıyorum”
Almanya’dan gelen Lısa Wanıng (64) ise, “Eniştem geçen yıl burada tura katılmıştı. Bu turda bana hediye olarak mersin yaprağı getirdi. Kendimde yaklaşık 25 yıldır polen alerjisi vardı. Mersin yaprağı çayını içtikten sonra daha sonradan bende bulunan bu kronik rahatsızlığı tesadüfen tedavi ettiğini gördüm. Yılda birkaç defa Türkiye’ye geliyorum. Her sene gelmeye devam edeceğim. Özellikle bu çay için Akseki bölgesine geleceğim. Kendim 46 yıldır hekimin yanında asistanlık yapıyorum. Antialerjik haplar kullanıyordum. Onları kullanınca kendimi yorgun hissediyordum. Şu anda da normalde yazın ilkbahar döneminde Almanya’da polen alerjisinden dolayı dışarı çıkamıyordum. Bu çayı kullandıktan sonra böyle bir sorunum kalmadı. Oldukça mutluyum” dedi.
“12 yıldır sedef hastasıydım, yüzde 95 şifa buldum”
Alman Ralf Eckhardt (68) “Geçen sene acente vasıtası ile tura katıldım. Bana bazı şifalı bitkiler bildirildi. En sonunda mersin yaprağının şifasını duydum. Kendim yıllardır sedef hastalığı ile mücadele ettim. Almanya’da birçok noktaya gittim. Herhangi bir şifa bulma şansım olmadı. Yaklaşık 12 yıldır bu hastalığı çekiyorum. Bu mersin yaprağını 3 hafta düzenli şekilde kullandım. Hastalığımın yüzde 95’ini iyileştirdi. Genç ya da yaşlı olması önemli değil. Bu hastalık herkesi bir şekilde bulabiliyormuş. Kendimde bu konuda şifa aramaya başladım. Sonunda buraya gelerek bu bitki ile tanıştım. Sonrasında 3 hafta düzenli kullandım. Tekrar bu bitkiyi aynı yerden aynı noktadan almak için buraya geldim. Hastalığıma arada bir sadece vücudumun bazı yerlerini nemlendirmesi için krem kullanıyorum. Karın bölgemden daha önce aynı hastalıktan tedavi oldum ve normal tıp tedavisi ile iyi oldu. Fakat sırt bölgesinde bugüne kadar herhangi bir şifa bulamamıştım. Bu bitkiden ise şifa buldum. Yeniden Türkiye’ye gelerek tura katıldım ve bu bitkiyi aldım” diye konuştu. – ANTALYA
]]>Yılbaşından bu yana art arda zam yapılan kırmızı et fiyatlarında aylar sonra düşüş oldu. Et ve Süt Kurumu’nun et ithalatı ile arz-talep dengesinin sağlanması üzerine kırmızı ette yüzde 8 ile 10 oranında indirim yapıldı. Gelen indirimin ardından kilogramı 650 liraya satılan kuşbaşı et 580 liraya, 600 liraya satılan kıyma ise 550 liraya düştü. İstanbul Kasaplar Esnaf Odası üyesi Veysel Günal, “Et ve Süt Kurumu’nun ithal et getirmesi ve sanayicilere eti vermesi nedeniyle piyasalarda biraz arz-talep dengelendi. Kırmızı et şu anda 650-700 lira bantlarından 580 lira bantlarına kadar geriledi. Aşağı yukarı kilogramında 70 lira civarında bir düşüş oldu” dedi. Et ve Süt Kurumu’ndan alınan bilgiye göre yıl sonuna kadar kırmızı et ithalatı devam edecek.
Ocak ayından bu yana aralıklarla zam yapılan kırmızı ette fiyatlar düşmeye başladı. Yılbaşından bu yana artan fiyatların önüne geçmek için Et ve Süt Kurumu kırmızı et ithalatına başlamıştı. Kurumun ithal ettiği etleri zincir marketler üzerinden uygun fiyatla satarak arz-talep dengesini sağlaması ve kasapların daha fazla kırmızı ete ulaşmasıyla birlikte aylar sonra kırmızı ette indirim oldu. İstanbul Kasaplar Esnaf Odası üyesi Veysel Günal, Et ve Süt Kurumu’nun ithal et getirmesiyle birlikte etin kilogram fiyatında 70 liraya yakın bir indirim olduğunu söylerken, Kurban Bayramı’na kadar 20 liralık bir indirim daha beklediklerini belirtti. Kasap Haluk Doğan ise Kurban kesileceği için hayvan sayısında bir düşüş olacağını ve bundan dolayı fiyatların daha fazla inmeyeceğini öne sürdü. Vatandaşlar, aylardır yapılan zamların ardından gelen bu indirimi yeterli bulmazken, Et ve Süt Kurumu’ndan alınan bilgilere göre piyasanın et ihtiyacını karşılamak, fiyat istikrarını ve vatandaşların daha uygun fiyatlarla kırmızı ete ulaşabilmesini sağlamak için yıl sonuna kadar et ithalatına devam edileceği öğrenildi.
“ET VE SÜT KURUMU’NUN İTHAL ET GETİRMESİ ARZ TALEBİ DENGELEDİ”
İstanbul Kasaplar Esnaf Odası üyesi Veysel Günal, “Kırmızı ette ocak ayından itibaren yüzde 40’ın üzerinde bir zam gelmişti. Bu arz talebinin artması üzerine tabii bu piyasadaki dengeyi bozdu. Tabii Et ve Süt Kurumunun ithal et getirmesinden ve sanayicilere eti vermesinden dolayı piyasalarda biraz arz talebi dengeledi. Kırmızı ette şu anda 650-700 lira bantlarından 580 lira bantlarına kadar geldi. Aşağı yukarı kilogramında 70 lira bandında düşüş oldu. Her sene kurban olduğu zaman fiyatlar artardı. Kurban fiyatları yüksek olduğundan dolayı, piyasaların ve esnafların da biraz işlerinde düşüklük olduğundan dolayı fiyatlar geriledi” diye konuştu.
“MAHALLE KASAPLARI OLARAK 360-370 LİRA BANDINDA ET ALIYORUZ”
Et ve Süt Kurumu’nun piyasaya, sanayicilere 340 liradan et verdiğini söyleyen Günal, “Mahalle kasapları olarak 360-370 lira bandında et alıyoruz ama bizim aldığımız yerli ettir. Bakın burada ayırmamız gerekiyor. Markette de satılıyor, market ve AVM’lerin içinde satılan etlerin yüzde 90’ı ithal ettir. O yüzden de fiyatlar, arz talep dengesine göre farklıdır. Bu fiyatlar semtlere göre de değişiyordur” dedi. Ocak ayından bu yana yapılan zamları ‘köpük zam’ olarak değerlendiren Günal, “Şu anda piyasa dengeledi. Kurbanın da gelmesi fiyatları şu anda dengeledi. Biz isteriz ki fiyatlar daha da düşsün ama besici de diyor ki, ‘Bizim de maliyetlerimizi kurtarmıyor’, kasap da diyor ki, ‘Biz de kendi maliyetimizi kurtarmıyoruz’. Kırmızı et bundan 2 ay önce Ramazan ayı sonlarına doğru 395 bandını görmüştü, şu anda 370-365 bandından gidiyor” ifadelerini kullandı.
“KIRMIZI ET FİYATLARI 20 LİRA DAHA DÜŞECEK”
Kurban Bayramı’na yaklaştığımız şu günlerde kırmızı etteki fiyat düşüşünün biraz daha sürebileceğini ifade eden Veysel Günal, “Çünkü vatandaşın alım gücü beyaz ete yönlendiği için kırmızı et fiyatları 20 lira daha düşecek gibi gözüküyor. Kuzu biraz geriledi. Kuzu bandı 480 liradan 440 liraya düştü. Bizim de satışımız 490 liradan aldığımızda 630-650 liraya veriyorduk. Şu anda biz 440’a alıyoruz, 580-600 bandında, yalnız bizim kıvırcık süt kutusudur. Danaya geldiğimiz zaman da 670 liradan 600 liraya kuşbaşı, kıymayı da 580 lira veriyoruz. Dana biftek antrikot 700 lira, bonfile bin 100 liradan 900 liraya düştü. Kuzu kuşbaşı 750 lira, kuzu eti de 600 lira şu anda” diye konuştu.
“KURBAN BAYRAMININ YAKLAŞMASI FİYATLARIN DÜŞMESİNDE BİR ETKEN OLAMAZ”
Sultangazi’de kasap olan Haluk Doğan, “Kırmızı ete 50 liralık bir indirim geldi. Bunu biz ithal ete ve alım gücünün azalmasına bağlıyoruz. Bu arada satışlarımız da düştü. İthal et biraz fazla geldi, alım gücü de azaldığı için fiyatlarda düşme oldu. 650 liraya sattığımız kuşbaşını 600’e çektik. 600 liraya sattığımız kıymayı ise 550 liraya çektik. Fiyatlar zaten çok yüksekti, şu anda 300-350 lira bandında olması gerekiyordu. Kurban bayramının yaklaşması fiyatların düşmesinde bir etken olamaz. Çünkü kurban kesildiği için hayvan sayısı düşecek. Ramazan’ın içinde zamlar geldi, Ramazan’ın son haftası düşüşler başladı. 2-3-5 derken 50 lira kadar bir indirim oldu. Daha aşağı ineceğini düşünmüyorum çünkü maliyetler belli. Yetiştiren de kazanmıyor, satan da alan da kazanmıyor. Hiç kimse bu fiyatlardan memnun değil. Fiyatların düzene girmesi lazım, fiyatlar çok değişken. Her hafta fiyatlar düşüyor veya çıkıyor, biz de şaşırdık. Sürekli bağlantıda olduğumuz yerlerin ‘Ne oldu da zam geldi’ sorusuna cevap veremiyoruz” dedi.
“DAHA FAZLA OLMASI GEREKİYOR”
Fiyat düşüşünün devam etmesini istediklerini dile getiren Sevgi Dağlı, “Bizim faydamıza olur, inşallah böyle düşmeye devam eder. Asgari ücretle geçiniyoruz, almakta zorlanıyoruz” dedi. Art arda gelen zamlardan sonra indirimi yeterli bulmayan Abdullah Köse ise, “Yılbaşından beri ne kadar zam geldi, ne kadar indirim oldu. Yapılan zamların yanında indirim insanları cezbediyor mu? Burası daha önemli ama yapılan zamların yanında bu indirim bir şey ifade etmiyor. İnsanların 50 liralık indirimle mutlu olacağını sanmıyorum. Daha fazla olması gerekiyor ki milletin bütçesine daha çok hitap etsin” diye konuştu.
]]>
İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ tarafından düzenlenen ve zeytin, zeytinyağını ana ürün grubu olarak bünyesinde barındıran Türkiye’deki tek uluslararası ihtisas fuarı olan 11. OLIVTECH – Zeytin, Zeytinyağı, Süt Ürünleri, Şarap ve Teknolojileri Fuarı, 23 – 25 Mayıs tarihlerinde Fuar İzmir’de düzenlendi. Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi’nin (UZZK) desteğiyle gerçekleştirilen fuarı, Türkiye’nin 33 şehrinden 6 bin 923 yerli ve Amerika Birleşik Devletleri’nden Belçika’ya, İtalya’dan Fas’a dünyanın dört yanındaki 57 ülkeden bin 624’ü yabancı olmak üzere 8 bin 547 kişi ziyaret etti. OLIVTECH Fuarı’nda; üretici, ithalatçı, distribütör, gıda sektörü firmaları, şişe ve ambalaj üreticileri ve makine üreticileri başta olmak üzere 11 ilden katılımcı yer aldı. Fuar kapsamında Avrupa’dan Orta Doğu’ya, Kuzey Afrika’dan Türk devletlerine kadar birçok ülkeden, toplam 210 profesyonel yabancı ziyaretçi de düzenlenen B2B programı ile katılımcılarla ticari görüşmeler yaptı. Sofralık zeytinden dolum tesislerine ve paslanmaz çelik depolara kadar birçok alanda dünyada söz sahibi olan makine üreticileri, fuarda birçok iş birliği anlaşmasına ve satışa imza attı. İlk iki gün yalnızca sektör profesyonellerine açıkken son gün halka da açılan fuarda; akademisyenler, uzmanlar, şefler, sanatçılar ve sektörün önde gelen isimlerinin katılımıyla birçok söyleşi de düzenlendi. Ziyaretçiler, tadım etkinliğinde zeytinyağı ile ilgili doğru bilgileri edinme fırsatı buldu.
İzmir Kahve Fuarı binlerce ziyaretçi ağırladı
100 yılı aşkın süredir kahve ticaretine ve kahve kavurma makinesi üreticilerine ev sahipliği yapan İzmir, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, İZFAŞ ve TACTFAIR iş birliği ile 23-26 Mayıs 2024 tarihleri arasında düzenlenen İzmir Kahve Fuarı – Kahve, Kahve Ekipmanları ve Sarf Malzemeleri Fuarı ile sektördeki konumunu pekiştirdi. İzmir Kahve Fuarı hem sektör profesyonellerine hem de kahve tutkunlarına sunduğu yenilikçi çözümler ve etkinliklerle, kahve sektörünün geleceğine ışık tuttu. Fuarın ilk iki günü yalnızca sektör profesyonellerine ayrıldı. Profesyoneller, kahve makinalarından yeşil çekirdeğe, sütten şuruba, mobilyadan danışmanlık hizmetlerine kadar geniş bir yelpazede ürün ve hizmet sunan katılımcılarla buluşma fırsatı yakaladı. Sektör temsilcileri, hem yurt içi hem de yurt dışından iş bağlantıları kurarak yeni iş birliklerine imza attı. Fuarın son iki gününde kapılarını kahve meraklılarına açan etkinlik, büyük ilgi gördü. Fuar, ikinci yılında 42 ilden ve 27 ülkeden toplam 9 bin 365 kişi ziyaret etti. Profesyonel ziyaretçiler ve kahve severlerin fuara olan ilgisi, İzmir Kahve Fuarı’nın önemini bir kez daha ortaya koydu.
Sektörün önde gelen isimleri Şerif Başaran, Sam Çeviköz, Atilla Narin, Orkun Üstel, Aykut Yaşar, Atahan Kaygusuz, İsmail Gökcan, Serkan Özkan ve Funda Açıkgöz bilgi ve deneyimlerini paylaştı. Fuar, kahve ve kahve ekipmanları sektörünün gelişimine yönelik çözümler sunarak, özellikle ekipman anlamında güçlü olan Türkiye’nin ihracatçı sektör paydaşlarına yeni pazarlar bulma fırsatı sundu. Fuara katılan firmalar, uluslararası alanda iş bağlantıları kurarak ihracat potansiyellerini artırma imkanı da buldu. Fuar katılımcıları ve sektör profesyonelleri, fuarın, gelecek yıllarda daha büyük katılımlarla sektöre olan katkısını artırarak devam ettireceğini dile getirdi. – İZMİR
]]>Ankara Ticaret Odası (ATO) Mayıs Ayı Olağan Meclis Toplantısı, ATO Meclis Salonu’nda yapıldı. Toplantıda konuşan ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, yönetim kurulu çalışmaları hakkında bilgi verdi, güncel ekonomik gelişmeleri ele aldı ve ATO üyelerinin sorunlarını ve çözüm önerilerini dile getirdi.
ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, konuşmasında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından açıklanan “Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi”ni de değerlendirdi. Hükümetin tasarruf tedbirlerini ortaya koymasını, enflasyonla mücadele sürecinin yükünün paylaşılması açısından faydalı bir adım olarak nitelendiren Baran, “Enflasyonla mücadeleyi temel alan ekonomik programın, harcamaları kısmaya yönelik tedbirleri reel sektörümüzü etkiledi. Programın kamu ayağının tasarruf paketiyle şekillenmesinden memnuniyet duyduk. Tasarruf Paketi’nin, uygulanan ekonomi programını güçlendirerek, enflasyon başta olmak üzere ekonomik göstergeleri çok daha iyi seviyelere getireceğine, kamu maliyesini dolayısıyla da ülke ekonomisini en kısa sürede rahatlatacağına inanıyoruz” dedi.
Baran, Türkiye ekonomisinin gelişme ve ilerlemesini sürdürmesi için potansiyelini tam olarak ortaya koyması açısından tasarruf tedbirlerinin, verimliliğe yönelik çalışmalarla güçlendirilmesi gerektiğine de dikkati çekti. Baran, “Tasarruf kadar verimliliği artırıcı çalışmalar da enflasyonla mücadele sürecini destekleyecek hatta ülkemiz ekonomisine önemli ölçüde ivme kazandıracak, refahı yükseltecek, sürdürülebilir rekabeti sağlayacaktır” diye konuştu.
Verimlilik artışının ekonomik büyümeye lokomotiflik yapabileceğini kaydeden Baran, sadece mali kaynaklar açısından değil, insan kaynağı açısından da verimlilik temelli yaklaşımın hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. Baran, “Bugün reel sektörün eleman bulamama sorunu en önemli gündem maddemiz halinde. Genç nüfusumuz varken eleman bulamıyorsak, insan kaynağımızı verimli değerlendirmenin yollarını aramamız gerekiyor. Nitelikli işgücü, iş dünyası için artık bir beka meselesi haline geldi. Eğitimde planlama yaparak insan kaynağını doğru yetiştirmemiz şart. Ülkemizin bütün sektörlerinde gelecek projeksiyonları yapılarak, ihtiyaç duyulan alanlarda meslek eğitimine öncelik verilmeli” dedi.
“Avukat bulundurma zorunluluğu rekabetçiliğe zarar veriyor”
Konuşmasında reel sektörün sorunlarına ve çözüm önerilerine de yer verenBaran, sermaye tutarı 1 milyon 250 bin liranın üzerinde olan şirketlerin sözleşmeli avukat bulundurma zorunluluğu konusuna da değindi.
Hukuk fakültelerinden her yıl binlerce gencin mezun olduğunu ve avukatlık yapmaya başladığını ve ihtiyaçtan fazla avukat mezun edildiğini anlatan Baran, “Avukat bulundurma zorunluluğunu yerine getirmeyen işletmelerin aylık 40 bin lira ceza ödemesi gerekiyor. Avukat bulundurma zorunluluğu, üyelerimizi gereksiz maliyetlerle karşı karşıya bırakıyor. Şirketler ihtiyaç duydukları konularda zaten konunun uzmanı avukatlardan hizmet alıyor. Vergi sorunu varsa vergiyle ilgili uzman avukatla çalışıyor, alacak uyuşmazlığı varsa o konuyla ilgili avukatla sözleşme yapıyor. Süreklilik arz edecek bir avukatla sözleşme yapma zorunluluğu, şirketlere katkı sağlamadığı gibi hakkaniyet dışı, verimsiz bir şekilde gelir aktarımına neden oluyor. Belli bir sermayenin üzerindeki şirketlerimize getirilen bu tip zorunluluklar, şirketlerimizin rekabetçiliklerinin yanında istihdam yapmalarını ve büyümelerini de engelliyor” diye konuştu.
Konunun çözümü için ilgili kanuni düzenlemelerdeki “zorunda” ifadesinin kaldırılarak, avukat bulundurmanın isteğe bağlı hale getirilmesini önerenBaran, alternatif olarak, yeni kurulan şirketlerin avukat bulundurma zorunluluğundan bir yıl süreyle muaf tutulması, tasfiye, terkin ve konkordato sürecindeki şirketler ile 50 kişiden az çalışanı ve 50 milyon TL’den az yıllık net satış hasılatı olan anonim şirketlerin kapsam dışı bırakılması gerektiğini bildirdi.
]]>
Lapseki ilçesinde 10 yıldır üreticilik yapan Hanife Kartal, topraksız tarım konusunda edindiği tecrübeleri marul ve salatalık yetiştiriciliğinde kullanmaya başladı. Üretici Hanife kartal, Lapseki’de 2 yıl önce 1 dönüm üzerinde topraksız sulu tarımla marul üreticiliğine başladı. Gelen talep üzerine topraksız sulu tarımla salatalık üretimine de geçti. Üretici Hanife Kartal, topraksız sulu tarımla farklı ürünler yetirmek konusunda ar-ge çalışması yaparken, bu alanda daha çok bilgi sahibi olmak için Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Lapseki Meslek Yüksekokulu’ndan Organik Tarım okumaya başladı. Üretici Hanife Kartal, bu girişimciliğiyle bölgedeki diğer kadın çiftçilere de örnek oldu.
1 dönüm alan üzerinde topraksız tarımla marul ve salatalık üretimi yapan üretici Hanife Kartal, topraklı tarımla 70 günde ürettiği marulu topraksız tarımla 26 günde, 60 günde ürettiği salatalığı ise 30 günde üretiyor.
Topraksız tarımla marul ve salatalık üreticiliği yapan Hanife Kartal, 10 yıldır tarımla uğraştığını belirterek, “Maliyetlerin artması üzerine bir araştırmaya girdim. Karşıma topraksız tarım çıktı. Topraksız tarımın avantajlarını araştırdım. Avantajların gayet iyi olduğunu, birim alandan çok fazla verim olduğunu, sağlıklı ve kaliteli ürün alındığını öğrendim. Yaklaşık iki senedir topraksız tarımla uğraşmaya başladım. Topraksız tarım, topraklı tarıma göre çok avantajlı. İlaç girdi olayı çok az. Özellikle su tasarrufu yapıyorsunuz. Küresel ısınmadan dolayı suyun önemi daha çok arttı. Su hayattır. Bu sistemde yüzde 90 su tasarrufu sağlanıyor. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Lapseki Meslek Yüksekokulu’ndan Organik Tarım okuyorum. Bu işe başladıktan sonra kendimi daha fazla nasıl geliştirmeliyim diye düşünürken sınavlara girdim. Bu bölüme yerleştim. Hocalarımın tavsiyesi üzerine daha güzel bilgilerle işimi ilerletiyorum. Önce marulla başladık. Daha sonra artan talep üzerine salatalık üretimini devam ettirmeye başladık. Yaklaşık bir dönüm üzerinde çalışmalarımız var. Önce açık alanda başladık. Üretimimizi 12 aya ilerletmek istediğimiz için yarı kapalı, yarı açık alanda devam ediyoruz. Altı ay açık, altı ay kapalı olarak sistemimiz çalışıyor. Salatalık yetiştiriciliğimizde aylık 1.5-2 ton civarında bir verim alıyoruz. Marulda da 30 günde bir hasadımız var. Salatalık da toprağa göre çok hızlı bir gelişim sağladık 26’ncı gün hasata başladık. Toprakta bu 60-70 güne varabiliyordu. Marulda da aynı şekilde 45 ile 60 günde hasat olurken, biz 30 günde hasatımızı yapıyoruz. Birim alandan çokça ve kaliteli sağlıklı ürünler elde ediyoruz. Kadın çiftçi olarak çevreme etkisi oldu. Olumlu tepkiler alıyorum ve herkese öneriyorum. Kesinlikle kendilerine inansınlar, inanmak başarının yarısıdır. Umutlarını ve inançlarını hiçbir zaman kaybetmesinler” dedi. – ÇANAKKALE
]]>DOĞU Karadeniz’de çay üreticileri, yabancı işçilerin gelmemesi, yevmiyelerin yüksek oluşunun yanında özellikle son yıllarda gençlerin bahçeye girip, hasada yardımcı olmaması nedeniyle, ‘akülü çay kesme motorları’na yöneldi. Bölgede sıkça yaygınlaşıp, sırtta taşınabilen aküyle de beslenen makinelerle günlük 500 kiloya kadar çay toplayan üreticiler, eski makasları rafa kaldırdı; bu yöntemle işçi sorunlarına da çözüm buldu.
Doğu Karadeniz’de Rize, Trabzon, Artvin ve Giresun illerinde, 830 bin dekar alanda 1 milyon üretici aile tarafından emek verilen yaş çay tarımında, 1’inci sürgün sezonu devam ediyor. Yabancı işçilerin gelmediği için yevmiyelerin yükseldiği bölgede, özellikle son yıllarda gençlerin de ilgisiz oldukları bahçelere girmemesi nedeniyle üreticiler, elektrikle şarj edilen ‘akülü çay kesme motorları’na yöneldi. Sırtta taşınabilen aküyle beslenen makineler ile günlük 500 kiloya kadar çay toplayan üreticiler, eski usul makasları ise rafa kaldırdı. Satışı artan akülü motorlarla hızlı ve pratik çay toplayabilen üreticiler, kendi çayını hasat ederek, işçi sorununa da çözüm getirdi.
‘BÖLGEMİZ İÇİN BÜYÜK KOLAYLIK OLDU’
Rize Ziraat Odası Başkanı Bünyamin Arslan, makineli tarımın bölgede yaygınlaştığını belirterek, “Bölgemizde işçi fiyatları çay maliyetlerindeki en etken sebep. Bu yıl makineli tarım oldukça yaygınlaştı. Yabancı işçilerin gelmemesi, yevmiyelerin çok yüksek oluşu, çiftçilerimizi çay kesme motorlarına yönlendirdi. Çok büyük oranda çay kesme motorlarını çiftçilerimiz satın aldılar. Makineler sayesinde hem toplamada kolaylık sağlanıyor hem de daha fazla ürün toplayabiliyorlar. Bölgemiz için çok büyük bir kolaylık oldu. Bundan sonraki dönemlerde eski model çay makasları büyük ihtimalle rafa kalkacak. Bu sayede işçi bulamama sorununa büyük bir oranda çözüm getirdiğini görebiliyoruz” dedi.
‘ÜRETİCİLERİMİZ TARLALARIYLA BARIŞTI’
Makineli tarımla üreticinin, bahçesiyle barıştığını söyleyen Arslan “Bir makine satın alan üreticimiz bir hevesle kendi tarlasına gidip gün içerisinde 300-400 kilo rahatlıkla çay toplayabiliyor. Daha önceki çay makaslarıyla ilkel şartlarla üreticilerimizi yoran bir metot idi. Fakat makineler ile üreticilerimiz kendi çayını kendi toplayabilir konuma gelmiş gözüküyor. Bu da üreticilerimiz açısından çay hasat bedelinin ilimizde kalmasına, milli ekonomiye daha fazla katkı sağlamasına sebep olduğunu görebiliyoruz. Yabancı işçiler geldiklerinde aldıkları yevmiyeleri yurt dışına götürüyordu. Üreticilerimiz makineler sayesinde tarlalarıyla barıştı. Gençlere mesaj göndermek istiyorum; kendi çayını kendin topla, milli ekonomiye faydamız olsun” diye konuştu.
‘YEVMİYECİ ALMAKTAN KURTARDIK’
Akülü çay kesme makineleri ile daha hızlı ve çok çay topladığını anlatan Emine Küçükmustafa, “Motor sayesinde yevmiyeci almaktan kurtardık. Motorla işleri daha çabuk yapıp daha hızlı çay topluyorsun. Eskiden 5-6 kişi kestiğimiz alanı, şimdi 2 kişi kesebiliyoruz. Daha kısa zamanda daha çok çay kesebiliyoruz” dedi.
‘MAKASLA ÇOK AMELELİK ETMİŞİZ’
Kenan Küçükmustafa da “Çay motoru sayesinde 10 saatlik işi, yarı yarıya düşürdük. Yevmiye vermekten kurtulduk. Motor çok kolaylık sağlıyor. Biz zamanında makasla çok amelelik etmişiz. Bunu çıkarandan Allah razı olsun; bizlere büyük kolaylık oldu” ifadelerini kullandı.
]]>BERLİN, 31 Mayıs (Xinhua) — Almanya’da bazı bakanlar, Avrupa Birliği’nin (AB) sözde “sübvansiyon karşıtı soruşturmasının” sonuçlarını yakında açıklayacak olması nedeniyle Çin yapımı elektrikli araçlara yönelik olası gümrük vergilerine dair endişelerini dile getirdi.
Yerel basında Çarşamba günü çıkan haberlere göre, üst düzey Alman yetkililer bu hamlenin geri tepebileceği, Avrupa’nın en büyük ekonomisine ve otomobil üreticilerine zarar verebileceği ve amaçlandığı gibi AB sanayisini korumak yerine adil uluslararası ticareti baltalayabileceği yönündeki endişelerini dile getirdi.
ABD bu ayın başlarında, elektrikli araçlar da dahil olmak üzere Çin’den ithal edilen çeşitli ürünlere yönelik yeni gümrük vergileri açıklamış ve mevcut gümrük vergilerine ek olarak vergileri yüzde 100’e çıkarmıştı. Avrupa Komisyonu da 2023’ün Ekim ayında Çin’den elektrikli araç ithalatına yönelik sübvansiyon karşıtı bir soruşturma başlatmıştı.
Almanya’nın Federal Ulaştırma ve Dijital Altyapı Bakanı Volker Wissing, Euractiv haber sitesine verdiği söyleşide, Avrupa’daki endüstriyi korumak için Çin yapımı elektrikli araçlara gümrük vergisi getirmenin uluslararası rekabeti teşvik etmek açısından “yanlış bir yaklaşım” olacağını söyledi.
Wissing, Alman otomobil üreticilerini daha iyi ve daha uygun fiyatlı ürünler üretmeye teşvik eden şeyin küresel rekabet olduğunu ve Alman araç endüstrisinin rekabette ayakta kalacağından emin olduğunu belirtti.
Avrupa’nın soruşturmasını eleştirerek bunun sadece şüpheye dayandığını söyleyen Wissing, AB’nin yaklaşımının yanlış olduğunu savundu. Yetkili, doğru yaklaşımın ise “rekabeti engellemeye çalışmak yerine her zaman adil rekabet yaratmak olması gerektiğini” ifade etti.
“Bazı insanların rekabetin devlet tarafından kısıtlanması çağrısında bulunması beni şaşırtıyor” diyen bakan, bu hamlenin piyasa ekonomisinden sapma anlamına geldiğini söyledi.
Almanya Ekonomi Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Robert Habeck ise Çin’e karşı uygulanacak sert gümrük vergilerinin AB’nin çıkarlarına zarar verebileceği uyarısında bulundu. Habeck, Çarşamba günü Rheinische Post gazetesine yaptığı açıklamada, dünya ticaretinde korumacılık yerine adil, açık ve eşit bir rekabet ortamı yaratma çağrısında bulundu.
Çin’in uzun süredir AB için önemli bir ticaret ortağı olduğunu hatırlatan Habeck, AB’nin Çin yapımı elektrikli araçlara yönelik gümrük vergilerini değerlendirirken “orta ve uzun vadeli düşünmesi gerektiğini” belirtti.
Alman haber ajansı DPA, ülkenin Maliye Bakanı Christian Lindner’in olası gümrük vergilerinin ölçülü şekilde değerlendirilmesi gerektiğine dair sözlerine ve serbest ve adil dünya ticaretinin zayıflatılmaması gerektiği noktasında ısrar ettiğine yer verdi.
Almanya Başbakanı Olaf Scholz da daha önce Çin yapımı elektrikli araçlara Avrupa tarafından getirilecek gümrük vergilerine karşı uyarıda bulunmuştu. Scholz, iki hafta önce Stockholm’de düzenlenen bir basın toplantısında, AB’nin Çin’e ağır vergiler uygulayan ABD’yi takip etmesini destekleyip desteklemediği sorulduğunda, olası vergiler konusundaki çekincelerini dile getirmişti.
Batı ile Çin arasındaki ticaretin önemini vurgulayan Scholz, Çin’den elektrikli otomobil ithalatının yüzde 50’sinin Çin’de üretim yapan Batılı markalardan geldiğine dikkat çekti.
Scholz, “Her iki taraftan da etkileşim var. Avrupalı ve hatta bazı Kuzey Amerikalı üreticiler Çin pazarında başarılı oldu. Bunu göz önünde bulundurmamız gerekiyor” diye konuştu.
]]>“İlçelerimize ilgimiz devam edecek”
Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Başkan Bahar, “ATSO’da ilçelerde buluşmayı ilk kez biz başlattık. İlçelerimize olan ilgimiz hiç olmadığı kadar arttı ve artmaya da devam edecek. Tüm ilçelerimizde üyelerimizle olacağız, ATSO para almaktan başka ne iş yapar sözünü kıracağız. Artık şehir ve ilçeler birleşiyor, ticaretimiz, sanayimiz ortak, projelerimizi birlikte hayata geçireceğiz. Bugün Gazipaşa’da olmamız, daha önce Elmalı, Korkuteli, İbradı, Akseki ve Gündoğmuş’ta üyelerimizle bir araya gelmemiz bunun en somut göstergelerinden biri” dedi. ATSO tarafından hayata geçirilen Korkuteli Organize Sanayi Bölgesi, ATSO Elmalı Eğitim ve Sağlık Merkezi, Sanayide Kadın Eli Projesi, mesleki eğitime yönelik çalışmalar hakkında bilgi veren Başkan Ali Bahar, “Projelerimizin birer birer hayata geçmesi bizleri mutlu ediyor, yapacağımız yatırımlar ilçelerimize katma değer sağlamak üzerine. Bizim bir şiarımız var, talep edilenin niteliğini yükseltmek. Gazipaşa ilçemizde de üyelerimize dokunan, bölgeye katma değer sağlayacak bir çalışmayı buradan sizlerin de desteğiyle hayata geçirmek istiyoruz” ifadelerini kullandı. Toplantıda, Gazipaşa İlçesi 2022 Yılı Ticari Bilanço Büyüklüğüne göre, gelir ve kurumlar vergisi matrahı alanında dereceye girenlere ödülleri takdim edildi.
Ortak proje talebi
Üye buluşmaları öncesinde Gazipaşa Belediye Başkanı Mehmet Ali Yılmaz ile bir araya gelen Başkan Bahar, Gazipaşa ekonomisi ile ortak proje ve çalışmalar hakkında görüştü. ATSO’nun ilçe buluşmalarını gerçekleştirmesinin ilçelerin ticaretine ve gelişimine katkı koymak olduğunu vurgulayan Başkan Ali Bahar, “Bizim amacımız Antalya’mızın ve ilçelerimizin var olan potansiyellerinin ortaya çıkartılması. Hedefimiz var olanın niteliğini artırmak ve bu doğrultuda vizyon ortaya koyuyoruz. Deniz Organize Sanayi Bölgesi kurulması gerektiğini dile getiren ilk kişiyim. Bunu Gazipaşa’da yapabilecek beceriye sahibiz. Elmalı’da ATSO Elmalı Eğitim ve Sağlık Merkezi’mizi belediyemiz ile iş birliği yaparak hayata geçirdik. Gazipaşa için de ortak bir proje başlatabiliriz” açıklamasında bulundu.
“Temsilcilikte Gazipaşa konuşuldu”
Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar, ATSO Gazipaşa Temsilciliği’ni ziyaret ederek, Temsilci Ercan Ekinci ile bir araya geldi. Bölgede sanayi faaliyetlerinin sınırlı olması dolayısıyla ekonomik çeşitliliğin azaldığını ifade eden Başkan Bahar, “Yüksek eğitimli ve nitelikli iş gücü eksikliği, bölgenin gelişimini olumsuz etkiliyor. Tarım ve turizme dayalı ekonominin mevsimsel dalgalanmalara duyarlı olduğunu biliyoruz. Gelecek dönem projeleri ve stratejilerimiz içerisinde Gazipaşa için çalışmalarımız olacak, ilçemize de benzeri bir çalışma yapabiliriz” dedi. Gazipaşa’da üyelerin talepleri konusundaki hassasiyetlerini dile getiren Başkan Bahar, “Hizmeti üyelerimize ulaştırmak için var gücümüzle çalışacağız” dedi. Görüşme sonrasında, Başkan Ali Bahar ve beraberindeki heyet, Gazipaşa’da faaliyet gösteren ATSO üyelerini de ziyaret ederek, çalışmaları hakkında bilgi aldı.
“Coğrafi işaretli ürün sayısını artırma hedefi”
Gazipaşa’da faaliyet gösteren S.S. Gazipaşa Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi’ni ziyaret ederek çalışmaları ve ürünleri konusunda Kooperatif Başkanı Dr. Şerife Yılmaz’dan bilgi alan Başkan Bahar, coğrafi işaretli ürünler konusunda ATSO’nun yaptığı çalışmaların önemine vurgu yaptı. İlçeye özgü ürünlerin üretildiği kooperatife destek vereceklerini kaydeden Başkan Bahar, 16 coğrafi işaretli ürün olduğunu belirterek, “Biz sadece kendi dönemimizde 32 ürünümüze coğrafi işaret alarak yerel ürünlerimize sahip çıkmak istiyoruz. Gazipaşa’da kooperatifimize her türlü desteği vermeye hazırız. Kadınlarımızla Antalya’da birçok projeye imza attık. Sanayide Kadın Eli projemiz de bunun en yakın örneklerinden biri. Bunun için Belediye Başkanımız ile de görüştük, burada 900 küsur üyemiz var ve ATSO para almaktan başka ne iş yapar onu her bir üyemize göstermek istiyoruz” diye konuştu.
ATSO Gazipaşa Üye Buluşması; Gazipaşa Kaymakamı Orhan Altun, Gazipaşa Belediye Başkanı Mehmet Ali Yılmaz, Gazipaşa İlçe Jandarma Komutanı Jandarma Üsteğmen Mehmet Akif Çolak, Gazipaşa İlçe Emniyet Müdürü Mehmet Ali Kayhan, ATSO Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Murat Totoş, Yönetim Kurulu Üyeleri Mehmet Dikmen, Hüseyin Sarı, Meclis Başkan Yardımcısı Mızrap Cihangir Deniz, ATSO Gazipaşa Temsilcisi Ercan Ekinci, Genel Sekreter Av. Aslı Şahin Tekin, Antalya İş İnsanları Derneği (ANTİAD) Başkanı Bilal Köleoğlu, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile ATSO üyesi iş insanlarının yoğun katılımıyla gerçekleşti. – ANTALYA
]]>Perşembe günü gerçekleşen görüşmede, içinde bulunduğumuz yılın iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 40. yıldönümü olduğunu hatırlatan Xi, Çin-BAE ilişkilerinin geçmişteki başarılar üzerine yenilerini inşa ederek daha da ilerlemek üzere önemli bir dönüm noktasında bulunduğunu söyledi.
Xi, Çin’in ikili ilişkilerin genel doğrultusunu stratejik bir boyut ve uzun vadeli bakış açısından kavramaya devam etmek ve ikili kapsamlı stratejik ortaklığın güçlü gelişimini güvence altına almak üzere BAE ile çalışmaya hazır olduğunu kaydetti.
Xi, Çin’in yüksek kaliteli Kuşak ve Yol işbirliğini sürekli teşvik etmek, kalkınma stratejileri arasındaki sinerjiyi güçlendirmek ve üst düzey Çin-BAE yatırım komitesinin kurulmasını ikili işbirliğinde daha fazla sonuç elde etmek için bir fırsat olarak değerlendirmek üzere BAE ile çalışmaya hazır olduğunu ifade etti.
Xi, her iki tarafı ticaret, enerji ve altyapı gibi alanlarda işbirliğini pekiştirmeye, bilişim teknolojisi, yapay zeka, dijital ekonomi ve yeni enerji gibi yüksek teknoloji alanlarında işbirliğini genişletmeye ve kolluk ve güvenlik işbirliğini güçlendirmeye çağırdı.
Günümüzde çok kutuplu dünya eğiliminin durdurulamaz olduğunu kaydeden Xi, çok kutupluluğun esas itibarıyla farklı medeniyetler, sistemler ve yollar arasında karşılıklı saygı ve barış içinde birlikte yaşama anlamına gelmesi gerektiğini söyledi.
Ortadoğu’daki ülkelerin, gelişmekte olan ülkelerin önemli bir bölümü ve dünyanın çok kutuplu hale gelmesinde önemli bir güç olduğunu belirten Xi, Çin’in bölgedeki ülkelerin kendi ulusal şartlarına uygun kalkınma yollarını takip etmeye devam etmesini, birlik ve güç, barış ve uzlaşma yolunu sıkı sıkıya izlemesini, anlaşmazlıkları iletişim ve istişare yoluyla çözmesini ve gelecek ve kaderlerini kendi ellerine almasını desteklediğini vurguladı.
Xi, Çin’in 2. Çin-Arap Ülkeleri Zirvesi’ni düzenlemek ve Çin ile Arap ülkeleri arasında ortak geleceğe sahip bir topluluk inşasını desteklemek üzere BAE ve diğer Arap ülkeleriyle çalışmaya istekli olduğunu ifade etti.
Al Nahyan ise ikinci vatanı olarak nitelediği Çin’i tekrar ziyaret etmekten ve Xi ile birlikte Çin-Arap Ülkeleri İşbirliği Forumu 10. Bakanlar Konferansı’nın açılış törenine katılmaktan son derece mutlu olduğunu söyledi.
Arap ve Körfez ülkeleri ile Çin arasındaki ilişkilerin sağlam bir temeli olduğunu kaydeden Al Nahyan, Çin’le ilişkilerin derinleştirilip geliştirilmesinin, Arap ve Körfez ülkeleri halklarının ortak arzusuna ve temel çıkarlarına uygun olduğunu belirtti.
BAE’nin Çin’le ilişkileri geliştirmeye büyük önem atfettiğini, Çin’i diplomatik öncelikleri arasında ilk sıraya koyduğunu ve Çin’i uzun dönemli ve güvenilir bir stratejik ortak olarak gördüğünü kaydeden Al Nahyan, BAE’nin diplomatik ilişkilerin kurulmasının 40. yıldönümünü bir fırsat olarak değerlendirip ekonomi, ticaret, yatırım, enerji, bilim ve teknoloji, eğitim ve kültür gibi alanlarda işbirliğini daha da derinleştirip genişletmeye istekli olduğunu ifade etti.
Al Nahyan, BAE hükümetinin tek Çin politikasını sıkı şekilde desteklediğini, her ne şekilde olursa olsun “Taiwan’ın bağımsızlığına” karşı olduğunu ve Çin’in ulusal yeniden birleşmeyi gerçekleştirme çabalarını desteklediğini vurguladı.
Devlet Başkanı, BAE’nin Çin Cumhurbaşkanı Xi tarafından önerilen Küresel Kalkınma İnisiyatifi, Küresel Güvenlik İnisiyatifi ve Küresel Medeniyet İnisiyatifi’ni son derece takdir edip aktif şekilde desteklediğini, Kuşak ve Yol’un ortaklaşa inşasına aktif katılımını sürdüreceğini ve bölgede ve dünya genelinde barış, kalkınma ve refahı teşvik etmek üzere çok taraflı iletişim ve koordinasyon içinde Çin’le yakından çalışmaya istekli olduğunu dile getirdi.
İki taraf, Filistin- İsrail çatışması hakkında da görüş alışverişinde bulundu. Birinci önceliğin insani krizi hafifletmek üzere kapsamlı bir ateşkes sağlamak ve çatışmaları durdurmak olduğunu vurgulayan Xi, Filistin meselesinin iki devletli çözüm temelinde en kısa sürede müzakere yoluyla çözülmesini, uluslararası toplumun oybirliğiyle desteklemesi gerektiğini vurguladı.
İki lider, görüşmenin ardından yatırım, Kuşak ve Yol’un ortaklaşa inşası, bilim ve teknoloji, nükleer enerjinin barışçıl kullanımı, Çince eğitimi, kültür ve turizm gibi çeşitli alanlarda bir dizi ikili işbirliği anlaşmasının imzalanmasına nezaret etti.
]]>MTSO Yönetim Kurulu Başkanı Çakır, istikrarlı ekonomik büyüme için üretimin de istikrarlı devam edebilmesinin önemine işaret etti. Üretimde de en çok katma değer oluşturan sektörlerin başında gelen sanayiyi büyütmek gerektiğini belirten Çakır, “Ancak deprem ülkesi olduğumuzu da unutmadan sanayimizi ve her türlü üretimimizi deprem riskine karşı korumak zorundayız. Bu, ülkemizin bir beka meselesidir, ulusal güvenlik konusudur” dedi.
TOBB Genel Kurulunda TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun da bu konuyu en üst düzeyde ifade ettiğini ve bu tehlikeye parmak bastığını dile getiren Çakır, şöyle devam etti: “Sanayi için planlanan OSB’ler bile artık bu büyümeye yetmiyor. Yatırımcı OSB’lerde ya yer bulamıyor ya da genişleme alanları üretilemiyor. Sınırlı OSB alanları arsa fiyatlarının yükselmesine ve yatırım maliyetlerinin aşırı derecede artmasına neden oluyor. Üretici için yatırım imkansız hale geliyor. Sanayisi gelişmiş rakip ülkelerin sanayiye ayırdığı alan ülkelerin toplam yüzölçümünün yüzde 3’ü iken, bu oran bizde yüzde 1’in çok çok altında. Başta, uygun hazine arazileri olmak üzere, tarıma uygun olmayan alanların sanayi için bir genişleme alanı olarak tahsisi ülke ekonomimizin geleceği için hayati bir konudur.”
“Doğu Akdeniz ve hinterlandındaki illerle toplam ihracatı 41 milyar dolar”
Bu sorunun çözümünün yeni sanayi havzaları oluşturmak, böylece ülkenin hem üretimini artırıp hem de refahı Anadolu’ya eşit yaymakla mümkün olabileceğine işaret eden Çakır, “Bu aynı zamanda deprem risklerine karşı ülke sanayisinin güvence altına alınmasıdır. Sanayisinin ve genel ekonomisinin yüzde 70’ini Marmara Bölgesi’ne sıkıştırmak, hem bu anlamda akılcı değil hem de zenginliğin tüm Türkiye’ye eşit yayılmasının önünde bir engeldir” diye konuştu. Orta Anadolu-Doğu Akdeniz hattının, ekonomik rakamlarıyla en potansiyel yeni ekonomi havzası olarak görülmesi ve desteklenmesi gerektiğinin altını çizen Çakır, şöyle konuştu: “Merkezinde deprem güvenli bir Mersin olan, Adana’yla birlikte Çukurova’nın gücünü kullanan Doğu Akdeniz Bölgesi’nin ekonomik rakamlarına baktığımızda; Mersin hem ihracatını artırıyor hem de bölgenin dış ticaret yükünü taşıyor. 2024 yılı Mersin ihracatı 9.8 milyar dolara ulaştı. Toplam dış ticareti ise 20 milyar doları aştı. Mersin, Adana, Kahramanmaraş, Osmaniye, Hatay’ı da kapsayan Doğu Akdeniz illerinin toplam ihracat 21.7 milyar dolar. Toplam dış ticareti ise 40 milyar doları buldu. Doğu Akdeniz ve etkileşimde olduğu hinterlandındaki illerle toplam ihracatı 41 milyar dolar, toplam dış ticareti 80 milyar dolar. Bu, olağanüstü bir ekonomi bölgesi anlamına geliyor. Eğer destek verilir ve burası da Marmara gibi bir ekonomi bölgesi olarak görülürse, neden bir Marmara Bölgesi daha olmasın?”
“Doğu Akdeniz için 2030 dış ticaret beklentisi en az 150 milyar dolar”
Çakır, Doğu Akdeniz Bölgesi için 2030 yılı dış ticaret beklentisinin en az 150 milyar dolar olarak tahmin edildiğini ifade etti. Artan dış ticaretin, artan yük olduğunu vurgulayan Çakır, şunları kaydetti: “Önümüzdeki 10 yıllık projeksiyonunda artan yük nasıl ve nerden taşınacak? Bugün bölgenin 80 milyar dolar olan dış ticaretinin oluşturduğu yük sadece konteyner bazında 2 veya 2.5 milyon TEU. ve bu yük Mersin Limanı’ndan taşınıyor. Mersin Limanı’nın maksimum kapasitesi, tüm genişleme imkanlarıyla 3.5 milyon TEU. Kentsel açıdan, arazi bakımından daha fazla genişleme imkanı yok. 2030 yılında tahmin edilen 150 milyar dış ticaret yükü için 8 milyon TEU kapasiteli bir limana ve bunu hızla etkin elleçleme ve gümrükleme yapacak bir lojistik merkeze ihtiyaç var. Onlarca yıldan değil, sadece 6 yıl sonrasından bahsediyoruz. O halde bu yükü hangi limanla ve hangi alt yapı ile taşıyacağız?”
“Doğu Akdeniz, acilen yeni bir ekonomi havzası ilan edilmeli”
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından planlanarak yatırım planlarına alınan 12 milyon TEU kapasiteli Mersin Ana Konteyner Limanı yapılmadan ve modern bir lojistik merkezin buna destek vermeden söz konusu yükün taşınamayacağını ifade eden Çakır, “Navlun, taşıma, elleçleme, depolama gibi lojistik maliyetlerinin en önemli maliyet kalemleri olduğu günümüz ekonomisinde rekabetçiliğimiz kalmaz. Bundan dolayı ülke ekonomisinin üreten, ihracat yapan ve istihdam oluşturan bir ekonomi olması isteniyorsa çözüm bellidir. Mersin Ana Konteyner Limanı’nın yapılması, Mersin Lojistik Köyün yapılması ve Anadolu’nun Doğu Akdeniz’e inen koridoruyla birlikte Mersin, Adana, Kahramanmaraş, Osmaniye ve Hatay illerini kapsayan ve hinterlandıyla etkin etkileşim içinde olan Doğu Akdeniz’in acilen yeni bir ekonomi havzası ilan edilmesi ve tüm alt yapısı bütünsel olarak tamamlanması en etkin çözüm olacaktır” şeklinde konuştu. – MERSİN
]]>Haber: NİSANUR YILDIRIM/ Kamera: EYLEM LADİN DEĞER
(ANKARA) – Kurbanlık fiyatlarına gelen zamlar, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yüzde 69,80; Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) yüzde 124,35 olarak açıkladığı yıllık enflasyonu geçti. Ankara’da büyükbaş kurbanlık fiyatları yüzde 238, küçükbaş kurbanlık fiyatları ise yüzde 300 arttı. Büyükbaş fiyatları 220 bin TL’ye kadar çıkarken, küçükbaşlar 15-20 bin TL’den alıcı bekliyor. Karslı besici Köroğlu Dağdelen, “Halkın çoğu sadece sormaya geliyor. Boş dönüyorlar. Alım gücü çok düşük” dedi. Şanlıurfalı üretici Cumali İzol, “Bu ülkenin bize bir faydası yok. Olan hep çiftçiye, hayvancılara oluyor” diye konuştu.
Kurban Bayramı’na iki hafta kala Ankara’nın Çankaya ilçesine bağlı Mühye Mahallesi’nde kurulan kurban pazarında besiciler, hayvanlarını satmaya çalışıyor. Neredeyse müşteriye hiç denk gelinmeyen pazarda, besiciler maliyetlerin yüksek olmasından ve hayvanların ellerinde kalacak olmasından endişeli.
TÜİK, nisan ayı yıllık enflasyonunu yüzde 69,80; bağımsız iktisatçıların oluşturduğu ENAG ise yüzde 124,35 olarak açıkladı. TÜİK, nisan ayı gıda enflasyonunu ise yüzde 68,5 olarak bildirdi. Mayıs ayı yıllık enflasyonu 3 Haziran Pazartesi günü saat 10.00’da belli olacak. Türkiye’de asgari ücret hala 17 bin 2 TL, en düşük emekli maaşı ise 10 bin TL…
Büyükbaş fiyatları 220 bin TL’ye kadar çıkıyor
Kurbanlık fiyatlarına gelen zamlar ise hem TÜİK’in hem de ENAG’ın açıkladığı yıllık enflasyonu solladı. Ankara’da büyükbaş kurbanlık fiyatları geçen yıla göre yüzde 238, küçükbaş kurbanlık fiyatları ise yüzde 300 arttı. Büyükbaş kurbanlıklar, geçen yıl 65-70 bin TL’ye alıcı bulurken, bu yıl fiyatlar 220 bin TL’ye kadar çıkıyor. Küçükbaş kurbanlıklar ise geçen yıl 5-6 bin TL’ye satılırken, bu yıl kurbanlık fiyatları 15-20 bin TL arasında değişiyor.
Diyanet’in kurban kesim bedeli de yüzde 97,47 artarak TÜİK enflasyonunu geçti
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, 2024 yılı için vekaletle kurban kesim bedelini yurt içinde 11 bin 750 lira, yurt dışında ise 4 bin 750 lira olarak açıkladı. Böylece, Diyanet’in kurban kesim bedeli de geçen yıla göre yüzde 97,47 artarak TÜİK’in yıllık enflasyonunu geçmiş oldu.
2023 yılında kurban kesim bedeli yurt içinde 5 bin 950 TL iken yurt dışında ise 2 bin 750 TL idi. 2023 yılında yıllık enflasyon yüzde 64,77 iken kurban kesim bedeline yapılan zam yüzde 164,45 olmuş, son 4 yılın rekorunu kırmıştı. Diyanet İşleri Başkanlığı, son dört yıl içinde kurban kesim bedeline sadece 2021 yılında enflasyonun altında zam yaptı. 2021’de yıllık enflasyon 36,08 iken, kurban kesim bedeline yapılan zam yüzde 15,38 oldu.
Satış yapamamaya ve maliyetlerin çok yüksek olduğuna dikkati çeken üreticiler, ANKA Haber Ajansı’na konuştu.
Ortalama kurbanlık fiyatlarının 100 bin TL’den başlayıp 220 bin TL’ye kadar çıktığını belirten Karslı besici Köroğlu Dağdelen, şunları söyledi:
“Halkın çoğu sadece sormaya geliyor. Boş dönüyorlar”
“Hem satan hem alan için çok zor. İnsanların alım gücü çok zayıf. Biz Kars’tan bin 300 kilometrelik yoldan geldik. Emek vererek bu hayvanları 2-3 yaşına kadar yetiştirip buraya getiriyoruz. Emeğimizin karşılığını almak için hayvan yetiştiriyoruz fakat buraya geldiğimizde o talebi göremiyoruz. Şu anda gelen halkın çoğu sadece sormaya geliyor. Boş dönüyorlar. Alım gücü çok düşük. Kurban almak isteyip alamadıklarında biz de üzülüyoruz. Biz de vermek istiyoruz ama maliyetler çok yüksek olduğundan dolayı biz de veremiyoruz. Onların da alım gücü yok. Durumlar, şartlar çok zor.”
Büyükbaş hayvanların hepsinin kesinlikle satılamayacağının altını çizen Dağdelen, şöyle konuştu:
“Çoğu hayvanlarını geri götürecek”
“Türkiye genelinde hayvancılık bitme noktasında, bitiyor. Hayvancılıkta destek az. Maliyetler çok yüksek olduğundan dolayı hayvan da çok yüksek satılıyor. Bir yem şu anda 500 TL. Kurban satışları çok zayıf. Çoğu hayvanlarını geri götürecek. Geri götüremezse de çoğu zarar edecek ve batacak. Bu işten cayacaklar ve ‘Ben bu işi artık yapmayacağım’ diyecekler.”
“Yemi 500 TL’den değil de 200 TL’ye alırsam, hayvana 160 bin TL değil 120 bin TL isteyeceğim”
Dağdelen, “Ben hayvana yedirdiğim yemi 500 TL’den değil de 200 TL’ye alırsam, hayvana 160 bin TL istiyorsam otomatik olarak pazarlıkla 120 bin TL isteyeceğim. Bu neden kaynaklanıyor? Maliyetlerin yüksek olmasından kaynaklanıyor. Devlet, dışarıdan hayvan getirerek değil, çobanına, yemine destek verirse kesinlikle ekonomiye can katacağına inanıyorum” diye konuştu.
“Geçen yıl danayı 65-70 bin TL’ye veriyorduk. Şu anda bu hayvan 170-175 bin TL”
Geçen yıla göre kurbanlık fiyatlarına yüzde 169 zam yapmak zorunda kalan Dağdelen, “Geçen yıl 650 kilogramlık danayı 65-70 bin TL’ye veriyorduk. Şu anda bu hayvana 170-175 bin TL civarı istiyoruz. Bu esnek hali. Piyasa çok durgun. Bizim amacımız buradan yüksek bir kazanç elde etmek değil. Sadece hayvanlarımızı geri götürmemek amaçlı piyasayı daha da aşağı çektik. Esnek bir şekilde veriyoruz. Üstüne çok cüzi karlar koyuyoruz” dedi.
TÜİK’in açıkladığı enflasyon verisine inanmadığını belirten Köroğlu, şöyle konuştu:
“Hayvancılığın bitmesini istemiyorlarsa çoban, yem desteği verilmesi lazım”
“Kesinlikle doğru değil. İçinde biz varız. Maliyetler yüksek olduğundan dolayı zaten yükseliyor. Maliyeti düşük olursa, besiciye ve çiftçiye destek olursa bunların maliyetleri yüzde 70 aşağı düşebilir. Kesinlikle düşer. Çoban desteği de verilirse çok iyi olur. Hayvancılığın bitmesini istemiyorlarsa çoban, yem desteği verilmesi lazım. Saman 30 kuruş iken şimdi kilosu 3,5-4 TL. Bu destekler verilirse fiyatların düşeceğine inanıyoruz.”
Şanlıurfa’dan gelen besici Cumali İzol, küçükbaş kurbanlık fiyatlarının 15-20 bin TL arasında değiştiğini belirterek, şunları söyledi:
“Bu ülkenin bize bir faydası yok. Olan hep çiftçiye, hayvancılara oluyor”
“Kaliteye göre fiyat değişiyor. 15 bin TL’ye de 17 bin TL’ye de kurbanlık var. Geçen yıl 5-6 bin TL’ye satıyorduk. Geçen yıla göre bu sene çok pahalı. Aşırı derecede pahalı. Yemler, arpa pahalı. Urfa’dan buraya hayvanları getirmek için 40 bin TL nakliye parası verdik. Bizi kurtarmıyor. Bu ülkenin bize bir faydası yok. Olan hep çiftçiye, hayvancılara oluyor. Sıkıntılar çok. Geçen sene en kaliteli malı 6 bin TL’ye satıyorduk. Bu sene en kötüsü 15 bin TL. Düşünün, ne kadar yükselmiş.”
“İşimiz iyi değil. Allah’a kalmış”
İzol, “İnsanlarımızın hayvancılığa yönelmesi ve maddi destek verilmesi gerekiyor. Dışardan hayvan gelmemesi gerekiyor. Bizi kurtarmamasına rağmen mecbur bu işi yapıyoruz. Bu işi yapmazsak ne yapacağız? Bir kere bu işe alışmışız. İşimiz iyi değil. Allah’a kalmış” diye konuştu.
“Talep çok az görünüyor”
Iğdır’dan Ankara’ya kurbanlık satmak için gelen Hakan Yiğitalp, “Kurbanlıkların fiyatı, kilosu ve boyuna göre 120-200 bin TL arasında değişiyor. Şu anda talep çok az görünüyor. Yem fiyatlarından dolayı maliyetler arttığı için biz de mecburen fiyatları yükselttik. Geçen yıl neredeyse yarı yarıya bir fiyat farkı var. Yüzde 100’den fazla” dedi.
“Enflasyon, yüzde 70 falan değil, yüzde 170’tir”
TÜİK’in açıkladığı yıllık enflasyonun yüzde 69,80 olmasını eleştiren Yiğitalp, “Resmiyette öyle ama normalde yüzde 70 falan değil, yüzde 170’tir. Enflasyonu çok hissediyoruz. Yemi geçen sene aldığımızda 300 liraya alıyorduk. Şu an 600-700 TL’ye alıyoruz. Geçen yıl yol parası TIR geldiğinde 20-25 bin TL’ye geliyordu. Şu an 50-60 bin TL. Yüzde 100’ün üzerinde zam bize yansıyor. Ama enflasyon yüzde 70 görünüyor. Ondan dolayı fiyatlar baya yüksek” diye konuştu.
“Çiftçiye, üreticiye destek verilmesi gerekiyor. O da biraz zor”
Maliyetler yükseldiği için üreticilerin hayvan saklamadığını belirten Yiğitalp, “Olan da kesime geliyor. Bu yüzden et üretiminde azalma var. Maliyetlerin düşmesi lazım. Yem, nakliye vs. Hepsi yakıt olduğu ve dolar üzerinden geldiği için bunun düşmesi gerek. Çiftçiye, üreticiye destek verilmesi gerekiyor. O da biraz zor görünüyor” dedi.
]]>
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, seçim öncesi verdiği sözlerden birisini daha hayata geçiriyor. Bu kapsamda özellikle yaz aylarında karayollarında yaşanan trafik yoğunluğuna çözüm olarak deniz yolu toplu taşıma hatları oluşturuluyor. Bodrum-Turgutreis-Didim ve Fethiye-Marmaris güzergahlarında deniz otobüs seferleri düzenlenecek.
İlk sefer Kabotaj Bayramında
Yeni seferlerin ilk olarak 1 Temmuz 2024 Kabotaj Bayramı’nda gerçekleştirilmesi planlanıyor. Bodrum, Turgutreis ve Didim arasında düzenlenecek olan bu seferler, bölge halkı ve turistler için hızlı ve konforlu bir ulaşım imkanı sunacak. Bu tarihten itibaren deniz otobüsleri bu üç nokta arasında düzenli olarak sefer yapacak.
Fethiye ile Marmaris arasında düzenlenecek deniz otobüs seferleri ise 2 Temmuz 2024 tarihinde başlayacak. Feribot seferlerinin başlamasıyla birlikte Muğla’nın deniz ulaşımında yeni bir döneme girmesi hedefleniyor. Bu sayede, hem yerli hem de yabancı turistler için daha hızlı, güvenli ve konforlu bir ulaşım sağlanmış olacak. Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin bu önemli girişimi, bölgenin turizm potansiyelini artırmak ve sürdürülebilir ulaşım çözümleri sunmak adına atılmış büyük bir adım olarak görülüyor.
Orhan Dinç; “Bodrum deniz turizminin ve ticaretinin merkezi”
Büyükşehir Belediyesi’nin deniz ulaşımına gösterdiği değerin çok önemli olduğunu vurgulayan Bodrum Deniz Ticaret Odası Bodrum Şube Başkanı Orhan Dinç “Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili. Bodrum deniz turizminin, deniz ticaretinin merkezi. Dolayısıyla deniz taşımacılığının deniz turizmi ile birlikte hareket etmesinde biz fayda görüyoruz. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Aras’ın özellikle planladığı, yapmak istediği gerek karadaki trafiği hafifletmek, gerekse alternatif olarak hem vatandaşların kullanabileceği hem de karadaki trafiği bir nebzede olsa rahatlatacak bir proje. Biz Deniz Ticaret Odası olarak yönetim kurulumuz, üyelerimizle beraber bu projeyi doğru buluyoruz. Ege’de Turgutreis, Didim deniz taşımacılığı ile Muğla ve Aydın’ın iki ayrı ilin birbirine kavuşması, komşu olmasını da destekliyoruz. Fethiye, Marmaris, Datça, Bodrum buradaki deniz ulaşımından vatandaşlarımızın da faydalanacağı şekilde. Maliyetler her geçen gün artıyor. Fakat vatandaşların daha rahat, güvenli bir şekilde seyahat edip uygun fiyatlara bu seferler gerçekleşirse bizler bu projeyi doğru ve yerinde buluyoruz” dedi.
Hodoğlugil; “Deniz yolu karayoluna alternatif olacak”
Özellikle yaz aylarında sıkışan karayolu trafiğine deniz yolunun alternatif olacağını belirten Muğla Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanlığı Denizcilik Şube Müdür Vekili Cem Hodoğlugil; “Denizlerimizden daha fazla faydalanılması ve özellikle yaz aylarında turizm şehri olan Muğlamızda karayolunda oluşan trafik yoğunluğuna bir alternatif olarak deniz yolu hatlarının da geliştirilmesi için çalışmalarımıza başladık. Alternatif denizyolu hatları oluşturulması amacıyla ilk aşamada Fethiye ilçe merkezi ve Bodrum ilçemizde kara yoluna alternatif, hızlı, güvenli ve konforlu bir deniz ulaşımı sağlanması için çalışmalarımız devam ediyor. 450 yolcu kapasitesine sahip olacak deniz otobüslerimiz saatte 25 deniz mili süratle karayoluna alternatif olabilecek sürelerde seferlerini tamamlayabilecek. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’ndan alınacak izinlerin de bir aşaması olan UKOME Genel Kurulu bu hafta karar aldı. Sonrasında Ulaştırma Bakanlığı’nın izni alınır alınmaz 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramında deniz otobüsü seferlerine başlamayı planlıyoruz” dedi.
Hasan Çetin; “Deniz üzerinden yolculuk daha güzel”
Deniz üzerinden seferlerin daha güzel olduğunu belirten Bodrumlu tekne kaptanlarından Hasan Çetin “Yeni başlayacak seferler Bodrum için güzel olacak. İnsanlar bir yerlere gitmek istiyor. Deniz üzerinden yolculuk daha güzel oluyor. İnsanlar uzun yol çekmek istemiyor. Trafik çilesi çekmek istemiyor. Deniz yolu bizim için, Bodrum için iyi olur. Yani herkes gider gelir. Neden olmasın? Deniz yolu başka, deniz başka, ambiyansı başkadır” dedi.
Tekne kaptanı Mehmet Ünlü “Şu anda Datça’ya sefer yapılıyor. Dedikleri gibi Marmaris, Fethiye, Fethiye, Bodrum olursa hem trafik rahatlar hem biz rahatlarız. Tekneyi Fethiye’de bırakıyoruz, karadan geleceğimize ineriz. Feribota ondan daha çabuk seyahat eder, daha rahat bir şekilde Bodrum’a geliriz diye düşünüyorum” dedi. – MUĞLA
]]>Avrupa’da Türk gıdalarına büyük talep olduğunu dikkat çeken Almanya Federal Cumhuriyeti İzmir Başkonsolosu Ralf Schröer, “Türkiye tarım üretiminde güçlü bir Pazar. Özellikle, meyve ve sebzede. 2024 yılında sebzede yüzde 5.6, meyvede yüzde 3.4 büyüme bekleniyor. Organik ürünler AB pazarı için çok önemli. Türkiye ile ihracatımızda un, fındık, ayçiçek yağı öne çıkıyor. Ancak Ege Bölgesinde üretilen gıda ürünlerine yönelmek istiyoruz. AB’nin en büyük alıcısı Almanya, Türkiye ile organik ürünlerde ticareti geliştirmeye ilgi duyuyor. Sadece gıda üretimi değil, gıda işleme, lojistik alanlarında da tedarik zincirinin tüm aşamalarında işbirliğimizi geliştirmek istiyoruz. Türk gıda pazarı yeni fırsatlar sağlıyor. Glütensiz gıdalar ve şekersiz ürünlere Almanya’dan büyük talep var. Türkiye glütensiz gıdalar ve şekersiz ürünlerde önemli bir pazar. Almanya’da yeni bir uygulama başlatıldı. 250 metrekareden büyük olan işletmelere menülerinde glutensiz gıda sunma zorunluluğu getirildi. Bu Türkiye için bir fırsat olabilir.” dedi.
Türkiye ile Almanya arasındaki dış ticaret hacmi 50 milyar dolar seviyesinde
Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, “Birliğimiz 12 farklı sektör ve 7 bin 500’ün üzerinde üyemizle 215 ülke ve bölgeye ihracat gerçekleştiren dinamik ve her geçen gün gelişen büyüyen bir birliktir. Türkiye, 2023 yılında yüzde 2,8 artışla 35 milyar dolarlık tarım ürünleri ihraç ederken, Ege İhracatçı Birlikleri yüzde 8,8 artışla 7,3 milyar dolarlık ihracatla Türkiye’nin tarım ürünleri ihracatının yüzde 20’sini tek başına gerçekleştirerek Türkiye şampiyonu oldu. Dünyanın tarım ambarı Ege Bölgesi olarak 2023 yılında da liderliğimizi koruduk. 2024 yılında da bu olumlu eğilim devam ediyor. Önümüzdeki süreçte yüksek teknoloji yatırımlar ve sürdürülebilirlik vizyonuyla Türkiye’de 10 milyar dolarlık tarım ihracatına ulaşacağımızı öngörüyoruz. Türkiye, 2023 yılında 255 milyar 800 milyon dolarlık ihracata imza atarken, Avrupa’nın ekonomik motoru Almanya’ya 21 milyar 79 milyon dolarlık ihracat yaptık.” dedi.
Başkan Eskinazi, “Türkiye, 2023 yılında Almanya’dan 28,6 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi. Türkiye ile Almanya arasındaki dış ticaret hacmi 50 milyar dolar seviyesinde. Almanya’da gıda kalemlerinde ülkenin kendine yetme oranlarına baktığımızda; Almanya’da ihtiyaç duyulan meyvenin sadece %13’ü, balık/deniz ürünlerinin %27’si, bitkisel yağların %28’i, sebzelerin %38’i Almanya’da üretilirken, şekerin %153’ü, patatesin %148’i, peynirin %126’sı Almanya’da üretiliyor. Almanya’ya yıllık 2 milyar dolarlık gıda ihracatımız var. Bu rakamın gerçek potansiyelimizi yansıttığını düşünmüyorum. İki ülke arasındaki potansiyelin daha fazla olduğunu biliyor ve adımlarımızı bu çerçevede atıyoruz. Almanya’nın Nürnberg şehrinde düzenlenen BioFach Fuarı’na çeyrek asırdır Türkiye Milli Katılım Organizasyonu gerçekleştiriyoruz.” Diye konuştu.
Jak Eskinazi, “Almanya’ya 2023 yılında gıda ihracatımızda yaş meyve sebze sektöründe yüzde 43,2’lik, zeytin ve zeytinyağı sektöründe yüzde 24’lük, hububat bakliyat yağlı tohumlar ve mamullerinde yüzde 21’lik, su ürünleri ve hayvancılık mamullerinde yüzde 17’lik, kuru meyve ve mamullerinde yüzde 9’luk, meyve sebze mamullerinde yüzde 8’lik, fındık ve mamulleri yüzde 2’lik artış sağladık. 2024’ün ilk dört ayında ise Türkiye’nin Almanya ile ticaretinde gerileme yaşandı. Almanya’ya yüzde 5 azalışla 6 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Gıda ihracatımız yüzde 10 artışla 748 milyon dolar oldu. Özellikle İzmir sektörel çeşitliliğin ve zenginliğin zirvede olduğu bir şehir. Kuru meyve, mamul, zeytin-zeytinyağı, su ürünleri, baharat, tütün, odundışı orman ürünlerinde, organik üretimde dünyada güçlü bir oyuncuyuz.” dedi.
İzmir’de kurulan Ulusal Tohum Gen Bankası dünyadaki ilk gen bankalarından biri
Başkan Eskinazi, “Türkiye’nin en önemli tohum bankası Ulusal Tohum Gen Bankası Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü bünyesinde 1964 yılında tarım kenti ve ihracat kenti İzmir’de kurulmuştur. Bu gen bankası dünyadaki ilk gen bankalarından biri olma niteliğini de taşıyor. Ulusal Tohum Gen Bankasında 3 bin 339 türe ait 55 binden fazla tohum örneği günümüz ve gelecekteki bitkisel araştırmaların kullanımına hazır bir şekilde kaybolmadan saklanmaktadır. Tarımda lider bir bölge olan İzmir’e her geçen sene Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na hizmet eden yeni yatırımlar yapılıyor. Paydaşı olduğumuz Avrupa ve Türkiye’nin en büyük modern sera ve tarımsal sanayi kümelenmesi Dikili Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, aynı zamanda Bayındır’da kurulan Tarıma Dayalı İhtisas Çiçekçilik Organize Sanayi Bölgesi önemli bir potansiyeli ortaya çıkaracak.” Diye konuştu.
Avrupa Birliği’nin en çok ithalat yaptığı ülkeler arasında 7’inci sıradayız
Eskinazi, ” Bergama’da kurulan Tarıma Dayalı İhtisas Süt Organize Sanayi Bölgesi, tohum fide tıbbi aromatik bitkilerle ilgili Kınık’ta kurulan Bitkisel Üretim Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi bütün dünyada gıdayla ilgili endişelerin arttığı bu dönemde, ülkemiz için büyük bir avantajımız. Türkiye’nin organik ürün ihracatının yüzde 75’i Ege Bölgesi’nden gerçekleştiriliyor. Yıllık 3 milyon tona yakın organik ürün ithal eden Avrupa Birliği’nin en çok ithalat yaptığı ülkeler arasında 7’inci sıradayız, hedefimiz bu listede ilk üçe girmek. Türk organik sektörü Avrupa Yeşil Mutabakatı hedeflerine uyum sağlamış bir sektör. Türkiye’nin organik sektöründe yaklaşık 35 yıllık bir deneyimi var. Bu yüzden Türk organik ihracatçıları olarak, Avrupa’nın bir numaralı tedarikçisi olmaya talibiz.” dedi.
Biz organik tarıma Alman disipliniyle başladık
Ege İhracatçı Birlikleri Organik Ürünler ve Sürdürülebilirlik Koordinatörü ve Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Mehmet Ali Işık, “Organik tarım ihracatımızı her geçen gün artırıyoruz. En önemli konu gıda güvenliğinin sağlandığı ticaret zincirinin oluşturulmasıdır. Biz organik tarıma Alman disipliniyle başladık. Alman kontrol firmalarının disipliniyle başladık. Bizim Almanya ile işbirliğimizin başarılı olmasının temeli buradan geliyor. Almanya Tarım Bakanı Cem Özdemir, pandemi sonrasında Almanya ve Avrupa Birliği organik üretimi yüzde 30 artırma kararı aldığını net bir şekilde dünya kamuoyuna iletti. Bu karar ülkenin dinamiklerinin kökten değişmesidir. Bizim de önceliğimiz topraklarımızı koruyarak, sağlıklı gıda üretiminde sürdürülebilirliği sağlamak olacak.” dedi.
Avrupa’nın ve dünyanın sağlıklı ürün tedarikçisi olmaktan gurur duyuyoruz
Başkan Işık, “Organik tarım; sürdürülebilirliğin tarladan rafa kadar izlenebilirliğin ve gıda güvenliğinin sağlandığı tarım şeklidir. Ülkemizde bütün paydaşlarımızla çok önemli çalışmalar yürütüyoruz. Avrupa’nın ve dünyanın sağlıklı ürün tedarikçisi olmaktan gurur duyuyoruz. Bunu uluslararası sertifikalarla devam ettireceğiz. Sürdürülebilirlikte koordinatör birliğiz. Organik tarımın başlangıcı Ege Bölgesi ve İzmir’dir. Ege Bölgesi organiğin merkezidir. Türkiye’nin kapsamlı bir organik altyapısı var. Çiftçilere eğitimler veriyoruz. Kooperatifçilik için denetleme mekanizmaları oluşturulmalı. AB’de bağımsız yüzlerce danışmanlık firmaları var. Bizde bunu firmalar üstlenmiş durumda. Bunun organize edilmesi gerek. Kuru meyveler Dünya Sağlık Örgütü tarafından sağlıklı ürünler kategorisine alındı. EİB olarak biz Türkiye’de tarımın dinamiğiyiz, merkeziyiz. Organik tarım bizim için büyük bir adanmışlık, 35 yıllık geçmişimiz var.” diye konuştu.
Yeni sistemde Organik Tarım Bilgi Sistemi üzerinden kontrol raporları girildikten sonra dijital sertifikalar basılacak
Türkiye Tarım ve Orman Bakanlığı, Ekolojik Tarım Dairesi Başkanı Dr. Başak Egesel, “Türkiye’nin yurtdışında ilk ticaret odası Almanya’da kurulmuş. Almanya ile bağlarımız çok kuvvetli. Organik ürünler her geçen yıl daha önemseniyor. Ticaretimizde Almanya ilk sırada yer alıyor. Son dönemde dünyada gıda, iklim krizi, su, enerji konuları çok kıymetli hale geldi. Türkiye’de üretim planlaması yapıyoruz. Profesyonel şekilde tarımı yönetiyoruz. Organik tarım bizim için öncelikli. Avrupa Yeşil Mutabakatı sürecinde ülkemizin ciddi tedbirleri var. Tarım ve Orman Bakanlığımızın hedefi; planlı üretim, üretimin sürdürülebilirliği, verimlilikle birlikte kalitenin artırılması, diğer ülkelerin isteklerini göz önünde bulundurarak ülkemizdeki gıda arz güvenliğini sağlamak, boş tarım arazilerinin değerlendirilmesi, atık yönetimi. Yeni bir destekleme modeli geliştirdik. Kalkınma planları ve stratejik planlarımızın hepsi Avrupa Yeşil Mutabakatı süreci dikkate alınarak gerçekleştiriliyor. Organik tarımı kanun çerçevesinde yürütüyoruz. Bakanlığımızın uhdesinde, denetimler yapıyoruz. Yetkiyi verirken akreditasyon şartı var. Yüzde yüz kontrol zorunluluğu var. Yeni sistemde Organik Tarım Bilgi Sistemi üzerinden kontrol raporları girildikten sonra dijital sertifikalar basılacak ve tarım cebimde app uygulamasına sertifikalar gelecek. Karekodlarla ürünler yurtdışında nerede satılabiliyorsa görülecek ve izlenebilirlik tesis edilecek. Organik tarım üreticilerine hibe desteği sağlıyoruz. Almanya ile ticaretimizde ihracatta söz sahibi olduğumuz ürünler; kurutulmuş meyveler, fındık, üzüm, incir öne çıkıyor, diğer öne çıkan ürünler ise meyve suyu, buğday, soya hariç yağlı tohumlar.” dedi.
Gümrük Birliğinin güncellenmesi gerekiyor
Türk-Alman Ticaret ve Sanayi Odası (TD-IHK) Genel Sekreteri Okan Özoğlu, “Almanya ve Türkiye’nin ticaretini artırması için Gümrük Birliğinin güncellenmesi gerekiyor. Lojistikteki sorunlar aşılmalı. Özellikle gümrüklerde bekleme süreleri ürünlerin raf ömrünü etkiliyor. Kimyasal kalıntılara dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri. Sahada kontrol kontrollü tarıma yönelinmesi için kooperatifleşme çok önemli. İtalya’daki toptancılar kooperatifleşerek, tarladan başlayan soğuk zincirde kontrollü olarak dünyaya ürünlerini satıyorlar. Türkiye olarak kooperatifleşmede daha güçlü bir altyapı oluşturmalıyız.” diye konuştu.
Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası AHK İzmir Temsilcisi Deniz Eriten, Türkiye Almanya arasında karşılıklı ticaretin artırılması için networking çalışmaları yaptıklarını, sektörlerin öncülerini bir araya getirdiklerini söyledi. – İZMİR
]]>Samsun Büyükşehir Belediye (SBB) Başkanı Halit Doğan’ın talimatı ile Samsun-Çarşamba Havalimanı ile şehir merkezi ve ilçeler arasındaki ulaşım hizmeti, özel şirketten alınarak belediye tarafından karşılanacak. 1 Haziran’dan itibaren başlayacak hizmet öncesinde SAMAİR olarak markalandırılan araçların, yol güzergahının ve seferlerin lansmanı yapıldı. Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan lansmana Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan da katıldı. Başkan Doğan, araçları inceledi ve şoförlere başarılar diledi.
“Uçaktan inen yolcuları artık biz karşılayacağız”
Havalimanına gelen ve giden yolcuları belediye olarak kendilerinin karşılayıp, ulaşım hizmetlerini yerine getireceklerini ifade eden Başkan Doğan, “1 Haziran’dan itibaren havalimanı ve havalimanından olan seferleri Samsun Büyükşehir Belediyesi ve SAMULAŞ olarak, SAMAİR ismi ile başlatıyoruz. Samsun’a havayolu ile gelen, uçaktan inen misafirlerimizi ilk defa SBB olarak biz karşılamış olacağız. Gideni, geleni uğurlayıp, karşılayacağız. İnşallah bu hizmeti kaliteli bir şekilde, insanımıza yaraşır, Samsun’u temsil eden bir hizmet şekliyle sunmuş olacağız” dedi.
“Vatandaşlar bilsin ve duysun diye araçları, güzergahı, seferleri meydanda sergiledik”
Taşımacılık hizmetinin daha detaylı bilinmesi için bugün meydanda bir lansman gerçekleştirdiklerine de değinen Doğan, “Bugün göreve başlayacak olan arkadaşlarımız ile bir araya geldik. Hem araçlarımızı Samsunlular da görsün, kırmızı-beyaz araçlarımızın meydandaki varlığından da mutlu olsunlar ve yarın hizmete gireceğini duysunlar istedik. Vatandaşlar da konuya çok büyük ilgi gösterdi. Herkes, havalimanı taşımacılığı hizmetinin belediye tarafından verilmesinden mutluluk duyuyor. Ben de hizmette emeği olan herkese teşekkür ediyor; şoförlerimize kazasız, belasız yolculuklar diliyorum. Taşımacılık hizmeti 3 tip araçla yapılacak. Büyük otobüs, küçük otobüs ve minibüsler ile bu taşımacılığı gerçekleştireceğiz. Ringe kadar taşıyanlar, doğu ve batıya ayrı taşıyanlar var. Sefer saatleri ve güzergahları da meydana koyduğumuz panolarla duyurduk. Belirtilen şekliyle tüm duraklarda durarak, yolcularımızı alıp indireceğiz” diye konuştu.
Ücret tarifesi
SAMAİR ücret tarifesi ise Bafra-Havalimanı Samkart 103 TL (115,75 TL kredi kartı), 19 Mayıs-Havalimanı Samkart 89 TL (102,5 TL kredi kartı), Atakum-Havalimanı Samkart 79 TL (91 TL kredi kartı), İlkadım-Havalimanı Samkart 66 TL (76,5 TL kredi kartı), Tekkeköy-Havalimanı Samkart 35 TL (40,25 TL kredi kartı) ve Çarşamba-Havalimanı Samkart Samkart 51 TL (59,25 TL kredi kartı) olarak belirlendi.
Güzergah ve seferler
H1 numaralı taşımacılık hizmeti OMÜ Batı Garajı, Cağaloğlu Bulvarı, Recep Tayyip Erdoğan Bulvarı, Ankara Bulvarı, İlkadım Bulvarı, Atatürk Bulvarı ve Havalimanı güzergahından olacak. Seferin durak yerleri ise OMÜ Batı Garajı, Pelitköy Bulvar, Vatan Caddesi, Gaffar Okan Kavşağı, Meltem, Okullar Bölgesi, Derecik Kavşağı, Tekkeköy ve Havalimanı olacak.
H2 numaralı taşımacılık hizmeti Toplu Taşıma Transfer Merkezi, 100. Yıl Bulvarı, Karadeniz Caddesi, Akdeniz Caddesi, Akçaabat Sokak, 11. Sokak, İlkadım Bulvarı, Atatürk Bulvarı ve havalimanı güzergahından olacak. Seferin durak yerleri ise 30 Ağustos İlköğretim Okulu, Sait Bey, Gürbüz Cami, Lise Kavşağı, İlim Yayma Vakfı, Varol Sitesi, Atasam, Soğuksu, Canik Belediyesi, Belediye Evleri Aktarma, Lovelet, Tekkeköy ve Havalimanı olarak belirlendi.
H3 numaralı taşımacılık hizmeti Bafra, 19 Mayıs, Atatürk Bulvarı ve havalimanı güzergahından olacak. Seferin durak yerleri ise Bafra Otogar, Ballıca Kavşağı, Dereköy yolu, Taflan un fabrikası, polis okulu, Çakırlar, Turgut Özal, eczaneler, Pelitköy, Tuğba Evleri, Atakent, Ömürevleri, Türk-iş, DSİ, Endüstri Meslek Lisesi, Karayolları, Fener, Gençlik Parkı, Gar, Kılıçdede, AVM’ler, Tekkeköy ve havalimanı olarak duyuruldu.
H4 numaralı taşımacılık hizmeti ise Çarşamba Vefa, Yeni Samsun Caddesi, Atatürk Bulvarı ve havalimanı güzergahından olacak. Seferin durakları ise Çarşamba Doğu yakası, Dörtyol, Beylerce, Dikbıyık, Irmaksırtı, Çınarlık Yolu ve havalimanı olarak planlandı. – SAMSUN
]]>Eski ve yeni üyelerin tanıştığı etkinliğin açılış konuşmalarını Bandırma Ticaret Odası Meclis Başkanı Funda Seçil Dedeoğlu ve Bandırma Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Adem Yılmaz yaptı.
Konuşmasında bugüne kadar Bandırma Ticaret Odası’na hizmet veren herkese teşekkür eden Meclis Başkanı Funda Seçil Dedeoğlu, “Üyesi olmaktan her zaman büyük memnuniyet duyduğum, Bandırma Ticaret Odası Onur Gecesinde sizlerle birlikte olmaktan, büyük bir kıvanç duyuyorum. Odamızın bu asamaya gelmesinde başta geçmiş dönem başkan ve meclis üyeleri ile birlikte çok kişinin payı ve büyük emeği var. Kurucu başkanımızdan geçmiş dönem meclis üyelerine ve genel sekreterliğe kadar, canla başla çalışan herkese katkıları için ne kadar teşekkür etsek azdır. Değerli Katılımcılar, Bandırma Ticaret Odası olarak laikliği, hukuk devletini, tarafsız ve bağımsız yargıyı, sağlam demokrasiyi, ifade özgürlüğünü, çağdaş eğitim anlayışını; İnsanımızın mutluluk ve huzurunun, geleceğe güvenle bakmasının teminatı olarak görüyoruz,” dedi.
“Bu gece dostluklarımızın ve dayanışmamızın bir ifadesi olarak anılacaktır”
Yönetim Kurulu Başkanı Adem Yılmaz, “Bugün burada, geçmişte birlikte çalıştığımız, hatıraları paylaştığımız ve birbirimize destek olduğumuz güzel günleri hatırlamak ve aynı çatı altında farklı dönemlerde görev yapmış tüm üyelerimizin tanışmalarına vesile olmak için toplandık. Bu organizasyon, sadece bir masa etrafında yediğimiz yemek olarak değil, aynı zamanda dostluklarımızın ve dayanışmamızın bir ifadesi olarak anılacaktır. Odamızın kurucusu başta Yahya Sezai Uzay ve arkadaşları olmak üzere, köklü iş dünyası örgütlerinden biri olan Bandırma Ticaret Odası’nı kuran ve bugünlere ulaştıran, ahirete intikal etmiş tüm büyüklerimizi rahmet ve minnetle anıyor, yaşayanlara sağlıklı uzun ömürler diliyorum. 98 yaşına ulaşan ve şehrin köklü kurumlarından biri haline gelen Bandırma Ticaret Odası bu süreç boyunca Bandırma’nın gelişmesinde lokomotif kurumlarından biri olmuştur. Bugün 98 meslek komite üyesi, 40 meclis üyesi, 11 yönetim kurulu üyesi ve 10 personeliyle 3136 üyeye hizmet veren Bandırma Ticaret Odası, geçmişten bugüne devam ettirdiği güçlü yapısını daha da büyüterek, daha da güçlendirerek sürdürecektir.” diye konuştu.
BTO’ya hizmet veren meclis üyelerine plaket takdim edildi
Açılış konuşmalarının ardından, Bandırma Ticaret Odası’nda Yönetim Kurulu Başkanı ve Meclis Başkanı olarak görev yapmış olan Süleyman Sel Erşen, Şaban Çiçek, Osman Kocaman, Özbek Birav, Muharrem İyianlar, Mehmet Kılkışlı ve Bahadır Çenberci’ye plaket takdim edildi. Ardından BTO tarihinde hizet vermiş tüm meclis üyelerine plaket takdimi gerçekleştirildi. İlk meclis üyeliği 1975 yılında olmak üzere dört dönem meclis üyeliği görevi bulunan Turhan Çetinkal başta olmak üzere, 1981 yılı ve daha sonraki yıllarda çeşitli dönemlerde meclis üyeliği yapan Erden Ulusoy, Dursun Karacan, Çetin Mete, H. Erdem Özcan, M. Cemal Öztaylan, Mustafa Zengin, Aşkın Kurt, Ahmet Koç, Ramazan Muslubaş, İlyas Ersen, Nevzat Süzen, Mustafa Tanyer ve Mehmet Akif Dişlikçi’ye plaketleri takdim edildi. Geceye katılan toplam 103 kişiye plaket sunulmasının ardından fotoğraf çekimleri ve akşam yemeği ile program son buldu. – BALIKESİR
]]>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Finansal İstikrar Raporu’nu yayımlandı. Rapordan, Merkez Bankası’nın, TL likiditesini yönetmek ve parasal aktarımı güçlendirmeye yönelik uygulamaları devreye alarak esas araç olan politika faizinin etkinliğini artırmayı amaçladığı belirtildi.
ENFLASYON BEKLENTİLERİ ÜZERİNDE OLUMLU ETKİ
Sıkı para politikasını destekleyen bu uygulamalar sonucunda politika faizinden kredi ve mevduat faizlerine aktarımın güçlendiği ve finansal koşullardaki sıkılık düzeyinin arttığı ifade edildi.
Raporda, “Ayrıca enflasyon gerçekleşmeleri ve beklentilerine kıyasla mevduat faizlerinin geldiği seviye TL finansal varlıkların cazibesini artırmıştır. Finansal koşullardaki sıkılaşmanın, dolarizasyonun azalmasına katkı sağlaması, tüketim yerine tasarrufun özendirilerek enflasyon ve enflasyon beklentileri üzerinde olumlu etki yaratması beklenmektedir” denildi.
“FİNANSAL İSTİKRARI SÜRDÜRECEK ADIMLARI ATMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
TCMB Başkanı Fatih Karahan, önümüzdeki dönemde piyasa mekanizmasının etkinliğini artıracak ve makro finansal istikrarı sürdürecek adımların atılmaya devam edileceğini söyledi.
Başka Karahan, “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası olarak finansal istikrara ilişkin tüm gelişmeleri yakından takip etmekte ve Finansal İstikrar Raporumuzun bu sayısı ile son gelişmeleri özetleyerek kamuoyu ile paylaşmaktayız. Enflasyonla mücadele kapsamında uygulamakta olduğumuz sıkı para politikasına ek olarak parasal aktarım mekanizmasını desteklemek amacıyla aldığımız makroihtiyati önlemler de finansal koşulların sıkılaşmasına katkı vermektedir. Makroihtiyati çerçevenin sadeleştirilmesi kapsamında menkul kıymet tesisi uygulamasını yürürlükten kaldırırken, kur korumalı mevduattan kademeli çıkış politikamızı sürdürmekteyiz” dedi.
YABANCI PARA KREDİLERİNDE BÜYÜME
Önümüzdeki dönemde de piyasa mekanizmasının etkinliğini artıracak ve makro finansal istikrarı sürdürecek adımların atılmaya devam edileceğini ifade eden Karahan, şunları söyledi:
“Sıkı para politikası duruşumuz ve makro ihtiyati politikalar finansal piyasalara hızlı ve etkili bir şekilde yansımaktadır. Türk lirası kredi faizlerinin geldiği seviye iç talepteki dengelenme sürecine katkı verirken, yabancı para kredilerde son dönemde büyüme göze çarpmaktadır. Yabancı para kredilerin gelecek seyrinin finansal sistemde oluşturabileceği riskleri azaltmak amacıyla bu kredileri de büyüme sınırı düzenlemesine dâhil ettik.
MEVDUAT FAİZLERİNİN SEVİYESİ TÜRK LİRASINA OLAN İLGİYİ ARTIRIYOR
Türk lirası mevduat faizlerinin seviyesi tasarrufları teşvik ederek Türk lirasına olan ilgiyi artırmaktadır. Bunun bir yansıması olarak kur korumalı hesaplarda düşüş sürerken, nisan ayından itibaren yabancı para mevduat hesaplarında kayda değer bir gerileme gözlenmiştir. Bu gelişmeler sonucunda, mevduat kompozisyonunda Türk lirasının payı önemli ölçüde artmıştır.
Bu süreçte politikalara artan güven ve olumlu beklentilerle birlikte ülke risk priminde de belirgin bir iyileşme kaydedilmiştir. Reel sektör ve bankacılık sektörü vadesi gelen dış borçlarını yüksek oranlarda yenilemiştir. Finansal koşullardaki sıkılaşmanın bankacılık sisteminin aktif kalitesine yansıması ise sınırlı olmuştur. Bankacılık sisteminin güçlü likidite ve sermaye yapısı, finansal istikrarın sürmesine katkı sağlamaya devam edecektir.
Finansal istikrara ilişkin güncel görünüm ve risklere yönelik hazırlanan analiz ve değerlendirmelerin yer aldığı Finansal İstikrar Raporumuzun 38’inci sayısının tüm okuyucular için faydalı olmasını dilerim.”
]]>İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökçe’nin, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşıma göre, 2017 – 2018 döneminde kişi başı tüketilen sebze miktarı 283,1 kg iken, bu miktar 2022 – 2023 döneminde 261,7 kg’ye düştü. 2010 yılında nüfusun yüzde 69,4’ü her gün en az bir kere sebze veya salata tüketirken bu oran 2022 yılında yüzde 41,2’ye indi. 2010’da nüfusun yüzde 57’si her gün bir kere veya daha fazla meyve tüketirken bu oran 2022 yılında yüzde 36,5’e geriledi.
Soğan 1 lira 88 kuruştan 17 liraya, kuru fasulye 13.7 liradan 84 liraya yükseldi
Ocak 2021 tarihinde pazarda 1 kg soğan 1 lira 88 kuruşken, Ocak 2024’te 17 lira oldu. Aynı dönemde 1 kg patatesin fiyatı 1 lira 88 kuruştan 21 liraya, domatesin kilosu da 5 liradan 34,9 liraya çıktı. Yüksek enflasyon nedeniyle bakliyat fiyatları da cep yakmaya başladı. Ocak 2021 tarihinde pazarda 1 kilo pirinç 7,6 lirayken Ocak 2024’te 1 kg pirinç 48,5 liraya ulaştı. Bu dönemde nohutun kilosu 10.3 liradan 76 liraya, kuru fasulyenin kilosu 13,7 liradan 84 liraya ulaştı.
Et ürünleri yüzde 107.79 oranında artış gösterdi
Türkiye Ziraat Odası Başkanlığı (TZOB) verilerine dayanarak hazırlanmış rapora göre, 2024 yılında et ürün gruplarında yıllık fiyat artışı bir önceki yıla göre yüzde 107.79 oranında artış gösterdi. Önceki yıla göre dışarıda yemek yemenin maliyeti yüzde 106.5 oranında arttı.
Gıda enflasyonu en yüksek görülen ülkelerden biri de Türkiye
İPA Başkanı Gökçe’nin paylaşımları şöyle:
“Dünya Bankası araştırmasına göre nominal gıda enflasyonunun en yüksek görüldüğü ülke Arjantin olurken, Arjantin’i sırasıyla Zimbabwe, Türkiye, Venezuela, Lübnan, Filistin, Myanmar, Mısır, Sierra Leone, Nijerya takip ediyor.
2024 yılı Mart ayında BİSAM tarafından TÜİK, İstanbul Halk Ekmek, zincir market cari fiyatları baz alınarak yapılan araştırmaya göre dört kişilik bir aile için açlık sınırı 16 bin 646 liraya ulaştı. Bu sınır ailenin sadece gıda masraflarından oluşuyor. Yani asgari ücret bir ailenin yalnız gıda masraflarına yetiyor. İstanbullular gıda enflasyonu nedeniyle aldıkları gıda ürünü çeşidini ve miktarını azaltıyor. Gıda enflasyonu nedeniyle pazarlardan kalan ürünleri almak için semt pazarları çıkışını bekleyen İstanbulluların sayısı gün geçtikçe artıyor”
Kent Lokantası gibi adımlara devam…
Tarım politikalarından başlayarak gıda enflasyonuna neden olan ve halkımızın gıdaya erişimini kısıtlayan politikalar değiştirilmelidir. Sn. Ekrem İmamoğlu başkanlığında İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu zor dönemde sosyal yardımlar, pazar destekleri ve Kent Lokantası gibi adımlarla İstanbulluların yanında güçlü şekilde durmaya devam edecek”
]]>Ekonomist Erkan Öz, GSO Yönetim Kurulu Üyesi Bora Tezel, Genel Sekreter Yardımcısı M. Sermest Çapan, Yeni Nesil Sanayici Platformu üyeleri ve firma temsilcilerinin katılımıyla online olarak gerçekleştirilen toplantıda, bilgi ekonomisinin sanayiye, üretim metotlarına ve kripto paralara etkisi gibi başlıklar detaylarıyla ele alındı.
Bilgilendirme toplantısında ayrıca bilgi, teknoloji ve ekonomi arasındaki yakın ilişki, bilgi ekonomisinin üretimden pazarlamaya bütün ekonomik faaliyet alanlarında sağladığı yapısal dönüşümler ve son dönemlerde dünyada olduğu gibi ülkemizde de popülaritesi giderek artan kripto para piyasasının geleceği konuşuldu.
Toplantı öncesinde bir konuşma yapan GSO Yönetim Kurulu Üyesi Bora Tezel, hem dünyada hem de Türkiye’de birçok alanda değişim ve dönüşüm süreçlerinin yaşandığını, bilgi ekonomisinin de bu açıdan geleceğin inşası adına büyük önem taşıyan bir konu olduğunu söyledi. Üretimde, sanayide ve hayatın her alanında yaşanan dönüşüme bugün artık farklı bir açıdan bakıldığını ifade eden Tezel, “Günümüzde her şey çok çabuk değişiyor ve ivme kazanıyor. Dün gündemde olmayan konular, bugün ve geleceğin en önemli başlıkları olarak karşımıza çıkıyor. Bilgi ekonomisi, yapay zeka gibi alanlar da buna en yerinde örneklerdir. Programımıza katılarak bilgi ve görüşlerini bizlere ve kıymetli konuklarımıza aktaran Sayın Erkan Öz’e, Yeni Nesil Sanayici Platformu Ekonomi Komisyonumuza ve tüm katılımcılarımıza teşekkür ediyorum” dedi.
Ekonomist Erkan Öz, toplantıda yaptığı konuşmada eski dönemlerden bugüne üretim biçimlerinin sürekli bir değişim ve dönüşüm geçirdiğini, bu konunun öneminin gelecekte daha fazla hissedileceğini söyledi.
“Geçmişte olduğu gibi gelecekte de para biçim değiştirecek” diyen Öz, “Dijital paralar bunun bir örneğidir. Örneğin kripto paraların kullanım alanları gelişen teknolojiye bağlı olarak her geçen gün yaygınlaşıyor ve artıyor. Dünyada 100 milyon kadar insan artık kripto varlıkları tercih ediyor. Bunları da üretim aracı olarak değil de servet birimi olarak görüyorlar” şeklinde konuştu.
Bilgi ekonomisini “Üretimin bilgi ile organize edilmesidir” diye tanımlayan Öz, “Örneğin Linux işletim sistemi bunun bir örneğidir. Genç bir programcı, kodlama bilgisi ile para harcamadan işletim sistemini yazmaya başlamıştı. Bu işletim sistemi de zamanla yayılım göstermiştir. Bilgi ekonomisinde üretimin nerede ve nasıl yapılacağına bilgi-data-know how sahibi olanlar karar verir. Sanayi alanında 3 boyutlu yazıcılar gelişiyor. Bunun anlamı, yazıcıların 3 boyutlu cisimler geliştirmesi sağlanıyor. Bu, plastik, metal gibi materyaller olabilir ve bugün büyük sanayi tesislerinde kullanılıyor. Bilgi ekonomisinin ilerleyeceği alanları da şöyle sıralayabiliriz: 3D printerler, sanayi, nano teknoloji, robotlar, enerji üretimi teknolojileri, yapay zeka, insan düşüncülerinin ve bilincinin kopyalanması. Bu süreç, bir iki yılda gerçekleşmez. Bu uzun vadeli bir süreçtir. Her şey gibi savunma sanayii de önemli gelişmeler gösterecek. Bu alanda da 3D yazıcılarla üretim yapılacak. Ayrıca yapay zeka ile beraber enerjiye daha çok ihtiyaç olacak. Çünkü yapay zeka, büyük miktarlarda enerji harcar. Bilgi ekonomisi gibi geleceğimizi yakından ilgilendiren bu önemli program için Gaziantep Sanayi Odası Yeni Nesil Sanayi Platformu’na ve tüm katılımcılara teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Toplantı, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi. – GAZİANTEP
]]>Yaş meyve sebze ve tarımsal ürün ihracatının artırılması amacıyla Türkiye’nin kendi alanında ilk meyve sebze fuarı olan İnterfreshEurasia Fuarını düzenleyen Antexpo AŞ Genel Müdürü Murat Özer, yaptığı açıklamada, Avrupa’daki üreticilerin kooperatifleşerek üretim ve ihracatta söz sahibi olduklarını söyledi.
Avrupa’da üretici kooperatiflerinin pazarlama konusunda uzman olduğunu ve başta AB ülkeleri olmak üzere dünya tarımında da etkili olduğunu anlatan Özer, Türkiye’de de Avrupa’daki üretici kooperatifleri modelinin geliştirilmesi gerektiğini bildirdi.
Türk çiftçisi kaybetmek zorunda değil
Türk çiftçi ve üreticisinin temel sorunun finansa erişim ve lojistik olduğuna dikkat çeken Özer, “Çiftçilerin bir diğer büyük sorunu, ön finansman ve lojistik destek eksikliğidir. Ürünlerin dalında fiyatlandırılması ve toplanması sürecinde, çiftçiler finansal olarak komisyoncu ihracatçılara bağımlı hale geliyor. Bu bağımlılık, çiftçilerin pazarlık gücünü zayıflatıyor ve gelirlerinin büyük bir kısmını aracı komisyonculara kaptırmalarına neden oluyor” dedi.
Türkiye’de üretici kooperatiflerinin gözden geçilerek yeniden yapılandırılması gerektiğine dikkat çeken Özer, şunları kaydetti:
“Çiftçilerin en büyük sorunlarından biri, ürünlerini pazarlayacak bilgi birikimine sahip olmamalarıdır. Bu durum hem yurt içi hem de yurt dışı pazarlarda geçerliliğini koruyor. Pazarlama konusunda yetersiz kalan çiftçiler, finansal birikime de sahip olamadıkları için aracıların insafına kalıyor. Yurt içi hallere giden ürünlerin finansmanı toptancı hallerindeki komisyoncular tarafından sağlanırken, yurt dışına ihraç edilecek malların finansmanı da ihracatçı komisyoncular tarafından gerçekleştiriliyor. Bu durum çiftçiyi finansal olarak bağımlı kılıyor. Çiftçiyi koruyacak olan da üretici kooperatifleridir. Üretici kooperatifleri de pazarlama konusunda geliştirilmeli. Devlet çiftçilere ön finansman sağlamalı. Bu sayede çiftçiler, ürünlerini kendileri pazarlayabilir ve ihracat yapabilir hale gelebilirler. Kooperatifleşme teşvik edilerek, çiftçilerin birlikte hareket etmeleri sağlanmalı. Bu, aracılara olan bağımlılığı azaltabilir ve çiftçilerin gelirlerini artırabilir. Çiftçilerin bilgi, beceri ve finansal destekle güçlendirilmesi, aracıların devreden çıkarılması ve kooperatifleşme ile çiftçilerin doğrudan pazara erişimi sağlanmalı. Bu, Türkiye’nin tarım sektöründe sürdürülebilir bir kalkınma için önemli adımlar olacaktır.”
İspanya modeli
Antexpo A.Ş Genel Müdürü Murat Özer, İspanya’da üreticilerin kooperatifleşme ve pazarlama sorununu çözdüğüne dikkat çekerek, “Avrupa’da çiftçiler, bölgesel kalkınma ajansları ve kooperatifler aracılığıyla destekleniyor. Türkiye için bu örnek alınabilir. İspanya, domates üretiminde bu modeli başarılı bir şekilde uyguluyor. Bölgesel kooperatifler, çiftçilere tohum, gübre ve ilaç kullanımı konusunda yönlendirmeler yaparak alım garantisi veriyor. Bu model, çiftçilerin hem finansal hem de teknik olarak desteklenmesini sağlıyor” dedi.
Mut erkenci kayısı örneği
Türkiye’nin erkenci kayısısı üretimiyle ünlü Mut ilçesinde, çiftçilerin karşılaştığı zorlukları da anlatan Özer, sözlerini şöyle tamamladı:
“Her ne kadar Malatya kayısısı ile ünlü olsa da Mut ilçesi Türkiye’nin en erkenci kayısısını üretiyor. Bu kayısı, diğer ürünlerden daha erken çıktığı için piyasada oldukça değerli. 2024 yılı ilk hasat döneminde, dalında erkenci kayısının fiyatı 40-50 TL seviyesindeydi. Aynı kayısı, Mersin’de 80-90 TL’ye, Almanya’da ise 11-13 euro (yaklaşık 600-650 TL) aralığında satıldı. Bu durum, çiftçinin ürünü dalında satmasının getirdiği finansal kaybı açıkça gösteriyor.” – ANTALYA
]]>Denizli’de geçtiğimiz hafta meşhur Honaz kirazı alım fiyatının 200 TL’ den 80 TL’ye düşmesinin ardından kiraz üreticileri tepki göstermiş. Kendine has aroması ve rengiyle bilinen ‘Buldan’ bölgesine ait organik çilek üreticileri de sezon başında kilogramını 30 TL’den tarlasından sattıkları çileğin fiyatının 20 TL’ye düşürülmesine tepki gösterdi. Buldan İlçesine bağlı Yeniçam Mahallesi’nde yıllardır organik çilek üretimi yapan Hüseyin Yangöz, girdi maliyetlerinin yükselmesine rağmen çilek fiyatının düşmesinin, üreticiye ölüme itmek olduğunu savundu.
Sezon başı 30 TL’den satıldı
Buldan da çilek hasadının mayıs ayının ilk haftalarında başladığını, o dönem pazarlarda kilogramı 80-100 TL’den satılan çileği tarlada tüccara kilogramı 30 TL’den verdiklerini hatırlatan çilek üreticisi Hüseyin Yangöz, “Bölgemizde çilek hasadına mayıs ayının ilk haftasında başladık. Çilek fiyatına o zaman 30 lira dediler. O dönemde pazarlarda 80-100 liradan satılan çileği bizden 30 liradan almaya başladılar. Mayıs ayının sonuna gelirken şu anda çileğin toptan fiyatı 20-25 lira. Komisyoncu geliyor elindeki çilekte erginlik olgunluk varsa istediği fiyatı söylüyor. Belirli bir fiyat uygulaması yok. Üretici de ürettiği malı satmak zorunda olduğu için tek kelime konuşmadan malını vermek zorunda kalıyor. Çileği ameleler topluyor, amele fiyatı sürekli artıyor. Dün 25 kasa çileği 5 kişi ile topladım. Bin bir emekli toplayıp sattığım çileğin parası anca amele parasına yetiyor. Üreticiye bir şey kalmıyor. Yani komisyoncu tamamını götürüyor” dedi.
“6 ay gece gündüz çalışıyoruz”
Çilek tarlasını sezona hazırlamak için altı ay boyunca gece gündüz çalıştıklarını, yabancı otları yolup, ilaçlama yaptıklarına dikkat çeken Hüseyin Yangöz, “Çilek üretmek, üretilen çileği toplamak çok zor bir iş, çilek meyvesi çok narin. Çilek ermeye başladığında toplanıp, hızla tüketiciye ulaştırılması gerekiyor. Çileği toplamasak dalında çürüyüp gidiyor, toplayıp satamasak kasada çürüyüp gidiyor. Tüccarda bunu çok iyi bildiği için her şeyi bahane edip çilek fiyatını düşürüyor. Her şeyin fiyatı artarken bizim alın terimizle ürettiğimiz çileğin fiyatı düşüyor. Komisyoncu fiyat düşürdüğü için elimize az para geçiyor. Az parayı da ameleye dağıtıyoruz. Üreticiye bir şey kalmıyor” dedi.
“Ameleden daha çok çalışıyorum”
Kendi tarlasında ameleden daha çok çalıştığını anlatan Yangöz, tarladaki çileğin mutlaka toplanması gerektiğine dikkat çekti. Yangöz, “Tarlamda çilek çok belki 2 ton çilek çıkabilir. Ama ben artık ameleye çilek toplatmayacağım. Aşırı yüksek girdi maliyetleri nedeniyle bu sene çilek sezonunu kendi adıma kapatıyorum. Bu yıl hava şartları güzel gitti. Bu yıl çilek üretim yılıydı. Ama geçen yıl çilekten çok büyük zararlar ettik. Üretici ile tüketici arasındaki aracılardan sıkıntı yaşıyoruz. Devletimiz bu aracıları ortadan kaldırmalı. Üretici ile tüketici buluşturulmalı. Esas kazancı aracılar yapıyor” ifadelerini kullandı.
Maliyetler ağır çalışacak işçi de yok
Gençlerin artık tarlalarda çalışmadığını, tarlaya çalışmaya gelen amelenin yaş ortalamasının yüksek olduğunu ve hepsinin emekli olduğunu anlatan Yangöz, şöyle konuştu:
“Çilek üretimin de maliyetimiz çok yüksek, işçi fiyatları çok yüksek. Tarlama çalışmaya gelen amelinin hepsi emekli, yaşlı. İşçi sıkıntısı çok büyük. Ekonomik kriz emekliyi şu anda perişan duruma soktu. Üretici üretemez duruma geldi. Tarlamda 15 dönüm çileğim vardı, 7 dönümünü bozdum neden bozdum işçi sıkıntısı, gübre sıkıntısı bunların hepsi beni etkilediği için. Geçen yıl 5 dönüm çilek tarlamdan hiç çilek almadan tarlada bıraktım. Sırf gübre alamadım ilaç atamadım komisyoncularda fiyatı 10 liraya 8 liraya düşürdü tarlada terk ettim çileğimi”
“Verim düşük kaldı”
Bu yıl hava şartlarının çilek üretimi acısından iyi gitmesine rağmen pahalı gübre fiyatları nedeniyle çileklere gübre veremediklerini, bu yüzden de verimin düşük kaldığının altını çizen Yangöz, “Çileklerimizde bu yıl yeterince gübre kullanamadık. Neden kullanamadık geçen yıl 500 liraya aldığımız gübre bu yıl 2000 lira olmuş. Nasıl kullanırsın. Olduğu kadar dedik, olana bereket dedik karnımızı doyurmayı düşündük. Niye öyle dedik, çünkü yapamıyoruz üretemiyoruz işçi bulamıyoruz maliyetler yüksek olduğu için isteyerek yapmıyoruz. Şu anda üzerinde çilek var ama toplamaktan vazgeçiyorum sırf sıkıntılar var diye. Büyük şehirlerde duyuyorum bizim verdiğimiz fiyatın 3 katına çilek satılıyor. Kimler kazanıyor komisyoncular kazanıyor. Zenginler kazanıyor devletin üreticiyle bu ekonomik krizi çözmesi için ne yapması gerekirdi aracıları ortadan kaldırıp belirli maliyetlerle üreticiden aldığını tüketiciye buluşturması gerekir. Ama maalesef biz komisyoncuların, aracıların elindeyiz. Üretici günden güne zayıflıyor. Yoksulluğa sefalete itilmiş durumda” ifadelerini kullandı. – DENİZLİ
]]>Eyüpsultan Belediyesi, doğaya ve insana verdiği önemle geleceği düşünen hizmetler üretmeye devam ediyor. Bu kapsamda Odayeri Mahallesi’nde oluşturulan Ekolojik Yaşam Çiftliği, hem Türkiye hem de dünyada sürdürülebilir çevre ve tarım için önemli bir başlık olan permakültür, yeşil ekonomi ve sıfır atık yönetimine odaklanan bir alan olma özelliği taşıyor.
Atölye çalışmaları ve eğitimlerle renkli etkinlikler
Eyüpsultan Belediyesi bu projeyle “Ekolojik Tarım Felsefesi” ile ürünler üretmeyi, her fırsatta doğa ile insanı buluşturmayı, atölye çalışmaları ve eğitimlerle renkli etkinlikler düzenlemeyi, Eko Kafe ile yöresel ve geleneksel yöntemlerle hazırlanan sağlıklı yemekler sunmayı hedefliyor.
Çiftlikte hügelkültür bahçesi gibi doğal gıda üretim alanları, yağmur suyu hasadının yapıldığı su toplama göletleri, gıda ormanı, meyve ağaçları, aromatik bitkiler, toprağı koruma ve toprak üretimi alanları, toprak enerjisinden faydalanmak için oluşturulan bölümler bulunuyor.
Yağmur suyu hasadı yapılıyor
Geleneksel tarım yönteminin, toprağın ve iklimsel döngünün kendi kendini yenilediği bir yöntem olduğunu belirten Eyüpsultan Belediyesi Plan ve Proje Müdürlüğü’nde görevli Yüksek Ziraat Mühendisi, Tarım 4.0 Proje koordinatörü Murat Aktaş, “Projemizde permakültür yöntemlerini ve geleneksel tarım dediğimiz yöntemleri uyguluyoruz. Burada hem çeşitli aromatik bitkiler, hem meyve ağaçları hem de yağmur suyunun hasadının yapıldığı bir sistem var. Bu proje hepsinin ekolojik bir döngüye bağlı yapıldığı bir proje” dedi.
“Ekolojik döngü içerisinde kendini yenileyen bir sistem”
İstanbul’da yapılaşma ve betonlaşmanın çok fazla olduğuna dikkat çeken Aktaş, şöyle devam etti: “Biz de İstanbul’un kuzey yakasında özellikle Eyüpsultan’da, Odayeri’nde böyle bir alanı değerlendirdik. Projenin amacı, özellikle tarımsal üretimin ekolojik döngü içerisinde kendi kendini yenileyen bir sistemi oluşturmak ve bu sayede her aşamasında maksimum tasarrufu sağlamak. Bu çalışmanın doğaya sağladığı fayda konusuna gelirsek, özellikle hem topraktaki organik madde miktarı ve toprağın verimlilik seviyesi artıyor hem de alınan ürünlerde verim oranı artıyor. Aynı zamanda oluşacak ürünler de karşımıza temiz ve güzel olarak geliyor.”
Su yetersizse göletlerde biriken yağmur suyu kullanılıyor
Eyüpsultan Belediyesi Plan ve Proje Müdürlüğü’nde Şehir Plancısı olarak görev yapan Tümay Arıcan ise Ekolojik Yaşam Çiftliği’nde gerçekleştirilen yağmur suyu hasadı ile ilgili şunları söyledi:
“Odayeri Ekolojik Yaşam Çiftliği projesi hazırlanırken kendi kendine yetebilen bir ekosistem kurulması hedeflenmişti. O yüzden öncelikle arazinin ıslah edilmesi gerekiyordu. Buna bağlı olarak toprak ıslahı ve su tutma çalışmaları gerçekleştirildi. Şu anda yaklaşık 10 bin metrekare bir alanda bu çalışma tamamlandı. 3 tane göletimizde arazi tipi yağmur suyu hasadı gerçekleştiriyoruz. Böylece suyun yetersiz olduğu zamanlarda göletlerimizde biriken sularla arazimizi sulayabiliyoruz. Burada 100 kadar meyve ağacı dikildi ve çeşitli aromatik bitkiler ekilerek bir gıda ormanı oluşturuldu. Yaklaşık dördüncü senemiz. Ektiğimiz tüm bitkilerin ve ağaçların meyvelerini her sene artarak almaya devam ediyoruz.” – İSTANBUL
]]>Küresel borç yılın ilk çeyreğinde 1,3 trilyon dolar artarak 315 trilyon dolara ulaşarak rekor tazeledi. Aynı dönemde dünya genelinde itibarıyla borç/GSYH oranı yüzde 333 olarak hesaplandı.
Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF), “Küresel Borç Monitörü” raporuna göre, küresel borç tutarındaki artışın, temel olarak gelişmekte olan piyasalardan kaynaklandığı aktarıldı. Gelişmekte olan ülkelerdeki borç birikiminin büyük kısmı söz konusu dönemde Çin, Hindistan ve Meksika’da yoğunlaştığı görüldü. Gelişmiş ekonomilerde ise borç tutarında genel olarak artış öncelikle ABD ve Japonya’da yoğunlaşırken, bu ülkeleri İrlanda ve Kanada izledi. Borç tutarındaki en önemli düşüşler ise İsviçre ve Almanya’da görüldü.
Zirvede ABD yer aldı, Türkiye en az kamu borcu olan ülkeler arasında
Dünyanın en büyük ekonomilerinin oluşturduğu G20 ülkeleri arasında 34,7 trilyon dolarla ABD borçlulukta zirvede yer aldı. Çin sıralamada 14,5 trilyon dolarla ikinci olurken Japonya 13,5 trilyon dolarla üçüncü basamakta yer aldı. Sıralamada İngiltere 3,8 trilyon dolar, Fransa 3,7 trilyon dolar, İtalya 3,6 trilyon dolar, Hindistan 3,3 trilyon dolar, Almanya 2,9 trilyon dolar, Kanada 2,3 trilyon dolar, Brezilya 2,1 trilyon dolar, Avustralya 1,2 trilyon dolar, Güney Kore 1,06 trilyon dolar, Meksika 979 milyar dolar, Endonezya 631 milyar dolar, Arjantin 609 milyar dolar, Türkiye 499,9 milyar dolar, Rusya 427 milyar dolar, Suudi Arabistan 362 milyar dolar, Güney Afrika 270 milyar dolar olarak sıralandı.
Borç/GSYH oranı en yüksek Japonya’da
2024 ilk çeyrek itibarıyla G20 ülkelerinin toplam kamu borçları 90 trilyon doları aştı. Borç/GSYH oranı ise yüzde 110 olarak hesaplandı.
G20 ülkelerinin kamu borcu/GSYH oranı dikkate alındığında zirvede yüzde 299 ile Japonya yer aldı. Japonya’nın borcunu 3 yıl boyunca yaptığı üretimle borcunu ödeyebileceği anlaşıldı. Sıralamada İtalya yüzde 172 borç/GSYH oranıyla ikinci olurken Kanada yüzde 129 ile üçüncü oldu. Diğer ülkeler ise Fransa yüzde 128, ABD yüzde 122, İngiltere yüzde 109, Brezilya yüzde 106, Hindistan yüzde 96, Arjantin yüzde 93, Çin yüzde 82, Almanya yüzde 69, Avustralya yüzde 67, Güney Afrika yüzde 67, Meksika yüzde 66, Güney Kore yüzde 57, Endonezya yüzde 46, Türkiye yüzde 45, Suudi Arabistan yüzde 34, Rusya yüzde 19 olarak gerçekleşti.
Bakan Şimşek: “Türkiye’yi yüksek borçlu addedemezsiniz”
Öte yandan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Maliye Hesap Uzmanları Vakfı’nın düzenlediği programda Türkiye’nin yüksek borçlu bir ülke olmadığını belirtti. Tüm borç unsurlarıyla birlikte bakıldığında Türkiye’nin toplam borcunun milli gelire oranının yüzde 110 olduğunu kaydetti. Bakan Şimşek, “Orta vadede büyümeyi etkileyen faktörlerden biri yüksek borçluluk. Türkiye’yi bütün borç unsurları itibariyle bakarsanız yüksek borçlu addedemezsiniz. Türkiye’nin hanehalkı borcu, şirket ve finans sektörü borcu ve kamu borcu toplamının milli gelire oranı yüzde 110’un altında. Bize benzer ülkelerde yüzde 250’in üzerinde, dünya ortalama yüzde 330’un üzerinde. Borç henüz bizim bir hız limiti değil. Bu avantajımız var” dedi. – İSTANBUL
]]>Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Mahmut Şahin:
“77 TL ödeme kuruluşu hizmet bedeli alıyorlarsa, 15 TL de KDV’sini alıp, vergisini de bize ödettiriyorlar”
KAYSERİ – Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Mahmut Şahin, Türkiye’de periyodik araç muayenesinde yetkili ve görevli tek kuruluş olan TÜVTÜRK’ün kredi kartı kullanımında aldığı komisyona tepki göstererek, “77 TL ödeme kuruluşu hizmet bedeli alıyorlarsa, 15 TL de KDV’sini alıp, vergisini de bize ödettiriyorlar” dedi.
Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Mahmut Şahin, Kayseri’de Güneşli Mahallesi’nde bulunan TÜVTÜRK İstasyonu önünde açıklama yaparak, kredi kartı kullanımlarında “ödeme kuruluş hizmet bedeli” adı altında alınan 77 TL’lik komisyona tepki gösterdi. Şahin, “Türkiye’nin tamamında tek yetkili olan özel hukuka tabi, tüzel bir kişiliğin önündeyiz. Her araç sahibi olan vatandaş geliyor ve burada araçlarını muayene ettiriyorlar. En fazla yarım saat süren bir işlemde binlerce liralık ödemeler yapılıyor. Burada tabii ciddi bir kazanç söz konusu. Devletin de buradan bir geliri söz konusu. Fakat o gelirle yetinmeyip kanunlara aykırı bir davranış söz konusu. Tüzel bir kişiliğe sahip olan ve ücretini devletin belirlediği bir işletme kanuna aykırı bir işlem yapıyor ve bunu çok aleni yapıyor. Burada vatandaş ödemeyi yapıyor ama herkesin nakit parası yok, kredi kartı ile ödeme yapıyor. Taksit falan değil, kredi kartıyla tek çekim yapmak istiyorlar. Fakat buna komisyon alınıyor. Adına komisyon denmiyor, ‘ödeme kuruluş hizmet bedeli’ diyorlar. Uydur uydur söyle. Ödeme kuruluş hizmet bedeli ne? Bunun mevzuatımızda bir yeri var mı, yok. Fakat bir para alacağım, öyle ya da böyle alacağım, adına da bir şey söylerim ve bana yasal olarak bir sıkıntı dokunmaz. 5465 sayılı Banka ve Kredi Kartları Kanunumuz var. Bunun 17. maddesi çok açık bir şekilde ‘Kredi kartıyla yapılan işlemlerden dolayı hiç kimse TÜVTÜRK de dahil ek bir ücret talep edemez’ diyor. Fakat bu ek ücreti ‘ödeme kuruluşu hizmet bedeli’ adı altında uyduruk bir sebeple alıyor. Şimdi bunun karşılığı yok ve devlet buna sormuyor; ‘Bu ödeme kurulu hizmet bedeli ne kardeşim ya? Gel bakayım bana bir anlat bunu. Ben bulamadım. Sen nereden çıkardın bunu?’ denmiyor. Ticaret Bakanlığı’nın bu konuda yetkisi var ve gerekli yaptırımları yapabilir. BDDK’nın da bununla alakalı ciddi bir yaptırımı var” ifadelerini kullandı.
Vatandaşlara seslenen Şahin, “Ben bütün vatandaşlara şunu tavsiye ediyorum. Paraya doymayanlar için bunu söylüyoruz. Uydurup, vatandaşın cebinden bir şekilde para alanlar için söylüyoruz. Bu işlemlerden sonra eğer kendilerinden ‘ödeme hizmet bedeli’ adı altında kredi kartından komisyon alınmışsa önce BDDK’ya şikayet edelim. Çünkü bunun maddi bir cezası da var. Her işlem için 50 bin TL’ye kadar para cezası var. Türkiye’de şu anda yüz binlerce muayene işlemi yapılıyor ve bunun büyük bir ihtimalle yüzde 90’ı kredi kartıyla ödeniyor ve buradan ekstra komisyon alınıyor. Bu komisyonu belediyeye şikayet edip, daha sonra da hakem heyetlerine gidip hakem heyetlerinden iadesini talep etmek lazım. Şuna da dikkat edelim. 77 TL ödeme kuruluşu hizmet bedeli alıyorlarsa, 15 TL de KDV’sini alıp, vergisini de bize ödettiriyorlar. Acaba banka ne kadar komisyon alıyor? TÜVTÜRK bütün Türkiye’de güçlü bir kuruluş. Sonuçta milyonlarca müşterisi var ve bankalar milyonlarca müşterisi olan bir işletmeye düşük oranda komisyon uygularlar. Belki de uygulamazlar. Acaba TÜVTÜRK 77 TL komisyon alırken bankaya ne kadar ödüyor? Bu da ayrı bir muamma. Oradan da kar elde ediyorlar. Bunlara gerek BDDK’nın gerekse Ticaret Bakanlığının ‘dur’ demesi lazım. Vatandaşın zaten ekonomik durumu çok iyi değil. Her taraftan soyulmasına fırsat vermemek lazım. Vatandaşları da bu konuda hakkını aramaya davet ediyorum” diye konuştu.
]]>(BALIKESİR)- Balıkesir Büyükşehir Belediyesi(BBB) tarafından düzenlenen Balıkesir Dönüşüm Kongresi’nde konuşan Deprem Bilimci Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, ekonomik sıkıntılar yaşanan, yoksul bir ülkede depreme karşı bir çare üretilemeyeceğini söyledi. Ercan, “Geçim sıkıntısı çeken bir insana ‘evinizi güçlü yaptırın’ diyemezsiniz. Bir kişinin depreme önlem alabilmesi için asgari ücretin 94 bin lira olması gerekiyor. Ben bir üniversite profesörüyüm. Ben depremde ölmeye adayım. Çünkü ben bu parayı alamıyorum. Ben depreme güvensiz bir evde oturuyorum” dedi.
Deprem Bilimci Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi(BBB) tarafından Avlu Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen Balıkesir Dönüşüm Kongresi’nin Afet Yönetimi ve Dirençli Kentler oturumunda konuştu.
Liyakatsiz yönetimler, ekonomideki bozukluk ve halkın geçim sıkıntısının depremleri afete dönüştürdüğünü dile getiren Ercan, “Geçim sıkıntısı çeken bir insana ‘evinizi güçlü yaptırın’ diyemezsiniz. İnsanlarımızın çoğu akşam bir ekmeği evine nasıl götürebilirimin mücadelesini veriyor. 10 bin lira emekli maaşı, 17 bin lira asgari ücret. Bir kişinin depreme önlem alabilmesi için asgari ücretin 94 bin lira olması gerekiyor. Ben bir üniversite profesörüyüm. Ben depremde ölmeye adayım. Çünkü ben bu parayı alamıyorum. Ben depreme güvensiz bir evde oturuyorum.
“Aç olan, ‘açız, açız’ diyen bir millete deprem dersi veremezsiniz”
Benim komşularım ‘hayır biz bu evi yenileyemeyiz, maddi durumumuz iyi değil’ diyorlar. Durum böyle, herkesin kendi boyutunda bir sıkıntısı var. Yani aç olan, ‘açız, açız’ diyen bir millete deprem dersi veremezsiniz. Türkiye’nin şu anda en büyük sorunu ekonomidir. Ekonomik sorunu çözmedikçe deprem sorununu çözemezsiniz. Önce yetkili yönetimler olacak. Atatürk Cumhuriyeti kurduğu zaman ilk önce İzmir İktisat Kongresi’ni yaptı. Ekonomin eğer iyi değilse köyde, kentte çocuğunu okutamazsın. Eğitimi düşer, eğitimi düşük olanın algısı düşük olur. Türkiye’nin şu anda düştüğü durum bu değil midir? Eğitimsiz olan bir insana deprem algısını öğretemezsin. Bu sistemin, düzenin doğrudan doğruya yanlışıdır” dedi.
“Göçük altından çıkan insanlar hep yoksullar”
Ercan sözlerinin devamında ise şunları kaydetti:
“54 yıllık deprem deneyimimde göçük altından çıkan insanların hep yoksullar olduğunu gördüm. Ülkenin güçlü bir ekonomisi olacak. Geçim sıkıntısı çekmeyeceksin, eğitim düzeyin yüksek olacak. Kimse göçük altından çıkmak istemez. Halkın sorunu değil bu. Kuru fasulyesini pişiren Ayşe hanım beni anladı ama seçeneği yok. Bizi anlamayanlar yönetimler. Sayın Belediye Başkanımız Ahmet Akın bu konuşmayı dinlemeye geldiği için çok teşekkür ediyorum. Çünkü ana hedef onlar, yeni belediye başkanları. Genellikle biz Türkiye’nin her yerine konuşma yapmaya gidiyorum. Yöneticilerin hiç biri katılmıyor. Ne valisi katılıyor, ne de belediye başkanları. Oysa ana hedefler onlar. Bir şeyi düzeltecek olan onlar.
” Türkiye Cumhuriyeti’ne Kahramanmaraş depreminin maliyeti 120 milyar dolardır”
Türkiye’de bir kişinin depremde ölmesinin maliyeti Türkiye Cumhuriyeti’ne 1 milyon 250 bin dolardır. 1 milyon 250 bin dolarla kaç kişiye, kaç konut yapabileceğinizi düşünebilirsiniz. Aynı zamanda insan yatırımını kaybediyorsunuz. Kahramanmaraş depreminde bu maliyet aşağı düşeceğine yukarı çıkmıştır. Kahramanmaraş depreminde bir kişinin ölmesi Türkiye Cumhuriyeti’ne maliyeti 2 milyon 250 bin dolar olmuştur. Kimisine göre 53 bin bana göre çok daha fazla. Ben hiçbir zaman 53 bin rakamını düşünemiyorum. Biz depremlerin büyüklüğü hep öldürdüğü insan olarak addediyoruz. Ama bir ülkenin geleceğini götürür. Türkiye Cumhuriyeti’ne Kahramanmaraş depreminin maliyeti 120 milyar dolardır. Türkiye’nin yıllık turizm geliri 35 milyar dolar. Türkiye’nin madenlerini yabancılara peşkeş çekmesiyle kazandığı para sadece 5 milyar dolardır.
“Kentsel dönüşüm kilitlendi”
Ekonomi ne kadar kötüyse depremin yıkım eşik değeri o kadar aşağı iniyor. Yoksul ülkede depreme çare bulmazsın. Ancak TOKİ aracılığıyla belli bir kesime hizmet edebilirsin. Sorun; yoksulluk. Kentsel dönüşüm yapılamıyor, bankalar kredi vermiyor. Faizler arttı, enflasyon patladı, maliyetler arttı. Yapısal dönüşüm yapılamıyor. Kentsel dönüşüm kilitlendi. Peki insanları kim kurtaracak? İvedi olarak ülke ekonomisinin düzeltilmesi gerekiyor.”
“Balıkesir ili yıkıcı bir deprem görürse benim için şaşırtıcı olmaz”
Deprem bilimci Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, Balıkesir’in depremselliğine ilişkin ise şunları söyledi:
“Balıkesir’de yıkıcı deprem için eşik değer 6,2. 6,2 ve daha büyük her deprem Balıkesir’in yapı biçimine bakarak yapılarda yıkım yapar, belli bir ölçüde. Yıkım yapmaya başladığı eşik 7,2’dir. 7,3’e kadar deprem üretebilir. En sık deprem Erdek, Bandırma arasında Kapıdağı Yarımadası’nı bölücü şekilde olan kırıkta çok büyük bir hareket var. Erdek, Biga, Çan’da 6,2 ile 7,2 arasında deprem beklenir. Bursa, Ulubat, Manyas, Gönen, Yenice, Edremit koyu, Altınoluk’ta 6,2 ile 7,3 deprem üretir. Balıkesir, Burhaniye, Edremit’te, 6,2’yle 6,7 arasında deprem üretir. En çok Erdek, Biga’da çok sık, Yenice, Gönen’de sık, Edremit, Balıkesir kolunda orta sık Balıkesir, Bigadiç, Sındırgı, Simav kırığında ise daha seyrek 100-250 yılda bir deprem oluyor. Yani orası daha seyrek depremleri görüyor. Balıkesir’de son 50 yıldır yıkıcı bir deprem olmadı. Suskunluk süresi çok uzun sürdü. Oysa Balıkesir’de 35 yılda bir yıkıcı deprem beklenirdi. Gelecek 5-10 yıl içinde Balıkesir ilinden söz ediyorum. Balıkesir ili yıkıcı bir deprem görürse benim için şaşırtıcı olmaz. 7 büyüklüğünde bir depremi yenileme aralığı Balıkesir ilinde, 35 yılda bir. Buradan her 35 yılda bir olacak anlamı çıkmaz. Bazen depremlerin durgunluk yılları vardır. 50 yıl, 100 yıl olmaz deprem. Çünkü gerginlik birikmediyse kırılma olmaz. Kırılma olmadıysa deprem olmaz. 7,5 büyüklüğündeki bir depremde 72 yılda bir olur. Son 127 yıldır Balıkesir’in merkezinde büyük bir deprem gözlenmedi. 127 yıldır Balıkesir’in içi suskun. Kaç yıla kadar suskun olabilir? 250-300 yıla kadar suskun olabilir. Dolayısıyla Balıkesir’de ivedi bir deprem uyarısı yapmanın bilimsel tabanı yoktur. Altıeylül ve Karesi için söylüyorum. Ama ilde olabilir. Ama içeride ivedi bir durum yok. Yani burada yan gelip yatalım anlamında söylemiyorum.”
]]>
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) ve Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsünün(KTAE) katılımlarıyla oluşturulan “Yapay Meralarda Botanik ve Fitokimyasal Çeşitliliğin Ot Verimi, Toprak Özellikleri ve Kuzularda Canlı Ağırlık Artışı ile Antihelmintik Etkilerinin Belirlenmesi Projesi”nin Tarla Günü Etkinliği, KTAE Ambarköprü Deneme İstasyonu’nda yapıldı.
Prof. Dr. Ayan: “Yem vermeden beslediğimiz kuzuların canlı ağırlıkları oldukça iyi”
Proje kapsamında yem verilmeden yapay merada beslenen kuzuların durumu ve projenin gidişatı hakkında bilgi veren OMÜ Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlknur Ayan, “Yapay meradan kastımız, bitkileri biz seçerek bu bitkileri farklı bitkiler ve farklı oranlarda ekerek oluşturduğumuz bir alan olduğu için yapay mera diyoruz. Aslında buradaki yapaylık o bizim bildiğimiz suni çim değil, tamamen biz oluşturduğumuz için yapay diyoruz. Seçtiğimiz bitkilere bakarsanız doğal meralarda bulunan bitkileri ve bu yöreye has bitkileri tercih etmeye çalıştık burada. Burada 2 tane amacımız vardı. Bunlardan bir tanesi kuzularda canlı ağırlık artışını sağlamak. Bu canlı ağırlık artışı sağlarken aynı zamanda kuzuların sağlığına bağırsaklarında bulunan helmint parazitleri de azaltıcı etkide bulunabilecek. Böylece sağlığı iyi olan kuzuların performansa da iyi olacak. Performansa iyi olan kuzulardan daha fazla hayvansal ürün elde edilecektir. Bu anlamda bitkilerimizi seçerek planladığımız, oluşturduğumuz bir çalışma. Klasik olarak kullanılan akıçgül, çim ve domuzayrığı, yani baklagil, buğday karışımı var. Sürekli Türkiye meralarında daha çok kullanılan. Biz buna kuzu besleme çalışması olduğu için ve kuzularda proteinin etkisi kuzu besisinde oldukça fazla olduğu için çayır üçgülü ve gazal boynuzu da katarak biraz daha protein ağırlıklı bir karışım hazırladık. Diğer bir karışımımız ise, 4 tane karışımız var. Diğer karışım, klasik karışıma sinirotu ve hindibayı ilave ederek, helmint yükünü ilave ederek, en son karışımda da dördüncü karışım dediğimiz bütün bitkileri bir araya getirerek, yedi artı tek yıllık Gelemen üçgülü sekiz tane bitkiyi bir araya getirerek oluşturduğumuz bir karışım. Bitkileri hangi bitkiyle yan yana getirdiğiniz, bitki kardeşliği dediğimiz bir kardeşlik burada söz konusu. Getirdiğiniz de çok önemli. Biz bunu karışımlarımızda da gördük. Bundan sonra burada en az iki karışım belirli ekolojik şartlara göre, belki de üç karışımı çiftçilere, çiftçi ekolojik koşullarına göre, toprak yapısına, iklimine, otlatacağı hayvan türüne göre önerileri çıkaracağız, öneriler yapacağız buradan. Ama şu anda hiç kesif yem ya da yoğun yem, fabrika yemi vermeden hayvanlarımızı beslediğimizde elde ettiğimiz canlı ağırlık artışları oldukça iyi. Hayvanların bağırsaklarındaki helmint parazit sayıları azalmış durumda. Projede beklediğimiz sonuçlar doğrultusunda devam ediyor. Kesin sonuçları proje tamamladıktan sonra sonuç raporu yazacağız. Sonuç raporunu teslim etmeden önce bir çalıştayımız olacak” dedi.
“Hedef, daha ucuza besleme yaparak kuzu etinin fiyatını düşürmek”
Merada kuzuların günlük 200-220 gram canlı ağırlık kazandığına değinen Prof. Dr. İlknur Ayan, “Bu bitkiler çok yıllık bitkiler olduğu için bitkilere performanslarla birinci yılı çok fazla gösteremiyorlar. 95 ile 118 gram birinci yıl. Bu yıl şu ana kadar daha denememiz bitmedi 200 ile 220 gram günlük canlı ağırlık kazancı var kuzularda. Burada hedefimiz doğal şartlarda daha ucuza yani kaba yem kullanarak yem girdisini azaltarak daha ucuza kuzu besleme yaparak kuzu etinin fiyatını düşürmek. Konuştuğumuz çiftçiler, yaptığımız araştırma sonuçlarına göre bizim burada günlük canlı ağırlık kazancımız kesif yem yoğun kesif yem yüksek girdili besleme bu tüketen kuzulara yakın durumda kuzularımız. Doğal bu ortamda onlara yakın durumda günlük canlı ağırlık kazancı sağladılar. Doğal meralarda özellikle de ilkbaharda doğal meralarımız da bugün Türkiye’de zayıf, vejetasyon yapıları zayıf. Anneleriyle birlikte doğal meraya çıkıyorlar ve orada bu kuzular doğal merada burada buldukları otu bulmaları mümkün değil. Buradaki kadar iyi beslenmeleri mümkün değil. Kıraç koşullar içinde bu karışımları kullanmak içinde değişik çalışmalar yapıyoruz ve önereceğimiz bitki türleri tabii daha değişik olacaktır kıraç koşulları için. Burada doğal meranın ıslah edilmesiyle burada yapılan çalışma tamamen farklı. Doğal mera üzerindeki baskıyı azaltıyorsunuz. Yani yetiştirici koyunları doğal meraya gönderiyor ama kuzuları böyle bir alanda besleyerek ve daha iyi bir beslemeyle ve daha ucuza girdi yem maliyetini azaltarak besleme yapabiliyorsunuz. İlk yıl tohum masrafınız var, ekim masrafınız var ama 4 yıl bu merayı kullanabileceksiniz. Sonraki 4 yıl boyunca da bu alandaki girdi masrafı oldukça az olduğu için kazanç elde edecek olan kazanç daha da fazla olacaktır, artacaktır” diye konuştu.
Rektör Ünal: “Proje ile üreticiler az bir topraktan kar elde edebilecek”
Az bir topraktan alınan verimin proje kapsamında oldukça yüksek olduğuna değinen OMÜ Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, “Proje, üreticinin kazanacağı, daha küçük bir mekan da toprağı koruyarak daha fazla üretebileceği, kar elde edebileceği bir imkan olarak görülüyor. Gelecekte desteklenecek projeler arasında öncelikli alan olarak da görülecektir. Toprak, bunu bize dayatıyor. Artan nüfus bunu zorunlu hale getiriyor. Burada aslında gıda güvenliği de önemli. Daha fazla üretme önemli ama gıdanın sağlıklı olması, hayvanın sağlıklı bir şekilde geliştirilebilmesi, yetiştirilebilmesi dolayısıyla bu ürünün sağlıklı bir şekilde topluma arz edilebilmesi aslında geleceğimiz açısından hayati öneme sahip. Proje, böyle bir fırsat sunuyor. Projeyi yöneten ve yer alan tüm paydaşlara şükranlarımı sunuyorum” şeklinde konuştu.
Kaba yem kullanımının bu proje ile azalacağını dile getiren Samsun İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Sağlam, “İlimizde 250 bin adet küçükbaş var. Yılda 1 milyon 240 bin ton kaba yeme ihtiyacımız var. Samsun’da 162 bin dekardan yaklaşık 73 bin dekarını ıslah ettik, çalışmalar devam ediyor. Buradaki çalışmalar içerisinde önemli nokta bu karışımların küçükbaşta canlı ağırlığa ne kadar etkili olacak, çalışma bitince bakacağız. Araştırmalar sonucunda küçükbaş ağırlıklı olan yerlerde 6’lı karışıma kadar çıkıyoruz. O karışımlar içerisinde buradaki karışımlara da yer verebiliriz” ifadelerini kullandı.
Programda konuşan Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Betül Baraklı ise şunları söyledi:
“Bugün tanıttığımız çalışma, üniversite, kamu ve özel sektör ortaklığı ile yürütülen örnek bir çalışma olarak devam etmekte ve bu çalışmanın çıktılarının hem çiftçilerimize hem de sektörün paydaşlarına önemli katkılar sağlayacağını düşünüyoruz. Çalışma, son yıllarda en önemli sorunumuz olan gıda güvenliği açısında da bir farkındalık oluşturacak, iklim değişikliği ile gündeme gelen toprak kalitesi ve sürdürülebilir tarıma da önemli katkılar sağlayacaktır.”
OMÜ Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü mezunu ve proje araştırmacısı Dr. Mehmet Can’ın da çalışmaları hakkında bilgiler verdiği etkinlik, konuşmaların ardından yapay meraların ve kuzuların incelenmesinin ardından sonra erdi.
Araştırmanın sonuç raporu, TUBİTAK’a gönderilecek. – SAMSUN
]]>Gaziantep Sanayi Odası Mesleki Eğitim Merkezi’nde (GSO-MEM) gerçekleştirilen panele GSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Başar Küçükparmak, GSO Yönetim Kurulu Üyesi ve GSO-MEM Yönetim Kurulu Başkanı Ali Can Koçak, MMO Gaziantep Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Hamit Öztürkmen, GSO Genel Sekreteri Yusuf İzzettin İymen, Makine Mühendisleri Eyüp Zengin, Tolgahan Demirel, Oğuzhan Üçüncü, Endüstri Yüksek Mühendisi Özge Renklidağ ve firma temsilcileri katıldı.
Gaziantep sanayisinde yoğun olarak kullanılan buhar ve basınçlı hava sistemlerinin verimli çalışması, bu sistemlere uygulanabilecek tasarruf tedbirleri, işletmelerde enerji verimliliği, verimlilik artırıcı yöntemler ve bu sistemlerdeki yanlış uygulamalar gibi konuların ele alındığı panelin açılış konuşmasını gerçekleştiren GSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Başar Küçükparmak, “Enerji konusu bugün dünyanın en önemli konu başlığı haline gelmiştir.Gerek maliyetlerin azaltılması gerekse AB Yeşil Mutabakatı çerçevesinde doğaya duyarlı üretimle sanayimizin sürdürülebilirliğini sağlayabilmemiz enerjimizi verimli kullanmamıza bağlıdır” dedi.
Gaziantep Sanayi Odası olarak 2019 yılında başlattıkları Sanayide Dönüşüm Hamlesi kapsamında, bu yıl da yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm çalışmalarını “İkiz Dönüşüm” temasıyla sürdürdüklerini belirten Başar Küçükparmak, GSO-MEM’de firmaların uluslararası standartlarda karbon ayak izi ölçümleri, raporlama ve yol haritalarını belirleyerek yeşil üretime geçişlerini sağladıklarını ifade etti.
Gaziantep Model Fabrika’nın bu sürece yaptığı katkılara da işaret eden Küçükparmak, “Yalın üretim ve öğren-dönüş çalışmalarıyla firmalarımızın enerji verimliliğini artırıyor, israfın önüne geçiyor ve bu sayede karbon salınımını azaltıyoruz. Yürütmüş olduğumuz çalışmalar ve bu güzel organizasyondaki iş birlikleri için Makina Mühendisleri Odası Gaziantep Şubesi’ne ve tüm katılımcılara teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
MMO Gaziantep Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Hamit Öztürkmen de yaptığı konuşmada, önümüzdeki dönemde de sanayinin sağlıklı büyümesi, daha güçlü bir altyapıya ve insan gücüne sahip olması için bu tür müşterek faaliyetleri gerçekleştirmeye devam edeceklerini söyledi. Enerjinin günümüzün ve geleceğimizin en önemli ihtiyaçlarından birisi olduğunu ifade eden Öztürkmen, “Artan dünya nüfusu ve çeşitlenen teknoloji, aslında enerji ihtiyacını günden güne artırıyor. Bu, bizleri yeni ve temiz enerji kaynaklarını bulmaya zorluyor. Enerji kullanımı artarken hava kirliliği ve doğaya verilen zarar da artıyor. Bu durum da iklim değişikliğine yol açıyor. Bu nedenle enerjinin temini, üretimi, verimliği yönetimi etkin kullanımı her geçen gün daha da önemli hale geliyor. Avrupa Birliğinin 2050 yılına kadar net sera gazı emisyonu, yani net olarak sıfıra indirme hedefi var. Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatında dünyada ilk defa kullanılacak olan sınırda karbon ayak izi düzenlemesi var. Bunlar bizlere şu an alarm veriyor ve bu nedenle geleceğe hazırlanmamız kaçınılmaz. Mevcut yapımızda işletme verimliliğimizi ve enerji verimliliğimizi sağlamaya çalışacağız. İş birlikleri için Gaziantep Sanayi Odamıza ve toplantımıza katılan herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Açılış konuşmalarının ardından gerçekleştirilen panelde, Makine Mühendisi Eyüp Zengin, Sanayide Buhar Kullanımı-Verim Artırıcı Uygulamalar ve Tasarruflar; Makine Mühendisleri Tolgahan Demirel ve Oğuzhan Üçüncü, Basınçlı Hava Tesisatları-Kayıp Kaçakların Önlenmesi ve Verim Artırıcı Uygulamalar; Endüstri Yüksek Mühendisi Özge Renklidağ da İşletmelerde Enerji Verimliliği ve Enerji Yönetimi başlıklarında sunum yaptılar.
Toplantı, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi. – GAZİANTEP
]]>Kripto varlıklara ilişkin kanun teklifiyle ilgili merak edilenler ve cevapları…
KRİPTO VARLIKLARLA İLGİLİ YASAL ALTYAPI HANGİ KANUNDA OLUŞTURULACAK?
Kripto varlıklara ilişkin düzenlemeler Sermaye Piyasası Kanunu’nda yer alacak. Teklifle, bu kanuna kripto varlıklara ilişkin tanımlar eklenecek.
Kanun teklifi, bugün görüşüldü. Komisyon sürecinin ardından teklif, TBMM Genel Kurulu’nda ele alınacak. Genel Kurul’da kabul edilmesi halinde teklif kanunlaşacak ve Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girecek.
KRİPTO VARLIK HİZMET SAĞLAYICILAR NASIL FAALİYET GÖSTERECEK?
Kripto varlık hizmet sağlayıcıların kurulabilmesi ve faaliyete başlaması için Sermaye Piyasası Kurulu’ndan (SPK) izin alınması zorunlu olacak. Ayrıca kripto varlık hizmet sağlayıcıların kuruluşlarına, faaliyete başlamalarına SPK tarafından izin verilebilmesi için bilgi sistemleri ve teknolojik altyapıları konularında TÜBİTAK’ın belirleyeceği kriterlere uygunluk aranacak. Kripto varlıklara yönelik yatırım danışmanlığı ve portföy yöneticiliği yapılmasına ilişkin usul ve esaslar da SPK tarafından belirlenecek.
FİYATLAR NASIL OLACAK?
Platformlarda fiyatlar serbestçe oluşacak. Platformlar işlemlerin güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil, dürüst ve rekabetçi bir şekilde gerçekleşmesinin sağlanması, piyasa bozucu nitelikte eylem ve işlemlerin tespit edilmesi, önlenmesi ve tekrarlanmaması amacıyla emir ve işlem esaslarını belirleyecek, bünyelerinde gerekli gözetim sistemini kuracak ve her türlü önleyici tedbirleri alacak.
CÜZDAN VE FONLARA İLİŞKİN KAYITLARDA HANGİ ESASLAR ARANACAK?
Müşterilerin kripto varlık transferlerinin gerçekleştirildiği cüzdanlara ve fon transferlerinin gerçekleştirildiği hesaplara ilişkin kayıtlar kripto varlık hizmet sağlayıcılar tarafından güvenli, erişilebilir ve takip edilebilir şekilde tutulacak. Tüm işlem kayıtlarının bütünlüğü, doğruluğu ve gizliliği sağlanacak. Müşterilerin kripto varlık transfer işlemlerinde, SPK ve Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından yapılan düzenlemelere uyulacak.
MÜŞTERİLERİN KRİPTO VARLIKLARI VE NAKİTLERLE İLGİLİ DÜZENLEMELER NELER OLACAK?
Platformların müşterilerine ait kripto varlıkları, müşterilerin kendi cüzdanlarında bulundurulması esas olacak. Müşterilerin kendi cüzdanlarında bulundurmayı tercih etmedikleri kripto varlıklara ilişkin saklama hizmetinin, Kurul tarafından yapılacak düzenleme uyarınca yetkilendirilmiş ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından uygun görülen bankalarca veya Kurulca kripto varlık saklama hizmeti sunma konusunda yetkilendirilmiş kuruluşlarca sunulması ve müşterilere ait nakitlerin bankalarda tutulması zorunlu olacak.
YÜKÜMLÜKLERİN YERİNE GETİRİLEMEMESİNDEN KİM SORUMLU OLACAK?
Kripto varlık hizmet sağlayıcılarının hukuka aykırı faaliyetleri ile nakit ödeme veya kripto varlık teslim yükümlülüklerini yerine getirememesinden kaynaklanan zararlardan kripto varlık hizmet sağlayıcıları sorumlu olacak. Kripto varlık hizmet sağlayıcıları, bilişim sistemlerinin işletilmesi, her türlü siber saldırı, bilgi güvenliği ihlalleri gibi fiillerden veya personelin her türlü davranışından kaynaklanan kripto varlık kayıplarından Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili hükmü kapsamında sorumlu olacak.
KRİPTO VARLIKLARA EL KONULABİLECEK Mİ?
Müşterilerin nakit ve kripto varlıkları, kripto varlık hizmet sağlayıcılarının borçları nedeniyle, kripto varlık hizmet sağlayıcılarının mal varlığı ise müşterilerin borçları nedeniyle kamu alacakları için olsa dahi haczedilemeyecek, rehnedilemeyecek, iflas masasına dahil edilemeyecek ve üzerlerine ihtiyati tedbir konulamayacak.
Müşterilere ait nakit ve kripto varlıklara ilişkin tedbir, haciz ve benzeri her türlü idari ve adli talepler kripto varlık hizmet sağlayıcıları tarafından yerine getirilecek. Müşterilere ait nakit ve kripto varlıklara adli makamlarca el konulması halinde, el konulan varlıkların Kurulca yetkilendirilmiş saklama hizmeti sağlayan kuruluşlar nezdinde oluşturulan cüzdanlarda muhafazası için gerekli tüm işlemler adli makamlarca tesis edilecek.
İZİNSİZ KRİPTO VARLIK HİZMET SAĞLAYICILIĞI FAALİYETİNDE HANGİ CEZALAR VERİLECEK?
İzin almaksızın kripto varlık hizmet sağlayıcısı olarak faaliyet yürüttüğü tespit edilen gerçek kişiler ve tüzel kişilerin yetkilileri 3 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 5 bin günden 10 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacak. Kripto varlık hizmet sağlayıcı görevi nedeniyle kendisine tevdi edilen veya koruma, saklama ve gözetimiyle yükümlü olduğu para veya para yerine geçen evrak veya senetleri, diğer malları veya kripto varlıkları kendisinin ya da başkasının zimmetine geçiren kripto varlık hizmet sağlayıcı yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları, 8 yıldan 14 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacaklar; kripto varlık hizmet sağlayıcının zararını tazmin edecekler.
Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde faile 14 yıldan 20 yıla kadar hapis ve 20 bin güne kadar adli para cezası verilecek. Ancak, adli para cezasının miktarı kripto varlık hizmet sağlayıcının ve müşterilerinin uğradığı zararın 3 katından az olamayacak.
KRİPTO VARLIK PLATFORMLARINDAN VERGİ YA DA HİZMET BEDELİ ALINACAK MI?
Düzenlemeyle vergilendirme getirilmiyor. Her yıl hizmet bedeli olarak platformların bir önceki yılki faiz gelirleri hariç tüm gelirlerinin yüzde biri SPK, yüzde biri de TÜBİTAK bütçesine ilgili yılın mayıs ayı sonuna kadar ödenip gelir kaydedilecek.
KRİPTO VARLIK HİZMET SAĞLAYICILAR NELER YAPACAK, HANGİ İŞLEMLER UYGULAMAYA ALINACAK?
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kripto varlık hizmet sağlayıcılığı faaliyeti yürütenler, yürürlük tarihinden itibaren bir ay içinde, Kurulca belirlenecek belgelerle Kurula başvuruda bulunarak, ikincil düzenlemelerde öngörülecek şartları sağlayarak faaliyet izni almak üzere gerekli başvuruları yapacaklarına veya müşteri hak ve menfaatlerini zarara uğratmadan üç ay içerisinde tasfiye kararı alacaklarına ve tasfiye sürecinde yeni müşteri kabul etmeyeceklerine dair bir beyan sunmak zorunda olacak. Kanunun yürürlüğü sonrasında faaliyete başlamak isteyenler, faaliyetlerine başlamadan önce Kurula başvuruda bulunarak ikincil düzenlemelerde öngörülecek şartları sağlayarak faaliyet izni almak üzere gerekli başvuruları yapacaklarını beyan edecek.
Tasfiyeye gitmeyi tercih eden ya da belirlenen süre içerisinde Kurula başvuru yapmayan kuruluşlarda hesapları bulunan müşterilerin transfer taleplerinin yerine getirilmemesi izinsiz hizmet sağlayıcılığı faaliyeti suçunu oluşturacak. Yurt dışında yerleşik kripto varlık hizmet sağlayıcılar, Türkiye’de yerleşik kişilere yönelik faaliyetlerini kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden üç ay içerisinde sonlandıracak.
Müşterilerin kripto varlıkları nakde veya nakdi kripto varlığa çevirebilmelerine ve kripto varlıkların transferinin gerçekleştirilmesine imkan veren Türkiye’de yerleşik ATM ve benzeri elektronik işlem cihazlarının faaliyetleri, kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden üç ay içerisinde sonlandırılacak; faaliyetini sonlandırmayan ATM’ler mahallin en büyük mülki idare amirinin bildirimi üzerine iş yeri açma ve çalışma ruhsatlarına ilişkin mevzuatta belirlenen yetkili idareler tarafından kapatılacak.
]]>KARDEMİR’in 2023 yılı faaliyetlerinin görüşüldüğü 29. Olağan Genel Kurul Toplantısı yapıldı.
KARDEMİR Eğitim ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen toplantıya, yönetim kurulu üyeleri genel müdür, genel müdür yardımcıları ve hissedarlar katıldı.
Toplantıda konuşan Demir, özellikle son çeyrek yüzyılda dünyada benzerine az rastlanan doğa olaylarıyla karşı karşıya kalındığını söyledi.
Avrupa Yeşil Mutabakat bildirisinin, iklim kriziyle mücadelenin en önemli yazılı belgesi olduğunu belirten Demir, “Bu bildiriye göre Avrupa, 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını yüzde 50-55 oranında azaltmayı ve 2050 yılına kadar ise karbon nötr olmayı en önemli hedefi olarak ortaya koymuş durumda. Yine Cumhurbaşkanlığımızca Yeşil Mutabakat Eylem Planı konulu genelge Temmuz 2021’de Resmi Gazete’de yayımlanmış ve Ticaret Bakanlığımızca da eylem planı yürürlüğe konulmuştur.” dedi.
Demir, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizmasının gelecek yıllarda küresel ticaretin dinamiklerini değiştirmesinin beklendiğini ifade ederek, “Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması uygulamasıyla yüksek emisyonlarda üretim yaparak ürünlerini Avrupa’ya ihraç eden şirketlerin, yeni vergi yüküyle karşı karşıya kalması, emisyonlarını azaltmayan şirketlerin Avrupa pazarındaki rekabet güçlerinin zayıflaması öngörülmektedir. İhracatının yarıya yakınını Avrupa pazarına yapan ve Avrupa Birliği ile ticari ve siyasi alanda yakın ilişkiler içerisinde bulunan Türkiye’nin bu önemli düzenlemenin dışında kalması söz konusu değildir.” diye konuştu.
Çimento, alüminyum, gübre, elektrik sektörleri gibi çelik sektörünün de bu yeni düzenlemenin doğrudan etkileyeceği öncelikli sektörler arasında yer aldığını dile getiren Demir, bu nedenle diğer tüm sektörlerde olduğu gibi tüm dünyada çelik üreticilerinin de karbondan arınmaya odaklandığını kaydetti.
Demir, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bu kapsamda yönetimimiz; Yeşil Mutabakat ve Sınırda Karbon Düzenlemesini, sektörü daha yeşil ve temiz kılmaya imkan tanıyan bir fırsat olarak değerlendiriyor ve karbon emisyonlarımızı, su kullanımını ve biyoçeşitlilik üzerindeki tüm olumsuzlukları azaltmayı, üretim proseslerinde verimliliklerimizi artırmayı ve sürdürülebilir üretim ve başarıları yakalamayı hedeflemektedir. Üretim kapasitemizi 3,5 milyon ton seviyelerine çıkarmak için kurulması planlanan yeni yüksek fırın yatırımımızın, ‘yeşil çelik’ hedefine uygun teknolojiyle gerçekleştirilmesi için teknik araştırmalarımız devam etmektedir.”
Buna paralel şirkette oluşturulan “Karbonsuzlaştırma Çalışma Grubu”nun faaliyetlerine başladığını aktaran Demir, yeşil çelik yol haritasına uygun üretim için de çalışmaların devam ettiğini söyledi.
Demir, diğer yandan da üretim içindeki katma değerli ürün miktarını artırmak için planlanan yatırımların sürdüğünü belirtti.
Yönetimin bu dönemde odaklandığı bir diğer konunun ise dijitalleşme olduğuna değinen Demir, KARDEMİR’in Türkiye demir çelik sektöründe kapsam olarak gerçekleştirilen “en büyük dijital dönüşüm projesi” olan kurumsal kaynak yönetimi S/4 HANA projesini devreye aldığını hatırlattı.
Demir, AR-GE merkezinin, şirketin rekabet edebilirlik seviyesini artırmak ve sürdürülebilir büyümesine katkı vermek üzere çalışmalar yürüttüğünü kaydetti.
“Öz kaynaklarımızda güçlü büyüme kaydedilmiştir”
Dünya ham çelik üretiminin 2023’te 1 milyar 888 tonda sabit kaldığını aktaran Demir, şöyle devam etti:
“En büyük üretici konumundaki Çin, geçen yıl üretimini sadece yüzde 0,1 artırırken, Hindistan’ın üretimi yüzde 11 artmış ve dünyada üretimini en fazla artıran ülke olmuştur. Bu dönemde ülkemiz ham çelik üretimi, bir önceki yıla göre yüzde 4 küçülmüş ve 33,7 milyon ton ile 2019 yılı seviyesine gerilemiştir. KARDEMİR, dünya genelindeki durağanlığa rağmen 2023’te 2 milyon 394 bin 312 ton ham çelik ve buna bağlı 2 milyon 319 bin 823 ton net mamul ile üretimini artırma başarısını göstermiştir.”
Demir, Asya, Avrupa ve Afrika’nın 2023’te ihracat pazarları olduğunu dile getirerek, Gürcistan, Sırbistan, Romanya, Almanya, Polonya, Bulgaristan, Çekya, Kosova, Slovakya ve Yunanistan’a muhtelif çelik kaliteleri ihraç edildiğini ve yaklaşık 26 bin ton satışla 29 milyon dolar değerinde ihracat geliri elde edildiğini ifade etti.
Mali mevzuat gereği enflasyon muhasebesinin etkileriyle finansal veriler incelendiğinde 2023’te 51 milyar 621 milyon lira satış geliri, 3 milyar 296 milyon lira faiz, amortisman ve vergi öncesi kar (FAVÖK) ve 1 milyar 588 milyon lira net kar elde edildiği bilgisini paylaşan Demir, “Geçen senenin aksine net borç pozisyonundan net nakit pozisyonuna geçilirken, enflasyon muhasebesinin etkisiyle öz kaynaklarımızda güçlü büyüme kaydedilmiştir.” dedi.
Demir, kurdukları KARDEMİR Liman İşletmeciliği ve Taşımacılık Anonim Şirketinin (KARLİMTAŞ), öncelikli olarak Zonguldak-Karabük arasında özel demir yolu taşımacılıklarını ve gelecekte de liman işletmeciliklerini yapacağını kaydetti.
Şirketin küresel ölçekte rekabet edebilirliğini artırmak, çevreye duyarlı üretim yapısını güçlendirmek ve yenilikçi çözümler geliştirmek adına yürüttükleri çalışmalarda ortakların desteklerinin kendileri için büyük önem arz ettiğini vurgulayan Demir, “Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da KARDEMİR ailesi olarak birlikte daha büyük başarılara imza atacağımıza olan inancımız tamdır. Bizlere olan güveniniz ve desteğiniz için yönetimimiz adına teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.
]]>Firmaların internet üzerinden bilet satışı yaptıkları sitelere bakıldığında 1 Haziran’da İstanbul’dan Dalaman’a gidecek bir yolcu için 1500 liraya otobüs bileti varken, aynı tarihte Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan Dalaman’a 550 liraya uçak bileti bulunuyor. 10 Haziran’da ise 900 liraya uçak bileti bulunurken, aynı tarihte 1250 liraya otobüs bileti satıldığı görülüyor.
Tüm Otobüsçüler Federasyonu (TOF) Başkanı Mustafa Yıldırım ise otobüs firmalarının 4 aylık periyotlar halinde Ulaştırma Bakanlığı’na fiyatlarını belirttiğini ancak bu süre içerisinde akaryakıt zamlarını ön gören firmaların yüksek fiyatla onay aldığını söyledi. Yüksek fiyatların normal günlerde uygulanmadığını, yüzde 30 indirim ile biletlerin satıldığını söyleyen Yıldırım sadece bayramlarda ve tatil günlerinde firmaların tavan fiyatı uyguladığını belirtti.
Yıldırım, artan akaryakıt fiyatları, otoban ve köprü geçiş ücretleri ve firmaların komisyon kesmelerinin fiyatlara yansıdığını belirtti. Firmaların internet üzerinden bilet satışı yaptıkları sitelere bakıldığında 1 Haziran’da İstanbul’dan Dalaman’a gidecek bir yolcu için bin 500 liraya otobüs bileti varken, aynı tarihte Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan Dalaman’a 550 liraya uçak bileti bulunuyor. 10 Haziran’da ise 900 liraya uçak bileti bulunurken, aynı tarihte bin 250 liraya otobüs bileti satıldığı görülüyor.
“FİRMALARIMIZ TEMKİNLİ DAVRANIP FİYATLARINI YÜKSEK ALDILAR”
Tüm Otobüsçüler Federasyonu Gelen Başkanı Mustafa Yıldırım, “Otobüslerde fiyat uygulamasının nasıl yapıldığını anlatmamız lazım vatandaşlarımıza. Firmalarımız kendi hazırladıkları fiyat listesini bakanlığa bildirirler ve 4 ay uygulamak zorundalar. Geçtiğimiz dönemlerde akaryakıta sürekli zam gelmesinden dolayı firmalarımız temkinli davranıp fiyatlarını yüksek aldılar. Bu aldıkları fiyattan yüzde 30 indirim yapma hakları var. Firmalar temkinli davranıp fiyatlarını yüksek aldıkları için yoğun günlerde yüksek fiyat uyguluyorlar, yoğun olmayan günlerde yüzde 30’un içinde rekabet ediyorlar şu anda. Zam yok demeyelim, zam oluyor. Nasıl oluyor, 4 ayı dolan firmalar yeniden müracaat edip fiyatlarını arttırabiliyorlar” dedi.
“FİRMA FİYATIN TAVANINI UYGULUYOR”
Firmaların fiyatları tatil günlerinde tavan fiyattan uyguladığını belirten Yıldırım, “Şimdi sadece bayram tatili yok. Aynı zamanda okullar da kapanıyor. İkisi üst üste çakıştı ve çok yoğun bir hareket olacak. Dolayısıyla firmalarımız mevcut fiyatları en yüksek neyse bakanlığa bildirdikleri, 4 aylık süreyle belirledikleri fiyatlarını uygulamak zorundalar. Bayramlarda, yoğun günlerde firma, aldıkları fiyatın tavanını uyguluyorlar. Yoğun olmayan günlerde de yüzde 30’a kadar indirim yapabiliyorlar” diye konuştu.
“OTOBÜS FİYATI BİN 200 LİRA, UÇAK FİYATI 700 LİRA”
Otobüs bilet fiyatlarının uçak biletlerinden daha yüksek olduğunu ifade eden Yıldırım, “Ben 1-2 hafta önce İstanbul’dan Bodrum’a gidiş dönüş bilet aldım. Gidiş geliş bilet bin 400 liraydı. Otobüs fiyatı bin 200 lira, uçak fiyatı 700 lira. Son yıllarda otobüs işletmeciliği büyük bir yolcu kaybı yaşadı. Hava yollarına yaklaşık iç hatlarda 80-90 milyon yolcu gitti. 2023 yılında hızlı demir yollarına, 80 milyon yolcu gitti. Otobüs işletmeciliği yüzde 45 daraldı. Dünyanın her yerinde otobüs bileti 1 lira, demir yolu bileti 2 lira, uçak bileti 3 lira, yani katsayılar sayılar böyle gidiyor. Bizde tam tersi. Şu anda uçaklar, otobüsten ucuz. Gidin Sabiha Gökçen Havaalanı’ndan Bodrum’a, Marmaris’e, Antalya’ya, Trabzon’a, Van’a bilet alın, otobüsten daha ucuz” dedi.
“BU ŞARTLARDA OTOBÜS İŞLETMECİLİĞİ SÜRDÜRÜLEMEZ DURUMA GELİYOR”
Uçak ve otobüs arasındaki fiyat farkının nedenlerini açıklayan TOF Başkanı Yıldırım, “Otobüsün maliyeti yüksek, akaryakıt çok pahalı. İstanbul’dan İzmir’e giden bir otobüs için yolcu başı 70 lira sadece otoyol ve köprü bedeli ödüyorlar otobüsçüler. Bunun üzerine personel maliyetlerini, akaryakıt maliyetlerini, firmaların satış komisyonunu, işte internet bileti satılıyor, internetten yüzde 13’e kadar komisyon alıyorlar. Firma da kesiyor. Otobüsçünün yüzde 30’u yok. Dolayısıyla yani burada otobüs işletmecileri hakikaten sıkıntı içinde. Bu şartlar altında otobüs işletmeciliği sürdürülemez duruma geliyor” ifadelerini kullandı.
“BAYRAM ÜZERİ OTOBÜS BİLETLERİNE ZAM VAR”
Şehirlerarası otobüs şoförü Emin Özkan, “Henüz açıkçası bayram yoğunluğu başlamadı. Yol fiyatlarının yüksek oluşu, insanların Kurban Bayramı’nda masrafının yüksek olmasından dolayı şu an için yollarda beklediğimiz potansiyel yok. Bayram üzeri otobüs biletlerine zam var. Çünkü akaryakıt fiyatı otobüs sektöründe desteklenmiyor. Fethiye’ye gidiş geliş 30 bin liraya yakın bir mazot tüketimi yapıyoruz. Personel parası, otoban parası, köprü parasını eklediğimiz zaman otobüsçüye bir şey kalmıyor. Şu anda Fethiye’ye bin 100 lira civarı bilet kesiliyor. Uçak fiyatlarıyla yarışamayız, uçak bir kerede 500 kişiyi götürüyor, biz 30 kişiyi götürüyoruz” dedi.
“İZMİR’E 800 LİRAYA GİDİYORUM, TORUNUM UÇAKLA 700 LİRAYA GELDİ”
Bursa’ya yolculuk yapacak Ahmet Şen ve Güler Şen çifti ise, “300 liraya bilet aldık. Bilet fiyatı yüksek, daha düşük olabilir. 2-3 kişi gittiğiniz zaman bu fiyata ağır geliyor. Yine zam gelecekmiş diye duyduk. Zam yapılmazsa daha çok kişiyi getirip götürebilirler” derken, aynı yola uçağın daha uygun fiyatla götürdüğünü belirten Kıymet Onay, “İzmir’e 800 liraya gidiyorum. Torunum uçakla 700 liraya geldi, 700 liraya da döndü” ifadelerini kullandı.
]]>Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen Türkiye ve AB Arasında Şehir Eşleştirme-II: Yeşil Bir Gelecek İçin Eşleştirme Hibe Programı dahilinde İspanya’nın Selva (Mayorka) Belediye Başkanı Juan Rotger Segui, Selva Belediyesi Meclis Üyeleri Manuel Jose Barredo Enrique, Ana Maria Rotger Mestre, Beatriz Lechuga Tortella, Proje Koordinatör Yardımcısı Esperença Devis, Selva Belediyesi Tarım Müdürü Joan Toni Gual Mir, zeytin ve zeytinyağı üreticisi Jose Rotger Garau, Ziraat ve Orman Mühendisi Bernat Barcello Perello, İletişim Şefi Julia Frau Martorell ve Avrupa Konseyi Zeytin Ağacı Kültür Rotası Temsilcisi Konstantinos Kaisaris’ten oluşan heyet, Edremit Ticaret Odası’nı ziyaret etti. Meclis salonundaki sunumların ardından heyet, Zeytinyağı Duyusal Analiz Tadım Laboratuvarı’na geçti. İspanyol ve Yunan zeytinciler, burada Duyusal Panel Test Lideri Zülal Taçar’ın sunumuyla bölgenin zeytinyağları ile tadım yaptılar. Bölgenin çeşidinin karakteristik özellikleri ve üretim proseslerinin tanıtıldığı tadım programında, coğrafi işaretli ürünlerin ayırt edici özellikleri de tanıtılarak tadım yaptırıldı.
Selva Belediye Başkanı Juan Rotger Segui, “Zeytinyağının üretimiyle ilgili o çok yüksek kalitede ürünler olduğunu burada gözlemleyebilme şansına sahip olduk. Edremit bölgesinin bu ürünlerini görme şansına sahip olduk. Gerçekten burada çok misafirperverlikle çok iyi bir şekilde karşılandık. Çok da mutluyuz buraya gelmiş olmaktan” dedi.
Kaliteli Türk zeytinyağlarını deneyimleme fırsatı bulduklarını ifade eden Segui, “Tadım sonucu olarak biz çok meyvemsi, çok yüksek kaliteli aromalara sahip zeytinyağına şahit olduk. Bizim İspanya’daki zeytinyağımız da benzer şekilde bu seviyelerdeki aromalara, meyvemsi tatlara ve kalitelere sahiptir. İyi zeytinyağı üretimiyle ilgili olarak yerel yönetimin, Edremit Belediyesi’nin gerek üretim tesisleri gerek diğer bütün tesisleri ve kadrolarıyla birlikte çok başarılı bir iş ortaya koyduğunu gözlemleme şansına sahip olduk” dedi.
Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Edremit Ticaret Odası Başkanı Ahmet Çetin, “Bugün Edremit Belediyesi’ne misafir olan İspanya Mallorca Adası’ndan Selva Belediye Başkanı ve yanındaki ekibi ağırladık. 10 kişilik bir ekip. İçerisinde belde belediye başkanları da var, üreticiler de var ve belediye çalışanları da var. Öncelikle Edremit Ticaret Odası’nı kendilerine tanıttık. Arkasından bizim coğrafya işaretli ürünlerimizin tanıtımı oldu. Odamızda Balıkesir Üniversitesi’nden, Edremit Zeytincilik Yüksekokulu’ndan Tuğba Abacigil de bölge hakkında kendilerine bilgi verdiler. Daha sonra Türkiye’deki 9 duyusal analiz laboratuvarından bir tanesi olan Edremit Ticaret Odası Etolab Duyusal Analiz Laboratuvarı’na geldik ve burada bir tadım paneli gerçekleştirdik. Bölgemizin kaliteli zeytinyağlarından kendilerine tadım imkanı sağladık ve oldukça keyifli bir tadım panelinden sonra güzel hatıralarla kendilerini buradan uğurladık” dedi. – BALIKESİR
]]>19 Mayıs’ta geçirdiği ani bir kalp krizi neticesinde hayatını kaybeden Gaziantep Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Yılmaz Duman’ın ailesinin de ağırlandığı ve hüznün hakim olduğu toplantıda konuşan Meclis Başkanı M. Hilmi Teymur, “Yılmaz Duman bizim can dostumuzdu. Kalbinden asla kötülük geçmeyen bir insandı Yılmaz Bu dünyadaki iyilikleri ona şefaatçi olsun. Varsa hakkımız helal olsun. Acı kaybımız için Allah’a dua ediyor; ailesine, sevenlerine, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz” dedi.
Toplantının ilerleyen bölümlerinde kritik maçlar ardından Süper Lig’de kalma başarısı gösteren Gaziantep FK’yı tebrik eden Başkan Teymur, “Süper Lig’de kalmamız şehir adına oldukça önemliydi. Son haftalar çok kritik geçse de elde ettiğimiz başarılı sonuçlarla Süper Lig’de tutunmayı başardık. Bu vesileyle başta kıymetli Meclis Üyemiz ve Gaziantep FK Başkanı Sayın Memik Yılmaz olmak üzere futbolcularımızı, teknik heyetimizi ve emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Umut ediyoruz ki gelecek sene çok daha başarılı bir sezon geçireceğiz” ifadelerini kullandı.
Başkan Teymur’un ardından kürsüye gelen GTO Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım da uzun yıllardır yol arkadaşlığı yaptığı Yılmaz Dumanı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşadığını belirterek, “Son ana kadar Yılmaz Duman’ın geri döneceğine, kalbinin tekrar atacağına inandım. Her ne kadar şok olmuş olsak da onu kaybettiğimize inanamasak da günün sonunda acı gerçekle yüzleştik. Ben yol arkadaşımı, dostumu kaybettim. Yılmaz Duman’la uzun yıllar kol kola, omuz omuza beraber yürüdük. Hüznümüzü, başarılarımızı, sevinçlerimizi paylaştık. Ben inanıyorum ki Allah onu bizden çok daha fazla sevdi ve bizim için çok erken bir vakitte yanına aldı. Yılmaz Duman, yeri asla doldurulamayacak, nahif, mütevazı, zeki ve çalışkan bir insandı. Rab’bim ona rahmetiyle muamele eylesin, mekanını cennet bahçesi kılsın. Ailesine, yakınlarına ve camiamıza baş sağlığı diliyorum” şeklinde konuştu.
“Program tek başına başarı hikayesinin kahramanı olamaz”
Yılmaz Duman’ın anısına hazırlanan videonun gösterimi ardından Duman ailesine berat takdim edilen toplantının devamında Gaziantep Ticaret Odasının mayıs ayındaki faaliyetleri hakkında Meclis üyelerini bilgilendiren Yıldırım, küresel ekonomik gelişmeler ölçeğinde ulusal ekonomi ile Gaziantep’in güncel sorunlarına da değindi.
“Biz yerel ekonominin aktörleri olarak aldığımız karalarda küresel ve ulusal ekonomideki gelişmeleri doğru okuduğumuz müddetçe ayakta kalabiliriz.” diyen Başkan Yıldırım, işletmelerin karar alırken dünya ekonomisinde zayıf büyüme ve çalkantılı dönem uzun süreceğini göz önünde bulundurmaları gerektiğine dikkat çekti.
” Türkiye’deki mevcut ekonomik programın iyi çalışması çok önemli” diyen Yıldırım, “Henüz “yatırım yapılabilir” notuna gelemesek de; Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından gelen not artışları programın iyi gittiğini teyit eder nitelikte.
Ancak bu program tek başına yatırım ortamını iyileştirecek, refah seviyesini artıracak bir başarı hikayesinin kahramanı olamaz. Son açıklanan kamu tasarruf ve verimlilik paketini olumlu bir gelişme olarak değerlendirmekle birlikte yeterli olmadığını düşünüyorum. Mali sürdürülebilirliğin sağlanması, istihdam oluşturulması ve gelir dağılımının iyileştirilmesi için para politikası, maliye politikası, kamu politikası ve kur politikası karışımı ile birlikte çok taraflı eylemlere, hukuksal reformların hayata geçirilmesine ihtiyacımız var” ifadelerine yer verdi.
“Yeşil Altına tarımsal ürün desteği gerek”
Ellerinden geldiğince Gaziantep özelinde yaşanan sorunlar için üyelerinin sesi olmaya, kamuoyu oluşturmaya çalıştıklarını vurgulayan Yıldırım, “Bu sorunlardan biri de Antep fıstığı fiyatları Bu konuyu tartışmak üzere 2 Nolu komitemiz öncülüğünde Odamız ve Ticaret Borsasındaki ilgili komiteler ile Antep fıstığı ve baklava sektörü istişare toplantısı düzenledik. Toplantıda tüm tarafların mutabık kaldığı nokta: Fıstık fiyatlarının suni bir şekilde arttığı Fiyatları manipüle etmeye çalışan, Gaziantep’le ve sektörle ilgilisi olmadığı halde stokçuluk yaparak fahiş kar elde etmeye çalışan kişilerin olduğunu biliyoruz. Fıstık fiyatlarını dengeleyebilmek ve gerçekçi rakamlara getirebilmek adına atılabilecek en önemli adım fındık gibi fıstığımıza da tarımsal ürün desteği verilmesidir. Böylece hem kayıt dışılık azalacak hem de suni fiyat artışları engellenecektir” dedi.
Konuşmasında Gaziantep Havalimanında yapımı yılan hikayesine dönen CIP salon sorununa da parmak basan Yıldırım, “Bu kadar ihracat yapan, fuar düzenleyen, gastronomi ve turizm şehri olan Gaziantep’ CIP salon asla lüks görülemez. Gaziantep her şeyin en iyisini hak ediyor. Bu konuda uzun süredir yetkililerle görüşüyorduk fakat sonuç alamadık. Son olarak sesimizi sosyal medya üzerinden duyurmaya çalıştık. Temennim odur ki CIP salonumu bir an önce açılarak şehrimizin hizmetine sunulur” diye konuştu.
Yıldırım ayrıca uçuş sefer sayılarının bir an önce artırılması ve sıkça yaşanan rötar sorununun çözülmesi gerektiğini vurguladı. – GAZİANTEP
]]>Tarım ve hayvancılık alanında Kayserili üreticinin kentteki en güçlü destekçisi olan Başkan. Dr. Memduh Büyükkılıç yönetimindeki Kayseri Büyükşehir Belediyesi, kentte zenginleştirilmiş bitki çeşitliliği ile arıcılığın ve yenilikçi arı ürünlerinin yaygınlaştırılması, KAYMEK ihtisas kurs merkezlerinde alınan bilgilerin teoriye dökülmesi ve vatandaşların ev ekonomilerine katkı sağlamak amacıyla Hobim Arıcılık Projesi’ni hayata geçirdi.
Proje çerçevesinde başvurular ve kura aşamalarını tamamlayan Büyükşehir Belediyesi Tarım Hizmetler Daire Başkanlığı, projede son aşama olan arılı kovan dağıtımına hazırlanıyor.
Tarım Hizmetler Daire Başkanlığı ekipleri, 6 milyon 270 bin TL’lik Hobim Arıcılık Projesi’nde Arılı Kovan Dağıtım Töreni’ni 31 Mayıs Cuma günü saat 03.30’da gerçekleştirecek. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın 500 kişilik hak sahibi listesinin belirleneceği kurada ‘çiftçi ve üreticinin dostu Büyükşehir’e yakışır bir müjdeyle, “984 kişi belgelerini tamamlamış, kuraya katılmayı hak etmiş, tamamına arılı kovan verelim. Hayırlı, uğurlu olsun” diyerek kuraya katılan tüm başvuru sahiplerine arılı kovan desteği verilmesi talimatı arıcıları sevindirmişti.
Başkan Büyükkılıç’ın bu müjdesi ve talimatı doğrultusunda çalışmalarını kısa sürede tamamlayan Büyükşehir Belediyesi ekipleri, heyecanla beklenen Hobim Arıcılık Projesi Arılı Kovan Dağıtım Töreni’nde başvuru sahiplerine her bir arıcıya 2 adet arılı kovan teslim edilecek şekilde dağıtımı gerçekleştirecek. Hobim Arıcılık projesi çerçevesinde toplam 6 milyon 270 bin TL maliyet ile 990 kişiye toplam 1980 adet kovan desteği verilmiş olacak.
Büyükşehir’den arıcılığa toplam 8 milyon 960 bin TL’lik destek
Geçtiğimiz yıllarda da arıcılık alanında üreticilere destek veren Kayseri Büyükşehir Belediyesi, 2022 yılında 430 bin TL değerinde 420 adet arı kolonisi, 2023 yılında 2 milyon 260 bin TL değerinde 800 adet arılı kovan dağıtırken 2024 yılında ise Hobim Arıcılık Projesi kapsamında 1980 adet arılı kovan ile 6 milyon 270 bin TL’lik destek sağlamış olacak. Büyükşehir, toplam 3 bin 200 adet arılı kovan alırken güncel rakamlarla toplam 8 milyon 960 bin TL’lik yatırıma imza attı.
Proje ile bölgede arıcılık faaliyetlerinin yürütülmesi neticesinde arıcılığın ekolojik dengeye sağlayacağı fayda doğrultusunda çevreci bir tutum izlenmesi ve tozlaşmaya katkısından dolayı bitkisel üretimde de olumlu artışlar meydana gelmesinin yanı sıra Büyükşehir’in hibe destekleri ile arı üreticiliği yapma konusunda isteklileri arıcılığa teşvik etmeyi hem bölge halkının donanımlı birer çiftçi olması hem de bölgenin istihdamına katkı sağlaması hedefleniyor.
Hobim Arıcılık Projesi çerçevesinde dağıtılacak arılı kovanları teslim alacak arıcılara uyarılar
Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Daire Başkanlığı tarafından proje kapsamında dağıtılacak arılı kovanların nakli ve sonrasında arıcıların dikkat etmesi gereken püf noktalarla ilgili arılar için çevreye zarar vermeyecek şekilde yönetmeliğe uygun yerleşim yerleri dışında arılık seçilmesi, arı sokmalarına karşı alerji olup olmadığının bilinmesi, bilinmiyorsa alerjiye karşı ilaç bulundurulması, arılı kovanları teslim almaya gelirken arıcılık için gerekli ekipmanlar (Maske eldiven çorap körük vb.) hazır bulundurulması, teslim tarih ve saatinde yararlanıcılar tarafından teslim alınan arılı kovanlar bekletilmeden sabahın ilk saatinde daha önceden hazırlanan yerlerine götürülmesi, aksi takdirde sıcaklığa bağlı arı kayıpları meydana gelebileceği, yerlerine bırakılan arıların maske ve körükle beraber uçuş deliklerinin açılması, ilk gün arılara herhangi bir işlem yapılmaması ve kovanların kesinlikle açılmaması, ikinci gün körük kullanarak arıların kontrol edilmesi, kontrollerde günlük yumurta aranması veya ana arı kontrolü yapılması, peteklerde açık kapalı yavru olup olmadığının gözlemlenmesi, ihtiyaç duyulması halinde (hava şartları, flora ve kovandaki bal durumu) arılara besleme yapılması, devam eden günlerde ise arıların gelişimine bağlı olarak petek verilmesi ve uygun bir şekilde kat atılması yönünde uyarılarda bulunuldu. – KAYSERİ
]]>TUNCELİ’de Munzur Üniversitesi’nin yerleşkesindeki, Uzunçayır Baraj Gölü manzaralı 205 daireli lojmanların kiralarına, yeni lojman komisyonu kararıyla zam yapıldı. Zamlarla, 1+1 lojmanın kirası 201 liradan 1118 liraya, 2+1 lojmanın kirası 446 liradan 2 bin 36 liraya, 3+1 lojmanın kirası da 557 liradan 2 bin 356 liraya çıkartılırken, artışa itiraz eden bazı akademisyenlerin başvurusu üzerine Erzincan İdare Mahkemesi, yürütmeyi durdurma kararı verdi. Rektör Prof. Dr. Kenan Peker, “Sayın Cumhurbaşkanımız ve bakanlarımız, bu konuyu ele aldılar ve tasarruf tedbirlerinin genelgesine girdi. Bu genelgede de denildi ki; ildeki rayiç fiyat uygulanacaktır. Sendikanın buna itiraz etme hakkı yok. Adaletle kararı vereceğiz” dedi.
Tunceli’de Munzur Üniversitesi’nin yerleşkesindeki Uzunçayır Baraj Gölü manzaralı lojmanlarda 64’ü 1+1, 64’ü 2+1, 64’ü 3+1, farklı noktada da 13 olmak üzere toplamda 205 daire bulunuyor. 6 Haziran 2023’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan kararnameyle üniversiteye rektör olarak atanan Prof. Dr. Kenan Peker, lojman komisyonunda değişiklik yaparak, yeni yönetimiyle kiralara zam yaptı. Yapılan zamla 1+1 lojmanın kirası 201 liradan 1118 liraya, 2+1 lojmanın kirası 446 liradan 2 bin 36 liraya, 3+1 olan lojmanın kirası da 557 liradan 2 bin 356 liraya çıkartıldı. Kira artışının ardından içlerinde Eğitim-Bir-Sen Şube Başkanı Bülent Kar, yönetimi ve üyelerinin de bulunduğu bazı akademisyenler Erzincan İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme yapılan artış kararının yürütmesini durdurdu.
‘KAMU HAKKINDAN KORKARIZ’
Munzur Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kenan Peker, konunun tasarruf tedbirlerine girdiğini ve kira artışından vazgeçmeyeceğini belirterek, “200 lira olan lojman aylık kirası 1100 TL oldu. Tunceli’deki kira durumuna baktığımızda, bir de lojmanı keyfi olarak elinde bulundurdukları, sırada bekleyeni düşünmedikleri anlayışıyla bu fiyat çok düşük kalmıştır. Mayıs ayında Tunceli Eğitim-Bir-Sen Başkanı ve yönetimi dilekçe verdiler. O günden beri bizden aldığınız fazla parayı geri verin, diyor. Biz de dedik ki ‘Hukuki süreç devam ediyor, vermeyeceğiz. Bu bir süreç sonuçlanınca vereceğiz. Ama çok şükür ki o durumda işte Sayın Cumhurbaşkanımız ve bakanlarımız bu konuyu ele aldılar ve tasarruf tedbirlerinin genelgesine girdi. Bu genelgede de denildi ki, ildeki rayiç fiyat uygulanacaktır. Şimdi biz onu uygulayacağız. Sendikanın buna itiraz etme hakkı yok. Adaletle kararı vereceğiz. Adalet mülkün temelidir. Mülkün tek sahibi Cenabıallah’tır. Biz bundan korkarız. Kul hakkından korkarız. Kamu hakkından korkarız. 86 milyonun kamu hakkını korumaya çalışıyoruz. Munzur Üniversitesi yönetimi olarak yaptığımız harcamalarda tasarruf tedbirleri çıkmadan önce bunların çoğunu yapıyorduk. 1+1 lojman için geçen yıl bu zamanlar 201 lira aylık kira alınıyordu. Biz bunu aylık 1118 TL yaptık. 2+1 lojman, 406 TL iken biz bunu 2 bin 36 TL yaptık. 3+1 lojman 557 lirayken yani en iyi koşullardaki lojman ve çoğunun da şehirdeki evlerden geri kalır yanı yok, bu lojmanlar lüks yapılmış. Bunu da 2 bin 356 TL yaptık” ifadelerini kullandı.
‘KİRA ARTIŞI HUKUKSUZLUKTUR’
Munzur Üniversitesi Tıbbi Hizmetler ve Teknikler Bölümü Öğretim Görevlisi ve Eğitim-Bir-Sen Tunceli Başkanı Bülent Kar da, kira artışının hukuksuzluk olduğunu söyleyerek, “Lojmanlara yüzde 600 zam yapıldı. Bakın net söylüyorum yüzde 600 lojmanlara zam yapıldı. Yapılan bu artış hukuksuzdur. Yüzde 600 zam yapılınca biz bunu mahkemeye taşıdık ve mahkemeyi kazandık. Mahkeme kararı tebliğ edildi. Rektörlüğe, ‘Biz bu davayı kazandık. Siz bizden haksız ve hukuksuz olarak bu paraları aldınız. Lütfen diyoruz, aldığınız bu fazla ücretleri geri iade edin’ diyoruz. Bize ‘Şu an mahkeme devam etmekte, mahkemenin ilerleyişine göre değerlendirilecek’ şeklinde cevap veriliyor” dedi.
‘KİRALARI ÇOK UYGUN’
Üniversite öğrencisi Rojin Çelik de lojman kiralarının çok düşük olduğunu belirterek, “Tunceli’de kiralık daire bulamıyoruz. En düşük kira 7 binden başlıyor. Yeni açılan yurtta kalıyorum. 6 kişi bir odada kalıyoruz. Kişi başı 570 lira ödüyoruz. Kampüsün içinde lojmanlar var ve orada hocalar 200 liraya kalıyor. Aldıkları maaşa göre bu kira çok uygun. Gelir adaletsizliği budur. Biz 6 kişilik odaya 570 lira veriyoruz ve bu sorunu dile getirmiyoruz ama 200 liralık lojman fiyatları bin lira olmuş, öğretmenler bunu yargıya taşımış. Öğretmenlerin aldığı maaş ortada. Bu kiraya itiraz etmeleri gerçekten çok komik” diye konuştu.
Üniversite öğrencisi Emir Kaç ise kentteki kiraların yüksek olduğunu söyleyerek, “Şu an yurtlarda en düşük 4 kişi, en fazla 6 kişi bir odada kalıyor. Yurt ücretleri de 510 ile 570 lira arasında değişiyor. Ev kirası burada çok pahalı. 10 bin liranın altında kira yok” dedi.
]]>(ANKARA) – Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, nisan ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 12,9 artarak 8 milyar 739 milyon dolardan 9 milyar 863 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Nisan ayında yüzde 68,8 iken, 2024 Nisan ayında yüzde 66,1’e geriledi.
TÜİK, nisan ayı dış ticaret istatistiklerini açıkladı. TÜİK ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle genel ticaret sistemi kapsamında üretilen geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat 2024 yılı nisan ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 0,1 artarak 19 milyar 254 milyon dolar, ithalat yüzde 4 artarak 29 milyar 117 milyon dolar oldu.
Ocak-Nisan döneminde ihracat yüzde 2,7 arttı, ithalat yüzde 9 azaldı
Genel ticaret sistemine göre, ihracat 2024 yılı Ocak-Nisan döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 2,7 artarak 82 milyar 839 milyon dolar, ithalat yüze 9 azalarak 113 milyar 81 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Nisan ayında enerji ürünleri ve altın hariç ihracat yüzde 3,9 azalırken ithalat yüzde 2,3 arttı
Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ihracat, 2024 Nisan ayında yüzde 3,9 azalarak 17 milyar 985 milyon dolardan, 17 milyar 291 milyon dolara geriledi. Nisan ayında enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ithalat yüzde 2,3 artarak 21 milyar 855 milyon dolardan, 22 milyar 354 milyon dolara yükseldi.
Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç dış ticaret açığı nisan ayında 5 milyar 62 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret hacmi yüzde 0,5 azalarak 39 milyar 645 milyon dolar oldu. Söz konusu ayda enerji ve altın hariç ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 77,4’e denk geldi.
Dış ticaret açığı nisan ayında yüzde 12,9 arttı
Nisan ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 12,9 artarak 8 milyar 739 milyon dolardan, 9 milyar 863 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Nisan ayında yüzde 68,8 iken, 2024 Nisan ayında yüzde 66,1’e geriledi.
Dış ticaret açığı Ocak-Nisan döneminde yüzde 30,5 azaldı
Ocak-Nisan döneminde dış ticaret açığı yüzde 30,5 azalarak 43 milyar 539 milyon dolardan, 30 milyar 243 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Ocak-Nisan döneminde yüzde 64,9 iken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 73,3’e yükseldi.
Nisan ayında imalat sanayinin toplam ihracattaki payı yüzde 94,6 oldu
Ekonomik faaliyetlere göre ihracatta, 2024 Nisan ayında imalat sanayinin payı yüzde 94,6, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,3, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,7 oldu. Ocak-Nisan döneminde ekonomik faaliyetlere göre ihracatta imalat sanayinin payı yüzde 94,1, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,9, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,5 oldu.
Nisan ayında ara mallarının toplam ithalattaki payı yüzde 69,5 oldu
Geniş ekonomik gruplar sınıflamasına göre ithalatta, 2024 nisan ayında ara mallarının payı yüzde 69,5, sermaye mallarının payı yüzde 13,8 ve tüketim mallarının payı yüzde 16,7 oldu. İthalatta, 2024 Ocak-Nisan döneminde ara mallarının payı yüzde 70,3, sermaye mallarının payı yüzde 14,5 ve tüketim mallarının payı yüzde 15,1 oldu.
Nisan ayında en fazla ihracat yapılan ülke Almanya
Nisan ayında ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 1 milyar 483 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 1 milyar 186 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 170 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 876 milyon dolar ile Irak, 861 milyon dolar ile İtalya takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29’unu oluşturdu.
Ocak-Nisan döneminde ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 6 milyar 708 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 4 milyar 995 milyon dolar ile ABD, 4 milyar 373 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 4 milyar 310 milyon dolar ile İtalya ve 4 milyar 232 milyon dolar ile Irak takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,7’sini oluşturdu.
İthalatta ilk sıra Çin’de
İthalatta Çin ilk sırayı aldı. Nisan ayında Çin’den yapılan ithalat 3 milyar 754 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 3 milyar 327 milyon dolar ile Rusya Federasyonu, 2 milyar 242 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 984 milyon dolar ile İtalya, 1 milyar 331 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 43,4’ünü oluşturdu.
Ocak-Nisan döneminde ithalatta ilk sırayı Rusya aldı. Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 15 milyar 310 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 13 milyar 981 milyon dolar ile Çin, 8 milyar 524 milyon dolar ile Almanya, 6 milyar 617 milyon dolar ile İtalya, 5 milyar 477 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 44,1’ini oluşturdu.
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ihracat yüzde 3,5 azaldı
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre; 2024 Nisan ayında bir önceki aya göre ihracat yüzde 3,5 azalırken, ithalat yüzde 5,1 arttı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise; 2024 yılı Nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ihracat aynı kalırken, ithalat yüzde 5,9 arttı.
Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı yüzde 3,6 oldu
Teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri, ISIC Rev.4 sınıflaması içinde yer alan imalat sanayi ürünlerini kapsıyor. Nisan ayında ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 94,6; yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 3,6 oldu. Ocak-Nisan döneminde ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 94,1, aynı dönemde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı ise yüzde 3,2 olarak gerçekleşti.
Nisan ayında imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 82,6, yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı ise yüzde 9,3 oldu. Ocak-Nisan döneminde imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 79,9 olurken, aynı dönemde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 11,2 olarak gerçekleşti.
Özel ticaret sistemine göre ihracat 2024 yılı Nisan ayında 17 milyar 310 milyon dolar oldu
Özel ticaret sistemine göre, 2024 yılı Nisan ayında, ihracat bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 1,8 azalarak 17 milyar 310 milyon dolar, ithalat yüzde 3,1 artarak 26 milyar 606 milyon dolar oldu.
Nisan ayında dış ticaret açığı yüzde 13,7 artarak 8 milyar 173 milyon dolardan, 9 milyar 296 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Nisan ayında yüzde 68,3 iken, 2024 Nisan ayında yüzde 65,1’e geriledi.
İhracat 2024 yılı Ocak-Nisan döneminde 75 milyar 85 milyon dolar oldu
Özel ticaret sistemine göre ihracat, 2024 yılı Ocak-Nisan döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 1,9 artarak 75 milyar 85 milyon dolar, ithalat yüzde 9,5 azalarak 105 milyar 701 milyon dolar oldu.
Ocak-Nisan döneminde dış ticaret açığı yüzde 29,1 azalarak 43 milyar 172 milyon dolardan, 30 milyar 616 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Ocak-Nisan döneminde yüzde 63,1 iken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 71’e yükseldi.
]]>
ETSO Meclis Salonu’nda düzenlenen toplantı, saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Toplantıda daha sonra ETSO’nun Nisan Ayı Mizan ve Bütçe İzleme Raporu görüşülerek onaylandı.
Toplantıda daha sonra, TOBB İl Kadın Girişimciler Kurulu (KGK) Başkanı Kübra Alioğulları, Genç ve Kadın Girişimciler Kurullarının bugüne kadar yaptıkları çalışmalar ve yürüttükleri projeler hakkında, TOBB İl Genç Girişimciler Kurulu Başkanı ve Meclis Üyesi İsmail Suci de TOBB Akreditasyon süreci kapsamında Oda’nın gerçekleştirdiği faaliyetlerle ilgili Meclis üyelerine sunum yaptılar.
Ardından, ETSO İş ve Endüstri İlişkileri Uzmanı Mehtap Yarbaşı, hazırlıkları devam eden ‘3. Erzurum Çalıştayı’ kapsamında gerçekleştirilen çalışmalar, ETSO Yardım Araştırma ve Geliştirme Vakfı Genel Sekreteri ve ABİGEM sorumlusu Kürşat Karagöl de, Vakfın ve ABİGEM’in çalışmalarıyla ilgili Meclis üyelerine sunum yaptı.
Özakalın, “Reel Sektörün Vergi Yükü Çok Fazla”
Toplantıda daha sonra ETSO Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Saim Özakalın, yönetim kurulunun Mayıs ayı faaliyetleri hakkında Meclis üyelerini bilgilendirdi.
Özakalın konuşmasının başında, Orta Vadeli Program hedeflerine ulaşılabilmesi için iş dünyası olarak gerekli desteği verdiklerini belirterek, reel sektörün sırtındaki vergi yükünün çok fazla olduğunu dile getirdi. Bankaların yüksek faiz oranlarının reel sektörün yatırım yapmasını zorlaştırdığına değinen Başkan Özakalın, yüksek enflasyon sorununun mutlaka üstesinden gelinmesi gerektiğini ifade ederek, “Bugünün ana sorunu yüksek enflasyon sebebiyle faizlerin düşmemesi Faizler düşmeyince yatırımlar duruyor, yüksek enflasyon da gelir dağılımını bozuyor” diye konuştu.
“İş Dünyamızın OVP’ye Desteği Sürecek”
Döviz kurunun yüksekliğinin de enflasyon artırdığını kaydeden Özakalın, bunun ihracat yapan firmaları olumsuz etkilediğini, cari açık ve dış ticaret açığını tetiklediğini vurguladı. Son açıklanan tasarruf tedbirlerine de dikkati çeken Başkan Özakalın şunları söyledi; “Ülke olarak yeterli tasarruf yapamıyoruz. Bizim tasarruf oranımız yüzde 14 iken AB ülkeleri ortalaması yüzde 25, Amerika’da yüzde 40, Japonya ve Güney Kore’de yüzde 50 seviyelerinde Tasarruf oranımızı yükseltmezsek yatırıma kaynak bulamayız. Yatırımın tasarruftan fazla olması da cari açığın artmasına neden oluyor. Bu sebeple hükümetin açıkladığı tasarruf tedbirlerine harfiyen uyulması gerekiyor.”
Özakalın, “İş dünyamızla birlikle necip ve feraset sahibi asil milletimizin desteğiyle Orta Vadeli Programın başarıya ulaşması için sonuna kadar desteğimizi sürdüreceğiz” dedi. Özakalın konuşmasında daha sonra ETSO’nun ay içerisinde yürüttüğü çalışmalardan söz etti. TOBB’un 80. Genel Kurulu’na katılım sağladıklarını hatırlatan Başkan Özakalın, genel Kurula iştirak eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, 2. OSB 3. Etap alanının genişletilmesiyle ilgili taleplerini arz ettiklerini ve sorunun yakın zamanda çözüme kavuşturulmasını beklediklerini ifade etti.
Özakalın konuşmasında ayrıca, bölgede ETSO’nun koordinatörü olduğu Oda ve Borsalara yapılan ziyaretler, 2025 EİT Turizm Başkenti kapsamında ETSO’nun başkanlığını yürüttüğü çalışmalar, 2. OSB’deki yatırımcılara yapılan ziyaretler, ETSO Yardım Araştırma ve Geliştirme Vakfı’nın hizmet binası inşası, ‘İmalat Sanayinde Dijital Dönüşüm Projesi’ne yönelik değerlendirme toplantısı, yapı denetim firmalarıyla düzenlenen istişare toplantısı, 3. Erzurum Çalıştayı ile Genç ve Kadın Girişimci Kurullarını çalışmalarıyla ilgili de bilgiler verdi. ETSO Meclisi’nin Mayıs ayı toplantısı, Meclis üyelerinin dilek ve temenniler kısmında yaptığı konuşmaların ardından sona erdi. – ERZURUM
]]>ŞOK Marketler 2024 yılının ilk çeyreğinde de büyümesini sürdürdü. 2024 yılının ilk üç ayında ŞOK Marketler’in cirosu 37,2 milyar TL’ye, mağaza sayısı ise 10 bin 789’a ulaştı.
ŞOK Marketler, 2024 yılının ilk çeyreğinde yaklaşık 47 bine varan istihdamı ve yatırımlarıyla ekonomiye katkı sağlamaya devam ederken cirosu 37,2 milyar TL oldu. Yılın ilk üç ayında yeni açılışlarla mağaza sayısını 10 bin 789’a ulaştıran ŞOK Marketler, “ara sıra değil hep ucuz” ilkesiyle temel ihtiyaç ürünlerini Türkiye’nin tamamında uygun fiyatlarla müşterilerine sunmaya devam ediyor.
TEKNOLOJİK YATIRIMLAR ÖNE ÇIKTI
Yılın ilk çeyreğinde ŞOK Marketler’de teknolojik altyapı alanında önemli bir yatırım gerçekleşti. Şirketin e-ticaret uygulaması “Cepte ŞOK”ta yeni arayüz güncellemesi yapıldı. Müşteri geribildirimleri sonucunda yapılan güncellemeyle birlikte uygulama üzerinden 60 dakika içerisinde teslimat seçeneği sunularak kullanıcı deneyimi iyileştirildi. ŞOK Marketler, başarılı mobil uygulamasının yanı sıra sadakat programı olan “Win” ile müşterilerine her hafta farklı ürün gruplarında, seçili ürün ve markalarda kampanyalar düzenliyor. Win’li müşteriler kampanyalı ürünlerden alışveriş yaptıkça Win para kazanıyor; kazanılan Win paralar, Cepte ŞOK’taki Win cüzdanlarına yüklenerek hem ŞOK mağazalarında hem de Cepte ŞOK’taki alışverişlerde kullanılabiliyor.
UĞUR DEMİREL: YATIRIMLARIMIZLA MÜŞTERİ DENEYİMİNİ DAHA DA İYİLEŞTİRMEYE DEVAM EDECEĞİZ
2024 yılı ilk çeyrek finansal sonuçlarını değerlendiren ŞOK Marketler CEO’su Uğur Demirel kaliteli ürünleri uygun fiyattan tüketicilere ulaştırmaya devam ettiklerini aktararak sözlerine şöyle devam etti:
“ŞOK Marketler olarak daima ülkemizin ekonomisine ve müşterilerimizin bütçesine katkı sunmak üzere çalışıyor, ülkemizin 81 ilinde temel ürünlerde sürekli ucuzluk sağlayarak bu ürünleri mümkün olan en uygun fiyatlarla müşterilerimizle buluşturuyoruz. Bu doğrultuda 2024 yılının ilk çeyreğinde de büyümemizi sürdürerek 37,2 milyar TL ciroya ulaştık. Mağaza ve depo yatırımlarımızı hız kesmeden sürdürürken, arayüz güncellemesi yaptığımız mobil uygulamamız Cepte ŞOK ile 60 dakikada teslimat seçeneği sunarak müşteri deneyimini daha da iyileştirmeyi hedefliyoruz. Bunun yanı sıra geçtiğimiz yıl hayata geçirdiğimiz Win programımızla müşterilerimize kaliteli ürünü uygun fiyattan ulaştırırken, kazandıkları Win paraları Win cüzdanları aracılığıyla kullanma imkanı sağlıyoruz. ŞOK Marketler olarak, “ara sıra değil hep ucuz” sloganımızla, önümüzdeki dönemde de yapacağımız yatırımlarla yeni mağazalar açmaya ve istihdamımızı artırmaya devam edeceğiz.”
“ŞOK’TA BEN DE VARIM” PROJESİYLE KADIN EMEĞİ DESTEKLENİYOR
Toplam çalışan sayısı ile Türkiye’de en fazla istihdam sağlayan ve 2023 yılında istihdam oranını en çok artıran şirketlerden olan ŞOK Marketler, yüzde 54 kadın çalışan oranıyla da sektöre öncülük ediyor. Diğer yandan 2019 yılında kadının güçlendirilmesine yönelik hayata geçirdiği “ŞOK’ta Ben de Varım” projesiyle ülkemizdeki kadınların ekonomiye katkı sunmalarını destekliyor. 2024 yılının ilk çeyreğinde proje kapsamında Türkiye’nin deprem bölgesi başta olmak üzere farklı yörelerindeki kadın kooperatiflerinden kadınların ürettiği el emeği ürünler seçili ŞOK mağazalarında satışa sunuldu. Proje ile kooperatiflerdeki kadın istihdamının artmasına ve kadınların ekonomik olarak güçlendirilmesine katkı sağlanıyor.
]]>Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, “Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi” kapsamında Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın kamu kurum ve kuruluşlarının aldığı gazete sayısını kısıtlanmasını eleştirdi. SGK’nın da ilan yayımlama zorunluluğu getiren rayiç bedeli beş kat artırmasının ciddi endişe yarattığını vurgulayan Bilgin, yazılı açıklamasında şunları kaydetti:
“Son dönemde Maliye Bakanlığı tarafından açıklanan ‘Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi’, kamu harcamalarında tasarruf sağlamak amacıyla çeşitli kısıtlamalar getiriyor. Ancak bu paketin en dikkat çekici ve tartışma yaratan yönlerinden biri, basına yönelik uygulamalarda kendini gösteriyor. Son olarak Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), basın kuruluşlarının ilan gelirlerini doğrudan etkileyecek bir düzenlemeye imza attı. İlan yayımlama zorunluluğu getiren rayiç bedelin 500 bin liradan 2,5 milyon liraya çıkarılması, yerel medya için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bu durum çok ciddi bir endişe kaynağıdır.
“Yerel basın ayakta kalma mücadelesi veriyor”
Yerel medya kuruluşları, özellikle pandemi sürecinden bu yana ekonomik anlamda büyük zorluklar yaşadı. Zaten sınırlı olan gelir kaynakları, ekonomik kriz ve reklam bütçelerindeki daralmalarla iyice azalırken, SGK’nın yeni düzenlemesi bu kuruluşlar için bir darbe daha anlamına geliyor. İlan gelirlerinin büyük bölümünü kaybetme riski taşıyan yerel medya, bu gelişmelerle birlikte ayakta kalma mücadelesi veriyor. Rayiç bedelin bu denli yüksek bir oranda artırılması, birçok küçük ve orta ölçekli yerel basın kuruluşunun ilan yayımlayamaz hale gelmesine neden olabilir.
“Aksamalara yol açabilir”
Bu gelişme, sadece basın kuruluşlarının ekonomisini değil, aynı zamanda halkın haber alma hakkını da olumsuz etkiliyor. Basın, demokrasinin dördüncü kuvveti olarak kabul edilir ve kamuoyunu bilgilendirme, denetleme ve eleştirme görevini yerine getirir. Ekonomik zorluklar nedeniyle basının zayıflaması, bu görevlerin yerine getirilmesinde aksamalara yol açabilir. Ayrıca, yerel medyanın zayıflaması, yerel haberlerin yaygınlaşmasında ve kamuoyunun yerel konularda bilgi sahibi olmasında büyük eksiklikler yaratacaktır.”
“Demokratik yapıyı da zayıflatma riski taşıyor”
“Tasarruf tedbirlerinin medya üzerinden yapılması, kısa vadede devlet harcamalarında bazı düşüşler sağlamış gibi yansıtılabilir” ifadelerini kullanan Bilgin, yerel basının ekonomik sürdürülebilirliğinin önemine dikkat çekti ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“Maliye Bakanlığı ve ilgili kurumların tasarruf tedbirlerini planlarken, basın sektörünün mevcut ekonomik koşullarını ve halkın haber alma hakkını göz önünde bulundurması gerekmektedir. Ekonomik krize karşı alınacak önlemler, toplumun temel ihtiyaçlarını ve haklarını koruyacak şekilde dengelenmelidir. Basına yönelik bu tür düzenlemeler, sadece yerel medyayı değil, aynı zamanda demokratik yapıyı da zayıflatma riski taşımaktadır. Bu nedenle, basın kuruluşlarının ilan gelirlerine yönelik bu tür sınırlamaların yeniden değerlendirilmesi, basının sürdürülebilirliği ve halkın haber alma hakkının korunması açısından elzemdir.
Yerel medyanın desteklenmesi, hem demokrasinin hem de toplumun sağlıklı işleyişi için gereklidir. Tasarruf ve verimlilik adına atılacak adımlar, bu temel ilkeler göz önünde bulundurularak atılmalı, yerel basının ekonomik sürdürülebilirliği sağlanmalıdır. Aksi takdirde, yerel medya kuruluşlarının kapanması veya işlevini yitirmesi, toplumun bilgi edinme hakkına ciddi zararlar verecektir. Yerel basının kapanması, sadece haber alma özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda yerel ekonomiyi de olumsuz etkiler. Yerel basın kuruluşları, bölgedeki küçük işletmelerin reklam ve ilan vermesi için önemli platformlardır. Bu nedenle, yerel medyanın ekonomik olarak zayıflaması, bölgedeki ticari faaliyetlerin de olumsuz etkilenmesine neden olabilir.”
]]>Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey:
“Daha sağlıklı, daha dirençli, daha temiz ve daha yeşil bir Bursa oluşturmak için ne gerekiyorsa yapmaya hazırız”
BURSA – Bursa Büyükşehir Belediyesi, çevre ve doğa dostu projeler geliştirmek hedefiyle ‘Yeşil Şehir Eylem Planı’ çalıştayı gerçekleştirdi. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, “Daha sağlıklı, daha dirençli, daha temiz ve daha yeşil bir Bursa oluşturmak için ne gerekiyorsa yapmaya hazırız” dedi.
Bursa’nın daha yeşil, daha temiz ve daha yaşanılabilir bir kent olması amacıyla çalışmalarını sürdüren Büyükşehir Belediyesi, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın ‘Yeşil Şehirler Programına katılarak doğa dostu projeler geliştirmek ve finansman sağlamak amacıyla ‘Yeşil Şehir Eylem Planı’ çalıştayını düzenledi. Yeşil Şehir Eylem Planı, Bursa’nın çevresel zorluklarına çözüm bulunması, sürdürülebilir ve dirençli yollarla kentsel kalkınmasına yardımcı olacak altyapı yatırımları gibi ayrıntılı eylemleri içeriyor. ‘Yeşil Şehir Eylem Planı’, İklim Yatırım Fonu ortaklığının bir parçası olan Temiz Teknoloji Fonu tarafından destekleniyor. Atatürk Kongre Kültür Merkezi’ndeki çalıştay programına, Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in yanı sıra Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası Yönetici Direktörü Nandita Parshad, Yeşil Bursa Eylem Planı Proje Danışman Ekip Lideri Siddarth Nadkarny, BUSKİ Genel Müdürü Göngür Gülenç, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Emin Direkçi, Büyükşehir Belediyesi ve BUSKİ bürokratları, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.
“Hava ve çevre temizliğini önemsiyoruz”
Çalıştay programında konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Bursa’nın tarihi ve doğal güzellikleriyle Türkiye’nin hatta dünyanın önemli cazibe merkezlerinden biri olabileceğini söyledi. Gelişmekte olan tüm kentlerde olduğu gibi Bursa’da da çeşitli çevre sorunlarıyla karşılaşıldığını belirten Başkan Mustafa Bozbey, hava kirliliği, su kirliliği, atık sorunu, yeşil alanların azalması gibi çevresel problemlerin kent için büyük tehdit oluşturduğunu ifade etti. Bu tehditlere karşı duyarsız kalmanın mümkün olmayacağını dile getiren Başkan Mustafa Bozbey, “Daha sağlıklı, daha dirençli, daha temiz ve daha yeşil bir Bursa oluşturmak için ne gerekiyorsa yapmaya hazırız. Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak hava ve çevre temizliğini, yenilenebilir kaynakları kullanarak sürdürülebilir kent kimliği oluşturmayı önemsiyoruz. Kentimizdeki yeşil alanları, parkları, bahçeleri ve açık hava mekanlarını, kent sakinlerine nefes aldırması, dinlenebilmeleri ve sosyal ortamların oluşması amacıyla önemsiyoruz. Toplu taşıma sisteminin geliştirilmesini, halkımızın bisiklet kullanımına teşvik edilmesini, enerji verimliliğinin artırılmasını, atık yönetim sisteminin iyileştirilmesini ve çevre konusunda toplumun bilinç düzeyinin geliştirilmesine ayrıca önem veriyoruz” diye konuştu.
“Çevresel zorlukları belirleyeceğiz”
Hayalini kurdukları Bursa’ya ulaşmak amacıyla EBRD’nin ‘Yeşil şehirler Programı’na katıldıklarını anlatan Başkan Bozbey, “Yeşil şehir eylem planı çerçevesinde Bursa’mızdaki çevresel zorlukları belirleyeceğiz. Acil olarak ele alınması gerekenleri tespit edeceğiz. Bu sorunlara en kısa sürede çözümler üreteceğiz. Bunların bir gecede hallolmayacağını biliyoruz. Uzun ve zorlu bir yolumuz var. Ancak hep birlikte hareket etmeliyiz. Bursa’ya olan sevgimizin verdiği motivasyonla, daha yaşanabilir, daha sağlıklı ve daha güzel yarınları kısa sürede inşa edebiliriz. Bu güzel kenti, gelecek nesiller için korumalı ve daha da güzelleştirmeliyiz. Programa katılan ve emek veren herkese teşekkür ediyorum” dedi.
Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası Yönetici Direktörü Nandita Parshad ise daha yeşil bir Bursa inşa etmek amacıyla Büyükşehir Belediyesi ile işbirliği yapmaktan büyük mutluluk duyduklarını belirterek, emeği geçen herkese teşekkür etti.
Konuşmaların ardından Yeşil Bursa Eylem Planı Proje Danışman Ekip Lideri Siddarth Nadkarny tarafından sunum gerçekleştirildi. Yeşil şehir eylem planının önemine dikkat çeken Nadkarny, Yeşil Şehir Eylem Planı’nın tüm paydaşlar tarafından izleneceğini, çalışmalar neticesinde kentin 20-25 yıl sonra nerede olması gerektiğinin de belirtileceğini anlattı.
]]>Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler’in ‘kendi kendine yeten şehir’ sloganıyla atıl tarım arazilerini tarıma kazandırmak, kırsal kesimdeki üreticilerin gelir kaynaklarının arttırmasını sağlamak, ürün çeşitliliğini desteklemek ve birim alandan daha fazla gelir elde edilmesi hedefiyle başlattığı tarım yatırımları giderek büyüyor.
İlde tarımsal alanlardan üreticinin daha fazla gelir elde etmesi ve tarım alanlarının ekonomiye daha fazla girdi sağlaması için Ordu Büyükşehir Belediyesi ve İl Tarım ve Orman Müdürlüğü iş birliği ile başlatılan projelere bir yenisi daha eklendi. Bu kapsamda yapısal özellikleri bakımından üretiminin daha verimli olması düşünülen, Ordu’nun iklim şartlarına uygun ve pazar değeri yüksek olan karabuğdayın deneme ekimi Mesudiye ilçesinde gerçekleştirildi.
Alım garantili olacak
Karabuğday yetiştiriciliğinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması amacıyla Konacık, Üçyol ve Yağmurlar Mahallesi’ndeki üreticilere ilk etapta bin 200 kilogram karabuğday tohumu dağıtıldı. Karabuğdayın ekimi yine Büyükşehir Belediyesi’nin Tarım Makineleri Parkında bulunan kombine ekim mibzeri ile yapıldı. Öte yandan üreticilere alım garantisi verilerek dağıtılan tohumlardan hasat edilen ürünler ise birçok tarımsal projede olduğu gibi yine Büyükşehir Belediyesi tarafından alınacak.
Büyükşehir Belediyesi’nin davetlisi olarak Ordu’ya gelen Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğüne bağlı olarak Konya’da hizmet veren Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü Müdürlüğü’nde görevli Ziraat Mühendisi Ahmet Güneş Mesudiye’de karabuğday denemesi yapacak olan üreticilere karabuğday hakkında önemli bilgiler verdi.
“Ordu’nun karabuğdayda lokomotif olacağını düşünüyoruz”
Karabuğday hakkında hem teknik bilgiler hem de üretimi ile ilgili açıklamalarda bulunan Ziraat Mühendisi Ahmet Güneş, “Ordu’da ilk defa karabuğday ekimi yapıyoruz. 3 aylık bir ürün. İnşallah 3 ay sonra bu ürünün hasadını yapacağız. Bu ürün dünyada 3,5 milyon hektarlık bir alanda ekiliyor. En büyük üreticiler Çin, Rusya ve Kazakistan. Bunların yıllık 200 bin ton ihracat rakamları var. Bu üründen ortalama 40 bin ton ülkemize girişi var. Şu anda ülkemizdeki ekim alanı 50 bin dekar civarında. Biz istiyoruz ki ülkemizde bu 40 bin tonluk ihtiyacı hem kendimiz karşılayalım hem de ihracatta bir paya sahip olalım. Ordu’nun, Büyükşehir Belediyesinin öncülüğünde glutensiz ürünlerde ve karabuğdayda lokomotif olacağını düşünüyoruz. Buradan çıkan ürünleri de değerlendirecek olan Büyükşehir Belediyesi, Karadeniz Bölgesinde öncülük yapmış olacak” ifadelerine yer verdi.
“İlçemizin atıl arazileri her geçen gün tarıma kazandırılıyor”
Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin destekleri ile Mesudiye’nin tarım ve hayvancılıkta önemli bir noktaya geldiğini aktaran Mesudiye Ziraat Odası Başkanı Mustafa Başarslan, ilçenin atıl arazilerinin tarıma kazandırıldığını söyledi.
Ordu Büyükşehir Belediyesi Tarım ve Hayvancılık Hizmetleri Dairesi Başkanı Ethem Gözkonan da dağıtımı yapılan bin 200 kilogramlık tohumdan elde edilecek tüm ürünleri Büyükşehir Belediyesi’nin satın alacağını belirtti. Gelecek sezonda yapılacak olan üretimlerde de önemli bir hususa dikkat çeken Gözkonan, buğday borsalarında açıklanan fiyatın en az iki katı fiyatla Büyükşehir Belediyesi’nin ürünü alacağına dikkat çekti.
Arazisinde karabuğday denemesi yapan Mesudiyeli üreticiler ise memnuniyetlerini dile getirdiler. – ORDU
]]>Samsun TSO Mayıs Ayı Olağan Meclis Toplantısı, Meclis Başkan Yardımcısı Yusuf Ziya Büyüklü başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantıda kürsüye gelen Samsun TSO Yönetim Kurulu Başkanı Salih Zeki Murzioğlu, iki toplantı arasında yürüttükleri faaliyetler hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Murzioğlu, OSB’deki yangında fabrikası zarar gören işadamlarına geçmiş olsun mesajı verdi.
“Üzüntümüz büyük, yeniden eski günlerine döneceklerine yürekten inanıyorum”
Başkan Murzioğlu, sözlerine geçen gün Tekkeköy ilçesindeki Merkez OSB’de yaşanan yangın felaketine değinerek başladı. Yangın felaketiyle birlikte çok büyük üzüntü yaşadıklarını ifade eden Başkan Murzioğlu, “Hepinizin bildiği üzere önceki gün Samsun Merkez OSB’de çok büyük bir yangın felaketi yaşadık. Yumoş Yatak, Gelişen Yatak, Alemdar Soğutma ciddi derecede büyük hasar aldı. Yüzlerce kişinin istihdam edildiği, şehrimiz için çok büyük kıymeti olan, ailelerin yıllardır büyük emek ve umutla büyüttüğü arkasında çok büyük hikayeler olan işletmeler çok ciddi hasar aldı. Çok üzgünüz. Haberi alır almaz ben de oraya gittim. Valimiz, Büyükşehir Belediye Başkanımız, Cumhuriyet Başsavcımız, Emniyet Müdürümüz herkes oradaydı. İnanın Ordu’dan dahi itfaiye araçları geldi. Zarar çok büyük. Tek tesellimiz can kaybının olmaması. Biliyorsunuz bu tarz yatırımlarda sigorta maalesef olamıyor. Dilerim bunu da çözüme kavuştururuz. Bu büyük felaketten etkilenen Meclis Üyelerimiz Erkan Yavuzel, Murat Alemdar ve Gelişen Yatak’a geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. En kısa sürede toparlanmalarını diliyorum. Çok zor, hele ki bu ekonomik ortamda daha da zor. Ama deneyimleri var. Bizlerin de desteğiyle, yeniden eski günlerine döneceklerine yürekten inanıyorum” dedi.
Konuşmasında eski Samsun Valisi Hüseyin Aksoy’un adının Samsun Lojistik Merkezi’nin önünde yer alan bulvara verilmesiyle ilgili de konuşan Murzioğlu, “2010-2014 yılları arasında Samsun Valisi olarak görevini üstlenen Sayın Hüseyin Aksoy’un önderliğinde ve birleştiriciliğinde şehrimiz için çok güzel yatırımlara imza atma imkanına kavuştuk. Samsun Fuar ve Kongre Merkezi, Samsun Lojistik Merkez ve dahası Odamız yeni hizmet binasında çok büyük emeği ve mesaisi olan Sayın Valimizin adının şehrimizde yaşamasını çok istedik. Bunun için Samsun Büyükşehir Belediyesine, Samsun Lojistik Merkezin önünde yer alan bulvara Sayın Hüseyin Aksoy’un adının verilmesi için talepte bulunduk. Talebimizi uygun gören, kabul eden Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Halit Doğan nezdinde tüm meclis üyelerine teşekkür ediyorum. Bu vesileyle Sayın Aksoy’a şehrimize kazandırılmasına öncü olduğu bu kıymetli projeler için bir kez daha şahsım, yönetim kurulum ve camiamız adına şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu.
Oda faaliyetlerini anlattı
Oda faaliyetleri hakkında da açıklamalarda bulunan Başkan Murzioğlu, “Haziran ayında yine sizin talebiniz olan Türk Ticaret Merkezlerinin Tanıtım Programını gerçekleştireceğiz. Biliyorsunuz ihracat bizim öncelikli konularımız arasında. Buna ilişkin pek çok faaliyet yürütüyoruz. Sıklıkla ihracat elemanı yetiştirme ya mevzu ihracat danışmanlarını geliştirmek adına eğitimlerimiz oluyor. Geçtiğimiz hafta KOSGEB işbirliğiyle Avrupa İşletmeler ağı Projesi kapsamında Uygulamalı Dış Ticaret Eğitim Programını tamamladık. Bu anlamda programlarımız devam edecek. Bir diğer önem arz eden, rekabette belirleyici olacak konu ise hiç şüphesiz Yeşil Mutabakat-Karbon Düzenlemesi konusu. Bu hususta da 13 Haziran’da ‘Sanayide Yeşil Zirve’ başlığı altında döngüsel ekonomiye geçiş, sürdürülebilirlik, sınırda karbon mekanizması, yeşil dönüşümün finansmanı gibi çok önemli konuları uzmanlardan dinleme bu hususta onlarla iletişim kurma imkanı yakalayacağız. Bu şu an bize uzak bir konu gibi gelse de hazırlıklı olmamız hatta çok daha önce mesafe kat etmiş olmamız gereken bir konu. Ayrıca, önümüzdeki hafta gündemimizde Türkiye’de dijitalleşme konusunda çözümler üreten, destek veren pek çok girişimin bir arada olduğu Akıllı KOBİ Samsun konferansına Oda olarak ev sahipliği yapacağız” şeklinde konuştu.
Meclis, gündem maddelerinin görüşülüp karara bağlanmasını ardından sona erdi. – SAMSUN
]]>“UZUN VADE BAKILDIĞINDA ALTIN HEP KAZANDIRDI”
İç piyasada altına olan taleple ilgili konuşan Kapalıçarşı esnafı Cihat Zeytun, “Altın şu anki seviyesinden daha yüksek seviyeleri görmüştü. Uzun vade bakıldığında altının hep kazandırdığını görüyoruz. Vatandaşlar daha çok işçilik olmayan altınları yatırım için tercih ediyor. Takı olarak da alınsa yatırım amaçlı da alınsa uzun vade de arttığını görüyoruz. Gümüş de aynı şekilde son 6 ay içinde yüzde 50’ye yakın getiri sağladı. Gümüş, yatırımcılar için külçe ya da daha küçük parçalar halinde satılıyor. Gümüş de aynı altın gibi uzun vade değerlendirilmesi gereken bir yatırım aracı” ifadelerini kullandı.
Gümüşün altın karşısında yakaladığı yükseliş uzmanların ve analistlerin dikkatini çekerken 2024 yılının en kazançlı yatırım aracı olup olmayacağı da tartışılmaya başlandı.
JPMORGAN’DAN ALTIN VE GÜMÜŞ TAHMİNİ
JPMorgan ons altın ve gümüş için 2024 ve 2025 yılları için fiyat tahminlerini duyurdu. Altın fiyatının 2024 yılında 2315 dolar/ons olacağını tahmin ederken, 2025 yılında fiyatın 2504 dolara çıkacağını öngördü. 2024 için gümüş fiyatını 27 dolar/ons olarak tahmin eden JPMorgan, 2025’te fiyatın 30 dolar/ons olmasını bekliyor.
“ALTIN YENİ ZİRVELER YAPMAYA DEVAM EDECEK”
UBS stratejistleri, altın için tahminlerini eylül sonuna kadar ons başına 2500 dolara, yıl sonuna kadar ise 2600 dolara yükseltti. Bankanın yükseliş görünümü, nisan ayında ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz indirimlerine ilişkin beklentilerin yeniden fiyatlandırılmasına neden olan bir dizi yumuşak ABD verisinin yanı sıra daha güçlü Çin talebinden kaynaklanıyor.
UBS’in Değerli Metaller Stratejisti Joni Teves CNBC’nin, “Street Signs Asia” programına verdiği demeçte, “Altının yeni zirveler yapmaya devam edebileceğini düşünüyoruz” dedi.
Teves, “Gümüşün aslında yüksek altın fiyatlarından gerçekten faydalanabilecek en iyi konumdaki değerli metal olduğunu düşünüyoruz. Arada çok güçlü bir korelasyon var” dedi. Fed gevşediğinde, özellikle arz ve talep temellerinin sıkı kalması nedeniyle gümüşün “altından gerçekten daha iyi performans göstermek için iyi bir konumda” olduğunu da sözlerine ekledi.
“GÜMÜŞ TARTIŞMASIZ DAHA DA İLGİNÇ OLDU”
Değerli metaller araştırma danışmanlık şirketi Metals Focus’un Genel Müdürü Nikos Kavalis, CNBC’ye e-posta yoluyla yaptığı açıklamada, “Gümüş tartışmasız daha da ilginç oldu – nihayet altınla arayı kapatmayı başardı” dedi. Kavalis, piyasa altının yükselişine ikna oldukça ve rahatladıkça, bu yatırımcıların daha fazlasının gümüşe yöneldiğini belirtti.
ANZ’de kıdemli emtia stratejisti olan Daniel Hynes, “Maden üretimindeki yavaş büyüme ve güçlü endüstriyel talep, arzın talebin gerisinde kaldığını gösteriyor ve bu da piyasayı yapısal bir açıkta tutacak” dedi.
]]>Antalya Ticaret Borsası Mayıs Ayı Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci başkanlığında ATB Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıda, uluslararası ticaret ve küresel ekonomide önemli değişimlerin gerçekleştiği bir dönemden geçildiğini belirten Ali Çandır, ” Dünya Bankası, IMF ve OECD gibi küresel ölçekte faaliyet gösteren kuruluşlar ve uzmanlar, uluslararası ticarette kuralların ve kalıpların değiştiğini tespit etmektedir. Rusya- Ukrayna savaşı, Avrupa-Rusya gerilimi, Ortadoğu sorunları ve Çin-ABD gerilimleri gibi olaylar, dünya siyasetini etkileyerek ticaret ve yatırım faaliyetlerini olumsuz etkilemektedir” dedi.
Kızıldeniz, Panama ve Süveyş kanalları gibi önemli ticaret yollarının ani durma riskleriyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulunan Başkan Çandır, “Bu tehdit ve engeller yüzünden ciddi maliyet ve zaman kayıplarını göze alan yeni rotalar aranmaktadır. Diğer taraftan dünya çapında uygulamaya konan ticaret kısıtlamaları da giderek artmaktadır. Küresel ekonomi ve ticarette yaşanmakta olan değişimlerin büyük ölçüde uluslararası politik kararların etkisi altında olduğu bir gerçektir” diye konuştu.
Mevcut kur düzeyi ve aşırı sıcak para girişi uyarısı
Salgından sonra gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin enflasyonla karşı karşıya kaldığını belirterek rakamları paylaşan Başkan Çandır, kur atağı riskini ortadan kaldırmak için verilen yüksek faiz oranlarının ekonomiye etkisini şöyle değerlendirdi:
“Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, salgından sonra artan enflasyon belasını, 2021 yılından itibaren uyguladıkları rasyonel faiz ve ekonomi politikaları ile yıllık yüzde 7 olan zirvesinden yıllık yüzde 3 düzeyinin altına indirmeyi başardılar. Yılın ikinci yarısından itibaren faiz indirim rotasına girmeye başlayacaklar. Böylece 2024 yılı ekonomik büyüme tahminleri olan yüzde 3,1’i, enflasyonlarını yüzde 2’ye yaklaştırarak gerçekleştireceklerdir. Bizim enflasyonumuz için yaptıkları yılsonu tahminleri yüzde 56 düzeyinde ve büyümemiz ise yüzde 3,4 civarındadır. Rakamlarımızı bu düzeyde tahmin ederken kur atağı riskinin ortadan kaldırılacağı beklentisi ile son dönemde ciddi bir caryy trade fırsatı yakalamış gözükmektedirler. Bu fırsatı önce hazine tahvillerine ve hisse senetlerine girerek değerlendirmeye başlayan aşırı sıcak para girişi yaşamaktayız. Merkez bankamız rezerv biriktirerek ve negatif net rezervleri azaltmaya çalışarak bu durumu değerlendirmektedir. Ancak bizim iki korkumuz giderek artmaktadır. Birincisi mevcut kur düzeyi ve içerideki maliyet artışları ile ihracatta fiyat avantajımızı tamamen kaybetmekte olduğumuz gerçeğidir. İkincisi ise ortalama 3-6 ay arası vadeyle giriş yapan bu aşırı sıcak paranın dünyanın hiçbir yerinde verilmeyen kur kazancıyla realize ederek çıkmaya başlaması gerçeğidir. Her ikisi de ekonomik yapımızda hayati tahribatlar yapma tehdidine sahiptir.”
Geleceğe yönelik plan yapılırken ulusal ve uluslararası gelişmelerin dikkate alınması gerektiğini söyleyen Çandır, “Son birkaç yıldır dış dünyada yaşanmakta olan değişimlere ve belirsizliklere karşı ilgimizi kaybedip, kendi iç dünyamıza gereğinden fazla odaklanmış durumdayız. Ülkemizde ve kentimizde olup bitenler, kendi tercihlerimizden kaynaklandığı kadar dünyada olup bitenlerden de etkilenmektedir. Mutlaka rasyonel bir eşgüdümle ve kapsayıcılıkla hem kendi dünyamızı hem de dış dünyadaki değişimleri birlikte değerlendirmeliyiz diye düşünmekteyim. Çünkü her şeyden önce milli gelirinin üçte ikisi kadar bir hacimle dış dünya ilişkileri olan bir ekonomiye sahibiz” diye konuştu.
İhracatçının kur çıkmazı
Yılbaşından bu yana ülke ve Antalya ihracatının iyi bir performans sergilemediğini vurgulayan Başkan Ali Çandır, “Hala rekabetçi kurla ihracata dayalı büyüme modelinin içinde bulunmaktayız. Özellikle orta vadeli program bunu gerektirmektedir. Ancak yaşananlar bu durumu teyit etmemektedir. İhracat ile uğraşan üyelerimiz kur politikamızın adil fiyat çerçevesine getirilmesini talep etmektedir. Çünkü ilk dört aylık ihracat gerçekleşmelerimiz hem ülke hem de kentimiz için son yılların en düşük düzeyindedir. Ülkemiz ihracatı ilk dört ayda yüzde 1,2 artarken, Antalya ihracatı ancak yüzde 0,4 artabilmiştir. İhracatımızda önemli bir yere sahip olan ve nüfusumuzun önemli bir bölümünü yakından ilgilendiren yaş meyve sebze ihracatı ise ülke genelinde artmazken kentimizde yüzde 13 azalmıştır. Hal böyle olunca tarım ve gıda ürünleri ihracatı içindeki yaş meyve sebze ihracatı payı da 10 puanlık düşüş göstermiştir” dedi.
İhracatta zor bir döneme işaret eden Ali Çandır, “Üstelik Avrupa Birliği (AB) Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) vergilendirme politikaları da henüz hesaplara dahil edilmemiştir. Bir örnek vermek gerekirse, 2023 yılında dünya genelinde sınırda karbon vergisi tahsilatı 109 milyar doları aşmış ve bu miktar hızla artmaya devam etmektedir. Çok uzak olmayan bir gelecekte, yani 1,5 yıl içinde, sınırda karbon düzenlemesi, özellikle Avrupa Birliği ile olan ticaretimizi önlem almazsak ciddi ölçüde düşürebilir. Bu nedenle, emisyon ticaret sistemi konusunda devlet olarak hızlıca düzenlemeler yapmamız gerekmektedir” diye konuştu.
“Antalya ülke ortalamasının altında”
Bireysel ve sektörel kredilerdeki artış hızının ilan edilen enflasyon oranlarının altında arttığını bildiren Çandır, çek ve senetlerle ilgili şu değerlendirmede bulundu:
“Ticari faaliyetlerin hareketliliği bakımından öncü göstergelerden biri olan çekle işlem hacmi tutar bazında, yılın ilk dört ayında ülke genelinde yüzde 88’lik artış gösterirken kentimizde ancak yüzde 77 artabilmiştir. Kurulan kapanan şirket sayıları da bu ataleti teyit etmekte ve uzun bir aradan sonra ülke genelinden kötü bir performans göstermiştir. Yılın ilk dört ayında kurulan şirket sayısı ülke genelinde yüzde 18.6 azalırken kentimizde yüzde 36.4 azalmıştır. Kapanan şirket sayılarında da benzer bir eğilim söz konusu olmuş ve ülke genelindeki yüzde 27.4’lük artışa karşılık, kentimizde yüzde 46’lık artış olmuştur. Şimdiye kadar böyle bir durum çok ender gerçekleşmiştir. Yılın ilk dört ayında protestolu senet tutarlarında ülke genelindeki yüzde 167’lik artışa karşılık kentimizde yüzde 360 artış yaşanmıştır. Karşılıksız çek tutarında ise ülke genelindeki yüzde 293’lük artışa karşılık kentimizde yüzde 530 artış yaşanmıştır. Bu olumsuz tablo kentimiz için nadir dönemlerde yaşanmıştır ve bu dönem onlardan biridir. Yıl başından beri bu eğilim devam etmektedir. Sonuç olarak Antalya ekonomisi yılın ilk yarısını genel olarak Türkiye ekonomisinin altında bir performansla geçirmiştir.”
“Bölgeye has nohut çeşidi”
Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü (BATEM) ile yeni nohut hatlarının adaptasyonu, yayımı ve bölgesel çeşit geliştirilmesi kapsamlı protokol imzaladıklarını hatırlatan Çandır, “Protokol kapsamında yürütülecek projede yerli gen kaynaklarımız kullanılacaktır. Çünkü yerli gen kaynaklarımız, ülkemiz tarımının sigortasıdır” dedi. Çandır, üretim alanının artması, yerinde istihdama katkı sağlanması, katma değerli ve sürdürülebilir üretimin sağlanması, kaliteli protein ve karbonhidrat kaynağına ulaşılmasının hedeflendiğini söyledi. Ali Çandır, “Her geçen gün azalan nohut üretiminde birim alandan elde edilen verimi ve dolayısıyla geliri artırmaktadır. Proje Antalya’mız ve ülkemiz genelinde örnek teşkil edecektir. Bu fırsatla, BATEM Müdürümüz Abdullah Ünlü ve onun nezdinde projede görev alacak arkadaşlarımız ile ATB adına görev alacak çalışma arkadaşlarımıza emekleri için şimdiden teşekkür ediyorum. ‘Antalya Buğdayını Arıyor’ projemizde ürettiğimiz katma değeri bu projemizde de gerçekleştireceğimize inanıyorum” dedi.
“Buğday fiyatı açıklansın”
Antalya ve ülke genelinde hububat hasadının başladığını belirten Çandır, bol ve bereketli bir hasat dönemi olmasını diledi. Çandır, “Tüccar arkadaşlarımız, sahil kuşağındaki sulanabilir arazilerde genel olarak verim ve kalitenin yüksek olduğunu, kıraç arazilerde ise düşük ve verimsiz olduğunu belirtmektedirler. Ancak, üreticilerimizin temel şikayeti, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin referans fiyatlarını henüz açıklamamış olmasıdır. Üreticiler, fiyatların bir an önce açıklanmasını beklerken, tüccar ve fabrika yetkilileri ise fiyatların piyasa tarafından dengelenmesini istemektedirler. Bu konuda önerimiz, devletin özellikle kıraç bölgelerde üretim yapan ve yağışa bağlı olarak geçmiş yıllara oranla yüzde 25 ve daha fazla düşük verim ve rekolteye sahip olan üreticilere geçen yıl 1 TL/kg olan prim desteğini en az iki katına çıkarmasıdır” diye konuştu.
Yöresel sergi rahatsızlığı
Çandır, bazı ürünlerin yöresel adı altında sergilendiği etkinlikleri eleştirdi. Çandır, “Yöresel Ürünler Fuarı – YÖREX’i yılda sadece bir kez 5174 sayılı fuarcılık kanunu hükümlerinde düzenliyoruz. Antalya’da her yöresel ürün etkinliği yapıldığında, etkinlik sırasında veya sonrasında Borsamıza çok sayıda şikayet telefonu geliyor. Yerel yönetimlerin ve kaymakamlıkların verdiği izinlerle, sağda solda açılan ve ne olduğu belli olmayan bu etkinlikler, hijyen ve tağşişli ürünler konusunda halk sağlığı sorunu haline geliyor. Ayrıca hem esnafımıza karşı da haksız rekabete neden oluyor hem de yöresel ürünlerimizin itibarını olumsuz etkiliyor. Valiliğimizin, kaymakamlıklarımızın ve belediyelerimizin bu olumsuzluk sağlayan organizasyonlara izin vermemelerini talep ediyoruz” diye konuştu. – ANTALYA
]]>“BAHSEDİLEN FON İLE UZAKTAN YAKINDAN ALAKAM YOKTUR”
Müşteki Fatih Terim’in ifadesine yer verilen iddianamede, Terim’in “Ben uzun yıllardır teknik direktörlük yaptım. Son bir yıldır dinleniyorum. Seçil Erzan ile yaklaşık 5-6 yıldır tanışmaktayım. 11 yıldır bankanın müşterisiyim. Hayatımda hiçbir zaman bankanın Florya ve Levent şubelerine gitmedim. Paraya ihtiyacım olduğunda yakınlarımdan ve aile dostlarımdan isterim. Onlar gidip gerektiğinde bankadan parayı çekip bana getirirler. Bir takım belgelere imza atmam gerektiğinde ise zaman zaman Seçil Erzan yanıma gelip Florya’daki tesislerde imzamı alırdı. Hatta evime geldiğinde de belgelere imza atmışlığım olmuştu. Bahsedilen fon ile yakından, uzaktan ilgim yoktur. Bu fon için kimse benden bu zamana kadar herhangi bir para istemedi. Bu fon ile alakalı Seçil Erzan’a hiçbir zaman para vermedim. 6 Nisan’da hesabımda ne olup bittiğini öğrenmek için bankada çalışan Rüya Hanım ile mesajlaştım. Seçil Erzan olayını duyunca bankaya sinirlendim ve bankadaki tüm paramın eşim Fulya Terim’in başka bankadaki hesabına aktarılmasını istedim. 219 bin 300 dolar ve 47 bin 400 lira paranın eşimin hesabına geldiğini tespit ettim ama 3 milyon dolar hala gönderilmedi. Bu paramı bana hala vermedikleri için Rüya Hanım’dan şikayetçiyim. Bunun gibi çok fazla aleyhime bankacılık işlemi yapıldığını fakat iyi niyetimin suistimal edildiğini düşünüyorum. Bu zamana kadar özellikle bankacılık işlemlerimi yürüten Seçil Erzan, Rüya Hanım ve işlemlerimde usulsüzlük yapan banka çalışanlarından şikayetçiyim” dediği öğrenildi.
Terim’in Excel tablosunda 2 kalem alacağın yer almasına rağmen 1 kalem daha eklendiği aktarıldı. Hazırlanan iddianamede şüpheli Seçil Erzan’ın, Fatih Terim’in uzun yıllardır küçük büyük meblağlar içeren tüm bankacılık işlemlerini yönettiği, müşteki Fatih Terim’in banka hesap hareketlerine ilişkin 6 Nisan 2023’de idari izinli olan şüpheli Seçil Erzan’ın yerine bakmakla görevli banka yetkilisi şüpheli Rüya Sağır ile görüşme yaparak bilgi talebinde bulunduğu, akabinde şüpheli Rüya Sağır’ın, müştekinin bankada bulunan hesaplarına ilişkin oluşturulan Excel tablosunda 219 bin 300 dolar ve 47 bin 400 lira (TL mevduat) olacak şekilde iki kalem alacağın yer almasına rağmen bu tabloya banka uhdesinde bulunmayan ‘e-saklama o/n 3.000.000 USD’ şeklinde bir kalem alacağı daha eklendiği aktarıldı.
Hazırlanan iddianamede, şüpheli Rüya Sağır’ın alınan ifadesinden özetle, müşteki Terim’e bilgi vermeden önce Seçil Erzan ile iletişime geçerek Erzan’ın söylemesi üzerine tabloya 3 milyon dolar daha eklediğini ikrar ettiği, Erzan’ın ifadesinden özetle ise müşteki Terim’in uzun yıllardır finans danışmanı şeklinde hareket ettiğini ve elden 300 dolar aldığını içeren ikrarı ile şüphelilerin müştekinin hesap hareketlerinde yer almamasına rağmen elle ekleme yaparak müştekiye yolladıkları görsele ilişkin müşteki tarafından sunulan dökümler birlikte dikkate alındığında, şüphelilerin fikir ve eylem birliği içerisinde hareket etmek suretiyle müşteki Fatih Terim’i dolandırdıkları kaydedildi. Hazırlanan birleştirme talepli iddianame kabul edilirse Fatih Terim ile birlikte mağdur sayısı da 28’den 29’a yükselecek.
]]>Toplantıda konuşan Emlak Konut Genel Müdürü Cengiz Erdem, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesinde yürüttükleri çalışmalarla millete hak ettiği mutluluğu sunacak yaşam alanları inşa etmeyi sürdürdüklerini anlattı.
Türkiye’nin geleceğine güvenlerinin tam olduğunu ve bu doğrultuda çalışmaya devam ettiklerini belirten Erdem, Türkiye’nin istikrarlı ekonomisinin güçlenmesinde ve dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmesinde inşaat sektörünün her zaman önemli bir rol oynadığını ve oynamaya devam edeceğini kaydetti.
Erdem, inşaat ve gayrimenkul sektörünün bu hedefe ulaşmak için gereken fedakarlıkları yapmaya devam ettiğini dile getirerek, hükümetin, Bakanlığın ve ilgili kuruluşların sektöre desteklerini sürdürdüğünü aktardı.
5 İLDEKİ 16 PROJEYİ KAPSIYOR
Cengiz Erdem, 2023’ü 53,2 milyar lira rekor ön satış geliriyle tamamladıklarını, 4 bin 700 bağımsız bölümü hak sahiplerine teslim ettiklerini belirterek, “Güçlü, alanında uzman ekibimizle 8,5 milyon metrekare büyüklüğündeki 137 şantiyemizde, inşasına devam ettiğimiz 103 bin adet bağımsız bölüm ve 200 binden fazla doğrudan ve dolaylı çalışanımızla şirketimizi çok daha güçlü yarınlara taşıyoruz.” diye konuştu.
Emlak Konut ödeme sistemi ve “Güvenli Yatırım, Güvenli Gelecek” sloganıyla başlattıkları kampanyaya değinen Erdem, kampanyanın İstanbul başta olmak üzere İzmir, Antalya, Balıkesir ve Denizli’de bulunan 16 projeyi kapsadığını söyledi.
4 FARKLI ÖDEME SEÇENEĞİ
Erdem, Emlak Konut ödeme sistemiyle bankasız ve kefilsiz olarak vatandaşlara ev sahibi olmaları için 4 ayrı ödeme koşulunu içeren kampanyanın detaylarına ilişkin şu bilgileri verdi:
“Birinci koşulda; peşin alımlarda yüzde 25 indirim sağlıyoruz. İkinci koşulda; yüzde 25 peşinat, vade farksız ara ödemeli satış koşulumuzda 6, 12 ve 24’üncü aylarda ara ödemeler bulunuyor. Üçüncü koşulumuzda ise yarısı peşin, kalan yarısı da 1,29 vade farkıyla 24 ay sonra ödeme imkanı sunuyoruz. Dördüncü ve son koşulumuzda da yüzde 25 peşinat, 1,29 vade farkıyla 72 aylık sabit artan taksit seçenekleri olacak. Kampanyamızla ilgilenen, ev sahibi olmak ve geleceğine güvenli yatırım yapmak isteyen tüm vatandaşlarımız web sitemizden, çağrı merkezimizden ayrıntılı bilgi alabilir veya satış ofislerimizi ziyaret edebilir.”
Erdem, yeni alım fırsatları sunan bu kampanyanın vatandaşlar tarafından ilgiyle karşılanacağına ve sektöre yeni bir dinamizm sağlayacağına inandıklarını vurguladı.
“2 BİN CİVARINDA KONUT SATILMASINI BEKLİYORUZ”
Cengiz Erdem, bugün başlayan kampanya kapsamında 2 bin civarında konutun satılmasını hedeflediklerini belirtti. Kampanyanın süre sınırı olmadığını ve satış hedefine ulaştıklarında kampanyanın sona ereceğini anlatan Erdem, vatandaşların satış ofislerinden detaylı bilgi edinebileceğini bildirdi.
Erdem, süreçte başka projelerin de kampanyaya dahil olabileceğini kaydederek, kampanya kapsamında sundukları faiz oranları sayesinde konutu ulaşılabilir kılacaklarını anlattı.
KAMPANYAYA DAHİL PROJELER
Kampanya, İstanbul, İzmir, Balıkesir ve Denizli’de yer alan 16 projede geçerli olacak.
İstanbul’daki Batıyakası, Çınarköy Evleri, Düşler Vadisi, Ebruli Kayaşehir, Vadi Evleri-1, Vadi Evleri-2, Tual Gölyaka, Meydan Başakşehir, Majör Gölyaka, Gölyaka İstanbul ve Yeni Fikirtepe, İzmir’deki Allsancak ve Evora İzmir, Denizli’deki Evora Denizli, Balıkesir’deki Balıkesir Emlak Konutları ile Antalya’daki Park Yaşam Antalya projeleri kampanyaya dahil edildi.
]]>Seyahat şirketi Virtuoso, Avrupa’daki lüks otel fiyatlarındaki artışa yönelik bir araştırma yayınladı. Araştırmaya göre, ortalama geceleme fiyatları 2019’a kıyasla yüzde 70 arttı. Rezervasyonların yoğunlaştığı temmuz ayında ise bu artışlar yüzde 85’leri bulabiliyor. Küresel çapta hissedilen enflasyonun yaz tatili planlarını da etkilediğini söyleyen turizm odaklı premium ajans IQUEEM’in Kurucusu Berkun Meral, ” Türkiye, Avrupa’daki fiyat artışlarının 2019’a kıyasla yüzde 70’i bulduğu bu ortamda Euro veya dolar harcayan, aynı zamanda tatil tercihini yaşama maliyetlerinin daha düşük olduğu ülkelerden yapmak isteyen turistler için ideal destinasyonlardan birine dönüşüyor” değerlendirmesinde bulundu.
Yaz sezonunun yaklaşmasıyla Türkiye’nin turizm bölgelerinde de hareketlilik sinyalleri görülmeye başlandı. Öte yandan küresel enflasyon, dünya çapında, farklı ülkelere seyahat etmek isteyen turistlerin tatil planlarını ve seyahat tercihlerini etkiledi. Küresel çapta 27 bin katılımcıyla gerçekleştirilen Seyahat Beklentileri 2024 araştırması, 2 kişiden birinin (yüzde 52), yaşadıkları ülkelerden daha ucuz ülkelerde, yaşama maliyetlerinin düşük olduğu destinasyonlarda tatil yapmak istediğini ortaya çıkardı. Konuyla ilgili değerlendirmelerini paylaşan turizm odaklı premium ajans IQUEEM’in Kurucusu Berkun Meral, “2024’ün en önemli gündemlerinden biri olan yaşama maliyeti artışları, kur farkı veya diğer sebeplerle yaşamanın daha ucuz olduğu ülkeleri ve iyi deneyimleri hesaplı fiyatlarla sunan tesisleri ön plana çıkarıyor. Bu arayışı değerlendirmek isteyen turizmciler için önemli fırsatlar var” dedi.
YAŞAMA MALİYETLERİ 5 KİŞİDEN ÜÇÜNÜN SEYAHAT PLANLARINI KISITLIYOR
33 ülkeden 27 binden fazla turistin katıldığı araştırmada, katılımcıların yüzde 62’si artan yaşam maliyetlerinin seyahat planlamalarını etkilediğini söyledi. Enflasyonun 2023 ve 2024’te küresel bir sorun olduğuna dikkat çeken Berkun Meral, “Enflasyon, son tüketicinin geleceği planlarken daha temkinli davranmasını ve keyfi taleplerinden ödün vermesini beraberinde getirdi. Yine de yaz tatilleri, özellikle masa başı çalışan kesim için önemli kaçış noktaları olmayı sürdürüyor. Doğru iletişim kanalı bulunduğunda, tatilde masraftan kaçınmayan tüketicilere erişmek ve yaşam maliyetlerinin turizm gelirlerine etkisini en aza indirmek mümkün. Bu etkileşimi kurmanın yolu ise online görünürlükten ve turizm sektörü için dijital pazarlamadan geçiyor” diye konuştu.
AVRUPA’DAKİ LÜKS OTELLER 2019’A KIYASLA YÜZDE 70 DAHA PAHALI
Enflasyonun ve artan yaşam maliyetlerinin etkisinin lüks turizmde dahi hissedildiğine dikkat çeken Berkun Meral, “Seyahat şirketi Virtuoso’ya göre Avrupa’daki lüks otel fiyatları bu yıl zirve seviyelere ulaştı. Ortalama geceleme fiyatları 2019’a kıyasla yüzde 70 arttı. Rezervasyonların yoğunlaştığı temmuz ayında ise bu artışlar yüzde 85’leri bulabiliyor. Buna rağmen dünyanın dört bir yanında lüks seyahate önem veren ve seyahat deneyiminden ödün vermeyen bir kitle de var. Türkiye, Avrupa’daki fiyat artışlarının 2019’a kıyasla yüzde 70’i bulduğu bu ortamda euro veya dolar harcayan, aynı zamanda tatil tercihini yaşama maliyetlerinin daha düşük olduğu ülkelerden yapmak isteyen turistler için ideal destinasyonlardan birine dönüşüyor. 15 yıldır Türkiye’nin en büyük ve küresel çapta tanınan otellerinin dijital pazarlama süreçlerine katkıda bulunan ve premium deneyimleri dijitalde de premium içeriklerle yansıtan IQUEEM olarak biz de tam olarak bu noktada devreye giriyoruz” dedi.
“2 KİŞİDEN BİRİ DENEYİM ODAKLI TEKLİFLERİ KABUL EDİYOR”
Yaşam maliyetleri tatil planlarında bütçe kesintilerini beraberinde getirse de 2 tüketiciden birinin konaklama veya seyahat deneyimlerini genel anlamda iyileştiren teklifleri reddetmediğine dikkat çeken IQUEEM Kurucusu Berkun Meral, değerlendirmelerini şu ifadelerle sonlandırdı:
“Bu trend de doğruluyor ki doğru teklifler, doğru kelime ve deneyimlerle, doğru zamanlarda kullanıcının karşısına çıktığında, satışa dönüşmesi fazlasıyla olası. Kaliteli hizmet, gerçek ve premium deneyimler, küresel çapta turistlerin tatil tercihlerini ve destinasyon seçimlerini etkileyen başlıca öğelerden biri.”
]]>Yüksek enflasyonla beraber döviz kurunun da yüksekten seyretmesi patronların da maliyetlerini karşılayamamalarına neden oldu. Döviz kurunun olması gereken seviyeden düşük kaldığını ve bu nedenle Avrupalı müşterilere fiyatlarının pahalı geldiğini söyleyen Deri ve Deri Mamulleri İhracatçı Birliği (DDMİB) Başkanı Erkan Zandar, kurdaki gelişimin bu şekilde devam etmesi halinde ne yapacaklarını bilmediklerini aktardı.
“ARTIK BU GEMİ SU ALIYOR”
Zandar, “Yanımızda usta haricinde kalifiye olmayan eleman çalıştıramıyoruz. Yaklaşık 2 yıldan beni asgari ücrete uygulanan zamların aynısını ustalarımıza uygulamak zorunda kaldık. Maliyetlerin maliyetin yüzde 40’ını geçmemesi gerekirken yüzde 62’lere çıktı. Artık bu gemi su alıyor” diye konuştu. Vergisel veya SGK anlamında düzenlemelere ihtiyaç duyduklarını açıklayan Zandar, “Önümüzdeki 5 yıl ne yapacağımızı artık konuşmamız lazım. Bizim üretime devam etmemiz isteniyor mu, istenmiyor mu buna karar verilmesi gerek. Tekstilciler nasıl ki maliyetlere yetişemediği için yurtdışına gidiyorsa biz de gitmeyi düşüneceğiz. Herhalde istenen bu” ifadelerini kullandı.
İHRACATTA CİDDİ DÜŞÜŞ VAR
Zor bir süreçten geçtiklerini ve üretim maliyetlerinin de kur etkisiyle arttığını belirten Erkan Zandar şunları söyledi: “Yılın ilk 4 ayında deri ve demi mamulleri ihracatımız geçtiğimiz yıla oranla yüzde 28 oranında düştü. Bu değerler 2019’daki pandemi döneminin bile altına indi. Deri ayakkabıda ise yüzde 30’luk bir düşüş yaşarken deri kürk ve konfeksiyonda ise yüzde 36’lık düşüş yaşadık. Ülkeler bazında da çok büyük düşüşler yaşıyoruz. En büyük ihracat kapımız olan Almanya’ya yüzde 12, İtalya’ya yüzde 23 ve Rusya’ya yüzde 72’lik bir düşüş yaşıyoruz. Rusya’nın deri ve mamulleri almıyor olması sektörün çalışmıyor olduğunu gösteriyor. Eğer biz bu yıl kurdaki değişim, enflasyon oranında olmazsa ve yine ocakta asgari ücrete yüzde 40-50’lik bir zam gelirse yeni yılda fabrikaların hepsi kapatıp, fabrikalarını Çin’e, Vietnam’a taşır. Yani Türkiye’de üretimin olmaması anlamına gelir, işsizlik artar. Biz ülkemize elimizden geldiğince destek olmaya çalışıyoruz. Fakat biz de yetkililerden destek bekliyoruz.”
“BU İŞİ YAPMAYIN DİYORLARSA YAPMAYIZ”
İhracat yaptıkları pazarların 2023’ten sonra toparlanırken Avrupa pazarında önümüzdeki yıllar için enflasyonda bir artış beklenmediğinde sözlerine ekleyen Zandar, “Bizde enflasyona bağlı asgari ücret zamları ve kurun sabit kalması halinde maliyetlerimiz rakiplerimizin çok üstüne çıkacağı için Avrupa pazarını unutalım. Çünkü o fiyatlarla Avrupa’da müşteri bulamayız. Kur etkisi ve enflasyonla artan maliyetlerimizi artık tolere edemez hale geldik. Biz yurtdışına fiyat arttıramazken iç piyasa istediği fiyata bunu satıyor. Bizim kur fiyatımız belli ama iç piyasada kur hesabı yok ve kafalarına göre fiyat belirliyorlar. Eğer bize bu işi Türkiye’de bu işi yapmayın diyorlarsa biz de yapmayız arkadaşlar” dedi.
“DEVLETİMİZDEN DESTEK İSTİYORUZ”
DDMİB Başkan Yardımcısı Halil Gündoğdu ise ithalatın ek vergilere rağmen yüzde 172 oranında arttığına dikkat çekti. İşçilik maliyetlerinde ciddi artışlar yaşandığını aktaran Gündoğdu, “Uzakdoğu ile yarışamazken şimdi Avrupa ülkeleri bile bizden yüzde 25-30 daha ucuz fiyat veriyor. En ufak bir maliyet artışı yaptığımız az sayıdaki ihracatı da durduracaktır. Kur artışının böyle gitmesi halinde ne yapacağımızı bilmiyoruz. Biz devletimizden destek istiyoruz” şeklinde konuştu.
DERİ MAMULLERİ OSB’Sİ KURULMALI
Basmane, Pınarbaşı ve Karabağlar bölgesinde kümelenen işletmeleri de bir araya toplanıp Deri Mamulleri OSB’nin kurulması gerektiğini vurgulayan Gündoğdu, “Diğer türlü yabancı müşterilerimizi biz bu işletmelere götüremeyiz. Oraları görenler bizden ürün almaktan vazgeçer. İzmir özelinde Deri OSB konusunda da taleplerimizi 2018’den beri sürekli dile getiriyoruz çünkü bu acil ve elzem bir konu. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Cemil Tugay’a da bunu ilettik. Artık atölye tarzı değil fabrika tarzı yerlerde çalışmamız gerek.
]]>KOCAELİ – Doğu Marmara Bölgesi’nde yerel ve bölgesel kalkınmayı sağlamak amacıyla destek başvurusunda bulunan projelerin 5’i başarılı bulundu. Destek için imzalar atılırken Doğu Marmara Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mustafa Çöpoğlu, “Kırdan kente göçü tersine çevirmek, işlenmemiş, unutulmaya yüz tutmuş tarlalarımız, coğrafi işaretli ürünlerimizi tekrar ihya eden pek çok projeye imza attık” dedi.
Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu ve Yalova illerini kapsayan Doğu Marmara Bölgesi’nde yerel ve bölgesel kalkınmayı sağlamak için 2010 yılından bu yana Doğu Marmara Kalkınma Ajansı tarafından çeşitli destek mekanizmalarıyla faaliyetler yürütülüyor. Ajans, kurumların hizmet kalitesini artırmayı amaçlayan teknik destek programıyla projelere destek veriyor. 15.’si bu sene yürütülen Teknik Destek Programı kapsamında 2010 yılından bu yana toplamda 14 milyon TL’ye yakın kaynak tahsis edildi. Bu kaynak ile şu ana kadar 887 proje desteklenerek, projelerle birçok farklı temada danışmanlık ve eğitim hizmetleri verildi. 2024 yılı için bu program kapsamında desteklenecek faaliyetler için 10 milyon TL tutarında kaynak tahsis edildi. 2024 Yılı Teknik Destek Programı Mart-Nisan Dönemi kapsamında bölgeden 7 proje başvurusu alındı. Bölgenin insan kaynağı, kurumsal kapasite, üretim ve hizmet kalitesi ile dezavantajlı grupların yaşam kalitelerini iyileştirmeye yönelik eğitim ve danışmanlık hizmeti talebinde bulunan toplamda 5 proje, gerçekleştirilen ön incelemelerin ardından yapılan teknik ve nihai değerlendirmenin sonucunda başarılı bulunarak destek almaya hak kazandı. Destek almaya hak kazanan projeler için bugün Kocaeli’de imza töreni düzenlendi.
“Unutulmaya yüz tutmuş tarlalarımız, coğrafi işaretli ürünlerimizi tekrar ihya eden pek çok projeye imza attık”
Düzenlene imza töreninde konuşan Doğu Marmara Kalkınma Ajansı MARKA Genel Sekreteri Mustafa Çöpoğlu, “Devam eden pek çok projemiz var. Doğu Marmara Kalkınma Ajansı potansiyeli yüksek bir bölge. Burada çok sayıda üniversitemiz teknoparkımız, OSB’miz, limanlarımız, serbest bölgelerimiz mevcut. Biz de ajans olarak bölgemizdeki yerel yönetimler, üniversiteler, teknoparklarla, sanayicilerle bu potansiyeli elimizden geldiğince hakkını vermeye çalışıyoruz. Bu da zaten rakamlara yansıyor. İSO’nun her yıl ilan ettiği en büyük 500 sanayi kuruluşunun 139 tanesi bölgemizde üretim yapıyor. Türkiye’deki ihracatın en yükseği İstanbul’dan sonra bölgemiz yer alıyor. Vergi tahakkukunda İstanbul’dan sonra ikinci sıradayız. Tahsilatta yüzde 90’ın üzerindeyiz. Dolayısıyla bu bölge üretimin, sanayinin inovasyonun üssü. Biz de buradaki sanayinin daha da güçlenmesi için, uluslararası piyasalarda daha rekabetçi olabilmesi için İkiz dönüşüm çalışmalarına bütçemiz doğrultusunda büyük destek sağlıyoruz. Yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm önceliğimiz. Son 6 yıldır nitelikli istihdamı güçlendirme konusunda önemli çalışmalar yaptık. Kocaeli’de İMES (İleri Mühendislik Mükemmeliyet Merkezi), Yalova’daki eğitim merkezimiz, Sakarya, Düzce, Bolu’da, bölgemizdeki sanayicinin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünü temin etme, yetiştirmeye yönelik pek çok projeye imza attık. Pandemi sonrasında da SOGEP (Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı) sürecinde kırsal kalkınmayı, üretici kadın kooperatiflerinin güçlendirilmesi, gıda tedarikini güçlendirmeye yönelik pek çok projemiz tamamlandı. Kırdan kente göçü tersine çevirmek, işlenmemiş, unutulmaya yüz tutmuş tarlalarımız, oradaki coğrafi işaretli ürünlerimizi tekrar ihya eden pek çok projeye imza attık” diye konuştu.
5 projeye imza atıldı
Teknik Destek Programı Mart-Nisan dönemi başarılı olan projeler: Teknoparkta Dijital Yetkinlik Geliştirme Projesi (GOSB Teknopark A.Ş), Bolu İli Yaşlı Profili ve Eğitim İhtiyacı Araştırması Projesi( Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi), Sağlık Kurumlarında Yalın Değişim Çalışmaları İçin Master Plan Hazırlanması Projesi ( Bolu İl Sağlık Müdürü), Enerji Yönetim Sistemi Eğitimi (Gebze Belediyesi), Sakarya’nın Offshore (Açık Deniz) Teknolojileri Potansiyelinin Tespit Edilmesi Projesi (Girimci İşadamları Vakfı Sakarya Şubesi) olarak 5 proje için imzalar atıldı.
]]>Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu ve Yalova illerini kapsayan Doğu Marmara Bölgesi’nde yerel ve bölgesel kalkınmayı sağlamak için 2010 yılından bu yana Doğu Marmara Kalkınma Ajansı tarafından çeşitli destek mekanizmalarıyla faaliyetler yürütülüyor. Ajans, kurumların hizmet kalitesini artırmayı amaçlayan Teknik Destek Programı ile projelere destek veriyor. 15.’si bu sene yürütülen Teknik Destek Programı kapsamında 2010 yılından bu yana toplamda 14 milyon TL’ye yakın kaynak tahsis edildi. Bu kaynakla şu ana kadar 887 proje desteklenerek, projelerle birçok farklı temada danışmanlık ve eğitim hizmetleri verildi. 2024 yılı için program kapsamında desteklenecek faaliyetler için 10 milyon TL tutarında kaynak tahsis edildi. 2024 yılı Teknik Destek Programı mart-nisan dönemi kapsamında bölgeden 7 proje başvurusu alındı. Bölgenin insan kaynağı, kurumsal kapasite, üretim ve hizmet kalitesi ile dezavantajlı grupların yaşam kalitelerini iyileştirmeye yönelik eğitim ve danışmanlık hizmeti talebinde bulunan toplam 5 proje, gerçekleştirilen ön incelemelerin ardından yapılan teknik ve nihai değerlendirme sonucunda başarılı bulunarak destek almaya hak kazandı. Destek almaya hak kazanan projeler için bugün Kocaeli’de imza töreni düzenlendi.
“Unutulmaya yüz tutmuş tarlalarımız, coğrafi işaretli ürünlerimizi tekrar ihya eden pek çok projeye imza attık”
İmza töreninde konuşan Doğu Marmara Kalkınma Ajansı (MARKA) Genel Sekreteri Mustafa Çöpoğlu, “Devam eden pek çok projemiz var. Doğu Marmara Kalkınma Ajansı potansiyeli yüksek bir bölge. Burada çok sayıda üniversitemiz teknoparkımız, OSB’miz, limanlarımız, serbest bölgelerimiz mevcut. Biz de ajans olarak bölgemizdeki yerel yönetimler, üniversiteler, teknoparklarla, sanayicilerle bu potansiyeli elimizden geldiğince hakkını vermeye çalışıyoruz. Bu da zaten rakamlara yansıyor. İSO’nun her yıl ilan ettiği en büyük 500 sanayi kuruluşunun 139 tanesi bölgemizde üretim yapıyor. Türkiye’deki ihracatın en yükseği İstanbul’dan sonra bölgemiz yer alıyor. Vergi tahakkukunda İstanbul’dan sonra ikinci sıradayız. Tahsilatta yüzde 90’ın üzerindeyiz. Dolayısıyla bu bölge üretimin, sanayinin inovasyonun üssü. Biz de buradaki sanayinin daha da güçlenmesi için, uluslararası piyasalarda daha rekabetçi olabilmesi için ikiz dönüşüm çalışmalarına bütçemiz doğrultusunda büyük destek sağlıyoruz. Yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm önceliğimiz. Son 6 yıldır nitelikli istihdamı güçlendirme konusunda önemli çalışmalar yaptık. Kocaeli’de İMES (İleri Mühendislik Mükemmeliyet Merkezi), Yalova’daki eğitim merkezimiz, Sakarya, Düzce, Bolu’da bölgemizdeki sanayicinin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünü temin etme, yetiştirmeye yönelik pek çok projeye imza attık. Pandemi sonrasında da SOGEP (Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı) sürecinde kırsal kalkınmayı, üretici kadın kooperatiflerinin güçlendirilmesi, gıda tedarikini güçlendirmeye yönelik pek çok projemiz tamamlandı. Kırdan kente göçü tersine çevirmek, işlenmemiş, unutulmaya yüz tutmuş tarlalarımız, oradaki coğrafi işaretli ürünlerimizi tekrar ihya eden pek çok projeye imza attık” diye konuştu.
5 projeye imza atıldı
Teknik Destek Programı mart-nisan dönemi çerçevesinde Teknoparkta Dijital Yetkinlik Geliştirme Projesi (GOSB Teknopark A.Ş), Bolu İli Yaşlı Profili ve Eğitim İhtiyacı Araştırması Projesi (Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi), Sağlık Kurumlarında Yalın Değişim Çalışmaları İçin Master Plan Hazırlanması Projesi (Bolu İl Sağlık Müdürü), Enerji Yönetim Sistemi Eğitimi (Gebze Belediyesi), Sakarya’nın Offshore (Açık Deniz) Teknolojileri Potansiyelinin Tespit Edilmesi Projesi (Girimci İşadamları Vakfı Sakarya Şubesi) adlı 5 proje için imzalar atıldı. – KOCAELİ
]]>Zeray Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Zeray, konut sektöründeki son gelişmeler ile ilgili önemli bilgiler verdi. Sürdürülebilirlik stratejileri üzerine değerlendirme yapan Zeray, “Zeray’ın sürdürülebilirlik belgesi ve raporu hazırlandı, yakın süre içerisinde yayınlayacağız. Bu rapordaki ana hedefimiz, şirketimizi başta sektörümüze örnek, ömrü bizden-beşerden daha uzun hale getirmektir. Dünyada şu anda hayatta olmayan insanların inşa ettiği şehirler, miraslar var. Türkiye’ye inşaat sektöründe her anlamda, hep birlikte hak ettiği zirveye taşıma sorumluluğundayız. Detayına inmek gerekirse, sanatsal yaşam alanları geliştirmek üzere bir yolculuktayız ve bu sadece plan programlar çerçevesinde yönetilebilecek bir olgu değil. Her bir projeyi büyüklerimden ilham aldığım ‘başına gözüne ayakta’ olgusu ile enine boyuna değerlendirmek üzere ayrıştırılmış olarak yönetme gerekliliğine inanıyorum” şeklinde konuştu.
“Projenin başlangıcı ile sonu arasında yüzde 400’e varan artışlar görülmekte”
Sektörün içinde bulunduğu duruma yönelik konuşan Zeray, “Türkiye’de gayrimenkul sektörü, son 30 senelik geçmişinde hiç bu dönem kadar konuta olan ihtiyacı yoğun olarak yaşamamıştı. Bu durum, yatırımcılar için ciddi fırsat ve avantaj olsa da toplum için fayda sağlamamaktadır. Gayrimenkul sektörü hakkında Merkez Bankası Para Politikaları Kurumunun ilgili birimleri ile düzenli aralıklarla gerçekleştirdiğimiz analiz toplantılarında görüş ve değerlendirmelerimizi şeffaflıkla paylaşmaktayız. Detaylandırmak gerekirse orda da paylaştığım ülkemizdeki enflasyon ile inşaat maliyeti artış endeksi ve şirket analizlerimizin arasındaki fark ciddi oranlardadır. 2 katı aşan bu farkın başlıca sebebi; 2018 krizinde, sektördeki iş gücünün dağılması ve son yaşanan deprem felaketi sebepleri ile bölgeye acil ihtiyaca karşın yapılaşmanın yoğunlaştırılması sonucunda, normalin 4 katına varan işçilik maliyetlerinin artmasıdır. Buna ilave olarak gayrimenkuldeki kira artışlarında da görüldüğü üzere, talebin artması arzın düşmesi ve sonucunda bir projenin başlangıcı ile sonu arasında yüzde 400’e varan artışlar görülmektedir. Bu artış hiçbir güvenli finansal veya herhangi bir yatırım aracında görülmemektedir” diye konuştu.
“Kazanan, kazancımıza ortak olan müşteri kitlemizi hep çok değerli gördük”
Rakip analizleri yaptıkları süreçlerde ortaya çıkan neticeyi anlatan Zeray, “Ülkemizin birçok bölgesinde konut üretimi gerçekleştiren firmalar var ve bu firmalar üretimlerini tamamladıktan sonra, ürünleri fiyat anlamında doyum noktasına ulaştığında satışlarına başlıyor. Onlardan ayrışan en önemli farklarımızdan biri, yatırımcılarımıza kazandırmanın gururu en büyük değerlerimizden. Kuruluş süreçlerimizde, sermayeye ihtiyaç duyduğumuz dönemlerde, satışa bağlı olarak üretim planlamalarında bulunmaktaydık. Bununla birlikte sahip olduğumuz müşteri kitlesi de bizimle birlikte kazanmaktaydı. Lansmanlarımızda kazanan, kazancımıza ortak olan müşteri kitlemizi hep çok değerli gördük. Kazançlarını ortak kazanç olarak görüp gururlanıyoruz diyebilirim. Üretimlerimizi tamamladıktan sonra satışları hızlandırmanın karlılığının farkındayız fakat daha yüksek kazanç uğruna müşterilerimize sunduğumuz fırsatları hiçbir zaman kısıtlayamadık. Bazen bir müşteriye sunduğumuz herhangi bir fırsat, bir projeye özel kampanya ve benzeri durumlarda hep müşteri odaklı yaklaşımlarla genel boyutta tavırlar sergiledik. Bugün Ankara projelerimize özel sunmuş olduğumuz 250 bin lira peşinat kampanyasını tüm projelerimizde uygulamamız, bitmiş teslime hazır projelerimizde dahi, ödemesi devam ederken kiraya verme avantajı tanımamız bu yaklaşımlarımızın başlıca göstergesi. Çünkü halka arz oluyoruz. Bugüne dek yatırımcılarımıza sunduğumuz bu kazançların en büyük getirisini bir gong sesi ile tüm Zeray ailesine kazandıracağız” ifadelerini kullandı.
“Büyümeye ve büyütmeye devam edeceğiz”
Uygulanan kredi kısıtlamaları ve benzeri faktörlerin fiyat artışlarına engel olamadığının altını çizen Zeray, “Kısıtlamalar yerine arzın desteklenmesinin tercih edilmesini arzu ederdik. Uygun rekabet şartlarının ve fırsatlarının sunulması ekonomi yönetimi için de en önemli kazançlardandır. Sosyal devletin başlıca sorumluluklarından olan barınma konusu, ülke dinamiklerimizde ancak en uygun rekabet şartlarında beklentileri karşılayabilir. Çünkü gayrimenkule, aynı zamanda lokomotif yatırım araçlarından diyoruz. Toplum bilincimiz gereği oluşan her bireyin hayali olan gayrimenkul yatırımına erişilebilir imkanların sağlanmasıyla, yakın gelecekte frenlenmiş arzda bariz artış görülecektir. İşte o zaman, geçmiş dönemlerdeki gibi her daim canlı stoklarımızla talebi karşılamada öncü firmalar arasında olacağız. Bu tecrübelerimizi geçmiş dönemde bizimle olan paydaşlarımız iyi bilir. Bu bir dayanışma biçimi aynı zamanda. Bu kararlılıkla büyümeye ve büyütmeye hiç kuşkusuz devam edeceğiz. Bizler ulusallaşma sorumluluğumuzu tamamlamış yapımız içerisinde her döneme özel metotlar geliştirerek özgür ve özgün yapımızı kazandık. Gelişmiş ülkelerdeki asırlık kurumların ortak bilinci ile gelişimi uluslararası, hatta evrensel boyutta sonsuz bir serüven olarak görüyoruz” dedi.
“Sektörde yeni normlar geliştiriyoruz”
Geleceğe yönelik hedeflerinden de bahseden Zeki Zeray, “Geleceğimizi, sürdürülebilir planlamalar ile farklı sektörlerde de öncü roller alarak, ülkemizin geleceğine yatırım yapmakta görüyorum. Özellikle, ifade ettiğim tüm plan ve programlarımızın gerçekliğine şahit oldukça, yanımda şahitler buldukça heyecanım, heyecanımız katbekat artıyor. Zeray ailesi büyüyor ve gayrimenkul sektöründe yeni normlar geliştiriyoruz. Bunun sonucunda oluşan genişlemeye şahit olacaksınız özellikle halka arzımız sonrasında bu fitili ateşleyeceğiz. Aşmakta güçlük çektiğimiz yapılaşmaya dair ve hatta yapısal sorunlara karşı direnç noktamız normalin zirvesinde. Bu hassasiyet en büyük güç ve güçlüğümüz diyebilirim. Zeray her zaman olduğu gibi coşkuyla düzen ve disiplini ile geçmiş dönemlerdeki gibi aşk ile 10 yılda yüzde 14 binlik büyüme oranları gibi göstergelerle büyümeye ve gelişmeye devam edecektir. 2021 yılında yönetim kurulumuz kararı ile aldığımız 5 yıllık stratejik planlarımızdaki hedeflerimizi henüz üçüncü yılında aşmış bulunmaktayız. Hedeflerimizi bile egale etmemiz, benim tasvirinde zorlandığım; büyük bir tutku ile çalışmalarını sergileyen çalışma arkadaşlarımızın kutsal emeklerinin karşılığıdır. Beni temsilen herhangi birine karşılaştığınız bir ofisimizde ailemizin bu sırrını nasıl koruduklarını sorabilirsiniz. Şahsen gözlerinden anlıyorum onlar adına konuşmak istemem fakat Zeray’ın sırrı tek kelime ile güven olgusundan geçmektedir diyebilirim. İnanç ve Kararlılık ile yol aldığınızda hem kendinize hem de çevrenize karşı güvenilirliliğiniz kendiliğinden oluşmakta” diye konuştu.
“Enerjimizi işimize veriyoruz”
Eleştiriye ve öneriye açık olduklarını vurgulayan Zeray, “Tabi ki bizzat şahit olunmadıkça, tahlili anlaşılması güç durumlar taşıyoruz. Bizim başarı göstergelerimiz alışılmışın, görülmüşün üzerinde. Dolayısıyla; anlamlandıramadığı için karalamalarda bulunan, olağandışı varsayımlarla başarı hikayemizi değersizleştirmeye çalışan algılarla karşılaşabiliyoruz. Var olduğumuz ilk günden bu yana yaşadığımız bu durumların, her seferinde haklı çıkan tarafta olsak dahi ardı arkası kesilmiyor ve belki de kesilmeyecek. Biz doğru olduğunu bildiğimiz inandığımız işleri yapmaktan vazgeçmeyeceğiz. Enerjimizi tamamen işimize veriyoruz. Kendi kendimiz ile yarıştığımız bu yolculukta, değerin yeniden tanımlanması gerektiğini düşünüyoruz. Tabi ki çevremizi duyuyoruz fakat ifade ettiğim gibi her örnek/idol alınacak başarının arkasında bu denli boyutlar gelişebiliyor. Paylaşmak istediğim tek husus, ulaşılabilir yanımızı keşfedebilirsiniz. Zeray’ı tanımak isteyenler, çevresindeki bir çok lokasyonda satış ofislerimizde veya en kötü ihtimalle bir telefon uzağında bizleri bulabilir, bir kahve sohbetinde eleştirilerini veya önerilerini sunabilir” dedi.
“Geldiğimiz marka değeriyle gurur duyuyoruz”
Ulusal hedefleri, yerel algı ve kültürel dinamikleri güçlü olan bir bölgede gerçekleştirmeye çalıştıklarını ifade eden Zeray, “Kendimizi ifade etme imkanı bulduğumuz asıl noktamız sanatsal manalar da taşıyan projelerimiz. Beklentimiz, ürettiğimiz yapılarımızla gerçekleştirdiğimiz başarılar ile anılmak. Buna bağlı olarak gelişen durumlar karşısında göstermiş olduğumuz reaksiyonlarımızı da gelişimimize katıp sürecin bir parçası olarak görüyoruz. Şunu da ifade etmek istiyorum, proje geliştirdiğimiz bölgelerde özellikle Kocaeli halkı tarafından kabullenildiğimizi ve bölge firmalarından olarak görüldüğümüzü anıldığımızı düşünüyor ve geldiğimiz marka değeri noktasıyla gurur duyuyorum. Mal varlığımız karşısında riskimiz yüzde 2,14 gibi sektörümüz için olabilecek en güvenli bir oranda. Rakiplerimiz ve uğraşı sadece gayrimenkul üretimi üzerine olan firmalar karşısında bizi güvenli yapımız ile farklı bir boyuta taşıyor” ifadelerini kullandı.
“Gayrimenkul yatırımcılarına yeni bir fırsat sunuyoruz”
Yatırımcılara önerilerde de bulunan Zeray, “Başlattığımız bahar kampanyamızla özellikle ikinci konutu olanlara yüzde 10’lara varan kredi kısıtlamasına karşın oluşturduğumuz yüzde 100 kendi bünyemizde finans kuruluşlarının kredi oranlarının altında 60 aya varan ödeme planları ile yeni bir fırsat sunuyoruz. İmkanı doğrultusunda veya önemi anlaşılmadığından yatırım planında olsa dahi kısmi de olsa gecikme yaşadığını düşünenler; ister ikame isterlerse yatırım hedefli gayrimenkul yatırımlarına mutlaka Zeray gibi yüksek katma değerli marka projelerde birikimlerini yatırıma dönüştürmelidir. Devletimizin orta vadeli ekonomi programı gereği; enflasyonun düşüş eğilimine geçmesiyle paralel, gerek faiz oranlarında düşüşe gidilmesi gerekse finansal kısıtlamaların hafifletilmesine yönelik adımların atılması kaçınılmaz olacaktır. Fakat o gün sergilenecek sınırlı stoğa karşın bugün kazançlı yatırım fırsatı bulanlar günden güne en yüksek yatırım getirisi kazancının yanı sıra ileriki dönemlerde oluşabilecek ekonomik durumlar sonucunda gayrimenkuldeki talep enflasyonunu da alarak arzın da zaten sınırlı kalacağı gerçeği ile birleşecek ve yatırımlarını eşsiz bir kazanç boyutuna taşıyacaktır” şeklinde konuştu. – KOCAELİ
]]>Türk Eximbank, Türkiye’nin iklim değişikliği mücadelesi ve karbon notu hedefi doğrultusunda sürdürülebilir bir kalkınmanın sağlanması amacıyla ihracatçıların yeşil dönüşümle ilgili yapacakları yatırımları desteklemek üzere sağlamış olduğu öncü finansman imkanlarına bir yenisini ekleyerek 7 Mayıs 2024 tarihinde Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın karşı-garantisi ve Dünya Bankası Grubu üyesi olan International Bank for Reconstruction and Development’ın (IBRD) 600 milyon euro tutarında ilk zarar tazmin yapısında sunduğu garantisi altında, toplam 1 milyar euro tutarındaki ‘Türkiye Yeşil İhracat Projesi’ kredi sözleşmesine imza attı. Deutsche Bank, Standard Chartered Bank, BNP Paribas ve ING Bank’ın katılımlarıyla gerçekleştirilen 10 yıl vadeli kredi, Türk Eximbank’ın bugüne kadarki en büyük borçlanma işlemi, aynı zamanda IBRD’nin ise ihracatçıların yeşil dönüşümünü destekleyen ilk garanti işlemi olma özelliğine sahip.
Söz konusu finansman işlemi (Türkiye Yeşil İhracat Projesi kapsamında); IBRD, kreditörler ve Türk Eximbank arasındaki iş birliği ile Türk ihracatçılarının Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) sonucunda ortaya çıkabilecek zorlukların üstesinden gelmelerine yardımcı olmayı amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ilk aşamada, 2026 yılı itibarıyla karbon salınımı yoğun sektörlere yönelik olmakla birlikte, ilerleyen dönemlerde diğer karbon salınımı yoğun sektörlerde ve diğer ihracat pazarlarındaki karbon vergilerinde uygulamaya konulacak. Etkilenen sektörlerde faaliyet gösteren ihracatçıların maruz kalabileceği olumsuz etkilerin önüne geçilmesi ile yeşil ürün üreten ihracatçıların ihracatlarını artırmasının desteklenmesi amaçlarıyla; gerçekleştirecek yenilenebilir enerji üretimleri, enerji verimliliği yatırımları ve bu yatırımları yapan ihracatçıların işletme sermayesi ihtiyaçları finanse edilecektir. Kredinin bahsedilen yeşil dönüşüm ana odağına ek olarak, kadının işgücüne katılımını destekleyen firmaların finanse edilmesi ile KOBİ finansmanı gibi sosyal hedefleri de bulunuyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürü Kerem Dönmez konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Ekonomimizin itici gücü olan ihracatçılarımızın uygun koşullu finansmana erişiminin sağlanması ve Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması’na (CBAM) adaptasyonun desteklenerek ihracatçılarımızın uluslararası rekabet gücünün artırılmasına büyük önem veriyoruz. Bu amaçla geliştirilen Türkiye Yeşil İhracat Projesi’nin ülkemiz ihracatçılarının yeşil dönüşümüne öncülük edeceğine, yeni istihdam imkanları oluşturacağına ve ülkemizin 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşılmasına destek vereceğine inanıyorum. Önümüzdeki dönemde de verimlilik temelli ve ihracata dayalı nitelikli büyümeyi desteklemek için Dünya Bankası ve diğer kalkınma ortaklarımız ile çalışmayı sürdüreceğiz” dedi.
Anlaşmaya ilişkin değerlendirmede bulunan Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez, “İhracat sektörünün devam eden başarısı Türkiye ekonomisi için hayati önem taşıyor ve sürdürülebilirliğe doğru geçiş Hükümet için yüksek bir öncelik olmaya devam ediyor. Dünya Bankası, yalnızca dünya çapında düşük karbonlu bir geleceğe doğru geçişi desteklemekle kalmayıp aynı zamanda hem firmaların hem de ülkenin rekabet gücünü artıracak olan bu girişimlere yardımcı olmaktan memnuniyet duyuyor” ifadelerini kullandı.
Türk Eximbank Genel Müdürü Ali Güney yaptığı açıklamada, “IBRD garantisi ile temin ettiğimiz 1 milyar Euro tutarındaki 10 yıl vadeli kaynak ile Türkiye’nin iklim değişikliğine uyum çabalarına eşlik ederek, Türk ihracatçılarının yeşil dönüşümlerini ve uygun maliyetli uzun vadeli finansman yoluyla yeşil ihracatı desteklemekten memnuniyet duyacağız. Avrupa Birliği’nin belirlediği sera gazı emisyon azaltımı hedefine ulaşılması amacıyla düzenlediği CBAM, Türk yapımı mallarını “karbon vergisi” şeklinde ithalat tarifelerine maruz bırakacak. Bu durum, ihracatçılarımızı düşük karbonlu üretim süreçlerini kullanan şirketlere kıyasla rekabet açısından dezavantajlı hale getirecek ve potansiyel olarak ürünlerinin Avrupa Birliğinde ve diğer ihracat pazarlarında pazarlanabilirliğini etkileyecektir. CBAM’ın, 2030 yılına kadar, nispeten yakın bir gelecekte, daha da genişlemesi ve tüm sektörleri içermesi bekleniyor. Bu nedenle ihracatçılarımızın ihracat potansiyellerini korumak için uyum sağlaması ve üretimlerini mümkün olduğunca karbondan arındırması bekleniyor. Sağladığımız bu kaynak ile düşük karbonlu ihracata geçiş ve CBAM’den etkilenecek sektörlerdeki ihracatçıların rekabet gücünün korunması doğrultusunda çizilecek olan stratejik yol haritasında biz de üstümüze düşeni yapacağız. Bu bakımdan söz konusu kaynak Türkiye’nin iklim değişikliğine uyum çabalarına eşlik edecek ve Türk ihracatçılarının uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına da destek olacaktır. Diğer taraftan, Türk Eximbank olarak iklim değişikliği ile mücadele ve karbonsuzlaşma konusunda önemli bir aktör olmanın yanı sıra Dünya Bankası için de bir ilk olan bu öncü işlemle Türkiye ihracatının yeşil dönüşümüne aktif katkı sağlamaya devam edeceğiz” dedi.
Türkiye Ülke Müdürü ve Deutsche Bank A.Ş. Genel Müdürü Orhan Özalp, “Ülkemizin lider İhracat Kredi Kuruluşu olan Türk Eximbank’a sağlanan 1 Milyar Avro değerindeki anlaşma, Deutsche Bank’ın Türkiye’ye ve bankaya olan bağlılığını gösteren dönüm noktası niteliğinde bir anlaşmadır. Ülkenin makro görünümündeki iyileşme ile Deutsche Bank’ın Türkiye’ye olan bağlılığı artmaya devam edecektir. Dünya Bankası’nın garantisi altında hızlı bir şekilde gerçekleştirilen anlaşmanın tüm paydaşlarına, Türk Eximbank ekibine, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve diğer eş kreditörlerine teşekkür ederiz” diye konuştu.
Standard Chartered Genel Müdürü Kaşif Atun, “Standard Chartered, IBRD, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve diğer kreditörler ile yakın iş birliği içerisinde çalışarak Türk Eximbank’ın IBRD garantisi altında sağladığı önemli ve en yüksek tutardaki finansmanında Global Koordinatör, Yetkilendirilmiş Lider Düzenleyici ve Kredi Aracısı olarak görev almaktan gurur duymaktadır. Bu anlaşma, Türk Eximbank’ın çok rekabetçi oranlarla uzun dönem finansman sağlamasına yardımcı olmuştur. Müşterilerimizi ve faaliyet gösterdiğimiz toplumları enerji geçişi ve karbondan arındırma konusundaki sürdürülebilirlik yolculuğunda desteklemek Bankamızın strateji odağında yer almaktadır. Ülke için çok önemli olan bu işlemin bir parçası olduğumuz için müteşekkiriz” şeklinde konuştu.
Türk Ekonomi Bankası (TEB) Genel Müdürü Ümit Leblebici, “TEB olarak, müşterilerimizin sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarına finansman sağlanması ve bu alandaki projelerinin desteklenmesi konusunda aktif rol alıyoruz. İhracatçılarımız başta olmak üzere kurumsal müşterilerimize yeşil dönüşüm süreçlerinde danışmanlık desteği veriyor, ihtiyaç duyabilecekleri finansman ürünlerini sunuyoruz. Global ortağımız BNP Paribas Grubu’nun ESG ve sürdürülebilir finansman alanındaki bilgi birikimi ve deneyiminden de yararlanıyoruz. Türk Eximbank ile gerçekleştirdiğimiz bu başarılı işlem, BNP Paribas Grubu’nun Türkiye’deki kurumsal müşterilerinin iklim değişikliği risklerine uyum sağlamasını ve daha az karbon salımı yapan faaliyetlere geçişini kararlı bir şekilde destekleyen stratejisinin de önemli bir göstergesi. TEB olarak, BNP Paribas Grubu ile birlikte müşterilerimize yeşil dönüşüm süreçlerinde eşlik etmeye devam edeceğiz” dedi.
ING Türkiye CEO’su Alper Gökgöz, “ING olarak sürdürülebilirliği stratejik önceliklerimiz arasında konumluyor ve yeşil dönüşümün kolektif bir çaba ve eylem gerektirdiğine inanıyoruz. Sürdürülebilir finansman alanındaki uluslararası uzmanlığımız, deneyimimiz ve güçlü global ağımızdan faydalanarak ülkemize katkıda bulunuyoruz. Müşterilerimizin sürdürülebilir finans yol haritalarını oluşturmalarına destek oluyor, uluslararası kredi ve borç sermaye piyasalarına erişimlerine katkı sağlıyoruz. Türkiye’deki ihracatçılarımızın yeşil dönüşümlerinin, ihracat kapasitelerini korumak ve rekabet avantajı kazanmak açısından oldukça önemli olduğuna inanıyoruz. Bu kapsamda, sürdürülebilirliği stratejisinin merkezine alan ING Grubu’nun bir parçası olarak, uluslararası düzenlemeler alanındaki uzmanlığımızı, müşterilerimizin net sıfır dünyaya geçişlerini desteklemek için deneyim ve bilgimizi aktarabileceğimiz bir fırsat olarak görüyor, müşterilerimizin yeşil dönüşümüne katkıda bulunmayı önemsiyoruz. Aynı zamanda, iş hayatında kadının güçlendirilmesinin sürdürülebilir bir ekonomi ve toplumsal gelişim için önemli olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda, ihracatçılarımızın yeşil dönüşümünü destekleyen, kadın dostu şirketlerin ve KOBİ’lerin finansmanını teşvik eden, Türkiye’nin sürdürülebilirlik yol haritasına ve ekonomisine katkı sağlayan bu değerli iş birliğinde yer almaktan mutluluk duyuyoruz” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Doğu Karadeniz Bölgesi’nde 1. sürgün çay sezonu hız kesmeden devam ediyor. Rize, Artvin, Trabzon ve Giresun bölgelerinde çay müstahsilleri çay tarım arazilerine girerek bir an evvel çaylarını toplayıp satmak istiyor. İlk çay dikildiği tarihten bu yana toplaması değişen teknolojiyle birlikte çay müstahsillerinin işini daha da kolaylaştırıyor. İlk zamanlarında ellerle toplanan çaylar bir dönem sonra çay makasları ile toplandı. 1980 ihtilali öncesinde ise fabrikaların çay işleme kapasiteleri müstahsillerin verdikleri çayları karşılamadığından, çayda kalitenin artması bahane gösterilerek ‘çay makasları çaya zarar veriyor’ gerekçesi ile yasaklandı. Yasaktan yıllar sonra ise bu yasak Rizeli Milletvekilleri’nin girişimi ile kaldırılarak yeniden çay makası ile toplanmaya başlandı.
Çay bugünlerde ise çay motorları ile toplanmaya başlandı. İlk etapta benzinli olan çay motorları ‘çayda egzoz ağzı bıraktığı’ gerekçesiyle yasaklandı. Bu kez benzinli çay motorları yerini elektrikli çay motorlarına bıraktı. Çayda toplama yöntemleri değiştikçe taşıma metotları da değişmeye başladı. Elle toplanan çay sepetlerle taşınırken, makasla toplanan çaylar için sırtta taşınabilen çay torbaları çıktı. Şimdi ise çay motorları ile toplanan çaylar için ağız kısmı plastik su borularından yapılan, tek elle tutulabilen torbalar piyasaya sürüldü. Çay motorunu tek elle rahat hareket ettiren çay müstahsilleri diğer elleriyle tuttuğu bu yeni çay torbalarını rahatça dolduruyor ve çay toplama işlemini daha da hızlandırıyor. Hal böyle olunca eski sırta takılan torbalar da çay sepetleri gibi tarih oluyor.
“Sırta alıp da taşıma yok”
Çay toplama işleminin teknoloji ilerledikçe daha rahat bir hal aldığının altını çizen Rizeli esnaf Tahsin Çelik “Genelde teknoloji o kadar ilerledi ki artık bu işi elektroniğe kadar döktü. Eskiden elle toplanırdı ve ellerde darp izleri olurdu. Doktorun müdahalesine kadar gidilirdi. Ondan sonra makaslar çıktı. Bir ara yasaktı. Şu anda teknolojinin tam ilerlediği şeyde motorlarımız çıkmış. İşte teknoloji ilerlediği müddetçe daha kolaylık oldu. Şarja takılıyor, 7-8 saat şarjlı gidiyor. Tek elle tutularak makineyle beraber toplanıp hazneye dolduruluyor ve elde taşınarak yuvarlama sepetlerine konuyor. Yuvalama sepetlerine konduktan sonra ağzı bağlanıp ilimizin coğrafi yapısı çok rampa, bayır olduğu için yukarıdan aşağıya doğru en kısa yerden yuvarlanarak taşıma işleri yapılıyor. Sırta alıp da taşıma yok” dedi.
“En son sistem bu”
İnsanların yeni çıkan çay motorları ve buna ek olarak piyasaya çıkan tek elde tutulan torbalar ile çok rahat bir sezon geçirdiğini kaydeden Çelik “Şuanda en son sistemdir bu. Bundan sonra artık ne çıkar bilemem. Çok engebeli, çok rampa insanların müşkülat ve fiziki yapısı pek uygun olmadığı yerlerde büyük kolaylık. Diğer sırtta taşınan çay torbalarının satışı tamamıyla azaldı. Çünkü elle toplamak yok, sırtta taşıma yok. Tabii ki çok daha rahatlık oldu. Çay sezonu zaten 3-5 ayda bitirilmesi gereken bir olaydır. Günübirlik herkes kendi çayına girdi ve bu şekilde çok daha rahat etti. Bir günde mesela 200 kilogram toplanan yerden şu anda 1 ton kadar çay toplanabiliyor makineyle beraber” ifadelerini kullandı.
“Elle tutulan çay torbalarını şuanda yok satıyoruz”
Çay müstahsillerinin fiyat farkına bakmadan daha kullanışlı olan yeni nesil çay sepetleri ve torbalarına yöneldiğini ifade eden Orhan Yanık isimli esnaf “Tek elle tutulabilen çay torbalarını ise şu an şu anda yok satıyoruz. Terzimizde, bekliyoruz yeni ürünleri. İnşallah gelince satacağız. Torbalar 60 TL’den satıyoruz. Büyük sepetlerimizi 150 TL civarında satıyoruz. Ufaklarını 125 TL’den satıyoruz. Sırta takılan çay torbalarını artık kimse ilgi göstermiyor” şeklinde konuştu. – RİZE
]]>(İZMİR)- Son yıllarda AVM’lerin ve zincir marketlerin sayısının her geçen gün artması ve hayat pahalılığının vatandaşların alım gücünü düşürmesi bakkal esnafını olumsuz etkiliyor. İzmir Bakkallar ve Bayiler Odası Başkanı Emin Bağcı, ekonomik krizin en çok etkilediği sektörün bakkalar olduğunu belirterek, “Bakkallar, gittikçe sermayesi küçülerek dükkanını kapatmak zorunda kalıyorlar” dedi. İzmir’in Konak ilçesinde 30 yıldan bu yana bakkallık yapan İbrahim Yılmaz ise veresiyelerin Ramazan ayında ancak hayırseverler tarafından kapatılabildiğini ve baba mesleğini 5 yıl daha sürdüremeyeceğini söyledi.
İzmir Bakkallar ve Bayiler Odası Başkanı Emin Bağcı, ANKA Haber Ajansı’na hayat pahalılığı başta olmak üzere bakkalların yaşadıkları sorunları anlattı. Ülkedeki ekonomik krizin en çok bakkalları etkilediği belirten Bağcı, şöyle konuştu:
“Ülkemizdeki ekonomik krizin en çok etkilediği sektör bakkallar. Perakende sektöründe en küçük birimi bakkallardır. Kriz bakkallardan başlayarak yukarıya doğru taşınıyor. Bu yüzden kriz olduğu zaman ilk etkilenen sektör bakkallarımız oluyor. Bakkallarımızın etkilenmesinin sebebi de bireysel olması. İşletmeler bireysel. Günlük satışlar yapılıyor. Toptan alış kuvveti yok. Perakende sektöründe fiyat artışları devamlı artıyor. Bakkallar sattığı ürünü aynı fiyata yerine koyamıyor. Dolayısıyla sattığı üründe esnafın da gözü kalıyor. Tüketici de haklı. Tüketici de pahalı alıyor. Ama aldığı ürünü bir daha aynı fiyata alma şansı zor. Bunun sebebi bakkallar değil üreticiler veya tedarikçiler. Türkiye’de en çok açılan ve kapanan meslek dalı bakkallardır. Ama şimdi tersine döndü. Şimdi açanlardan fazla kapatanlar, devredenler var. Bu yıl sonuna kadar daha çok artacak. Bakkal, bir birime sattığı malı aynı fiyattan alıp rafına koyamıyor. Dolayısıyla devamlı sermaye takviye etmesi gerekiyor. Kazanmadan da nereden kredi bulup sermayesini takviye edecek. Bakkallar, gittikçe sermayesi küçülerek dükkanını kapatmak zorunda kalıyorlar” dedi.
Bakkallar kazandığıyla elektrik, su parasını ödeyemiyor
Kira ve fatura giderlerinin de bakkal esnafını olumsuz etkilediğini ifade eden Bağcı, şöyle devam etti:
“Son dönemde elektrik faturası ve kiraların anormal artması yıllardır aynı binada bakkallık yapan bir insanın kirası yüzde elli, yüzde 100’e yakın bir şekilde arttı. Çünkü ticarette sınır yok. Kirayı istediğiniz kadar arttırabiliyorsunuz. Böyle olunca müracaat edeceğiniz bir merci de yok. Uzlaşmaya gidip anlaşıyorsunuz. Ama kiraların yüzde 50, yüzde 100 arttığı bir ortamda elektrik ve su paraları da buna koyduğunuz zaman kazandığıyla elektrik, su parasını ödeyemiyor. Kaldı ki bir de bakkal yanında kimseyi çalıştıramıyor. İşini büyütme şansı da yok. Tek başına çalışıyor. Yanına alacağı bir çırağa bile en az 17 bin lira para ödemesi gerekiyor. Bunun maliyeti 35 bin lira. Bunu yapan bir işletme nasıl kar edecek?
“Enflasyonist ortam sürekli fiyat artışlarını destekliyor”
Bakkallar veresiye vermemeye çalışıyorlar ama mahallede oldukları için, tanıdık insanlar bakkallardan sürekli alışveriş ediyor. Bir sefer vermezse ikinci sefer vermek zorunda kalıyor. Parası olmayan tüketici de kredi kartı varsa, kredi kartıyla çekse bu sefer bakkal yüzde 4-5 kredi komisyonu ödemek zorunda kalıyor. Zaten çok cüzi karlarla çalışıyorlar. Kredi kartı kullananlar da bakkalları değil büyük marketleri tercih ediyor. Ancak bakkallara borcu olanlar, parası olmayanlara geliyor. Bakkallar da mümkün olduğu kadar borç veriyorlar. Bu da işin içinden çıkılmaz bir hale geliyor. Çünkü enflasyonist ortam sürekli fiyat artışlarını destekliyor.
“Herkesin aklını başına alması lazım”
Vallahi herkesin aklını başına alması lazım. Daha sağlıklı, daha iyi şey olarak. Çünkü iyi temennilerle bu iş yürümüyor. Zaten esnafımız için finansmana ulaşmak çok zor. Ulaşanların da üstüne artı bir yük sanki inadına yapılıyormuş gibi sosyal güvencesi olan bakkalların 5-6 bin lira Bağ-Kur ödemesi var aylık. Bunun üzerine sağlık hizmetini öderseniz alıyorsunuz, ödemezseniz hizmet almıyorsunuz. Sosyal devlet olarak biz dükkanlarımızı kapatırsak nerede iş bulacağız? İş bulamayacağız, bu gidişle işsizlik artacak.
“Küçük esnafın yok edilmesi toplumda toplumsal patlamalara neden olur”
Piyasada nakitin dönmemesi halinde kredi kartıyla alışverişler arttı. Tüketicilerimizde de kredi kartıyla alışveriş yapıyor. Ancak bakkalın kullandığı kredi kartı, bankaya dönüşte yüzde 4-5 gibi komisyon ücreti alınıyor. Zaten çok cüzi karla çalışan bakkallar bu kazandığının büyük bir kısmını da bankaya ödemek zorunda kalıyor. Finansman kuruluşları parayı kazanıyor. Toplumda böyle bir düzen bozukluğu var. Yani bu işi yapan değil, parayı veren kazanıyor. Bakkalların ayakta kalması çok zorlaşıyor. Hükümetin acil olarak bu kredi kartı komisyonlarına veya kredi kullanan esnafa yardımcı olmaları gerekiyor. Devletin görevi; küçük esnafına sahip çıkmak, onları korumak. Ama bizdeki devlet tam bunun aksini yapıyor. Küçük esnafın yok edilmesi toplumsal patlamalara neden olur. Bunun da bir an önce önüne geçilmesi gerekir.”
Yılmaz: “Mahallenin her köşesine bakkaldan çok zincir mağazaları soktular”
Konak ilçesinde 30 yıldan bu yana baba mesleği bakkallığa devam eden İbrahim Yılmaz da her geçen giderek artan zincir marketlere dikkat çekerek “En büyük sıkıntılarımızdan biri zincir mağazalar. Zincir mağazaların her adım başı bakkal gibi artması her mahallede köşe başlarına girmeleri bizleri otomatikman etkiliyor. Parası olan insanlar öncelikle onları tercih ediyorlar. Parası olmadığı zamanlar direkt bizlere geliyorlar. Normal işlerimiz bundan 5-10 sene öncesine kadar haldır haldır ilerlerken şu an tedarikçi değil de insanların böyle unuttuğu şeyleri daha çok insanlara tavsiye eden, veren insanlar modundayız. Doksanlı yıllarda odalar sisteme siyasilere baskı yapıyorlardı. Şehrin dışına bütün zincir mağazaları atalım diye yasa çıkartayım diye uğraşırken çok manidar bir şey oldu. Şehrin dışına zincir mağazaları almayı beklerken mahallenin her köşesine bakkaldan çok zincir mağazaları soktular. O konuda siyasileri tebrik etmek lazım. Bizim en büyük sıkıntılarımızdan biri mal tedariki. Toptancılara gittiğimiz zaman bizlere 1 lira fiyat uygularken zincirlere iskontolar uygulamaları. Onların bizim karşılarımıza bizim aldığımız fiyatlarla çıkmaları otomatikman rekabeti sıfır hale getiriyor. Mesela odaların bu konuda bizlere karşı hiç destek vermediğini görüyoruz. Çoğunlukla baktığımız zaman bu sefer biz insanların karşısına çıktığında mahcup durumda düşüyoruz” dedi.
“Veresiyeler çatır çatır patlıyor, insanlar ödeyemiyor”
“Veresiyemiz çok fazla. Yani eğer veresiye olmazsa yapamayız. Bizim işimizin kültürü bu. Bunu zaten severek yapıyoruz ama artık gücümüz kalmadı” diyerek sözlerini sürdüren Yılmaz, şunları kaydetti:
“Bu bir sermaye meselesi. İnsanlara destek olabilmemiz için kendi cebimizde bir şeylerin olması lazım ki biz insanları bir ay bekleyelim, iki ay bekleyelim. Ama son 2-3 yıldır özellikle koronadan sonra veresiyeler çatır çatır patlıyor, insanlar ödeyemiyor. Biz çoğunlukla Ramazan ayında hayırseverlerle beraber insanların veresiyelerini kapatıyoruz. Her sene bu böyle devam ediyor. Ama bu sene mesela en büyük yaşadığımız şeylerden biri rakam çok büyük olması bize de ulaşılamayacak boyutlara gelmeye başladı. Biz de otomatikman sınırlı insana yardım etmek zorunda kalıyoruz. Bir mahallede normalde 100-200 kişiye yardım ederken o sayıyı mümkün olduğu kadar düşürmeye çalışıyoruz.
“Küçük esnaf kalmadı”
Şu an en büyük sıkıntılarımızdan birisi mesela küçük esnafın kalmaması. Normalde bulunduğumuz yerlerde 1980’lerden bu yana çarşı gibiydik. Aklınıza gelebilecek kunduracısından, tamircisinden, terziye, manavına, kasabına, tavukçusuna kadar. Ama şu an sadece kalan iki tane esnafız büyük meydanda. Yani baktığım zaman etrafa bir; geçmişe dair bir özlemimiz var, arkadaşlıklarımız bitti. İkincisi; tek kalmanın verdiği bir eziklik de var. Benim tahminim herhalde bakkal mesleği olarak konuşuyorum. Çocukluğumdan beri bu işi yapıyorum. Babadan oğula geçen bir iş. Herhalde bizim de götürebileceğimiz gücümüzü herhalde 5 seneyi geçeceğini de fazla zannetmiyorum. Çünkü sermayemiz yok. Yeni neslin tercihleri değişti. İnsanlar daha çok ürün görmek için mi, ne amaçlı zincir mağazaları daha çok tercih ediyorlar bilmiyorum. Öncelikle aslında biz de güven diye bir şey var. Ben kendi yemeyeceğim veya evimde kullanmayacağım hiçbir malzemeyi dükkanıma sokmuyorum. Ama bunu insanlara nasıl anlatırız bilmiyorum. Çok da yormuyorum işin gerçeği. Ben babadan oğula geçen bir işi yapıyorum. Ama ben kendi çocuklarımın bu işi yapmasını istemiyorum. Oğluma söylediğim de bir şey var; ben artık ‘babanla beraber bu iş kapanacak’ diyorum. Çünkü şartlarımız çok zor. Sabah 07: 00’da güne başlıyoruz. Gece 24: 00 ile günden çıkıyoruz. Bizlerin bayramı, tatili, hastalığı yok. veya bir cenazemiz, bir düğünümüz söz konusu değil. Sosyal hayatımız hiç yok. En büyük sıkıntılarımızdan birisi.
“Sattığım paraya ben ürün alamıyorum”
Son bir senedir yaşadığımız şeylerden birisi ben müşteriye 1 liraya mal veriyorum. Bundan da otomatikman kazandığım 10-15 kuruş gibi bir rakam. Bakkallar süper para kazanmıyor. Kimse aklından öyle bir şey geçirmesin. Ama ben müşteriye verdiğim zaman bana geri dönüşleri bir ay sonra normalde olur standart gereği değil mi? Ben bir ay sonra o ürünü almak istediğimde sattığım paraya ben ürün alamıyorum. Bizim en büyük sıkıntımız o. Bunu müşteriye anlatamıyoruz. Başka yerlerde vade farkı veya başka şeyler uygulanabilir ama bakkalın öyle bir lüksü yok ki. Biz kalem olarak yazmıyoruz bile. İnsanlara verdiğimiz tek şey; rakam olarak yazmak. ‘Bana bin lira borcun var, bin lirayı 1 ay sonra rica edeyim.’ Yapacak hiçbir şey yok. Bu bizi bitiriyor. Bitireceğiz böyle devam ederse. Çünkü ben insanlara kalkıp da ‘kardeşim ben şu parayı aldım, şu parayı sattım, yerine bu paraya koyamıyorum’ diyemiyorum. Vicdanımıza el vermiyor. O yüzden 5 sene daha gitmez, göremeyiz.”
]]>Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kıvanç, Adana Yumurtalık Serbest Bölgesi’nin stratejik konumu, sunduğu teşvikler ve sağladığı avantajlarla yatırımcılar için cazip bir merkez olduğunu söyledi.
“Ceyhan ve Yumurtalık birçok sektör için önemli bir yatırım limanı”
Adana’nın parlayan yıldızları olan Ceyhan ve Yumurtalık bölgelerinin öneminin her geçen gün arttığına değinen Başkan Kıvanç, “Ceyhan ve Yumurtalık bölgeleri, Adana’nın ekonomik dinamiklerini değiştiren ve geleceğe dair umut vadeden bölgelerdir. Bu bölgelerin önemi her geçen gün artmaktadır. Kimya OSB, Ceyhan Petrokimya Endüstri Bölgesi, Ceyhan OSB, SASA Özel Endüstri Bölgesi gibi birçok önemli yatırım burada. Bunun yanı sıra, bölgemizde yeni bir konteyner limanı da inşa edilecek. Mevcut limanlara ek olarak yapılacak bu yeni liman, bölgenin lojistik kapasitesini artıracak ve uluslararası ticareti daha da kolaylaştıracaktır. Adana, bu yatırımların hayata geçmesiyle birlikte Türkiye yüzyılında yeni bir ekonomik güç merkezi olacaktır. Bu nedenle bu bölgemiz birçok sektör için önemli bir yatırım ve gelişim limanıdır” dedi.
Ticaret Bakanlığı Serbest Bölgeler Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Cem Topbaş ise konuşmasında serbest bölgelerin tanıtılmasına yönelik tüm etkinliklerde aktif rol oynamak konusunda gayret gösterdiklerini söyledi. Serbest bölgelerle, belirli sınırlı alanlarda dış ticaretle ilgilenen firmalara ilave teşvik ve avantajlar sağlayıp yatırım ortamını çeşitlendirmeyi amaçladıklarını ifade eden Mehmet Cem Topbaş, Türkiye’deki serbest bölgelerin ihracatın ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının arttırılması, istihdamın genişlemesi, ileri teknoloji teknik transferlerinin hızlandırılması ve bölgesel kalkınmaya katkı sağlanması amaçlarıyla kurulduğunu belirtti.
“Türkiye’de 19 serbest bölge bulunuyor”
Türkiye’de ilk Antalya ve Mersin’de serbest bölge kurulduğunun bilgisini veren Topbaş, şu anda ülkede 19 serbest bölge olduğunu, bu sayının arttırılması için çalıştıklarını dile getirdi. Topbaş, serbest bölgelerde verilen destekler içinde vergi desteğinin önemli yer tuttuğunu vurguladı ve temel hedeflerinin serbest bölgelerde özellikle ihracata dayalı üretim yapmak olduğunu belirtti:
“Serbest bölgelerdeki ihracat 2002-2023 döneminde 2.3 milyar dolar seviyesinden yaklaşık 5.5 kat artışla 12.7 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Serbest bölgelerden gerçekleştirilen satışlar içinde ihracatın payı yüzde 37 seviyelerinden yüzde 71.4 seviyesine, toplam istihdam ise 28 binden 2023 yılı sonu itibarıyla 99 bin seviyesine ulaşmıştır. 2024 Nisan ayı itibarıyla ise ihracatımız geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 3.8 oranında artarak 4 milyar dolar seviyesine gelmiştir. Bu da toplam satışlar içinde yaklaşık yüzde 75 gibi bir seviyeye doğru ilerliyor.”
“Altyapı yatırım çalışmalarına devam ediyoruz”
TAYSEB Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Eren, mensubu olduğu Tekfen grubunun 68 yıllık birikimle 41 şirket ve 12 bin çalışanıyla inşaattan tarıma kadar pek çok alanda faaliyet gösterdiklerini söyledi. Kurucu ve işleticisi oldukları TAYSEB’e ayrı bir önem verdiklerini belirten Eren, şunları kaydetti:
“Son yıllarda serbest bölgemizde faaliyet gösteren kullanıcılarımızın büyük birçoğu, enerji başta olmak üzere başka alanlarda da yatırımlar yapıyor. Biz de özellikle kurucu ve işletici olarak burada yer alan yatırımcılarımızın amaçlarına hizmet edecek altyapı yatırımlarını yapmaya devam ediyoruz. Üçüncü faza da başladık. Serbest bölgemizin her yıl artan dış ticaret hacmi bizlere de ayrıca gurur veriyor.”
Programda daha sonra TAYSEB İşletme Müdürü Yusuf Dinçsoy tarafından Toros Adana Yumurtalık Serbest Bölgesi’nin yatırımcılara sunduğu avantajlara yönelik bir sunum yapıldı. Program, soru cevap bölümü ile son buldu. – ADANA
]]>Bayburt Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı öğrencileri, ‘Hem Üretim, Hem Eğitim’ sloganıyla bir yandan üretim yapıyorlar, bir yandan da okulda öğrendikleri bilgileri serada uygulama imkanı bularak, bilgilerini pekiştiriyorlar. Fabrika gibi işleyen okulda, sebze yetiştiriciliğinin yanı sıra atık malzemelerden eşyalar üretiliyor, sporsal faaliyetlerde başarılar elde ediliyor. Her alanda aşkla çalışan meslek liseliler ekonomiye katkıda bulunurken, ‘ Meslek Lisesi, Memleket Meselesi’ sloganıyla da üretimle de adından söz ettiriyor.
Öğrenciler, okulun bahçesinde kurulan seraya yılın belli dönemlerinde sebze ekiyorlar. Hasat dönemi gelince de ektikleri sebze, meyveleri toplayarak dalından tüketiyorlar. Serada sebze, meyve yetiştiren öğrencilerin mahsulleri okulun yemekhanesinde pişirilerek, diğer öğrencilerin de toplanan sebzelerden tüketmesi sağlanıyor. Hasat edilen sebze ve meyveler, okulda öğrenim gören tüm öğrencilerin öğlen yemeğinde sofralarında yer alıyor. Öğretmenleri gözetiminde serada ekim, bakım, biçim yaparak çalışan öğrenciler, işlerini hem severek yapıyorlar, hem de kendi el emekleriyle ortaya ürün çıkarmanın mutluluklarını yaşıyorlar.
Kasa kasa, kilo kilo ıspanak toplayan öğrenciler, topladıkları ıspanakları okulun yemekhanesine getirdiler. Okulun aşçısı Doğan Alper Karagülle, öğrencilerin hasat ettiği ıspanakları bir güzel yıkayıp, temizledikten sonra öğrenciler için öğlen yemeğine hazırladı. Üretimin her aşamasında yer alan öğrenciler, kendi üretimi olan sebzeleri tüketmenin, toprakla iç içe çalışmanın keyfini sürdüklerini belirterek, yeni dönemde de tarlayı farklı sebze ve meyvelerle buluşturacaklarını söylediler.
“Üretirken öğrensinler, emeğin kıymetini bilsinler istedik”
Öğrencilere üretimin kıymetini anlatabilmek için ‘Hem Üretim, Hem Eğitim’ sloganıyla yola çıktıklarını ifade eden Müdür Yardımcısı Arif Köprücü, “Bu serayı geçen sene Tarım İl Müdürlüğümüzün teşvikiyle yaptık. Geçen yıl tek mahsul almıştık, bu sene ilk olarak ıspanağımızı ektik, hasadını yaptık. Ispanak hasadından sonra domates, salatalık ve biberlerimizi ekeceğiz. Mevsim el verirse sezonu yeşil soğan, maydanoz gibi farklı sebzelerle tamamlamayı düşünüyoruz.
‘Hem Üretim, Hem Eğitim’ sloganıyla bu yola girdik, amacımız öğrencilerimize üretimin kıymetini, önemini anlatabilmekti. Bir taraftan da öğrencilerimize emeğin kolay olmadığını anlatarak, bu farkındalığı kazanmalarını amaçladık. Sebzeleri, meyveleri manavların tezgahlarında değil de böyle topraktayken görsünler istedik, manava gelinceye kadar hangi aşamalardan geçiyor, nasıl onlarca insan bu iş için emek veriyor buna şahit olsunlar istedik. Ispanak hasadımızı yaptık, şu an ıspanaklarımız yemekhanemize doğru yola çıktılar. İnşallah öğle yemeğinde de hep beraber yiyeceğiz” dedi.
“Allah devletimizden razı olsun”
“Soframızdaki yemeklerin, evimizde pişen yemeklerden hiçbir farkı yok” diyerek devletin sağladığı imkanlardan memnun olduğunu belirten Hamit Bayram isimli öğrenci, “Şu an soframızdaki yemeklerin evimizde annemizin yaptığı yemeklerden hiçbir farkı yok. Bizlere böyle bir imkan sağladığı için Allah devletimizden razı olsun. Arkadaşlarımızla birlikte bugün serada topladığımız ıspanaklar pişirildi, şimdi de soframızda hep birlikte yiyoruz” diyerek konuştu.
“Bir saat önce seradaydı şimdi soframızda”
Serada topladıkları ıspanakları bir güzel afiyetle yiyen Mehmet Taha Polat isimli bir diğer öğrenci ise, “Bir saat önce hasadını yaptığımız ıspanağı aşçımız pişirdi. Bir saat önce seradaydı, şimdi soframızda. Öğretmenimle, arkadaşlarımla beraber yiyoruz. Tadı muhteşemdi, çok lezzetliydi” ifadelerini kullandı. – BAYBURT
]]>Ahmet Şimşek, ziyaret kapsamında ajans birim başkanları, uzmanlar ve diğer personeller ile yapmış olduğu toplantılarda; GMKA’nın faaliyetleri ve programları, hayata geçirilen projeler, bölgede olan gelişmeler ve çalışmaları hakkında bilgiler aldı. GMKA Genel Sekreter Onur Adıyaman’ın eşlik ettiği, bölgede hayata geçirilen projelere saha ziyaretlerinde de bulunan Şimşek, uygulayıcı proje sahipleri ile görüşmeler gerçekleştirerek projelerin çıktıları hakkında bilgi sahibi oldu.
Bigadiç, Burhaniye ve Havran’da sosyal ve turizm içerikli projeler gezildi
Proje ziyaretlerine Bigadiç’ten başlayan Şimşek, içerisinde turizm amaçlı 12 adet taş ev, 1 köy konağı, 1 köy kahvesi yapımının gerçekleştirilmiş olduğu Bigadiç Belediyesinin yararlanıcı olduğu “Markalaşma Yolunda Bigadiç” ve “Bigadiç Alternatif Turizm Destinasyonunu Güçlendirme” isimli iki farklı destek alan proje ile başladı. Ardından Havran’da, Havran Belediyesi’nin yararlanıcı olduğu arasta Havran sokak sağlıklaştırmasının yapıldığı ve Seyitonbaşı Müze-Kafe yapım işinin yer aldığı ” Osmanlı’dan Yadigar Saklı Cennet: Havran” isimli projeyi yerinde inceledi. Şimşek, yine Havran’da 2025 yılında tamamlanması beklenen doğa oteli ve konaklama ünitelerinin yapılacağı, uluslararası standartlara uygun karavan kampı alanının yapılacağı, ayrıca; su sporları malzemeleri, yüzer iskelenin içerisinde yer alacağı “Havran Su Sporları Merkezi ve Karavan Kampı” isimli projenin uygulanacağı alanı gezerek yetkililerden bilgi aldı. Genel Müdür Ahmet Şimşek ile birlikte Havran’da Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı’ı (SOGEP) ile desteklenen Geleneksel Zeytinyağı Sabun Atölyesi’ni gezen kafile daha sonra Havran’dan ayrıldı.
Günün diğer proje ziyareti 2022 Üreten Şehirler Güdümlü Proje Desteği alan, Burhaniye Ticaret Odası’nın “Güvenli Gıda Analiz ve İhracat Destek Merkezi” isimli proje oldu. Ziyarette gıda ürünlerinin ihracatında, sertifikasyonda ve coğrafi işaretli ürünlerin denetiminde gerekli olan akredite analiz laboratuvarı ve gıda ürünlerinin ihracatına destek olmak amacıyla kurulan dış ticaret istihbarat merkezi hakkında bilgiler alındı. Bölgenin dalış turizmine katkı sağlayan Gömeç Dalış Okulu ziyareti sonrası ilk gün ziyaretleri sona erdi.
Troya Müzesi ve Çanakkale Savaşları Tarihi Alan başkanlığı projeleri ile ziyaretler tamamlandı
İkinci gün GMKA Çanakkale Yatırım Destek Ofisi personelleri ile bir araya gelen Şimşek, personel ile yapmış olduğu toplantı sonrası proje ziyaretlerine devam etti. Programa ilk olarak GMKA’dan proje desteği alan Troya Müzesi ziyareti ile başlandı. “3D Projeksiyon Mapping” isimli proje için Troya Müzesi’nde incelemelerde bulunulurken hem de müzede yer alan tarihi eserler gezildi. Ardından Çanakkale destinasyon yönetim stratejisi ve kent markası oluşturulması, yerel turistik ürünlerin satışına yönelik olarak eski Çanakkale Liman Başkanlığı hizmet binasının tadilatının tamamlanarak “Çanakkale Store”a dönüştürülen Çanakkale Assos Truva Turizm Altyapı Hizmet Birliği’nin yararlanıcı olduğu “Çanakkale, Destinasyon Yönetimi ile Markalaşıyor” isimli proje ziyareti gerçekleştirildi.
Günün diğer ziyaretinde Şimşek, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı ziyareti gerçekleştirerek, Birinci Dünya Savaşı’nda batırılan tüm gemilerin sualtında mevcut konumlarının tespit edilmesi, bir batık envanterinin oluşturulması ve H.M.S. Majestik Batığı’nın dalış turizmine açılması ile tamamlanan Çanakkale “H.M.S Majestik Batığı’nın Dalış Turizmine Açılması” projesi hakkında bilgi aldı. Son olarak yine Tarihi Alan Başkanlığının yararlanıcı olduğu SOGEP projesi olan, Eceabat’ın Seddülbahir köyünde tıbbi aromatik bitki üretimi ve işlenmesi, köylü kadın ve gençlerin tıbbi aromatik bitki yetiştiriciliği konusunda sertifika alması sağlanan “Tarihi Alan Gazi Köylerde Şifa Çiçekleri Açıyor” projesi hakkında alınan bilgiler sonrasında ziyaretler sona erdi. – BALIKESİR
]]>ETSO, Atatürk Üniversitesi (AÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF), TOBB İl Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), TOBB İl Genç Girişimciler Kurulu ve ATA Teknokent işbirliğiyle düzenlenen seminer programı, ETSO Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi.
Programa, AÜ İİBF Dekanı Prof. Dr. Vedat Kaya, TOBB İl GGK Başkanı İsmail Suci, TOBB İl KGK Başkanı Kübra Alioğulları, genç ve kadın girişimciler ile İİBF öğrencileri katıldı. Programda, ETSO Ticaret Sicili Müdürü Hakan İnanlı, “6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu ve Ticaret Sicili Uygulamaları”, Atatürk Üniversitesi Finans Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Ensar Ağırman da, “Amerika’da Yatırım ve İş Kurma; EB-5 Vizesi ve Green Card” konulu bir seminer verdi.
Seminerde, Amerika Birleşik Devletleri’nin dünyanın en büyük ekonomisine sahip olduğunu ve çok çeşitli sektörlerde yatırım fırsatları sunduğunu ifade eden Doç Dr. Ağırman, ABD’de teknoloji, sağlık, finans, enerji, perakende ve daha birçok sektörde geniş iş imkanları bulunduğunu söyledi. ABD’nin, yüksek Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) ve güçlü tüketici harcamaları ile dikkat çektiğini kaydeden Doç. Dr. Ağırman, bunun da yatırımcılar için büyük bir pazar anlamına geldiğini, ürün ve hizmetler için geniş bir müşteri tabanına erişim imkanı sağladığını vurguladı.
ABD’deki inovasyon ve teknoloji merkezlerinin olduğu bölgelerdeki şirketlerle işbirliği yapılarak veya yatırım yapmak suretiyle teknolojik avantajlardan faydalanılabileceğini kaydeden Doç. Dr. Ensar Ağırman, uluslararası ticaret fırsatlarıyla ilgili olarak da şunları söyledi; “Amerika, dünyanın dört bir yanına ihracat yapma imkanı sunar. Stratejik konumu ve uluslararası ticaret anlaşmaları sayesinde, global pazarlara erişim kolaydır. Ayrıca, güvenli yatırım ortamı yabancı yatırımcılar için çeşitli teşvikler ve korumalar bulunmaktadır. Amerika, doğrudan yabancı yatırım çekmek için çeşitli programlar ve vergisel teşvikler de sunar”
Konuşmasında EB-5 Vizesi’yle ilgili de bilgi veren Ağırman şöyle devam etti; “EB-5 Vizesi, Amerika Birleşik Devletleri’nde yatırım yaparak daimi oturma izni (GreenCard) elde etmeyi amaçlayan yabancı yatırımcılara yönelik bir göçmenlik programıdır. 1990 yılında ABD Kongresi tarafından oluşturulan bu program, ekonomik büyümeyi teşvik etmek, yeni iş fırsatları oluşturmak ve yabancı sermayeyi ülkeye çekmek amacıyla tasarlanmış. EB-5 programı kapsamında, yatırımcıların ABD’de belirli bir miktarda yatırım yapmaları ve bu yatırımla belirli sayıda tam zamanlı iş imkanı oluşturmaları gerekiyor. Yatırımcılar, doğrudan bir ticari işletmeye yatırım yapmayı veya EB-5 Bölgesel Merkezleri aracılığıyla dolaylı yatırım yapmayı seçebilirler.”
EB-5 Vizesi’nin başvuru şartlarıyla ilgili de bilgi veren Doç. Dr. Ağırman, seminer sonunda katılımcıların sorularını cevaplandırdı.
Seminerin ardından AÜ İİBF Dekanı Prof. Dr. Vedat Kaya ve AÜ Finans Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Ensar Ağırman, TOBB İl GGK Başkanı İsmail Suci ve TOBB İl KGK Başkanı Kübra Alioğulları ile birlikte ETSO Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Saim Özakalın’ı ziyaret ederek, kurum ve kurullar arasında imzalanan işbirliği protokolleri kapsamında yürütülen çalışmalarla ilgili istişarelerde bulundular. – ERZURUM
]]>İSO’dan yapılan açıklamaya göre, İSO’da gerçekleştirilen imza törenine, İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan ile İTÜ Rektörü Prof. Dr. İsmail Koyuncu katıldı.
Üniversite ile sanayi arasındaki işbirliğini geliştirmenin ve çeşitlendirmenin amaçlandığı protokolle, İSO üyeleri başta olmak üzere Türkiye’nin AR-GE ve inovasyon kapasitesinin artırılması, sanayinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere akademi ortaklı AR-GE ve ÜR-GE projelerinin geliştirilmesi, sanayinin ve akademinin etkin, verimli ve etki odaklı birlikteliğinin sağlanması planlanıyor.
Protokol kapsamında İSO ve İTÜ, endüstriyel tasarım alanında prototipleme, kullanıcı deneyimi ve danışmanlık hizmetleri sunacak kapsamlı bir merkez yapısı için de işbirliği içinde olacak.
“İSO’nun öncelikli hedefi üniversite-sanayi işbirliği”
Açıklamada imza törenindeki konuşmasına yer verilen Bahçıvan, İTÜ’nün bugüne kadar sanayiye unutulmaz faydalar sağladığını belirtti.
Bahçıvan, “Geleceğin sanayicilerini ve sanayiye çözüm üreten girişimcileri destekleme vizyonuyla İTÜ Çekirdek ile 2015 yılından bu yana sürdürdüğümüz uzun soluklu bir işbirliğinin yanında bugün imzaladığımız protokolle İTÜ ile daha güçlü bir bağ kurmuş oluyoruz. Bu protokolle üniversite-sanayi işbirliği yolunda attığımız adımları daha da güçlendiriyoruz. Daha kapsamlı ve sürdürülebilir bir işbirliğine adım atıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Üniversite-sanayi işbirliği öncelikli gündem maddelerimizden biri”
İTÜ Rektörü Koyuncu da üniversite olarak geleceği dönüştürme vizyonlarının önemli bir parçası olan üniversite-sanayi işbirliğini öncelikli gündem maddelerinden biri olarak gördüklerini belirtti.
Koyuncu, “Üniversite-sanayi işbirlikleriyle toplumsal katkıyı ön plana çıkarırken, bir yandan da etki değeri yüksek ve ticarileştirilen projelere öncelik veriyoruz. İSO ve İTÜ’nün yaşama geçirdiği İSO Endüstriyel Tasarım ve Prototipleme Merkezi, İTÜ’nün yeni bir eğitim biçimi olarak kurguladığı ‘Aktif Öğrenme’, ‘Etki Odaklı Araştırma’ ve ‘Dijital/Teknolojik Dönüşüm’ modellerinin uygulanacağı örnek bir yer olacak.” ifadesini kullandı.
Bu merkezle birlikte mühendislik ve mimarlık eğitiminde alınan teorik eğitimin ders dışı aktivitelerle desteklenmesinin de çok önemli hale geldiğini belirten Koyuncu, şunları kaydetti:
“İTÜ, halihazırda ders dışı aktivitelerine mikrokredi uygulaması başlattı ve bu krediler diploma ekine yansıyor. İş hayatında da ders dışı aktivitelerin büyük geri dönüşleri olduğunu görebiliyoruz. Benzer şekilde İTÜ’de çok aktif roller alan proje takımlarımızın faaliyetlerinde de İSO Endüstriyel Tasarım ve Prototipleme Merkezi çok değerli bir işleve sahip olacak. Dahası, iş dünyası ile bilim insanları arasındaki etkileşimin artacağını ve katma değeri yüksek çalışmaların ortaya çıkacağını öngörüyoruz. Yeni faaliyete geçirdiğimiz İTÜ Sanal Teknoloji Transfer Platformu (SANALTTO) da bu anlamda faydalı bir işlev üstleniyor.”
Prototipleme merkezi
Sanayinin nitelikli bilgiye ve nitelikli personele erişimini de kolaylaştıracak protokolle, sanayinin katma değerli ürün kapasitesinin artırıldığı yenilikçi ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması, sanayi ve üniversiteler arasında bilgi ve deneyim akışı sağlanarak orta yüksek ve yüksek teknolojili üretim oranının artırılması, akademik çalışmaların sanayiye uygulanarak ekonomik kalkınmaya katkısının artırılması ve teknoloji transferinin desteklenmesi, girişimcilik alanında işbirlikleri ile geleceğin sanayicilerinin desteklenmesi ve sanayicilere çözüm olabilecek yenilikçi uygulama ve ürünlerin geliştirilmesinin sağlanması amaçlanıyor.
Bu kapsamda İSO ve İTÜ, endüstriyel tasarım alanında prototipleme, kullanıcı deneyimi ve danışmanlık hizmetleri sunacak kapsamlı bir merkez yapısı için de işbirliğine gidecek. Söz konusu merkez, sanayiciler başta olmak üzere girişimciler, endüstriyel tasarımcılar ve öğrenciler için A’dan Z’ye endüstriyel tasarım desteği sunacak.
Üniversite-sanayi işbirliğinin kapsamı, “Eğitim ve Öğretim”, “AR-GE ve İnovasyon”, “Etkileşim ve İşbirliği Geliştirme” olmak üzere 3 ana başlık altında toplandı.
“Eğitim ve Öğretim” başlığı altında staj işbirliği, ortak eğitim ve sertifika programları, sektörel seminer ve dersler kategorileri önceliklendirilirken, “AR-GE ve İnovasyon” başlığı altında proje işbirlikleri, tez işbirlikleri, ticarileştirme işbirlikleri, teknoloji geliştirme bölgesinde yapılacak faaliyetler başta olmak üzere çeşitli çalışmalar yürütülmesi kararlaştırıldı. “Etkileşim ve İşbirliği Geliştirme” başlığı altında ise üniversite-sanayi buluşmaları, laboratuvar, test ve analiz hizmetlerinin yaygınlaştırılması, sanayicilerin üniversite bünyesinde konuşmacı ya da mentör olarak yer alması konularının ele alınması planlandı.
İTÜ ile yapılan protokolle firmaların sanayide ihtiyaç duyulan nitelikli insan kaynağına erişmesi konusunda da çalışmaların yapılacağı belirtilirken, prototipleme merkezi başta olmak üzere üniversite bünyesindeki laboratuvar altyapısının ve Teknopark üzerinden gerçekleştirilecek çalışmalardaki vergi muafiyetleri ve çeşitli destek imkanlarının firmalara tanınması sağlanarak işbirliklerinin desteklenmesi amaçlanıyor.
İTÜ’nün Sanal Teknoloji Transfer Platformu sanayiciler için bir arayüz işlevi görerek İSO ve İTÜ arasındaki işbirliğinin geliştirilmesine katkı sunacak.
İSO üyesi firmaların gönüllü ve ilgili olabilecek temsilcilerinin üniversite bünyesinde sektörel eğitim ve seminerler vermesi konusunda işbirliğini de kapsayan protokol, İSO’nun geleceğin sanayicilerini yetiştirme vizyonuyla girişimcilik konularında üniversitenin ilgili birim ve iştirakleriyle de ortak çalışmalar yapmasını içeriyor.
]]>Ortadoğu Fuar Merkezi’nde düzenlenen fuarın açılışına Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Gaziantep Sanayi Odası Başkanı Adnan Ünverdi, Gaziantep Ticaret Odası Başkanı Tuncay Yıldırım, Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği Başkanı Zeynal Abidin Kaplan, TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı Selahattin Kaplan, DEİK Yönetim Kurulu Üyesi Mahsum Altunkaya, Gaziantep protokolü ve sektör temsilcileri katıldı.
“Halı sektöründe 60 bin kişi çalışıyor”
Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği Başkanı Zeynal Abidin Kaplan, fuarın açılış töreninde yaptığı konuşmada, dış pazarlardaki daralmalara ve finansmana erişimde yaşanan sıkıntılara dikkat çekti. Halı sektörünün sadece Gaziantep için değil Türkiye için de çok önemli bir sektör olduğuna vurgu yapan Başkan Zeynal Abidin Kaplan, “Sektörümüz yani halı sektörü bereketli ve kıymetli bir meslektir. Halıcılar olarak 60 bin civarında çalışanınız var. Yan sektörlerle birlikte çalışan sayısı 300 bini buluyor. Çarklar döndüğü müddette OSB çalışır, çarklar durursa herkes durur. Birlik ve beraberlik içinde çalışmalıyız. Birlik olduk, İstanbul Uluslararası Halı Fuarını ülkemize kazandırdık. Birlik olduk bugün bu fuarı gerçekleştiriyoruz. Bu fuar benim hayalimdi. Üretici biz isek fuarı da biz yapalım dedik ve başardık” dedi.
“Yeni pazarlar bulmak için çalışıyoruz”
Özellikle komşu ülkelerle Ortadoğu ülkelerindeki pazarlarda meydana gelen daralmaların sektörü yeni arayışlara yönelttiğini kaydeden Başkan Kaplan, “Komşu ülkelerin hemen hepsi anti damping uyguluyor. Irak, İran, Mısır, Cezayir, Ürdün gibi ülkelerdeki pazarlar daralıyor. Halıda dünya liderliğini kaybetmek istemiyoruz. Bunun için de sorunların çözümünü ve destek bekliyoruz. Finansmana ulaşımda ciddi sorunlar yaşıyoruz. Faizler çok yüksek. Diğer taraftan faizler çok yüksek. Yüzde 60 faizle nasıl kredi alacaksınız, nasıl çalışacaksınız? Hükümetin faizleri gözden geçirmesi ve sorunlara çözüm bulmasını bekliyoruz. Komşu ve Ortadoğu’daki yakın ülkelerdeki pazarlarımız daraldığı için halıcılar olarak üç ayda bir uzak ülkelere gidiyoruz. Geçen ay Moritanya ve Senegal’deydik. Önümüzdeki ay Japonya’ya gideceğiz. Gümrük vergisinin olmadığı ülkelere gidiyoruz. Yeni pazarlar bulmak için çalışıyoruz. Hükümetimizden de destek bekliyoruz. Fuarın sektörümüze, şehrimize ve şehrimize hayırlara vesile olmasını diliyor, tüm katılımcılara ve emeği geçenlere teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
“Gaziantep gelecekte yeni Marmara olacak”
Gaziantep Valisi Kemal Çeber de açılışta yaptığı konuşmada, Gaziantep’in üretim, istihdam ve ihracatıyla ülkenin en önemli kentlerinden birisi olduğunu belirtirken, Basra’dan İstanbul’a kadar uzanacak olan Kalkınma Yolu Projesinin hayata geçmesiyle de dünya ticaretinin yeni güzergahının merkezi olacağını ifade etti. Vali Çeber, “Gelecekte burası Gaziantep merkezli olarak Türkiye’nin yeni Marmara’sı olacaktır. Bu çok açıktır” şeklinde konuştu.
“OSB’yi merkeze aldık”
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin de, sanayicilerin büyük zorluklarla üretim yaparak, ülke ekonomisine büyük katkı sağladıklarını söyledi. Başkan Şahin, “Her türlü zorluklara rağmen büyük riskler alarak ülkemiz için, şehrimiz için üretim yapıyorsunuz. Hepinizi tek tek kutluyor, alkışlıyorum. Büyükşehir Belediyesi olarak biz OSB’yi merkeze aldık. Bunu seçim beyannamemize de koyduk. Ulaşımı kolaylaştırmak, çalışanların konut sorununu çözmek için önemli projelerimiz var. Hep birlikte başaracağız” ifadelerine yer verdi.
“Yüksek faiz ve düşük kur sorunu çözülmeli”
Gaziantep Ticaret Odası Başkanı Tuncay Yıldırım da törenin açılışında yaptığı konuşmada, yüksek faiz ve düşük döviz kurunun ihracata darbe vurduğunu ifade etti. Başkan Yıldırım, Gaziantep’in dünya halı üretiminin merkezi olmasında emeği geçen tüm sektör temsilcilerini ve çalışanlarını kutlayarak başladığı konuşmasında, “Finansmana erişimdeki sorunlar, enflasyonist baskı, yüksek faiz ve düşük kur ihracatımızı düşürüyor, rekabet gücümüzü zayıflatıyor” diye konuştu.
Fuarın açılış törenine katılanlar kurdele kesiminin ardından stantları gezerek firma yetkilileri ile görüştü. – GAZİANTEP
]]>Avrupa’nın en büyük levrek ve çipura üreticisi konumundaki Türkiye’nin 100’den fazla ülkeye su ürünleri ihraç ettiği bilgisini veren Türkiye Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Sinan Kızıltan, alabalık üretiminde dünya 2.’si olduğumuzu, Akdeniz’in uluslararası sularında ve Malta kıyıları açıklarında yakalanan mavi yüzgeçli orkinosun ise Japonya’ya ihraç edildiğini dile getirdi.
17 farklı ülkeden 45 temsilcinin katılımı ile FEAP (Federation of European Aquaculture Producers- Avrupa Su Ürünleri Yetiştiricileri Federasyonu) Genel Kurulu, Ege, İstanbul ve Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği organizasyonunda, 23-24 Mayıs tarihlerinde İstanbul Wyndham Grand Istanbul Levent Otelde gerçekleşti.
Su ürünleri sektöründe dünyanın en modern tesisleri Türkiye’de
Toplantıda Türkiye adına söz alan Sektör Kurulu Başkanı Sinan Kızıltan, Türk girişimcilerinin son 20-25 yılda su ürünleri sektöründe dünyanın en modern ve entegre tesislerini dünyaya kazandırdıklarını, başta levrek, çipura, alabalık, somon ve ton balığı taze ve soğutulmuş, dondurulmuş bütün veya fileto olarak ve ayrıca tütsülenmiş olarak ihraç ettiklerini aktardı.
Levrekten 517 milyon dolar, çipuradan 418 milyon dolar döviz elde ettik
“Bu tesislerde ürettiğimiz protein zengini su ürünlerimizi 100’den fazla ülkeye ihraç edecek duruma geldik” diye konuşan Kızıltan, “Balıkçılık ve su ürünleri ihracatımız 2023 yılında 1.679 milyar dolara ulaştı. Sektörün 2019 yılı sonunda gerçekleştirdiği 1.02 milyar dolarlık ihracat hacmiyle, 2023 ihracat hedeflerine ilk ulaşan sektörler arasında yer aldık ve ilk kez 1 milyar dolar barajını geçtik. 2023 yılında 1,6 milyar dolarlık ihracatımızın haklı gururunu yaşıyoruz. Başlıca ihraç ürünlerimiz ise Akdeniz Levreği, Çipura, Türk Somonu, Gökkuşağı Alabalığı, Mavi Yüzgeçli Orkinos ve Kaya Levreğidir. Levrek ihracatımız 517 milyon dolar olurken, çipura ihracatımız 418 milyon dolar, Türk somonu, Türk deniz ürünleri sektörünün yükselen yıldızı konumunda. Türk Somonu önemli bir üretim ve ihracat artışı göstererek 2023 yılında yaklaşık 376 milyon dolarlık değere ulaştı. Alabalık ihracatımız 112 milyon dolar, orkinos ihracatımız 51 milyon dolar oldu. Kaya levreğinden 10 milyon dolar döviz geliri elde ettik” şeklinde konuştu.
TURQUALITY ve UR-GE Projeleri pazarlamaya itici güç
Turkish Tastes TURQUALITY Projesi sayesinde, 2018 yılından bu yana Türk deniz ürünleri ürünlerinin ABD pazarında etkin bir tanıtımını yaptıkları bilgisini veren Kızıltan sözlerini şöyle tamamladı: “Son dönemde hayata geçirdiğimiz Turkish Sea Food Turquality projemiz, Türk deniz ürünlerinin eşsiz lezzetlerini dünya çapında sergilemeyi amaçlıyor. Bu projeler kapsamında, dünya genelinde sektör profesyonelleriyle güçlü bağlar kurmak istiyoruz. Üniversiteler, restoran dernekleri ve mutfak federasyonları gibi prestijli kurumlarla iş birliği yapıyoruz. Çeşitli tadım etkinlikleri ve şef yarışmaları aracılığıyla olağanüstü kaliteyi vurgulamaya devam ediyoruz. TURQUALITY ve UR-GE Projeleriyle Türk su ürünleri ihracatının 2028 yılında 2 milyar doları aşması için çaba gösteriyoruz.”
Dünya nüfusunun artmasıyla birlikte hayvansal proteine olan ihtiyacında arttığına dikkati çeken Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürü Turgay Türkyılmaz, denizlerde avcılık yoluyla elde edilen su ürünlerinde sınır noktasına ulaşıldığı için avcılık yoluyla üretimi artırmaktan yanında, bilim insanlarınca kabul gören temel yaklaşımın; avcılıkta stokların korunarak üretimin sürdürülmesi, ihtiyaç duyulan hayvansal proteinin yetiştiricilik yoluyla elde edilen su ürünlerinden karşılanması yönünde olduğunun altını çizdi.
Türkiye’de su ürünlerinin yüzde 60’ı yetiştiricilikten karşılanıyor
Türkiye’nin su ürünleri yetiştiriciliğinde Avrupa’da 1. sırada dünyada ise 17. sırada yer aldığı bilgisini paylaşan Genel Müdür Türkyılmaz, “Türkiye’de su ürünleri üretimi 2023 yılında yaklaşık 1 milyon tona ulaşmış olup bunun yaklaşık yüzde 60’a yakını yetiştiricilikten elde edildi. 2023 yılında 1 milyar 700 milyon dolar ihracat yaparken, ithalatımız 2023 yılında 272 milyon dolarda kaldı. Türkiye net su ürünleri ihracatçısı bir ülke konumunda. İhracatımızın yaklaşık yüzde 80’ini çiftliklerde üretilen balıklar oluşturmaktadır” dedi.
FEAP Genel Kurulunda Fütürist Ufuk Tarhan, fütürizm konulu bir sunum yaparken, Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Daire Başkanı Tanju Özdemirden, Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Girit, Başkan Yardımcısı Melih İşliel, Yönetim Kurulu üyeleri Ufuk Atakan Demir ve İsmail Aksoy da katılım sağladı. – MUĞLA
]]>Bursa Yıldırım Belediyesi’nin destekleri Bursa Valiliği’nin koordinasyonu ile Türk Mutfağı Haftası’nın finali Yıldırım ilçesi Zeyniler Köyü’nde kadınların hazırladığı birbirinden lezzetli sofraları ile adeta lezzet şölenine dönüştü.
Yıldırım ilçesi Zeyniler Köyü’ndeki Türk Mutfağı etkinliğine Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, AK Parti Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Yıldırım İlçe Kaymakamı Metin Esen, AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Zeyniler Köyü’nden düzenlenen etkinlikte kadınlar canlı performans ile hazırladıkları coğrafi işaret tescilli Zeyniler Hınkalı’nın püf noktalarını anlatırken, “Atalarımızdan bize miras kalan Zeyniler Hınkalı ne Kayseri mantısına ne de Kars Hengeli’ne benzer. 13 büzgülü, hamuru ince ve ceviz büyüklüğünde kıyması olur. Zeyniler Hınkalı anlatılmaz, yenilir” diyerek, Bursa Zeyniler Hınkalı’nın diğer mantılardan farklılık gösteren özelliklerini vurguladılar.
TÜRK MUTFAĞININ EN ÖNEMLİ KAHVALTI SUNUMLARI
Bursalı kadınlardan oluşan 12 kooperatif üyesi Türk mutfağının önemli kahvaltı sunumlarını sergileme şansı buldu. Kahvaltı sunumları arasında; Bursa Kahvaltısı, İkindi Kahvaltısı, Yer Sofrası, Yeni Gelin Sofrası, Konak Sofrası, Hıdırellez Kahvaltı Masası, Cumhuriyet Dönemi Kahvaltı Masası, Osmanlı Kahvaltı Masası, İç Anadolu Selçuklu Kahvaltı Masası gibi onlarca seçenek yer aldı.

Etkinlikte Bursa’nın coğrafi işaretli ürünleri olan Zeyniler Hınkalı, cevizli lokum, cantık, tahinli pide, yaprak sarması, gözleme gibi çeşit çeşit yiyecekler ikram edildi.
Etkinlikte konuşma yapan Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, çok zengin yemek kültürümüzün olduğunu vurgulayarak, “İlimizde 34 tane coğrafi işaret alan ürünlerimiz bulunmakta. Bu ürünlerimizi markalaştırmak ve coğrafi ürünlerimizin sayısını artırmak için çalışmalarımız devam edecek” dedi.
AK Parti Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç de, yaptığı konuşmada, Çalıkuşu Romanı’nın geçtiği Zeyniler Köyü’nde olduğunu belirterek, “Buradaki kadın kooperatifimiz coğrafi işaretlerini aldılar. Bursa’nın onlarca coğrafi işaretli ürünü bulunmakta. Zengin bir mutfağa sahip Bursa gastronomi merkezi olma yönünde yerel yönetimlerimiz, belediyelerimiz ve bakanlığımız ciddi çalışmalara imza atıyorlar” şeklinde konuştu.
KADINLARIMIZA DESTEK OLACAĞIZ
Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz ise, Çalıkuşu Kooperatif’in Zeyniler Hınkalı’na aldıkları coğrafi işaretli yemeğini de burada sergileyip tanıtmakta mutluluk duyduklarını belirtti. Bu durumun tüm kadın kooperatiflerine ilham olduğunu söyleyen Başkan Yılmaz, Kadınları her alanda destekleyerek kadın elini şehrin ekonomisine ve sosyal yaşantısına daha fazla renk vermesine katkı sağladıklarını dile getirdi.
Zeyniler Çalıkuşu Kadınlar Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Mahinur Makar, Kayseri’nin mantısı, Kars’ın Hıngel’i olduğu gibi Bursa’nın da Zeyniler Hınkalı olduğunu dile getirerek şöyle dedi: “Hamurun inceliği, kıymasının harcı, özel marifet gerektiren 13 pileli büzgüsü, hamurunun çapı ve özellikle pişirilme sırasındaki hınkal toplarının suyun içinde dans etmesi ustalık gerektirir. Zeyniler Hınkalı anlatılmaz, Zeyniler Hınkalı yenilir.”
Türk mutfağından motiflerin sergilendiği etkinlikte protokol konuşmalarının ardından plaket takdimleri gerçekleştirildi.

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda ve Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı işbirliğiyle düzenlenen toplantıyla, tarım satış kooperatifleri birlikleri temsilcileriyle bir araya geldi. Ticaret Bakanlığı’nın ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıda, tarım satış kooperatiflerinin sektördeki sorunları ve ekonomik ve sosyal refahlarını artırmak için verilebilecek destekler ele alındı.
Toplantıda bir konuşma gerçekleştiren Ticaret Bakanı Ömer Bolat, tarım satış birliklerinden sorumlu Bakanlık olarak, tarım satış kooperatifleri birliklerinin sorunlarını dinlemek ve yöneticileriyle bir durum değerlendirmesi yapmak üzere toplandıklarını belirtti.
Bakan Bolat, kooperatiflerin ekonomik büyüme ve kırsal kalkınmaya katkısı artırılarak, küçük ve orta ölçekli işletmelerin birleşip güçlenmesinin daima desteklendiğini söyledi. Türkiye’nin ekonomik büyüme noktasında çok iyi bir performans gösterdiğini ifade eden Bolat, “Son 21 yılda yıllık ortalama yüzde 5 noktada büyüme oranı kaydettik. Geçen yıl yüzde 4.5 büyüme kaydettik. Önümüzdeki cumartesi günü, TÜİK 2024 yılı ilk çeyrek büyüme rakamlarını açıklayacak. Bu büyümede de olumlu bir rakamın çıkması beklenmektedir, tahmin edilmektedir. Bunda tarama üreticilerimizin de çok büyük katkısı vardır. Bu büyümede inşallah ihracatın artışı ile ithalatın azalışının, dış ticarette pozitif etkisinin büyümede katkısını da göreceğiz” açıklamasında bulundu.
“Ticaret Bakanlığı olarak 10 bine aşkın kooperatifler ve ortaklarına hizmet veriyoruz”
Tarım satış kooperatiflerinin, çiftçilerin ürünlerinin değerini bulmasında, pazarlılaştırılmasında ve tüketicilere en uygun şartlarda sunulmasında çok büyük katkılar sağladığını vurgulan Bolat, “İstihdam oluşturma ve girişimciliği arttırma noktasında da tarım satış kooperatiflerimiz gerçekten önemli bir fonksiyon icra ediyorlar. Ticaret Bakanlığı olarak 10 bine aşkın kooperatifler ve ortaklarına hizmet veriyoruz. Tarım satış kooperatifleri ve birlikleri bu alanda öne çıkmaktadır. Ülkemizin 51 vilayetinde 20 üründe faaliyet gösteren 286 adet faal durumda tarım satış kooperatiflerimiz bulunmakta. Bu kooperatiflere ortak olarak da 275 bin civarında çiftçimiz, üreticimiz bulunmaktadır. Bu 275 bin üreticimiz ve 286 adet tarım satış kooperatiflerimizin çatı kuruluşu olarak 13 tane faal tarım satış kooperatifleri ve birlikleri bulunmakta” ifadelerini kullandı.
“Tarım satış kooperatifleri ve birliklerimiz 53 milyon dolar ve 7,4 milyon avro ihracat katkısı da yapmışlardır”
Toprak sağlığını korumak, biyoçeşitliliği desteklemek ve iklim değişikliğiyle mücadele etmek için sürdürülebilir tarım uygulamalarının önemine de dikkati çeken Bolat, “Tarım satış kooperatifleri ve birliklerimiz üreticilerimize üretim sırasında ayni ve nakli kredilerle destekleyerek de girdi desteği döneminde ciddi bir katkı yapmaktadır. Tarım satış kooperatifleri ve birliklerimiz üreticilerimize üretim sırasında ayni ve nakli kredilerle destekleyerek de girdi desteği döneminde ciddi bir katkı yapmaktadırlar. Zeytin ve zeytinyağından yağlı tohumlara, ipek böceğin kozasından tiftiğe kadar değişen ürün gruplarında faaliyet gösteren tarım satış kooperatifleriyle birliklerimiz hem iç talebin karşılanmasında önemli bir rol oynamaktadırlar hem de ülkemize 2022-2023 sezonunda 53 milyon dolar ve 7,4 milyon avro ihracat katkısı da yapmışlardır. Bunun yanında da işletmelerinde çalıştırdıkları 5 binin üzerindeki istihdam sayısı ile toplamda 20 bin kişilik bir aileye de katkı sunmaktadırlar” ifadelerine yer verdi.
“TBMM’de mevzuat değişikliği çalışmaları yapılarak kooperatifler için süre uzatımını sağladık”
1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nda 2020’de ve 2021 yılında yapılan değişikliklere uyum sağlamak ve tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin güncel mevzuat değişikliği taleplerini karşılamak için harekete geçtiklerini söyleyen Bolat, 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Artırma Kanunu’nun 7. maddesi çerçevesinde birlik yönetimlerinin de görüşleri alınmak suretiyle örnek ana sözleşmelerimizde önemli değişiklikler yapıldığını dile getirdi. Bolat, Söz konusu değişiklikler uyum süreci sorunsuz şekilde tamamlanmıştır. Bolat şu şekilde devam etti:
“Kısa süre önce yine kanun değişikliği sebebiyle zorunlu hale gelen KOBBİS sistemine veri girişlerinin sağlıklı bir şekilde tamamlanmasını sağlamak, kooperatif yönetim kurullarımızın yaptırıma uğramasının önüne geçmek ve kooperatiflerin ticari faaliyetlerinin sekteye uğramasını engellemek amacıyla geçtiğimiz hafta TBMM’de mevzuat değişikliği çalışmaları yapılarak kooperatifler için süre uzatımını sağladık. Bu çalışmaların tüm sektörlerimize hayırlı olmasını diliyoruz.”
“Çiftçilerimizin ekonomik ve sosyal refahını arttırmak için kooperatiflerimize destek vermeye devam edeceğiz”
Ticaret Bakanlığı olarak ekonomik ve sosyal gelişiminde önemli aktörler olarak gördükleri kooperatiflere daha iyi hizmetler sunmak üzere çalışmaya aralıksız şekilde devam edeceklerini vurgulayan Bolat, “Çiftçilerimizin ekonomik ve sosyal refahını arttırmak için kooperatiflerimize destek vermeye devam edeceğiz. Kooperatiflerimiz sadece ekonomik kalkınmanın değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmanın ve sürdürülebilir kalkınmanın da temel taşlarıdır. Bu doğrultuda ilgili bakanlıklarımız Ticaret Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ve siz kıymetli birliklerimizin yöneticileri ile sektörlerimizde yaşanan uygulama ve mevzuat kaynaklı sorunları bugünkü toplandığımız vesilesiyle istişare etme fırsatı bulmuş olacağız” şeklinde konuştu. – ANKARA
]]>“ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ TÜM ÜLKELERİN GÜNDEMİNDE”
Şimşek, hazırlıkları yürütülen asgari kurumlar vergisi uygulamasına ilişkin değerlendirmede bulundu. Asgari kurumlar vergisinin tüm ülkelerin gündeminde olduğuna işaret eden Şimşek, asgari kurumlar vergisini yasalaştırmayan ülkelerin vergileme hakkını başka ülkeye bırakmış olacağını söyledi.
Şimşek, 2021 yılında OECD’nin organizasyonu kapsamında dünyada yaklaşık 140 ülkenin küresel asgari kurumlar vergisi konusunda mutabık kaldığına dikkati çekerek, “Alınan mutabakat kararıyla yıllık konsolide hasılatı 750 milyon avro eşiğini aşan çok uluslu şirketlerin düşük vergileme yapılan ülkelerdeki şube, iştirak ve iş yerlerinin asgari yüzde 15 kurumlar vergisine tabi tutulması öngörüldü. Bu kapsamda başta Avrupa Birliği (AB) ülkeleri olmak üzere 30’dan fazla ülke 2024 yılı kazançlarına uygulanmak üzere asgari kurumlar vergisi uygulamasını yasalaştırdı.” diye konuştu.
“KURULAN MODEL ŞİRKETLERİN YÜZDE 15 VERGİ YÜKÜ TAŞIMASINI AMAÇLIYOR”
Diğer ülkelerde de yasalaştırma çalışmalarının devam ettiğini dile getiren Şimşek, uygulamanın detaylarına ilişkin şu bilgiyi verdi; “Çok uluslu şirketlerin faaliyette bulunduğu ülkede ödediği kurumlar vergisi yükü yüzde 15’ten aşağıda ise asgari kurumlar vergisi uygulamasını yasalaştıran ülkeler, ilgili ülkenin almadığı vergi farkını alabilecek. Fark vergi alma hakkı öncelikle şirketin faaliyette bulunduğu ülkede. Bu ülkede asgari kurumlar vergisi uygulaması yoksa şirketin ana merkezinin olduğu ülke bu vergiyi alabiliyor. Burada da asgari kurumlar vergisi uygulaması yoksa aynı gruba dahil şirketlerin bulunduğu üçüncü ülke tarafından bu vergi alınabilecek. Kurulan model, çok uluslu şirketlerin kazançlarının her hal ve takdirde yüzde 15 vergi yükü taşımasını amaçlıyor.”
“HAZIRLIKLAR SON AŞAMAYA”
Şimşek, asgari kurumlar vergisi uygulamasına geçmeyen ülkelerin vergileme haklarını bir başka ülkeye devretmiş olması nedeniyle diğer ülkelerin bu konuda yasama çalışmalarına hız verdiğini belirterek, “Ülkemizde de çok uluslu şirketler faaliyette bulunuyor. Türkiye’de faaliyette bulunan çok uluslu şirketlerden asgari kurumlar vergisi alınması yönünde düzenleme yapılması kaçınılmaz. Aksi halde ülkemizin almadığı vergi bir başka ülke tarafından alınacak.” ifadelerini kullandı. Vergileme hakkından vazgeçmemek için Türkiye’de de asgari kurumlar vergisi uygulanması gerektiğini vurgulayan Şimşek, çok uluslu şirketlere yönelik bu uygulamanın getirilmesi yönünde çalışmalar yapıldığını ve hazırlıkların son aşamaya geldiğini bildirdi.
Türkiye’de faaliyette bulunan uluslararası sermayeli şirket sayısının yaklaşık 80 bin civarında olduğunu ve bunlardan ana işletmesi yurt dışında olan 2 bin 134 işletmenin bulunduğunu aktaran Şimşek, şunları kaydetti; “Ülkemize yatırım yapan çok uluslu şirketlerin sadece yüzde 2,5 gibi bir kısmı 750 milyon avro eşiğini aşmakta olup, bunların kazanmış oldukları vergi teşviklerinin nasıl korunabileceği, farklı alanlarda nasıl değerlendirilebileceği konusunda alternatif modeller üzerinde de çalışılıyor. Bakanlık olarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile sıkı bir çalışma yürüterek ülkemize yatırım yapılmasını teşvik etmeye devam edecek alternatifler geliştiriyoruz.”
]]>Sakarya Söğütlü İlçesinde Söğütlü Karma OSB için yer tahsisi ve diğer konularda tek yetkili olduklarını ifade eden Söğütlü Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Tiryaki, rant çevrelerine dikkat çekerek firmaların dikkatli olması hususunda birçok kez uyarılarda bulunmuştu. Bu gelişmeler ışığında Sakarya Vali Yardımcısı Mehmet Polat, Söğütlü Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Tiryaki ile yatırımcıların katılımıyla yer tahsisi programı gerçekleştirildi. Toplantı esnasında bazı firma temsilcileri geçmişte dernek yönetiminin kendilerinden yer tahsisi için para topladığını ifade ederek yetkililerden konuyla ilgilenmesini talep etti. Bunun üzerine Valilik nezdinde derneğe yönelik denetimlerde para toplandığı tespit edilerek iade işlemlerinin yapılması gerektiği talimatı verilmişti. Yaşanan olayların ardından Sakarya Söğütlü OSB’de arazi tahsisi yapmak için çok sayıda firmadan ödeme aldıkları ve OSB yönetiminde dahi kurucu olmayan Söğütlü Organize Sanayi Bölgesi İş İnsanları Derneği, ikinci olağan genel kurulunu Erenler İlçesinde bulunan bir otelde gerçekleştirdi. OSB’de yer tahsisi için yüzlerce milyon para ödeyen ancak OSB’ye kabul edilmediklerine dair yazı gönderilen firma yetkililerinin de katıldığı gergin geçen toplantıda bazı firmalar yönetim kurulunun ve bütçenin ibrasında şerh koydurarak red oyu verdi.
Gergin kurulda yönetim değişti
Toplantının açılışında konuşan Söğütlü Organize Sanayi Bölgesi İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Fevzi Poyraz, ilerleyen yaşı sebebiyle Sakarya’ya gerliken zorlandığını belirterek görevi bırakacağını ve yeniden aday olmayacağını açıkladı. Divan heyetine seçilen Mahmut Kumbar, Kanber Koçak ve Ömür Canpolat tarafından yönetilen Genel Kurula katılan çok sayıda firma sahibi ve temsilcisi, ödeme yapılmasına rağmen firmalarına OSB tarafından bir yer tahsisi yapılmadığı hatta OSB içerisindeki alanlara kabul dahi edilmediklerini belirterek açıklama istedi. Bazı firma sahipleri ise kendilerine resmi yolla yazı yollanarak firmalarının OSB için uygun bulunmadığını öğrendiklerini ve yaptıkları ödemelerin ne olacağını sordu. Devam eden genel kurulda gelir-gider durumu ve faaliyet raporları ile denetleme kurulu raporları okunarak ibraz edilmek üzere üyelerin oylarına sunuldu. Bazı üyeler şerh konularak raporlara red oyu verirken birçok firma ise çekimser kaldı. Raporlar, şerh konularak oy çokluğu ile kabul oldu. Ardından görevi bırakan mevcut başkan Mehmet Fevzi Poyraz’ın da başkanlık yapmasını istediğini söylediği Yavuz Canikli ve oluşturduğu liste, tek liste olarak girdiği seçimle oy çokluğuyla başkan seçildi. Başkan seçildikten sonra kısa bir konuşma yapan Canikli, tüm sorunların çözülmesi için adım atacaklarını ve artık OSB yönetiminde derneğin temsilcilerin olacağını belirtti
Alınan paralar faiziyle ödenmesi için yetki verildi
Seçim öncesinde sunulan önergeyle; yer tahsisi için yüzlerce milyon para alınan ancak OSB’de yer tahsisi yapılamayan firmalardan alınan ücretlerin devlet bankaları faiz oranları baz alınarak yasal faiziyle geri ödenmesi için yönetim kuruluna yetki istendi. Oy birliğiyle kabul edilen önerge sonrasında firmalar ödemeleri almak yerine yer tahsis edilmesi konusunda baskı yapılmasını istedi. Daha önce kendilerine tahsis konusunda garanti verilen bir firma sahibi, fabrika için makinelerini aldığını ve proforma faturalarını da kendilerine gösterebileceklerini belirterek fabrika için yer istedi. Yeni başkan ise en kısa sürede tahsislerin yapılacağını belirtti. – SAKARYA
]]>Avrupa’nın en büyük levrek ve çipura üreticisi konumundaki Türkiye’nin 100’den fazla ülkeye su ürünleri ihraç ettiği bilgisini veren Türkiye Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Sinan Kızıltan, alabalık üretiminde dünya 2.’si olduğumuzu, Akdeniz’in uluslararası sularında ve Malta kıyıları açıklarında yakalanan mavi yüzgeçli orkinosun ise Japonya’ya ihraç edildiğini dile getirdi.
17 farklı ülkeden 45 temsilcinin katılımı ile FEAP (Federation of European Aquaculture Producers- Avrupa Su Ürünleri Yetiştiricileri Federasyonu) Genel Kurulu, Ege, İstanbul ve Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği organizasyonunda, 23-24 Mayıs tarihlerinde İstanbul Wyndham Grand Istanbul Levent Otelde gerçekleşti.
Su ürünleri sektöründe dünyanın en modern tesisleri Türkiye’de
Toplantıda Türkiye adına söz alan Sektör Kurulu Başkanı Sinan Kızıltan, Türk girişimcilerinin son 20-25 yılda su ürünleri sektöründe dünyanın en modern ve entegre tesislerini dünyaya kazandırdıklarını, başta levrek, çipura, alabalık, somon ve ton balığı taze ve soğutulmuş, dondurulmuş bütün veya fileto olarak ve ayrıca tütsülenmiş olarak ihraç ettiklerini aktardı.
Levrekten 517 milyon dolar, çipuradan 418 milyon dolar döviz elde ettik
“Bu tesislerde ürettiğimiz protein zengini su ürünlerimizi 100’den fazla ülkeye ihraç edecek duruma geldik” diye konuşan Kızıltan, “Balıkçılık ve su ürünleri ihracatımız 2023 yılında 1.679 milyar dolara ulaştı. Sektörün 2019 yılı sonunda gerçekleştirdiği 1.02 milyar dolarlık ihracat hacmiyle, 2023 ihracat hedeflerine ilk ulaşan sektörler arasında yer aldık ve ilk kez 1 milyar dolar barajını geçtik. 2023 yılında 1,6 milyar dolarlık ihracatımızın haklı gururunu yaşıyoruz. Başlıca ihraç ürünlerimiz ise Akdeniz Levreği, Çipura, Türk Somonu, Gökkuşağı Alabalığı, Mavi Yüzgeçli Orkinos ve Kaya Levreğidir. Levrek ihracatımız 517 milyon dolar olurken, çipura ihracatımız 418 milyon dolar, Türk somonu, Türk deniz ürünleri sektörünün yükselen yıldızı konumunda. Türk Somonu önemli bir üretim ve ihracat artışı göstererek 2023 yılında yaklaşık 376 milyon dolarlık değere ulaştı. Alabalık ihracatımız 112 milyon dolar, orkinos ihracatımız 51 milyon dolar oldu. Kaya levreğinden 10 milyon dolar döviz geliri elde ettik” şeklinde konuştu.
TURQUALITY ve UR-GE Projeleri pazarlamaya itici güç
Turkish Tastes TURQUALITY Projesi sayesinde, 2018 yılından bu yana Türk deniz ürünleri ürünlerinin ABD pazarında etkin bir tanıtımını yaptıkları bilgisini veren Kızıltan sözlerini şöyle tamamladı: “Son dönemde hayata geçirdiğimiz Turkish Sea Food Turquality projemiz, Türk deniz ürünlerinin eşsiz lezzetlerini dünya çapında sergilemeyi amaçlıyor. Bu projeler kapsamında, dünya genelinde sektör profesyonelleriyle güçlü bağlar kurmak istiyoruz. Üniversiteler, restoran dernekleri ve mutfak federasyonları gibi prestijli kurumlarla iş birliği yapıyoruz. Çeşitli tadım etkinlikleri ve şef yarışmaları aracılığıyla olağanüstü kaliteyi vurgulamaya devam ediyoruz. TURQUALITY ve UR-GE Projeleriyle Türk su ürünleri ihracatının 2028 yılında 2 milyar doları aşması için çaba gösteriyoruz.”
Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürü Turgay Türkyılmaz; “Protein ihtiyacını yetiştiricilikle karşılayabileceğiz”
Dünya nüfusunun artmasıyla birlikte hayvansal proteine olan ihtiyacında arttığına dikkati çeken Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürü Turgay Türkyılmaz, denizlerde avcılık yoluyla elde edilen su ürünlerinde sınır noktasına ulaşıldığı için avcılık yoluyla üretimi artırmaktan yanında, bilim insanlarınca kabul gören temel yaklaşımın; avcılıkta stokların korunarak üretimin sürdürülmesi, ihtiyaç duyulan hayvansal proteinin yetiştiricilik yoluyla elde edilen su ürünlerinden karşılanması yönünde olduğunun altını çizdi.
Türkiye’de su ürünlerinin yüzde 60’ı yetiştiricilikten karşılanıyor
Türkiye’nin su ürünleri yetiştiriciliğinde Avrupa’da 1. sırada dünyada ise 17. sırada yer aldığı bilgisini paylaşan Genel Müdür Türkyılmaz, “Türkiye’de su ürünleri üretimi 2023 yılında yaklaşık 1 milyon tona ulaşmış olup bunun yaklaşık yüzde 60’a yakını yetiştiricilikten elde edildi. 2023 yılında 1 milyar 700 milyon dolar ihracat yaparken, ithalatımız 2023 yılında 272 milyon dolarda kaldı. Türkiye net su ürünleri ihracatçısı bir ülke konumunda. İhracatımızın yaklaşık yüzde 80’ini çiftliklerde üretilen balıklar oluşturmaktadır” dedi.
Sürdürülebilir ve dirençli bir su ürünleri sistemi kuruyoruz
Balıkçılık ve su ürünleri sektöründe mavi dönüşüm (blue transformation) ve iklim değişikliğine uyum alanlarında Türkiye’deki girişimlerin hızlandığı bilgisini FEAP Genel Kuruluna 17 ülkeden gelen katılımcılarla paylaşan Türkyılmaz sözlerini şöyle tamamladı: “Bu alanda yürütülen çeşitli projeler kurumsal ve yasal alt yapı çalışmalarımıza büyük katkı vermektedir. Mavi dönüşüm ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlanması sürecinde en önemli hedefimiz, üretimden son tüketime, sürdürülebilir ve dirençli bir su ürünleri gıda sistemi ortaya koyabilmektedir. Bakanlık olarak öncelikli politikamızın temelinde, deniz ve iç sularımızdaki su ürünleri kaynaklarımızı koruyup bunların sürdürülebilirliğini sağlamak vardır. Unutulmamalı ki doğal kaynaklarımız sonsuz değildir. Bu kaynakların, bizlere gelecek nesillerin emaneti olduğu bilinciyle hareket ediyor, uygulamalarımızı bu yaklaşımla hayata geçiriyoruz.”
FEAP Genel Kurulunda Fütürist Ufuk Tarhan, fütürizm konulu bir sunum yaparken, Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Daire Başkanı Tanju Özdemirden, Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Girit, Başkan Yardımcısı Melih İşliel, yönetim kurulu üyeleri Ufuk Atakan Demir ve İsmail Aksoy da katılım sağladı. – İZMİR
]]>Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı (OKA) tarafından Girişimcilik Ekosisteminin Desteklenmesi Sonuç Odaklı Programı kapsamında, bölgede kadın istihdamı ve girişimciliğinin desteklenmesi amacıyla çeşitli faaliyetler yürütülüyor. Bu çerçevede başarılı kadın girişimciler ile bölge paydaşlarını bir araya getirmek ve kadınları girişimcilik yolunda teşvik etmek amacıyla Çorum’da, “Dijitalleşen Dünyada Markalaşan Kadınlar Girişimcilik Söyleşisi” düzenlendi.
Söyleşide Öznur Alkan, Nurper Özcan ve Aysel Şairoğlu konuşmacı olarak yer aldı ve katılımcılarla başarılı girişimcilik öykülerini paylaştı. Dijitalleşen Dünyada Markalaşan Kadınlar Girişimcilik Söyleşisi, TOBB Çorum Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Zeynep Yarımca, TOBB Samsun Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı ve Batı Karadeniz Bölge Temsilcisi Mihriban Akyüz ve OKA Genel Sekreteri Mehlika Dicle’nin açılış konuşmaları ile başladı.
“Kadın girişimciliğini özendirmeye, kadın istihdamını artırmaya yönelik faaliyetlere ve projelere destek vermeyi hedefliyoruz”
Genel Sekreter Dicle konuşmasında katılımcıları selamlayarak, ajansın bölgedeki rolüne ve çalışmalarına yönelik bilgi verdi. Ajansın kadın girişimcilerin kapasitelerini, iş yapma becerilerini ve kadın istihdamını artırmaya, kadın girişimciliğini özendirmeye yönelik faaliyetlere ve projelere destek vermeyi hedeflediğini vurgulayan OKA Genel Sekreteri Mehlika Dicle, “Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı, kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları arasında iş birliğini destekleyerek çalışmalarını üretim ve ihracat, turizm ve girişimcilik alanlarında sürdürmektedir. Kadın istihdamı ve kadın girişimciliği, 2024 yılı için Kalkınma Ajanslarının ana çalışma temalarından biri olarak belirlenmiştir. Ajansımız bu doğrultuda önümüzdeki dönemde özellikle kadın girişimcilerin kapasitelerini ve iş yapma becerilerini artırmaya, bölgede kadın girişimcilik kültürünün yaygınlaştırılması için ekosistemi oluşturan aktörler ile işbirliği yapmaya, kadın istihdamını artırmaya ve kadın girişimciliğini özendirmeye yönelik faaliyetlere ve projelere destek vermeyi hedefliyor. Ajansımız, Teknik Destek Programları kapsamında uyguladığı kapasite geliştirme programları ile 1000’lerce kadına erişmiştir. Çorum ilimizde yakın zamanda uyguladığı eğitim programlarıyla imalat sanayiinde kadın kaynakçı ve dış ticaret personeli istihdamına katkı sağlamıştır. Sanayinin yanı sıra tarım, turizm ve teknoloji alanlarında da kadın istihdamı ve kadın girişimciliğini destekleyen yüz akı projelerimiz bulunmaktadır” dedi.
Nurper Özcan, Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (KEDV) Gıda Mühendisi ve Süt ve Süt Ürünleri Eksperi olarak, gıda sektöründe kadın girişimciliğinin nasıl bir fark oluşturduğunu ve bu alandaki deneyimlerini aktararak TEDx konuşması olan kadim reçetelerden bahsetti. Çalıştığı Anadolu şehirlerinde peynir üretiminde kadının rolüne değinilen örnekler arasında Çorum ilinin coğrafi işaret tescilli Kargı Tulum Peyniri de yer aldı.
Aysel Şairoğlu, 2017 yılından bu yana Anadolu’nun farklı illerindeki kadın kooperatifleri tarafından üretilen gıda ve el işi ürünleri, kurumsal firmalara, alternatif kurumsal hediye seti olarak sunan sosyal girişim İyimser Abla iş modelini anlattı. 150’den fazla kurumsal firma ile 600 kadın üretici ve 30 kadın kooperatifine dokunan İyimser Abla, kadın istihdamına katkıda bulunurken özel sektörde kurumsal sosyal sorumluluk ve sosyal satın alma bilincinin gelişmesine katkıda bulunuyor. Program, Bölgede bulunan kadın kooperatifleri ve girişimcilerin kurumsal firmalar ile iş birliği imkanlarını değerlendirmek açısından da bir fırsat sundu.
Kedi ve köpek tasmaları üreten ve globalde satışını gerçekleştiren Gliparis markası kurucusu Öznur Alkan, dijitalde var olmanın önemi, konumdan bağımsız iş yapmanın mümkün olduğunu kendi girişimcilik yolculuğunu paylaşarak aktardı. Alkan, pazar yeri (marketplace) ve stoksuz satış (dropshipping) kavramlarından bahsederek dijitalin gücünü vurguladı. Motivasyon kaynağını üretim olarak değerlendiren, kendi web sitesini ve sosyal medya hesaplarını yöneten Öznur Alkan, ” Osmancık’tan ben yapabiliyorsam herkes yapabilir” şeklinde değerlendirmelerde bulundu. Söyleşi sonrasında, Çorum’da kadın girişim örnekleri olarak Hitit Rölyef Tabloları Sergisi ziyaret edildi.
Programın ikinci gününde ise Çorum’un turizm değerlerinin tanıtımına yönelik Alacahöyük Müze ve Ören Yeri, Boğazköy Müzesi, Hattuşaş Antik Kenti, Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı ziyareti gerçekleştirildi. Ayrıca bölgedeki kadın girişim ürünlerine örnek olarak Hitit Köyü’nde faaliyet gösteren S.S. Puduhepa Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi ziyaret edildi. Tüm katılımcılar, ilham verici hikayeler ve değerli bilgilerle dolu bu etkinlikte, girişimcilik yolculuklarına yeni bir bakış açısı kazanma fırsatı buldular.
Çorum Ticaret ve Sanayi Odası (TSO) ve TOBB Kadın Girişimciler Kurulu iş birliği ve ev sahipliğinde gerçekleştirilen söyleşiye ayrıca Çorum Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi Nilüfer Akın, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Girişimcilik Müdür V. Duygu Kılıç Çanakçımaksutoğlu, Hitit Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekan V. Sabiha Kılıç, Genç Girişim Yönetişim Derneği Başkanı Özden Özkeser, OKA Girişimcilik Ekosisteminin Desteklenmesi Birim Başkanı Sümer Çakır, OKA Çorum Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Tuğba Purtul Kılıç, Samsun, Tokat, Çorum, Amasya, Düzce, Bartın ve Kastamonu illerinin Kadın Girişimciler icra kurulu başkanları ve üyeleri ile çok sayıda kurum ve işletme temsilcisi, ildeki girişimciler, kooperatifler, Halk Eğitim Merkezi üreticileri, girişimciliğe ilgi duyan gençler katıldı. – ÇORUM
]]>İskilip Kaymakamı Ramazan Polat, Belediye Başkanı İsmail Çizikçi ve Ticaret Sanayi Odası Başkanı Çetin Başaranhıncal ve yönetim kurulu üyeleriyle birlikte basın toplantısı düzenleyen Vali Dağlı, İskilip OSB ile ilgili açıklamalarda bulundu. Çorum’un birçok sektörde yerli ve milli üretimle ülke ve bölge ekonomisine katkıda bulunmak isteyen yatırımcılara önemli bir fırsat sunduğunu dile getiren Vali Dağlı, amaçlarının en uygun, en iyi yatırımcıyı bularak üretimi en kısa zamanda başlatmak olduğunu vurguladı. Çorum’un dört OSB’si, sanayi siteleri, Teknopark ve Ar-Ge merkezleri, makine ve imalat teknolojileri alanında ihtisaslaşan üniversitesi, dünya sıralamasında ilklere giren büyük firmaları, ihracat sıralamasında ilk sıralarda yer alan işletmeleri ve gelişmiş altyapısının yanı sıra genç, yetenekli ve kalifiye işgücü potansiyeliyle Karadeniz Bölgesi’nin en önemli yatırım merkezlerinden biri olduğuna dikkat çeken Dağlı, “İskilip ilçesi sınırları içerisinde 75 ha’lık alanda kurulan yeni OSB yatırımcılara açıldı. Yatırımcılara büyük avantajlar sağlayacak olan İskilip- Ankara karayolu güzergahında şehir merkezine 8 kilometre mesafede yer alan İskilip OSB’nin Merzifon Havalimanı’na 118 kilometre, Ankara Esenboğa Havalimanı’na 189 kilometre, Çankırı demiryolu hattına 80 kilometre mesafede olması, Samsun Limanı’na yakınlığı, her türlü hammaddeye kolay ulaşım imkanının bulunması, geçmişten gelen bir sanayi kültürüne sahip olması ve teşvik kanunlarının bölgede uygulanıyor olması nedeni ile teşvik yasası sonrası mevcut yatırım ivmesi dikkate alındığında İskilip, yatırımcılar açısından cazip bir bölgedir. Orman ürünleri, deri ve tarımsal sanayi konusunda ön plana çıkan İskilip ilçemizde kurulan Organize Sanayi Bölgemiz, yüksek teknoloji ve katma değerli ürünler üreten, ihracata dayalı, seçkin yatırımlara tahsis edilmesi hedeflenmektedir” diye konuştu.
İskilip OSB’nin tüzel kişilik kazanmasıyla müteşebbis heyet, kamu kurumları ve teknik ekiple hız kesmeden plan, parselasyon ve altyapı proje çalışmalarına başlandığını anlatan Vali Dağlı, “Amacımız bu işlemleri hızlı ve etkin bir şekilde gerçekleştirip bir an önce faaliyete başlamak olacaktır. İskilip Organize Sanayi Bölgesi’ni yeşil OSB konseptine uygun ve modern bir organize sanayi bölgesi olarak kurmak en büyük hedeflerimiz arasındadır. Çorum Bölgesel Teşvikler kapsamında 4. Bölge teşviklerinden yararlanmakta olup, OSB içerisinde yer alan yatırımlarda 5. Bölge teşviklerinden (KDV istisnası, gümrük vergisi muafiyeti, yüzde 50 vergi indirimi, 10 yıl sigorta primi işveren hissesi desteği, bedelsiz yatırım yeri tahsisi, faiz ve kar payı desteği) yararlanmaktadır. Çorum; ülkemizin yatırım, üretim, istihdam ve ihracat odaklı büyüme stratejisi doğrultusunda İskilip OSB başta olmak üzere Çorum Merkez, Sungurlu ve Osmancık’ta bulunan ve yatırımcılarına çok sayıda avantaj sağlayan OSB’lerine yatırım yapmak isteyen girişimcileri tüm imkanlarıyla desteklemeye hazır. Taslak imar planları üzerinden bedelsiz ön tahsis işlem başvurularını başlatmış olan İskilip OSB’den yer tahsisi başvurusunda bulunmak isteyen yatırımcılarımız, Çorum Valiliği ana binasında bulunan İskilip OSB İrtibat bürosuna başvuruda bulunabilirler” şeklinde konuştu.
Çorum Organize Sanayi Bölgesi ile ilgili gelişmeler
Çorum Organize Sanayi Bölgesi ile ilgili de çalışmaların devam ettiğini açıklayan Vali Dağlı, “Zamanı geldiğinde kamuoyunu bu konuda bilgilendiriyoruz. Şu an herhangi bir sorun yok. Alaca OSB ile ilgili bir projemiz var, süreç devam ediyor. Organize sanayi bölgelerinin kuruluşları hemen olmuyor. OSB’lerin bir ya da iki ay gibi süreçleri oluyor. Tüm süreçleri yakından takip ediyoruz. Yeni OSB’mizi çok uzatmadan Ticaret Sanayi Odamız ve ilgili kurumlarla hep birlikte açıklarız. Mevcut yerimizde de şu an 750 dönümlük alanın 500 dönümü kesinleşti. 250 dönümde polis okulunun yeri var. 750 dönüm genişlemeyi yapacağız. Genişlemeler devam edecek. Çorum’da sanayi ihtiyacı her zaman olacak. Biz buna inanıyoruz” ifadelerini kullandı. – ÇORUM
]]>Manavgat Belediyesi yenilenebilir enerji kaynakları yatırımlarına bir yenisini daha ekliyor. Manavgat Belediyesi’nin GES projesi, belediye binasında yapılan basın toplantısıyla halka duyuruldu. Toplantıya Başkan Kara, CHP Manavgat İlçe Başkanı Oykun Başar, Belediye Başkan Yardımcıları, STK temsilcileri, oda başkanları ve muhtarlar katıldı.
Enerji üretiminin yaklaşık yüzde 86’sını karşılayacak
Proje kapsamında GES, Düzağaç Mahallesi’nde, mülkiyeti Manavgat Belediyesi’ne ait 181 ada 4 parselde toplam 28 bin 600 metrekare alanda inşa edilecek ve 4 bin 800 adet çift yüzlü, yarı kesimli, monokristal fotovoltaik panel kullanılacak. Projede kamera görüntüleme sistemleri, çevre aydınlatma sistemleri, yangına karşı güvenlik sistemleri bulunacak. Tüm güvenlik, izleme ve görüntüleme, depo sistemleri santral içerisinde yer alan idari binadan yönetilecek. Proje için yapılan fizibilite çalışmasına göre santralde, ilk yıl yaklaşık olarak 4.882 MWh elektrik üretilecek. Belediyenin toplam elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 86’sını karşılaması beklenen projenin, 9 ayda hayata geçirilmesi hedefleniyor.
İklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir adım
GES projesi, Manavgat Belediyesi’nin elektrik enerji ihtiyacının temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilerek belediyenin tüketim maliyetlerini azaltmayı hedefliyor. Proje, enerjide fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltacak ve ilçenin ekonomik olarak kalkınmasını sağlayacak. Ayrıca, temiz enerji kaynakları kullanılarak iklim değişikliğiyle mücadelede adım atılacak, halkın çevresel ve ekonomik refahına katkı sağlayacak. Yeni elektrik santrali projesi, şehrin sürdürülebilir geleceğine katkı sağlayacak önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Başkan Kara, projeyi anlattı
Tanıtım toplantısında konuşan Belediye Başkanı Niyazi Nefi Kara, şunları söyledi:
“Bugün burada sizlerle çok önemli bir projemizi paylaşmak için bir araya geldik. Sürdürülebilir Şehirler Projesi kapsamında, Dünya Bankası tarafından finanse edilecek olan ve Belediyemiz tarafından yürütülecek Güneş Enerjisi Santrali projemizin tanıtımını yapmaktan büyük bir gurur ve mutluluk duyuyorum. Güneş Enerjisi Santrali, Manavgat’ımızın sürdürülebilir ve çevre dostu bir geleceğe adım atmasını sağlayacak önemli bir projedir. Bu proje, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını artırarak, afetlere ve iklim değişikliğinin etkilerine karşı şehrimizin direncini güçlendirecektir.
Düzağaç Mahallesi’nde 53 bin metrekare alana inşa edilecek olan projenin kullanım süresi 30 yıl olacak. 9 ayda tamamlanması öngörülen projemizden yaklaşık 260 bin kişi fayda sağlayacak. Enerji üretimimiz yıllık yaklaşık 5000 MWh olacak. Manavgat GES projesi ile belediyemize ait elektrik tüketiminin yüzde 86’sını karşılayacağız. Yıllık yaklaşık 5000 MWh enerji üretimi ile enerji maliyetlerimiz önemli ölçüde azalacak. Böylece enerji için ayrılan bütçemizin büyük bir kısmını siz değerli halkımızın diğer ihtiyaçlarına yönlendirebileceğiz. Bu proje, fosil yakıtlara olan bağımlılığımızı azaltarak çevremizi koruyacak ve iklim değişikliği ile mücadelemize katkı sağlayacaktır. Temiz ve yenilenebilir enerji kullanımı, gelecek nesillerimize daha yaşanabilir bir dünya bırakmamızı sağlayacak. Projemiz, ekonomik kalkınmamızı destekleyecek ve halkımıza yeni iş imkanları sunacaktır. İnşaat sırasında öncelikli olarak halktan işçi istihdam ederek, bölge ekonomisine doğrudan katkı sağlayacağız.”
“İklim değişikliğiyle mücadele öncü adımlar atacağız”
GES projesiyle Manavgat’ın ulusal ve uluslararası kalite standartlarına uyum sağlayacağını vurgulayan Kara, “Sevgili Manavgatlılar, sizlerin desteği ile şehrimizi daha yeşil, daha sürdürülebilir ve daha güçlü bir geleceğe taşıyacağız. Güneş Enerjisi Santrali projemizle birlikte çevresel ve ekonomik refahı artıracak, iklim değişikliği ile mücadelede öncü adımlar atacağız. Hep birlikte, Manavgat’ımızın geleceğini aydınlatmak için çalışmaya devam edeceğiz. Bu önemli projeye katkı sağlayanlara ve siz değerli halkımıza teşekkür ederim.” ifadelerini kullandı.
]]>EKK, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın başkanlığında, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde toplandı. Toplantıya, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, AKP Genel Başkanvekili Efkan Ala, AKP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan ile ilgili kurum ve kuruluşların temsilcileri katıldı
“Risk göstergelerinde iyileşme görülmektedir”
EKK toplantısının ardından yapılan yazılı açıklamada, “OVP ve 12. Kalkınma Planı’nın olumlu sonuçlarını alıyoruz. Yılın ikinci yarısında yıllık enflasyonda belirgin bir gerileme bekliyoruz” denildi.
Açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Mayıs ayı Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısında, ekonomi politikalarının ve yapısal reform gündemimizin eşgüdüm içerisinde daha etkin uygulanmasına yönelik değerlendirmeler yapılmıştır.
Ekonomimizin yol haritası olan On İkinci Kalkınma Planı ve Orta Vadeli Program (OVP)’da belirlediğimiz eylemleri kararlılıkla uyguluyor ve olumlu sonuçlarını alıyoruz. Bu kapsamda cari açıkta düşüş, uluslararası kaynak girişlerinde artış, rezervlerde güçlenme ve risk göstergelerinde iyileşme görülmektedir. İş gücü piyasasındaki güçlü görünüm korunurken, istihdamda tarihi yüksek seviyeye ulaşılmış ve işsizlik oranı tek haneli seviyelerde seyrini sürdürmüştür.
Öncelikli hedefimiz olan fiyat istikrarının kalıcı olarak tesis edilmesine yönelik para politikasındaki sıkı duruşun maliye ve gelirler politikası ile desteklenmesiyle yılın ikinci yarısında yıllık enflasyonda belirgin bir gerileme bekliyoruz. Ekonomide dengelenme ve güçlenen finansal istikrar enflasyonla mücadelemize destek olmaktadır.
Mali disiplinin güçlendirilmesi amacıyla 13 Mayıs 2024 tarihinde detaylarını kamuoyu ile paylaştığımız Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi ile kamuda harcama kontrolü ve tasarrufların artırılması, yatırımların öncelikli alanlara yönlendirilmesi ile dezenflasyon sürecine önemli katkı sağlanması beklenmektedir.
Programımızın temel sac ayaklarından olan yapısal reformlar ana gündemimizi oluşturmaktadır. Katma değerli üretime, nitelikli yatırımlara ve yüksek teknoloji ihracatına sağladığımız destekler, yapısal reformlarla birlikte sürdürülebilir büyümeyi destekleyecektir.
Bugünkü toplantıda görüşülen konular şunlardır:
OVP’de takvimlendirilmiş ve 2024 yılı ilk yarısında tamamlanması öngörülen yapısal reformlarda gelinen aşama değerlendirilerek çalışmaların hızlandırılmasına karar verilmiştir. OVP’de reform düzenlemeleri kapsamında öngörülen 81 eylemden 2024 yılı ilk çeyrek itibarıyla 20 tanesi tamamlanmıştır. Takvimi yaklaşan diğer eylemlere ilişkin çalışmalarda da önemli mesafe kaydedilmiştir.
OVP’de öncelikli reform alanlarımız arasında yer alan tarımsal üretim planlaması ve yeni destek modeli detaylı olarak istişare edilmiştir. Model ile gida arz güvenliğine yönelik stratejik tarım ürünlerinde hedef yeterlilik oranları belirlenerek üretim planlaması yapılacaktır. Ayrıca, tarımsal üretimde ve su kullanımında destekleme modelinin yanı sıra yeni teknolojilerin kullanımı ile verimliliğin artırılması ve yurt içinde üretimin geliştirilmesine yönelik atılması gereken ilave adımlar değerlendirilmiştir.”
]]>Samsun Büyükşehir Belediyesi (SBB) Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) Genel Kurulu Komisyon Toplantısı, SBB Meclis Toplantı Salonu’nda Meclis Başkanvekili Nihat Soğuk başkanlığında yapıldı. Genel kurulda karara bağlanmayan 3 maddenin görüşüldüğü toplantıda aralarında su tarifelerinin belirlendiği madde de tartışıldı. Kademeli su tarifesi maddesi CHP üyelerinin ‘ret’ oyuna karşılık ‘oy çokluğu’ ile geçerek karara bağlandı. SASKİ Genel Müdürü Bahattin Yanık, komisyonda kendisine yöneltilen ve anlaşılmayan konular hakkında açıklamalarda bulundu.
“Kademli sistemde en üst kademeden fiyatlandırma yapmıyoruz”
Su kullanımı yüksek olan mesken abonelerinin faturalandırmasının en üst kademeden değil, kademe kademe ayrı olarak hesaplanacağını belirten Bahattin Yanık, “Biz kademelendirmeyi 1-13, 14-17 ve 18 üzeri diye yaptık. Diyelim ki bir vatandaş 23 m3 su tükettiğinde bunun hepsini 18 ve üzerindeki kademe fiyatı ile uygulamıyoruz. Tükettiği 23 m3 suyun 13 m3’ünü 13 m3’lük dilimden, oradan 18’e kadar olanı o dilimden, 18 ve üzerini de 3. kademeden fiyatlandırıyoruz. Kademeyi geçince tüm kullanımı en üst kademeden fiyatlandırmıyoruz. Reel rakamlara bakıldığında mevcut Mayıs ayındaki fiyatlar üzerinden (TÜFE, sayaç bedeli ve tüm KDV’ler dahil) vatandaşa gidecek olan faturanın tutarı 10 m3 su tüketiminde bu ayki faturası 318 TL iken yeni düzenlememiz ile 270 TL’ye düşecek. 15 m3 471 TL iken 413 TL’ye düşecek. 20 m3’te de 624 TL ise 620 TL’ye düşüyor. 20 m3 üstü su kullanımlarında ise faturada artış başlıyor. Samsun’daki meskenlerdeki su tüketiminin ortalaması 13 m3. Yeni düzenlememiz ile kademeli sistemde 20 m3 su kullanımına kadar indirim var. Bu indirim kesin” dedi.
“Teklif ettiğimiz sisteme göre yüzde 0,21 kar, uygulanabilir olsa TÜFE’yi kaldırabiliriz”
Tartışma konusu olan su faturalarına aylık TÜFE oranında zam uygulanması yöntemine de açıklık getiren Yanık, “TÜFE uygulaması ile ilgili düşüncelere saygı duyuyoruz. Yaptığımız hesaplamalarda ne kadar su tüketiyoruz belli. Giderlerimizi de hesaplıyoruz. Şu anda teklif ettiğimiz sisteme göre yüzde 0,21 kar elde ediyoruz. Yılsonuna kadar da TÜFE koymamıza rağmen kar, yüzde 1 bile değil. Bu uygulanabilir olsa TÜFE’yi kaldırabiliriz. 30 Büyükşehir Belediyesinin 22 tanesi TÜFE uygulamasını kullanıyor. 21 tanesi de kademeli sitemi uyguluyor. Burada mevzuat ve hukuki açıdan zararına su verilemeyeceğini herkes bilir. Bu konuda bizi anlayışla karşılayacağınızı biliyoruz” diye konuştu.
Maddeye CHP grubu, kademeli sistemdeki diğer kalemlere katılmalarına rağmen TÜFE uygulamasının kaldırılmaması nedeniyle ret verdiklerini ifade ettiler. Madde, oy çokluğu ile meclise havale edildi. İlgili komisyonlardan meclise havale edilen maddeler, Çarşamba günü yapılacak genel kurul sonrası karara bağlanıp, Haziran ayında yürürlüğe konulacak. – SAMSUN
]]>Rapora göre, Türkiye’nin 2023 yılı e-ticaret hacmi 1,85 trilyon TL’ye ulaştı. İşlem sayısı bir önceki yıla göre yüzde 22,25 artarak, 5,87 milyar adet oldu. 2024 yılında e-ticaret hacminin 3,4 trilyon TL ve işlem sayısının 6,67 milyar adet olacağı tahmin ediliyor. Rapor, e-ticaretin gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH), genel ticaret ve perakende ticaret içindeki durum analizine kadar çeşitli çıktıları inceliyor. E-ticaret hacminin yüzde 51’i mal ticareti, yüzde 49’u hizmet ticareti oluşturuyor.
Ticaret Bakanlığı’nın konuya ilişkin açıklaması şu şekilde:
“Teknolojideki dönüşüm ile birlikte bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de e-ticaretin önemi ve toplam ticaret içerisindeki payı günden güne artıyor. E-ticaret alanında yaşanan gelişmeleri, önemli istatistiklerle destekleyen, bu alanda tüm aktörlerinin etkin bir şekilde faydalanacağı yol gösterici olmayı amaçlayan “Türkiye’de E-Ticaretin Görünümü Raporu” Ticaret Bakanlığı tarafından yayımlandı.
Raporda e-ticaret istatistikleri titizlikle takip edilirken yükselen trendlerden, uzman görüşlerine; e-ticaretin gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH), genel ticaret ve perakende ticaret içindeki durum analizine kadar çeşitli çıktılar incelendi.
TÜRKİYE’NİN 2023 YILI E-TİCARET HACMİ 1,85 TRİLYON LİRAYA ULAŞTI
E-ticaret hacmi 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 115,15 artarak,1,85 trilyon liraya ulaştı. İşlem sayısı ise bir önceki yıla göre yüzde 22,25 artarak, 5,87 milyar adet olarak gerçekleşti. 2024 yılında ise e-ticaret hacminin 3,4 trilyon lira ve işlem sayısının da 6,67 milyar adet olacağı öngörülüyor.
E-ticaret hacminin genel ticaret hacmine oranı, 2019 yılında yüzde 10,1 iken, yıllar içinde büyük bir artış kaydederek 2023 yılında yüzde 20,3’e ulaştı. 2023 yılında e-ticaret hacminin gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYH) içindeki payı (E-GSYH) bir önceki yıla göre yüzde 33,3 oranında artarak yüzde 6,8’e ulaştı. E-GSYH’nin 2019-2023 yılları arasında yıllık bileşik büyüme oranı yüzde 26 oldu.
E-ticaret hacminin yüzde 51’ini mal ticareti, yüzde 49’unu ise hizmet ticareti oluşturuyor. Bunun yanında, kartlı işlem hacminin yüzde 63’ü mal ticareti iken, yüzde 37’si hizmet ticareti kaynaklı işlemlerden meydana geliyor.
E-ticaret hacminden en büyük payı alan ilk üç sektörden birincisi 233 milyar lira ile beyaz eşya ve küçük ev aletleri olurken bu sektörü sırasıyla 135 milyar lira ile elektronik sektörü ve 127 milyar lirası ile giyim, ayakkabı ve aksesuar sektörleri izliyor.
E-TİCARETE UYUM ENDEKSİNE GÖRE UYUMU EN YÜKSEK İL İSTANBUL
Ticaret Bakanlığınca geliştirilen metodoloji sayesinde ülkemizde illerin e-ticarete uyumuna ilişkin bir endeks oluşturuldu.
Bu metodolojide yer alan kriterler;
– İlin e-ticaret satışlarının gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı (e-GSYH),
– İlde e-ticaret faaliyetinde bulunan işletme sayısının o ildeki toplam işletme sayısına oranı yani ildeki işletmelerin e-ticarete entegrasyonu,
– İl bazındaki e-ticaret satışlarının ildeki e-ticaret alışlarını karşılama oranı,
– İlde faaliyet gösteren e-ticaret işletmesi başına düşen e-ticaret satış hacmidir.
Bu göstergeler değerlendirilerek oluşturulan e-ticarete uyum skorlarına bakıldığında e-ticarete uyumu en yüksek olan iller sırasıyla İstanbul, Kayseri, Çorum, İzmir ve Kocaeli olarak öne çıktı.
2023 yılında Türkiye genelinde e-ticaret yapan işletme sayısı 559 bin 412’ye ulaştı. Pazaryerlerinde e-ticaret faaliyeti yürüten işletme sayısı ise 540 bine yaklaştı. Kendi sitesinden veya mobil uygulamasından e-ticaret faaliyetinde bulunan ETBİS’e kayıtlı işletmelerin sayısı 35 bini aştı.
Ülkemizde e-ticaret yapan işletmelerin yüzde 76’sı şahıs işletmesi, yüzde 21’i limited şirket ve yüzde 3’ü anonim şirkettir. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Antalya, e-ticaret faaliyetinde bulunan işletmelerin en çok bulunduğu ilk 5 il olarak öne çıktı.
E-ticaret faaliyetinde bulunan esnaf işletmesi sahiplerinin yüzde 70,5’i erkek, yüzde 29,5’i ise kadındır. Esnaf işletmesi sahiplerinin yaşlarına göre dağılımına bakıldığında çoğunluğun 25-44 yaş aralığında olduğu görüldü.
2023 yılında işlem hacmi olarak en yoğun dönem kampanyaların etkisiyle kasım ayı oldu. Kasım ayında e-ticaret hacmi, yıl genelindeki aylık ortalamaların yüzde 50 üstünde seyretti. 2023 yılında en yüksek işlem yapılan günler, Kasım ayı kampanyalarının etkisiyle 11 Kasım ve Öğretmenler Günü olan 24 Kasım oldu.
E-ticaret harcamalarının yaşa göre dağılımında, 25-36 yaş aralığı dikkat çekiyor. E-ticaret alışveriş tutarlarının yaş dağılımına bakıldığında en fazla harcamayı 29 yaşındaki tüketiciler gerçekleştirirken, e-ticaret hacminin yarısından fazlasını 25-36 yaş aralığındaki tüketiciler yaptığı alışverişler oluşturdu.
MOBİL UYGULAMALARIN TERCİH EDİLME ORANI YÜKSEK
İşlem sayısı ve işlem hacminin satış kanallarına göre dağılımına bakıldığında, mobil uygulamalardan yapılan alışverişler öne çıkıyor. Web, mobil web ve mobil uygulama şeklinde sınıflandırılan sipariş platformları arasında işlem sayısı bakımından yüzde 91; işlem tutarı bakımından ise yüzde 80 oranında mobil uygulama kullanıldı.
E-ticaret harcamalarının saat aralıklarına göre dağılımına bakıldığında, yüzde 43 ile en fazla sayıda işlem 18.00-00.00 arasındaki 6 saatlik zaman diliminde gerçekleştirildi.
ORTALAMA KARGO TESLİM SÜRESİ NE KADAR?
Teslim edilemeyen kargo gönderilerine bakıldığında, ilk sebep yüzde 34,13 ile müşterinin gönderiyi kabul etmemesi iken, yüzde 26,43 ile adreste bulunamama ikinci sırayı aldı. En az karşılaşılan sebep ise yüzde 1,2 ile hasarlı kargo oldu.
En yüksek sayıda kargo gönderimi yapan il yüzde 55,27 ile İstanbul oldu. İstanbul’u sırasıyla Kocaeli, Ankara, İzmir, Bursa ve Kayseri illeri takip etti. En fazla kargo gönderimi yapan ilçelere bakıldığında ise İstanbul iline bağlı Bağcılar ilçesi ilk sırada yer aldı. En fazla sayıda kargo alan il yüzde 29,74 oranı ile yine İstanbul oldu. Ankara, İzmir, Bursa, Antalya ve Kocaeli, İstanbul’u takip etti. En yüksek sayıda kargo alan ilçe ise Ankara iline bağlı Çankaya ilçesi oldu.
Sektör bazında aşağıdaki ürünler en çok satılan ürünler olarak dikkat çekti:
– Giyim, ayakkabı ve aksesuar sektöründe, ayakkabı, gömlek, mont ve ceket, pantolon, elbise.
– Elektronik sektöründe, cep telefonu, dizüstü bilgisayar, televizyon, ağ sistemleri, masaüstü bilgisayar.
– Beyaz eşya ve küçük ev aletleri sektöründe, airfryer ve fritöz, klima, mutfak ve yemek aletleri, çamaşır makinesi, buzdolabı.
– Gıda ve süpermarket sektöründe, meyve ve sebze, çay ve demleme içecek, et, deniz ürünleri ve yumurta, kahve.
– Yemek sektöründe, hamburger, kebap, pizza, pide, döner, tatlı, dondurma.”
]]>“Avrupa’nın Seçimi” başlıklı dosya haberin ilk bölümünde AA muhabirleri, AP’nin yapısı, görevleri, işleyişi, mevcut siyasi gruplar ve nasıl bir ortamda seçime gidildiğini derledi.
27 üye ülkedeki yaklaşık 400 milyon seçmen, 6-9 Haziran’da gelecek 5 yıllık dönem için 720 milletvekili seçecek.
Böylece AB kurumları arasında üyeleri doğrudan halk tarafından seçilen tek organ AP’nin (European Parliament) yeni üyeleri belli olacak.
Yeni parlamento şekillendiğinde 720 milletvekilinden biri başkan seçilecek.
AP’nin yapısı
AP Genel Kurul oturumları, her ay (ağustos hariç) Fransa’nın Strazburg kentinde yapılıyor. Parlamentonun siyasi grupları ve komiteleri ise Brüksel’de bir araya geliyor. AP’nin sekretaryası da Lüksemburg’da bulunuyor.
Bu parçalı yapının temelleri, AB’nin kuruluş yıllarına dayanıyor.
Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT), Belçika, Federal Almanya, Lüksemburg, Fransa, İtalya ve Hollanda arasında 1952’de kurulduğunda kurumları Lüksemburg’da yer alıyordu.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan 46 üyeli ve merkezi Strazburg’da bulunan Avrupa Konseyi, AKÇT’ye genel kurul oturumları için kendi meclis salonunu sunmuştu.
1958’den sonra Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) kurulduğunda ise onun temel organları olan Komisyon ve Konsey binaları ise Brüksel’de vücut bulmuştu.
Parlamentonun çalışmaları her iki kurumu da yakından izlemeyi ve onlarla etkileşimi gerektirdiğinden üyeler, zamanla çalışmalarını büyük ölçüde Brüksel’de organize etmeye karar verdi.
Böylece şimdiki AP’nin Genel Kurul oturumlarının merkezi Strazburg olagelirken Genel Kurul oturumları arasındaki işin çoğu ise Brüksel’deki AP binasında yapılıyor.
AP’nin görevleri ve işleyişi
Üye ülkelerin oluşturduğu AB Konseyi ile yasama yetkisini paylaşmak, AP’nin temel görevini oluşturuyor.
Göç, enerji, ulaşım, iklim değişikliği, çevre gibi çok çeşitli alanlarda AB hukukunu oluşturan olağan yasama prosedüründe AP, AB Konseyi ile ortak karar alıyor.
AB Komisyonunun yasa teklifleri, AP Genel Kurulunda ve AB Konseyinde kabul edilmesinin ardından yasalaşarak AB müktesebatındaki yerini alıyor.
AP’nin standart yasa yapma prosedürünün yanı sıra “rıza” adı verilen bir karar verme prosedürü daha bulunuyor. Buna göre uluslararası ticaret anlaşmaları, AB’ye yeni üye katılımı gibi konularda AP’nin onayının alınması gerekiyor.
Sıklıkla kullanılan diğer bir prosedür ise “danışma”. AP, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası, vergilendirme, rekabet hukuku gibi alanlarda bir yasa teklifini onaylayabiliyor, reddedebiliyor veya değişiklik önerebiliyor ancak bu görüş, AB Konseyi için bağlayıcı nitelikte olmuyor. Yine de Konseyin, bu alanlarda karar almadan önce AP’ye danışma ve onun görüşünü alma zorunluluğu bulunuyor. Ayrıca, Konseyin bir öneriyi önemli ölçüde değiştirmesi durumunda AP’ye tekrar danışması gerekiyor.
AP, yasa yapma yetkisinin dışında, AB’nin çok yıllı ve yıllık bütçesine de karar verme yetkisini Konsey ile paylaşıyor.
AP, son olarak yürütme organı Komisyon başta olmak üzere diğer AB kurum ve organları üzerinde ise denetleme yetkisini elinde tutuyor.
AB Komisyonu başkanı da siyasi partilerin adayları arasından AP milletvekilleri tarafından seçiliyor.
Mevcut sandalye dağlımı
Parlamentoda siyasi görüşlere göre oluşturulan “siyasi gruplar” bulunuyor. Mevcut parlamentoda 7 siyasi grup yer alıyor.
Halihazırda AP’de büyükten küçüğe Avrupa Halk Partisi (EPP), Sosyalistler ve Demokratlar (S&D), Avrupa’yı Yenile (Renew Europe), Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı, Avrupa Muhafazakarları ve Reformistleri (ECR), Kimlik ve Demokrasi (ID) ve Sol olmak üzere 7 grup ile bağımsız vekiller bulunuyor.
AP’deki en büyük siyasi oluşum, merkez sağ eğilimli, Hristiyan Demokratlar olarak bilinen EPP. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile AP Başkanı Roberta Metsola’nın da üyesi olduğu grup, 177 sandalye sayısına sahip.
İkinci en büyük grup merkez sol eğilimli S&D’nin 139 milletvekili bulunuyor. İspanyol siyasetçiler AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ve İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, S&D grubuna mensup.
AB Konseyi Başkanı Charles Michel’in üyesi olduğu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un girişimiyle kurulan liberal çizgideki Renew’ün 102 sandalyesi bulunuyor.
İklim, çevre ve göçmen hakları gibi konularda ön planda olan Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı, AP’de 72 üyeyle temsil ediliyor.
AP’deki muhafazakar partilerin oluşturduğu, İtalya Başbakanı aşırı sağcı lider Giorgia Meloni’nin başkanlığındaki ECR’nin 68 sandalyesi mevcut.
Üye ülkelerden 9 partinin bir araya gelerek oluşturduğu aşırı sağ eğilimli parti ID, 59 milletvekiline sahip. Grubun içinde Hollanda’da Geert Wilders liderliğindeki PVV, Fransa’da Marine Le Pen’in partisi RN, Almanya’daki aşırı sağcı AfD, Avusturya’daki FPÖ, İtalya’da Matteo Salvini’nin partisi Lega, Belçika’daki aşırı sağcı Vlaams Belang da bulunuyor.
AP’deki en küçük grubu ise 37 milletvekiliyle Sol grup oluşturuyor. Filistinlilerin hakları konusunda en yüksek sesli desteği veren Mick Wallace, Clare Daly, Manu Pineda ve Marc Botenga gibi milletvekilleri Sol grup mensubu.
AP’de 50 bağımsız üye bulunuyor.
Seçime jeopolitik gerilimler ve ekonomik sorunların yaşandığı ortamda gidiliyor
Ekonomik zorluklar ve hayat standartlarındaki düşüş, Avrupa seçimlerinin gündeminde üst sırada yer alıyor.
Bu parlamento döneminde yaşanan Kovid-19 salgını ve ardından toparlanmanın beklendiği dönemde başlayan Rusya- Ukrayna Savaşı gibi küresel ekonomik sorunlardan AB ülkeleri de önemli ölçüde olumsuz etkilendi.
AB ülkeleri, 2020’de Kovid-19’a karşı sıkı kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya koyarken bu durum ekonomik faaliyeti durma noktasına getirmişti.
Tedarik zincirlerinde yaşanan kesintiler, Avrupa ülkelerinde bazı ürünlerin bulunamamasıyla sonuçlandı. Başta, hizmet sektörü ve turizm olmak üzere bazı kilit alanlar, salgın önlemlerinden olumsuz etkilendi.
Salgının sona erdiği dönemde ise geçmişte fiyatları makul seviyelerde seyreden doğal gaz, kömür ve petrol gibi enerji ürünlerinin fiyatları, ekonomik toparlanmanın hız kazanmasıyla hızla yükseldi.
Doğal gaz ve petrol ihtiyacının neredeyse tamamını ithalat yoluyla karşılayan Avrupa ülkeleri, bu ürünlerin fiyat artışlarına hazırlıksız yakalandı.
Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası yaşanan enerji krizi ise durumu daha da ağırlaştırdı.
AB ülkeleri, 2022’de hızla artan doğal gaz ve elektrik fiyatları ile enerji ve enflasyon krizlerini bir arada yaşamaya başladı.
Enerji fiyatlarındaki yükseliş karşısında çaresiz kalan Avrupa ülkelerinde enflasyon da tarihi rekor kırdı.
Özellikle gıda ve enerji ürünlerindeki fiyat artışı Avrupalıları rahatsız etti.
Yüksek seyreden enflasyona karşı hızla artan faiz oranları ise yatırımları ve ticari faaliyetleri düşürdü.
Bu durum karşısında son dönemde AB ülkelerinin ABD ve Çin gibi küresel ekonomik rakipleri arasında rekabetçilik, büyüme ve yenilik konusundaki uçurum büyüdü.
Ekonomik temeli dış kaynaklara fazlasıyla bağımlı olan ve sanayi stratejisi günün gereksinimlerini karşılayamayan AB’nin mevcut küresel koşullarda rekabet gücü olumsuz etkilendi.
İşletmelerinin büyüme ve yenilik için ihtiyaç duyduğu finansman ve sermayeye erişimde de sorunlar yaşayan AB, bu alanda adım atamadı.
Çiftçi protestoları
Avrupa ülkelerinde son dönemde çiftçiler de yaşadıkları sorunlar karşısında yoğun protestolara başladı.
Avrupalı çiftçiler, artan üretim maliyetleri karşısında tarımsal ürünlere daha yüksek fiyat ödenmesini talep etti.
AB tarım politikaları, çevre, iklim ve doğa restorasyon hedefleri, desteklemelerdeki kesintiler, yüksek enerji, yakıt ve gübre maliyetleri ile dışarıdan gelen ucuz tahıl ürünlerinden kaynaklı sorunların giderilmesini talep eden çiftçiler, sıklıkla traktörleri ile eylemlere girişti.
Yaşanan olumsuz ekonomik gelişmeler seçim anketlerine de yansıdı.
Son anketlere göre, seçim döneminde Avrupalıların öncelikleri yoksulluk, sağlık politikaları, ekonomi ve istihdam gibi başlıklar olmayı sürdürüyor.
Avrupalılar, son dönemde alım güçlerinin zayıflamasından ve hayat pahalılığının artmasından şikayet ediyor.
Göç, Ukrayna’daki savaş, AB’nin savunması ve güvenliği
AB ülkeleri, salgının neden olduğu ekonomik durgunluktan nasıl çıkılacağı konusunda ortak bir tutum belirleyemediği dönemde siyasi anlamda da birbirinden uzaklaştı.
Böyle bir ortamda AB, yaklaşık 80 yıl sonra karşılaştığı savaşla yalnızca ekonomi ve enerji değil göç ve güvenlik alanlarında da sınav vermeye başladı.
Ukrayna’daki savaş ve Kovid-19 salgınının etkilerinin hafiflemesiyle, hem düzensiz göçmen girişi hem de sığınma başvuruları arttı.
AB’nin sınır koruma ajansı Frontex’in verilerine göre 2023, 2016’dan beri AB ülkelerine gelen düzensiz göçmen sayısının en yüksek seviyeye ulaştığı yıl oldu. 2022’de AB’ye, 2021’e oranla yüzde 64’lük artışla 330 bin kişi yasa dışı yollardan girdi. 2023’te ise AB’ye, 2022’ye oranla yüzde 17’lik artışla yaklaşık 380 bin düzensiz göçmen giriş yaptı.
AB Sığınma Ajansına göre 2022 ve 2023’ün sonbaharında sığınma başvuruları artarak 2015-2016 dönemi düzeyine ulaştı. 2023’ün sonu itibarıyla AB’ye sığınma başvuruları, bir önceki yıla göre yüzde 18’lik artışla 1 milyonu aştı.
Ukrayna’dan gelen 4,3 milyon kişi halen AB ülkelerinde geçici koruma statüsüyle yaşıyor ve oturum, çalışma, eğitim ve sağlık haklarından faydalanıyor.
Bu baskı altında yaptıkları sayısız toplantının ardından AB ülkeleri, geçen ay, yıllardır üzerinde anlaşamadıkları yeni göç ve iltica kurallarını kabul etti. AB’nin dış sınırları güçlendirme, iltica başvurularının süratle sonuçlandırılması, başvurusu reddedilenlerin menşe ülkelerine geri gönderilmelerinin hızlandırılması, kaynak ülkelerle işbirliğinin artırılması gibi unsurları bulunan anlaşma, Avrupa sokaklarında protestolara neden oldu.
Uluslararası insan hakları kuruluşları, yeni kuralların göçmenlerin aylarca gözaltı merkezlerinde kalması, zorla güvenli olmayan ülkelerine geri gönderilmeleri gibi uygulamaların yolunu açabileceğinden endişe ediyor.
Ukrayna’daki savaşın göç boyutunun dışında AB’nin güvenliğine etkileri de hem siyaset gündeminde hem de Avrupa halkı nezdinde önemli yer tuttu.
Halihazırda bir yandan Ukrayna’ya askeri ve mali desteğin nasıl uzun vadeli ve kurumsal hale getirilebileceği, bir yandan da mühimmat tedarikinin artırılması ve hızlandırılması için Avrupa savunma sanayisinin güçlendirilmesi, AB’nin öncelikli gündeminde yer alıyor.
Savunma sanayisindeki eksiklikleri gidermek için mühimmat üretimini ve savunmada ortak alımları artırmayı içeren yeni plan hazırlayan AB’nin, artan tehditler ve güvenlik sınamaları karşısında kendi ihtiyaç ve hedeflerini karşılayacak şekilde genel savunma hazırlığını ve yeteneklerini artırma kararlılığı son dönemdeki toplantılarda sık sık dile getiriliyor.
AP’nin seçimlere ilişkin yaptırdığı ankete göre AB vatandaşlarının yüzde 37’si, Birliğin küresel konumunu güçlendirmek için savunma ve güvenliği birinci öncelik görüyor.
Aşırı sağ tehlikesi
Salgının yol açtığı ekonomik sorunların halka işsizlik ve hayat pahalılığı olarak yansıması, düzensiz göçmenlerin artması, bazı kesimlere yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtlığı olarak yansıdı.
Bu da AB karşıtı ve Birliğin ulusal egemenliği hiçe saydığı söylemini yayan aşırı sağcı partilerin zemin kazanmasına yol açtı.
Bu nedenle seçimlerle ilgili merak edilen konuların başında, Avrupa’da aşırı sağcı partilerin son yıllardaki yükselişinin AP’ye nasıl yansıyacağı geliyor.
Genç seçmen sayısının artmasının, özellikle sosyal medya üzerinden bu kesime hitap eden söz konusu partilerin daha fazla sandalye elde etmesinde etkili olacağı düşünülüyor.
Filistin’e destek gösterileri
İsrail’in Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’de başlattığı saldırılar karşısında AB’nin tutumu, Avrupa başkentlerinde birbiri ardına düzenlenen Filistin’e destek gösterilerinde “İsrail’in suçlarına ortak olduğu” gerekçesiyle eleştirildi.
Avrupa, seçime gün sayarken sokakların yanı sıra birçok Avrupa kentinde üniversitelerde İsrail’e “akademik boykot”, “siyasi ve ekonomik yaptırım” çağrıları yükselmeye devam ediyor. Bu seslerin sandığa ne ölçüde yansıyacağı merak ediliyor.
]]>Turizm sektöründe vatandaşların ocak ayından yaz mevsiminin sonuna kadar rezervasyon yaptırdığı biliniyor. Bir, iki ve üçüncü etabın bitirildiğini ve şu anda dördüncü etap için rezervasyonların yapıldığını belirten Şube Müdürü Ali Çakır, mayıs ayında rezervasyon yaptıracak olan misafirlerin son anda izni belli olanlara göre hala avantajlı olduklarını belirtti. Erken rezervasyon sürecinde ne kadar çabuk olunursa tatil yapılacak şehir ve otel sayısının seçeneği o kadar çok artarken, daha hesaplı bir tatil yapma imkanı olduğu belirtiliyor.
“Misafirlerimiz ne kadar erken davranırlarsa o kadar fiyat avantajı oluyor”
Bir turizm acentesinde Şube Müdürü olan Ali Çakır, Türkiye standartlarında öncelikle Eskişehir misafirlerinin en çok tercih ettiği bölgenin Akdeniz olduğunu belirtti. Akdeniz Bölgesi’nde özellikle Antalya’nın en çok gidilen yer olduğunu belirten Şube Müdürü Ali Çakır, “Bizim misafirlerimiz genelde çocuklu aileler olduğu için Akdeniz Bölgesi içerisinde Antalya’da en çok Side Bölgesi tercih ediliyor. Bunun da en önemli sebebi denizin ince kum ve sığ olmasından kaynaklı. Erken rezervasyonlarımız devam ediyor. Birinci, ikinci, üçüncü etabı bitirdik. Şu an için dördüncü etaptayız. Misafirlerimiz ne kadar erken davranırlarsa o kadar fiyat avantajı oluyor. Tabii ki kasım, aralık, ocakta erken rezervasyon yaptıran misafirlerimize çok daha avantajlı fiyatlardan yardımcı olabiliyoruz. Özellikle nisan ve mayıs ayında rezervasyon yaptıran misafir de son dakika dediğimiz rezervasyon yaptıran misafirlere göre yine yüzde 10, yüzde 15, yüzde 20 belki daha fazla indirimli otel tatili satın alabilirler. Kimse çok geç kalmış sayılmaz. Bir söz var, zararın neresinden dönersek kardır diye. Özellikle temmuzda son dakika izni belli olan misafirlere göre nisan ve mayıs ayında rezervasyon yaptıranlar her zaman daha avantajlı olacaklar. Erken rezervasyon devam ediyor. İnşallah misafirlerin izinleri bellidir ve bir an önce rezervasyonlarını yapabilirler” ifadelerine yer verdi.
“Genellikle 5 gece üzerinden rezervasyon yaptırıyoruz”
Aylar öncesinden tatil yapabilmek için rezervasyon yaptıran misafirlerin genelinin 5 gece konaklamayı tercih ettiğini belirten Çakır, “6-7 çok fazla rastlanmıyor ama olan misafirler de var. 3 gece daha kısa oluyor. Çünkü misafir, uzun bir yolculuk yapıyor. Bugün Akdeniz Bölgesi, Ege Bölgesi ortalama bin – bin iki yüz kilometre gidiş-geliş yol mesafesi. Misafirler bu mesafeyi de göz önünde bulunduraraktan genellikle 5 gece tercih ediyorlar. Yani üç kişilik bir aile yani anne, baba ve çocuk ise ve çocuk da ücretsiz ise ortalama 5 gecelik tatiller yüksek sezon dediğimiz 7’inci ve 8’inci ayda 35 bin lira ile 70 bin lira arasında değişiyor. Tabi burada otelin kalitesi, yıldızı, denize olan mesafesi, konumu gibi etkenler de fiyatı etkiliyor” dedi.
“Kasım aralık ocak aylarında rezervasyon yaparsanız daha ekonomik fiyatlara tatil yapmış olursunuz”
Turizm acentesi Şube Müdürü Ali Çakır, son iki senedir özellikle Turizm Bakanlığı’nın büyük bir efor sarfetmesiyle yabancı turistlere yönelik müthiş bir talep olduğunu belirtirken, “Tabii ki yabancı turistin çok yoğun olması iç pazar misafirinin tatil almasını biraz zorlaştırıyor. Biz de bu nedenle bütün misafirlerimizi önceden uyarıyoruz. Kasım, aralık, ocak aylarında rezervasyon yaparsanız daha ekonomik fiyatlara tatil yapmış olursunuz. Yaklaşık 20 senedir sektörün içerisindeyim. Misafirlerimize çok ciddi bu alışkanlığı kazandırdık. Hatta 2023 sezonunda yapmış olduğumuz ciroya 2024 sezonunun nisan ayında ulaştık. Ama bundan sonraki süreçte bizim için en önemli konu, misafirin alabileceği oteli en uygun fiyata alabilmesi. Çünkü turizm devamlılık gerektiren bir sektör. Bizim için misafir, bir günlük ya da bir seferlik değil, önemli olan misafirin devamlılığını sağlayabilmek. Bunun için zaten bütün tatil danışmanlarımız ile misafirlere yardımcı oluyoruz. Özellikle yabancı turist anlamında 2024 senesi de gelen mart ve nisan verilerine bakıldığında yabancı rekoru kırılacak gibi gözüküyor. Bakanlığın da bu konuda ciddi bir çalışması var” şeklinde konuştu. – ESKİŞEHİR
]]>“AFRİKA’DA YENİ BÜYÜK GÜÇ TÜRKİYE”
Alman Yedek Askerleri Birliği’ne ait internet sitesinde, Konrad Adenauer Vakfının Sahel Programı Başkanı Ulf Laessing’in kaleme aldığı analiz yer aldı. “Afrika’da etkili olan yeni güç Türkiye” başlıklı analizde, Avrupa’nın Afrika ülkelerinde bıraktığı boşluğu Ankara’nın doldurduğu ve bunun için net bir stratejisi olan Türkiye’nin, Afrika’da etkili olan yeni büyük güç olduğu belirtildi.
“HER ŞEY 2011’DE BAŞLADI”
Avrupa ve Almanya’nın, pragmatik ve uzun vadeli Afrika stratejisiyle Türkiye’den çok şey öğrenebileceğine işaret edilen analizde, “Türkiye her şeyden önce Afrika’daki fırsatları görüyor. Her şey Ağustos 2011’de dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, iç savaşla harap olmuş, aynı zamanda kıtlık çeken Somali’ye yaptığı ziyaretle başladı.” ifadeleri yer aldı.
“AFRİKA ARTIK TÜRK ŞİRKETLERİ İÇİN BÜYÜK BİR YENİ PAZAR”
Türkiye’nin 2002 yılında kıtada yalnızca 12 büyükelçiliğinin olduğu, bu rakamın 2022 yılı sonu itibarıyla 44’e yükseldiği aktarılan analizde, “Afrika artık Türk şirketleri için büyük bir yeni satış pazarı haline gelmiş durumda ve Avrupalı ya da Amerikalı şirketlerin çoğu zaman görmezden geldiği bir pazar bu. Örneğin Niamey’deki Radisson Blu, Mali’nin başkenti Bamako’daki en iyi özel hastane olan Golden Life gibi yerler bir Türk şirketi tarafından işletiliyor. Türk Hava Yolları uçuşları sayesinde Afrika’nın neredeyse tüm başkentlerinden İstanbul’a ulaşmak mümkün. Afrika’da büyük altyapı projelerine sahip inşaat firmalarının yanı sıra tekstilden gastronomiye kadar birçok sektörde çok sayıda Türk firması da faaliyet gösteriyor. Modadan mobilyaya kadar Türk ürünleri birçok Afrika ülkesinde mevcut.” görüşlerine yer verildi.
TÜRK İHA’LARI BÖLGEDE RAĞBET GÖRÜYOR
Türk savunma sanayisinin Afrika’da daha pragmatik bir yaklaşım benimsediği ve Avrupalıların bıraktığı boşlukları doldurmak için hızla genişlediği vurgulanan analizde, şunlar kaydedildi: “Türkiye bölgeye insansız hava araçları sağlıyor. Bayraktar modeli, 2019 Libya iç savaşında kullanıldığından beri en çok satanlar arasında yer alıyor. Mali ordusu, Türkiye’den gelen insansız hava araçları ve Rusya’nın sağladığı uçaklar sayesinde, on yıldır Mali devletinin kontrolü dışında kalan isyancıların kuzeydeki kalesi Kidal’ı 2023 yılı sonunda ele geçirmeyi başardı. Burkina Faso, ayrılıkçılara karşı mücadelede İHA’ları başarıyla kullandı. Batı Afrika ülkesi daha önce defalarca Avrupa’dan askeri teçhizat istemişti ancak sonuç alamamıştı.”
“TÜRKİYE, AVRUPA’YA KIYASLA KITAYLA DAHA AKTİF İLETİŞİM KURUYOR”
Türkiye’nin imajını geliştirmek için yumuşak güce de yatırım yaptığına işaret edilen analizde, “Ülke Avrupa’ya bakışla çok daha aktif iletişim kuruyor. Erdoğan’ın Somali ziyareti, Türkiye’nin büyük sempati kazanmasını sağladı, çünkü Türk kuruluşlar kıtlığın ortasında yardım malzemesi de getirmişti. Türkiye ayrıca Afrika’dan gelen öğrencilere cömertçe burs sağlıyor ve onları hazırlamak için Maarif Vakfı aracılığıyla kıtadaki Türk okulları ağını sürdürüyor. Bu değerli bir yatırım çünkü Afrika dünyadaki en genç nüfusa sahip kıta.” ifadesi kullanıldı.
]]>Bursa Yemek Sanayicileri Derneği (BUYSAD) Başkanı Coşkun Dönmez,Bursa’nın gastronomi potansiyelini artırmak için SlowFood Hareketi başlatmak gerektiğini söyledi.Yazılı bir açıklama yapan BaşkanCoşkun Dönmez, Bu amaçla, şehirdeki tüm ilgili kurumların ve paydaşların koordineli bir çalışma yapması çağrısında bulundu. Dönmez, yapılacak etkinliklerin yükünün sadece gıda sektörünün üzerine bırakılmasının doğru bir adım olmadığını da belirterek, Valilik koordinasyonunda, ilgili tüm kesimlerin bu sürece dahil edilmesi gerektiğini ifade etti. Dönmez, “Sanayicisi, sporcusu, esnafı, memuru, herkesin sahipleneceği bir yapı oluşturularak Bursa’da bir SlowFood Hamlesi başlatabilirsek şehrimiz ancak o zaman bir gastronomi şehri olarak anılabilir,” dedi.
Gastronomi turizminde Bursa’nın potansiyeli
Coşkun Dönmez, 1986 yılında İtalya’da Carlo Petrini tarafından başlatılan SlowFood Hareketinin, FastFood’a alternatif olarak geleneksel ve bölgesel mutfağı korumayı ve teşvik etmeyi amaçlayan, yerel ve geleneksel yemekleri teşvik eden bir organizasyon olduğunu belirtti. Dönmez, bu organizasyonun aynı zamanda yerel ekosistemlere özgü bitki, tohum ve hayvanların yetiştirilmesini teşvik ederken, yerel küçük işletmeleri ve sürdürülebilir gıdaları desteklediğini belirterek,”SlowFood, gıdanın kalitesine odaklanır ve aşırı üretim ile gıda israfına karşı çıkar. Küreselleşme sürecinde küçük ve yerel çiftçilerin korunmasını savunur.” Dedi.
Peru örneği verdi
Başkan Dönmez, Bursa’nın yıllardır dünya genelinde önem kazanan gastronomi turizminden hak ettiği payı alamadığını ve başlatılacak SlowFood Hamlesi ile bu durumu tersine çevirmenin mümkün olduğunu söyledi. Bursa’da Valilik, Büyükşehir Belediyesi, Ticaret ve Sanayi Odası, Ticaret Borsası, esnaf odaları ve sivil toplum kuruluşlarının ortak çalışmasıyla Bursa’nın zengin mutfağının tüm dünyaya tanıtılabileceğine dikkat çeken Başkan Dönmez,”Peru, sadece Kinoa ile ülkesini dünyaya tanıtabiliyorsa, biz de Osmanlı’nın kurulduğu Bursa’da zengin yemek kültürümüzle bunun daha fazlasını yapabiliriz” diye konuştu.
Bursa’nın tanıtımı için büyük proje
Coşkun Dönmez, Bursa’nın gastronomi anlamında çok değerli bir şehir olduğunu ancak Türkiye’deki diğer gastronomi şehirleri arasında adının anılmadığını da söyledi. Dönmez, “Bunun için bir bütçeye ihtiyacımız var. Hangi yemekler hangi gün ne kadar dağıtılacak? Kaç lira harcamalıyız? Yemeklerin özelliklerini anlatan tanıtım broşürleri, medya ve sosyal medya çalışmaları gibi plan ve bütçe yapmak zorundayız. Bursa’nın gastronomisini tanıtmayı fayda maliyet dengesine bakmadan birkaç firmanın sırtına yüklersek verim alamayız. El birliği ile birkaç yıllık bütçe yapmalı, zamanla bunu kurumsal bir yapıya büründürmeliyiz. Biz yemek sanayicileri olarak bu iş için kaynak ve zaman ayırmaya varız. Diğer kurumlardan da aynı yaklaşımı bekliyoruz.”dedi.
BUYSAD olarak, Bursa yemeklerini sanayiye uyarlayıp tanıtımı için harekete geçtiklerini de belirten Dönmez, şimdi de daha geniş kapsamlı bir proje hazırladıklarını ifade ederek, bu proje çerçevesinde, turistik alanlarda ve yoğun insan trafiği olan yerlerde Bursa yemeklerinin tanıtılması gerektiğini vurguladı. Dönmez, bu noktalarda belirli saatlerde ücretsiz olarak yemeklerin ikram edilmesi gerektiğini söyledi.
Örnek projeler ve gelecek hedefleri
Gaziantep’in son yıllarda yaptığı hamle ile gastronomi alanında dünya çapında üne sahip olduğunu belirten Coşkun Dönmez, Bursa’nın İstanbul’a yakın olduğunu ve yeni yollar ile ulaşımın daha da kolay hale geldiğini vurguladı. Dönmez, “Dünyanın her yerinden Bursa’ya ziyaretçi çekmek mümkün ancak bunu yapabilmek için ortak hareket etmek gerekiyor”dedi.Dönmez ayrıca, Alaçatı Ot Festivali, Sığacık Köylü Pazarı, Hasanağa Köyü Enginar Festivali ve Tohum Takas Şenlikleri gibi örneklerden ilham alınarak Bursa’nın çok güzel bir SlowFood şehri olabileceğini sözlerine ekledi. – BURSA
]]>Hopa Belediye Başkanı Utku Cihan: “Bütün Hopa’da ki sokak hayvanlarının, bahçedekilerin, evdekilerin tamamının kısırlaştırılması sayesinde ancak sayıyı kontrol altına alabiliriz”
ARTVİN – Hopa Belediyesi Sokak köpeklerinin kısırlaştırma, küpelenme ve mikroçip uygulamasına başladı.
Artvin’in Hopa ilçesinde Belediye Veteriner hekimleri ve gönüllülerle birlikte sokak köpeklerinin kısırlaştırma işlemlerine bugün itibariyle başladı. İlk olarak barınakta bulunan erkek köpeklerin kısırlaştırılması, küpelenmesi ve mikroçip takılması işlemleri gerçekleştirildi. Hopa Belediyesi Başkanı Utku Cihan sokak hayvanlarını kısırlaştırarak kontrol altına alınabileceğini dile getirerek “Yaklaşık 300 tane sokak köpeği olduğunu düşünüyoruz. Bu yaptığımız çalışmayla bir envantere de ulaşmış olacağız. Dolayısıyla bu çalışmanın bir diğer amacı da bu. Tam sayıyı tespit edeceğiz. Sadece sokakta gezen değil bahçelerimizde olanları da tespit edeceğiz. Yarı ev yarı bahçede yaşayan hayvanlarımız var. Onların kısırlaştırılması için de çağrılarımız olacak. Aynı zamanda evdeki hayvanlarımızın da kısırlaştırılmasına yönelik destek olmak istiyoruz. Bütün Hopa’da ki sokak hayvanlarının, bahçedekilerin, evdekilerin tamamının kısırlaştırılması sayesinde ancak sayıyı kontrol altına alabiliriz. Hepsinin bir envantere girmesiyle sayıyı kontrol altına alabiliriz. Bu yüzden de bu süreci takip edeceğiz. Bütün vatandaşlarımıza da bu sürece katılmaları için çağrıda bulunacağız. Vatandaşlarımızın da besledikleri hayvanlar varsa onların da kısırlaştırılması için bizimle iletişime geçmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Sokak hayvanlarının verdiği huzursuzluğu 6 ay içerisinde çözmeyi planladıklarını ifade eden Cihan “Bir yasa tasarısı var. Sokak hayvanlarının barınaklarda 30 gün boyunca tutulması ve sahiplendirilmeye çalışılması. Sahiplendirilmezlerse uyutulması, diğer anlamıyla öldürülmesi ile ilgili bir yasa tasarısı var. Biz bunun doğru olmadığını düşünüyoruz. Bunun alternatifleri var. Biraz ilgilenerek. Gönüllüler ile hayvan severlerle iş birliği yapılarak sokak hayvanları ile mücadele edilebilir. Dolayısıyla biz bunun örneğini burada gösteriyoruz. Sayıyı kontrol altına alma şansımız var. Bakınca bu bir maliyet meselesi değil. Bütçe meselesi değil. Sadece bir yol haritası yapılması lazım. 1910 yılında da benzer bir köpeklerin toplanması ve öldürülmesi süreci olmuştu. Gelin görün ki bir sonuç olmamış. Yine aynı şey yapılsa bile bir sonuç alınmayacaktır. Bunun en önemli çözümü gerekli kurumların gerekli iş birliklerini yaparak bu sorunu devamlı takip etmek. Biraz vatandaşların eğitilmesi, biraz kurumların görevlerini yerine getirmesi halinde gönüllülerin de desteği ile sorunu çözebiliriz. Biz bunu Hopa çevresine yapmaya çalışıyoruz. Bu sürecinin sonunda da sayılarını kontrol altına alarak sokaklarda yaşanan huzursuzluğu 6 ay içerisinde çözmüş olacağımızı düşünüyoruz” şeklinde konuştu.
Cihan sözlerinin devamında “Tarım ve Orman Bakanlığının tahsis ettiği ve isteyen her belediyeye olumlu olarak baktıkları bir süreç yaşanmış. Burada bir tahsis var. Burada bizim yaptığımız barınaklar var. Onun üzerine bizim yaptığımız alanlar var. Bu alanları biz doğayı fazla tahrip etmeden yapıyoruz. Bu alanı biraz daha genişletmek istiyoruz. Sokak hayvanlarının, sokak köpeklerinin serbest olarak gezdiği ve yine yapı yapmayacağımız alanlar tahsis ettirmek istiyoruz. Sokak hayvanlarının aşıları yine Tarım ve Orman bakanlığı tarafından yapılıyor. Kurumlar aslında iş birliği yaptığı zaman bu işin çözümü çok kolay yapılıyor” ifadelerini kullandı.
]]>Artvin’in Hopa ilçesinde Belediye Veteriner hekimleri ve gönüllülerle birlikte sokak köpeklerinin kısırlaştırma işlemlerine bugün itibariyle başladı. İlk olarak barınakta bulunan erkek köpeklerin kısırlaştırılması, küpelenmesi ve mikroçip takılması işlemleri gerçekleştirildi. Hopa Belediyesi Başkanı Utku Cihan sokak hayvanlarını kısırlaştırarak kontrol altına alınabileceğini dile getirerek “Yaklaşık 300 tane sokak köpeği olduğunu düşünüyoruz. Bu yaptığımız çalışmayla bir envantere de ulaşmış olacağız. Dolayısıyla bu çalışmanın bir diğer amacı da bu. Tam sayıyı tespit edeceğiz. Sadece sokakta gezen değil bahçelerimizde olanları da tespit edeceğiz. Yarı ev yarı bahçede yaşayan hayvanlarımız var. Onların kısırlaştırılması için de çağrılarımız olacak. Aynı zamanda evdeki hayvanlarımızın da kısırlaştırılmasına yönelik destek olmak istiyoruz. Bütün Hopa’da ki sokak hayvanlarının, bahçedekilerin, evdekilerin tamamının kısırlaştırılması sayesinde ancak sayıyı kontrol altına alabiliriz. Hepsinin bir envantere girmesiyle sayıyı kontrol altına alabiliriz. Bu yüzden de bu süreci takip edeceğiz. Bütün vatandaşlarımıza da bu sürece katılmaları için çağrıda bulunacağız. Vatandaşlarımızın da besledikleri hayvanlar varsa onların da kısırlaştırılması için bizimle iletişime geçmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Sokak hayvanlarının verdiği huzursuzluğu 6 ay içerisinde çözmeyi planladıklarını ifade eden Cihan “Bir yasa tasarısı var. Sokak hayvanlarının barınaklarda 30 gün boyunca tutulması ve sahiplendirilmeye çalışılması. Sahiplendirilmezlerse uyutulması, diğer anlamıyla öldürülmesi ile ilgili bir yasa tasarısı var. Biz bunun doğru olmadığını düşünüyoruz. Bunun alternatifleri var. Biraz ilgilenerek. Gönüllüler ile hayvan severlerle iş birliği yapılarak sokak hayvanları ile mücadele edilebilir. Dolayısıyla biz bunun örneğini burada gösteriyoruz. Sayıyı kontrol altına alma şansımız var. Bakınca bu bir maliyet meselesi değil. Bütçe meselesi değil. Sadece bir yol haritası yapılması lazım. 1910 yılında da benzer bir köpeklerin toplanması ve öldürülmesi süreci olmuştu. Gelin görün ki bir sonuç olmamış. Yine aynı şey yapılsa bile bir sonuç alınmayacaktır. Bunun en önemli çözümü gerekli kurumların gerekli iş birliklerini yaparak bu sorunu devamlı takip etmek. Biraz vatandaşların eğitilmesi, biraz kurumların görevlerini yerine getirmesi halinde gönüllülerin de desteği ile sorunu çözebiliriz. Biz bunu Hopa çevresine yapmaya çalışıyoruz. Bu sürecinin sonunda da sayılarını kontrol altına alarak sokaklarda yaşanan huzursuzluğu 6 ay içerisinde çözmüş olacağımızı düşünüyoruz” şeklinde konuştu.
Cihan sözlerinin devamında, “Tarım ve Orman Bakanlığının tahsis ettiği ve isteyen her belediyeye olumlu olarak baktıkları bir süreç yaşanmış. Burada bir tahsis var. Burada bizim yaptığımız barınaklar var. Onun üzerine bizim yaptığımız alanlar var. Bu alanları biz doğayı fazla tahrip etmeden yapıyoruz. Bu alanı biraz daha genişletmek istiyoruz. Sokak hayvanlarının, sokak köpeklerinin serbest olarak gezdiği ve yine yapı yapmayacağımız alanlar tahsis ettirmek istiyoruz. Sokak hayvanlarının aşıları yine Tarım ve Orman bakanlığı tarafından yapılıyor. Kurumlar aslında iş birliği yaptığı zaman bu işin çözümü çok kolay yapılıyor” ifadelerini kullandı. – ARTVİN
]]>“GAYRİMENKUL YATIRIM FONLARININ PROJELERE YATIRIM YAPMASININ ÖNÜ AÇILACAK”
Şimşek, kentsel dönüşüm ve konut arzının artmasını sağlayacak yeni çalışmaya ilişkin bilgi verdi. SPK’nin hazırladığı Proje Gayrimenkul Yatırım Fonu (Proje GYF) kurulmasına ilişkin düzenlemede son aşamaya gelindiğini bildiren Şimşek, “Kurul tarafından yapılacak düzenlemeyle gayrimenkul yatırım fonlarının (GYF) gayrimenkul projelerine yatırım yapmasının önü açılacak. Düzenlemeyle, bu fonların portföyleri uygun hale getirilip tür değişikliği yapılacak. Konut arzının artmasıyla birlikte konut fiyatlarının yukarı yönlü piyasa baskısı azalacak ve böylelikle konuta erişilebilirlik her kesim için kolaylaşacak.” diye konuştu.
GELİR YA DA EV SAHİBİ OLMA İMKANI
Şimşek, gayrimenkul yatırım fonlarının, yeni düzenlemeden önce bu projelere yatırım yapamadığına ve gayrimenkullerin inşaat işlerini üstlenemediğine işaret ederek, SPK’nin düzenlemesiyle bu kısıtların ortadan kalkacağını söyledi.
Gayrimenkul yatırım fonlarının, artık kendilerinin veya başkalarının geliştirdiği projelere yatırım yapabileceğini aktaran Şimşek, “Böylece proje gayrimenkul yatırım fonları, portföylerine üzerinde proje geliştirilecek arsa ve gayrimenkul projelerini dahil edebilecek. Düzenlemede ayrıntılı şekilde yer alacak şartları sağlayan bu yatırım fonları, unvanlarında ‘proje’ ibaresine yer verecek ve ‘proje gayrimenkul yatırım fonu’ olarak anılacak. Bu açılardan proje gayrimenkul yatırım fonları, portföylerine proje dahil edemeyen mevcut gayrimenkul yatırım fonlarından farklı bir içeriğe sahip olacak.” ifadesini kullandı.
Bakan Şimşek, SPK tarafından hayata geçirilecek projenin, yatırımcıların proje kaynaklı risklerinin azaltılabilmesi amacıyla teminat mekanizması getirdiğini, böylece fonun hasılat paylaşımı sözleşmelerinden doğan haklarını da güvence altında tutacağını belirterek, “Bu düzenleme ayrıca fon faaliyetleriyle ilgili yatırım kararını etkileyebilecek değişikliklerde yatırımcılara fondan çıkış hakkı getirecek ve böylelikle yatırımcı mağduriyetlerinin önüne de geçilecek.” değerlendirmesinde bulundu.
DÜZENLEME SONRASI FONLARIN SAYISI ARTABİLİR
Yatırımcıların, proje bitiminde gayrimenkulün satışından ya da kirasından gelir elde edebileceği gibi ayni çıkış yaparak ev sahibi olma imkanına da sahip olabileceğini aktaran Şimşek, gayrimenkul yatırım fonlarına ilişkin de şu bilgileri paylaştı:
“SPK tarafından ihraç belgesi onaylanan 184 gayrimenkul yatırım fonu bulunuyor. Halihazırda portföyü oluşan 149 fon varken, bu fonların portföy büyüklüğü ise 82,7 milyar lira civarında. Yeni düzenlemeyle bu fonların sayısının artması da bekleniyor. Fonların teminat temelli sağlam yapısı sayesinde gayrimenkul proje üretimi güvenle hayata geçirilebilecek. Yatırımcılar bu güven ortamında kooperatifçilik mantığıyla küçük birikimlerini değerlendirerek konut sahibi olabilecekler.”
“FİYATLARIN DÜŞMESİNDE ETKİLİ OLACAK”
Düzenlemeyle toplumda genel anlamda tasarruf eğiliminde artış beklendiğine de dikkati çeken Şimşek “Düzenleme, kentsel dönüşümün finansmanında ve konut arzının artırılmasında önemli bir enstrüman olacak. Bu yatırım fonları, gerek geliştirecekleri projeler gerekse diğer projelerden alabilecekleri konut nitelikli bağımsız bölümlerle konut piyasasında arz hareketliliğini artıracak ve böylelikle fiyatların düşüş eğilimine geçmesinde çok büyük katkılar sağlayabilecek. Bu canlanma, konut piyasasının geneline yayılacak. Düzenleme, konut üreticilerinin ihtiyaç duyacakları finansmanı, sermaye piyasalarından temin edebilmeleri için de çok değerli bir alternatif oluşturacak. Böylelikle, tasarruf sahipleri küçük birikimlerini gayrimenkul projelerinde değerlendirebilecek.” dedi.
]]>